Afyonkarahisar Dazkırı

Afyonkarahisar Dazkırı


Afyonkarahisar-İzmir kara yolu üzerindedir ve bağlı bulunduğu Afyonkarahisar şehri yanında, Denizli’ye daha yakındır ve bu yüzden, ilçe halkı, genellikle Denizli şehrine giderler. Ben, burada 1 gün kaldım ve bu bir günlük süre içinde, özellikle, Acıgöl yöresinde gezdim ve gölde üretilen kimyasal madde çökelti havuzları çok ilgimi çekti.

Göl aynı zamanda, kuş gözlem alanı, yani bu sığ göl üzerinde, birçok kuş türünü izlemek ve özellikle güneşin batışını izlemek büyük bir muhteşem güzeldir.

Afyonkarahisar Dazkırı

ULAŞIM

Dazkırı, ulaşım imkanlarının geniş olduğu bir yöremizdir. Denizli-Afyonkarahisar karayolu, ilçe merkezinden geçer. Bu yüzden, genellikle, tanınan ve ismen bilinen bir ilçedir.

Dazkırı-Afyonkarahisar arasındaki uzaklık: 140 km. Dazkırı-Denizli arasındaki uzaklık: 80 km. dir. Dazkırı-Dinar arasındaki uzaklık: 34 km. Dazkırı-Çardak arasındaki uzaklık: 21 km. Dazkırı-Ankara arasındaki uzaklık: 422 km.

Kara yolu dışında, ilçe merkezinden demiryolu geçmektedir. İzmir-İstanbul demir yolu, ilçe merkezinden geçmektedir. Demir yolu ile bağlantılı olarak, ilçe merkezinde istasyon binası var.

Yöreye, hava yolu ile ulaşmak ta mümkündür. Denizli-Çardak hava alanı, ilçe merkezine, yalnızca 20 km. uzaklıktadır. Isparta hava alanı ise, 60 km. uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Dazkırı

TARİH

Dazkırı tarihinde, yerleşim yeri olarak kullanılması yakın geçmişe dayanmaktadır. Hacı Paşa Ağa başkanlığındaki Tatoğulları aşireti, Kızılırmak boylarından göçerek, buraya yerleşmişlerdir. Daha sonra yöreye Çerkezler yerleştirilmişlerdir.

İlçe, bir süre “Apa” daha sonra “Bolatlı “(atların bol olması nedeniyle bu isim verilmiştir) ve bu ismin Ankara-Polatlı ilçesiyle karıştırıldığı için “Tazkırı” ve “Dazkırı” olarak değiştirilmiştir.

1958 yılına gelindiğinde, Dazkırı’nın ilçe statüsü kazandığı görülür. 1965 yılından sonra ise, yöre hızla kalkınmaya başlamıştır. Yöre halkı, genellikle göçmen ve aşiretlerden ve Bulgaristan ile Romanya’dan gelen göçmenlerden oluşmaktadır.

Bu arada “Dazkırı” kelime anlamı “bozkır, açık alan, kırlık yer” demektir.

Afyonkarahisar Dazkırı

GENEL

Yörenin toplam alanı: 340 km. karedir. İlçe merkezinin denizden yüksekliği ise, 830 metredir. Önemli bir akarsuyu yoktur. Güneyinde acı göl bulunmaktadır. Bu gölün suyu acı olduğu için, içinde canlı yaşamaz ve barınmaz.

Yerleşim yerinin iklimi: genellikle İç Ege ve Akdeniz bölgesi iklimlerinin bir karışımıdır. Yani, bir anlamda geçiş iklimidir.

Yıllık yağış miktarı azdır. Kışlar kısmen soğuk, yazlar ise sıcak ve az yağışlı geçer. Arazinin % 65’lik bölümü ovalık, % 35’lik bölümü ise dağlardan oluşmaktadır.

Afyonkarahisar Dazkırı

İlçe halkının, % 80’lik bölümü çiftçilikle uğraşmaktadırlar. Yörede yetiştirilen tarım ürünlerinden öne çıkanlar şunlardır: şeker pancarı, haşhaş, fasulye, kiraz, ceviz, dut, ayva ve kavak ağaçlarıdır.

İlçenin köylerinin diğer önemli gelir kaynaklarından birisi de, yağlık gül yetiştiriciliğidir. Haşhaşın ise, özel bir yeri vardır ve yoğun olarak yetiştirilir.

İlçede büyük bir çorap fabrikası var ve burada üretilen yıllık 900 bin çift çorabın tamamı yurt dışına ihraç ediliyor.

Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl
Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl
Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl

 

ACIGÖL

Dazkırı ilçe merkezinin güneyinde bulunan bir göldür. Aynı zamanda Başmakçı ilçesi sınırlarına da dahildir. Göl: Başmakçı ilçesi Aşağı Akpınar köyündedir. 

Türkiye’de bu isimle anılan göllerin en büyüğüdür. Daire biçiminde olan gölün uzunluğu 27 km ve en dar yeri ise 9 km. dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 842 metredir. 

Burası, dağlarla çevrili tektonik bir göldür. Gölün bir volkanik patlama sonucu oluştuğu ve derinliğinin 300 metreyi geçtiği biliniyor. Derinliği bakımından dünyada 3’ncü sıradadır. 

Dağlardan gelen kaynak suları ve Başmakçı bölgesinden gelen Kocaçay ile beslenmektedir. Sönmüş bir volkan kraterinin su dolmasıyla oluşmuştur.

Krater çukurunun uzunluğu 800 metre ve genişliği ise 500 metredir. Gölün suyu acı ve tuzludur, çünkü suyunda yüksek oranlı magnezyum ve sodyum klorürleri ve sülfat bulunur.

Bu yüzden, gölde balık yaşamaz ve kurak yaz aylarında göz beyaz bir görüntü alır. Sadece Flamingo gibi acı suları seven kuşlar üreme ve konaklama için buraya gelirler. 

Sodyum sülfat denilen bu kimyasal madde: özellikle çamaşır deterjanı yapımında yoğun olarak kullanılmaktadır ve dünya üzerinde en yoğun kaynaklardan birisi, Acıgöldür.

Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl

Acıgöl kıyısında, Alkim-Alkali Kimya Fabrikasında ( kara yolunun hemen kıyısındaki bu fabrika, rahatlıkla görülmektedir) üretim yürütülmektedir. 

Fabrikanın arka bölümlerinde ise, göl yüzeyinde, kimyasal maddenin elde edilmesi için kullanılan çökelti havuzları görülmektedir ki, bu bölüm de ziyaret edenleri ilginç görüntüler sunmaktadır. Havuzlardan elde edilen glauber tuzu özel düzen ve sistemlerle göl kenarından temizlenerek, yine özel dizayn edilmiş pompa ve bozu hatlarıyla fabrikaya ulaştırılıyormuş.

Gölde, önemli kuş alanları da bulunmaktadır. Bu kuş alanlarında: flamingo, kılıçgaga, akça cılıbıt, angıt, gülen sumru gibi kuş türleri barınmaktadır. Günümüze kadar olan süreçte, bu alanda 203 kuş türünün gözlendiği belirtilmektedir. 

Son olarak, 2001 yılında yapılan gözlemlerde, burada, 119 kuş türü gözlemlenmiştir. Gölün sularında bulunan minerallerin, insan vücudunda sivilce, kaşıntı, kara ve benzeri hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.

Acıgöl ile ilgili olarak son bir not, bir efsane var. Bu efsaneden söz etmek istiyorum “Eski dönemlerde bir derviş, Acıgölün bulunduğu yere gelir. Ancak Acıgöl yoktur ve onun yerinde büyük bir dağ ve bu dağın eteklerinde küçük bir köy varmış.

Derviş köylülerden ekmek ister, ancak hangi kapıya gitse kovulur ve sadece 2 çocuklu bir gelin, kendisine gizlice ekmek verir, ağırlar, ibadet etmesi için imkan sağlar.

Derviş geline şöyle der “kızım şimdi burayı terk et ve her ne olursa olsun arkana bakma” Gelinde bunun üzerine bir çocuğunu sırtına alır ve diğerini de elinden tutarak köyü terk eder.

Efsanevi taşın bulunduğu yere gelince, arkasında oluşan gürültüyü merak eder ve arkasına bakar, köyün bulunduğu dağ yerle bir olmuştur.

Hemen önüne döner ve önüne dönmesiyle birlikte kendisi de taş olur. ” Evet, efsane bu kadar, tanıdık geldi, tabii ülkemizde birçok yerde benzeri efsaneler var, hatta Somon ve Gomorro efsanesini bilenler de aynı yönde olduğunu hatırlamışlardır.

Afyonkarahisar Dazkırı Lavanta Üretimi

LAVANTA ÜRETİMİ

İlçe merkezine bağlı İdris köyünde lavanta üretimi yapılmaktadır. Burası Türkiye’nin ikinci büyük lavanta üretim merkezidir. Lavanta, tıbbi ve aromatik bir bitki olup ilaç ve parfüm sanayinde kullanılmaktadır. Haziran ve Temmuz aylarında, mor rengini alan lavanta tarlaları, çevreden gelen turist gurupları tarafından ziyaret edilmektedir.

Afyonkarahisar Dazkırı Halı-Kilim ve Haşhaş Festivali
Afyonkarahisar Dazkırı Halı-Kilim ve Haşhaş Festivali

 

DAZKIRI HALI-KİLİM VE HAŞHAŞ FESTİVALİ

Festival, her yıl Temmuz ayı içinde, 3 gün süre ile devam etmektedir. Festival bünyesinde: lunapark, konserler, halk oyunları ekibi gösterisi, geçit törenleri ve alışveriş mekanları kurulmaktadır.

Festival bünyesinde, Dazkırı bisiklet festivali de yapılmaktır. Bisiklet festivalinde, ilçe halkı ve çevreden gelenler tarafından, belirlenen rotada bisikletli turlar yapılıyor.

Afyonkarahisar Dazkırı Halıları

NE SATIN ALINIR

Dazkırı yöresine yolunuz düşerse, buraya has “halı” satın alabilirsiniz. Dazkırı halıları: 200 yıllık bir geçmişe dayalı olarak dokunmaktadırlar. Özellikle: Aşağı Yenice köyü, halı dokunan bir yer olarak bilinir. Dazkırı halısının en büyük özelliği: motifleridir. Bu motif özellikleri, doğadan alınmaktadır.

Yöre insanları, dokudukları halılara, yöresel isimler koymaktadırlar. Bunlar: çarklı halı, kuşlu halı, kazayağı halı, kalemli halı.

Evet, özellikle “Murat Köyü” günümüzde tam bir halı köyü olarak bilinmekte ve her gün birçok turist gurupları tarafından ziyaret edilmektedir.

Turist gurupları için : halı dokunmasından önce, yünün eğirilip, ip haline gelmesinden, halının dokunuz tezgahtan çıkmasına kadar tüm işlevlerini görebilecekleri bir ortam yaratılmıştır.

Son bir not, bu ilçede, güzel bir çorap fabrikası var ve üretilen çorapların hepsi, yurt dışına ihraç ediliyor, fabrikanın satış mağazasına uğramayı ihmal etmeyin.

Afyonkarahisar Dazkırı

GEZİLECEK YERLER

Dazkırı ilçesinde, her ne kadar tarihi kalıntı çok diye düşünülse de, herhangi bir arkeolojik araştırma çalışmalarının yapılmamış olması yani bu kalıntıların gün yüzüne çıkarılmamış olması, buranın, tarihi yönden turistik özelliklerini öne çıkaramamaktadır.

Yani: Dazkırı yöresine yolunuz düşerse, nereyi gezeyim-nereyi göreyim diye düşünürseniz, bence, Acıgöl bölgesini gezip görebilirsiniz ki, başkaca bir gezilip görülecek yer öneremeyeceğim. Ben yine de, yörenin tarihi eser bakımından önem kazanan birkaç bölgesinden söz etmek istiyorum.

Afyonkarahisar Dazkırı Sarıkavak Köyü
Afyonkarahisar Dazkırı Sarıkavak Köyü

 

SARIKAVAK KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı 9 km. uzaklıktaki Sarıkavak köyünde, MS 200 yıllarına ait, Romalılardan kaldığı düşünülen, kayalar içine oyulmuş kabinler görülmektedir.

Bu kabinlerde: çeşitli zamanlarda, paralar-gözyaşı şişeleri ve muhtelif toplar kaplar bulunmuştur.

Köyün güney kısmında görülen höyükler ise, herhangi bir arkeolojik araştırmaya tabii tutulmamışlardır.

SANAOS-SANAUS-ANAUA

Konumu:

Acı gölün kuzeyinde, Dazkırı ilçesi merkezine bağlı Sarıkavak köyünde, köyün yaklaşık 720 metre güneybatısındadır. 

Antik yerleşim, Denizli-Ankara karayolunun 68’nci kilometresinde, yol ayırımından kuzeye doğru yaklaşık 1 km uzaklıktadır. 

Gölden uzak konumdadır. Batı-güneybatı eteğinde kurumuş bir dere yatağı vardır.

 

ÖNEMİ:

Konumu itibarıyla hayati öneme sahip bir boğazı denetim altında tutan Anaua-Sanaos bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Ancak herhangi bir ayrıntılı arkeolojik araştırma yapılmamıştır. 

 

GENEL:

Antik kentin, yazılı belgelerden öğrenilen iki ismi vardır. İlk ismi “Anaua” dır.

Bazı yazarlar Anaua’nın sözcük anlamı üzerinde durarak kökeninin Luwi diline dayanan bir isim olduğunu belirterek çeşitli saptamalarda bulunmuşlardır.

Luwice Anawa’nın “Yamaç” anlamına geldiğini belirten araştırmacıları destekleyen tek kanıt, kentin bir yamaç yerleşimi olmasıdır.

Bazı araştırmacılar ise kentin Frig kökeni üzerinde durarak Anava-Sanaos’un “zana-wa” dan türediğini öne sürerler. 

Kentin ismi ilk kez: Herodot tarafından kullanılmıştır. Herodot: Xerxes’in Celainai’den Kolossai’ye giderken, Anua’nın ve tuz çıkarılan bir gölün yanından geçerek Kolossai’ye geldiğini yazar. Herodot’un bahsettiği tuz çıkarılan göl, bugünkü Acı göldür. Herodot’un yazdıklarından yola çıkarak: Anaua çevre coğrafyasına bakıldığında Xerxes’in seferi sırasında tercih edebileceği iki güzergah bulunmaktadır. Apameia’dan (bugünkü Dinar) yola çıkan ordu, ya Başmakçı civarında Anaua Gölünün (Acı göl) kuzeyindeki boğazdan ya da Acıgöl’ün güneyindeki, daha uzak olan güzergahı kullanarak Kolossai’ye (Honaz) ulaşmış olmalıdır. Zaten günümüze kadar yapılan araştırmalarda Acıgöl’ün güneyindeki yerleşmelerde göle yakın herhangi bir antikçağ yerleşimi ya da kalıntısına rastlanmamıştır. 

Strabon: Frigya bölgesinin iki büyük kenti olan Laodikeia ve Apameia Kybotos’tan bahsederken bu iki kente komşu olarak saydığı kentler arasında Sanaos’a da yer verir. Strabon’un tarifine göre: bu iki kente komşuluk derecesine yakın olan ve bu iki kentin arasında yer alan Sanaos’tan başka adı antik kaynaklarda geçen bir kent yoktur. 

Dolayısıyla bu konumlandırmalar, Anaua-Sanaos’un yeri konusunda önemli bilgiler verir. 

Plinius: çeşitli coğrafyalarda mevsim değişiklikleri nedeniyle meydana gelen farklılıklardan bahsederken Küçük Asya’daki Sannaus adlı gölün de bu değişikliklerden etkilendiğini, gölün oldukça tuzlu olduğundan ve göl çevresinde bir bitki türünden bahseder. Plinus, yaptığı bu tarifle Heredot’un aynı adla anılan kent ve göl tanımı birleştirildiğinde, antik kentin Acıgöl kıyısında bir yerleşim olması gerektiği kesindir. 

Hierocles, MS 6’ncı yüzyılda bölgedeki piskoposluk merkezleri arasında kentin adını Savaos olarak verir. 

Sonuçta: antik kaynaklara göre, kentin ilk ismi, ilk önce Anua, en azından MÖ 2’nci yüzyıldan sonra da muhtemelen Anua’nın çeşitli ses değişimlerine uğrayarak Sanaos, Sannaus, Savis, Suvau ve son olarak ta Savaos olarak geçtiği görülür. 

Bunun dışında, kentin en azından MS 6’ncı yüzyıla kadar devam ettiği anlaşılır. 

1881 yılında gezgin ve araştırmacı Ramsay: bölgede Anava ve Savaos olarak adlandırılan iki kenti birbirinden ayırarak, bunları birbirinden bağımsız farklı kentler olarak değerlendirir. Keretapa’yı Sarıkavak köyüne yerleştirir. 

1897 yılında yine gezgin Anderson tarafından: kentte yaptığı bir araştırmada Nekropolde bulduğu iki yazıtı kanıt olarak sunar. Yine bu makalesinde, Sarıkavak köyünde bulduğu yazıtlardan yola çıkarak, burasının Apameia ile bağlantısı olduğunu ve Sanaos’un Apameia’ya bağımlı bir kent olduğunu yazmıştır. Evet bu yazıtlar önemlidir. Çünkü: ilk yazıtta: Sanaos’a bir Bouleutherion sunan Diodorosun oğullarından aynı isme sahip Kalistratos adlı kardeşler olduğunu belirtir. Yani, kentte önemli ve zengin ailelerinden olan Diodoroslar, kente bir boluleutherion sunmuşlardır. 

Yani, buna göre: Sanaos kenti hiç te küçümsenmeyecek bir kenttir hatta kendi kararlarını aldığı bir meclise de sahiptir. 

MÖ 2-1’nci yüzyıllara tarihlenen Sanaos’a ait bilinen 6 sikke ve yazıt, yerleşimin bir köyden daha çok polis olduğunun açık belgeleridir. 

Evet, antik dönem şehrinin ismi hakkındaki bu bilgilerden sonra, şimdi gelelim höyük yerleşimine:

Köye ulaşım sağlayan asfalt yolun hemen bitişiğinde yapılan incelemeler sırasında, yüksekliği yaklaşık 25 metre ve taban genişliği 40 metre olan yüksek tepe bulunuyor. 

Bu tepenin Tunç Çağından Bizans dönemine kadar yerleşim gördüğü tespit edilmiştir. 

Bu höyük, yaklaşık olarak 3500 yıllık bir yerleşime sahip olmuş ve yüzyıllarca doğudan-batıya geçişi sağlayan boğazın, hemen yanında kurulması itibarıyla önemli bir yerleşim olarak tarihe geçmiştir. 

Höyüğün üzerinde farklı yapılara ait duvarlar yüzeyde görülür. Höyüğün üstünde doğal nedenlerle meydana gelen 0.80 metrelik erozyon toprağının altında, çeşitli kültür katmanlarının izleri rahatlıkla izlenmektedir. 2.10 metre derinlikte, 1.20 ve 1.30 metre derinlikte iki farklı yangın tabakası oldukça net olarak görülmektedir. Ayrıca, bu kesit içinde yer yer kemik ve kerpiç kalıntılarına rastlanır. 

Taş Ocağı:

Anua antik kentinde, Nekropol alanının güneydoğusundaki yamaçta, höyüğün yaklaşık 150 metre kuzeyinde bir Taş Ocağı vardır. Antik kente taş sağlayabilecek en yakın yer kentin 1 km kadar batısında bulunan Maymun Dağının eteklerinde bulunan doğal kaya blokları olarak görülür. Ancak bu dağın oldukça sarp olması ve kent ile dağ arasındaki uzaklık nedeniyle, taş ustaları kentin hemen merkezinde bulunan ve belli bir dönem Nekropol olarak kullanılmış olan alandan taş ihtiyaçlarını karşılamışlardır. 

İşlik-Kule:

Nekropolün batısında yaklaşık 200 metrelik bir uzaklıkta, dört tarafı düzensiz kaya bloklarıyla örülmüş bir mekan bulunur. 

3.14 x 2.76 metre ölçülerindeki mekanın girişi kuzeydoğu köşededir. 0.68 metre genişliğinde bir kapı açıklığı bulunur. Girişin sağında, muhtemelen ahşap olan kapının yaslandığı yatak görülebilir. 

Mekanın yan duvarlarını oluşturan, kaya parçalarının iç yüzeyleri kesilerek düzleştirilmiş, dış yüzde kaya kütleleri işlenmeden bırakılmıştır. 

İşçilik oldukça kötüdür. Duvarı oluşturan taşların bir kısmı toprak altındadır. Yüzeydeki kısmı mekanın en alt sırasındaki temel duvarını oluşturmaktadır. 

Mekanın ortasında 2 kaya parçası bulunur. Ancak bunların muhtemelen yan duvarlardan düştüğü düşünülür. 

Evet, dörtgen planlı yapının, üst yapısına ait herhangi bir buluntu yoktur. 

Tek odalı ve höyük yerleşimine uzak denecek mesafede olması nedeniyle, yapı önce işlik olarak düşünülmüştür. Ancak basit planlı ve küçük oluşu nedeniyle işlevsel kullanıma uygun olmadığı da düşünülür. Sonuç olarak, kullanım alanı oldukça küçük olan bu yapı, muhtemelen yüksek konumu da göz önüne alınarak, daha çok bir kule izlenimi vermektedir. Çünkü araziye uygun bir alanda ve araziye oldukça hakim yüksek bir alanda konumlanmış olması, bu kanıyı yani kule düşüncesini güçlendirir.

 

Nekropol:

Höyüğün 100 metre kadar kuzeyindedir. Nekropol alanı, yaklaşık 200 x 100 metrelik bir alanı kaplar. Toprak üzerinde, izleri bulunan yüze yakın dikdörtgen planlı, ana kayaya oyulmuş basit çukur mezar görülür. Mezarların ortak özelliği: oldukça basit biçimde ana kayaya oyularak dikdörtgen şeklinde yapılmış olmalarıdır. Boyutları ölen şahsın çocuk veya erişkin olmasına göre değişmektedir. Mezarların üzeri mezar kapaklarıyla örtülmüştür. Ancak kapak taşları yoktur, muhtemelen kırılarak başka amaçlar için kullanılmıştır. 

Mezarların bir kısmı maalesef defineciler tarafından tahribata uğramıştır. 

Dazkırı Sarıkavak köyü Sanaos Antik Kenti Sunak
Sunak:

Höyüğün yaklaşık 1 m güneydoğusunda bulunan ekili arazilerin arasında tarla sınırı olarak oluşturulan alanda bir sunak tespit edilmiştir. Sunağın alt kısmında daha sonraki bir kullanıma ait olabileceği düşünülen, çanak şeklinde girinti bulunur. Oldukça bozuk olan yazıtın okunabilen kısmı değerlendirilerek, bunun bir sunak olduğu anlaşılmıştır. 

Krem renkli, iri gözenekli travertenden yapılmış sunak, 1.20 metre yüksekliğinde ve ortada 0.50 metre çapındadır. Silindirik sunağın alt ve üst kısmı profillendirilerek ortada tabula ansata bölümü bırakılmıştır. Bu alanda, 7 satır uzunluğunda Grekçe bir yazıt bulunur. Yazıttan anlaşıldığına göre, bu bir mezar sunağıdır. Harf karakterlerine göre, sunak Geç Roma dönemine aittir. 

 

 

Bölgedeki diğer buluntular:

Anaua antik kentinde yapılan araştırmalarda tespit edilen diğer buluntuların başında, zeytin işlikleri gelir. Sarıkavak köyü yakınlarında bulunan iki işlik parçası, köy ve çevresinde günümüzde de hala çok sayıda bulunan zeytin ağaçlarının, antik çağda da önemli bir gelir kaynağı olduğunu düşündürür. Bulunan her iki işlik takımı da krem renkli travertenden yapılmıştır. 

Kent kalıntılarında yapılan araştırmalarda, Erken Tunç Çağından Geç Antik döneme kadar oldukça geniş bir zaman dilimini içine alan buluntulara rastlanmıştır. Yüzeyde görülen seramik parçaları arasında, Tunç ve Demir çağına ait buluntular çoğunluktadır.

Evet, Sanaus Doğu Nekropolü ve Antik Taş Ocağı, arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak bölgede resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamaktadır. 

Afyonkarahisar Dazkırı Kızılören Köyü

KIZILÖREN KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı; ilçe merkezine 8 km uzaklıkta bulunan Kızılören köyünde de, Roma dönemine ait Tümülüsler görülmekte olup, buralarda yapılan yüzey araştırmalarında, zaman zaman toprak kaplar ve sikkeler bulunmaktadır.

Özellikle “Kayaüstü Mevkii Tümülüsü” ve bu tümülüste bulunan mezar odası ilgi çekmektedir.

Çatak Tümülüsü

Kızılören köyünün yaklaşık 2.5 km kuzeybatısında Çatak mevkiindedir. Kızılören-Hasandede karayolunun 30 metre kadar güneyinde, tarla içinde bulunmaktadır.

Roma dönemine ait tümülüs, moloz taşlı yığma toprak oluşturmuş olup, yaklaşık 30-40 metre çapındadır.

(Öğrendiğime göre, bu tümülüs iş makinası kullanılarak kaçak kazı için tahrip edilmiş, tümülüsün ortasında yaklaşık 3.40 x 3.40 metre ebatlarında ve 2 metre derinliğinde bir çukur açılmıştır.

Çukurun içinde, 2.10 metre uzunluğunda ve 1.40 metre genişliğinde ve 50 cm kalınlığında, kireç taşından yapılmış antik döneme ait bir kaba işçilikli blok bulunmaktadır.

Tümülüs, 2015 yılında arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Kızılören Köyü Camii

İlçe merkezine bağlı Kızılören köyündeki cami, 19’ncü yüzyılda yapılmıştır. Ahşap sütunlara sahip, sade ama süslemeleri olan bir yapıdır. Ahşap sütunlar üzerinde oturan, düz toprak damlı ve kalemkari süslemeleri olan bir yapı olarak tanımlanır. Plan biçimi kare veya kareye yakındır. Tek mekanlı bir camidir, ibadet alanı tek bölümlüdür. Duvarlar ve çatı iç örtüsü, yerel  teknikle yapılmış, çoğu düz basit yüzeylerdir. 

Cami iç dekorasyonundaki bitkisel, geometrik motiflerle yapılan süslemeler ilgi çeker. Bu süslemeler, Osmanlı dönemi estetiği taşır. 

Ahşap mahfili mevcuttur. Yani cemaatin bir bölümü, yükseltilmiş ahşap platform üzerine çıkarak ibadet yapmaktadır. 

 

KARAAĞAÇKUYUSU GÖLETİ:

İlçe merkezine bağlı 17 km uzaklıktaki Karaağaç köyündedir. Karaağaçkuyusu köyünün rakımı 1038 metredir. Burada bulunan bu gölet, piknik yapmak isteyenler tarafından yoğun tercih edilmektedir. Köyün adı 1912 kayıtlarında “Karaağaç” olarak geçmesine rağmen günümüzde “Karaağaçkuyusu” olarak geçer. 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Manisa Kula

Manisa Kula


Kula ile ilgili herhangi bir kurumsal kaynak incelendiğinde “Yanık ülke” gibi bir cümle karşınıza çıktığında elbette şaşıracaksınız. Ancak antik dönemde, buradaki volkanik dağ ve tepeler gayet bolmuş ve bunlar zaman zaman lavlar püskürterek, bulundukları bölgedeki doğayı yoğun olarak etkilemişler ve antik dönem insanları, bu durumu, bu bölgeyi “Yanık Ülke” olarak betimlemişler.

Evet, Kula, ilginç ve tarihi özellikleri yoğun olan bir yer. Buralara yakın geçerken mutlaka zaman ayırın ve Kula bölgesinin tarihi, doğal ve jeolojik güzelliklerini mutlaka görün diye öneriyorum.

Manisa Kula

ULAŞIM

Kula, bağlı bulunduğu Manisa il merkezine, 118 km uzaklıktadır. Kula-İzmir arasındaki uzaklık ise, 147 km. dir. Kula-İstanbul arasındaki uzaklık: 580 km. Kula-Ankara arasındaki uzaklık: 450 km. Kula-Balıkesir arasındaki uzaklık: 194 km. Kula-Aydın arasındaki uzaklık: 191 km. Kula-Kütahya arasındaki uzaklık: 188 km. Kula-Denizli arasındaki uzaklık: 120 km. Kula-Uşak arasındaki uzaklık: 75 km. dir.

Gerek arazi durumu ve gerekse topografik özellikler nedeniyle, bölgede ulaşım oldukça gelişmiştir. Yörenin en önemli transit yollarından olan İzmir-Ankara karayolu, buradan geçmektedir. İlginizi çekerse, otoyol boyunca, geniş volkanik alanları ve siyah lav tabakalarını uzaktan görebilirsiniz.

Manisa Kula

TARİHİ

Antik dönemde, yöredeki volkanik bölgeye “Katakekaumene” yani “Yanık, yanmış arazi” ismi verilmiştir. Bu isim: antik dönem yazarlarının eserlerinde görülmektedir. Özellikle: MS. 17 yılında, bölgede büyük bir deprem olduğu ve volkanik Katakekaumene bölgesini tamamen yok ettiği bilinmektedir.

Katakekaumene bölgesindeki: Maionia ve Kollyda şehirleri: Perslerin Suşa şehri ve Lidyalıların Sardeis şehri arasında uzanan ve dünyanın ilk ticaret yolu olarak kabul edilen “Kral Yolu” üzerindedir. Bölgenin diğer şehirleri ise: Thermai Theseos, Tabala ve Satala şehirleridir. Ayrıca, yine Gediz ırmağı kıyısında, çok sayıda antik yerleşim alanı kurulmuştur.

Bölge: 7 ile 11’nci yüzyıllar arasında Bizans idaresindedir. Bu dönemdeki ismi “Opsikion” dur. Daha sonraki süreçte, Germiyanoğulları Beyliği görülür. Süleyman Şah: kızı Devlet Hatun’u, Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt ile evlendirmiş ve çeyiz hediyesi olarak da, Kütahya-Tavşanlı-Simav ve Emet yörelerini, Osmanlılara vererek, kendisi Kula kasabasına çekilerek burayı Beyliğinin başkenti olarak ilan etmiştir.

1915 yılında, bölgede Yunan işgali görülür. 1922 yılında ise işgal sona erdirilir.
Peki, yörenin “Kula” isminin kaynağı nereden gelmektedir? Söylentilere göre: “ antik dönemde, Sardes bölgesi kralı Giges, hasta kızını iyileşeceğini umarak, burada yaptırdığı bir kuleye yaşamaya gönderir. Yerleşim, bu kulenin bulunduğu alanın çevresinde gelişir ve zamanla “kule” ismi değişerek, yöreye “kula” denildiği söylenmektedir.

GENEL

İlçe, Ege bölgesini İç Batı Anadolu bölgesine bağlayan İzmir-Ankara kara yolu üzerindedir. Bu durum, ilçenin gelişmesinde en büyük etkenlerden biridir.

Çevresi: tepelerle çevrili ve ortada çanak şeklindeki volkanik bir arazi üzerinde kurulmuştur.

Yörenin deniz seviyesinden yüksekliği: 720 metredir. İklim özellikleri bakımından, Akdeniz iklimi ve Karasal iklim özellikleri görülür ve bunlara bağlı olarak: genellikle yağışlı ve ılıman hava özellikleri hakimdir. Yani, Ege bölgesinde olmanıza rağmen, buranın soğuğu sizi üşütür.

Yöre insanı, ticaret konusunda oldukça başarılıdır. Hatta, Kulalıların ticarete çok yatkın olmaları, gerek ülke çapında ve gerekse çevredeki insanların da ilgisini çekmiştir. İlçe merkezindeki hiçbir alışveriş mekanında etiket göremezsiniz, her şey pazarlığa tabiidir.

Bölgenin en önemli akarsuyu: Gediz ırmağıdır. Irmak, ilçe merkezinin 12 km kuzeyinden geçer.

YUNUS EMRE ANMA ŞENLİKLERİ

Her yıl, Eylül ayının birinci haftası içinde, Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenmektedir.

BAĞDATLI SULTAN ALEVİ KÜLTÜRÜNÜ TANITMA VE KÜLTÜR ŞENLİKLERİ

Her yıl, Ekim ayının ikinci haftasında, Encekler Köyü Muhtarlığı tarafından düzenlenmektedir.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Kula ilçesine yolunuz düşerse: mutlaka “kula güveci” yemelisiniz. Kuzu eti, biber, tereyağı ve domates ile yapılan bu yöresel lezzeti, mutlaka tatmanızı öneririm. Bir de, kula şekerli pidesi tatmanızı öneriyorum. Çifte kavrulmuş tahin, toz şeker ve hamur ile yapılan pide, ilgi çekiyor. Son bir not, buraya yolunuz düşerse, mutlaka “höşmerim” yemelisiniz. Leblebi tatmayı da unutmayın sakın. Çünkü buranın leblebisi de çok meşhurdur.

NE SATIN ALINIR

Kula yöresindeki yöresel el sanatları hakkında sizlere kısa bilgi vermek istiyorum. Bu el sanatı ürünlerini, ilçe merkezinde özellikle Tarihi çarşıda bulup, satın alabilirsiniz. Bunlardan ayrıntılı olarak söz edeceğim, ama bunların hiçbirisi ilginizi çekmez ise, Kula yöresinden, yine buraya has ve özel “Kula battaniyesi” satın alabilirsiniz.

HALICILIK

Kula yöresinde, ilk halı örnekleri: 17’nci yüzyılda görülmektedir. 18 ve 19’ncu yüzyılda ise, yörede halıcılıkta en güzel örnekler verilmiştir. 19’ncu yüzyıldan sonra, halılarda, sentetik boya kullanılmaya başlanmış ve desenler yozlaşmıştır.
Yörede dokunan halılar, genellikle “seccade” tarzındadır. Ana renk: sarı ve mavi tonlarıdır. Halılar: desenlerine göre: Çubuklu, Manzaralı, Kömürcü gibi isimlerle anılır.

KEÇECİLİK

Keçecilik, Orta Asya’dan bu yana, Türk kültürünün vazgeçilmez geleneklerinden biridir. Keçeden: yaygı, kepenek ve koşum takımları yapılmış olsa da günümüzde, burada genellikle hediyelik eşyalara yönelik keçe üretimi, ilçe içinde birkaç atölyede sürdürülmektedir.

BAKIRCILIK

İlçe merkezinde, hediyelik ve süs eşyası olarak bakır kap üretimi sürdürülmektedir.

KONAKLAMA

Öğretmenevi Dört Eylül İlköğretim Okulu 236-8161257

GEZİLECEK YERLER

TARİHİ ÇARŞI

İlçe merkezinde, geleneksel el sanatlarının günümüzde de sürdürüldüğü bu tarihi çarşıyı mutlaka gezmelisiniz.

KULA EVLERİ

İlçe merkezinde, sivil Osmanlı mimarisinin, 18 ve 19’ncu yüzyıllara tarihlenen evleri, açık hava müzesi gibi görülmeye değerdir. Dar sokaklarda sıralanmış evlerde, genellikle ahşap malzemeler kullanılmıştır.

Kapı, pencere, tavan ve davlumbaz bölümlerinde, ahşap unsurlarda zarif işçilik örnekleri görebilirsiniz. Eski Türk evlerinden, Zebunlar konağı: Anemon otelleri tarafından butik olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir. Burası öyle güzel restore edilmiştir ki, misafirler yıllar öncesinin yaşamını hissedebiliyorlar.

KENAN EVREN ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Ülkemizin 7’nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ilçe merkezinde doğduğu ev: kamulaştırılmış ve Etnografya Müzesi olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Eski bir Rum evidir.
Kula Belediye Başkanlığı tarafından işletilmekte ve rezervasyon ile ziyaretçi alınmaktadır.

Manisa Kula Kurşunlu Camisi

KURŞUNLU CAMİSİ

1496 yılında, Saruhanoğullarından Seyfettin Hoca tarafından yaptırılmış; 1780 yılında onarım geçirmiştir. İlçe merkezinde, çarşı içinde, kendi ismi ile anılan meydanda, alçak bir duvarla çevrili avludadır. Mimari olarak, Selçuklu tarzı hakimdir. Yapıda: kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. Özellikle, kalem işi süslemeler ilgi çekmektedir. Bu süslemelerin, 1780 yılından kaldığı düşünülmektedir.

MERYEM ANA KİLİSESİ

İlçe merkezinde, Rumlardan kalan 3 kilise olmasına rağmen, bunlardan 2 tanesi günümüze kadar ayakta gelebilmiştir. Meryem Ana kilisesi, Zaferiye mahallesindedir. 1837 yılında inşa edildiği bilinen kilise yapısı, günümüzde boş olarak bulunmaktadır. Dış duvarları sağlamdır ve restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.

Manisa Kula Tabduk Emre Türbesi

TABDUK EMRE TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı, Emre köyündedir. Türbe, mimari özellikleri bakımından, il merkezindeki Saruhanbey türbesiyle büyük benzerlik göstermektedir. Türbe kapısının hemen önünde, mezar taşında “balta” tasviri bulunan mezarın ise, ünlü “Yunus Emre” ye ait olduğuna inanılmaktadır.

Bu özelliği nedeniyle, türbe ve mezar her yıl yoğun ziyaretçi akımına sahne olmaktadır. Ancak, yine de Yunus Emre’nin nerede ve ne zaman öldüğü tam olarak bilinmemektedir.

Köyde, bu türbe dışında, yine eski dönemlere tarihlenen çeşme, hamam ve medrese kalıntıları görülmektedir.

Burada: Yunus Emre ile hocası Taptuk Emre arasında geçtiği söylenen bir diyalogdan söz etmek istiyorum. Yunus Emre: Taptuk Emre dergahında, kendisine verilen dergaha odun getirme hizmetini aksaksız yürütmektedir. Ama, her getirdiği odun “dümdüz” dür ve bu durum, Taptuk Emre’nin dikkatini çeker ve kendisine sorar.

-Yunus, hepsi böyle mi bu odunların, hepsi dümdüz” Yunus cevap verir.
-Hepsi öyle Sultanım.
-Hiç eğrisi yok mu.
-Yok Sultanım.
-Bunca yıldır, dağda hiç eğri oduna rastlamadın mı? Bu soru üzerine, Yunus şu anlamlı cevabı verir.
– Sultanım, biliniz ki, sizin kapınızdan, hiçbir eğrilik içeri giremez, hatta odun olsa bile……

PERİ BACALARI

Kula-Ankara kara yolu üzerindeki Gediz köprüsünden sapılarak, 18 km uzaklıktaki, Burgaz bölgesinde, Gediz ırmağının hemen üst kısmında: peri bacası görünümlü doğal oluşumlar var. Bunlar: tarihi süreç içinde, ısı, yağmur, rüzgar ve erozyon ile oluşmuştur. Gediz vadisi içinde, ilginç ve güzel bir görünüm var, mutlaka görmelisiniz.

Manisa Kula Divlit Yanardağı

DİVLİT YANARDAĞI

Burada, lav akıntılarını görebilirsiniz. Lavlar, vadi içindeki eski çökeltiler üzerinde akarak, kilometrelerce yol almışlardır. Üzerlerinde bitki örtüsü bulunmamaktadır. Bu nedenle: sert ve sivri şekillerinden dolayı, halk arasında “divlit” olarak isimlendirilerek, diğer volkanik yerlerden ayrılmıştır. Lavlar, yaklaşık 60 km. karelik bir alana yayılmıştır.

Koyu siyah renkleriyle ilgi çekmektedir. Bazı yerlerde, lav şelaleleri oluşturularak, vadilerin aşıldığı görülmekte ve bütün vadilerin girintilerine sokulmuştur. Bazı lavların altında ise, gazlar nedeniyle, lav tünelleri oluşmuştur. Hatta: antik dönem öncesinde, insanların, bu bölgede bulunan bazı yerlere yerleştikleri bilinmektedir ki, bu bölgede, kraterler arasında bazı eski ilkel yapı ve eşya kalıntıları bulunmuştur.

Divit Tepe konisinin hemen yanında: “ilkel insan ayak izleri” de görülmektedir. Bu izlerin oluşum şekli olarak şöyle denilmektedir: “bölgedeki en yeni volkanik koni olan Divlit Tepe, yaklaşık 2000 yıl ince, ince taneli kül ve tüfler püskürtmüş ve daha sonra sönmüştür.

Çevreye saçılan bu ince taneli volkanik ürünler daha sonra yağan yağmurun etkisiyle kalın bir çamur tabakasına dönüşmüştür. İşte, bu sırada, bölgede yaşayan ilkel insanlar, bu çamurlar üzerinde çıplak ayakla yürümüşler ve günümüze kadar ulaşan bu ayak izleri büyük bir rastlantı eseri sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu ayak izlerinin adım uzunluğu: 75-80 cm civarındadır. Ayak uzunlukları ise, 41-42 numara ayakkabı kalıbındadır. İzlerin ikisi: yan yana yürümüş iki ilkel insana aittir. Bunlar: tepeden aşağıya doğru yürümüşlerdir. Birde yine aynı döneme ait, tepeden yukarı doğru yürüyen bir çocuğa ait ayak izleri görülmektedir.

İlkel insan ayak izleri dışında: ilkel insanların taşıdığı yük izleri, ilkel insanların oturma izleri, hayvanların ayak izleri de görülmektedir. Yanardağdan çıkan bazaltik cüruflar, bunların üzerini örterek günümüze kadar ulaşmasını sağlamışlardır. Ancak: bu ayak izleri ortaya çıktıktan sonra, bunların bulundukları yerde muhafazasının zorluğu düşünülerek: bunların yaklaşık 60 kadarı bulundukları yerden çıkarılarak, MTA Genel Müdürlüğünün Tabiat Tarihi Müzesine yerleştirilmişlerdir.

Bu ayak izleri üzerinde yapılan laboratuvar incelemelerinde, bunların yaklaşık 20 bin yıllık olduğu ortaya çıkmıştır.
Evet, her ne kadar üzerlerinde yürümek ve tırmanmak oldukça güç olsa da, burayı mutlaka görmelisiniz, çünkü lav kalıntıları çok taze bir görünüm sunmaktadır.

Manisa Kula Emir Kaplıcaları

EMİR KAPLICALARI

İlçe merkezinin 19 km uzağında, Kula-Selendi kara yolunun, 3 km. sapağında, Şehitlioğlu köyündedir.
Günümüzde kullanılan kaplıca tesisinin yakınlarında, tarihi hamam kalıntıları görülmektedir ve bu durum, buranın yüzyıllardır kullanıldığının göstergesidir. Yüzeye ulaşan termal suların sıcaklığı: 60 derece civarındadır.

Termal suların iyi geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: siyatik, romatizma, kırık-çıkık, cilt hastalıkları, kadın hastalıkları. Kaplıca sularının içmece olarak kullanıldığında ise: sindirim sistemi ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Bölgede: 36 odalı, konaklama tesisi bulunmaktadır.

ACISU KULA MADENSUYU

Kula-Selendi kara yolu üzerinde, ilçe merkezine 19 km uzaklıkta, Gediz ırmağı kıyısından çıkan bir doğal sudur. Suyun yeryüzüne çıkış ısısı: 18 derece olup, sağlık açısından yararlı geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: mide, bağırsak, karaciğer ve safrakesesi rahatsızlıkları.
Kaynağın hemen yanında, kaynak suyunun şişelenerek satışa sunulduğu tesis bulunuyor.

Manisa tanıtımı.

 

Manisa Demirci

Manisa Demirci: Demirci ilçesi, ulaşım yollarının güçlüğü ve içinde barındırdığı Eğitim Fakültesi ve bunun 4000 civarında öğrencisi ile öne çıkıyor. Bunun yanında, elbette halı dokumacılığı var. Tarih meraklıları, Sardes şehri kalıntıları tam size göre, mutlaka gezmeli ve görmelisiniz.

Sardes şehri kalıntıları ayrıntılı tanıtım yazıma ulaşmak için.

ULAŞIM

Manisa Demirci: Demirci ilçesi, il merkezi olan Manisa’ya, 177 km. uzaklıktadır. Demirci-Simav arasındaki uzaklık: 45 km. Demirci-Bigadiç arasındaki uzaklık: 77 km. Demirci-Köprübaşı arasındaki uzaklık: 53 km. Demirci-Uşak arasındaki uzaklık: 125 km. Demirci-İstanbul arasındaki uzaklık: 612 km. Demirci-Ankara arasındaki uzaklık: 597 km. dir.

TARİHİ

Bölgedeki ilk yerleşimcilerin: tarih öncesindeki devirlerde buraya yerleştikleri düşünülmektedir. Bakır ve Tunç dönemlerinde, Çataloluk, Danışmentliler ve Kargınışıklar köyleri çevresindeki mağaralarda, insan yaşamına ait buluntular elde edilmiştir.

Sonraki tarihi süreçte, uzun yıllar Bizans hakimiyetinde kalan yöre: Malazgirt zaferinden sonra, Türk akıncıları tarafından ele geçirilir.

1390 yılına gelindiğinde ise, Yıldırım Beyazıt tarafından yöre Osmanlı topraklarına katılır. 1920 tarihinde Yunan askerleri tarafından işgal edilen bölge, 10 gün sonra kurtuluş sevincini yaşar. Çünkü: Çerkez Ethem kuvvetleri, yöreyi Yunanlılardan kurtarır. Ancak, daha sonraki dönemlerde de birkaç kez, Yunan işgali görülür. 30 Ağustos 1922 tarihinde ise, bölge, tamamen düşman işgalinden kurtarılır.

Yörenin “Demirci” isminin kaynağı hakkında çeşitli söylentiler bulunmaktadır. Bunlar: “Malazgirt zaferinden sonra, yöreye gelen Türk akıncıları, suları bol ve havası güzel anlamında, Türkmen dilinde buraya “Temurçi” demişler ve bu isim günümüze “Demirci” olarak değişerek ulaşmıştır. Yörenin ismi ile ilgili, başkaca söylentiler de mevcuttur.

GENEL

Manisa Demirci: Yörenin ilginç bir coğrafi yapısı bulunmaktadır ki, çok az düzlük alan bulunmaktadır. Hatta, şehir içindeki tek düzlük alanın futbol sahası olduğu söylenir. Ege ve İç Ege bölgelerinin kesişim noktasındadır. İlçe merkezinin denizden yüksekliği, 900 metredir.

Halkın temel geçim kaynağı: halıcılıktır. Bunun dışında, özellikle son yıllarda “kiraz” üretimi artmıştır.

İklim durumu değerlendirildiğinde, yöredeki yıllık sıcaklık ortalamasının 12 derece civarında bulunduğu görülür. İklim özellikleri, genel olarak, Akdeniz ve Karasal iklim özellikleri gösterir. Bir insanın sağlıklı yaşayabilmesi için gerektiği öne sürülen 18-25 derece arasındaki sıcaklık değerleri, burada yılın 120 günlük sürecinde görülebilmektedir.

 

CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ

Manisa Demirci: Manisa-Celal Bayar Üniversitesinin Eğitim Fakültesi; burada bulunmaktadır. Fakülte: 1989-1990 eğitim-öğretim yılında, 4 yıla çıkarılmış ve fakülteye dönüştürülmüştür.
İlçe merkezindeki nüfusun, büyük bölümü, bu üniversitenin öğrencilerinden oluşmaktadır.

Fakülte bünyesinde: 72 öğretim elemanı bulunmaktadır. Sosyal tesisler olarak ise: 400 öğrenci kapasiteli yemekhane, 200 seyirci kapasiteli 1 spor salonu, 100 öğrenci kapasiteli kütüphane bulunmaktadır. Ayrıca, ilçe merkezinde: Yurt-Kur Müdürlüğüne bağlı yurtlarda: 900 civarında kız ve 350 civarında erkek öğrenci barınmaktadır. Yurtlar: Eğitim Fakültesi ve Meslek Yüksek Okulu öğrencileri için ortaktır.

 

CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ DEMİRCİ MESLEK YÜKSEKOKULU

İlçe merkezindedir. 1994-1995 yılında eğitime başlamıştır. İthalat, ihracat ve muhasebe ve son olarak sigortacılık bölümü eklenmiştir.
2011 yılında, Ormancılık ve Orman ürünleri programı da açılmış olmasına rağmen, öğretim elemanı bulunmadığından öğrenci alınmamıştır.

Burada da, 1500 civarında öğrenci eğitim görmektedir. Meslek Yüksek Okulu öğrencileri, hemen 200 metre uzaklıkta bulunan Eğitim Fakültesinin sosyal tesislerini kullanmaktadırlar.

 

SİNEMA GÜNLERİ

Her yıl, Eylül ayının ikinci haftasında, Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenmektedir.

KONAKLAMA

Demirci Sabancı Öğretmenevi İzmir Caddesi. No.41                                   236-4623410

NE YENİR-NE İÇİLİR

Buraya yolunuz düşerse, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz “Demirci Kebabı” yemelisiniz. Ayrıca, güveç de düşünebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Demirci yöresinde, özellikle Cumartesi günleri kurulan ve yerel el sanatları ile organik ürünlerin satıldığı Pazar yerini mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

 

DEMİRCİ HALILARI

Burası, yöredeki önemli halıcılık merkezlerinden birisidir. Demirci halıları; 17 ve 18’nci yüzyıllarda muhteşem güzellikleriyle dikkat çekerken, 19’ncu yüzyılda, tüccarların batı tarzına yönelik siparişleri nedeniyle desenlerde büyük yozlaşma yaşanmış ve önemini kaybetmiştir.

Günümüzde ise, yüksek kaliteli halıların dokunulmasına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Yörede, günümüzde bulunan 10 bin civarında halı tezgahı, yöre insanının en büyük etkinliğinin yani halıcılığın göstergesidir. Burada son bir not: Demirci yöresinde özellikle yün cami halılarının üretimi ön plandadır ve dünyanın birçok yerindeki camilerde, yün Demirci halılarını görmek mümkündür.

Halı dışında, buradan: çanta, torba ve heybe türü el dokuma ürünleri de satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

 

KRAL SARAYI VE KALESİ

Manisa Demirci: Burası: Demirci çayı vadisi ve Demirköprü Barajına hakim kayalık bir yerdedir. Burada, kayalara oyulmuş merdivenler ve mezarlar görülmektedir.
Delikyar olarak isimlendirilen bu büyük kayanın dibinde ise, batıya doğru gidildiğinde, 3 mağara daha görülür.

Kalenin batı yönünde gidildiğinde ise, küçük bir tepe üzerinde yine antik dönem mezarı görülür. Kale içindeki mezar yapıları ise, Anadolu kültüründe görülmeyen tarz yansıtmaktadırlar. Bunların büyük ihtimalle: Hititler döneminde, Mısır kültüründen öğrenilen mezar türü olduğuna inanılmaktadır.

Manisa Demirci Saittai-Sidas

SAİTTAİ-SİDAS ANTİK KENTİ


İlçe merkezinin güneyinde, İcikler köyünde, köy merkezine 5 km uzaklıktadır. İlçe merkezine ise, 75 km. uzaklıktadır. Yörenin “Saittai” olan ismi, Türkler tarafından “Sidas” olarak değiştirilmiştir.
Burası ilk olarak, İngiliz arkeolog Hamilton tarafından, 1832 yılında tespit edilmiş ve dünyaya duyurulmuştur.

Ancak, tepe üzerinden inen erozyon nedeniyle, tamamen toprak altında kalmış, günümüzde çok az kısmı toprak üstündedir. Antik kalıntıların altında bulunduğu toprak alanlar ise, tarım arazisi haline getirilmiştir. Hatta: İcikler kasabasının en verimli tarım alanlarının burada bulunduğu söylenmektedir.

Bu arada, günümüze kadar olan süreçte, burada resmi arkeolojik kazı çalışmalarının yapılmamış olduğunu da söylemek gerekir. Ancak yüzey araştırmalarında: birçok mimari parça, çanak-çömlek parçası bulunmuş ve bunlara dayanarak, özellikle Roma döneminde, burada bir yerleşim bulunduğu kanısına varılmıştır. Tabii tüm bu buluntular yörenin mezar soyguncuları tarafından talan edilmesini sağlamış ve 1960 yılına gelindiğinde, buraya bir koruma görevlisi tahsis edilebilmiştir.

Evet, Sidas antik kenti: MÖ.600’lü yıllarda, Lidyalıların, sanat ve ticarette en gelişmiş ve önemli şehirlerinden biri olarak, tarihi süreç içinde yerini almıştır. Şehrin tam ortasından bir dere geçmektedir. Bu derenin etrafında, çevreye yayılmış birçok Lidya ve Roma dönemi mimari kalıntısı görülmektedir.

Hatta, ilk metal paranın, Sidas şehrinde basıldığı söylenmektedir. Malum, para, tarihte ilk olarak Lidyalılar tarafından yapılmış ve kullanılmıştır. Zaten, yörede tarım yapılan arazilerde, günümüzde de çok sayıda madeni bronz para-sikke sık sık ortaya çıkmaktadır.

Günümüzde, buraya mutlaka uğramanızı öneririm. Burada: özellikle, kentin “Kalın Kapı” olarak isimlendirilen taştan kapısı ilginizi çekecektir. Kapının diğer adı Dilek kapısıdır ve kapıdan geçerken tutulan dileklerin gerçekleşeceğine inanılır. Bunun dışında, antik dönem stadyum kalıntısı da görülmeye değerdir ve hala sağlam durumda olması ilgi çekmektedir.

 

YER ALTI SARAYI

Antik şehrin güneybatısında, Nal Tepesinin kuzey batı kısmında, yeraltı yapıları görülmektedir. Yöre halkı, bu yer altı yapılarına “Yer altı Sarayı” demektedirler. Ancak, önceki dönemlerde açıkta olan bu bölümler, zamanla erozyon nedeniyle taş ve toprakla dolmuştur.

Bu yer altı sarayının bulunduğu söylenen “Nal Tepesi” hakkında, yöre halkının anlattığı bir hikaye var. “ Sidas şehrinde yerleşik bir zengin, savaşlar nedeniyle, şehirden kaçmak durumunda kalır. Kaçarken ise, oğlunun çok sevdiği “Altın bebeği” ni; tekrar şehre geri döndüğünde almak üzere, Nal Tepesinin doğu kısmına bakan bölümdeki bir nar ağacının altına gömer.

Daha sonra ise: şöyle dediği rivayet olunur: “ Ne ev, ne zenginlik, hiç bir şey düşünmem, yalnızca oğlumun altın bebeğini bırakmak zorunda kaldım, o beni üzer, eğer tekrar Sidas şehrine dönüp o bebeği alamaz isem, bu altın bebek kimsenin olmasın”
Evet, bunu okuduktan sonra tahmin ettiğiniz gibi, kayalık olmasına rağmen, Nal tepesi soyguncular tarafından tamamen delik-deşik edilmiş, kazılmıştır. Artık, altın bebek bulundu mu-bulunmadı mı meçhul.

 

KUYULAR

Sidas antik kentinde, çok sayıda kuyu bulunmaktadır. Bu silindir şeklindeki kuyular, muhtemelen 30-35 metre derinliktedir. Ağızlarında ise, kapak olarak, düzgün işlenmiş, 10-15 cm. kalınlığında taşlar bulunmaktadır. Ancak, günümüzde bu kuyuların içlerinin taş ve toprakla dolu olduğu görülmektedir.

 

AÇIK HAVA TİYATROSU

Bölgedeki “Açık hava tiyatrosu” da ilgi çekmektedir. Tiyatro harabesi: şehir kalıntılarının güneydoğu bölümündedir. U şeklindeki yapının üç tarafı, seyirci yerleriyle çevrilidir. Kuzey tarafı ise açıklıktır. Oturma yerleri, taşlardan yapılmıştır, tek tek numaralandırılmış ve her sıranın arasında belli bir koridor mesafesi bırakılmıştır.

İlginç bir olay şu ki: 1960 yılında, tiyatronun bulunduğu bu alan: İcikler kasabası halkı tarafından temizlenmiş ve türibünler yani oturma yerleri açığa çıkarılmıştır. Bu temizliğin ardından, tanıtım için, yine İcikler kasabası halkı tarafından, burada “Yağlı Güreş Gösterileri” düzenlenmiştir.

Ancak, takip eden dönemde bu etkinlik yapılmaz olmuştur. Çünkü, tiyatro alanı da, aynı zamanda tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Sahipleri tarafından ekilip biçilmeye başlanınca, gösteriler iptal edilmiştir.

Tiyatronun seyirci oturma bölümlerinin çevresi, yine antik döneme ait: taştan yapılma, 2 metre uzunluğunda, 1 metre genişliğinde ve yarım metre derinliğinde lahit tipi mezarlıklarla çevrilidir.

Bu lahitlere gömülen ölüler, yine taştan yapılmış kapaklar ile üzerleri örtülerek muhafaza edilmişlerdir. Bu tekne tipi lahit mezarlarda, söylenenlere göre, kral ve soyluların ve ailelerinin gömülü bulunduğu ve bu lahitlerin, günümüze kadar olan süreçte, defalarca talan edilerek soyulduğu söylenmektedir.

MAĞARA

Sidas antik kentinin hemen kuzeyinde, beyaz topraklı bir bölge bulunmaktadır ki, buraya, yöre halkı “Ak in” adını vermektedir. Evet, burası küçük bir mağaradır. Kapısından, ancak emekleyerek içeri girilebilmektedir. İçeri girenlerin anlattıklarına göre: içeride, su bulunmaktadır.

Ancak, su gittikçe derinleşmekte ve girenlerin mağaranın daha ilerisine gitmesine engel olmaktadır. Yani, bu küçük mağaranın boyutları ve nereye kadar gittiği net olarak bilinmemektedir.
Ancak, kilometrelerce uzağa kadar gidebileceği düşünülmektedir.

SİLAH DEPOSU

Sidas antik kentinin batı bölümünde: Kara Balıkçı Kabı denilen tepenin tam ortasında bulunan ve üzerinden yol geçen düzlük, ilgi çekmektedir. Çünkü: bu yolun üzerinden kağnı arabası ile geçildiğinde, alttan, tok bir ses gelmektedir.

Diğer bölgelerde işitilmeyen bu ses: tepenin altında bir yer olduğunu kanıtlamaktadır ki, yöre halkı yaşlıları, burada şehrin “Silah Deposu” bulunduğunu iddia etmektedirler. Ancak elbette kanıt yok.

YÖNETİM BİNASI

Bölgedeki bir diğer yapı kalıntısı: Hükümet binasıdır. Bu bina: yaklaşık 5 ile 10 ton arasında ağırlığa sahip taşlarla, dikdörtgen prizması şeklinde yapılmıştır. Böylece, dışarıdan bakıldığında, bir kale görünümü yansıtmaktadır. Giriş kapısı kemer şeklindedir ve taşlar birbirine kenetlenerek inşa edilmiştir.

Ancak, günümüzde, bu muhteşem binanın bazı yapı taşları, binanın temel kalıntılarından, metrelerce uzakta bulunmuştur ki, bu da, burada büyük bir deprem olduğu ve bu büyük deprem sonucu binanın yıkıldığı düşünülmektedir. Çünkü, bu yapı taşlarının bu şekilde metrelerce uzakta bulunmasının başka anlamı yoktur.

Bina, devasa taşlardan yapılmış olduğu için, günümüze kadar olan süreçte, defineciler yani soyguncular tarafından talan edilememiştir. Buradan, uzun yıllar önce çıkarılan bazı dikili taşların yani sütunların, günümüzde İcikler kasabası mezarlığının giriş kapısında kullanıldığı görülmektedir.

KRAL YOLU

Sidas antik kentinin, kuzey bölümünde, tepeler arasından geçen bir yol olduğu söylenmekte olup, buna ait, 1960’lı yıllarda yol güzergahını oluşturan bir kısım taşlar bulunduğu söylenmektedir.

Hatta, yine aynı tepelerin altında tüneller bulunduğu ve bu tünellerin şehre yaklaşık 9 km uzaklıktaki Kofurlu köyüne kadar ulaştığı, İcikler kasabasının yaşlıları tarafından anlatılan hikayeler arasındadır.

PARALAR

Sidas antik kentinde: günümüze kadar olan süreçte: Lidya, Roma ve Osmanlı dönemine ait çok sayıda sikke yani madeni para bulunmuştur. Bu madeni paralar ile, günümüzde bile zaman zaman karşılaşılmaktadır.

 

AYA-ANE ÇEŞMESİ

İlçe merkezinde, Sevinçler mezarlığının 1 km. uzağındadır.
Çeşme: Bizans döneminden kalmadır ve taş yalaklı olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Orijinal kemerindeki büyük taşlar ilgi çekicidir.

 

ESKİ HAMAM

İlçe merkezinde, Çomaklılar mevkiindedir. Hamam yapısının günümüzde kısmen ayakta kalan kalıntılarında, kırmızı tuğla ağırlıklı olarak kullanıldığı görülmektedir.

 

GÜLDÜRDEK

Burası, ilçe merkezine 22 km. uzaklıktaki Sögütçük köyü üzerindeki bir piknik alanıdır. Bu piknik alanında: yapay göletler, kır gazinosu, oyun alanları, banklar, piknik masaları, içme suyu için çeşme ve tuvaletler bulunmaktadır.

 

SARAYCIK KAPLICALARI-UYUZ HAMAMI 

Köprübaşı-Demirci kara yolu ile ulaşılır. Saraycık köyündedir. İlçe merkezine olan uzaklık: 40 km. dir. Termal suyun sıcaklığı: 50 derece civarındadır. Kaplıca sularının iyi geldiği söylenen hastalıklar: cilt hastalıkları, kadın hastalıkları, siyatik, kireçlenme, romatizma.
Bölgede, 60 yataklı bir konaklama tesisi bulunmaktadır. Buraya ulaşmak isterseniz: 236-4737480

Manisa Demirci Hisar Kaplıcaları

HİSAR KAPLICALARI

İlçe merkezine 4 km uzaklıktadır.
Termal suyun sıcaklığı: 45 derece civarındadır. Kaplıca suları, içme ve banyo yöntemiyle kullanılmaktadır. Belediye tarafından işletilen kaplıca tesislerinde: 2 kapalı havuz, 7 özel banyo bulunmaktadır. Ayrıca: 80 yataklı konaklama tesisi bulunmaktadır. Tüm bunların yanında, kaplıca havuzu ile bağlantılı “Aquapark” bölümü de bulunmaktadır.

 

BARDAKCI KÖYÜ İÇMESİ

İlçe merkezine, 20 km uzaklıkta, Bardakçı köyündedir.
Yerin altından soğuk olarak çıkan bu içme suyunun iyi geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: böbrek taşı, mide rahatsızlıkları.

 

SÖYLEMİŞ CAMİSİ

Türklerin yöreyi ele geçirmeleri sırasında, Bizans kilisesi olan bu yapı, camiye çevrilir. 1298 yılında gündeme gelen bu cami: Sulamış camisi olarak geçer. Çünkü: bölgeye ilk olarak gelen Türkmenler arasında bulunan, Moğol imparatoru Baycu Noyan’ın torunu Sulamış, burayı ele geçirir.

Simav tanıtımı.

Bigadiç tanıtımı

Köprübaşı tanıtımı.

Manisa tanıtımı.