Gaziantep Zeugma

zeugma.mozak.1
Gaziantep Zeugma

Zeugma antik kenti: Gaziantep’e bağlı Nizip İlçesine 10 km. uzaklıktadır. Antik kentin şehir merkezine uzaklığı ise; 50 km. dir. Zeugma bölgesini gezmek isteyen ziyaretçilerin; Gaziantep’te konaklamaları gerekmektedir. Zaten; Zeugma tek başına bir anlam ifade etmez, Gaziantep’te bulunan Müzenin, Zeugma bölümünü mutlaka görmeniz, gezmeniz şart.

Yazının hemen başında bir husustan söz etmek istiyorum. Zeugma antik kentinin yalnızca yüzde 2’lik bölümü kazıldı ve kalan bölüm, Birecik barajı göl suları altında kaldı. Kazılar sonucu buradan ve yörenin diğer yerlerinden ele geçirilen mozaikler: günümüzde Gaziantep Mozaik Müzesinde sergileniyor.

Ben: Mayıs 2014 tarihinde Gaziantep Mozaik Müzesine yaptığım gezi sonucu derlediğim notları: yine bu  sitede, Gaziantep Mozaik Müzesi adı altında sizlere sunuyorum.

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için. 

GAZİANTEP’E ULAŞIM

Gaziantep, karayolu bağlantısı ile, Osmaniye üzerinden Adana’ya ve Mersin’e; Birecik köprüsü üzerinden Şanlıurfa’ya, Narlı üzerinden Kahramanmaraş’a, Fevzipaşa üzerinden Antakya’ya, Kilis üzerinden Halep’e, Kilis’ten bir yolla, Hassa üzerinden yine Antakya ve Besni üzerinden Adıyaman’a bağlanmaktadır.
Uluslar arası Gaziantep hava alanından ise, günlük olarak tarifeli uçak seferleri yapılmaktadır.
Konaklama imkanları açısından; herhangi bir sorun yaşanmamaktadır.

zeugma.şehir yerleşimi.1
Gaziantep Zeugma Belkıs/Zeugma

BELKIS/ZEUGMA

Nizip İlçesinin 10 km. doğusunda, Fırat nehri kenarında. Zamanında; büyük bir medeniyetin yaşadığı topraklar var. Antik şehir; nehir kıyısındaki yamaçta, Akropol’den, Fırat nehrine doğru inen yamaçlarda yer alıyor.

Evet, tarih sahnesinde ilk kuruluşu; MÖ.1’nci yüzyılda: bölgede egemen olan “Komagene krallığı” zamanında olmuş. Şehir; Komagene krallığının dört büyük şehrinden birisi. Hatırlayanlarınız olabilir, Komagene krallığının dini merkezi: Nemrut.

Daha sonraki süreç hakkında, herhangi bir bilgi yok.

Ta ki, bölgeyi tümüyle ele geçiren ve daha sonra genç yaşında ölen Büyük İskender’in; ele geçirilen bölgeleri kendi aralarında paylaşan ardıllarından; General Selevkos Nikator; dönemine kadar. Daha sonra: Suriye kralı da olan Nikator; burada; MÖ.300 yılında, kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek; Selevkos Euphrates (Fırat’ın Silifkesi) adında bir kent kurar.

Evet; Antik kent; yaklaşık: 20 bin dönümlük bir arazi büyüklüğüne kadar gelişir. Zamanla; askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölgede bulunması nedeniyle, büyük önem taşır. Helenistik özelliklerin egemen olduğu bu dönemde; şehirde, önemli imar faaliyetleri yapılır.

Selevkos kenti: MÖ.64 yılında, Roma imparatorluğunun topraklarına katılır. İsmi ise; geçit ve köprü anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilir. Bu dönemde: kent, daha da muhteşem bir şekilde büyük ve gelişir. Çünkü: Antakya’dan Çin’e uzanan “İpek Yolu” buradan geçmektedir ve bu nedenle, kentin ticari potansiyeli oldukça artar.

Ayrıca: Roma tarafından; burada, Anadolulu; yaklaşık 5000 askerlerden oluşan “4’ncü Skitia Lejyonu” adı verilen askeri birlik konuşlandırılır. Bu lejyon: Roma imparatorluğunun en önemli dört kentinden birinde konuşlandırılmış olması ve Fırat kıyılarını koruma görevini üstlenmesi nedeniyle önem taşır. Bu birlik, daha sonraları, daha bir Romalı karakter kazanarak “Dördüncü Lejyon” adı ile görev yapar ve kentte; heykeltıraşların eserlerinde, asker akımının ağırlık kazanmasına neden olur. Bu durum nekropol olanında: steller, kaya kabartmaları, heykeller ve sunaklar gibi, değişik formlarda görülmektedir.

Zaten: Zeugma’yı, Anadolu’daki birçok antik kent içinde ön plana çıkaran; burada gelişen heykeltıraşlık ekolüdür. Zeugma’da ele geçirilen: heykeller, kabartmalar ve mezar stellerinde kendini gösteren bu ekolün pek çok örneğini, günümüzde Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli müzelerinde görmek mümkün.

Evet; Roma döneminde; kentin nüfusu, kısa zamanda 80 bini aşar ve dönemin önemli kentlerinden biri haline gelir. Şehir, kendi sikkesini bastırmış, Roma kentlerinden biridir. Sikkeler üzerinde: bir tarafına “Tnyke Tapınağı”,diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen “Roma kartalı” motifi bulunur.

zeugma.1
Gaziantep Zeugma

 

Evet, kent; Fırat’ın geçilebilir en sığ yerinde kuruludur. Ancak yine de, MS.2’nci yüzyılda; Fırat üzerine; ağaç kütüklerden yapılmış sallar üzerinde, bir köprü yapılır. Bu köprü ile; karşı kıyıdaki Apameia şehri ile irtibat sağlanır. Sınır ticareti büyük ölçüde gelişir. Zeugma; bu ticarette; bir gümrük rolü oynar. Günümüzde: İskele üstü olarak adlandırılan tepede yapılan kazılar sonucunda; bir arşiv odası bulunmuş ve burada, “Bulla” adı verilen 100.000 adet mühür baskısı ele geçirilmiştir. (Bugün, bunlar Gaziantep Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.)

Dünyanın en büyük mühür baskısı koleksiyonu hakkında, biraz bilgi vermek istiyorum.

mühür baskıları.1
Gaziantep Zeugma Mühür Baskıları (Bullalar)

ZEUGMA MÜHÜR BASKILARI (BULLALAR)

Zeugma mühür baskıları: Geç Helenistik ve Erken Roma İmparatorluk dönemi mühürcülük sanatının (Gliptik) en büyük koleksiyonudur. Dönemin: siyasi, ekonomik, kültürel, etnografya, fauna ve florası hakkında bilgiler vermektedir.

Belkıs köylülerinin: Zeugma İskele üstü mevkiinde, yağan yağmurdan sonra kırmızı taşlar (mühür baskısı-bulla) bulduklarını söylemeleri üzerine: burada yapılan yüzey araştırmasında, birkaç adet mühür baskısı bulunmuş. Daha sonra: baraj gölünün suları altında kalacak olması nedeniyle, burada; kurtarma kazısı başlatılmış. Bu çalışmalar sonucu: arşiv odasının doğu bitişiğindeki odada bulunanlarla birlikte: toplam 100.000 mühür baskısı bulunmuş.

Bu sayı: bugüne kadar ele geçmiş olan en büyük rakam. Yani: Gaziantep Müzesinde, dünyanın en büyük mühür baskısı koleksiyonunu görebileceksiniz. Mühür baskılarını: toprak içinde görmek ve bulmak çok zor olduğundan: çalışma alanının toprağı, kalın ve ince gözenekli eleklerden geçirilir.

Duvar üst seviyesinden, tabana kadar olan 3.60 metre derinliğindeki oda içinde, kül ve toprağa karışmış olan moloz taşlar ve kireç harçlı sıva parçaları arasından ayıklanır.

Mühür baskıları; diğer antik kentlerde; tapınaklarda, agoralarda, özel evlerde, evlerin kilerlerinde ve lahit içinde bulunmuştur. Ancak, Zeugma’da: arşiv odasının doğusunda ve kuzeydoğusunda; taş döşeli yola açılan dükkanlar bulunmuştur.

Bunun sonucunda: mühür baskılarının; agora içindeki arşiv odasında korunduğu saptanır. Yani: agoradaki dükkanlar; günlük olarak mühürleniyormuş. Çoğu zaman ise, parmak iziyle mühürleniyorlarmış.

MÜHÜR BASKILARININ İŞLEVİ

Antik dönemde; mühür baskıları: papirüs, tahta tablet ve balmumu tablet, para torbası, paket gibi posta gönderilerini, yiyecek-içecek kaplarını, ahşap kutuları, değerli malların bulunduğu odaların kapılarını, gümrük mallarını, veraset ve feragat belgelerini mühürlemede kullanılırmış. Böylece: belgenin güvenliği sağlanırmış. Ayrıca: belgeler ve objelerin birbirine karışması önlenirmiş.

Helenistik ve Roma dönemlerinde: krallık ve imparatorluk posta servisleri tarafından; posta belgelerini mühürlemek için: kil çamuru, mum ve az sayıda kurşun mühür kullanılmış. Kil çamuru ile mühürlenin belgelerde; mühür baskısını açmadan, o belgeyi sahibinden bir başkasının okuyabilmesi mümkün değilmiş. Oysa; mum mühürleri açmak ve aynı mührü tekrar yapmak mümkündü.

Örneğin: sahte peygamber Alexander ve yardımcısı: sıcak bir iğne ile Oracle Mektuplarındaki mum mührü gevşetip, mektupları açıp okurlar. Sonra da, istedikleri gibi yeni bir mektup yazarlar. Değiştirdikleri mektuplara, söktükleri mum mührü tekrar takıp mühürlerler ve sanki hiç açılmamış gibi görünen bu mektupları, sahiplerine teslim ederler.

Postaya verilen papirüs belgelerinde ise; papirüs lifleri önce kil çamura yatırılarak belge tomarına bağlanıyordu. Kil onun üstüne bastırılarak mühürleniyor ve daha sonra lif belge tomarına sarılıyordu. Mühür baskıları, dökümanlara bağlanmalarının yanında, gönderildiği belge içinde de tarif ediliyordu. Mektup sahibi; bazen mühürlediği mektuba veya birlikte gönderdiği eşyasındaki belgeye kaydını yapardı. Bu şekilde; çalınma veya soygun şikayetlerinde, onun yüzük mührü geçerli sayılırdı.

MÜHÜR BASKILARI NASIL YAPILIYORDU

Üzerinde: isim veya işaret olan mühür ve yüzük taşlarının, kil çamuruna bastırılması neticesinde, üzerindeki betimlerin kil çamuruna çıkması sonucu, mühür baskıları oluşuyordu. Mühürlenin kil çamuruna: mühür veya yüzük taşı üzerindeki resimler çıkmaktaydı. Zeugma mühür baskılarında: tanrılar, tanrıçalar, krallar, karışık yaratıklardan oluşan mitolojik figürler, mitolojik hayvanlar, ikili-üçlü ve beşli masklar, Roma imparatorları ve imparatoriçeleri, düşünürler, özel şahıs büstleri, yazıtlar, bitkisel ve çeşitli semboller ve hayvanlar betimlenmiş.

Kil hamurları: kahverengi, siyah, kırmızı, gri ve mavimsi renktedir. Formları: üçgen, düz ve yemeni biçiminde olup, dairevi, düz ve oval damgalıdır. Mühür baskılarının hepsi fırınlanmıştır. Çünkü: posta gönderileri okunduktan sonra, yakılıp-yok edilmiş. Mühür ise; alındı ve açıldığının kanıtı olarak; arşive kaldırılmış. Önemli mekanların kapılarının ve sandık, küp, torba gibi kıymetli eşyaların mühür baskıları da: pişirildikten sonra, resmi arşiv odasına konuluyormuş.

ZEUGMA’DA MÜHÜR BASKILARININ ÖNEMİ

Zeugma’da bulunan 100.000 civarındaki mühür baskısı: kentin ticaret ve haberleşmedeki yoğunluğunu ortaya çıkarıyor. Bunun sebebi: Antakya’dan Çine uzanan, İpek Yolunun, Zeugma’dan geçmesi ve mevcut gümrük ile kent ticaretinin oldukça gelişmiş olmasıdır. Burada ele geçen mühür baskılarının çoğunun üzerinde: tanrı ve tanrıça resimleri vardır.

Bunlar: Tykhe, Fortuna ve tüccarların-yolcuların-habercilerin tanrısı Hermes’tir. Tykhe Tapınağı: Zeugma şehir sikkelerinin arka yüzünde resmedilmiş olup; heybetiyle, onlarca kilometre uzaktan görünmekte ve kervanlarıyla gelip-geçen tüccar ve yolculara güven vermektedir.

Ayrıca: 5000 askeri barındıran, IV. Lejyon kampının burada konuşlanmış olması, bu güveni daha da arttırmıştır. Sonuçta: şehir ekonomik olarak güçlenmiş ve posta iletimi çoğalmıştır. Ayrıca: burada bulunan mühür baskıları arasında; “Augustus” resimli olanların sayısının, on binin üzerinde olması; resmi dökümanların daha çok askeri amaçlı olduğunu göstermektedir.

zeugma.2
Gaziantep Zeugma
Evet, gezimize devam ediyoruz

Zeugma: doğunun batıya açılan gümrük kapısıydı. Doğudan gelen yolcu, kanatlarını açmış bir kartal gibi duran akropol tepesinin heybetinden titreyerek, Fırat nehri üstündeki köprüden, ağır adımlarla ve ürkek gözlerle, mühür baskılı gümrük balyalarını izleyerek, günümüzde Kelekağzı ve İskeleüstü mevkileri olarak bilinen yerde, Zeugma’ya yani batıya ayak basardı.

zeugma.antik şehir.1
Gaziantep Zeugma

ŞEHRİN YERLEŞİM PLANI

Fırat kıyısından başlayarak, batıya doğru, 300 metre yükselen engebeli yamaçlar: akropol eteklerine kadar, şehrin yerleşim yeridir. Bu yamaçların: güney ve batı kesimi: nekropol, doğu ve kuzeydoğu tarafları: mahalleler, kuzey kesimi ise: kentin yönetimi ve toplumsal bölümleri ile lejyon bölgesi idi.

Zeugma kentinin: ileri gelenleri, zenginleri ve yüksek rütbeli subayları gibi elit tabakanın oturduğu anlaşılan villalar bölgesi: tamamen Fırat nehri manzarasına hakim ve güney rüzgarlarına açıktır. Akropol’ün üzerinde ise: kentin adına bastırılan Zeugma sikkelerinde bolca rastlanan “Tykhe Tapınağı” bulunmaktaydı.

Bu dönemdeki Zeugma: komşusu sayılan Antakya ve Mısır’daki İskenderiye’den küçük, Atina ile aynı büyüklüktedir. Pompei’den ise, birkaç kat daha büyüktü.

YIKILIŞI VE TAKİP EDEN TARİHİ SÜREÇ 

MS.256 yılında: Sasani kralı Sapur; Zeugma’yı ele geçirir ve kenti yakıp-yıkar. Bu tarihten sonra: Zeugma kenti, bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtişamına ulaşamaz.

Zeugma: MS.4’ncü yüzyılda: Geç Roma, MS.5 ve 6’ncı yüzyıllarda ise Erken Bizans hakimiyetine girer. MS.7’nci yüzyılda: Arap akınları sonucu, kent terk edilir. Daha sonraları: MS.10 ve 12’nci yüzyıllar arasında, bölgede, küçük bir Abbasi yerleşimi kurulur. MS.17’nci yüzyılda ise, Belkıs köyü kurulur.

zeugma.buluntular.1
Gaziantep Zeugma

GÜNÜMÜZ

Şimdiki haliyle şehir: yaklaşık 4-5 metre toprak altındadır ve bütün alan fıstık ağaçlarıyla kaplı. Toprak üzerinde ise; yalnızca birkaç yapı izi ve birkaç mimari parça görebilirsiniz.

Resmi arkeolojik kazılar: 1992 yılında başlar. İlk kazılarda: bir Roma villası ortaya çıkarılmış. Daha sonraları: iki villanın teras mozaikleri çıkarılır ve Gaziantep Müzesine taşınır. Kelekağzı bölgesinin doğusundaki tepede: ulaşılan ilk Roma villasının taban mozaiklerinin, kaçakçılar tarafından çalındığı anlaşılmıştır. Bu mozaikler: günümüzde, ABD Huston kenti müzesinde bulunmaktadır. Mozaik resminde: ölümsüz iki aşık olan: Metiox ve Partenope görülmektedir. Ancak: halen villanın tabanında, yalnızca bazı harfler kalmıştır.

Evet: Zeugma’nın asıl önemi; kazılarda, yalnızca küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilen, Roma villaları ve bu villaların tabanlarını süsleyen mozaiklerdir. Benzerleri; Türkiye içinde yalnızca Efes antik kentinde görülen bu yamaç villaları; arkeolojik açıdan büyük önem taşır. Yalnızca; A bölgesi kazılarında, gün ışığına çıkarılan mozaiklerin alanı: 1000 metre kareyi buluyor.

Zeugma, tam anlamıyla bir mozaik kentidir. Kent o kadar büyük bir gelişme göstermiş ki; lejyondan emekli olan subaylar bile kente yerleşmişler. Güvenli ve zengin bir kent olan Zeugma’ya, dönemin en iyi sanatçıları akın etmeye başlamış. Böylelikle: sanatçılar, kentte, günümüzde olaylar yaratan mozaikler, freskler ve heykeller bırakmışlar.

1992 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan: MS.2’nci yüzyıla tarihlenen Roma villasında: Atriumlu plana sahip olan evin, baş odası ve önündeki galeride; sanat değeri çok yüksek mozaikler bulunmuştur. 7.5 x 3.75 metre boyutunda olan mozaik döşemede: üzüm ve şarap tanrısı Dionysos ve karısı Ariadne’nin düğün merasimi tasvir edilmiştir. Fırat taşlarıyla işlenmiş olan mozaiklerde: tonlarıyla birlikte 13 renk kullanılmıştır. Bu sanat değeri çok yüksek olan mozaikler, yerinde korunarak sergilenmek üzere, gerekli önlemler alınarak, ziyarete açılmıştır.

Ancak; 1998 yılı Haziran ayı içinde: bu sanat şahaseri mozaiklerin büyük bir bölümü, bazı şahıslar tarafından, yerlerinden sökülerek çalınır. Dionysos’un düğün merasiminin işlendiği, bu eşsiz mozaiğin çalınmasından sonra, kalan diğer parçalar, korunması için yerlerinden sökülerek, Gaziantep Müze Müdürlüğüne taşınmıştır.

Evet, takip eden tarihi süreçte kazılara devam edilir. Bu kazılarda: çok kaliteli bronz eşyalar ve heykelcikler (bronzdan kanatlı ayaklar), sikkeler, heykeller, mezar stelleri ve kabartmalar bulunur. Bu eserler: günümüzde, Gaziantep Müzesindeki Zeugma Salonunda sergilenmektedir.

Ayrıca: Dianyzs ve Done evlerinin üzerine çatı kaplama çalışmaları sürdürülüyor. Bu ev kalıntılarının üzeri; çatı ile kaplanınca, kalıntıların korunması sağlanacak. Burada; bir açık hava müzesi oluşturulmaya çalışılıyor.

BARAJ İNŞAATININ BAŞLAMASI

Evet; bölgede GAP kapsamında; Birecik Barajının yapımı sürdürülmekte ve baraj yapımı bitince su tutma işlemi başlayacaktır. Su tutma işleminde ise; Zeugma’nın bulunduğu bu bölgenin bir kısmı; baraj göletinin suları altında kalacaktır. Tabii elbette, bilenler hatırlayacaklardır, Mısır’daki Assuan Barajı ve barajın gölet alanında sular altında kalacağı için bulunduğu yerden taşınarak, başka bir yerde yeniden aynısı kurulan: Ebu Simbel Tapınağı.

zeugma.kazılar.1
Gaziantep Zeugma

 

Kültür Bakanlığı, 1995 yılında, Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında; Nautes Üniversitesinden bir Fransız Arkeoloji ekibinin katılımıyla, yoğun kurtarma kazısı başlatır.

Kelekağzı bölümünde: yerleşim katları ve kanalizasyon bulunur. Daha önceki yıllarda, buradaki anıtsal bir yapının; 20 x 15 metre ebadındaki resimli taban mozaiğinin; kaçakçılar tarafından, parça parça sökülerek çalındığı tespit edilmiştir. Burada yapılan bir diğer kazıda: odalardan birinde Dionisos, diğerinde ise Nehirlerin baş tanrısı Okeanos ve Tethis mozaiği gün ışığına çıkarılmıştır.
İskele üstü mevkiinde: Roma arşivi bulunur. Bu arşiv odasında, toplam 65 bin mühür baskısı ele geçer. Bu sayı: diğer antik kentlerin tamamında bulunan ve yayınlanan mühür baskılarından daha çoktur.
Hamle deresi: Bizans ve Roma evleri ve blok kesme taşlarla örülmüş kanalizasyon bulunur.
Bahçedere bölgesi: zeytinyağı atölyesi bulundu.
Nekropol; Belkıs kentini; güneydoğu, güneybatı ve kuzey doğu yönünde; yarım ay şeklinde sarar.
Mezar üstü bölgesinde: bir Roma villasının yemek odasının zemininde; Minos boğası konusu resmedilmiş olan bir mozaik bulundu. Bu mozaikte: kanat yapıp uçan insanlar olarak bilinen: Daidalos ve oğlu Evkaros resmedilmiş.

1999 yılı sonbaharında; mezar üstü mevkiinde, ilk buluntuların ortaya çıkarıldığı alan ile, Zeugma uluslar arası bir üne kavuşur. Bundan sonra ise; kurtarma çalışmalarına hız verilir. Bu kazılarda: iki Roma villası tamamen ortaya çıkarılır. MS. 256 yılında; Sasani saldırısıyla yakılıp-yıkılan ve yangın katının altında kalan bu villalar; birinci katın eriyen kerpiç duvarları, daha sonra da yukarı teraslardan akıp gelen 3 metre kalınlığında erozyon toprağı ile örtülerek; günümüze kadar korunabilmiştir.

mars heykeli.1
Gaziantep Zeugma Ares (Mars) Heykeli

Bu yüzden: oda içlerinde çok sayıda: sikke, bronz şamdan, pişmiş topraktan kandil ve çömlekler, mozaikler ve freskler bulunur. Ayrıca: sırt üstü yatar şekilde duran bir “Mars” heykeli de bulunur. Evet; bu Mars heykeli de çok önemli bir buluntu. Şöyle ki, bu konuda da biraz bilgi vermek istiyorum.

ARES (MARS) HEYKELİ

Zeugmanın en önemli buluntusu: Roma dönemine ait, 1.50 metre boyunda, bronz Mars heykelidir. Eski Yunan’da: savaş tanrısı olan “Ares”in; Romalı karşılığı “Mars”dır. Evet: Mars; Roma’da çok önemli bir tanrı. Bereketi ve gücü simgeliyor. Savaşçı bir tanrı ve bu karakteriyle, kente çok uyuyor. Şehir, Fırat kıyısında, bereketli topraklar üzerinde kurulmuş bir kent.

Bu nedenle: Mars, Zeugma için önemli. Yaklaşık:1800 yıl, toprağın altında kalan bronz heykelin üzerini, sert bir kalker tabakası kaplamış. Bunun temizlenmesi oldukça güç. Çünkü: eserin özgün bronz yapısını bozmadan ve oksitlenmeyi harekete geçirmeden, bu temizlemeyi yapmak uzmanlık işi. Titiz bir çalışma gerekmiş. Mark heykelinin üzerinde, bir de yanık izi varmış. Arkeologlar: bunun MS.252 yılında, Partların, Zeugma’yı ele geçirerek, yakıp yıkmasından kalan izler olduğunu düşünüyorlar.

Birecik Baraj Gölünde, su tutulma işleminin tamamlanmasıyla birlikte; Zeugma’nın yaklaşık beşte birlik bölümü, sular altında kalacak. Ancak; bu tamamlanana kadar, burada çok uluslu bir ekip tarafından; kazı, belgeleme ve kurtarma çalışmaları sürdürülmektedir.

zeugma.mozaik.1
Gaziantep Zeugma Mozaikler

MOZAİKLER

Bir mozaik panoda: çok değişik renklerin kullanılması gerekir. Ancak: gelişim süreci içinde, mozaik sanatında da, süsleme malzemesinin çok değiştiğini söylemek mümkün. İlkin; süsleme malzemesi olarak: siyah-beyaz çakıl taşı kullanılır. Ancak ,zaman içinde, çakıl taşları farklı renklere boyanarak kullanılır. Daha sonra taşlar tıraşlanmasına yönelik “Tesserae” tekniği kullanılmaya başlanır. Bu teknikte, taşlar önceden: kübik, dikdörtgen ve üçgen prizmalar biçiminde, önceden kesilip hazırlanır. Ardından, mozaik panosuna işlenir. Bu tekniğin keşfi: mozaiğim, resimsel tarzda yapılmasını sağlar. Antik çağın en önemli mozaikleri: çakıl ve camdan yapılmış, Tesserae’lerden üretilmiştir.
Taş ve cam dışında: mermer, kiremit parçaları, seramik ve nihayet altın ile gümüş parçaları da kullanılmıştır.

Roma mozaikleri, yapılış olarak ikiye ayrılıyordu. Birincisi: küçük küplerin yan yana konulmasından oluşan “Opustesselatum” denilen tarz. Dörtgen ve prizmatik küplerden yapılmış olan desen çalışması bittiğinde: değişik renklere boyanırdı. İkinci teknik: “Opusvermicilatum” ya da “minyatür” mozaik. Bu teknikte: taşların doğal renkleri korunuyor ve küçük mozaik parçaları, resmin gidişine göre diziliyordu. Ancak, bu dizilme nedeni ile taşlar: adeta bir solucan gibi uzayıp gidiyordu. Opusvermicilatum’da, zaten bu anlama gelmektedir.

MOZAİKLERİN ÖYKÜLERİ

Gaziantep Müzesi, Zeugma Salonunda bir çok mozaik eser bulunmaktadır. Gitmeden önce, bu eserlerin bir kısmı hakkında sizlere bilgi vermek istiyorum. Diğerleri; gördüğünüzde, zaten hemen yanlarında bilgileri var.

mozaiklerin öyküsü.triton.1
Gaziantep Zeugma Trıton

TRITON

mozaiklerin öyküsü.dionisos ve nike.1
Gaziantep Zeugma

Kaçakçılar tarafından bulunarak, Amerika’ya kaçırılan bu mozaikte; Amphytrite Posseidon’dan olan çocuğu Triton’un üzerinde resmedilmiş. Amphitrite; dünyayı çepeçevre saran deniz’in kraliçesidir. Nereidler adı verilen; Nereus ve Doris kızları gurubuna girer. Kız kardeşlerinin korosunu o yönetiyordu.

DIONYSOS VE NIKE

mozaiklerin öyküsü.poseidon,oceanos ve tethys.1
Gaziantep Zeugma Dıonysos ve Nıke

Anadolu kökenli şarap ve doğa tanrısı Dionysos ve zafer tanrıçası Nike; bu mozaikte birlikte görülüyor. Dionysos; Nike tarafından idare edilen ve iki panter tarafından çekilen bir arabanın içinde. Panterlerin önünde ise, dans ederek ilerleyen bir bakkha görülüyor. Dionysos; aynı zamanda, kendi adında bir dinin de tanrısı. Bu dine mensup olanlar, şarap içerek gizemli bir yolculuğu çıkıyorlar.

POSEIDON, OCEANOS VE TETHYS MOZAİĞİ

Havuz zemini veya yemek odası tabanı olduğu tahmin edilen bu mozaikte; denizlerin en önemli tanrıları tasvir edilmiş. En üstte: Hippocam adı verilen ve ön tarafı at, arkası balık olan yaratığın üzerinde Posseidon görülmektedir. Posseidon’un elinde: üç dişli dirgen bulunuyor. Mozaiğin alt kısmında ise, yine bir deniz tanrısı Oceanos ve denizlerde dişiliği sembolize eden Tethys resmedilmiş.

mozaiklerin öyküsü.çingene.1
Gaziantep Zeugma Çingene Mozaiği (Gaia)

 

ÇİNGENE MOZAİĞİ (GAİA)

zeugma.mozaik.3
Gaziantep Zeugma

Zeugma kızlarının kamuoyunun henüz gündemine girmediği, 1992 yılında çıkarılan bu mozaikte: kadın figürü, gizemli bakışları ile Zeugma’nın simgesi haline gelmiş. İlk çıktığı yıllarda; kimliği konusunda kesin bir tanımlama yapılamayan bu mozaiğe, figüründeki kadın resminin çingene kızlarını andırması nedeniyle “çingene” adı verilmiş.
Bazı kaynaklarda ise, bunun yer tanrısı Gaia olduğu iddia edilmektedir.

SONUÇ

Evet; Zeugma işte bu. Şehir; ilk kazı çalışmaları yapıldığında: A, B ve C olmak üzere üç bölüme ayrılmış. A ve B bölümleri; Birecik Barajının göl suları altında kalacak olması nedeniyle, acil olarak kazılmış. C bölümü henüz tam olarak kazılmamış. Bu bölüm de kazıldığında, bölgenin bir açık hava müzesi olarak değerlendirilmesi düşünülüyor. Ayrıca: Zeugma Mozaiklerinin bulunduğu, Gaziantep Müzesinin de, genişletme çalışmaları sürdürülüyor. Çünkü: Mozaiklerin sergilenebileceği uygun alan bulmak mümkün değil. Dünyanın en büyük mozaik koleksiyonu, günümüzde Tunus’ta bulunmakta. Daha sonra ise; ülkemizde. Ülkemizdeki: gerek Zeugma ve gerekse Hatay Müzesindeki mozaikler; gerçekten çok etkileyici ve muhteşem. Bunların üzerine, mozaik olduğunu (Tunus hariç) sanmıyorum. Bu güzellikleri, mutlaka görün. Yoksa; gerçekten, büyük bir şansı kaçırmış sayılırsınız.

Nizip tanıtımı.

Gaziantep tanıtımı.

Gaziantep Bey Mahallesi

IMG_9683
Gaziantep Bey Mahallesi

Gaziantep Bey Mahallesi: Gaziantep’teki mahalleler adını çoğunlukla burada bulunan camilerden alır. Bey mahallesi de adını 1587 yılında yapılmış olan Bey Camisinden almıştır. Fransız işgalinde büyük hasar gören bu cami, günümüze ulaşmamıştır.

Gaziantep geleneksel mimarisinin kısmen de olsa korunduğu Bey Mahallesi, 1536 yılındaki tahrir defteri kayıtlarına göre 50 haneden oluşmaktadır. Ancak yüklü bir devenin geçeceği genişlikteki sokakları, taş döşemeleriyle gelişmiş bir mahalleymiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Şehrin her sokak başında kale gibi kapılar vardır. Her gece sokaklarında kandiller yanar” diye söz ettiği mahalle burasıdır. Bu kapılar her gece kilitlenirmiş. Temizliği, düzgünlüğü, büyük konakları, burasının bugünkü deyimle lüks bir semt olduğunu gösteriyor.

Bey mahallesinin diğer bir özelliği Müslümanlarla, azınlık Ermenilerin kapı komşusu olarak 20. Yüzyılın başına kadar burada huzur içinde yaşamış olmalarıdır. Mahalleye çok yakın olan St Mary Kilisesi (günümüzdeki Kurtuluş Camii), Eski kilise, Kendirli kilisesi ile Çınarlı Camii, Bey Camii ve Eyüpoğlu Camii bunu kanıtlayan yapılardır. Ancak 1800’lerin ikinci yarısından itibaren şehrin eğitim ve ekonomisinde etkin olan Ermeniler, Bey mahallesinde çok güzel konaklar yaptırmışlar ve mahallede çoğunluğu sağlamışlardır.

Bey Mahallesi, Gaziantep’te ki taş işçiliğinin mükemmel örneklerinin sergilendiği bir yerdir. 1764 tarihli bir belge, Gaziantep’te taş ustalığının ne düzeyde olduğunu gösterdiği gibi, Türk mimarlık tarihi açısından da önemli bir kaynaktır. Hassa mimar vekili Yusuf Usta önderliğinde bir gurup taşçı esnafı, mahkemeye başvurarak taş ölçülerinin ve fiyatlarının standartlaştırılmasını istemişler ve bu istekleri olumlu karşılanarak kabul edilmiştir.

1950’li yıllarda başlayan dönüşümle bu mahallede oturanlar modern apartmanlara taşınarak buraları kendi kaderine terk etmişlerdir. Şimdi yeniden kazanılan binalar, değişik amaçlar için kullanılarak yaşam bulmaktadır. Çoğunluğu kafeteryalar oluşturuyor. Yüksek sesli çalınan türküler bir dönemin ince zevklerine ihanet eder nitelikte olsa da, bu güzel binalarda gençleri bir arada toplamak mümkün olmaktadır.

Siz de sokak aralarında gezerken, binaların güzelliklerini görebilirsiniz.

Öte yandan, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Gaziantep Bey Mahallesi nüfusuna kayıtlıdır. Antepliler bu durumu onarla yaşamaktadırlar.

KİMYA EVİ

1856 yılında Ermeni sarraf Karanazar Nazeryan tarafından yaptırılan bu ev bir dönem İran Ticari Konsolosluğu olarak kullanılmıştır. Kurtuluş savaşından sonra yeni bir serüvene başlamıştır. Bir dönem Jandarma Karakolu olmuş. Son sahibi Abdullah Kimya’dır. Günümüzde ise o da bir kafeterya olmuştur.

Evin içi görülmeye değerdir. Yaşadığı her evreyi anlatan izler var. Nazeretyan’ın yaptırdığı pentürler, küçük melek heykelcikleri, her kapının, her kanadında ayrı bir öykünün anlatımı, ardından ikinci sahibinin duvarlara yerleştirdiği ünlü Osmanlı ve Türk büyüklerinin fotoğrafları.

BAĞDAT KAFE

Bu evin de benzer bir öyküsü vardır. Naikman Nazaraoğlu 1 Mayıs 1882 tarihinde evi bitirmiştir. Günümüzde Nigar Doğan’a aittir ve kafeterya olarak işletilmektedir.

CENANİ KONAĞI

Cenani ailesi tarafından Gaziantep Üniversitesine bağışlanan ev, Üniversite tarafından restore edilmiş ve kültür merkezi olarak hizmet vermeye başlamıştır.

A BUTİK OTEL

1886 tarihli bir yapıdır. Ermenilerin Gaziantep’te ekonomik açıdan etkili oldukları dönemde yapılmış konaklardan biridir. Bugün aslına uygun restore edilerek, butik otel olarak konuklarına hizmet vermektedir.

ERMENİ KIZ KOLEJİ

19’ncu yüzyıl sonlarında Ermeni Kız Koleji olarak yapılan, daha sonra Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okulu olarak kullanılan bina, daha sonra onarılarak Belediye’ye ait Koruma Uygulama Denetim Bürosu Daire Başkanlığı olmuştur.

HASAN SÜZER ETNOĞRAFYA MÜZESİ

İl içinde, Bey Mahallesinde bulunuyor. 1985 yılında, çok harap bir durumda iken, iş adamı Hasan Süzer tarafından satın alınmış, yakın zaman önce restorasyonu tamamlandıktan sonra, “Hasan Süzer Etnografya Müzesi” olarak kullanılmak şartıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağışlanmış ve Gaziantep Müzesinde bulunan Etnografya bölümü, bu binaya taşınarak sergilenmeye başlanmıştır. Bulunduğu mahalle: yüksek  duvarlar,  taş evler ve Arnavut kaldırımları ile dikkat çekiyor. Hatta: şehrin bu kısmında, tabelalar, bir karar alınarak tarihi duvarlara çakılmamış ve özel bir şekilde işlenmiş görülüyor. Müze, zaten bu bölgede kafe ve konak-otellerin arasındadır.
Bina: 3 kattan oluşmaktadır. Üç girişi vardır. Müzede: Antep şehrinin ev hayatını anlatan modeller, nispeten amatör görünseler de; yine de hoş. Özellikle, görmenizi önereceğim: yer altında su küplerinin ve kuyunun bulunduğu mahzen ve geniş avlu. Bu bölümler, gerçekten muhteşem, güzel.

Evet müze gezimize devam ediyoruz. Ön cephesindeki işlemeli büyük kapıdan “hayat” denilen orta bahçeye, küçük kapıdan ise “selamlık” denilen bölüme geçilir. Hayatın güneybatı köşesinde: üst katında oturma odası, alt katında ocaklık ve tuvaletin bulunduğu, iki katlı müstakil bir bina daha yer almaktadır. Bu bölüm: evin hizmetkarları tarafından kullanılmıştır. Hayat: ince bir taş işçiliğinin eseri olan, renkli taşlarla kaplanmıştır.

Bodrum katları; birbiri içine geçme, iki ayrı mekandan ibarettir. İkisi arasında, yaklaşık 2 metre kot farkı vardır. Tamamen yerli kayaya oyulmuş mağara görünümündeki bodrum katta; pekmez ve zeytinyağı depolamaya yarayan küpler, erzak depolamaya yarayan bölümler ve su kuyusu var. Bu bölümde, ayrıca büyük bir dokuma tezgahı da bulunuyor.

Zemin katta: iki oda, ocaklık denilen mutfak, evin hamamı ve bu mekanın ısınmasını sağlayan ocaklar ve iki farklı taraftan birinci kata çıkan merdivenler var. Hamam: Türk hamamı özelliklerini taşımakta, külhandan gelen ve alttan geçen duman vasıtasıyla ısınmaktadır. Girişin sağında bulunan oda; tandır odası. Adını, tandır denilen gömme bir taş ocak üzerine konan bir kürsü ve onun üzerine örtülen geniş bir yorgandan oluşan, mahalli bir ısınma sisteminin, burada bulunmasından alır.

Birinci katta: sofada, taş işçiliği ve boyalı tezyinatı ile dikkati çeken bir çeşme ve Hayata bakan üç ayrı oda var. Odalardan birisi: gelin görme odası, diğeri günlük yaşamın sürdürüldüğü iş odası, üçüncü oda ise erkek misafirlerin ağırlandığı selamlık bölümü olarak tanzim edilmiştir.

İkinci katta yer alan odalardan ikisi: ev sahibine ait harem bölümü olarak düzenlenmiştir.

Üçüncü katta; terasa geçişi sağlayan camekanlı bir oda ve güvercinlik bulunur. Bu bölüm, günün yorgunluğunun giderildiği sakin bir köşe olarak canlandırılmıştır.
Bina içinde bulunan bölümler: günlük yaşamdaki fonksiyonlarına göre, yörenin eşyası ile donatılmış, mankenlerle teşhire canlılık ve gerçekçilik verilerek hizmete sunulmuştur.

Geleneksel Gaziantep ev yaşamını sergileyen müze uzun zamandır ilgi odağıdır. 19. Yüzyılda yapılmış bu ev, mahallenin karakteristik evlerinden biridir. Üstü kiremit kırma çatılı üç katlı bina kayalara oyulmuş bir mağara üzerine inşa edilmiştir. Mağara bir zamanlar ev sahibinin develerini barındırmıştır. Yine mağarada pekmez ve zeytinyağı küplerinin olduğu bir bölüm bulunuyor.

Üç kapısı bulunan evin, ortadaki işlemeli kapısından hayata, küçük kapıdan haremlik bölümüne giriliyor. Birinci katta işlik vardır. Yine bu katta Türk hamamının tüm özelliklerini taşıyan banyo odası vardır. Hamamın ısıtılması döşemenin altından yapılıyor.

Müzede Gaziantep giysileri, sofraları, gelin odaları, tandır odaları ile tüm gelenekleri sergileniyor. Kurtuluş savaşında kahramanlık göstermiş insanların resimleri, belgeler, yazışmalar da müzeyi zenginleştiriyor.

Ünlü ajan Arabistanlı Lawrance’a ait motosiklet de sergilenenler arasındadır.

IMG_9720
Gaziantep Bey Mahallesi
IMG_9731
Gaziantep Bey Mahallesi
IMG_9730
Gaziantep Bey Mahallesi
IMG_9729
Gaziantep Bey Mahallesi

 

IMG_9724
Gaziantep Bey Mahallesi

OYUN VE OYUNCAK MÜZESİ

Gaziantep oyuncak müzesi, iki katlı ve bir zemin kat altı bölümden oluşuyor. Bu katlarda, çeşitli yıllara ve çeşitli ülkelere ait oyuncaklar sergileniyor. Zemin altındaki bölüm ise, Gaziantep şehrinde bolca bulunan mağaralardan birinin restore edilmesiyle oluşturulmuş. Bu egzotik ortamda çeşitli ülkelere ait oyuncak kuklalar ve o ülkelerin simgesel yapılarından örnekler sergileniyor.

Gaziantep Oyuncak Müzesinde sergilenen ve geçmiş yıllarda ülkemizdeki çocukların düşlerini süsleyen en seçkin yerli oyuncak markaları arasında Dündar İnşaat Oyunları, Alasya, Bilge, Nekur, Gürel ve Fatoş Oyuncakları sayılabilir.

Ayrıca, bu müze, bir oyuncak müzesinin kalitesini simgeleyen Lehmann oyuncaklarının en seçkin örneklerine ev sahipliği yapmaktadır.

IMG_9788
Gaziantep Bey Mahallesi
IMG_9783
Gaziantep Bey Mahallesi
IMG_9810
Gaziantep Bey Mahallesi
IMG_9807
Gaziantep Bey Mahallesi

 

IMG_9808
Gaziantep Bey Mahallesi
IMG_9814
Gaziantep Bey Mahallesi

 

ATATÜRK ANI MÜZESİ

Atatürk’ün 26 Ocak 1933 tarihinde, Gaziantep’i ziyaretinde kullandığı bir karyola, Osman Barlas’ın eşi Neyir Barlas tarafından Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne Atatürk Anı Müzesinde sergilenmek üzere hibe edilmiştir.

Müzede, 1927 yılında Osmanlıca harflerle basılmış ilk 50 binlik baskıdan biri olma özelliğini taşıyan Nutuk kitabı, Atatürk tarafından, CHP’nin 1927 yılında Ankara’da toplanan ikinci kurultayında, 36.5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayanır. Yerli ve yabancı basın mensuplarının da katıldığı kurultayda Mustafa Kemal’in 19 Mayıs’ta Samsuna çıkışından başlayarak, 1928 yılına kadar silah arkadaşlarıyla beraber faaliyetlerini özetleyen bu tarihi konuşma “Kültür Bakanlığı” tarafından yayınlanmıştır.

Yine müzede çok ilgi çeken bir obje var. Antep savunmasında halk, düşman kadar yokluklarla da mücadele etmiştir. Fransızlar, Antebe yardım gelmesini engellemek için şehrin dört bir yanını kuşatmıştır. Çaresiz kalan halk, cephanesiz de kalınca çareler üretmeye başlamıştır. Tüfekçi Yusuf tarafından tahta ve ateşsiz olarak icat edilen bu alet, şehrin dört tarafına dağıtılmıştır.

Kaynaklara bakıldığında Fransız baskınlarının gece yapıldığı anlaşılmaktadır. Antepliler dar sokaklı evlerinde gece tak takı çevirince ses yankılanıp, büyüyor, makineli tüfek izlenimi veriyordu.

Fransız karargahı da Anteplilerin elinde çok sayıda mermi var zannedip, gece baskını yapmıyordu. Bir başka deyişle Fransız Ordusunun 20 bin askerine, 6 tankına, 3 uçağına ve 300 makineli tüfeğine karşılık, elinde mermisi azalan ve bunu düşmana hissettirmeyen Kahraman Anteplilerin icadıdır.

Yine bir fotoğrafta: Antep harbinde, Fransızlar tarafından esir alınan Antepli gençler görülmektedir. Elleri bağlı, omuzlarında tüfeklerle poz verdirilen gençler ile, Fransız askerleri olumlu bir görüntü vermek istemişlerdir. Fotoğraftan sonra gençlerin akıbeti bilinmemektedir.

PARA MÜZESİ

Giriş ücreti, 1 TL alınmakta ve bu ücretler kültür ve eğitime katkı olarak kullanılmaktadır. Açılış saatleri: 08-22 arasındadır. Müze, 1948 yılı yapımı, bir Yahudi evinde bulunmaktadır. Evin giriş kapısının hemen ardında bir avlu vardır. Avlunun sağ bölümünde ise, müzenin değerli eserleri sergilenmektedir.

Müzenin sahibi Esat bey, para tarihi konusunda tam bir uzman, yüzlerce, belki de binlerce paranın bir araya geldiği müzede, en önemli konu, müzenin sahibi olan Esat beyin, her para ile ilgili anlatacakları, gerçekten muhteşem bilgiler veriyor, mutlaka gezmenizi ve görmenizi öneririm.

 

Gaziantep Dini ve ticari yapılar

IMG_9622
Gaziantep Dini ve ticari yapılar

Osmanlı döneminde Gaziantep giderek önemli bir ticaret merkezi olma yolunda ilerlemiş, Osmanlının yükseliş döneminde, Halepli tüccarların yabancılara hatta Avrupa’ya sattığı dokumaların üretim merkezi haline gelmiş, halkın ticari zekası ve çalışkanlığı Gaziantep’i bir ticaret merkezi haline dönüştürmüştür.

Binlerce dokuma tezgahı, hanlar, kervansaraylarla yüksek bir refah düzeyine ulaşılmıştır. 19 yüzyılın başlarından itibaren Ermeni nüfusun artması, şehrin fiziki oluşumunu belirlediği gibi ticari yaşamı da etkilemiştir. Şehirdeki yaşama giderek hakim olan Ermeniler, 1847 yılında misyonerlerin desteğiyle eğitim, ticaret ve zanaat alanlarında da belirleyici rol oynamaya başlamışlardır.

Gaziantep Dini ve ticari yapılar: Osmanlı’nın idari ve ekonomik açıdan zayıf düştüğü bu dönem Ermenilerin ekonomiye hakim oldukları dönemdir.

Cumhuriyet’e kadar devam eden bu durum, Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan yeni dengelerle değişmiş, ticaret ve ekonomi tekrar Müslümanların eline geçmiştir. Savaşta büyük hasar gören Müslüman yerleşimlerinde yaşayanlar hasar görmeyen ermeni yerleşimlerine taşınmış, harabeye dönen çarşı hızla onarılmıştır.

Gaziantep Dini ve ticari yapılar: İpek Yolu üzerinde olması, Halep’e bağlı bir sancak olması Gaziantep’te ticareti hep geliştirmiştir. 1902 tarihli Halep Vilayeti Salnamesine göre Antep’te 2320 dükkan, 4 bedesten, 15 han, 30 fırın, 6 tabakhane, 45 boyahane, 11 değirmen, 8 içki fabrikası, 5 sabunhane, 2210 dokuma tezgahı bulunmaktaymış.

Gaziantep Dini ve ticari yapılar; Dokuma, buğday, fıstık, kahve, nişadır, kalay, boya gibi çok çeşitli ürünlerle, el sanatı ürünleri, bu ticarette önemli yer tutmuştur. Dokumacılık, nacarlık, kakmacılık, Keçecilik, nakkaşlık, taş ustalığı, bakırcılık, sobacılık, yemenicilik, dericilik, sabunculuk, kutnuculuk, kilimcilik, kuyumculuk, çömlekçilik, semercilik, zurnacılık gibi zanaatsal işlerinde Antep tercih edilen bir yer olmuştur.

Gaziantep Dini ve ticari yapılar; Tüm bu işlerde çalışanlar, kalenin çevresinde Türktepe’den başlayan, Şire Han’da sona eren çarşılarda yer tutmuşlardır. Günümüzde, hala aynı olmasa da, benzer bir lonca sistemi devam etmektedir. İş kolları bir arada bulunmaktadır.

IMG_9618
Gaziantep Dini ve ticari yapılar

BAKIRCILAR ÇARŞISI

Tek katlı dükkanlardan oluşan çarşı, hanlar bölgesindedir. Kemerli girişlerle sokağa açılan dükkanlar, düzgün kesilmiş ve sert kalker taşlardan yapılmıştır. Ancak, buradaki dükkanların yapım tarihi tam olarak bilinmemektedir. Muhtemelen 19. Yüzyılda yapıldıkları düşünülmektedir.

KÜÇÜK BUĞDAY PAZARI

19 yüzyılda yapıldığı tahmin edilen han, Osmanlı Han Mimarisinde tek katlı, tek avlulu hanlar gurubuna girer. Düzgün olmayan, dikdörtgen şeklinde bir plana sahiptir. Kuzey cephesinde yola açılan hacimler dükkan olarak planlanmıştır.

İç avlu çevresinde 11 adet oda vardır ve ayrıca eyvanla geçilen bir ahır bölümü bulunur. Hanın örtü sistemi, tas konstrüksiyonlu sivri beşik tonoz ve yarım beşik tonoz şeklindedir. Kemer olarak sivri ve basık kemer kullanılmıştır. Oldukça sade inşa edilmiş olan yapının inşasında havara taşı (beyaz kesme taş) kullanılmıştır.

IMG_9624
Gaziantep Dini ve ticari yapılar

ZİNCİRLİ BEDESTEN

Halk arasında kara basamak bedesteni olarak da bilinir ve günümüzde et hali olarak kullanılmaktadır.

Asıl adı Hüseyin Paşa Bedestenidir. 1718 yılında Darendeli Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Güney kapısındaki 4 mısralık kitabenin yazarı “Kusuri” dir.

Bedesten, doğu-batı yönünde uzanan, üstü çapraz tonozlarlarla kapatılmış, bir sokağın iki yanına sıralanan, beşik tonozlu dükkanlarla, bu sokağı doğu yönünde kesen ve kuzey-güney istikametinde yerleştirilen başka bir sokağın yine iki tarafına sıralanmış benzer dükkanlar gurubundan oluşmaktadır. Böylece, bedesten “L” şeklinde bir plan şeması ortaya koyar.

1719 tarihli vakfiyesinde eserde 80 tane dükkanın varlığından söz edilmektedir. Yakın geçmişte, bir süre üstüne bir kat daha yapılarak adliye olarak kullanılmışsa da 1957 yılındaki yangında bu kısmı tamamen yok olmuştur. Tamir sırasında yolu genişletmek için güney ve batı kapılarının biraz içeriye alınmasıyla 14 dükkan günümüze ulaşmamıştır. Herhangi bir tezyinat unsuru bulunmayan eser, 2008 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

KEMİKLİ BEDESTEN

Temel kazısı sırasında kemik bulunduğu için, adına halk tarafından kemikli bedesten denilmiştir. Ama asıl adı Mecidiye Bedestenidir.

Kitabesi bulunmayan bedestenin Hacı Müftü Osman Efendi tarafından, 1860-1862 yıllarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Bedestenin bir kısmının Mecidiye, diğer kısmının ise Aziziye olarak adlandırılması, esere Abdülmecid zamanında başlandığı ve Abdülaziz zamanında bitirildiğini akla getirmektedir. Kapalı çarşı, plan tipinde düzenlenen her bedestende iki taraflı 40 dükkan vardır.

Dükkanlar arasındaki geçiş bölümü beşik tonoz örtülmüş ve tonoz üzerinde belli aralıklarla aydınlatma pencereleri bulunmaktadır. Girişi kara taş ve keymıh taşı kullanılarak, iki renkli olarak yapılmıştır. Tek katlı olarak, yöresel keymıh taşıyla (sert kalker) inşa edilmiş olup günümüzde de bedesten olarak işlevini sürdürmektedir.

IMG_9685
Gaziantep Dini ve ticari yapılar

HİŞHA HAN

Hışha (Pamuk kozası) Han olarak bilinen Lala Mustafa Paşa Hanının ne zaman yapıldığını gösteren bir kitabe yoktur. Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığını gösteren Vakfiyeler ve Şeri Mahkeme sicilleri vardır. Vakfiyesinin tarihi 1577 yılı olup, 1563-1577 yılları arasında Lala Mustafa Paşanın Halep ve Şam Beylerbeyliği döneminde bulunduğu yıllarda yaptırılmış olmalıdır. Tek katlı hanlar gurubuna giren yapı Gaziantep’in en eski hanıdır.

Han, batısındaki hamam, susamhane, doğusundaki şimdi mevcut olmayan Bedesten ve Mir-i Miran Mescidi ile birlikte bir külliye (Lala Mustafa Paşa Külliyesi) durumundaydı. Hanın kuzey cephesinde yola açılan hacimlerin dükkan olarak, iç bölümlerde ise avluya açılan odaların yolcuların konaklaması amacıyla, revaka açılan mekanların ise depo ve ahır olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Yapının inşasında siyah ve beyaz kesme taşlar kullanılmıştır. Örtü sistemi, taş konstürkiyonlu tonozlar biçimindedir. Oldukça sade inşa edilen handa tek süsleme cümle kapısındadır. Kapı, zeminden itibaren siyah ve beyaz taşlarla inşa edilmiştir.

İNCEOĞLU (BÜDEYRİ-ELBEYLİ)HANI

Han, plan ve süsleme benzerliği nedeniyle 1890 tarihli Kürkçü Hanı ile aynı yıllarda inşa edilmiştir. Bu nedenle Büdeyri Hanın 19. Yüzyıl sonlarında yapıldığı düşünülmektedir. Osmanlı han mimarisi içinde, tek avlulu, iki katlı hanlar gurubuna girmektedir. Klasik Osmanlı han mimarisinin birçok özelliklerini üzerinde toplayan eser, sabunhane ve han olmak üzere iki bölüm halinde inşa edilmiştir.

Her iki bölümün üst katındaki mekanlar, yolcuların ikamet etmeleri amacıyla yapılmıştır. Sabunhane ile hanın birer müstakil cümle kapısı mevcut ise de ikinci katta ara bir geçitle birbirine bağlanmıştır. Bu plan özelliğiyle, Gaziantep’teki hanlar içinde tek örnektir. Hanın zemin katında, içte kareye yakın üstü açık bir avlunun etrafında, sıralanan muhtelif hacimler, ön cephede ise dışa açılan tek katlı dükkanlar vardır. Doğudaki mekanların arkasında iki bölümlü ahır yer alır.

Sabunhane kısmı, biraz çarpık dikdörtgen plana sahip olan iç avluyu kuzey ve doğu taraflardan revakla kuşatmakta olup, diğer mekanlarda bu hacme açılır. Avlunun üzeri, üstten kiremit ile kapatılarak sabunhanenin daha temiz olması sağlanmıştır. Çeşitli müdahaleler gören yapı günümüze kadar ayakta kalabilen sayılı hanlardan biridir.

MİLLET HANI

Gaziantep’teki diğer hanlarla karşılaştırılması sonucunda hanın 1868-1869 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir. İlk sahibi Aşçıoğlu Kesbar Kevork olarak kaynaklarda yer almaktadır.

Yapı Osmanlı han mimarisi içindeki iki katlı, tek avlulu hanlar gurubuna girer. Hanın planı arsaya göre şekillenmiştir. Avlu alt katta mekanlarla çevrelenmiş, üst katta dört taraftan revakla kuşatılmıştır. Avlunun güney tarafındaki hacimlerin arkasında bulunan ahırın avlu ile ilişkisi olmayıp, kapısı hanın batı cephesinden açılır.

Buna benzer durum, diğer hanlarda görülmemektedir. Ayrıca kuzey cephesinde de sokağa açılan tek katlı dükkanlar yer almaktadır. Han oldukça sade yapılmış olmakla birlikte iki renkli taş işçiliği hareketlilik sağlamıştır.

Han, sonradan yapılan tamiratlar ve eklenen dükkanlarla orijinal özelliklerini kaybetmiş ve bazı kısımları tamamen yıkılmış durumda olup, 2001-2003 yıllarında restore edilmiştir.

YENİ HAN

Kitabesi bulunmayan Yeni Hanın yapılış tarihi hakkında kesin bilgiler yoktur. Ancak 1557 tarihli Ayıntap Vakfı Defterinde eserin adının Han-ı Cedid (Yeni Han) olarak geçmesi nedeniyle, han bu tarihten önce yapılmış olmalıdır. Hanın bilinen ilk sahiplerinin Battal Bey’in kızı Asiye ve Hacı Osman Bey’in kızı Emine Hatun olduğu kayıtlarda yer almaktadır.

Yapı, Osmanlı han mimarisi içinde tek avlulu, iki katlı hanlar gurubuna girmektedir. Avlu, zemin katta üç taraftan eyvan ve odalarla, bir taraftan revakla, üst katta ise bir taraftan odalarla, üç taraftan da revakla kuşatılmıştır. Zemin kattaki mekanlar depo ve ahır, üst katta bulunan odalar ise yolcuların konaklaması amacıyla yapılmıştır.

Yapıda dikkati çeken tek süsleme, batı cephesindeki cümle kapısı üzerindeki siyah ve beyaz kesme taşlarla oluşturulmuş olan süslemedir. Ayrıca giriş açıklığının iki tarafında iki taş seki vardır. Hanın diğer kısımları ise oldukça sade bir şekilde inşa edilmiştir. Hanın inşasında siyah ve sarımtırak renkte küfeki kesme taş kullanılmıştır. Örtü sistemi, taş konstrüksiyonlu sivri beşik tonoz, çapraz tonoz ve aynalı tonoz ile düz örtüdür.

YÜZÜKÇÜ HAN

Yüzükçü Hanı, Kitabesi olan ender hanlardan biridir. Fakat taç kapısı üzerinde yer alan 1897 tarihli yazıdan ibaret olan bu kitabe eserin inşa değil yenilenme kitabesidir. Çünkü 1735 tarihli Şer-i Mahkeme Sicilinde “İki Kapılı Han yakınında bir kişinin öldürülmesiyle açılan dava neticesinde tahakkuk eden diyetin Uzun Çarşı, İki Kapılı Han ve Yüzükçü Han esnafından toplanması” şeklinde bir vesika vardır.

Buna göre eser, 1735 tarihinden önce mevcut olup, inşa tekniği ve malzeme durumuna göre Yüzükçü Han, 1897 yılında büyük ölçüde yenilenmiştir. Hanın bilinen ilk sahibi Battal Bey’in kızı Asiye ve Hacı Osman Bey’in kızı Emine Hatundur.

Yapı, Osmanlı han mimarisi içinde tek avlulu, iki katlı hanlar gurubuna girer. Yol ve arsa durumuna göre inşa edilmiş olan hanın zemin ve üst katları birbirinden farklı plan şekline sahiptir. Zemin kattaki mekanlar avluyu dört taraftan çevrelediği halde, üst kattaki odalar, kuzey cephesinin tamamı ve batı cephesinin bir bölümüne kadar kuşatmaktadır.

İkinci katta bulunan gezinti yeri, ahşap kemerli revaklardan oluşmakta olup, bu özelliğiyle diğer hanlardan ayrılmaktadır. Doğu kanadında, Antep hanlarının pek çoğunda görülen mağara şeklinde bir ahır vardır. Yapıda sarımtırak renkteki küfeki kesme taş kullanılmış olup, taç kapısında ise küfeki taş ile siyah taş birlikte kullanılmıştır.

ANADOLU HANI

Hanın ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak 19. Yüzyıl başlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Osmanlı han mimarisi içinde iki avlulu, iki katlı hanlar gurubuna girer. Yapı yolcu hanı olarak inşa edilmiş olup, zemin katındaki mekanlar depo ve ahır olarak, üst katlarla yer alan odalar ise yolcuların konaklaması amacıyla yapılmıştır.

Doğu-batı istikametinde uzanan yapıda görülen plan tipi, diğer hanlarda yoktur. Hanın, çarpık planındaki birinci avlusu iki yönden, yine çarpık şekildeki ikinci avlusu da üç yönden çeşitli ebat ve şekillerdeki mekanlarla çevrelenmiştir. Oldukça sade inşa edilen han, 1985 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

ÇEKİRDEKÇİ (EMİR ALİ) HANI

1719 yılında inşa edilmiş olan han, Sekkakoğlu, Esseyit Ali Bey tarafından yaptırılmış olup, mimari bilinmemektedir. Osmanlı han mimarisine göre tek avlulu, iki katlı hanlar gurubuna giren yapı, düzgün olmayan, dikdörtgen şeklinde bir plana sahiptir. Avlu, zemin katta dört taraftan, üst katta ise iki taraftan revakla çevrelenmiştir.

Günümüze orijinal olarak gelen tek revak güney revaktır. Han oldukça sade olup, yalnızca avlunun doğu kısmında avluya açılan hacimlerin ön duvarları, kapı ve pencere kemerleri hizasına kadar siyah ve beyaz kesme taşla örülerek iç kısımda bir hareketlilik sağlanmıştır.

Eserin orijinal kısımlarında sarımtırak renkte küfeki kesme taş, sonradan yapıldığı tahmin edilen kısımda ise siyah ve beyaz kesme taş kullanılmıştır. Üst kattaki mekanlar yolcuların konaklaması için, alt kattaki mekanlar ise depo ve ahır olarak kullanılmak üzere yapılmıştır.

Ayrıca hanın kuzey cephesinde mağara şeklinde bir hacim de ahır vazifesi görmektedir ki bu Gaziantep’te meyilli arazi üzerine kurulan birçok handa görülmektedir.

TÜTÜN HANI

Herhangi bir inşa veya onarım kitabesi bulunmayan Tütün Hanına ait en eski bilgi, Şer-i Mahkeme Sicillerinde geçmektedir. 1754 tarihli vesikada “Taşradan Antepe gelen ve mukataası (götürü ve iş verme yetkisi) Hacı Mehmet’in uhdesinde bulunan tütünler eskiden beri Tütün Hanında satılır, gümrüğü de burada alınırdı” denilmektedir.

Eskiden beri tütünlerin burada alınıp satılması, eserin 1754 yılından daha önceki bir tarihte yapıldığını ortaya koymaktadır. Osmanlı topraklarında tütünün, 17’nci yüzyılda yaygınlık kazanmaya başladığı bilinmektedir. Ayrıca 1735 yılında Antep’te tütüncü esnafının bulunduğunun bilinmesi, bu hanın tarihinin 1754 yılından daha öncesine gittiğini kesin olarak göstermektedir.

19’ncu yüzyılda hanın bilinen ilk sahibi Nur Ali Ağa Oğlu Hüseyin Ağa’dır. 2007 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

Yapı, Osmanlı han mimarisi içinde tek katlı, tek avlulu hanlar gurubuna girer. Gaziantep’teki mevcut olan en küçük hanlardan biri olan bu yapı, eskiden şehrin en işlek iş ve alışveriş merkezinde bulunmaktaydı. Eser, dikdörtgen bir avlunun dört kenarına yerleştirilen odalar ve hana bitişik olarak inşa edilen dükkanlardan oluşmaktadır.

Kuzey cephesinde kayaya oyulan bir bodrum bölümü vardır ki, bu han için önemli bir özelliktir. Yapının sadece kuzey cephede süsleme sadece portalde görülür. Kapı, zeminden itibaren siyah ve beyaz taştan yapılmıştır.

KÜRKÇÜ HAN

Han, mevcut kitabesine göre 1890 yılında yapılmıştır. Osmanlı han mimarisi içinde tek avlulu, iki katlı hanlar gurubuna girer. Osmanlı han mimarisinin birçok özelliklerini üzerinde taşıyan yapı, Han ve Sabunhane olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

Han yolcu hanı olarak inşa edilmiş olup, zemin kattaki hacimler dükkan, depo ve ahır maksadıyla, üst katta yer alan odalar ise yolcuların konaklaması için yapılmıştır. Sabunhane ve hanın ayrı girişleri bulunmasına rağmen ayrıca iç kısımlarda ara geçişlerde mevcuttur.

Han, diğer hanlarda olduğu gibi araziye göre şekillenmiştir. Yapıdaki en önemli süsleme portalde görülen süsleme olup, devrinin eklektik özelliklerini yansıtmaktadır. İç kısımda zengin bir süsleme görülmez. Burada dikkat çeken tek tezyinat, avlu geçidinin doğu-batı yönünde uzanan sivri beşik tonozun orta kısmında hafif kabartma olarak yapılmış altı kollu yıldız motifidir.

Ayrıca avlu geçidinin avluya bakan tarafında iki renkli taş kullanılarak iç mekana hareketlilik kazandırılmıştır.

TUZ HANI

Herhangi bir inşa kitabesi veya vakfiyesi yoktur. Ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Fakat eserin adı, Hicri 11’nci yüzyıla ait Antep Şer-i Mahkeme Sicillerinde ve Evliya Çelebi Seyahatnamesinde geçmektedir. Bu nedenle, Tuz Hanının 16. Yüzyılın sonlarında inşa edildiği düşünülmektedir.

Yapı, Osmanlı han mimarisine uygun tek avlulu, iki katlı hanlar gurubuna girer. Hanın işlevine uygun olarak, zemin kattaki mekanlar depo, ahır ve dükkan olarak, üst katta yer alan odalar ise yolcuların konaklaması için yapılmıştır. Hanın caddeye bakan cephesinde, doğrudan caddeye açılan dükkanlar bulunmaktadır.

Hanın ikinci katı, avluyu dört taraftan kuşatan revaklardan ve bunların arasına yerleştirilmiş odalardan meydana gelir. Hanın kuzeybatı köşesinde geniş bir alanı kaplayan ve yüksek kahve adıyla meşhur kahvehane bulunmaktadır. Han oldukça sade olup yalnızca kuzey cümle kapısı siyah ve beyaz taşlardan oluşturulmuştur. Hanın giriş kapısı dışındaki kısımlarda sarımtırak renkte küfeki  kesme taşı görülmektedir.

ŞİRE (BELEDİYE) HANI

Han, 1885-1886 yıllarında Halep Valisi Cemil Bey’in emriyle Kaymakam Rüstem Bey ve Belediye Reisi Mustafa Ağa tarafından Belediyenin imkanlarıyla yapılmıştır. Hanın mimarı Kirkor, nakkaşı ise Ali Efendi’nin oğlu Abbas’tır.

Yapı tek avlulu, iki katlı Osmanlı hanları gurubuna girer. Klasik Osmanlı han mimarisinin birçok özelliklerini üzerinde taşıyan eser, dikdörtgen planlıdır. Yapı, yolcu ve iş hanı olarak inşa edilmiştir. Zemin kattaki mekanlar dükkan, depo ve ahır olarak, üst katta bulunan odalar ise yolcuların ikamet etmesi için yapılmıştır.

Avlu, dört taraftan mekanlarla çevrelenmiş olup, güney kısmındaki hacimlerin arkasında doğu-batı yönünde iki sahın halinde uzanan ahır bölümü vardır. Avlunun ortasında ilk yapıldığı dönemlerde hanın su ihtiyacını karşılamak amacıyla bir kuyu varken, daha sonra bu kuyu kapatılarak avlu zeminden, iki basamak aşağıya inilerek ulaşılan şadırvan yapılmıştır.

Hanın üst katı doğu, batı ve kuzey taraftan kuşatılan revaklarla çevrelenmiştir. Gaziantep’te bulunan hanlar içinde tezyinat bakımından en çok dikkati çeken eser durumunda olup, bütün süslemeler üç adet anıtsal taç kapısı üzerinde toplanmıştır.

Büyük ölçüde korunmuş olan hanın, 2004 yılı restorasyon çalışmasından sonra özgün şekliyle korunması ve yaşatılması sağlanmıştır.

GÜMRÜK HANI

Han, 1873-1878 yılları arasında, Abdülhalik oğlu Hacı Ömer Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hanın bugünkü sahibi Abdülhalik oğlu Hacı Ömer Ağa Vakfıdır.

Osmanlı han mimarisi içinde tek avlulu, iki katlı hanlar gurubuna giren yapı, düzgün olmayan dikdörtgen şeklinde bir plana sahiptir. Yolcu hanı olarak inşa edilen hanın, zemin katındaki mekanlar depo ve ahır, üst katta yer alan odalar ise yolcuların konaklaması için yapılmıştır.

Han arazi ölçülerine ve arazi yapısına göre şekillendirilmiştir. Zemin katta, sadece giriş cephesinde sokak ile bağlantılı dükkanlar bulunmaktadır. Avlu, zemin katta kuzey, güney ve batı taraflarda çeşitli mekanlarla, üst katta ise kuzey ve batıdan revaklarla, güney kısmından iki gözlü revak ve bir oda ile kuşatılmıştır.

Yapının orijinal kısımlarında sarımtırak renkte küfeki kesme taş kullanılmıştır.

IMG_9711
Gaziantep Dini ve ticari yapılar

DİNİ YAPILAR

Gaziantep dini mimari açısından zengindir. Toplam 178 dini yapıdan 144’ü yok olmuş ve günümüze sadece 34 tanesi ulaşmıştır. Bu yapılar mimari açıdan gösterişli olmamalarına karşın, sadece Gaziantep camilerinde görülen özellikler taşırlar.

ŞİRVANİ CAMİİ

İlk yapımının 14-15. Yüzyıllarda Dulkadiroğulları ve Memlüklüler dönemi olduğu düşünülmektedir. İki şerefeli minareyi sadece Osmanlı hanedanına bağlı kimselerin yaptırdığını söylenmekte, Osmanlılardan önce yapılmış olacağı düşünülmektedir. 1681 yılında, Şirvani Mehmet Efendi tarafından kapısının onarıldığı bilinmektedir.

1890 yılına ait fotoğraflarda, çokgen gövdesi üzerinde şerefelerini bir şemsiye şeklinde örten külahlarıyla Tekke Camine benzemekteyken, günümüzde sivri külahlı bir minaresi vardır. Bu minare, 1947 yılında yeniden yapılmış ve cami 1960 yılında tekrar onarım görmüştür. Kapısındaki dilimli ikiz kemer Gaziantep’teki tek örnektir. Raylar üzerinde hareket eden ve Gaziantep’e özgü hareketli mimber de Türk mimarisinde özel bir yer tutar.

HANDANİYE CAMİİ

Kitabesinden de anlaşılacağı üzere Handaniye Camii savaşta hasar görmüştür. Kıble tarafından giren top içeride patlamış ve caminin içini viraneye dönüştürmüştür. Bu sırada oradan geçmekte olan bir kadının ölmesi nedeniyle sokağa kadının adı verilerek “İlk Top Şehidi Habba” denilmiştir.

Zülkariye Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın Kethüdası Abdullah oğlu Handan Ağa tarafından yaptırılmıştır. 1575, 1596 tarihleri arasında Hacı Abdullah tarafından yenilenmiş, minaresi ise oğlu Mustafa tarafından eklenmiştir. Taş işçiliğinin güzelliğiyle dikkati çeken caminin taç kapısı tamamen kündekaridir. Taç kapının hemen üzerinde yer alan ahşap müezzin mahfelinin altı son derece güzel bir ahşap işçiliği sergiler.

Ortasında yer alan mukarnaslı sarkıt, tek parça ahşaptan yapılmıştır. Siyah-beyaz taşlarla örülmüş mihrabın iki tarafında köşk denilen, duvar içinden çıkılan iki mimber vardır. Minarenin taş işçiliği özeldir. Şerefenin oturduğu kısmı oluşturan mukarnaslar yukarı doğru açılarak üçgen şeklini alır. Altından çini tabaklar sıralanır.

TAHTANİ CAMİİ

Yaptıranın kim olduğu bilinmeyen caminin yapım tarihiyle ilgili çelişkili bilgiler vardır. Evliya Çelebiye göre 1578 olan tarih, daha önceki şer-i sicil kayıtlarındaki bilgiler nedeniyle yanlıştır. 1558 yılındaki bir şer-i sicilinde camiden söz edilmektedir.

Ayrıca başka bir şer-i sicilinin tarihi 1580 yılıdır ve bu tarihte onarım görmüştür. Kitabelerden anlaşıldığı kadarıyla birkaç tamir daha görmüştür. 1790 yılında, 1805 yılında, 1958 yılında ve 1983 yılında. Eskiden düz damlı olan caminin üzeri sonradan kiremit kaplı kırma çatı olarak değiştirilmiştir.

Günümüzde yağlıboyayla iyice bozulan mihrabın nişinin çevresinde dikdörtgen bir çerçeve yer almıştır. Arada kalan köşe boşlukları Rumilerle süslenmiştir. Minberin göbeğinde sekizgen, gemici çarkına benzeyen, kafes tekniğiyle yapılmış, tahdın altındaki pano kelebek benzeri motiflerle doldurulmuştur.

Minarede yine özenli bir taş işçiliği görülür. Şemsiye külahlı şerefenin altı ince mukarnaslarla örülmüştür. Belli aralıklarla sarkıtlar yapılmış, bunların arasına on iki tane çini tabak yerleştirilmiştir. Şerefe korkulukları, on iki ayrı geometrik desenle yapılmıştır. Tüm bu özellikleriyle bölgenin karakteristik özelliklerini taşır durumdadır.

KARAGÖZ CAMİİ

1756 yılında meşhur Nuri Mehmet Paşa’nın dedesi ve Antep’in yerlisi olan Battal Ağa tarafından yapımına başlanan cami, 1758 yılında tamamlanır. Karagöz Cami, adını Halep ve Antep arasında yaşayan Beydili ve Eymürlü boyuna mensup “Karagözlü” adında bir Türkmen oymağından almıştır.

1137 tarihli şer-i mahkeme sicili kayıtlarında bu caminin yerinde, yine “Karagöz” adında bir mabet varmış. Eski mescit, Battal Ağa tarafından cami haline getirilmiş ve eski adıyla anılmaya devam etmiştir.

Kıbleye paralel, tek sahınlı, süslemesi az, küçük bir camidir. Batıdaki bir kapıdan alçak bir duvarla ikiye bölünmüş olan avluya geçilir. Avlunun camiye bakan cephesinde diğer Antep camilerinde de görülen renkli taş süslemeler vardır.

Mihrabında da süslemeye rastlanmaz. Sade, yuvarlak bir nişden oluşur. Ahşaptan yapılmış mimberi de sadece ve süslemesizdir.

Yakın zamanda 3 kez tamir edilen camide, 1967 yılında dış kaplamalar, 1973 yılında avlunun batı kapısı yenilenmiş, 1985 yılında iç duvarlar elden geçirilmiş ve mimberi şimdiki yerine yerleştirilerek ahşap rengini almıştır. Günümüzde düz beton tavanla örtülü olan son cemaat yerinin eskiden ahşap kirişler üzerine düz toprak damla örtülü olduğu düşünülmektedir.

Son cemaat yerinin batısında minare vardır. Dam seviyesine kadar kare, sonra çokgen gövdeli olarak devam eder. Minare korkuluğu değişik geometrik desenlerle kafes tekniğinde işlenmiştir ve panolardan oluşur. Abdülhamit resimlerinde görünmeyen minare, üzerindeki kurşun izlerine bakılarak 1900 ile 1920 yılları arasında yapılmış olabilir.

ALAÜDDEVLE CAMİİ

1480-1515 yılları arasında hüküm süren Dulkadirli Bey’i Alaüddevle Bozkurt Bey’in yaptırdığı cami adını yine Alaüddevle Bozkurt Bey’den alır. Halk arasında “Alidola” olarak da bilinir. Bu caminin mimarı bilinmiyor. Yeniden yaptırılan caminin mimarı ise Armenak, ustabaşısı Kirkor’dur. Alaüddevle Camii 1898 yılını takip eden yıllarda yıkılmış, daha sonra Antep’in ileri gelenleri yenisini yaptırmıştır.

HACI NASIR CAMİİ

1570 yılında mescit olarak yapılmış bina 1680 yılında bir minber konularak camiye dönüştürülmüştür. 1812 yılında da bugünkü haline getirilmiştir. Kurtuluş savaşı sırasında ciddi hasar görmüş olan cami 1923 yılında onarılmıştır. Külah kısmı yıkılan minare halkın kendi imkanlarıyla yeniden yapılmıştır.

Burmalı gövdesiyle bu minare Gaziantep’teki özel minarelerden birisidir. Siyah ve pembe kaplamalarla süslenmiş mihrabın iki yanında balkon şeklinde çıkıntılar vardır. Bu çıkıntılara duvar içinden birer merdivenle çıkılır.

Minber olanı kırmızı mermerden diğeri ahşaptan yapılmıştır. Gaziantep’teki en zengin kalem işlemelerine sahip mahfil günümüze kadar ulaşmıştır.

TEKKE CAMİİ VE KÜLLİYESİ VE MEVLEVİHANE

Aslen Türkmen Bey’i olan Sancak Bey’i Mustafa Ağa tarafından 1638 yılında yaptırılmıştır. Mevlevihane’nin semahanesi ve vakit namazlarının kılındığı cami bölümü, derviş odaları, şeyh evi ve bir çeşmeden oluşan külliyenin vakfiyesinde meyve bahçesi, boyahane, yirmi dükkan ve bir ahırdan söz edilir.

Tekke cami mimarisiyle tipik bir semahane özelliği taşımasına karşın, mutrip mahfili ve çile hücresi yoktur. Çok sade bir yapıdır. Giriş kapısında üç kenarda beşparmak desenlerinden oluşmuş bir silme vardır.

Bu desenler Gaziantep’teki tek örnektir. Kilit taşının üzerinde bir damla taşı, onun iki yanında etrafı ince siyah taşlarla sıralanmış kırmızı mermer pano vardır.

KURTULUŞ CAMİİ

1892 yılında kilise olarak inşa edilen ve daha sonra camiye dönüştürülen yapı, Tepebaşı mahallesindedir. Özgün mimari özelliklerini koruyan yapı, Gaziantep şehrinin en büyük camilerinden birisidir. Camide, köşeler ve pencere silmeleri, yöresel siyah ve beyaz taştan yapılmıştır.

Dikdörtgen planlı, haç biçimindeki caminin içi, mihraba dik sütunlarla üç sahaya ayrılmıştır. Haçın kolları dıştan alınlık şeklinde, içten de çapraz tonozlarla örülmüştür. Ana mekanın ortası yuvarlak, kasnaklı, oldukça yüksek kubbelidir.

Kesme taştan yapılan duvarlar üzerinde ilk iki sırada sivri kemerli, üst sırada da yuvarlak pencereler vardır. Yapının üzeri kırma bir çatı ile örtülmüştür. Sonradan eklenen minare, kare biçiminde kaide üzerinde yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

ÖMERİYE CAMİİ

Düğmeci mahallesindedir. Antep şehrinin en eski camisidir. 1210 yılında tamir geçirdiği, kayıtlarda yazılıdır. Caminin kimin tarafından yapıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte Halife Hz Ömer zamanında yapıldığı ya da Hz Ömer’in kızından olma torunu Emevi Halifesi Ömer Bin Abdülaziz tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.

Caminin taç kapısı ve mihrabı ak-kara taşla örülmüştür. Minare şerefesinin korkuluklarında, oyma taş işçiliğinin en güzel örnekleri görülür. Hatta minarenin bedeninde Antep savunmasının dehşetli günlerinden kalma, mermi ve şarapnel parçalarının izlerini görmek mümkündür.

Halk arasında anlatılan bir rivayete göre, bu cami, her yıl tabana doğru çökmekte ve toprağa gömülmektedir. Tamamen battığı zaman, kıyametin kopacağı söylentileri vardır.