
Evet, Roma şehri denilince, tarih severler, tarih meraklıları öncelikle “Kolezyum” derler ve buranın ihtişamını, güzelliğini görmeden, dünya üzerindeki Roma medeniyetinin ulaştığı seviyeyi anlamanın mümkün olmayacağına inanırlar.
Evet, dünyadaki ilk stadyum örneği yapı karşınızda.
Antik Yunan tiyatrolarının birçoğu, bir yanını mevcut bir tepeye veya yamaca verirken, burası tamamen düz bir zemine inşa edilmiş olması nedeniyle de önem kazanmaktadır.
1990 yılında Kolezyum, Roma’nın tüm tarihi merkezi, İtalya’daki Vatikan’ın sınır dışı bölgeleri ve surların dışındaki Aziz Paul Bazilikası ile birlikte UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alındı.
7 Temmuz 2007 tarihinde Lizbon’da, tüm kıtalardan 100 milyon kişinin katıldığı evrensel bir ankette Kolezyum, modern dünyanın 7 harikasından biri olarak seçildi. Diğerleri: Çin seddi, Ürdün Petra, Brezilya Rio de Janeiro’daki Kurtarıcı İsa Heykeli, Peru’daki Machu Picchu İnka Harabeleri, Meksika’daki Chichen Itza Maya Piramidi ve Hindistan’daki Taç Mahal.
Evet bu satırları okuduğunda ülkemizden niye bir yer yok diye düşünmüşsünüzdür. Haklısınız sanırım bu ankete katılımda, ülkemizden gerekli ilgi görmemiş olsa gerek. Yoksa elbette ülkemizde de bu sıralamaya girebilecek bir çok anıt eser var.
Kolezyum
Roma şehrinde en ünlü amfitiyatro, Flavius imparatorları döneminde yapılmıştır.
İnşaat Vespasianus tarafından başlatılmış, 79’da adanmış, Titus tarafından bitirilmiş ve 80’de yeniden adanmıştır. İnşaat aşaması 8 yıldır.
Resmi adıyla Flavianus Amfitiyatrosu olarak bilinen yapı, geç imparatorluk dönemleri boyunca duran dev “Sol” (güneş) heykelinden dolayı, MS 1000’den itibaren Colleseum adıyla anılmaya başlanmıştır. İmparator Neron, öldürüldükten sonra uyun bir güneş tacı eklenerek, güneş tanrısını tasvir edecek şekilde yeniden düzenlendi. Heykel, Hadrianus döneminde Venüs ve Roma Tapınağına yer açmak için orijinal yerinden taşındı. Devasa heykelin kaidesinin bulunduğu yer, taşınmanın ardından modern bir tüf kaide ile işaretlendi.
Amfitiyatro veya çifte tiyatro, İtalya’da ve imparatorluğun orta ve batı kesimlerinde yaygın olan, ama doğu yarısında nadiren rastlanan bir mimari türüdür.
Geniş bir oval şekilde olan Colleseum, Neron’un Domus Aurea’sının yapay gölünün bulunduğu yere inşa edildi.
Ölçüleri: arena: 86 x 54 metre, bina geneli: 188 x 156 metreydi.
Böylece Flaviuslar, kent merkezinin bir kısmını halka geri kazandırmış oldular.
Yapı, gladyatör dövüşleri ve avlanma da dahil vahşi hayvanların bulunduğu gösteriler için kullanıldı.
Son gladyatör dövüşü, 404 yılında yapıldı, ama venatiolar yani gösteriler altıncı yüzyılın ortalarına kadar devam etti.
Binanın yıkımı 9’ncu yüzyılda, kazı ve restorasyonu ise 19’ncu yüzyılda başladı.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ:
Colleseum, betondan inşa edildi. İnşaatta, Roma’nın sayısız savaşında esir aldığı 100 binden fazla kölenin kullanıldığı tahmin ediliyor. (özellikle esir alınan Yahudi köleler çalıştırılmıştır.)
Bazı yerleri tuğlayla, dış cephesi Tivoli yakınlarından çıkan yüksek kalite travertenle kaplanmıştı. Bu traverten taşı beyazdı ve güneşte parıldar ve gören herkeste hayranlık uyandırırdı.
Farklı taş ve çimento türlerine ek olarak, büyük blokların birbirine bağlanması için yaklaşık 300 ton demir kelepçe kullanılmıştır. Bu kelepçeler, Kolezyum’un bakımsız kalması ve binanın duvarlarında bugün bile fark edilen büyük çukurlar bırakmasıyla sonraki yüzyıllarda toplanmıştır.
Oturma yerleri mermer kaplıydı.
Dış cephe, dört katlıydı.
İlk üç katta: Romalılara özgü bir dekoratif bileşimle, kemerler arasında onların devamı olan sütunlar vardı.
Alt katın sütunları Toskana, ikinci katın sütunları İon, Üçüncü katın sütunları ise Korent düzenindeydi.
En üst kat, kesintisiz bir duvar ile bunun üzerindeki Korent pilasterlerinden oluşuyordu.
Birer atlayarak pencereler açılmıştı.
Dış cephenin toplam yüksekliği: 48.5 metreydi. (Başlangıçta 52 metreydi)
Çevresi 527 metredir.
İkinci ve üçüncü katlardaki kemerlerin, heykellerle doldurulması amaçlanmıştı.
Bu heykeller, sikkelerde gösterilmesine rağmen hiç var olmamış olabilir.
Çünkü heykel kaidelerine rastlanmamıştır.
KAPILAR
Yapının yaklaşık 60 kapısı bulunuyordu. Acil durumlarda ise, kapı sayısı 120 oluyordu. Bunun sebebi, içerideki insanların 10 dakika gibi kısa bir sürede yapıya terk etmelerini sağlamaktı.
İmparatorun özel bir erişim tüneli vardı, böylece kalabalıktan kaçınarak binaya güvenli bir şekilde girip çıkabiliyordu.
CAVEA:
Cavea adı verilen oturma yerleri yaklaşık 45.000 kişi alabiliyordu.
Oturma yerleri traverten taşından yapılmıştı ve her koltuk yaklaşık 40 cm genişliğindeydi. Varlıklı katılımcılar, koltuklarına yerleştirmek için yanlarında minder getirirlerdi.
Beş dairesel geçidin üzerine yerleştirilmiş olan oturma yerleri, farklı eğimlerle yükseliyordu.
En dıştaki iki geçit tonozluydu ve üstlerinde başka tonozlar taşıyorlardı.
Oturma yerlerine merdivenlerle çıkılıyordu.
Seyircilerin ayrılmış olan koltukları için üzerinde vamitorium (giriş geçidi), gradus (sıra) ve locus (yer) numaraları bulunan bilet veya fişleri vardı.
Bazı yerler, arenanın tepesine iliştirilmiş tentelerle güneşten korunuyordu.
Muhtemelen devriye gezen silahlı muhafızlar için dar bir yol ile bir çit vardı.
İmparatorun locası güneyde, magistratusların locasının tam karşısındaydı.
Her ikisine de ayrı tören girişlerinden girilirdi.
ARENA ZEMİNİ:
Arena, birinci kat oturma yerlerine kadar uzanan 3 metrelik bir duvarla çevriliydi. Bu duvar, binanın geri kalanının yoğun beyaz rengiyle güçlü bir kontrast oluşturarak, arena zemininde yaşananları yansıtacak şekilde kırmızı ve siyah taş bloklardan yapılmıştı.
Arena zemini tahtaydı. Ahşap panellerden yapılan zemin üzerine yakınlardaki Monte Mario tepesinden alınan kum tabakası serpilmişti.
Bu zeminin altında, üç dairesel geçitle çevrili dört paralel sıra hücre bulunurdu ve bu alan su giderleriyle donatılmıştı.
Zeminde dekor öğelerini tanıtmak ve çıkarmak ve özel efektler yaratmak için kullanılan çok sayıda tuzak kapı vardı.
Bir uçtaki makineler, vahşi hayvanları yukarı arenaya çıkarırdı.
Yapının taşları
Taşların itme gücü ve yumurta akı ile birbirlerine sabitlenmiştir. Ayrıca: her iki taş kütlesi arasında “U” şeklindeki demir parçası, kurşun eritilip dökülmek suretiyle sabitlenmiştir.
Zamanla büyük bir deprem geçiren yapının, güney duvarı günümüzde yıkıktır ve bu duvarın taşları, şehirdeki diğer yapılarda bolca kullanılmıştır.




Yapıdaki etkinliklerde, ilk yıllarda: esirler vahşi hayvanlara atılarak parçalatılıyor iken, Hıristiyanlığın kabulü ile, bu uygulamaya son verilmiş ve burada gladyatör dövüşleri yapılmaya başlanmıştır.
Öte yandan, Hıristiyanlığın ilk yıllarında, Roma imparatorları: ülke ve şehirdeki kargaşalıkları engellemek ve insanları daha kolay kontrol altına alabilmek için, böyle büyük bir yapı yaptırmıştır.
Gladyatör dövüşleri
İlk olarak esirler arasından seçilen iri-yarı ve güçlü kişiler, gladyatör okullarında eğitilirler ve ülkenin çeşitli yerlerindeki arenalarda dövüştürülürlermiş.
Bir dönem: esir olmayanlar içinden de gladyatör çıktığı görülmüş, çünkü bu dövüşler, halk arasında büyük rağbet görmüştür.
Ülkenin çeşitli yerlerinde dövüştürülen gladyatörler için, Roma-Kolezyum bir mabet, ulaşılacak en büyük dövüş mekanı olarak hep önem kazanmıştır.
Kolezyum kullanıldığı 300 yıl boyunca, kanlı gösterilerde 400 binden fazla insan öldüğüne inanılıyor.
Evet
Dışarıdan görüldüğünde bu muhteşem yapıya hayran kalmamak elde değil. Eğer içeriye girmek isterseniz, uzun kuyrukları yani sırayı beklemek zorundasınız ki, içeriye girerseniz, vahşi hayvanlar ve esir gladyatörlerin yer altında tutuldukları hücreleri, sıraları ve alanı görebiliyorsunuz. Burayı her yıl yaklaşık 6 milyon kişinin ziyaret ettiği söyleniyor.
Arenanın zemini: tahta ve kumla kaplı imiş. Bodrumda, biraz önce sözünü ettiğim gibi holler görülüyor.
Yapının dışında ise, o kalabalık içinde, Roma askeri kıyafeti giymiş kişilerle hatıra fotoğrafı çektirebiliyorsunuz.
Elbette: esmer tenli kuzey Afrikalı göçmenler, ellerindeki hediyelik eşyaları satmak için, her türlü gayreti gösteriyorlar.








