Fransa Lyon

Fransa Lyon

Lyon; Fransa ülkesinin ikinci büyük şehridir. Şehir: Rhone ve Saone nehirlerinin kıyılarında ve tepelerinde ve ortadaki yarımadada kurulmuştur.

Şehrin en büyük özellikleri “bir sanayi kenti” (ülkenin ilaç ve kimya sanayi) olarak bilinmesidir ve “İtalya ile İsviçre’ye giden yollar” buradan geçmektedir ama bu yollar transit yollardır ve yolcuların büyük bölümü, şehri görmeden yanından geçer giderler.

Zaten, şehre yaklaşırken, uzaktan fabrika silüetleri ve dumanları görebilirsiniz. Ülkemizde de sıkça tanınan “Peugeot” oto firması tesisleri bu şehirdedir.

Başlangıç için önemli bir not: bu şehirde gezerken, bolca “Türkçe” konuşma duyabilirseniz şaşırmayın, çünkü burada, birçok vatandaşımız yaşıyorlar. Bu arada: bu şehirde, birçok “Ermeni” yaşadığını da unutmamak gerekir ki, ilişkilerin limoni olduğunu söylememe gerek yok, herhangi bir çatışmaya girmeme konusunda dikkatli olmanızı öneririm.

Şehrin en büyük özellikleri: kültürel mirası, canlılığı, çağdaş sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmasıdır. Ayrıca: bankacılık, tekstil ve sanayi merkezi konumundadır.

Başlangıç için son bir not: Lyon şehri ülkemizde “Sinop” şehrimizin kardeş şehridir.

Fransa Lyon

TARİHİ SÜREÇ

Tarihi süreç içinde, şehir: Galya bölgesinde, Romalılar tarafından MÖ.43 yılında kurulmuş ve başkent olarak kullanılmıştır. Şehirdeki ilk Roma yerleşimi, Fourviere tepesi üzerindedir ve ilk yerleşimciler, savaş gazileridir. MS.297 yılında, şehre su getiren su kemerleri, bir gecede aniden durmuştur.

Çünkü: kurşun su boruları çalınmıştır. Bunun üzerine, tamamen sudan mahrum kalan şehir, nüfusunun büyük bölümünü kaybeder ve Saone nehri kıyısında yeniden organize edilir. Ortaçağ döneminde, şehir, Saone nehri kıyısında gelişir. Şehrin ismi: 13’ncü yüzyılda ortaya çıkar ve “Lyon” yani “Aslan” olarak anılır.

Özellikle: 16’ncı yüzyıla gelindiğinde: ipek ticareti, bölgenin gelişiminde büyük rol oynamıştır.

Rönesans döneminde ise, mali avantajlar ve çok sayıdaki fuar organizasyonu nedeniyle, Avrupa’nın birçok yerinden, buraya bankerler ve tüccarlar akın ettiler. 1530 yılı civarında, şehrin nüfusu, yeniden 50 binlere ulaşmıştır.

Fransız devrimi dönemine gelindiğinde ise, burada, 2000 den fazla insan idam edilmiştir. 19’ncu yüzyılın başlarında ise, ipek endüstrisi ve özellikle dokuma işlerini daha verimli hale getiren “jakarlı” el tezgahları sayesinde, bölgenin önemi artmıştır.

Evet, önce iki nehir arasında kurulan şehir, yetmeyince, kıyılarda da binalar yapılmaya başlanmıştır.

Ancak, bu binalar bitişik nizam yapılmış, ve sokak yapmak akıllarına gelmemiştir. Uzun bir süre sonunda ise, bazı binaların altı açılarak yani pasaj yapılarak sokaklar oluşturulmuştur. Toplumlar ve kültürler nerden nereye geliyor, ilginç.

Tarih kısmı için son bir not: şehrin ismi “Transambulare” yani “geçiş” anlamındadır. Çünkü: şehirde 4’ncü yüzyıldan itibaren, dehliz-tünel karışımı yapılar inşa edilmeye başlanmıştır.

Şehirde ticaret yapan tüccarlar, mallarını, nehirlerden şehir merkezine daha rahat taşımak için bu tünel-dehlizleri kullanmışlardır.

Fransa Lyon

ULAŞIM

Paris-Lyon arasında, hızlı trenle 3 saate yakın bir yolculuk gerekir. THY: İstanbul-Lyon arasında seferler düzenliyor.

Uçak derseniz, şehirdeki havaalanı “Saint-Exupery Havaalanı” olarak bilinmektedir. Şehrin, yaklaşık 25 km. doğusundadır. Şehir ve havaalanı arasındaki bağlantı “Rhonexpres” isimli bir tramvay-tren tarafından sağlanmaktadır. Otobüs ile şehir merkezine ulaşmak isterseniz, 30 dakika bir yolculuk yapmanız gerekir.

Rhonexpres ile şehir merkezindeki “Gare de Lyon” yani Tren İstasyonuna ulaşırsanız, buradan çevredeki birçok şehre de ulaşım şansınız olur. Bu otobüslere ödemeniz gereken ücret kişi başı 9 Euro, yani bence fazla, sonuçta yalnızca 20-25 kilometrelik bir yolculuk yapılıyor, Ankara’da şehir merkezinden, 45 km. ötedeki havaalanına ulaşım, 12 TL. gibi bir rakam iken, buradaki ücret fazla geldi.

İKLİM

Lyon şehri bölgesinde “karasal” iklim görülür ve buna bağlı olarak kışlar soğuk geçer. Ancak, yine de sokakları karla kaplı olarak, yılda en fazla 5-10 gün görmek mümkündür. Yazları ise, sıcak olur.

Kışın sürekli olarak yağış ve özellikle yağmur görülse de, yaz aylarında yağışlar özellikle Ağustos ayında, fırtına şeklinde görülür. Evet, siz bu şehre gitmek istiyorsanız: tercih etmeniz gereken dönem, ilkbahar ve sonbahar dönemidir.

Bazen uzun süreli yağmurlar yağıyor, bu şehri ziyaret etmek isteyenler bence hazırlıklı olmalıdır. (yağmurluk, şemsiye bulundurmanız önerilir)

TURİZM

Şehir, kurulum itibarıyla, oldukça karışıktır. İki nehir kıyısında ve tepelerde kurulu şehirde, yönünüzü bulmak için belli başlı merkezler veya işaretler, anıtlar, yapılar yoktur. Bu yüzden: şehri ziyaret etmek isterseniz, öncelikle bir şehir haritası edinmelisiniz.

Özellikle: eski Lyon şehri bölgesinde gezerken: kendinizi Ortaçağ ve Rönesans döneminde gibi hissedebilirsiniz. Son bir not: evet şehir küçük, bu yüzden, kalacağınız otel, her yere yakın olacaktır ve rahatlıkla gidip-gelebilirsiniz.

Ama bu şehirde keyifli bir yerde kalmak isterseniz, iki nehir arasındaki yarımada bölgesindeki bir otelde kalmayı tercih edin.

Fransa Lyon Işık Festivali

IŞIK FESTİVALİ-FATE DES LUMİERES

Bu etkinlik, yılın en önemli olayı olarak kabul edilir ve her yıl, Aralık ayının ilk hafta sonunda, 4 gün süreli olarak yapılır. Aslında, etkinlik bir dini kutlama olarak, 8 Aralık 1852 tarihinde başlatılmıştır.

Başlama nedeni de, 1643 yılında, şehri etkileyen “veba” salgınının bitmesidir ve bu salgının bitmesinde, Meryem’in altın heykelinin etkili olduğuna inanırlar. Ama dediğim gibi, son yıllarda, bu etkinlik dünyanın birçok bölgesinden katılan profesyonel sanatçıların katılımı ile düzenlenmektedir.

8 Aralık öncesinde, geleneksel mumlar ve gözlükler, şehirdeki bütün mağazalarda satılmaktadır. Evet, festival, her yıl, yaklaşık 4 milyon insanı buraya çekmektedir.

Lyon şehrinin en güzel olduğu bu festival döneminde, şehir merkezinde, yollar taşıt trafiğine kapatılır ve Lyon şehrinin o dondurucu soğuk havasında, bu milyonlarca insan, cadde ve sokakları doldururlar ve ışık gösterisini izlerler.

Fransa Lyon

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Cıty Card

Bu kart, şehir genelinde, 25 hizmet ve 10 indirim sunmaktadır. Şehrin tüm müzelerini bu kart ile gezebilirsiniz. Ancak: şehirde kalış sürenize göre, doğru kart seçmeniz önerilir.
24 saat kullanımlı bir kart: 21 Euro.
48 saat kullanımlı bir kart: 48 Euro.
72 saat kullanımlı bir kart: 41 Euro.

Çocuklar için indirimli fiyatlı kartlar bulunmaktadır. Ancak, bu kart ile ilgili son bir not iletmek istiyorum, şehirde kalış sürenize göre, bu kartı almayabilirsiniz, çünkü şehir merkezini yürüyerek gezebiliyorsunuz, metroya binmeniz gerektiğinde ise, yalnızca 1.60 Euro ödemek yeterli oluyor.

Yani, yürürüm veya birçok yerde bulunan bisiklet otomatlarından bisiklet kiraların derseniz, bu kartı satın almayın, çünkü vereceğiniz paraya yazık.

Bu arada, şehirde birçok yerde bisiklet otomatları var, gideceğiniz mevsim uygun ise, bunları da tercih edebilir veya yürüyüş yaparak gezebilirsiniz.

Bisiklete binenlere, şehirde araç kullananlar, trafikte muhteşem saygı gösterip, öncelik veriyorlar, bunu görünce bizim ülke, trafik ve insanların birbirine yol vermeme inatlarını hatırlamamak mümkün mü?

ALIŞVERİŞ

Kesinlikle şunu unutmayın, burada almayı düşündüğünüz hiçbir şey Türkiye’den daha ucuz değildir. İlla alışveriş yapmak istiyorum derseniz: Genellikle: “Rue de la Requblique” ve “Place des Jacobins” çevresindeki caddeleri tercih ederler.

Ayrıca: “Quait Saint Antoine” de kurulan günlük pazar da ilgi çekmektedir. Ayrıca: “Mono prix” ve “rue de la republique” isimli mağazaları ziyaret edebilirsiniz.

La Part-Dieu

Merle bölgesinde, Vivier Bulvarındadır. Bu 4 katlı alışveriş merkezi: Avrupa’da şehir merkezleri içindeki en büyük alışveriş merkezi olarak önem kazanır. Burada: en büyük moda markalarının ürünleri dahil, her türlü alışveriş objesi bulabilirsiniz.

Halles de Lyon

Burası, da şehir ziyaretinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisidir ki, aslında bizdeki sebze-meyve hallerine benzer. Burada: ünlü Fransız peynirlerinin yüzlerce çeşidini bulabilirsiniz. Ayrıca, her türlü et ürünü var. Ancak: esas olan, bu yüzlerce-binlerce ürünün satışındaki sunum, görselliktir. Alışveriş yapın veya yapmayın, burayı mutlaka ziyaret edin.

Son bir not: futbolla ilginiz olsun veya olmasın, mutlaka “Stade de Gerland” çevresinde, şehrin futbol takımının yüzlerce çeşit ürününün satıldığı mağazaları ziyaret etmenizi öneririm ki, mutlaka beğeneceğiniz bir şeyler çıkacaktır.
Çünkü markayı muhteşem güzel şekilde pazarlıyorlar.

Fransa Lyon

YEMEK KÜLTÜRÜ

Lyon şehrinde, yerel lezzetler konusunda önemli mesafeler kaydedilmiştir. Şehir ve çevresinde: birçok bar, kafe ve şehir halkının “bouchon” olarak isimlendirdiği (bir demet saman ve çalıdan ibaret olan işaretle simgelenen bir tür restoran) geleneksel yemek yerleri bulunur.

Evet, genellikle ara sokaklarda bulunan, dışarıya pek açılmamış bu “Bouchon”ları gezerken, genellikle tıka-basa dolu olduklarını göreceksiniz. Hatta: rezervasyon kabul etmiyorlar.

Dolu olunca, kapısına yazı yazıp, başka müşteri kabul etmiyorlar. Ancak: unutmayın onların geleneksel yemeklerinin başında gelenler “kızarmış domuz kulağı salatası”, “soslu domuz ayağı” vs. Ayrıca: burada yiyeceğiniz yemekleri, TL ile düşününce, bayağı yüksek fiyatlı olduklarını da göreceksiniz.

Bu restoranlarda şarapları, sürahi ile veriyorlar ve 10 Euro. Ama: bunlar en kaliteli cinsinden, yani ülkemizde şişesi 60-70 TL. ye satılan şaraplar. Siz yine de yer bulup bunlardan birine girerseniz, özellikle “soğan çorbası” içmeyi sakın ihmal etmeyin.

Lyon: çevrede ve özellikle Fransa’da gastronomi yani yiyecek kültürü, çeşitliliği ve lezzetleriyle önem kazanmıştır.

Ne içilir diye bir soru sorulursa: şehrin tam bir şarap merkezi olduğunu da hatırlatmak isterim. Burada, birçok şarap marketinde, yüzlerce çeşit şarap bulmak mümkündür.

Son günlerde bizim televizyonlarda da bir reklam öne çıktı “krusavan”: evet Lyonlular, krusavan olmadan asla kahvaltı etmiyorlar, peynir kültürünün çok yüksek ve çeşitli olduğu bu şehirde kahvaltıda peynir yenmediğini görünce şaşıracaksınız, ama onlar peyniri, şarap yanında meze olarak kullanmaya alışmışlar, kahvaltıda, bir veya iki çeşit peynir kullanılıyor.

Evet bu şehri ziyaret ederseniz, çikolatalı krusavan (pain au chocolat) mutlaka tadın. Bunun özellikle vişnelisi önerilir.

Fransa Lyon

GEZİLECEK YERLER

Şehirde, UNESCO tarafından koruma altına alınan 4 bölge bulunmaktadır. Bunlara genel olarak “Traboules” ismi verilir. Bunlar:

1.Fourviere
2.La Croix-Rousse
3.Presquile
4.Vieux Lyon-Eski Lyon

Bu bölgeler/mahalleler: yani 500 hektarlık alan: 1998 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Çünkü: buralar yıllar boyunca korunarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Lyon şehri, günümüze kadar, bu tarihi yapılara ve bölgelere asla dokunmamış, şehrin gelişimi: dışa doğru, yani nehir kıyılarından uzakta, tepelere doğru olmuştur. (Bu yeni genişleme bölgesindeki mahalle “Confluence” olarak bilinir)

Buralar hakkında, birkaç cümle kısa bilgiler vermek istiyorum. Ayrıntıları, daha aşağıda görebileceksiniz.

Fransa Lyon FOURVİERE

FOURVİERE

Bu tepelik bölgede, çok sayıda kilise ve dini kurum bulunmaktadır ve bu yüzden, buraya “dua tepe” ismi verilmiştir. Tarihi süreç içinde, tepe de, Romalılar yerleşmiştir.

Buraya ulaşmak için: Vieux Lyon metro istasyonundan tepeye çıkmak için feniküler bileti satın almanız gerekir. Çünkü, burası, her ne kadar 150 metre olsa da, tepeye doğru oldukça diktir.
Biraz önce söylediğim gibi, burası, şehrin Roma yerleşim yeridir. 19’ncu yüzyılda ise, burası şehrin dini merkezi haline gelmiştir.

Basilique Notre-Dame-de-Fourviere

Buraya çıkmak için “feniküler” kullanmak mümkündür ancak ben size, yürüyerek çıkmanızı öneririm. Gare St. denilen yerde, pek fazla sayıda olmayan merdiven basamaklarını tırmanırsanız, bu sırada, şehrin ve çevrenin muhteşem manzarasını görebilirsiniz.

Yapı: 4 kulesi ve zarif süslemeleriyle, eski şehrin silüeti üzerinde yükseliyor.

1872 yılında inşa edilmiş ve Meryem Ana’ya adanmıştır. İç dekorasyon, Bizans tarzını yansıtmaktadır. Evet, buraya çıkan Hıristiyanlar hacı kabul ediliyorlar.

Bazilikanın hemen yanında: şehrin en güzel manzarasını görebileceğiniz alan bulunmaktadır. Feniküler ile çıkarsanız, inerken mutlaka yürüyün.

Metal kule

Bazilikanın yanında, 1894 yılında yapılmıştır. 86 metre yüksekliktedir. Radyo ve televizyon anteni olarak görev yapmaktadır. Yapılışı döneminde: kilise karşıtları tarafından, şehrin en yüksek yapısının, bir dini yapı olmaması nedeniyle desteklenmiştir. Çünkü: bulunduğu tepe nedeniyle, toplam yükseklik, 372 metreye ulaşmaktadır.

Roma Tiyatroları

Bu iki çok iyi korunmuş Roma tiyatrosu, Roma kentinin en önemli kalıntılarıdır. Gallo-Roman Müzesi, bunların hemen yanında inşa edilmiştir. Her yıl, yaz festivalleri, burada düzenlenmektedir.

St İrenee Kilisesi

Fransa’nın ve Lyon şehrinin en eski kilisesidir. Yüzyıllardır kullanımda olan bir Gallo-Roman Nekropolü üzerine inşa edilmiştir. Özellikle, avluda bulunan, 5 ve 6’ncı yüzyıllara ait lahitler ilgi çeker. Günümüze ulaşan kilise yapısı, 19’ncu yüzyılda, Bizans etkisiyle yeniden inşa edilmiştir. Yalnızca, 5’nci yüzyıldan kalma, bir kemer görülebilmektedir.

Fransa Lyon

LA CROIX-ROUSSE

Burası: şehrin dokuma tezgahlarının bulunduğu bölümüdür. Yani, 19’ncu yüzyıla kadar olan süreçte, burada ipek işçileri çalışmışlardır. Çalışma Tepesi olarak da bilinir. Ama aynı zamanda “Dua tepesi” olarak da bilinir. Çünkü, yamaçlarda bir sunak var ki, birazdan ayrıntılı bilgi vereceğim.

Doğal olarak, ipek endüstrisinin mimari şekillendirmesi, buraya yansımıştır.
Burada: yaz aylarında sıcaklık, şehir merkezinden, 3-4 derece daha aşağıdadır, yani daha serindir. Çünkü: La Croix-Rousse bir tepe üzerindedir. Bu tepe ile şehrin birbirinden farklı bölgeler olduğu söylenir.

Yamaçlarda bir amfi tiyatro ve MÖ.12’nci yüzyılda Galyalılar döneminde yapıldığı belirtilen bir sunak var. Ancak, bu kutsal bölüm, 2’nci yüzyılın sonlarında terk edilmiştir. Yamaçlar takip eden dönemde, dini cemaatler tarafından satın alınmış ve konutlar yapılmıştır.

Ancak, Fransız devrimi sonrasında, burada bulunan binalar ve cemaatlerin eşyaları yok edilmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, yamaçlarda sonraki dönemlerde yoğun olarak, üzüm bağları yapılmıştır. Tepenin üst kısmında ise, 1512 yılında, bir sur inşa edilmiştir.

Bölgedeki diğer ekonomik gelişme, ipek üreticiliğinde yaşanmıştır. 19’ncu yüzyılın başlarından: yeni dokuma teknolojisinin ortaya çıkmasıyla, yaklaşık 300 yıldır burada üretilen ipek; yoğun olarak teknolojide kullanılmaya başlanmıştır.

Özellikle “jakarlı dokuma” üst düzeyde gelişmiştir. 1831 yılında, endüstriyel dönemin ilk sosyal isyanı yine burada çıkmış ve tepeye bu kez “İsyancı Tepe” ismi verilmiştir.

Çünkü: şehir merkezi bu tepelik mahallesinden tamamen ayrı bir durumda idi ve bu tepede yaşayan insanlar, şehir merkezine giderken “Lyon’a gidiyoruz” gibisinden konuşuyorlardı. Neyse, işin tarihsel-hikayesel boyutuna fazla girmeden, biz yine gezilecek yerleri görelim.

Amphitheatre des Trois Gaules

Galya döneminden kalma bu tiyatro: dönemin en büyük yapısı olarak önem kazanır. Ama günümüzde, amfi tiyatro yapısının büyüklüğünü tespit etmek mümkün olmamıştır, çünkü hemen yan tarafından, Eski Güzel Sanatlar Okulu binası bulunmaktadır ki, yapının temellerinde, tiyatronun uzandığı düşünülmektedir. İlk Hıristiyanının burada öldürülerek şehit edildiği söyleniyor.

Montee de la Grande Cote

Bölgedeki bu sokakta; Rönesans döneminden kalma mimari yapılar görülmektedir. Ayrıca, sokağın sonunda, tepelik bölgede, Lyon şehrinin güzel bir manzarasını izleyebilirsiniz.

St Bruno Kilisesi

Yine, bölgede barok mimari yapısı ve özellikle iç sunak ve gölgelik bölümlerinin muhteşemliğiyle ilgi çeken bir dini yapıdır.

Jardin Rosa Mir

Burası, bölgedeki bir bahçedir. Bahçe: İspanyol bir mülteci olan Jules Senis tarafından yaptırılmış ve onun annesi adına ithaf edilmiştir. Bahçe: İspanya-Barcelona şehrindeki, dünyaca ünlü mimari tasarımcı “Gaudi” nin etkilerini taşımaktadır.

Fransa Lyon PRESQUİLE

PRESQUİLE

Şehirden geçen iki nehir arasındaki adada bulunan bölgedir. Lyonlular, buraya: alışveriş ve bir şeyler yemek üzere giderler. Zaten, şehrin ekonomik faaliyetlerinin büyük bölümü, burada yürütülmektedir. Şehrin pahalı mağazaları ve restoranları buradadır. Bu restoranlar yüzünden, Lyon şehri “gastronomi başkenti” olarak bilinir.

Evet, burası bir dar yarımadadır. Şehirden geçen “Rhone” ve “Saone” nehirleri arasında kalıyor. Adanın ilk yerleşim yeri: nehirlerin birleştiği yerde yapılan “St Martin” manastırı yakınlarındadır. Adanın anakaraya bağlanması çalışmaları, 1772 yılından sonra yapılmıştır.

Bölgedeki bataklık bir yer kurutularak buraya, 1846 yılında “Perrache İstasyonu” yapılmıştır.
Adadaki yaşantı, genellikle: “Terraaux” ve “Bellecour” arasında yürütülür. En büyük ve kalabalık bölge: Perrache İstasyonu Alanıdır.

Fransa Lyon Place des Terreaux Meydanı

Place des Terreaux Meydanı

Des Terreaux

Meydanındaki yapı, 1990’lı yıllarda, mimar Daniel Buren tarafından tasarlanmıştır.

Fontaine des Bartholdi Havuzu

Bartholdi tarafından tasarlanan heykel ve kare şeklinde restore edilen havuz: önce kuzey bölümde iken, daha sonra meydanın batı yönüne taşınmıştır. Bu havuzun: Amerika’daki “Özgürlük Heykeli” ni yapan bu sanatçının elinden çıkmış olması anlamlıdır.

Hotel de Ville-City Hall

Meydanın doğu yönündedir. 17’nci yüzyılda: bir kız okulu olarak inşa edilmiştir. Özellikle, cephesinin güzelliğiyle ilgi çeker. Cephenin en önem kazanan yönü: orta bölüm üst kısmında bulunan “at üstündeki kral Henri IV” heykelidir. Evet, bu yapı, sakin meydana muhteşem bir hava katıyor.

Opere Evi-Place de la Comedie

Hemen Belediye Binasının karşısındadır. Yapı: 1826 yılında, Chenevard ve Pollet isimli mimarlar tarafından yapılmaya başlanmıştır. Ancak: yapım aşamalarında, birçok teknik sorun çıkmış ve buna bağlı olarak maliyet sürekli yükselmiş ve yapım tam bir karmaşa olmuştur.

1993 yılından itibaren ziyarete açılan bina: her şeye rağmen, günümüzde iç tasarımı nedeniyle Lyonlular tarafından eleştirilmektedir. Yine de, yapının görkemli cam kubbesi ilgi çekmektedir. Son restorasyon ve yapım aşamasında, ünlü mimar Jean Nouvel görev yapmıştır.

Palais St Pierre-Güzel Sanatlar Müzesi

Meydanın batı bölümünde, havuzun hemen karşısındadır.

Rue Merciere

Burası bir sokaktır. Arnavut kaldırımlı bu sokak: Rönesans döneminden kalmadır. Burada: çok sayıda restoran bulunmaktadır, hani bu bölgeyi anlatan yazının başında söylemiştim ya, Lyonlular buraya yerel lezzetleri tatmaya geliyorlar ki, siz de mutlaka uğrayın.

Place des Jacobins Meydanı

Burası, ilk olarak 1960’lı yıllarda tasarlandığında, tamamen asfalt yollarla kaplıymış. Daha sonraki yenilenme projesinde ise, yeşil bir bakış açısı kazandırılmaya çalışılmış ve bu çalışmaların halen sürdürüldüğü söyleniyor.

Meydanın ortasında, 1885 yılına tarihlenen ve Heykeltıraş Degeorges tarafından yapılan bir havuz var. Yine meydanda çeşitli heykeller bulunuyor ki, bu heykeller: 15-16-17’nci yüzyıl sanatçılarına aittir.

Hotel-Dieu

Burası: bölgenin en büyük binalarından birisidir ve 1184-1185 yıllarında hastane olarak inşa edilmiştir. Binanın uzun cephesi: nehir boyunca 300 metre uzanır. Büyük kubbe bölümü: 1765 yılına tarihlenir.

Burası her ne kadar günümüzde hastane olarak kullanılmıyorsa da, yapıldığı dönemde, ülkede Paris’ten sonra en büyük tıp olanaklarının yaratıldığı bir yer olarak önem kazanmıştır. Ancak: modern tıp olanaklarının başka yerde yapılan bir hastanede yerleştirilmesi nedeniyle, 2010 yılında burası kapatılmıştır.

Fransa Lyon Place Bellecour
Fransa Lyon Place Bellecour

Place Bellecour

Burasının, Avrupa’nın en büyük meydanıdır. 1622 yılında, inşa edildiği ve daha sonra bu meydana yapılan bir hastanenin 1934 yılında yıkıldığı söyleniyor. 1667 yılında inşa edilen çan kulesi bulunmaktadır.

Alanın ortasında: “Kral Louis 14” e ait bir heykel var. At üzerinde bulunan kralın bu heykeli: bölgeye gelen Lyonluların en büyük buluşma noktalarından biridir ki, siz de buluşma noktası olarak burayı kullanabilirsiniz.

Bu özellik dışında, meydanın öne çıkan başkaca bir özelliği yok.

Evet, gerek Lyon şehri ve gerekse bu meydanla ilgili en büyük özellik: bu meydanda “Lyon şehrinin tanıtımı için kullanılan bir söz (ONLYLYON) büyük harfler ile birleştirilmiş” ve şehri ziyaret edenlerin bütün hepsi, bu yazı önünde fotoğraf çektiriyorlar, siz de unutmayın.

Buradan yukarı çıkan bir caddeyi (İstanbul’daki İstiklal caddesi gibi) “rue de la rupublique” takip ederseniz, bir süre sonra solunuzda, barlar-restoranların bulunduğu bir sokak göreceksiniz. Burada, güzel zaman geçirip, lezzetli bir şeyler yiyebilirsiniz.

Ancak, Lyon geleneksel lezzetlerinin, bizim yemek kültürümüze pek uygun olmadığını, gerek maddi açıdan büyük hesaplar ödeyebileceğiniz ve gerekse şehirde kalacağınız sürenin, sindirim sistemi rahatsızlığı nedeniyle kapalı bir mekanda geçebileceğinizi unutmayın ve yiyeceklere temkinli yaklaşın derim. Bira severler, burada yemek olmadan da keyifli zaman geçirebilirler.

Fransa Lyon

VİEUX LYON-OLD LYON

Saone nehri kıyısındaki, muhteşem bir ortaçağ ve Rönesans semtidir. Hatta: Avrupa’nın en büyük Rönesans alanı olduğu söylenir. Ancak özellikle hafta sonlarındaki tatil günlerinde burası çok kalabalık oluyor, bu yüzden ya hafta içi günleri veya sabah erken saatleri, gezmek için tercih etmelisiniz.

Evet, buradaki yapılar: 15 ile 17’nci yüzyıllar arasında; buraya yerleşen, zengin Alman, Flaman ve İtalyan tüccarlar tarafından inşa ettirilmiştir.

Şehri ziyaret edenlere, hani olmazsa olmaz, mutlaka gidin görün tarzından bir not iletmem gerekirse: evet burayı mutlaka görün. Tarihi özelliği yanında, burada: çok sayıda bar, kafeterya ve restoran bulunuyor ve bunların havası bir başka, eğlence ortamı bir başka, burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

St Jean Katedrali

1180-1480 yılları arasında inşa edilmiş ve St.Jena-Baptiste ve St Etienne’ye adanmıştır.
Mimari stil olarak, Romanesk unsurlar ve Gotik tarz kullanılmıştır.

Ana kapı üzerindeki “gül pencere”: St Stephen ve St John’un yaşamlarını betimleyen unsurları bulundurmaktadır. Lyon piskoposu burada yaşıyor. Evet, bu dini yapıya girmek isterseniz, kıyafetinizin uygun olması (şort ve kolsuz tişört olmaz) gerekir.

Astromi Saati

Katedral içindeki bu özel saat: 14’ncü yüzyılda yapılmış, ancak daha sonra güncellenmiştir. Her gün, saat 16.00’da: günlük çanları çalmaktadır.

Rue St Jean

Burası, bir sokaktır ve genellikle turistlere yönelik hediyelik eşyaların satıldığı dükkanları ve restoranları barındırmaktadır. Yemek bölümünde belirtmiştim, yerel halk tarafından yoğun olarak tercih edilen bouchonsları burada bulabilirsiniz.

Fransa Lyon

MÜZELER

MUSEE GADAGNE-HOTEL DE GADAGNE-LYON ULUSLAR ARASI KUKLA MÜZESİ

14 rue de Gadagne bölgesindedir.

Müze binası: muhteşem bir Rönesans sarayıdır. Güzel bir bahçesi ve en üst bölümde kafeteryası bulunmaktadır.

Müzede: şehrin tarihi ve kuklaları sergilenmektedir. Müzede en sevilen kukla karakterlerinin: “guignol tiyatrosu kuklaları” olduğu söyleniyor. Ayrıca: burada, bizim “Karagöz” de var. Gölge oyunu karakterlerimiz için, müzede bir bölüm yapmışlar.

Ana müzenin hemen yanında, yine bir kukla ve mekanik oyuncaklar müzesi görülüyor. Buraya girerseniz: karanlık ve loş ortamda, bir anda, müzik eşliğinde tüm oyuncakların hareketlendiklerini görüp, duyuyorsunuz ve irkiliyorsunuz.

MUSEE DES BEAUX-ART

20 Place des Terreaux bölgesindedir.
Müze binası: 17’nci yüzyılda yapılmış, zarif bir manastırdır. Müzede: zengin bir Avrupa resim ve heykel koleksiyonu bulunmaktadır. Bunlar arasında, öne çıkanlar ise şunlardır: Perugino, Veronese, El Greco, Rubens, Manet, Matisse gibi ünlü sanatçılara ait eserlerdir. Ayrıca: avluda, Rodin’e ait 3 bronz görülmelidir.

MUSEE DES ARTS DECORATİFS

Bu müze: “Hotel Lacroix-Laval” dadır. Adres olarak ise: “30 Rue de la Charite” dir.
Yapı: 18’nci yüzyıl yapımıdır. Müzede sergilenenler arasında bulunanlar şunlardır: goblenler, porselenler ve mobilyalar.

MUSEE HİSTORİQUE DES TİSSUS

Bu müze: “Hotel Villeroy” dadır. Adres olarak ise “34 Rue de la Charite” dir.
Bu müzede görebilecekleriniz şunlardır: ipek ve çeşitli kumaşlar ve goblenler.

MUSEE DE LA CİVİLİSATİON GALLO-ROMAİNE DE FOURVİERE

17 rue Cleberg bölgesindedir.
Fransa ülkesinin ikinci büyük müzesidir. Burada: şehrinde içinde bulunduğu; “Rhone-Alps” bölgesinin geçmişine ait: heykeller, sikkeler, aletler, mozaikler diğer birçok tür obje sergilenmektedir. Özellikle renkli antik mermer blokları mutlaka görmenizi öneririm.

STADE DE GERLAND

Burası, 41 bin izleyici kapasiteli ve şehrin takımı olan “Oliympique Lyonnais” futbol takımının maçlarını yaptığı yerdir. Buraya yolunuz düşerse, stadyumu gezebilir, hatta bir maç izleyebilir ve hatta, stadın çevresindeki alışveriş yerlerinden, spor giysileri satın alabilirsiniz.

Macaristan Gezilecek yerler

Macaristan Gezilecek yerler BALATON GÖLÜ

BALATON GÖLÜ

Macaristan Gezilecek yerler; Budapeşte’ye 15 dakika uzaklıkta. Kelime anlamı: çamurlu göl. Macaristan denize kıyısı bulunmayan bir ülke olduğu için, göl, bazen Macar Denizi olarak da adlandırılıyor. Her şeyi ile, minyatür bir Akdeniz. Ayrıca: Avrupa’nın en geniş gölü unvanına da sahip. Uçtan uca uzunluğu: 77 km. Genişliği ise: 4 ile 14 km. arasında değişmektedir. Deniz seviyesinden yüksekliği: 104 metre.

Macarlar tarafından, yaz aylarında tercih edilen bir yer. Tatil bölgesi. Gölün Siofok ile Fonyod arasındaki güney sahili: şık otel ve tatil merkezleriyle dolu. Suyunun sıcaklığı, yüzmeye elverişli. Yaz aylarında, göl suyu: 25 derece. Bu özellikleri nedeniyle, göl çok fazla sayıda turist çekiyor. Gölde, yüzmenin yanında, balıkçılık, yelkencilik ve diğer bazı su sporları da yapılıyor.

Kuzey bölümü ise, tarihi eser ve doğal güzellikleriyle dikkati çekiyor. Özellikle, Tıhany yarımadası, tarihi öneme sahip bir alan.

Kışın ise, göl buz tutuyor. Buz kalınlığı: 15 cm. kadar ulaşabiliyor. Bu dönemde de; buz tutmuş göl yüzeyinde, buz pateni ve kızak kayma etkinlikleri yapılabiliyor.

Gölün hemen yanında: Sarmellek Havaalanı var. Birçok ülkeden, bu havaalanına doğrudan uçuşlar düzenleniyor.

Macaristan Gezilecek yerler Baja

BAJA

Burası, günümüzde tatil ve spor merkezi olarak biliniyor. Petöfi ve nagy Pandur adalarındaki kumsallar: yüzmek için çok güzel yerler. Burada: görülecek yerler arasında: ıstvan Türr Müzesi, Istvan Nagy Galerisi, Bunyevac Köy Evi var.

Macaristan Gezilecek yerler Sopron

SOPRON

Burası: kırmızı şaraplarıyla ünlü bir şehir. Avusturya sınırında bulunan şehir: 1920’li yıllarda yapılan referandum ile, Macaristan sınırlarına katılmış. Şehir: II. Dünya Savaşında tamamen yıkılmış. Yeniden kurulması, yaklaşık 50 yıl sürmüş.

Meydanları: gotik yapılarla çevrilmiş olan bu ortaçağ şehrinde, Liszt Ferenc Müzesi oldukça zengin. Macarlar yerleşmeden önce, buraya yerleşen Romalılar, yaklaşık 400 yıl kalmışlar. Macarlar: özgün Roma surlarını güçlendirerek, kale inşa etmişler. Dolayısı ile: kalenin içindeki iç şehir: çok sayıda kapı ile korunmuştur. Buradaki yangın kulesi (FO ter) kentin bir sembolü durumundadır. Kule: Roma kapısı üzerine, 16.yüzyılda yapılmıştır. 61 metre yüksekliğindedir. Gözcü olarak hizmet vermektedir. Bugün müze olarak kullanılan: The Old Synagog: Avrupa’nın en büyük Yahudi anıtları arasında yer alıyor.

Budapeşte’den tren ve otobüs seferleri ile gidilebiliyor.

PEYÇ

Tuna ve Drava nehirleri yakınlarındaki Meçek Dağı eteklerinde kurulu, 2000 yıllık bir kent. Budapeştenin 200 km. güneyinde. Akdeniz iklimi ve ünlü bir üniversite kenti. Macaristan’ın ilk üniversitesi: 1367 yılında, burada kurulmuş. Akdeniz ikliminden dolayı Peyç’de: orkide, kayısı, erik, armut, şeftali, ceviz, badem, incir ve en önemlisi üzüm yetiştiriliyor. Evliya Çelebinin anlatımlarına bakılırsa: “Peyç armudunun 170 türü yetiştiriliyormuş. Kendisi Peyç’de bir beyin konuğu iken, 42 değişik armut yemiş.” Bölgede, ünlü “Kadarka” şarabının adı, Üsküdar’dan (Skadar) geliyor.

Peyç: 1543-1686 yılları arasında, Osmanlı egemenliğinde kalmış. Pecuy olarak anılıyor. Osmanlı tarihinde, biraz da, burada doğmuş olan tarihçi İbrahim Peçevi (1574-1650) ile ünlenmiş. Bir ara, Macaristan’ın eski başkenti Szekesfehevar’da valilik yapan İbrahim Peçevi’nin eseri “Peçevi Tarihi”, Osmanlıların 1520-1640 yılları arasındaki dönemini kapsıyor.

Osmanlılar egemenliğinde kent, Ortadoğu havalı bir ticaret merkezine dönüşmüş.

Osmanlılar, kenti aldıktan bir süre sonra, ana meydanına: Aziz Bartolomeo Kilisesi’ni yıkarak, Gazi Kasım Paşa Camisini yapmışlar. Ancak, kenti terk ettiklerinde ise, cami yine kiliseye çevrilmiş. Ancak: mimari özellikleri tamamen yok edilir.

Ancak: 1950 yılında yapılan restorasyonda: Macarlar geçmişlerine saygı yaklaşımı içinde, binadaki Barok ekleri kaldırırlar ve binaya yeniden Osmanlı kimliğini kazandırırlar. Şu anda: Peyç kentinin ana meydanına damgasını vuran; Osmanlı kubbeli yapının üzerinde, hilal ve haç bulunuyor. Barışsever dünya halkları için, önemli bir görüntü.

Evet, üniversite kenti olması nedeniyle, Peyç kentinin genç bir nüfusu var. Geç Barok, Neo-Rönesans, Neo-klasik yapılar tüm kenti sarmış. Eski kentin surları ile burçları hala ayakta. Kentteki, 100 metrelik Kaptalan Sokağında, 5 tane müze bulunuyor. Bu müzelerin hemen yakınında da: ünlü Çontvari Müzesi bulunuyor.

Bu müze hakkında bir söylenti var. Şöyle ki: Çontvari’nin ölümünden sonra, Paris’te açılan sergisini gezen Picasso: içeride bir saat yalnız bırakılmasını istemiş ve sonra sergiden çıkarken “Yüzyılımızda, benim kadar büyük bir ressam olduğunu bilmiyordum” demiş. Yani: bu Müze, sanatseverler için mutlaka çok hoşa gidecek eserleri barındırıyor.

Peyç şehrine damgasını vuran yapı malzemesi: seramik. Çatılar: seramikle kaplı, heykeller, çeşmeler seramikten. Kentte; 1868 yılında açılan fabrika, Peyç Jolnay Seramiği ile çok ünlenmiş. Seramik üretiminden dolayı, Peyç ile Kütahya kardeş kent olmuşlar.

Kanuni Sultan Süleyman

ZİGETVAR

Peç şehrinin, 33 km. batısındadır. (25-30 dakika uzaklıkta) 1566 yılında, Türklerin yaptırdığı Sultan Süleyman Camisi, daha sonradan Ortodoks kilisesine çevrilen Ali Paşa Camisi, 1960 yıllarında restore edilen Zigetvar Kalesi ve Tarih Müzesi; Zigetvar şehrinin tarihi zenginlikleri olarak öne çıkıyor.

Evet, burada, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin en görkemli sultanı, Kanuni Sultan Süleyman’ın mezarı bulunuyor.

Macaristan ZİGETVAR

Kanuni, 1566 yılının, 6 Eylül günü, 72 yaşında, küçük Macar kenti, Zigetvar’daki çetin savaşlar sırasında öldü. Ancak; kalenin düşmesinden iki gün önce ölmüş. Askerler arasında moral bozukluğu yaratmaması için, ölüm haberi gizlenmiş. Cesedi bozulmasın diye, iç organları çıkarılarak ilaçlanmış ve iç organları otağının bulunduğu yere gömülmüş.

Bedeni ise, fetihten sonra, İstanbul’a getirilerek, Süleymaniye Camisinin avlusundaki, bugünkü yerine gönülmüş. İç organlarının gömüldüğü yere, “Süleyman’ın kalbinin gömülü olduğu türbe” anlamına gelen “Türbek” deniliyor. Daha sonra, oğlu II. Selim, buraya türbe ve çevresine de müştemilat yaptırdı.

Ancak: 150 yıl sonra, bu yapılar kayboldu. Zivetgar kalesini ele geçiren Harburg Hanedanı, bu yerin üzerine bir kilise diker. Kilisenin adı: Türbek kilisesi. Kiliseyi ziyaret edenlerin, papazlara en çok sorduğu soru ise, hep aynı olmuş. “Süleyman’ın kalbi nerede gömülü?”

Macaristan Zivetgar

Savaş, Türklerin zaferiyle sonuçlandı ve bu bölgede, 23 yıl sürecek olan Osmanlı hakimiyeti başladı. Kale alındıktan sonra: Osmanlılar, kale içinde, hemen Sultan Süleyman Camisini inşa etmişler. Caminin özgün mihrabı, hala duruyor. Mihrap üzerinde: damla pencere oldukça ilginç. Caminin minaresi:  doğal tahribata dayanamamış, boyunun üçte ikisini yitirmiş.

Macaristan Zivetgar

Zivetgar kalesinin mazgalları; Osmanlılar tarafından eklenmiş.

Günümüzde: orada bir park var. Zivetgar kentine, yaklaşık 2 km. uzaklıkta açıldı. Török-Magyar Baratsag Park. Yani: “Türk-Macar Dostluk Parkı.” Bu parkta: Kanuni Sultan Süleyman ve Miklos Zrinyi adına dikilmiş bir anıt bulunuyor.

Zivetgar kentinde: bir de Osmanlı biçemli pencerelere sahip, bir Barok Kilise var. Yapının aslı, 1596 yılında inşa edilen “Ali Paşa Camisi”. Cami, daha sonra kiliseye çevrilmiş ve bir çan kulesi eklenmiş.

Ardından, Macarlar restorasyonda, değişik Barok eklerini kaldırınca, yapının Osmanlı kimliği öne çıkmış. Kilisenin kubbesinde ise, ilginç bir fresko var. Kanuni Sultan Süleyman, hasta yatağında ölümü beklerken; 2400 askeriyle kaleyi savunan Macar Komutan Mikloş Jrinyi ise ölüme gidiyor.

Kasabadaki savaş müzesini, o silahları ve illustrasyonları mutlaka görün. Diğer gezilecek yerler: Fransisken ve Barok kiliseleridir. Ayrıca, şehirde bir Türk Evi bulunuyor. Şehirdeki tarihi mekanlar ise: Andrassy Sarayı ve Zrinyi Miklos Müzesi’dir.

Macaristan Gezilecek yerler Szentendrei Ezstergom

SZENTENDREİ-EZSTERGOM

Evet, büyük olasılıkla, buraya tur ile gitmeniz yönünde taleplerle karşılaşacaksınız. Turlar, bu geziyi, size: kişi başına: 50 Euro ücret verecekler. Ancak: siz, yerel olanakları kullanarak, buraya gitmeye kalkarsanız: kişi başına, yemek dahil, en fazla: 25 Euro ödersiniz.

ULAŞIM

Szentendrei şehrine, kendi imkanlarınızla gitmek isterseniz: Metronun kırmızı hattı üzerinde bulunan: Batthyany Ter istasyonuna ulaşmanız gerekiyor. Oradan ise: HEV yani banliyö trenine binerek, 40 dakikalık bir yolculuk yapmanız şart.

Ancak: bu yolculuk sırasında: Budapeşte’den satın aldığınız bilet geçmiyor, yeni bilet almanız gerekiyor. Lütfen buna dikkat edin, trende elinde ceza makbuzu ile dolaşan ve özellikle turistlere ceza yazmak için can attığı her halinden belli olan, görevliye fırsat vermeyin, mutlaka banliyö trenine binmeden önce, yeni bilet alın.

Evet: 40 dakikalık bu tren yolculuğundan sonra: Szentendrei şehrine varıyorsunuz ve 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra, şehir merkezine ulaşıyorsunuz.

Eğer, tren değil, otobüs ile gitmek isterseniz: öncelikle metro ile “Arpad Hid”e gidin. Burada: Estergon ve Szentendre otobüslerinin kalktığı, ilk durak var. Kişi başı: 5 Euro ödeyerek, 1 saatlik yolculuk sonucunda, şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Bu arada: insanların köpekleri ile, belediye otobüslerine rahatça bineceklerini göreceksiniz.

Burası

Budapeşte şehrinin kuzeyinde ve yaklaşık 20 km. uzaklıkta. Şehirde: 2 katlı, sevimli evler var, özellikle: elişi ürünler ve hediyelik eşyalar satılıyor. Yollar: parke taşlı ve dar sokaklar, sanki bir Akdeniz kasabası havasını yansıtıyor.

Zaten: şehir merkezinde dolaşan kızların üzerinde, bikini gördüğünüzde, gerçekten deniz kıyısında bir yerde miyim diye mutlaka düşüneceksiniz, ama sokak aralarında dolaşırken, birden karşınıza Tuna nehri çıkıyor.

Evet: bu şehirden sonra, önünüzde iki seçenek var. Ya: Visegrad’a gitmek, ya da Estergon’a gitmek. Estergon’a gitmenizi öneriyorum. Sonuçta: tarihi geçmişimizde, Estergon’un özel bir yeri var. Estergon’a gitmek için: Tren istasyonunun yanından kalkan otobüslere binmeniz gerek. Otobüs yolculuğu, yaklaşık: 1 saat sürüyor.

Macaristan Gezilecek yerler

Estergon’a varıyoruz.

Burası: Macaristan’ın ilk başkenti. Bu nedenle: tarihi özellikleri öne çıkıyor. Burada, kalenin içinde bulunan bazilika ise, yine önemli bir kilise.

Bunun yanında: daha önce Budapeşte gezileriniz için, eğer buraya gelecekseniz, oradan herhangi bir şey almamanızı, çünkü burada her şeyin çok ucuz olduğunu söylemiştim.

Kesinlikle: burada bulunduğunuz zamanın bir kısmını: alışveriş yapmak için mutlaka ayırın. Hatta ve hatta: belki de bir kısım tekstil veya ayakkabı, bot, çizme gibi ürünü, çok uygun fiyata aldığınızda, üretim yerine bakın, büyük olasılıkla “Made in Turkey” cümlesini görebilirsiniz.

Macaristan Estergon Kalesi

ESTERGON KALESİ

Kale: uzun yıllar, Osmanlı imparatorluğuna aitmiş. Kale: Osmanlı tarihinde büyük önem taşımaktadır. Kale: 3 Ağustos 1543 tarihinde, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Osmanlılar tarafından 30 günlük bir kuşatma sonucu ele geçirilmiştir.

Kalenin bulunduğu bölge: bir sancakbeyliği haline getirilerek, Budin Beylerbeyliğine bağlanır.

Ancak: 1594 yılında, kale: Alman, Leh ve Venediklilerden oluşan 80 bin kişilik büyük bir ordu tarafından kuşatılır. Kuşatan orduya göre, çok daha küçük bir ordu ile (1400 kişi) savunulan Estergon kalesi, o sırada kalede bulunan Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Anadolu Beylerbeyi Sokulluzade Lala Mehmet Paşa’nın komutasında, kahramanca savunulur.

Ancak, uzun süreli kuşatma sonucu, kalede gerek yiyecek ve gerekse su stokları tükenir ve 28 gün sonra teslim olmak zorunda kalırlar. Yapılan anlaşmaya göre: herkes, malı ve silahı ile birlikte gidecekti. Düşman: kendi gemileri ile, gazileri Visegrad kalesine taşıdı. Ancak: Estergon’un kaybı, büyük acı ve üzüntüye neden oldu.

Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevi: bu muhteşem savunmanın “Estergon Kalesi” türküsü ile, Türk belleklerine yerleşmesine sebep olur.

1605 yılında: Osmanlılar tekrar kaleyi kuşatırlar. Sadrazam Sokulluzade Lala Mehmet Paşa: 30 günlük bir kuşatmanın ardından, 29 Eylül 1605 tarihinde, kaleyi ele geçirir. Evet, kale bu tarihten sonra, 78 yıl boyunca Osmanlıların elinde kalır. 1683 yılında; Osmanlıların, II. Viyana Kuşatmasındaki başarısızlıklarının ardından, Avrupa devletleri tarafından oluşturulan kutsal ittifak; diğer tüm yerlerde olduğu gibi, Estergon kalesinde de kendini gösterir ve kale, elden gider.

Kale hakkında, o dönemlerde

Evliya Çelebinin notlarından bir kısmı şöyle: Kalede, 200 adet bir ve iki katlı ev var. Ama, bahçe yok. Kalenin suyu: Tuna nehrinden, at koşulu dolaplarla geliyor ve kaledeki sarnıçlara dolduruluyor. Kalenin büyük dış kapısı önünde, asma demir zincirli bir köprüsü var. Her gece, bekçiler kapıyı kaldırıp, siper ederler. Kalede: on basamak taş merdivenle çıkılan kiliseden bozma, Kızılelma camisi var. Bu caminin mağfel ve minberi: Mimar Sinan tarafından yapılmış.

Bu cami içinde bulunan, altın sıvanmış bir dolap kapısı üzerinde: Evliya Çelebi’nin babası Dergah-ı Ali Kuyumcubaşı Derviş Mehmet Zilli Baba: tarafından kaleme alınmış bir beyit yazılı imiş. Kalenin: 50 tane topu varmış. Kale Beyi, Dizdarağaları ve Yeniçeriler, Macarlar gibi giyinirler ve gören onları Macar zannederdi. Macarcayı da çok güzel konuşurlarmış. Kalede, üç tane mehter takımı bulunuyormuş.

Evet, büyük seyyahın Estergon için yazdıkları, 16 sayfadan oluşmaktadır. Yazdıklarına göre: Estergon varoşları: 12 mahalle ve 2900 haneden oluşmaktadır. Her ne kadar çarşısı, pazarı mükemmel olsa da, Estergon’da o zamanlar “Han” bulunmuyormuş.

Çünkü: Estegonlular “Türk memleketinde, han ayıptır” der ve bütün yolcuları kendi evlerinde ağırlarlarmış. En büyük camisi: “Mahkeme Camisi” imiş. Bu cami: Türkler çekildikten sonra, Avusturyalılar tarafından yıktırılmış ve 1850 yılında, yerine büyük bir kilise inşa edilmiştir. Macarlar: “Bu kilisenin kubbesi, Roma’daki Sen Piyer Kilisesi kubbesinden sonra, en büyük kubbedir” diye övünürler.

Evet, belki de, bu yazdıklarım biraz uzun oldu ve sıkıldınız. Ama, amacım: bu kalenin bizim tarihi geçmişimizdeki gerçekten büyük olan önemini vurgulamak. Gezerken: bu duygular ile gezin. Surlar üzerinde dolaşırken, Tuna’yı izlerken, o devirlerdeki bir nöbetçinin yaşadığı duyguyu hissetmeye çalışın.

Evet, kale, günümüzde yani şu anda müzeye çevrilmiş. Maalesef kaleden geriye kalan çok küçük bir parça. Üstüne çıkıldığında: Ağustos ayında bile, dondurucu soğuklara ev sahipliği yapabilen bir kale. Ancak: tepeye çıkıldığında görünen Tuna nehri manzarası, Osmanlının buralara neden gelmiş olduğunu bir kez daha hatırlatır. Kalenin içinde: Macaristan’ın en büyük kilisesi var.

MacaristanEstergon Bazilikası

ESTERGON BAZİLİKASI

Ülkenin en büyük kilisesi. İçine girip gezmenizi tavsiye ederim.

Bu kilisenin yerinde: buradaki Osmanlı hakimiyeti döneminde, bir cami varmış. Ancak: takip eden tarihi süreçte, burada Avusturyalılar hüküm sürerken: bu camiyi yıkmışlar ve yerine bu kiliseyi inşa etmişler.

Kilisenin avlusundan, Tuna’nın ayırdığı, Slovakya kıyılarını görebilirsiniz. Bulunduğunuz yer, Macaristan toprakları, nehrin karşı kıyısı ise, Slovakya toprakları. İki ülke: aralarında bir köprü ile birbirine bağlanmış.

Yükseklik korkunuz yoksa: yuvarlar merdivenlerinden tırmanarak, kilisenin çan kulesine tırmanabilir ve buradan çevreyi seyredebilirsiniz. Ayrıca: çan kulesinin içinde bir eko sistem bulunduğunu hissedebilirsiniz. Bunu hissetmek için: birkaç kelime konuşmanız, belki de bir şarkı söylemeniz yeterli gelecek.

Kilisenin içinde: Hıristiyan dinine ait semboller dolu. Bodrum katında ise, birçok kardinal seviyesinde, din adamlarının mezarları var.

ESKİ SANATLAR MÜZESİ

Kale yakınlarında: Eski Sanatlar Müzesi denen bir galeri var. Burada bir tablo var. Tabloda, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi anı resmedilmiş. Ama ilginç olan, İsa’yı çarmıha gerenlerin, öz be öz, bizim yeniçeri vatandaşlarımız, Osmanlı Türkleri olması.

Evet, tablo böyle resmedilmiş. Bu Avrupalının bize karşı duyduğu kini anlamak için, küçük bir örnek. Bu resimleri gören büyük-küçük insanlar; düşünün, bize yani Türklere karşı nasıl sempati duyabilirler, mümkün değil.

İtalya Venedik Genel

venedik.maskeler.1
İtalya Venedik Genel

İtalya Venedik Genel: Kendinizi, bu şehirde kesinlikle bir rüya aleminde yaşıyor sanacaksınız.

Çünkü: gerçekten mimari ve yerleşim açısından: geçmişi bütünüyle yaşayan ve yaşatan bir şehir.

Bunun yanında: pahalı, turist o kadar çok ki, artık turistik reklamları kesmişler, turizmin şehri öldürdüğünü düşünüyorlar, bir anlamda da, doğa ve iklim şartları zaten pek fazla uzun olmayan bir süre sonra bu şehri ortadan kaldırabilir, bu yüzden, mutlaka gidin ve görün.

Doyumsuz bir güzellik, mutlaka gidin ve bu güzelliği yaşayın.

Yalnız: gerek aşırı yüksek fiyatlar ve gerekse bol bulunan yankesicilere dikkat.

Kaldığınız yerin mutlaka kartını alın, kaybolmak çok kolay, harita ile uğraşmayın, çünkü harita sizin kaybolmanızı önlemiyor, şehir karışık.

ULAŞIM

İtalya Venedik Genel: Bu şehirde: araç kullanmak yasak. Hatta: bisiklet kullanmak bile yasak. Ulaşım yalnızca: kanallar üzerinde hareket eden, su araçları ile yapılıyor.

HAVAALANI

İtalya Venedik Genel: Venedik’e tarifeli bir seferle uçuyorsanız: Venice Marco Polo Havaalanına inersiniz. Marco Polo Havaalanı: şehir merkezine, yaklaşık 13 km. ve 25 dakika uzaklıktadır. Hava alanından; yarım saatte bir kalkan otobüsler ( 5 numaralı otobüs) şehre ulaşmanın en kolay ve ucuz yoludur.

Ayrıca: tren veya taksi de kullanabilirsiniz. Bazı charter seferi yapan şirketler ve ucuz fiyatlı şirketler: Treviso havaalanını kullanırlar. Treviso, Venedik’in 30 km. kuzeyindedir. Venedik’e gitmeden önce, seyahat şirketinizle görüşüp, hangi havaalanına inileceğini sormanızda yarar var.

 

BELEDİYE OTOBÜSLERİ

Bunlar “ACTV” olarak işaretlenirler. Yazın: yarım saatte bir ve kışın ise, saatte bir havaalanından kalkıp: Piazzale Roma’ya kadar giderler. Havaalanı otobüsleri: “ATVO” hemen hemen aynı tarifeyle işler. İkisi de, pahalı değildir.

ACTV daha ucuzdur, ancak bagajınız varsa, biraz zorlanabilirsiniz. Piazzale Roma’ya varmak, yaklaşık 30 dakika sürer. Biletinizi varış terminalindeki ATVO bürosundan satın alabilirsiniz.

İtalya Venedik Genel Tekneler

TEKNELER

Cooperativa San Marco motorları, bütün yıl boyunca havaalanı ile Venedik merkezi arasında sefer yapıyor. Fiyat: 40 Euro’dur ve vaporetto bağlantılı ATVO seferlerinin iki katıdır. Gene de pahalı sayılmaz. Eğer vaporetto kalabalık ve bagajınız çoksa ekstra ücret ödemeye değer.

Havaalanı binasının hemen önünden: 04.45’ten gece yarısına kadar, saatte bir motor kalkar. Ticari kanal taksileri (matoscafi) çok pahalıdır.

Bitişik olarak inşa edilmiş olan Ponte Della Ferrova demiryolu köprüsü ve Ponte Della Liberta karayolu köprüsü: anakaradan, Venedik’e bağlantı sağlar.

Eğer, şehre otomobil ile geldiyseniz: arabanızı: Pıazalle Roma Meydanındaki otoparka bırakmak zorundasınız. Otobüsle geldiyseniz de aynı meydanda inip, otelinize, Büyük Kanal üzerinden ulaşabilirsiniz.

Demiryolu ile Venedik’e geldiyseniz: Pıazzale Roma’nın karşı kıyısında bulunan istasyonda inip, yolunuza yine Büyük Kanal üzerinden devam edebilirsiniz.

1801-1846 yılları arasında inşa edilen demiryolu köprüsü: 3601 metre iken, 1931-1932 yılları arasında yapılan onarımlar ile, uzunluğu: 4070 metreye çıkarılmıştır.

Büyük Kanal’a ulaşımınızı, önce bir bilet alarak “Vaporetto”larla (1.Nolu) sağlayabilirsiniz. Ayrıca: aceleniz varsa, “motoscafi”leri tercih edebilirsiniz. Motoscafiler, küçük kanallarda da ulaşımı sağlar.

Gondollar; daha çok çevre gezileri için tercih edilir.

Gondollara binmeden önce, güzergah, fiyat, süre konusunda gondolcu ile anlaşma yapmalısınız. Şehirde ise, yürüyerek dolaşmak çok kolay ve Venedik’i tanımanın en iyi yoludur.

Evet, şehir içinde, ulaşım konusunda mümkün olduğunca yürümeye çalışın.

Hem ara sokakların tadına varmak hem de vaporetto fiyatlarının el yakması bunun için yeterli sebeplerdir. Tabii, yorucu bir günün ardından, San Marco Meydanından, tren garına kadar yürümek, haritada göründüğü kadar kolay değil.

Motorlar için ve 72 saatlik abonman kartlar mevcut. Bu kartlar: aldığınız andan itibaren, bahsedilen saate kadar tüm motorlarda geçerli. (Havaalanı motoru hariç)

Bu kartın fiyatı 10 Euro. Bununla: sürekli olarak her motora ücretsiz binebiliyorsunuz.

 

KONAKLAMA:

Venedik’te: Lido Bölgesinde konaklamak mümkün. Burada göreceğiniz 4 yıldızlı oteller inanın bizim ülkemizdeki

2 yıldızlı otellere eşdeğer personel ve işletmeciliğe sahip. Kahvaltıda: genellikle: bal ve bol bol domuz jambon bulacaksınız. Üstelik: çay niyetine verdikleri de, berbat. Yani: sakın beklentileriniz çok olmasın.

Eski Venedik merkezinde ise, oteller çok pahalı imiş. Buradaki tüm binalarda, hala yaşam devam ediyor. Yaşayanlar da, evlerin aile içinde, kuşaktan kuşağa geçmesiyle sahip olmuşlar. Yoksa, bu evlere, binalara para yetmeyeceği, metre karesinin 1 milyon Euro olduğu söyleniyor.

Dolayısı ile, eskiden kont, dük ve soylu olarak yaşayanların torunları buralarda şimdi oturuyorlar. Aslında: çok bunaltıcı bir atmosfer var.

Muhteşem nem bir yandan. Üstelik: yazın kanalların kokusu rezalet. Dolayısı ile merkezde kalmamak bir kayıp değil gibi.

Şehir çok pahalı. Eğer gece konaklayacaksanız, yarım saat uzaklıktaki: Trivignano’da yarı fiyatına kalınması tavsiye edilir.

 

 

NEREDE YENİR

San Marco çevresinde: hiçbir Venediklinin denemeyi bile düşünemeyeceği kadar pahalı turist restoranları dolu. Şehrin en pahalı ve gözde restoranları: Dorsoduro, San Polo, Santa Croce bölgelerinde ve San Marco’nun karşı yakasında bulunur.

Kabaca ristorante kelimesi yüksek kalite ve pahalı bir servis demektir.

Trattoria; küçük ve sıcak aile işletmelerini, osteria ise basit bir atmosferde sunulan sade yiyecekleri ifade eder.

Ama her sınıf, kendi içinde çeşitlilik gösterebilir. O yüzden, en doğrusu: mönüye ve fiyatlara göre karar vermenizdir. Fiyatlar, kalitenin göstergesi değildir. Pahalı bir restoran, güzel yemekler sunabilir ama daha çok mekan için para ödemiş olursunuz.

San Marco civarındaki restoranların çoğunda, sabit bir ücret karşılığında, sınırlı bir listeden üç veya dört çeşit yiyecek seçebileceğiniz mönü turistico sunulur.

A la carte fiyatları ile kıyasladığınızda, daha ucuz bir seçenek olarak görünse de, turistik mönüde porsiyonlar çok küçüktür ve yemek seçenekleri sınırlıdır.

Eğer bütçeniz kısıtlı ise, en iyisi pizzanın yanı sıra geleneksel balık ve et yemeklerinin de sunulduğu bir pizzeria bulmanızdır.

İtalyan restoranları: yemek mönülerini ve fiyatlarını cama asmak ya da kapı önünde sergilemek zorundadırlar. Bu da, içeriye girmeden önce, fikir sahibi olmanızı sağlar.

Kanunen bütün restoran ve barlar: KDV’nin de dahil olduğunu gösteren yazar kasa fişi vermek zorundadırlar. Restoranların büyük bir bölümü: % 10 veya % 15 servis ücreti alır.

Bu yüzden: bahşiş vermenize gerek kalmaz. Ancak emin değilseniz yine de sorun.

Öğün saatleri: öğlenden 14.30 veya 15.00’e kadar ve akşam 19.30’dan 22.00’ye kadardır.

NE YENİR

Venedikliler, güne piccola colazione ile başlarlar. Bu genellikle: bir kahve ve yanında hamur işi veya kuruvasandan oluşur.

Bu tip bir kahvaltı için: en iyi yer, bir caffedir. Herhangi bir barda, masaya oturarak yiyeceğiniz şeylerin fiyatının, barda ayakta durarak yemekten iki kat daha fazla olacağını unutmayın.

Kahvaltınızı bir otelde yapıyorsanız, İngiliz ya da Amerikan tarzı açık büfeler bulabilirsiniz. Öğlenleri atıştırmak için: yanınıza alıp götürebileceğiniz sıcak ve soğuk yiyecekler sunan, ayaküstü barları tercih edin.

Uzun yemekler için, öğle ve akşam yemeklerinde, genellikle dört çeşit yemek seçeneği vardır.

APERATİFLER

Tranttoriaların zeytinyağı ile süsleyip sundukları vejateryan aperatifler: balıklı ya da etli aperatifler denemeye değerdir. Yerel aperatifler arasında en popüler olanlar şunlardır: vejateryanlar için: carciofi (enginar), sarde in saor (kuşüzümü ve kuru üzümle birlikte terbiye edilmiş sardalye ve soğan); üzerine limon ve zeytinyağı gezdirilmiş jumbo karides, ahtapot, midye ve kalamardan oluşan frutti di mare (karışık deniz ürünleri), bazen makarnanın yanında ikram edilerek primi piatti adını alan, ama genellikle beyaz şarap sosuyla sunulan vongole veya caparozzoli veya cozze (midye).

Etli aperatifler arasında: mayonezle servis edilen ince dilimlenmiş biftek (carpaccio), incirle (fichi) birlikte çok lezzetli olan prosciutto crudo con melone (kavunlu jambon), affetteri veya baharatlı salsicce (şarküteri ve salam tarzı sucuk) bulunur.

GİRİŞ YEMEĞİ:

Primo piatto makarna, risotto veya çorbadır. Kuzeye doğru, makarnanın yerini pirinç alır ve risotto Venedik’in klasik yemeği olarak görülür.

Pirinç, genellikle taze sebze veya deniz ürünleriyle pişirilir. Venedik’in en meşhur makarna yemeği: bigoli in salsa’dır.

Bu yemek: hamsi veya sardalya sosunda pişirilen eriştedir. Bunun yanında: zuppa di pesce denilen balık çorbası da güzeldir.

ANA YEMEK

En popüler et yemeği: fegato alla venezianadır. Yani: soğanlı dana ciğeri. Salatalarda ise, ana malzeme olarak: rucola (roka) ve radicchio (hindiba) kullanılır.

TATLILAR

Tatlı seçenekleri oldukça azdır. Gelato (dondurma) ile çikolata, kahve, krema veya tatlı mascarpone peyniri ve kaynakla yapılan tiramisu en bilinenlerdir. Bir kadeh tatlı şarap yanında tatlı bisküvi veya bademli kek ikram edilir. Bu bir Venedik geleneği.

Evet, sonuç olarak, bu deniz kentinde, doğal olarak önerilecek en iyi yemek balık olacaktır. Ama fiyatlar da, özellikle turistlerin yoğun olduğu meydanlarda (St. Marco civarında) bulunan lokantalarda, turistiktir.

Ancak, ara sokaklardaki restoranlarda daha ucuz yerler bulmak mümkündür. Balığınızı sipariş vermeden önce, sizin için hazırlanacak balığı görmenizde fayda var. Hesabı ödemeden önce de, mutlaka kontrol edin.

Grand Kanal kenarında oturup, bol zeytinyağlı pizza margarita yiyebilirsiniz.

Venedik’te yemek ne çok özel ne de ucuz. Ana yemekler: 7 Euro’dan başlıyor. Pizza: bir kişi için biraz büyükçe gelebilir. Ama salata alacaksanız, menüdeki ya da vitrindeki resimlere aldanmayın. 7.5 Euro ödediğiniz: marul, domates ve mozarella için gelen mamul: 7 parça mozarella peyniri, 7-8 dilim domates ve 3 küçük marul yaprağı

oluyor. O yüzden, verdiğiniz siparişin ne büyüklükte geleceğini sormanızda yarar var.

Ülkemizde de tanınan: tiramisu isimli tatlı, Venedik’e özgü bir tatlı. Ama; bunu burada yiyip yememek konusunda size bir şey söylemek istemiyorum, çünkü: sanırım biz tadına baktığımızda, asıl yerini mi bulamadık bilmiyorum, pek hoş değildi tat.

 

İÇECEKLER

Birçok restoranda, ev yapımı açık şarap bulabilirsiniz. Bunlar: çeyrek, yarım veya 1 litrelik sürahilerde servis edilir ve seçkin şaraplar kadar iyidir. Şehrin kafelerinde en çok içilen iki içki: Veneto dışında nadir bulunabilen ve köpüklü bir beyaz şarap olan prosecco ve campari, şarap ile maden suyunun karışımından yapılan karışımdır. 

Campari ve Punt e Mes gibi serinleticiler: soda ve limonla sunulur. Bira sevenler: Nastro Azzuro içebilirler. Bu bira: Kuzey Avrupa biraları kadar sert değildir ve buzul servis edilir.

Alkolsüz içecekler ise: köpüklü sıcak çikolata ve buzlu çay. Venedik’in musluk suyu içilebilir. Şehrin çeşitli yerlerindeki çeşmelerden çekinmeden su içebilirsiniz. Musluk suyunun içilemez olduğu yerlerde, yazı bulunur.

İtalya Venedik Genel

GENEL

Venedik genel; Venedik’in diğer adı da: Serrennissima (huzurlu)’dur. Bunun sebebi: tüm sosyal ve politik yaşamın kanunlarla belirlenmiş olmasıdır. Adalet: en önemsenen kuraldır. Örneğin: hakimler, hiçbir kulübe, partiye ve benzeri kuruluşa üye olamaz, hatta yakınlık bile kuramazlar. Venedik: bir şehir devleti iken, sembolü: kılıç ve kanunların yer aldığı bir kitaptır.

Kanunların, bu kadar önemsenmesinin sebebi: kentin, Ortaçağ sonlarında başlayan ve tamamen ticaret üzerine kurulu olan yaşamıdır. Kent: güvenli bir liman olarak kurulmuştur. Özellikle: Doğu’dan gelen mallar (kumaş, değerli taş ve madenler, halılar, baharatlar vs.) buradan; burjuva ve aristokrat ailelere dağıtılmıştır.

Dolayısı ile, uluslar arası ticaretin yapıldığı bir şehir devletinin kanunlarının çok sıkı uygulanıyor alması, tüccarların bu güvenli ortamı tercih etmesini sağlamıştır.

Venedik: Adriyatik’in mücevheridir. Bu bölgede: kesintisiz 1100 yıl boyunca, bağımsız bir imparatorluk ve cumhuriyet olarak, idari yapısıyla günümüze kadar gelmiş ve bu özellikleri nedeniyle, araştırmacıların ilgisini çekmiştir.

9’ncu yüzyılda, çoğu Avrupa şehri, surların arkasına gizlenirken, Venedik, kendi lagununun korumasından çıkmış ve dünyaya açılmayı başarmıştır. Doğu ile batının bu sentezi: ne tamamıyla Avrupalı ve ne de tamamıyla İtalyan olabilmiştir. Kentin dört bir yanında: Bizans izleri ve egzotik Asya etkisi görülür.

Belli bir uzaklıktan bakıldığında, şehir:

Adriyatik Denizinin üzerinde yüzüyormuş gibi görünen, zarif ve gösterişli evleriyle, bir masal diyarını andırır. Şehrin dar sokaklarında (cali) yürüyüp, kanalları boyunca dolaşmaya başladığınızda, asırlar boyu sanatçıları ve gezginleri kendisine hayran bırakan zarif ve egzotik, bir o kadar da romantik mimariden gözünüzü alamazsınız.

Dünya üzerindeki büyük şehirler, otoyolları ve yüksek bina bloklarını bir yara izi gibi taşırken, Venedik, modernite tarafından lekelenmeden, bundan 300 yıl önceki parlak devirlerindeki halini, günümüze kadar taşımış ve hala korumaktadır.

AZİZ MARCOS:

Aziz Marcos’un naşı, MS.829 yılında, Venedik’e getirildiğinde: Dükler Sarayının yanına, bir şapel inşa edildi. Bu ilk: San Marco Bazilikası idi. Azizin simgesi: kanatlı aslan, şehrin sembolü oldu.

MARCO POLO:

Venedik’in en ünlü vatandaşı: Marco Polo. 13’ncü yüzyılda: Avrupa’nın gözlerini, egzotik Asya gizemine çevirmişti.

Zamanımızın bazı bilim adamları: hikayesinin gerçekçiliği konusunda şüpheler dile getirse de; Marco Polo:20 yıl süresince, Moğol İmparatoru Kubilay Han’a hizmet etmişti. Ayrıca: Çin’de özgürce gezmesine izin verilen ilk Batılıdır.

Çin’den döndüğünde: efsaneye göre, hikayelerine kimse inanmamış, kıyafetinin dikiş yerlerine sakladığı mücevherleri ortaya çıkarınca, haklı olduğu anlaşılmıştı.

MÜZELERE GİRİŞ:

Müzelere giriş için tek tek para vermek yerine: “Musei Civici Veneziani” müzelerinden herhangi birinden, “Museum Pass” alın. Çünkü: her müzenin girişi 3-5 euro iken, bu kartı kullanarak, 13 müzeye, 10 Euro karşılığında girebiliyorsunuz.

KUMARHANE:

Venedik’in resmi kumarhanesi, bahar ve yaz aylarında Lido’da açılır ve yılın geri kalan bölümlerinde, Büyük Kanal’daki Palazzo Vendramin Calergi’ye taşınır.

Sabahın ilk ışıklarına kadar: rulet, bakara ve 21 oynamak mümkün. Kumar oynanan odalara giriş yapabilmek için pasaportunuzu yanınızda bulundurmanız şart. Erkeklerin ceket giymesi ve kravat takması şarttır.

DÜNYANIN EN ÇOK İNTİHAR EDİLEN YERİ ;

Evet: bunun sebebini, şehri görünce hemen anlıyorsunuz. Ömrünüzde göreceğiniz en hüzünlü, en tekinsiz atmosfere sahip yer. Güzel olmasına güzel de, geçmişte çok görkemli olan, şimdiyse, çoktan ölmüş ve ağır ağır yürüyen bir güzelliğin kalıntısı. İnsana: gerçek dışı bir his veriyor, masallardan çıkmış gibi.

Her köşesi: son derece estetik, koca bir açık hava müzesi ve inanılmayacak kadar çok görülecek şeyi var. Ama: nemli. Çürümüşlüğün hakim olduğu, tuhaf, tekinsiz bir yer aynı zamanda. Normal yaşam da göremiyorsunuz.

Şehir, yalnızca turistler için ayakta gibi. Onlar da günden güne, kemirip kirletiyorlar şehri. Sakın yalnız başınıza gitmeyin, şehir, iki katı hüzün veriyor insana o zaman.

 

COĞRAFYA:

İtalya Venedik Genel: Venedik, Kuzey İtalya’nın doğusunda ve Adriyatik Denizinin kuzey batı ucunda bulunuyor. Karaya: 4 km. uzunluğunda: kara ve demiryolu köprüsü ile bağlanıyor. Şehir: 50 km. uzunluğunda, bir hilal şeklindeki lagünde bulunan takımada gurubu üzerinde uzanıyor.

Büyük Venedik: deniz seviyesinin 1 metre üzerindeki, 118 adacıkta kurulmuş. Binaları; sıkışmış kil tabakasına çakılan, milyonlarca karaçam kazığı ile desteklenmiştir.

Kent: 170 kanal ve yaklaşık 600’den fazla köprü ile, bir labirenti andırır. Kanallar: lagünü çevreleyen kumluk bölgelerden (lido) geçerek, iç taraflara ilerleyen üç derin suyolundan gelen Adriyatik denizi sularıyla dolar.

 

ADRİYATİK DENİZİ

Deniz her zaman Venedik’in varlığı ile birlikte anılır. Çamurlu, sığ lagün gibi denizin kendisi de, şehrin bir parçası olarak kabul edilir.

Deniz seviyesinin yükselmesiyle; yer altı su seviyesinin düşmesi sonucunda oluşan çökme yüzünden, Venedik, her kış giderek daha çok su baskınına maruz kalmaktadır.

Uzmanlar: önlem alınmadığı takdirde, Venedik’in 22’nci yüzyılda, sular altında kalacağı uyarısında bulunmaktadırlar.

Ne var ki, kent sakinleri; Venedik’in, varlığını borçlu olduğu lagünün, ekolojik dengesinin bozulacağı gerekçesiyle, Londra’daki Thimes Nehri’nde olduğu gibi, su bentleri yapılması projesine karşı gelmektedirler.

 

ŞEHİRLE ANLAŞMAK

Venedik’in ziyaretçileri: şehrin özel koşullarına hazırlıklı olmalıdırlar. Şehir hakkını vererek gezebilmek için; sokakların zorluğuna katlanmak (trafik gürültüsünden uzak yürümek keyifli olsa da) ve kanallar üzerindeki pek çok köprüyü tırmanmak gerekir.

Burası: aşırı yükle gezilebilecek bir yer değildir. Bagajlarınızı, kalabalık sokaklardan ve köprülerden geçirerek otelinize taşımak zorunda kalabilirsiniz.

Yürümekten yorgun düştüğünüzde: vaporetto’ya (deniz otobüsü) binebilirsiniz. Ana vaporetto güzergahları: Büyük Kanal üzerinde sefer yapar.

Fakat: bu sistemle; Venedik lagününün en uzak köşelerine kadar gidebilirsiniz. Lido Sahilleri ve rengarenk boyalı evleri bulunan: Barano Adasından, duvardan duvara cam ürünlerinin sergilendiği ve cam üretim alanlarının bulunduğu: Murano Adasına ve Torcello Adasındaki tuz ovalarının üzerinde kurulu sevimli katedrale kadar.

 

TURİZM

Venedik’te her yıl, yaklaşık 12 milyon turist, en az bir gününü geçiriyormuş. Bu güne kadar tespit edilen, bir günlük turist rakamı: 150.000 dir.

Turist sayısının bu kadar çok olması ve her şeyin deniz yolu ile taşınması nedeniyle, buradaki fiyatlar, İtalya’ya nazaran yüzde 10 daha pahalıdır. Venedik’te turizm: hem en önemli gelir kaynağı ve hem de en büyük düşman olarak görülüyor. Bu yeni bir şey değil. “Venedik’te Ölüm” romanında, Thomas Mann, şehri “yarı peri masalı, yarı turist tuzağı” diye tarif etmektedir.

Venedik’te turiste doygunluk artık yüzlerinden okunuyor. Nitelik, turizm reklamları da yapmıyorlar artık. Turizm ile birlikte: sanayi ve tarım geliri de yüksekmiş. Gerçekten de, her yer yemyeşil ve ekili. Çok verimli bir toprağı var. Mussolini burada, toprakların büyük bir kısmını bataklıkları kurutarak verimli tarlalar haline getirmiş. Hala, bu olaydan Mussolini’nin yaptığı en iyi şeyler diye anlatıyorlarmış.

Turistler, kendilerini kazıklanmış hissederler. Benzerleriyle karşılaştırıldığında, otel fiyatları burada hayli yüksektir. Vaporettolarda ve Piazza San Marco çevresindeki restoranlarda; Venediklilerin ödediklerinden daha fazla hesap ödeyeceksiniz. Yiyecek ve içeceklere, hayli şişirilmiş fiyatlar ödemek zorunda kalacaksınız.

Bu: yalnızca turistlerin sıkıntısı değil. Yazın şehir o kadar kalabalık oluyor ki; Piazza San Morco civarındaki dar sokaklarda yürümek imkansız hale geliyor. Tek yönlü yaya trafiği, bir zorunluluk haline geliyor.

Venedikliler: turist akını karşısında: o kadar mağdur olmuşlar ki: şehrin alt yapısı yetersiz kalınca: ziyaretçilerin şehre girişine günlük kota uygulamak veya otel rezervasyonu olmayan ziyaretçilerin girişinden ücret alınması gibi kenti korumaya yönelik önlemler tartışılmaya başlanmış.

 

KALABALIKTAN UZAK DURMAK

Ek masraflar ve harcayabileceğiniz çaba, bu göz alıcı hazinenin keşfi için ödeyeceğiniz küçük bir bedeldir. Eğer: San Marco Meydanının dışına çıkarsanız, sakin ve büyüleyici civar semtlerde; Venediklilerin Venedik’ini bulabilirsiniz.  İlgi çekici dükkanlar, uygun fiyatlı güzel restoranlar, kafeler ve şarap barları var.

Ama, elbette dünyanın en güzel meydanı olan San Marco’nun muhteşem Bazilikası ve görkemli Palazzo Ducale’nin (Dükler Sarayı) güzelliği tartışılmaz. Sezonun en yoğun olduğu dönemlerde bile: günün erken ya da geç saatlerinde, izdihamla karşılaşmadan buraları gezebilirsiniz.

 

VENEDİKLİLER

Venedik şehri: en parlak dönemlerinde: 200.000 nüfusa sahipti. Cumhuriyetin sonlarında: 90.000’e düşen bu rakam, halen 65.000 civarındadır. Yaşlı nüfusun yoğunlukta olduğu Venedik, artık anakarada bulunan “Mestre” adı verilen yeni şehre doğru kaymaktadır.

Bu göç: şehirde kiralık evlerin çok az ve satın alınamayacak kadar pahalı olmasından kaynaklanır. Venedikte’ki binaların restorasyon masrafları: ana karada bulunan: Mestre Banliyösündeki evlerin değerinden, neredeyse iki katı daha fazladır. Özellikle: genç kuşak Venedikliler, Mestre’de oturup; Venedik’e çalışmaya gelip gitmektedirler.

Venedikliler, ziyaretçilere karşı misafirperverdirler. Şehirlerinin kıymeti konusunda da duyarlıdırlar. Hem İtalyanca ve hem de Venedik diyalektiyle yazılmış tabelalar yüzünden; kanal ve bölge isimleri konusunda karışıklık yaşamak mümkündür.

Bu yüzden: Venedik’te kaybolabilirsiniz. Adres soracak olursanız: “Kısa yolu mu, güzel yolu mu tercih edersiniz?” karşılığını alabilirsiniz. Ama, aslında: Venedik’te, güzel olmayan bir yola rastlamak da mümkün değildir.

İKLİM

Venedik’te, ısı sonbahar ve ilkbahar aylarında 15 derece civarındadır. Kış mevsimi ise oldukça soğuk geçer. Venedik’te yaz mevsimi çok sıcak değildir. Kasım ve Mart ayları arasında, seller ve Adriyatik’ten esen rüzgarlar nedeniyle: Venedik serin ve nemli olur. Mayıs ayında, Adriyatik’ten esen kuvvetli rüzgarlar (bora) sırasında, deniz seviyesi yarım metre kadar yükselir.

Yani: St. Marco Meydanına gondol ile girmeniz mümkündür. Bu iklim hareketi, önemli ölçüde erozyona sebep olduğu gibi binalara da zarar verir. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında hava boğucu olabilir. Rahat bir uyku uyuyabilmek için, yılın bu aylarında klima şarttır.

Evet, bu güzel şehre: özellikle, Şubat ayında gidilmeli. Çünkü: Şubat ayında, karnaval düzenleniyor. İlk başta: karşınıza çıkan, maskeli gençlerden korkabilirsiniz. Ama, caddeye doğru yürüdüğünüzde, herkesin maskeli olduğunu göreceksiniz.

Hemen bir koşu gidin ve maske alın ve sizde eğlenceye ortak olun. Çünkü, maskeli gezdiğinizde, hiçbir yabancılık çekmesiniz. Zaten, amaç da budur. Sınıf ve ırk ayrımını kaldırmak. Ama, inanın çok eğlenirsiniz. Bunun dışında: Eylül ayında film festivali var.

Venedik’te Mayıs ayı, Türkiye’ye göre daha sıcak olur diye bekleyebilirsiniz. Ancak: yanınızda mutlaka kalın üst giysileri bulunması şart.

Bu arada: kıyafet çok önemli. Özellikle: yağmur yağdığında su geçirmeyen bir ayakkabınız olması şart. Çünkü: bol yağmur yağan bir yer. Ayrıca: sakın iklime aldanmayın, yanınızda mutlaka biraz kalınca üst giysileri götürün. 

 

VENEDİKLİ SANATÇILAR

Jacopo Bellini: (1400-1470);

Bellini ve oğulları Giovanni ve Gentile, 15’nci yüzyılda Serenissima’da yeni bir dönem başlatmışlardır. Venedik’in Yüksek Rönesansı, genç yaşta ölmesine rağmen, Accademia’da sergilenen “Fırtına” adlı eserinde büyük dehası görülen Giorgione ile başlamıştır.

Vittore Carpaccio: (1445-1526);

Ardında şehri detaylı şekilde betimlediği resimler ve Azize Ursula’nın hayatına dair anlaşılmadık bir dizi anlatımcı resim bırakmıştır.

Tiziano: (1490-1576);

Döneminin en büyük ressamı kabul edilir. Resimleri: Avrupa’nın büyük müzelerinde sergilenmesine rağmen, Venedik’te çok az eseri bulunur.

İlk başyapıtlarından biri olan “Meryem’in Göğe Çıkışı”, Frari kilisesindeki altarın üzerindedir.

Jacopo Tintoretto (1518-1594):

Sessiz ve dindar olan bu sanatçı, Venedik’in dışına bir kez çıkmıştır. Birçok çalışması:Venedik’te kalmıştır. Scuola di San Rocco ve mensup olduğu Madonna dell’Orto Kilisesindeki resimleri dehasını yansıtır.

Paolo Veronese (1528-1588):

Resimleriyle süslenmiş bir kilise vardır. San Sebastiano. Birçok çalışması, Accademia’dadır.

Antonio Canaletto: (1697-1768);

Venedik konulu resimleriyle ünlüdür. İngiliz sanat hamisi Josef Smith’in eserlerini, yurt dışına satması nedeniyle, Venedik’te sadece 3 resmi kalmıştır.

Giovanni Battista Tiepolo (1696-1770);

Venedik’in en iyi dekoratif ressamlarından biridir. Scuola Grande dei Camini’nin üst salon tavanını; 9 muhteşem resim ile bezemiştir.

 

VENEDİK ASLANLARI

Barışçı, oyunca ya da savaşçı olsun, aslan motifi Venedik’te birçok resim, heykel ve resimli el yazmasında hakim unsurdur.

San Marco ve Castello bölgelerinde daha yoğun olmak üzere aslanlar, birçok binayı, köprüyü ve balkonu süsler. Oturan aslan, devletin azametini, yürüyen aslan ise Venedik’in sömürgeleri üzerindeki hakimiyetini temsil eder.

Aziz Marcos Aslanı; barışın simgesidir ve savaş zamanlarında defteri kapalı bir şekilde tasvir edilir. (Örneğin: Arsenal’in giriş kapısındaki takta). Az sayıda aslan ise, pençesinde kılıç taşır.

Napolyon’un kuvvetleri: aslanların bu sembolik değerleri nedeniyle birçoğunu tahrip etmişlerdir. Bu nedenle: Dükler Sarayının Gotik Kapısındaki gibi bazı aslanlar: röpradüksiyondur.

venedik.alışveriş.vitrin.1
Venedik alışveriş

ALIŞVERİŞ

Venedik, hediyelik eşya almak için en uygun şehirlerden biri. San Marco Meydanına ulaşan ara sokaklar: cam eşya ve maske satan rengarenk dükkanlarla dolu. Murano ve Brano’da, dünyanın en kaliteli camlarının yapıldığı bir gerçek. Ancak: seramik maskeleri de es geçmeyin. Oralara kadar gitmişken, bir maske alın ve salonunuzun duvarına asın.

Venedik’te tatmin edici bir alışverişin sırrı: gerçek hazinelerin saklı olduğu dükkanlar ile, turist tuzaklarını birbirinden ayırmaktır.

Pahalı mağazalar (mücevher, cam işi, deri vb.) Piazza San Marco ve çevresindeki sokaklarda yoğunlaşıyor. Bu bölge, aynı zamanda yapışkan satıcıların turistlere pahalı hediyelikler satmaya çalıştığı dükkanlarla doludur.

Turist yoğunluğundan uzak alışveriş için: Ca’ d’Oro’nun arkasında, tren istasyonundan çıkan Strada Nuova boyunca uzanan mağazalara bakmanızı öneririm.

Giudecca’da, Zathare arkasındaki Dorsudora’da ve Frezzeria’da zanaatkarların atölyelerinden pazarlıkla alışveriş yapabilirsiniz. Moda dünyasına göz atmak için, kaliteli butikleriyle ünlü Mercerie alışveriş merkezine gidebilirsiniz. John Evelyn 1645 yılında burası için: “Dünyanın en nefis caddesi” demiştir.

CAM ÜRÜNLERİ:

Venedik cam ürünleri kaliteli ve son derece pahalıdır. Bir o kadar da kırılgandır. Dikkatli olun. Murano’daki atölyelerdeki fiyatlar, Venedik’teki dükkanlara göre, daha pahalıdır. Ancak, ücretsiz tanıtım gösterileri ve adaya taşıma hizmeti sunarlar. Nakliye gerektiren hediyelikler seçerseniz, kırılgan olanları tercih etmeyin. Ayrıca, nakliye ücretini ve sigorta bedelini mutlaka sorun.

DANTEL İŞLERİ:

Geleneksel usullerle dokunan girift dantel işlerini görmek için en güzel yer: Burano’daki küçük müzedir. Gerçek danteller muhteşemdir, ancak fiyatları yüksektir. Daha az kaliteli ve makine işleri, yerel el yapımı dantellerin yerine geçmiştir. Burano’yu ziyaret etmeye zamanınız yoksa, San Marco civarında, modern röprodüksiyonları ve geleneksel modellerin taklitlerini bulabilirsiniz.

EBRULU KAĞIT ÜRÜNLER:

İtalya Venedik Genel: Venedik, legotaria olarak bilinen, ebrulu kağıtları ve ciltciliğiyle de ünlüdür. Bu kağıtlarla ciltlenmiş kitaplar çok popülerdir. Ayrıca evrak sahteciliğine karşı bir önlem olarak, çeşitli dökümanların arka planı olarak da kullanılmıştır. Günümüzde daha çok resim albümü, defter, kutlama kartları yapımında kullanılmaktadır.

VERGİLER:

İtalya Venedik Genel: Yüzde 19’lara kadar çıkabilen katma değer vergisi fiyatlara dahildir. Avrupa Birliği dışındaki ülkelerden gelenler: tek bir alışverişte 180 Euro ve daha fazlasını ödedikleri takdirde, katma değer vergisini geri alabiliyorlar.

Bu nedenle, yaptığınız tüm alışverişlerde fatura isteyin ve Avrupa Birliği ülkelerine başka gezi yapacaksanız, son ülkeye kadar bu faturaları saklayın. Turistlere vergisiz satış teklif eden dükkanlara bakın. Çünkü genellikle vergiyi fiyattan düşerler.

 

MASKELER

İtalya Venedik Genel: Maskelerin çıkış noktası veba hastalığı olmuş. 1348 yılında yaşanan veba salgını, nüfusun neredeyse yarısının ölmesine neden olmuş. İşte o dönemlerdeki giyim tarzı da bu salgından etkilenmiş.

İnsanların birçoğu hastalıklı görüntülerini ve yara-berelerini gizlemek için pelerinler, uzun eldivenler ve maskelerle, hiçbir yerlerini göstermeyecek şekilde giyinmeye başlamışlar. İşte hüzünlü bir ifadeye sahip olan maskeler, bu veba salgını dönemini sembolize ediyormuş.

Bundan yaklaşık 200 yıl sonra ise Venedik Cumhuriyetinin en şaşalı ve sefaya düşkün dönemlerinde de maske kullanımı yeniden yaygınlaşmış.

Ancak, bu kez amaç farklı. Bu sefahat dönemi, devleti çöküntüye götürürken, bu gidişi tersine çevirecek hiçbir şey yapılmadığı gibi, kumarhaneler, genelevler ve insanların bolca zaman ve para harcadıkları, bu tür merkezler, gayet iyi iş yapıyorlarmış.

Genel gidişat bu kadar kötüyken, aynı safahatı sürdürmek yüz gerektireceğinden; yine maskeler devreye girmiş. Yani, bu kez, insanların zevk-ü sefa merkezlerine gittiklerini gizlemek için. Pis pis sırıtanlar, mutlu maskeler, bu sefa dönemini simgeliyormuş.

 

GONDOL

İtalya Venedik Genel: Gondol kelimesi, muhtemelen “Cymbulo (küçük kayık)” kelimesinden gelmektedir. Bu küçük. Asimetrik, alt kısmı düzce olan kayık, bir kişi tarafından, o da ayakta olarak kullanılır. Gondolculuk: babadan oğula geçen bir meslektir.

Genellikle: boyu 4 veya 5 metre, genişliği ise 1 metre civarındadır. İlk gondollar: 13’ncü yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştır. Ama; kimin fikridir bilinmez.

1562 yılında çıkan yasa ile, tüm gondolların siyah renge boyanması zorunlu hale getirilmiştir.

Veba gelip te ölümler başladığında, cesetleri gondollarla taşımışlar ve o günden beri, matemin rengi olan siyaha boyanmış tüm gondollar.

Evet: San Marco Meydanının bittiği yerde, Belediyenin işlettiği gondollar var. Normalde: bu gondolların 45 dakikalık turu, 120 Euro ve 6 kişi biniyor.

Tanıdığınız veya tanımadığınız kişilerle, bu gondollara kişi başı 20 Euro vererek binebilirsiniz. Ayrıca: gondolcular, şarkı da söylüyorlar. Yani: tam bir romantizm yaşanıyor.

 

EĞLENCE HAYATI

İtalya Venedik Genel; Kültürel etkinlik arayan ziyaretçiler: Venedik’te hayal kırıklığı yaşamazlar. Yıl boyunca, kentte klasik müzik konserleri, operalar, tiyatrolar, sergiler ve festivaller eksik olmaz.

Venedik’te yaş ortalaması 45 olduğu için gece kulüpleri ve barlar daha azdır. Gecenin geç saatlerinde eğlence hayatı piyano barlarında, San Marco civarındaki tarihi kafelerde ve şık otel barlarında yoğunlaşır. Bacari denilen Venedik’e özgü geleneksel barlar, özellikle görülmeye değerdir.

 

KARNAVAL VE FESTİVALLER

İtalya Venedik Genel: Venedik’in daha çok maskeleri ile ünlü bir karnavalı var. Bu aslında: dini bir kutlama imiş. Şubat ayında: “Karem” yani büyük perhiz öncesi (paskalyadan 40 gün önce): pazar, pazartesi, salı (perhiz öncesi üç etli gün) eğlenceler düzenleniyor. Eğlenceler: Çarşamba günü doruğa ulaşarak sonlanıyor.

Katolik dünyasında: önem verilen bu kutlamalar, karnaval geleneğinin devamıdır.

Venedik karnavalı ile özdeşmiş olan siyah pelerinler, üç boynuzlu şapkalar, beyaz masklar ve diğer kıyafetler; 18’nci yüzyılda ortaya çıkan cammedia dell’arte’ye dayanır. Cumhuriyetin sürüklediği yıkılış döneminin son yüzyılında, karnaval altı aya uzatılmıştı.

Venedikliler, Aralık’tan Haziran’a kadar, bu kostümleri giyerlerdi. Tanınmayı imkansız kılan kıyafetler sayesinde halk ile aristokratlar karışıyor, evliler rahatlıkla aşk maceraları peşinden koşuyor ve her türden hafif suç, rahatlıkla işleniyordu.

Bu dönemde: günlük yaşam kuralları kalkar, eğlence hat safhaya çıkar. Bu karnavallarda sosyal statülere bağlı kalmamak ve sınıf farklarını ortadan kaldırmak için maske takma geleneği, Venedik’te hala sürüyor.

Ayrıca: tarihi kıyafetler giyiyorlar, dükler, düşesler gibi oluyorlar. Kutlama her yerde yapılıyor ama, yalnızca Venedik’te maske takılıyormuş. Sokak tiyatrocuları: utandıklarından maske ile dolaşırlarmış.

Ancak, işler o kadar çığırından çıkmıştı ki, sonunda Karnaval yasaklandı. 1979 yılından itibaren Şubat/Mart aylarında tekrar kutlanmaya başlanan Karnaval, artık daha kontrollüdür. Sokak partileri, maskeli balolar, gösteriler ve Avrupa’nın her yerinden buraya akın eden turistlerle şehir canlılık kazanır.

Bu tip bir çekim merkezi olmasının dışında, iki yılda bir çağdaş sanatçıların bir araya geldiği “bienal” ile, bir de film festivali var.

 

VENEDİK TEHLİKEDE

1966 yılında yaşanan sel felaketinin ardından; şehirde bulunan sanat eserlerinin ve yapıların restorasyonu amacıyla yerel ve uluslar arası organizasyonlar kurulur.

O tarihlerde: Porto Marghera sanayi kompleksinin, lagün sularından milyonlarca varil su çekmesi nedeniyle; şehir batma tehlikesi geçirir. Bu problem çözülür, ancak şehirde giderek büyüyen diğer sorunlar günümüzde hala çözüm beklemektedir.

Kış aylarında oluşan: acqua alta (su yükselmesi): tehlikenin belirtilerinden yalnızca biridir.

MOSES (Musa) sistemi su taşkın duvarları inşa edilmeye başlanmış. 2011 yılında bitirilmesi planlanan sistem; çevresel etkilerinin göz ardı edildiği kısa dönemli bir çözüm olarak düşünülüyor.

Yani: özetle ve sonuç olarak; en kısa zamanda Venedik şehrini görün, yoksa gelecekte Venedik kalmayacak galiba.