Ankara Atatürk Orman Çiftliği Müze ve Sergi Salonu
Alparslan Türkeş Caddesi, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğündedir. Müze Pazartesi ve Salı günleri dışında her gün saat: 08.00-17.00 arasında ücretsiz gezilebilir.
1925 yılında Atatürk Orman Çiftliği kurulma aşamasında, bir ahır ve bu ahır 1943 yılında Şarap ve depolama tesisine dönüştürülür, ardından Atatürk Orman Çiftliğinin kuruluşunun 85’nci yılında yani 6 Mayıs 2010 tarihinde ise gerekli tadilatlar yapılarak Müze ve Sergi Salonu olarak dizayn edilir.
Müzede: sergilenen objeler arasında, Çiftlikte kullanılan ilk dondurma makinası, üretime başladığı ilk yıllarda kullanılmış yoğurt kaynatma kazanları, şişeleme makinaları, eski fıçılar, eski tarım aletleri, eski veteriner aletleri ve çeşitli ekipmanlar sergileniyor.
Ayrıca “Kuzular”, “Yaylada Yörükler ve Bağ bozumu gibi yağlı boya tablolar bulunuyor.
Ayrıca, müzede çok önemli bir fotoğraf sergisi de bulunuyor. Türkiye’nin en büyük Atatürk fotoğrafları kolleksiyoneri Hanri Benazus’a ait “Atatürk” resimleri koleksiyonundan (koleksiyonda 5 bin civarında fotoğraf bulunuyor ve bunların çoğu Atatürk’ün Atatürk Orman Çiftliğinde çekilen fotoğraflarıdır) seçme eserler, sürekli olarak sergileniyor.
Bu koleksiyonda, Atatürk’ün her halini yansıtan fotoğraflar, ziyaretçileri bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor.
Son bir not: Müze ve Sergi Salonunun 4 Kasım 2015 günü gece saat 02.00 gibi bilinmeyen bir nedenle ve hatta kuşkulu bir şekilde yandığı söyleniyor.
Ankara Büyükşehir Belediyesi, yangın tarihinde yaptığı açıklamada, binanın çatısının dörtte birlik bölümünün yandığını, müze olarak kullanılan kısımda hasar bulunmadığını ifade etmiştir.
Yangında ambarda bulunan masa ve sandalye gibi etkinliklerde kullanılan malzemeler, sinevizyon salonu, kokteyl alanları ve binanın çatısı ile kapısının zarar gördüğü belirtiliyor.
Umarım doğrudur, çünkü içeride eşi bulunmayan (çünkü fotoğrafların digital kopyaları da müzede bulunmaktadır) Atatürk resimleri koleksiyonu bulunuyordu.
Bu yüzden, müze halen kapalı, burayı ziyaret etmek isterseniz, gitmeden önce mutlaka telefonla bilgi alınız. Çünkü telefonla bilgi almazsanız, gittiğinizde muhtemelen kapalı olabilir.
Özellikle okul öğrencileri, öğretmenleri nezaretinde burayı ziyaret etmektedirler.
Ankara’nın yıllar öncesine dayanan tarihi ve turistik bir yeridir.
Burası, Beyrut şehir merkezinin kuzeyindedir. Limanı ve birçok güzellikleri barındırması ile tanınır. Günümüzde, Lübnan’ın en önemli limanlarından birisidir. Ancak, şehrin ilk kuruluşu bilinmemektedir ve burada, yaklaşık 7000 yıldır insan yerleşimi bulunduğu düşünülmektedir. Antik dönemde ise, buradan Mısır’a sedir ağacı ihraç ediliyormuş ve sedir ağacı, Mısır papirüslerinin ham maddesi olarak kullanılıyormuş. Bu yüzden, şehre Yunancada “papirüs” anlamına gelen “Byblos” ismi verilmiştir.
Şehrin bu isimle anılmasının bir diğer nedeni ise, yine söylentilere göre, “İncil” ilk kez burada kaleme alınmıştır ve bu yüzden şehrin ismi ortaya çıkmıştır. Hatta: Yunan, Latin ve Arap alfabesinin temeli olan “lineer alfabe”yi bulanlar bile Fenikelilerdir ve burada yaşamışlardır, çünkü alfabe ile ilgili en eski buluntu, buradaki jeolojik araştırmalarda ele geçirilmiştir.
Daha eskilere gidersek, efsaneye göre: Mısır tanrısı “Osiris” bir sandığa kapatılır ve denize atılan sandık, bu şehir kıyısına gelir ve burada karaya vurur. Evet, biraz önce de söylediğim gibi, antik dönemde şehrin en büyük özelliği: Mısır ve çevre ile olan büyük ticari bağlardır.
Lübnan Beyrut Byblos
Tabii, bu antik şehrin tüm bu özellikleri olunca, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınması kaçınılmazdır. Bu şehirde, tüm Akdeniz uygarlıklarının izlerini görmek mümkündür.
Gelelim günümüze: burası, İzmir-Foça’ya çok benziyor. Çarşı, Pazar ve liman tarafında sergiler bulunuyor. Limanda ise, ilk göze çarpanlar: sığ sulardaki tekneler ve suyun kenarında bulunan “sedir” ağaçlarıdır. Hani: Beyrut şehrini gezdim, Lübnan bayrağındaki “sedir” ağacını göremedim diyenler, burada bolca sedir ağacı görebilirler.
Bunun yanında: günümüzde, şehirde: Mısır Tapınağı, Kraliyet mezarlığı, Roma tiyatrosu, kiliseler ve camiler görülüyor. Biraz önce söylediğim gibi, çok yönlü kültürel izler var. Zaten şehir bu yüzden, günümüze kadar popülütesini muhafaza etmiştir.
Liman ağzında: küçük bir kule görülüyor. Kule: tipik Roma mimarisinin izlerini yansıtıyor. Hemen yanındaki dalgakıran ise, sonradan devşirme malzeme yani taşlarla yapılmıştır.
Byblos şehri denilince, tüm bu antik ve tarihi özellikleri yanında, bir de restoranı akla geliyor. İç savaş öncesinde, burası sosyetenin en büyük uğrak yerlerinden biriymiş ve sosyete, özellikle “Chez-Peye” denilen bir restorana geliyormuş ki, günümüzde de restoranın duvarlarında, hala ünlülerin burada çekilmiş fotoğrafları bolca sergileniyor. Buraya yolunuz düşerse, bu restorana mutlaka uğramanızı öneririm. Burada özellikle “kalamar” yemelisiniz.
Öte yandan: burada konuşurken dikkatli olmanızda yarar var. Çünkü: buralıların ana dili “Arapça” değil. Çünkü, burada yaşayanların birçoğu Anadolu’dan göçmüş “Ermeni” ve birçoğu “Türkçe” biliyor. Yani dükkanların büyük bölümü, bu Ermeniler tarafından işletiliyor.
Lübnan Beyrut Byblos
Kale
Kaleye giriş ücretlidir. Çok büyük bir yer değil. Haçlılar tarafından yapılmış. Ancak: buranın asıl özelliği, uzun süreli olarak insanların yerleştiği bir höyük üzerinde kurulmuş olmasıdır. Çünkü: halen devam eden kazılarda, her katmanda değişik şeyler bulunuyor ve Beyrut şehrindeki arkeoloji müzesine götürülüyormuş.
Kalenin içinde Osmanlı Paşasının konağı olarak kullanıldığı söylenen, 2 katlı bir metruk bina görülüyor. Bu metruk yapının hemen yanında ise, kral mezarlarının bulunduğu yerler var. Burada: çok sayıda kuyu benzeri mezar bulunuyor. Bu kuyular, yaklaşık 20 metre derinliktedir. Ancak: bu kuyuların duvarlarına, yaklaşık 10 metreden daha derin kısımlarında, duvarlara lahitler yerleştirilmiştir. Kaba ve basit olsa da bu lahitlerin o kuyuların kazılıp oralara nasıl yerleştirildikleri meçhul ve ilgi çekiyor.
Lübnan Beyrut Byblos
Byblos Çarşısı
Bu çarşı Osmanlı döneminde yapılmıştır. Günümüzde: taş döşeli kaldırımlarda yürürken, burada yöresel özellikler gösteren hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar bulunuyor.
Crusader Kilisesi
Antik şehrin hemen yanı başında bulunan kilisede günümüzde düğünler ve vaftiz törenleri yapılıyor.
Doğu Afrika kıyılarındaki liman kalıntıları, iki küçük adada bulunmaktadır. 13 ve 16’ncı yüzyıllar arasındaki dönemde: burada, gerek kıta dışına mal gönderilmiş ve gerekse kıta dışından gelen mallar, buradan Afrika kıtasına girmiştir. En çok ticareti yapılan mallar ise: altın, gümüş, inci, parfüm, Arap tabakları, Çin porselenleridir. Sonuç olarak: o dönemde, bu limanlar, Hint Okyanusu ticaretinde önemli rol oynamışlardır.
En büyük özellik ise: altın ve fildişinin, gümüş ile takas edilmesidir. Özellikle: 13-16’ncı yüzyıllar arasında: dünya ticareti: Arabistan, Hindistan ve Çin arasında Hint Okyanusun’da sürdürülüyordu.
Bu iki liman bölgesi: 9 ile 19’ncu yüzyıllar arasında, Doğu Afrika kıyılarında: Swahili kültür ve ticaretinin büyümesi sağlaması, olağanüstü mimari ve arkelojik yapıları, ekonomik-sosyal ve politik dinamikleri nedeniyle, UNESCO tarafından, 1981 yılında, Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Evet: Kilwa bölgesi: 3 farklı şehre ayrılmıştır. Bunlar:
1. Kilwa Kisiwani
2. Kilwa Masoko
3. Songo Mnara
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Kilwa Kisiwani
Bölgedeki en güzel kalıntılar burada görülür. Bu bölge, ilk olarak: 9’ncu yüzyılda bölgeye gelen işgalciler tarafından yerleşilmiş ve 13-14’ncü yüzyıllar arasında, refah seviyesi en üst düzeye çıkmıştır. 1331-1332 yılları arasında, büyük gezgin “İbn Battouta” buraya uğradığında, burayı “dünyanın en güzel şehirlerinden birisi olarak” nitelendirmiştir.
14’ncü yüzyılda: şehir, kendi parasını bastı. 16’ncı yüzyılda ise Portekizliler bölgeyi ele geçirdiler ve bir kale kurdular.
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Evet: günümüzde, şehrin birçok yeri hala kazılamamıştır. Kalıntılar, toplam 400 dönümlük bir alana yayılmıştır. Mercan ve kireç taşı kullanılarak yapılan yapıların kalıntıları ayaktadır.
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Özellikle: 11’nci yüzyılda inşa edilen büyük cami kalıntısı ilgi çeker ki, bu cami 13’ncü yüzyılda Sultan İbn Muhammed el Malik el Adil döneminde (1412-1422) genişletilmiş ve kubbesi büyütülmüştür. Çatısı ise, Çin porselenleri ile dekore edilmiştir.
Bu büyük cami: Doğu Afrika kıyısındaki en eski ve günümüze ayakta gelebilmiş camidir ve onun 16 kubbeli ve tonozlu yapısı ile benzersiz bir mimari planı bulunmaktadır. Özellikle: 13’ncü yüzyıldan kalma kubbesi, 19’ncu yüzyıla kadar, Afrika kıtasındaki en büyük kubbe olma özelliğini muhafaza etmiştir.
Caminin hemen güneyinde, Great House olarak isimlendirilen, Sultan Sarayı olması muhtemel büyük bir kompleks bina kalıntıları bulunmaktadır. Yine burada, sultana ait olduğu söylenen 4 mezar görülür.
15’nci yüzyılda yapılan “mescit” günümüzde de kullanılmaktadır, yani gayet iyi muhafaza edilerek günümüze ulaşmıştır.
Adanın batı bölümündeki surlara: Makutani yani büyük duvar denilmektedir. Cami ve saray kalıntıları, bu surlar tarafından çevrelenmektedir.
Adanın doğusunda, bir yol üzerinde bulunan ve “Husuni Kubwa” olarak isimlendirilen en büyük binanın zemin duvarı incelendiğinde, bunun, tropik Afrika’da bir zamanların en büyük yapısı olduğu anlaşılmaktadır.
Burayı ziyaret ederseniz: çok sayıda cami, Portekiz döneminden kalma kale ve evler ile bütün bir şehir merkezi, meydanlar, mezar alanları vb. gibi kalıntıları görebilirsiniz. Özellikle: 1310-1333 yılları arasında Portekiz kalesi kalıntıları üzerine inşa edilen Gereza yani hapishane, ilgi çekmektedir. Ancak: bu deniz kıyısındaki kale: denizdeki gel-gitler nedeniyle olumsuz etkilenmekte ve koruma çalışmaları yapılmaktadır.
Kilwa Masoko
Günümüzdeki tüm modern tesisler buradadır. Yani, tarihsel kalıntıları görmek için, diğer şehirlere gitmeniz gerekir.
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Tanzanya Kilwa Kisiwani
Songo Mnara
Adanın kuzey ucunda bu kalıntılar görülür. Bu kalıntılardan günümüze ulaşanlar: 5 cami, bir saray kompleksi ve mercan taşlardan yapılmış çevre surlarıdır. Bu surların içinde, 33 tane konut kalıntısı bulunmaktadır.
Husuni Kubwa isimli sarayın: Sultan Al Hasan tarafından, 1310 yılı civarında, 1333 yılları arasında yaptırıldığı sanılıyor. Surlar içindeki bu yapıların bir kısmının çatılarının parçaları bile günümüze ulaşmıştır.
Ulaşım
Burası: Tanzanya’nın ticari başkenti olan “Dar es Salaam” şehrinin 300 km. güneyindedir ve otobüs ulaşımı vardır. Ancak: buraya ulaşmak için: Kisiwani adasının ana karadan ayrıldığı kanal üzerinden, bir tekne ile adaya geçmeniz gerekiyor. Gezi için rehber almanızı öneririm.
Ziyaret
Kisiwani kalıntılarını ziyaret için, izin almak gerekmektedir. Kilwa Masoko içinden geçen ana yol üzerindeki yerel yönetim binasından izin alabilirsiniz.
Kalıntıların bulunduğu bölgeye gittiğinizde ise, gerçekten bir zamanlar, büyük bir ticari faaliyetin yürütüldüğü ve özellikle altın ticaretinden çok zengin olan bir yörenin, günümüze kadar gayet sağlam olarak gelebilmiş kalıntıları ile karşılacaksınız.