Kars Arpaçay

Kars Arpaçay

Arpaçay, Kars il merkezine 41 km uzaklıktadır. Bu yol çift şeritlidir ve ulaşım yaklaşık 30 dakika sürer. Ulaşımda, Kars’taki havaalanı da kullanılmaktadır. Arpaçay, Akyaka arası uzaklık: 35 km. Arpaçay, Çıldır arası uzaklık: 27 km.

 

TARİHİ

Yavuz Sultan Selim, Tebriz dönüşünde Kars ve Arpaçay’ı Osmanlı topraklarına katmıştır. 1534-1877 tarihleri arasında Kars ve ilçeleri, Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. 17-18’nci yüzyıllarda ise İran hakimiyeti görülür ve 1828 yılında Ruslar, Kars’ı işgal etmişlerdir, ardından bir yıl sonra şehri terk ederler. 1855 yılında Kars ve ilçelerine hücum eden Ruslar, bozguna uğrayarak geri çekilirler.

Ancak ardından şehirde baş gösteren açlık, hastalık ve soğuk yüzünden, Kars ve ilçeleri Ruslara bırakılır. 1856 yılında Paris anlaşması sonucunda şehir ve çevresi Ruslardan geri alınır. 1877 yılında Ruslar yeniden hücum ederler, Gazi Ahmet Muhtar Paşa bu hücumları bir süre durdurur, ancak yardım gelmeyince Ruslar şehre girerler.

Kars ve ilçeleri, 1878-1918 yılları arasında Rus hakimiyetinde kalır. 30 Ekim 1920 tarihinde Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu Kars ve İlçelerindeki işgale son verir.

Kars Arpaçay

 

GENEL

Arpaçay, 1927 yılında Şüregel (Kızılçakçak) ile Zerşat (Arpaçay) kazalarının birleştirilmesiyle günümüzdeki halini almıştır. İlçeye bugünkü ismini hemen doğusundan geçen “Arpaçay” vermektedir. Arpaçay nehri, Türkiye-Ermenistan sınırını oluşturur.

Nehir üzerinde bir baraj bulunmaktadır ve bu baraj kapakları kapatıldığı zaman nehir oldukça sığ hale gelir. Arazide küçük çaplı tepeler vardır, yani az dalgalıdır. Bölgede sadece Kars çayı vardır. Kars çayının Arpaçay ile birleştiği yere kadar olan toplam uzunluğu 120 km kadardır. Arpaçay’ın Kars çayı ile birleştikten sonraki ismi kaynaklarda “Akhuryan” ırmağı olarak geçer.

İlçenin rakımı 1675 metredir. Ermenistan ile olan sınır uzunluğu 10 km dir. Bölgede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçer. İlçe insanının ekonomik geçim kaynağı, tarım ve hayvancılıktır.

Tarımsal üretim genellikle hayvancılığı desteklemek için yapılır. Yani tahıl ve ot üretimi çoğunluktadır. Ayrıca halıcılık yaygındır. Hemen hemen her köyde halı dokunmaktadır. Halılar geleneksel Kafkas modelleriyle ve tamamen doğal boyama yöntemi kullanılarak dokunur.

Kars Arpaçay

 

ARPAÇAY KAZ

İlkbaharda meralarda otlatılan, Ekim ayından sonra ise besiye alınıp irileşmesi için sadece arpa ile beslenen kazlar, kar yağışının ardından kesime alınır. Etinin lezzetli olması için, kar yedikten sonra kesilir, sonra tuzlanır, kurutma işleminden sonra satışa sunulur.

GEZİLECEK YERLER

Kars Arpaçay Çanaksu Kütük Ev

 

ÇANAKSU KÜTÜK EV

Kars Valiliği tarafından, Kasım 2017 tarihinde Çıldır gölü kıyısında yaptırılan küçük ev: butik otel, cafe ve restoran olarak hizmet vermektedir. Kütük ev, Kars il merkezine 61 km ve Arpaçay ilçe merkezine 22 km uzaklıktadır. Kütük ev, saat: 08.00 ile 21.00 arasında hizmet vermektedir.

Kars Arpaçay

Ziyaretçilere yemek yeme ve konaklama imkanı sunar. Kütük ev içinde: 5 adet butik oda bulunmaktadır. Göl kıyısındaki kütük evde, yaz aylarında gölde tekne gezisi imkanı sunulmaktadır. Ayrıca yine kütük evin hemen yanında, piknik yapmak için uygun kamelyalar bulunmaktadır.

Kars Arpaçay Kuyucuk Gölü Kuş Cenneti

 

KUYUCUK GÖLÜ KUŞ CENNETİ

İlçe merkezine bağlı 15 km uzaklıktaki Kuyucuk köyündedir. Kuyucuk köyü, göle yaklaşık 1 km uzaklıktadır.

Kars-Akkaya yolu üzerindedir. Göl, 1617 metre yükseklikte, sığ bir göldür. Gölün en derin yeri 13 metredir. Tatlı su gölü olmasına rağmen, gölde balık yoktur. Göl, konum olarak dünyadaki 34 biyolojik çeşitlilik noktasında, Kafkasya ve İran-Anadolu biyolojik çeşitlilik noktalarının kesiştiği bir yere bulunur.

Ayrıca sığ bir göl olduğundan ve Afrika-Avrasya göç yolu üzerinde bulunduğundan, yüksek kuş çeşitliliğine sahiptir. Burada 207 kuş türü tespit edilmiştir.

Kars Arpaçay Kuyucuk Gölü Kuş Cenneti

Göl zamanı ise bu sayı 250 civarına ulaşmaktadır. Göl kış döneminde donduğu için, bu dönemde alanda hiç su kuşu bulunmaz. Göl özellikle angıt ördekleri açısından çok önemlidir.

Eylül 2004 tarihinde, bir gün içinde dünya angıt nüfusunun yaklaşık yüzde 12’si (20 bin üzerinde kuş) burada gözlenmiştir. 2009 yılında Kuyucuk gölü yaban hayatı geliştirme sahası, Türkiye’nin 13’ncü ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ilk Ramsar Alanı (Uluslararası öneme sahip sulak alanlar) olarak ilan edilmiştir.

Kars Arpaçay Çıldır Gölü

 

ÇILDIR GÖLÜ

Göl, Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük tatlı su ve en büyük ikinci gölüdür.

Kars ve Ardahan arasında yer alır. Akbaba dağı ve Kısır dağı arasında kalır. Deniz seviyesinden 1959 metre yüksekte olan gölün en derin yeri 42 metredir. 123 km kare büyüklüktedir. Kış aylarında büyük ölçüde donar. Göl: bir lav akıntısı ile, bir moloz mahrutu tarafından, müştereken meydana getirilmiş bir doğal set gölüdür. Birçok pınar ve derelerle beslenir.

Gölün tek çıkış yeri, Ermenistan sınırında olan Arpaçay’ın kolu Telek çayıdır. Gölde büyük adacıklar vardır. Bunlardan birisi Akçakale harabelerinin yanında bir adadır ve bu adanın tarihinin MÖ 8000 yılına kadar gittiği söylenir. Göl çevresinde çok az bitki örtüsü gelişmiştir.

Kars Arpaçay Çıldır Gölü

Gölü çevreleyen otlaklarda yoğun hayvancılık yapılır. Balıkçılık da, dört mevsim yapılır ve yöre halkı için önemli bir ekonomik etkinliktir. Kışın buz tutan gölde, kalın buz tabakası kırılarak balık avlanır. Gölde yakalanan en önemli balık türü: aynalı sazan balığıdır.

Kurak mevsimlerde göl seviyesi hızla düşer ve bu dönemde sazan balıklarının üremesi için gerekli sazlıklar daralır ve kontrolsüz avlanma da eklenince balık stokları olumsuz etkilenir.

Evet, Çıldır gölü denilince, turistik anlamda genellikle kış döneminde buz tutmuş göl üzerinde binilen atlı kızak gezintileri akla gelir, bir de yukarıda belirttiğim gibi kalın buz tabakası kırılarak tutulan balıklar, bu yüzden bölgenin turizm özelliklerinin bitmemesi için, gölün kesinlikle kirlenmemesi gerekir ki, bunun için de göl çevresinde yapılanma olmamalıdır.

Kars Arpaçay Çıldır Gölü

Eğer Çıldır gölüne yaz döneminde giderseniz, gölün inanılmaz temiz sularında yüzme imkanı olmasına rağmen, göl kıyısı dik ve kayalıktır, yani plaj yoktur. Bunu dikkate almak gerekir. Ayrıca yine yaz döneminde, gölde mutlaka gün batımını izlemenizi öneririm.

DOĞRUYOL (CALA) KÖYÜ KİLİSESİ

İlçe merkezinin 28 km kuzeyinde bulunan, eski adı Cala/Çala olan Doğruyol köyündedir.

Kilise, beş kademeli platform üzerine inşa edilmiştir. 1863 yılında, kilisenin güneyine, sadece kilisenin güney duvarından açılan kapı ile giriş sağlanan cami ve batı duvarının güneyine minare eklenmiştir. Günümüzde kilisenin doğu cephesine bitişik imam evi vardır.

Ayrıca kilisenin kuzey cephesi, belli bir seviyeye kadar toprakla doludur. Kilise: kesme taştan dolgu duvar tekniğiyle inşa edilmiştir. Tek nefli, tek apsisli ve tonoz örtülüdür. Kilisenin batı duvarının güneyde devam etmesi, yine aynı eksende doğuda apsis yarım dairesinin bir kısmının algılanması, cami yapılmadan önce burada kilisenin orijinaline ait bir mekan olduğunu göstermiştir.

Kilisenin batı ve doğu cepheleri, kademeli dikdörtgen duvar payeleri üzerindeki düz yastıklara oturan, ortadaki daha uzun, üç yuvarlak kemerle hareketlendirilmiştir. En ilginç olanı, kilisenin Ermeni mimari araştırmacıları tarafından Ermeni kilisesi, Gürcü mimari araştırmacıları tarafından ise Gürcü kilisesi olduğu iddiasıdır.

Kars Arpaçay Polat Kalesi

 

POLAT KALESİ

İlçe merkezinin 5 km kuzeydoğusunda bulunan Polat köyünün 1.5 km kuzeybatısındadır. Kale doğu-batı doğrultusunda olup batı kısmı sarp bir uçurumdur. Batısından büyük bir dere akmakta olan kalenin doğusunda ise yayvan bir tepe bulunur.

Verimli Arpaçay ovasına egemen olan kale, stratejik açıdan son derece önemlidir. Kalenin girişi güney sur duvarı ile batı sur duvarının birleştiği yerde, 1.5 metrelik bir kapıdan sağlanır. Girişi güçlendirmek için savunma açısından daha elverişsiz olan doğu tarafına 3-3.5 metre genişliğinde daha kaba taşlardan ikinci bir sur duvarı yapılmıştır. Bölgenin en önemli kalelerinden birini oluşturan kalede elde edilen keramikler İlk Tunç Çağına aittir.

Kars tanıtımı.

Sarıkamış tanıtımı.

Ani harabeleri tanıtımı.

 

Kars Akyaka

Kars Akyaka

Akyaka, Kars il merkezine 63 km uzaklıktadır. Akyaka, Arpaçay arası uzaklık: 35 km.

TARİHİ

Önceki ismi “Kızılçakmak” olan ilçe, 1534 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1877-1878 yılları arasında Osmanlı-Rus savaşı sonunda Rus işgaline uğramıştır. 1917 yılında Rus işgali biter. Ancak Ermeni işgali devam eder.

İlçe, 3 Kasım 1920 tarihinde ise, Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu tarafından kurtarılmıştır. 1926 yılında Bucak statüsünü kazan ilçe, Arpaçay ilçesine bağlanmıştır. 1961 yılında ise Kızılçakmak ismi değiştirilmiş ve “Akyaka” olmuştur. 1972 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1988 yılında ise ilçe teşkilatı kurulmuştur.

Kars Akyaka

GENEL

İlçe Kars ilinin en kuzey ucundadır. İlçenin doğusunda Ermenistan vardır ve sınır hattı 52 km dir. Ermenistan ile ilgili Doğu Sınır Kapısına uzaklık ise 13 km dir. İlçenin rakımı 1477 metredir. Geniş düzlükler ve boz kırlara sahiptir. Karahan çayı, ilçeden geçerek Ermenistan sınırında bulunan Arpaçay barajına dökülür. Yörede karasal iklim olmasına rağmen, barajlar nedeniyle yer yer Karadeniz iklimi de görülür. Sert kış mevsimleri geçmişte kalmıştır.

AKYAKA TARIM HAYVANCILIK VE KÜLTÜR FESTİVALİ

Akyaka Kaymakamlığı ve Belediyesi tarafında organize edilen festivalde, ilçenin önemli gelir kaynaklarının arttırılması ve hayvancılığın geliştirilmesi hedefleniyor. Etkinlikte “Tarım ve Hayvancılık” konulu konferanslar veriliyor. Ayrıca Sulama Birliği Bahçesinde: en iyi buzağı yetiştiricisi, en iyi süt ineği yetiştiricisi, en iyi boğa yetiştiricisi ve en iyi pancar yetiştiricisi dallarında yarışmalar düzenleniyor. Ayrıca buzağı güzellik yarışması yapılıyor ve kazananlara ödüller veriliyor.

GEZİLECEK YERLER

ANİ KENTİ HARABELERİ

Ani kenti harabeleriyle ilgili ayrıntılı gezi yazım, yine bu sitede “Ani” ismi altında bulunmaktadır.

Kars Akyaka

KIZ KALESİ-TİGNİS KALESİ

İlçe merkezine bağlı Tignis (Kalkankale) köyündedir. Kale sınıra 3 km uzaklıktadır. Karahan çayını seyreden bir konumdadır. Ermenistan sınırına ve Doğu kapıya oldukça yakındır. Köye hakim bir tepede bulunan kale, muhtemelen I. Smpad Pakraduni (890-914) döneminde yaptırılmıştır.

Kars Akyaka

Kalenin en büyük özelliği, Ani ören yerindeki kale ile aynı dönemde yapılmış olmasıdır. 20’nci yüzyıl başına kadar sağlam gelen kale, günümüzde ise harap haldedir.

Kars Akyaka

TARİHİ TREN GARI

İlçe merkezindeki tarihi gar binası, İstasyon mahallesinde İstasyon caddesi üzerinde, postane ve polis karakolu yakınlarındadır. Gar binası, 1899 yılında Rus Transkafkasya demiryolu tarafından inşa edilmiştir. Yapıldığı dönemdeki ismi Şöregel istasyonudur.

Kurtuluş savaşı sonrasında Kars yöresi Türkiye’ye verilince istasyonun ismi de “Kızılçakçak” olarak değiştirilmiştir. 1962 yılında istasyon yeniden inşa edilmiş ve raylar standart açıklığa getirilmiştir. 1966 yılında ise istasyon günümüzdeki ismini “Akyaka istasyonu” ismini almıştır.

1993 yılında Türkiye-Ermenistan arasındaki sınır kapatılınca, Kars doğusundaki tren seferleri askıya alınmıştır. Seferler Şubat 2011 tarihinde açılmıştır.

Gelelim tren istasyonunun mimari yapısal özelliklerine: Gar binası, dikdörtgen planlı ve siyah kesme taştandır. Kars il merkezi ve ilçelerdeki diğer Rus dönemi yapılarıyla benzerlik gösterir. Baltık mimarisi tarzındadır. Binanın doğu ve batı yönünde, iki giriş kapısı vardır.

Giriş kapılarının kenarları ve kapıların sağında ve solunda üçer adet pencere bulunur. Binanın yan duvarları yığma olarak yapılmıştır. Binanın iç mekanı, birbirine açılan odalardan oluşur. Odaların iç mekanlarında hiçbir süsleme yoktur. Çatı kısmı, sonradan onarım görmüştür.

Kars Akyaka

KAYAKÖPRÜ KÖYÜ ARGİNA KATEDRALİ

İlçe merkezine 5 km uzaklıkta Kayaköprü köyündedir.

Osmanlı dönemindeki adı “İslam Enginesi” ve Ortaçağdaki adı “Argina” dır. Argina, Ermenilerin Ani’den önceki katolikosluk merkezinin yerleşim yeri olması nedeniyle önemlidir. 7’nci yüzyıla kadar Ermeni Kamsarakan sülalesinin toprakları olan bölge, Ermeni tarihçisi Sebeos’a göre, 9’ncu yüzyılın ortalarında Ermeni Bagratlı sülalesinin idaresine geçmiştir.

Ermeni Katolikosluğu, 927 yılında Dvin’den Vaspurankan (Van) Krallığının sınırları içindeki Akdamar adasına taşınmıştır. Katolikos I. Anania (946-968) döneminde, katolikosluk ikametgahı, Vaspurakan Ermeni Krallığı sınırları içindeki Akdamar Adasından, Bagratlı Ermeni Krallığı sınırları içindeki Argina’ya nakledilmiştir.

Dönemin Bagratlı Ermeni Kralı I. Abas (928-953) ve krallık merkezi de Kars’tır. Kral Abas ve Katolikos Anania, bölgedeki çok sayıda manastır ve kilisenin inşasına öncülük etmiştir. 992 yılına kadar Ermenilerin katolikosluk merkezi olan Argina, katolikosluk merkezi Ani’ye taşındıktan sonra önemini kaybetmiştir.

Argina katolikosluk yapı kompleksinin bir katedral, üç ayrı kilise, bir kütüphane, bir okul, manastır odaları ve patriklik evinden oluştuğu dönem kaynakları ve yayınlardan bilinir. Katedralin batı ve kuzey duvarlarının kalıntılarının 20’nci yüzyıl başlarına kadar mevcut olduğu, eski fotoğraflardan görülür. Katedralin, farklı tarihler belirtilse de 20’nci yüzyıl başlarında ya da ortalarında depremde yıkıldığı bilinmektedir.

Katedralden günümüze kadar ulaşan kalıntılar incelendiğinde, orta bölümü kubbeli, tek nefli ve tek apsislidir. Bu yapının en önemli özelliklerinden biri, Ani Katedralini (989-1001) ve Ayasofya’nın yıkılan kubbesini (982-992) yapan Mimar Trdat tarafından inşa edilen bilinen ilk yapı olmasıdır.

Katedral, Katolikos I. Haçik tarafından Mimar Trdat’a 973-977 yılları arasında yaptırılmıştır. Katedralin kuzey duvarı ve batı giriş kapısı üstünde bulunan kitabeleri günümüze ulaşmamıştır.

ŞAHNALAR KÖYÜ CAMİSİ

İlçe merkezine bağlı Şahnalar köyünde, Ruslar tarafından, Baltık mimari tarzında, bazilika planlı olarak tüf taşından yapılmış kilise, sonradan camiye çevrilmiştir.

Üzerinde 1908 tarihli yapım kitabesi bulunur. Duvarlarda sağır kemerler kullanılarak binaya estetik verilmiştir. Yapıya daha sonra minare eklenerek camiye çevrilmiştir ve çatısı yeniden yapılmıştır. Kilise camiye çevrilmesinden dolayı, iyi şekilde korunarak günümüze ulaşmıştır.

Kars Sarıkamış hakkındaki gezi yazım için Sarıkamış

 Kars Selim hakkındaki gezi yazım için Selim

Çanakkale Bayramiç

Çanakkale Bayramiç

Çanakkale Bayramiç: Bayramiç ilçesi, il merkezi Çanakkale’ye 70 km uzaklıktadır ve bu yol yaklaşık 50 dakika sürer. Bayramiç, Ezine arası uzaklık: 56 km. dir. Bayramiç, Çan arası uzaklık: 54 km. Bayramiç, Edremit arası uzaklık: 107 km.

TARİHİ

İlk olarak antik dönemlerde bölge yerleşim görülmüştür. 1308 yılında Karesi Beyliği, 1356 yılında Osmanlı hakimiyeti görülür. Osmanlıların Rumeliye geçişleri sırasında Ahi Hızır Emir Bey komutasındaki güçler, bugünkü Bayramiç yöresine yerleşirler. Dini günlerde ve bayramlarda, yöre halkı, burada yapılan şenliklere katılırdı. Bu yüzden, Osmanlı döneminde yöreye “bayram yeri” anlamında “Bayram içi” ismi verilmiş ve bu isim daha sonra “Bayramiç” olarak düzeltilmiştir.

Ahi Hızır Beyin Bayramiç’e yerleşmesinden sonra, bölgede hayvancılıkla uğraşan göçebe Türk boyları buraya gelmeye başlar. Öncelikle Menderes nehri kıyısındaki Dutalan köyü kurulur. Köydeki kilise camiye çevrilir ve günümüzdeki Tepe camisi olur.

Bayramiç ve çevresi, 1691 yılında Hadımoğlu Sancaktarlığı idaresine girer. 1882 yılında Belediye teşkilatı kurulur ve 1902 yılında Çanakkale iline bağlı bir ilçe olur. 1949 yılında sınır belirleme çalışmaları tamamlanır ve ilçenin imar planı hazırlanır. Başlangıçta sadece Tepe camii ile Karşıyaka camii arasında yoğunlaşan yerleşim, daha sonra her yönde oluşan mahallelerde devam eder.

Çanakkale Bayramiç

 

GENEL

İlçenin denizden uzaklığı 45 km dir. İlçenin genelinin yüzde 63’ü ormanlarla kaplıdır. Hafif engebeli bir araziye kurulmuştur. Ancak, ovasının tamamına yakını sulayan bir baraj vardır. Bu yüzden, bölgede sulu tarım ve hayvancılık oldukça önemlidir.

Ancak bölgenin yükseklerinde, genellikle meyvecilik yapılır. İlçenin ekonomik etkinliğinde öne çıkan ürünler; zeytin, elma, armut, badem ve şeftalidir. Özellikle: “Bayramiç Beyazı” olarak tescil ettirilen beyaz ve tüysüz şeftali oldukça ünlüdür. Dağlara doğru ceviz ve kerestecilik yaygındır. Yörede Akdeniz iklimi hakimdir ancak yazlar sıcak ve kurak olmasına rağmen, kışlar soğuk ve yağışlı geçer.

Bayramiçli Ünlüler

İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy, İstanbul-Karagümrük’te doğmuş, ancak burada yani Bayramiç’te nüfusa yazdırılmıştır. Çünkü babası, Bayramiç ilçesinde uzun yıllar (1873-1877) Bayramiç Karşıyaka Camisinde vaizlik/imamlık yapmıştır. Yani, Mehmet Akif’in çocukluğunun önemli bir bölümü, burada geçmiştir. Mehmet Akif Ersoy’un doğum tarihi 1 Temmuz 1873’dür.

Ünlü romancımız Reşit Nuri Güntekin’de, Bayramiçlidir. Kendisi: milletvekili iken, Bayramiç Lisesinin açılışına katılmış ve ilk dersi vermiştir.

CİTTASLOW

Bayramiç ilçesi “Cittaslow” yani “Sakin şehir” olmaya hak kazanmıştır. Gerçekten: sakin, gürültüden, toz, duman, kirlilikte uzak bir yer.

Çanakkale Bayramiç Tahin Helvası

 

NE YENİR

Bayramiç ilçesinde, imalatı yaklaşık 300 yıllık geçmişe sahip olan meşhur Tahin helvasından tatmalısınız.

Çanakkale Bayramiç Meslek Yüksek Okulu

 

BAYRAMİÇ MESLEK YÜKSEK OKULU

Çanakkale 18 Mart Üniversitesine bağlıdır. 1994-1995 eğitim yılında faaliyete geçmiştir. Mezunlar, bölge ve Türkiye’nin marka değerine sahip olan birçok firmasında teknik ve idari personel olarak çalışma imkanı bulabilirler.

GEZİLECEK YERLER

Çanakkale Bayramiç Hadımoğlu Konağı

 

HADIMOĞLU KONAĞI

Bu konak ilçe merkezindedir.

Kitabesine göre, konak 1795-1796 yılları arasında yapılmıştır. Yapan ve yaptıran yazılı değildir. Ancak; anılan dönemde, Bayramiç yöresindeki en önemli yönetici, Hadımoğlu Sülalesinden Hazımzade Osman Bey’dir. Bu yüzden, konağı yaptıran olarak da Osman Bey tahmin edilmektedir.

Bir diğer söylenti daha var. 17’nci yüzyılda, Konya ilinin Hadim ilçesinden gelerek Bayramiç’e yerleşen Mustafa ve Ahmet isimli iki kardeş, burada dabaklık yaparak kısa sürede zengin olurlar ve zamanın hükümeti tarafından Bayramiç Sancaktarlığına atanırlar. Konak, bu sancaklar kardeşlerden kalan ve günümüze kadar fazla tahrip olmadan gelebilen en güzel sivil mimari örneklerinden birisidir.

Konak, 1973 yılında varislerinden Kültür Bakanlığı tarafından satın alınmış ve 1996 yılında Bayramiç Kaymakamlığına tahsis edilmiş, Türk Evi-Etnografya Müzesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ardından restore edilerek “Etnografya Müzesi” ne dönüştürülmüştür.

Yapının, batıda, sokağa bakan cephesi büyük boyutlu kesme taşlardan ve penceresiz yapıldığı için, halk arasında “Hadımoğlu Şatosu” olarak anılmaktadır. Binanın bazı yerlerinde dekorasyon unsuru olarak, ilçe merkezine 14 km uzaklıkta bulunan Kurşunlu Tepe üzerindeki Skepsis antik kentinden getirilen mimari parçalar kullanılmıştır.

İç ve dış cepheler, tamamen resim, fresk, alçı süsleme ve ahşap oymalarla tezyin edilmiştir.

Çanakkale Bayramiç Hadımoğlu Konağı

Güneyde bahçesi vardır. Kemerli bir girişten sonra avluya geçilir. Avludan ise, sol tarafta asıl binaya geçilir. Konağın alt kat girişinde: mermerden yapılmış fıskiyeli bir havuz bulunur. Konak 2 katlıdır. Her iki katının planları birbirinden farklıdır. Ortada bir salon ve salonun iki ucunda odalar bulunur.

Bu odaların tavanları oldukça gösterişlidir, kalem işi ve altın yaldız süslemeler oldukça güzeldir. Odalarda, nişler içinde, ahşap gömme dolaplar vardır. İkinci katın odalarında: bir duvarda ahşap dolap, diğerinde güzel bir şömine ve gömme dolaplar bulunur. Batıda bulunan ve konağın en gösterişli odasının giriş kapısının bulunduğu güney cephesinde ahşap dolaplar üzerine, deniz kenarında bir şehir manzarası resmedilmiştir.

Resimde: deniz kıyısında evler, önde ağaç sıraları, arka planda tepeler, gökyüzü ve bulutlar, deniz üzerinde kayıklar görülür. Tavanın zemini yeşildir ve altın yaldızlı çıtalarla kafes şeklinde düzenlenmiştir. Konağın doğu ucundaki oda: doğu cephesine Barok karakterli mermer bir şömine yerleştirilmiştir. Odanın güney cephesinde ise bir dolap bulunur. Dolabın üst kısmı, diğer odaya göre sadedir.

Burada da duvarda: bir deniz manzarası resmedilmiştir. Üzerinde kemerli bir köprü olan su yolu, arkada evler, ağaçlar, tepeler ve bulutlar görülür. Bu odada: kırmızımsı bir renk hakimdir. Ahşap tavanı, en az diğer odanın ki kadar süslüdür. Ortada yuvarlak bir göbekten çıkan ışın demetleri, bir halka oluşturur. Yapının üst örtüsü: ahşap ve kiremit kaplıdır. Müze olarak düzenlenmiş yapının taş kaplı avlusunda: bazı arkeolojik ve Etnografik eserler sergileniyor.

Evet, gerek mimari yapısı ve gerekse bezemeleriyle, günümüze kadar pek az değişiklikle, tarihsel özelliğini koruyarak gelen konak, önemli bir kültür hazinesidir.

Çanakkale Bayramiç Mehmet Akif Ersoy Evi ve Müzesi

 

MEHMET AKİF ERSOY EVİ VE MÜZESİ

Buhara’dan Anadolu’ya gelen bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım ile medrese hocalarından Kosova doğumlu Mehmet Tahir Efendi’nin çocuğu olarak 1873 yılında dünyaya gelen Mehmet Akif Ersoy’un çocukluğu Bayramiç’te geçti. 11 yaşına kadar ikamet ettiği Bayramiç’te, Karşıyaka camisinde görev yapan babasının tayini çıkması nedeniyle ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti.

Ailesinin yaşadığı ev ise, Bayramiç Belediyesi tarafından satın alınarak 2016 yılında yeniden inşa edildi. Mehmet Akif Ersoy evi, 2 katlı ve 5 odalıdır. Ev restorasyondan sonra yapılan iç mekan tasarımıyla, o dönemin sosyal ve kültürel yapısını da ortaya koymaktadır. Müze evinde, Mehmet Akif Ersoy ile ilgili birçok bilgi ve belge sergileniyor.

Ayrıca, yine müzede, giriş katında Emine Şerif Hanım’ın masa başında oturduğu anı simgeleyen bal mumu heykeli bulunuyor. Müzenin ikinci katında: Mehmet Tahir Efendi’nin sedirde oturduğu an ve Mehmet Akif Ersoy’un 11 yaşındaki hali canlandırılmıştır.

Ayrıca bu kattaki özel odada: Mehmet Akif Ersoy’un çalışma masası başında, yazdığı yazıları kontrol edip gazete okuması canlandırılıyor. Nüfus cüzdanının büyük boy basılı hali bulunan masanın diğer köşesinde ise, Mehmet Akif’in 1911-1933 yılları arasında yayınladığı 7 şiir kitabındaki şiirlerin bir araya getirildiği “Safahat” adlı eseri görülüyor. Müzede, ilçede yaşayanların getirdiği çok sayıda antika eşya da sergileniyor.

Çanakkale Bayramiç Tepe Camisi (Hacı Bali Camisi) ve Taş Köprü

 

TEPE CAMİSİ (HACI BALİ CAMİSİ) VE TAŞ KÖPRÜ

İlçe merkezinde bulunan ve “Hacı Bali Camisi” olarak belirlenen bu cami daha sonra “Tepe Camisi” olarak isim almıştır. Caminin 1357-1365 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir, yani ilçenin en eski camisidir.

Ancak Türklerin Rumeli’ye geçişleri sırasında, bu yöreye yerleşen birlik ve kol ağaları; daha önce burada bulunan kiliseden camiye dönüştürülen yerde Bayram namazı kılıyorlarmış. Burada ayrıca bir taş köprü vardır. Köprünün 1210 yılında yapıldığı biliniyor. Burada ayrıca, Hadımzade Osman Bey tarafından yaptırılan bir de Taşköprü Camisi vardır.

Çanakkale Bayramiç Taşköprü Camisi-Karşıyaka Camisi (Cami-i Cedit)

 

TAŞKÖPRÜ CAMİSİ-KARŞIYAKA CAMİSİ (CAMİ-İ CEDİT)

İlçe merkezinde, Tabaklar deresinin kıyısındadır. 1792 yılında yapılan caminin yanında “Taşköprü” bulunur ve ismini bu köprüden almıştır. Cami, Hadimzade Osman Bey tarafından yaptırılmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un babası, bu camide uzun süre imamlık yapmıştır.

Çanakkale Bayramiç Külcüler Kaplıcası

 

KÜLCÜLER KAPLICASI

İlçe merkezine 18 km uzaklıktadır. Termal su: banyo kürü olarak kullanılabilir. Ayrıca içmece olarak da kullanılmaktadır. Yani içilebilir alkali termal sudur. Kaplıca: romatizmal hastalıklar, cilt bozuklukları, nefrit, kadın hastalıkları ve solunum yolu hastalıklarına iyi gelir. Eski kaplıca tesisi yıkılmış ve 2011 tarihinde yeni yapılan kaplıca tesisi hizmet vermeye başlamıştır. Bu tesiste: 24 tane 2 kişilik oda ve 2 tane süit oda vardır. Tüm odalarda termal su bulunur.

Çanakkale Bayramiç Skepsis

 

SKEPSİS

İlçe merkezinin 10 km doğusunda, Kurşunlu köyü batısında ve Skamandros (Eski Menderes çayı) vadisinde eski bir Aiolya yerleşim yeridir.

Şehirle ilgili bilgilerde ayrıntılara girdim, çünkü bu şehir gerçekten bir zamanlar oldukça önemli bir yerleşim yeridir ve benim özellikle toprağa gömülen Aristoteles’in kitaplarıyla ilgili bölüm oldukça ilgimi çekti.

Antik kent, ilk olarak Bayramiç ilçesinin 18 km güneydoğusundaki Evciler köyü yakınlarında kurulduğu ve daha sonra ise, 10 km doğudaki, bugünkü Kurşunlu köyünün olduğu yere taşınmıştır.

Kent, denize uzaktır. Ancak Skamandros (Eski Menderes) nehrinin suladığı verimli arazi üzerinde, teraslar halinde Skamandrios vadisine doğru iner.

Şehir, her yönden görülmesini sağlayan bir yükseklikte kurulmuştur. Kurulduğu yerin güzel manzarası, kente isim verilirken etkili olmuştur. Eski Yunancada “Skepsis” kelimesi “Manzarası güzel” anlamına gelir.

Öte yandan: şehrin kurulduğu konum, şehrin çevresinde bulunan tarıma uygun toprakların bulunması ve şehrin eteklerinde bulunan İda dağının zenginlikleri de önemli rol oynamıştır. Yani, Yunan mitolojisinin en önemli simgelerinden birisi olan İda dağı ile Skepsis şehri özdeşmiştir. İda dağı ve iç Troya bölgesi denildiğinde, ilk akla gelen şehir Skepsis şehridir.

Şehrin kuruluşuyla ilgili kaynaklar: Troya kralı Priamos’un soyundan gelen iki sülalenin hüküm sürdüğü ve daha sonra şehrin oligarşi ile yönetildiğinden bahseder.

Adı geçen bu iki sülale: Aineias ve Hektor’un oğulları Askanios ve Skamandrios’un soyundandır. Strabon: Aeneas ve Hektor soyundan gelenlerin uzun süre yönetimi ellerinde tuttuğunu yazar.

MÖ 8’nci yüzyıl sonlarında yaşayan ve Truva bölgesi hakkında önemli bilgiler aktaran Homeros’un “İlyada” destanında, Skepsis şehrinin adı geçmez. Ancak İda dağı etekleri hakkında ayrıntılı tanımlar bulunur. Skepsis şehri ile ilgili önemli bilgiler, MÖ 5’nci yüzyıl sonu ile 4’ncü yüzyıl başında yaşamış ünlü tarihçi Ksenophon ve MÖ 1’nci yüzyılda yaşamış ünlü coğrafyacı Strabon tarafından verilmiştir.

Troya’nın iç bölgeleri, MÖ 460’larda Pers hakimiyeti altındadır.

Pers hakimiyetine giren şehir, Mania adli bir yönetici tarafından yönetilmektedir.

Mania bir kraliçedir ve MÖ 399 yılında Mania, damadı tarafından öldürülünce kadar başarılı bir yönetim gösterir. Şehir, Mania döneminde önemli bir refah düzeyine ulaşır. Yerine: Meidias geçer. Halk, Meidias yönetiminden memnun olmaz ve Spartalılardan yardım isterler ve Spartalılar Meidias yönetimine son verirler. Bu dönemde: şehrin çevresini görkemli savunma duvarları çevrelemektedir.

Çanakkale Bayramiç Skepsis

Burada araya girip bir rivayetten söz etmekte yarar var. Aristoteles, öğretilerini yaymak için Ege bölgesinde gezerken, öğrencilerinden birisi de Theophratos’tur,

Aristoteles okulunu ve kitaplarını kendisine vasiyet etmiştir ve bu öğrencisi Kaz dağları eteğindeki refah dolu kentte yaşamaktadır. Ancak bu refah dolu kent, zamanla savaş ve yağma tehditleri altına girer ve Theophratos, kitaplarını bu kente gömer.

 Yani, Theophrastos Kütüphanesinin: Bergama ve İskenderiye şehirlerine taşınmadan önce saklandığı yer Skepsis şehridir. Yani, Aristo’nun günümüze kadar ulaşan öğretileri, Skepsis antik kentinde saklanan ve bulunan kitaplar sayesinde dünya üzerine yayılmış, insanlık tarihine kazandırılmıştır.

MÖ 4’ncü yüzyılda, Derkylidas tarafından yönetilirken, Pers hakimiyeti kalkmış ve demokrasiyle yönetilmiştir. Çünkü MÖ 334 yılında, Büyük İskender Anadolu’ya girmiş ve Truva bölgesinde yaptığı Granikos savaşında Perslileri yenmiştir.

Bu dönemde: Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos, daha önce Antigonos tarafından kurulan ve “Antigonia” isimli kente önem kazandırmak için, Skepsis ve çevresindeki şehirlerin halklarını buraya göç ettirir ve ardından Antigonia şehrinin ismi “Aleksandria Troas” olarak değiştirilir.

Ancak Skepsis halkı, bu birleşmeden mutlu değildir ve bir süre sonra Lysimakhos’tan izin alarak MÖ 301 yılında şehirlerine geri dönerler.

MÖ 2’nci yüzyılda Bergama hakimiyetine giren şehir, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir merkez olarak varlığını sürdürmüştür.

Roma döneminde bağımsız para basabilen şehirler arasındadır. Skepsis’de basılan sikkelerde köknar ağacı simgesinin olması, şehrin geçim kaynakları arasında ormancılığın ne kadar önemli olduğunu ifade eder. Çam ve köknar ağaçları bakımından oldukça zengin olan İda dağı, birçok Truva şehrinde önemli kaynak yaratmıştır. Skamander nehri ise tomruk taşımacılığında kullanılmıştır.

Bizans döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. MS 431 yılında, Efes şehrinde toplanan konsil toplantısında Skepsis’i piskopos Athanasion temsil etmiştir.

787 yılında, 2’nci İznik konsilinde, Skepsis’i temsil eden bir piskoposun olmaması, bu tarihte şehrin önemini kaybettiğini gösterir.

1800’lü yıllarda, buradaki önemli bir aile olan Hamidoğulları, Bayramiç kasabasında birçok inşaat yaptırmış ve bu inşaatlarda, Skepsis kentinin antik taş küpleri kullanmışlardır. Özellikle Konak camisinde, devşirme malzeme olarak çok miktarda kullanılıştır.

Hatta: Hadımoğlu Osman Ağa, köylülere getirecekleri her taş küp için 1 para vaat eder. Köylüler de buldukları küpleri sökerek Osman Ağa’ya götürürler ve konak inşa edilir. Günümüzde ilçe merkezindeki Hadımoğlu Konağını gezerseniz, bu nadide küpleri de görebilirsiniz.  

Schlieman (Truva kentini bulup, yağmalayan kişi) 1881 yılında buraya geldiğinde, Kurşunlu köyünde yaptığı kazılarda, bazı kalıntılara rastlamış, tıpkı Asos’un duvarları gibi duvar kalıntıları ve 3 x 1.80 metre ebadında bir bina kalıntısı bulmuştur.

Skepsis şehrinin aşağı kenti ile nektopolü, Bayramiç Barajının suları altında kalacağından, 1993 yılında burada kurtarma kazısı yapılmış, bir hamam ortaya çıkarılmış, mezar stelleri ve çeşitli mimari parçalar bulunmuştur.

Evet, yazılı kaynaklara göre, şehrin çevresi yüksek surlarla çevrilidir ve Athena Tapınağı vardır.

Bu antik kentin mimari yapıları, tamamen yok olmuştur. Ancak yine de Kurşunlu köyüne giderseniz, halen birçok kalıntı görebilirsiniz. Antik şehir kalıntılarında herhangi bir resmi arkeolojik araştırma yapılmamış olmasına rağmen, 1989 yılında Bayramiç’te baraj yapımı kararı çıkıp şehrin bir kısmı baraj gölü altında kalma riski olunca, kurtarma kazıları yapılmış, kalıntıların bir kısmı açığa çıkarılmıştır.

1993 ve 1995 yılları arasında kurtarma kazıları yapılmasına rağmen, Skepsis şehrinin aşağı kent ve nekropol alanı yine de sular altında kalmaktan kurtulamamıştır. Ancak bu bir zamanların muhteşem antik kenti, baraj suları altında kalma riskini bir nebze atlatmış olmasına rağmen, günümüzde bir maden şirketi tarafından tehdit altındadır.

Sonuç olarak, İlçe merkezine bağlı Kurşunlu köyünde, 600 dönümlük bir alanda bir maden şirketine, maden arama ruhsatı verilmiştir.

Çanakkale Bayramiç Kebrene-Kebren

 

KEBRENE-KEBREN

Bir zamanlar Skebsis şehri ile düşman Kebren şehri, yine bölgenin yani dağlık Troya bölgesinin önemli şehirlerinden birisidir.

İlçenin 14 km güneyinde, Çaldağ ve Akpınar köylerinin arasındaki, 638 metre yükseklikteki Fuğla ve Bakacak tepeleri arasında kalan bölgede kurulmuştur.

İda dağına en yakın kentlerden birisidir. Bayramiç ve Ezine ovalarına hakim konumdadır. İda dağının güney yamaçlarındaki antik kentlerle bağlantıyı sağlayan antik yolların üzerindedir.

Şehrin ismi, Skepsisli Demotrios’tan alıntı yapan Strabon’a göre: Priamos’un gayri meşru oğlu Kebriones’den gelmektedir.

Kebrene ismi Luwi ve ardılı Anadolu dillerinde türetilmiş “Kebrana” dır. “Güzel-kutlu” öğeleriyle türetilmiştir ve tam bir Anadolu kent ismi özelliği taşımaktadır. Şehrin ismi incelendiğinde ayrıca “gür su-bol su” anlamı da anlaşılır.

Araştırmacı Leaf, yaptığı araştırmada, kentin çevresinin beş kapılı bir sur ile çevrelendiğini belirtmektedir. Sur uzunluğunun yaklaşık 5 kilometre civarında ve yüksekliğinin ise 3 metre civarında olduğunu aktarır. Ancak bu 5 kapıdan sadece 3 kapının muhtemel yeri belirlenmiştir.

Sur duvarı: Çaldağ ve Fuğla tepelerini kapsayacak şekilde, dairesel bir forma sahiptir. Ancak günümüzde bu sur duvarlarından sadece küçük bir bölümü, Çaldağ köyünde bir evin bahçesinde görülebilir.

Fuğla tepenin güneybatısında, kentin mezarlık alanı bulunmaktadır.

Yine araştırmacı Cook: kentte yaptığı araştırmalarda gri seramiklerin varlığını belirtmiştir. Kentin birçok yerinden toplanan parçalar arasından 7’nci yüzyıla ait dinos ve çeşitli kase parçaları bulunmuştur. Buluntular arasında, MÖ 2 binlere giden kulp parçaları ve içki kapları da bulunmaktadır. Tüm araştırma sonuçlarına göre, MÖ 2 binden, Bizans dönemine kadar kentte bir yerleşim olduğu kanıtlanmıştır.

Gümüş madeni ve hayvancılıkla zenginleşen kent, bölgenin ilk sikke basan kentlerindendir. Ayrıca şehirde yüncülükte de ilerleme görülür ve bu durum sikkelerin üstünde bulunan “koç başı” temasıyla doğrulanır.

Çünkü: sikkelerin ön yüzünde: Apollon başı, arka yüzünde ise koç başı bulunur. (Kebren şehrinde bulunan sikkelerden oluşan bir koleksiyon, günümüzde “Londra British Museum’da sergileniyor.)

Kent: Pionia, Gargara, Antandros (Günümüz: Edremit körfezi civarı), Assos ve Lamponya’ya (Günümüz: Ayvacık yakınları) giden antik yollar üzerinde konumlanmıştır.

Xenephon, Strabon isimli tarihçi yazarlar, kentin isminden bahsederken Kebrene’nin Skepsis ile Skamandras (Kara Menderes Nehri) arasında bir yer olduğunu söylerler.

Kuruluşu MÖ 7’nci yüzyıla dayanır. Bu dönemde Lidyalılar bölgede egemenlik kurarlar.

MÖ 6’ncı yüzyıldan itibaren Anadolu’da görülen Pers etkisi, Kebren şehrinde de zaman zaman etkisini gösterir.

Kent MÖ 435 yılından itibaren bağımsız bir devlet statüsüyle Antika Delos Deniz birliğine üye olur. Perslerin yeniden güçlenmesiyle, MÖ 5’nci yüzyıl sonlarında, kent yeniden Pers egemenliğine girer. Persler, bölgeye Dardanoslu Zenin’i vali olarak görevlendirirler. Daha sonra ise, karısı Mania, Kebren şehrinin de dahil olduğu bölgeyi MÖ 4’ncü yüzyılın başına kadar yönetir. (Kraliçe Mania’nın ismi Skepsis şehrinde de geçer.)

Ancak Mania’nın öldürülmesi sonucu bölgede hissedilen yönetimsel boşluğu fırsat bilen Spartalı Komutan Derklides, kenti kuşatır ve Kebrenliler, Spartalıları Perslilere tercih ettikleri için direnmeden kentin kapılarını açarlar.

Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos, Kebrenlileri zorunlu göçe mecbur eder, MÖ 310 yılından itibaren yaklaşık on yıl boyunca, Alexandria Truva şehrinde yaşamaya mecbur edilirler.

Antik kaynaklar, Antigonos’un ölümünün ardından zorunlu yer değiştirme hareketi biter ve Kebrenliler ile Skepsisliler, kendi şehirlerine geri dönerler.

MÖ 281 yılında, Seleukos hanedanının başı I. Antiokhos’un izni ile Kebren şehri yeniden kurulur.

1882 yılında Troya şehrini kazıp çıkan hazineleri yağmalayan Heinrich Schliemann burayı kazmış ve bazı gümüş kalıntılar çıkarmıştır.

Günümüzde burayı ziyaret ederseniz: Fuğla tepe üzerinde, ana kayaya oyulmuş sarnıç ve bu yapıya ait yoğun kiremit parçaları görebilirsiniz. Ayrıca, oldukça büyük bir alana yapılmış kentin kalıntıları arasında: tepe üstü düzlüğünde temel izleri, yer yer çevreye yayılmış işlenmiş taşlar, doruk düzlüğünde bol keramik kırıkları bulunuyor. Çaldağ üzerindeki kalıntılar, diğer tepeye göre daha yoğundur.

Çanakkale Bayramiç Kebrene-Kebren

Özellikle Çaldağ köyünde bir evin bahçesindeki sur duvarı kalıntılarını görmelisiniz.

Çanakkale Bayramiç Ayazma Pınarı Tabiat Parkı

 

AYAZMA PINARI TABİAT PARKI

İlçe merkezine 15 km uzaklıkta, Evciler köyü sınırlarındadır. Evciler köyüne 6 km uzaklıktadır.

Çanakkale Bayramiç Ayazma Pınarı Tabiat Parkı

Kazdağı eteklerinde tam bir doğa harikası olarak düzenlenen mesire yeridir. Rakımı 490 metredir. Derin vadiden, köpüre köpüre gelen Ayazma deresi, burada küçük bir şelale yapıyor. Şelalenin döküldüğü yerde ise bir göl oluşmuştur.  Her yıl, Ağustos ayında, mitolojik hikayeden esinlenilerek “Güzellik Yarışması” yapılmaktadır.

Çanakkale Bayramiç Barajı

 

BAYRAMİÇ BARAJI

İlçenin en önemli akarsuyu, Kazdağı’nın Ayazma denen yerinden çıkan Evciler deresi ve Çırpılar ve Karaköy köylerinden gelen derelerin birleşmesiyle meydana gelen Menderes çayıdır.

Akarsu, Bayramiç-Ezine ovasında akar, Ezine’de Akçin çayı ile birleşir ve Karanlık Limanda denize dökülür. Uzunluğu 110 km dir ve ilçe arazisinin sulanmasında geniş ölçüde yararlanılır. Menderes çayı üzerindeki barajın yapımına 1986 yılında tamamlanmıştır.

Çanakkale Bayramiç Kaz Dağları

 

KAZ DAĞLARI

Kaz dağları, antik dönemde “İda dağı” olarak bilinir. Antik dönemin ünlü tarihçisi Homeros’un “İlyada” destanı ile tanınmıştır. Bu yüzden, birçok seyyah, İda dağını ziyaret etmiştir. Burada: sık ormanlar ve madenler bulunur. Antik dönemde, insanların barınma ve ısınma ihtiyaçları buradan karşılanmıştır. Kazdağı’nın eteklerinde, antik dönemde: Kebrene, Neandreia, Gargara, Antandros, Skamandros, Skepsis şehirleri kurulmuştur.

Kaz dağında oldukça geniş bir bitki çeşitliliği vardır. Dağda yaklaşık endemik ve nadir 77 bitki türü bulunmaktadır. Bunlardan 29 tanesi sadece burada yetişmektedir. Burayı yani “Kazdağı Milli Parkını” ziyaret etmek isterseniz, doğal yaşamın güvenliğini sağlamak için izin almanız gerekir.

Mitoloji

Mitolojiye göre, Truva savaşında, Göklerin Tanrısı Zeus, hakemlik görevi üstlenir. Savaşı: İda dağının doruklarında bulunan tapınak ve sunağının bulunduğu “Gargaron” zirvesinden izler.

Truva kralı Priamos’un oğlu Paris

Truva kralının oğlu Paris’in annesi Hekabe: ona hamile iken, bir rüya görür. Bu rüyada: karnından çıkan ateşler, Truva şehrini yakmaktadır. Kahinler, bu rüyayı yorumlarken: doğacak çocuğun Truva şehrinin yok olmasına sebep olacağını söylerler.

Bunun üzerine, doğan çocuk İda dağında yok edilmek üzere bir saray görevlisine teslim edilir. Saray görevlisi: bebeği, öldürmez, vahşi hayvanların parçalayacağını düşünerek İda dağına bırakır. Ancak, bebek bir çoban tarafından bulunur ve büyütülür. Bu çoban yani Paris, bir prens olduğundan habersizdir. İda dağında çobanlık yapar.

Çanakkale Bayramiç Kaz Dağları Dünyanın ilk güzellik yarışması

 

Dünyanın ilk güzellik yarışması

Yunanistan’da yapılan “Thetis” in düğününe davet edilmeyen “Kavga Tanrıçası Eris” düğünde tanrıçaların bulunduğu masaya altın bir elma fırlatır. Elmanın üstünde “en güzeline” yazılıdır. Tanrıçalar, bu elmayı paylaşamazlar. En güzelin belirlenmesi için, Gökler Tanrısı Zeus’un hakemliğine başvururlar. Ancak, Zeus, Tanrıçaları İda dağından çobanlık yapan “Paris” e yönlendirir.

Hermes, altın elmayı, Paris’e verir ve Zeus’un buyruğunu kendisine iletir. Ardından, tanrıçalar Paris’e çeşitli rüşvetler teklif ederler. Tanrıça Athena: akıl ve zeka, Tanrıça Hera: güç vaat eder. Tanrıça Afrodit ise, Paris’e dünyanın en güzel kadının aşkını vaat eder. Paris: “aşkı” seçer ve bu seçimiyle Truva’nın sonunu hazırladığının farkına varmaz.

 

KALKIM

Kaz dağlarının en güzel yerlerindendir. Burada: eko turizm, trekking ve at biniciliği yapılır. Hanlar yerleşimi geçildikten 10 km sonra, Milli Parklar Dinlenme Tesisleri vardır. Burada tel kafeslerle çevrili büyük bir alanda Geyik Çiftliği bulunuyor. Koruma altındaki bölgede geyikler yaşıyor ve üretiliyorlar. Biraz beklediğinizde geyikleri görebilirsiniz. Bölge av meraklıları, doğa yürüyüşü yapanlar tarafından yoğun tercih ediliyor.

Ezine tanıtımı.

Çan tanıtımı.

Edremit tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.