Seul şehrinin Yongsan-gu bölgesindedir ve burada genellikle şehirdeki yabancılar ikamet ederler. ABD Ordusu üssü yakınındaki bu mahalle göçmen mahallesi gibidir. Aynı zamanda, Seul şehrinin en egzotik mahallesidir. Hangang nehrinin kuzey bölümü sınırlarındadır.
Kore savaşının ardından Amerikan askerleri Yongsan Garnizonu ve çevresindeki çok sayıda işletme ve konut komplekslerinde kalmışlardır. Ardından burası uluslar arası toplantılar, Asya ve Olimpiyat Oyunları, hükümet ziyaretleri gibi faaliyetler için turizm altyapılarına tabi tutulmuş ve bölgenin ticareti canlandırılmıştır.
Buranın bir diğer özelliği: uluslar arası mutfak ve Kore tarzı gece hayatının yaşanmasıdır. Burada farklı milletlerden ve kültürlerden insanlarla tanışmak mümkündür. Burası Seul şehrinde “Özel Turizm Bölgesi” olarak belirlenmiştir.
Bölge: tipik mağazalar, restoranlarla doludur. 1.4 kilometre uzunluğundaki cadde tezgahlarla doludur. Moda mağazalarında: çeşitli ithal giysi, deri ürünleri, kürkler, çanta, ayakkabı ve antika mobilyalar konusunda uzman kişiler görevlidir. Deneyimli terziler: özelleştirilmiş giysiler sunarlar.
Biraz önce söylediğim gibi, burada büyük bir mutfak kültürü de bulunur. Hamilton otel arkasındaki restoranlar: Kore, New York, Londra, Hindistan, Tayland, Çin, Yunanistan, Pakistan, İtalyan, Fransa, Meksika, Avustralya ve daha fazla uluslar arası gıdalar sunarlar. Benzersiz lezzetleri, egzotik iç mekanlarda müşteriler tadarlar.
Bölgede: Şehrin en iyi kulüplerinden biri olan “Cilt Kulübü” bulunur. Kulüp: Crown Hotel bodrum katındadır. Şehrin bu en popüler kulübü, özellikle hafta sonlarında yağmur ve kar altında bile girmek için bekleyen uzun insan kuyruklarını gösterir.
Yeouido 63 City, IFC Mall ve Noryangjin Balık pazarı da buradadır. Yeouido Hangang Park: Han nehrinin büyüsünü yaşamak için idealdir.
G.Kore Seul İtaewon
BU BÖLGEDE GEZİLECEK YERLER
G.Kore Seul İtaewon Seul Gece Maceraları
Seul Gece Maceraları
Seul geceleri canlı ve misafirperverdir. Geceler tüm şehir neon ışıklarıyla aydınlatılır. Bölgedeki eğlence mekanlarının bazıları aşağıdadır:
G.Kore Seul İtaewon Rolling Hall
Rolling Hall
Seul müzik sahnelerinde önde gelir. Sangsu istasyonu çıkışındadır.
G.Kore Seul İtaewon Kulüp FF
Kulüp FF
Burası bir konser salonu ve dans kulübüdür.
Kulüp Ta
Burası Rolling Hall ve FF Kulüpten daha küçüktür. Burada özellikle caz müziği bulunmaktadır.
NB2
Burası eğlence devi YG tarafından işletilen bir hip-hop kulübüdür. Hafta sonu akşamları son derece kalabalıktır, abiye kıyafet veya terlikle içeri sokmuyorlar.
Cocoon
Büyükçe bir sahnesi vardır. Müzik seçimleri: elektronik popüler hit parçalardan oluşmaktadır.
G.Kore Seul İtaewon 63 City-Youngdungpo-gu
63 City-Youngdungpo-gu
Buraya: The Pride of the Yeouido Skyline ismi de verilir. Bina şehrin silüetine hakimdir ve günümüzde Seul şehrinin en popüler turistik yerlerinden birisidir.
63 katlı bina, 264 metre yüksekliktedir. Kore’nin en uzun ve en tanınmış binasıdır. Bina Hangang nehri ve Bugaksan Namsan ve Gwanaksan dağlarının muhteşem manzarasına sahiptir.
Binanın: bodrum katında 63 Sea World, 63 IMAX tiyatro, Wax Museum ve Kore’nin büyük açık büfe restoranı “Buffet Pavilion” ve diğer restoran zincirleri bulunmaktadır.
63 Sea World
Bodrum birinci, ikinci ve üçüncü katta toplam 5.515 metre karelik alanda kuruludur. Bu büyük ölçekli alan içinde, 54 normal akvaryum ve 26 özel akvaryum bulunur. Burada 400 farklı türden 20.000 üzerinde deniz canlısı bulunduğu söyleniyor. Burası Kore’nin ilk akvaryumu olarak 1985 yılında açılmıştır. Buranın en ilginç canlıları penguenlerdir. Ayrıca burada sualtı bale gösterileri de düzenlenir ki, balerin kızlar, deniz kızlarını akla getirir.
Her gün saat 10.00-22.00 arasında açıktır, giriş ücretleri yetişkinler için 19.000 won ve çocuklar için 16.000 wondur.
63 Sky Deck
Burası deniz seviyesinden 264 metre yükseklikte ve bulutların üstünde yüzen duygu yaratan bir yerdir. 60.katta bulunan buraya yüksek hızlı asansörle çıkılır ve yolculuk 25 saniye sürer. Sky Deck rekreasyon tesisleri, ziyaretçilere özel sergiler, eğitim ve kültür hizmetleri de sağlar.
Bu etkinlikler “Sky Art” denilen sanat galerisinde düzenlenir. Burası dünyanın en yüksek sanat galerisi olarak bilinir. Aynalardan yararlanarak platformdan düz aşağıya 240 metre yükseklikten bakarak farklı heyecanlar yaşayabilirsiniz. Giriş ücreti yetişkinler için 12.000 won, çocuklar için 11.000 wondur.
63 IMAX Sineması
Burası 504 koltukludur ve Temmuz 1985 tarihinde açılmış Kore’nin ilk IMAX tiyatrosudur. Surround ses sistemi kullanılır ve ses sistemi mükemmeldir.
Wax Museum
Hergün saat 10.00-22.00 arasında açıktır, giriş yetişkinler için 14.000 won ve çocuklar için 13.000 wondur.
Dünyanın ilk balmumu müzesi, Londra Madame Tussauds müzesidir. Kendisi gençken bir İsviçreli doktordan mum modellemeyi öğrenmiş ve 16.Louise ve Marie Antoinette dahil Fransız devriminin birçok ünlü kurbanının ölüm maskesini yapmakla görevlendirilmiştir. Kendisi daha sonra Londra şehrinde ünlü sergisini kurmuştur.
Müze, 63 Wax binasının 2. ve 3. bodrum kat kısmındadır. Dünyaca ünlüler, Koreli liderler, ünlü sanatçılar ve benzeri yaklaşık 70 balmumu model bulunmaktadır. Ziyaretçiler: Kore bağımsızlık gönüllüsü Kim Ku, Kore cumhurbaşkanları Park Chung-hee ve Kim Dae-Jung ve ABD Başkanı Barack Obama ile birlikte fotoğraf çektirebilmektedirler.
G.Kore Seul İtaewon Yeouido Adası-Treasure Island
Yeouido Adası-Treasure Island
Burası Hangang nehri tarafından hazırlanmış: nehrin ortasında bir kum mücevher gibi bir adadır. Joseon hanedanlığı döneminde, burada atlar ve koyunlar üretmek için bir ahır bulunuyormuş. Günümüzde ise, burada: Ulusal Parlamento ve diğer kamu kurum ve kuruluşları, medya, finans şirketleri ve ekolojik bir park alanı bulunmaktadır.
Adanın merkezine yayılan park, şehrin içinde bir nefes alma yeridir. Yani bir anlamda New York şehrindeki “Central Park” akla gelmektedir.
Zaman bulursanız, ada içinde bir bisiklet kiralayarak gezinti yapın. İlkbaharda “Kiraz Çiçeği Festivali” sırasında, adanın ünlü kiraz ağaçları görülmeye değerdir. Sonbahar mevsiminin başlarında, ada “Uluslar arası Havai Fişek Festivali”ne ev sahipliği yapmaktadır. Binlerce kişi, bu havai fişek gösterisini izlemek için bölgeye akın ederler.
Broadcast Museum
Burada, ziyaretçiler: 1927 yılında Kore’de yayınların başlaması, film ve Kore’nin haber spikerleri gibi faaliyetleri izleyebilirler. Ayrıca bir radyo programı yaşayabilirsiniz. Kore’nin ilk televizyon mikrofonunu ve dev kameraları görebilirsiniz.
G.Kore Seul İtaewon Yeouido’s New Landmark
Yeouido’s New Landmark
Burası: Uluslar arası Finans Merkezi İFM, üç ofis binası, Conrad Seoul Hotel, Seul şehrinin en büyük alışveriş merkezlerinden birini barındıran alandır. Yapı, İngiltere merkezli mimarlık ve tasarım şirketi Benoy tarafından tasarlanmıştır. Girişindeki heykel bahçesi ve sanat galerisi ilgi çekmektedir.
Hangang Nehri ve Çevresi
Yeouido Hangang Park Entrance
Yeouido Seul şehrinin kalbidir. Ama bu ıssız kumlu ada aynı zamanda Seul şehrinin gelişimini yansıtır. Yeouido Hangang park: bütün Hangang parkları arasında en çok ziyaretçi çeken parktır.
Nogeumsu Plaza
Park alanına girdikten sonra, Hangang nehri istikametinde Wonhyodaegyo köprüsüne doğru yürürseniz: yakında rahat bir oyun alanı, banklar ve ağaçlar ile Nogeumsu meydanı ile karşılaşırsınız. Burada sakin bir atmosfer vardır ve gündelik hayatın stresinden kurtulmayı sağlar.
Mapodaegyo-Köprü
Hangang nehri üzerindeki köprü: birçok kişi tarafından intihar için seçilmiştir. Seul Büyükşehir Belediyesi, bu durumu değiştirmek için, köprüye “Hayat Köprüsü” adını vermiştir. Bu köprünün altında oluşturulan “Seul Renk Park” hem yayalar ve hem de bisikletçiler için favori bir yerdir.
Cascade Plaza
Mapodaegyo köprüsüne doğru yürüyüp, köprünün altından geçtiğiniz zaman, güzel bir havuzlu meydan ile karşılaşırsınız. Bunun yanındaki Cascade sahnesi, dünyanın ilk geri çekilebilir su aşamasıdır. Onun geometrik model ve güzel bir kubbe şekli güzel görünüm ortaya koymaktadır.
Jamsugyo-Bridge
Jamsugyo, Korece “dalış köprü” anlamına gelmektedir. 1979 yılında inşa edilen köprü: nehrin su seviyesi muson mevsimi veya ağır yağmur sırasında arttığından su seviyesi yükselmesiyle anılmaktadır. Köprü çok özel bir manzaraya sahiptir ve sadece net günlerde yürüyerek kullanılmasına izin verilir.
Çünkü: Hangang nehri üzerinde köprü boyunca yürüyüşler gerçekten ilgi çekmektedir. Yağış sezonunda Hangang nehri su seviyesi buradan kontrol edilir ve savaş sırasında köprü stratejik öneme sahiptir.
G.Kore Seul İtaewon Moonlight Rainbow Fountain
Moonlight Rainbow Fountain
Banpo Hangang Park: geceleri muhteşem şekilde ışık ve su gösterilerine sahne olur. Banpo gösterileri, Guinnes Rekorlar Kitabına girmiştir. Moonlight Rainbow Çeşmesi, dünyanın en uzun köprü çeşmesi olarak kabul edilmiştir. Banpodaegyo köprüsünün her iki tarafından su kanatları açılır. Suların bu dansı, 190 doğal ve renkli ışıktan ve dinamik müzik eşliğinde gerçekleşmektedir.
15 dakikalık bu gösteri: her akşam saat 20.00-20.30-21.00 de üç kez yapılmaktadır. Yağmur ya da fırtına ve çeşitli olaylar olduğunda veya enerji tasarrufu yapıldığında gösteri iptal edilir.
G.Kore Seul İtaewon Ulusal Meclis Binası
Ulusal Meclis Binası
Yeoudio denilen yerdedir. Yeraltında 2 katlıdır ve yerden yükseklik 6 katlıdır. Bina 122 metre uzunluğunda ve 18 metre genişliğindedir ve 1975 yılında inşa edilmiştir. Bina: Kore’nin 24 güneş açısını simgeleyen granittin 24 sütunla desteklenen ve merkezi bir kubbenin altında olacak şekilde dizayn edilmiştir. Ana binanın önünde büyük bir çimlik alan vardır.
G.Kore Seul İtaewon Yeouido Saetgang Ekolojik Park
Yeouido Saetgang Ekolojik Park
Park alanı, Hangang nehri tarafından çevrelenmiştir. Başlangıçta bu pis kokulu bataklık arazi, daha sonra temizlenmiş ve Kore’nin ilk ekolojik parkına dönüştürülmüş ve 1997 yılında ziyarete açılmıştır.
G.Kore Seul İtaewon Saetgang Köprüsü
Saetgang Köprüsü
Köprü 63 İl binası ile Ulusal Meclis Binası önünden Hangang bölgesine uzanır ve 4.7 km uzunluğundadır. Öte yandan köprü Yeouido ile Singil istasyonunu bağlayan bir yaya köprüsüdür. Köprünün ortasında dinlenmek için birkaç bank bulunur.
Uçuş ve otel fiyatlarının ucuz olması nedeniyle, son yıllarda turizm sektöründe yıldızı hızla yükselen Tanzanya, turistik açıdan ve doğal güzellikler açısından ilgi çeken bir yer olarak popüler oldu.
Tanzanya ülkesine gideceklerin ilk bilmesi gereken ki, her an, her yerde kullanacağınız bir deyim “Jambo” yani “merhaba”
Ülkenin ismi: 1964 yılında birleşen “Tanganika” ve “Zangibar” ülkelerinin isimlerinin ilk hecelerinden oluşturulmuş ve “Tanzanya” ismini almıştır. Tanganika ana karada, Zangibar ise ana kara yakınlarındaki adadır. Birleşme olmasına rağmen Zangibar, kendi iç işlerinde bağımsızdır ve kendilerine ait bir hükümet tarafından yönetilirler.
Ülke, Afrika kıt’asının orta doğu bölümünde bulunmaktadır. Yüzölçümünün büyüklüğü açısından, dünyanın en büyük 31’nci ülkesidir. Sınırlarının toplam uzunluğu 3402 km. dir. Nüfusu, 46 milyon kişidir. Kişi başına düşen milli gelir: 523 dolardır.
Ülkenin doğusunda ise, Hint Okyanusu kıyıları yer alır. Ülkenin kuzeydoğusu ise, genellikle dağlıktır. Özellikle: Afrika’nın en yüksek noktası olan “Kilimanjaro” dağı önem kazanır. Kuzey ve batıda ise, genellikle büyük göller yer alır. Bunlar arasında, yine Afrika’nın en büyük gölü olan “Victoria gölü” bulunur. Yine Afrika’nın en derin gölü olan “Tanganika gölü” burada bulunmaktadır.
Ülkenin başkenti “Dodoma” şehridir. (nüfus 1.700.000 kişidir.) Ancak: bağımsızlık öncesine kadar, ülkenin başkenti, doğuda kıyıda bulunan “Darüsselam” şehriydi. (nüfus: 2.500.000 kişidir.)
Günümüzde, başkent değişmiş olsa da, Darüsselam şehri: birçok yönetim binası ve resmi kuruluşa ev sahipliği yapmasıyla bilinir. Ayrıca; bir ticaret şehridir ve ülkenin en büyük limanına sahiptir.
Tanzanya ülkesinde herhangi bir yeri ziyaret edecekler: yanlarına şart olmasa bile sıtma ilacı almalarını veya sinek kovucu losyon almalarını öneriyorum. Çünkü: bu ülkede, sıtma hala yaygın bir hastalık olarak gündemde. Kaldığınız birçok yerde cibinlik veriliyor ama yine de açık havada, akşam saatlerinde otururken, sinek kovucu losyon kullanmanız gerekir. Aksi halde, güzel umutlarla çıkılan bir tatil, saçma-sapan sonuçlar yaratabilir.
Öte yandan, bu ülke ziyaretinizde denize girmeyi düşünüyorsanız: şnolker ve palet de yanınızda bulundurmanızda yarar var. Özellikle: deniz dibinin güzelliklerini keşfetmek için kesinlikle şnolker kullanmanız lazım ve bu ülkede çok pahalı, yanınızda götürmeyi düşünebilirsiniz.
ULAŞIM
İstanbul’dan hareket ettikten 7 saat sonra, Dar-es Selam şehrine ulaşılıyor.
Ülkeye girişte vize istenilmiyor, ancak uçakta dağıtılan formu uçaktan inmeden mutlaka doldurun ki, havaalanında formu doldurmak için zaman kaybetmeyin. Evet, uçakta dağıtılan formu doldurduktan sonra, 50 Amerikan doları ile birlikte görevliye teslim ettiğinizde, vizeniz verilmiş oluyor.
Zanzibar adasına gidecekler ise, Dar-es Selam şehrindeki havaalanında, adaya gidecek uçağı beklemek zorundalar.
İKLİM
Ülkede “tropik” iklim görülür. Yüksek rakımlı bölgelerde, sıcaklık, bütün yıl süresince 10-20 derece arasında değişir. Geri kalan yerlerde ise, sıcaklık çok nadir olarak 20 derecenin altına düşer. Ülkede en sıcak aylar ise, Kasım-Şubat ayları arasındaki dönemdir ve bu dönemde sıcaklık 25-35 arasında seyreder. En soğuk daha doğrusu serin aylar ise, Mayıs-Ağustos arasındadır ve bu dönemdeki ortalama sıcaklıklar 15-20 arasında değişir.
Tanzanya Genel
EKONOMİ
Ülkede ekonomi ağırlıklı olarak tarıma dayalıdır. Ancak iklim koşulları nedeniyle, ülkenin yalnızca % 4’lük bölümü tarıma elverişlidir. Bunun dışında, ülkenin başlıca geçim kaynağı “altın” ve doğal gazdır. Çıkarılan doğal gazın büyük kısmı, ülke dışına ihraç edilir.
Evet, ülkede önemli yer altı kaynakları bulunuyor. Her ne kadar madencilik gelişmemiş olsa da, altın madenciliği nispeten ileri düzeydedir.
Ülkede ayrıca “Tanzanit” denilen bir tür değerli taş ünlüdür.
Ama ekonominin asıl can damarı turizmdir ki, ülke sınırları içinde bulunan Serengeti ve Ngorongoro milli parkları, dünya çapında ün salmış ve önemli bir turizm girdisi sağlamaktadır.
PARA
Ülkede para birimi olarak TSh kullanılır. Yani: “Tanzanya Şilini” kullanılır.
1 Amerikan doları= 1.626 TSh dir.
DİN
Tanzanya ülkesinde nüfusun üçte birlik bölümü: Müslüman ve Hıristiyan olup, kalan bölüm, yerel dinleri benimsemişlerdir. Ülke nüfusunun % 60’lık bölümü Müslümandır. Kalan bölümü ise Hıristiyan ve animist yani yerel dinleri kabullenenlerdir.
Zengibar adasının ise, % 99’luk kısmı Müslümandır. Bunların dışında, bir kısım Budist, Hindu ve Bahaide bulunur.
DİL
Tanzanya ülkesi, 125 farklı etnik gurubu barındırır ve buna bağlı olarak her etnik gurubun kendine özgü dili bulunmaktadır. Ancak ülkenin resmi dili “Svahili” dilidir. Sömürge döneminde resmi dil olan “İngilizce” bağımsızlık ilanından sonra da bir süre resmi dil olarak kullanılmaya devam edilse de, sonradan değiştirilmiştir.
Yani, ülke, eski sömürge dönemindeki dilini yani İngilizceyi günümüzde resmi dil olarak kullanmayan nadir Afrika ülkelerinden birisidir. İngilizce, sadece üniversite eğitiminde kullanılmaktadır ki, çoğu üniversite öğrencisi, sokak yaşamlarında İngilizce ve Svahili dilini karışık olarak kullanırlar.
Tanzanya Genel
İNSAN
Tanzanya: uzun boylu ve kırmızı cüppe giyen “Masai” ler başta olmak üzere, yaklaşık 120 etnik guruba ev sahipliği yapmaktadır ki, bu nedenle, etkin guruplar ve kabileler arasında, nadir de olsa ara sıra çatışmalar çıkmaktadır. Ama: Afrika’nın birçok diğer bölgesine göre, buradaki kabilelerin yine de huzur içinde yaşadıkları söylenebilir.
Masail’ler: Kenya’dan Tanzanya’ya çok geniş bir alana yayılmış durumdadırlar. Maa dilinin yanı sıra, Swahili dili de konuşurlar. Arusha’dan Manyara’ya kadar uzanan otoyol boyunca, tepelerde pek çok Masai köyü görülür. Bunlar: toprak evlerde, keçileri ve diğer hayvanlarıyla birlikte yaşarlar.
Çok az su kullanırlar. Evi kadın yapar ve kızı ile birlikte toprak üstünde yatar. Evin erkeği ise, oğlu ile birlikte deri yataklarda yatarlar. Çok sayıda hayvana sahip Masai erkekleri: çok sayıda kadınla evlenirler. Ancak, her kadın ayrı bir ev yapar ve erkek, geceyi hangi kadınla geçirmek isterse onun evine gider.
Sebze, ot ve balık asla yemezler. Sadece: inek ve keçi sütü, eti ve kanı ile beslenirler. Kan: hayvanları öldürmeden alınır ve süte karıştırılıp içilir.
YEME-İÇME
Tanzanya ülkesine giderseniz ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: özellikle muz ve biftekle hazırlanan “Mitori” denen yemeği tatmalısınız.
Ayrıca: sebzeli güveç ki, balık veya kırmızı etle yapılmaktadır; “Michicha” iyi bir seçim olabilir.
Tanzanya’nın ulusal yemeği ise “Ugali” dir. Bu: Kilimanjaro bölgesinde de yoğun olarak bulabileceğiniz bir yerel yemek türüdür. Ama: ülkenin birçok yerinde, farklı usullerle pişirilmektedir.
İçecek konusuna gelince, Tanzanya’da, İngiliz sömürge yıllarının hatırana “sütlü çay” yoğun olarak tercih edilmektedir. Sütlü çayın yöresel ismi ise “Chai Maziwa” dır. Kahve ise, bölgede tadı bizim damak tadımızdan farklı, değişik bir tattadır.
Tanzanya Genel
TURİZM
Tanzanya: birçok doğal ve ekolojik değerlere sahip milli parklara ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle. Kuzeydeki Ngorongoro krateri ve Serengeti ulusal parkı ve güneydeki Selous ve Mikumi ulusal parkı önem kazanmaktadır. Batıda ise, Gombe ulusal parkı bulunur.
Güneybatıda, Rukwa bölgesinde, Tanganika gölünün güneyindeki çağlayanlar ise, Afrika’nın en uzun ikinci çağlayanları olarak bilinir.
Tanzanya Genel
TANZANYA’DA UNESCO TARAFINDAN KORUMA ALTINA ALINAN YERLER
1. Ngorongoro koruma alanı. 1979
2. Kilwa Kisiwani ve Songo Mnara harabeleri. 1981
3. Serengeti Milli Parkı.1981
4. Selous Koruma alanı. 1982
5. Kilimanjaro dağı milli parkı. 1987
6. Zanzibar daki taş şehir.2000
7. Kondoa Kaya resimleri. 2006
İDARİ YAPI
Ülkenin başlıca şehirleri:
1. Mwanza (2.942.000 kişi)
2. Dar es Salaam (2.498.000 kişi)
3. Mbeya (2.070.000 kişi)
4. Tanga (1.642.000 kişi)
Bu bölge, geleneksel olarak hukuk ile basın sektörünün yerleştiği bir yerdir. Royal Courts of Justice (Kraliyet Adalet Sarayı) ve Inns of Court (Hukuk Ofisleri) buradadır, ulusal gazetelerin büyük kısmı 1980’lerde Fleet Street’ten taşınmıştır.
Staple Inn ve Prince Henry’s Room’un ön cepheleri ile Middle Temple Hall’un iç kısmı gibi bazı yapılar 1666 Büyük Yangından önceki dönemden kalmadır. Holborn bir zamanlar şehrin alışveriş merkezleri arasındaydı.
Zaman içinde bu niteliği değişmiş olmasına karşın, London Silver Vaults ve Hatton Garden’ın altın ve pırlanta satıcıları hala buradadır.
SİR JOHN SOANE’S MUSEUM
13.Lincoln’s Inn Fields.WC2 adresindedir. Giriş ücretlidir yetişkinler için giriş ücreti 10 paund. Her rehberli tur 1 saat sürer. Biletleri, tur başlamadan yarım saat önce, kapıdan satın alabilirsiniz. Salı ve Cuma günleri turlar saat: 11.30 da başlar. Çarşamba ve Perşembe günleri ise, turlar saat: 15.30 da başlar. Cumartesi turları saat: 11.00 de başlar.
Tüm mevsimlerin adama olan, Georgian dönemi mimarı John Soane’in gittikçe büyüyen bu eve topladığı İngiliz ulusunun eserleri konusunda keskin bir gözü vardır. Soane: 1753 yılında bir duvarcı ustasının oğlu olarak doğmuş ve uzun ve seçkin bir kariyer sonucunda 1837 yılında ölmüştür. 1806 yılında Kraliyet Akademisine Mimarlık Profesörü olarak atanmıştır.
Ölümünün ardından, karısı: buradaki sanat eserlerine, sürekli olarak yenilerini eklemiş ve koleksiyonu düzenlemiştir. 1833 yılında: Parlamento Yasası ile, bu ev müze olarak kurulmuştur.
Geniş koleksiyonda Mısır ve Roma antikalarından, Hogarth, Canaletto ve Turner tablolarına, vitraylara, nadir kitaplara, kronometrelere, mobilyalara, Çin karolarına ve diğer binalardan kurtarılmış parçalara kadar pek çok eser bulunur.
İçeriği bir yana, evin kendisi 19. yüzyıl başı üst-orta sınıf Londralıların hayatı konusunda nadir, neredeyse dokunulmamış bir bakış açısı sunar.
LİNCOLN’S INN
11 dönümlük Inns Of Court (Londra Hukuk Ofisleri) kompleksi içinde, en iyi korunmuşlardan biri olan Lincoln’s Inn’deki binalarının bazılarının tarihi 15.yüzyıla kadar uzanır.
Chancery Lane’deki giriş binasının üstündeki kemerde dikkat çeken hanedan arması Kral Henry VIII e aittir. Ağır meşe kapıda aynı dönemden kalmadır.
I. Elizabeth döneminde, Shekespeare’in çağdaşı olan Ben Johnson’ın Lincoln’s Inn’in birkaç tuğlasını koyduğu söylenir.
Şapel, 17.yüzyıl Gotik tarzındadır. 1839 yılına kadar buraya kadınların gömülmesine izin verilmiyordu. Kızlar: 18. ve 19. yüzyıllarda yeni doğan bebeklerini buraya bırakırlarmış ve bu bebeklere genellikle “Lincoln” ismi verilerek burada büyütülürlermiş. Ancak Lord Brougham kendisi öldükten sonra kızının da yanına gömülebilmesi için bu kuralın değiştirilmesini sağlamıştır.
Lincoln’s Inn’in ünlü öğrencileri Oliver Cromwell, 17.yüzyıl şairi John Done ile ABD’nin Pennsylvania Eyaletinin kurucusu olan William Peem de vardır.
LİNCOLN’S INN FİELDS
Covent Garden civarındaki burası: bir zamanlar halka açık idamların infaz edildiği bir meydandır ve Lincoln’s Inn bölgesinden özel bahçeler ve bir çevre duvarı ile ayrılır. Meydan: muhteşem binalar topluluğu tarafından kuşatılmıştır.
Özellikle: bu meydanda Sir John Soane Müzesi ilgi çekmektedir. Meydan 12.yüzyıldan itibaren kamusal alan olmuştur. Ancak, 17.yüzyılda İnigo Jones isimli ünlü mimar tarafından yeniden dizayn edilmiştir. Bu dönemde özellikle “West End” tiyatrolarına yakın konumu ile önem kazanmaktadır.
Bu yüzden Londra’nın en popüler meydanlarından birisi olmuştur. Ünlü İngiliz aktris Nell Gwynne burada yaşamış ve oğlu St Albans Duke burada doğmuştur. (kendisi Kral Charles II nin metresidir)
Meydan, 1735 yılında Parkalentodan çıkan bir kanunla kapatılmış ve 1895 yılında London Country Council tarafından satın alınınca yeniden halka açılmıştır.
Tudorlar ve Stuartlar döneminde din şehitleri ile kraliyete ihanet etmekle suçlanan birçok kişi burada can vermiştir. Özellikle 1683 yılında Kıng Charles II’ye suikast girişiminde bulunan Plot ve onunla birlikte olduğu düşünülen William Russel ile ilk Bedford Dükü’nün oğlunun kafaları burada kesilerek idam edilmişlerdir.
Lincol’s Inn’deki öğrenciler ve diğer semt sakinleri, 1640’larda burada yapım çalışmalarına girişmek isteyen William Newton’dan ortadaki alanın sonsuza kadar halka açık doğal bir mekan olacağına dair söz vermesini istemişlerdir.
Çevreye duyarlı bu istek sayesinde avukatlar yazları tenis oynayıp açık havada notlarını okuyabilmektedirler. Burası aynı zamanda: yaz partilerine ev sahipliği yapan popüler bir yerdir. Londralılar, yaz aylarında burada öğle yemeği yerler.
Burası ayrıca son yıllarda şehrin evsizleri için akşam çorbalarını içebilecekleri bir yere dönüşmüştür. Özellikle: 1980’li yıllarda burası evsiz insanların istilasına uğramıştır. Ancak: bunlar 1992 yılında çiftliklere yerleştirilmişler, ortalık temizlenmiş ve 1993 yılında alanın çevresine yeni korkuluklar yapılarak, kapılar her gece gün batarken kilitlenmeye başlamıştır.
Günümüzde, Lincolns Inn bitişiğinde, doğu kenarı boyunca geceleri yine evsiz insanlara çeşitli dini kuruluşlar tarafından çorba servisi yapılmaktadır.
OLD CURİOSİTY SHOP
13-14 Portsmouth Street adresindedir ve her gün saat: 10.30-19.00 arasında açıktır.
Bu ayakkabı mağazası: Charles Dicken’ın aynı adlı romanındaki dükkan olup olmadığı bilinmese de, 16.yüzyıldan (muhtemelen 1567 yılında inşa edilmiştir) kalma bu binada yer alan mekan, kesinlikle Londra şehrindeki en eski dükkandır. Old Curiosity Shop: 1841 tarihinde kitap olarak basılmıştır.
Kraliçe Victoria: 1841 yılında bu romanı okuduğunda “çok ilginç ve akıllıca” bulmuştur. Kitap: Nell Trent isimli genç, güzel ve erdemli bir kızın: hayat hikayesini anlatmaktadır. O yetimdir ve ıvır-zıvır dolu dükkanda: dedesi ile birlikte yaşamaktadır. Onun tek arkadaşı, dükkanda çalışan dürüst bir çocuktur.
Evet, bu antika dükkanı: Dickens için ilham kaynağı olmuştur. Yarı ahşap, gıcırdayan yapı, onun mükemmel imajına uymaktadır. Ancak, dükkanın ismi, roman yayınlandıktan sonra eklenmiştir. Öte yandan, dükkanın gerçek hayatta: Kral Charles II nin metreslerinden birine verilen arazi üzerinde kurulduğu da söylenmektedir.
Çıkıntılı birinci katıyla çevresine 1666 Büyük Yangını öncesi Londra’sını yansıtan bir sokak görüntüsü verir. Çünkü gerek büyük yangından ve gerekse II. Dünya savaşındaki bombardımandan mucizevi olarak kurtulmuştur.
Old Curiosity Shop günümüzde el yapımı ayakkabılar satan bir dükkan olarak faaliyetini sürdürmektedir. Japon tasarımcı Daita Kimura, bodrumdaki atölyede benzersiz el yapımı ayakkabılar yapmaktadır. Ancak, bayanlar ve erkekler için yapılan bu ayakkabıların fiyatları; 200 paund dan başlamaktadır.
Binanın geleceği bir koruma yasasıyla garanti altına alınmıştır.
LAW SOCİETY
Profesyonel dava vekilleri üniversitenin merkezi, resmi hukuk kuruluşlarının bulunduğu semtin en ilginç mimariye sahip binasıdır. Burada tüketiciler için danışmanlık ve hukuki hizmetler sunulmaktadır.
1823 yılında, çok sayıda avukat, standartların belirlenmesi ve en iyi uygulama sağlayarak mesleğin itibarını yükseltmek için “Londra Hukuk Kurumu” isimli kurulun kurulması için bir araya geldiler. 1831 yılında kraliyet tüzüğü yayınlandı ve 1832 yılında, buradaki dört ion sütunlu bina açıldı.
Daha da etkileyici kuzey uzantısı, bir Arts&Crafts sanatçısı olan Charles Holden’in eseridir.
Holden, daha sonra Londra metrosunun tasarımcısı olarak ünlenmiştir. Pencere kemerlerindeki dört figür: gerçek adalet, özgürlük ve merhamet kavramlarını temsil eder.
Bina iflas mahkemesinin bulunduğu Carey Street’in köşesindedir. Carey adı sonraları muhtaç anlamına gelen “Queer”e dönüşmüştür.
Burada son bölümde ilginç bir nottan söz etmek istiyorum: 1827 yılında kurulan bu avukatlar kuruluna, kadınlar ilk olarak 1922 yılında alınmışlardır. Dikkat edin, neredeyse 100 yıl sonra. Bugün buraya kayıtlı 17.000 avukat bulunduğu söyleniyor.
ST GLEMENT DANES
Strand bölgesindedir.
Burada daha önce de 1000 yıllık süreçte kilise bulunduğu söyleniyor. Bu durum: 1170-1312 yılları arasında yaşamış William Domesday’ın kitabında yazılıdır. Ama bilinen ilk kilisenin:
19.yüzyılda Londra şehir merkezinden kovulan Danimarkalılar tarafından yapıldığı biliniyor. Ardından, bu muhteşem kilise binası, 1680 yılında Sir Chistopher Wren tarafından yapılmıştır. Çünkü, 1666 yılındaki büyük yangından hasar görmüştür. Yapının çan kulesi: 1719 yılında James Gıbbs tarafından kuleye eklenmiştir.
Kilisenin adı 9.yüzyılda Büyük Altred’in Londra’da kalmalarına izin verdiği Danimarkalı istilacıların torunlarının yaptırdıkları bir kiliseden gelmektedir.
17.yüzyıldan 19.yüzyıla kadar birçok kişi buradaki mezar odasına gömülmüşlerdir ve mezarlara ait plakalar bugün mezar odasındadır. 10 Mayıs 1941 tarihindeki bombardımanda bir bomba: binanın yalnızca duvarlarını ve kulesini ayakta bırakacak şekilde yapıya büyük hasar vermiştir.
1853 yılında ise, kilise Hava Kuvvetleri Konseyine teslim edilmiş ve yeniden yapılmıştır.
Duvardaki zincirlerin ölüleri çalarak tıp okullarına satan hırsızlara karşı korunma amacıyla takıldığı sanılmaktadır.
St Clement Danes, bugün bir trafik selinin ortasındadır.
Kraliyet Hava Kuvvetlerine (RAF) ait olan kilisenin içi mekanı RAF sembolleri, hatıraları ve anıtlarıyla doludur. Galeride duran kilisenin organı: Ralph Downes tarafından tasarlanmış ve söylenenlere göre Londra şehrindeki en iyilerden birisidir. 1941 yılında yerleştirilen bu organ, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri üyelerinin hediyesidir.
Kilisenin dış cephesinde, doğu yönünde bulunan heykel, kilise ayinlerine düzenli katılan Dr Johnson’a adanmıştır.
Kilisenin çanları Pazartesi-Cumartesi arası saat: 09.00, 12.00, 15.00 ve 18.00 de İngiliz çocuk şarkısı “Oranges and Lemons” un melodisiyle çalar ve her Mart ayında burada çocuklara portakal ve limon verilir.
ROYAL COURTS OF JUSTİCE
Strand, WC2 adresindedir.
Neredeyse bin yıllık bir geçmişe uzanan hukuk geleneklerine bağlı olan bu yerde, beyaz peruklu yargıçlar ve avukatlar İngiltere’nin yasal merkezini oluşturan koridorlar, geçitler ve odalardan oluşan bu labirentte dolaşırlar.
Bu gri taş yapı, neo-Gotik labirent 19. yüzyılın sonunda yapılmış yani 1882 yılında yapılmıştır. Yapının mimarı aynı zamanda bir avukat olan George Edmund’dur. 8 yıllık çalışmanın sonucunda bitirilen bina Aralık 1882 tarihinde görkemli bir törenle Kraliçe Victoria tarafından açılmıştır, ancak mimar: tüm dış süslemeler ve dış dizayn tamamlanamadan ölmüştür.
Dış bölüm: revaklar üzerindeki oymalarla, tam bir laiklik ve dini karışımı simgelemektedir. Dış sundurmada: İngiltere’nin önde gelen avukatları ve hakimleri bulunur. Ayrıca: İsa, Musa ve King Solomon tasvirleri ve bir kedi-köpek tasviri de görülür. Kedi-köpek tasviri: biraz kaprisli davacıları ifade etmektedir.
Yapının içinde ise, 88 mahkeme odası bulunur ve ulusun pek çok sivil davalarına bakar. Victoria döneminden kalma bu binanın önünde ise, dava sonucunu bekleyenler, protesto gösterileri ve televizyon kameralarının kargaşası: olağan manzaralardır.
Görkemli giriş holü, sivil bir binadan çok katedrale benzemektedir ve 24 metre yüksekliğindeki 72 metre uzunluğundaki Great Hall’e açılır. Binanın koridorlarının uzunluğunun 5.6 km. olduğu söyleniyor.
Boşanma, iftira, medeni yükümlülükler ve temyiz davalarına burada bakılır. Halkın birçok davaya katılmasına izin verilir. Ağır Ceza Davalarına ise, buraya on dakika uzaklıktaki “Old Bailey” denilen yerde bakılır.
TEMPLE BAR MEMORİAL
Fleet Street adresindedir. Adalet Royal Court yanındadır.
1880 yılında yapılan bu anıt, Mahkeme Binalarının karşısında, Fleet Street in ortasında yer alır ve City’nin başlangıç noktasını belirler ve Belediye Başkanına tam burada; her yıl yapılan törende City bölgesine girmeden önce, burada sadakat sembolü olarak incili kılıcı sunulur. Hatta: geleneksel olarak devlet törenlerinde Kraliyet ailesi bu noktada durarak Belediye Başkanından giriş izni ister.
Wren in tasarımı olan büyük Temple Bar kemeri de eskiden buradaydı. 1669-1672 yılları arasında porland taşı kullanılarak yapılan bu ince kemer: Kral Charles II döneminde, Wren tarafından yapılmıştır. Bu iki katlı yapının üstündeki kemerler, yayaların geçişi için yapılmıştır. Üst kısımda, dört heykel bulunur. 1800’lü yıllarda kemer buranın büyüyen trafiğine engel olmasına rağmen, yıkılmaktan kurtulmuştur.
1879 yılına gelindiğinde ise, şehir komisyonu: bu tarihsel anıtın buradan kaldırılmasına karar vermiş ve 11 günlük bir süreçte, anıt parça parça sökülmüş ve özenle ayrılan 2700 parça taş: Theobalds Park bölümünde, yeniden inşa edilmiştir.
Evet, Wren’in yapıtı buradan kaldırılmış olsa da, 1880 yılında Horace Jones tarafından, Temple Bar’ı işaretlemek için burada daha küçük bir anıt tasarlanmıştır. Bu anıt: ayrıntılı bir kaide üzerinde, neo-Rönesans stilinde yapılmıştır.
Bugünkü anıtın zeminini çevreleyen dört rölyeften kemerin bir zamanlar nasıl göründüğünü anlamak mümkündür. Son bir not: anıtın üzerinde “ejderha” figürü göreceksiniz, bunun anlamı: ejderhanın şehri koruduğuna inanılmasıdır.
Aynı zamanda “ejderha” Londra şehrinin simgesidir. Ama bu ejderha figürü biraz farklıdır. Bunun temel özellikleri: yarı kartal, yarı aslan ve bu yüzden oldukça perdeli ve pullu kanatları ve tüyleri vardır ve bir sürüngen vicutu daha ağır basmaktadır.
FLEET STREET
William Caxton ın yardımcısı İngiltere nin ilk matbaasını 15. yüzyılın ikinci yarısında yani 1534-1535 yıllarında burada kurmuştur. Fleet Street bu tarihten itibaren Londra’nın yayıncılık merkezi oldu.
Oyun yazarı Shakespeare ve Ben Johnson, no.37 de bulunan eski Mitre Tavern ın müdavimleriydi.
1702 yılında ilk gazete “The Gaily Courant” burada “Ludgate Circus” denilen yerde (günümüzde Leon restaurant) yayınlanmıştır. Başlıca haber kaynakları olan City ile Westminster’e yakın mesafedeki Fleet Street, bunun için en uygun mekandı.
Caddenin adı, sonraları basınla aynı anlamı taşır olmuştur.
1987 yılında yeni teknolojilerin basım işlerini Wapping ve Docklands gibi merkezlerden uzak semtlerde yürütmesini gerektirdiği için gazete binalarının alt katlarındaki basımevleri buradan taşınmıştır. 20. yüzyıla gelindiğinde, her büyük gazetenin genel merkezi burada bulunuyordu. Ayrıca, yine bu cadde üzerinde antik meyhaneler de görülüyordu.
Bugün gazete ofisleri de buradan taşınmış, geriye sadece Commowealth Broadcasting haber ajansı kalmıştır.
Caddenin batı ucunda, Fetter Lane in karşısındaki El Vino Şarap Barı gazetecilerle avukatların uğrak yeridir.
Günümüzde, burada gece turu düzenleniyor. Bu gece turunda: güzergah boyunca aktörler, müzisyenler ve cesetlerle Londra’nın tarihinde kısa bir yolculuk yapılıyor ve bu kan donduran tur: Fleet Street sokağının karanlık tarihini öğrenmeyi sağlıyor. Tur 2 saat sürmektedir ve Perşembe gecesi yapılır.
PRİNCE HENRYS ROOM
Fleet Street pub’ının bir bölümü olarak 1610 yılında inşa edilen Prens Henry Odası, adını, alçı tavanının ortasındaki PH harfleri ile Galler Prensinin armasından alır. Bina bir galeri olarak inşa edilmiş, burası da Kral James I tarafından büyük oğlu Galler Prensi Henry için ayrılmıştır.
Ev: 1666 büyük yangınından sağ olarak kurtulan birkaç yapıdan biridir. 1905 yılında restore edilmesine rağmen, bina 1610 yılında yapılmıştır.
Ancak: ilk yapılan orijinal cephe: 1900 yılında restore edilmiştir. Ön cephedeki cumbalı pencereler, kalın tabakalar altında korunmuştur. Yani, cephedeki cumbalı pencereler aslına uygun olarak restore edilmiştir.
I.James in büyük oğlu olan Galler Prensi Henry kral olamadan ölmüştür.
Odadaki meşe panoların büyük kısmı ve Inner Temple a giden geçit boyunca uzanan yarı ahşap ön cephe orijinaldir.
Salonda ayrıca günlük yazarı Samuel Pery ile ilgili bir sergi de bulunmaktadır. Çünkü: 1975 yılında birinci kattaki Prens Henry odası: onun hayatının hatıralarını gösterecek bir müze yapılmak üzere, Samuel Pepys Kulübü tarafından satın alınmıştır. Müze olarak kullanılan bu bölümde: özellikle tavan ilgi çekmektedir çünkü Londra şehrinde günümüze kalan en iyi jakoben-zenginleştirilmiş alçı tavan olarak bilinmektedir.
TEMPLE
İnner Temple (İç Tapınak) ve Middle Temple (Orta Tapınak) dört Hukuk Ofisinden ikisidir. İç tapınak doğuda, orta tapınak ise batı bölümündedir. Bunların ortasında “Temple Church” bulunur ve her iki tapınak/misafirhane buradan yönetilir. Bölümlerin her birinin kendi bahçesi, yemek salonu, kütüphanesi ve idari ofisleri vardır.
Tapınağın adı, Kutsal Topraklara hacca gidenlerin korunmasını üstlenen Tapınak Şövalyelerinden gelir.
1312 yılında Tapınak Şövalyeleri dağılınca, papa onları, King Edward II’nin himayesine göndermiştir. Buraya yerleşen tarikat Kraliyeti tehdit edecek denli güç ve zenginliğe ulaştığı için kapatılmıştır.
Tarikatın ayinleri kilisenin mezar odasında gizlice yapılmıştır. Tapınak Şövalyelerinin 13.yüzyıldan kalma heykelleri neftedir.
Diğer ilginç ve eski binalar arasında Orta Tapınak Salonu bulunur. Elizabeth dönemi iç mekan günümüze kadar gelmiştir. Shakespeare’in “Onikinci Gece” oyunu, 1601 yılında burada sahnelenmiştir.
Temple’ın arka kısmında huzur dolu, sessiz bahçeler Embankment a kadar uzanır.
ST BRİDES CHURCH
Fleet Street.EC-4 adresindedir.
St Brides Church: Wren’in en çok sevilen kiliselerinden birisidir. Kilisenin Fleet Street’te bulunması nedeniyle vefat eden gazetecilerin son törenleri geleneksel olarak burada düzenlenir. Duvarlardaki plakalar: Fleet Street gazetecileri ve basımevi çalışanlarının anısını yaşatır.
II. Dünya savaşı bombardımana Londra’nın gazetecilik lideri kilisesini neredeyse yok etmiş olsa bile, kilise Sir Christopher Wren’in orijinal tasarımına göre tekrar inşa edilmiştir. Ancak, burada: yaklaşık 2000 yıldır St Bride isimli İrlandalı bir prensin kızı adına, önce Romalılardan başlayan ve ardından devam eden bir dini alan bulunduğu bilinmektedir.
1703 yılında eklenen, sekizgen ve 69 metrelik katmanlı “düğün pastası” tarzı çan kulesi, hava saldırılarından kurtulan sadece tek kısım olarak kiliseyi süsler. Çan kulesi hakkında yazılmış en romantik efsane şöyledir: William Rick: Ludgate Circus yakınlarında bir çırak olarak çalışır.
Çıraklık sonunda kendi işini kurar ve kilisenin çan kulesinin yapımında görevlendirilir. Bu sırada, efendisinin kızına aşık olur ve evlilik için babasının onayını alır. Ama:düğün için muhteşem bir pasta yaratmak istemektedir ve kilisenin çan kulesini: bir pastanın katmanları gibi yukarı doğru azalan kat-kat yapar.
Böylece: katlı düğün pastası geleneği başlar.
Alman bombalarının ardından, 1940 yılında bu kez bir yangın kiliseyi olumsuz etkiler. 1953 yılında Ortaçağ arkeolog Profesör WF Grimes önderliğindeki bir gurup: iskelet kalıntılarından başlayarak, kilisenin temellerini açığa çıkarmışlar ve 17 yıllık bir süreç sonunda bugünkü kilise ortaya çıkmıştır.
Mezarlığında bir müze, tarihi mezar taşlarından oluşan bir koleksiyon ve mezar hırsızlarına engel olmak için tasarlanmış ender bulunan “demirden bir tabut” vardır.
St Bridge Çarpraz haç: Bu ilginç haçın, Bridge tarafından yapıldığı söylenir ve bu güne kadar İrlanda genelinde evlerde görülür. Burada kilisenin giriş kapısı üzerinde de vardır.
Mezar odasında: önceki kiliselerin kalıntıları ve bir Roma dönemi kaldırım parçası görülmektedir.
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court YE OLDE CHESHİRE CHEESE
YE OLDE CHESHİRE CHEESE
Fleet Street üzerindedir.
Burada yüzyıllar boyunca bir han bulunmaktaydı. İlk olarak 1538 yılında burada yapılan pub: 1666 büyük yangınında yok olması üzerine, 1667 yılında yeniden inşa edilmiştir. Yapının kasvetli havası ilgi çekmektedir.
Kışın açık şömineler yapının sıcak tutulmasını sağlarmış. Bar salonunda ise, buraya düzenli olarak takılan insanların kimliklerini belirten plakalar bulunmaktadır. Bu plakalara göre, buraya düzenli takılan edebiyat insanları şunlardır: Mark Twain, Alfred Tennyson, Oliver Goldsmith, Arthur Conan Doyle.
17.yüzyılda günlük yazarı “Samuel Pepys” burada takılırmış. Ancak bu pub’ı 19. yüzyıl edebiyatçılarının mekanı haline getiren asıl kişi “Dr Sauel Johnson”olmuştur. Pub’ın müdavimi olan edebiyatçılar arasında “Charles Dickens” da sayılabilir. Ama buranın bir ünlüsü daha vardır. Yaklaşık 40 yıl boyunca burada yaşayan papağan “Polly Parrot” 1926 yılında öldüğünde, 200 gazete bu ölüm haberini yazmıştır.
Pub 18.yüzyıldaki gibi masa ve sıralarla döşenmiş, şömineli küçük odalara ayrılmış ve rahat havasını bugünde koruyabilmiştir. Pub’ın üst katı: 18.yüzyılda bir genelev olarak kullanılmış ve odanın çinileri, halen Museum of London’da sergilenmektedir.
DR JOHNSON HOUSE
17.Gough Square adresindedir. Dr Johnson evi: City sokaklarının labirenti içine sokulmuş 300 yıllık bir konaktır. Giriş ücretlidir, yetişkinler için 4.5 paund, çocuklar için 1.5 paund ücret ödemek gerekir.
18.yüzyıl bilgini Dr Samuel Johnson, biyografisini yazan James Boswell in derlediği, ince zekasını yansıtacak ancak genellikle ihtilaflara yol açan sözleriyle ün yapmıştır. Johnson 1709-1784 yılları arasında burada yaşamıştır. Kendisi: yazar ve sözlük bilimcisidir.
En önemli çalışması “İngilizce Dil Sözlüğü” dür ve 1755 yılında yayımlanmıştır. Aynı zamanda dönemin etkili şairlerindendir. Yazdığı sözlüğün, günümüzdeki sözlüklerden tek ayrıcalığı, kendi sözlüğünde kendi düşüncelerini de belirtmiş olmasıdır.
1755 yılında yayınlanan ilk İngilizce sözlüğü, masaları başında bütün gün çalışan altı yazıcı ve diğer asistanlarıyla birlikte buradaki tavan arasında tamamlanmıştır.
Tarihi 1700 öncesine uzanan evi, 18.yüzyıl mobilyalarıyla döşenmiştir. Johnson ve yaşadığı dönemle ilgili eserlerin bulunduğu bir koleksiyon da görülebilir.
Bu eserler arasında arkadaşı Bayan Thrale e ait bir çay takımı ile Johnson un ve arkadaşlarının resimleri de vardır. Çocuklar George dönemi giysilerinin replikalarını deneyebilirler.
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court ST ANDREW HOLBORN
ST ANDREW HOLBORN
Bu ahşap ortaçağ kilisesi 1666 yangınından rüzgar yönündeki bir değişiklik sayesinde kurtulabilmiştir. Şehir ile West End arasındadır.
Ancak, her ne kadar yangından kurtulsa da, zaten kötü durumda bulunan kilisenin onarımından ise, yenisinin tasarlanması düşünülmüş ve 1686 yılında Wren’in kiliseyi yeniden tasarlaması istenmiş ve eski kiliseden geriye sadece 15.yüzyılda yapılan taş kulenin alt kısmı kalmıştır. Wren burada yeni kilise yaptığında, kulenin içinde ortaçağ taş işçiliği görülebilmektedir.
Ancak: 2001 yılında yapılan arkeolojik kazılarda: kilisenin altında Roma kalıntılarına rastlanılmış ve böylece sitenin daha eski ve uzun bir süredir kullanıldığı anlaşılmıştır. Ancak, burada bir kilise bulunduğuna dair ilk resmi kayıtlar, MS. 951 yılından kalmadır.
Wren’in en ferah kiliselerinden biri olan St Andrew, II. Dünya Savaşında hasara uğramış ancak Londra esnaf odalarının kilisesi olarak yeniden restore edilmiştir.
Yahudi asıllı başbakan Benjamin Disraeli 1817 yılında burada vaftiz edilmiştir. Kilise: aynı zamanda “Royal Free Hastanesi” kurucu yeri olarak bilinir. 1827 yılında, William Marsden: kilisenin merdivenlerinde ölmek üzere olan bir kadın bulur.
Bunun üzerine: Greville caddesinde yoksul ve muhtaç insanlar için bir hastane kurmaya karar verir. Hastane daha sonra Gray Inn bölgesine taşınır, günümüzde ise Hampstead bölgesindedir.
Kiliseye 19.yüzyılda bir yetimler okulu eklenmiştir.
HOLBORN VİADUCT
Victoria döneminden kalma bu demir işi sembol, 1860 lardaki trafik düzenlemesinin bir bölümüydü. 1863 ve 1869 yılları arasında inşa edilen bu köprü, Londra merkezindeki ilk köprüdür. Köprünün inşa edildiği viyadük: 1400 metre uzunluğunda ve 80 metre genişliğindedir.
Köprü: mimar William Haywood tarafından yapılmış ve Kraliçe Victoria tarafından açılmıştır. Günümüzde Londralılar tarafından pek önemsenmeyen bu köprü, Victoria döneminin bir mühendislik harikası olarak önem kazanmaktadır.
Çünkü mimar: dökme demir kemerler aracılığı ile, zarif yaldızlı metal başlıklardan yukarıya granit sütunlar kullanmıştır. Özellikle burada art-nouveai formları ilgi çeker. Yani, yapı benzersiz bir mimari zenginlik sunmaktadır.
Köprüye bir merdivenle bağlanan “Farringdon Street”in tepesine çıkarsanız City kahramanlarının heykelleri ile Ticaret, Tarım, Bilim ve Güzel Sanatlar’ın bronz simgelerini görebilirsiniz.
ST ETHELDREDA CHAPEL/CHURCH
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
14 Ely Place adresindedir. Prenses Etheldreda: Kral Anna döneminde iktidar ailesinin önemli bir üyesi olarak 630 yılında doğdu. O bir rahibe olmak istedi, ama bu sırada bakire kalması koşulu ile komşu kral Egfrith ile siyasi bir evliliği kabul etmek zorunda kaldı.
Ancak, kral anlaşmayı bozmaya çalıştı. Prenses ise, o sıralarda dini bir topluluk kurdu ve oldukça büyük bir devrimci olarak: topraklardaki tüm kölelerin serbest bırakımlısı gibi etkinlikler sağladı.
679 yılında ölümünün ardından: insanlar onun yaptığı yardımseverlik ve iyilikleri unutmadılar. Hatta söylenenlere göre: gömüldüğü ıslak toprakta, 15 yıl sonra vücudunun korunduğunun görüldüğü söylenir. 1106 yılında cenazesi ölümünden yaklaşık 450 yıl sonra yaptırılan bu kiliseye taşınmıştır. Bugün “Ely Katedrali”ne giderseniz, onun mezarının yerini işaretleyen bir kitabe görülüyor.
Evet: kiliseye ismini veren prensesten söz ettikten sonra gelelim kilisenin yapımına: Kilise: 1290 yılında Kral I.Edward döneminde inşa edilmiş ve “John De Kirkeby” adını taşımaktadır. Kilise yapıldıktan sonra Londra’ya gelen “Ely piskoposları” buraya yerleşmiştir.
Piskoposlar: Londra şehrindeki bu saray gibi dini yapıya yerleştiklerinde, burası Londra şehrindeki en etkili yerlerinden biri olmuştur. Zaten: Kral I. Edward döneminden günümüze kalan iki önemli yapıdan biridir. Dönemin diğer yapıları yok olmuştur.
Yapı: 1620 ve 1623 yılları arasında İspanyol Büyükelçiliğinin şapeli olarak kullanılmıştır.
Daha sonra evi satın alan Elizabeth dönemi saray çevresinde Sir Christopher Haulton’ın mirasçıları şapel hariç evin tamamını yıkarak bir Protestan kilisesine dönüştürmüşlerdir.
St Etheralda: 1873 yılında yine Katolik kilisesi olur.
HATTON GARDEN
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
Önceleri Hatton House un bahçesinin bulunduğu alana inşa edilen bu mekan, 1581 yılından bu yana şehrin pırlanta ve mücevher merkezidir.
Paha biçilmez parçalardan en değersizlerine kadar bütün taşlar buradaki küçük dükkanların pırıltılı vitrinlerinde, hatta kaldırımların üstünde satışa sunulur.
Londra’nın birkaç tefecisinden biri de buradadır. Kapının üstünde tefecinin geleneksel simgesi olan üç adet prinç top bulunur.
Evet, günümüzde de burası Londra elmas ve mücevher ticaretinin ve aynı zamanda dünyanın en iyi ve ünlü mücevher merkezlerinden birisidir. Burada 300 işletme ve 55 mağaza bulunmaktadır. İngiltere’nin en iyi kuyumcuları, zanaatkarları ve stilistleri, tasarımcıları buradadır.
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court STAPLE INN
STAPLE INN
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
Siyah ve beyaz Tudor cephesi olan bina “Grays Inn Road” ve “High Holborn” kavşağındadır.
Eskiden koyun yünlerinin tartılarak vergilendirildiği bir yün pazarı olarak kullanılan bu kompleks, şehir merkezinde Elizabeth dönemine özgü yarı ahşap ön cepheye sahip tek binadır. 1585 yılında yapılmıştır.
Ardından, 1666 yılındaki büyük yangın ve Dünya Savaşındaki Alman bombardımanında büyük hasar görmüştür.
Bina 1954 yılında restore edilmiş olmasına karşın, 1586 yılındaki görünümünden pek bir şey kaybetmemiştir. Ahşap çerçeveli ön cephe ve çatı ile iç avlu orijinaldir.
Sokak hizasındaki dükkanlar hala 19.yüzyıl çizgilerini taşırlar. Avluda ise 18.yüzyıldan kalma binalar yer alır.
LONDON SİLVER VAULTS
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
City ve West End arasında Chancery Lane. Adresindedir. Pazartesi-Cuma arasında saat: 09.00-17.30 ve Cumartesi günü saat: 09.00-13.00 arasında açıktır.
Londra gümüş çarşısının kökeni, 1885 yılında kurulmuş olan Chancery Lane Safe Deposit Comyany şirketine kadar uzanır. Ancak orijinal bina, Dünya Savaşı sırasında Alman bombalarından hasar görmüş ve günümüzde görülen bina 1953 yılında bugünkü biçiminde yapılmıştır.
Merdivenlerden indikten sonra çelik güvenlik kapısından geçerek yeraltında bulunan antika ve modern gümüş eşyalar satan dükkanlara ulaşılır.
Ustalıklarının zirvesine George döneminde ulaşan Londra gümüş imalatçıları, yüzyıllardır bu alanda ün yapmışlardır. Özellikle: 1950’lerde İngiltere’de konuşlu birçok Amerika asker: eşleri ve anneleri için buradan gümüş satın almışlardır. Film yıldızları, rock yıldızları ve daha birçok ünlü, buradan gümüş almışlardır.
En iyi gümüş parçalar binlerce paund a alıcı bulsa da pek çok dükkanda uygun fiyatlara satılan güzel parçalar da bulabilirsiniz. Günümüzde burada dünya çapında ünlü 30 uzman gümüş dükkanı bulunmaktadır.
16.yüzyıldan kalma buradaki mağazalarda: her alıcının zevkine uygun gümüş sofra malzemeleri, çatallar, dekoratif parçalar, hediyeler, mücevherler, saatler ve koleksiyon öğeleri bulup satın alabilirsiniz. Buradaki tüm dükkanlar bağımsız işletmelerdir ve çoğu aile işletmesi, üçüncü nesli barındırmaktadırlar.
GRAYS İNN
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
Bu tarihi hukuk okulu ve hukuk merkezinin geçmişi 14.yüzyıla kadar uzanır. Buradaki en eski yapının 1391 yılından kaldığı biliniyor. 15. ve 16.yüzyıllarda ise burası doruk noktasına ulaşarak, özellikle Elizabeth II döneminde giderek büyümüştür. Birçok önemli vekilin ve siyasetçinin en önemli evi olmuştur.
Bu bölgedeki birçok bina gibi II. Dünya savaşı sırasında bombalardan zarar görmüş, ancak daha sonra yeniden inşa edilmişlerdir.
Shakespeare in “Yanlışlıklar Komedyası” 1594 yılında ilk kez burada sergilenmiştir. Salondaki paravan ise 16.yüzyıldan kalmadır. 1827-1828 yılları arasında genç Charles Dickens, burada katip olarak çalışmıştır.
Bir zamanlar düelloların yapıldığı büyük bahçe, bugün öğle saatlerinde bir şeyler atıştıranlarla doludur. Burası hukuk ofislerinin dördünün de sahip olduğu o huzurlu havanın somuşlatmış bir örneğidir. Binaları gezmek için önceden randevu almak gerekir.