Bursa İznik

Bursa İznik

 

Bursa’nın 86 km. kuzeydoğusundadır.

Aynı adla anılan gölün, doğu kıyısında kuruludur.

Bursa üzerinden İznik’e ulaşım kolaydır. Toplam 85 km. lik bir yolculuk sonrası, İznik’e ulaşabilirsiniz. Bursa’dan İstanbul istikametinde, kara yoluna girdiğinizde, otobandan, Gemlik istikametini seçin.

Buradan otobanı takip ederek, yaklaşık 5 km. sonra Karsak kavşağına varacaksınız. Buradan sağa dönüp, sırasıyla Gölyaka, Sölöz, Narlıca, Güllüce köylerini geçtikten sonra, göl kıyısını takip ederek İznik’e ulaşabilirsiniz.

Ankara’dan İznik’e gitmek isteyenler için ise, Bursa’ya varmadan önce, İnegöl’den kuzeye, Yenişehir istikametine ve daha sonra yolu takiben İznik’e ulaşabilirsiniz. Ankara’dan, İznik yaklaşık 350 km.

Bursa İznik

GENEL

Dünyada eşine ender rastlanan ve bütünüyle açık hava müzesi olan, tarihi ve antik şehirdir.

Hristiyan dünyasının ilk dini temel kararlarının alındığı, I. Konsil toplantısının burada yapılmış olması, Anadolu’da Türklerin ilk başkenti oluşu ve çiniler, buranın başlıca özellikleri.

Ayrıca, dünyanın en güzel beşinci gün batımı manzarasının buradan izlenebileceği söylenir.

İlk çağda kurulan şehrin, ızgara planı, bugünde korunmakta.

 

TARİHÇE

İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından, Antıgonıus tarafından, MÖ. 316 yılında kurulur.

Bu çağın geleneklerine uygun olarak, kurucusunun adı kente verilir.

Daha sonraki yıllarda, Bıthynıa kralı Zipoites, MÖ.279 yılında, kenti ele geçirir.

Bu devirde, kent adına altın sikke bastırılır ve kent altın şehir olarak anılmaya başlanır.

Zamanla, Romalılar kenti ele geçirirler.

Bu sırada I. Konsil burada toplanır. (Ayrıntılı bilgiyi aşağıda verdim.)

1075 yılında, kent, Selçukluların egemenliğine girer.

1080 yılında ise, Selçuklular tarafından başkent yapılır.

Yani; Anadolu’daki ilk Türk başkenti olur. Başken olunca, kentin adı da, Nicaea’nın izi anlamında, İznik olarak değiştirilir.

1097 yılında, 600 bin kişilik, I. Haçlı ordusu, Kılıç Aslan yönetimindeki İznik’i kuşatır.

Uzun kuşatmalar sonucu, haçlılar tarafından kent ele geçirilemez.

Ancak, bir gece, Gemlik körfezindeki haçlı gemileri İznik gölüne taşınır ve bunların yardımı ile, kent ele geçirilir.

1331 yılında, şehir, Orhan Bey tarafından fethedilir ve Osmanlı egemenliğine girer.

Şehirdeki gerçek gelişme; 19-21’nci yüzyıllar arasındaki dönemdeki çinicilikte elde edilir.

Özellikle; Sultan II. Murat ve Çandarlılar döneminde, şehir tepeden tırnağa imar edilir, birçok cami, medrese, han, hamam yapılır.

Bursa İznik Çinileri

İZNİK ÇİNİLERİ

Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları; çiniyi mimari süslemelerde bolca kullanırlar.

Anadolu Selçuklu devletinin dağılmasından sonra, Osmanlı devletinde de çini sanatı, önemini yitirmeden sürmüştür.

15 ve 17’nci yüzyıllardaki Osmanlı mimarisinde, İznik çinisi, büyük gelişme göstermiş ve önemli bir dekoratif malzeme olarak kullanılmıştır.

1648 yılında, İznik’e uğrayan, ünlü seyyah Evliya Çelebi; İznik’te büyük bir çarşı ve çini fırınlarının bulunduğunu yazar.

17’nci yüzyılın sonlarından itibaren, İznik çini sanayi ve tekniğinde duraklamalar başlar.

Çünkü, bu devirde, Osmanlı imparatorluğunda siyasi ve askeri otorite boşluğunun ortaya çıkması ve ekonomik krizin yaşanmasına paralel olarak, sarayın mimari faaliyetlerinde de azalma başlar.

Dolayısı ile, sarayın, İznik çini yapımcıları üzerindeki himayesi de kaybolur.

Böylece, İznik çini sanatı, eski parlak dönemlerindeki önemini yitirir.

300 yıl aradan sonra, 1985 yılında, Faik Kırımlı isimli bir usta, İznik’e gelerek bir atölye kurar.

Bu ve benzeri yeni kurulan atölyeler ile, İznik’te klasik çini üretimine yeniden başlanır.

Akademik, teknolojik ve kültürel destekli çini ve seramik çalışmaları için, 1993 yılında, İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı çatısı altında, İznik çini-seramik araştırma Merkezi kurulur.

İznik çinilerinin, günümüzdeki yapımı, günümüz malzemesi ve teknolojisiyle, İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı atölyelerinde ve ayrıca yerli sanatkarlar tarafından kendi atölyelerinde sürdürülmektedir.

Yeniden restore edilip hizmete açılan, Süleyman Paşa Medresesinde, yerel ustalar bir arada çalışmakta ve el emeği çini ürünleri satışa sunulmaktadır.

İznik’te amatörlerce yapılan çinileri pişirmek için, beş çini fırını faaliyettedir.

Çini eşyalar, 900 derecelik ısıda pişirilerek satılabilir hale gelmektedir.

Çini satış reyonlarında, en çok :” Haliç desenli, Kalyon, Hayat ağacı, Çin bulutu ” isimli çini tabaklar, satışa sunulur.

Son yıllarda satışı artan, bir başka çini ise; şans topu.

Osmanlı döneminde, her genç kızın çeyiz sandığında mutlaka olması gereken ve ilk konun şans topu, günümüzde bütün evlere de girmiş durumda.

Kapı yanına veya iki pencere arasına asılır.

Nazara karşı geldiğine inanılır.

Topların: canlı ve cazip renkleri kadar, el halılarında gözlendiği gibi, desen dilleri de var.

Bunlar arasında; çintemani, halk gözü, kul gözü, insan dili gibi konular, aşk, sıhhat, başarı gibi kavramlar motiflerle ifade edilmiş.

Mutlaka gezin ve satın almayı düşünün diye tavsiye ediyorum.

Bursa İznik

GEZİLECEK YERLER

İznik Kent Surları

İZNİK SURLARI VE KAPILARI

İznik (Nicoia) stratejik, ticari, ulaşım ve coğrafi konumu nedeniyle, kurulduğu MÖ 4’ncü yüzyıldan bu yana dış etkenlere karşı kendisini koruma ihtiyacı duymuştur.

Şehir batıda göle, diğer yönlerde ise düz ovaya açılmaktadır.

Kent savunmasına katkısı olan surlar hakkındaki ilk bilgileri Strabon vermiştir.

Helenistik dönemde 2893 metre uzunluğunda olduğu öğrenilen ilk surlar hakkındaki kalıntılar belirlenememekte, o yıllarda kentin bugünkünden daha küçük olduğu anlaşılmaktadır.

Bitinya Krallığı zamanında başlatılan ancak depremle zarar gören surları, Romalılar daha güçlü olarak inşa ettiler.

Osmanlı döneminin içlerine kadar çeşitli yenileme ve onarımlar geçirmiştir.

Dört ayrı yöne uzanan yollar üzerine birer taç kapısının yapılması, ayakta duran sur ve burçların belli ki başlangıcını teşkil etmiştir.

Bu kapıları esas alan genel konumu ile güneybatıdaki zikzakları da bir hat olarak kabul edersek, düzensiz çokgen planını andırmaktadır.

Uzunluğu 4970 metreyi bulan ve yerleşmeyi düzensiz bir çokgen oluşturarak kuşatan surlar, ana yöne açılan dört anıtsal kapıya ve birçok kule ile ikincil kapıya sahiptir.

114 burç vardır.

Sur duvarlarında üç evre ayırt edicidir.

İznik Surları

Birinci evre surları:

: duvarlar moloz taş ve tuğladan harçla örülmüş, böylece yatay tuğla kuşaklarıyla duvara sağlamlık ve çok renklilik kazandırılmıştır.

Duvar yüksekliğinin 9 metre civarında olduğu sanılmaktadır.

Aynı teknikle inşa edilen kulelerde üst yapı ve özellikle ikinci kat konusu aydınlığa kavuşmamıştır. Bazı kulelerde kubbe tonozlu üst kat olduğu öngörülmektedir.

Birinci evre surlarının: MS 258 civarında Bitinya bölgesine saldıran Gotlara karşı inşa edildiği kesindir.

Yapıma: Gallienus zamanında (253-260) başlandığı, Macrianus ve Quietus zamanında (260-261) devam edildiği, bu İmparatorlara ait Nikaia sikkelerinin arka yüz betimlerinden anlaşılmaktadır.

Surların tamamlanması, egemen olduğu MS 269 yılına rastlar.

İznik Şehir Surları

İkinci evre surları:

Daha yüksek bir düzleme oturan ikinci evreye ait duvarlar, teknik açıdan önemli bir değişiklik göstermez.

Ancak devşirme malzeme örneğin tiyatrodan sökülen bloklar ve oturma kademeleri yoğundur.

Surun bazı kesimlerinde kuleler sıkıştırılmış iki kule arasına yenisi eklenmiş, böylelikle toplam sayı 114’e ulaşmıştır.

İkinci evreye ait kulelerin boyutu eskisinden farksızdır.

Devşirme malzemeden inşa edilmiş bir kaide üzerinde yükselen bu kulelerde, üst katın varlığı tespit edilmiştir.

Fakat çatı örtüsü için herhangi bir veri yoktur.

İkinci evreye ait farklı öğeler, MS 348 sonrasında farklı tarihler ile ilişkilenderilmiştir.

Bazı öğeler III Leon zamanında 727 yılında, diğerleri sırasıyla 857/858, 1065 ve 1097 yılına tarihlenir.

İznik Surları

Üçüncü evre surları:

Laskarisler zamanında, MS 1204-1222 yılları arasına bağlanmıştır.

Bu dönemde sur duvarları ve kuleler yükseltilmiştir.

Ayrıca ana surun 13-16 önüne, bir siper duvarı, ana sur duvarındakiler ile ilişkileri gözetilerek konumlandırılan kule ve kapılar ile donatılmıştır.

Ana sur duvarı  dört büyük kapı içermektedir.

İznik Surları İstanbul Kapı

İSTANBUL KAPI:

İznik’in kuzeyinde, Atatürk Caddesinin surlara ulaştığı en uç noktada yer almaktadır.

Geçirdiği çeşitli evreler ve onarımlardan sonra bugünkü görünümünü almıştır.

Antik dönemde İstanbul’a giden yola açılmasından dolayı bu isimle anılmaktadır.

Dış, orta ve iç olmak üzere, üç ayrı kapıdan oluşmaktadır.

İznik Surları İstanbul Kapı
Dış kapı:

Dıştaki kapı: ön sura aittir. Yanlarında yarım silindirik iki kule bulunur. Bir sıra moloz taş, iki sıra tuğla ile başlayan bu kısmın devamı, tamamen tuğla ve kiremit parçaları ve kireç-kum harcı ile örülmüştür.

Kapı: kuleler arasında yer alan kısmın ortasındadır.

Yan ve üst söveler silindirik koyu gri granit sütunların demir kuşak ve hatlarla birbirine bağlanmasıyla oluşturulmuştur.

Sövelerin üzerindeki büyük kemer, köşe duvarları üzerine oturmaktadır.

Kapı üzerinde yüksek kabartma olarak yapılmış, bir savaş sahnesi görülmektedir.

Bu kabartmaların üst kısmında da, Pamfilya tipi bir lahit kapağı görülür.

Dış kapının genişliği 2.80 metre, yüksekliği 2.75 metre, sütun çapı 0.60 metre, duvar kalınlığı 2.80 metredir.

Orta kapıdan, 16.30 metre kuzeydedir.

İstanbul Kapının, kuzey ve güney cephesi, aynı özellikleri taşımaktadır.

Kapının orta kısmında: kesme kalkerden yapılmış, yuvarlak kemerli 4.5 metre genişliğinde, günümüzde 3.20 metre yüksekliğinde ve 3.5 metre uzunluğunda, arabaların ve atların geçmesini sağlayan bölüm bulunur.

Bu bölüm: Bizans döneminde Theodor Laskaris tarafından, 13’ncü yüzyılda 0.28 metre genişliğinde yarılarak, buraya inen kalkan demir kapı konmuştur.

Ana geçişin iki yanında, 0.90 metre genişliğinde ve 3.5 metre uzunluğunda, dikine dikdörtgen, yayaların giriş çıkışları için geçişler vardır.

Roma döneminde, orijinal taş kapısının iki yanında, ana sura ait kuleler vardı.

Bunların temellerinde, yüzlerce colosal mezar stalleri kullanılmış, ana gövdeler ise tuğla ile örülmüştür.

İki yanda nöbetçi noktaları bulunmaktadır.

Taç kapının, şehir cephesine bakan yüzünde, dış motif altında, düz yüzeyine açılan çivi delikleriyle takılmış, metal harflerden oluşan kitabe, günümüzde delikler yardımıyla okunabilmektedir.

Aynı kitabenin benzer şekilde, şehir dışına bakan yüzeyinde de yazıldığı belirgindir.

Kitabede:”Gaius, Cassius Chrestus’un çabasıyla yapımı tamamlanan Prokonsül M. Plancius Varus İmparatorların yüce evine ve eyaletin başşehri Nikaia’ya adadı” yazılıdır.

Bu yazıtlar: Roma İmparatoru Vespasian (69-79) ve İmparator Titus (79-81) yönetimleri sırasında yazılmıştır.

Kitabede ismi geçen M. Plancius Varus, İznik’in önemli bir kişisi olup Bitinya ve Pontus Eyaletlerinde prokonsilik yapmıştır.

Evet, sonuç olarak: İstanbul Kapı, kentin kuzeyinde, İstanbul’a giden yol üzerinde yer alan en önemli kapıdır.

Kapının kuzey ve güney cephelerindeki veya geçitlerin üstünde bulunan nişlerin içinde heykellerin bulunduğu, zaman içinde bunların değiştiği, Bizans döneminde bu kısımlara freskler işlendiği kalan izlerden anlaşılır.

Kapının: 70-71 yıllarında inşa edildiği ve 123 yılında İmparator Hadrian tarafından onarıldığı anlaşılır.

 

Orta Kapı:

Orta kapının 9.95 metre uzunluğunda olduğu belirlenmiştir.

 

İÇ KAPI:

Roma takı niteliğinde olan ana kapının, kent yönünde kapı kulelerinin yanındaki sur duvarlarıyla bağlanan, oval planlı bir iç avlu, avlunun güneyinde Nikaia’ya girişi sağlayan, iç kapı yer almaktadır.

İç kapı çeşitli antik yapılardan getirilen mimari parçalar ve kitabeler ile örülmüştür.

İznik İstanbul Kapı Mask
Masklar:

İç kapının söveleri üzerinde, Roma Açık Hava Tiyatrosundan getirilen, cepheleri kuzeye, orta kapıya dönük iki yüksek kabartma tiyatro maskı bulunur.

II Yüzyıla tarihlenen bu masklar, kapının önem kazanmasını ve onun zenginleşmesini sağlamıştır.

Evet, bu maskların korkunç görüntüleri, yüz ifadeleri vardır.

Şöyle ki bu parçaların, 8’nci yüzyılda İstanbul ve İznik’i işgal etmek için bölgeye gelen Arap ordularına karşı koyabilmek için buraya konuldukları tahmin edilmektedir.

Yani bir anlamda, şehrin korunması, şehrin koruyucularıdır.

Burayı işgal etmek üzere gelen Arap orduları, karşılarında bu korkunç ve ürkütücü maskları görünce, ilk intiba olarak ürkmüş olabilirler diye düşünmemek elde değil.

Masklar yukarıda sözünü ettiğim gibi sadece estetik olması açısından konulmamıştır. Komedi ve trajediyi simgeleyen bu masklar, o dönemde tiyatronun ve sahne sanatlarının ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu.

Evet şimdi masklarla ilgili ayrıntılı bilgi:

 

Doğudaki Mask: 

Açık hava tiyatrosundan buraya getirilen doğudaki mask: sakallı işlenmiştir.

Yüksekliği 1.25 metre, kalınlığı 1.42 metre, eni 1.08 metredir. Başın yüksekliği 1.22 metre, kalınlığı 0.165 metredir. Saçları yanlardan bukleler halinde, sarkık ve sakalları ile kaynaşmıştır.

Gözleri ve ağzı; birer oyuktan ibarettir. Burun zedelenmiştir.

 

Batıdaki Mask:

Kadını temsil etmektedir.

Yüksekliği 1.32 metre, kalınlığı 2.1 metre, eni 1.17 metredir.

Kabartma boyu 1.26, kalınlığı 0.26 m dir.

Saçları alnını ortasından ve tepeden ikiye ayrılmış, yanlara doğru birbirine paralel hatlar halinde uzanmakta ve yanaklardan aşağı doğru sarkmaktadır.

Gözler ve ağız: birer ufak oyuk olarak belirlenmiştir.

 

 

Büst Kabartması:

İç kapının kuzeybatı yüzeyinde kazınmış bir büst kabartmasının, Büyük İskender’e ait olduğu belirtilmektedir.

İznik Surları Lefke Kapı

LEFKE KAPISI:

İznik şehrinin doğusunda, Kılıçarslan Caddesinin sonundadır.

İstanbul kapı ile büyük benzerlik gösterir.

Bugünkü Osmaneli’ne ulaşan yola açılması nedeniyle bu isimle bilinmektedir.

Muhtemelen önceden avlu halinde iken Bizans devrinde eklenen yapılarla avlu kapatılmış ve bugünkü görünen koridor şeklinde yol olmuştur.

Taş çapının şehir cephesine bakan yüzünde: üstteki diş motifi altında bulunan iki Yunanca yazıt, kapının mezarlığı bakan cephesinde de tekrarlanmıştır.

Yazıtta “Gaius Cassius Chestus’un çabasıyla yapımı tamamlanan bu eseri, Prokonsül M. Plancius Varus İmparatorların yüce evine ve eyaletin başşehri Nikaia’ya adadı” yazılıdır.

Mezarlığa bakan doğu cephesindeki yazıt, mermer yüzeye açılan deliklere takılı olan metal (altın) harflerden oluşmaktaydı.

Harflerden hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Delikler yardımıyla yazıt okunabilmektedir.

Roma İmparatoru Vespasian (69-79) ve Titus’un (79-81) yönetimleri sırasında, bu yazıtlar konmuştur.

İmparatorluk mücadeleleri sırasında Nikomedia’nın (İzmit’in), Septimius Severus’u desteklemesine karşılık Nikaia (İznik), rakibi Nİkomedia’ya inat Pescennius Niger’in yanında yer aldı.

194 yılında Niger’in Nikaia yakınında komutan Cardidus tarafından yenilgiye uğratılması sonucu, Nikaia güç durumda kaldı.

Septimus Severus, Nikaia’nın bu tutumu nedeniyle unvanlarını geri aldı.

Yazıtlardaki metal harfleri söktürdü.

Taş yüzeyindeki yazıtlar kazınarak sildirildi.

İznik Surları Lefke Kapı

Lefke kapının, şehre bakan yüzünde yukarıdaki yazıtın altında, arşitrav üzerindeki iki satırlık Yunanca kitabede “İmparator Kayser, Tanrı Traianus Parthicus’un oğlu Tanrı Nerva’nın torunu, halkın egemenlik yetkisini kendine taşıyan, Tranianus Hadrianus Augustus’a, Augustusların en dindar Neokoru (İmparator kült ve tapınağına sahip şehir), Dionysos ve Herakles soyundan gelen, Bitinya ve Pontus’un birinci şehri, İmparatorların en kutsal Roma Senatosunun kararları uyarınca, Metropolis olan Nikaia’ya sundu.” yazılıdır.

Bu yazıt, Roma İmparatoru Hadrian’ın 123 yılında meydana gelen depremden sonra, Nikaia’yı ziyareti sırasında yıkılmış yapıların halini görüp bunların yeniden onarılması için gerekli maddi ve manevi desteği vermesi nedeniyle, kentin görkemli kapılarına yazdırılmış olmalıdır.

Lefke kapının, şehre bakan yüzünde, kuzey yana geçişin üzerindeki nişin altındaki, iki satırlı kitabede ise “Prokonsül ve şehrin patronu M. Plancius Varus’un dostu Cladius Quintianus onurlandırdı” yazılıdır.

Yazıttan anlaşıldığına göre, burada niş içinde Plancius Varus’un bir mermer heykeli bulunmaktadır.

Kapının aynı yüzünün, güney yana geçişi üzerinde nişan altındaki iki satırlık kitabede ise “Prokonsül ve şehrin Patronu M. Plancius Varus’U, dostu C. Cassius Cherstus onurlandırdı” yazılıdır.

Yazıttan anlaşıldığına göre, buradaki nişte de Plancius Varus’un mermerden bir başka heykeli bulunuyordu.

Lefke kapının doğu ve batı cepheleri aynı özellikleri taşımaktadır.

İki yanda 0.88 m genişliğinde ve 3.60 m uzunluğunda, dikine dikdörtgen, yayaların giriş çıkışı için geçitler bulunur.

Ortada 4.30 m genişliğinde, günümüzde 3.70 m yüksekliğinde ve 3.60 m uzunluğunda, arabaların ve atların geçmesini sağlayan, yuvarlak kemerli geçit bulunur.

Yan geçitlerde, kurt dişi motifli lentonun üzerinde beyaz mermerden yapılmış, kaide ve başlıkları akanthus yaprakları ile süslü plasterler, ana giriş kemerinin ufak benzeri olan kemerlerle çevrili nişler görülmektedir.

Taç kapının genişliği 10.30 m, dış kapıya uzaklığı 16.35 m, iç kapıya uzaklığı 17.45 m dir.

Ortadaki ana tonozlu geçit içinde, 0.30 m genişliğinde, kaba şekilde açılan yarıktan, Bizans döneminde demir kapının inip kalktığı anlaşılmaktadır.

İç kapının genişliği 3.95 m, yüksekliği 4.85 m ve derinliği 13.95 m dir.

Dış kapının genişliği 3.25 m, yüksekliği 3.35 m duvar derinliği 2.95 m dir.

Kuzey dış kapısında yer alan ve antik çağda Laskarisler döneminde konulduğu tahmin edilen beyaz mermerden yapılmış iki friz parçası ilgi çekicidir. Bu parçalar taban kirişi ile çatı arasında kalan, üzeri boydan boya kabartmalarla süslü bölümdür.

Bu frizlerin uzunluğu 1.35 m, yüksekliği ise 0.86 m dir.

Yüksek kabartma parçada, mağlup olan taraftan ganimetlerin getirilişi izlenir. Diğerinde ise Romalı piyade askerlerinin, askeri giysiler içinde, kalkan ve mızrakları ile birlikte hareket edişleri izlenir.

İznik Çandarlı Halil Hayreddin Paşa Türbesi
ÇANDIRLI HALİL HAYREDDİN PAŞA TÜRBESİ

Lefke Kapısı yakınında bulunan türbe, iki farklı kısımdan meydana gelir.

Daha alçak ve küçük eski kısım ise, bu bölüme eklenmiş, büyük kısım arasında bir kapı ve pencere vardır.

Bu eski bina, 6 x 6 metre kare, ortasın açık kubbeli bir yapı olup, burada Vezir-i Azam Halil Hayrettin Paşa ile oğlu Ali Paşa yatmaktadır.

İznik Çandarlı Halil Hayreddin Paşa Türbesi

Baş ve ayak taşları kitabeli mermer lahitler, türbenin hemen tamamını doldurur. Mezar taşlarının yazıları ve işçiliği çok güzeldir.

Burada iki vezirden başka, bir de kadın kabri vardır. Diğer türbede Halil Hayrettin Paşa’nın torunu ve akrabaları yatmaktadır. Taşı harap, büyük bir erkek kabri ile diğer bir erkek kabrinden başka, 8 kadın 6 çocuk toplam 16 kabir bulunmaktadır.

Yunan işgali sırasında tamamen tahrip edilen yapı, 1928 yılında mezar taşları dahil iyi bir restorasyon görmüştür.

 

İznik Senato Sarayı

SENATO SARAYI

Saray, MS.4’ncü yüzyılda, göl kıyısında, bugün İnciraltı adıyla anılan mevkide yapılmış.

Hıristiyan alemini yakından ilgilendiren ve önemli kararların alındığı, I. Konsilin burada toplanmış olması, Hıristiyan din geçmişi açısından, buraya büyük önem kazandırıyor.

 

İznik Süleyman Paşa Medresesi

SÜLEYMAN PAŞA MEDRESESİ-ÇİNİCİLER ÇARŞISI

Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Paşa’nın İznik’te yaptırdığı medrese, sütunlar üzerine kubbeli ve bir yanı açık geniş kemerli, yüksek revaklar arasında, kubbeli 11 hücre ve tromplar üzerine büyük kubbeli dershanelerden ibarettir.

Hücrelerden biri arkadan bir koridorla, tuğla ile bir sıra kesme taştan örülmüştür.

Kubbeler kiremit örtülüdür.

Yanlarda, doğuda 3, batıda 4 adet medrese hücresi sıralanmıştır.

1348 tarihli vakfiyesinden anlaşıldığına göre, Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa tarafından, 1349 yılında yaptırılmıştır.

Günümüzde tarihsel el sanatlarına özgü bir ticaret mekanı olarak faaliyet göstermektedir.

Medrese içinde, geleneksel çini üretimi yapan 9 sanat atölyesi yer almaktadır. Bu atölyelerde İznik çinileri üretilmekte, Çini sanatı eğitimi verilmekte ve el yapımı ürünlerin satışı yapılmaktadır.

İznik Böcek Ayazma Vaftizhane

BÖCEK AYAZMA VAFTİZHANESİ:

Hıristiyanlar için ruhani açıdan çok büyük önem taşıyan bu kutsal su kaynaklarından birisi, Böcak Ayazma ismiyle İznik’tedir.

Yakup Çelebi Sokağı üzerinde, Koimesis Kilisesinin doğusundadır.

Sokak hizasındaki bir duvar, demir parmaklık ve kapı ile ayrılan bahçedeki Baptisterium’a batıdan 11 basamaklı merdivenle inilmektedir.

İznik Böcek Ayazma Vaftizhanesi

Giriş kısmı 2.55 m yüksekliğindedir. Bunun üzerinde tuğladan örülmüş bir kemerin sınırladığı alınlık vardır.

Buradan 4.5 m çapında ve 3.8 m yüksekliğinde, yeraltında yapılmış, kubbesi tuğladan örülmüş bir odaya girilir.

Zemin taş levhalarla döşenmiştir. Duvarlar moloz taş, tuğla ve kireç kum harcı ile alışılmadık olarak örülmüştür.

Odanın ortasında 0.80 m derinliğinde, kare planlı bir sarnıç vardır. Sarnıcın mermerden yapılmış 0.88 m uzunluğu, 0.29 m genişliği ve 0.10 m kalınlığındaki kenar taşlarından, doğudakinin dış yüzünde “Hıristiyan İmparator yüce Kral Michael Kulesi” yazılı Yunanca bir kitabe, iç yüzünde Tevrat’tan alınmış ” Her bedene iyi olanı verir. Çünkü onun lütfu ebedidir.” anlamına gelen İbranice bir kitabe kazınmıştır.

Tam olarak tarihi bilinmese de MS 6’ncı yüzyılda inşa edildiğine inanılmaktadır.

Su kuyusunun başlangıçta babtisterium yani vaftizhane olarak kullanıldığı, 20’nci yüzyılın başlarında ayazmaya dönüştürüldüğü bilinmektedir.

İznik’in Bizans İmparatorluğuna başkentlik yaptığı dönemlerde, Böcek Ayazmasının çok önemli kutsamalara ve vaftizlere ev sahipliği yaptığına inanılır.

Böcek ayazma olarak bilinen bu su kuyusunun ilk olarak tanrı Asklepion için inşa edilen bir Asklepionun bölümü  olduğunu (Sağlık tanrısının tapınağı, bir nevi hastane) öne sürenler olsa da, bilimsel arkeolojik kazılar yapılmadan, bunlara inanmak mümkün olmaz.

 

Bursa İznik Gölü

Bursa İznik Gölü

İZNİK GÖLÜ

Gölün uzunluğu 33 km. ve genişliği ise 12 km. Çevresi, 95 km.

Göl, 1990 yılında, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış.

İznik gölünde, göl kıyısındaki restoranlarda mutlaka balık yemelisiniz.

Sazan, turna, alabalık, kızılkanat ve dev cüsseli yayın balıkları.

Gölün dört bir yanında bulunan, tertemiz kır gazinolarında mutlaka bu güzel balıklardan oluşan menüleri tatmalısınız.

Önerim; yayın şiş denemeniz.

Muhteşem bir tadı var.

Yalnız, göl kıyısında özellikle akşamları çok serin olmakta.

Yanınıza mutlaka yedek giysi almalısınız, sivrisineklere tahammül etmenizin gerekliliği de cabası.

Ama, bu güzel manzara, görüntü karşısında, güzel bir yemek yemenin tadına, gerçekten doyamayacaksınız.

 

İznik Gölü Altındaki Bazilika

AZİZ NEOPHYTOS BAZİLİKASI:

Göl kıyısında, günümüzde Senato Sarayı olarak adlandırılan bölgenin 500 metre kadar doğusundadır.

2014 yılında gölün kıyısında yapılan havadan fotoğraf çekimleri sırasında gölden yaklaşık 20 metre açıkta ve 1.5-2 metre derinde bir bazilika/kilise kalıntısı keşfedilmiştir. Bu keşif, 2014 yılında Arkeoloji Enstitüsü tarafından dünya çapındaki en önemli 10 keşiften biri seçilmiştir.

Yazılı kaynaklara göre, Roma İmparatoru Commodus’un (MS 180-192) emri ile, MS 183 yılında kent surları dışında mimar Baktyanus’un “Apollon Tapınağı” inşa ettiği bilinmektedir.

Kalıntıların bulunduğu alanda yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar sırasında erken dönem sikkeleri, çanak çömlek parçaları ve mermer sütun tamburları bulunmuştur.

Apollon Tapınağı, bazilikal planlı kilisenin altında olabilir mi?

Bema duvarlarının altında uzanan mezarlarda bulunan sikkelere göre; MS 4-5’nci yüzyıllarda inşa edilmiş olmalıdır.

Özellikle 4’ncü yüzyılda yapıldığı düşünülen Aziz Neophytos adına inşa edildiği belirtiliyor.

İznik Neuphytos Bazilikası

Aziz Neophytos, Roma İmparatorları Decius ve Diokletianus dönemlerinde Hıristiyanlara yapılan zulümler sırasında bugün İznik adıyla bilinen Nicea’da İznik kentin surları dışında, gölü kıyısında: mızrak ve kılıç darbeleriyle parçalanarak şehit edildiği ve gömüldüğüne inanılır.

Şehit edilen bazı azizlerin, kenti düşmanlara karşı koruduğu düşünüldüğünden, 313 yılındaki Milano Fermanından sonra, inşa edilen ilk bazilikalar, çoğunlukla işkence zamanlarında şehit edildikleri yerlere yapılmıştır.

Yapının uzunluğu yaklaşık 41 metredir. Genişliği ise 18.5 metredir. Yapı, üç neften (koridor) oluşan bazilikal bir planı olan kilise biçiminde, yani klasik bir Hıristiyan bazilika düzenindedir.

Doğu-batı doğrultuludur. Erken Hıristiyanlık dönemi dini mimarisi açısından önemlidir.

1065 yılında deprem sebebiyle yıkılan yapı, 1250 yılında göl seviyesinin yükselmesiyle sular altında kalmış ve Laskarisler tarafından terk edilmiştir.

Bazilika göl seviyesinin düşmesiyle birlikte su yüzeyine çok yakın konuma gelmiştir.

Bu sayede kalıntılar, su altı değil, su üstü sağ su kısmında görünür hale gelmeye başlamıştır.

 

İznik I. Konsil (Vatikan Sistine Şapelinde yer alan ve Birinci konsüli tasvir eden 16 ncı yüzyıldan kalma tarihi fresk. Sol üst köşede yer alan panoramik görüntüden yola çıkılarak konsilin İznik surları dışında toplandığı düşünülüyor. )
I. NCİ Konsil Toplanması:

Tarihsel süreç içinde, şehrin en büyük özelliği: Hristiyan dünyasının önemli olaylarına sahne olmasıdır.

Özellikle; şehirde konsillerin toplanması önem arz eder.

Konsil denince akla ne gelir?

Katolik kilisesinin, Hristiyan disiplinine ait esaslarının tespit edildiği ve kiliseye bağlı tüm piskoposların katılımı ile yapılan toplantılar akla gelir.

Bugüne dek, 21 Ekümenlik konsil toplanmıştır.

Bunlardan, 1’ncisinin İznik’te toplanmış olması, buranın Hristiyanlık alemi için önemini ortaya koyar.

Evet, I. Konsil:

MS. 325 yılında, 218 piskoposun katılımı ile, Hıristiyan dininin dört büyük mezhebinin de tanıdığı I. Konsil burada toplanmıştır.

Toplantı yapılan Senato Sarayının yeri günümüzde hala gizemini korumaktadır.

Evet, Roma İmparatoru I. Constantinus (MS 180-192) tarafından yayınlanan “Milan Fermanı” ile Hıristiyanlık resmi din haline gelmiş, ancak Hıristiyanlığın temel standartları, burada belirlenmiştir.

Çünkü bu tarihe kadar 3 asırdır yeraltında yasadışı örgütlenmeye çalışan Hıristiyanlık dininde çeşitli farklılıklar ve mezhepler oluşmuştur. Bu nedenle de Hıristiyanlar kendi aralarında ciddi şekilde itilaflara düşmüşlerdir. Büyük Konstantin, dini itilafları ortadan kaldırarak İmparatorluğa birlik ve huzuru getirmek amacıyla konsili toplamaya karar verir.

İmparator bir mektubunda ” bu tür tartışmalar, Tanrıyı sadece insanlığın aleyhine değil, benim de aleyhime çevirir” demektedir.

Konsile katılım davet ile yapılmış ve katılımcıların bütün masrafları İmparator tarafından karşılanmıştır.

Katılımcıların sayısı, modern kaynaklarda 220, 237 ve antik kaynaklarda ise 270 hatta 300 kişidir.

İznik konsili, 20 Mayıs 325 tarihinde, İznik İmparatorluk Sarayında toplanmıştır. Dökümanlar günümüze kadar ulaşmadığından, bilgi kaynağı antik kaynaklardaki rivayetlerdir. Bu konuda temel kaynaklardan birisi Caesarealı Eusebe’nin yazdığı mektuplardır.

Evet en önemli soru, Saray (Senato Sarayı) yapısı nerededir?

Mevcut kalıntılar antik limana aitse, Saray yapısı nerededir. Bu konudaki görüşlere göre, Sarayın sur duvarının içinde olmak şartı ile sur duvarının göl kıyısında uzanan bölümünde, sur duvarına bitişik olarak inşa edilmiş olduğu düşünülmektedir.

Başkaca bilgi ve belge maalesef günümüzde bulunmuyor.

Şimdi gelelim konsil çalışmalarına:

Hıristiyanlık kutsal kitabı İncil’in yüzlercesi toplatılarak Matta, Markos, Luka, Yuhanna isimleriyle 4 taneye düşürüldüğü ve diğerlerinin yakıldığı bir konsüldür.

İznik Yasaları adıyla bilinen 20 maddelik kararlar alınmıştır.

Ardından, birçok toplantı daha yapılmış ve günümüz Katolik ve Ortodoks görüşlerin temellerini oluşturan kararlar alınmıştır.

Yani, Hıristiyan birliği burada kurulmuş ve Doğu Roma’nın 1000 yıl daha ayakta kalması sağlanmıştır ki, Fatih Sultan Mehmet buna son verene kadar.

Bu toplantılarda, şiddetli tartışmalar yaşanır. İskenderiyeli din adamı Arıusun ” Hazreti İsa’nın yalnızca bir insan olduğu ve tanrıdan dünyaya gelmediği ” şeklindeki kısa sürede taraftar toplayan tezi, toplantıya katılan piskoposları çileden çıkarır.

Sonuçta ise; bugünde savunulan ve Hazreti İsa’nın tanrının oğlu olduğuna inanılan tez, kabul görür.

Arıus ve arkadaşları ise, toplantıdan kovulurlar.

Hristiyanlık dinine hayat veren ve İznik Yasaları adıyla bilinen; yortu günleri ve Nikaia Kanunları adı ile bilinen 20 maddelik kararlar, Senato Sarayında alınmıştır.

Vatikan Müzelerinden biri olan Cappella Sistina’da yer alan freskodaki betimin işaret ettiği toplantı salonu burada olabilir mi?

2025 yılı sonlarında, Papa ve Fener Rum Patriğinin burada yaptığı ayin ile, göl suları altındaki Bazilikanın I. Konsil’in toplandığı yer olduğu kabul edilmiştir.

İznik Göl Bazilikası Ören Yeri Karşılama Merkezi

İznik Göl Bazilikası Ören Yeri Karşılama Merkezi:

Evet, 2025 yılında hayata geçirilmiştir. Alan ayrıca 28 Kasım 2025 tarihinde Katoliklerin Ruhani Lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo tarafından ziyaret edilecektir.

İznik Göl Bazilikası Ören Yeri ve Karşılama Merkezi

Yeni merkez, ziyaretçilere bilimsel bilgilendirme, sergi alanı ve dinlenme imkanları sunarak İznik’in kültürel kimliğine çağdaş bir boyut kazandırıyor. Sergi salonu, kafeterya, yürüyüş yolları ve dinlenme alanlarıyla hem turistlere hem de İznik halkına açık bir kamusal alan oluşturulmuştur.

 

Bursa İznik Ayasofya Camisi

AYASOFYA CAMİİ-HAGİA SOPHİA

Şehrin tam ortasında, kentin dört kapısına ulaşan yolların kesiştiği bir noktadadır.

İlk olarak, MS.7’nci yüzyılda, Romalılar tarafından inşa edilen Gymnasium üzerine Bizans döneminde bazilika olarak inşa edilmiştir.

Yapımında, antik İznik tiyatrosundan sökülen, kesme taşlar kullanılır.

Kuzey ve güneydeki, taş temeller üzerinde görülen tuğla duvarlar bu dönemden kalmadır.

Harç tabakası kalın ve kullanılan tuğlalar iridir.

Apsisin iç kısmında, aynı teknikle örülmüş duvarlar bulunmaktadır.

Apsisin dış kısmının ilk yapıda üç yüzeyli olduğu ortaya çıkmıştır ki, bu da erken dönem yapılarında görülmektedir.

Ana yapıda, batıdan itibaren üç giriş ile üç nefli naosa geçilmektedir.

İznik Ayasofya Camisi içi

Orta nefin yan neflerden dokuz sütun ile ayrılmış olduğu sanılmaktadır.

Doğudaki apsis üç yüzeylidir ve bu dönemde posthophorion hücrelerine rastlanmaktadır.

Yazılı belgelerde, yapının adı ilk kez 11 Ekim 787 günü Patrik Trasios yönetiminde toplanan ve 350 piskoposla çok sayıda keşişin katıldığı Yedinci Konsül dolayısıyla anılmaktadır.

7. KONSÜL TOPLANTISI:

11 Ekim 787 tarihinde, 7’nci Konsül burada toplanır.

İmparator 3’ncü Leon’un başlattığı ikonoklazma (ikonaları yok etme) dönemi İmparator 4’ncü Leon’un eşi İmparatoriçe İrene’nin burada yaptığı konsülle sonlandırılmıştır.

Patrik Tarasıos başkanlığında, 350 piskopos ve çok sayıda keşişin katıldığı 7’nci Konsül, bütün Hıristiyanlarca kabul gören son Konsüldür.

İnancın şekillenmesinde çok önemli rolü olmuştur.

Evet Ayasofya kilisesi: Hristiyan inancına göre, ismi kutsal bilgelik anlamına gelen bu kilise, dikdörtgen planlı bazilika tipinde inşa edilmiştir.

 

İznik Ayasofya Camisi

Evet, yapıyı anlatmaya devam edelim.

1065 yılındaki büyük depremde, hemen bütünüyle harap olan yapı, daha sonra zemini 1.40 metre yükseltilerek adeta yeni baştan inşa edilmiştir.

Dış duvarları onarılmış ve orta nef duvarları yapılmıştır.

Apsis beş yüzlü olmuş, kubbeli postophorion hücreleri eklenmiştir.

Değişik dönemlerde yapılan onarımlardan ötürü, zemin farklılıklar gösterir.

Depremler ve yangınlar sonucu ise, üst örtü yıkılmıştır.

 

Camiye dönüştürülme:

1331 yılında, Orhan Gazi zamanında İznik fethedilmesinden sonra, yapı yeniden yükseltilmiş, nefleri ayıran destekler değiştirilmiş, minare ve mihrap eklenerek, camiye dönüştürülmüştür.

Ayrıca yanına bir de medrese kurulmuştur.

Günümüzdeki minare kalıntısı, bu döneme ait değildir.

Gerek bugünkü minare ve gerekse yapıdaki Türk dönemini yansıtan değişikliklerin büyük bölümü, Mimar Sinan tarafından düzenlenmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman devrinde bir yangın sonucu harap olan yapı, devrin hassa başmimarı Mimar Sinan tarafından büyük ölçüde mimarisi de  değiştirilerek tamir ve ihya edilmiştir.

Bu dönemde üçlü kemer açıklıklarının aralarındaki ikişer sütun kaldırılmış ve bugün görülen büyük kemerlerle, onların arasındaki küçük sivri kemerli açıklıklar yapılmıştır.

Esas mihrabın malakari kabartma bir süslemeye sahip olduğu, çok az kalan izlerden anlaşılmaktadır. Ayrıca bu mihrabın çevresindeki duvarın herhalde 16’ncı yüzyıl çinileriyle kaplı olduğu, bu çinilerin harç üzerinde kalan izlerinden anlaşılmaktadır.

Yüzyılın başlarına kadar bu çinilerden bazı parçalar duruyordu. Duvarlarda Türk devrine ait yazı ve kalem işi nakışlardan belli belirsiz bazı izler de halen fark edilmektedir.

İznik Ayasofya Camisi Minaresi

Bugün alt kısmı görülen minarenin de bu tamir sırasında yapıldığı anlaşılmaktadır. Mabedin kuzeybatı köşesine bitişik minarenin kürsü kısmı muntazam kesme  taş ve tuğla dizileri halinde inşa edilmiştir. Prizma biçimindeki tuğla pabuç kısmı sadedir. Taştan bir bilezikle başlayan tuğla gövde çok köşelidir. Ancak gövdenin bugün çok az bir parçası kalmıştır.

Evliya Çelebi, 1648 yılında İznik’e uğradığında gördüğü Ayasofya’yı “Çarşı içinde, üzeri kurşun örtülü, bir minareli büyük bir mabed” olarak tarif ettikten sonra buranın yandığını ve Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a tamir ettirildiğini belirtir.

Ancak Ayasofya’nın ikinci defa harap oluşunun sebebi ve kesin tarihi bilinmemektedir.

18’nci yüzyıl sonlarında ve 19’ncu yüzyıl başlarında İznik’ten geçen yabancı seyyahların ifadelerine göre, cami harap ve terk edilmiş durumdadır.

J. Von Hammer, 1804 yılında İznik’e uğradığında, Ayasofya’yı harap ve yarı yıkık durumda bulmuştur.

Bu bakımsızlık, 200 yılı aşkın bir süre devam etmiş, Ayasofya’nın içi yeşillikler ve sarmaşıklarla kaplanmıştır.

1935 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü uzmanları bazı sondajlar yapmıştır.

 

İznik Ayasofya Camisi

 

1935-1953 yılları arasında yapılan onarımlar sırasında, renkli taşlarla bezenmiş taban mozaikleri ve din görevlilerinin törenler sırasında topluca bulundukları, yarım yuvarlak oturma kademeleri ortaya çıkarılmıştır.

Bir mezar odası duvarında Hz İsa freski bulunmaktadır.

1979-1981 yılları arasında, çevresindeki topraklardan arındırılır ve yapının bütünü, 1985 yılında tam olarak ortaya çıkarılır.

Özellikle de, kilisenin taban mozaiklerinin üzeri, zarar görmemesi için camekanla kapatılmışsa da, yine de buraya zaman zaman giren defineciler tarafından tahrip edildiği görülebilir.

1980’li yıllarda, çevre düzenlemesi ve kamulaştırma neticesinde Ayasofya’nın çevresindeki yapılar yıkılmış ve etrafı yeşillendirilmiştir.

2007 yılında ise restorasyon yapılmıştır.

2011 yılında, Kurban Bayramının ilk günü, yapının bir kısmı cami olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Evet, burası özellikle yabancı turistlerin ilgi odağı ve sanki haç yeri gibi ziyaret edilmektedir.

 

İznik Hagıos Tryphon Kilisesi

HAGİOS TRYPHONOS KİLİSESİ:

Yenişehir Kapıdan kente girilince, Atatürk Caddesi üzerindeki kilise kalıntıları, yol kenarından 25 metre içeridedir.

1964 yılında burada kısa süreli kurtarma kazısı yapılmıştır.

Yıkıntılar ve yoğun bitki örtüsü arasında, sadece 2.5 metre yüksekliğindeki bazı duvarları görülebilen yapının uzunluğu 22.5 metre, genişliği ise 19.5 metredir.

Batıda 2.4 metre genişliğindeki ana girişin iki yanında, tuğla süslemeli birer yarım kubbeli niş yer almaktadır.

Ana kapıdan girilen narteks kuzey güney uzantılıdır.

Tuğla örgülü yuvarlak iki kemer, burayı üç kısma ayırır.

Ortadaki dikdörtgen nişli kapı naosa, iki yandaki kapılar ise yan sahınlara açılmaktadır.

Haç planlı bu mekan, dört geniş kemerin taşıdığı 6 metre genişliğindeki bir kubbe ile örtülüdür.

Bernanın kuzey ve güneyindeki nişlerin içinde yer alan kapılardan yan sahinlara geçilmektedir.

Duvarlar, bir sıra kırma taş, birkaç sıra tuğla dizisi ile örülmüştür.

Kilise temellerinde görülen kiklopik taş bloklar, buraya yakın olan açık hava tiyatrosundan getirilmiştir.

Kilise ve çevresinde görülen granit sütun parçaları, mermer süsleme unsurları, geometrik desenli taban mozaik parçaları etrafa dağılmış bulunmaktadır.

Duvar ve tavanlardaki mozaik bezeklerin bulunduğu kalan izlerden anlaşılmaktadır.

İznik’te kesin adı ve tarihi belirlenememiş eserlerden biri olan kilisenin II. Theodoros Laskaris tarafından 13’ncü yüzyılda inşa edildiği bilinen, Hagios Tryphonos Kilisesi olabileceği teriz hakimdir.

Kilise şu anda kalıntı halindedir.

İznik Aya Trifon Kilisesi

AYA TRİFON KİLİSESİ:

İstanbul Kapıdan kente girildikten sonra merkeze ulaşım sağlayan Atatürk caddesinin köşesindedir.

Kilisenin kalıntılarının bulunduğu alandan daha geniş bir sahaya yayılmış bir yapı kompleksi içinde yer aldığı, civarda bulunan izlerden anlaşılmaktadır.

Günümüze çok az kalıntı ile gelebilen kilisenin zemininden yüksek kısmı 1 metreyi geçmemektedir.

Kalan izlerden kilisenin eski bir yapının üzerine inşa edildiği sanılmaktadır.

Evet kilise kapalı Yunan Haçı tipindedir.

Ortadaki büyük apsisten iz kalmamıştır.

Güney ve batı duvarlarının yarım metrelik kısımları izlenmektedir.

Kilise kalıntısından günümüze çok az fresk, mozaik ve mermer parçası kalmıştır.

Çevresinde inşaatlar oluşmadan ve parka dönüştürülmeden önce cam mozaik tanelerine rastlamak mümkündü.

Burada bulunup İznik Müzesine nakledilen veya bahçe duvarı üzerine konulan geometrik desenli mozaik parçaları kırmızı, beyaz, yeşil taşlardan oluşturulmuştur.

Kullanılan şekiller kare, üçgen ve oval tiplerden oluşan rozetlerdir.

Kilise yakınındaki bahçede belirlenen palmet motifli sütun başlığı, pembe renkli taşlar, kapı sövesi, rozet motifli korkuluk levhası, sütun parçaları kilisenin özelliklerini günümüze taşıyan mimari parçalardır.

Kitabesi yoktur.

10-12’nci yüzyıllara tarihlenmektedir.

İznik Koimesis Kilisesi

KOIMESIS KİLİSESİ-ESKİ KİLİSE:

Kilisenin tam adı “Koimesis tes Theotokos” kilisesidir.

Bu isim, Hazreti Meryem’in Ölümü veya Göğe Yükselmesi anlamına gelmektedir.

Yapı, İznik’teki diğer kiliselerin bazilikal planından farklı olarak kapalı Yunan Haçı tasarımından inşa edilmiştir.

Kesin tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı belli değildir.

1065 yılındaki depremde yıkılan kilise, Konstantin tarafından tekrar onarılmış ve Aziz Nikephoros’a tahsis edilmiştir.

Manastıra ait kilise, yeniliklere uğrayarak ve yeniden inşa edilerek 1922 yılına kadar ayakta kalmıştır.

Kilisenin boyutları 20 x 20 metreden biraz daha büyüktür.

Günümüzde sadece kalıntıları görülebilir.

İznik Roma Tiyatrosu

ROMA TİYATROSU

Anadolu’da ayakta kalmış tiyatroların en önemlilerinden biridir. İznik gölü kıyısında, surlara 100 metre, göle ise 400 metre uzaklıktadır. Şehrin merkezine yürüme mesafesindedir.

Roma İmparatoru Traianus (97-117) zamanında Eyalet Valisi Pilinius Cscillius Secunds (62-113) tarafından yaptırılmıştır.

Tiyatro, düz bir alana kurulduğundan, oturma kademeleri Roma tiyatro mimarisinde görüldüğü gibi 19 galeri taşımaktadır.

Kentin kuzey surlarındaki bazı burçlar, tiyatroya ait kesme taşlarla örülmüştür.

Kentin savunması için tiyatro feda edilmiştir.

İznik Roma Tiyatrosu

Başka sahnesi olmak üzere, oturma basamakları, dış duvarları, kemer ve tonozları onarılamayacak derecede tahrip olmuştur.

Evet tiyatro 15 bin kişi kapasitelidir.

Geriye kalan bölümler bir müddet yeni kapılarda kullanılmak üzere yerlerinden sökülmeye devam edilmiştir.

Metruk kalan tiyatro kalıntılarının üzerine çeşitli dönemlerde toprak, moloz ve çöplerin atılması sonucunda, üzerinde 9.5 m kalınlığında bir tabaka oluşmuştur.

Kazılar sonucunda 45 metre doğu batı uzunluğundaki sahne tümüyle açığa çıkarılmıştır.

Cephede 4 tane niş, sahnenin orta noktasına göre simetrik olarak yerleştirilmiştir.

Nişlerde ve ara bağlantılarda 20 cm kalınlığında beyaz mermerden yapılmış süpürgelik ve 57 cm üzerindeki mermer silmenin sınırladığı sahada mermer bir friz sıralı idi.

Bugün antik tiyatroda seyircilerin oturduğu kısım ile hayvanların arenaya salındığı tünel kısmı büyük ölçüde ayaktadır.

Kazı ile oldukça gün ışığına çıkarılmış ve günümüzde de kazı çalışmaları devam etmektedir. Uzaktan belli olan tiyatronun yanına gelince, yıllardır bitmeyen bir restorasyon yüzünden keyif alınmıyor. İnşaat sahası gibi. Sonuç,  tiyatroya girilemiyor.

Bursa İznik Çini Fırınları Kazı Alanı

İZNİK ÇİNİ FIRINLARI KAZI ALANI

İznik kazılarına 1963 yılında başlanmış ve günümüzde de sürdürülmektedir.

1963-1969 yılları arasında sürdürülen I Dönem çalışmalarında: Milet işi, Haliç işi, Şam işi, Rodos işi gibi isimlerle tanımlanmaya çalışılan Osmanlı seramik ve çinilerinin asıl ve önemli üretim merkezinin İznik olduğu;  deforme ve yanık parçalar, yarı mamul pragmanlar, pişirim malzemeleri yanında, içi doluyken çökmüş durumda bulunan fırın kalıntılarıyla bilim çevrelerince kanıtlanmıştır.

En önemli sonuç, o zamana kadar Osmanlı dönemi çini ve seramik merkezinin kesinlik kazanamamış üretim yeri konusunun çözümü ve ilgililerce kabul görmesi olmuştur.

1981 yılında İznik Çini Fırınları Kazısı adı ile tekrar çalışmalara başlanmış ve halen devam etmektedir.

Evet, ünlü İznik çinileri, 15 ve 16’ncı yüzyıllarda, küçük kubbeli bir pişirme ocağından ibaret olan bu fırınlarda üretilmiştir.

Benim ilgimi çeken, bu bulunan çini fırınlarını, bugünkü mevcut zeminden, çok daha aşağıda bulunması.

Yani; zamanla, toprak tabakası, mevcut zemini örtüyor ve zemin yükseliyor.

Bursa İznik Yeşil Cami

YEŞİL CAMİ

İznik’in sembolü.

Osmanlı mimarisinin en önemli ve abidevi yapısıdır.

Adını; yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden alır.

Kitabesine göre: Murad Bey bin merhum Orhan Bey zamanında Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın mimar Hacı Musa’ya 137n8 yılında yaptırmaya başladığı yapı, 14 yılda ve kendisinin 1378 yılında ölümünden sonra, 1392 yılında oğlu Ali Paşa tarafından tamamlattırılmıştır.

Yeşil Cami de iki kitabe vardır. Asıl kitabe, kapının üstünde güzel Osmanlı sülüsü ile dört satır olarak yazılıdır. 1378 tarihli bu kitabe, caminin bundan bir yıl önce başladığını gösterir. Burada Koca Sultan Hüdavendigar, büyük bir tevazu içinde Murad Bey olarak geçer.

Vezir Halil Hayrettin Paşa da yalnız ilmi payesini kullanmış bunu vezaretten üstün tutmuştur.

İkinci kitabe: revakın iki sütunu arasına istilaktitil söveler üzerine yerleştirilmiş olan yapının tamamlanma tarihidir.

Tek satır üzerine güzel sülüs Arapça kitabede, Vezir Hayrettin Paşa merhum diye ilmi rütbesiyle beraber yazılmıştır.

İznik Yeşil Cami

Caminin 1391-1392’de bitirildiği anlaşılıyor.

Yapının 14 yıl kadar uzun sürmesi Çandarlı Hayrettin Paşa’nın 1387’de vefatı yüzündendir. Oğlu Ali Paşa, camiyi tamamlatmış vezaret ünvanını da o koydurmuştur.

Hacı Bin Musa Orhan zamanında, İznik’te çalışan Hacı Hamza Kümbetinin mimarı Hacı Ali’den sonra bilinen ikinci mimardır.

Caminin oldukça derin ve yanlara doğru ikişer kasnak üzerine, dilimli bir kubbe ile örtülmüştür.

İyice yükseltilmiş olan son cemaat yeri, büyük kubbeyi ön taraftan kapatarak caminin asıl yapısını gölgelemiştir.

Mekanda üç geniş kemerle büyük kubbeye açılan ve son cemaat yerinin bir tekrarı, yanlarda aynalı tonoz, ortada iri dilimlerle yivlendirilmiş sağır fenerli bir kubbe ile örtülü bir giriş bölümü vardır.

11 metre çapındaki asıl kubbe, badem denilen prizmatik üçgenler üzerine tam bir yarım küre biçimindedir.

Burada tek kubbeli mekanın öne doğru uzatılarak genişletilmesi yeni bir denemedir.

Mimari kaliteleri ile gerçek iç mekan, gerek dış yapı olduğundan çok daha fazla büyüklük etkisi bırakan abidevi bir kuvvet göstermektedir.

İçten ve dıştan mermer bloklarla kaplı duvarlar, doğu ve batı yanda iki kanat pencere sıraları ile açılır.

son cemaat yerinin iki yanındaki geometrik süslemeli mermer şebekeler tahrip edilmiştir.

Kapının etrafını çevreleyen mukarnaslar, Selçuklu geleneğindendir.

Köşe sütunları ile mukarnaslı nişli geometrik geçmeler, rumi ve palmet kabartmalarla süslü sade mermer mihrap, en eski ve devrinin en güzel Osmanlı örneği olup, yeni bir üslubun doğuşunu haberini verir.

Selçuklu geleneğine uyan minare, camiye adını veren yeşil, firuze, sarı ve mor renkli çinilerle süslenmiş olup, alt kenarındaki geniş kuşakta, birbirini kesen büyük sekizgenlerin düğüm ve yıldız motifleriyle eski Türk ve Selçuklu örnekleriyle bağlanmaktadır.

Yeşil Cami, Selçuklu mimarisinden doğduğu sezilen Osmanlı üslubuna bir geçiş yapısıdır.

Evet, Yeşil Cami, Anadolu’nun en güzel minaresine sahip camidir.

İznik Yeşil Camii

Caminin eşsiz minaresini mutlaka görün.

 

Bursa İznik Müze
Bursa İznik Müze
Bursa İznik Müze

İZNİK MÜZESİ-NİLÜFER HATUN İMARETİ

Günümüzde İznik Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmakta olan İmaret Yeşil Caminin kuzeybatısındadır.

Doğusunda Müze Sokak, güneyinde Türbe Sokak, kuzeyinde Lefke Sokak yer almaktadır.

İmarette revak hariç tutulursa, ters T planının uygulanmış olduğu görülür.

Sultan I Murat’ın annesi Nilüfer Hatun’un anısına, 1338 yılında inşa ettirilmiştir.

Doğu cephesi 40.5 metre, revam eni 23.35 metre, revak dahil derinlemesine 33.60 metre boyutlarına sahiptir.

Doğudaki revak kısmının ön cephesinde, iki köşe ayağıyla giriş kısmının iki yanında, altı demet kaval ve bunların üzeri birer yarım külah ile dekorlanmış örme ayaklar arasında birer mermer sütun ve başlıklar yerleştirilmiştir.

Üzerinde bademler ve yapraklar vardır.

Bunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanarak, son cemaatı beş bölüme ayrılmıştır.

Revak kemerlerinin ayak kısımları altından başlayan ahşap gergiler kullanılmıştır.

Sonradan yapılan ahşap kapı, iki sivri kemerle sınırlıdır.

Kapı başlığı Bursa kemerlidir.

Bunun üzerinde mermer üzerine yazılmış, üç satırlık kitabe yer almaktadır.

Kapının iyi yanında, dikdörtgen birer pencere vardır.

Pencere kemerleri çark dişi ile bezelidir.

Merkezi kısım kare planlı olup, baklava dilimli bir kuşak üzerine oturtulmuş kubbeyle örtülüdür.

Kubbenin ortasında yüksek ve sekiz cephesi pencereli, üstü kubbeli bir fener yükselmektedir.

Kubbe kasnakları 12 köşelidir.

Kasnaklardaki pencereler, yuvarlak kemerlidir.

Merkezi salonun kuzey ve güneyinde, dikdörtgen planlı birer sahın vardır.

Bunların iki duvarına, birer pencere açılmıştır.

Mekanların zeminleri tuğla kaplamalıdır.

Giriş, eyvan ve ana mekan temellerinde İznik Roma Tiyatrosuna ait kesme taşlar yer almaktadır.

Güneydeki üstlük pencerenin yer aldığı hafif içe dönük kare sahanda, güneş kursu motifi işlenmiştir.

İmaret olarak kullanılan yapı, yoksullar için her gün yemek dağıtılan hayır kurumuydu.

Cumhuriyet döneminde değişik gereksinimler için depo olarak kullanılmış, 1960 yılında müze olarak hizmete açılmıştır.

Tarihsel bir yapı olan imaret, 14’ncü yüzyıl Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir.

 

İznik Müzesi

Müzede: tiyatro ve diğer arkeolojik kazılardan çıkarılan iki bini aşkın eser, üç yüz sikke, beş yüz İznik çinisi ve seramiği ile, yüz elli adet Etnoğrafik eser sergileniyor.

Müze bahçesinde ise, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri ( sütün başlıkları, lahitler, kabartmalar, pişmiş toprak levhalar, mezar taşları) görebilirsiniz.

Müzeye, mutlaka uğrayın.

Evet, İznik ilçe merkezi bundan ibaret, ancak son yıllarda doğa severler ve trekking meraklıları arasında son derece popüler olan İznik merkeze bağlı bir de “Sansarak kanyonu” var.

İznik sadece tarih değil, doğası ile de ilgi çekiyor.

İznik Huysuzlar Türbesi

HUYSUZLAR TÜRBESİ

İstanbul Kapıya giden Atatürk Caddesinin yol kenarındadır.

5 sıra biriketle örülmüş duvarları beyaz kireçle badalanmıştır. Yol seviyesinden aşağıda 0.83 m genişliğinde üç basamakla inilmektedir. Zeminden doğu-batı uzantılı 3 adet sanduka bulunur. Herhangi bir kitabe yoktur.

Halk arasında devrinin çocuk doktoru olarak bilinen bir şahsın öldükten sonra buraya gömüldüğü onun içindir ki huysuz olan çocukların buraya getirilerek huysuzluklarını bırakacağına inanılır.

 

İznik Hacı Özbek Camii

HACI ÖZBEK CAMİİ:

Kılıçaslan caddesi üzerindeki caminin bugünkü girişi Eşrefoğlu Sokağındadır.

Caminin batısındaki Bizans dönemine ait iki sütun ve başlığı üzerine ve yan duvarlara oturtulmuş, bir sıra kesme taş, üç sıra tuğla ile örülmüş üç kemerli tonozla örtülü revak kısmı, cadde genişletme çalışmaları sırasında, 1940 yılında yıktırılmıştır.

Kuzey cephesinde bugünkü son cemaat yeri ilave edilmiştir.

Bu değişiklik sırasında caminin üç satırlık mermer kitabesi, orijinal yerinden alınarak batıdaki pencere içine konulmuştur.

Kitabede: caminin yapım tarihi olarak 1333-13334 tarihleri yazılıdır.

Cami: 7.89 x 7.97 metre boyutlu kare bir mekana sahiptir.

Kiremit kaplı kubbe ile örtülüdür.

Mihrabı silmeli dikdörtgen bir niş şeklindedir.

Caminin dış duvarları, bir sıra kesme taş, üç sıra tuğla, taşlar arasında birer dikey tuğla ile örülmüştür.

Batıdaki son cemaat yeri, 1940 yılında kuzeyine yeni bir son cemaat yeri eklenmiştir.

Osmanlı dönemi camilerinin ilk örneği olması bakımından ayrı bir önemi olan yapının, 1959 yılındaki onarımında bazı kayıplara uğradığı söylenebilir.

Halk arasında Çukur Cami olarak da bilinmektedir.

İznik Eşrefi Rumi Camii ve Türbesi

EŞREFİ RUMA (EŞREFZADE) CAMİ VE TÜRBESİ

Yunan işgali sırasında tamamen ortadan kalkan caminin ilk yapısından günümüze sadece minaresiyle hazire kısmı ulaşmıştır.

Cami, İznik’te yaşamış ve burada ölmüş olan Kadiriye tarikatının Eşrefiyye kolunun kurucusu ünlü mutasavvıf Eşrefoğlu Rumi adına 1469-1470 yıllarında inşa edilmiştir.

Eski fotoğraflarda türbenin de caminin hemen bitişiğinde olduğu görülür, ancak işgal sırasında o da tamamen yıkıldığı için günümüzde şeyhin kabrinden başka herhangi bir iz yoktur.

Caminin inşa tarihi ve banisi belli değildir.

Sadece burada 1485 yılında Fatih Sultan Mehmet’in eşi Mükrime Hatun tarafından bir cüz okuma vakfının kurulduğu bilinmekte ve bu durum yapının bu tarihten önce yapılmış olduğu görüşüne kesinlik kazandırmaktadır.

Cami, büyük ihtimalle Eşrefoğlu Rumi’nin ölümünden sonra türbe ile birlikte veya türbeden hemen sonra, ona yakın bir tarihte inşa edilmiş olmalıdır.

Minarenin camiden ayrı ve türbe duvarına bitişik yapılması da aynı ihtimalleri hatırlatmaktadır.

Evet caminin, 50 yıl öncesine kadar etrafında bulunan kalıntılardan geniş bir yapı topluluğu ile çevrili olduğu anlaşılmaktadır.

Türbe batı cephesinin kuzey ucundaki bir kapı ve pencere aracılığıyla revaklı, güney duvarı mihrap nişli küçük bir avluya açılmakta, türbenin kuzey cephesinin önünde ise Eşrefoğlu Rumi’nin eşyalarının sergilendiği kare planlı özel bir bölme bulunmaktaydı.

Tamamen harap olduktan sonra 1954 yılında cami derneği tarafından basit bir tarzda, kagir olarak yapılan ve aynı yıl ibadete açılan cami, günümüzde de kullanılmaktadır.

Eşrefoğlu Rumi’ye ve yakınlarına ait bazı kabirler de minare ile caminin sağ tarafı arasında kalan açık hazirede bulunmaktadır.

 

 

Bursa İznik Sansarak Kanyonu

SANSARAK KANYONU

Bursa il merkezine 82 km uzaklıktadır. İstanbul Mecidiyeköy-Sansarak arası 154 km dir.

İznik’e bağlı ve ilçe merkezine 17 km uzaklıktaki Sansarak köyündedir.

İznik ilçe merkezinden çıktıktan sonra Bilecik-Osmaneli yolu takip edilerek gidiliyor.

Kanyon: antik taş ocakları ve Abdulvahap tepesi arasında kalır.

Sansarak köyü: yaklaşık 500 yıllık bir Osmanlı köyüdür.

Birçok Türk filmi bu otantik köyde çekilmiştir. (Örnek: Halil Ergün’ün Sis ve Davacı filmleri burada çekilmiş ve köy halkı figüran olarak rol almış )

Söylenenlere göre, 1402 yılında Ankara Savaşında Timur ordularıyla birlikte savaşan Orta Asyalı Türkmenler, Ankara civarındaki Güdül çevresine yerleşirler.

Burada umduklarını bulamayınca, Karadeniz üzerinden buraya gelirler.

Şimdiki köyün meydanındaki pınar suyu kenarında mola verdiklerinde çayırlıkta bir sarı kısrak görürler ve buraya yerleşmeye karar verirler.

Bu yüzden, köyün adı “Sarı kısrak” iken, zaman içinde dönüşmüş ve “Sansarak” olmuş.

Yine bir söylence: köylülere göre köyün kurucusu gemici imiş, bu gemici yaptırdığı caminin içine de gemi halatlarıyla dekor vermiş.

Kerametleri olan bu gemiciye “Hacı Baba” deniliyormuş.

Köy ile ilgili son bir not: köy kahvesinde odun ateşinde yapılan çayı, mutlaka tadın.

Köyde bulunduğu söylenen şifalı çeşme, bugünkü “Horhor Çeşme” olabilir.

Köyde çok köpek var, dikkatli olmakta yarar var.

Kanyon, deniz seviyesinden 1000 metre yüksekliktedir.

Turun zorluk derecesi yüksektir, yani parkur en zor trekking alanlarından kabul edilir.

Marmara bölgesindeki trekking parkurları arasında en zorlusudur denebilir.

Kısa parkur nispeten orta zorluktadır.

Yerel rehber alarak kanyona girmeniz önerilir.

Ayrıca yanınıza kuru giysiler almalısınız, yürüyüş sırasında zaman zaman dereye giriliyor, giysiler ıslanıyor.

Sert tabanlı, kaymayan ve su geçirmeyen botlarınız olmalı, şort ve kısa kollu giysiler tercih etmemelisiniz.

Çünkü orman içindeki yürüyüşte çalı-çırpı çok bol ve ayak ve kollar çiziliyor. Yedek ayakkabı ve botta getirmelisiniz.

Bursa İznik Sansarak Kanyonu

Yürüyüş parkuru

Yürüyüş parkuru başlangıcına ulaşmak için: Sansarak köyü meydanından kuzeye doğru ilerleyen 4 km bir stabilize yolu aşmak gerekiyor.

Bu yolun 3’ncü kilometresindeki uyarı tabelasından sonra yaklaşık 750-800 metre daha yürüdükten sonra kanyonun giriş levhasını göreceksiniz.

Buradan kanyonun girişi olan yıkık Değirmene ilerleyin ve kanyonun girişine ulaşırsınız.

Değirmen deyince, eski bir değirmen, yıkılmış, hasar görmüş durumda.

Değirmenin önünden, dereden karşıya geçin ve dere yatağını takip ederek yürümeye başlayın.

Başlangıçta taşlara atlaya sıçraya basarak ilerlersiniz.

Yürüyüş yolu: yani patika genellikle yoğun çalılıklar ve araçlar arasından geçiyor ve yoğun orman örtüsü nedeniyle çoğu yerde gözden kayboluyor.

Burada yapmanız gereken, işaretlere dikkat etmektir.

Yürüyüş parkurunda, orta zorluktaki ana parkur uzunluğu 1.7 km dir.

Parkur boyunca, kanyonun tam ortasından “Kayalıdere” akıyor ve buradan sonra İznik gölüne dökülüyor.

Bunun suyu temiz olduğundan, yaz aylarında derede yer yer oluşan havuzlarda suya girebilirsiniz.

Zaten kanyonda yürüyüş yaparken ayakkabıları çıkararak ve bu dereye bata çıka yürünüyor.

Ancak yağmurlu bir günde giderseniz, derenin suları çamur gibi akıyor, yüzemezsiniz.

Dere bazı yerlerde daralıyor, bazı yerlerde genişliyor, en derin yeri 150 cm civarındadır.

Ancak patikadan dere yatağına indiğinizde ise, yosunlar nedeniyle bu bölüm oldukça kaygındır.

Kısa parkuru kullandığınızda, yön levhasını takip ederek çıkışa yani toprak yola ulaşabilirsiniz.

Kısa parkur, tahmini yürüyüş süresi 3 saattir. Eğer çıkışı yani köye dönen yolu yakalayamaz iseniz, geri dönmeniz veya çıkış için ciddi yükseklikleri tırmanmanız gerekir, bu yüzden yerel rehber alınması gereklidir.

Bursa İznik Sansarak Kanyonu
Bursa İznik Sansarak Kanyonu
Bursa İznik Sansarak Kanyonu

Uzun parkur

Ancak, kanyon içinde, çıkış tabelasından güneye doğru, dere boyunca devam ederseniz, ilkinden çok daha zor olan uzun parkura girersiniz.

Uzun parkur, zaman zaman dere yatağından saparak, yükselir ve sonrasında dik inişleri olan bir parkurdur ve köyün hemen dışındaki top sahasının yanında biter.

Uzun parkur, yani 7 km lik parkur, tahmini yürüyüş süresi 8 saattir.

Ama daha önce de belirttiğim gibi, uzun parkur kesinlikle profesyonel ekipmanı olan ve bu işi bilenler tarafından yapılır.

 

 

 

Trabzon

Trabzon

Trabzon denince akla hemen ilk gelenler: hamsi, kemençe, fıkra ve elbetteeeeee Trabzonspor. Bunlar: gerçekten buranın kültürünün temel parçaları. Bu muhteşem güzel, benim ülkemizdeki en beğendiğim şehirlerin başında gelen yöre, gezilmesi, görülmesi gereken bir yer. Mutlaka gidin, görün, gezin beğeneceksiniz.

Son zamanlarda Trabzon’da en çok dikkati çeken husus: müthiş bir kentsel dönüşümdür. Neredeyse şehir baştan başa yeniden imar edilmektedir. Ziyaretiniz de, zaten bunu mutlaka hissedeceksiniz, her yer de inşaatlar yükseliyor.

ULAŞIM

Trabzon-Samsun arası uzaklık: 330 km. Trabzon-Ordu arası uzaklık: 175 km. Trabzon-Giresun arası uzaklık: 125 km. Trabzon-Rize arası uzaklık: 71 km. Trabzon-Artvin arası uzaklık: 230 km. Trabzon-İstanbul arası uzaklık: 1070 km. Trabzon-Ankara arası uzaklık: 752 km. Trabzon-İzmir arası uzaklık: 1345 km. Trabzon-Erzurum arası uzaklık: 302 km. Trabzon-Gümüşhane arası uzaklık: 110 km. Trabzon-Antalya arası uzaklık: 1295 km. Trabzon-Bursa arası uzaklık: 1090 km. Trabzon-Şanlıurfa arası uzaklık: 800 km. Trabzon şehirler arası yolcu terminalinin, şehir merkezine uzaklığı: 2 km. dir.

Otobüs terminalinden, şehir merkezine ulaşım: taksi ve dolmuşlar ile yapılmaktadır.

Trabzon’a deniz yolu ile de gitmek mümkündür. Limanın kent merkezine uzaklığı: 1 km. dir. Trabzon limanı, Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük limanıdır.

Trabzon hava limanı: ülkemizin ve bölgenin en büyük uluslar arası hava alanıdır. Şehir merkezine, 6 km. uzaklıktadır. Şehir merkezi ile ulaşım: taksi ve dolmuşlar ile yapılmaktadır.

Trabzon

TARİHİ

İl merkezinde, Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan bölüm düzgün değil. Burası: bir masa gibidir.

Bu bölümde: kentin bilinen en eski yerleşim kalıntıları bulunmuş. Bu nedenle: Trabzon isminin buradan geldiği düşünülüyor. Yani: eski Yunancada, “masa” veya “trapez” biçimi karşılığı olarak “Trapezos” kelimesi kullanılıyor. Kıbrıs’da yerliler masaya “trapez” derler. Trapez kelimesi: masa şeklinde yerleşim yeri, masa şehri gibi anlamlar taşır.

Trabzon isminin de, biraz önce söylediğim gibi, ilk kurulduğu yerin; bu biçime benzemesi nedeniyle, bu kelimeden geldiği düşünülüyor. Şehri kuranlar, limana geldiklerinde masa şeklindeki taşlar veya günümüzdeki Boztepe’nin üstündeki düzlük masaya benzetildiğinden şehre bu isim verilmiştir.

Bu kelimeye (Trapezos) ilk kez: MÖ.4. yüzyılda geçen bir olayın anlatıldığı ve Kesnophon tarafından kaleme alınan bir kaynakta (Anabasis isimli) rastlanıyor. Yani: Trabzon isminin, yaklaşık 2700 yıllık bir geçmişi olduğu söyleniyor.

Evet; ismin kaynağından sonra, bölgeye ilk yerleşimciler hakkında bilgi vermek istiyorum. İyon kökenli Miletoslular, Ege denizi kıyılarından yola çıkarak, MÖ.7’nci yüzyılda, Karadeniz’e gelmişler ve deniz kıyısında koloniler kurmuşlar.

Trabzon’da, Sinop gibi bölgenin en büyük kolonilerinden biri olarak öne çıkmış. Ancak: yapılan araştırmalarda, bu kolonicilerden önce; bu bölgede; Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimlerin yaşadıkları tespit edilmiş.

Nasıl? MÖ. 400 yıllarında, Trabzon’u ziyaret eden, Sokrates’in öğrencisi Zenefon’un günlüklerinde bu halkların ismi geçiyor, ama maalesef günümüze bunlar hakkında herhangi bir bilgi, kalıntı ulaşmamış.

Evet, bu dönemde: Orta Asya’dan ve Orta Doğu’dan gelen ticaret yolları, Trabzon bölgesinde denize ulaşıyordu. Bu yüzden: Trabzon ticari ve stratejik öneme sahipti. Bu durum: Ege kıyılarında yaşayan insanlar tarafından da biliniyordu.

Meşhur Arganotlar’ın “Altın Post” bulmak için yaptıkları efsanevi sefer de, bunu göstermektedir. Bazı söylentilere göre: madencilik sanatı, bu bölgede oturan kavimler tarafından bulunmuştur.

Aynı dönemde: yani kolonicilerin bölgeye geldikleri tarihlerde: Kafkasya’dan gelen Kimmerler ve onların ardından İskitler de, bölgeye akınlar yapmışlar. MÖ.6. yüzyılda ise, Perslerin egemenliği görülüyor. Bu dönemde: burada, Pont Kapadokyası adı verilen satraplık kurulmuş.

MÖ. 334 yılında, Makedon kralı Büyük İskender, tüm Anadolu’da olduğu gibi, bu bölgedeki Pers egemenliğine de son verir. Ancak: İskender’in ani ölümü üzerine, ortaya çıkan karışıklıklarda, burada; Pont Satrabı II. Ariantes’in oğlu Mithridates, yerli halkın de desteğini alarak: Karadeniz Pontus Devletini kurar.

Bu devletin merkezi Amasya’dır ve Trabzon, MÖ.280 yılına kadar, bu devletin egemenlik alanı sınırları içinde kalır.

MÖ.1’nci yüzyılda, Romalı’lar Anadolu’yu işgal ederler. Roma imparatoru Ponpeius tarafından; Kelkit vadisindeki çatışmada, Pontus kralı V. Mithridates yenilir ve Pontus krallığı sona erer. Bölgede: MÖ. 66 yılından itibaren, Roma hakimiyeti görülür.

Ünlü Roma İmparatoru Hadrian döneminde (117-138): tüm imparatorluk topraklarında olduğu gibi, Trabzon’da da önemli imar faaliyetleri görülür. Birçok dini ve askeri binalar ve su kemerleri yapılır.

Hatta: yapay bir liman inşaatı bile söz konusu olur. Ancak, imparator Hadrian’dan sonra, Trabzon yöresinin parlak dönemi biter. Roma döneminde: burada basılan sikkelerde, her ne kadar ön yüzünde Roma imparatorlarının büstleri olmasına rağmen, arkasında Pontus krallığı döneminden beri süregelen mitolojik tasvirler ve Grekçe yazılar kullanılmıştır.

Ama biraz önce de söylediğim gibi, parlak dönemin bitmesi ile, sikke basma yetkisi de elden alınmış.

395 yılında, Roma imparatorluğu ikiye ayrılınca: Trabzon, Bizans sınırları içinde kalır. Bizans imparatoru Justinianus, Trabzon’da kent surlarını restore ettirir. 1204 yılında: Bizans imparatorluğu, IV. Haçlı Seferini yapan Latinlerin eline geçince, Bizans imparatoru I. Andronikos Komnenos’un torunları İstanbul’dan kaçarak, Trabzon’a gelirler ve Trabzon’da, 1204 yılında, bağımsız “Komnenos” krallığını kurarlar.

Krallık: 1238-1265 yılları arasında, en parlak dönemlerini yaşarlar. Bu dönemde: Gümüşhane’deki gümüş madenlerinin etkisiyle, ekonomik olarak güçlenen Manuel I’in sikkeleri üzerinde “en mutlu” unvanı yazar.

1461 yılında: Fatih Sultan Mehmet öncülüğündeki Osmanlı kuvvetleri, Trabzon’u ele geçirir ve Komnenos krallığına son verir. Osmanlı döneminde: Trabzon, bir eyalet ve sancak olarak; şehzadeler tarafından yönetilir. Kanuni Sultan Süleyman, burada doğar.

1840 yılında, Trabzon ile Marsilya şehri arasında, direkt gemi seferleri yapılıyordu. Aynı dönemde: Trabzon’da: Amerikan, İngiliz, Fransız ve İtalyan başkonsoloslukları bulunuyordu. 1867 yılında, Trabzon’da büyük bir yangın çıkar.

Kent, daha sonra yeniden düzenlenir. 1868 yılında vilayet olur. I. Dünya Savaşı sırasında, Ruslar, 1916 yılında, Trabzon’a saldırırlar. Trabzonlu yerel milis güçler, bu saldırı sırasında, birçok çatışmaya girerler. Ancak, düşmanın Trabzon’a girmesine engel olamazlar.

Ruslar, 14 Nisan 1916 tarihinde, Trabzon’u işgal ederler. 1917 yılında, Rusya da, Bolşevik ihtilali olması, Rus ordusunda panik oluşmasına neden olur ve Ruslar, Trabzon’dan çekilirler. 24 Şubat 1918 tarihinde, Trabzon geri alınır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında: Trabzon’da: opera, tiyatro binaları vardı. Sinemalarda sessiz filmler ve Kurtuluş Savaşı belgeselleri gösteriliyordu. Ana meydandaki restoranlarda: piyano resitalleri veriliyordu. Yani: şehrin kültürel yapısı ve büyüklüğünü ifade etmek adına, bunları yazıyorum.

Ulu Önder Atatürk: Cumhuriyet döneminde, üç kez, Trabzon’a gelir. İlk geldiği tarih olan, 15 Eylül tarihi, Trabzonlularca “Atatürk Günü” olarak kabul edilir.

Trabzon

GENEL

Şehir merkezi: denizden tatlı bir meyille yükselen, parçalı bir kıyı üzerinde kurulmuştur. Şehrin kurulduğu alan: Değirmendere’den, Fatih Mahallesine kadar uzanıyor iken, günümüzde: bugün, ilaveten, Çimenli ve Beşirli Mahallelerini de kapsamaktadır.

Trabzon ilinin yeryüzü şekillerine bakıldığında: kıyı çizgisi boyunca, Doğu-Batı doğrultusunda uzanan dağlık alanlar var. Bunlar arasında: mevcut akarsuların oluşturduğu vadiler ve deltalar bulunuyor. Yörenin nemli iklimi nedeniyle, akarsuların havzalarının akışı hızlı ve oldukça fazladır. Bu yüzden: yük taşınmasına uygun değildir.

İklim değerlendirildiğinde: yağışlar kıyıla yakın yerlerde yağmur, yüksek kesimlerde ise genellikle kar şeklinde düşer. Bahar mevsimleri: bol yağmurlar ile dikkati çeker.

Trabzon, yer altı kaynakları, madenler bakımından oldukça zengindir. Bölgedeki kaynaklar, 17. yüzyıldan günümüze kadar, yerli ve yabancı şirketler tarafından işletilmektedir.

Şehrin ekonomisi: tütün, mısır, fındık ve çay tarımına dayanmaktadır. Ülkemizdeki tütün üretiminin, % 20 si Trabzon’dan karşılanmaktadır. Ayrıca: elbette balıkçılık yapılıyor. Ülkemizin balık üretiminin % 20”si Trabzon’dan elde edilir. Keten dokumalar, kuyumculuk, bakırcılık gibi geleneksel el sanatları da hala canlılığını korumaktadır.

Trabzon bölgesinde müzik: mahalli özellikler taşımaktadır. Geleneksel çalgılar: şimşir, kaval, kemençe, davul-zurna ve tulum. Ayrıca: kadın ve erkekler tarafından topluca oynanan geleneksel dans olan “horon” yaygındır.

Bunun dışında, bölgede Türkmenler saz çalar ve saz eşliğinde çeşitli oyunlar oynarlar. Özellikle: kolbastı oyunu, 1930 yılında, Trabzon’un Faroz mahallesinde başlamıştır. Farozlu balıkçıların kendi aralarında oynadıkları bir oyundur. Ama, günümüzde, tüm ülke çapında yaygınlaşmıştır.

TRABZONSPOR

Trabzon denir de “Trabzonspor” akla gelmez mi? Elbette gelir. Trabzon yöresinde gezerken, bir taksinin arka camında Trabzonspor takım posterini gördüm, ancak ilginç olan bu posterin ters asılması idi, yani futbolcular baş aşağı duruyordu, nedeni merak ettim ve öğrendiğinde: o ve aynı düşüncede olan bazı taraftarların “takımda oynayan futbolcuların aklı başlarına gelene kadar posteri ters asmaya karar verdiklerini” öğrendim.

Peki ya Trabzonspor’un renklerinin anlamı nedir? Mavi: denizi temsil eder. Bordo ise: Hamsi balığını temsil eder deniliyor. Trabzon gezisinde, şehrin hemen çıkışında, yeni yapılan muhteşem Stadyumunu da görebilirsiniz, özellikle uzaktan mimari açıdan gayet güzel görünüyor.

Trabzon Hasır Bilezikler-Telkari

TRABZON İŞİ TAKI VE DOKUMA SANATI

HASIR BİLEZİKLER

Hasır bilezikler: altın yada gümüş ince tellerden yapılır. Hasır bilezik: 31-32 mikron inceliğindeki altın yada gümüş tellerin: ilmek ilmek örülmesiyle yapılır. Tamamen el emeği, göz nuru olan bu sanat, Trabzonlu genç kızlar ve kadınlar tarafından dokunmaktadır. Örme gümüş ve altın “tespih püskülleri” de Trabzon’a has örneklerdir.

KAZAZ SANATI (KAZAZİYE İŞİ)

İpek veya naylon tel üzerine, burularak sarılan, çok ince, altın ve gümüş teller ile yapılan, yöresel bir el sanatıdır. Altın ve gümüş tellerin sarılması sırasında: içte kalan ipek yada naylon iplik, kıvrık tutularak, sarma işlemi yapılır. Sonuçta, bitmiş bir telin kalınlığı: 03-05 mm. kalınlığa ulaşır.

Bu ürünler: kolye, küpe, bilezik, tespih ve tespih püskülleridir. I. Dünya Savaşı yıllarında, Trabzon’da, 50’nin üzerinde kazaz dükkanı varken, günümüzde, bu sanat, sınırlı sayıda sanatkar tarafından yürütülüyor.

TELKARİ İŞLEMECİLİĞİ

Tel işi anlamına gelir. Trabzon işi telkariler: likör ve kahve takımı, çay tepsisi, takunya ve ev ve mutfak eşyaları.

HEYBE

İşte, alışverişte, pazarda: erzak ve ihtiyaç maddelerini koymaya yarar, geniş bantlar arasında, ince çizgiler  taşıyan bir dokumadır. Ağız kısımları, kendi ipiyle büzülür.

KEŞAN

Tahta el tezgahlarında dokunur. Yöre kadınları: başlarına, peştemallere ise bellerine bağlarlar. Her yörenin, birbirinden farklı desenli peştemalleri vardır. Kök boyadan yapılan Keşan ve peştemaller, el dokuması çarşaf ve kumaşlar: hem günlük yaşamda hem de dekoratif amaçlı olarak kullanılır.

KUŞAK

Kalın yün iplikten yapılır. Genellikle bölgede yaşayan kadınlar, bellerine dolarlar.

ÇORAP

Boyanmış ya da boyanmamış yünden örülür. Boyanmamış yünler: beyaz ve kahverengi doğal renklerdir. Trabzon yapımı çoraplar: erkek çorapları, kadın çorapları ve çocuk çorapları olarak örülürler.

Çorap süsleri: genellikle üçgen motifli, Trabzon örneği özelliğini taşırlar. Nazara karşı önlem olarak kullanılırlar. Evet, sanırım en çok bu özellikleri, turistlerin ilgisini çekiyor.

Trabzon

NE YENİR

Yörede: bölge mutfağının temel besin maddeleri olarak: karalahana, mısır ve hamsi kullanılmaktadır. Kış aylarında avlanan hamsi: oldukça lezzetli. Yöre mutfağının adeta bir sembolü. Bu üç ürünün; her türlü yemeği yapılmaktadır. Ama, özellik arz edenler şunlardır:

Kuymak: mısır unundan yapılır.

Haçapur:

Hamsili ekmek,

Lamelsi ekmak,

Karalahana’dan yapılan: çorba ve sarma.

Tatlı olarak: kabak tatlısı, kabak pilavı,

Hamsi balığından yapılan: buğulama, hoholli hamsi, hamsili ekmek, kaygana,

Fasulyeden yapılan: turşu kavurma,

Mısır’dan: korkot (mısır çorbası)

Trabzon pidesi: kıymalı ve peynirlisi yapılan ünlü Trabzon pidesi, özellikle kış aylarında, hafta sonu kahvaltıların vazgeçilmez yiyecekleri arasındadır.

Trabzon ekmeği: Taş fırındı pişirilir. İl genelinde, ilçelerde de üretilir. Uzun süre taze kalışı ve büyüklüğü ile ünlüdür.

Bu yörede: yukarıda yazdığım yemekleri deneyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Trabzon’da: maden ve ağaç işlerine  dayalı el sanatları, yüzyıllardır sürdürülmektedir. Bu el sanatlarının başında: bakırdan yapılan kap-kacak yapımı önde gelmektedir. Yerel zevklerle şekillendirilen mutfak aletleri: yüzyıllardır yapılagelmektedir.

Ayrıca: gümüşün işlenmesiyle yapılan: gümüş işi hasır bilezik, telkari denilen ve gümüşten yapılan, çeşitli süs eşyaları, oldukça ilgi çekmektedir. Bunun dışında: renkli dokuma kilimler, peştamal, sırt ve omuz çantaları, yün çoraplar, yük taşıma ipleri; buradan satın alabileceğiniz objeler.

Evet, özellikle: ekonomik şartlarınıza göre: buraya has, gümüş objeler gerçekten, özellikle bayanlar için çekici.

Nereden alışveriş yapabilirsiniz? Daracık Arnavut kaldırımları olan, tek katlı arasta biçimli ve koridoru andıran sokakları olan: Kemeraltı. Buradan: tüm Trabzon halkı da alışveriş yapmaktadır. Ayrıca: kunduracılar caddesi ve uzun sokak da, gözde alışveriş merkezlerinden.

Bu alışveriş mekanlarında: yukarıda sözünü ettiğim ve özellikle: el tezgahlarında dokunan: Keşan, peştamal, kuşak ve yöresel elbiseler satın alabilirsiniz. Ama: yine yukarıda söylediğim gibi: Trabzon’a has “Trabzon işi” olarak ünlenen “hasır bilezik ve telkari usulü ile yapılan gümüş ve altın işlemeler” gerçekten görüntü olarak muhteşem. Altıncılar ve gümüşçüler çarşılarını, mutlaka gezmelisiniz.

Trabzon Yayla Turizmi

YAYLA TURİZMİ

İl merkezine bağlı, iki yayla kent inşa edilmiş ve özel sektöre kiralanarak, turizmin hizmetine sunulmuş. Bu yaylalar: Hıdırnebi ve Kayabaşı yaylaları. Bir diğer yayla kentinin ise yapımı devam ediyormuş. Bu da: Savandoz mevkiindeki Hakça Yaylası. Bu yaylalarda: çok sayıda turistik tesis bulunuyor.

1966 yılında ise: Üniversite, bugünkü merkez kampüsüne taşınmıştır. Günümüzde: Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesinde: 14 fakülte, 1 konservatuvar, 3 yüksekokul, 7 meslek yüksek okul ve 3 enstitü bulunmaktadır. Bu kurumlarda: 1800 akademik kadro ve yaklaşık 40.000 öğrenci, eğitim görmektedir.

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

Üniversite: 1955 yılında kurulmuş. İstanbul ve Ankara illeri dışında kurulan, ilk üniversitedir. Kuruluşundan, yaklaşık 8 yıl sonra: 1963 yılında, Rektörlük ve Fakülte kadroları verilerek, Temel Bilimler, İnşaat-Mimarlık, Makine-Elektrik ve Orman Fakülteleri kurulmuştur.

GEZİLECEK YERLER

2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.2a
Trabzon Atatürk Köşkü
2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.5a
Trabzon Atatürk Köşkü

ATATÜRK KÖŞKÜ

Giriş ücreti, sivil 5 TL ve öğrenci 2 TL dir. Ziyaret saatleri: 08.00-19.00 arasındadır. Müze kart geçersizdir.

Trabzon ilinin Soğuksu semtindeki bu yapı, yazlık konut olarak 1890 yılında Osmanlı vatandaşı Konstantin Kabayanidis tarafından yaptırılmıştır. Kendisi çok zengindir, arazileri vardır ve özellikle bankerdir, gemileri vardır, armatörlük, taşımacılık yapar. Trabzon şehrindeki en zengin ailelerden biridir. Rum kökenlidir. 1890 yılında bir yazlık konut yaptırmak ister.

Temmuz ve Ağustos ayları burada “çürük ayı” olarak bilinir. Nem çok fazladır, nem çok fazla olunca sahil kenarında durulmaz. Denizden 300-400 metre yükseğe çıkınca yani köşkün bulunduğu yerde nem yoktur.

Kabayanidis: yurt dışında buna benzer birçok küçük köşk görür ve o gördüklerinin daha büyüğünü buraya yaptırmaya karar verir. Köşkün bütün parçaları yurt dışından gemilerle gelir ve burada yani Soğuksu’da birleştirilir.

Özellikle, köşkün dış cephesinin taş işçiliği çok güzeldir. Bahçesi çam ağaçlarıyla çevrilidir. İç cephede tuğla kullanılmış, merdivenler ahşap ve korkuluklu olarak yapılmıştır. Su ve ısı tesisatı ise, zamanın ileri teknolojisiyle döşenmiştir.

Avrupa mimarisinin izlerini taşıyan köşk 4 katlı ve kagirdir. En küçük ayrıntı düşünülür. Örneğin: kapıların çarpmasını engelleyecek sistem geliştirilmiştir.

Köşk; 1924 yılına kadar bu aile tarafından kullanılmıştır. Ancak, 1924 yılındaki mübadelede, burada yaşayan aile burayı terk eden ve köşk, hazineye kalır.

Atatürk: 15 Eylül 1924 tarihinde, Atatürk, Trabzon şehrine yaptığı ilk ziyaretinde burayı gezmiş ve çok beğenmiştir.

İkinci kere, Trabzon şehrine geldiğinde ise, burada kendisi şerefine bir akşam yemeği organize edilir. Köşk çok hoşuna gider. Bunun üzerine, Trabzon İl Daimi Encümeni, 18.05.1931 tarih ve 361 sayılı kararıyla, Trabzonluların bir hediyesi olarak köşk, Atatürk adına temlik ettirilmiştir.

Atatürk: 10-12 Haziran 1937 tarihinde, Trabzon şehrine yaptığı son ziyarette, burada 3 gün, 2 gece kalır ve bu sırada: mal varlığını hazineye bağışlama kararını alır, vasiyetini burada yazar.

2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.20b
Trabzon Atatürk Köşkü

Köşkün gezilmesi

Köşk: çok güzel bir bahçe içinde bulunuyor. Bahçede, özellikle Atatürk’ün bir büstü dikkat çekiyor. Bahçe ve köşkün katlarından ise, Trabzon şehrinin güzel bir manzarası izleniyor.

Ancak, eskiden sahilden köşk görülürken, günümüzde önde bulunan ağaçlar nedeniyle, köşk sahilden görülmüyor. Güzel bir yapı: Trabzon ilini ziyaret edenlere, bu güzel ve ilginç, Atatürk’ün anıları dolu yapıyı mutlaka gezmelerini öneriyorum.

Köşk: bodrum katı ile birlikte 4 katlıdır.

Köşkün iki girişi vardır. Ön taraftaki giriş, özel davetler olduğunda misafirler geldiğinde kullanılır. Arka taraftaki kapı ise gündelik kullanım kapısıdır. Yapıya, orta katından yani giriş katından girilir. En üst kata kadar çıkılabilir. Köşkte küçük tip mobilyalar kullanılmıştır ki, bunlar o dönemin özelliğini yansıtmaktadır.

Giriş katında: hemen yan tarafta; vestiyer, ayakkabılık, asa ve şemsiye konulan yerler vardır. Giriş katında: oturma, dinlenme, yemek ve misafir odaları vardır. Ayrıca yine giriş katında: Atatürk’ün 1924 yılında, buradaki yemekte yaptığı konuşmanın yazılı metni asılıdır. Salonun ortasında bilardo masası bulunur.

Hemen girişte, sağdaki odada yerde bir halı görülüyor. Bu halı: İran Şahı tarafından, Atatürk’e hediye edilmiştir. Bu konu ile ilgili bir anı vardır. Atatürk, İran şahına, bu halı karşılığında iki bidon turşu gönderir.

İran şahı: “Ben sana çok değerli bir halı gönderdin, sen bana turşu gönderdin”  diye sitem edince, Atatürk “Sen halıyı bana devlet hazinesinden gönderdin, ben turşuların parasını kendi cebimden ödeyerek sana gönderdim” der.

Varenda, kış bahçesi olarak kullanılır. Her odanın yer karosu, İtalya’dan getirilmiştir ve farklıdır. Yemek odasında, servis yapılan kapı dikkat çeker. Kapılar sürgülü kapıdır, servis yapıldıktan sonra sürgülü kapı kapatılır ve böylece hiç kimse içeriyi göremez.

Burada dikkati çeken bir diğer husus: kalorifer peteğinin ortasında bir fırın bulunmasıdır ve burası, kuzine gibi kullanılır, yemeklerin sıcak kalması sağlanır.

Pencerelerde çift pencere sistemi vardır. Camların arasında yukarıdan aşağıya çekilen kepenek sistemi bulunur. Yukarıda ise ahşap pancur sistemi bulunur. Sahilden bakınca: pencere ve kapılar aynı şekilde, içeride saklanmış gibi görülür. Kapıların arkasında pimler bulunur, kapı çarpınca bu pimler kilitlenir.

Aşağıda kalorifer kazanları vardır. Sıcak su buharı: duvarlar içinde, birçok noktadan geçerek yukarı çıkar ve böylece binanın ısınması sağlanır.

Birinci katta: çalışma odası, büyük yatak odası, bekleme odası ve toplantı odası vardır. Yatak odasında, lavabo ve banyo bölümlerine içten geçilir. Yani, bir anlamda, o yıllarda “ebeveyn banyosu” yapılmıştır.

Bu katta bulunan odalar arasındaki salon duvarında, Atatürk’ün bizzat kendi kurşun kalemi ile işaretlediği, Türkiye haritası bulunur. 1934 yılı yapımı bu harita çok detaylıdır. 1937 yılında Dersim isyanında, bu harita Atatürk tarafından kullanılmıştır. Haritanın üstünde, Atatürk’ün kendi el yazısı ile yazdığı notlar görülür.

İkinci katta: salon ve salona açılan iki oda bulunur. Bu odalardan birinde, Atatürk vasiyetinin bir kısmını yazmıştır. Ancak vasiyetinde bu köşkü belirtmemiştir. O yüzden, ölünce köşk, kız kardeşi Makbule hanıma kalır. Makbule hanıma intikal eden köşk: 06.04.1943 tarihinde Trabzon Belediyesi tarafından satın alınarak “Atatürk Müzesi” olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.2b
Trabzon Ayasofya Müzesi

AYASOFYA MÜZESİ

Trabzon  şehir merkezinin 2 km batısındadır. Giriş ücretsizdir, yapı halen cami olarak ibadete açıktır. Ancak gezilmesi mümkündür.

Yapılışı

1204 yılında, İstanbul Latin Haçlı ordusu tarafından işgal ve talan edilince: Komnenos sülalesi Karadeniz üzerinden kaçarak buraya gelir. Onlara teyzeleri Gürcü kraliçesi yardım eder ve Trabzon şehrinde Pontus Rum Devletini kurarlar. Rum denilen kişiler, aslında Romalıdır. Burada: o devleti kurunca ellerindeki en değerli yer “Sümela Manastırı” dır. İstanbul’daki hayatlarını özlerler, orada bir Ayasofya vardır. Burada ise sadece kale içinde, küçük iki kilise vardır.

1238 yılında Komnenos Kralı I. Manuel Komnenos (1238-1263), büyük bir kilise inşa ettirmek ister. Ancak maddi durumları elvermez, ticaret yollarına önem verirler. Selçuklularla yakın ilişkiler kurarlar, kız verirler, akrabalık ilişkileriyle birlikte, ticaret hacmi de artar.

Farklı ticaret yolları geliştirmeye çalışırlar. Zilkale yapılarak yolun güvenliği sağlanır ve bu şekilde ticareti arttırırlar, paralar kazanmaya başlarlar ve kazandıklarını imara harcarlar. Ayasofya kilisesinin yapılışı, maddi sıkıntılar nedeniyle yaklaşık 30 yıl sürer.

“Aya”  kutsal ve “Sofya” ise hikmet, bilgelik demektir. Bir sürü Ayasofya vardır, en meşhuru ise İstanbul şehrindedir, sonra İznik ve sonrasında Trabzon şehrindeki Ayasofya gelir. Burası bir Ortodoks kilisesidir. “Orto” doğru ve “doks” ise yol demektir. “Doğru yol” doğru şeyi kabul eden demektir. Ortodokslar, bu kiliseye girerken, dünyanın sonu gelecek “iyiler cennete, kötüler cehenneme” gidecek derler.

Önemi

Bölgenin, son Bizans dönemi yapılarından en önemlisidir. Taş süslemeleri ve freskleri çok zengindir. Özellikle: batı cephesindeki mukarnas nişler, sütun başlıkları ve kuzey cephesindeki geometrik kompozisyonlu madalyon, Selçuklu taş işlemeciliğinin çok güzel örneklerindendir. Özellikleri nedeniyle, yüzyıllardır şehri ziyaret eden seyyah ve araştırmacıların ilgisini çeker.

Mimarisi

Yan tarafında çan kulesiyle beraber 3 mimari usulle inşa edilmiştir, Romalılarda yunan kapalı haç planı vardır, o planla inşa edilmiştir. Roma, Gürcü, soğan kubbesi Gürcü üslubu, taş işçiliği de Selçuklu, Türkler de bunun inşasında yardımcı olmuşlardır.

Yapı: çok iyi bir taş işçiliğine sahiptir. Taş süsleme ve fresk bakımından oldukça zengindir. Yüksek bir merkezi kubbe bulunur. Narteks denilen giriş holündeki bina: 3 neflidir. Nartaksin üstünde şapel vardır. Yapının kuzey, batı ve güney kısımlarında, üç revaklı girişler vardır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.12c
Trabzon Ayasofya Müzesi

Freskler ve Resimler

Kilisenin içindeki çok zengin figürlerde: Adem ve Havva’nın cennetten kovulmaları, tahta oturmuş Meryem, Hz İsa’nın göğe yükselişi, doğumu, mucizeleri, son akşam yemeği ve cennete inişi, vaftiz, İncil yazarlarının sembolleri gibi tasvirler vardır. İsa’nın vaftiz töreni, vaftizci Yahya ve hemen yan tarafında, körün gözlerinin açılması mucizesi resmedilmiştir. “Kana düğün sahnesi” görülür.

Herkes düğüne gelir, hiç şarap kalmaz, Hz İsa elini gezdirdiğinde, bütün küplerde bulunan sular şaraba dönüşür. Felçli adamı iyileştirir, resimde felçli adamın sırtında yatağı görülür. Şeytan çıkarma sahnesi görülüyor, resimdeki kişinin ağzına baktığınızda kötülüğün ağzından çıktığı görülür.

Yakarış sahnesinde: insanların günahlarını affetmesi için Meryem, Hz İsa’ya dua etmektedir. Ayrıca: tek başlı kartal, hayali yaratıklar, geometrik bitkisel süslemeler ve kuş figürleri bulunur.

Gemi resimleri

Yapının dış tarafında: duvarda gemi resimleri göreceksiniz. Buraya gelen gemiciler, geceyi burada geçirirler, Karadeniz’in azgın sularından kendilerini korumak için, gemilerinin resimlerini buraya duvara kazırlarmış. Bu kült uzun zaman devam etmiştir. Hatta İslam döneminde de devam etmiştir.

Hatta: Çanakkale Asos-Behramkale’de bulunan caminin duvarlarında da gemi resimleri, Arapça ve Osmanlıca yazılar vardır. Buradaki yazılar tek bir dilde yazılmamıştır. Gemilerin armaları görülür, armalar Ceneviz, Venedik, Selçuklu armalarıdır, yani burada birçok gemi arması görülür, hatta Gürcü gemileri, Yahudi gemileri armaları bile görülür.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.40b
Trabzon Ayasofya Müzesi Kral Kapısı
2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.41b
Trabzon Ayasofya Müzesi Kral Kapısı

Kral kapısı

Kilisenin arka bölümünde, ağacın hemen yanındadır.

Kilisenin 3 kapısı vardır. Burada görülen Kral kapısı alışkanlığı, zaman içinde Osmanlı’ya da geçer. İstanbul’da camilerde Sultan mahfilleri vardır. Bunların amacı güvenlik sağlanmasıdır. Biraz gösteriş ve şaşa vardır ama en önemli işlevleri: güvenliğin sağlanmasıdır. Bu yüzden, Osmanlı’da Sultanlar için ayrı kapılar yapılmıştır.

Buraya gelince: Kral kapısı, gayet şaşalı ve gösterişli inşa edilmiştir. Ancak burada daha da farklı bir şey karşımıza çıkar. Hıristiyanlık’da eski ve yeni ahitler vardır. Eski ahit “Tevrat” ve yeni ahit ise “İncil” dir.

İncil, Tevrat’ın devamı şeklindedir ve Tevrat’tan alıntılar bulunur. Bu alıntılardan bir tanesi “Dünyanın yaratılışı” dır. Buna göre: Tanrı dünyayı 6 günde yarattı ve 7’nci gün, yani Cumartesi günü dinlenmeye çekildi. Bu yüzden, Yahudiler Cumartesi günleri çalışmazlar, günahtır. Pazar günü ise, Hıristiyanlarda kutsaldır.

Pazar günü, birinci gündür, çünkü tanrı dünyayı yaratmaya Pazar günü başlamıştır. Bu yüzden, Pazar birinci gün, Cumartesi son gündür. Bütün her yerde Pazar birinci gün olarak kabul edilir. Evet, Tanrı dünyayı yarattı, Adem’i bahçesine koydu, bu bahçenin sınırları Fırat-Dicli-Pişoncon nehirleridir. (Pişoncon nehrinin nerede olduğu bilinmemektedir.)

Bu durum Tevrat’ta net olarak geçer. Adem; cennetteki hayvanları sayarken bütün hayvanların çift olduğunu görür, cennette bir çok iş vardır ve kendisine bir eş ister.

Tanrı: ona uykuyu verir ve sağ kürek kemiğinden Havva’yı yaratır.

Şimdi: Kral kapısının hemen üstündeki taş tasvirlere bakınız. En sağda, en başta kabartma şeklinde Havva’nın yaratılışı görülüyor. Aslında, bizde de yani Müslümanlıkta da Havva’nın Adem’in sağ kürek kemiğinden yaratıldığı anlatılır. Bu hikaye: İslamiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da aynı geçer.

Tasvirlere bakmaya devam ediyoruz. Cennetten kovulmaya neden olan yasak meyvenin yenilmesi ve şeytan tarafından kandırılma, burada sarmal şekilde yılan görülür, yılan: Havva’ya cennetten kovulmaya neden olan yasak meyveyi yemesini söyler ve yasak meyveyi Havva’ya uzatır.

Havva yasak meyveyi yer ve Adem’e uzatır ve her ikisi de yasak meyveyi yerler. Ardından utanırlar, cennette 3 gün boyunca saklanırlar ve sonunda Cebrail, onlara cennetten kovulduklarını tebliğ eder. Tebliğden sonra, tekrar cennete girmek isterler. Çünkü: ölümsüzlük meyvesi cennettedir.

Yine kapının üstündeki tasvirlere bakıyoruz. Sütunun tam üstünde, Cebrail, cennetin kapısında bekleyen bir melek olarak tasvir edilmiştir.

Tekrar cennete girmek istediklerinde: Tanrı “sen kadın toprağa ihanet ettin, doğum yaparak çoğalacaksın ve  doğum yaparken acılar çekeceksin, senin cezan budur. Sen Adem: toprağa ihanet ettin, emek vermeden toprak ta sana ekmek vermeyecektir. Sen yılan: toprağa ihanet ettin, toprakta yaşayacaksın ve toprak yiyerek hayatını sürdüreceksin” der.

Adem: çiftçiliğe başlar, çocukları ikiz olur, büyük erkek ile küçük kız evlenir, bu şekilde bir eşleşme söz konusudur. Habil ve Kabil hikayesi, ilk cinayet Tevrat’ta geçer. Habil: küçük ikizinin kızıyla evlenecektir, bu şekilde olması gereklidir. Kabil: kendi ikiz kardeşinin kızı ile evlenmek ister, isyan eder, Adem “Her kez Tanrı’ya adaklarını sunsun, kimin ki kabul olur ise, onun dileği olacaktır” der. Habil: hayvancılıkla uğraşmaktadır, adak olarak en güzel kuzusunu getirir.

Kabil ise tarımla uğraşmaktadır, adak olarak en çürük meyveleri getirir. Bu bir yakma törenidir. Habil’in adak kuzusu yanar ve yükselir. Fakat: Kabil’in çürük meyveleri yanmaz ve yükselmez. Kabil buna dayanamaz ve yerden aldığı bir taş parçasını kafasına vurarak abisi Habil’i öldürür. (Yine tasvirlere bakıyoruz. Öldürme sahnesi, en sondaki kemerin bittiği nokta, Habil’in öldürülme sahnesidir, yani tarihteki ilk cinayet, orada betimlenmiştir.)

Evet, en sağdan en sola doğru bir film şeridi gibi uzayan tasvirler, bu anlattıklarımı açıklamaktadır.

Bu tasvirlerin üstünde, mitolojik alıntılar görülür. Bunlar: kanatlı at ve aslan figürüdür. Bunlar mitolojik canlılardır. Yukarıda: sağ tarafa bakan bir kartal görülür, kartal onların simgesidir. İki tarafa bakan güvercin ise Hıristiyanlık simgesidir.

Burada daha da ilginç bir simge görülüyor. Pencerenin sağ tarafından “ay-yıldız” görülüyor. Ama yıldız çok köşelidir, Selçuklu döneminde yapılmıştır, Türklüğün simgesidir.

Kule

Kule: kilisenin hemen yanı başında yükselir. 1427 yılında yapılmıştır. Şapel olarak kullanılan kulenin birinci katı yıkılmış, çatı tonozları düşmüş ve üzerindeki resimler tahrip olmuştur. Bununla birlikte, şapelin duvarları üzerindeki tasvirler, günümüze iyi şekilde ulaşmıştır. Kulenin güneyinde bir merdivenle çıkılan apsis bölümü vardır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.30a
Trabzon Ayasofya Müzesi

Camiye dönüşüm

1461 yılında, Trabzon şehri Fatih Sultan Mehmet tarafından alınınca, burası da camiye çevrilir. Ancak, Müslümanlıkta tasvirler günah olduğundan, yani resim yasak olduğunda resimlerin bulunduğu üst bölüme tente çekilir. (Kubbenin üstündeki tente, üst bölümdeki resimlerin görülmesini engeller, yan taraftan bu resimleri uzaktan görmem mümkündür) 1868 yılında harap durumda olan cami: Bursalı Rıza Efendinin gayretleriyle onarılır.

I. Dünya savaşı yıllarında yapı depo ve hastane olarak kullanılır. 1964 yılında ise Vakıflar Müdürlüğü tarafından restore edilerek ziyarete açılır.

TRABZON MÜZESİ

Burası: 1900’lü yılların başında: Banker Kostaki Teophylaktos isimli bir rum tarafından yaptırılmış. Zeytinlik caddesi üzerinde. Mimarının kim olduğu bilinmiyor. Ancak: yapıda kullanılan malzemelerin çoğunluğunun İtalya’dan getirilmiş olması, mimarının da İtalyan olabileceğini düşündürüyor.

Yapının sahibi: Kostaki, 1917 yılında iflas edince, diğer tüm mal varlığı ile birlikte, bu yapıya da haciz konmuş ve konak: Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınmış.

Yapı: Milli Mücadele yıllarında, karargah olarak kullanılmış. 1924 yılında, Atatürk, Trabzon’a ilk kez gelişinde, eşi Latife Hanım ile birlikte, bu yapıda konaklamış.

Yapı: 1937 yılında, Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilmiş ve bir süre, 50.Yıl Kız Lisesi olarak kullanılmış. Ancak: daha sonra, 1987 yılında, Kültür Bakanlığına tahsis edilmiş ve 13 yıl süren restorasyon sonucu, 2001 yılında müze olarak hizmete açılmış.

Konağın: bodrum kat hariç, tüm kat duvarları: tamamen kalem işi ile bezenmiştir. Bu katlarda: kronolojik sıraya göre düzenlenen arkeolojik eser seksiyonları: 4 mekandan oluşur.

Giriş salonu: MS.2’nci yüzyıla tarihlenen Roma dönemine ait, normal insan boyutunda, bronz Hermes heykeli var. Heykel: müzenin en önemli eserleri arasında. Bu bölümde ayrıca, bir kazıda çıkarılan mermer tapınak buluntuları, Roma dönemi mermer mimari parçalar ve Osmanlı dönemi mermer mimari parçalar bulunuyor. Bunun dışında, arkeolojik eserler seksiyonunda bulunanlar:

1.Bölüm: Asur dönemi, silindir mühür.

2.Bölüm: Roma ve Helenistik dönemlere ait: bronz, pişmiş toprak ve cam eserler ve sikkeler.

3.Bölüm: Bizans dönemi sikkeleri, ikonalar ve Osmanlı dönemi objeleri var.

Bu katta, ayrıca, ziyaretçi bekleme salonu ve kafeterya olarak düzenlenen bir salon da bulunuyor.

Birinci Kat: Giriş katına göre, daha sade. Etnoğrafik eserler burada sergileniyor. İslami eserler, silahlar, yazma eserler, dokumalar, takılar, giysiler var.

Asma Kat: Trabzon Müzeler Müdürlüğü olarak düzenlenmiş. İdari kat olarak ayrılmış.

Bahçe düzenlemesi: konağın hemen girişinde, Tyke (Şehirlerin kurucu tanrıçası) heykeli var. Bahçedeki diğer süslemeler ise: doğu köşesinde, ortasında alttaki daha geniş iki kenarlı dilimli çanakları bulunan şadırvanlı havuz bulunuyor. Ayrıca: çam, palmiye ağaçları ve çeşitli çiçekler var.

ST.ANNA/ KÜÇÜK AYVASIL KİLİSESİ

Trabzon’da, şehir içinde, Çarşı mahallesinde, Maraş caddesi Hartama sokak üzerindedir.

Kilise, 1923 yılına kadar, faal olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, Belediyenin ambarı olarak kullanılmıştır. Bina: 1999 yılında Trabzon Valiliği tarafından önerilmiş. Günümüzde ise, herhangi bir şekilde kullanılmıyor.

Trabzon’un, günümüze kadar ulaşmış, ayakta kalan en eski kilisesidir. Narteksi yoktur. Nefler, içten ve dıştan yuvarlak planlıdır. 7. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. 9. yüzyılda, onarım görmüş.

Aslında, küçük boyutlu bir kilise. İç duvarlarındaki fresklerinin büyük bölümü tahrip edilmiş. Güneyindeki giriş kapısının üzerinde: bir Bizans kabartması ve bir kitabe var. Bu kitabenin, Roma döneminde, I. Basil dönemine (884-885) ait olduğu sanılıyor ve onarım yapıldığını yazıyor.

Zeminin altında, bir mezar odası var. Batı duvarı dışında kalan izler, yapının bir zamanlar, başka bir yapıya bağlı olduğunu göstermektedir. Yapıda: fresk kalıntıları var ama çok bozulmuş durumda.

Trabzon Santa Maria Kilisesi

SANTA MARİA KİLİSESİ

1845 yılında, Rus Çarı I. Nikolas’ın emri üzerine, 8 bin kişilik, İtalyan rahipler gurubu, Rusya’dan kovulurlar ve Trabzon’a varırlar. Trabzon’da, Fransız konsolosunun katkıları ile, bir dernek kurarlar. 1952 yılından, 1854 yılına kadar, bu manastırı ve ana binayı inşa ederler. Karadeniz manzarasına sahip olan bina: tamamen taştan inşa edilir. Bütün kapı ve pencerelerinin dışa bakan cepheleri, oyma taştan çerçevelerle süslenir.

28 Şubat 1855 yılında, Kırım Savaşı sırasında, Sultan Abdülmecid, Trabzon’u ziyarete gelen Hıristiyanların kullanabilmesi için; bir kilise yapılmasına izin verir. 4 Ekim 1869 yılında, kilisenin inşası için ilk taş konur. İnşaatın yapımına: Trabzon’da yaşayan tüm Hıristiyanlar katılır. Sonuçta: kilise, 2 Şubat 1874 tarihinde hizmete açılır.

Kilise: günümüzde, ziyarete açıktır. Karadeniz’e gelen hacılar, turistler ve ticaret için şehre gelen Hıristiyanlar burayı kullanmaktadırlar. Geçen yakın zamanda, belki hatırlayanlar olabilir, buranın rahibi vuruldu. Burada en dikkati çeken husus şu. Bu kilise: Vatikan tarafından yaptırılmıştır, yani Katoliklere ait. Ancak, bu bölgede yaşayan yoğun Rum nüfus, kendileri Ortodoks oldukları için, bu kilisenin yapımını engellemeye çalışmışlardır.

Trabzon St Eugeneus Kilisesi-Yeni Cuma Camisi

ST.EUGENEUS KİLİSESİ. YENİ CUMA CAMİSİ

Trabzon şehrinde, Cuma mahallesindedir.

Bizans döneminde, Trabzon şehrinin korucusu azizi olduğuna inanılan; St Eugenios’a atfen yapılmış.

Yapılış tarihi olarak: 13. veya 14.yüzyıl düşünülüyor. Ama, ne zaman yapıldığı net olarak bilinmiyor.

Yapının, bugün narteksi bulunmuyor. Merkezi kubbe: doğuda haç biçimli iki ayağa, batıda yuvarlak iki Dorik sütuna pandantifler yardımıyla oturur. Yan neflerin üzeri, tonozlarla örtülmüştür. Bu yapıda da fresk izleri ve zemin mozaiklerinin kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca, orta apsisin dışında kartal ve güvercin kabartmalarına yer verilmiş.

Trabzon’un fethinden sonra camiye çevrilen yapıya: kuzey giriş kısmı ile minare ilave edilmiştir. Büyük apsisten bir giriş daha açılmıştır. Taştan yapılan mihrap, barok karakterlidir. Minberi ahşaptan yapılmış olup, sade bırakılmıştır. Mahfilde, iyi bir ahşap işçilik görülür. Bu ilavelerden başka, caminin içinde çok değerli kalem işi süslemeler var. Kullanılan diğer kısımlardaki yazı ve nakışlar yenilenmiş.

ÇARŞI CAMİSİ

Kemer altı semtinde, Çarşı mahallesinde, Bedesten karşısındadır.

Cami: 1839 yılında, Trabzon Valisi, Osman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin kurulduğu saha eğimli olduğu için, kuzey cephesinin son cemaat yerinin altına dükkanlar yerleştirilmiştir. Şehrin en büyük camisidir. Ancak, günümüzde daha büyük camiler yapılmış.

Muntazam  taş işçiliği hemen göze çarpıyor. Örtüsü: tamamen kurşunla kaplanmış. Kapı ve pencerelerinde, barok süslemeli bordürler görülüyor.

Trabzon Kalesi

TRABZON KALESİ

Evet, şehirde bugün mevcut bulunan surlar: Roma döneminde, MS.5’nci yüzyıla tarihleniyor. Kale: 3 bölüme ayrılıyor. Bunlar: Yukarı Hisar, İçkale ve Aşağı hisar. Yukarı hisar ile Orta hisar: Kuzgun Dere ile İmaret deresi arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulmuş. Bu bölüm, kalenin en eski bölümü. Ancak: kaba olarak, bir yamuğa benziyor.

Bu yamak şekli nedeniyle: şehrin isminin “Trapez-Trabezus” isminden türediği bilinmektedir. Hatırlarsanız, tarih bölümünde bu konuyu anlatmıştım.

Yukarı Hisar: İç kaleyi koruyan ve Akrapol ile, bu kısmın en eski ve şehrin içinde kapalı bir sitedir. İlk yapıldığı tarih, MÖ. 2000 yıllarına kadar gitmektedir.

Doruğunda: imparator ve imparatoriçenin ikametgahları, bunların çevresinde prensler ve diğer soyluların binaları bulunur idi. Bu binalardan başka: kale muhafızlığı, katip ve hizmetçiler sınıfının bulunduğu yapılar yer almakta idi.

Orta Hisar: Yukarı hisar ve iç kalenin devamı olan bu kısım: yamuksu şeklindedir. İç kaleden, bu kısma, iki kapı ile geçilmektedir. Bu bölümde: Ortahisar camii, eski Hükümet konağı, Zağnos köprüsü, kule ve çifte hamamlar, Amasya camisi, Şirin Hatun camisi, Musa Paşa camisi var. Kule hamamı, çifte hamamı, Amasya camisi, günümüzde yıkık durumdadır. Bu kısımdaki surlar: Trabzon imparatoru Alexsioz II, zamanında yukarı hisardan aşağı hisara kadar yaptırılmıştır.

Aşağı Hisar: Bu kale, batıdan Zagnos burcunun yanı başından başlayıp denize kadar inen surlardan meydana gelmiştir. Bu kısım surların Sotka kapısı adı verilen iki kapısı var. Günümüzde “kale kapısı” ismi verilen mevkide, suru delinerek taşıtların geçmesine elverişli duruma getirilen kısmı, daha yüksek duvarlardan meydana gelmiştir.

Aşağı hisarın çevrelemiş olduğu bölgede, St. Andrea kilisesi, Molla Siyah Camii, Hoca Halil Camii, Pazarkapı Camii, Kundupoğlu ve Yarımbıyıkoğlu Evleri, Sekiz direkli hamam, Tophane hamamı, Hacı Arif hamamı, İskenderpaşa Çeşmesi gibi tarihi eserler var.

Trabzon Kalesi Cephanelik

CEPHANELİK

Burası: Fatih Kulesi veya İrene Kulesi olarak da biliniyor. Ancak; yapılışına ait herhangi bir kitabe yok. Kulenin: imparatoriçe Irene (1340-1341) tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Trabzon aristokratları, burada toplantı yapıyorlarmış.

Kapısı üzerinde, Sultan II. Abdülhamit tuğrası ve kitabesi var. Buna göre: cephaneliğin bugünkü yapısı, 1887 yılında yaptırılmış. Çünkü: Yıldız Sarayı Albümünde fotoğrafı var.

Burası: yaklaşık 25 metre yüksekliğinde ve 40 metre çapında, iç içe iki bölümden oluşuyor. İç bölüm:4 ve dış bölüm ise: 3 katlı.

1916-1918 Rus işgali sırasında, mühimmat deposu olarak kullanılmış ve 9 Temmuz 1919 tarihinde, bir patlama ile, hasar görmüş. Günümüzde: özel sektör tarafından, aslına uygun olarak restore edilme çalışmaları sürdürülüyor.

Trabzon Gülbahar Hatun Camisi ve Türbesi

GÜLBAHAR HATUN CAMİSİ VE TÜRBESİ

Şehir merkezinde, Atapark’ın güneyinde bulunuyor. Yavuz Sultan Selim zamanında, annesi Gülbahar Hatun adına, 1514 yılında yaptırılmış. Zamanla: çevresinde oluşturulan: medrese, imaret, mektep, türbe ile birlikte bir külliye oluşturulmuş. Ancak: günümüze, yalnızca türbe kalmış. Diğerleri yok.

Cami: tek kubbeli, kesme taşlardan yapılmış. Kuzey cephesinde ana giriş kapısı var. Cümle kapısı, sivri kemerli ve basık kemerlidir. Bu kapının üzerinde: 1883-1884 yıllarında yapılan onarıma ait, bir kitabe var. Minarenin şerefesi: üç sıra ve iri bademli ve sarkmalıdır. Korkuluk altı ise, köşe kabartmalıdır.

Trabzon Boztepe Mesire Yeri

BOZTEPE MESİRE YERİ

Şehir merkezine 2 km. uzaklıkta ve 250 metre yüksekliktedir. Çam ağaçları ile çevrili bir tepedir. Burada: her türlü yeme-içme tesisi bulunmaktadır.

Trabzon 100 Yıl Parkı

100.YIL PARKI

Trabzon-Rize kara yolu üzerindedir. Şehir merkezine 3 km. uzaklıktadır. Deniz kıyısında, Trabzon Belediyesi tarafından işletilen güzel bir piknik yeri.

TRABZON KIYILARI-PLAJLARI

Trabzon: yaklaşık 115 km. lik kıyı şeridine sahip. Güneşli günlerin azlığı ve bol yağışlı iklim nedeniyle, deniz turizmi istenilen ölçüde gelişmemiş durumda.

Ayrıca: son yıllarda yapımı devam eden Sarp-Samsun kara yolu nedeniyle, Karadeniz kıyı bandının önemli bir kısmına, dolgu yapılıyor. Bu dolgu çalışmaları, kıyılardaki doğal alanları olumsuz etkilemiş. Böylece de, deniz turizmi olumsuz yönde etkilenmiş.

Beşikdüzü Pirinçlik Plajı, Çarşıbaşı Halk Plajı var. Bunlar merkezdeki plajlar. Bunların dışında: Trabzonspor Tesislerinin hemen yanında bir marina yapılmış, burası yüksek kapasitede yat barındıracak büyüklükte.

Trabzon Kızlar Manastırı (Panagia Theosepastos)

KIZLAR MANASTIRI (PANAGİA THEOSKEPASTOS)

Trabzon’da, Boztepe’ye çıkan yol üzerindedir. Belediye tarafından onarılarak ziyarete açılmış. Boztepe’nin yamacında, şehre hakim bir noktada kurulmuş olup, iki teras üzerindeki kayalar işlenerek inşa edilmiş.

Çatısı kayalardan oluştuğu için: manastır adı “Tanrının örttüğü” olarak ortaya çıkmıştır. Manastır kompleksinin çevresi, yüksek koruma duvarları ile çevrilidir.

14.yüzyılda, III. Alexios döneminde, Boztepe’nin güney yamaçlarındaki bir kaya kilise çevresinde yapılmıştır. Daha sonraki dönemde, 19’ncu yüzyılda genişletilmiş ve bugünkü şeklini almıştır.

İlk olarak, güneyde, içinde kutsal su bulunan kaya kilisesi ve onun girişindeki şapel ve birkaç hücreden ibarettir. Kaya kilisenin içinde: kitabeler ve Alexios III. karısı Theodora ve annesi Eirene’nin portreleri var.

Theoskepastos kelimesi: yukarıda sözünü ettiğim gibi; “Tanrı tarafından örtülmüş ve korunmuş” anlamına gelir. Geniş kütlesi ile ayakta kalarak günümüze kadar ulaşmış olması, buranın önemini ortaya koyuyor. Ayrıca: Aleksios’un oğulları: Anrokinos ve Manuel, burada gömülü.

Günümüzde: burada: Anakaya kilisesi, çan kulesi, öğrenci yurtları, misafir odaları, mezar şapeli, çilehane ve kutsal su gibi yerler var. Zaten, 1923 yılına kadar fiilen kullanılmış olan manastır, daha sonra terk edilmiş. Kent merkezinde kalan tek manastır özelliği taşıyan yapıyı görmenizi öneriyorum.

Trabzon Peristere Manastırı (Kuştul Manastırı)

PERİSTERA MANASTIRI (KUŞTUL MANASTIRI)

Trabzon-Maçka kara yolunun 22. km. de, Şahinkaya yol ayrımından 14. km. daha gidildikten sonra ulaşılıyor.

Sümela manastırına benzeyen bu manastır, sanki Sümela’nın küçüğü. 300 metrelik dik bir kaya kütlesinin üzerine kurulmuş. Kale gibi, vadiye hakim bir tepede kurulmuş. 752 yılında kurulduğu tahmin edilen manastır: 1230 yılında yağma edilmiş ve terk edilmiş. Ancak: 1393 yılında tekrar kurulmuş ve 15.yüzyıl başlarında, eski önemini kazanmış.

Ancak: 1906 yılında, burada büyük bir yangın çıkıyor ve sonra her ne kadar onarım da yapılsa, Karadeniz bölgesinin önemli bir kartal yuvalarından biri olan manastır, terk ediliyor.

Manastıra: batı cephesindeki bir merdivenle çıkılıyor. Büyük kilise: açık hollü ve galeri İtalyan stilinde yapılmış bir bina olarak öne çıkıyor. Manastır: defineciler tarafından, maalesef aşırı miktarda tahrip edilmiş. Günümüzde: büyük kilise yıkılmış durumda. Eskiden: bir merdivenle alt avluya bağlanıyormuş.