Balıkesir Ayvalık

Balıkesir Ayvalık


Türkiye’nin Ege kıyılarında; nispeten daha nemi olmayan ve serin havası ile, güney kıyılarına nazaran tercih edilen, mavi ve yeşilin bir arada bulunduğu, tarih kokan bir belde.

Balıkesir Ayvalık
Balıkesir Ayvalık
Balıkesir Ayvalık
Balıkesir Ayvalık

          

Evet, ülkemizin bu güzel turizm diyarına, son olarak Temmuz 2018  tarihinde gittim ve en son görüşlerimi de, yazıya ekliyorum. Son gittiğimde, Ayvalık yine eski havasında idi. Şehir merkezindeki trafik sıkışıklığı, nemli olmayan havası, masmavi denizi ve Arguvan çiçekleri, Alibey adası, Sarımsaklı plajları. Fakat, daha önce denize girme şansım olmamıştı, bu kez gittiğimde Sarımsaklı sahillerinden denize girdiğimde, ayağıma deniz kestanesi dikeni battı. Sonradan öğrendim ki, bu yörede, bolca deniz kestanesi varmış ve insanlar, denize girenler, sık sık bu durumdan mağdur oluyorlar ve sağlık kuruluşlarının yolunu tutuyorlarmış. Evet, Ayvalık yöresinde denize girenler için, deniz ayakkabısı kullanmalarını öneriyorum. Bunun dışında, Ayvalık’ta geçen zamanım gayet güzel ve muhteşemdi.

Balıkesir Ayvalık
Balıkesir Ayvalık
Balıkesir Ayvalık

       

Ayvalık denilince: buradaki kiliseler, camiler, manastırlar ve ilçe sokaklarındaki tarihi taş evler, adalar, koylar ve su altı güzellikleri, deniz ürünlerinden oluşan muhteşem lezzetler, Ayvalık tostu, zeytini, zeytinyağı, Alibey Adası, kara parçası ile bu ada arasındaki boğaz köprüsü ve son olarak Şeytan Sofrası. İnanın tüm bunların yanında, Ayvalık’ta yaşayabileceğiniz birçok güzellik daha keşfedebilirsiniz.

Balıkesir Ayvalık Cunda Adası
Balıkesir Ayvalık Cunda Adası
Balıkesir Ayvalık Cunda Adası

 

Özellikle: İlçe merkezindeki, tarihi taş evlerin bulunduğu sokaklarda ve sahilde gezmelisiniz. Sahildeki restoranlarda, deniz ürünleri ve özellikle yöresel otlardan oluşan aperatiflerden yemelisiniz.

Hatta: herhangi bir pişme işlemine tabi tutulmadan, sadece zeytinyağı ile terbiye edilen deniz kestanesi bile yemelisiniz. Sonra: Alibey Adası, sonra Şeytan Sofrasından güneşin batışı.

ULAŞIM

Evet: Ayvalık; özellikle, İzmir olmak üzere, İstanbul’a yakın olması nedeniyle tercih ediliyor. Şöyle  ki: İzmir, yalnızca 125 km. uzaklıkta. Yani; İzmir’den çıktığınızda, yalnızca 2 saat sonra, Ayvalık’a ulaşabiliyorsunuz. Bu büyük avantaj.

Ankara-Ayvalık ulaşımı ise: 640 km. Ankara-Eskişehir-Bursa üzerinden buraya ulaşmak mümkün.

İstanbul-Ayvalık arasındaki ulaşım için, iki alternatif söz konusu. Bunlardan birincisi uzun olan yol. Şöyle ki, 520 km. olan bu yol için, İstanbul-İzmit-Bursa-Ayvalık yolunu izlemeniz gerekiyor. Diğer daha kısa olan yol ise, 475 km. Bu yol için: İstanbul-Tekirdağ-Çanakkale-Ayvalık istikametini izlemeniz gerekiyor.

Ayvalık; bunun dışında kara yolu ile: Bursa’ya 277 km. (4.5 saat) Bandırma’ya: 225 km. Çanakkale’ye:167 km.(3 saat) , Bergama’ya: 45 km., Truva’ya: 154 km., Efes’e: 239 km. uzaklıkta.

Evet, bu arada, Ayvalık; Yunanistan’ın Midilli Adasına da çok yakın olması ile öne çıkan bir ilçe. Midilli Adasına, feribot ile, Ayvalık’tan yalnızca 2 saat sonra ulaşılıyor.

AYVALIK’ TA NE YENİR

Ayvalık’a özgü: en önemli yiyecek: sosis, sucuk, kaşar, turşu, mayonez, ketçap gibi malzemelerden hazırlanan “Ayvalık tostu”. Diğer önemli bir yiyecek, tüm Balıkesir ilinde yaygın olarak yapılan ve höşmerim olarak da bilinen “Höşmerim tatlısı”. “Papalina” olarak bilinen bir balık türünün (çaça balığı) genellikle meze olarak tüketilen; ızgarası ve zeytinyağında unla yapılan kızartması da, Ayvalık’ın önemli yemekleri arasında sayılır.

Bunun dışında: burada bulunduğunuz sürede: Ege’nin ünlü zeytinyağlı ot yemeklerini de mutlaka tadınız. Son bir öneri: deniz kestanesi yemelisiniz. Zeytinyağında harika.

Ayvalık’tan ne satın almalıyım, ne satın alabilirim, hediyelik olarak diye düşünürseniz. Mutlaka: zeytin ürünleri, cam kavanozlarda zeytin çeşitleri, zeytin yağlı sabun veya her boyutta bulabileceğiniz gerçek sızma zeytinyağı satın alabilirsiniz. Gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, inanın, bundan daha iyi ve güzel hediye olamaz. Nasıl ki, İzmit için pişmaniye bir simge ise, Ayvalık için simge, zeytin ve zeytinyağı. Özellikle, zeytinyağı.

ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI

İnsanların, zeytin ağacı ile tanışıklığı, 8000 yıldır süregelmektedir. Bir çok kaynakta yazılı olduğunu göre: Tufana yakalanan Nuh Peygamberin, gemisinden uçurduğu beyaz güvercin, bir süre sonra, ağzında bir zeytin dalı ile geri dönerek, tufanın bittiğimi haber verir. Bu nedenle, zeytin dalı ve beyaz güvercin, barışın simgesi olmuştur.

Hıristiyanlar, zeytini “talih ve barış” işareti kabul ederler. Elçiler, haber getirdiği zaman: zeytin dalı takdim edilirdi. Yunanlılar ve Romalılar; zeytin ağacının şerefli geleneğini; zeytinliklere girme, yetiştirme ve toplama işlemlerini, yalnızca iyi ve dürüst insanların yapmasına izin vererek sürdürmüşlerdir.

Bugün; Girit kralı Minosun, Knossos’taki sarayında bulunan zeytinyağı küpleri ise, MÖ.2500 yıllarında, Girit adasının en önemli geçim kaynağı olan, zeytinyağı ticaretinin tanıklığını yapmaktadır.

Kur-an da da; zeytinden; mübarek bir bitki olarak bahsedilmiş: ramazanda, hurma, su ve zeytin ile iftar edilmesi, tavsiye edilmiştir.

Bugün; Ayvalık: özellikle zeytin ağacıyla örtülü topraklarındaki 2.5 milyon zeytin ağacı ile, Ege’nin zeytin başkenti durumundadır.

GENEL

Kentin yerleşim düzeni, amfiteatr şeklinde olup, dar cadde ve sokaklar ve birbirine bitişik evler, görülmeye değer. Özellikle: Rumlar döneminden kalan, evlerin yapısı ve mimari özellikleri, görülmeye değer. Zamanınız varsa, Ayvalık sokaklarında, bu tarih kokan sokaklarda, rahat rahat dolaşın. Bu geziniz sırasında: İlçedeki, 6 tarihi cami, 6 kilise ve 2 manastır kalıntılarını görebileceksiniz.

Evet, Ayvalık’taki yaşamın en güzel yanı; buranın rüzgarlı bir bölge olması. Özellikle: burada, Lodos ve Poyraz rüzgarları hakim. Yaz’ın en kavurucu sıcaklarda ise; İmbat ve Meltem rüzgarları esmektedir. Bu rüzgarların tümü: serinletici etki yaratır. Özellikle: öğlen saatlerinde, Batı’dan esmeye başlayan, iyot kokulu İmbat rüzgarı, buradaki yaşama ayrı bir keyif verir.

Balıkesir Ayvalık
Balıkesir Ayvalık

Ayvalık denilince: tüm turistik özellikleri yanında: buradaki başlıca sanayi kuruluşları olan: zeytinyağı, sabun ve zeytin fabrikalarını da görmeden geçmemek gerek. Buraya geldiğinizde: Zeytin ve zeytinyağı üzerine kurulu bu fabrikalar zaten dikkatinizi çekecek. Siz de, burada bulunduğunuz süre sonunda, dönüşte, mutlaka, zeytin ürünleri veya zeytinyağı almayı unutmayın. Ayvalık’ta bulacağınız: zeytin ve zeytinyağını, inanın başka yerde bulamasınız. Mutlaka alın, ama özellikle yol üstündeki seyyar satıcılardan ziyade, belli başlı yerlerden alın ki, yanılma ve kötü kaliteli alma şansınız olmasın.

Ayvalık denilince, dalış turizmi de akla geliyor. Bölgede, mercan resifleriyle birlikte, 60’a yakın dalış bölgesi bulunmaktadır. Bu nedenle: zengin dip yapısı ve tartışmasız berraklıktaki denizi ile, su altı fotoğrafçıları ve dalgıçlar için vazgeçilmez bir cennet köşesidir. Ayvalık’ta, tüplü ve tüpsüz her türlü dalışa uygun alanlar bulunmaktadır.

Değişik bir etkinlik olarak, belki ilginizi çekebilir, her yıl, yaz sonuna doğru, geleneksel olarak deve güreşleri düzenlenmektedir.

Burada bulunduğunuz sürede, mutlaka dikkatinizi çekecektir. Ayvalık: dış turizmin pek yaygın olduğu bir yer değil. Yani: burada, daha güneydeki turizm merkezlerinde olduğu gibi, çok yoğun olarak yabancı turist yok. Ama: buranın yabancı turist profilini, Yunanlı turistler, fazlası ile dolduruyor. Bunda da, sanırım eskiden, burada yoğun Rum nüfusun yaşamış ve savaşları takip eden dönem sonunda, Yunanistan’a gönderilmiş olmaları yatıyor olsa gerek.

Balıkesir Ayvalık

Özellikle; eski Rum evleri ve yapılarına dayanan kültür turizmi gelişmiştir. Ayvalık, son yıllarda; Ege adalarından çok sayıda, günübirlik misafir ağırlanmaktadır. Bu ziyaretçilerin amacı, genellikle alışveriştir. Bu durumun ciddi ekonomik girdisinin oluşmaya başlamasının ardından, ilçe dükkanlarının vitrinleri “Yunanca” yazılar ile dolmuştur.

Balıkesir Ayvalık

Ayvalık merkezinde: her “Perşembe” günü büyük bir yerel pazar kuruluyor. Özellikle, Yunanistan’ın Midilli adasından olmak üzere, on binlerce Yunan turist, günü birlik ziyarette bulunuyor. Yunan turistlerin ziyarette bulunduğu en önemli yerlerin başında ise Ayvalık pazarı geliyor. Yani: Ayvalık pazarına gitmenizi size de öneriyorum. Pazardan özellikle, bu yörede yetişen ve yenilebilen değişik ot alternatifleri satın alabilirsiniz.

Ayvalık denildiğinde, ülkemizde yalnızca burada bulunan bir tesisten söz etmek istiyorum.

TSK ALİ ÇETİNKAYA İLK KURŞUN REHABİLİTASYON MERKEZİ

Evet Ayvalık’ta Kara Kuvvetleri komutanlığı tarafından işletilen rehabilitasyon merkezi var Kurumda, ülke genelinde tüm şehit yakınları ve gazilere, belirli dönemlerde rehabilitasyon ve dinlenme hizmeti verilmekte. Yeri çok güzel. Ayvalık içinde, yüksek bir tepe üzerinde.

Tüm Ayvalık manzarasına hakim bir noktada. Yapıldığı zamanlar, tesisi yaptıran Ayvalık belediyesi, burayı bir sosyal tesis olarak kullanmak ister.

Ancak; Rumlar, buranın altında yani tesisin yapıldığı alanda, daha önce bir Rum kilisesi olduğunu ve tesisin bu kilise yapılarak üstüne kurulduğunu iddia ederler ve bu iddialarını fotoğraflarla kanıtlarlar ve Belediyenin tesisi açmaması için büyük kampanya yaparlar.

Bunun üzerine, tesis, belediye tarafından; Silahlı Kuvvetlere devredilir ve bugün olduğu gibi, gerçekten çok güzel bir amaç için kullanılmaya başlanır. Bu arada, böyle bir düşünceyi ortaya atıp, geliştiren ve uygulayan herkese teşekkürler. Çünkü: bugün, bu tesisten yararlanan insanlar; gerçekten hayattaki en değerli varlıklarını, ülke için feda etmiş insanlar. Bu insanların, burada, zaten herhangi bir eğlenceli ortamları yok.

Yalnızca: dinlenmeleri ve rehabilite edilmeleri için kurulan ve daha çok bir sağlık tesisi anlamın olan kurum. Buranın kullanımı hakkında, çok ilginç bir husus daha var. Türk Silahlı Kuvvetlerinin: gazileri ile, şehit yakınları dışındaki personeli, bu tesisten istifade edemiyor, yani bu muhteşem güzel yerde, gerçekten yalnızca, şehit yakınları, gaziler ve gazi yakınları yararlanıyor.

Biraz önce söylediğim gibi: Rumların elinde çok sayıda resim var. Şimdi yerinde izi bile kalmayan, Rumlar zamanında yapılmış birçok manastır ve kilisenin varlığı, dediğim gibi, eski fotoğraflardan öğreniliyor.

Balıkesir Ayvalık

TARİH

Ayvalık: tarihte, Kydonia olarak biliniyor. Tarihi geçmişi ise: MÖ.330’lu yıllara kadar iniyor. Bu tarihi süreçte, Roma ve Bizans uygarlıklarının ardından, MS.15’nci yüzyıl ortalarında, bölgede Osmanlı egemenliği görülüyor.

Osmanlı kayıtlarında: Ayvalık’tan, ilk kez 1770 yılında söz edilmektedir. Yine, yazılı belgelere göre:

1789 yılında itibaren, Ayvalık önemli bir metropolitlik ve gayri Müslimlerin yaşadığı özerk bir bölge olarak öne çıkıyor. Öğrendiğime göre: Osmanlı döneminde, Yavuz Sultan Selim, yapılan bir seferden dönerken buraya uğrar.

Hastadır. Ayvalık hekimleri, yaptıkları kısa süreli tedavi sonucu, padişahı iyileştirirler. Padişah, bu iyiliklerine karşı, kendisinden bir şey istemelerini söylediğinde ise, Ayvalıklı Rumlar; özerklik isterler.

Düşünebiliyor musunuz, Osmanlı İmparatorluğunun en güçlü olduğu dönemlerde, hem de Anadolu’nun içinde, bir yer, özerk. Gerçekten, büyük bir ihsan.

Ama, maalesef bu özerklik gün gelmiş bitmiş. Niye mi? Özerkliği kendi gayretleriyle elde eden Rumlar, yine kendi gayretleri sonucu özerklikten uzaklaşmışlar. Hem de öyle bir uzaklaşma ki, bırakın özerkliği, yaşadıkları mekanları bile terk etmek zorunda kalmışlar. Ama; dedim ya, yine kendi gayretleri. Evet, yıl 1821. Yunan ayaklanması. Ayvalık’ta yaşayan Rumlar, bu ayaklanmaya katılıyorlar.

Sonraları, ilçenin büyük kısmı boşaltılıyor ve 1840 yılında, Karesi Sancağına bağlanarak, Osmanlı Devletinin bir ilçesi olur. Daha sonra, Rumların bölgeye dönmelerine izin verilmekle beraber, kent, eski canlılığına kavuşamamıştır.

29 Mayıs 1919 tarihinde, Yunan kuvvetleri tarafından, İngilizlerin desteğiyle, Ayvalık işgal edilir. Ancak; Ulusal kurtuluş savaşımızın Ayvalık cephesini kuran 172 nci Alay Komutanı Yarbay Ali Bey, tarafından, işgal kuvvetlerine ilk kurşun sıkılır. Yunan işgal kuvvetlerine, İzmir’de Gazeteci Hasan Tahsin tarafından mı, yoksa Ayvalık’ta Yarbay Ali Bey tarafından mı sıkıldığı konusunda, çelişkiler bulunmakta.

Atatürk, Nutuk’ta, ilk kurşunun, Ayvalık’ta Yarbay Ali Bey tarafından sıkıldığını söylemiş. Sanırım; bu şekilde değerlendirmek, daha doğru olacak. Yine de, yurdumuzun kurtuluşu için, ölümü göze alarak, ilk kurşunu sıkan, bu iki insanı da saygı ile anmak gerek. İlk hangisinin sıktığı, bence teferruat.

Balıkesir Ayvalık

GEZİLECEK YERLER

ALİBEY CAMİSİ

Hamdibey mahallesinde bulunan ve Cumhuriyet döneminde camiye çevrilen yapı, daha önceki a adıyla “Aya Nikola (Hagios Nikolaos) kilisesidir ve 19 yüzyılda yapılmıştır. Diğer bir adı da Çınarlı Camiidir. Dikdörtgen planlı, moloz ve kesme taştan cami, kubbe ve tonozlarla örtülüdür. Yapının iç mekanı, Yunan haçı planlıdır.

BİBERLİ CAMİİ

Kasımpaşa mahallesindedir ve Ayvalık’taki birçok cami gibi kiliseden camiye çevrilmiş bir yapıdır. Günümüzde kubbesi çökmüş durumda bulunan caminin altı sütunlu girişi vardır.

KÜÇÜKKÖY

Osmanlı döneminde, 1462 yılında, Fatih Sultan Mehmet, Midilli adasını ele geçirince, Küçükköy denen burası, kurulur. Çünkü: Midilli adasının, yeniden korsanlar ve diğerlerinin eline geçmemesi için, bugün, Küçükköy ün bulunduğu yere, Osmanlı askerleri/yeniçeriler yerleştirilir. Köyün ismi de, Yeniçeri Köyü anlamına gelen “Yeniçarhion” olur.

Zamanla: burada da, yoğun olarak Rumlar yaşamaya başlarlar. Onlar, buraya “Küçükköy” ismini verirler. Günümüzde, Küçükköy’de, çoğunluğu 1912 yılında Karadağ, Sancak ve Saraybosna’dan gelen göçmenler ve bir kısmı Midilli Adasından gelen adalılar, etkin nüfus yapısını oluşturuyorlar. Köyün içinde, Rum mimarisinin örneklerine sıkça rastlamanız mümkün. 19.yüzyıldan kalma: 3 kilise ve 3 manastır var. Bunlardan, günümüzde cami olarak kullanılan “Aya Athanasiu kilisesi” sağlam olarak gelmiştir.

Balıkesir Ayvalık Sarımsaklı Plajları
Balıkesir Ayvalık Sarımsaklı Plajları

 

Balıkesir Ayvalık Sarımsaklı Plajları

SARIMSAKLI PLAJLARI

Halk arasında, Küçükköy beldesine, genel olarak Sarımsak/Sarımsaklı deniliyor. Gerçekten; Sarımsaklı, Küçükköy Beldesi sınırları içinde yer alan yarımadanın ismi. İlçe merkezine: 5 km. uzaklıktadır.

Yapılan araştırmalar sonucu: Sarımsaklı isminin zamanımıza gelişi ve dilimize yerleşmesine sebep olan, birçok söylenti var. Ancak en kabul göreni: bir çoban ile kral kızının hikayesi. Bu söylentiye göre: buralarda yaşayan bir çoban, kralın sarışın kızına aşık olur.

Ancak: kral, kızının çoban ile evlenmesine izin vermez ve görüşmelerini engellemek için, kızını bölgedeki zeytinliklere saklar. Sevdiği kızı arayan çoban “Sarım” buralarda “Saklı” diyerek, bölgeyi dolaşır. Evet, Sarımsaklı isminin, buradan geldiği sanılıyor. İlk duyduğunuzda, eminim ki, hani bildiğimiz sarımsaktan, bu ismin geldiğini sanıyorsunuz. Ama, ismin ortaya çıkışı, işte böyle, bir aşk hikayesi.

İlçenin en tanınmış doğal güzelliklerindendir. Dünyaca ünlü: Brezilya’nın Rio sahillerinden daha uzun ve geniş bir alanı kapsayan kumsalın, en büyük özelliği: kumsaldaki, kumun vücuda yapışmaması. Kumsalın uzunluğu: 7 km. ve eni ise, 100 metre.

Akvaryum güzelliğindeki denizi ise, o kadar davetkar ki, kolay kolay karşı koyamayacaksınız. Tahmin ettiniz belki, deniz kuyu biraz soğuk. Özellikle: güneyin Akdeniz’in sıcak sularına alışkın olanlar için, deniz suyunun ısısının düşük olması, ayrı bir özellik.

Burada: birçok konaklama tesisi var. Bunun dışında: kafeteryalar ve özellikle deniz ürünleri satan restoranlar ve eğlence yerleri var. Ayrıca: yazlık konutların yoğun olduğu siteler. Buranın tek olumsuz tarafı: sezonun kısa olması. Yani: haziran sonu başlayan sezon, Ağustos başında bitiyor. Gece: barlar ve diğer eğlence mekanları çok güzel.

Bölgenin devamında ise: Şahinkaya (Baldavut) plajı bulunuyor. İnce ve temiz kumu ile öne çıkan bu plaj da, zamanı olanların denemeleri, gidip görmeleri gereken bir güzellik.

ALİ ÇETİNKAYA (ARMUTÇUK)

İlçenin kuzey kıyısında: temiz, ince kumu ile halka açık bir plajdır.

SAATLİ CAMİİ

Diğer adı: Agios Yannis Kilisesi. İlçe merkezinde, ismet paşa mahallesindedir. Yerli Rumlar tarafından kilise olarak yapılmış olmasına rağmen, 1928 yılında, camiye dönüştürülmüştür. Camiye çevrilmesinin ardından, içindeki ikonalar boyayla kapatılmıştır. 1944 yılındaki depremde, çan kulesinin üstü yıkılmıştır.

Balıkesir Ayvalık Taksiyarhis Kilisesi

TAKSİYARHİS KİLİSESİ

1873 yılında inşa edilmiştir. Akmayan, işlemeli sarımsak taşlarıyla dikkati çekiyor. Bulunduğu yer ise: Ayvalık’ta, Hıristiyanlar ile Müslümanların birlikte yaşadıkları, kentin ilk mahallesi olması açısından ilginç.
Çevresindeki sokak dokusu ve Neo-klasik özellik taşıyan, sivil mimari dokusu, tipik evleriyle bir bütünlük içindedir.
Kilise, mimari özellikleri, içteki mermer işçiliği, dini konuları içeren tavan süslemeleri, İsa’nın doğumundan ölümüne kadar anlatan resimleri, balık derisi üzerine yapılmış azize portreleri ile, kentin hala bozulmamış en dikkate değer eseri niteliğindedir.

Kilisenin çanı, II. Dünya Savaşı yıllarında, yerinden çıkarılarak; yerel halka, hava saldırılarının haber verilmesi için kullanılmış. Daha sonraları ise, bu çanın dünyanın en büyük çanı olduğu ortaya çıkmıştır.

ALİBEY (CUNDA) ADASI

Ayvalık karşısındaki bu adaya: “Cunda” deniyor. Burada, daha önceleri, yoğun Rum nüfus yaşadığı için, ilk duyulduğunda, bu ismin Yunanca olduğu düşünülüyor. Rumlar adaya “kokuluada” anlamına gelen “Moshinos” adını vermişlerdir.

Halbuki, bu ismin; Piri Reis’in; Kitab-ı Bahriyesinde geçen Yunda Adalarından “Galat” olduğu sanılıyor. Ulusal kurtuluştan sonra, emperyalistlerin düşmana ilk karşı koyan kahraman komutanın anısına: bu adaya “Alibey Adası” adı verildi. Her iki isim de kullanılmaktadır.

Bazı gezginlerin, halktan birisinin adaya “Cunda” demesini yadırgamamaları, isimde Rumluk aramamaları gerekir. Çünkü; Ayvalıklı Rumlar, buraya kokulu ada anlamına gelen “Moshonis” adını vermişlerdir. Bunun da ünlü bir korsandan geldiği kayıtlıdır.

Evet: konuyu incelemeye devam edelim. Cunda adını yadırgayanlara, adaya ait bir Osmanlı mühründen söz etmek istiyorum. Öğrendiğime göre: mühürde biri Arapça, diğeri Latin rakamlarıyla kazılmış bir tek tarih vardır. 1862. Mührün dış kenarında, büyük harflerle “Daire-i Belediye, Cezire-i Cunda “(Buradaki Cunda kelimesi tartışma konusudur, özellikle “C” harfinin “Y” olduğu iddia edilmekte) yazılıdır.

“Cunda Adası, Belediye Dairesi” deniliyor. Ama ne var ki, Osmanlı, bu adaya, Cunda derken, bölgenin Rum Ortodoks tebaası, “Moshonis” diyordu.

Diğer iddia da şöyle:

Alibey Adası ve yöresinin, Milattan önceki dönemlerde, ünlü tarihçi yazar Heredot tarafından; “Ekatonisos” olarak anıldığını biliniyor. Coğrafyacı Strabon ise; bu bölge ile ilgili yazılarında: “Ekatos, Apollon dan başkası değildir ve son derece kutsanan bir tanrıdır “diyor. Daha sonra, yöreye: “Moshonisia” denmeye başlamıştır. Moshos ismi için de, iki fikir ileri sürülmektedir.

Birinci olarak: “bu yöredeki bitkilerden yayılan güzel kokulardan” esinlenildiği öne sürülmektedir. İkinci olarak ise: Eski çağlarda, yöre adalarında barınan “Moshos” adında bir korsandan bahsedilir.

Yöre incelendiğinde: çevrede, yalnızca “Cunda” adasının bitki örtüsünün zengin olduğu görülür. Diğer adalar: boş ve çalılarla örtülüdür. Öteki adalarda, güzel kokular yayan bitkiler olmadığına göre; bu adaların arasında barınan korsan Moshos’tan bu ismin alınmış olması akla daha yakındır.

Cunda isminin, yanlış okunan bir sözcükten kaynaklandığı da, yıllardan beri söyleniyor. Yani, Cunda’nın ne Türkçe ve ne de Yunanca olmadığı düşünülüyor. İtalyanca bir sözcük olduğuna inanılıyor. Adadan ayrılan Rumların hiç birisi, Cunda sözcüğünden bahsetmezler. Çünkü, adadan ayrılan Rumlar, buraya, “Moshonisia” adını verirler.

Bu nedenle: Cunda kelimesinin kullanılmasından sakınılmasına gerek olmadığını düşünüyorum. Ama yine de, Yunan işgaline karşı, ilk kurşunun burada atılmış olması da çok anlamlı ve bu anlamlı olayı gerçekleştiren o büyük insanın isminin buraya verilmesi çok güzel. Bu ismi de, lütfen unutmayalım.

Evet, Cunda Adası hakkında, biraz bilgi verdikten sonra, adanın, bugünkü yapısını anlatmak istiyorum.

Cunda adası, Ayvalık’ın hemen karşısında demiştim. Ayvalık’tan buraya, bir köprü ile geçiliyor. Köprü ile önce Lale Adasına ve daha sonra ise, dolgu bölümden Cunda adasına geçiliyor. Köprü: 1995 yılında inşa edilmiş. Yani, buraya karayolu ile gidilebildiği gibi, Ayvalık’tan her saat motor seferleri de düzenleniyor. Karayolu ile, Cunda adası, ilçe merkezine: 8 km. uzaklıkta.

Adanın en büyük özelliği: Ayvalık bölgesini, açık denize karşı kapatması. Adanın tüm çevresi, doğal plaj.

Burada: yani adada, konaklama tesislerinden öte, daha çok yazlıkçıların konutları bulunuyor. Ayrıca: burada, çok sayıda kilise ve manastır bulunuyor.

Kiliselerin en büyüğü ise: Taksiyarhis kilisesidir. Kilisenin büyük çanı: günümüzde, Bergama Müzesinde sergileniyor. Adanın yüksek kesimlerinde: boğazların ve adanın güzelliklerini seyretmek ayrı bir keyif. Özellikle: aşıklar tepesinde, mutlaka bir süre çevreyi izleyin.

Ada merkezinde ise: birçok balık lokantası var. Burada, özellikle, papalina, deniz ürünleri, mezeleri ve zeytinyağlı ot aşları ile, inanın, bir akşam yemeği yemek, doyumsuz zevkler almanıza neden olacaktır. Sahil kısmında, bölge mimarisinin özgün bir örneği olan “Taş Kahve” de mutlaka uğramanızı önereceğim bir yerdir.

Adada, harabe halindeki Panaya, Agios (Hagios) Yannis ve Ayios (Hagios) ve Dimitrios kiliseleri bulunmaktadır.

Aya Nikola Kilisesi

Balıkesir Ayvalık Şeytan Sofrası
Balıkesir Ayvalık Şeytan Sofrası

Alibey adasındadır. Tevrat ve İncil’den alınan dini konuların işlendiği, fresklerle süslenmiştir
     

ŞEYTAN SOFRASI

Buraya: Cumhuriyet alanından kalkan dolmuşlarla gidebilirsiniz. Kendi aracınız ile gitmek isterseniz: Çamlıktan sonra, Sarımsaklı yönünde, yola devam edin.

Sağ tarafta 1 km. sonra karşınıza çıkacak olan bir levha, size, yol gösterecek. Çam ormanı içinden geçen dar ama asfalt bir yol, tepeye kadar varıyor. Yani: Çamlık Orman Kampının, yukarı kısmında.

Şeytan sofrası, güzel bir tepede. Tepe: eski bir lav birikintisi. Deniz, koylar, adalar ve çamlıklar ayaklarınızın altında kalır. Burası: yuvarlak bir sofra gibidir. Sarp kayalar üzerinde bulunan bir sofra. Hemen solda, bir gazino bulunuyor.

Burada: oturup, güneşin batışını izleyebilirsiniz. Gerçekten muhteşem bir görüntü. Ayrıca: Tımarhane adasını seyredebilirsiniz.

Dalgacıkların üstünden aşıp geçtikleri bir göçük, bir kayalık dikkatinizi çekecektir. Burası: günümüzden 70-80 yıl öncelerine kadar, üzerinde küçük bir kilise de bulunan, bir yerleşim yeri imiş. Bazı balıkçılar, aileleriyle birlikte, yaz sezonunu burada geçiriyorlarmış.

Yunanlı fanatik şair ve kilise ressamı Fondi Kondoğlu da, eskiden, yaz sezonunda buraya yani bu küçük adacığa uğrarmış.

Evet, buradan görebileceğiniz muhteşem manzaradan söz ederken, tepenin hemen sağ kısmında bulunan ve buraya adını veren bir özellikten söz etmek gerek. Burada: kocaman bir ayak izi var. Kayaların üzerinde bulunan bu ayak izinin, şeytana ait olduğu söyleniyor.

Zamanında, ziyaretçiler bu ayak izine kendi ayakları ile basmayı alışkanlık haline getirdiklerinden, bu izin korunması için, günümüzde demir bir kafes içine alınmış.

Söylenen şu ki: Tanrı tarafından cennetten (Ayvalık) kovulan şeytan, buraya ve denize doğru ilerleyen diğer küçük adacıklara basarak, deniz üzerinde sonsuzluğa doğru yol almış.

Yani, burada bir ayak izi var, diğer minik adacıklarda ayak izi yok, ama söylenenler böyle, yani şeytan; cennetten (burada cennet olarak elbette Ayvalık tasvir ediliyor) kovulunca, bu minik adacıklara basarak uzaklaşmış.

Evet, buraya özellikle akşam saatlerinde gitmeye gayret edin. Çünkü: oraya çıktığınızda, özellikle güneşin batışını izleyin.

TIMARHANE ADASI (TAŞLI MANASTIR)

Çamlık koyunun tam karşısında, kocaman kayalık ve bu kayalığın dibinde küçük bir bina gibi görülen adadır. İsmi Rum döneminden kalmadır. Eskiden Rumlar, içkiyi fazla kaçıranları bu adaya bırakır ve akıllarının başlarına gelmesini beklerlermiş.

Ayrıca: yine adaya zincirlerle bağlı girenlerin, akılları başına gelmiş olarak çıktıkları söylenir. Ama bugün ada turistlere hizmet veren bir doğa köşesidir.

Balıkesir Ayvalık Güvercin Adası

GÜVERCİN ADASI

Tanrının kutsadığı yerlerden olan Pateriça Körfezinde bulunan, Güvercin adası ve ada içindeki manastır, orta çağdan günümüze kadar gelebilen yapı olarak, büyük ilgi görmektedir.

ÇAMLIK

Ayvalık ilçe merkezinin kuzeyinde, merkeze 5 km uzaklıkta, Ayvalık’tan Sarımsaklıya giden yol üzerinde bulunan orman içi dinlenme yeridir. Dinlenme merkezinde: kamping alanı, plaj kabinleri, tuvalet, masa-bank, otopark ve bir de kır gazinosu vardır.

İzmir’den gelirken, eğer Sarımsaklıdan şehre giriş yapacak olursanız, sizi “Ayvalık” yazan tabeladan sonra, Çamlık ve girişindeki kamping karşılayacaktır. Bu kampingten: gerek çadır ve gerekse karavan ile gelenler yararlanabiliyorlar. Belirli bir ücret ödemek gerekiyor.

Ayvalık beldesinin bir parçası olana ve bugün yıllanmış çam ağaçları ve doğal güzelliği dışında hiçbir ayrıcalığı olmayan bu semt, geçmişten gelen şirin yapılaşmasını, bugün gelişi güzel yapılaşmaya terk etmiştir. Halen bir çok Sit yapısının bulunduğu semtte, estetik görünümlü villalar ve sıradan barınma yerleri göreceksiniz. Ayrıca: burada, belirli bir kesimin yararlandığı, tenis lokali ve kortları da bulunuyor.

Bunların dışında, Belediye Gazinosundan, Tımarhane adasını ve her gün değişik renklere bürünen ufku ve güneşin batışını seyredebilirsiniz.

Çamlık tepesinin bulunduğu bölgede, Tımarhane adasını da içinde bulunduran, bir iç deniz var. 1970 li yıllara kadar, burada plajda varmış ve işletmecisi olan şahsın adı ile anılıyormuş. (Ali İhsan Plajı) Ama, işletmecisi işi bırakıp vefat edince, plaj da kendi haline bırakılmış ve zamanla yok olmuş.

AYVALIK ADALARI

Ayvalık koyunda, irili ufaklı 22 ada bulunmaktadır. Cunda dışında hiçbirinde yerleşim yoktur. Sabah saatlerinde Ayvalık, Sarımsaklı ve Cunda merkezinden kalkan gezi motorlarıyla adalar ve koylar arasında günübirlik geziler düzenlenmektedir.

SONUÇ

Ege denizi kıyılarında: nispeten nemli olmayan ve serin bir ortamda, fazla gürültüden uzak bir tatil yapmak istiyorsanız, temiz ve pırıl pırıl sularda denize girmek, kumsalda incecik kumlarda bulunmak istiyorsanız, mavi ve yeşilin birleştiği Ayvalık’ta tatil tam size göre. Buyurun, bu güzellikleri doya doya yaşayın.

Bergama tanıtım yazısı.

Balıkesir tanıtım yazısı.

İzmir tanıtım yazısı.

Burhaniye tanıtım yazısı.

Edremit tanıtım yazısı.

 

Balıkesir Edremit Akçay

Balıkesir Edremit Akçay

Deniz, kum, güneş, termal kaynaklar, zeytin ve çam ormanları ile en sağlıklı turizm merkezlerimizin başında gelen Akçay. İşte; alternatif bir tatil yöresi. Burada: daha yoğun olarak, yerleşim yerleri, konutlar var ve bu konutlarda oturan yazlıkçılar, uzun yıllardır buranın esas turistik yoğunluğunu oluşturuyorlar. Dışarıdan gelen ve konaklama tesislerinde konaklayan, öğle pek büyük kalabalıklar yok.

Temmuz 2018  tarihinde Akçay’da idim. Buraya ait, en son ve yeni bilgileri ve gözlemlerimi: yazının sonunda belirttim, lütfen yazının sonuna kadar okuyun.

ULAŞIM

Balıkesir Edremit Akçay: İstanbul’dan Akçay’a gitmeyi düşünenler: Trakya otoyoluna girerek, Kınalı gişelerinden Tekirdağ yolu ile, Malkara-Keşan üzerinden, Gelibolu’ya geliyorlar. Saat başı kalkan feribotlarla, Lapseki’ye ya da Gelibolu Milli Parkından Boğaz’a paralel ilerleyip, Eceabat’tan Çanakkale’ye geçiyorlar. Truva antik kenti sonrası, Edremit körfezini, tepeden görebilen, biraz virajlı, dar yoldan inip, Küçükkuyu’dan, Altınoluk’a ve sonra Akçay’a ulaşabiliyorlar.

Bunun dışında, Akçay’a uzaklıklar hakkında birkaç bilgi vermek istiyorum. Ankara-Akçay: 620 km. İzmir-Edremit; 210 km. ve Edremit-Akçay: 8 km. Yani: İzmir-Akçay: 202 km. Balıkesir-Akçay: 97 km., Akçay-Ayvalık: 48 km., Akçay-Bursa: 241 km., Akçay-İstanbul: 489 km.

Balıkesir Edremit Akçay

Havayolu ile gelmeyi düşünenler için de, seçenek var. Şöyle ki: Edremit’te havaalanı var. Edremit körfez havaalanından Akçay’a transfer, yaklaşık 10 km. İstanbul’dan Edremit havaalanına, uçak seferleri mevcut.

GENEL

Akçay, Edremit ilçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Edremit körfezinin avuç içi gibi tam ortasında bulunur ve kuzey Ege’nin, en önemli tatil yörelerinden biri olarak, ün kazanmıştır.

Akçay ismi: Kazdağları’ndan gelen, Kızılkeçili Çayı’nın, Kızılkeçili Köyünü geçtikten sonra aldığı isimdir. Akçay deresi, denize döküldüğü yere adını vermiştir. Ayrıca, bu dereye: Kazdağları’nda, beyaz renkli mermer parçalarını sürükleyip getirmesi nedeniyle, Akçay adı verildiği düşünülmektedir.

TURİZM

Balıkesir Edremit Akçay: Akçay, masmavi suları ve Kazdağları’nın yemyeşil doğasının buluştuğu bir yer. Buz gibi suların aktığı, Kuzey Ege’nin incisi. Bol oksijenli, tatilcilerin gözdesi bir diyar. Son zamanlarda, Yunan adalarına feribot seferleri düzenlenmesiyle, bölgedeki diğer tatil yörelerine olduğu gibi, Akçay’a da, yoğun miktarda ve özellikle Yunanlı turist geliyor.

Akçay’a eskiden gidenler, bu durumu gördüklerinde yadırgıyorlar. Çünkü: Akçay, gerçekten Türkiye’nin turizme açılan ilk tatil yörelerinden biri olmasına rağmen, buralara yabancı turistler yıllardır hiç gelmedi, hiç görülmediler. Nedendir bilinmez, ama buranın deniz suyunun soğuk olması ve buralarda pek modern turistik tesislerin yapılmamış olması, sanırım bunun en büyük sebebi.

Çünkü, burası her ne kadar eski bir turistik tatil yöresi olsa da, genelde yazlıkçıların konutlarının yoğun olarak bulunduğu ve bir kısım resmi kurumların da kamp tesislerinin bulunduğu bir yer olarak kaldı. Yani: muhteşem büyüklükte ve lüks, turistik konaklama tesisleri yapılmadı.

KAMPLAR

Akçay’da, bir kısım resmi kurumun kamp tesisleri bulunmakta. Akçay merkezine çok yakın, kordon boyunun bittiği yerde, Askeri bir kamp var. Askeri kamp, pek büyük değil. Ama: konum olarak güzel yerde, merkeze yakın olması, kamp ile merkez arasındaki mesafenin kısa olması, kampta kalanların, aynı zamanda merkeze kolayca ulaşmalarını sağlaması açısından olumlu.

Kamp: daha çok, kıyı şeridinde, uzunlamasına yapılmış, yani geriye doğru genişleyen değil de, kıyı boyunca uzanan bir görüntüsü var. Daha önce söylediğim gibi: güneyin sıcak ve nemli havası ile arası iyi olmayanlar, sıcak değil de soğuk denizden hoşlananlar için, Akçay tercih edilmesi gereken bir tatil beldesi.

TEMİZ HAVASI

Akçay’ın önemli özelliklerinden birisi de, temiz havasıdır. Kaz dağlarından, tertemiz oksijen dolu hava geliyor.

SULAR

Akçay’da, birbirine iki zıtlık, bir arada bulunmaktadır. Akçay’ın her iki ucunda, 60-80 metre derinliklerden, hastalara şifa dağıtan sıcak sular çıkarken; bütün Akçaylılar ve tatilciler, günlük ihtiyaçları olan buz gibi suları, 20-30 metre derinliklerden, artezyen kuyuları rahatça sağlayabilmekteler. Yani: Akçay’ın en büyük özelliği: içme sularının çok bol oluşudur. Burada: asla pet şişe içinde suya ihtiyacınız olmayacak.

Öyle ki: artezyen suları, denizden bile fışkırmaktadır. Akçay iskelesinin, sağ ve sol yanlarında, çevresi taşlarla çevrili tatlı su artezyenlerini görebilirsiniz. Bunlar, Akçay’a ilk giden insanların mutlaka ilgisini çekiyor. Evet, bunlar artezyen yani yeraltından fışkıran sular. Belediye yalnızca, bunların çevresini çevirmiş ve düzenlemiş.

Tamamen doğal. Yalnız: bu buz gibi sular, deniz suyunun da soğuk olmasını sağlamış. Sular denince, denizde, balık avlamak mümkün. Akçay; amatör olta balıkçılığı için çok ideal bir yer. Bol balık var. Merakınız varsa, olta takımlarınızı mutlaka yanınızda götürmelisiniz.

ZEYTİNYAĞI

Edremit körfezi kıyılarında, dünyanın en nefis zeytinyağı üretimi yapılıyormuş. Zeytinyağı literatüründe, bu bölge: düşük asitli, kendisine has kokusu (rayiha) olan yağın elde edildiği, önemli merkezlerden biri olarak biliniyormuş. Zeytin ağacı, aradığı en uygun iklimsel koşulları, burada bulmuş ve insanlara değerli bir ürünü, zeytinyağını vermiş.
Zeytinyağı türlerinden kısaca söz etmek istiyorum. Çünkü: buradan beğeneceğiniz bir zeytinyağı türünü, mutlaka almanızı öneriyorum.

Naturel (Sızma) Zeytinyağı: Soğuk pres yöntemiyle elde edilir. Genellikle: çiğ olarak tüketilir. Salatalara, haşlanmış sebzelere ve soslara konur.

Organik Zeytinyağı: Son yıllarda gelişen bir anlayışın ürünüdür. Yağ alınmadan önceki aşamada, zeytin ağacına, özel bir bakım uygulanır. Tanelerin, ilaç ve kimyasal madde içermeden yağa dönüşmesi hedeflenir. Bu yolla elde edilen mahsulün, soğuk pres yöntemiyle sıkılması sonucu olarak: organik yağ oluşur. Ancak, bu tür yağı içerdiğini savlayan ambalajlarda, uluslar arası bir kuruluşun güvencesi olması gereklidir. Yoksa: tüketici yanıltılır.

Rafine Zeytinyağı: Yüksek asitli zeytinyağının rafine edilmesi sonucu elde edilir. Daha çok, yağın lezzetine alışkın olmayan ülkelerde tüketilir. Light olarak adlandırılan bu tür yağın rengi daha açık ve kokusu daha hafiftir.

Riviera Zeytinyağı: Rafine ile natürel zeytinyağının özel karışımından elde edilen yağdır. Son yıllardaki yaygın inanışın aksine: her türlü zeytinyağı, kızartmalar için en ideal yağdır. Çünkü, yanma derecesi, diğer yağlardan daha yüksektir. Erime noktası da, 5-7 olduğundan, kolay hazmedilir. Zeytinyağı, oda sıcaklığında, ancak ışıksız yerde saklanmalıdır. Buzdolabına koymaya gerek yoktur.

NE YENİR, NE İÇİLİR

Akçay’da, Edremit körfezinin incisi: sardalya balığı yemelisiniz. Yılın her mevsimi bulmak ve yiyebilmek mümkün. Fener balığı buğulama, kalamar dolma, börülce suyuna tarhana çorbası, diğer seçenekler olabilir. Ayrıca: daha önce söylediğim gibi, burada, kordon boyu olarak isimlendirilen yerde, şahane dondurmaları ile, “Dondurmacı Vardar” ı unutmamak gerekir. Özellikle: sakızlı ve tarçınlı dondurmaları mutlaka tadın, beğeneceksiniz.

TARİHİ

Antik dönemlerde, Akçay’ın bulunduğu bölgede: Chrysa ve Killa şehirlerinin bulunduğu, sonradan buraların, korsan saldırıları sonucu terk edildiği öğrenilmektedir.

MÖ.9’ncu yüzyılda yaşamış olan Homeres, şiirlerinde, Akçay’ın adı: Stoeis olarak geçer. Yani: MÖ.9’ncu yüzyılda, Akçay’ın bulunduğu bölgede bir yerleşimden söz etmek mümkündür. Akçay’ın bulunduğu yerdeki bu şehirler, askeri ve stratejik yönden, çok büyük önem taşıyorlardı.

Balıkesir Edremit Akçay

Evet: 1800’lü yıllarda, Akçay, Edremit’in bir iskelesi olarak ortaya çıkıyor. Bu yıllarda: Akçay’da, Rumlardan kalma: iki katlı bir sabunhane ve birkaç Rum evi dışında, kahvehane ve balıkçı kulübeleri bulunmaktaymış. Daha sonraki yıllarda ise : Akçay iskelesi ve diğer resmi binalar yapılmış. 1935 yılında, hane sayısı 30’a yükselmiş.

GEZİLECEK YERLER

Akçay’da, pek fazla çevre gezisi imkanı yok. Şöyle ki: aslına bakarsanız, Kaz dağı, Güre kaplıcaları ve diğer bazı yerler gitmeniz mümkün. Ama: bunları, Altınoluk ve ilgili kendi bölümlerinde anlattım. İlginizi çekerse, haritadan, Akçay’ın komşu yörelerini inceleyip, bu yörelere ait yazıları okuyarak, şartlarınıza göre, kendinize güzel bir gezi planı çizebilirsiniz.

Örneğin: Akçay’da tatilinizi geçirirken: zamanınız varsa özel aracınız ile, mutlaka ve mutlaka, Kaz Dağı, Güre kaplıcaları, Altınoluk, Asos, Behramkale, Truva bölgesini ve hatta ve hatta, Çanakkale ve Gelibolu’ya kadar gitmenizi öneririm. Gelibolu’da, savaşların geçtiği bölgelerde yapacağınız gezi, Truva antik şehrinde yapacağınız gezi, Asos ve Behramkale’de, Athena Tapınağı neden olmasın. Önemli olan, sizin Akçay’da bulunduğunuz süre, tarihi yerlere ilginiz ve imkanlarınız.

Balıkesir Edremit Akçay

Akçay’da gezilecek yer yok derken, yakın çevredeki bir çok gezilecek yer bulunmasını, göz ardı etmemek gerek.

Evet, Akçay’ın içinde, çevreye uğramadan bir tatil yapmayı düşünüyorsunuz. Akçay’da en güzel zaman geçirmenizin yolu: gündüzleri deniz, güneş ve akşamları ise: tam bir yarım daire gibi oluşan, Akçay merkezindeki kordon boyunda gezinmek. Bu uzun ve güzel kıyı kordonunda, pek çok çay bahçesi, otel, pansiyon ve dükkanlar bulunuyor. Tabii; olayın bir de ekonomik boyutu var Bu ortam; diğer turistik bölgelere göre daha ekonomik, yani fiyatlar daha uygun ve hesaplı.

İnsanlar: ellerinde çekirdek veya dondurma gibi yiyecekler ile, bu kordon boyunda kurulu dükkanlar, tezgahlar ve diğer satıcıların oluşturduğu kalabalık içinde, daha büyük bir kalabalık oluşturarak geziniyorlar. Deniz kenarında, iskeledeki bu gezinti, serin havada, insanlara büyük keyif veriyor. Sizde, deneyin. Hoşlanacaksınız.

Bu arada: bu kordon üzerinde, iskeleye yakın yerde bir anıt göreceksiniz. Sarıkız anıtı. Bu anıt hakkında da bilgi vermek istiyorum.

Balıkesir Edremit Akçay Sarıkız Heykeli

SARIKIZ HEYKELİ

Ayrıca: Akçay’ın merkezi, Cumhuriyet Meydanında, Turizm Danışma Müdürlüğünün ön kısmında, Kaz Dağlarındaki efsane Sarıkız’ın heykelini görebilirsiniz. Sarıkız anısına yaptırılan heykelin önündeki havuza, Sarıkızdan dilekte bulunanlar tarafından, bozuk para atılır. Bu bir gelenek ve inanıyorsanız, sizde deneyebilirsiniz. Keşke; bu havuza atılan paraların, nasıl kullanıldığı, Belediye tarafından açıklansa.

İtalya Roma’da bulunan “Aşk Çeşmesi” ne de, birçok para atılıyor. Roma Belediyesi, her akşam toplanan bu paraları, Roma’da yaşayan fakirler için harcıyormuş. Sanırım bu konuda daha şeffaf olunsa, insanlar bu havuza daha çok dilekte bulunurlar. Sarıkız, her ne kadar Güre’nin bir köyünde yaşamış olsa ve Güreliler, Sarıkız’a sahip çıkmış olsalar ve Sarıkız adına her yıl festival düzenleseler de, burada da, bir Sarıkız heykeli dikilmiş. Güzel bir anıt.

Tüm bunların yanında: Akçay’da herhangi bir konaklama tesisinde kaldığınızda: mutlaka size, denize girebileceğiniz bir yer önereceklerdir, ama yine de, belki de, Akçay’ın içine ulaşmadan bilmek istersiniz.

Akçay içinde nerelerden denize girebilirsiniz? Belediye Halk Plajı ve Yeni Mahalle Plajı düşünülebilir. Buralardan ve Akçay’ın diğer değişik yörelerinden alınan deniz suları: Belediye tarafından sürekli olarak, Laboratuvarlarda kontrol ettirilmektedir. Özellikle, ortaya çıkan deniz suyu verilerinin, Mavi Bayrak için gereken verilerin de çok altında kalması, muhteşem bir özellik, yani burada deniz suyu tertemiz.

Yalnız: Akçay’da, hani diğer tatil yörelerinde olduğu gibi, incecik kum aramayın. Burada, denizin çoğu kıyısında, nispeten taşlı bir kumsal var. Denize girerken de, bu taşlar devam ediyor ve denizin içinde ve kıyısında yürümekte zorlanıyorsunuz. Pek fazla büyük olmayan bu taşlar, nispeten denize ilk girişte, yürüyen insanları zorluyor. Elbette, bu durum her yerde yok. Kumsalı: kum olan, yerler de var.

Balıkesir Edremit Akçay Tahtakuşlar Etnografya Müzesi
Balıkesir Edremit Akçay Tahtakuşlar Etnografya Müzesi

TAHTAKUŞLAR ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Akçay’da, ilginç ve güzel bir sanat galerisi var. Burası; gerçekten görülmeye değer bir yer. Zamanınız ve ilginiz varsa, mutlaka gidin, hoşunuza gidebilir. Evet, burası, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi ve Sanat Galerisi. Peki, Tahtakuşlar, kimdir bunlar?

Tahtakuşlar köyü ve Kazdağı Türkmenleri: Oğuz boylarından biri olan “Ağaçeri”ler: 13’ncü yüzyılda, Moğol baskısından kaçarak, Hazar Denizinin güneyine göç ederler. Önce Horasan’a ve sonra Irak’a uzanan bu göç öyküsü: Toroslara kadar sürer. Tahta işlemelerindeki ustalıkları nedeniyle, onlara “Tahtacı Türkmenleri” yani kısaca “Tahtacılar” denir.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u almayı kafasına koyunca, kullanacağı gemi ve kızakların kerestelerinin, İda Dağındaki ağaçlardan işlenmesini emreder. Ancak, bu işin erbaplarının, Toroslarda yaşadıkları öğrenilir, ama bunlar, yani Tahtacılar, emir üzerine, buraya göç ederler. Burada: Midilli isyanını bastırmada da kullanılan, 67 adet geminin yanı sıra, birçok ahşap malzeme yaparlar.
İstanbul’un fethi sonrası ise, yöreyi terk etmezler. Türkmen geleneklerini sürdüren köyler kurarlar. 1948 yılında, köyün adını, alın teri döktükleri ağaçlara ve geleneklere saygı ile, “Tahtakuşlar” olarak değiştirirler.

Altınoluktan, Akçaya giderken, yolun 15’nci km. den (Akçaya 5 km. kala) sola sapıp, 2 km. asfalt bir yol ile, Tahtakuşlar köyüne ulaşmak mümkün. Edremit körfezinin mavisi ile sırtını yasladığı dağların yeşilliğinin içine saklanmış bir inci beyazlığındaki evleri, ilk görenleri büyülüyor.

Köyde, 1991 yılında açılan, Türkiy’enin ilk özel Etnografya galerisi ile, 1992 yılında açılan ve Türkiye’de ilk kez, bir köyde kurulan sanat galerisi bulunmakta. Etnografya galerisinde, Orta Asya’dan Türkiye’ye göç eden Konar-Göçer Türk Boylarının ilginç ve özgün kültür varlıkları, giyim eşyaları, ev eşyaları, aletleri, halıları ve çadırları, sanat galerisinde ise, her türlü sanat yapıtları, yıl boyunca sergileniyor.

Tatilinizi unutulmaz anılarla değerlendirmek istiyorsanız, uluslar arası bir ün ve nitelik kazanan bu galeriye uğrayın. Burada Konar-Göçer Türk boylarının öz kültürünü tanıma fırsatı bulacaksınız.

Akçay; anlatacak fazla bir şey yok. Deniz tertemiz ve güzel. Ancak: soğuk olduğunu söylemiştim. Özellikle; çocuklar, ilk girişte biraz zorlanıyorlar. Kumsal: nispeten iyi sayılabilir. Tam olarak kumlu olan yerler olsa da, genelde, taşlıklı. Denize girişte, özellikle bu taşlıklı bölümden etkilenmemek elde değil. Güneş deseniz, maalesef buraların güneş sezonu pek uzun değil. Hava harika, muhteşem bir oksijen var. Su deseniz, rahatlıkla ve bol su bulmak mümkün.

Aklıma, Didim Akbük geldi. O güzelim ortam, susuzluktan kırılıyor. Neyse: Akçay, işte böyle. Türkiye’nin ilk turizm merkezlerinden biri olmasın nedeniyle, belli başlı büyük şehirlere yakın olması da büyük olanak. Çevresinde: her türlü gezilebilecek yer var. İsterseniz, Asos, Behramkale, Truva’ya gider, tarihin süreçlerinde, muhteşem bir yolculuk yapabilirsiniz.

Evet yazının başında da söz ettiğim gibi, Akçay ile ilgili, en son ve en güncel bilgi, gözlem ve yorumlar:

1. Akçay, en güzel tarafı: yaklaştığınızda, sabahın erken saatlerinde, zeytinyağı fabrikalarının çevreye yaydığı, zeytinyağı kokusunu hissedeceksiniz.

2. Akçay: daha önce de söylediğim gibi, deniz yine soğuk. Özellikle, küçük çocuklar, denize girerken bayağı zorlanıyorlar. Soğuk deniz tercih edenler için burası ideal, ama nispeten Akdeniz’in sıcak denizine alışkın olanlar için, denize girmek biraz sıkıntı haline geliyor, girdikten sonra da üşümeye devam etmemek mümkün değil. Deniz içinden tatlı su kaynakları çıkıyor ve bunlar, denizi soğutuyor.

Sahil: tam bir ince kum bulmak mümkün değil. Çakıllı da değil, kum-çakıl karışık. Deniz kıyısı, girildiğinde çakıllı, biraz ilerleyince deniz dibi, yosunlu. Ama, deniz genelde temiz.  Yine de, sahil yolunda yürürken: denize doğru akan birkaç çay, dere gördüm. Bu dereler doğruca denize girilen yerlerde, denize dökülüyor. Umarım bunlara herhangi bir logar verilmiyordur.

3. Altınoluk, Güre istikametinde: sahil kıyısındaki yürüyüş yolu, yürüyüş yolu olmaktan çıkmış, araba yolu haline gelmiş. Özellikle: arabalar karşılıklı geldiğinde, maalesef yayalara yürüyecek yol kalmıyor. Ayrıca, arabalar hız yapıyorlar ve sonuçta, rezalet bir durum ortaya çıkmış. Umarım, ilgililer en kısa zamanda, buna önlem alırlar ve burayı tamamen yürüyüş yolu haline getirip, ana yolun bağlantılarını yaparak, ana yolu araç yolu olarak kullandırırlar.

Aksi halde, bu yolda olabilecek kazalardan, sanırım burayı bu hale getiren yetkililer doğrudan sorumlu olacaklar. Çünkü: ana yoldaki ağaçlar kesilmiş, neden, yol genişletme. Peki, madem bu ağaçların bile kesilmesini sağladınız, yolu neden bitiremiyorsunuz, sanırım üç beş yıla kadar ancak biter. Ama dediğim gibi, sahil yolundaki yoğun trafik nasıl önlenecek. Dolmuşlar, taksiler, faytonlar, özel arabalar, tam bir rezalet.

4. Sahil yolunda, kıyı şeridinde: yeni Beach Parklar açılmış. Güzel mi olmuş, bilmiyorum, meraklısına elbette, biraz para ayırıp, denize daha uygun şartlarda girmek isteyenlere uygun. Düşünülebilir. Ayrıca: yeni eğlence mekanları açılmış. Özellikle; bir tanesi var ki, Türkçe anlamı, özgürlük olan bu mekan, saat 22.00 den sonra, aşırı volümlü müzik sesiyle, çevresini bayağı etkiliyor. Önündeki, değişik araba modellerini de görmek mümkün.

5. Sahil yolu demişken; daha önceki yıllarda görmediğim yapılar inşa edilmiş, deniz kıyısında, lüks yapılar. Düşünüyorsunuz, nasıl olur diye, çünkü deniz kıyısında, denize bu kadar yakında, bu kadar lüks yapılar nasıl olur diye. Ama, bu düşüncenizi sesli olarak yaparsanız, yanınızdakiler hemen yanıtı veriyorlar “Burası Türkiye” Siz, en iyisi, bu güzellikleri seyrede seyrede yürümeye devam edin.

6. Faytonlar kötü. Muhteşem pis kokuyor. Atlar, dışkılarını aynen yollara, sokaklara yapıyorlar. Fayton yanınızdan geçerken, o iğrenç koku midenizi bulandırıyor, peki ya buna binenler bu kokuya nasıl tahammül ediyorlar? Anlamak mümkün değil. Ama sanırım binen bir daha asla binmez.

7. Şehir merkezi, yani Atatürk Anıtı ile Sarıkız Anıtının ve havuzunun bulunduğu yer yine hareketli ve canlı. Lunapark var, ışıl ışıl ve canlı. Mutlaka zaman ayırın, zaten çocuklu ailelerin zaman ayırması şart. Çanakkale Seramik tarafından yaptırılan çeşme, yine insanların susuzluğunun giderilmesi için en büyük imkan. Mutlaka tadın, ama bu suyun tadı biraz buruk, sanırım sert bir su. İskelede, gezinin. Meraklısı: özellikle akşam saatlerinde iskeleden balık tutmayı deneyebilir, mutlaka bir şeyler tutabilirsiniz veya en azından hoş zaman geçirebilirsiniz. İskelede mevcut teknelerle, belki de, tekne turu yapmayı düşünebilirsiniz. Ayrıca, iskelede, ayak üstü balık-ekmek yemek mümkün. Belki de, buz gibi turşu suyunu tadabilirsiniz.

8. Şehir merkezi, biraz önce de söylediğim gibi, çok canlı. Belediye tarafından yaptırılan stantlarda, her türlü alışveriş yapmak mümkün. Takılar, giysiler, hediyelikler. Çok önemli bir markanın tişörtlerinin sahteleri, alenen tezgahta satılıyor. Fiyatları elbette çok ucuz, çünkü sahte. Ama en çok ilgimi çeken kitaplar oldu. Vizyondaki kitaplar dahil, birçok kitabın sahte baskısı 10 TL civarında satılıyor. Sahte kitap baskılarının bu kadar aleni satıldığını ilk kez gördüm, belki de bilmediğim bir prosedürü olabilir mi?

9. Devam ettiğinizde: sahil yolunda yeni yerlerin açıldığını görüyorsunuz. Lüks bir pastane markasının, lüks bir mekanı. Burada dondurma yemek mümkün ama sanırım vereceğiniz hesapla, merkezdeki diğer dondurma mekanlarında, kendiniz dışında, beş kişiye daha dondurma alabilirsiniz.

Ayrıca: özel bir firma fasfoot yeri açılmış. Ekonomik olarak beslenmeyi düşünenler için, yorulup da biraz oturup dinlenmeyi düşünenler için, deniz kıyısında gayet güzel bir imkan olmuş. Çünkü: benim eskiden bildiğim çay bahçelerinin çoğu, özel şahıslara devredilmiş, elbette, buralara girip bir bardak çay içmeye çekinmemek elde değil, çünkü önünüze ne hesap geleceği konusunda kuşkulusunuz. Zaten çay bahçelerinin çoğunun ismi bile değişmiş, nargile mekanı haline gelmiş.

10. Akçay’da, son yıllarda: birçok büyük markanın alışveriş merkezi açılmış. Alışverişleri ekonomik hale getirmek bakımından çok olumlu. Ayrıca, birçok banka da kendi şubelerini açmışlar. Bu da güzel.

11. Askeri kamp: Akçay’ın diğer tarafından, yani Altınoluk değil, diğer tarafında. Akçay’ın denizi soğuk demiştim ya, Askeri kampın bulunduğu yerde, deniz daha soğuk, çünkü o bölgede yer altından çıkan soğuk su kaynakları varmış. Zaten: duyduğuma göre, Akçay’da kazmayı nereye vursan, su çıkar deniliyor. Bu tatlı su kaynakları, soğuk. Kamp dedim de, bu arada, sahil yolunda merkeze yakın bir otel vardı. Borçları nedeniyle, TMSF el koymuş ve burayı TCDD kurumuna vermiş. Bu kurum tarafından, burası, EĞİTİM ve kamp tesisi olarak kullanılıyormuş. Tam şehir merkezinde, bu kurum personeli için güzel bir imkan.

12. Son olarak: Akçay’da deniz soğuk. Tercih sizin. Akçay’da nem yok. Yani: güneyde olduğu gibi, aşırı terlemek mümkün değil. Sivrisinek pek görmedim, bu da güzel. Ancak, bolca kara sinek var. Sokaklarda, başıboş köpekler, bolca dolanıyor. Şehir merkezi, özellikle akşamlara canlı, hareketli ve ışıl ışıl. Turist mi? Hayır yok, hiç yabancı turist görmedim. Niye tercih etmezler, sanırım güneyde, gerek deniz ve gerekse eğlence daha yoğun. Burayı genelde zaten, yakın yörenin insanları ve özellikle Balıkesir, Bursa yöresinin insanları tercih ediyorlar.

Akçay’ı seçenlere, şimdiden iyi tatiller diliyorum.

Edremit tanıtım yazısı.

Balıkesir tanıtım yazısı.

Edremit Altınoluk tanıtım yazısı.