Antakya Arsuz

Antakya Arsuz
 

Antakya Arsuz: İskenderun ilçesinin 32 km güneyindedir.

Arsuz Hatay arasındaki uzaklık 87 km. dir. Arsuz İstanbul arası uzaklık 1082 km. Arsuz Ankara arası uzaklık 637 km Arsuz İzmir arası uzaklık 1043 km Arsuz-Adana arası uzaklık 170 km dir.

TARİHİ:

Arsuz, tarihte “Rhosus, Rhopolis, Port Panel, Kabev ve Arsous” gibi isimlerle tanınmıştır. Arsus Luwi dilinde “Akan akarsu” demektir. Helenleşme döneminde, akarsu adları Halen dilinde eril olacağı ve eril adlara özgü bitişik olacağı için Arsus denilmiştir.

İlçenin bilinen tarihi İskender’in ardılları olan Selevkoslar ile başlar. MÖ 300 yılında İskender’in generallerinden Selevkos Nikator I tarafından kurulmuştur. Ardından bölgede: Roma, Arap, Bizans ve Memlük hakimiyetleri görülür.

Ancak özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim ve liman kentidir. Ünlü coğrafyacı gezgin Strabon’a göre: Arsuz, Kilikya bölgesinin en önemli şehirlerinden birisidir.

Bir efsaneye göre: Antakya şehrinin kurucusu I. Seleucus Nicekot, MÖ 300 yıllarında, karaya burada ayak basmış ve Demetrius’un kızı Stratonica ile burada evlenmiştir.

Bölgenin dinsel özelliği de öne çıkmaktadır, şöyle ki İsa’nın havarilerinden Saint Pierrre, buradan geçmiş ve Antakya şehrinde, Hıristiyanlığın haç merkezi olan Saint Pierre kilisesini kurmuştur.

Arsuz, 2012 yılında Hatay ilinin bir ilçesi olmuştur.

Antakya Arsuz
 

GENEL:

Arsuz ilçesi, İskenderun’dan itibaren yaklaşık 40 km sahil boyunca uzanmaktadır.

Arsuz çayı ağzında kuruludur. Çayın kenarında kafeler ve restoranlar bulunuyor. Üstünde ise köprü bulunuyor. Çayın denizle birleştiği yerde, tatlı suyun, denizin tuzlu suyu ile birleşmesi görülür. Dere, mavi denizin sularına karışır.

İlçe sahil boyunca 5-10 km lik vadiler, ovalarla devam eder. Amanos dağları (diğer ismi Nur dağları) Arsuz deniz kıyısına paralel uzanır ve İskenderun’dan başlayıp güney batı ucunda Domuz Burnu (Hınzır) ile biter.

Hınzır burnu: “Piri Reis” tarafından çizilen haritada gösterilmiş ve burası hakkında şunlar yazılıdır “Hınzır burnu yüksek bir burundur, bu burunun ucunda bir taş vardır.”

Arsuz ve çevresi, pansiyonları, kafelere, lüks otelleri ve lokantalarıyla tam bir turizm bölgesidir. Özellikle yaz aylarında aşırı kalabalık olur. Beldenin kış aylarında nüfusu 3500-4000 kişi iken, yaz aylarında 45-50 binlere çıkar.

Tarihi ve turistik mekanları, Amanos dağlarındaki yüksek alanlarda doğa yürüyüşü yani tracking parkurları, yamaç paraşütü, av turizmi, yayla turizmi ile ilgi çekmektedir. Bölgede ayrıca kamp yapılabilecek çok sayıda tesis vardır.

 

NEVRUZ-YUMURTA BAYRAMI ŞENLİKLERİ:

Her yıl 30 Mart tarihinde, Akçalı Beldesinde halk arasında Yumurta Bayramı olarak da isimlendirilen Nevruz kutlama şenlikleri yapılır.

Hicri Takvime göre 17 Mart, Miladi Takvime göre 30 Mart tarihinde, halk arasında “Yumurta Bayramı” olarak kutlanan şenlikler, aynı zamanda baharın müjdecisidir.

Bu kutlamalara, her yöreden, her dinden insanlar katılır ve tam bir dostluk ve kardeşlik ortamı yaratılır.

Belediye 30 Mart ve 14 Nisan tarihleri arasındaki süreyi, renkli bir festivale dönüştürmüştür. Şenliklerin ardından ise, her yıl 14 Nisan tarihinde, Çetekli köyündeki panayırda düzenlenir.

 

FÜSUN SAYEK SAĞLIK VE KÜLTÜR ETKİNLİKLERİ:

Doktor Füsun Sayek, eski Türk Tabipler Birliği başkanıdır. 1947 yılında Niğde-Bor’da doğmuş1970 yılında Hacettepe Tıp Fakültesinden mezun olmuştur.

Yakalandığı hastalık nedeniyle 16 Ekim 2006 tarihinde vefat etti ve eşinin memleketi olan İskenderun’da toprağa verildi.

Her yıl Arsuz ilçesinde 1-30 Ağustos tarihleri arasında etkinlikler düzenlenmektedir.

Bu etkinlik programında: konserler, sergiler, çocuklara yönelik sanat atölyeleri, spor yarışmaları ve sağlık taramaları yapılmaktadır.

Antakya Arsuz Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER:

Ortaçağ döneminde Port Bonel olarak tanınan Rosun şehrinden günümüze: nekropol, mozaikler ve bazı antik dönem yapı kalıntıları ulaşmıştır.

Antakya Arsuz nehri
 

ARSUZ NEHRİ:

İlçe merkezinde Arsuz nehri, denize dökülüyor. Nehrin kendine has bir rengi vardır.

Nehrin kenarında kafeler ve restoranlar bulunmaktadır. Özellikle yaz akşamlarında yörede eğlenmek isteyenler nehir kıyısındaki tesisleri tercih ederler.

Çayın denizle buluştuğu yerde ise balıkçılar vardır. Nehir balıklar tarafından yumurtlama alanı olarak kullanılmaktadır.

Antakya Arsuz Plajları
 

PLAJLAR:

Arsuz Halk Plajı:

Antakya Arsuz Halk Plajı

Plaj yakınlarında birçok otel, pansiyon ve apartlar bulunmaktadır. Plaja giriş ücretlidir. (15 TL.) Girişin ücretli olması, plaj sahasında kalabalıkları biraz önlüyor. Ayrıca yine girişte kabin kiralayıp eşyalarınızı bırakabilir, mayo-elbise değiştirebilirsiniz. 

 
Plaj:

İnce kumlu plajın uzunluğu 100 metre ve genişliği ise 30 metre civarındadır.

Deniz;

Deniz oldukça güzeldir, hemen derinleşmez, sığdır. Deniz suyu sıcaktır. Yani, söylenenlere göre, Akdeniz bölgesinin en sıcak deniz suyu buradaymış.

Antakya Arsuz Gözcüler Plajı
 

Gözcüler Plajı:

Arsuz merkezdedir. Plaja giriş ücreti yoktur, şezlong ve şemsiye ücretlidir.

Plajda sahil kum ve çakıl karışımıdır. Deniz ise hafif dalgalıdır.

Antakya Arsuz Gözcüler Plajı
 

Gözcüler plajı bölgesinin bir özelliği var. Burada “Milyonfest Festivali” düzenleniyor. Gözcüler plajı bölgesinde hazırlanan konser ve kamp alanında, 4 gün süren festivalde, gençler rock ve alternatif müziğin yıldızlarının konserlerini izliyorlar. Ayrıca festival alanına yakın çadır alanı da bulunmaktadır.

Antakya Arsuz Mario Hanna Kilisesi
 

MARİO HANNA KİLİSESİ-MAR YUHANNA KİLİSESİ:

Kilise, Arsuz Merkez Mahallesinde bir ara sokaktadır. Hatay yöresinin en eski 3’ncü kilisesidir. Zeytin ve nar ağaçlarının arasındadır.

Hıristiyanlığın ilk yıllarında birçok rahip, Arsuz ve çevresine gelerek yerleşirler. Bunlardan birisi olan Aziz Hanna, burada 1514 yılında bir kilise yaptırır.

Günümüzde görülen Rum Ortodoks kilisesi, bu eski kilisenin yerine 1778 yılında yapılmış ve 19’ncu yüzyılda ise restore edilmiştir.

Antakya Arsuz Mario Hanna Kilisesi
 

Yapının zengin iç dekorasyonu ilgi çeker. Ayrıca çan kulesi ve mezarlığı görülmeye değerdir.

Kilisede 1778 yılına ait tesis kitabesi ve 1838 yılına ait restorasyon kitabesi olmak üzere iki mermer kitabe bulunmaktadır. Her iki kitabe de üçer satırlık Arapça metin vardır. Ancak sadece 1838 tarihli kitabe okunabilir durumdadır.

Antakya Arsuz Mario Hanna Kilisesi
 

Ayrıca: kilisede, bez üstüne yapılmış, çok değerli ve 1600’lü yıllardan kalma iki baskı resim bulunur. Bu resimler, kilisede korunmakta ve sergilenmektedir.

Her yıl 15 Ağustos tarihinde burada Meryem Ana’nın göğe yükseliş ayini yapılıyor. Bu ayine, yörede yaşayan Hıristiyan halk ve dışarıdan gelenler katılıyor.

Antakya Arsuz Gülcihan Plajı
 

GÜLCİHAN PLAJI

İlçe merkezine bağlı 9 km uzaklıktaki “Üçgüllük Mevkiinde” Gülcihan Mahallesindedir. Gülcihan kelime anlamı “Gül Dünyası” dır. Değişik bir isim, isminin kaynağı incelendiğinde ilaveten şöyle bir bilgiye ulaştım.

“Bölgede çok sayıda gölet varmış ve bu göletlere gelen cin denilen hayali yaratıklar: eğlence ve danslar yaparlarmış”

Bölgenin ismi bu yüzden “Gölettincin” olmuş ve bu isim zamanla değişerek günümüze “Gülcihan” olarak gelmiştir.

Gülcihan sahillerindeki sarı ince kumların, her türlü hastalığa iyi geldiğine inanılır.

Rivayete göre: Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın tatil yapması için uygun bulunan buraya, Mısır’dan gemilerle kum taşınarak kumsalı oluşturulmuş ve çevresine gül bahçeleri dikilmiştir, bu yüzden buraya “Gülcihan” isminin verildiği söyleniyor.

Yine bu konuyla ilgili bir söylenti. Romalı komutan Antonius, Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya aşıktır. Ancak Kleopatra, siyatik hastasıdır. Antonius, tüm Akdeniz bölgesini adamlarına taratır ve Kleopatra’nın ağrılarına iyi geleceğini düşündüğü Gülcihan’ı bulur.

Kleopatra’yı buraya bir süre yerleşmeye ikna eder.

Ancak o dönemde, burada kum yoktur.

Bunun üzerine Mısır’dan 400 gemi yükü kum getirilir ve Gülcihan’da kum dağları oluşturulur.

Deniz güzel, kum da tamam, ancak Kleopatra için güzellik çok önemlidir ve gül suyu ile banyo yapmaya düşkündür.

Bu yüzden, İsfahan’dan gül fidanları getirten Antonius, burayı adeta gül diyarına çevirtir. İlk olarak Üçgüllük beldesinde, gül fidanları için seralar kurdurur, aşılar yaptırır.

Sonra buradaki gül fidanlarını getirtip Gülcihan çevresine diktirir. O günden bu yana, İskenderun Arsuz arasında uzanan bölgede yetişen güllerin kokusu da rengi de farklıdır. Kum tepelerine gelince, günümüzdeki kumulların o dönemden kaldığı söylenir.

Çünkü, sarı kum, Akdeniz’in hiçbir kesiminde yoktur, sadece Mısır sahillerinde görülür. Bu yüzden, yaz aylarında romatizma ve siyatik hastaları da burada kum banyosu yaparlar.

Kum tepeleri, Askeri kampın duvarlarına kadar dayanmış, rüzgarın etkisiyle tepeler oluşmuştur.

Evet: Akdeniz’de hiçbir yerde (Mısır sahilleri hariç) sarı kum yoktur.

Gülcihan’da Halk Plajı vardır.

Plaj: Sarı kumludur, bu yüzden oldukça popülerdir. Plajın uzunluğu 500 metre ve genişliği 50 metredir.

Deniz: Yer yer çakıl ve taşlıdır. Hemen derinleşmez, sığdır, ancak dalgalıdır.

Antakya Arsuz Gülcihan Askeri Kampı
 

Gülcihan Askeri Kampı:

Bölgede kamu kurum ve kuruluşlarının kamp ve dinlenme tesisleri bulunuyor. Askeriyenin de burada bir kampı vardır. Gülcihan bölgesinde, askeri şahısların ve yakınlarının girebildiği bir sosyal tesistir.

Kampın güzel tesisleri vardır, bu tesisler en fazla iki kat yapılmış ve kıyıda bir betonlaşma görülmez.

Buranın kumsalı oldukça güzeldir.

Deniz kıyısında bulunan dalgakıran ile, deniz tamamen dalgasız ve çarşaf gibidir.

Kumsaldaki kum ise orjinaldir. Bu kuma “Kleopatra kumu” denilir.

Arsuz yöresinde bulunan askeriyeye ait kamp yeri ise, Deniz Kuvvetleri tarafından işletilen daha küçük bir kamp alanıdır.

Antakya Arsuz Uluçınar Askeri Kampı
 

ARSUS ULUÇINAR DENİZ KUVVETLERİ ASKERİ KAMPI:

Hemen Arsuz merkezin sonlarındadır. Bölgedeki en güzel plajlardan biri buradadır. Denizi dalgasızdır, havuz gibi, sıcacık ve tertemizdir.

Ancak elbette buraya sadece asker kişilerin girebildiklerini unutmamak gerek.

Antakya Arsuz Uluçinar
 

ULUÇINAR:

Arsuz yöresinin en yoğun ve turistik açıdan en ilgi çeken bölgesidir. Uluçınar sahili boyunca: evler, birbirinin önünü kesmeyecek şekilde yapılmıştır.

Arsuz çayı üzerinde bir köprü bulunmaktadır. Köprü: Arsuz meydanındaki Arsuz otelini bağlar. Arsuz çayının denize döküldüğü yerde bulunan otelin karşısında ise, bir Arsuz evi vardır. Bu ev, restore edilmiştir.

Arsuz meydanından sola dönerek, Arsuz çayı boyunca yürürseniz, bir kiliseye ulaşırsınız.

Antakya Arsuz Stelleri
 

ARSUZ HİTİT STELLERİ:

Steller, 2007 yılında Uluçınar bölgesinde Deniz Kuvvetleri Uluçınar Özel Eğitim Komutanlığı arazisinde yapılan inşaat sırasında bulunmuştur.

Steller MÖ 9’ncu yüzyıla tarihlenir.

Stellerin her ikisi de: tepesi yuvarlanmış dörtgen bir sütun şeklindedir. Bazalt taştan yapılmıştır. Hem boyut, hem de içerik olarak hemen hemen aynıdır.

Stellerin yükseklikleri 2.2 metre ve genişlikleri 0.5 metredir.

Ön yüzlerinde: kanatlı bir güneş kursu, altında muhtemelen kralı temsil eden bir erkek figürü, elini tutmuş olarak Fırtına Tanrısı görülür.

1’nci Stelde:

Figürler stilize bir ağaç/bitki üzerinde dururlar. Stelin diğer üç yüzünü saracak şekilde 9 satırlık Luvice yazıt vardır.

2’nci Stelde:

Figürler: bir boğanın üzerinde tasvir edilmiştir. Stelin diğer üç yüzünü saracak şekilde, 8 satırlık Luvice yazıt vardır.

Bu yazıtlarda: Walastin ülkesi kralı Kral Manana’nın oğlu Suppiluliuma ağzından bir metin anlatılmaktadır. Metinde “Bu kralın Adana şehri ve Hiyawa ülkesine karşı yaptığı başarılı seferlerden” söz edilmektedir.

Walastin: Tell Tayinat merkezli Geç Hitit Krallığının Luvi dilindeki ismidir.

Evet, her iki stel de Rhosus sınırları içinde, Demirçağ’da bir yerleşimin varlığına işaret etmektedir.

Steller günümüzde Hatay Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Antakya Arsuz Meryem Ana Havuzu
 

MERYEM ANA HAVUZU:

İlçe merkezine bağlı Hacıahmet köyünden sonra, sola ayrılan 8 km lik yol üzerindedir. Yöre halkı tarafından burası “Seydi” diye bilinir. Burada doğal bir havuz bulunuyor ve havuza Meryem Ana’nın şifalı kutsal havuzu deniliyor.

Çünkü burası ile ilgili bir rivayet var: Aziz John, Meryem Ana’yı Kudüs’teki tehlikeli ortamdan kaçırmak için Efes’e doğru giderlerken, yorgunluk gidermek üzere Arsuz’da buraya uğrarlar.

Meryem Ana, yol yorgunluğunu gidermek için buradaki havuza girer. Bunu gören bir köylü de havuza girer, ancak havuz kurur. Havuzun kuruduğunu gören halk dua eder ve iki yerdeki kayalıklardan bir sıcak, bir soğuk su çıkar. Sıcak su günahı, soğuk su ise kutsallığı ifade eder.

Bu iki suyun toplandığı havuz, Meryem Ana şifalı havuzu olarak biliniyor. Başka bir rivayet daha var. Meryem Ana, buraya yani Seydi’ye geldiğinde, oruç tutmaktadır.

Karnını doyurmak için bakınırken, sudan sıçrayan bir balık taşa düşer ve güneş ışıklarıyla pişer.

Meryem Ana, balığın yarısı ile karnını doyurur ve ardından balık tekrar taştan, suya sıçrar.

Evet, bu satırları okudunuz ve aracınızın yer bulma sistemine yazarak buraya gitmeye niyetlendiniz, hayır gitmeyin, çünkü gidemezsiniz.

Çünkü buraya ulaşmak oldukça zor, belli bir süre yoldan gittikten sonra yürümek gerekiyor, ben burayı bulamadım, oldukça yaklaştım sanırım ama yolun kötü olması tüm hevesimi önledi ve gitmekten vazgeçtim, karar sizin.

Antakya Arsuz Meryem Ana Havuzu
 

Tamamen ağaçlar arasındaki bu mekanda, nehir ve kaynak sularının meydana getirdiği ortam ilgi çekmektedir.

Burada Meryem Ana’nın yıkandığı iddia edilmektedir ve bu yüzden Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilir. Her yıl, özellikle Ortodokslar, Meryem Ana’ya adadıkları perhizin son günü olan 14 Ağustos tarihinde burada dini tören yaparlar.  

Antakya Arsuz Sütunlu Liman
 

SÜTUNLU LİMAN-PORT AUX COLONNES:

İlçe merkezinin 8 km güneyindedir. Eski ismi “Kesrik” ve yeni adı “Konacık” olan köyün batısında deniz kıyısındadır. Kesrik, eski bir yerleşimdir.

Burada Helenistik döneme ait liman kalıntısı vardır. Ancak yazılı kayıtlara göre, bu limanın yakın zaman öncesine kadar kullanıldığı bilinmektedir.

1865 yılında yapılan idari düzenlemede bugün askeri bölge içinde kalan Kabev iskelesinin oldukça işlek bir iskele olduğundan söz edilmektedir. Fransız yazılı kaynaklarında da, Arsuz’un 4 km güneyinde, isimsiz bir liman bulunduğu, gemilerin buraya yanaşarak dağdan indirilen odunları yükleyip götürdükleri yazılıdır.

O dönemde, dağ yamaçlarından kesilen kütükler, kütük yolu adı verilen akarsu yolu üzerinden ve halatlarla su üzerinden yürütülerek, iskelenin bulunduğu tepeden yine halat ve makaralar yardımıyla iskelede demirleyen gemilere yükleniyormuş.

Yağışlar olmadığı zamanlarda ise, kütük taşımacılığında hayvanlar kullanılıyormuş.

Antakya Arsuz Sütunlu Liman
 

Duyduğuma göre, bu ören yerinde 1973 yılında bir yağma yaşanıyor. Ören yeri, bir şahıs tarafından satın alınıyor ve sanırım yazlık mekan olarak kullanılması için tahrip edilerek ortadan kaldırılıyor. Bu satırları okuyunca sanırım kahkaha atarak güldünüz, ama bu bir gerçek.

Günümüzde, bu kalıntılar, askeri bölge içinde kalıyor, yani görmeniz, ziyaret etmeniz mümkün değildir.

Sadece deniz yolu ile buraya ulaşılıyor.

Limanın yakın çevresinde: küçük bir koy çevresinde kurulmuş bir antik dönem kalıntıları ile akropol yani antik döneme ait mezarlık ve antik yol bulunuyor. Kaya mezarları, Işıklı köyüne giden karayolu üzerindedir.

Toprak içinde, daha önce kazılarak açığa çıkarılan yan yana iki mermer lahit bulunuyor. Bu lahitlerin 5’nci yüzyılda Bizans döneminden kaldığı tespit edilmiştir. Lahit üzerinde bulunan rahibe figürlerinden mezarların onlar için yapıldığı, lahitlerin yanındaki mozaik tabanının ise kiliseye ait olduğu anlaşılmıştır.

Burada ayrıca tarihi yapı kalıntıları ve Roma dönemine ait seramik ve mozaik parçaları bulunmuştur.

 

Hatta, yine söylentilere göre, Büyük İskender’in komutanlarından Selevkos Nikator’un ihtişamlı sarayı buradadır ve bu saraydan günümüze sadece 4 parça işlemeli kemer kalmıştır.

Tarihçe bölümünde belirttiğim gibi, Antakya şehrini kuran Nikator, MÖ 300 yıllarında burada karaya ayak basmış ve Demetrius’un kızı Stratonica ile burada evlenmiştir.

Antakya Arsuz Sütunlu Liman
 

Ayrıca, köyün iç tarafında, bazıları deniz içinde bulunan, birçoğu da kıyıya yayılmış, 80 cm kalınlığında, beyaz mermerden yapılmış sütunlar bulunmaktadır.

 

ÜÇGÜLLÜK YANAN TAŞ:

Amanosların zirvesinde, Üçgüllük Beldesi Kurtbağı Köyündedir. Arsuz merkeze 21 km uzaklıktadır.

Buradaki köy: Horasan bölgesinden göç edip Gaziantep bölgesine ve daha sonra buraya gelip yerleşen birkaç aile tarafından kurulmuştur. Köy daha sonra civardan gelen aileler tarafından geliştirilmiş ve günümüzdeki duruma gelmiştir.

Köyde, Geç Roma dönemine ait mezar ve maden ocağı kalıntıları vardır. Köy üzerinden, dönemin liman şehri olan Gülcihan’a su götüren pişmiş topraktan yapılmış su boruları bulunmaktadır.

Ayrıca, yanan taşlar diye tabir edilen bölge, yine bu köy sınırları içindedir. Ormanlık bölgede Arsuz Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Bölge halkı yanan kayaların yaz-kış yandığını, hiç sönmediğini, kışın ısınmak için bazen bölgeye geldiklerini, bazen de piknik yaptıklarını anlatırlar.

Kurbağı mevkiinde bulunan ve metan gazı sızıntısıyla alev alan bir yerdir. Yanartaş olarak bilinen kayalığın hemen yanında 30 metre yükseklikten dökülen  Zilli şelalesi var, orayı da görmeyi unutmayın.

Antakya Arsuz Sıcak su höyük Hammamed
 

SICAK SU HÖYÜK-HAMMAMED:

İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Höyük köyü: adını ortasında bulunan tepeden alır. Buraya ulaşmak isterseniz nehir boyunda yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş yapmanız gerekir.

2 saatlik yürüyüşün ardından, sıcak suya varılır. Halk arasında buraya Hammamed denir.

Tepede Roma dönemine ait kalıntılar vardır. Ayrıca, bazı araştırmacılara göre, köyün, aslında çok daha eski dönemlerde kurulduğu ve birçok uygarlığa ev sahipliği yaptığı söylenir.

Bölge yeşilin her tonu görülebilen ve sularında yüzülebilen bir piknik ve mesire yeridir. Adını dağın içinden gelen sıcak sudan alan burada, bir ayağınız serin nehir suyunda iken, diğer ayağınız sıcak suda olabiliyor.

Dağdan akan sıcak suyun, romatizmal hastalıklara iyi geldiği de söyleniyor.

Antakya Arsuz Kutsal Havariler Kilisesi
 

KUTSAL HAVARİLER KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı Arpaçiftlik Mahallesindedir.

Kilise 6’ncı yüzyıla tarihlenir. Hatay Müze Müdürlüğü tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonucu kilise, gün yüzüne çıkarılmıştır. Kazılar sırasında bulanan Latince yazıtlarda, kilisenin ismi “Kutsal Havariler Kilisesi” olarak yazılıdır.

Antakya Arsuz Kutsal Havariler Kilisesi
 

Bölgede bulunan mozaikler, Roma ikiye bölündükten sonra yani Roma döneminin etkilerinin azaldığı döneme aittir. Bu dönem, Hıristiyanlık dininin etkisi içine girilen, devlet yönetiminin kontrolünün tamamen dine bağlı olduğu ve o dönemde burada Pagan inanışlarının etkisinin var olduğu tahmin edilmektedir.

Çünkü bu dönemden sonraki kilise çalışmalarında, bu tür kutsal figürlerin kiliselerde zeminden kaldırılıp duvara ve tavana yerleştirildiği öngörülüyor.

Kilisenin iki büyük kanatlı ana giriş kapısının yeri, su sistemini gösteren kanalları ve vaftiz havuzu olduğu tahmin edilen bir çukur bulunmuştur.

Ancak kilisenin ölçeği ve büyüklüğü konusunda net bilgi yoktur.

Antakya Arsuz Kutsal Havariler Kilisesi
 

Yine buradaki kazılarda bulunan ve üzerinde “Adam” yazan insan figürlü mozaikteki yazı henüz çözülememiştir. Burada kilisenin yanı sıra kaya mezarları ve iskelet kalıntıları bulunmuştur.

Bu durum, kilise yıkıldıktan sonra mezarlık olarak değerlendirildiği tahmin edilmektedir.

Yuvarlak şekilde olduğu tahmin edilen mezarlarda milattan önce yapılan Houkurt türü gömmeler bulunduğu, Roma ve Bizans dönemlerinde ise böyle bir gömme şekli yoktur.

Antakya Arsuz Arabın gölü
 

ARABIN GÖLÜ:

Antakya Arsuz merkeze 10 km uzaklıkta bulunan Konacık Mahallesinde Amanosların zirvesindedir.

Göl dağlar arasında küçük bir vadidedir.

Karaçay deresinin taşıdığı sular yüksekten düşerek gölü oluşturmuştur.

Gölün çevresi yüksek kayalıklarla çevrilidir, ayrıca çam ağaçları vardır.

Gölün berrak suyu yüzmek için tercih edilir.

Ancak burada hassas bir husus var, gölü ziyaret için Konacık köyü muhtarından izin almak gerekiyor, çünkü Konacık köyünün içme suyu bu gölden sağlanıyor.

Antakya Arsuz kalesi
 

ARSUZ KALESİ:

Antakya Arsuz merkeze 30 km uzaklıkta Kale Mahallesindedir. Kalenin Selçuklu döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Günümüze, kaleden çok az bir kalıntı kalmıştır.

 

ARSUZ DENİZ FENERİ

Arsuz merkeze 30 km uzaklıkta Kale Mahallesindedir. Suriye sınırına en yakın deniz feneridir. Fener: 1933 yılında yapılmıştır. Yüksekliği 5 metredir ve deniz seviyesinden yüksekliği ise, 109 metredir. Kesme taştan yapılmış deniz feneri, günümüzde tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

İskenderun merkez gezi ve tanıtım yazısı için.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

Antakya Kırıkhan

Antakya Kırıkhan Genel

Oldukça küçük ve güzel bir yöredir. 

Antakya Kırıkhan Genel

ULAŞIM:

Kırıkhan-Reyhanlı arasındaki uzaklık: 40 km. Kırıkhan-Hassa arasındaki uzaklık: 40 km. Kırıkhan-Antakya arasındaki uzaklık: 40  km. Kırıkhan-İskenderun arasındaki uzaklık: 40 km.

Kırıkhan-Suriye sınırı arasındaki uzaklık: 30 km. Cilvegözü sınır kapısı, ilçeye: 55 km. uzaklıktadır.

Antakya Kırıkhan

TARİHİ:

Bölgenin tarihi, 3000 yıl öncelerine kadar dayanmaktadır. Bölgede: Akad, Huri, Hitit, Asur ve Pers uygarlıkları görülür. Özellikle: Alaybeyli köyü ve civarında: bu uygarlıklara ait buluntular görülmektedir.

Antik dönemde: yöre, bir güvenlik ve haber alma merkezi olarak düşünülmüştür. Halen, bölgede, sıra sıra dizili, 34 tescilli höyük bulunmaktadır.

Yabancı ve Osmanlı kaynaklarında, Kırıkhan adına rastlanılmıyor. Takip eden dönemde, 1924 yılında ilçe merkezi olan Kırıkhan, uzun yıllar süren, Fransız işgali yıllarından sonra, 1939 yılında, Türkiye Cumhuriyeti yönetimine girmiştir.

Kırıkhan adının nereden geldiği yönünde yapılan araştırma sonuçlarına göre ise: ticaretin yoğun olduğu yıllarda, kervanların konaklaması için yapılmış olan 40 han, bu yörede bulunmaktaymış. Bir başka söylentiye göre ise: yörede bulunan iki hanın, oldukça bakımsız ve kırık-dökük olmasından, bu yöreye “Kırıkhan” ismi verilmektedir.

Antakya Kırıkhan

GENEL:

Bölgede, tipik Akdeniz iklimi görülmekte olup, kışları ılık ve yağmurlu, yazları sıcak ve kurak geçiyor. Halkın büyük kısmı: çiftçilikle uğraşmakta olup, seracılık öne çıkmaktadır. Kırıkhan ekonomisi: tarıma dayalıdır.

Antakya Kırıkhan

GEZİLECEK YERLER:

ARİFE REŞATOĞLU KONAĞI:

Yapı, taş örgü duvarlıdır. Tek katlı ve beton damlıdır. Köşelerinde beton kolonlar vardır. Yapının ön cephesinde, kemerli dört tane pencere bulunur. Pencerelerin kenarları ve üzerleri kesme düz taşlarla kaplıdır.

Giriş kapısı ahşaptır. Kapının sağında ve solunda işlemeli gömme taş sütunlar bulunur. Çatı ve bina duvarları, köşelerde bulunan köşebentler ile birbirine bağlanmıştır. Yapının arka kısmında bir ek kısım vardır.

ALİ RIZA KAHYAOĞLU KONAĞI:

Yapı 2 katlıdır. Çatı örtüsü ahşap üzeri kiremitlidir. Yapının alt ve üst katlarında, binanın girişinde, sütunlarla taşınan dışa taşkın balkonlar bulunur. Balkonların yan korkulukları taştır ve bitkisel bezemelerle oyularak işlenmiştir.

Ana kapı girişinin üstü ve pencere üzeri, kesme taşlardan kemer oluşturularak örülmüştür. Alt katın cephesinde dört, üst katta ise iki pencere vardır. Binanın dış cephesi, sarı renkte boyanmıştır.

TURHAN VURAL KONAĞI:

Yapı 2 katlıdır. Betonarme, ahşap çatılı ve kiremit kaplıdır. Alt kat işyeri üst kat ise konut olarak kullanılır. Ön cephede bulunan giriş, ahşap bir kapıdan sağlanır. İkinci katın ön cephesinde bir balkon vardır, dışa bakan dört pencere bulunur. Binanın yan cephelerinde küçük pencereler görülür.

Antakya Kırıkhan Nuriye Ulviye Civelek Halk Kütüphanesi

KIRIKHAN NURİYE ULVİYE CİVELEK HALK KÜTÜPHANESİ:

Yapı Kurtuluş Mahallesi Eski Hükümet Konağı ile Ermeni kilisesi arasındadır.

Kare planlıdır, yığma yapım tekniği uygulanarak yapılmıştır.

Giriş kapısı kemerlidir ve üstünde 1931 tarihi yazılıdır. Binada dikdörtgen formlu zemin kat pencereleriyle kemerli tepe pencereleri bulunur.

Antakya Kırıkhan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü binası

İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ BİNASI:

Fransızların Hatay’ı işgal ettikleri dönemde, 1925-1930 yılları arasında Kaymakamlık binası olarak kullanılmıştır. İki katlı yapı taştan yapılmış kare planlıdır. Yuvarlak iki sütun, antreye girişi sağlar.

Alt kata 4 basamaklı merdivenle çıkılır. Kemerli kapıların üzerinde üçgen alınlık, ortada yuvarlak pencere, balkonun iki yanında kapılar bulunur. Alınlığın altında mavi, sarı, yeşil ve kahverengi karo süslemeleri ilgi çeker.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi

DARB-I SAK KALESİ:

Kırıkhan merkez kuzeyinde, Alaybeyli köyünün hemen önündeki tepede kuruludur. Kırıkhan merkeze 4 km uzaklıkta Hassa karayolu üzerindedir.

Derb veya Darb (El-Darb) Arapça “geçit-yol” demektir. Sak ise “dağ eteği, vadiye bitişik kısım, yamaç” anlamına gelir.

Darb-ı Sak kalesi: MÖ 333 yılında Pers Kralı Darius’un, Büyük İskender’e karşı İssos savaşından hemen önce karargah kurduğu bir yerdir. Daha sonra burada kale yapılmıştır.

1084 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah, Antakya’yı fetih ettikten sonra, bu kaleyi de ele geçirmiştir.

Takip eden dönemde ise, Antakya Haçlı Prensliğinin önemli bir kalesidir.

Belen geçidinin kuzey girişinin güvenliğini sağlamak için yapılmıştır.

Kale Bizans döneminde “Dağlılar” ya da “Çobanlar Şatosu” diye isimlendirilmiştir.

1268 yılında Baybars tarafından fetih edilmesinden sonra kalenin önemi azalmıştır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi

Ören yerinde gezi:

Günümüzde, kalenin büyük bölümü taş yığınıdır. Sadece birkaç yer günümüze ulaşmıştır.

Köprü:

Kale, kuzeyden bir hendek ile Alaybeyli köyünün bulunduğu sırttan ayrılmıştır. Hendeğin üzerine: 3 gözlü bir köprü yapılarak bağlantı sağlanmıştır. Köprüden, kalenin girişine doğru bir tonozlu küçük yeraltı geçidi bulunmaktadır.

Bu yapıların yani köprü ve tonozlu geçidin haçlı dönemine ait olduğu düşünülmektedir.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Su Kemerleri
Su Kemerleri:

Darb-ı Sak kalesine, kuzey-batı istikametinden su getirmek için su kemerleri yapılmıştır. İki katlı olarak yapılan kemerlerin, birinci katının yüksekliği 4 metre genişliği ise 2 metredir.

Su kemerlerinin ikinci katı 6-7 metre arasında değişen yüksekliğe sahiptir, genişliği ise 3 metredir. Yontma taştan yapılan kemerlerin birinci katı tamamen sağlam ve korunmuştur. İkinci katın olduğu bölümde çeşitli tahribatlar vardır.

Çeşme:

Kesme taştan yapılmış çeşme, mozaik kaplıdır. Çeşmenin kemerinin üstünde inşa kitabesi bulunmaktadır. Kitabeye göre, çeşme 1896 yılında Mustafa Şevki Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Türbe
Türbe:

Batıdadır. Beşik tonozlu dört mekandan oluşur. Kalenin barınak kısımlarının tadilat yapılarak türbe haline dönüştürüldüğü tahmin edilmektedir. Burada yani türbede Mustafa Şevket Paşa’nın mezarı bulunmaktadır. Mezar kübik formludur. Baş ve ayakucunda iki şahide bulunur.

Ortada ise: Beyazıd-i Bestami’ye atfedilen yeni yapılmış, ahşap bir sanduka vardır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Beyazıt-ı Bestami Makamı

BEYAZIT-I BESTAMİ MAKAMI:

Darbısak kalesinin içindedir.

19’ncu yüzyıl sonlarında ise, buraya Karamürselzade Mustafa Şevki Paşa tarafından İslam evliyalarından Beyazıd-ı Bestami adına bir cami ve ziyaret yeri yaptırılmıştır.

Beyazıd-ı Bistani: ünlü bir İslam alimi ve mutasavvıftır. Halk tarafından “Beyazıt Bostan” diye anılır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Beyazıt-ı Bestami Makamı

İran’ın Bestami kasabasında 804 yılında doğmuştur. İlk derslerini burada zamanın büyük alimlerinden almıştır. 30 yaşlarında Bestami kasabasından ayrılarak Kırıkhan’a gelmiş ve MÖ 333 yılında Persler tarafından yapılmış Darb-ı Sak kalesine yerleşmiştir.

Bestami: burada 35 yıl kalmış, insanlara İslam dinini yaymıştır.

27 yıl burada ibadet yapmış, çile çekmiştir.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Beyazıt-ı Bestami Makamı
Cami: türbenin güneyindedir. Türbeye göre daha alt koddadır.

Yapıya, doğu cephesinden bir kapı ile girilir. Dikdörtgen planlı ve tonoz örtülüdür.

Caminin güney bölümüne bitişik, 4 tane zaviye odası vardır. Bu odalar günümüzde depo olarak kullanılmaktadır. Günümüzde burada bulunan cami ve türbe, binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. İnsanlar çeşitli amaçlarına yönelik isteklerini yerine getirmesi için adak adarlar.

İsteği yerine gelmiş ise, yakınlarıyla birlikte Beyazıt Bestami türbesine gidilir ve kurban orada Allah için kesilir, isteyen eti fakur fukaraya dağıtır, isteyen de yemek pişirilerek davetlilere ve türbede bulunanlara dağıtır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Beyazıt-ı Bestami Makamı Haziresi

Haziresi; Hatay devletinin ilk Cumhurbaşkanı ve ailesinin mezarları da buradadır.

Antakya Kırıkhan Gölbaşı Gölü

GÖLBAŞI GÖLÜ:

Gölbaşı-İç ada ve Adalar köylerine yayılan köyün derinliği 5 metredir. Yöre halkı tarafından: balıkçılık ve kurbağa yetiştiriciliği için kullanılır.

Antakya Kırıkhan Gölbaşı Gölü

Göl kuşların göç yolu üzerindedir bu yüzden kuş gözlemciliği yapılabilir. Göl, günümüzde Conba kanalıyla Amik gölüne uzatılmıştır.

Antakya Kırıkhan Beş Kızlar Mağarası

BEŞ KIZLAR MAĞARASI:

Tipik kaya mezarları ve inziva odaları görünümündeki yerler, Ceylanlı sınırındadır.

Yöre halkı tarafından “Sütlüce Mağara” olarak da isimlendirilir.

Burada: kayalara oyulmuş 3 kat ve katların içinde 3 göz halinde pencere delikleri vardır. Yöre halkının yaygın inanışına göre, bu mağarada bir bey, eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşamıştır.

Antakya Kırıkhan Dana Ahmetli Köprüsü

DANAAHMETLİ KÖPRÜSÜ:

Danaahmetli Köyündedir. Halk arasında “Taş Köprü” diye isimlendirilir.

Karasu üzerinde kurulan köprü, 5 sivri kemerlidir. Suyun iki yakasının aynı seviyede olması, köprüde kambur yapmaya gerek bırakmaz. Köprü ayaklarında topuk ve sel yaranlar vardır.

Köprünün 1534-1535 veya 1573-1574 yıllarında yapıldığı ve mimarının ise Mimar Sinan olduğu tahmin edilmektedir.

Danaahmetli Köprüsü, Sokullu Mehmet Paşa döneminde, bölgede yapılan imar faaliyetlerinin bir devamı olarak düşünülür.

Bir başka söylentiye göre ise, köprüyü yaptıranın: yörede yaşamış olan bir aşiret reisinin hanımı tarafından yaptırılmıştır. Eskiden, Ceylanlı köyünden gelip Halep’e giden yol üstünde kurulan köprü, halen ayakta ve sağlam olarak kullanılmaktadır.

Antakya Kırıkhan Muratpaşa Köprüleri

MURATPAŞA KÖPRÜLERİ:

Baldıran Höyüğü yakınındadır. Halk arasında bu köprülere “Murat Paşa Köprüleri” ismi de verilmektedir.

Burada 200 metre ara ile yapılmış iki köprü vardır. Her iki köprü kesme taştan yapılmıştır. Köprülerin muhtemelen: Sultan IV Murat’ın Bağdat seferi sırasında yaptırılmıştır ve muhtemelen yapım tarihi olarak 1636-1637 yılları düşünülür.

Büyük köprü: 16 gözlüdür. 3 metre genişliktedir. Uzun olan köprü: yol yapımı sırasında asfaltın altında kalmıştır.

ÇİFTE KAYALAR:

Delibekir köyünün güney cephesi ve bu köyün batısında bulunan iki kayaya halk “Çifte Kayalar” ismini vermiştir.

Köyün güney cephesinde, yalçın ve bıçakla kesilmiş gibi düz olan kayanın adı “Şahinkaya” sıdır.

Köyün sırtını dayadığı kayanın ismi ise “Çürük Kaya” dır. Bu kaya kömür cürufu gibidir.

Bu kayalar: Çataloluk Yaylası güzergahındadır ve yaylaya çıkan kişiler tarafından ziyaret edilmektedir. Badem ağaçları ve yeşillikler içindeki köy, ilgi çekmektedir.

Antakya Kırıkhan Höyükler

HÖYÜKLER:

Kırıkhan yöresinde 26 tane höyük bulunmaktadır ve bunlar 1’nci derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Ancak bazı höyüklerin çevresinde, defineciler tarafından kaçak kazılar yapılmış, bazı höyüklerde ise tarımsal ve hayvancılık faaliyetleri yapılmaktadır.

Höyükler, Kırıkhan’ın bir zamanlar bir “Güvenlik ve Haber Alma Merkezi” olarak düşünüldüğünü ortaya koymaktadır.

Başka bir görüşe göre bunlar höyük değildir ve Amik ovası boyunca, bir hat çizer gibi yer alan bu yükseltiler höyük olmayıp, askerlerin düşmanın gelişini haber vermek için yapılmış işaret tepeleridir.

Yusuflu Höyüğü:

Çamsarı köyü Yusuflu Mezrasındadır. Tepe kısmında metruk bir binanın bulunduğu höyük 10 metre yüksekliktedir.

Koyuncu Höyük:

Kırıkhan-Reyhanlı yolu üzerindedir. Koyuncu höyük: mineralli su kaynağı en önemli termal su kaynağıdır.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

Belen gezi ve tanıtım yazısı için.

Reyhanlı gezi ve tanıtım yazısı için.

Kumlu gezi ve tanıtım yazısı için.

Hassa gezi ve tanıtım yazısı için.

 

Antakya Yayladağı

Antakya Yayladağ

Antakya Yayladağ: Ülkemizin en güney bölümündeki bu ilçemiz, inanmayacaksınız ama, bir Karadeniz kıyısındaki ilçe benzeri, tamamen yemyeşil bir ortam içinde. En büyük özelliği: Suriye sınırına çok yakın olması, ama ulaşımı zor bir yolu olması, en büyük dezavantajı.

Antakya Yayladağ

ULAŞIM:

İlçenin, Antakya il merkezine uzaklığı: 56 km. dir. Ancak, bu yol, asfalt olmasına rağmen, aşırı virajlıdır. İlçe merkezinin Suriye sınırına uzaklığı ise: 5 km. dir. Suriye’nin Lazkiye kentinin, ilçe merkezine uzaklığı: 60  km. dir.

Antakya Yayladağ

TARİHİ:

Bölgedeki ilk yerleşim, Milattan önceki yüzyıllara kadar uzanmaktadır. Bölgede, Keldağ üzerinde bulunan eski kilise kalıntılarında (Barlaam Manastırı): üç medeniyete ait paralar bulunmuştur. Bunlar: İyonyalılar, Romalılar ve Abbasilerdir.

Yine: Keldağ üzerinde yapılan araştırmalarda, burada “Montblace” isimli bir şehrin bulunduğu öğrenilmiştir. Ama, bu şehir, bulunduğu dönemlerde: dünyanın üçüncü büyük şehri olarak değerlendirilecek boyutta, bütün kervan yollarının geçtiği, dünyada ilk şarapçılık ve ipekçilik monopollerinin yaratıldığı ve 60 odalı bir hastanenin bulunduğu bir yer olarak öne çıkmaktadır.

Bu şehirden günümüze kalan herhangi bir kalıntı bulunmamaktadır. Bunun nedeninin ise: Keldağ’ın volkanik bir dağ olması ve büyük olasılıkla bir lav püskürmesi sonucu, bu şehrin tamamen yok olduğu düşünülmektedir.

Günümüzde, bu yörede, biraz öncede sözünü ettiğim gibi, yalnızca bir kilise kalıntısı, 1700 yıllık olduğu tahmin edilen bir kalıntı bulunmaktadır.

7.ve 8.yüzyıllar arasında, bölgede Abbasiler egemenlik kurmuşlardır. 9.yüzyılda ise, Avar Türkleri, bölgede görülür. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi dönüşü, ordusuyla birlikte, burada konaklamıştır. Bu nedenle, ilçenin ismi “Ordu” olarak uzun süre anılmıştır.

I. Dünya Savaşı sonunda, ilçe, Fransızlar tarafından işgale uğrar ve 18 yıl sonra, işgal bitirilir. İlçe, 1939 yılında, Anavatana katılır. Daha sonra, ilçenin isminin Karadeniz bölgesindeki “Ordu” şehriyle karıştırılmaması için; İlçenin doğusunda bulunan “Yayla tepe” den esinlenerek, 1939 yılında “Yayladağı” olarak değiştirilmiştir.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde: burada, “Ordu” isimli bir köyün bulunduğundan söz etmektedir.

Antakya Yayladağ

GENEL:

Hatay’ın en yoksul ve en fazla göç veren ilçesidir. Komşu ilçelerden farklı olarak, halkın tamamına yakını: Türkmen ve Yörüktür.

İlçe, konum olarak, Türkiye’nin en güneyinde bulunmaktadır. İlçe genelinde, 1939 yılında, % 2 olan okuma-yazma oranı, günümüzde: % 97 düzeyindedir.

İlçenin bulunduğu bölgenin, bir zamanlar denizle kaplı olduğu ve bir kısım jeolojik olaylar sonucu, suların çekildiği, bölgede ele geçirilen fosillerden anlaşılmıştır.

Arazi durumu bakımından: dağlık, engebeli ve kıraçtır. İlçe içinden: Kureyş isimli bir dere geçmektedir.

İklim değerlendirildiğinde, bölgede tipik Akdeniz iklimi görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

İlçe, tarım bölgesi olması nedeniyle, halkın büyük kısmı geçimini tarımdan sağlamaktadır. Sanayi tesis bulunmamakta olup, el sanatları ile küçük çapta aile işyerleri bulunmaktadır.

İlçede, özellikle: pipo içiminde kullanılan tütün üretimi yaygın ve meşhurdur. Ancak, son yıllarda ekim sahaları azalmış olup, tütün üretimi de buna bağlı olarak azalmıştır. Onun yerine: zeytincilik, bodur elma yetiştiriciliği yoğunlaşmıştır.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Burada: teke sütünden yapılan “tekeleme” isimli ilginç bir yemek var. Tekeden sağılan sütün içine, bu bölgede yetişen bir ağacın dalları katılarak yapılan bir yemek türü. 

Biraz  sonra satın almanızı önereceğim lokum ise, buralarda çok meşhur. Ağza yapışmayan lokum, mutlaka tatmanız gereken yerel lezzetlerdendir.

 

NE SATIN ALINIR:

Buralara yolunuz  düşerse: ağza yapışmayan lokum ve defne sabunu var, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hediyelik olarak satın alabilirsiniz.

Antakya Yayladağ Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER:

Antakya Yayladağ Kasımbey Camii

KASIMBEY CAMİİ:

Çamaltı PTT Sokaktadır.

Abbasiler tarafından bölgeye yerleşmeye gönderilen, Türk boylarından, Savcılar Aşireti bölgeye geldiğinde, aşiret reisi Kasım Bey, yöreye Bey olarak atanır.

Beylik döneminde, Yayladağı yöresine, 1131 yılında kendi adını taşıyan bu camiyi ve bir de köprü yaptırır. Caminin mimarı bilinmemektedir.

Antakya Yayladağ Kasımbey Camii

Cami duvarlarında 4 kitabe vardır. Caminin giriş kapısı üzerinde bulunan kitabe onarım kitabesidir. Bu kitabeye göre, cami 4 kere onarım görmüştür. Diğer kitabelerde, caminin 1131 yılında Kasım Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Diğer kitabeler: 1532 ve 1553 yılı tarihlidir.

Antakya Yayladağ Kasımbey Camii

Cami doğu-batı ekseninde yapılmıştır. Dikdörtgen planlıdır.

Üst örtüsü kiremit kaplı beşik çatıdır. Cami içinde minber ve mihrap taştan yapılmıştır ayrıca dört tane taş sütun bulunur.

Camide aynı anda 300 kişi ibadet edebilmektedir. Cami, 2006 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Caminin kuzeyinde, sonradan yapılmış iki katlı bir yapı vardır.

 

ASKERLİK ŞUBESİ BİNASI

Merkezdeki bina, iki katlıdır ve Askerlik Şubesi Başkanlığı binası olarak kullanılmaktadır. Bina: 1930 yılında, Fransızlar tarafından yapılmıştır.

Binanın malzemeleri Fransa Marsilya şehrinden gemilerle İskenderun’a ve oradan da katırlarla Yayladağı’na getirilmiştir. Fransızlar binayı karakol olarak kullanmışlardır.

Fransız işgali bittikten sonra bina şehir merkezinde, sağlam olarak günümüze ulaşmış tek binadır.

Antakya Yayladağ Kasımbey Köprüsü

KASIMBEY-KUREYŞİ DERESİ KÖPRÜSÜ:

Köprü: Tutlubahçe Mahallesinde Kureyşi deresi üzerindedir.

Abbasi döneminde, 1040 yılında Savcılar Aşireti reisi Kasımbey tarafından yaptırılmıştır. Yayladağı-Samandağı karayoluna çıkan en kestirme yoldur. 5 gözlü köprünün uzunluğu 47 metre, genişliği 5 metredir. Bakımsızlık nedeniyle günümüzde köprünün sadece 2 gözü açık bulunmaktadır.

 

ASLAN DEDE

Karacunun Mahallesindedir. Mahalle merkezine 3 km uzaklıktadır ve köyden buraya traktörler gidilir. Ziyaret, 10 metrekarelik bir alanı kapsar. Alanın çevresinde, taştan eğreti bir duvar vardır.

Yörede anlatılan bir rivayete göre:

Aslan Dede’nin bir savaşta, başının gövdesinden ayrıldığı, ancak savaşı bırakmayarak devam ettiği söylenir. Aslan dedenin başsız vücudu burada yatmaktadır. Kesik başı ise, 25-30 metre mesafede gömülüdür. 

Buraya gelenler: dileklerde bulunurlar, özellikle ağrılara deva arayanlar tarafından yoğun ziyaret edilmektedir. Bir silindir taş var, vücudunda ağrıyan yerleri o silindire sürenlerin ağrılarının geçtiği iddia ediliyor. Dilekleri gerçekleşenler tarafından kurban kesilir.

 

YEL DEDE

Karacurun Mahallesinin girişinde, yolun hemen 2 metre sağındadır. Çocuk sahibi olamayanlar tarafından yoğun ziyaret edilmektedir. Ziyaretgah içinde bulunan ağaç üzerine mendil bağlanarak dilekte bulunulur. Ziyaretçiler eğer dilekleri gerçekleşirse, burada kurban keserler.

 

KELDAĞ:

Faal olmayan bir volkanik dağdır. Dünyanın en uzun sahillerinden olan Samandağ sahilinin yanı başındadır.  Sayısız dalış noktasına sahiptir. Bütün uygarlıklar burada yaşamışlar ve kutsal saymışlardır.

Hititler tarafından “Fırtına Dağı” olarak kasum edilmiştir. Dağın yüksekliği 1736 metredir. Keldağ’ın taban uzunluğu 12 km dir. Sahilde: 10 kumsalı ve 130 civarında mağara vardır. Ayrıca, su altında ise, kovuk ve bacak gibi oluşumlar bulunur.

Antakya Yayladağ Barlaam Manastırı

 

BARLAAM MANASTIRI:

Antik Cassius (günümüzdeki ismi Keldağ) dağı üzerindedir.

Ancak buraya ulaşmak zor ve sıkıntılıdır. Yeditepe nahiyesinden sonra yaya olarak yaklaşık 2.5 saat yürümek gerekir, hem de dağa tırmanarak.

Bu bölge, yani Keldağ Hitit döneminde “kutsal” kabul edilmiştir.

Roma döneminde de bu özelliğini korumuştur.

O dönemlerde yani MÖ 3’ncü yüzyıl civarında burada bir tapınak vardı. Bu Dorik tapınak çok tanrılıydı.

Bölge: Manastır ve kilise olmak üzere, iki ayrı ana yapı dönemi geçirmiştir.

MS 4’ncü yüzyılda St Barlaam, buraya gelerek tapınaktaki Zeus heykelini yıkmış ve keşişler topluluğu oluşturmuştur.

MS 6’ncı yüzyılda, tapınağın köşesinde bir kilise yapılmıştır.

Ancak MS 526 yılındaki depremde bu kilise yıkılır.

MS 950-1050 yılları arasında, bu kilise Gürcü papazlar tarafından yeniden inşa edilir ve 1268 yılına kadar faaliyetini sürdürür.

Antakya Yayladağ Barlaam Manastırı
Bu tarihten sonra ise terk edilir.

Söylenenlere göre, Barlaam Manastırı çevresinde o kadar çok bağ, bahçe, dut ağaçları varmış ki, dünyanın ilk şarapçılık ve ipekçilik monopolü burada kurulmuştur.

Burayı fetih eden Roma imparatoru: güzelliğe ve manzaraya o kadar hayran kalmış ki “Üç gündür, güneşin doğuşunu, ayın batışını seyretmekten uyku uyuyamıyorum” demiş Asi nehrinin denize dökülüşünü övmüştür.

Çünkü, Asi nehrinin denize dökülüşü, buradan izlenebiliyor, muhteşem bir manzara vardır.

1963 yılında yapılan arkeolojik araştırmalarda: manastırın yaklaşık 3 bin metre karelik alanda yapıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca bölgede üç devreye ait çeşitli paralar bulunmuştur. Bu paralar: İyonyalılar, Romalılar ve Abbasilere aittir.

Antakya Yayladağ Karamağara

KARAMAĞARA;

Yayladağ ilçesinin en uç noktasında bulunan koy, Karamağara olarak bilinmektedir.

Burası, ilçe merkezine 7 km uzaklıkta, Yayıkdamlar Mahallesindedir.

Buraya karayolundan araçla ulaşım oldukça güçtür. Denizgören köyünden sonra yüksek patika yoldan kayalıklardan aşağıya inmek gerekiyor.

Bu iniş oldukça tehlikeli olduğu için, yöre halkı buraya ulaşım için daha kolay alternatif yol bulmuştur. Yani, buraya genellikle Samandağ üzerinden tekne turlarıyla gidilmektedir.

Antakya Yayladağı Karamağara
 

Burada: Karamağara koyu ve Yuvadibi sahili bulunuyor.

Karamağara koyu, ulaşım güçlüğü nedeniyle geçmişte korsanların saklandığı bir yer olarak biliniyor.

Koyda bulunan mağara: içinde çobanlar ve balıkçılar tarafından ateş yakıldığı için is nedeniyle tavan bölgesi siyahlara bürünmüştür ve bu yüzden karamağara olarak isimlendirilmektedir.

Koydaki tertemiz deniz, yüzme ve dalış tutkunlarının ilgisini çekmektedir.

Ayrıca: dağdan gelen su med-cezir etkisiyle burada sahilde, denizle buluşmaktadır. Böylece ortaya çıkan tatlı su, söylenenlere göre: cilt, idrar yolları ve eklem rahatsızlıklarına iyi geliyormuş.

Dalış:

Karamağara bölgesinde deniz altında: Finikeliler, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait gemilerden kalma, amfora, çapa ve diğer tarihi kalıntılar görülmektedir.

Ancak: bölge Anıtlar Yüksek Kurumu tarafından tescil edilerek koruma altına alınmıştır yani günümüzde Karamağara mevkiinde dalış yasaktır.

Antakya Yayladağı Şeyh Ahmet Kuseyri Camii
 

ŞEYH AHMET KUSEYRİ CAMİİ VE TÜRBESİ:

Antakya-Yayladağ yolunda, Antakya şehir merkezine 25 km uzaklıktaki Şenköy beldesindedir.

Şeyh Ahmet Kuseyri, Osmanlı döneminde yaşamış bir velidir. 1549 yılında Hatay’da vefat etmiştir. Aslen Suriye Selçuklularındandır. Soyunun Eshab-ı kiramdan Peygamberimizin amcası hazret-i Abbas’a dayandığı rivayet edilir.

Babası Şeyh Abdurrahman 1464 yılında Hatay’a yerleşmiş ve Ahmet Kuseyri burada doğmuştur. Ahmet Kuseyri, Hatay’da birçok öğrenci yetiştirmiş, insanların İslamiyeti öğrenmelerine, İslam ahlakının yayılmasına hizmet etmiştir.

Ayrıca: yollar, medreseler, mescidler ve çeşmeler yaptırmıştır. Altınözü civarındaki Kuseyr Çayı üzerinde, günümüzde faal haldeki köprü onun yaptırdığı bir hayır eseridir.

Cami ve türbesi, 16’nci yüzyıl yapısıdır. Şeyh Ahmet, babası öldükten sonra cami avlusunun doğu kısmına 1525 yılında bu türbeyi yaptırmıştır. Cami avlusundan yüksek bir alanda bulunan türbeye merdivenle çıkılıyor.

Türbenin doğu cephesi, güneye kaydırılmış kapı ve kapının kuzeyinde bir pencere vardır. Türbenin batısında yenilenmiş zaviye hücreleri yerleştirilmiştir.

Antakya Yayladağı Şeyh Ahmet Kuseyri Camii
 

Giriş kapısı doğu cephesindedir. Bir kubbenin örttüğü merkezi bölümde, iki sıra halinde doğuda dört ve batıda beş sanduka bulunmaktadır.

Bu sandukaların iki tanesi, kuzeydeki genişletilmiş alana kaydırılmıştır. İçeride iki sandukanın bulunduğu bölüme geçiş, bir kapı ile sağlanıyor. Batı duvarında birer pencere ve niş bulunur.

Türbe içinde, aynı aileden 17 zatın kabri bulunmaktadır.

Ayrıca yine türbe içinde: Ferhat Paşa tarafından Şeyh Ahmet Kuseyriye verilen Osmanlı sorgucu, sancağı Humeyni bulunuyor.

Bunlar zaman içinde ehil kişiler tarafından türbe dışına çıkarılarak, yöre halkının birlik, beraberlik ve bütünlüğünü manevi olarak sağlamaktadır. Bu sancak altında, yöre ve insanla ilgili önemli kararla alınmaktadır.

Antakya Yayladağı Şeyh Ahmet Kuseyri Türbesi
 

Günümüzde türbe ziyaretinin: sara, felç, çocuk olmaması, akıl hastalıkları gibi hastalıklara iyi geldiği rivayet edilmektedir.

Bu yüzden, pek çok kişi şifa bulmak için türbeyi ziyaret etmektedir, hatta sadece Türkiye’den değil, Suriye, Ürdün, Pakistan, Mısır, Almanya gibi ülkelerden de geldikleri ifade edilmektedir.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

Altınözü gezi ve tanıtım yazısı için.

Samandağ gezi ve tanıtım yazısı için.

İskenderun gezi ve tanıtım yazısı için.