Şehir: Mekke bölgesinin, Cidde ve Mekke şehirlerinden sonraki üçüncü büyük şehridir.
Şehir: Suudi Arabistan ülkesinin Batısında, Cidde şehrinin ise güneydoğusundadır.
En büyük özelliği, Mekke ve Medine şehirlerinin aksine, buraya yabancıların yani Müslüman olmayanların da girmelerine izin veriliyor, temiz ve nizami hali hemen dikkati çekiyor.
Şehrin denizden yüksekliği 1800 metredir. Al-Sarawat dağlarının doğu yamacında bulunur ki, dağların yüksekliği 5600 metredir.
Yüksek irtifa ve düşük nem: bölgenin en önemli özelliğidir. Ancak: bu yükseklikte, oksijen azaldığından şehre gelenler, ilk anlarda biraz nefes sıkıntısı yaşamaktadırlar.
Dağlık konumu nedeniyle, Taif, yer altı su rezervleri bakımından zengindir. Şehir ve çevresinde, çok sayıda kuyu bulunur.
Riyad şehri: yaz aylarında çok sıcak olduğundan, Kraliyet ailesi tarafından, şehir yazlık başkent olarak seçilmiştir. Çünkü: yaz aylarında, şehir diğer Suudi şehirlerinden daha serin olmaktadır.
Öte yandan: yalnız kraliyet ailesinin değil, Cidde ve Riyad şehirlerinde yaşayan birçok ailenin de Taif şehrinde yazlık konutları bulunmaktadır. Yani, şehir tam bir yazlık tatil kentidir. Lüks otellerinde bulunduğu şehir, zenginlerin ve soylular ağırlıyor.
Şehir:
İklimi nedeniyle, tarım yapılabilir bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ancak: elbette tarım için sulama da gerekli. Bünyesinde irili-ufaklı birçok baraj barındıran şehrin suları da, ülke genelinin aksine serin ve berraktır.
Sağanak yağışlarla beslenen baraj suları sayesinde: üzüm, buğday, nar ve diğer meyveler bolca yetiştiriliyor. Meyve bahçelerinin bolluğu nedeniyle Taif, her daim Hicaz Bahçesi ünvanına sahiptir. Hicaz bahçesinde en meşhur meyve ise üzüm tanesi büyüklüğündeki incirlerdir. Bu soyulmaya gelmeyen küçük incirlerin tadı ise, boyutlarının aksine çok muhteşemdir.
Evet, şehrin çevresinde 3 bin civarında bahçe bulunuyor. Bu bahçelerde biraz önce sözünü ettiğim gibi, meyve ve gül yetiştiriliyor. Ayrıca, bal üretimi de yoğundur. Çünkü: gül başta olmak üzere güzel kokulu çiçekler birçok arıyı çekiyorlar ve burada altın sarısı, muhteşem lezzetli ve aromalı bal üretimi yapılıyor.
Burada üretilen gül: bir çok lüks parfüm üretiminde kullanılmaktadır.
Suudi Arabistan Taif
Taif şehrinde, dağ eteklerinde, sıklıkla Habeş maymunlarına yani babunlara rastlanıyor. İnsanlar: bunları besliyor ve fotoğraflarını çekiyorlar.
Giriş kısmı için son bir not: Taif, yıl boyunca güneşin görüldüğü bir şehir olduğundan, güneş yanığına karşı tedbirli olmanızı öneririm.
TARİH
İslam tarihinin en acıklı olaylarından biri olarak kabul edilen Muhammed bin Abdullah’ın taşlanması olayı, bu şehirde yaşanmıştır.
Osmanlı döneminde önemli bir komuta merkezi olan Taif de çok miktarda sahabe yaşamış. Özellikle yürüyen Kur an lakaplı ve Hz. Muhammed in kuzeni Abdullah bin Abbas’ın adını taşıyan cami kentin önemli merkezlerindendir.
Yolunuz Mekke civarına d üşerse Mekke’nin sıcak havasından uzaklaşmak ve Hicaz Bahçelerinin kendisine has lezzetli meyvelerinden tatmak için bu mütevazi tavırlı, ihtişamlı şehri görmeden geçmeyin. Üstelik teleferik ile sadece 12 dakika.
Osmanlı döneminde, Mithat Paşa: Sultan II Abdülhamit tarafından, idam kararı değiştirilerek, bu şehre sürgüne gönderilmiştir.
ULAŞIM
Taif ile Mekke şehirleri arasındaki uzaklık: 150 kilometredir. Burada doğrudan ulaşmak da mümkündür çünkü Taif şehrinde havaalanı var. Ama: buraya turizm amacı ile gelenlerin birçoğu Cidde havaalanı üzerinden buraya ulaşıyorlar.
İKLİM
Taif şehrinde, sıcak çöl iklimi egemendir ve yazları sıcak, kışları ise ılık geçer. Ancak, sıcaklar, ülkenin diğer yerlerinde olduğu üzere aşırı değildir. Yağış düşük, ama ilkbahar ve sonbaharda yine ülkenin diğer yerlerine nazaran daha yoğundur.
Suudi Arabistan Taif
NE YENİR-NE İÇİLİR
Şehirde, Suudi ülkesinin yerel lezzetlerinin bulup tatmak mümkündür. Bunların başında: pirinç ve bulgur ile yapılan yemekler gelmektedir. Mercimek, humus ve tavuk eti: her türlü yemekte yoğun olarak kullanılır.
Bütün yemeklerin yanında ise, geleneksel “pide” yenilir. Bunların dışında, buraya yolunuz düşerse: şeftali, nar ve üzüm tatmalısınız.
Bunun dışında önerebileceklerim: künefe olacaktır. İçecek bir şeyler düşünürseniz, gayet sert olan “kahve” düşünülebilir.
ALIŞVERİŞ
Taif şehrinde, birçok yöresel ürünün satıldığı çarşılar bulunmaktadır. Özellikle Terziler Çarşısına gitmelisiniz. Bu çarşının: kumtaşından örülmüş duvarları ve iç içe dükkanları, şehrin modern binaları ile bir karşıtlık oluşturmaktadır.
Şehrin tam merkezinde bulunan Okaz Çarşısı ise, geleneksel mimarinin özelliklerini taşır ve buradaki dükkanlarda: baharat, altın ve gümüş satılır.
Suudi Arabistan Taif
DEVE YARIŞLARI
Her yıl; Ağustos-Eylül aylarında, hafta sonlarında, şehirde deve yarışları düzenlenmektedir. Sıcak havada (genellikle öğleden sonra yapılıyor) fazlaca gürültülü ve tozlu ortamdaki bu yarışları izlemenizi öneririm. Gerçekten değişik bir atmosfer.
TELEFERİK
Suudi Arabistan ve Orta doğunun en büyük teleferik hattı: Ramada Otel yanında bulunmaktadır. Bu teleferik ile yolculuk yaparsanız, Taif dağlarının son derece muhteşem manzaralarını görebilirsiniz.
Teleferik ücretleri çocuklar için 15 ve yetişkinler için 30 riyaldir.
Teleferikle ulaşılan ilk durak “El Hada”. El Hada: Arapçada “huzur” demektir. Etrafının ağaçlık oluşuyla isminin hakkını veren bir yer.
Suudi Arabistan TaifSuudi Arabistan Taif
GEZİLECEK YERLER
TÜRK KALESİ
Taif şehir merkezine 40 km. uzaklıktadır. Burası: Arabistanlı İngiliz casusu Lawrence’nin örgütlediği Arapların, ayaklanma sonucunda saldırdıkları mekanlardan birisidir.
1917 yılında yaşanan çatışmaların ardından, enkaz haline gelen kale: gezilebiliyor. Ayrıca: kalenin yan bölümünde bulunan “kaya yontuları” da ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Bu kayalar: İslam öncesi dönemden kalma ve üzerleri yazılar ve resimlerle-çizgilerle süslenmiştir.
OKAZ ÇARŞISI
Burası: Arap şairlerin atışma ve tartışma alanı olarak kullanılmıştır ve köklü bir edebi geleneğin izlerini taşımaktadır. Burada: alışveriş yapmak ta mümkündür.
El sanatları ve başkaca bir çok ıvır zıvır bulup satın alabilirsiniz. Yani, burada hediyelik eşya satılan birçok mağaza bulunuyor. Bunlardan özellikle: parfüm, baharat, altın ve gümüş objeler satılıyor.
Suudi Arabistan Taif
SUHBRA PLACE-TAİF ŞEHİR MÜZESİ
Osmanlı döneminde inşa edilen burası: geleneksel bir Suudi evidir ve konaklamak üzere, 1930 yılında yapılmıştır.
Aslında özel olarak yenilenmiş bu yapı, aynı zamanda şehir müzesi olarak da kullanılıyor. Ancak: bir zamanlar, Suudi kralları tarafından, konaklama amacıyla kullanılmıştır.
Bir bahçe içinde bulunan beyaz bina: günümüzde Suudi Savunma Bakanlığına tahsis edilmiştir ve müze: yalnızca Perşembe günleri ziyarete açıktır. Müze, şehrin en eski müzesidir ve 4000 civarında eser sergilenmektedir.
Suudi Arabistan Taif
EL HADA
Burası: Taif şehrinin en güzel tepelerinden birisidir ve gül üretimi ile önem kazanmıştır. Yaz aylarında, burada gül festivali düzenlenmektedir.
Suudi Arabistan Taif
KRAL FAHD BAHÇESİ
Burası: 170 bin m. Karelik bir alana yapılmaktadır ve Taif şehrinin en büyük bahçesidir. Bu büyük alanda: suni göl, fıskiyeler, cami ve şelale yanında, çocuk oyun alanları da bulunmaktadır.
MİTNA VADİSİ
Hz. Muhammed: 662 yılında, buradaki kabileleri İslam’a davet için geldi, konakladığı yere, bunun anısına, konakladığı yere bir cami yapılmıştır.
ŞAFA KASABASI
Saravat dağları üzerindedir ve doğa meraklılarının ilgisini çekmektedir.
AL RUDAF PARKI
Şehrin güneyinde bulunan park: tamamen doğal bir ortam arayanlar için idealdir. Burada: küçük bir hayvanat bahçesi de bulunuyor.
KAYA OYMA SİTESİ-OKAZ SOUK
Şehir merkezinin 40 km. kuzeyindedir. Burası: İslam öncesinden başlayarak, takip eden dönemde de olmak üzere, sosyal, siyasi ve ticari toplantılara sahne olmuştur.
AL SHAFA
Burası, deniz seviyesinden 2200-2500 metre yükseklikte, tarım ürünleri bakımından zengin küçük bir köydür. Burada: özellikle meyve bahçeleri önem kazanır. Burada: deve yolculuğu denemelisiniz.
TERZİ SOUK
Burası: yani “Terziler Çarşısı”, şehrin modern binaları arasına sıkışmış, kumtaşından yapılmış eski dükkanların bulunduğu bir yer olarak dikkat çekmektedir.
Fas Casablanca: Otoyol var. Yaklaşık 3 saat sürüyor. Yalnız, yol üzerinde, tek bir tesis var.
O da, Merrakech çıkışında yani daha sonra yol üzerindeki 2.5 saatlik sürede, herhangi bir tesis yok. Yol boyunca, tarım arazileri görebilirsiniz, pek keyifli bir yolculuk değil, sıkıcı.
Fas Casablanca
ŞEHİR HAKKINDA GENEL BİLGİ:
Casablanca Arap kökenli bir isim değil. İspanyolca. Şehre adını veren beyaz evler, Merrakech’deki gibi günümüzde maalesef tek bir renk olarak kalmamış.
Şehirdeki yerleşim birimlerinin rengi, çoğunlukla beyaz. Ama, değişik bir beyaz, kirli beyaz. Okyanus rüzgarı ve şehrin kumlarının kirlettiği bir beyaz.
Fas’ın en büyük liman kenti. Fas ekonomisinin merkezi konumunda. Ülkenin diğer şehirlerine nazaran, daha modern.
Binalar, Avrupa mimarisini andırır tarzda yapılmış, modern görünümlü. Caddeler geniş ve düzenli. İki tarafı da ağaçlar süslüyor. Ağaçsız ve yarı çıplak bir çöl kenti beklerken, karşınızda, yemyeşil bir kent buluyorsunuz. Şehrin büyük bölümünü palmiye ağaçları süslüyor.
Casablanca’da, ilk bakışta, ülkenin tüm şehirlerinde olduğu gibi, iki ayrı şehir göreceksiniz.
Birincisi, Medina olarak isimlendirilen yer.
Yalnız, Fas’ın diğer şehirlerinden farklılık, burada göçmen nüfusun bulunması. Göçler nedeniyle, buradaki insan yapısı biraz farklılaşmış.
Yani yaşayan insanlar daha fevri, stresli, kavgacı gibi. Yankesicilik yaygın, özellikle otel kapı önlerinde ve kalabalık yerlerde, mutlaka: çanta, cep telefonu, cüzdan, fotoğraf makinası, video kamerası gibi eşyalarınıza daha çok sahip çıkmanız gerekiyor.
Şehrin diğer bir özelliği de; Paris’ten küçük olmasına rağmen, Paris’tekilerden iki kat daha fazla kafe bulunması. Her yerde kafe var. Bunların bir çoğu; bulundukları mekandan taşmış, cadde ve sokaklara masa ve sandalye atılmış.
Buralarda oturmak gerçekten keyifli, oturun ve çevrenize bakının, en çok ne içiliyor, ona göre sipariş verin. Tavsiyem; kahve veya nane çayı.
Fas Casablanca
ŞEHİR GEZİ PLANI:
Otoyoldan çıkıp, şehre girdiğinizde, yoğun bir trafik ile karşılaşacaksınız. Bu trafik ve insan kalabalığı, yalnızca cuma günleri, cuma namazı saatlerinde ve sonrasında sakinleşiyor. Çünkü: cuma namazı saatlerinde ve bir zaman sonraki saatlerde, şehirdeki bütün hayat duruyor. Bu sürede, restoranlarda yemek dahi bulabilmeniz mümkün değil.
Evet, girişte; yolun her iki yakasında sağlı sollu villalar göreceksiniz. Devam ettiğinizde, sağ yanınızda Casablanca şehrindeki teknoloji ile uğraşan tüm firmaların bir arada bulunduğu yapıları göreceksiniz. Teknoloji geliştirmeye odaklanmış bir yer. Ayrıca, banka merkezleri de var. Yazılım firmaları da. İyi derecede Fransızca konuşuluyor olması ve ucuz işçilik. Özellikle, Fransız firmalarının buralara gelmesine neden oluyor.
Yola devam edildiğinde, bir mahalleye geliniyor.
Burası, şehrin en önemli ve en pahalı, zenginlerin ikamet ettikleri bir mahalle. Bunun nedeni ise, bir zamanlar, burada, berberi kabileleri ikamet ediyormuş.
Faslı, bir zamanlar dedelerinin ikamet ettikleri, hayvan otlattıkları, at koşturdukları bu topraklarda, bugün yaşayabilmenin karşılığı olarak, burada ev-villa sahibi olabilmek için büyük fedakarlıklar yapmak zorunda imiş.
Şehirde yaşayan bütün köklü ailelerin, burada villaları varmış. Villalar alınıyor, yapılıyor ama asla satılmıyormuş. Oturdukları bu araziye asla terk etmiyorlarmış.
İlerlerken, sağınızda “Megala” denilen bir yer görünecek. Burası, dünyanın en büyük sinema ekranı (571 metre kare) bulunan sineması. Yalnız, açık alan değil, kapalı alanda, bu ölçüde büyük ekran bulunması ilginç.
Yürüyüş yolu nedeniyle, yenileme çalışmaları var. İlerlemek pek mümkün değil. Yine de, ilk durak olan okyanus kıyısına ulaşıyorsunuz.
Fas Casablanca Kral II Hasan Camii
Unutmamak gereken konu, gezi güzergahı yalnızca merkezde yürüyerek yapılabilir. Yani, yürüyerek sur içindeki çarşı, yeni şehir, meydanlar gezilebilir.
Diğer yerlere (okyanus kıyısı, II. Hasan Camii gibi) gidiş için sanırım taksi kullanmanız şart.
Fas Casablanca Okyanus kıyısı
OKYANUS KIYISI:
Fas Casablanca denince, akla hemen okyanus kıyısı geliyor. Zaten, bu kıyıda göreceğiniz güzellikler, gerçekten sizi şaşırtacak düzeyde. Önce okyanus kıyısına gidin. Okyanus kıyısında sahil uzunluğu, yaklaşık 3000 metre.
Kıyının güney ucuna gittiğinizde, bir ada göreceksiniz. Ama, tam olarak denizin içinde kalan bir ada değil. Kıyıya bitişik. Sular çekildiğinde yarımada, geri geldiğinde ise ada oluyormuş. İsmi orijinal: büyücüler adası.
Ama aynı zamanda, kurşun adası da deniliyor. Bunun nedeni ise, bu adada, kurşun dökülmesi imiş. Adanın üzerinde, bir miktar baraka tipi ev var. Uzaktan bakıldığında, insanlar da seçilebiliyor. Nazara karşı kurşun dökülmesi ile ünlenen adada, bugün 3-5 ton kurşun bulunduğu söyleniyor.
Bu değişik adayı uzaktan izledikten sonra, kıyıda ilerlemeye devam ediyoruz.
Kıyıda, çok sayıda kafeterya ve peş peşe beach clubler var.
Mc.Donalt burada. Caferlerden birine oturup, kıyının sessizliğini ve beyaz köpükler çıkararak, bir çizgi halinde kıyıya paralel gelen dalgaları izleyin. Kesinlikle, büyük keyif alacaksınız.
Bu uzun kıyı parçasının, büyük bölümü hala bakir. Faslılar ve kendini faslı gibi görenler, bu uzun kıyının güzelliği ile gurur duyuyorlar, ama bizim ülkemizde de aynı tür bir çok kıyının bulunduğu kesin.
Ayrıca, bu güzel görünümün diğer yanı, yanı deniz yanının tam anlamı ile güzel olduğunu söylemek mümkün değil.
Malum, okyanus hani girmek kolayda, çıkmak zor, zor bir deniz, zor olduğu kadar da tehlikeli. Dolayısı ile, kıyı ne ölçüde güzel olursa olsun, girilecek deniz olmadıktan sonra anlamlı olduğunu kabul etmiyorum.
Yalnız; inanın seyri mükemmel. Oturun bir kafeye ve seyredin, sonuçta seyrettiğiniz okyanus ve dünyanın birçok yerinde okyanus görme şansınız yok.
Belki, bu açıdan da seyir keyifli oluyor, okyanus seyrettiğinizi düşünerek, yoksa sonuçta, görünen büyük bir su tabakası, yani deniz. Gidin Antalya’ya, oturun yat limanında kayaların üzerinde, aynı görüntüyü yani denizi, deniz mavisini, gökyüzü mavisini görmeniz mümkün.
Ama burada biliyorsunuz ki, karşınızda okyanus, ilginç olan sanırım bu, yani isim.
Evet, bulunduğum dönemde, kıyıda ve şehrin büyük bölümünde, yol ve inşaat faaliyetleri nedeniyle gerek araç trafiği ve gerekse yaya trafiği olumsuz etkilenmiş durumda. her yer kazılmış, kaldırım ve orta refüj yapılıyor.
Sanırsınız ki, şehirde seçim var, seçim yatırımı için muhteşem bir inşaat faaliyetlerine girişilmiş, hayır. Şunu duydum ki, kral, yavaş giden çalışmalar nedeniyle, mevcut valiyi görevden almış ve yerine yeni bir vali atamış.
Yine de, buranın insanı, kıyıda, belirli bir bölümde, yürüyüş, koşu ve köpek gezdirme gibi faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor.
Okyanus kıyısında araç ile ilerlemeye devam ediyorsunuz. Solunuzda film platoları kalıyor.
FİLM PLATOLARI:
Buralarda, daha önce söylediğim gibi, Fas’a güneş ışınlarının dik gelmesi nedeniyle, birçok filim çekilmiş. Özellikle: Truva filminin burada çekilmiş olması ilginç.
Filmi ilk kez gördüğümde, bizim ülkemizdeki geçmişi anlatan bu filmin, neden bizim ülkemizde çekilmediğini uzun uzun düşünmüş ve üzülmüştüm.
Ama, gerçekten, Fas’ta gerek bu filmin ve gerekse diğer birçok filmin çekilmesi için mantıklı ve geçerli bir sebep, bu ışık olayı.
Çünkü: açık havada, güneş ışınları yere dik geldiği için, hiçbir objede, gölgeleme yapmıyor, bu büyük bir avantaj, çünkü gölgeleme olsa, filmi çekenler bu gölgelemeleri önlemek için ilave ışık kaynakları kullanmak zorunda kalacaklar.
Halbuki, burada öyle bir zorunluluk yok, doğal ışık. Ve, doğal ışığın dünya üzerinde, bu şekilde başkaca bir ülkede bulunması mümkün değil.
Evet, devam ettiğinizde, uzaktan, muhteşem minaresinin boyutu ile, Kral II. Hasan Camii görünmeye başlıyor. Caminin yanına gitmeden önce, resim alabilmek için mutlaka mola verin. Çünkü, caminin yanına gittiğinizde, tek kare fotoğrafta, bu muhteşem büyük yapıyı sığdırmanız pek mümkün olmayacak.
Fas Casablanca Kral II Hasan Camii
KRAL II.HASAN CAMİİ:
Evet, araç park yerleri müsait, caminin yakınına kadar gidebiliyorsunuz.
1986-1993 yılları arasında yapılmış ve halen bir kısım bölümde inşaat faaliyetleri devam etmekte. Caminin inşaatında, 2500 işçi, günde çift vardiya çalışmış. Tüm inşaatın, 800 milyon dolara mal olduğu söyleniyor.
Mekke ve Medine’dekiler dışında, dünyanın en büyük camii. Atlantik okyanusu kıyısında, denizin doldurulması ile elde edilen alan üzerinde, deniz kenarındaki kayalık bloklar üzerine kurulmuş.
Bunun nedeni; hani daha önce anlatmıştım, hatırlarsanız, Arap akıncıları, her yeri Müslümanlaştırarak kuzey Afrika’da ilerlerken, bu denizle karşılaşırlar ve dururlar ” bu deniz olmasaydı, biz bu dini bütün dünyaya yayardık ” şeklinde bir söz söylenir.
İşte; Afrika kıtasının en batı ucuna, akınların denizde son bulduğu noktaya bu caminin yapılması, bu nedenle anlamlı.
Denize bakan batı bölümü, tehlike arz ettiği için kullanıma kapalı.
Cami, toplam: 20 bin metre karelik bir alanı kapsıyor. Dünyanın en büyük inşaat firmasına yaptırılmış (Fransız), mimarı da Fransız.
Fas kralı II. Hasan, aslında bu camiyi, ihtiyaca binaen yaptırmamış. 1986 yılında, Fildişi Sahilleri Ülkesinde, dünyanın en büyük katedrali yapılır.
Bunun üzerine, kral ” benim temsil ettiğim dinin bulunduğu bu kıtada, dünyanın en büyük yapısı, katedral olamaz, cami olmalı ” Bu düşüncenin sonucu olarak, bu büyük cami yapılır.
Minaresi 210 metre yükseklikte. Dünyanın en uzun cami minaresi. Ama, ülkedeki cami yapıları, daha öncede söylediğim gibi değişik. Bir kere kubbe yok, çatılar düz. Ayrıca, minareler, bizdeki gibi silindirik değil, dik dörtkendir.
Bu durumda, uzunluğu bir hayli fazla olan minare yapmak mümkün. Yapının tepesindeki çatı bölümü, hareket edebiliyormuş. Özellikle, kadir gecesi, ibadet edenlerin gökyüzünü görebilmeleri için, caminin tepesindeki çatı bölümü açılıyormuş.
Aynı anda, içeride 25 ve dışarıda ise 85 bin kişinin ibadet etmesi mümkün imiş.
Müslüman olmayanların camiye girmesine izin verilmiyor. Bunu nasıl anlıyorlar. Cami girişinde görevliler var. Yanlarına yaklaştığınızda, yabancıları gayet güzel anlıyorlar. Ve bir sınava sokuluyorsunuz, ” Kelime-i Şahadet ” getirmeniz isteniyor, söyleyince, birkaç dua ( örneğin Fatiha) söylemeniz daha isteniyor, bu sınavı geçerseniz camiye girmenize izin veriliyor.
Bir de şu var, elbette, burası bir ibadet yeri, elinizde veya boynunuzda fotoğraf makinası, video kamerası ile girmenizi hoş karşılamıyorlar ve de özellikle çekim yapmanızı kesinlikle hoş karşılamıyorlar, sıkıntı yaşamamak için dikkat.
Caminin içi de, dışı gibi pırıl pırıl. Çok bakımlı tutuluyor. İçeri girerken, ayakkabılarınızı koymanız için size torba veriliyor. Girişin solunda, merdivenlerden aşağıya indiğinizde abdest alma yerleri ve tuvaletler var.
Yalnız, tuvalet ve abdest alma yerlerinin birlikte olması bence saçma olmuş. Abdest alma olayı, mistik bir olay, aynı anda, tuvaletlerden gelen kötü kokuların, ortamın mistikliğini olumsuz etkilemesi mümkün değil.
Buradaki cuma namazları, normalden daha uzun sürüyormuş.
Ayrıca, o kadar muhteşem bir kalabalık giriyor ki, sanırsınız tüm şehir camiye akın ediyor. Elbette çıkışta büyük bir izdiham, sakın kalabalığın arasında kalıp, sıkıntı yaşamayın. Dikkatli olmakta yarar var.
Evet, caminin bahçesinde oturmak için mutlaka zaman ayırın. Caminin bahçesinde, duvarlar üzerine oturun ve bir süre okyanusu seyredin, ilerdeki deniz fenerini izleyin. Caminin minaresinin, muhteşem işlemelerini, oya gibi yapılmış, rengareng boyanmış, tüm minare tam bir sanat eseri gibi işlenmiş.
Bir süre, bu muhteşem minareyi ve üzerindeki işlemeleri mutlaka izleyin. Yapının, kapıları tamamen gümüşten, kesin tonlarca gümüş kullanılmış olmalı.
Evet, gezimize devam ediyoruz. Şimdiki rota, halen günümüz Fas Kralının ikamet olarak kullandığı sarayın da bulunduğu, Habous Semti.
HABOUS SEMTİ VE ÇARŞISI:
Halen kralın yaşam yeri olan saray burada. Saraya hizmet eden çeşitli meslek guruplarına ait kişilerin saraya giriş çıkışı için kapılar var. Balıkçılar kapısı, sepetçiler kapısı, demirciler kapısı gibi.
Neden? Çünkü, sarayın muhtelif ihtiyaçlarını gören ve her gün başvurulan bu kişiler, saray dışında konuşlanıyorlar. Göreceğiniz çarşı, bu kişilerin konuşlandıkları bir bölüm.
Evet, Fransızlar, işgal bitip, bölgeden ayrıldıktan sonra, onlarca boşaltılan gayrimenkuller, Fas’da Habous Bakanlığına geçer.
Bakanlık, burada kurulu. Semtin adı da, otomatikman, Habous olarak anılmaya başlanır. Bu bakanlığın meşkuliyeti ise, Fransızların terk ettikleri gayrimenkullere, yörenin insanlarının yerleştirilmesi.
Çünkü; birileri yani Fransızlar yurtdışına göçerken, yurt içinde hareketlilik olur. Zaten; alışkanlıklar gereği, berberi aileleri çocuklarını, büyük şehirlerdeki yakınlarının yanına, okusun, meslek öğrensin gibi nedenlerle, sık sık gönderirler.
Dolayısı ile, şehirde zamanla muhteşem bir nüfus artışı olur. Şehrin 70-80 bin kişilik nüfusu, bugün 6 milyona ulaşmıştır. Habous Bakanlığı, bu nüfus artışını dengeleyecek şekilde, Fransızlardan kalan gayrimenkulleri, yerel halka, dar gelirlilere küçük bedeller karşılığı kiralar.
Evet, çarşı orijinal. Yine; küçük küçük dükkanlar, dar ara sokaklar. Ama, burada satıcılar, kolunuzdan çekiştirmiyor, daha sakinler. Fazla, dilenci yok. Ama, cuma günü buraya gelmiş olmanın verdiği hüznü yaşıyoruz.
Çünkü, tüm dükkanlar kapalı. Cuma namazından sonra açılacağı söylense de, hayır, açılmıyor, çoğunluğu yani yüzde doksanı kapalı. Böyle bir durumu bile bile buraya getirilmiş olmak, gerçekten saçma.
Özellikle, bunu bile bile, bir saat mola verilmesi, sizlerin boş sokaklarda, kapalı dükkanların kapıları önünde boş boş dolaşmanıza neden oluyor. Veya, çarşı girişindeki kafeye gidip oturabilirsiniz, ama tabii içinizden şunu söylememek elde değil, ” kafeye oturmak için mi, buralara kadar geldiniz? ”
Tek orijinallik, hemen çarşının girişinde, sol yandaki ilk sokaktaki pastane.
Buraya, mutlaka uğrayın. Arap kültürüne ait, birçok farklı tür ve lezzette kurabiye ve tatlı var. Tatabilme şansınız da mevcut. Tadın ve beğendiklerinizden, kendinize veya ülkedeki yakınlarınıza bir hediye tatlı paketi yaptırabilirsiniz.
Mutlaka düşünün, fiyatlar da uygun. Daha önce dediğim gibi, benim bu bildiğimi her kez biliyor. Ama sizde bilin. Cuma namazına giden bu insanlar, namazdan sonra geleneksel olarak mutlaka evlerine gidip kuskus yiyorlar ve daha sonra bir süre uyku alışkanlıkları var.
Yani; cuma namazı ve sonrasında, bir müddet, tüm şehirde hayat duruyor. Bunu bile bile, çarşı dolaşmaya çıkmamalı.
Evet, bu çoğu kapalı dükkandan oluşan çarşıdan ayrılıyoruz. Yol üzerinde, Birleşmiş Milletler Meydanı ve Kral 5.Hasan Meydanı var.
MEYDANLAR:
Evet, Fas Casablanca’da, gezilebilecek iki meydan var. Bunlar; pek orijinalliği olmayan meydanlar. Yani görseniz de olur, görmeseniz de olur cinsinden. Birleşmiş Milletler Meydanı, bir yanında Adalet Bakanlığı binası, diğer yanında büyücek bir havuz ve havuzun çevresinde, yerlerde satış yapan birkaç satıcı, yörenin insan kalabalığı.
Burada, ilginçtir, bir turizm ofisi göreceksiniz. Ofise girip harita isterseniz, hayır bulamayacaksınız, peki ne var, bol miktarda, Fransızca broşür. Peki, Fransızca bilmeyenler için, hiç. Zaten görevli bile, doğru dürüst İngilizce bilmiyor, yalnızca Fransızca.
Evet, meydandan batıya doğru yürümeye devam edin.
Sağınızda büyük caddeler kalacak. Bu caddelere girin, özellikle giysi üzerine alışveriş mağazaları görmeniz mümkün. Güzel mağazalar var. Seyyar satıcılar ve bol miktarda dilenci de göreceksiniz. Kendinizi bir kafeye atıp, güzel ve buraya has bir kahve içebilirsiniz ve yoldan geçenleri izleyerek, bir miktar zamanınızı değerlendirebilirsiniz.
Yine de, buraya gelmiş olmak, kafede oturmak olmamalı bence, gezmeye, yürümeye devam edin. Ancak; daha önce söylediğim gibi, buranın güvenlik durumu biraz problemli. Yolda yürürken bir bakıyorsunuz, caddenin kenarında, ölü gibi boylu boyunca yatan, üstü başı perişan insanlar göreceksiniz.
Dilenciler o kadar bol ki, tek güzel yanı, pek rahatsız edici değiller. Dilencilerin büyük bölümü, hareketli değil, yerlere, köşe başlarına oturmuş sabit duruyorlar.
Evet, yeni çarşıdan, doğuya ve güneye doğru yürümeye devam ettiğinizde, surları göreceksiniz. Sur içinde, malum eski çarşı yani Medina.
MEDİNA-ÇARŞI:
Burası, Fas Casablanca da şehrin tam merkezinde. Sarımtırak renkli surlarla çevrili. Hemen girişte, büyük bir saat kulesi ilgi çekiyor. Tarihi dokusu, labirent gibi düzenlenmiş sokakları olan bir yer. Diğer şehirlerdeki Medina’lardan farklı olarak, burada yüksek volümlü Arap müziği çalınması.
Bol miktarda, kopya müzik ve film cd. si satan tahta ve tekerlekli tezgahlar var. Bunlardan yükselen yüksek volümlü Arap müziği bir nebze sizi şaşırtıyor. Neyse, devam ettiğinizde; ara ve dar sokakların ilerlediğini görüyorsunuz, ama güvenlik problemi yaşanması nedeniyle, sakın ola, bu ara sokaklara tam olarak dalıp kaybolmayı düşünmeyin, burada halk gerçekten çok fakir bir görüntü sunuyor. Burada; halk yoksul.
Her elli metrede bir, dilenci görmek mümkün.
Ama, bu dilenciler, bazı internet sitelerinde yazıldığı gibi, sakin duran dilenciler değil. Peşinizden geliyor, önünüze atılıyor ve yolunuza dikiliyor, dikkat etmekte fayda var. Dilenciler, burada, rahatsız edecek düzeyde.
Sanırım, yapmanız gereken, asla kalabalık yerlerden ayrılmayın ve ara sokaklara dalmayın. Sabahın erken saatlerinde buraya gelirseniz, sokaklarda çöp yığınları göreceksiniz. Çünkü; halk çöplerini sokaklara ve açığa bırakıyor.
Bir süre sonra, öğleye doğru çöpçüler el arabaları ile gelip çöpleri topluyorlar. Tabii bu aradaki zaman zarfında, çöpler, gerek insanlar ve gerekse kedi, köpekler tarafından kurcalanıyor. İnsanlar dahi, çöpten buldukları ile beslenmeye çalışıyorlar, böyle görüntüler, işte buranın insanını yoksulluğu hakkında sanırım size yeteri kadar bilgi verecektir.
Evet, Medina, ülkenin diğer şehirlerinde olduğu gibi, sur içinde toplanmış dükkanlardan oluşuyor. Satıcılar biraz daha fevri, yani stresli gibi, yani burası pek alışverişe uygun değil gibi. Tercih sizin.
Yalnızca görme babından gezip çıkmakta yarar var diye düşünüyor ve tavsiye ediyorum. Yoksa, almayı son ana bıraktığınız bazı şeyleri burada bulsanız dahi, fiyatı nedeniyle almakta zorlanacaksınız çünkü pek pazarlık etme şansı olacağını sanmıyorum.
Evet, işte Casablanca, ismi filmlere konu olmuş meşhur Casablanca bu.
Bu arada, Casablanca filminin burada çekilmiş olmadığını hatırlatmadan geçmemek gerek. Evet, şehri mümkün olduğunca gezmeye çalıştık. Önemli olan zaman. Eyer, bir günden fazla zamanınız varsa bu şehirde, mutlaka okyanus kıyısındaki kafelere gitmeyi tercih edin. Bunun dışında, şehirde yapabileceğiniz başkaca bir şey olduğunu sanmıyorum.
Yoksa, gidip Birleşmiş Milletler Meydanında dolaşmak, bir kafeye oturup gelip geçeni seyretmek, pek orijinal değil. En azından, bulunduğunuz yerden kalkıp, binlerce kilometre öteye gidiyorsunuz, insan orijinal bir şeyler arıyor değil mi, ama yok işte. Bu kadar.
Son olarak; şehir ile havaalanı arasındaki mesafe bayağı uzun.
Özellikle, trafiğe takılma sıkıntısını da değerlendirerek, uçak kalkış saatinden çok önce, havaalanı yönünde hareket etmenizde yarar var.
Bir de havaalanındaki sürekli kontrol mekanizmalarından geçerken zaman kaybedeceğinizi hatırlayın, dönüş için form doldurmayı unutmayın, yanınızda dirhem kalmamasına dikkat edin, yoksa hatıra kalır, free shop mağazalarında gezebilmek için birazcık da olsa zaman ayırın. Evet, hoşça kalın, iyi yolculuklar.
Bursa Uludağ: Özellikle: kış aylarına girdiğimiz şu günlerde, Uludağ gerek kayak meraklıları ve gerekse bu güzel doğal ortamı görmek isteyen insanlarla dolup taşıyor.
Her ne kadar günümüzde, ülkemizde birçok kayak merkezi açılmışsa da, Uludağ bu konuda ilk olması nedeniyle, öne çıkıyor.
ULAŞIM
Bursa’nın 36 km. güneyinde bulunuyor. Havaalanına: 60 dakika uzaklıktadır. Uludağ yolu: şehir merkezinden, Milli Parkın girişine kadar, 22 km. Milli Park ile Oteller Bölgesi arası ise: 12 km. dir. Kış aylarında, günün her saatinde, Bursa kent merkezinden (Tophane Eski Garajlar) minibüs bulmak mümkündür.
Bu minibüsler ile, kayak merkezine, 1.5 saatte ulaşmanız mümkün. Özel aracınız ile gidecekseniz: Bursa’dan en uygun yol: Çekirge üzerinden gidilen yoldur. Kış aylarında, arabada zincir, takoz ve çekme halatı bulundurmanız şart. Yol üzerinde, zincir alınacak ya da kiralanacak yerler de bulunuyor.
Uludağ ya da Olimpos Dağı, Bursa ili sınırları içinde, 2543 metre yüksekliği ile, Türkiye’nin en büyük kış ve doğa sporları merkezi olan dağ. Eski bir yanardağ olan Uludağ, Marmara Bölgesinin en yüksek dağıdır. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Uludağ’ın uzunluğu: 40 km. dir.
Genişliği ise: 15-20 km. dir. Bursa’ya bakan yamaçları: kademeli, güneye Orhaneli’ne bakan tarafları ise, düz ve daha diktir. En yüksek noktası: Uludağtepe’dir.(2543 metre) Dağın kuzey tarafında: Sarıalan, Kirazlı, Kadı, Sobra yaylaları bulunuyor.
TARİHİ
Uludağ’da, 3’ncü yüzyıldan sonra, keşişlerin yaşadığı ilk manastırlar kurulmaya başlanır. Manastırlar, 8’nci yüzyılda sayıca en üst seviyeye çıkmıştır.
Uludağ’da Nilüfer Çayı ile Delikçay arasındaki vadi ve tepelerde, 28 manastır kurulmuştur. Orhan Gazi, Bursa’yı uzun bir kuşatmadan sonra teslim almış ve dağdaki keşişlerin yaşadığı manastırların bir kısmı terk edilirken, bazılarının yerlerine Doğulu Baba, Geyikli Baba, Abdal Murat gibi Müslüman dervişlerin inziva yerleri olmuştur.
Bursa’nın fethinden sonra, Türkler, dağa “Keşiş Dağı” ismini vermişlerdir.
16’ncı yüzyılda, Bursa’ya gelen Alman seyyah Reinhold Lubenau Uludağ’ın Türklerin eline geçtikten sonra, keşişlerin yalnızca gündüzleri ibadet için dağa çıktıkları ve manastırların harç kullanılmadan taş duvarlarla yapıldığını belirtir.
“Olimpos Mysios” veya “Keşiş Dağı”, 1925 yılında, Bursa Vilayeti Coğrafya Cemiyetinin girişimleri ve Osman Şevki Bey’in önerisi ile, “Uludağ” adını almıştır.
Bursa Uludağ
KAYAK-KAR TURİZMİ
Uludağ’da kayak dışında: snowboard, big foot, buz pateni, kar motosikleti aktivitelerine de imkan tanımaktadır. 8 telesiyej ve 7 telesiki hizmet vermektedir.
Dağdaki pistlerin toplam uzunluğu: 25 km. yi bulur. 13 farklı pist var. Kayak alanı: 1750-2543 metre yükseklikler arasındadır. Alp ve Kuzey Disiplini ile, Tur Kayağı ve Helikopterli Kayak uygulamalarına elverişlidir.
Kayak mevsimi: Aralık-Nisan arasındadır. Suni karlama yapılarak bu süre uzatılabilmektedir. Normal kış koşullarında, kar yüksekliği 3 metreyi geçebilmektedir. Mevsim başında tozlu kar, sonunda ise ıslak kar özelliği gösterir.
Uludağ Kayak Merkezi: I ve II. Gelişim Bölgeleri olmak üzere, iki bölgeye ayrılmıştır. 2005 yılı itibarı ile, I. Gelişim Bölgesi yatırımlarını tamamlamış durumdadır. Şu anda faaliyette olan 17 tesis vardır.
12 tesis kamu kuruluşlarına, 15 tesis özel sektöre ait, toplam 27 konaklama tesisinde, 3000 üzerinde yatak kapasitesi bulunmaktadır. Kamu tesislerinden bir tanesi de: Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olan tesistir.
Oteller bölgesinde, sol yanda kalan tesis: gerek mimarisi ve gerekse arka bölümünde bulunan kayak pisti, telesiyeji ile, kayak meraklıları için her türlü olanakların yaratıldığı bir tesis görünümündedir.
Bursa Uludağ
ULUDAĞ MİLLİ PARKI
Uludağ milli parkı, 1961 yılında Milli Park olarak ilan edildi. Milli Parka ulaşım: karayolu, teleferik ve telesiyejle yapılabiliyor.
Dağın kuzey ve güney yamaçlarında, çok sayıda patika ile vadiler ve tepeler arasında ulaşım mümkündür. 1963 yılından 1972 yılına kadar, Uludağ Milli Parkı Orman Bölge Şefliği olarak, 1500 metre yükseklikteki Kirazlıyayla’dan idare edildi.
Bu dönemde tamamlanan projeler arasında: Kirazlıyayla yönetim merkezinin geliştirilmesi, Sarıalan yolunun açılması, Birinci Oteller Bölgesinin geliştirilmesi, Karabelen Milli Park giriş alanının düzenlenmesi, onlarca çeşme inşaatı, Sarıalan kamp alanının inşası ve Çobankaya kamp alanlarının düzenlenmesidir.
O dönemde Etibank’ın işlettiği Wolfram madenine elektrik getirilmesi, maden yolunun park standartlarına uygun olarak açılması, kayak alanlarının düzenlenip geliştirilmesi ve Yeşiltarla’daki geyik üretme alanının geliştirilmesi ve kamp alanlarında yol işaretleri ve tabelalarının belli bir milli park standardına göre üretilmesi de dikkate değer çalışmalardır.
1972 yılında bölge şefliği, Milli Park Orman İşletme Müdürlüğü haline getirilmiştir. Bakanlar Kurulu, 13 Şubat 2006 tarihinde almış olduğu bir kararla, toplam 1600 hektar sahayı, Milli Park alanı dışına çıkarmıştır.
Bu karar ile, Kültür ve Turizm Bakanlığı Uludağ Milli Parkın büyük bir doğa harikası olan kısmını savunmasız bırakmıştır.
Bursa Uludağ
TURİZM
1933 yılında, Uludağ’a bir otel, bir de muntazam şose yol yapılmıştır. Böylece: bu tarihten sonra, Uludağ kış kayak sporları için bir merkez haline gelmiştir.
Düzenli otobüs seferlerinin başlaması da, buraya ilgiyi olan ilgiyi daha da arttırmıştır. Sonradan asfaltla kaplanan bu yol, Uludağ’ın Kadıyayla hariç bütün yerleşim birimlerini doğrudan Bursa’ya bağlar.
Uludağ modern dağ tesisleri, 1963 yılında açılan Türkiye’nin ilk teleferiği, dördüncü büyük kent olan Bursa’nın hemen yanında olması ile dağ ve kış turizminin merkezi olmuştur. Uludağ, Türkiye’nin en büyük kayak merkezidir.
Yol durumunun uygunluğu, uzun kış mevsiminde (Ekim-Nisan ayları arasında) kar bulunması, eşsiz manzarası buraya turist çekmektedir. Dağın doruk noktasından açık havada: İstanbul, Marmara denizi ve civar yakın yerlerin görünmesi, buraya ayrı bir özellik vermektedir.
Ayrıca teleferiğin son istasyonu olan Sarıalan’da ve Sarıalan’dan telesiyeje ulaşılan Çobankaya’da Kızılay Derneğinin her yaz düzenlediği yaz kampları bulunmaktadır. Kirazlıyayla’da kurulu bulunan Sanatoryum, hastalara terapi ve tedavi olanağı sağlamaktadır. Uludağ’da, 15 adet özel ve kamuya ait 12 resmi konaklama tesisi vardır. Bunlara ait pek çok telesiyej ve telesiki hattı bulunmaktadır.
Evet, Uludağ’ın iklimi, yüksek dağ özelliğindedir. Yükseklere çıkıldıkça kar yağışı ve miktarı fazlalaşır. Yüksekliğe bağlı olarak da ısı azalır. Dağın doruk noktasındaki karlar, yaz-kış erimez. Bazı yerlerde kar kalınlığı 2 metrenin üzerine çıkar. Uludağ’dan kaynaklanan derin vadiler içindeki pek çok dere, Nilüfer Çayı ile Göksu’ya ulaşır.
Bursa Uludağ
İNKAYA
Doğa harikası, herkesin görmesini öneriyorum. Resmen yaşayan efsane. İnsan yanına gidince: onca tarihin tanığı ile karşılaşmanın heyecanını yaşıyor. İnkaya çınarı: Türkiye’nin en yaşlı çınarı olarak bilinen doğa harikası bir ağaçtır. Bursa’nın anıt ağaçları arasında en çok tanınmışıdır.
Uludağ yolunda, Osmanlı Devletinin ilk köylerinden olan İnkaya Köyünde bulunuyor. 35 metre boyunda, 9.2 metre çevresi bulunmaktadır. Her bir dalı: 3-4 metre kalınlığında bir ağaç büyüklüğündedir. Dakikalarca yürüseniz, yine onun gölgesinde kalıyorsunuz.
600 yaşındadır. Altında: çay bahçesi, et lokantası, market, hediyelik eşya dükkanları var. Çınar: köyde yaşayan ve çınarı ziyarete gelenlere hizmet sunarak kazanç elde eden, 85 ailenin geçim kapısı olmuştur.
TELEFERİK
Heykelden kalkan araçlarla, teleferiğe ulaşmak mümkündür. Tesislerin yapımına, 1955 yılında başlanmıştır. 1963 yılında ise tamamlanmış ve işletmeye açılmıştır. Türkiye’deki ilk teleferik. Bursa şehrinin sembollerinden biri olmuş. Teleferik, Bursa’nın teleferik semtinden.
20 dakikada bir kalkar. 30 kişilik kabinler ile önce, 1235 metre yükseklikteki “Kadıyayla” ya gelinir, oradan kabin değiştirilir ve 1621 metre yükseklikteki “Sarıalan” a giden kabinlere binilir. Yolculuk: her iki kademe arasında, yaklaşık 8’er dakika sürer.
Teleferiğin ilk durağı olan Kadıyayla’da: yalnızca durak binası ve hediyelik eşya dükkanı var. Sarıalan’da kır gazinosu, hediyelik eşya satış dükkanları, piknik alanları, et-mangal lokantaları, bungalovlar, çadır alanları gibi tesisler bulunuyor.
Daha ileri gitmek isteyenler: Sarıalan’dan minübüse binerek 7 km. uzaklıktaki Oteller Bölgesine gidebilirler. Yazın 1750 metre yükseklikteki Çobankaya’ya gitmek için telesiyeje binmek de mümkündür.
Teleferik hattının uzunluğu: 4817 metredir. Yalnızca: piknik ve doğa yürüyüşü gibi amaçlarla Uludağ’a gidenler teleferiği kullanabilirler. Kayak için gidenlerin karayolu ile ulaşımı tercih etmesi gerekir. Çünkü: teleferik içine kayak takımları alınmamaktadır.
Hattın Oteller Bölgesine kadar uzatılması için, 2006 yılında başlanan çalışmalar sürdürülmektedir. Oteller Bölgesine 22 dakikada ulaşım mümkün olacak, hattın uzunluğu 8.5 km. çıkacak ve Bursa, dünyanın en uzun teleferik hattına sahip olacaktır.
Teleferik ilginç bir ulaşım aracı. Yükseklik fobisi olanların binmemesi gerek. Gerçekten güzel bir manzara izlemek mümkün, ama söylediğim gibi, yükseklikten etkilenebilirsiniz.