Uşak Ulubey

Uşak Ulubey

İlçe 1953 yılında Uşak’ın il olmasıyla ilçeye dönüştürülmüş ve Uşak iline bağlanmıştır.

ULAŞIM

İlçenin, il merkezine uzaklığı: 30 km. dir. Ulubey-Karahallı ilçesi arasındaki uzaklık: 28 km. Ulubey-Eşme arasındaki uzaklık: 30 km. Ulubey-Sivaslı arasındaki uzaklık: 56 km. Ulubey-Banaz arasındaki uzaklık: 61  km. dir.

TARİHİ

İlçe ve çevresinde yapılan kazılarda, yörenin MÖ.4000 yıllarından bu yana yerleşim yeri olarak kullanıldığını ortaya koyar. Sırası ile, bölgede hüküm süren medeniyetler: Hititler, Frigler, Lidyalılardır. Özellikle: Lidyalılar döneminde, Ulubey’in önemi daha da artmıştır. Çünkü: Lidyalıların, kara ticaretini geliştirmek için yaptıkları “Kral Yolu” bu bölgeden geçmektedir.

Lidyalılardan sonra Persler ve Büyük İskender, bölgeden egemenlik kurmuşlardır. Daha sonra Bizanslılar ve Türkler, bölgedeki hakimiyeti ele geçirirler.

Bu dönemde: önce Karesioğulları ve daha sonra da Germiyanoğulları yönetimi ele geçirirler. Daha sonra: bölge, Yıldırım Beyazıt’a çeyiz olarak sunulur. Daha sonra bölge yine Osmanlılardan gider ve takip eden dönemde: Germiyan Bey II. Yakup, erkek çocuğu olmadığı için, vasiyet yolu ile toprakları, Osmanlılara bırakır.

Ulubey: merkezi bir noktada bulunması nedeniyle “Göbek” ismiyle anılır. Stratejik özelliği nedeniyle, Yunanlılar, 20 Ağustos 1920  tarihinde, burayı işgal ederler. Böylece: kıyı ve iç kesimler arasındaki bağlantılı tren yolu, kontrol altına alınmış olur. 2 Eylül 1922 tarihinde, Ulubey, Yunan işgalinden kurtarılır.

Uşak Ulubey

GENEL

Ege bölgesinin, İç Batı Anadolu bölümündedir. Rakım 750 metredir.

Arazi engebelidir. Düzlükler, az yer kaplar. Düz olan yerler, sel yatakları ile yarılmıştır. İlçe merkezi: güneye doğru hafif meyilli olan, azar azar alçalan arazi üzerinde kurulmuştur.

İlçe: Ege bölgesinde görülen Akdeniz iklimiyle, İç Anadolu bölgesinin iç kesimlerinde görülen karasal iklim arasında, ılıman bir geçiş iklimine sahiptir. Diğer ilçelere göre, ortalama sıcaklık, burada daha yüksektir. Nedeni ise, yükseltinin düşük olmasıdır.

İlçede: 210 ton rezerve sahip, Kışla Dağı altında, derin altın yatakları mevcuttur. Ayrıca: Alüminyum, mangan, diyotomit, mermer ve uranyum rezervleri vardır.

NE YENİR

Buradaki muhteşem lezzetler şunlar: Ulubey demir tatlısı, döndürmesi ve Ebem köftesi. Bunları tadabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Uşak Ulubey Blaundos

BLAUNDOS

Sülümenli köyü yakınlarındadır. İlçe merkezine 10 km. ve İl merkezine ise 30 km. uzaklıktadır. Kanyonda bulunan cam seyir terasına yaklaşık 10 km uzaklıktadır.

Derin vadilerle çevrili bir yarımada üzerinde kurulmuş. Üç tarafı dik uçurumlu dere yatağı ile çevrili, yarım ada görünümünde, düz bir burun üzerinde oturmaktadır. Çevresinde, 100 metre derinliğindeki kanyon içinden, kentin su ihtiyacını karşılayan dere geçmektedir.

Kalesi, tapınakları, tiyatrosu, stadyumu ve kaya mezarları ile, ilgi çeken bir yer.

Şehir: Helenistik dönemde, Makedonya’dan gelenler tarafından kurulmuştur. Bu durum: 1845 yılında, Hamilton isimli bir araştırmacı tarafından, Ulubey mezarlığında bulunan bir yazıt ile kanıtlanmıştır. Bu yazıtta “Blaundeon Makedonon” yazılıdır.

Şehir: Büyük İskender’in ölümünden sonra, mirasını paylaşan 8 generalden, Antigonos’un payına düşer. Daha sonra, MÖ.189 yılında, şehirde, Roma hakimiyeti görülür. Bu dönemde: şehir, önemli bir merkez haline gelir. Kendi adına  para basarlar.

Uşak Ulubey Blaundos

Evet, şehir konum olarak ilginç özellikler taşıyor. Üç tarafı derin ve dik vadilerle çevrili. Düz bir burun üzerinde. Şehir merkezinin üç yanının vadilerle çevrili olması, dışarı ile sadece kuzeydeki tek kapıdan irtibatının bulunmasını sağlar. Bu kapının merkeze bakan, iç cephe genişliği: 26.5 metre, dış cephe genişliği: 23 metre, derinliği ise 8.20 metredir. Arazi yapısından dolayı, kapı yamuk plan gösterir.

Kapıdan geçildiğinde: batı yamacında tek, doğu yamacında alt ve üst olmak üzere 2 şehir suru var.

Uşak Ulubey Blaundos

Stadion

Doğudaki alt ve üst surlar arasında kalan alandadır. Uzunluğu 140 metre, genişliği ise 37 metredir. Oturma sıraları, tek taraflı olup, üst şehir suruna dayanmış durumda yapılmıştır.

Uşak Ulubey Blaundos

Tiyatro

Şehir surları dışında ve Stadyumun alt kısmında, vadi içinde, yamaca yapılmıştır. Sahnesi tamamen yıkılmıştır. Oturma sıralarının bir kısmı, sağlam kalabilmiştir.

Uşak Ulubey Blaundos

Şehir merkezi

Şehir merkezi, surlar içinde kalmıştır. Burada: İon düzeninde yapılmış bir tapınak ve bir kısım yapılar bulunmaktadır. Şehrin metropolü: 2 ayrı alanda bulunur.

Uşak Ulubey Blaundos

Tapınak

Şehir merkezindeki tapınak: bu yapıda restorasyon çalışmaları yapılmıştır. Tahminlere göre: 17.30 x 8.95 metre boyutlarında, İon düzeninde bir tapınaktır. Üst yapısı tamamen yıkılmıştır. Tabanı: mermer döşeme, alt duvarları: kalker, temeli: andezit ve krepisleri: mermerdir.

Güney ön cephesi ile kuzey arka cephesi: üçgen alınlıklıdır. Sima kısmında: bitkisel motifler, aslan başları, diş sıraları var. Arşitav üzerinde bulunan yazıtlardan: 4 tanesi Latince, 6 tanesi Yunancadır. 1833 tarihinde, Arundel isimli bir araştırmacı bu yazıtları okumuş ve buranın “Kaudios Tapınağı” olduğu ortaya çıkmıştır.

Ancak: daha sonra yapılan araştırmalar, bu bilginin doğruluğunu kanıtlamamıştır.

Araştırmalar sırasında: kazı yeri yakınlarında bulunan bir yazıtta: tapınakla ilgili konular aydınlatılmıştır. MÖ.1.yüzyıl ve MS.1.yüzyıl arasındaki dönemdeki bu yazıta göre: tapınak “Athena” ve “Homonia”ya adanmıştır.

Kazı çalışmaları ile: tapınak çevresi açılmış, yapının kuzey arka cephesinde, arka duvara: 5.30 m. ve yan duvara ise 6.70 metre uzaklıkta: Temenos duvarı olarak adlandırılan duvar temeli ortaya çıkmıştır. Burada: bu yapıya bitişik, Bizans dönemine ait 6.40 m. x 8.60 m. boyutlarında ve tapınak taşları kullanılarak yapılan, avlu şeklinde bir mekan bulunmuştur.

Bu avlu şeklinde mekanda, herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Ancak: 1970 yılında yapılan kaçak kazılarda bulunan ve sonradan Müzeye teslim edilen bir kadın heykelinin parçaları aranmıştır. Çünkü: MS.1.yüzyıla tarihlenen ve 1.90 m. boyundaki bu kadın heykelinin: baş, sağ kol ve sol kol kopuktur.

Daha sonra: ön cephe tamamen temizlenmiş ve 8 basamaklı, 8.95 metre genişliğindeki tapınak girişi: tamamen ortaya çıkarılmıştır. Dağılmış yapı elemanları, tek tek yerlerine oturtulmuştur.

Yukarıda: şehrin metropolünün iki alandan oluştuğunu söylemiştim. Bu alanlar:

Uşak Ulubey Blaundos

Birinci alan: Kuzeydeki mezarlık ve birkaç Tümülüs ile, doğudaki vadide bulunan kaya mezarları. Kaya mezarları: 2 kişilik olduğu gibi, 10 veya 12 kişilik aile tipi mezarlar şeklinde de yapılmıştır. Bunlar tonozlu yapılardır. Nişli odacıklar ve sabit lahit tipi gömütlerdir.

Çoğunun, koridor tabanında da gömüye rastlanır. Mezarların çoğunda: beyaz sıva ve sıvının üzeri: kızıl, mavi, yeşil boyalarla yapılmış: bitki ve stilize hayvan motifleriyle bezenmiştir.

İkinci alan: Kent merkezi dışında kalır. Burada: İon tarzında ikinci bir tapınak ve çeşitli kemerler var. Bu kemerlerin fonksiyonu anlaşılamamış olup sayıları 14 dür. Su kemeri oldukları tahmin edilmektedir.

Evet: Blaundos antik kenti. Genelde, doğanın tahribatı dışında, fazla bir  tahribat görmemiştir. Ancak:  antik kentteki çalışmalar, günümüze dek, yalnızca tapınak ile sınırlı kalmıştır. Gelecekte yapılan çalışmalar sonucunda, kentin tam olarak tanıtılabileceği kesin. Yani: burayı ziyaret ederseniz: kapı, stadyum, tiyatro, surlar, tapınak görebileceğiniz antik kalıntılar.

Uşak Ulubey Kanyonu

ULUBEY KANYONU

Uşak ilinin güney ve güneybatı kesiminde, jeolojik yapının özelliğinden dolayı oluşmuş, 73 km. uzunluğunda bir kanyon. Kanyon denilince, isterseniz birkaç kelime bilgi vermek istiyorum. Kanyon: dünya yüzeyinde, nehirler tarafından oluşturulan derin vadilere verilen isim. Kanyonun iki yanındaki duvarlar: erozyon ve aşınmaya dayanıklı sert kayalardan oluşuyor. Bunlar: granit ya da kumtaşı kayaları.

Bu doğal oluşumların, en büyük örneği: Amerika-Arizona’da bulunan “Büyük Kanyon” Dünya üzerinde, ikinci en büyük kanyon ise, Uşak-Banaz kanyonu. Burası, Türkiye’nin en büyük kanyonu. Bir de, Kastamonu yöresinde Vanya Kanyonu var.

Uşak Ulubey Kanyonu

Evet, hani girişte söylemiştim. Kanyon denilince, kanyon insanlar için ne anlama geliyor. Yani: kanyonda ne yapılır. Kanyon bulunduğu yöre için ne anlam ifade ediyor? Kanyon, gerek bilimsel ve gerekse turistik potansiyele sahip bir yer. Tektonik evrim ve nehir aşındırması arasındaki ilişki: burada rahatlıkla görülebilir, yani bilimsel araştırma ve geziler için çok uygun.

Bunun dışında: burada, treaking, doğa yürüyüşleri yapmak mümkün. Bu muhteşem arazi yapısını seyrederek yapılacak yürüyüşler, gerçekten muhteşem heyecan yaratıyor. Derin vadi boyunca, uzanan uçurumlar, manzara amaçlı yürüyüşler için çok ideal.

Buranın rakamsal değerlerine gelince: kanyonun genişliği 500-100 metre, derinliği: 135-170 metre ve uzunluğu ise: 40-45 km. civarında değişiyor. Toplamda: 73 km. ye kadar uzanıyor. Yani: akarsular boyunca uzanıyor. Ulubey çayı ve Banaz çayı boyunca devam eden bir ana kanyon ile buna bağlanan onlarca büyük yan kanyonlardan oluşur.

Hıristiyan Montanism tarikatının merkezi olarak kabul edilen ve yaklaşık olarak 377 yılında Hıristiyan saldırılarıyla yıkıldığı bilinen Pepouza antik kenti de kanyon içindedir. Kanyon boyunca, antik dönemlerden kalan su kanalları, kaya mezarları ve mağaralar görülebilir. Clandıras su kemeri de, bu kanyon sınırlarında Karahallı ilçesinde yer alır.

Uşak Ulubey Kanyonu Cam seyir terası

Cam seyir terası

Kanyon üzerinde, Ulubey ilçe merkezinde, cam seyir terası ile hediyelik eşyaların satıldığı küçük dükkanlar bulunur.

AKSAZ KAPLICALARI

İlçeye 25 km. uzaklıkta, Aksaz Çayı kıyısındadır. Büyük bir granit kayanın dibinde, 5 ayrı noktadan kaynamaktadır. Suyu: 39 derece sıcaklıktadır. Konaklama tesisi yoktur. Çadırlarda kalınmaktadır. Kaplıca suyu: içildiğinde: karaciğer ve safra yolları hastalıklarına, banyo olarak kullanıldığında ise: nevralji, nefrit, kırık ve çıkıklar ile kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.

İYON TAPINAĞI

MÖ.700-600 yıllarında, Saka Mezarlığı yakınlarında kalıntıları bulunan tapınak: İyon mimarisi tarzında yapılmıştır. Perslerin Anadolu’ya hakim olduğu dönemde yıkılmıştır.

Uşak Ulubey Yaver Deresindeki Kale-Manastır

YAVER DERESİNDEKİ KALE/MANASTIR

MÖ.320-300 yıllarında yapılan kale: Büyük İskender İmparatorluğunun parçalandığı dönemde yapılmıştır. Kale duvarında: İyon Tapınağı kalıntıları kullanılmıştır. Kale: iç içe geçmiş iki duvarlıdır. Yapılan kazılarda: kaleden haçların çıkması: buranın hem kale, hem de manastır olarak kullanıldığını ifade etmektedir.

Uşak Ulubey Clanudda

CLANUDDA ANTİK KENTİ

Çırpıcılar köyündedir. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde kullanıldığı düşünülen, antik bir şehirdir. Kendi adına para basmıştır. Şehirde: stadyum, tiyatro ve kilise kalıntıları ve ayrıca lahit mezarlara ait kalıntılar var.

HASKÖY ASARI

Banaz çayı üzerinde, bir kanyon görünümünde olan bölgede: dik yamaçların üst kısımlarında, büyük kaya mezarlığıdır. Mezarlığın resimleri, köylülerce tahrip edilmiştir. Bu resimler: Hz. İsa ve havarilere ve meleklere aittir. O dönemde, Hıristiyanların, Romalıların zulmünden kaçarak, burada ibadet ettikleri düşünülmektedir. Henüz  tam olarak arkeolojik inceleme yapılmamıştır.

NAİS ANTİK KENTİ 

İnay köyünün 2 km. güneyindedir. Lidya uygarlığına bağlı bir şehirdir. Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşim görülür. Kent üzerinde: W.Ramsay, Buresch, H.Keil, Arundej, Veli Sevin ve Prof.Bilge Umar, bazı incelemeler yapmışlardır. Kentin bulunduğu yerdeki taşlar: Roma ve Osmanlı dönemlerinde başka yapılarda kullanılmıştır. Köy içindeki çeşitli yapılarda görülen bu taşlar dışında, Nais kenti ile ilgili günümüze pek bir şey gelmemiştir.

Kent: Lidya-Frigya sınırında, Lidya’nın Sardes kentine bağlı bir yerleşim yeridir. Yakınında: Blaundos ve Klanudda kentleri bulunmaktaydı.

Klanudda kentinin de, bugünkü İnay köyü arazisi içinde bulunduğu sanılmaktadır. Sardes gelen, ünlü “Kervan Yolu” Nais ve Blaundos şehirlerinden geçmekteydi.

Lidya döneminden sonra, Romalılar döneminde de, Nais yerleşim yeri olarak kullanılmaya devam etmiştir. Bu dönemde, ticaret yolu üzerinde bulunması nedeniyle, tüccarlar, burada mal alıp satıyorlarmış.

İNAY KÖYÜ BALÇIKLI DERESİ HÖYÜĞÜ

İnay köyünde, demiryolu kenarında bulunan, büyük bir höyüktür. 1982 yılında SİT alanı ilan edilmiştir. Buranın: Antik Yunan, Roma ve Bizans dönemlerinde, yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir. Ancak, büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Çevresinde: şehir mezarlığı vardır. Bu yörede: filler ve cüsseli hayvanlara ait fosiller bulunmaktadır.

Ayrıca: MÖ.5000-3000 yıllarından kalma kaplar, MÖ.3000 yılına ait Hititlerden kalma küpler bulunmuştur.

Uşak Ulubey Kervansaray-Han

KERVANSARAY (HAN) 

İnay köy merkezindedir. 16.yüzyılda yapılmıştır. Han’ın üzeri, önceleri toprakla örtülü iken, sonradan kiremitle örtülmüştür. İçinde: kemerli bölmeler vardır. Taş yapıdır. TRT’de yayınlanan, televizyon dizisi “Köroğlu” filminin  bazı sahneleri bu handa çekilmiştir.

Uşak Ulubey Taş Köprü

TAŞ KÖPRÜ

İnay köyü içinde, Kervansaray önündeki dere yatağı üzerindedir. Tek gözlüdür. Kışın, yağmur ve karın bol yağdığı dönemler dışında, dere kurudur. Köydeki Kervansaray ile aynı  dönemde, yani 16. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Günümüzde, köprünün dış yüzeyinde bulunan yazıt ise, onarım yazıtıdır. Köprünün uzunluğu: 8 metre, genişliği 3 metre ve yüksekliği ise 5 metredir.

Karahallı tanıtımı.

Eşme tanıtımı.

Sivaslı tanıtımı.

Banaz tanıtımı.

Uşak tanıtımı.

Bursa İznik

Bursa İznik

Bursa’nın 86 km. kuzeydoğusundadır. Aynı adla anılan gölün, doğu kıyısında kuruludur. Bursa üzerinden İznik’e ulaşım kolaydır. Toplam 85 km. lik bir yolculuk sonrası, İznik’e ulaşabilirsiniz. Bursa’dan İstanbul istikametinde, kara yoluna girdiğinizde, otobandan, Gemlik istikametini seçin.

Buradan otobanı takip ederek, yaklaşık 5 km. sonra Karsak kavşağına varacaksınız. Buradan sağa dönüp, sırasıyla Gölyaka, Sölöz, Narlıca, Güllüce köylerini geçtikten sonra, göl kıyısını takip ederek İznik’e ulaşabilirsiniz.

Ankara’dan İznik’e gitmek isteyenler için ise, Bursa’ya varmadan önce, İnegöl’den kuzeye, Yenişehir istikametine ve daha sonra yolu takiben İznik’e ulaşabilirsiniz. Ankara’dan, İznik yaklaşık 350 km.

Bursa İznik

GENEL

Dünyada eşine ender rastlanan ve bütünüyle açık hava müzesi olan, tarihi ve antik şehirdir. Hristiyan dünyasının ilk dini temel kararlarının alındığı, I. Konsil toplantısının burada yapılmış olması, Anadolu’da Türklerin ilk başkenti oluşu ve çiniler, buranın başlıca özellikleri. Ayrıca, dünyanın en güzel beşinci gün batımı manzarasının buradan izlenebileceği söylenir. İlk çağda kurulan şehrin, ızgara planı, bugünde korunmakta.

TARİHÇE

İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından, Antıgonıus tarafından, MÖ. 316 yılında kurulur. Bu çağın geleneklerine uygun olarak, kurucusunun adı kente verilir. Daha sonraki yıllarda, Bıthynıa kralı Zipoites, MÖ.279 yılında, kenti ele geçirir. Bu devirde, kent adına altın sikke bastırılır ve kent altın şehir olarak anılmaya başlanır. Zamanla, Romalılar kenti ele geçirirler.

Tarihsel süreç içinde, şehrin en büyük özelliği: Hristiyan dünyasının önemli olaylarına sahne olmasıdır. Özellikle; şehirde konsillerin toplanması önem arz eder. Konsil denince akla ne gelir? Katolik kilisesinin, Hristiyan disiplinine ait esaslarının tespit edildiği ve kiliseye bağlı tüm piskoposların katılımı ile yapılan toplantılar akla gelir.

Bugüne dek, 21 Ekümenlik konsil toplanmıştır. Bunlardan, 1’nci sini İznik’te toplanmış olması, buranın Hristiyanlık alemi için önemini ortaya koyar.

Evet, Senato Sarayı. MS. 325 yılında, 218 piskoposun katılımı ile, I. Konsil burada toplanmıştır. Roma İmparatoru I. Constantinus tarafından, roma imparatorluğunun resmi dini olacak olan Hristiyanlığın temel standartları, burada belirlenmiştir. Ardından, birçok toplantı daha yapılmış ve günümüz Katolik ve Ortadoks görüşlerin temellerini oluşturan kararlar alınmıştır.

Bu toplantılarda, şiddetli tartışmalar yaşanır. İskenderiye’li din adamı Arıusun ” Hazreti İsa’nın yalnızca bir insan olduğu ve tanrıdan dünyaya gelmediği ” şeklindeki kısa sürede taraftar toplayan tezi, toplantıya katılan piskoposları çileden çıkarır. Sonuçta ise; bugünde savunulan ve Hazreti İsa’nın tanrının oğlu olduğuna inanılan tez, kabul görür.

Arıus ve arkadaşları ise, toplantıdan kovulurlar. Hristiyanlık dinine hayat veren ve İznik Yasaları adıyla bilinen; yortu günleri ve Nikaia Kanunları adı ile bilinen 20 maddelik kararlar, Senato Sarayında alınmıştır.

787 yılında ise, yine burada bulunan Ayasofya Kilisesinde, 7’nci Konsil toplanır.

1075 yılında, kent, Selçukluların egemenliğine girer. 1080 yılında ise, Selçuklular tarafından başkent yapılır. Yani; Anadolu’daki ilk Türk başkenti olur. Başken olunca, kentin adı da, Nicaea’nın izi anlamında, İznik olarak değiştirilir.

1097 yılında, 600 bin kişilik, I. Haçlı ordusu, Kılıç Aslan yönetimindeki İznik’i kuşatır. Uzun kuşatmalar sonucu, haçlılar tarafından kent ele geçirilemez. Ancak, bir gece, Gemlik körfezindeki haçlı gemileri İznik gölüne taşınır ve bunların yardımı ile, kent ele geçirilir.

1331 yılında, şehir, Orhan Bey tarafından fethedilir ve Osmanlı egemenliğine girer. Şehirdeki gerçek gelişme; 19-21’nci yüzyıllar arasındaki dönemdeki çinicilikte elde edilir. Özellikle; Sultan II. Murat ve Çandarlılar döneminde, şehir tepeden tırnağa imar edilir, birçok cami, medrese, han, hamam yapılır.

Bursa İznik Çinileri

İZNİK ÇİNİLERİ

Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları; çiniyi mimari süslemelerde bolca kullanırlar. Anadolu Selçuklu devletinin dağılmasından sonra, Osmanlı devletinde de çini sanatı, önemini yitirmeden sürmüştür. 15 ve 17’nci yüzyıllardaki Osmanlı mimarisinde, İznik çinisi, büyük gelişme göstermiş ve önemli bir dekoratif malzeme olarak kullanılmıştır.

1648 yılında, İznik’e uğrayan, ünlü seyyah Evliya Çelebi; İznik’te büyük bir çarşı ve çini fırınlarının bulunduğunu yazar. 17’nci yüzyılın sonlarından itibaren, İznik çini sanayi ve tekniğinde duraklamalar başlar. Çünkü, bu devirde, Osmanlı imparatorluğunda siyasi ve askeri otorite boşluğunun ortaya çıkması ve ekonomik krizin yaşanmasına paralel olarak, sarayın mimari faaliyetlerinde de azalma başlar. Dolayısı ile, sarayın, İznik çini yapımcıları üzerindeki himayesi de kaybolur. Böylece, İznik çini sanatı, eski parlak dönemlerindeki önemini yitirir.

300 yıl aradan sonra, 1985 yılında, Faik Kırımlı isimli bir usta, İznik’e gelerek bir atölye kurar. Bu ve benzeri yeni kurulan atölyeler ile, İznik’te klasik çini üretimine yeniden başlanır. Akademik, teknolojik ve kültürel destekli çini ve seramik çalışmaları için, 1993 yılında, İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı çatısı altında, İznik çini-seramik araştırma Merkezi kurulur.

İznik çinilerinin, günümüzdeki yapımı, günümüz malzemesi ve teknolojisiyle, İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı atölyelerinde ve ayrıca yerli sanatkarlar tarafından kendi atölyelerinde sürdürülmektedir. Yeniden restore edilip hizmete açılan, Süleyman Paşa Medresesinde, yerel ustalar bir arada çalışmakta ve el emeği çini ürünleri satışa sunulmaktadır.

İznik’te amatörlerce yapılan çinileri pişirmek için, beş çini fırını faaliyettedir. Çini eşyalar, 900 derecelik ısıda pişirilerek satılabilir hale gelmektedir. Çini satış reyonlarında, en çok :” Haliç desenli, Kalyon, Hayat ağacı, Çin bulutu ” isimli çini tabaklar, 30-45 TL. arasında satışa sunulur.

Son yıllarda satışı artan, bir başka çini ise; şans topu. Osmanlı döneminde, her genç kızın çeyiz sandığında mutlaka olması gereken ve ilk konun şans topu, günümüzde bütün evlere de girmiş durumda. Kapı yanına veya iki pencere arasına asılır. Nazara karşı geldiğine inanılır.

Topların: canlı ve cazip renkleri kadar, el halılarında gözlendiği gibi, desen dilleri de var. Bunlar arasında; çintemani, halk gözü, kul gözü, insan dili gibi konular, aşk, sıhhat, başarı gibi kavramlar motiflerle ifade edilmiş. Mutlaka gezin ve satın almayı düşünün diye tavsiye ediyorum.

Bursa İznik

GEZİLECEK YERLER

Bursa İznik Kent Surları

KENT SURLARI

Roma döneminden kalma. 12’nci yüzyılda yapılmış. Duvarlar, 3 sıra taş ve 3 sıra tuğla ile örülmüş. Bu yapı sistemi ile, surlar İstanbul surlarına benziyor. Her iki sur duvarı, birbirinden 60-70 metre aralıklar ile yerleştirilmiş. Surların toplam uzunluğu; 4970 metre. Yüksekliği ise, 10-13 metre. Yuvarlak ve kare şeklinde, 114 burç var.

Ayrıca; ana surda 108 ve dış surda ise 130 olmak üzere, toplam 238 kule ve kente giriş için 4 ana ve 12 tali kapı var.

SENATO SARAYI

Saray, MS.4’ncü yüzyılda, göl kıyısında, bugün İnciraltı adıyla anılan mevkide yapılmış. Hıristiyan alemini yakından ilgilendiren ve önemli kararların alındığı, I. Konsilin burada toplanmış olması, Hıristiyan din geçmişi açısından, buraya büyük önem kazandırıyor.

LEFKE KAPISI

İmparator Adrıanus (MS.117-138) tarafından yaptırılmış. İki yanındaki kuleler ile, bir zafer takı biçiminde. Kuzey dış kapısında yer alan ve antik çağda Laskarısler döneminde konulduğu tahmin edilen, beyaz mermerden yapılmış iki friz parçası (taban kirişi ile çatı arasında kalan, üzeri boydan boya kabartmalarla süslü bölüm) ilgi çekici.

Bu frizlerin uzunluğu 1.35 m. Yüksekliği ise, 86 cm. dir. Yüksek kabartma parçada, mağlup olan taraftan ganimetlerin getirilişi izlenir. Diğerinde ise, Romalı piyade askerlerinin, askeri giysiler içinde, kalkan ve mızrakları ile birlikte hareket edişleri izlenebilir.

Bursa İznik İstanbul Kapısı

İSTANBUL KAPISI

Bozulmamış bir yapısı var. Ülkemizin en az bozulmuş, tarihi eserlerinden biri. Lefke kapısı gibi, İmparator Adrıanus tarafından yaptırılmış. İç içe, üç kapı şeklinde kente açılan bu kapı, değişik mimari parçalarla örtülmüş.

İç kapının, iki yanında ve üstte; antik İznik tiyatrosundan alınarak burada kullanılmış, iki tiyatro maskı görülmekte ve ilgi çekmekte. Muhteşem korkunç görüntüleri, yüz ifadeleri var. Şöyle ki, bu parçaların, 8’nci yüzyılda, İstanbul’u ve İznik’i işgal etmek için bölgeye gelen Arap ordularına karşı koyabilmek için buraya konuldukları tahmin ediliyor.

Yani; bir anlamda, şehrin korunması, şehrin koruyucuları. Burayı işgal etmek üzere gelen Arap orduları; karşılarında bu korkunç ve ürkütücü maskları görünce, ilk intiba olarak ürkmüş olabilirler diye düşünmemek elde değil. Bu maskları mutlaka görün.

Bursa İznik Gölü

Bursa İznik Gölü

İZNİK GÖLÜ

Gölün uzunluğu 33 km. ve genişliği ise 12 km. Çevresi, 95 km. Göl, 1990 yılında, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış. İznik gölünde, göl kıyısındaki restoranlarda mutlaka balık yemelisiniz.

Sazan, turna, alabalık, kızılkanat ve dev cüsseli yayın balıkları. Gölün dört bir yanında bulunan, tertemiz kır gazinolarında mutlaka bu güzel balıklardan oluşan menüleri tatmalısınız. Önerim; yayın şiş denemeniz.

Muhteşem bir tadı var. Yalnız, göl kıyısında özellikle akşamları çok serin olmakta. Yanınıza mutlaka yedek giysi almalısınız, sivrisineklere tahammül etmenizin gerekliliği de cabası. Ama, bu güzel manzara, görüntü karşısında, güzel bir yemek yemenin tadına, gerçekten doyamayacaksınız.

Bursa İznik Ayasofya Kilisesi

AYASOFYA KİLİSESİ

Şehrin tam ortasında, kentin dört kapısına ulaşan yolların kesiştiği bir noktada. İlk olarak, MS.7’nci yüzyılda, Romalılar tarafından inşa edilir. 11 Ekim 787 tarihinde, 7’nci Konsil burada toplanır.

Patrik Tarasıos başkanlığında, 350 piskopos ve çok sayıda keşişin katılımı ile. Hristiyan inancına göre, ismi kutsal bilgelik anlamına gelen bu kilise, dikdörtgen planlı bazilika tipinde inşa edilmiştir. Yapımında, antik İznik tiyatrosundan sökülen, kesme taşlar kullanılır.

Değişik dönemlerde yapılan onarımlardan ötürü, zemin farklılıklar gösterir. Depremler ve yangınlar sonucu ise, üst örtü yıkılmıştır.

Orhan Gazi tarafından, 1331 yılında camiye dönüştürülür. Çan kulesi, bu dönemde minareye dönüştürülür. Yapı; 18’nci yüzyıldan sonra terk edilir. 1935 yılından sonra ise, arkeolojik araştırmalara başlanır. 1955 yılında, tümü ile temizlenir.

1979-1981 yılları arasında, çevresindeki topraklardan arındırılır ve yapının bütünü, 1985 yılında tam olarak ortaya çıkarılır. Özellikle de, kilisenin taban mozaiklerinin üzeri, zarar görmemesi için camekanla kapatılmışsa da, yine de buraya zaman zaman giren defineciler tarafından tahrip edildiği görülebilir.

Evet, burası özellikle yabancı turistlerin ilgi odağı ve sanki haç yeri gibi ziyaret edilmekte.

SÜLEYMAN PAŞA MEDRESESİ

Orhan Gazinin oğlu Süleyman Paşa tarafından, 1332 yılında yaptırılmış. Bilinen en eski Osmanlı Medresesi. Avlulu medreselerin ilk örneklerinden.

Binada, 11 hücre, bir dershane ve bunları örten 19 kubbe var. Günümüzde, burada yerel çini ustaları, el emeği çiniler üretmekte ve satışa sunmaktadırlar.

Bursa İznik Çini Fırınları Kazı Alanı

İZNİK ÇİNİ FIRINLARI KAZI ALANI

İznik’te, Osmanlı dönemindeki çini-seramik fırınlarını araştırmak üzere, kazı ve sondajlar, 1964 yılında başlar ve 1969 yılına kadar devam eder. Ünlü İznik çinileri, 15 ve 16’ncı yüzyıllarda, küçük kubbeli bir pişirme ocağından ibaret olan bu fırınlarda üretilmiştir.

1981 yılından itibaren, yeni kazılar sürdürülmektedir. Benim ilgimi çeken, bu bulunan çini fırınlarını, bugünkü mevcut zeminden, çok daha aşağıda bulunması. Yani; zamanla, toprak tabakası, mevcut zemini örtüyor ve zemin yükseliyor.

Bursa İznik Yeşil Cami

YEŞİL CAMİ

İznik’in sembolü. Adını; yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden alır. Yapımı: 1391 yılında tamamlanır. Erken Osmanlı döneminin, tek kubbeli camileri arasında, en görkemlilerinden biri olarak bakılabilir.

Anadolu’nun en güzel minaresine sahip camidir. Caminin eşsiz minaresini mutlaka görün. Gövdesindeki mavi ve yeşil renkte çiniler, zikzaklı mozaik tekniğiyle bezenmiş.

Bursa İznik Müze

Bursa İznik Müze

Bursa İznik Müze

MÜZE

1388 yılında, Osmanlı Sultanı I. Murat tarafından, annesi Nilüfer hatun anısına yaptırılmış. Zengin bir renkli taş ve tuğla işçiliği var. Uzun süre, imaret (fakirlere yemek yedirilen yer olarak) kullanılan yapı, 1960 yılında müze olarak hizmete açılır.

16’ncı yüzyıl, Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Müzede: tiyatro ve diğer arkeolojik kazılardan çıkarılan iki bini aşkın eser, üç yüz sikke, beş yüz İznik çinisi ve seramiği ile, yüz elli adet Etnografik eser sergileniyor.

Müze bahçesinde ise, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri ( sütün başlıkları, lahitler, kabartmalar, pişmiş toprak levhalar, mezar taşları) görebilirsiniz. Müzeye, mutlaka uğrayın.

Evet, İznik ilçe merkezi bundan ibaret, ancak son yıllarda doğa severler ve trekking meraklıları arasında son derece popüler olan İznik merkeze bağlı bir de “Sansarak kanyonu” var. İznik sadece tarih değil, doğası ile de ilgi çekiyor.

Bursa İznik Sansarak Kanyonu

SANSARAK KANYONU

Bursa il merkezine 82 km uzaklıktadır. İstanbul Mecidiyeköy-Sansarak arası 154 km dir.

İznik’e bağlı ve ilçe merkezine 17 km uzaklıktaki Sansarak köyündedir. İznik ilçe merkezinden çıktıktan sonra Bilecik-Osmaneli yolu takip edilerek gidiliyor. Kanyon: antik taş ocakları ve Abdulvahap tepesi arasında kalır.

Sansarak köyü: yaklaşık 500 yıllık bir Osmanlı köyüdür. Birçok Türk filmi bu otantik köyde çekilmiştir. (Örnek: Halil Ergün’ün Sis ve Davacı filmleri burada çekilmiş ve köy halkı figüran olarak rol almış )

Söylenenlere göre, 1402 yılında Ankara Savaşında Timur ordularıyla birlikte savaşan Orta Asyalı Türkmenler, Ankara civarındaki Güdül çevresine yerleşirler. Burada umduklarını bulamayınca, Karadeniz üzerinden buraya gelirler. Şimdiki köyün meydanındaki pınar suyu kenarında mola verdiklerinde çayırlıkta bir sarı kısrak görürler ve buraya yerleşmeye karar verirler.

Bu yüzden, köyün adı “Sarı kısrak” iken, zaman içinde dönüşmüş ve “Sansarak” olmuş. Yine bir söylence: köylülere göre köyün kurucusu gemici imiş, bu gemici yaptırdığı caminin içine de gemi halatlarıyla dekor vermiş. Kerametleri olan bu gemiciye “Hacı Baba” deniliyormuş.

Köy ile ilgili son bir not: köy kahvesinde odun ateşinde yapılan çayı, mutlaka tadın. Köyde bulunduğu söylenen şifalı çeşme, bugünkü “Horhor Çeşme” olabilir. Köyde çok köpek var, dikkatli olmakta yarar var.

Kanyon, deniz seviyesinden 1000 metre yüksekliktedir.

Tur fiyatı: 85 TL dir.

Zorluk derecesi yüksektir, yani parkur en zor trekking alanlarından kabul edilir. Marmara bölgesindeki trekking parkurları arasında en zorlusudur denebilir. Kısa parkur nispeten orta zorluktadır.

Yerel rehber alarak kanyona girmeniz önerilir. Ayrıca yanınıza kuru giysiler almalısınız, yürüyüş sırasında zaman zaman dereye giriliyor, giysiler ıslanıyor. Sert tabanlı, kaymayan ve su geçirmeyen botlarınız olmalı, şort ve kısa kollu giysiler tercih etmemelisiniz. Çünkü orman içindeki yürüyüşte çalı-çırpı çok bol ve ayak ve kollar çiziliyor. Yedek ayakkabı ve botta getirmelisiniz.

Bursa İznik Sansarak Kanyonu

Yürüyüş parkuru

Yürüyüş parkuru başlangıcına ulaşmak için: Sansarak köyü meydanından kuzeye doğru ilerleyen 4 km bir stabilize yolu aşmak gerekiyor. Bu yolun 3’ncü kilometresindeki uyarı tabelasından sonra yaklaşık 750-800 metre daha yürüdükten sonra kanyonun giriş levhasını göreceksiniz.

Buradan kanyonun girişi olan yıkık Değirmene ilerleyin ve kanyonun girişine ulaşırsınız. Değirmen deyince, eski bir değirmen, yıkılmış, hasar görmüş durumda.

Değirmenin önünden, dereden karşıya geçin ve dere yatağını takip ederek yürümeye başlayın. Başlangıçta taşlara atlaya sıçraya basarak ilerlersiniz.

Yürüyüş yolu: yani patika genellikle yoğun çalılıklar ve araçlar arasından geçiyor ve yoğun orman örtüsü nedeniyle çoğu yerde gözden kayboluyor.

Burada yapmanız gereken, işaretlere dikkat etmektir.

Yürüyüş parkurunda, orta zorluktaki ana parkur uzunluğu 1.7 km dir.

Parkur boyunca, kanyonun tam ortasından “Kayalıdere” akıyor ve buradan sonra İznik gölüne dökülüyor. Bunun suyu temiz olduğundan, yaz aylarında derede yer yer oluşan havuzlarda suya girebilirsiniz. Zaten kanyonda yürüyüş yaparken ayakkabıları çıkararak ve bu dereye bata çıka yürünüyor. Ancak yağmurlu bir günde giderseniz, derenin suları çamur gibi akıyor, yüzemezsiniz.

Dere bazı yerlerde daralıyor, bazı yerlerde genişliyor, en derin yeri 150 cm civarındadır. Ancak patikadan dere yatağına indiğinizde ise, yosunlar nedeniyle bu bölüm oldukça kaygındır.

Kısa parkuru kullandığınızda, yön levhasını takip ederek çıkışa yani toprak yola ulaşabilirsiniz. Kısa parkur, tahmini yürüyüş süresi 3 saattir. Eğer çıkışı yani köye dönen yolu yakalayamaz iseniz, geri dönmeniz veya çıkış için ciddi yükseklikleri tırmanmanız gerekir, bu yüzden yerel rehber alınması gereklidir.

Bursa İznik Sansarak Kanyonu

Bursa İznik Sansarak Kanyonu

Bursa İznik Sansarak Kanyonu

Uzun parkur

Ancak, kanyon içinde, çıkış tabelasından güneye doğru, dere boyunca devam ederseniz, ilkinden çok daha zor olan uzun parkura girersiniz. Uzun parkur, zaman zaman dere yatağından saparak, yükselir ve sonrasında dik inişleri olan bir parkurdur ve köyün hemen dışındaki top sahasının yanında biter.

Uzun parkur, yani 7 km lik parkur, tahmini yürüyüş süresi 8 saattir. Ama daha önce de belirttiğim gibi, uzun parkur kesinlikle profesyonel ekipmanı olan ve bu işi bilenler tarafından yapılır.

İstanbul Levent

levent-1
İstanbul Levent

Semt zaman içinde: I. Levent’ten 4. Levent’e ve Yeni Levent’e kadar bölüm bölüm kurulup genişlemiştir.

Semt: şehir dışı bir toplu konut yerleşmesinin, İstanbul’da 40 yıl içinde yoğun bir şehir içi yerleşmeye dönüşmesinin belirgin örneklerinden biridir.

OSMANLI DÖNEMİ

Levent Çiftliği

Levent: bir yandan Baltalimanı, Tarabya, Büyükdere, Belgrad köyü, Beşiktaş ve öte yandan: Kağıthane, Haliç, Okmeydanı’na ulaşmak için bir kavşak noktası niteliğindedir.

Semt ismini: 18 yüzyılda, Osmanlı döneminde burada bulunan bir çiftlikten almıştır.

Büyükdere yolunun doğusundaki geniş arazi: 1780 yılında, Sultan I. Abdülhamit tarafından, Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’ya verilmiştir. Kendisi burada: bahçeler, binalar, kasırlar yaptırmış ve buraya deniz leventlerinden meydana getirdiği bir muhafız bölüğü yerleştirmiştir.

Daha sonraki Padişah, Sultan III. Selim, 1792 Nisan ayında, İstanbul’un merkezine göre tecrit edilmiş bir noktada bulunan ve daha önceleri sürat topçularının eğitilmesi için kullanılmış olan Levent Çiftliğini, hoşnutsuzluk yaratmaması için halktan ve eski birliklerden uzak bir yerde Nizam-ı Cedid ordusunun talim alanı olarak seçti. Yeni ordunun kurulma süreci sessiz sedasız işlerken, şehir içinde konumlanması için gözlerden uzak bir nokta olan Levent Çiftliği uygun bulunmuştu.

Levent Çiftliğindeki kışla tamamlanana kadar, askerler ve subaylar, şehir içinde çadır ve barakaları ile bir geçiş döneminin yeni aktörleri olarak görülmüşlerdi. Sultan III. Selim askeri yapılardaki işleyişi ve çalışmaları kontrol etmek için, bu yapıları köşklerine yakın alanlarda konumlandırma eğilimindeydi. Bu yüzden, III. Selim, Beşiktaş’a özel bir ilgi göstermiş, oluşturmaya çalıştığı Nizam-ı Cedit’in askeri birliklerinin hem eğitimlerini izlemek, hem de atış yapmak ve gezmek amacıyla sık sık Beşiktaş’a ve Levent Çiftliğine gelir olmuştu.

Daha sonraki Padişah, Sultan III. Selim: Nizam-ı Cedid ordusunun ilk kışlasını burada kurdurdu. Bunun ardından, bölge “Levent Çiftliği” ve “Levent Kışlası” olarak anılmaya başlandı. Çünkü Leventlerin şehir dışında, Rumeli sırtlarında hazırlanacak bu alanda ve inşa edilen kışla kompleksinde toplanması ve eğitilmelerine karar verilmişti.

Fransız gezgin Olivier: 1790 yılında İstanbul şehrini anlattığı Seyahatnamesinde: Levent çiftliğinde, Avrupa usulü tüfek ve kasatura yapan bir imalathanenin varlığından söz eder. Ayrıca geniş arazi üzerinde, pek çok yapı bulunduğunu, modern eğitim ve donanımlı 1200 bostancıdan oluşan bir piyade kıtasıyla: Topçu ve süvari birliklerinden oluşan 4000 kişilik bir askeri birliğin varlığından söz eder.

Bölge Mayıs 1807 tarihinde büyük bir yangın atlatır.

levent-2
İstanbul Levent

 

CUMHURİYET DÖNEMİ

Cumhuriyetin ilanından sonra, Levent Çiftliği, İstanbul Belediyesi mülküne geçer. II. Dünya savaşından sonra, görülen konut sıkıntısı üzerine, birçok şehirde olduğu gibi İstanbul’da da toplu konut projelerine başlanmıştır.

Levent semtinde ilk kısım evlerin yapımına, Emlak Kredi Bankasının toplu konut projeleri çerçevesinde, 1947 yılında başlanmıştır.

1950 yılında, 1. Levent bölümü bitirilmiştir. Burada 400 kadar evin projesi, Mimar Kemal Aru tarafından yapılmıştır. Bunlar: küçük bahçeler içinde tek veya iki katlı, ikiz veya tek evlerdi.

1’nci Levent rağbet görünce: 2 ve 3’ncü Levent konutlarının yapımına başlanmış, biraz daha büyük ve villa tipi evler yapılmıştır.

4’ncü Levent 1950-1960 yılları arasında en kuzey kesimde yapılmış, buradaki evler lüks sayılabilecek villalar yanında, birkaç katlı apartman tipi yapılardır. 4’ncü Levent çarşısı civarında da oldukça yüksek ve çok daireli bloklar yapılmıştır. 4’ncü Levent’in kuzeyinde: Emlak Bankasından ayrı olarak çeşitli apartmanlar ve siteler yapılmıştır.

Böylece: Levent’in görünümü büyük ölçüde değişmiştir. Ancak en önemli husus: Levent evlerine kat izni verilmemesiyle sağlanmış ve bu kesimdeki binalar ve bahçeler, ilk görünümlerinden çok fazla şey kaybetmemişler, apartmanlaşma nispeten önlenmiştir.

1950’lerin başlarında semt, 2000 kişi yaşayan ve tümüyle İstanbul dışı sayılan bir yerdi. Buranın yakın çevresinde, başka bir yerleşim yoktu ve ulaşım Taksim veya Beşiktaş’a seyrek seferler yapan otobüslerle sağlanıyordu. 1954 kışı gibi soğuk geçen kış aylarında: Levent’in üstüne kurulduğu tepelere, hatta mahallenin çevresine kadar kurtlar inerdi. Bölge bütünüyle tarla ve kırlıktı. Burada akan derenin ve dutlukların çevresinde piknik yapılırdı.

3’ncü Levent’in bulunduğu yerde: Perili Köşk denen kışla veya kasır harabesi vardı.

1980’lerin sonrasında: Levent mahallesi, 1’nci Levent’den başlayarak, konut bölgesi olma özelliğini kaybetmeye başlamış, küçük villa tipi evlerin üstüne izinli bir kat ve kaçak katlar yapılarak, eski konutlar küçük şirketlerin idare merkezlerine, lokanta, kebapçı, diskotek, gece kulübü ve otomobil galerisi gibi ticarethane ve butiklere dönüşmüştür. Yani: konut ağırlıklı olmaktan, ticaret ve eğlence ağırlıklı olmaya doğru bir süreç başlamıştır.

Şehrin iş bölgesi bu civara kaydıktan sonra, orta ve küçük şirketler 1’nci Levent bölgesine yerleşmiş, büyük holdingler ise 2 ve 3’ncü Levent bölgelerine ve 4’ncü Levent’in Büyükdere caddesine bakan kesimlerine gökdelenler kurmuşlardır. Yapı Kredi Plaza ve Sabancı Center gibi gökdelenler bunlardan bazılarıdır.

Levent: Cumhuriyet döneminin modern şehir yaşamı için oluşturulmuş örnek yerlerden birisidir. Aynı zamanda artık yetişkin olan yaklaşık 30 bin ağaç ile de döneminde çok ilerici bir ekolojik projedir. Aynı nedenle de günümüzde İstanbul Metropolü çapında, bir yeşil alan yani bir bahçe şehirdir.

futbol-federasyonu-1
İstanbul Levent Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Binası

 

Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Binası

4’ncü Levent’te bulunan bu bina: Sultan III. Selim döneminde kurulan Levent Kışlasındaki pek çok binadan günümüze kalan tek parçadır. Yapı 1775-1799 yılları arasında hünkar kasrı olarak yaptırılmıştır. Sultan III. Selim’in: avlanma, ata binmek ve dinlenme amacıyla bu köşke geldiği sanılmaktadır. 1950’li yıllara kadar metruk bir durumda bulunan ve halk arasında “Perili Köşk” olarak adlandırılan bina, yıkılmayıp 1993-1995 yılları arasında restore edilmiştir. Yapı: 1995 tarihinde Türk Futbol Federasyonunun malı olarak hizmete sunulmuştur.

Önce Perili sonra Pembe Köşk olarak bilinen bu saray yavrusu köşkte: her ne kadar Futbol Federasyonu Yönetim Kurul denilse de sadece Milli Takım Teknik kadrosu bulunmaktadır. Özellikle ikinci kattaki, salon görünümlü ve manzaralı oda dikkat çeker.

harp-akademileri-2
İstanbul Levent Harp Akademileri Komutanlığı

Harp Akademileri Komutanlığı

Osmanlı devletinde, dünyadaki gelişmelere paralel olarak orduyu da kapsayacak şekilde geniş ıslahat çalışmaları başlatıldığında: 1835-1838 yılları arasında, çeşitli Avrupa başkentlerine 26 subay gönderilmiş ve bunlara dönüşlerinde, Sultan Abdülmecit tarafından kurmaylık unvanı verilerek askeri okullarda görevlendirilmişlerdir.

1847 yılında alınan karar gereğince: Avrupa orduları sisteminde kurmay subay yetiştirmek için “Mekteb-i Funun-u Harbiye-i Şahane Erkan-ı Harbiye Sınıfları” adıyla, Pangaltı’daki Harbiye binasında eğitim ve öğretime başlanmıştır.

Yeni Levent’te bulunan Harp Akademileri yerleşkesinin temeli, 12 Mart 1969 tarihinde atılmıştır. Harp Akademileri, 24 Ağustos 1975 tarihinden itibaren, buradaki yeni yerleşkesine taşınmaya başlamıştır.

sabanci-center-1
İstanbul Levent Sabancı Center

 

Sabancı Center

Bu 34 katlı gökdelen, 4 Levent’tedir. 158 ve 140 metre uzunlukta iki binadan oluşmaktadır. Yüksek olan bina Akbank ve diğer bina ise Sabancı Holding kuruluşlarına aittir. Yapı Mayıs 1993 tarihinde hizmete girmiştir. Zamanında burada yaşayan suikast olayı nedeniyle, güvenlik tedbirleri üst düzeydedir.

kanyon-1
İstanbul Levent Kanyon İstanbul

 

Kanyon İstanbul

Büyükdere caddesi üzerindedir. 4 katta, 140 mağaza ve sinema salonu bulunuyor. Otopark ise gayet büyüktür, yaklaşık 2500 araç kapasitelidir. Açık havada kurulmuş olan bu alışveriş merkezi, dört katlıdır ve her katı, farklı caddeden oluşmaktadır.

metro-city-1
İstanbul Levent Metro City

Metro City

1 Levent’de, Büyükdere Caddesi üzerindedir. 2003 yılında açılmıştır.

175 mağaza, restoran ve kafeler bulunmaktadır. 5 katlı alışveriş merkezinde 1200 kapasiteli bir otopark mevcuttur. Yapı: gün ışığı alması sağlanarak yapılmış ve böylece gün ışığında, aydınlık bir alışveriş imkanı sağlanmıştır. Çünkü çatının kapatılmasında, teflon kaplı fiber glas çatı örtüsü kullanılmıştır. Yemek katının kasvetli görüntüsü beğenilmiyor.

Buranın en büyük özelliği: dünyanın birçok yerinde görülmeyen doğrudan metro bağlantısı olmasıdır. Zemin katta: metro istasyonu bağlantısı bulunmaktadır. Mağazalar yanında, ilave iki adet rezidans binası vardır. Bunlar 24 katlı ofis binası ve 26 katlı rezidans binasıdır.

ozdilek-2
İstanbul Levent Özdilek Park Alışveriş Merkezi
ozdilek-1
İstanbul Levent Özdilek Park Alışveriş Merkezi

 

Özdilek Park Alışveriş Merkezi

Levent semtinde Büyükdere caddesi üzerindedir. Metro city ve Kanyon alışveriş merkezi arasındadır. Metro istasyonuyla bağlantılıdır ve böylece hava koşullarından etkilenmeden metroya ulaşılmaktadır.

2014 tarihinde açılan bu alışveriş merkezinde: tamamı güneş ışığı alan 5 katta, 170 mağaza, bir hipermarket, elektronik merkat ve büyük bir teras alanı bulunmaktadır. Ayrıca 1500 kişi kapasiteli bir yeme içme alanı, sinemalar ve çocuk oyun alanı da vardır. Mağazaların bulunduğu geniş koridorlar, yüksek tavanlıdır ve rahat gezilebilmektedir. 4 katta, 1500 araç kapasiteli otopark bulunmaktadır.

Ayrıca yine burada River Plaza ve 5 yıldızlı uluslar arası oteller zincirinin bir oteli bulunuyor. (Wyndham Grand Otel)

Son bir not: bir rivayetten söz etmek istiyorum. Kanyon alışveriş merkezi açıldığında, şu anda Paşabahçe mağazasının bulunduğu yer için, Kanyon yönetimi ve Özdilek anlaşmışlar, ancak daha sonra Kanyon yönetimi kirayı arttırınca, Özdilek sahibi, bunu onur meselesi yapıyor ve Kanyon’un yanındaki araziyi alıp, alışveriş merkezi yapıyor.

zorlu-0
İstanbul Levent Zorlu Center

 

Zorlu Center

Yapıda: 180 mağaza ve zengin boğaz bitki örtüsüyle çevrelenen yarı açık ve yarı kapalı özelliğiyle yeni bir şehir meydanı özelliğine sahip iki meydan bulunmaktadır. Meydan ve yürüme yollarında, kar ve buzlanmaya karşı eritme sistemi kurulmuştur. Böylece ziyaretçiler açık alanlardaki butikleri gezebiliyorlar.

Farklı ışıklandırma sistemiyle: kapalı katlardaki ışık sistemi, gün ışığının değişimlerine göre düzenleniyor.

Yemek katında:; dünyaca ünlü bölümler tarafından müşterilere farklı lezzetler sunulmaktadır. Ancak tabii birçok alışveriş merkezinde olduğu gibi gözler fast food bölümlerini arıyor. Fast food bölümleri, merkezin yemek bölümünde değil, alt kattadır.

Sinema bölümünde ise 14 tane sinema salonu bulunmaktadır. Merkezin otoparkı ilk 3 saate kadar ücretsiz, sonrası için ücretlidir.

Yapıda, her köşe çiçek bahçesine çevrilmiştir. Teras katı: yapay göllerle süslenmiştir. Işıklarla çevrilmiş bir orman ve bu ormanın bahçesinde güzel cafeler bulunuyor. Aslında merkezle ilgili kurumsal yazışmalarda tam bir tasarım harikası denilmesine rağmen, genellikle burayı ziyaret edenler, tesisin büyüklüğü yanında, giriş ve çıkışların sorunlu olduğunu ve hatta çıkışın bulunamadığını belirtmektedirler.

İstanbul günlük gezi planı hakkındaki yazım için.