Yalova

Yalova


1999 yılı depreminin olumsuz etkilerini kısa zamanda gideren ve günümüzde; özellikle termal kaplıcaları ve doğal güzellikleriyle öne çıkan bir şehir.

Yalova

ULAŞIM

Yalova, İstanbul-Kocaeli-Bursa illeri arasında, karayolu bağlantısıyla, üçgenin kesişme noktasındadır. Yalova-İstanbul arası uzaklık: 174 km. Yalova-Bursa arasındaki uzaklık: 69 km. Yalova-Kocaeli arasındaki uzaklık: 63 km. Yalova-Gölcük arasındaki uzaklık: 50 km. Yalova-Gemlik arasındaki uzaklık: 43 km. Yalova-Karamürsel arasındaki uzaklık: 30 km. Yalova-Orhangazi arasındaki uzaklık: 21 km.dir.

Yalova-Bursa bağlantılı karayolu, Samanlı dağlarının üzerinden geçtiği için: hem virajlı ve hem de iniş-çıkışlıdır. Oldukça işlek olan bu yolun, genişletilmesi çalışmaları halen sürdürülüyor.

Ankara-Yalova arası uzaklık: 407 km.dir. Güzergah: Ankara-Bolu üzerinden.

Yalova



GENEL ÖZELLİKLERİ

Yalova Depremi


DEPREM

Yalova: 1999 depreminden etkilenen yerlerden biri. Yalova’da resmi rakamlara göre: 2504 kişi deprem sonucu hayatını kaybetmiş. 15946 kişi, uzun yıllar boyunca, prefabrik evlerde barınmış. Her ne kadar birçok bina,, depremden zarar görse de, depremin kötü etkilerini en kısa zamanda silip atan ve yeniden normal yaşamın sürdürüldüğü bir yer olması nedeniyle; öne çıkan bir yöremiz.

Yani: depremden etkilenmiş olmasına rağmen, depremin olumsuz etkileri kısa zamanda temizlenip, normal yaşama dönülmüş. Bir de, Yalova’da bulunduğunuzda, çok miktarda “Yaşar Okuyan” ismi bulunan tabelalı tesisler göreceksiniz. Sanırım: bu insanın buraya çok hizmeti geçmiş ve yöre insanı, bu hizmetleri takdir etmiş ki, birçok tesise, ismini vermiş.

Yalova

KONUMU

Yalova, doğu kıyılarındaki düzlükler dışında, dağlık bir araziye sahip. Güneydeki dik yamaçlar: gür bir orman örtüsü ile kaplı. Orman alanlarının genişliği bakımından, Türkiye’nin sayılı illerindendir. İklim olarak: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve bol yağışlı geçer. Yalova’nın bence konum olarak en büyük özelliği: İstanbul’a yakın olması.

SAHİL ŞERİDİ

Yalova’nın sahil şeridi: 110 km. dir.

SÜS BİTKİCİLİĞİ

Yalova’nın en önemli özelliklerinden biridir. Seralarda süs bitkileri yetiştirilip, tüm ülkeye gönderilmektedir.



NE SATIN ALINIR

Yörede, halı dokumacılığı ve özellikle Sugören köyünde oldukça önemli bir geçim kaynağıdır. Burada dokunan ipek halılar, İstanbul’da ve Avrupa’da birçok alıcı bulmaktadır. Ayrıca: İl’de, çam ağacından ve ıhlamur ağacından yapılan, “gumuz” adlı bir çalgı aleti de bulunmaktadır.

 

TARİHİ


Yalova yöresinde yerleşim, çok eski tarihlere kadar gider. Önceleri bataklık bir alan olan, bugünkü il merkezinde, yerleşim ise daha sonradır. Kent merkezinde bulunan kaplıcalar, Antik çağda, Pythia Thermai olarak adlandırılmıştır.

İlk çağdan beri yararlanılan şifalı sıcak maden suyu kaynaklarında, tesislerin kurulması ve geliştirilmesi, kentin de büyüyüp gelişmesinde rol oynamıştır.

Yalova yöresi: tarih içinde: Bitinya, Roma, Bizans toprakları içinde yer almıştır. Yerleşmenin antik dönemdeki adı tam olarak bilinmemekle birlikte yöreye “Pylopyhtia ve Xenodochion denildiği, çeşitli kaynaklardan öğrenilmektedir.

11’nci yüzyılın sonlarında, bölgede Türkler görülmeye başlanır. Bu da, yöredeki sosyal ve kültürel yapıyı kökten etkileyen olay olur. Ancak: 1137 yılında Yalakonya Kalesi ve Çoban Kale düştükten sonra, Yalova yöresi, Emir Ali tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.

15 ve 16’ncı yüzyıllarda, yöre için Yalakova ve Yalakabad adlarının kullanıldığı görülüyor. Yöre, Osmanlı topraklarına katıldığında, yörede Rum ve Ermeni nüfus hakimdi.

Bundan sonra da, Müslüman Türk nüfus giderek arttı. Özellikle: Balkanlardan çok sayıda göçmen bölgeye geldi.

Yalova

 

YALOVA İÇİNDE GEZİLECEK YERLER

BOTANIK-KARACA ARBORETUMU

1980 yılında, TEMA Vakfı kurucusu Hayrettin Karaca tarafından; 13.5 hektar arazi üzerine kurulmuştur.

Yalova-Termal kara yolunun üzerinde, il merkezine 5 km. uzaklıkta, Samanlı Köyü içinde bulunmaktadır. Burada: kaya bahçeleri, bitki bahçeleri, gül bahçeleri, minyatür bitkiler, Türkiye doğumlu bonsai bitki koleksiyonları ve diğer birçok örnek görebilirsiniz.

Tahminen 5 bin odunsu ve bir o kadar da otsu ve soğanlı bitki mevcuttur. Evet, gezmek isterseniz, burası Pazar günleri 13.00-18.00 arasında halka açık. Bunun dışında: gurup ve okullara, haftanın diğer günleri de, randevu alınması koşuluyla açıktır.

Gezi, rehber eşliğinde 1.5 saat sürüyor. Ziyaretin karşılığında ise, TEMA Vakfına makbuz karşılığı bağış yapma koşulu var. Yılda, yaklaşık 15.000 civarında yerli ve yabancı ziyaretçi, buraya giriyor.

Buranın günümüzdeki faaliyetleri: Üniversite öğrencilerine staj imkanı sağlamak ve halkın konuyla ilgili bilgisini arttırmak, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yapılan botanik bahçelerine bitki materyali sağlamak, bahçıvan eğitimi vermek, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan arboretum ve botanik bahçeleriyle tohum değişimi yapmak, bitki koleksiyonunu genişletmeye devam etmek. Tüm bu faaliyetlerin finansmanı; Karaca

Arboretum’da bulunan, Karaca Arboretum Fidanlığı faaliyetleriyle sağlanıyor. Yani: fidan satışından elde edilen gelirle sağlanıyor

Yalova Atatürk’ün Yürüyen Köşkü
Yalova Atatürk’ün Yürüyen Köşkü

ATATÜRK’ÜN YÜRÜYEN KÖŞKÜ

Cumhuriyetin kurucusu Atatürk, tarımda modern teknikleri kullanması, çevre üreticilere örnek olması ve onların nitelikli fide, damızlık ihtiyaçlarının karşılanması için, kişisel mülkü olan Yalova’nın doğusundaki Millet Çiftliğini, bu amaca uygun olarak düzenletmiştir.

Çiftlik içinde, deniz kıyısında ikameti için, 1929 yılında, bir çınarın yanında, iki katlı, mütevazi bir köşk yaptırmıştır.

Ulu Önder Atatürk, Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünde ve deniz kenarında bulunan köşke geldiğinde, bahçıvanı: köşkün hemen yanındaki büyük bir ağacın dallarını kesmeye çalışırken görür. Hemen bahçıvanı yanına çağırır ve bunun nedenini sorar.

Bahçıvan da “ ağacın dalları köşkün duvarına kadar uzanmıştı” der. Bunun üzerine Ulu önder “Ağacın dalını kesmeyin, Köşkü kaydırın” emrini verir. Görev: İstanbul Belediyesi Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesine verilir.

Sorumlu Baş Mühendis Ali Nuri Anlar, binanın temellerini açtırır. Temellerin altına, zor ve çok yavaş ta olsa, raylar döşenir. Bina, rayların üzerinde doğuya doğru 4.80 metre kaydırılır. Atatürk, 11 Ağustos 1936 tarihinde yapılan bu işlemi: kız kardeşi Makbule hanım, Afet İnan hanım, Yunus Nadi Abalıoğlu, Muhafız Komutanı İsmail Hakkı Tekçe, Yaver Binbaşı Nasuhi Bey ve diğer ilgililerle birlikte, baştan sona izlemiştir.

Atatürk: 11 Haziran 1937 tarihinde, şahsına ait bütün taşınmaz mallar gibi, bu köşkü de Türk Milletine bağışlamıştır. Günümüzde, diğer tüm köşkler gibi, Yürüyen köşkte, halen müze olarak korunmaktadır.

Atatürk’ün bir dalının bile kesilmesini istemediği Ulu Çınar ve yanındaki köşk, ağaç sevgisi ve çevre bilincinin de bir anıtı olarak ziyaretçilerini beklemektedir. Yürüyen köşk: “Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü” arazisi içindedir.

Enstitü: Atatürk’ün 1920’li yıllarda gösterdiği Türk tarımının ileri tekniklerle donatılması amacı doğrultusunda: bilim, hizmet ve nitelikli materyal üretim amaçlı hizmetlerini sürdürmektedir.

Daha önce de söylediğim gibi: Atatürk her ne kadar buradan büyük keyif almakta idiyse de, ölümcül hastalığının ilk teşhisi burada konulmuştur. Yalova kaplıcalarına; bu bölgede gerek kendisi huzur bulduğu için ve gerekse bölge halkının o yıllardaki, temizlik gereksinimlerini karşılamak için, büyük önem vermiş ve kaplıcaların gelişmesini, büyümesini, imarını sağlamıştır.

Evet, buyurun köşkün içini gezelim. Köşkün en büyük özelliği: kullanıldığı zamanki eşyaları ile birlikte muhafaza edilmesi ve günümüze ulaşmış olması. Binaya girdiğinizde: bu eşyaların halen yerli yerinde bulunması hemen dikkati çekiyor.

Öyle ki, tuvalette kullanılan tuvalet kağıdı bile, aynen olduğu gibi duruyor. Köşkün arkasında, zemin altında, ısıtma tertibatının bulunduğu bölüm var. Burada: büyük bir kuzine sobası bulunuyor. Ayrıca: ön cephede, zemin katta, tamamen deniz manzaralı olan, binanın ön bölümüne ulaştırılan, bir taraça bölümü var.

Burası da muhteşem, burada toplantılar yapılıyormuş. Ayrıca: kenarda, o dönemde Atatürk tarafından dinlenen plaklar hala duruyor. Atatürk’ün yattığı yatak, üstündeki yorganla birlikte muhafaza edilmiş. İçeri girdiğinizde, sanki uzun yıllardır temizlenmemiş ve her yanı toz tutmuş, bir yere girdiğinizi düşünüyorsunuz.

Ama, bir yandan da, bu ev ve eşyaların, Atatürk tarafından bizzat kullanılmış olduğunu düşünüyor ve bambaşka hayallere dalıyorsunuz. O büyük insanın yaşam tarzını, yaşadığı yerleri gezmek, başka bir alemde gibi olacaksınız.

Yalova yöresine gidip te, bu köşkü görmeden ayrılırsanız, inanın büyük eksiklik. Atatürk’ün doğa ve ağaç sevgisini de yansıtan ve bu sevginin büyüklüğünü ortaya koyan, bu köşk’e mutlaka gidin.

Yalova Açık Hava Müzesi

AÇIK HAVA MÜZESİ

Yaşar Okuyan Bulvarı Sanat Sokak köşesindedir. Kültür Bakanlığı tarafından kurulmuştur. 6000 yıllık geçmişe sahip, Yalova’nın çeşitli yerlerinden çıkan ve değişik yerlerde muhafaza edilen tarihi eserler toplanarak, burada sergilenmektedir.

2003 tarihinde açılan bu müzede: Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler bulunuyor. Ayrıca: Yalova’nın çeşitli bölgelerinde bulunan eserlere ait maketler de bulunuyor.

2005 yılı sonu itibarıyla, Yalova’da çeşitli tarihlerde çıkarılan 46 adet mevcut tarihi eserlerin envanter bilgileri hazırlanmış. Tarihi eserlere ilginiz varsa, ziyaret edebilirsiniz. 

 

Osmaniye

Osmaniye

Osmaniye, tarihsel kalıntıların meraklıları tarafından, gezilmesi ve görülmesi gereken bir yer. Özellikle: burada bol miktarda kale var, sanki bir kaleler kenti.

Osmaniye

ULAŞIM

Adana hava alanına uzaklık: 90 km. dir. Osmaniye-İskenderun limanı arasındaki uzaklık: 75 km. Osmaniye-Ankara arası uzaklık: 576 km. Osmaniye-İstanbul arası uzaklık: 1025 km. Osmaniye-İzmir arası uzaklık: 986 km. Osmaniye-Adana arası uzaklık: 86 km. Osmaniye-K. Maraş arası uzaklık: 100 km. Osmaniye-Gaziantep arası uzaklık: 120 km. Osmaniye-Hatay arası uzaklık: 128 km.

Osmaniye

TARİH

Osmaniye kent tarihi: ilk çağlardan itibaren buraya yerleşen: Hitit, Asur, Pers, Grek, Roma, Bizans gibi devletler ve bazı kavimler tarafından şekillendirilmiştir. 12.yüzyıldan itibaren ise, bölge Türk yurdu olarak öne çıkıyor.

Aslantaş Baraj gölü altında kalan Domuztepe yamaçlarında: neolitik, kalkolitik, tunç ve demir çağlarına ait yerleşim izleri ortaya çıkarılmıştır.

Bölge: MÖ.3000 yılı, Mezopotamya kaynaklarında; Amanum, Hitit imparatorluğu kaynaklarında: Amana, Asur yazıtlarında: Hamanu, Haçlılar devrine ait kaynaklarda: Montana Migra, İslam devri kaynaklarında: Cebel’ül lukkam olarak geçer.

Hititleri takiben, MÖ.260 yıllarında, bölgeyi Sasani kralı I.Şapur ele geçirir. 524 yılındaki depremde, bütün Klikya kentleri tahribata uğrar. 561 yılındaki ikinci bir deprem, bütün kentleri yerle-bir eder. Bunun ardından çıkan veba salgını, kentlerde ve kırsal alanlarda, büyük can kayıplarına yol açar.

MS.7.yüzyıldan it ibaren, bölgede Arap devletleri görülür. Bu dönemde: haçlılar ve Emevi, Abbasi ve Türkler arasında, bu bölgede, büyük çatışmalar, savaşlar yaşanır. Abbasi halifesi Harun Reşit zamanında, bölgedeki önemli kale ve yerleşim yerleri, yeniden yapılmış ve bir kısmı da onarılmıştır.

Selçuklular zamanında, Anadolu’ya gelen Türklerden bir kısmı, Adana ovasına iner ve daha  sonra Haraz mevkiinde, ilk kez olarak “Osmaniye” yi kurarlar.

MS. 11. ve 12.yüzyıllarda: bölgede haçlılar egemendir. Daha sonra, MS. 14.yüzyıl başlarına kadar Ermeni krallıkları görülür. 1332 yılında ise, bölge tamamen, Memlüklerin kontrolü altına girer. 1517 yılından sonra ise, Osmanlı devleti, bölgedeki egemenliği ele geçirir.

19.yüzyıl başında, Kavalalı Mehmet Paşa, bölgeyi ele geçirir. 1840 yılında yapılan Kütahya Antlaşmasıyla, bölgede tekrar Osmanlılar hakim olurlar. Osmaniye’nin kent tarihçesi, 1865 yılından sonra başlar.

I. Dünya savaşının sonunda, bölge Fransızlar tarafından işgal edilir. 1922 yılında ise, Ankara Antlaşması sonucu, işgal sona erer ve bölgeyi terk ederler. Cebelibereket olarak isimlendirilen sancak: 1877 yılında Gavur dağlarının asayişini sağlamak için kurulmuştur.

Bu sancak, 15 yıl, Osmaniye de konuşlandırılmıştır. 1923 yılında, Cumhuriyetin ilanından sonra, Sancakların vilayete dönüştürülmesi nedeniyle, Cebelibereket vilayeti adını alır. 1933 yılında ise, yeniden ilçe statüsüne indirilir ve Adana’ya bağlanır. 1996 yılında ise, yeniden il olur.

Osmaniye

GENEL

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılan araştırmalar sonucu, gelişmişlik sıralamasında, 47 sırada yer alır. İl merkezi rakımı: 118 metredir. Denize uzaklık: 20 km.dir. Bölgede, tipik Akdeniz iklimi görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçer. Yağışlar, kış ve sonbahar aylarında daha fazladır.

 

SERAMİK

Tütsüz köyü civarındaki volkanik cuflardan elde edilen ham madde: Osmaniye Korkut Ata Üniversitesinde, seramik ürünleri üretiminde kullanılıyor. Bu seramikler: dayanıklılıkları ve motifleriyle, yörede öne çıkıyor.

Osmaniye Yer Fıstığı

OSMANİYE YER FISTIĞI

Bölgede: Osmaniye olarak bilinen ve tohum kabuğu rengi “pembe” olan çeşit üretimi yapılmaktadır. Türkiye üretiminin % 41’i, burada üretilmektedir. Ancak, üretilen bu fıstığın, % 90’lık bölümü yine Osmaniye de kullanılmaktadır.

Çünkü: içerdiği yağ, protein, karbonhidrat, vitaminler ve madensel maddeler nedeniyle, fıstık, özellikle insanlar için önemli bir besin maddesidir ve % 44-56 oranında yağ içermektedir. Özellikle: yağı, tat ve dayanıklılık bakımından, diğer bitkisel yağlardan çok daha üstündür. Bu nedenle, çok fazla tüketilmektedir.

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi

OSMANİYE KORKUT ATA ÜNİVERSİTESİ

Korkut Ata Üniversitesi, 2007 tarihinde kurulmuştur. Üniversite bünyesinde: Mühendislik, Fen-Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri var. Ayrıca: Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler Enstitüleri bulunuyor. Üniversitede, 109 akademik personel ve 116 idari personel bulunmaktadır.

Üniversitenin ana yerleşkesi: Fakıuşağı köyündedir.

Bu arada: “Korkut Ata” isminin kaynağını inceledim. Büyük Türk destan bilgesi “Dede Korkut” un diğer adı “Korkut Ata”dır. Onun: 9.ve 11.yüzyıllar arasında, Türkistan’daki Sir-Derya nehrinin Aral gölüne döküldüğü yerde doğduğu biliniyor. Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgede hüküm süren Türk hakanlarına, akıl hocalığı ve danışmanlık yaptığı anlaşılmaktadır.

 

NE YENİR NE İÇİLİR

Osmaniye yerel mutfağının en önemli malzemesi: bulgur. Yöresel yemeklerin çoğu: bulgur ile yapılır. Bunların başında: içli köfte, mercimek köftesi, çiğ köfte, kısır gelir.

 

NE SATIN ALINIR

Üniversitede üretimi yapılan seramiklerden satın alabilirsiniz. Bu seramikler, yörenin simgesi haline gelmiş. Bunun dışında: buranın yer fıstığı meşhur. Mutlaka tadın ve hatta kendiniz ve yakınlarını için hediyelik olarak satın alın.

Tüm bunların dışında, buranın “Andız Tespihi” meşhur. İlginizi çekerse, satın alabilirsiniz.

Osmaniye

GEZİLECEK YERLER

 

BABAOĞLAN KALESİ

Babaoğlan isimli köyün sınırları içinde olup, il merkezine 20 km. uzaklıktadır. Kale: hakim bir tepe üzerinde kurulmuş. Ancak, günümüzde gerek doğal şartlar ve gerekse insanlar tarafından yapılan tahribatlar sonucu, kalenin ayakta kalan kısımları harap haldedir.

Burada en büyük dikkati çeken obje: bir kaya kabartması. Bu kabartma: kalenin 300 metre kadar uzağındaki bir tepe üzerindedir. Bu kabartmada: şaha kalkmış bir at üzerinde bir süvari ve süvarinin karşısında: belinde kılıç, sol elinde mızrak, sağ el dua eder durumda, Hitit krallarına benzer başlık giymiş bir erkek kişi figürü var.

Bu kaya kabartmasını görebilirsiniz. Ancak, bu kabartmada da, tahribatlar var. Özellikle, süvari figürünün bir kısmı tahrip olmuş. Buraya giderseniz, yalnızca bu figürü görebilirsiniz.

Osmaniye Bodrum Kale-Kastabala Şehri

BODRUMKALE-KASTABALA (HİERAPOLİS) ŞEHRİ

İl merkezine, 15  km. uzaklıkta, Kesmeburim köyü sınırları içindedir.

Kalenin de bulunduğu bu bölgede, kalenin eteklerinde : Hirepolis ismi verilen bir antik kentin kalıntıları bulunuyor. Aynı zamanda, Kastabala ismiyle anılan bu antik kent: MÖ.1′ yüzyılda: yerel bir kral olan Tarkondimos tarafından, krallığının başkenti olarak kullanılmıştır. Kent: 525-561 yılları arasında, iki büyük deprem sonucu önemli ölçüde etkilenmiş ve tahrip olmuştur.

Osmaniye Bodrum Kale-Kastabala Şehri

Burada: günümüze kadar ulaşmış, oldukça iyi durumda ve Roma döneminden kalma, antik kalıntılar var. Bu nedenle, tarihe meraklı olanların, burayı ziyaret etmelerini öneririm. Evet, iyi durumdaki bu kalıntılar: sütunlu cadde, 5000 seyirci kapasiteli bir tiyatro yapısıdır. MS. 200 yılları civarında inşa edilmiş olan 300 metre uzunluğundaki sütunlu cadde, görülmeye değer.

Bu cadde, kalenin bulunduğu kayalığın yanından geçip, asıl yerleşim bölgesini oluşturan arkadaki vadiye iniyor. Bu vadinin yukarısındaki terasta ise, çok sayıda yazıtlı heykel kaidesi bulunmuş. Buradan vadiye kadar uzanan düzlük alan: stadyum imiş.

Bunun biraz ilerisindeki yamaçta ise, biraz önce söylediğim gibi, günümüze gayet iyi durumda gelmiş tiyatro bulunuyor. Tiyatronun hemen karşısında ise, yine Roma döneminden kalma, hamam kalıntıları var.

Kentin çevresinde: çok sayıda mezar kapıları ve kaya mezarları görülüyor. Kentin su ihtiyacı ise, Ceyhan nehrinin doğu yakasında bulunan, Karagedik köyü civarındaki kaynaktan karşılanıyormuş.

Osmaniye Bodrum Kale-Kastabala Şehri

Evet, Kastabala şehri, kutsal bir merkezmiş. Amasyalı ünlü gezgin Strabon’a göre: Kastabala kentinde, Artemis Perasia’nın kutsal tapınağındaki rahibe, dinsel törenler uyarınca, yaptığı uzun danslar sonunda, vecde gelir ve kızgın közler üzerinde oynamayı sürdürür, elindeki meşaleyle, tapınaktan  dağa, ormanlık tepelere doğru kaçarmış.

Kentin sikkelerinde: kenti temsil eden kule-başlıklı kadın başının önünde; kutsal kentin sahibesi tanrıça Perasia’nın simgeleri olan: meşale ve çam ağacı bulunmaktadır.

Son Roma çağında: yani MS. 5’yüzyılda: Karatepe ve Düziçi yörelerinde, zeytinyağı üretiminde büyük patlama görülüyor. Bu yörede, adım başı zeytinyağı üretiminin göstergesi olan pres taşlarına ve taban mozaikli bazilikaların, tapınakların izlerine rastlanıyor.

Zeytinyağı, büyük olasılıkla, önce Hiropolis-Kastabala’da toplanıyor, oradan da İssos körfezinin limanlarına indiriliyor olmalıydı.

Roma çağından kalma Hieropolis-Kastabala’da: gerek Roma valilerine ve gerekse o dönemde kurulan bağımsız krallıklara ait birçok yazıt ve sikke bulunmuştur. Bu bağımsız krallıklar, Kastabala’da, yaklaşık MÖ.17.yılına kadar hüküm sürmüşlerdir.

Aralarında en önemlisi ve nam bırakanı ise: Tarkondimotos I ve Philopater II.dir. Bu krallar, kendi adlarına sikke bastırmışlardır. Antik dönemde, bir ülkenin bağımsızlığı, kendi parasının varlığı ve bu paranın geçerli olmasıyla ölçülür ve kanıtlanırdı.

HEMİTE (AMUDA) KALESİ

Osmaniye-Kadirli karayolu üzerinde, Ceyhan nehri kıyısında, Gökçedam köyündedir. İl merkezine uzaklığı: 20 km. dir. Kalenin bulunduğu yerdeki manzara muhteşem, mutlaka buraya zaman ayırın ve çıkın.

Kalenin: yapıldığı dönem ve kimler tarafından yapıldığı net olarak bilinmiyor. Ancak: kalenin 500 metre güneyinde, kayalara işlenmiş bir “kral kabartması” var. Bu kabartma, Hitit kabartmalarına benziyor. Yani, buna istinaden, kalenin Hititliler döneminde yapıldığı veya kullanıldığı  düşünülüyor.

Kalenin bulunduğu yerdeki: Amuda isimli yerleşim yeri ise, 1146-1148 yıllara arasında, bölgenin idare merkezi olarak kullanılmıştır. Kale yapısı: 70 metre yükseklikte bir tepe üzerindedir. Moloz taştan inşa edilmiştir. Kale çıkışının en uygun yönü: doğudadır. Kale içindeki kalıntılar: Roma döneminden kalma tiyatro, tapınak ve hamam. Bunun yanında buraya giderseniz, biraz önce sözünü ettiğim: Hitit kabartmasını da mutlaka görmelisiniz.

Osmaniye Kaypak Kalesi-Savranda

KAYPAK (SAVRANDA) KALESİ

İl merkezinin doğusunda, Kaypak köyü yolu üzerinde ve il merkezine 30 km. uzaklıktadır. Kalenin çevresi: 800 metredir. Yapı: araziye uydurularak dikdörtgen biçimli yapılmış olup, surlarının yüksekliği: 7-10 metredir. Burçları ise; 8-10 metre yüksekliğindedir. 12 burcu ve kulesi bulunmaktadır.

Burçların içi boş ve 2 katlıdır. Konum itibarıyla, sur ve burçları aşılması güç denecek derecede yükseltilmiştir. Bu nedenle, kaleye açık bulunan tek kapısından girilebiliyor. Tabandan itibaren, kayalar üzerine oyulan merdivenler, bu kapıya kadar yükseliyor. Çevresinde, savunma suru veya hendek yok.

Kale içindeki düzlük: çam ağaçlarıyla kaplıdır. Kale meydanında: su sarnıçları ve bina kalıntıları vardır. Güneyden kuzeye doğru girişin devamı olan, ince bir yol uzanıyor. Kuzeye bakan surun dibinde, 2 metre  tabii setreli bir geçit var, bu geçit Kaypak çayına kadar iniyormuş.

Osmaniye Çardak Kalesi

ÇARDAK KALESİ

Çardak köyü yakınlarında olup, il merkezine 6 km. uzaklıktadır. 200 metre yüksekliğindeki bir tepe üzerine kurulmuştur. Kale yapısı: dikdörtgen şekilli ve 10 burçludur. Kale: bölgedeki kervan ticaretini koruma amacıyla, Romalılar zamanında yapılmıştır.

DOMUZTEPE

İl merkezine 33 km uzaklıkta, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesinin karşısında, Aslantaş Baraj gölü içindeki küçük bir ada üzerinde bulunmaktadır.

Kazı çalışmalarında, bu ören yerinin Karatepe-Aslantaşdan çok daha uzun bir yerleşim tarihi olduğu görülmüştür. Orta Tunç çağı başlarında yerleşmenin bir surla çevrili olduğu anlaşılmıştır.

Orta Tunç Çağı sonlarında yerleşmenin daha yükseğe çekilerek ve yeni bir sur inşa edildiği görülür. Erken Demir çağı yerleşimi aha da yukarı kaymıştır.

Burada: Demir çağı kalesine ait MÖ 9’ncu yüzyıldan kalma iki kapı aslanı, çifte boğalı bir heykel kaidesi, MÖ 9 ve 8’nci yüzyıllara ait kabartmalar bulunmuştur. Ayrıca, Roma döneminin sonlarına ait bir tarım tesisi, villa rustica, tepenin doğusundaki terasta yer almaktadır.

Tepenin 1 km güneydoğusunda 20 x 30 metre ebatlarında Roma ve Hıristiyanlık dönemine ait bir bazilika bulunmuştur.

Osmaniye Zorkun Yaylası

ZORKUN YAYLASI

İl merkezine 26 km. uzaklıktadır. Amanos dağları üzerindedir. Yolun 12.km.de Ürün yaylası bulunur. Burası: sayfiye yeri olarak kullanılıyor. 16.km.de ise, Olukbaşı yaylası var. Burası da, çok şirin ve çam ağaçları arasında ve tamamen ahşap evlerden kurulu bir yerleşim yeri. Yola devam ettiğinizde: Zorkun yaylasına ulaşılıyor.

Burası: Çukurova bölgesinin en önemli ve eski yaylasıdır. Yaz aylarında, yaylada yaşayanların toplamı 60 bin civarındadır. Yaylada: çam, sedir, köknar ağaçları bulunmaktadır. Her yıl, Ağustos ayı içinde, yaylada çeşitli etkinlikler  düzenlenmektedir. Burada: çadır kampı kurmak mümkün. Her türlü sosyal ihtiyaçlara cevap verebilecek tesisler mevcut.

Amasya Gümüşhacıköy

Amasya Gümüşhacıköy

İsmi uzun olduğundan, yörede “Hacıköy” olarak bilinir. Gümüş beldesindeki gümüş madenleri, günümüzde Maden Teknik Arama Kurumu bünyesindedir. Ancak: bu madenlerde, yüzyıllardır açılan dehlizlerin, yeni maden aramalarında insan hayatını tehdit eder durumda bulunması nedeniyle, halen gümüş bulunduğu bilinen bu madenler işletilemiyormuş.

Amasya Gümüşhacıköy

ULAŞIM

İlçe: Karadeniz’i, İstanbul’a bağlayan karayolu üzerindedir. Gümüşhacıköy-Merzifon arasındaki uzaklık: 20 km. olup, araç ile bu uzaklık 20 dakikada alınmaktadır.

Amasya Gümüşhacıköy

TARİHİ

MS.140 yıllarında, günümüzdeki Gümüşhacıköy ilçesinin bulunduğu yerde kurulu bulunan “Etonia” isimli şehir, Doğu Roma İmparatorluğunun en önemli ve gözde şehirlerinden biri olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Ankara’dan doğu istikametine giden yollar; Etonia isimli bu şehirden geçermiş.

15.yüzyıla gelindiğinde ise, yörede: çeşitli derebeylikleri görülmektedir. Bu bölgede de, Celettin bey hüküm sürmüştür. Hatta: Tavşan dağlarının da, adını bu beyden aldığı söylenmektedir.

Hacı köyünün ilçe haline getirilmesi: Köprülü Mehmet Paşa, gümüş madeni kendisinin işletmesine verilince, burada oturması gerekir. Bunun üzerine, Paşa: burada bir kervansaray, bedesten ve büyük bir cami yaptırır ve bir de hamam ilave ettirir. Tüm bu yapılar: 1661 yılında tamamlanır. Bu yapılaşma üzerine, Gümüş’e bağlı bir haniye olan, Hacıköy, 1881 yılında, buraya bağlanır ve nahiye merkezi olur.

GENEL

Gümüşhacıköy: daha önce “Hacıköy” iken, 5 km. uzaklıktaki “Gümüş” nahiyesiyle birleşerek, “Gümüşhacıköy” adını almıştır.

İlçe, bölge olarak: Orta Karadeniz bölgesinde bulunmaktadır. Deniz seviyesinden: 810 metre yüksekliktedir. En yüksek noktası: Tavşan dağı üzerindedir.

Yörede: geçiş bölgesi iklimi hakimdir. Buna göre: genellikle ılıman olan iklim şartları, bazen de İç Anadolu bölgesi iklim özelliklerinin etkisi altında kalarak sertleşir. Ama genelde, yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılıman ve yağışlıdır. Yüksek kesimlerde ise, soğuk ve yağış, artar.

İlçedeki en önemli ekonomik getiri: tarım ve hayvancılıktır. Tarım ürünleri olarak: tütün, şekerpancarı ve soğan öne çıkar. Ancak, tütün üretiminin azalması nedeniyle: alternatif olarak: böğürtlen ve ahududu yetiştiriciliği başlamıştır.

Amasya Gümüşhacıköy

GÜMÜŞ BELDESİ VE GÜMÜŞ MADENİ

Gümüş beldesi, Gümüşhacıköy ilçe sınırları içinde, zengin tarihi geçmişi olan, küçük bir yöredir. Amasya il sınırları içindeki en eski yerleşim yeridir. 1903 yılından bu yana, Belediye teşkilatına sahiptir.

Gümüşhacıköy ilçe merkezine 5 km. uzaklıktadır. Gümüş kasabasına, en yakın tren istasyonu ise, Havza ilçesindedir. Ama, bu tren istasyonun, kasabaya uzaklığı 54 km. dir.

Gümüş beldesinin, yüzyıllardır en büyük desteği: gümüş madenidir. Pontus devletinin en önemli merkezlerinden biri: Gümüş olmuştur. Amasyalı ünlü coğrafya yazarı Strabon’a göre: Gümüş yöresinde maden cevherinin çıkarılmasında, esirlerin kullanıldığı yazılıdır.

Çünkü: maden cevheri çıkarılırken, dehlizlerdeki hava, öldürücüdür. Pontus devletinin yıkılmasıyla, gümüş madenleri: Romalılar, Bizanslılar ve Türkler tarafından işletilmiştir. Özellikle, Bizanslılar zamanında, burada bir “Madencilik Okulu” bulunduğu tahmin edilmektedir. Bölgeye “Gümüş” ismi ise, 1179 yılında verilmiştir.

Gümüş yöresinde: Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, gümüş sikke basıldığı öğrenilmiştir. Para basılan darphane, sonradan camiye dönüştürülmüştür. Takip eden dönemde: Gümüş madeni, Köprülü Mehmet Paşa’ya, “Has Arpalık” olarak verilmiş ve bu yüzden, Paşa, Hacıköy’de: 1660 yıllarında: cami, hamam ve bedesten yaptırmıştır.

Bölgedeki gümüş madeni faaliyetlerine, 1877 yılındaki Osmanlı-Rus savaşından sonra, son verilmiştir. İlçe merkezi, 1881 yılında, Gümüşhacıköy’e nakledilince, maden tamamen unutulmuştur.

Tüm bunların sonunda: Gümüş yöresinde yaşayan insanlar, başta Amasya olmak üzere, bölgedeki diğer yerleşim merkezlerine göç etmişlerdir. Bu göç kaybı, günümüzde de devam etmektedir.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Buraya yolunuz düşerse: mutlaka “keşkek” yemelisiniz. Baklalı dolmada, belki düşünebilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Amasya Gümüşhacıköy Köprülü Mehmet Paşa Camii

KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA CAMİİ

1660 yılında, Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. İlk yapılışında kagir olarak yapılmış, ancak Köprülü Paşanın torunlarından, Hafız Ahmet Paşanın oğlu Abdulbaki Bey tarafından, kagir olarak yenilettirilmiş ve çevresi genişletilmiştir.

1943 yılında, caminin minaresi ve kubbesi, depremde yıkılır. Bunun üzerine, caminin hemen arkasına bir namazgah yaptırılarak, ibadete burada devam edilmiştir. Bu sırada, yapının tamamı yıkılmış ve 1948 yılında, bugün görülen cami yapısı yapılmıştır.

DARPHANE CAMİİ

Gümüş beldesindedir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, kasabada darphane kurularak para basılmış ve zamanla bu darphane binası, camiye dönüştürülmüştür.

KERVANSARAY VE BEDESTEN

1669 yılında, Köprülü Mehmet Paşa tarafından, Kervansaray olarak yaptırılmıştır. İlk yapıldığı dönemde, kagir bir kervansaray olarak kullanılan yapı, takip eden dönemlerde, bir kısım değişiklikler yapılarak, bedesten haline getirilmiştir. Dört kapısı olan bedesten yapısı: uzun ve dikdörtgen plandadır. Uzun kenarı: 82 metre ve kısa kenarı: 9 metredir.

Amasya Gümüşhacıköy Saat kulesi

SAAT KULESİ

1898 yılında, Ali Rıza Bey tarafından: bedestenin doğu kapısının kemeri üzerine yapılmıştır. 1939 yılındaki depremde, hasar görmüştür. 1943 yılındaki depremde ise, tamamen yıkılmıştır. 1948 yılında ise, halkın gayretleriyle yeniden yapılmıştır. 1971 yılında ise, ahşap saat kulesi yıkılarak, bugün görülen saat kulesi yapılmıştır.

Amasya Gümüşhacıköy Yörgüç Rüstem Paşa Camii

YÖRGÜÇ RÜSTEM PAŞA CAMİİ

Gümüş mahallesindedir. 1429 yılında, Yörgüç Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1945 yılında onarım göre cami, 1996 yılındaki depremde zarar görmüş, 2004 yılında tamamlanan restorasyon faaliyetleri sonucu, yeniden hizmete açılmıştır.

Amasya Gümüşhacıköy Maden Hamamı

MADEN HAMAMI

Çay mahallesindedir. 1820 yılında Rumlar tarafından yapılmıştır. Hamam inşaatını yapan Nazari Usta: aynı zamanda Yörgüç Rüstem Paşa camiinin minaresini de yapan ustadır. Halen özelliğini kaybetmiş durumdadır. Sıcak kısmında, hamam göbek taşı ve dört odası ile hizmete devam etmektedir.

Amasya Gümüşhacıköy Haliliye Medresesi

HALİLİYE MEDRESESİ

Gümüş beldesindedir. Çelebi Sultan Mehmet’in, Beylerbeyi Halil Paşa tarafından, 1413 yılında yaptırılmıştır. Yapı: kare planlı, kapalı avlulu bir medresedir. Arka kısmında, medrese odaları ve dershaneler sıralanmıştır. Bu medresede, yüksek öğrenim verilmiş ve zamanında, 50’den fazla öğretim üyesinin görev yaptığı bir yer olarak öne çıkmıştır.

MANASTIR

Gümüş mahallesindedir. 1840 yılında, burada yaşayan Rumlar tarafından yaptırılmıştır. 1925 yılındaki mübadele sonucu, Rumlar buradan ayrılınca, manastır binası da, ihmal edilmiş ve günümüze virane olarak gelmiştir.

Merzifon tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Amasya tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.