Afyonkarahisar Şuhut

Afyonkarahisar Şuhut


Buranın en büyük özelliği: Synnada denilen antik kentin bulunması, ancak bu antik kent ile ilgili hiçbir araştırma yok, tanıtım yok, hatta bu kentin varlığını bilen bile yok.

Bu kent, bir zamanlar, Frigyalılara başkentlik yapmıştır.

Tabii bir de daha yakın geçmiş var, Kocatepe ve Zafer Yolu. İlçe Merkezindeki Atatürk Evi.

ULAŞIM

İl merkezine 29 km uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Şuhut

GENEL

Batı Anadolu’yu İç Anadolu’ya bağlayan eşik arazi üzerindedir. 

Rakımı 1200 metredir, Afyonkarahisar il merkezinden daha yüksektedir. Kaynağını Kumalar dağından alan Kali çayı üzerinde, ilçe merkezinden 15 km uzaklıkta Selevir barajı kurulmuştur. 

İlçe merkezi ve çevresi Ege bölgesine dahil olmakla birlikte, burada İç Anadolu’nun karasal iklimi görülür. 

Şuhut; 1862 yılında, büyük bir deprem geçirir ve sonucunda, birçok bina ve tarihi anıt yok olur. Şuhut’un isminin kelime anlamı; tanıklar/şehitler demektir.

 

TARİHİ

Hitit döneminde, Afyonkarahisar ve Kütahya illerinde hüküm süren Mira krallığına bağlı bir prenslik olan Kuvalya’nın başkenti Şuhut olmuştur. 

Bu bölgedeki ilk yerleşim: Akamos, Truva savaşına katılmış, yenilince birliklerini buraya kadar çekmiş ve MÖ 1180 yılında, bölgede “Synnada” şehrini kurmuştur. 

Şehir takip eden dönemde, Lidya, Pers, Roma ve Bizans egemenliğine girer. 

Bizans döneminde şehrin ismi değişmiş ve “Cfut” ve sonrasında “Çıfut” olmuştur. 

1219 yılında ise yörede Türk hakimiyeti görülür.

Bu dönemde, İslam askerleri arasında bulunan Şeyh Şuhudi Ömer Efendiye izafeten şehrin ismi “Şuhut” olmuştur.

Şuhut, Kurtuluş Savaşı sırasında, kısa süre Atatürk ve Başkomutanlık karargahına ev sahipliği yapmıştır. 1946 yılında ilçe olur.

Şuhut Patates

PATATES

Şuhut ilçesinin Atlıhisar beldesinde yetişen patates, Türkiye’nin en iyi patatesi olarak ün kazanmıştır.

Şuhut’a patatesi ilk getiren kişi Hacı Veli Ağa’dır. 1895 yılında İzmir’e bağlı Ödemiş ilçesinden getirttiği patates tohumlarını kendi adıyla anılan meşhur bahçeye ekerek ilk hasadı yapmıştır. 

Patatesin rengi oldukça sarıdır ve normal patates ile karşılaştırıldığında lezzeti de farklıdır. Yemeklik olmakla birlikte parmak patates ve cips olarak kullanılmaya uygun, yumru et rengi koyu sarı, kabuk rengi ise sarı ve pürüzsüzdür. 

Kızartma için özellikle Şuhut ve Sandıklı patatesleri tercih edilmektedir. 

Şuhut Keşkeği

NE YENİR

Buraya yolunuz düşerse kesinlikle “keşkek” yemelisiniz. Şuhut keşkeği tescillidir, doğum, asker uğurlama, düğün, kutlama, bayram, hacı uğurlama, adak, hayır, buluşma gibi özel zamanlarda yapılmaktadır. Günün her saatinde tüketilebilir. 

Afyonkarahisar Şuhut Meslek Yüksek Okulu

ŞUHUT MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Caddesindedir. 

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1993 yılında kurulmuş ve İşletmecilik ile Dericilik programları ile eğitime başlanmıştır.

2017 yılında ise, ilçe merkezinde kendi binası tamamlanarak yeni binasına taşınmıştır. Okul bünyesinde 4 ayrı bölüm vardır.

Bunlar: Muhasebe ve Vergi uygulamaları, Gıda Teknolojisi, Laborant ve Veteriner Sağlık bölümleridir. İlçe merkezinde Kredi Yurtlar Kurumunun 350 öğrenci kapasiteli 2 ayrı bloktan oluşan yurdu vardır. Afyonkarahisar’a 24 km uzaklıktadır ve Şuhut-Afyonkarahisar arasında her 15 dakikada bir karşılıklı minibüs seferleri vardır. 

Afyonkarahisar Şuhut

GEZİLECEK YERLER

Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami

 

ULU CAMİ

İlçe merkezindeki bu cami, Cami-i Kebir ve Büyük Cami isimleriyle de tanınır.

Caminin günümüze ulaşan kitabesi yoktur. 

1415 tarihli bir vakfiye örneğine göre, yapı Sarı Demirtaş Paşa oğlu Hamza Bey tarafından yaptırılmıştır. 

Cami, önünde şadırvanı ve ahşap medrese odaları ile bir külliye halinde idi. 

Caminin yanına yapılan ve tarihi bilinmeyen Şuhudi Medresesi günümüze ulaşmamıştır. 

Şuhut Ulu Camii, 1885 yılı salnamesine göre, o dönem kasaba durumundaki ilçede bulunan iki önemli camiden biridir. 

Caminin güney cephesinde bir kitabe bulunmaktadır.

Kitabe:

Batı cephesine yakın yerde saçak altında bulunan bir niş içine yerleştirilmiş olan kitabede şunlar yazılıdır “^Maşallah Tarih-i zelzele. Sene 1279” Buna göre Şuhut Ulu Camii, 1862 yılında meydana gelen depremden sonra onarılmıştır. 

 

Mimari yapı

Şuhut Ulu Camii doğusunda yer alan geniş bir avlu tarafından çevrelenmiştir.

Avlunun orta kısmında bir şadırvan, kuzeydoğu köşesinde ise abdestlik yer alır.

Sütunlu ve ahşap tavanlı camiler tipindeki yapı, kareye yakın dikdörtgen planlıdır.

Caminin içinde dört sıra halinde 16 adet mermer sütun bulunmaktadır. Bu sütunların antik Synnada şehrinden kalan direk, başlık gibi unsurlardan faydalanıldığı düşünülmektedir.

Caminin batı duvarı doğu duvarına göre daha uzundur.

Bu durum yapıda özgün olmayan bir planı meydana getirir.

Cami üstünü örten kırma çatı kiremit kaplı olup tepe noktasında alemi bulunmaktadır.

Caminin içindeki kıbleye dikey, her sırada dörder tane olmak üzere dört sıra sütun bulunmaktadır.

Yapı beden duvarlarında moloz taş kullanılmıştır.

Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami

 

Minare

Caminin güneydoğu köşesinde tek şerefeli minaresi yer almaktadır.

Synnada’nın kale kapılarından kalma 6 mermer direk üzerine, tuğla ile örülmüş olan minaresi toprak damlı ve kagirdir. 

Kürsü ve pabuç kısmı tamamen mermer bloklardan oluşmaktadır.

Gövde, şerefe ve petek kısmı tuğla örgülüdür.

Gövdenin bitiş ve başlangıç kısımlarında birer taş bilezik bulunmaktadır.

Gövdeye göre ince olan petek kısmının üzerinde külah ve alem yer almaktadır.

Yapını çeşitli kısımlarında görülmekle birlikte devşirme malzemenin en yoğun kullanıldığı yer minaredir. Bunlar Bizans dönemine ait toplama taşlardır. 

Bu devşirme malzemeler Bizans dönemine ait mermer bloklardır.

 

Şadırvan

Avlu ortasında yer alan şadırvan sekizgen bir alanın ortasına inşa edilmiştir ve üstü kapalıdır.

Her bir köşede bulunan ahşap sütunlar tarafından taşınan ahşap çatının üzeri metal kaplamadır.

Ahşap sütunların oturduğu kaideler birbirinden farklı işlenmiştir.

Afyonkarahisar İli Şuhut İlçesi İplik Mahallesinde kayıtlı bulunan Ulu Cami, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 1993 tarihli kararı ile 1’nci Gurup Korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiştir. 

Caminin son olarak restorasyonu 2013 yılında yapılmış ve 2015 yılında ibadete açılmıştır.

2020 yılında Şuhut Ulu Cami bahçesinin restorasyonu yapılmıştır. Bu çalışmada yeni oturma alanları ve abdest alma alanları yapılmıştır. 

Afyonkarahisar Şuhut Tarihi Hamam

 

ŞUHUT TARİHİ HAMAMI

İlçe merkezinde yaklaşık 600 yıllık olduğu öne sürülen tarihi Şuhut hamamı; 2012 yılı başlarında kapanmış ve yapılan restorasyon ardından tekrar açılmıştır.

3 kısımdan oluşan Şuhut Hamamı, benzerlerine nazaran son derece kullanışlıdır.

Hamamın girişinde, soyunma odalarının da bulunduğu selamlık bölümü bulunur. Selamlık kısmında, 9 tane ahşap soyunma kabini vardır.

Şuhut Tarihi Hamamı

Yine bu bölümde, ortada mermer bir süs havuzu ve havuzun tam üstünde ise havalandırma kubbesi bulunur.

Buradan sonra, ılıklık denen bölüme geçilir.

Sonra dar bir koridordan sıcaklık denen hamamın iç kısmına geçilir.

Bu bölümde, kurna bulunan genel yıkanma salonu bulunur.

Ortada ise 4 metre karelik sedir vardır.

Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla orijinal yapısı korunarak yenilenen Şuhut Hamamı, yenilenen yüzüyle 1 Temmuz 2024 tarihinden itibaren ziyaretçilerini bekliyor. 

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi

BÜYÜK TAARRUZ KARARGAHI ATATÜRK EVİ

İlçe merkezinde; Yalı Mahallesi İsmail Bey Sokakta bulunan Hacıvelioğlu Konağı, Atatürk’ün Büyük Taarruz öncesinde Şuhut’ta kaldığı konaktır.

1896-1897 yıllarında Şuhutlu Hacı Veli tarafından yaptırılmış olan konak yaklaşık 560 metre karelik bir alan üzerine inşa edilmiştir. İnşaatı yapan Taşçı Yahni ustadır.  

Konak, 20’nci yüzyıl sivil mimari özelliklerini taşımaktadır. 

 

Atatürk ve Beraberindekilerin Şuhut’a ulaşım:

25 Ağustos 1922 sabahı Afyon-Şuhat doğrultusunda Akşehir’den hareket eden Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Başyaver Salih ve ikinci yaver Muzaffer ile birlikte, Sultandağı-Çay üstünden Şuhut’a gelen Gazi Mustafa Kemal, Hacı Velioğlu Evinde, İsmet ve Fevzi Paşalar ise bu evin karşısındaki evde, karargahın bir kısmı da Mollazade Hacı Hüseyin Ev’inde misafir edildiler.

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana genel taarruz icra olunacaktır emrini verdiği 93 Nolu cephe emri, 25 Ağustos 1922 günü, Şuhut’taki karargahtan verilmiştir.

Gazi Mustafa Kemal, konakladığı Hacı Velioğlu Ev’inde silah arkadaşlarıyla önemli bir toplantı yapmış ve Anadolu ile dış dünya arasındaki bütün haberleşmelerin kesilmesi emrini verdikten sonra, 26 Ağustos’un ilk saatlerinde saat 00.30’da Kocatepe’de olmayı düşündüğünden, at arabası, kağnı gibi ilkel araçlarla Kocatepe’ye hareket etmiş, burada yatmamıştır. (Bazı kaynaklar, burada birkaç saat yattığını yazarlar.)

Mustafa Kemal Atatürk, “Nutuk” eserinde belirttiği gibi 24 Ağustos 1922 tarihinde Türk ordusunun karargahı Akşehir’den taarruz cephesi geresindeki Şuhut kasabasına taşınmıştır. 

Burada konaklayan Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa (Çakmak) ile görüşüp taarruz ile ilgili son incelemelerini yapmıştır ve buradan taarruzun yapılacağı Kocatepe’ye geçmiştir. 

Evet, bu 2 katlı ev: 24 Aralık 1999 tarihinde Kültür Bakanlığı adına Hazine tarafından kamulaştırılmış ve 2003 yılında restore edilerek 2005 yılında ziyarete açılmıştır.

20’nci yüzyıl sivil mimari özellikleri taşır.

Ancak asıl önemli tarafı, Büyük Taarruzdan önce, Mustafa Kemal Paşa tarafından karargah olarak kullanılmasıdır.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi
Evet, Atatürk evi hakkında sizleri gezerken aydınlatacak notlarım

İki katlı kagir yapıdaki bina, iki sokağın köşesine konumlandırılmıştır ve arka cephede de bahçesi vardır. 

Bir tanesi güneyde (arka cephede), biri kuzeyde ve ikisi batıda olmak üzere toplam dört kapısı vardır ama batıdaki iki kapı aktif olarak kullanılmamaktadır. 

Binanın ana kapısından, sadece hane sahibi girer çıkarmış.

Batı tarafındaki iki kapının birinden hayvanlar girip çıkarmış, diğerinden ise hizmetkarlar girip çıkarmış.

Arka bahçede bulunan iki kapıdan ise, konağa gelen misafirler girip çıkarmış.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi

Konak genel özellikleri:

Evde bulunan yüklük kısımlarına eski yer yatakları, yorgan ve benzeri eşyalar konulduğunda, bir odadan diğerine ses geçmez.

Konakta hane halkı ve hizmetkarlar ayrı ayrı yaşarmış.

Hane halkı ile hizmetkarları ayıran bölüm, güney tarafta bulunan iki kapılı bir geçittir.

Hane halkından birisi, hizmetkarları çağıracak olduğunda, kendi kapılarını tıktıklar, hizmetkarlar da kendi kapılarından gelirlerdi.

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi
Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi

 

Evin içi

Kuzey girişinden mermer zeminli bir sofaya girilir. 

Günümüzde sofanın solundaki oda semt kadınlarına kültürel amaçlı kursların verilmesi için kullanılmaktadır. 

 

Alt katta

Burada: hole açılan 4 oda vardır.

Evin içinde, alt katta, bugün yağlı boya tabloların bulunduğu bölüm, eskiden ahır olarak kullanılmış.

Buranın tavanı, kamış ve kerestedir.

Çünkü kamışlar, hayvanların kokusunu alır ve çevreye koku salgılamazmış.

Diğer odalarda, tavan alçı ve ahşap kaplamadır.

Mutfak olarak kullanılan bölümde, şömine yakıldığında ve ocakta herhangi bir şey pişirildiğinde: şömine üstünde bulunan su deposundaki suyu ısıtır ve hamamda kullanılacak sıcak su elde edilirmiş.

Zaten, konağın hamamı da, şöminenin hemen arkasındadır. Dar bir koridordan geçilerek 2 metre karelik hamama geçilir.

Alt katın bir bölümü: kültürel amaçlı kurslar için ayrılmış, 50 m. Karelik bölümde ise, bağımsızlığın panoraması, yağlı boya 11 tablo ile canlandırılmış. Bu tablolar Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Aydan Ayan ve öğrencileri tarafından hazırlanmıştır. 

Sergilenen 11 Tabloda: “Kuvay-ı Milliye Destanı” anlatılıyor.

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi
Üst kat

Üst kata çıkış, girişteki sofada bulanan merdivenlerden sağlanmaktadır. 

Üst kat geleneksel Şuhat yaşam tarzını yansıtacak şekilde tefriş edilmiştir. 

Sofaya açılan odalar: yatak odası, oturma odası, mutfak şeklinde düzenlenmiştir. 

Bakır zini, güvem ve kaplar, dantel örtülerle süslenmiş sedirler, kanaviçe işlemeli örtüler ve mankenler üzerindeki kıyafetler geleneksel Şuhut kültürünü yansıtmaktadır. 

Buradaki ilk oda: haremliktir. Eve gelen misafir ya da hane halkı, ayrı ayrı oturur, kadınların oturduğu bölüme haremlik denirdi.

Soldaki ilk oda: Selamlık bölümüdür. Hane sahibi, oğlu ile birlikte bu odada hem oturur, hem de gelenleri ağırlardı.

Haremliğe erkekler, selamlığa kadınlar girmezdi.

Hizmetkarlar içinde bu geçerliydi.

Haremliğe kadın hizmetkarlar, selamlığa erkek hizmetkarlar girerdi.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi Atatürk Çalışma Odası
Çalışma odası:

Mustafa Kemal Atatürk’ün konakta kaldığı çalışma odası özgün haliyle düzenlenmiştir. 

Bu oda özellikle tavanı ile dikkat çekmektedir. 

Ahşap tavan iç içe daralan üç bölümlü ve iç bükey eteklidir. 

Oda sade bir dekorasyona sahiptir, karşısındaki iki küçük pencere önünde bulunan bir sedir, yanında bir yüklük ve dolap, dolap önünde bir masa bulunmaktadır. 

Dolabın karşısındaki duvarda Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aydın AYAN tarafından yapılmış bir Atatürk Portresi yer alır. 

Mustafa Kemal Paşa, bu konaktan ayrıldıktan sonra silah arkadaşları ile birlikte Kocatepe’ye geçmiştir ve Büyük Taarruzu başlatmışlardır.

Atatürk burada bulunan cumbalı odada çalışmış ve dinlenmiştir.

Atatürk’ün kaldığı odada ilginç bir detay var. Tavan işlemesinde 2 adet tabutu hatırlatan figür bulunuyor.

Osmanlı döneminde, akşam yatmaya çekilen ev ahalisinin, ölümü düşünerek, kendi hayat muhasebesini yapması için tabut biçiminde figürler yapılmıştır.

Yine bu tabut figürlerinin ayrı ayrı olmasının sebebi, o dönemde aile eşrafının ayrı yatmasından ve herkesin ayrı ayrı hesaba çekileceğinin göstergesi olarak ayrı yapılmıştır.

 

Bahçe bölümü

Atatürk evinin arka bahçesinde yan yana 2 kapı bulunur.

Bunlardan birisinden bayanlar, diğerinden erkekler girer. Solda bulunan kapı açıksa, eve erkek geldiği, sağdaki kapı açıksa, bir bayan geldiği bilinir.

Onu karşılayacak hizmetkarında erkek erkeğe, bayan bayana karşılayıcı çıktığı bilinmektedir.

Evin bahçesinde iki tane birbirinden farklı tuvalet taşı vardır.

Bunlardan mermer olan taş hane sahiplerine aittir.

Diğer yani taştan yapılmış taş ise, hizmetkarların kullandıkları tuvaletin taşıdır.

Evin bahçesinde hamam yapısı vardır.

Bu yapı, ev yapısından farklı olarak: kiremit ve dayanaklı tuğladan yapılmıştır.

Evin yapısında ise, taş ya da balçık kullanılmıştır.

Çünkü, ocak sürekli yandığı için sıcağa dayanması için farklı bir taş ve tuğla kullanılarak yapılmıştır.

Bahçede, bodrum kapısı gibi bir kapı vardır.

Bu kapı evin aşağısına iner ve aslında burası gizli bir geçit kapısıdır.

Bu kapıdan, dışarıdaki 2 eve gizli bir geçiş yolu vardır.

Atatürk, bu evde gizli toplantıyı yapmak için, bu gizli geçidi kullanarak gelmiştir.

Günümüzde, o geçitten sadece 5-6 metre uzunlukta bölümü kalmıştır.

Evet, günümüzde burası “Şuhut Atatürk Kültür ve Sanat Evi” olarak kullanılıyor.

Mustafa Kemal Paşa’nın konakta kaldığı çalışma odası, özgün haliyle düzenlenmiştir.

Ayrıca konağın birinci katında, Kurtuluş savaşını konu alan yağlı boya tablolardan oluşan sergi vardır.

Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri
Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri
Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri

 

BİNİNLER VE YERALTI ŞEHRİ

İlçe merkezine bağlı Senir köyünün 4 km batısında, oldukça yüksek, yayla özellikli bir alandadır.

Burada insanların konaklamak için kayalara oyarak yapmış oldukları yerlerin sayısının çokluğuna atfen “Bininler” olarak isimlendirilmektedir.

Anadolu’da nadir derli toplu kaya yerleşim alanı olarak önem kazanır.

Burada kayalıklarda bir yerleşim kurulmuştur.

İlk yerleşimin tarihi ise, MS 800’lü yıllara uzanıyor.

Yani burada Geç Roma döneminden itibaren yerleşim olduğu düşünülmektedir.

Ören yerinin sokakları belirgin ve yapılaşma temelleri görülür.

Yer yer 5-6 metre yüksekliklerdeki andezit türü kayalar: tek, iki ve üç katlı evler biçiminde, yan yana uzanır.

Ayrıca, kiliseler, küçük şapeller de bulunuyor.

Evlerin alt katı hayvanlar için, üst katlar ise insan barınması için düzenlenmiştir.

Çünkü yörede hem bir yerleşme görülür hem de bölgede daha çok hayvancılıkla geçim sağlanır.

Bazı kayalar ise mezar teknesi veya mezar odası şeklinde düzenlenmiştir.

Arazinin sarp olması nedeniyle, bölgedeki kaya evlerinin hepsine ulaşılamıyor.

Sonuç, maalesef burada gerekli ve yeterli arkeolojik araştırmalar yapılmadığı için ayrıntılı bilgi yok, bu yüzden burayı ziyaret ederseniz, sadece buranın muhteşem yapısını görüp etkilenebilirsiniz, ama ayrıntılı bilgi yok. Günümüzde, burası yayla barınağı olarak kullanılıyor.

Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe

KOCATEPE

Kocatepe; Afyon ovasına hakim, 1874 metre yükseklikte bir hakim tepedir.

Burası ilçe merkezine 11 km, Çakırözü köyüne 6 km uzaklıktadır.

Başkomutan Tarihi Milli Parkının, Afyonkarahisar tarafında kalan kısmı “Kocatepe” bölümüdür.

Kocatepe bölümünde: Kocatepe anıtı ve kitabesi, Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği, Zafer Müzesi, Büyük Taarruz şehitliği ve Başkomutan Mustafa Kemal Anıtı, Albay Reşat Çiğiltepe şehitliği bulunmaktadır.

Büyük Taarruzun ilk karargahı Kocatepe’de kurulmuştur.

26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Büyük Taarruz, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından buradan yönetilmiştir.

Tepeye ulaşım:

Bu tepeye iki yoldan ulaşılır.

Yollardan birincisi: Şuhut ilçe merkezinden geçer derenin hemen yanından ayrılır ve “Zafer Yolu” olarak adlandırılır.

İkinci yol: Afyon şehir merkezinden, Konya yolu üzerinden ayrılan yoldur.

Bu yol üzerinde Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği mutlaka ziyaret edilmelidir. Ayrıntılı bilgi aşağıdadır. 

Her iki yolda Kocatepe’de birleşir.

Şuhut merkezinden 11 km, Çakırözü köyünden 6 km de bulunan Gazi Paşa çeşmesi bulunmaktadır. 

Büyük önder Atatürk, 25 Ağustos 1922 günü gecesi, Kurtuluş savaşı planlarının son şeklini, Atatürk evinde vermiş ve Çakırözü köyünden geçen Zafer Yolundan orduları nakletmiştir.

Bugün Kocatepe üzerinde: boy çukuru, Atatürk Anıtı, Kitabe ve Seyir Terası vardır.

 

Yüzbaşı Agah Efendi Şehitliği

Kocatepe karargahını korumakla görevlendirilen 150 kişilik asker, Büyükkalecik Köyü Kurtkayası mevkiinde yerleşerek, 25 Ağustos sabahı Büyük Taarruz emriyle harekete geçmiş ve Yunan kuvvetleri Başkomutanı Hacı Anesti General Trikopis’in buraya yardımcı kuvvet gönderilmesi isteğini reddederek “Ben o mevzileri gezdim Türkler o tel örgüleri değil aşmak asla yanına bile yaklaşamazlar” dediği tel örgülerini bir anda aşarak Yunan tümeniyle savaşa başlamıştır. 

27 Ağustos 1922 günü, Kurtkaya Tepesinde şehit düşen Bayburtlu Ziver Bey oğlu Yüzbaşı Agah Efendi, Sinoplu Üsteğmen Feyzullah Efendi ve 100 Mehmetçik adına yapılan şehitlik, 26 Ağustos 1972 yılında inşa edilmiştir. 

 

Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği

1591 metre rakımlı Şehitlik, Afyonkarahisar’ın 43 km güneybatısında yer alan Çiğiltepe’de yer almaktadır. 27 Ağustos 1922 Muharebelerinde şehit düşen askerlerimizin anısına yapılmıştır. O anıyı, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa 4 Ekim 1922 günü TBMM’de yaptığı konuşmasında şöyle anlatır.” Bu taarruz gününde en sol cenahta bir tümenimiz taarruzunu tevcih ederken kuvvetlerini biraz yekdiğerinden uzakça bulundurmuştur. Bu itibarla düşman üzerindeki müessir bir tazyik yapamıyorduk. O tümen komutanı Reşat Bey, namında bir zattı. Bu zatı çok önceden tanıyorum, Muş’ta beraber muharebe yaptık. Çok kıymetli bir askerdi, şahsen bana çok muhabbeti ve kıymeti vardı. Telefonda sordum, Niçin hedefinize (Çiğiltepeye) vasıl olmadınız. dedim. Cevaben, Yarım saat sonra hedeflere vasıl olacağı dedi. Halbuki meateessüf yarım saatte bu hedefler elde edilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey’in son bir veda namesini okudular. Orada diyordu ki “Yarım saat zarfında size o mevkileri almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğundan dolayı yaşayamam” Kısa süre sonra Çiğiltepe alınmış, ancak Şehit Komutan Albay Reşat Bey bu müstesna anı görememiştir. 

 

 

Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe Anıt

Kocatepe Anıt

25 Ağustos 1922 ünü akşamı Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal; Kalecik sivrisi dağı arka sırtlarında, Afyonkarahisar’ın 20 km güneyinde Kocatepe (Büyükkalecik) kasabasından 8 km daha yukarıda, 1874 rakımlı Kocatepe’ye, şu anda anıtın bulunduğu noktaya geldi.

Taşlarla örülmüş siperlere yerleşti.

26 Ağustos 1922 tan yeri ağarırken, hazırlıklar tamamlandı.

Görülen tepeler aydınlanırken bütün cephelerde büyük taarruz başladı.

Büyük Taarruz, Türk tarihinde bir dönüm noktası ve Türk milletinin ebediyen hür, bağımsız yaşama azminin muhteşem bir sembolüdür.

 

Anıt;

Evet, anıtın kaidesinde yazan bu cümleye son harfine kadar katılmamak mümkün mü “Eşsiz Kahraman Atatürk, Vatan sana minnettardır.”

Anıt 1953 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından, kesme taştan yaptırılmıştır.

Anıttaki Atatürk heykeli, merhum heykeltıraş Tankut Öktem tarafından 1992 yılında yapılmış ve Kocatepe’ye yerleştirilmiştir. Çünkü yaklaşık 20 yıldır hava koşullarından olumsuz etkilenen anıt, bakımının yapılması amacıyla yerinden sökülerek, Karabüs’e gönderilmiştir. Onarımı 3 günde tamamlanan anıt, Afyonkarahisar’a getirilerek 10 kişilik ekip tarafından vinç yardımıyla yeniden yerine konmuştur. Bu sırada, anıtın yanında bulunan Türk bayrağı da yenilenmiştir. 

Evet anıta devam edelim.

Üzerine çiçek kabartmalı mermer yazıt konulmuştur.

1993 yılında ise Kültür Bakanlığı tarafından Atatürk Anıtı ve çevre düzenlemesi yapılarak, ziyarete açılmıştır.

Kocatepe anıtı 4 ton ağırlığında, bronzdan yapılmıştır. Kaidesiyle birlikte yüksekliği 7.5 metredir. Atatürk heykeli, 3 ton ağırlığında ve 2.4 metre yüksekliktedir. 

Anıtın mermer kaidesinde: Büyük Taarruza katılan bütün komutanların ve birliklerin isimleri, diğer yüzündeki mermer bloğa ise, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emri ve direktifleri yazılıdır.

Anıtın her iki yanında, savaş sahnelerini canlandıran 45 metre karelik iki büyük rölyef vardır.

Alandaki haritalar, ziyaretçilere savaşla ilgili bilgi veriyor.

Toplar ise, savaştan çok sonraki dönemlere aittir.

Süs olarak konulmuştur.

Taarruz hedefleri olan tepelere hücum eden tümenlerin numarası, büyük olarak Kocatepe’den görülecek şekilde yazılmıştır.

Bu sayede alanın önemi de vurgulanıyor.

Şuhut Gazi Paşa Çeşmesi

Gazi Paşa Çeşmesi

İlçe merkezine 6 km uzaklıkta, Çakırözü köyündedir.

25 Ağustos 1922 günü gecesi, Büyük Taarruzu sevk ve idare etmek üzere, Şuhut’tan Kocatepe’ye giden Atatürk, gece saat 02.30 civarında bu çeşmede durur, bir süre dinlenir ve su içer.

Atatürk’ün bu suyu çok sevdiği söylenir.

Afyonkarahisar Şuhut Zafer Yolu

Zafer Yolu

Her yıl Belediye tarafından “Zaferyolu Kültür ve Sanat Etkinlikleri” adı altında Şuhut’tan hareketle başlatılan Büyük Taarruz anılmaktadır.

Afyonkarahisar Şuhut Zafer Yolu

Etkinlikler: İlçe merkezinde Büyük Taarruz Karargahı olarak kullanılan Atatürk Ev’inde başlayıp, Şehir Stadyumunda halk konseri ve askeri gösterilerle devam eder.

Stadyumdaki programın ardından Çarkıözü köyüne intikal edilir ve buradan Kocatepe’ye hareket edilir.

İlçeye bağlı Çakırözü köyünde, her yıl geleneksel olarak 25 Ağustos tarihini 26 Ağustos tarihine bağlayan gece, Zafer yolu yürüyüşü yapılır.

Gece saat 24.00 de başlayan yürüyüşte 16 km lik yol geçilir ve saat 05.30 sıralarında Kocatepe’ye ulaşılır.

Yürüyüşün en güzel tarafı: gece zifiri karanlıkta, meşaleler eşliğinde yürüyüp, sabaha karşı güneş doğarken Kocatepe’ye varmaktır.

Yürüyüşün sonunda Kocatepe, 1874 metrelik rakımı ile, tüm Afyonkarahisar ovasına hakimdir.

Afyonkarahisar Şuhut Synnada
Afyonkarahisar Şuhut Synnada

 

SYNNADA ANTİK KENTİ

Antik kent kalıntıları, ilçe merkezindedir.

Synnada, Hititler döneminde, Afyon ve Kütahya yörelerinde hüküm sürmüş olan Kuvala Prensliğinin başkentidir.

Phrygia bölgesinin “Büyük Phrygia” denilen merkezi kısmında önemli kentleri arasında yer almıştır.

Kentin içinde bulunduğu alan, Pisidia dağlarının sınırında bulunması nedeniyle “Phrygia Paroreia” olarak da adlandırılmıştır.

3’ncü yüzyıl sonlarında, kent ve çevresi, yapılan yeni eyalet reformu sonucunda oluşturulan “Phrygia Salutaris” bölgesine dahil edilmiştir.

İlk olarak 19’ncu yüzyılda bazı araştırmacılar, antik kaynaklara dayanarak, Synnada şehrinin, bugünkü Afyonkarahisar il merkezinde veya çok yakınında olabileceğini ileri sürerler.

Ancak yine 19’ncu yüzyılda bu bölgede araştırma yanan Choisy, eski adı “Çıfut Kasabası” olarak tanınan bugünkü Şuhut ilçesinin bulunduğu yerde, Synnada kentinin adının geçtiği bir yazıt bulmuş ve antik Synnada şehrinin yerinin Şuhut ilçesinin bulunduğu yer olduğunu belirlemiş ve ilan etmiştir.

19’ncu yüzyıldan yani şehrin yerinin tespitinden sonra, Şuhut ilçesi ve çevresinde saptanan kalıntılar, çeşitli müzelere ve koleksiyonlara yayılmış muhtelif eserlerde haricinde, günümüze kadar olan süreçte resmi ve sistematik bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

Sadece, ilçe merkezinde bulunan ve “Hisar” olarak isimlendiren höyükte, Afyon Müze Müdürlüğü tarafından bir yüzey araştırması yapılmıştır.

Bu araştırmada, MÖ 3’binli yıllara ait seramik örnekleri ele geçmiştir.

Yani, Hisar höyüğündeki ilk yerleşimin Erken Tunç çağına kadar gittiği anlaşılmıştır.

Günümüzde, bu höyük üstünde “Şuhut Belediye Parkı” vardır.

İlçe merkezinde bugüne kadar bulunan çeşitli objeler, Afyon müzesi açılmadan önce İstanbul ve Ankara Müzelerine ve sonrasında Afyon Müzesine götürülmüştür.

Ayrıca, yine ilçe merkezinde bulunan eski tarihli yapıların birçoğunda, antik döneme ait mimari parçaların devşirme malzeme olarak kullanıldığı görülür.

Synnada şehrindeki yerleşimin tarihini, MÖ 3’binli yıllara kadar götüren Şuhut (Hisar) höyüğüdür.

Bu höyüğün yüksekliği 20 metre ve çapı 200 metredir.

İlçenin bulunduğu ovadaki en yüksek höyüktür.

Bu höyük üzerinde: Erken Tunç çağı ve Hititlerin Anadolu’ya hakim oldukları MÖ 2’binli yıllara kadar giden döneme ait objeler bulunmuştur.

Hitit imparatorluğu döneminde yani MÖ 1500-1200 yılları arasında, bu bölgede Mira-Kuvalya prensliğinin bulunduğu düşünülmektedir.

Ardından bölgeye Frigler gelir.

Bunun ispatı olarak: Şuhut yakınlarında bulunan, Sandıklı ilçesinin kazası Çepni köyü yakınlarında, MÖ 7-6’ncı yüzyıllara tarihlenen bir Phryce kaya yazıtı bulunmaktadır.

MÖ 545 yılında, Persler Lydia kralı Kroisos’u yenince, tüm Anadolu ile birlikte Phrygai bölgesi de Pers hakimiyetine girer.

Pers kralı I. Kyros döneminde, Synnada’nın da içinde bulunduğu Büyük Phrygia Bölgesi, Satrap Artakames tarafından yönetilmiştir.

MÖ 334 yılında Büyük İskender, Perslerin Anadolu’daki hakimiyetini bitirir.

Antik dönem yazarlarından Stephanus Byzantius: Synnada şehrinin kuruluşu hakkında verdiği bilgiye göre, şehir Theseus’un oğlu Akamas tarafından kurulmuştur.

Truva savaşından sonra Phrygia’ya gelen Akamas, burada yerel bir prensliğe yardım ederek ülkelerini geri vermiştir.

Ayrıca Hellas’tan gelen Makedonyalıları toplayarak kent halkını oluşturmuştur.

Bu yüzden, kent adı önce “Synnaia” dır, ancak zamanla “Synnada” ya dönüşmüştür.

Akamas’ın burada yerel bir prensliğe yardım ettiğini biraz önce belirtmiştim.

Bu prenslik: Synnada şehrinin MS 3’ncü yüzyılda bastığı sikkelerde görülen, başı diademli ve sakallı olarak tasvir edilmiş kişi olmalıdır.

Bu sikkelerle birlikte ilçe yakınlarında bulunmuş olan ve Roma imparatorluk dönemine ait “Thynnaros oğulları” ibareli yazıt da, kentin yerel kahramanı olarak “Thynnaros”u işaret eder.

Yine Roma imparatorluğu dönemine ait sikkelerin bazılarının ön yüzünde “Akamac” ismi ve Akamas’ı temsil eden tasvir vardır.

Böylece kentin kurucusunun Atinalı kahraman Akamas olduğu kesindir.

Şuhut Synnada

Roma dönemi

Kilikya (Çukurova) Valisi Proconsul Marcus Tullius Cicero, Efes’ten Kilikya’ya giderken Synnada şehrinden geçtiğini ve şehirde 3 gün kaldığını belirtiyor.

Bu geçişi sırasında, MÖ 51 yılında, şehirde yağ bitkisi olarak haşhaş ekildiğini gördüğünü yazar.

Cicero’nun çok sayıda yazışma metni, Kilikya Eyaletinin politik, idari ve sosyo-ekonomik durumuna ışık tutar.

Augustus’un imparator olmasıyla, Synnada kenti gelişmeye başlamış ve önem kazanmıştır.

Şehir, Roma döneminde de yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Diocletian döneminde, iki büyük yolun kesiştiği noktada, şehir Asya eyaletinin metropol başkenti oldu.

Yazılı kaynaklara göre, Roma konsolosu Gnaeus Manlius Vulso, MÖ 189 yılında, Galatyalılara karşı yaptığı seferde, bu şehirden geçmiştir.

Şehir, Roma dönemi boyunca, yakındaki Dokimeion taş ocaklarından gelen ve genellikle “Synnadic mermeri” olarak adlandırılan güzel bir mermerin ticaretini yaparak, zenginleşti.

Bu mermer, açık renkli, mor lekeler ve damarlarla bezeliydi.

Bu mermerler, MS 1’nci yüzyıldan başlayarak eyaletin diğer şehirlerine ve asıl Pazar olarak Roma’ya kadar gönderilmiştir.

Dokimeion’daki (günümüzdeki İscehisar) mermer ocaklarını yöneten Romalı memurların yerleri, Synnada şehrindeydi.

Mermerler Roma şehrine deniz yolu ile ve büyük olasılıkla Efes şehri üzerinden gönderiliyordu.

Ephesos şehrinde basılan bir Homonia sikkesinde, mermer sevkiyatı ile ilişkili olarak Ephesos ve Synnada şehirleri arasında ticari bir ilişki bulunduğu görülmektedir.

Roma döneminde şehir kendi adına sikkeler bastırmıştır.

Helenistik dönemden başlayarak İmparator Gallienus dönemi sonuna kadar sikke basımı devam etmiştir.

Bu sikkelerde, özellikle haşhaş resimlerinin kullanılmış olması, haşhaş kültürünün ne kadar eski olduğunun kanıtıdır.

Synnada şehrinde basılmış bir sikke: başı örtülü kadın figürünün (Tanrıça Demeter) sağ elinde buğday başakları ve haşhaş bulunduğu, sol elinde tuttuğu asa olarak yorumlanan nesnenin ise, yere dayalı uzun meşale olduğu anlaşılmaktadır.

Buğday başakları ve haşhaş, toprak ve bereket tanrıçası Demeter’i simgeler.

Aynı tanrıça resmi amorium (Emirdağ Hisarköy) sikkesinde de vardır.

Bunlardan anlaşıldığına göre: MÖ yıllarda, Afyonkarahisar yöresinde haşhaş yani afyon bitkisi ekimi yapılıyordu.

Gallienus’un hükümdarlığından sonra kaybolan sikkelerinde, şehir sakinleri kendilerine “Dorian” ve “İyonyalı” diyorlardı.

Şuhut Synnada

Bizans dönemi

Synnada şehri, Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerinde de önemini korumuştur.

Hıristiyanlık, Synnada’ya erken tarihlerde geldi.

Latin (Katolik) ve Yunan (Ortodoks) kiliseleri tarafından aziz olarak kabul edilen St Trophimus için, Schifout kasabasında, bu kişinin kemiklerinden bazılarını içeren bir lahit şeklinde rölyef bulunmuş ve Bursa şehrindeki müzeye taşınmıştır.

230-235 yıllarında, yeni bir konsey düzenlendi. Synnada piskoposu olarak Aziz Agapetus, konseye katıldı.

Şehir, MS 4’ncü yüzyıldan itibaren, yeni idari bölge Phrygia Salutaris’in baş şehri ve Piskoposluk merkezi olmuştur.

Şuhut’ta yapılan bir inşaat temel kazısı sırasında ortaya çıkan ve Bizans dönemine ait mermer parçası üzerindeki yazıtta, Aziz Trophimos adına yapılmış bir kilisenin varlığından söz edilmektedir.

Türk hakimiyeti dönemi

1277 yılında, sultan II. Kılıçaslan döneminde, bölge Türk hakimiyetine geçer.

Osmanlı yönetimi döneminde, şehir, Broussa (Bursa) vilayetinde bulunan Schifout kasabasına bağlandı.

Hisar Tepesi kalıntıları

Gelelim günümüze; Hisar tepesi eteklerindeki kalıntıların birçoğu sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

Bu kalıntılar arasında: insan tasviri olan heykeller, çiçek motifli bezemeler, sütunlar ve geometrik şekilli taşlar, haç sembolleri olan mezar taşları görülür.

Ancak burada bulunan kalıntılar, çevresine bir dikenli tel hattı çekilerek koruma altına alınmış sayılmaktadır, hava şartlarına ve doğal etkilere açık olan bu kalıntıların ne kadar süre korunabileceği meçhuldür ve bir yandan da kaçak kazılar devam etmektedir.

Umarım, en kısa sürede, burada resmi arkeolojik kazı çalışmaları başlar ve bir zamanların bu büyük kenti, Efes kenti ile birlikte dönemin en büyük kenti ortaya çıkarılır.

Zaten höyüğün üstünde bugün bir park alanı var. 

Burayı ziyaret ederseniz, inanın sağa sola saçılmış güzel kalıntılar görebilirsiniz.

TOPRAKKALE

Şuhut’un 6 km. batısındadır.

Senir köyü yakınlarındadır.

Burada bulunan 2000 metre yüksekliğindeki bir tepe üzerine yapılmıştır.

Ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Günümüze yalnızca duvar kalıntılarını pek azı gelebilmiştir.

 

Şuhut Dört göz köprüsü

DÖRT GÖZ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Hisar mahallesinin kuzeyinde, Kali çayı üzerindedir. 

Osmanlı döneminden kalma, dört gözlü taş köprüdür. Batı yüzünde Roma dönemine ait mermer taş parçaları görülmektedir. Bunlardan biri kapı tipi mezar taşı, diğeri ise üzerinde yazı vardır ancak okunamamaktadır. 

 

Şuhut Kurtuluş Savaşı Şehitliği

ŞUHUT KURTULUŞ SAVAŞI ŞEHİTLİĞİ

İstiklal Harbi sırasında şehit düşen askerler için yapılmış bir şehitliktir. 

16 Ağustos 1922 tarihinden itibaren, yaralı ve hastalanan subay ve erler burada tedavi edilmiş, ardından cepheye gönderilmiştir. Şehitler daha sonra buraya nakledilmiş ve şimdiki Demirciler Çarşısı civarındaki mezarlıklara gömülmüştür. Daha sonra halen şehitlik olarak kullanılan arsaya nakledilmiş ve anılarına 1971 yılında küçük piramidal bir anıt yapılarak üzerine “İstiklal Harbinin Aziz Şehitleri” kitabesi yazılmıştır. 

 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Afyonkarahisar Emirdağ

Afyonkarahisar Emirdağ
 

Afyonkarahisar Emirdağ; Emirdağ denince ilk akla gelen gurbetçileridir. Çoğu gurbetçinin memleketi Emirdağ denilebilir. Belçika’da yaşayan Emirdağlıların sayısı çok fazladır. Temmuz-Ağustos aylarında Emirdağ nüfusu 37 binlerden, 200 binlere çıkıyormuş. Bir diğer özellik, Emirdağ, bağlı bulunduğu İl merkezi Afyonkarahisar’dan Eskişehir’e çok daha yakındır.

Afyonkarahisar Emirdağ
 

 

ULAŞIM

Emirdağ, İl merkezi Afyonkarahisar’a 70 km, Eskişehir’e uzaklık 110 km, İzmir’e uzaklık 397 km, Ankara’ya uzaklık 186 km ve Konya’ya uzaklık 225 km dir.

Afyonkarahisar Emirdağ
 

 

GENEL

Afyonkarahisar’ın nüfus olarak en büyük ilçesidir.

1960’lı yıllardan itibaren yurt dışına göç başlamıştır. Başta Belçika olmak üzere, çoğunluğu Avrupa ülkelerine işçi olarak gitmiştir. Emirdağlı gurbetçilerin sayısının günümüzde 200 bin kişi civarında olduğu tahmin ediliyor.

Belçika’da yaşayan Emirdağlı sayısının 120 bin olduğu söyleniyor. Belçika’da bulunan Emirdağlılar arasında, bakan, milletvekili, belediye başkanı, başkan yardımcısı, iş insanı ve değişik firmalarda üst düzey yöneticilik yapanlar vardır.

Emirdağlılar Emirdağ’da ev yaptırırken, bir yandan da Emirdağlıların Avrupa’ya göçü, özellikle evlilikler yolu ile devam ediyor.

Afyonkarahisar Emirdağ
 

 

TARİHİ

Frigler, uzun süre Emirdağ ve yöresini ellerinde tutmuşlar ve birçok eserler yaratmışlardır.

MÖ 333 ile 30 yılları arasında ise, bölgede Galatya hakimiyeti görülür ve Emirdağ ilçesinin ova parçası, Galatya Salutaris diye isimlendirilmiştir.

1594 yılındaki kayıtlarda, Barçınlı kazasının ikiye ayrılarak Barçınlı ve Nevahi Barçınlı kadılığı olarak geçtiği görülür.

Ancak Barçınlı ve Nevahi Barçınlı kaza merkezlerinin nahiyeleri yoktur. Nevahi Barçınlı, günümüzdeki Emirdağ ilçesi olarak bilinir.

Ancak o dönemde, bünyesinde Bayat, Kemerkaya ve kısmen Iscehisar’da vardır.

Nevahi Barçınlı’nın yönetim merkezi, bazen bugünkü Emirdağ, bazen Bayat ve bazen de Kemerkaya olmuştur. Bu durum, devrin ihtiyaç ve sorunlarından kaynaklanır.

1775 yılındaki yazılı belgelerden, aynı tarihte Emirdağ’ın varlığı biliniyor. Yine yazılı belgelere göre Nevahi Barçınlı’da, 1840-1845 yılları arasında muhtemelen 3200 kişinin yaşadığı biliniyor. 1848 yılına ait belgelerde ise, burası Emirdağı Kazası olarak geçer.

1929 yılında Aziziye (Emirdağ) kazasının nahiyesi Bayat olur.

Aziziye kazasının adı 1 Temmuz 1931 tarihinde Emirdağlarına (Emirdağları ismini bölgeyi Türk iskanına açan Emir Afşin Beyden alır) izafeten Emirdağı olarak değiştirilir.

İlçenin isminin Emirdağ olmasının bir diğer sebebi olarak: Antik Amorium şehrinin adının Türkçeleşmesi sonucu Emirdağ olarak söylenmesi de olabilir.

Kurtuluş savaşı döneminde, Emirdağ stratejik rol oynamıştır. Bölge Yunanlılar tarafından 16 Ağustos 1921 tarihinde işgal edilmiş ve 20 Ağustos 1921 tarihinde geri alınmıştır.

Atatürk, 25 Mart 1922 tarihinde, Emirdağ’a gelerek savaşın gidişatını 3 gün süreyle buradan yönetmiştir.

1965’lerden sonra ilçe genelinde Avrupa’ya göç yaygınlaşmış ve ilçe nüfusu azalmıştır.

Afyonkarahisar Emirdağ
 

 

EMİRDAĞ GURBETÇİ FESTİVALİ

Emirdağ Belediyesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen festival, her yıl Temmuz ayı sonlarında yapılıyor.

Festival boyunca konserler düzenleniyor.

Her gece kurulan pazarla ve konserlerle birlikte, palyaço, sihirbazlık gösterileri ve havai fişek gösterileri yapılıyor.

Emirdağ Meslek Yüksek Okulu
 
Emirdağ Meslek Yüksek Okulu
 

 

EMİRDAĞ MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. Okul 2 bloktan oluşur. Okul bünyesinde 5 normal sınıf ve 1 ikinci öğretim sınıfı vardır. Öğrenci sayısı 900 civarındadır.

 

NE SATIN ALINIR

Emirdağ ilçesinin koyun yoğurdu çok meşhur, severseniz buradan yoğurt satın almalısınız.

 

NE YENİR

Emirdağ’a yolunuz düşerse kıymalı pide yemelisiniz. Ayrıca mercimekli bükme ve kabak tatlısı denemelisiniz.

Emirdağ Yılkı Atları
 

 

EMİRDAĞ YAYLALARINDA YILKI ATLARI

Bir zamanlar, yöre halkı yaşlanan ve hizmetlerini tamamlayan atları dağa salarmış ve bu atlar birbirleriyle çiftleşerek üremişler ve yabanileşmişlerdir.

Yılkı atları, 10-12 attan oluşan guruplar halinde dolaşırlar.

Kışın burunlarıyla metrelerce karı delerek altındaki otlara ulaşıyorlar. Onlar, çam ormanlarında sığınıyorlar.

Ancak, bu yılkı atlarına yaklaşmak mümkün değil, biraz yaklaşmaya çalıştığınızda ürküyorlar ve guruplar halinde kaçıyorlar, bu yüzden yılkı atları sadece uzaktan seyredilebiliyor.

Emirdağ
 

 

GEZİLECEK YERLER

Emirdağ Çarşı Camii
 

 

ÇARŞI CAMİSİ

1750 yılında inşa edilmiştir. 1902 yılında ise yıkılıp yeniden aslına uygun olarak inşa edilmiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1965 ve 2011 yıllarında restore edilmiştir. Bahçe içinde bulunan tarihi şadırvan yıktırılmıştır.

Çarşı camisinin levhasında, yapılış tarihi olarak 1902 yazılıdır, bu tarih caminin sonradan yeniden inşa edildiği tarihtir.

2024 yılında yapılan restorasyon çalışmalarında: cemaatin daha sıcak bir zeminde namaz kılması için elektrikli alttan ısıtma sistemi döşenmiş, caminin halısı anti bakteriyel alev almaz ve yüzde yüz yün özellikli yeni bir halıyla değiştirilmiştir. Ses sistemi de yenilenmiştir. 

 

Emirdağ Amorium
 

 

AMORİUM ANTİK KENTİ

 

Yeri:

Amorium (Hisar), Ankara’nın 170 km güneybatısında, Afyonkarahisar’ın 70 km kuzeydoğusunda ve Emirdağ ilçesinin 12 km doğusunda Davulga Beldesi Hisar Köyündedir. 

 

Önemi:

MÖ 2000’li yıllardan itibaren Hitit, Frig, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kesintisiz yerleşim görmüş antik kenttir. Yani, yürütülen kazılarda, 7 uygarlığa ait izler gün yüzüne çıkarılmaktadır. 

Roma döneminde, İmparator Caracalla döneminde (MS 211-217) Doğu Frigya’da kendi parasını basan ilk kentlerden birisidir. 

Amerium kentinin kaderindeki büyük değişikliğin, MS 5 ve 6’ncı yüzyılların sonlarında, şehir büyük ölçüde genişletildiğinde ve yeni kamu binalarıyla donatıldığında meydana gelmiştir. 

Şehir, Bizans İmparatorluğuna üç hanedan çıkarmıştır. Üç İmparator ailesi çıkması, zamanında kente ne kadar yarar sağlamıştır bilinmez fakat en büyük yıkımı İmparator Theofilos’un (829-842) şehri olmasından almıştır. 

Amoriumlu İmparator hanedanlarından ikincisine mensup olan Theofilos; İmparatorluğu döneminde 837 yılında Abbasilere karşı yaptığı seferinde Abbasi Halifesi Mutasım’ın doğum yeri olan Zibatra (Malatya-Doğanşehir) kentini yakıp yıkar. Başarılı bir seferden İstanbul’a döndükten sonra Mutasım karşılık vermesi gecikmez. Topladığı büyük bir orduyla bayraklar üzerinde Amorium yazılarıyla Bizans üzerine yürür. Mutasım, 838 yılında Theofilis’un doğum yeri ve aynı zamanda Bizans’ın en güçlü ön karakollarından biri olan Amorium’u ele geçirerek yerle bir eder. 

 

Emirdağ Amorium
 

 

Şehrin isminin kaynağı:

Amorium eski Yunancada “Amorion” ve Arap-İslam kaynaklarında ise “Ammuriye” olarak geçer. Hitit döneminde ise şehrin ismi “Aura” dır.

Amorium ismi, ilkçağ Hint-Avrupa kavimlerinin dilinde “anne” anlamına gelen “ma” kelimesi kökü ile ilişkilendirilir.

 

Şehirden bahseden antik dönem yazarları:

Şehirden ilk bahseden kişi, Roma imparatoru Augustus döneminde (MÖ 24- MS 14) yaşamış olan ünlü coğrafyacı Strabon’dur. Strabon Coğrafya adlı eserinde Frigya sınırları ve kentlerini anlattığı bölümde ” … Frigyanın Psidia boyunca uzanan parçasıyla Amorion dolayındaki kısımları ….” şeklinde bahseder. 

Emirdağ Amorium
 

 

Şehrin tarihi süreci:

MÖ 1 Yüzyıl:

Şehir, MÖ 1’nci yüzyıl başlarında, Doğu Frigya’da önemli bir konumdadır. 

Çünkü Roma Senatosu tarafından, bölgede kendi parasını basmasına izin verilen ilk şehirlerdendir.

 

Emirdağ Amorium
 

Roma İmparatorluk dönemi:

Şehir Geç Helenistik dönemden (MÖ 2-1’nci yüzyıllar) Roma imparatoru Caracalla (MS 198-217) ya kadar olan 300 yıldan fazla süre kendi adına para basmıştır.

 

MS 330:

330 yılında, İmparator I. Konstantinos, İstanbul’u Roma imparatorluğunun başkenti yaptıktan sonra Anadolu topraklarına doğru uzanan iki ana askeri güzergah belirler.

Bunlardan bir tanesi: Eskişehir ve Konya istikametinde, Mut vadisine ve oradan güneye gider.

İşte Amorium şehri, bu güneye giden güzergah üzerindedir ve şehirde askeri bir garnizon kurulur.

Amaç: Kudüs topraklarına giden Hıristiyan hacıların ve gezginlerin konaklaması ve güvenliğinin sağlanmasıdır.

 

MS 474:

Kentteki birçok önemli yapı evresi, İsauralı Bizans İmparatoru Zenon (MS 474-491) döneminde yapılmıştır.

Surlar ve kentteki iki büyük kiliseden biri, bu dönemde yapılmıştır.

 

MS 640:

640 yılından itibaren, şehir Anadolu’da Bizans ordusunun askeri karargahı ve yine aynı dönemde “Anatolikon Thema” sının eyalet başkenti olur.

 

MS 7-9  YÜZYILLAR:

MS 7 ile 9’ncu yüzyıllarda, Arap saldırılarına karşı, Bizans topraklarının korunmasında güçlü bir kale görevi görür.

Çünkü bu dönemde şehir, İstanbul’dan Suriye’ye giden karayolu üzerindedir.

Öte yandan, yine Bizans döneminde şehir, İstanbul’dan sonra ikinci büyük şehir ve eyalet başkentidir.

668 yılında şehir Araplar tarafından ele geçirilmesine rağmen, kısa süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçer.

 

 

 

 

787 YILI:

Şehir 787 yılında Piskoposluk merkezi olur.

9’ncu yüzyıla girildiğinde, Amorium şehri, Bizans’a bir imparatorluk hanedanı verdi. Bu hanedan, 820-867 yılları arasında 3 imparator çıkardı, ancak Bizans tarihi açısından başarılı icraatları olmadı.

Bu imparatorlar: Kekeme 2’nci Mihail, oğlu Teofilos ve torunu Sarhoş 3’ncü Mihail’dir.

 

838 YILI:

838 yılında, Amorium şehri Abbasi Halifesi al-Mutasım ordusu tarafından kuşatılır.

837 yılında, Bizans imparatoru Theofilos, güneydoğu Anadolu ve Abbasi Halifeliği başkentine doğru ordusuyla harekete geçer.

Bu ordu Malatya ve Samsat kalelerini fetih eder.

Sonra da Suriye’de Mutasım’ın doğum yeri olan Zibatra kalesine saldırır, kaleyi ele geçirir, yakıp yıkarlar.

838 yılında ise, bu kere Abbasi halifesi Mutasım, büyük bir ordu ile Anadolu’ya girer.

211 Temmuz 838 yılında, Anzin savaşında, Abbasi ordusu Bizanslıları yener.

Bizans ordusu, Mutasım’ın Anadolu’da ilerleyişine direnç gösteremez.

Abbasi ordusu, ilerleyerek 55 günlük kuşatmanın ardından Amoria yani Bizans’ın ikinci büyük şehrini 23 Eylül 838 tarihinde ele geçirir.

Saldırıda 30 bin Bizanslının öldürüldüğü ya da esir alındığı kayıtlara geçer.

Halife Mutasım, bu başarıdan sonra İstanbul üzerine yürümek istemesine rağmen, ordusu içindeki karışıklıklar nedeniyle geriye yani Samarra’ya döner.

Ancak yanında esirler vardır.

Amorium şehrinden esir alınan yüksek rütbeli subaylar ve ileri gelen 42 Bizanslı Irak’ın Samarra şehrinde 6 Mart 845 tarihinde idam edilirler.

Bu 42 Bizanslıya, 7 yıl boyunca İslamiyete geçmeleri konusunda telkinlerde bulunulmuş ve kabul etmedikleri için Hıristiyanlara gözdağı vermek amacıyla önce idam edilmiş ve sonra Fırat nehrine atılmışlardır.

Daha sonra o bölgede yaşayan Hıristiyanlar tarafından, nehirden toplanarak mezara gömülmüşlerdir.

O çağlarda esirlerin fidye pazarlığına tabi tutularak geri verilmeleri, sanıldığının aksine idam edilmelerinden daha yaygın bir uygulamaydı.

Fidye müzakereleri tamamlanmış ve 42 Bizanslının Halife tarafından idam edilmesi dini gerekçelere bağlanmış ve Amorium’un 42 şehidi, Rum Ortodoks Hıristiyan literatürüne geçmiştir. Aziz mertebesine yükseltilen bu Bizanslılar her yıl 6 Mart günü, dini törenlerle anılırlar.

Bu büyük yıkıma rağmen, Amorium şehri, Bizanslılar tarafından yeniden iskan edildi.

 

931 YILI:

931 yılında da Abbasilerin Tarsus Emiri Semel ed-Dülefi’nin ordusu tarafından şehir yeniden kuşatılır. 

Bununla beraber tüm yazılı kaynaklar ve kentte yürütülen arkeolojik kazılara göre, kentte Bizans hakimiyetinin varlığı, 11’nci yüzyıla kadar devam etmiştir. 

Daha sonra kentte bir Türk-İslam dönemi başlar. 

 

1106 YILI:

Selçuklular ve Bizanslılar arasında yapılan Bolybotum (Bolvadin) savaşını Selçuklular kazanır ve 1116 yılında Amorium, Selçukluların eline geçer.

Bu savaş sırasında dönemin Selçuklu Sultanı Müizzeddin Melikşah’ın bir süre çekildiği Bolvadin güneyindeki dağlara “Sultandağı”, komutanlarından Emir Mengücek’in çekildiği dağlara ise “Emirdağ” ismi verilmiştir.

14’ncü yüzyılda kentte Selçuklu hakimiyeti görülür, ancak kent takip eden Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, sadece önemli bir Türk kasabası haline gelmiş, eski ihtişamını kaybetmiştir.

Kent sadece kale olarak kullanılmış, Hisarcık (sonradan Hisarköy) ismi buradan gelmiştir.

Emirdağ Amorium
 

 

İslam dönemi ve Selman Farisi

Amuriye, bugünkü Hisar köyü yerleşkesinde bulunan Amorium kentinin İslam kaynaklarındaki ismidir.

Amuriye, İslam kaynaklarında, Anadolu’nun en önemli şehri olarak geçer.

Büyük İslam sahabelerinden Selman Farisi İran asıllıdır.

Ateşe tapan Mecusi bir aileye mensuptur.

Ailesi tarafından Mecusi inancına bağlı olarak yetiştirildiği halde Hıristiyanlığı tanıdıktan sonra Hıristiyan olmuştur.

Selman Farisi, Amuriye şehrinde yaşarken, Amuriye kalesinin çevresinin hendeklerle çevrili olması, Selman Farisiye, Medine savunmasında hendek kazılması fikrini vermiştir.

Selman Farisi, Amorium’da, şu an bulunan kilisede çalışmış, emrinde çalıştığı, talebesi olduğu rahip tarafından İslam dininin hak dini olduğunu söylemesi üzerine, Müslüman olmak için Medine’ye gitmiştir.

Asıl ismi Mabeh bin Büzahşah’tır. Selman ismi, Peygamberimiz tarafından verilmiştir.

İranlı olduğu için de Farisi denildiğinden Selman-ı Farisi olarak isim almıştır.

Selman Farisi, İran üzerine yapılan sefer ve ardından Medain şehrinin alınması üzerine buraya vali tayin edildi.

Ömrünün sonuna kadar burada yaşadı ve 655 yılında Medain şehrinde öldü.

Yani şehir Hıristiyanlık kadar olmasa da İslamiyet açısından da önemli bir yerdir.

Emirdağ Amorium
 

GELELİM GÜNÜMÜZE-KALINTILAR:

Hisar Köyü:

Birçok antik bölgede olduğu gibi, Hisar köyü, günümüzde antik kentin kalıntılarının tam ortasında kalıyor.

Hisarköy, 1892 yılında kurulmuştur.

Köyün nüfusu az, ancak evler ve hayvan barınaklarının bulunduğu yerlerde özel mülk olması nedeniyle kazı yapılamıyor.

Antik kent, 2 bölüme ayrılır

Yukarı şehir.

Aşağı şehir.

Aşağı ve Yukarı şehirlerin büyük, oldukça güçlü savunma surlarıyla çevrili olduğu görülür. 

 
Yukarı şehir

Yukarı şehir denen höyükte, en eski yerleşim burada görülür.

5 hektarlık bu alan: oval biçimde çok sayıda kule ile desteklenmiş sur ile çevrilidir. Höyüğün kuzeydoğu ve güneybatı yönündeki surları, Aşağı şehir surlarıyla birleşir.

Höyüğün kenarında, Bizans dönemi sur duvarları kalıntıları görülmektedir.

Aşağı şehir

Aşağı şehir tamamen sur içindedir ve büyüklüğü yaklaşık 75 hektardır.

Burada daha çok dini yapılar, kamu yapıları bulunur. 

 

Sur duvarları:

Aşağı şehirde bütün şehri kuşatır, ancak günümüzde sadece Yukarı şehirde höyüğün kenarında sur duvarı izleri görülmektedir.

Bu sur duvarları, İmparator Zenon (MS 474-491) döneminde yapılmıştır.

 

Kilise:

Aşağı şehir kilisesinde yapılan kazılarda: 10 ve 11’nci yüzyıllara tarihlenen çok sayıda bebek ve çocuk mezarı ortaya çıkarıldı.

İçerisinde çoğunlukla çoklu gömü bulunan bu mezarlar, kilisenin ana binasının kuzeyinde, vaftizhanenin doğusunda yer alan bölümde konumlandırılmıştır.

İlk gömünün altındaki bireylere ait olan daha eski iskelet kalıntıları, karışık durumda ele geçirilmiştir.

 

Bebek Ölümleri:

Tarihçi Steven Runciman’a göre, MS 1097 yılında I. Haçlı Seferi sırasında Amorium ve çevresi uzun, geniş ve kurak bir arazi durumundadır. 

Şehir, insanların dengeli ve yeterli beslenmelerini sağlayacak uygun coğrafi koşullara sahip değildir. 

Bunu  doğrulayan en güzel çalışmalardan biri ise, Bizans kilisesinde bulunan bir gurup çocuk mezarı üzerine yapılmış detaylı çalışmadır. 

Evet, yukarıda sözünü ettiğim gibi, kilisede, 22-24 haftalık fetüsten, 10 yaşa kadar değişen 128 çocuk iskeleti üzerinde yapılan araştırmalar ve dönemi içinde diğer kentlerdeki bebek ölümleri ile kıyaslamalar, Amorium’da Orta Bizans döneminde (7-9’ncu yüzyıl) bebek ölümlerinin oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. 

1 yaşa kadar olan bebek ölümleri, annenin ve bebeğin yetersiz beslenmesi ve anne sütüyle henüz antikor geliştirememiş bebeklerin enfeksiyonlara açık olması gibi bulgulara bağlanmıştır. 

Bu iskelet topluluğunda doğum öncesi, doğum sırası ve doğumdan hemen sonra hayatını kaybedenlerin toplamı % 50 kadardır.

Yani, şehirde Bizans döneminde yetersiz hijyen ve yetersiz beslenme koşulları olduğu ve bu durumda annelerin enfeksiyon kaparak doğum sıkıntılarının olduğu anlaşılır.

Emirdağ Amorium
 

 

Kazılar

Antik bölge, koruma altına alınmadan önceki yıllarda define avcıları tarafından yoğun şekilde kazılmış ve yağmalanmış ve de maalesef önemli ölçüde tahribata uğramıştır.

Evet, Amorium şehrini ilk ziyaret eden batılı gezgin 1836 yılında William Hamilton’dur. İlk araştırmalar ise, 1987 yılında Prof Martin Harrison tarafından başlatılır.

Bu araştırmalarla: şehrin güneybatısındaki şehir surlarında, şehrin güneyinde kalan ve Geç Roma ile Erken Bizans dönemlerine tarihlenen “Büyük Bina” olarak adlandırılan alanda, Aşağı şehir Bazilikasında ve Yukarı şehir bölümünde kazı çalışmaları yapılmıştır.

1996 yılına gelindiğinde, yapılan kazı çalışmaları sonunda: ana kilise, vaftizhane ve birçok mezar ortaya çıkarılmıştır.

 

Kilise:

Kilise ilk olarak, kuzeybatı tarafında bir vaftizhane ile birlikte, koridorlu bir bazilika olarak, erken Bizans döneninde (5-6’ncı yüzyıllar arasında) inşa edilmiştir.

Tüm kompleks, kilisenin ahşap çatısının muhtemelen alev aldığı 838 yılında büyük hasar gördü.

Ancak dikkat çekici bir gelişme, kilise daha sonra terk edilmedi.

Ancak tamamen yeniden inşa edildi ve nefin merkezi üzerinde büyük bir kubbeyi desteklemek için iskeleler ve payandalar verildi.

Yeni kilise, özenle yenilendi. Yeni bir mermer opus sectile zemin döşendi, tavanlara cam mozaikler yerleştirildi ve duvarlar azizleri ve diğer kutsal figürleri gösteren fresklerle döşendi.

Birçoğu iyi korunmuş ipek tekstilleri ve deri ayakkabıların yanı sıra kolye haçları ve mücevher eşyaları içeren birçok mezar da eklendi.

Bulgular sadece dindar değil, 10’ncu ve 11’nci yüzyıllardaki Amorium sakinlerinin zenginliğini ve sofistikeliğini de gösteriyor.

Kilisede yapılan kazılarla birlikte hayatta kalan dokusunun uzun süreli korunmasını ve restorasyonunu amaçlayan bir program, enerjik olarak ilerletilmiştir.

Kilisenin güneyinde, sütun, pencere, kapı bölümleri ve diğer parçaların tanımlanabileceği ve yeniden montaj için hazırlanabileceği bir taş avlu oluşturuldu.

Onarım çalışmaları sırasında ağır mermer blokların kaldırılması ve tutulması için bir portal temin edildi.

Aşağı şehir surlarında, üçgen planlı kulenin batısında bulunan kapıda, Aşağı şehir kilisesinin kuzeyinde, Büyük Mekan olarak adlandırılan alanda çalışmalar sürdürülmüştür.

 

Bizans Hamamı:

2001 yılında yapılan kazılarda: MS 6-9 yüzyıllara tarihlenen bir Bizans dönemi hamamı ve döşemesiz bir sokak bulunmuştur.

Bizans hamamlarının ayakta kalan çok az örneği vardır ve Orta Anadolu’daki bu örnek hem Bizans imparatorluğunda yıkanmanın sürekliliği hem de bu geleneklerin İslam dünyasına aktarılması için önemli bir delildir.

 

Şarap üretim tesisleri:

Ayrıca hamamın çevresindeki alan, üzümleri bastırmak için bir dizi kurulumla doluydu.

Bu; önemli miktarda şarap üreten büyük bir endüstri olduğunu gösterir.

Bu tür faaliyetleri kentsel bağlamda bulmak oldukça sıra dışıdır.

Çünkü eski şarap ve yağ preslerinin çoğu kırsal alanlardaki çiftliklerde bulunuyordu.

Yani, bu alanın şehrin şarap üretim merkezi olduğu anlaşılmıştır.

Kazılarda bulunan şaraphane, bu civarda üzüm bağlarının çok olduğunu ve şarap üretiminin yapılarak Amurriye ve civardaki yerleşim yerlerinin şarap ihtiyacının buradan karşılandığını göstermektedir.

Günümüzde: Suvermez, Karacalar ve diğer köylerdeki üzüm yetiştirme kültürü, o dönemlerin bu güne yansımalarıdır.

2014 yılındaki kazılarda, çalışmalar antik kentin Yukarı Şehir diye adlandırılan bölgesinde yoğunlaşmıştır.

Ekipler, tarihi kale surlarının en üst kısmını gün ışığına çıkardılar.

Surlardaki bir şehir kapısı aranmış, bulunması halinde kent için önemli bir keşif olacağı gündeme getirilmiştir.

 

Ezop (Aisopos):

Amorium şehrinde, masalcı Ezop’un doğup büyüdüğü söyleniyor.

Ezop kimdir?

Ezop, MÖ 6’ncı yüzyılda yaşadığı düşünülen bir eski Yunan masalcısıdır.

Söylentiye göre, Trakya’da doğmuş, köle olarak satılmış, Samos adasında yaşamış ve azat edildikten sonra birçok bölgeyi dolaşmıştır.

Masalcı Ezop, hayvanları kullanarak insanlara ders veren masallarıyla türünün öncüsü sayılır. 

Günümüzde pek çok hikayesi La Fontaine’nin şiirsel anlatımıyla dönmüş yaşadığı coğrafyaya.

Neden hayvanlar aracılığıyla insanları eğitmeye çalıştığının gerekçesi de aşağıdaki masalında yatıyor olsa gerek. 

Bir Ezop Masalı:

“Prometheus ile insanlar Zeus’un buyruğu üzerine Prometheus insanları da, hayvanları da yaratmış. Zeus bakmış ki hayvanlar insanlardan çok Prometheus’u çağırmış: “Olmadı, şunların bir kısmını insan yapıver” demiş.

Prometheus o buyruğu da yerine getirmiş. Bunun içindir ki daha başlangıçta insan olarak yaratılmamış olanların kalıbı insan kalıbı olmuş ama içi insan içi olamamış.”

 

Evet ikinci bir Ezop Masalı:

Zamanın devlet adamlarının halkın parasını çaldıkları ortaya çıkınca, Ezop’u mahkemede kendilerini savunmak için tutarlar.

Ezop mahkemede tilki ve kirpinin hikayesini anlatır.

“Sırtındaki kan emici pireler yüzünden, bir tilkinin canı çok yanar.

Bu durumu gören kirpi, tilkiye sırtındaki pireleri kovabileceğini söyler.

Tilki “sakın böyle bir şey yapma, sırtımdakiler zaten yeterince canımı yakıyor, nasılsa onlar doydu, daha fazla kan ememezler, bunlar giderse yerine daha da açları gelir” der.

Bu savunmayı dinleyen mahkeme heyeti, sanıklara ceza vermez ve böylece kurtulurlar.

 

 

 

Emirdağ Suveren Şehitliği
 
Emirdağ Suveren Şehitliği
 

 

SUVERMEZ ŞEHİTLİĞİ

İlçe merkezine bağlı Suvermez köyünde Yarım Hatıl Mevkiindedir.

Kurtuluş savaşında, düşman keşif uçaklarının açtığı ateş sonucu şehit olan iki er adına, 1963 yılında, Suvermez köyünde, yol kenarına bir şehitlik anıtı yapılmıştır.

Küçük bir şehitlik olup kitabesinde “İstiklal Savaşı Şehitleri” yazılıdır.

İsmi tespit edilebilen sadece bir tanesinin ismi yazılıdır o da “Niğde Aksaray’dan Er Ali Oğlu Hasan 21 Ekim 1922” yazılıdır.

Her yıl 18 Mart tarihinde burada anma töreni yapılmaktadır.

Emirdağ Balcam Sultan Türbesi

BALCAM SULTAN TÜRBESİ;

İlçe merkezine bağlı Balcam Köyünde, cami yanında bulunmaktadır. İlçe merkezine 11 km uzaklıktadır. 

Türbede Hamza Fakı ile Balcam Sultan’ın mezarları vardır.

Menkıbe anlatımına göre: Selçuklu ordusu aç ve susuz kalmıştır. Sultan Hanım ve Kardeşi Hamza Fakı, ellerindeki bakraç bal ve heybelerdeki yufka ile askerleri doyurmak isterler. Ancak bu az miktar yiyecek tükenmez. 

Selçuklu Sultan bu mucize üzerine, Sultan Hanıma “Balcam” adını verir. 

Türbe yapısı, üstü kapalıdır, fakat tarihi eser statüsünde büyük bir mimari yapısı yoktur. Türbede beyaz bir sancak asılıdır. Türbenin yanında büyük çam ağaçları vardır ve bu ağaçlardan bir dal bile kesilmez, kesenin öleceğine inanılır. 

Ziyaret edilen, dua edilen bir yerdir. Özellikle çocuk isteyen kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Hatta erkek çocuk isteyenler Hamza Fakı’ya, kız çocuk isteyenler ise Sultan’a ad verirler. 

 

 

 

 

KAYI KÖYÜ VE DOĞAL ALANLARI

Türkmen kültürünün yoğun olduğu, doğa içinde huzurlu bir köydür. Yerel halk arasında köyün adının “Kayı” olması, Yörük kültüründe Kayı Oğuz Boyu ile bağlantılıdır. 

Piknik ve yürüyüş için idealdir. 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

 

Ülkenin kuzeyindedir. Hayrana kelimesinin anlamı Tanrının evidir. Hindu tanrısı, Vişnu ve Ayana, yani “yurt-ev” sözcüklerinden türemiştir.

Ülkenin en zengin eyaletlerinden biridir ve kişi başına düşen gelirin büyüklüğü açısından, üçüncü sırada gelmektedir. Eyaletin en büyük ekonomik etkinliğinin başında: binek otomobili, iki tekerlekli motor ve traktör üretimi gelmektedir. Özellikle, otomobil üretimi önem kazanmaktadır. Ayrıca: Asya’nın en büyük kağıt fabrikası, şeker fabrikası ve kereste endüstrisi, bu bölgede bulunmaktadır. Ülkenin en büyük demiryolu atölyesi de buradadır.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

 

Bölgenin coğrafi özellikleri: deniz seviyesinden 200-1200 metre yüksekliktedir. Bölgede, 1553 km. karelik bir orman alanı bulunmaktadır. Yamuna nehrinin doğu sınırı boyunca, Hayrana nehri akar.

Bölgenin iklim şartlarının özellikleri: yaz ayları çok sıcak ve kışlar soğuk geçer. Mayıs ve Haziran ayları çok sıcak, Aralık ve Ocak ayları ise en soğuk aylar olarak dikkat çeker. Yağışlar, özellikle muson sezonunda, yani Temmuz ve Eylül ayları arasındaki dönemde gerçekleşir. Bunlar, bazen yörede, büyük su baskınlarına yani sellere neden olur.

Eyalet başkenti: Chandigarh şehridir.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

CHANDİGARH ŞEHRİ

Şehrin ismi: Chandi Mandir isimli tapınaktan gelmektedir. Hint ordusunun batı bölgesi komutanlığı, şehirde konuşlanmıştır.

Şehir: ülkenin ilk planlı ve uluslararası mimari ve kentsel tasarım açısından, öne çıkan şehridir. Şehir: ünlü bir kısım mimar tarafından tasarlanmış projelerle doludur.

Bölgede: nemli subtropikal iklim hüküm sürmektedir. Buna bağlı olarak: yazları çok sıcak ve kışları ılıman geçmektedir. Aralık ve Ocak aylarında, nadir kar yağışı görülür.

 

CHANDİ MANDİR TAPINAĞI


Şehir merkezinin 10 km. uzağında, bir Hindu tapınağıdır. Navratras festivali sırasında, binlerce kişi tarafından tapınak ziyaret edilir. Tapınak içinde: çeşitli Hindu tanrılarına ait heykeller bulunmaktadır.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

SUKHNA GÖLÜ


Burası, ördek ve kazların yoğun olarak bulunduğu ve kış sezonunda, Sibirya ve Japonya bölgelerinden gelen göçmen kuşların konakladıkları bir doğal ortamdır.

 

CHANDİGARH DEVLET MÜZESİ VE SANAT GALERİSİ


Yapı: 1947 yılında yapılmıştır. Müze ve sanat galerisi, şu bölümlerden oluşmaktadır. Ulusal Tarih Müzesi, Portreler Ulusal Galerisi ve Chanigarh Mimarlık Müzesidir. Müze içinde, ayrıca küçük bir kafeterya bulunuyor. Sergilenen eserlerin sayısı ise, 10 bin civarındadır.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

YÜKSEK MAHKEME BİNASI


Külliye, 1951-1957 yılları arasında inşa edilmiştir. Bir şemsiye veya ters şemsiye gibi, ofis bloğu üzerine projelendirilmiş, bir çift çatısı bulunmaktadır. Üst çatı ile, adalet sembolize edilmektedir. Binanın girişinde ise, 60 metre yükseklikte, parlak renklere boyanmış iskeleler görülür.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

OPEN HAND-AÇIK EL ANITI


Le Corbusier tarafından dizayn edilmiştir. Şehirde, en çok ziyaret edilen yerdir. Sembolik olarak: rüzgar yönünü göstermek için tasarlanmıştır. Yandan: yükselen bir horoz görünümü vermektedir. Aynı zamanda, bir barış mesajı iletmek için yapılmıştır.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

ROCK GARDEN-KAYALIK YERDEKİ BAHÇE


Şehirdeki endüstriyel ve kentsel atıklar: moda sanat nesnesine dönüştürülerek, burada sergilenmektedirler. Turistlerin yoğun olarak ziyaret ettikleri bu park: ormanda, bir açık hava sergi salonu gibidir. Ayrıca: yine bu bölgede, bir tiyatro, minyatür bir labirent ve göl bulunmaktadır.
Bahçe: günümüzde, adeta bir kültür merkezi haline gelmiştir. Dünyanın dört bir yanından gelen sanatçılar ve uzmanlar, bu eşsiz ve muhteşem yerin, nasıl yapıldığını incelemektedirler. Bahçeyi yaratanlar: Chandigarh Proje Mühendisliği biriminden Nek Chand’ dır. Kendisi: burayı yaratmadan önce, Shivalik tepesi eteklerinde dolaşır ve kuş, hayvan, insan ve soyut formları andıran taşları toplamıştır. Ayrıca, 1958-1965 yılları arasındaki dönemde, doğal malzemeleri, kentsel ve endüstriyel atıkları toplamıştır. Daha sonra, bu muhteşem koleksiyonunu, 20 bin kaya formunda monte etmiştir. Bunları, küçük bir kulübe çevresine yerleştirir. 1976 yılında, bahçe ziyarete açılır.
Evet, burası atıklardan oluşturulmuş objelerin sergilendiği bir yer olarak çok ilgi çekiyor.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

ROSE GARDEN-GÜL BAHÇESİ


Zakir Hussain Bahçesi olarak da adlandırılan, 30 dönümlük arazi üzerinde kurulu bu bahçede: 1600’ün üzerinde farklı tür gül bulunmaktadır. Bahçe: Randhawa tarafından tasarlanmıştır. Her yıl, Şubat yada Mart ayında, burada gül festivali düzenleniyor. 20 binden fazla insanın katıldığı bu festival, şehrin en büyük kutlamalarından biri olarak bilinmektedir.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

SEKTÖR 17 PLAZA


Şehirdeki en şık alışveriş merkezlerinden birisidir. Bölgede: çeşmeler, heykeller, ağaçlar ve bahçeler bulunmakta olup, bu nedenle, yayalar için, yürüyüş için ideal bir ortam sunmaktadır. Özellikle, akşamları ışıklandırıldığında, ortam daha muhteşem hale gelmektedir. Şehir ziyaretçilerinin yoğun ziyaret ettiğim burayı, sizler de görmelisiniz.

 

ULUSLARARASI BEBEKLER MÜZESİ


Burada, yaklaşık 25’den fazla ülkeden getirilen bebekler ve kutlalar sergilenmektedir.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

WAR MEMORİAL-SAVAŞ ANITI


Ülkenin en büyük savaş anıtıdır. 1947 yılından bu yana, çeşitli savaşlarda ölen 8459 kişi için yaptırılmıştır. Bu kişilerin isimleri anıt üzerinde yazıyor. Anıt: 2006 yılında açılmıştır.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

PANİPAT ŞEHRİ


Eski ve tarihi bir şehir olarak öne çıkmaktadır. Chandigarh şehrine 169 km. uzaklıktadır.
Şehir: bir tekstil ve halı şehridir. Ülkenin en kaliteli battaniyeleri ve halıları, burada üretilmektedir. Yani, dokumacılık sektörü ileri düzeydedir.
Buna ilaveten, şehir, dünya “shoddy” türü ipliklerinin merkezidir. Bu iplikler ile üretilen battaniyeler, özellikle askeri birlikler tarafından kullanılır.

Hindistan Haryana-Chandigarh- Panipot-Hisar

Şeyh Sharafuddeen Ali Panipati Mezarı


Bu şahıs, aslen Azerbeycanlı olup, sufi bir azizdir. Türbesi, şehirde bir hac yeri gibi ziyaret edilmektedir.

Panipat Müzesi


Müzede, özellikle Hint tarihinin dönüm noktasını oluşturan döneme ait: silahlar, zırhlar, heykeller, kitabeler, el sanatları sergileniyor. Ayrıca: arkeolojik dönemlere ait, bölgede bulunan: çanak, çömlek ve sikkeler var.

 

HİSAR ŞEHRİ


Eyaletin kuzeybatısındadır. Kelime anlamı, Arapçadan gelme olup “kale” anlamındadır. Şehir ilk olarak: 1354 yılında, Firuz Şah tarafından kurulmuştur. Hatta, Firuz şah, ilk kurulduğunda, Yamuna nehrinin sularını, kanallarla buraya getirtmiştir.
Şehir, kuzey Hindistan’ın en önemli şehirlerinden birisidir.

Şehirdeki gezilecek yerler:

Agroha Antik kenti


Burada yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkan buluntuların, MÖ.13 ve 14’ncü yüzyıllara ait savunma duvarları ve bir kısım konutların kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Bu konutlar: doğu-batı yönünde, dikdörtgen planlıdır. Ayrıca: yapılan kazılarda, pişmiş toprak objeler, taş heykeller, demir ve bakır objeler, taşlar, boncuklar, sikkeler, cam eserler ortaya çıkarılmıştır.

Jahaj Kohti


Bir zamanlar bölgede hükümdarlık yapan şahıs için yapılmış bir anıttır. Anıt: çevresi açık arazide, sanki okyanusta bir gemi gibi görünür.

Barsi Gate


Hansi kasabasının merkezindedir. Günümüzde, bu kapı, antik kalenin ana giriş kapısı konumundadır. Kapının üzerindeki Farsça kitabede, 1304-1305 tarihleri yazılıdır.