İngiltere Liverpool Albert Dock

İngiltere Liverpool Albert Dock

Merseyside bölgesinde, şehrin liman kısmında: Mersey nehri kıyısında bulunan bu bölüm: şehrin en önemli tarihi dokusunu oluşturmaktadır ve şehirde ilk görülmesi gereken yerlerden birisidir. Daha önce söz ettiğim gibi, buranın altından: Liverpool şehrinin iki yakasını birbirine bağlayan iki tüp geçit bulunmaktadır.

Albert Dock: geçmiş ve geleceğin bir arada yaşandığı, Liverpool rıhtım sisteminin geçmiş dönemden günümüze kalan bir parçasıdır. Mimar Jesse Hartley tarafından tasarlanan burası: 30 Nisan 1846 tarihinde Prens Albert tarafından açılmıştır.

Buradaki dökme demir, tuğla ve taş kullanılarak yapılan etkileyici binalar: dünyanın dört bir yanından gelen gemilerden indirilen şeker, pamuk, tütün ve diğer egzotik malların depolandığı yerlerdi ve 1000 ton kapasiteye kadar ulaşılıyordu.

Aynı zamanda: 19. yüzyılda Liverpool limanının büyüklüğünü simgeliyorlardı. Ancak: yeni buharlı gemileri karşılamak için yeterince derin su gerektiğinde, 1890 yılından itibaren bölgenin ticareti gerilemiş ve bu bölge zamanla kullanılmamaya başlanmış ve 1972 yılında kapatılmıştır.

Takip eden süreçte: Arrowcroft Gurubu ve Merseyside Development Corporation: zekice bir fikir geliştirerek, bölgeyi, eski ihtişamına uygun olarak restore ettiler ve 1980 yılında yeniden açtılar. Resmi açılış ise, 24 Nisan 1988 tarihinde, Prens Charles tarafından yapıldı.

Günümüzde: Albert Dock bölgesi: İngiltere’nin sınıf sınıf listelenmiş binalarının büyük bir gurubunun bulunduğu ve taban alanının 250 bin metre kare olduğu bir yer olarak önem kazanmaktadır. Bunlar içinde: mağazalar, kafeler, restoranlar, barlar, ofisler, televizyon stüdyoları, lüks daireler vardır.

Bu bölgede; Liverpool şehrinin zengin denizcilik mirasının görülebildiği “Merseyside Deniz Müzesi” bulunmaktadır ve yine aynı binada, köle gemilerin koşullarının sergilendiği “Kölelik Müzesi” bulunmaktadır. Bu müzelerde: Titanic ve Lusitania gemilerinin dramatik öykülerini keşfedebilir ve aynı zamanda: gümrüklerde yüzyıllar boyunca yapılan kaçakçılık hakkındaki objeleri görebileceğiniz “Kaçakçılık Müzesi” ni de gezebilirsiniz.

İngiltere Liverpool Albert Dock

 

“Liverpool Yaşam Müzesi”: Liverpool ve halkının tarihi izlerini sergilemektedir. Pop dünyasının en tanıdığı müzik gurubu olan Beatles ise: “Beatles Story” denilen yerde 60 yıldır yaşatılmaktadır.

Sanatseverler ise, “Tate Liverpool” u izlerler. Burada, modern sanatın, ulusal toplama yanında uluslar arası sanatçıların önemli eserlerinin bulunduğu sergileri de izleyebilirsiniz.

Bu bölge, 2012 yılında “Liverpool şehri Bölge Yıllık Turizm Ödülü” ne layık görülmüştür. Buraya ulaştığınızda, hemen sağda: büyük bir “Albert Dock” yazısı bulunan tabela göreceksiniz. 4 katlı binanın kiremit kaplı dış yüzeyi ilgi çekmektedir.

 

The Yellow Duckmarine

Bölgeye girdiğinizde ilk olarak bu ilginç durak karşınıza çıkacaktır.
Buradan hareket eden araç: bir tur otobüsüdür ve buradan hareket ederek şehirde bir tur atıyor ve sonra Mersey nehrine girerek, gezinin kalan kısmının su üzerinde sürdürüyor. Hatta: suya girerken, yolcularda ayrı bir heyecan dalgası oluşuyor.

 

Beatles Story

Albert Dock binasında, Gower Street adresindedir. Buranın hemen önünde “Welcome To Albert Dock” yazısını göreceksiniz.

Daha önce söylediğim gibi, Liverpool şehrini ziyaret edenler, şehirde “Beatles” müzik gurubu ile ilgili birçok obje göreceklerdir, çünkü: gurup ilk çıkışını bu şehirde yapmıştır. Beatles hayranları için, ilk durak olarak: “Beatles Story” olacaktır.

Hatta: Beatles hayranlarının: Beatles kültür ve müziğine ulaşım için bir yolculuğa çıkmak isterlerse, şehirde, Beatles izlerini takip edebilecekleri “Magical Mystery Tour” denilen otobüs yolculuğunun başlangıç noktası burası olacaktır.

Evet, buranın önünde sürekli bir kalabalık Beatles hayranı gençler topluluğu görebilirsiniz. Burayı ziyaret ederseniz: birkaç saat boyunca Beatles hakkında birçok şeyi öğrenebilirsiniz. Öte yandan: giriş kapısının hemen sağında bir kafeterya bulunuyor.

Ayrıca: hediyelik eşya satılan bölümde: Beatles simgesi bulunan çok sayıda hediyelik obje bulup satın alabilirsiniz. Liverpoollular, Beatles’ı gerçekten iyi satıyorlar, pazarlıyorlar.

Albert Dock gezdikten sonra, yürüyerek arka bölümde nehir kıyısındaki bu müzeye gidebilirsiniz.

 

MERSEYSİDE MARİTİME MUSEUM-DENİZCİLİK MÜZESİ

Merseyside bölgesi, Riverside Walk Albert Dock adresindedir.
Burada: denizcilik eserleri ve tarihsel sergiler bulunmaktadır. Özellikle: çocuklar açısından çok popüler olan, birçok önemli geminin orijinal ölçekli modelleri bulunmaktadır.

Buraya trenle ulaşmak isterseniz: Liverpool ana tren hattı istasyonunda trene binip, Lime Street istasyonunda inmeli ve yaklaşık 20 dakika yürümeniz gerekir.

Müzenin bulunduğu binada: 3. katta “Uluslar arası Kölelik Müzesi”, zemin katta: “Quayside kafe ve hediyelik eşya dükkanı”, 4. katta: Denizcilik Yemek Odaları” ve 1 ile 2. katlarda “Maritime Museum” bulunmaktadır.
Müzeler, hergün saat: 10.00-17.00 arasında ziyarete açıktır.

Önce: Maritime Museum’dan söz etmek istiyorum:

Müzede bulunan sergide: Maritime müzesinin geniş arşivlerindeki malzemeler de dahil olmak üzere uluslar arası öneme sahip objeler sergilenmektedir.
Müzenin daimi galerisinde: Titanik, Lusitania ve Unutulan İmparatoriçe bölümleri bulunur.

Bu galeride: müzenin birinci katında: tarihin en ünlü ve en trajik gemilerine ait 3 hikaye anlatılmaktadır. Onların isimleri: Titanic, Lusitania ve İrlandalı Empress dir. Bu üç gemi de, İngiltere’nin gurur sembolü olarak kabul edilirler ve Liverpool halkıyla güçlü bağlantıları bulunmaktadır.

 

Titanik

10 Nisan 1912 Çarşamba günü New York’a ulaşmak üzere hareket eden gemide 1316 yolcu ve 892 mürettebat bulunuyordu ve toplam 2208 kişi taşıyordu. Ancak: gemide yalnızca 20 filika bulunması ve bunların yalnızca gemidekilerin yarısını taşıyabilecek olması, en büyük düşüncesizlikti.14 Nisan 1912 Pazar gecesi, saat: 11.40’da gemi Newfoundland’ın güney doğusunda bir buz dağına çarptı ve 2 saat 40 dakikada battı ve 1500’den fazla insan öldü.

 

Lusitania

Lusitania ve benzeri Mauretania: Atlantik yolcu ticaretinde, Alman gemilerine İngiliz üstünlüğü sağlamak için, 1907 yılında, Liverpool şehrinin 700. kuruluş yıldönümü kutlamalarında hizmete girmişlerdi. Daha sonra ise, dünyanın en hızlı ve büyük gemisi olarak batana kadar hizmet vermiştir.

Lusitania’nın batışı: I. Dünya Savaşı sırasında (1914-1918) denizde yaşanan en korkunç olaylardan birisidir. 1915 yılında, Alman hükümeti, İngiliz sularında müttefik gemilerine saldırıda bulunacağını ilan etti.

Bu gemi: 1 Mayıs 1915 tarihinde, 1962 kişi ile birlikte, New York limanından hareket etti. Hatta, geminin hareketini izlemek üzere, New York şehrinde 200 bin insanın limana toplandığı söyleniyor.

Ancak: 7 Mayıs 1915 tarihinde, saat: 14.10’da, Güney İrlanda Kinsale yakınlarında, bir Alman U-20 denizaltısı tarafından torpillendi. Gemi 20 dakikada battı ve 1201 kişi öldü. Bu silahsız yolcu gemisinin batırılışı, uluslar arası camiada Almanlara karşı büyük öfke yarattı.

Ancak, Alman hükümeti, geminin askeri malzeme taşıdığını iddia etti ancak hukuksal zeminde bu görüş kabul edilmedi. Özellikle: geminin 404 kişilik mürettebatının Liverpool şehrinden olması, buradaki infiali arttırdı.

 

İrlanda Empress

Titanik faciasından sonra Liverpool şehri: başka bir trajedi yaşadı. Mayıs 1914 tarihinde İrlanda İmparatoriçesi olarak isimlendirilen bu gemi battı.

Bu gemi ve kardeşi olarak yapılan “İngiltere Empress” ile birlikte: özellikle Kanada ile Liverpool şehri arasında göçmen ticaretinin en büyük aracılığını yapmışlardır. Her iki gemi de: 1906 yılının Mayıs ve Haziran aylarında seferler düzenlemişlerdir. Ama: gerek daha hızlı olmaları ve gerekse daha rahat olmaları nedeniyle, aynı güzergahtaki rakiplerine göre daha popüler olmuşlardır.

29 Mayıs 1914 tarihinde, saat: 02.30 da, Kanada-Quebec şehri yakınlarında, St Lawrence nehrinde ilerlerken, kalın sis tabakası nedeniyle: Norveç bandıralı Collier Storstad gemisiyle, İrlanda İmparatoriçesi çarpışırlar ve gerek yolcular ve gerekse mürettebatın çoğunluğu uyurken olan bu kazanın sonucunda: 1000’den fazla kişi, kıyıdan 4 km. uzaklıkta hayatını kaybederler.

Evet: bu geminin batması, her zaman Titanic ve Lusiania felaketlerinin gölgesinde kalmıştır. Ancak: bu gemide, diğerlerine nazaran çoğunluğu Liverpool kökenli daha fazla yolcu ve mürettebat ölmüştür.

Evet: 1912-1915 yılları arasında, bu üç gemi battı. Özellikle: 1912 yılında “Titanic” yani “White Star” gemisinin batması, dünya çapında hüzün yarattı. Gemi her ne kadar Southampton orjinli ise de, gemi Liverpool limanından hareket ettiğinden, isminin altında “Liverpool” şehrinin ismi yazmaktaydı.

Öte yandan gemiyi yöneten şirketin merkez ofisi de, bu şehirdeydi.

Bu durum: Liverpool insanları ve limanı üzerinde büyük yıkıcı etki yaptı.

Günümüzde müzede: Titanik gemisinin üreticisi tarafından hazırlanan bir modeli bulunuyor. Ayrıca: yine müzede, Lusitania gemisinin batırılması nedeniyle savaş tazminatı olarak Almanlar tarafından verilen Cunard filosunun amiral gemisi “Berengaria” nın bir modeli bulunuyor. Ayrıca: müzede, her üç gemiden geriye kalan az sayıdaki objeler sergileniyor.
Müzede: Denizcilik Arşiv ve Kütüphanesinde: Titanik için hayatta kalan tek “birinci sınıf bileti” görülebilir.

 

RMS Berengaria modeli

Bu gemi: Hamburg-Amerika hattı için: 1913 yılında Almanya’da: İngiliz bandıralı gemiler: Olympic, Titanic, Lusitania ve Mauretania’ya rakip olarak inşa edilmiştir. 919 metre uzunluğunda ve 52 bin ton ağırlığındaki gemi: yapıldığı dönemde, dünya gemileri arasında, büyüklük bakımından en büyük gemi olma özelliğine sahiptir. Bu ölçüleri Titanik ile karşılaştırıldığında, gemi: Titanik gemisinden 40 metre daha uzun, 6 metre daha geniş ve 6 bin ton daha ağırdır.

Ancak: I.Dünya Savaşının ardından: Lusitania gemisine yedek olarak, Cunard Şirketi tarafından satın alınan gemi İngiltere’ye teslim edilmiştir. Cunard şirketi için ilk yolculuğunu 1920 yılında yapar ve Liverpool’dan New York’a hareket eder.

Uzun süre: Cunard filosunun amiral gemisi olarak seferlerini sürdüren gemi, son olarak 1938 yılında Atlantik okyanusunu geçmiştir. Barış zamanında Liverpool dok sistemine giren en büyük yolcu gemisi olarak tarihe geçmiştir.
Müzede: geminin 1:50 ölçekli bir modeli sergileniyor ve model: Cunard vapur şirketi tarafından müzeye bağışlanmıştır.

 

TATE LİVERPOOL MUSEUM

Albert Dock bölgesinde bulunan: Tate Gallery, Liverpool şehrinin en popüler galerilerinden birisidir. Albert Dock alanında: Beatles Story, Sarı Duckmarine ve Merseyside Maritime Müzesi gibi turistik mekanlara yakındır. Burada, yıl boyunca geçici sergiler düzenlenir ve ayrıca, kalıcı sergide modern sanatın muhteşem bir koleksiyonu bulunmaktadır. Tate, aynı zamanda geniş bir hediyelik eşya dükkanı ve saygın bir restorana sahiptir. Burayı ziyaret ederseniz: özellikle Picasso’nun “Ağlayan Kadın” isimli tablosunu görmenizi öneririm.

Şehrin en önemli iki müzesi, yan yana bulunuyor.

 

INTERNATİONAL SLAVERY MUSEUM-ULUSLAR ARASI KÖLELİK MÜZESİ

Bu müze: Maritime Museum binasının 3. katında bulunmaktadır. Müze, üç ana temalı galerilerden oluşmaktadır. Ancak, bu galerilerde görülen eserler ve objeler dışında: müzenin koleksiyonu geliştirmek için, hala yeni nesneler aranmakta ve bulunduğunda satın alınarak sergiye eklenmektedir.

 

Batı Afrika’da Yaşam

Müzenin birinci ana bölümünde: Batı Afrika’da hayat, insan, kültür ve uygarlıkların doğum yeri olarak kıta” tanıtılıyor. Bu galeri: Avrupalıların gelişi ve köle ticareti başlamadan önce Afrika kültürünü yansıtmaktadır. Bu galeride sergilenen nesneler: müzik aletleri, maskeler, heykel figürleri vs. dir. Bunlar: Afrika sanat formlarını içerir.

Köleleştirme ve Orta Bölüm

Burası, müzenin ikinci galerisidir. Köleleştirilmiş Afrikalıların Amerikan tarlalarında çalıştırılmaları ve devamındaki dönemi kapsamaktadır. Bu galeride: Amerika’daki yaşamla ilgili görsel ve işitsel bilgiler verilmektedir.

Köle gemileri: üçgen köle ticaret yolunda: sıkışık ve iğrenç koşullarda, Atlantik boyunca, 8-10 haftalık yolculuklar sonucu köleleri Amerika’ya taşımıştır. Bu yolculuklarda, köleleştirilmiş Afrikalıların büyük bölümü: hastalıklardan öldü veya intihar ettiler.

Afrikalı erkek, kadın ve çocuklara: Avrupalı ekipler tarafından hayvanlar gibi muamele yapıldı ve Amerika’ya vardıklarında, insanlık dışı muamelelere tabi tutuldular. Bu galeride: o gemilerde yaşanan yolculuk hakkında, 2 dakikalık bir animasyon yapılmaktadır. Bu galerinin bir başka özelliği de: 1800 yılında St Kitts şeker plantasyonunda yaşanan sahneleri içeren bir modelin bulunmasıdır.

 

Legacy-Miras Galerisi

Bu galeride: kölelik ticaretinin kaldırılmasının ardından: Afrika insanlarının Amerikan kültürü içinde karşılaştıkları ırkçılık ve ayrımcılık üzerine; Amerika ve Avrupa’da yapılan uygulamalar görülmektedir. Bunların başında: isyanlar ve 20.yüzyıl siyahi liderleri ve özellikle Martin Luther King ve Kara Panter Partisinin yükselişi gibi hareketlere ait filmler görülüyor.

Müzik masasında ise: Afrika müziğinden etkilenen caz, blues gibi müzik türleri ve 300’den fazla şarkı dinleyebilirsiniz.

“Siyah Achievers Duvar” galerisinde ise: Afrikalı ilham verici ünlü insanların yaptıkları anımsanmaktadır. Duvarın ünlü yüzleri arasında: Olimpiyat altın madalyalı Kelly Holmes, Martin Luther King Jr, Muhammed Ali, Oprah Winfrey ve Kırım Savaşının unutulmuş kahramanı Mary Seacole bulunmaktadır.

Bu duvarın bir özelliği de şudur: duvara resminin eklenmesi istenilen unutulmuş siyahi yüzler varsa: bunu “Kölelik Müzesi” idaresine e-posta göndererek bildiriyorsunuz ve yapılacak inceleme sonucu uygun bulunursa, gönderdiğiniz yeni yüz, duvara ekleniyor.

İngiltere Liverpool Albert Dock Özgürlük Heykeli

Özgürlük Heykeli

Haitili bir gurup sanatçı tarafından yapılan bu heykel: özgürlük ve insan hakları için yapılan mücadeleyi temsil etmektedir. Heykel: köle ticaretinin kaldırılmasının 200. yılı anısına, 2007 yılında yapılmış ve buraya konulmuştur.

Evet: İngiliz Parlamentosu, köleliği 200 yıl önce kaldırmasına rağmen: günümüzde hala, küresel eşitsizlik devam etmektedir. Özellikle: Haiti ve benzeri yerlerde, milyonlarca yoksul insan, hala sağlıksız ve tehlikeli çalışma koşullarında, yaşamak durumundadırlar.

Haiti: ilk başarılı köle isyanı sonucu ilk siyah cumhuriyetin kurulduğu yer olarak önemlidir. Ancak: Haiti: BM kayıtlarına göre: nüfusunun % 70’lik bölümünün yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir yer olarak bilinmektedir.

Yani: batı yarımkürenin en yoksul ve işsizlik olan ülkesidir.

Bu konuda, Ronald Cadet’in bir sözü var ki, durumu en iyi şekilde anlatmaktadır: “ İnsanların artık kol ve bacakları üzerinde zincirleri yok, ama sorunlar devam ediyor. Yeterli gıda, barınma ve eğitim imkanları, özgür bir ülkede yaşasalar da insanların en büyük sıkıntılarıdır. Günümüzde, bu insanların zincirleri zihinlerindedir.”

Evet, bu heykel: İngiltere’de birinci turuna başlamadan önce, 18 Mart 2007 tarihinde burada sergilenmiştir. Daha sonra ise, ülkenin başta Londra olmak üzere, birçok şehrinde sergilenerek, halkın konuya ilgisi çekilmeye çalışılmıştır. 23 Ağustos 2007 tarihinde ise: 1791 yılında Haiti köle ayaklanmasının yıldönümü anısına, bu müzenin daimi sergisine yerleştirilmiştir.

 

H.M.GÜMRÜK VE VERGİ MÜZESİ

Liverpool şehri, yıllar içinde çok etkili bir liman olarak kullanılmıştır. Bu müzede: 400 yıllık geçmişte, kaçakçılık hakkında her türlü bilgi ve obje bulunmaktadır. Müzede, biraz önce söylediğim gibi, 400 yıllık geçmişte yaşanan, çeşitli kaçakçılık hikayeleri anlatılıyor.
Müze her gün saat: 10.00’da ziyarete açılmaktadır.

Hatta: çeşitli aktiviteler de bulunuyor ki, bunlar arasında en ilgi çekeni: bir kaçakçı ile bir şüpheli paket ve eşleştirmedir.

Buradan çıkınca: sahil boyunda kuzey ve güney yönüne ilerleyebilirsiniz. Sahili takip ederek, önce güneye ilerleyin ve oradaki yapıları görün. Daha sonra geriye dönün ve kuzeydeki yapıları gezebilirsiniz.

 

PUMP HAUSE-CHİMNEY

Müze binasının hemen önündeki, uzun kuleli bu bina ilgi çekmektedir.

Sahilin Güney Bölümü

LİVERPOOL ECHO ARENA, CAPİTAL CULTURE

Binanın hemen önünde: otopark bölümünde, John Lennon heykeli görülüyor.

LİNGUAVERSE

Qubec Quary bölgesindedir.

Sahilin kuzey bölümü

 

NEW MUSEUM OF LİVERPOOL

Mann Island caddesi üzerinde bulunan müzenin kapısında “Museum of Liverpool” yazısını hemen görebilirsiniz. Müzenin bulunduğu bina, ilginç görünüm veriyor. Müzenin hemen yanında: nehir kıyısında, güzel bir manzara izleyebilirsiniz. Burada: ağaçlar ve altında banklar var. Buradaki banklara oturarak mutlaka çevreyi ve muhteşem manzarayı izleyiniz.
Evet rıhtım bölümünde bulunan bu müze: 20 Temmuz 2011 tarihinde açılan yeni müze binası: gayet modern bir binadır. Renkli duvarları ile dikkat çeker.

Müzenin bölümleri
Mağaza

Her müzede olduğu gibi, burada da çeşitli hediyelik eşyaların satıldığı bir mağaza bulunuyor.

Hands of –Elle yapılan aktiviteler bölümü

Saat: 10.00-10.45 arasında açık olan bu bölümde: küçük ziyaretçiler, ebeveynlerinin kontrolünde yapılan etkinliklere katılabilmektedirler. Burada: bebekler için şarkı, hikaye ve oyun oturumları yapılıyor.

 

Our Irish Community-İrlandalı Topluluk

Yetişkinler için olan bu bölüm, her gün saat: 11.30 da faaliyettedir. Liverpool şehrindeki İrlandalı toplulukların: kent kimliği içinde nasıl şekillendikleri, burada anlatılmaktadır. Bu İrlandalıların şehre gelmesinde etken olan büyük açlık ve kitlesel göçler, burada ifade ediliyor.

 

Untold-Anlatılmamış Öyküler

Avrupa’da en eski siyah ve etnik azınlık topluluklarının fotoğrafları, çok nadir olarak I.Dünya savaşından itibaren görülmeye başlanmıştır. Bu müze: onların I.Dünya Savaşında: aile geçmişlerini araştırmaya ve yerel siyahi aileleri teşvik etmeyi amaçlayan bir proje başlatmıştır. Bu proje ile, arşivlerde: araştırma ve anıların toplanması
amaçlanmıştır.

Buradan rıhtım boyunca kuzeye ilerlediğinizde, şehrin “Pier Head” denilen bölümüne ulaşacaksınız.

Erzurum Hınıs

Erzurum Hınıs

Erzurum Hınıs, Erzurum arası uzaklık 148 km. dir. Hınıs, Muş arasındaki uzaklık 110 km. Hınıs, Varto arası uzaklık: 44 km. Hınıs, Köprüköy arası uzaklık: 91 km. Hınıs, Horasan arası uzaklık: 115 km.

TARİHİ

Yerleşim yeri, tarihi süreç içinde, çeşitli medeniyetler arasında sürekli el değiştirerek sınır karakolu görevi görmüştür.

İlk yerleşim yeri, Hınıs çayı vadisi ile Hınıs kalesi arasındaki Dere mahallesidir. Bu Hınıs vadisinde: 1734 yılında Muş Beylerinden Alaeddin Bey tarafından yaptırılmış Hınıs Ulu Cami, Hınıs kalesi ve kalıntıları ile eski mesken yıkıntıları bulunmaktadır.

Yörenin ismi, 1910 yılı öncesinde Safevi döneminden önce yaşamış bir kavime ait yazıta göre “Kıns” dır. Daha sonra Hınıs olmuştur. Kelime anlamı “Kale” demektir.

1877-1878 Osmanlı Rus savaş sırasında, 2 Kasım 1877 tarihinde Hınıs Ruslar ve onları destekleyen Ermeniler tarafından işgal edilir.

1’nci Dünya Savaşı sırasında ise, Rus ordusuna gönüllü olarak destek olan Ermeni İntikam Taburu tarafından, yöre, 15 Ocak 1916 tarihinde yeniden işgal edilmiştir. İsme bakın “İNTİKAM TABURU” zaten ismi bile bunların bu yörede yaptıkları katliam ve vahşetin başlıca belgesidir, ama ne yazık ki, bu vahşet gündeme gelmiyor. Evet devam edelim. Yüzyıllarca hoşgörü altında bölgede yaşayan Ermeniler, bu işgalle birlikte, bölgedeki Müslüman halka büyük işkence yapmış ve büyük bir soykırım yaşanmıştır. Bütün bunlar sonrasında Ermeni tehciri kararının çıkmasına sebep olmuştur.

14 Mart 1918 tarihinde Hınıs Ermenilerden kurtarılmıştır. Bu tarih yani 14 MART tarihi her yıl Hınıs’ın Ermeni mezaliminden kurtuluşu olarak coşku ile kutlanmaktadır.

Osmanlı döneminde il statüsündeki Hınıs, Şeyh Said isyanından sonra ilçe statüsüne dönüştürülmüştür.

Hınıs’ın tarihinden söz ederken, depremlerden de söz etmek gerekir. 1949 ve 1966 yıllarında bölgede iki büyük deprem yaşanmıştır. Bu depremlerde çok sayıda insan ölmüş, yine birçok insan yaralanmış ve hasar olmuştur. Depremler, Hınıs’ta neredeyse bütün yapıları etkilemiştir. 1966 yılındaki depremden sonra Dere Mahallesi ve Bahçe Mahallelerinde bulunan Hınıs merkezi, Yukarıkayaşı ve Yenikent Mahallelerine taşınmıştır.

Erzurum Hınıs

GENEL

Yerleşim yeri, engebeli ve çevresi dağlarla kaplı bir ova üzerine kurulmuştur. Bölgenin çevresi yüksek dağlarla çevrilidir. Ortalama rakım 1650 metredir. Tarım alanları azdır. Arazi genellikle çıplaktır. Yörenin doğal kaynak suları meşhurdur. Yöredeki insanların ekonomik etkinlikleri genellikle tarım ve hayvancılıktır. Bölgede çok sert kara iklimi görülür. Evet, buranın en büyük özelliklerinden birisi de deprem kuşağında olmasıdır. Bölgede üç büyük deprem meydana gelmiştir. (1949, 1966, 1992)

Erzurum Hınıs Şeker Fasulyesi

HINIS ŞEKER FASULYESİ

Buralara yolunuz düşerse “Hınıs Şeker Fasulyesi” denemelisiniz. Eylül sonu ile Ekim ayı başında hasat edilir. Pişirme süresi oldukça kısadır. Lezzet ve aroması, yöreye hastır. Gaz oranı sıfır denecek kadar azdır. Mide şişkinliği yapmaz, bence mutlaka deneyin.

Erzurum Hınıs Meslek Yüksek Okulu

HINIS MESLEK YÜKSEK OKULU

Erzurum Atatürk Üniversitesine bağlıdır. Okulda Çocuk gelişimi programı, Gıda kalite kontrol ve analizi, Laboratuvar Veterinek sağlık, muhasebe ve vergi uygulamaları, sağlık kurumları işletmeciliği, su ürünleri bölümleri bulunur. Ayrıca 2016 yılında, 50 yataklı kız öğrenci yurdu açılmıştır.

HINIS GENÇLİK MERKEZİ

2018 yılında açılmıştır. Yenikent Mahallesi Cumhuriyet Caddesindedir.  Merkez içinde: Yaşar Kemal Kütüphanesi, İdil Biret Müzik Atölyesi, Şeker Ahmet Paşa Resim Atölyesi, bilişim-yazılım ve robot atölyesi, yabancı dil eğitim sınıfı, Muhsin Ertuğrul Tiyatro Atölyesi, çok amaçlı konferans salonu bulunmaktadır.

Erzurum Hınıs

GEZİLECEK YERLER

Erzurum Hınıs Kanyonları

HINIS KANYONLARI

İlçe merkezine bağlı Bahçe Mahallesi ve Kayabaşı Mahalleleri arasında bulunan ve Bahçe Mahallesi ile Sarılı Mahallelerini, ilçe merkezinden ayıran bir kanyondur.

Kanyonların bulunduğu Kilisederesi Mahallesinin ismi, burada daha önce bulunan iki tane kiliseden gelir. Buranın günümüzdeki ismi “Köprübaşı Mahallesi” dir. Çünkü buradaki kiliseler yıkılmıştır, sadece bir tanesinin kalıntıları vardır.

Erzurum Hınıs Kanyonları

Tekne tipi kanyon özelliğindedir. Dünyanın bozulmamış ve bakir kalan kanyonlarından biridir. Bu kanyonlar, akarsuların ve rüzgarların aşındırmasıyla oluşmuş, doğa harikasıdır. Kanyon 7 km uzunluğundadır. Kanyonun içinden geçen Hınıs çayı, suyu yüksek olduğu dönemlerde rafting, dağcılık ve kanyon tutkunları için olumlu şartlar sunar. Hınıs çayı etrafında, birçok kuş türü barınıyor. Kanyonda: Ermenilerden kalma bir kilise ve Ulu Cami bulunmaktadır. Bir yanında Hınıs kalesi bulunur.

Erzurum Hınıs Ulu Camii

HINIS ULU CAMİİ

Hınıs Ulu Camii, Eski Hınıs mevkiinde, Dere Mahallesinde, bir derenin batı kıyısındadır.

Kitabesi yoktur. Kitabe yeri boş bırakılmıştır. Muş Beylerinden Alaaddin Bey tarafından 1734 yılında yaptırılmıştır. Cami kare planlıdır ve tamamen kesme taştan yapılmıştır.  Ölçüleri 11.70 x 11 metredir. Yapının son cemaat yeri yoktur. Harim küçük bir kubbeyle örtülüdür. Çok kubbeli ulu camiler plan düzeninde ele alınmıştır. Merkezde bulunan ve dört sütun üzerine oturan kubbe, dışarıya pramidal külahlı sekizgen kasnak formunda yansıtılmıştır. Beden duvarlarının ve örtülerin inşa malzemesi andezit tüf taşıdır.

Doğu cephesinin alt hizasında, beden duvarı içerisine açılmış dikdörtgen formlu ve yuvarlak kemer alınlıklı üç pencere bulunur. Güney cephe, üst hizada küçük ölçülerde açılmış iki adet pencere açıklığı ile dikkati çeker. Pencere açıklığına yer verilmemiş olan batı cephe, sağır duvar görünümündedir.

Giriş kapısı taç kapı formunda düzenlenmiştir. İki kademeli sivri kemerin çevrelediği dikdörtgen biçimindedir. Kemer alınlığında yer alan kitabeliğin içi boş bırakılmış olup kırmızı boyalıdır. Giriş kapısının sağında ve solunda, yuvarlak kemer alınlıklı ve dikdörtgen forumlu birer pencere bulunur.

Minare: Caminin kuzeybatı köşesindedir ve silindirik gövdelidir. Minarenin gövdesinin ortasında yer alan ve celi sülüs hatla yazılmış olan kitabede “ Yakup Şevket ismi ve sene 72…” yazısı okunabilmektedir. Bu kitabeden yapının ustasının Yakup Şevket olduğu düşünülür.

Minare şerefesinin alt kısmında, minare gövdesi üzerinde bulunan, kazıma tekniğiyle işlenmiş bir kitabe dikkat çeker.

Erzurum Hınıs Ulu Camii

Eski Hınıs’ın yeni yerine taşınmasından sonra cami terk edilmiş ve bakımsız kalmıştır. 1970 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

Son bir not: Ne kadar doğru bilemem, bunun doğruluğunu teyit etmek resmi makamlara kalmış bir bilgi: Bitlis Güroymak ilçesinde tesadüfen bulunan Mirza Paşa oğlu Abdurrahman Paşa’ya ait bir mezar taşı üzerinde yer alan bilgiler irdelendiğinde, Hınıs Ulu Camisini yaptıranla ilgili farklı bilgiler açığa çıkmıştır.

Aslında bu caminin Osmanlı merkezi hükümeti tarafından atanan Murat Paşa oğlu Mirza Paşa tarafından yaptırıldığı tespit edilmiştir. Yapım tarihi olarak: tam olarak bilinmese de muhtemelen 1804-1808 yılları arasındadır. Çünkü Mirza Paşa, 1804 yılında atanmıştır. 1808 yılında ise cami için imam talebinde bulunulmuştur.

Ayrıca bu belgelerde, Alaaddin Bey’in 1734 yılında Muş Beylerbeyi olmadığı anlaşılmıştır. Hınıs, 1800’lü yılların başında Muş Beyleri tarafından idare ediliyormuş. Ayrıca bu caminin mescit olarak yapıldığı, cemaatin Cuma namazında, ramazan ve kurban bayramlarında namaz kılacak yer bulamaması nedeniyle mescidin camiye çevrildiği anlaşılmıştır.

 

HINIS KALESİ

Hınıs deresinin batısında, tarihi Hınıs Şehrinin asıl kurulduğu alana hakim bir yerdedir.

Yüksek ve dağlık bir tepede inşa edilmiştir.

Kitabesi yoktur. Bu yüzden kalenin ilk kuruluş evresi konusunda kesin bir bilgi ya da belgeler yoktur. Ancak Evliya Çelebinin yazıları esas alındığında: kalenin Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın amcası tarafından yaptırıldığı anlaşılır. Ayrıca, bölgenin hakimiyetinin Osmanlılara geçmesiyle, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde kalenin tahkim edildiği yazılıdır. Evliya Çelebi, ayrıca kalede: 7 cami, 1 han ve 1 hamam bulunduğunu ifade etmiştir.

Merkezde bulunmasına rağmen, Hınıs kalesi harap bir durumdadır. Bir iç ve dış kaleden oluştuğu anlaşılmaktadır. Günümüze iç kalenin son onarımlarla ayakta durmaya çalışan güney doğu duvarı ile vadinin kuzey ve güney kayalıkları üzerindeki dış kale sur kalıntıları gelebilmiştir. İç kalenin diğer duvarları tamamen yıkılmış ve yöredeki insanlar tarafından ev yapımında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla iç kalenin bulunduğu bölge, ev ve ahırlarla doldurulmuştur. Ayakta kalan sur duvarı, iç kalenin köşelerden yarım daire kesitli takviye kuleleriyle desteklenen düzgün kesme taş duvarlara sahip olduğu hissini verir. Dış kale surlarının batı, doğu ve kuzeyden kaleyi kuşattığı, doğal kayalıklar üzerindeki duvar kalıntılarından anlaşılır.

Hınıs Ulu Camii ve yanındaki medrese kalıntısı ise, çevredeki eski yerleşim izleri de bu dış surlarla kuşatılmıştır. Dış kale surları içindeki bu kalıntıların bulunduğu yer, Eski Hınıs diye bilinir. Kale, günümüzde harap haldedir.

 

HINIS KİLİSESİ

“Kilise deresi” adlı mevkide bulunmaktadır.

Kilise plan düzeni ve duvar tekniği bakımından 11 ile 12’nci yüzyılda yaptırılmış olmalıdır. Haç planlı olarak yapıldığı bilinen kilise, bugün tamamen yıkılmıştır.

19’ncu yüzyıl başlarında bu mevkide, Aziz Astvatsatsin kilisesine bağlı bir Ermeni Katolik okulu bulunuyordu. Burada 100 öğrenci ve 4 öğretmenle eğitim veriliyordu. Çağın şartlarına göre üniversite seviyesinde bir okuldu. Okulun binası “United Company” tarafından taş malzeme ile inşa ettirilmişti. Ermeni tehcirlerinden sonra bina atıl kalmış ve günümüzde yıkık durumdadır.

 

KOLHİSAR CAMİ VE MEDRESESİ

İlçe merkezine bağlı Kolhisar Köyündedir.

19’ncu yüzyılda Şeyh Mahmut El Feyzi tarafından inşa edilmiştir.  20’nci yüzyılın başlarında oğlu Şeyh Said tarafından genişletilmiştir. Medrese 3 kez yıkılmıştır. Şu anki hali 1966 yılındaki depremden sonra yaptırılmıştır. Ancak medresenin içindeki iki mihrap, yüzyıllıktır.

 

GÜLLÜÇİMEN (PEYİK) KAYA KİLİSESİ

İlçe merkezinin yaklaşık 4 km batısında bulunan Güllüçimen köyünün 300-400 metre güneybatısındadır.   

Yörenin Bizans hakimiyetinde olduğu sırada yapıldığı tahmin edilen kayaya oyma şapelin, işleniş tarzı, Ihlara vadisindeki Kaya kiliseleri akla getirir. Doğu-Batı doğrultusunda oyulmuş, batıda bir giriş, doğuda da yarım yuvarlak apsisten oluşan tek nefli şapelin, batıdaki girişi yıkılmış durumdadır.

 

GARMURAK

İlçe merkezine bağlı Bahçe mahallesinde, Tencere deresinin üstündedir. İlçe merkezine yaklaşık 4-5 km uzaklıktadır.

Hınıs’ın merkezi Dere Mahallesi iken, burada zengin Ermenilerin yayla evleri bulunuyormuş. Zengin Ermeniler, yazın sıcak günlerinde Garmurak’a gelerek, tam iki derenin kesiştiği yerin üst tarafında kalırlarmış. Burada günümüzde eskiden kalma harabeler, kalıntılar bulunmaktadır. Harabeler dışında, kayaların oyulması sonucu meydana getirilmiş, birkaç tane erzak ve su deposu bulunur. Bunların dışında yöreye ait en önemli olay: burada bir tapınak varmış. Bu tapınak, dikili bir kaya şeklindeymiş. Ermenilerce kutsal sayılıyormuş. Günümüzde bu dikili kayadan hiçbir kalıntı yoktur. Çünkü Ermeniler, Hınıs’ı terk ettiklerinde bu dikili kaya, Bahçe Mahallesinde oturanlar tarafından günlerce kazma ve baltalarla kırılıp dereye atılmıştır.

Günümüzde mesire alanı olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda define arayıcıları tarafından delik deşik edilmiş durumdadır.

 

HAZAL HATUN TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı Yeşilova köyünde Cevizlidere Mahallindedir.

Seyyid Ömer Halil’in Erence köyü yakınlarında şehit düştüğünü işiten kardeşi Hazal Hatun: Erence tepesine doğru koşarken, tepeden aşağıya düşer, saç telleri kuvvetli rüzgarın etkisiyle dereye doğru sürüklenmiş ve saç tellerinin tutunup kaldıkları yerlerde ceviz ağaçları bitmiştir. 200 kadar ceviz ağacı ve türbelerin bulunduğu yer ziyaretgahtır. Ağaçlar kutsal kabul edildiğinden, burada yetişen cevizler yenmez ve saklanır. Ağaçların kuruyan dalları ve yapraklarına, felaket getirir anlayışı ile dokunulmaz, bunlar yakılmaz. Türbenin içinde, iki kabir vardır ve boyu dört metredir. Kendisi İslam ordularına katılarak kardeşleriyle birlikte bölgeye gelmiştir.

 

GÜRÇAYIR KÖYÜ ESKİ BİR KONAK KALINTISI

İlçe merkezinin yaklaşık 10 km doğusundaki Gürçayır köyünde, 19’ncu yüzyıldan kalma, eski bir konak vardır.

Son yıllardaki onarım ve değişikliklerle orijinalliğinden uzaklaşan konak, yöre halkına göre, köyde yaşayan Ermeni asıllı bir ağa tarafından yaptırılmıştır. Konaktan günümüze sadece bitkisel motiflerle ve kuş figürleriyle süslü ocak taşı bulunan oda ve kırlangıç kubbe örtülü tandır evi orijinal olarak gelebilmiştir. Bu köyde bulunduğu söylenen, kilise mevkiinde yer alması gereken kilisenin yakın tarihlere kadar, ayakta olduğu, ancak sonradan yıkılarak taşlarının köydeki evlerin inşaatı için kullanıldığı, oturduğu alanın ise tarla olarak değerlendirildiği ifade edilmektedir. Bu tarlaya hala “Kilise” denmektedir.

Erzurum Hınıs Seyyid Ömer Halil Türbesi

SEYYİD ÖMER HALİL TÜRBESİ

İlçe merkezine 20 km doğusunda Erence köyündedir.

Aslında birbirine 6 metre uzaklıktaki iki ayrı mezar, yöre halkı tarafından ashaptan olan kişilere ait olduğu düşüncesiyle kutsal sayılmış ve buraya dikdörtgen planlı, düzgün kesme taşlardan örülmüş bir türbe inşa edilmiştir.

2,60 x 7,60 metre ölçülerinde 60 cm duvar kalınlığına sahip, günümüzde üst örtüsü tamamen yıkılan ve duvarları da harap vaziyette olan türbenin, son yıllarda duvarlarının yenilendiği anlaşılır. Türbe, Sarıkamış eski mezarlıkta bulunan 18’nci yüzyıldan kalma, dikdörtgen planlı içten beşik tonoz, dıştan semerdam örtülü türbeyle benzerlik gösterir. Mimari değer taşımayan yapının içerisindeki mezar taşları da orijinal özelliklerini yitirmiştir. Evet, türbede mefdun Seyit Ömer Halil, Peygamberimizin sakası yani su taşıyıcısıdır. 615 yılında, İslam ordularıyla birlikte Erzurum’da meftun bulunan Abdurrahman Gazi ile birlikte yöreye gelmiş ve burada şehit olmuştur.

 

KALECİK KALESİ

İlçe merkezine 20 km uzaklıktaki, eski bir yerleşim yeri olan Kalecik köyündedir.

Kale, iki vadinin sınırladığı yüksek bir tepededir. Define avcılarının temellerine kadar kazdığı kaleden, günümüze duvar temellerine ait çevreye saçılmış durumda büyük blok taşlar gelebilmiştir. Mevcut kalıntılara bakarak kalenin tarihi ve kim tarafından yapıldığı belli olmamaktadır. Ancak Hınıs çevresi, Urartu Krallığı döneminde, batı yolu olan ve Erciş’ten başlayıp Muş-Bingöl üzerinden Malatya’ya uzanan yol güzergahı üzerindeydi.

 

KAZANCI (KURT) KALESİ

İlçe merkezinin 22 km kuzeybatısında Kazancı Mahallesinin yaklaşık 1 km uzağındadır.

Kale, 2650 metre rakımlı tepededir. Doğu Anadolu’nun en yüksek kalelerinden biridir. Kalenin bulunduğu tepe kısmen düzleştirilmiş ve kısmen de doğal yapısına uygun olarak inşa edilmiştir. Sur duvarlarının 2 metreye varan kısmı, günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Sur duvarları ve iç mekan yapılan taşlar: harçsız ve kuru duvar tekniğiyle yapılmıştır. Kale yapısal özelliği ile bölgedeki Tunç Çağı kalelerine benzer özellikler gösterir. Yani Tunç çağına tarihlenir, ama ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez. 1990 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Erzurum Hınıs Hamurpet (Akdoğan) Gölü

HAMURPET (AKDOĞAN) GÖLÜ

İlçenin doğusunda, ilçe merkezine 34 km uzaklıktadır. Aslen Muş Varto ilçesine bağlı olsa da buradan da gidilebilmektedir.

2200 metre rakımda, birbirine bağlantısı olan 2 gölden (Büyük Akdoğan ve Küçük Akdoğan gölleri) oluşmaktadır.

Büyük Akdoğan gölü, Karaçoban ilçesinin güneybatısında bulunan Göztepe ve Akdoğan Dağlarının batı yamacındadır. Deniz seviyesinden 2153 metre yüksekte olan gölün derinliği 21 metredir. Gölün her tarafı dik kayalar ile çevrilidir. Derinliği Küçük Akdoğan gölünden daha az olduğu için rengi yeşildir. Küçük Akdoğan gölü, Büyük Akdoğan gölünün güneyindedir. Derinliği nedeniyle gölün rengi mavidir. Dibinden Büyük Akdoğan gölüne doğru akıntısı vardır. Her iki gölün de suyu tatlıdır. Alan fauna bakımından ziyade, doğal yapısı ve tabii güzellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Sulak alan bir çukur içerisinde olduğundan, kıyı kesimi düzlükten oluşmaz. Kıyıdan itibaren yükselti başlar. Düzlük kıyılarda az miktarda sazlıklar gelişmiştir. Göl çevresinde meşe ve ardıç ağaçları göle kadar inmektedir.

Gölde bol miktarda aynalı sazan balığı, ördek, kaz, turna ve kunduz bulunur.

Erzurum ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Bayburt Demirözü

Bayburt Demirözü

Demirözü, Bayburt iline 30 km uzaklıktadır. Demirözü, Gümüşhane arası: 66 km. Demirözü, Erzincan arası: 91 km. Demirözü, Erzurum arası: 126 km. Demirözü, Trabzon arası: 167 km. Demirözü, Rize arası: 178 km.

TARİHİ

Yörenin bilinen en eski halkı: MÖ 1500’lerde yaşayan Azizi ve Ayya’lardır. İlçeye bağlı Bayrampaşa köyünün batısında Evcikler tepesi höyüğü ve Gökçedere kasabasında bulunan Pulur höyük: üzerinde yapılan yüzey araştırmalarında, İlk Tunç çağına ait çanak-çömlek parçaları bulunmuştur ve yöredeki yerleşimin MÖ 3000-2000 yıllara kadar gittiğini kanıtlar.

Osmanlı döneminde, yörede Müslüman, Ermeni ve Rumlar birlikte yaşamışlardır. 1467 yılında yörede Akkoyunlular ve 1473 tarihinde ise Osmanlılar görülür.

Bayburt Demirözü

GENEL

İlçenin rakımı 1680 metredir.

Bayburt Demirözü

GEZİLECEK YERLER

Bayburt Demirözü Pulur Ferahşad Bey Camii

PULUR (GÖKÇEDERE) FERAHŞAD BEY CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Gökçedere beldesindedir.

Cami, Akkoyunlulardan Korkmaz Bey oğlu Ferahşad Bey tarafından 1517 yılında yaptırılmıştır. Cami: medrese, han, hamam, imaret ve konukevini içeren yapı topluluğunun bir parçasıdır. Bu yapı topluluğu Ferahşad Bey tarafından yaptırılmıştır.

Ancak han, imaret ve konukevi günümüze ulaşmamıştır. Hamam ise harap durumdadır. Yapı topluluğunun kuzeydoğu köşesinde 16’ncı yüzyıl başı yapısı, beş bölümlü bir medrese bulunuyor. Bu medresenin avluya açılan kapıları ve pencerelerinin kemerleri üzerinde Farsça yazılı kitabeler dikkati çeker.

Cami ise, Osmanlı mimarisinin tek kubbeli cami tiplerindendir. İki renkli kesme taşından yapılmıştır. Kare kaidesi üzerinde yükselen minaresi tuğladandır. Kapısı yuvarlak kemerlidir. Caminin önünde, üç sütun tarafından taşınan ve ibadet mekanının uzantısı olan, duvarlarla desteklenen kubbeli ve üç bölümlü cemaat yeri bulunur.

Cami, Akkoyunlular döneminde yapılmış olmasına rağmen, tek kubbeli mimarisi Osmanlı mimarisi örneğidir. Cami, Osmanlı döneminde tadilattan geçmiştir. Caminin bahçesinde bulunan tarihi mezar taşları bakımsızlık ve ilgisizlik nedeniyle kırılıp yok olmaktadır.

Bayburt Demirözü Pulur Medresesi

PULUR (GÖKÇEDERE) MEDRESESİ

Pulur camisi avlusundadır.

Tek katlı bir yapıdır. Yığma yapı tekniğiyle inşa edilmiştir. Malzeme olarak kesme taş kullanılmıştır. “L” planı uygulanmış, beş farklı bölümden oluşmuştur. Pencereler açık renk kesme taşlarla girintili olarak çerçevelenmiştir, üst kısımları yuvarlak kemer şeklindedir.

Kıpıların üst kısımları, yuvarlak ve dilimli kemerlerle hareketlendirilmiştir. Medresenin çatısı, çok yönlü eğimlidir ve saç malzeme ile kaplanmıştır. Saçak döşemesi, ahşap kaplıdır.

Ana girişleri, cami avlusundan, yapının güney ve batı cephelerinde bulunmaktadır. Medrese, Akkoyunlulardan Korkmaz Bey’in oğlu Ferahşat Bey tarafından yaptırılmıştır.

Daha sonra Akkoyunlular döneminde Süleyman Bey tarafından onarılmıştır. Medrese, Pulur camisi ile aynı yıl, 1517 yılında yaptırılmıştır. Medresenin girişinde Farsça beyit vardır.

SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY CAMİİ

Akkoyunluların kurucusu Turali Bey oğlu Fahrettin Kutlubey tarafından yaptırılmıştır. Kapısı üzerinde bulunan kitabeye göre, 1550 yılında onarılmıştır.

Caminin minaresi: 1676 yılına tarihlenen bir kitabeye sahiptir. 1548 yılında İran Şahı Tahmasp ordusu ile bu bölgeye saldırmış, çevreyi yağma etmiş, insanları öldürtmüş, bazı cami ve medreseleri yıktırmıştır.

Bu arada: Kutlu Bey camii de tahrip edilmiştir. Cami, ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1550 yılında onarımdan geçmiştir.

Bayburt Demirözü Yukarı Hınzeverek Camii

YUKARI HINZEVEREK (ÇATALÇEŞME) CAMİ

İlçe merkezine bağlı Çatalçeşme köyündedir. Köyün eski ismi “Hınzeverek” tir. Hınzeverek köyü, 1876 yılında diğer bazı köylerle birlikte, Bayburt’a bağlanmış ve bu durum günümüzde de devam etmektedir.

Köyde: tarihi açıdan en önemli eser halen ibadete açık olan camidir. Cami, çok eski bir yapı olmasına rağmen, üzerinde kitabesi bulunmaması nedeniyle, kim tarafından ve ne zaman yapıldığı anlaşılamamıştır. Tek kubbeli olarak yapılan caminin ana mekanı: 10.50 x 11 metre ebatlarında, kareye yakın planlıdır.

Camiye, batı yönünden küçük avlu içindeki bir kapıdan girilir. Minaresi, güney batı köşededir. Caminin kitabesi bulunmadığından kim tarafından yaptırıldığı konusunda çeşitli tahminler ileri sürülmüştür. Hınzeverek köyünün bulunduğu bölgede, Akkoyunlu sülalesinin merkezlerinden olan Sinür ve Pulur köyleri vardır.

Akkoyunlu devletinin kurucusu Kara Yülük Osman Bey’in babasının mezarı Sinür köyündedir. Yine bu köyde, Kutlu Bey adına inşa edilmiş bir cami vardır. Pulur köyünde de, Ferruhşad Bey tarafından yaptırılmış cami, medrese ve hamamdan oluşan külliyeler vardır.

Hınzeverek köyü, bu iki köye yakın olduğu için, köydeki cami, diğer iki köydeki cami yapılarıyla irtibatlandırılmış ve buna dayanarak caminin Akkoyunlu eseri olduğu öne sürülmüştür. Tüm bunlara karşı, köy ahalisi ile yapılan görüşmeler sonucunda, caminin İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı aktarılmıştır.

Ancak köy halkının bu konuda net fikri yoktur. Ancak resmi kayıtlarda yapılan araştırmalara göre, 21 Aralık 1707 tarihinde, İbrahim Paşa’nın oğlu, caminin çeşitli ihtiyaçlarının vakfın bütçesinden karşılanmasını istemektedir. Yani caminin İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı yazılıdır.

Peki, İbrahim Paşa kimdir? Kendisi, 1620 yılında Hınzeverek köyünde doğmuş, devletin çeşitli kademelerinde görev yapmış, son olarak Sadrazamlığa getirilmiştir.

Sadrazam Kara İbrahim Paşa, doğduğu köye bir hatıra bırakmak istemi ve hayırseverlik düşüncesiyle 17’nci yüzyıl sonlarında bu camiyi yaptırmıştır.

Camiye birçok defa tamir ve onarım yapılmış ancak bilinçsizce yapılan bu işlemler nedeniyle, caminin iç mekanı orjinalliği kaybolmuştur.

PULUR ÇAYI

İlçe merkezine 12 km uzaklıkta Gökçetepe beldesindedir.

YANBAKSI (GÜNEŞLİ ŞEHİTLER) KÜMBETİ

İl merkezi ve Demirözü köyü arasındadır.

Kitabesi yoktur. Halk arasında, bu kümbetin, 1473 yılında Fatih Sultan Mehmet ile Uzun Hasar arasında yapılan Otlukbeli savaşında şehit olan Seyyid Kasım adındaki bir komutana ait olduğuna inanılır.

Kümbetin Danişmentliler dönemine ait olduğu anlaşılmıştır. Sekizgen bir taban üzerine oturmuş, kesme sarı taştan yapılmıştır.

Bayburt Demirözü Demirözü Barajı

DEMİRÖZÜ BARAJI

Demirözü ilçesinde, tarım arazilerinin sulanması için yapılan baraj, ilçe belediyesinin girişimleriyle turizme büyük katkı sağlıyor. Lori çayı üzerinde kurulan baraj, 1996-2003 yıllarında inşa edilmiş ve halen 5.68 km. karelik bir göl alanı oluşmuştur.

Bayburt Demirözü Demirözü Barajı

Göl kenarında ahşap piknik masaları ve 30 adet kamelya konuldu, yürüyüş yolları oluşturuldu, 15 kıl çadır düzenlendi. Ama en ilginci, denizi olmayan yörede tekne turlarıdır. Bu göl alanında, yöreyi ziyaret edenler için 45 dakika süren tekne turları düzenleniyor.

Teknelerde günlük 500-750 kişi gezdiriliyor. Baraj, 1700 metre rakımdadır. Rakım önemli çünkü insanlar sıfır rakımda değil, 1700 metre rakımda tekneye binmenin ayrıcalığını yaşıyorlar.

Bayburt Demirözü Demirözü Barajı

Çevre il ve ilçelerden, buraya tekne turları düzenleniyor. Belediye, bu yoğun talebi karşılamak için, iki tane tekne çalıştırıyor. Ayrıca, barajın çevresinde, otantik bir restoran kurulmuş, oba çadırı yapılmıştır. Bu çadırda 200 kişi aynı anda yemek yiyebiliyor.

Peki balık yok mu, elbette göl kıyısından balık avlamaya çalışanlar kırmızı benekli alabalık yakalıyorlar.

Bayburt Aydıntepe