Yunanistan Delos Adası

delos.antik yerler.1
Yunanistan Delos Adası

Mykonos’a yalnızca 6.5 km. uzaklıktadır.

Mykonos’tan kalkan bot, yarım saat sonra Delos adasına varıyor. Yüzölçümü: 5 km. karedir.

Tüm Kiklad adalar grubu içinde, arkeolojik bakımdan en önemlisidir. Girişi 5 Euro olan adada: bekçiler ve arkeologlar dışında kimse yaşamıyor.

Ada çok küçük ama, bir ara Akdeniz sahillerinde bulunan şehirlerimizden bazılarını da Delos Birliği içine almış.

Yunanistan Delos Adası

GENEL ÖZELLİKLERİ

ANTİK DÖNEMDEN KALMA-ÖNEMİ

Tüm Kiklad Adalar Grubu içinde, arkeoloji bakımından en önemlisidir.

Delos adası: Antik Yunan mitolojisine göre: Işık Tanrısı Apollon’un doğduğu yerdir.

Güneş tanrısının kendini gösterdiği: aydınlık, müzik ve güzellik birbiriyle iç içe girmiş bir adadır.

Apollon’un doğumuna kadar, adanın serbest bir şekilde yüzdüğü, ama sonra adayı demirlemek için deniz tabanından büyük sütunların yükseldiğine inanılıyor.

Delos: yalnızca, önemli bir dini merkez değildir.

Aynı zamanda: Yunan ve Roma dönemleri boyunca: Doğu ve Batı arasındaki ticaretin en önemli kesişme noktalarından biridir.

Delos: şu anda, dünyanın en önemli arkeolojik sitelerinden biridir.

Adadaki kalındılar, Delos’un antik Yunan hayatındaki kutsal mekan ve ticaret merkezi şeklindeki, ikili rolünü yansıtmaktadır.

Antik tiyatro, zengin mozaiklerle süslü evler, Apollon tapınağı ve aslanlı yol. Delos harabelerinde görebileceğiniz yalnızca birkaç örnek.

 

MİTOLOJİ:

Delos, uzun zamandan beri Leto’nun: ikizleri Apollon ve Artemis’i doğurduğu yer olarak yüceltilmiştir.

Demir çağından itibaren, ikiz tanrıların temenos’u Yunan dünyasının her köşesinden hacıları buraya çekiyordu.

DELOS VE TİCARET-KÖLE TİCARETİ:

Delos adası, Helenistik dönemin ortalarında köle ticaretinde uzmanlaşmış bir ticari liman olarak zenginleşti. Sözde Atina’ya bağlı olan ve Roma’nın göz kulak olduğu Delos, fiilen Akdeniz’in her yerinden gelerek burada yerleşmiş bulunan tüccarlar tarafından ve onların lehine yönetiliyordu. İtalyan nüfus özellikle önemliydi. Öyle ki, Akdeniz’in herhangi bir yerinden Roma ticaret topluluklarına ait ilk kalıntılar Delos’tadır.

Atina, adalar ve Doğu Ege’deki esas İonya kentlerinde yaşayan Yunanlılar için özel bir yere sahip olan Delos, MÖ 5’nci yüzyılda Delos Birliği ile hazinesine ev sahipliği yapmış, daha sonraki yüzyıllarda ise küçük ama bağımsız bir şehir-devlet olarak yoluna devam etmiştir.

Delos’un statüsü MÖ 166’da dramatik şekilde değişti. Roma, adayı bir serbest liman haline getiren Atina’ya verdi. Mallar vergi veya işlem olmadan getirilebiliyor, satılabiliyor ve ihraç edilebiliyordu. Bundan sonraki yüzyıl boyunca, MÖ 88’de, Roma’ya karşı ayaklanması sırasında Pontus Kralı VI Mithridates’in birliklerince, daha sonra da MÖ 69’da korsanlarca yağmalanıncaya kadar Delos, son derece varlıklı bir ticaret merkeziydi.

MS 7’nci yüzyılda son olarak terk edilene kadar ada sadece az sayıda sakin barındırdı.

 

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR VE YAŞAM:

1873’te Delos’da, Atina’daki Fransız Arkeoloji Okulu tarafından gerçekleştirilen kazılar, antik kentin büyük kısmını ortaya çıkarmıştır. Batı kıyısındaki korunaklı liman yerleşimin, odak noktasıydı. İlk dönemlerde kurulan tapınak fazla uzakta değildi. Yerleşim ve ticaret bölgeleri, kuzeye ve güneye doğru uzanırken, aralarında daha yeni tapınaklar serpiştirilmişti.

Helenistik döneme ait bazı evler, kaliteli mozaiklerle süslenmiş, peristil avlularıyla özellikle ihtişamlıdır. Ama burada yaşam pamuk ipliğine bağlıdır. Bu susuz adada yaşam, yağmur suyunun özenle avluların altındaki sarnıçlarda biriktirilmesiyle sürdürülüyordu.

Ticari binalar arasında, ambarlar ve agoralar öne çıkıyordu. Üstü kapalı veya açık olan, bu geniş alanlı yapıların içlerinde, tam olarak neler geçtiğini anlamak mümkün değil. Delos’ta bir konudan kinin ne yaptığından bahseden yazıtlardan çok yararlanılmıştır. Örneğin: alınıp satılan binlerce köle neredeydi?

Bu işe yarayabilecek birden fazla yer olduğundan bunu bilmek günümüzde pek mümkün değildir. Limanın güney kıyısı boyunca uzanan ve yerleşim bölgesinden, denizden gelen ve denize giden geçici ticaret ile onların arkasındaki kalıcı yerleşimler arasında, muhtemelen bir ayraç görevi gören, geniş bir sokakla ayrılan ambarların, bu işlevi görmüş olma ihtimali yüksektir.

Çoğunlukla köle ticaretinin açık hava meydanları olan agoralarda yapıldığı söylenir. Ama bu kanıtlamamış olup bir ihtimalden ibarettir.

Ticari merkezler olduklarından kuşku bulunmayan agoralar, genellikle sunak ve tapınak gibi dini nesnelerle dolu olur, ama bu bize Helenistik Delos’ta ticaretin dini bir havada gerçekleştirildiğini hatırlatıyor.

Güçlü bir otoritenin yokluğunda, şahit olarak tanrılar gösteriliyordu, işlemler her zaman tanrılar üzerine edilen yeminlerle bitiriliyordu.

 

HİPOSTİL HOL:

MÖ 3’ncü yüzyıl sonlarından kalma Poseidon Stoası veya modern adıyla Hipostilli Hol için bu ihtimal daha düşüktür.

Bu yapının mimarisi sıra dışı ve akıl kurcalayıcıdır.

Tam işlevi bilinmemekle beraber, ticari bir bina olarak sınıflandırılmıştır.

65 x 34 metre boyutlarında geniş, üstü kapalı bir holden ibarettir.

Üç yan, kapalı duvarlardan meydana gelirken, dördüncüyü de Dor düzeninde 15 sütunluk geniş bir giriş oluşturur.

Kırma çatı içeriden dokuzarlı 5 sıra halinde dizilmiş ve ortadaki sütun atlanmış halde, 44 sütunla taşınır.

Daha dıştaki 24 tanesi Dor tarzıyken, içteki daha yüksek olanlar İon düzenindedir.

Bir kare meydana getiren merkezi 8 sütun, aydınlatma amacıyla bir lamba ve bir asma pencere katını taşıyordu.

Asma pencere karşı binanın içinde, yanındakilerden yükseğe çıkan bir kısımdır.

Daha yukarıdaki bu duvarlarda pencereler içerinin aydınlatılmasını sağlar.

Asma pencerelere daha önce Mısır evlerinde ve Karnak’taki Hipostil Hol’de rastlanmıştır ve Roma mimarisi ile Erken Hıristiyan kilisesi mimarisinde tekrar karşımıza çıkacaktır.

İTALYANLAR AGORASI:

Delos’un en geniş agorası olan İtalyanlar Agorası: diğer agoralardaki dini öğelerden yoksun olduğundan farklı bir amaca hizmet ediyor olmalı.

MÖ 2’nci yüzyıl sonlarında inşa edilen agora yaklaşık 70 x 50 metre boyutlarında, 112 Dor sütunundan meydana gelen bir revakla çevrili yamuk bir dikdörtgendir.

Revağın arkasında nişler vardı. Dışarıdan girilmeleri nedeniyle, dükkanlar agoranın içindeki işlevlerden ayrılmıştı.

Burası bir köle ticareti merkezi olabilir mi?

Henüz kanıt yoktur. Onun yerine, spor için bir palaestra ve hamamla, Romalıların seyretmekten hoşlandığı gladyatör dövüşleri için kullanılabilecek bir alanla ve bir ihtimal bir şölen salonuyla donatılmış bu agora, Delos’daki İtalyan topluluğu için bir kulüp ve eğlence tesisi işlevi görüyor olabilir.

Tek bir propilondan girilen duvarlarla çevrili bu alan savunmaya da elverişli görünüyor ki, bu evinden uzaktaki bir azınlık topluluğu için önemli olabilir.

Eğer bu görüş doğruysa, MÖ 88’de VI Mithridates’in askerleri saldırarak Doğu Ege’deki İtalyanları katlettiğinde bu agora sınanmış olabilir.

Mithridates’in ölümü ve Roma egemenliğinin tekrar sağlanmasından sonra agora onarılmıştı ama daha sonra MÖ 60-50 gibi Delos’un düşüşüyle terk edilmişti.

 

delos.antik yerler.2
Yunanistan Delos Adası

Delos’ta bugün

Modern bir yerleşim yeri ve turistik tesis yok. Şayet bu adada kalmak isterseniz: yalnızca birkaç bungalov var. Ada’ya gelmeden önce, bu isteğinizi belirtirseniz, size belli bir ücret karşılığında konaklama izni veriliyor.

Sizin yapacağınız: önceden randevu almak ve günü geldiğinde kumanyalarınızı hazırlayarak Delos adasına kapağı atmak. Bot, sizi gurubunuzla birlikte adaya bırakıyor ve ertesi günü almaya geliyor. Düşünsenize, geceyi mitolojinin derinliklerinde kaybolarak yaşamınıza katıyorsunuz. Bence deneyin.

DELOS ADASINDA GEZİNTİ PLANI-ROTASI

Ziyaretçiler: buraya, çevredeki adalardan gezi tekneleriyle gelerek, şimdi alüvyonla dolmuş antik limanın yanındaki feribot iskelesinde iniyorlar.

İskeleden; kentin sağında, evlerin bulunduğu semt ve sol tarafta da bir dizi muhteşem tapınak kalıntısıyla, bütün kasaba manzarasını görebilirsiniz. Tapınaklar: antik Yunan inananları için; uzun haç yolculuğunun son durağı idi. Burada: tanrı Apollon’un doğum yerinde adak adayabilirler ya da kahine danışabilirlerdi.

delos.antik yerler.3
Yunanistan Delos Adası

Feribot iskelesinden sola dönün ve Kutsal Yoldan ilerleyin. İleride; Apollon’un doğum yerini simgeleyen güzel bir palmiye ağacı göreceksiniz. Çevresinde ise; 1920’lerde sivrisineklerin durgun suda çoğalmalarını önlemek için kurutulan Kutsal Gölün kalıntıları var.

Palmiye ağacından, SİT alanına doğru yapılacak bir yürüyüşle, bir zamanlar, güzel bir dizi sütunlu revakın ve aralarında Apollon’un kız kardeşi “Artemis” tapınağının da olduğu, tapınakların bulunduğu “Apollo Mabedi” ne gidebilirsiniz.

Aslan heykellerinin bulunduğu “Aslanlar Terası”:

Kutsal Göl’e yaklaşırken, bir şeref muhafız kıtası oluşturuyor. Bu aslanlar: Delos’un en çok fotoğraf çekilen sembolleridir. MÖ.7’nci yüzyıldan kaldıklarına inanılan bu aslanların sayısı: yüzyıllar içerisinde 16’dan 5’e inmiştir.

Bugün: heykelleri, modern malzemelerle, en mükemmel oldukları dönemlerdeki halleriyle yeniden yaratmak için çaba harcanmaktaymış.

Heykellerin arasında, yalnızca bir tanesi orijinal. Kutsal göl: Apollon’un doğumuna tanıklık ettiği için bu adı alıyor. Göl evinin zeminindeki mozaikler büyüleyici. Göl çevresindeki hurma ağaçları, palmiye ağaçlarının gölgesine sığınmışlar.

Gölün arkasındaki tepede: “Delos Müzesi” var. Delos Müzesi: baraka binalarının soğuk görüntüsüne sahip olmasına rağmen, SİT alanındaki en iyi heykellerin ve sanat eserlerinin pek çoğunu barındırarak, tapınak binalarının ve evlerin çıplak iskeletlerine hayat veriyor. Zarif çömlekler ve enfes mücevherler günlük hayatın, kaliteli servetini gözler önüne seriyor.

Küçük olmasına rağmen zengin bir müze. Altın takıların işçilikleri çok ince. Çünkü: Delos: borsanın ve kuyumculuğun başkentiymiş. Antik çağın Nato’su, Lozan antlaşmasının beşiğiymiş. Hatta: ülkemizdeki Gümüşlük’teki Myndos antik kenti: bu birliğin üyesi olarak Delos’a haraç ödermiş.

Tapınak alanının solunda:

Belki de Delos’un en ilgi çekici bölümü olan “Tiyatro Semti” var. Sitede: aslında ilginç olan şey: MÖ. 3’ncü yüzyıldan kalma tiyatro değil, onun gölgesinde, kente hayat veren evlerden oluşan labirentler. Helenistik ve Roma dönemi zenginlerinin trendiymiş evlerini tiyatronun civarında yapmak. MÖ.3000 yıllarında, 5500 seyirci alıyormuş bu tiyatro.

Antik Yunanlıların ve Romalıların, ayak seslerinin duyulduğu sokaklar, hala evlerin ve dükkanların kapılarına kadar uzanıyor. Küçük kutulara benzeyen birkaç taş duvarın ardında: karşınıza muhteşem evler çıkıyor. Evlerin iç avluları; antik dünyanın en güzel mozaik zeminleri ve freskleriyle süslenmiş.

Dionysos Mabedi ve Trident Mabedindeki sade zemin örneklerine dikkat edin. Masklar Evi’nde bulunan Dionysos’un bir pantere bindiği zemin de dahil olmak üzere Yunuslar Evi ve Masklar Evi’ndeki zeminleri inceleyin. Mozaikler koruma altına alınmış.

Masklar adını alan evde:

Kendisinin ve kocası Dioskourides’in başsız heykellerini bırakan “Cleopatra Evi” de ayrıca dikkate değer. Kocası ve kendisine ait, kafaları olmayan iki mermer heykel, oldukça zarif kesimlerdeydiler. Ancak, burada sergilenen heykeller: reprodüksiyondur. Yani: orijinalleri; Delos Müzesinde bulunuyor.

Tiyatro Semtinin arkasında: Delos’u etkileyen çeşitli kültürlerin bir göstergesi olarak yabancı tanrılara adanmış birkaç mabet var. İnananlar, Suriye ve Mısır tanrılarına burada tapıyorlarmış. Pek çoğu bozulmadan kalabilmişler.

Kasabanın yukarısında: Kynthos Dağı’nın yamaçları: 112 metreye kadar yükseliyor. Buradan; bütün SİT alanının güzel bir manzarası görülüyor.

Dar ve bazen dikleşen patikaya tırmanarak, MÖ.3’ncü yüzyıldan kalma tapınakların kalıntılarına gidebilirsiniz. Burada: Taş Çağı kadar erken bir dönemde dahi yerleşim bulunuyormuş.

DOĞUM-ÖLÜM YASAKLANAN ADA

Batıya doğru, birkaç yüz metre uzaklıktaki: Rineia adası ise Deloslular için hem bir doğum yeri ve hem de mezarlıkmış. Delos kutsal bir adaydı ve topraklarının bozulmadan korunması gerekiyordu.

Bu nedenle: antik dünyada, kanun koyucular tarafından: doğum ve ölüm, bu adada yasaktı. Günümüzde bile: modern arkeologlar, bu antik kurala sadık kalmışlardır. Bu nedenle: burada bulunan definle ilgili sanat eserleri; Mykonos’ta sergilenmektedir.

Suriye Palymra

Suriye’nin başkenti Şam’a 215 km uzaklıktadır. Kuzeydoğusundadır. Şam’dan Harasta otobüs terminalinden kalkan otobüslerle kolayca ulaşılıyor. Otobüsler gündüz saatlerinde iki yönde her saat başı sefer yapıyorlar. Humus’tan 150 km ve Deyr el Zur’dan da otobüs seferleri var.

Şehir, 20 çeşidi olduğu bildirilen palmiyelerle çevrili bir vahada yer almaktadır. Bu yüzden Haymyra “Palmiyeli yer” olarak isimlendirilir.

2017 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Tarih öncesi dönemlerden beri yerleşilen bir yer olmasına rağmen, ilk yerleşimler hakkında fazla bir şey bilinmiyor. Kral Süleyman tarafından kurulduğu rivayet ediliyor.

Kentin refah dönemi ve günümüze ulaşan mimarisinin büyük kısmı, geç Helenistik dönem ile MS 3’ncü yüzyıl arasındadır.

Özellikle de 2’nci ve 3’ncü yüzyıllarda Palmyra, Akdeniz kıyısı ile Fırat Irmağı ve Mezopotamya arasındaki doğu-batı ticaret yolu üzerindeki merkezi konumu sayesinde uzun mesafe kervan ticaretinden zenginleşti.

Siyasal koşullar o dönemde bu yolu önemli kılmıştır.

Güneyde, daha önce başkentleri Petra’da (bugünkü Ürdün) ticarete egemen olan Nebatiler, ikinci yüzyıl başlarında Romalılar tarafından ilhak edildiler ve ticari üstünlüklerini kaybettiler.

Ayrıca, Palmyra, Romalılar ile ezeli rakipleri, yani doğuda Mezopotamya ve İran’a egemen olan Partlar arasında, elverişli bir konuma sahipti.

Kent Romalılara ait olmasına rağmen, Palmyralılar Sami idi.

Bu nedenle kültürleri yerel Suriyeli ile Akdenizli Yunan-Roma öğelerinin bir karışımıydı.

Romalılar Palmyra’nın denetimini birinci yüzyılda ele geçirdi.

Hadrianus 129’da büyük törenlerle kenti ziyaret etti. Şehri civitas libera (özgür şehir) ilan etti ve daha sonra İmparator Caracalla tarafından vergi muafiyetiyle birlikte koloni unvanı verildi. Şehir böylece refaha kavuştu.

Kentin tarihindeki en heyecanlı bölüm, 3’ncü yüzyılda oldu.

İranlı Sasaniler (Partların yerini alan) 260’da Edessa’dan (günümüzdeki Urfa) Roma İmparatoru Valerianus’u tutsak ettikten sonra, Suriye’deki Roma egemenliğini yıkıyor gibi görünüyordu.

Palmyra kabile önderi Odainar kentin çıkarlarını korumak üzere boşluğu doldurmaya soyundu.

Sözde Roma’ya bağlı kalmakla beraber, kendini Palmyra kralı ilan etti.

Roma’nın bölgedeki müttefiki olarak hareket ederek Sasaniler karşısında aldığı zaferlerle konumunu pekiştirdi.

Başarıları uzun ömürlü olmadı.

267’de bir suikaste kurban gitti.

Dul karısı Bat Zabbai (Zenobia), çocuk yaştaki oğullarının naibesi olarak iktidarı ele geçirdi ve kısa sürede iddialı bir fetih programını yürürlüğe koydu.

Orduları Mısır’ı ele geçirdi ve Anadolu’ya girdi. Anadolu’nun çoğunu fethetti.

Oğlunu, Augustus, yani Roma’dan bağımsız bir hükümdar ilan etti.

Bu noktada Romalılar nihayet harekete geçti.

272’de İmparator Aurelianus saldırıya geçerek Palmyra’yı aldı.

Ama kente dokunmadı.

Çoğu kaynağa göre Zenobia, Roma’ya götürülmüş ve Aurelianus’un zafer töreninde halka teşhir edilmişti.

Yaşamının geri kalanını Roma dışında Tivoli’de rahat bir tutsaklık içinde geçirmiştir.

Aurelianus’un zaferinden kısa süre sonra Palmyralılar işgal garnizonunu katlettiler.

Buna intikam olarak Romalılar kenti yağmaladılar.

Kent bu darbeden sonra, bir daha toparlanamadı.

 

KAZILAR:

Palmyra son derece heyecan verici bir kazı alanıdır.

Bu terk edilmiş vaha kentinin sıcak renkli, incelikle oyulmuş klasik mimarisi çıplak bir dağın eteklerinde çöl kumları üzerinde yayılır.

17’nci yüzyıldan itibaren batılı yolcular beraberlerinde harabeleri ziyaret etmeye ve hakkında yazmaya başladılar.

Sistematik araştırmalar 19’ncu yüzyıl sonlarında bir Rus ekip tarafından başlatıldı.

BÜYÜK SÜTUNLU YOL;

Burası şehrin ana sütunlu caddesiydi. MS 2’nci ve 3’ncü yüzyıllarda inşa edilmiştir. Uzunluğu 1 km den biraz fazladır. Şehrin güneydoğu ucundaki Bel Tapınağı ile kuzeybatı ucundaki Batı Kapısı ve Cenaze tapınağını birbirine bağlıyordu.

Ana caddenin genişliği 11.7 metre, yan sokaklar 7 metredir. Batı kapısı, MS 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Doğudan batıya uzanan orta sütunlu yapı, iki eski sütunlu yapıyı birbirine bağlamak için inşa edilmiştir.

Sütunlar 6 ile 8 bölümden oluşuyordu. Bu teknik, MS 220’lerde opüs Palmyrenum olarak adlandırılan teknikle kademeli olarak değiştirildi. Korint sütunları üzerine ithaf yazıtları bulunan süslü parantezlerle donatılmıştı. Parantezler önemli kişilerin bronz heykellerini tutmak için kullanılıyordu.

Sütunlu yapı, 2015-2016 yılındaki şehrin işgal döneminde hasar gördü ancak yine de büyük bölümü ayaktadır.

 

MİMARİ:

Palmyra’nın mimarisi genelde Yunan-Roma’dır.

Ama kendi tanrılarına ve adetlerine sahip bu Sami halkınca uyarlamalar da yapılmıştı.

Anıtsal kemerli girişi ve tetrapilon’u ile kolonadlı ana sokak sağlam şekilde Romalıdır.

Tiyatro da öyledir.

Kolonadlı sokaklar, girişler ve tiyatrolar Roma dünyası boyunca belli işlevleri yerine getiren mimari biçimlerdir.

Dolayısıyla Roma mimari tarzına burada rastlamak şaşırtıcı değildir.

Buna karşın, tapınak ve mezar gibi yerel dini uygulamaları yansıtan yapı türlerinin tarzları farklıdır.

ANA TAPINAK-BEL TAPINAĞI- BAALSHAMİN TAPINAĞI:

Tapınak, MÖ 3 binli yıllara kadar uzanan insan yerleşimini gösteren tabakalı bir höyük üzerine inşa edilmiştir.

Tapınak MS 32 yılında kurulan ve Mezopotamya tanrısı Sami tanrılarından Bel’e adanmıştır.

MS 1’nci yüzyılda Doğu’nun en önemli dini yapılarından biri olarak kabul edilir ve benzersiz bir tasarıma sahiptir.

Buradaki kült, Roma döneminde yapılan tapınaktan eski olmalıdır.

Çünkü tapınak ve civarının yönelimi, merkezi kolonadlı sokak ve esas kentin kaba ızgara planınınkinden farklıdır.

Birinci yüzyılın ilk yarısında yapılan ve 32’de adanan Bel Tapınağı, Yakındoğu ve Yunan-Roma biçimlerinin dikkat çekici bir sentezidir.

Dışarıdan, tapınak klasik geleneklere uygundur.

Revaklarla çevrili büyük bir alanın içinde yer alır.

Dikdörtgen biçimli, kuzey-güney doğrultusunda yerleştirilmiş ve tipik Roma tarzında bir kolonadla kuşatılmıştır.

Kolonadın içinde cella’nın kuzey ve güney dış duvarları yapışık İon sütunlarıyla bezelidir.

Tapınağın diğer özellikleri, özellikle de iç planı, standart Yunan ve Roma uygulamalarından önemli ölçüde farklıdır.

Cella duvarlarının tepesini dış kolonada bağlayan, çatıyı destekleyen taş kirişler rölyef heykellerle süslenmişti.

İşlenen konular arasında yerel tanrılar ile ibadet edenler, rahipler, peçeli kadınlar ve sırtında bir mihrap taşıyan bir deveden oluşan bir tören alayı da vardır.

Batıdaki basamaklardan tapınağa, iki uzun duvarda yükselen açılmış pencerelerle aydınlatılan bir merkez hole girilir.

Kuzey ve güneyde, geniş basamaklarla ulaşılabilen Bel ve diğer yer tanrıların mihraplarının bulunduğu iki küçük oda bulunur.

Yapının üç köşesinde bulunan sarmal merdivenlerden çatıdaki terasa çıkılır.

Bu da standart Roma tapınaklarında rastlanmayan bir özelliktir.

Tapınak Bizans döneminde Hıristiyan kilisesine dönüştürüldü. Yapının bazı bölümleri, 1132 yılında Araplar tarafından değiştirildi ve yapı korunarak tapınak camiye dönüştürüldü.

Günümüzde, tapınağın ana girişi sağlam olarak korunmaktadır ve ayrıca dış duvarları ve müstahkem kapısı da sağlamdır.

PALMİRA KALESİ-TADMUR KALESİ:

13’ncü yüzyılda Memlükler tarafından inşa edilen kale, çatışmalarda hasar görmüş olsa da günümüze sağlam olarak ulaşmıştır.

Yükseltilmiş kaya kütlesi üzerinde yer alan kale, kalın ve yüksek duvarlarla iyi korunan ve savunulan bir tahkimat olarak önem kazanır.

Kale bir hendekle çevrilidir, sadece bir açılır köprü ile kaleye hendek üstünden erişilir. Hendek aynı zamanda taş ocağıymış.

Kalede: cami, hamam veya saray binası bulunmuyor. Muhtemelen bu kale, tamamen askeri ve kolluk kuvvetlerine hizmet eden bir garnizon kalesiydi.

Kalenin iç bölümünde: sarnıçlar, tonozlu salonlar, bir un değirmeni ve gıda silolarının bulunduğu büyük bir oda ve iç girişin üzerinde oldukça resmi nitelikle büyük bir salon bulunmaktadır.

ROMA AMFİTİYATROSU:

Tiyatro Roma etkisinin bölgede zirve yaptığı MS 2’nci yüzyılda Severuslar döneminde inşa edilmiştir. Klasik Roma tarzında tasarlanan tiyatro, hem ihtişamı hem de incelikli mühendisliği yansıtmakta olup, şehrin eşsiz kültürel dokusunu yansıtan yerel sanatsal dokunuşlarla kusursuz bir şekilde bütünleşmiştir.

Palmyra şehrinin güney kapısına açılan, yarım daire biçimli, sütünlu bir meydanın merkezindedir. Meydan sütunlu caddenin güney batısındadır.

Sahne: 45.5 x 10.5 metredir. Sahneye iki merdivenle ulaşılır.

1950 yılında kumlardan temizlenen tiyatroda, her yıl Palmyra festivali için yerel halk müziği performansları düzenleniyordu. Ancak 2015 yılında IŞİD bölgede kontrolü ele geçirince, halka açık infazları burada yaptı ve yayınladı.

2023 yılında tiyatronun kapsamlı restorasyonu yapıldı.

Evet günümüzde tiyatronun en etkileyici yönlerinden biri, akıllı tasarımı ve mükemmel akustiğidir. Yarım daire şeklindeki yapı, üç temel unsurdan oluşur. Bunlar: Orkestra (performans alanı), cavea (katmanlı oturma alanları) ve scaenae frons (süslü sahne fonu)

Cavea tamamlanmamıştır, çapı 92 metredir. Arazinin doğal eğimi kullanılarak inşa edilmiş olup, toplam 1.500 kişiye kadar her izleyicinin kesintisiz manzara ve olağanüstü ses kalitesinin keyfini çıkarması sağlanmıştır. Sahnenin arkasında, mitolojik ve imparatorluk temalarını betimleyen Korint sütunları ve kabartmalarla zengin bir şekilde süslenmiş skenae frons yükseliyordu.

DİOCLETİANUS KAMPI:

Akropolis’in batı ucundadır.

Palmyra kentinde inşa edilmiş bir Roma askeri kompleksi veya castraydı. Kompleks MS 3’cnü yüzyıl sonlarında Roma imparatoru Diocletianus (284-305)  tarafından inşa edilmiş ve Lejyon askerlerine askeri karargah olarak hizmet vermiştir. Hatta İmparator Diocletian, Zenobi’nin isyanından sonra sarayının bulunduğu yere buranın inşasını emretmiştir.

Roma’nın doğu sınırlarının Perslerden gelen Sasani saldırıları ve Zenobia’nın isyanı (267-271) nedeniyle istikrarsızlaşmanın ardından askeri bir karakol olarak hizmet vermek üzere inşa edilmiştir.

Günümüze ulaşan kalıntılar arasında, özellikle dikkat çeken iki yapı bulunur. Roma lejyonunun Sancaklar Tapınağı, kampın batısındaki bir tepede yer alır. Roma’da her lejyonun kendi sancağı vardı ve bu Roma imparatorluğunun gücünün bir simgesiydi ve sancağın altında lejyon vardı.

Bu yapı, 293-303 yılları arasında Sosianus Hierocles tarafından inşa edilmiştir. Yapı, muhtemelen sağlam olmayan temelleri nedeniyle, kötü bir şekilde korunmuştur. Giriş revakına çıkan devasa merdiven, zemine gömülmüştür. Birkaç ayakta kalan sütunla birlikte, iç tapınağın apsisi kısmen sağlam kalmıştır. Yapının, askerlerin konaklaması, silahların depolanması ve askeri bir tarikatın teşviki gibi işlevlere hizmet ettiği anlaşılmaktadır.

AGORA:

Palmira’nın ticaret merkezi, iç kısmı sütunları üzerinde imparatorların ve ailelerinin, şehir yöneticilerinin, zengin tüccarların ve kervan liderlerinin küçük heykellerinin bulunduğu kaidelerle çevrili bir revakla çevrili, dörtgen duvarlı bir alandı.

Roma Forumuna benzer şekilde, Agora, Palmiya’da tüccar olan en önemli vatandaşların buluşma yeriydi, deve ve eşeklerin Agora’ya girmesine izin verilmesi pek olası değildir, bu nedenle bir Pazar yeri olarak tanımlanması, sadece orada ticaret anlaşmaları yapıldığı anlamında doğrudur.

ÖLÜLER-KULE MEZARLAR:

Ölüler, taş duvarlardan oluşan ve kentin batısındaki çölde bulunan kulelerde defnedilirdi.

150’den fazlası bilinen kule mezarlar, 10 kat yüksekliğindeydi ve cesedin yerleştirildiği merkez odadan geriye doğru boylu boyunca uzanan ve dışarıdan çıkıntı yapan dikdörtgen nişlere sahiptiler.

Açıklık, üzerinde ölünün heykel büstü bulunan ve yerel Aramice dilinde adının yazdığı bir taş levha ile kapatılırdı.

Bu heykelle levhaların pek çoğu günümüze ulaşmıştır.

Gergin, hiyeroglifleri andırır bir tarzları vardır, standart Romalı portrelerin klasik gerçekçiliği yerine, imparatorluğun sınırlarındaki bu kentteki yerel gelenekleri yansıtırlar.

ÜÇ KARDEŞİN MEZARI:

MS 140 yılı civarında inşa edilen bu kayaya oyulmuş yeraltı mezarı, heykeller ve resimlerle süslenmiştir. Sadece üç kardeşin: Male, Saadai ve Naamain ailesine ayrılmış, batı nişinin duvarları ve tonozu resimlidir.

Mezar Palmira şehrinde hala yerinde duran nadir fresklerden birini barındırır. Ölenlerin figürleri, giriş pilasterlerinde tasvir edilmiştir. İlyada’dan bir sahne, batı duvarının lünetinde tasvir edilmiştir. Karakterler, isimleri Palmira alfebesiyle yazılmış yeşil bir arka plan üzerinde tasvir edilmiştir.

Tonoz beyaz zemin üzerine kırmızı çizgilerden oluşan petek yapısıyla süslenmiştir ve çevresini yeşil boyalı, altıgen ve sarı aşı boyası fleuronla süslenmiştir. Tonozun ortasındaki bir madalyon, Ganymede’nin Zeus tarafından kartala dönüştürülerek kaçırılışını tasvir etmektedir. Tüm bu resimler, hem ikonografi hem de üslup açısından Greko-Romen kültüründen güçlü bir şekilde etkilenmiş olsa da, Yakın doğu etkisi Palmira alfabesinin kullanımında ve Zaferler’İn cephelerinde belirgindir.

PALMİRA MÜZESİ:

İç savaş sırasında hasar gören ve 2020 yılında yeniden inşa edilen yapının bazı bölümleri hala açık ancak koleksiyonlar minimuma indirilmiş durumdadır.

Evet, bugün müze binası 2 katlı olup, açık hava heykel bahçesine de sahiptir. İlk katta, cenaze büstleri ve mozaiklerden oluşan geniş bir koleksiyonun yanı sıra altın ve mücevher, çanak-çömlek ve cam eserler için özel bir bölüm bulunmaktadır. İkinci katta ise, Palmira’ya özgü geleneksel sanat örneklerinin yanı sıra bölgedeki Bedevi sanatına ait örnekler sergilenmektedir. Ayrıca mumyalar için özel bir bölüm de bulunmaktadır.

PALMİRA GÜZELİ:

Danimarkalı arkeolog Harald Inghot, 1928 yılında Palymra şehrindeki üçüncü kazı çalışmalarını yürütürken, ekibi, Kasr-ı Ebced adı verilen bir mezarda, MS 190-210 yılları arasında yapılmış, kimliği belirsiz bir kadının yarım boy portresini ortaya çıkardı.

Görkemli mücevherleri, incileri ve lüks kumaş parçaları, İnghold’un onu “gördüğüm en güzel kadın büstü” olarak nitelendirmesine yol açtı.

Ertesi yıl, İnghold, Palmira’nın Güzelliğini ve yaklaşık bir düzine başka heykeli, Carlsberg Bira Fabrikasının varisi Carl Jacobsen’in koleksiyonu üzerine inşa edilmiş ve arkeoloğun aynı zamanda küratörlüğünü de yaptığı KopenhagNy Carlsberg Glytotek Müzesine sundu.

Koleksiyon, halen günümüzde Suriye dışındaki en büyük Palmymira koleksiyonudur.

Roma Anıtlar

Roma

Titus Kemeri: Roma şehrinde : Roma’nın ana tören caddesi olarak hizmet veren Via Sacra (Kutsal Yol) üzerinde, en yüksek noktası olan Summa Sacra Via’da, Roma Forumunun hemen güneydoğusundadır.

Bir general, büyük bir zafer kazandığında, Roma’da bir geçit töreni yapma hakkı kazanırdı. General, tüm ihtişamıyla ve askerleri eşliğinde kente girerdi. Tutsaklar zorla yürütülür ve ganimetler herkesin görmesi için sergilenirdi. Triumphus adı verilen bu zafer töreni anısına, çoğunlukla anıtsal bir kemer yapılırdı.

Kemerlerin ilki, MÖ 196’da yapılmıştı, ama günümüze ulaşmamıştır. Geriye kalanlardan ikisi özellikle ilgi çekicidir. Bunlar: Titus Takı ve Constantinus Kemeri.

Roma Titus Takı

TİTUS TAKI

Titus takı, taştan, tek bir müstakil anıtsal kemer olup, eğri kemer düz hatlı bir biçimin içine yerleştirilmiştir.

Kemerin ölçüleri: yüksekliği 15.4 metre, genişliği 13.5 metre ve derinliği 4.75 metredir. İç kemer yüksekliği 8.3 metre ve genişliği 5.36 metredir.

MS 81’den sonra İmparator Domitianus tarafından, ölen ağabeyi Titus’u onurlandırmak için yaptırılan kemer, MS 70 yılında Filistin’deki bir Yahudi isyanın Vespasianus ve oğlu Titus tarafından bastırılmasını anar.

Roma Titus Takı Çatı katı yazıtı

Çatı katı yazıtı

Günümüze ulaşan antik çatı katı yazıtı (yukarıda), anıtın Titus’a ithaf edildiğini belirtir. Titus’un tanrılaştırıldığı belirtildiğine göre, anıtın tamamlanmasının ancak Titus öldükten sonra yani MS 81 yılının Eylül ayından sonra gerçekleştiği varsayılır.

Çatı katındaki yazıt şöyledir: (Türkçesi)

Senato ve Roma halkı bunu tanrılaştırmış Vespasian’ın oğlu, tanrılaştırılmış Titus Vespasian Augustus’a ithaf ediyor.

Bu adanma, İmparator Domitianus’un kurnazca güç siyasetinin bir örneğidir. Babası ve kardeşinin sahip olduğu askeri zaferlerden pay almak için çok gençti. Belki de kendisi iktidara geçerken, onların sahip olduğu genel kamuoyunun olumlu görüşlerinden yararlanmak istemişti.

Roma Titus Takı Kubbenin ortası

Kubbenin ortasında

Burada Titus’un tanrılaştırılması kabartması da görülür.

Epotheosis tasvir edilmiştir. Titus, imparatorun ihtişamını sonsuza dek ölümsüzleştirerek tanrılar diyarına bir kartal üzerinde girerken görülür.

Bu imge, Dominus et Deus, yani Efendi ve tanrı unvanını alan Domitian’ın kamuoyundaki algısı açısından çok önemliydi.

Bir imparatoru böylesine ilahi bir şekilde tasvir etmek, yeni unvanının meşruiyetini daha da sağlamlaştırdı.

 

Bezemeler arasında öne çıkanlar:

Kemerli geçidin içinde: göz hizasının hemen üzerine yerleştirilmiş iki rölyef heykelli paneldir. Bu panellerin yüksekliği 2.04 metre ve uzunluğu 3.85 metredir.

Bu iki sahne, savaş yerine zaferden sonra Roma’da yapılan törenlerden iki anı gösterir.

İki sahnede de: figürler batıya, Roma dininin yüce merkezi Capitolium’daki Jüpiter Tapınağına doğru yürüyüştedir.

Roma Titus Takı Rölyef Paneli
1’nci rölyef panel:

Bir yandan bu geçidin önemli noktalarından birini, muzaffer generali dört atın çektiği arabasında, çevresinde mızraklı askerlerle görürüz.

Bu kurgusal eserde, Titus bir quadriga veya dört atlı savaş arabası sürerken tasvir edilmiştir. Ona, Roma halkının ve senatosunun kişileştirilmiş hali olan cinlerle birlikte tanrıça Victoria ve Roma eşlik etmektedir. Ölümlülerin ve ilahı olanın bu şekilde tasvir edilmesi Roma sanatında eşi benzeri görülmemiş bir şeydi.

Roma Titus Takı

Titus’un arabasının Roma kentinin dişi kişileştirilmesi olan Roma tarafından yönlendirilmesi ve kanatlı tanrıça Venüs’ün Titus’a zafer tacı giydirmesiyle ilahi olan ölümüyle bir araya gelir.

Figürlerin hepsi, ayakta duran veya belli belirsiz yürüyenler de dahil, farklı bir hareket içindedirler.

Panelin üst yarısı, çizgileri çarpıcı desenler meydana getiren mızraklar haricinde boştur.

Sahnenin görsel gücü, rölyefin güçlü gölgelere imkan tanıyan derin yontmalarıyla da vurgulanmıştır.

Roma Titus Takı
2’nci rölyef Panel

Soldaki panelde, Romalı askerler tarafından zafer alayında taşınan savaş ganimetleri tasvir edilmiştir. Bu ganimetler arasında MS 70’de Celile’de yağmalanan ve yok edilen Kudüs Tapınağının menorasının yanı sıra Yahudi halkına kutsal olan birçok değerli eser de vardır.

MS 70’de Yahudi isyanını acımasızca bastırmak olarak anılan bu çatışma, milyonlarca Yahudi’nin hayatına mal olmuş ve Yahudi tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak Kudüs’teki İkinci Tapınak’ın yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.

Roma Titus Takı

Bunlar Menora adı verilen yedi kollu dev şamdan; ritüel eşyalarıyla altın masa (Ahit sandığının masası) ve uzun ince tören borularıdır. (gümüş trompetler)

Bu ganimetler muhtemelen altın rengindeydi ve arka plan maviydi. Çünkü 2012 yılında yapılan araştırmada, menorah kabartmasında sarı aşı boyası kalıntıları tespit edilmiştir.

Roma Yahudileri bu kemerin altından geçmeyi her zaman reddederlerdi. Ancak İsrail Devletinin kuruluşundan sonra bu kemeri geçtiler, ancak bu sefer zafer alayının yönünün tersine geçtiler.

Bu Menora, İsrail devletinin amblemi olarak kullanılan memora için bir model kabul edildi.

Bu iki kapsayıcı sahnede, imparatorluk zafer töreni ve çok sayıdaki tabi halktan birinin ezici şekilde yenilgiye uğratılışının özünü buluruz.

Roma Titus Takı

1821 yılında Giuseppe Valadier, alanın kapsamlı bir restorasyonunu üstlendi. Bu süreçte kemer tamamen sökülüp mevcut haline getirildi, restore edilen kısımları belirtmek için orijinal mermer yerine, traverten kullanıldı ve yeni bir yazıt eklendi.

 

Roma Tirauanus Sütunu

TRAİANUS SÜTUNU-COLONNA Dİ TRAİANO

Via dei fori İmperiali caddesindedir.

Sütun günümüze kadar bozulmadan kalmış bir tarihtir. Hiçbir anıt, zamanın tahribatına Trajan sütunu kadar dayanıklı olmamıştır.

Trianus sütunu, bir mesajı iletmek için uzun ve sürekli bir sarmal halinde dizilmiş resimlerden yararlanmıştır.

Roma ve Konstantinopolis’te dikilen ve şerit halinde öykülerin anlatıldığı sütunlardan ilki olan bu anıt, Traianus’u hem MS 113’de Dacia’daki (bugünkü Romanya) muzaffer seferlerinin heykel tasvirleriyle, hem de tepede imparatorun tunç heykeliyle anar.

Sütunun kaidesi imparator ve eşi Plotina’nın küllerini barındırmak için tasarlanmıştı.

İmparatorun külleri kaidenin içindeki bir altın vazoda saklanıyordu. (imparator 8 Ağustos 117’de ölmüştür.)

Roma Tirauanus Sütunu

Carrara ocaklarından gelen Luna mermerlerinden yapılan sütunun yüksekliği 29 metre, dibinde çapı 4 metre, tepede çapı 3.66 metredir.

5.37 metre yüksekliğinde, dikdörtgen bir blok üzerinde durur.

17 aşamasının içinde 185 basamaklı bir merdiven vardır.

Merdiven kaidenin içinde, düz kısımlar halinde yükselirken esas sütunun içinde sarmallaşır.

Sütun gövdesinde açılmış 43 yarık pencere, merdivenlere ışık ve hava sağlar.

Bugün Traianus Forumunun diğer öğeleri olan iki yandaki kütüphaneler, Ulpia Bazilikası ve yakınlarındaki ilahi Traianus Tapınağının sadece temelleri kalmış ve Trianus’un yaldızlı bronz heykeli, 1588 yılında Papa Sixtus V tarafından Aziz Petrus heykeliyle değiştirilmiştir.

Ama Roma sanatının başlıca anıtlarından biri olan rölyef sahneler hala yerlerindedir.

Roma Tiraianus Sütunu

Rölyefler:

Rölyeflerde: Traianus’un 101-102 ve 105-106’daki iki Dacia seferi gösterilir.

Anlatı, en alttan başlayan ve bir sarmal halinde tepeye kadar çıkan, toplam 200 metrelik bir sürekli şerit biçiminde düzenlenmiştir.

Savaşlar, hazırlıklar, yürüyüş, nakliye, ırmaklar, tepeler, kamplar gibi 155 sahnede 2.500’den fazla figürle heykeller bir askeri seferin antik sanatta benzeri olmayan bir görsel kaydını sunar. Bu figürlerden 59 tanesi İmparator Trajan’a aittir.

 

Kaynak olarak, antik yazarların dediği gibi seferlere katılan ressamlar tarafından paneller ve rulolar üzerine yapılan resimler kullanılmış olabilir.

Heykellerin görülmesi için bazı tavizler verilmiştir.

Örneğin: şerit sütun yükseldikçe genişleyerek altta 0.89 metre iken tepede 1.25 metreye ulaşır olmasına rağmen, bu resimlerin iki kütüphaneye tırmanmaktan yüksünmeyen ve göz sağlıkları mükemmel seyirciler tarafından bile seçilmesi zor olmalı.

Anıt muhtemelen, yanından geçenleri bilgilendirmek kabiliyetinden daha çok sanatsal tasarımı açısından saygı uyandırmıştı.

Roma Tiarianus Forumu

TRAİANUS FORUMU–FORUM TRAİANİ:

Traianus’un gözdesi olan mimar ve mühendis Şamlı Apollodorus tarafından tasarlanmış ve 113’te adanmıştı.

Hükümet işleri, özellikle de bazı hukuk mahkemeleri ve arşivlere ev sahipliği yapıyordu.

Birkaç kısımdan meydana geliyordu.

Augustus Forumuna bilinçli gönderme olarak güney ve kuzeyinde ekoylumlar bulunan, revaklı bir meydan, bir bazilika, ortalarında Traianus Sütunu olan iki kütüphane ve arkada tanrılaştırılmış Traianus’a adanmış bir tapınak.

Kuzeydeki Traianus çarşısı, Quirinalis Tepesinin kısmen düzlenmesiyle forumun bir parçası gibi inşa edilmiştir.

Roma Tiraianus Forumu

Meydana, bir zafer kemerini andıran üç açıklığı bulunan bir kapıdan girilirdi.

İlk halinde kapının tepesinde İmparatoru Dacia’daki başarılı seferlerinden sonra, 6 atın çektiği bir arabada gösteren bir heykel gurubu vardı.

Meydanın ortasında Traianus’un at üzerindeki bir heykeli duruyordu.

Meydanın ardında, tipik bazilika planının aksine, girişleri kısa yerine uzun yanlarda olacak şekilde enine yerleştirilmiş Ulpia Bazilikası vardı.

Bu bazilikanın içinde, beklendiği gibi, nef ile iki yan koridor bulunuyordu.

Ancak, her iki kısa uçta apsislerin kullanımı sıra dışıydı.

Kuzey apsiste bir özgürlük heykeli dururdu.

Köleler burada azat edilirdi.

Güney apsis imparatorluk kültüne adanmış olabilir.

Bunun ötesinde biri Latince, diğeri Yunanca eserlere adanmış iki kütüphane vardı.

Bunların ortasındaysa olağanüstü Traianus Sütunu ve onun ötesinde de İlahi Traianus Tapınağı bulunuyordu.

Roma Tiraianus Çarşısı

TRİANUS ÇARŞISI-MERCATİ TRAİANİ:

Kaidesindeki yazıta göre: “Traianus Sütununun yüksekliği, Forum ile yanındaki Trianus çarşısı için Quirinalis Tepesinden çıkarılan toprağın derinliğine eşitmiş.”

En azından 6 katlı olan bu büyük ticaret kompleksi, tepenin oyulan bölgesinin en derin kısmında, forum meydanındaki kuzey ekoylumun hemen kuzeyinde ve ondan fiziksel olarak ayrı konumdaydı.

170’ten fazla odası ve holünün, geleneksel olarak gıda ticareti ve hükümet faaliyetlerine ayrılmış dükkan ve ofisler olduğu kabul edilmiştir.

Roma Tiraianus Çarşısı

Satılan gıdalar arasında biber (üçüncü kat boyunca dolanan sokağın adı da buradan gelir, Via Biberatica) ve balık (balık tankları bulunmuştur) da vardır.

Via Biberatica’dan girilen geniş bazilika tipi hol, Roma mimari devriminin önemli eserlerinden biri kabul edilir.

Roma Tiraianus Çarşısı

Betondan yapılmış bu bina, asma pencereleri uzun nef ile bunu kesen ve sütunlar üzerinde duran 7 tonoz (çapraz tonoz) gibi imparatorluğun ileri dönemlerindeki dev hamam yapılarında tekrar ortaya çıkacak öğelere sahiptir.

Roma Tiarianus Çarşısı

Nefin her iki yanında iki kat dükkan vardı.

Karmaşık, asimetrik, çok katlı planıyla çarşı holü, hatta bütün kompleks Traianus Forumunun çağdaş ama tutucu şekilde Augustusçu tasarımıyla tezat oluşturur.

Her iki yaklaşım da başkentteki imparatorluk mimarisinde kendi değerine sahipti.

Roma Tiarianus Hamamı

TRAİANUS HAMAMI-THERMA TRAİANİ:

Halk hamamları bir Roma kentinin vazgeçilmez unsurlarındandı.

Büyük nüfusa sahip başkentte hamamlara sıkça rastlanırdı.

Betonun özellikleri sayesinde tonozlarla dev alanların kaplanması yoluyla çok büyük olabiliyorlardı.

 

Roma Tiarianus Hamamı

Cömertliklerini kanıtlamak isteyen geç imparatorluk dönemi imparatorları, genellikle hem bir kamusal hizmet sunmak, hem de imparatorluğun ihtişamını sergilemek için hamam komplekslerini tercih etmişlerdir.

Traianus hamamı, hamam komplekslerinin anıtsallaşması yönünde önemli bir adımdır.

Halk hamamlarının farklı ısıda odalar ve bir soğuk su havuzu gibi ilkeleri zaten Cumhuriyet’te belirlenmişti.

İmparatorluk başkentlerindeki daha eski hamamların, özellikle de Titus’unkilerin tasarımına uymakla beraber, Trianus’un hamam binası Titus’unkinin 3 katı boyutlarındaydı ve yıkanma tesislerine ek olarak ders odaları, kütüphaneler, toplantı odaları ve bahçeler gibi çeşitli toplumsal ve dinlence amaçlı odalar içeriyordu.

Bu plan daha iyi korunmuş durumda olan Caracalla (211-216) ve Diocletianus (298-306) hamamları gibi bundan sonraki birkaç yüzyıl boyunca yapılan hamam komplekslerine örnek oluşturacaktı.

Oppius Tepesinde, Domus Aurea’nın kalıntılarının üzerine yapılan bir terasta inşa edilen hamamlar, Damascuslu Apollodorus’un eseriydi.

Hamam binası 250 x 210 metrelik geniş bir platformun ortasında yer alır.

Platformun doğu ve batı yanlarında küçük odalar dizilidir.

Aralarında ana binayı üç yandan kuşatan bahçeler vardır.

Kuzeyden girilen ana odalar bir kuzey-güney ekseninde, ikincil odalar da her iki yanda simetrik olarak dizilidir.

Girişten sonra, önce üç yanı kolonadlarla çevrili yüzme havuzuna ulaşılır.

Güneyinde iki ekoylum vardır.

Havuzun her iki yanında aynı boyda küçük odalar ve bir ihtimal frigidariumlar olabilecek nişli iki rotond bulunur.

Havuzu geçerek devam edildiğinde, bir merkezi hole (doğu ve batıda palaestralar yani spor yapılan dikdörtgen ve buna ekli bir yarım daireden oluşan avlular) daha sonra yıkanma odalarına ve son olarak da güneşten yararlanmak için en güneye yerleştirilmiş olan, dikdörtgen nişleri ve yarım daire apsisleri olan 3 tonozlu odadan oluşan caldarium’a ulaşılır.

Roma Constantinus Takı

KONSTANTİNUS KEMERİ-CONSTANTİNUS ZAFER TAKI-ARCH OF CONSTANTİNE

Roma şehrinde Collesseum ile Palatino Tepesi arasında, Via Triumphalis (zafer yürüyüş yolu) üzerinde yer alır.

Ortaçağ tarzının önemli bir imparatorluk anıtı üzerindeki en eski örneklerinden olan frizi nedeniyle, Constantinus Kemerine modern sanat tarihçilerince “ortaçağlara açılan kapı” nitelemesi yapılmıştır.

312-315 arasında Constantinus’un Maxentius karşısındaki zaferini ve Licinius ile ortak yönetimini kutlamak için yapılan kemerde, ortadaki en büyükleri olmak üzere üç kemerli açıklık vardır.

Roma Senatosu tarafından armağan olarak inşa edilmiş olup, zafer geçidi niteliğini taşır.

Yüksekliği 21 metre, genişliği 25.9 metre ve derinlik 7.4 metredir.

Kemer, heykelli süslemelerinin eklektik karışımıyla öne çıkar.

Panaller ikinci yüzyıl anıtlarından, diskler Hadrianus döneminden, dikdörtgen levhalar Marcus Aurelius döneminden alınarak, kemerin saçaklığına iliştirilmiştir.

Taş heykellerin ve mimari öğelerin böyle tekrar kullanımına spolia adı verilir.

Ortaçağlarda, harap veya bakımsız Yunan ve Roma yapıları yeni inşaatlar için mükemmel yapıl malzemesi kaynaklarıydı.

Spolia bazen süsleme amaçlı olarak kullanılırdı.

Ancak yan kemerlerin hemen üzerindeki frizler, Constantinus Kemeri ile çağdaştır.

Roma Constantinus Kemeri

Frizde, anıtın dört yanındaki iki panelde, Constantinus’un seferi, Milano’dan ayrılışından Verona kuşatmasına Milvius köprüsü savaşına ve Forum Romanum’da Roma halkına seslenişi ve para dağıtışına kadar anlatılmıştır.

İkinci yüzyıl heykelleri, hareket halindeki insan bedeninin görsel açıdan gerçekçi tasvirleriyle katıksız klasik tarzda iken, ortaya imparatoru yerleştiren friz, katı ve resmi bir düzene sahiptir.

Ayrıca, tıknaz beden tipleri kullanılmış ve insanlar bireyler yerine tipler olarak gösterilmiştir.

Rönesans’tan bu yana gözlemcilere, bir imparatorun (Batı Avrupa’da Rönesans’tan beri el üzerinde tutulan) klasik tarzı reddetmesi ve yerine daha geri bir ortaçağ tarzını tercih etmesi şaşırtıcı gelmiştir.

Çünkü gerçekten de bu ortaçağ tarzıdır ve yukarının onayı olmadan yapılmadığına da kuşku yoktur.

Neden?

Klasik tarzın çöküşü ve ortaçağ tarzının benimsenmesi Avrupa sanat tarihinde önemli bir andır.

Açıklama bariz değildir, ama dev imparatorluk içinde işlemekte olan pek çok etmene bağlı olmalıdır.

Bu değişim ani değildi, tam tersine Yunan-Roma sanatı ortaçağlar boyunca değişen derecelerde nüfuslu olmaya devam etmişti.

Anlaşıldığı kadarıyla sanat, imparatorun sağlam şekilde tepede olduğu, diğerlerinin kendi rütbe ve mesleklerinde sahip oldukları yeni bir hiyerarşik toplum görüşünü yansıtacak şekilde değiştiriyordu.

Bu frizler toplumsal gurupların statülerini görsel olarak açıklama görevini yerine getirir, görsel gerçekçilik artık aranan bir özellik değildir.

Evet devam eden süreçten söz etmek istiyorum. Orta çağda bu yapı, Frangipane ailesinin kalesine dahil edilmiştir. 1597 yılında Papa VIII Klement, tak üzerindeki mermer sütunlardan birini St John Lateran kilisesi için almıştır. 2024 yılında şiddetli bir fırtına sonucu, tak yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüştür, yapıdan bazı taş parçaları kopmuş, müdahale edilmiştir.