Erzincan

Erzincan

Yeşilinin bolluğu, depremleri ve halihazır şehir merkezinin üç kez yer değiştirmesi, sevimli insanları ve büyük askeri yoğunluğuyla dikkati çeken bir ilimizdir. Birçok kez bulundum, dümdüz bir şehir düşünün, çünkü: depremler sonucu şehir her yenilendiğinde, şehir planlaması en iyi şekilde gerçekleştirilmiş ve sonuçta ortaya: pek yüksek binaları bulunmayan, dümdüz bir şehir çıkmıştır.

Dümdüz ama çevresi dağlarla çevrilidir. Tabii bunun sonucunda, güneş geç doğar ve erken batar yani şehir de kasvetli bir hava hakimdir. Tarih meraklıları için, Altıntepe’yi mutlaka gezmelerini öneririm.

Erzincan

ULAŞIM

Erzincan: Asya ülkelerini, Avrupa’ya bağlayan demir yolu ve kara yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu durum, ulaşım açısından, ile önem kazandırmaktadır. Doğu Anadolu bölge kara yolu bağlantısını sağlayan E-80 kara yolu il merkezinden geçer.

Erzincan-Erzurum arasındaki uzaklık; 188 km. Erzincan-Ankara arasındaki uzaklık: 688 km. Erzincan-Sivas arasındaki uzaklık: 246 km. Erzincan-Gümüşhane arasındaki uzaklık: 131 km. Erzincan-Trabzon arasındaki uzaklık: 231 km. Erzincan-Tunceli arasındaki uzaklık: 130 km. Erzincan-Elazığ arasındaki uzaklık: 235 km. dir.

Erzincan hava alanı: 1988 yılında hizmete açılmıştır. 200 araç kapasiteli otoparkı da bulunan hava alanı, yıllık 600 bin yolcu kapasitelidir. Gece iniş-kalkışı sağlayan ışıklandırma tertibatı bulunmaktadır. Hava alanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım: taksi ve dolmuş taksilerle sağlanmaktadır. Şehir merkezine uzaklık: 9 km. dir. İstanbul-Erzincan arasındaki hava ulaşımının: sadece 1 saat olması, ulaşımda büyük imkan yaratıyor. Ancak, bu arada, Erzincan hava alanının biraz ters yani “c” zorluk derecesinde olduğunu da öğrendim.

TARİH

Bölgedeki bilinen ilk yerleşimciler: MÖ. 1050-1180 yılları arasında, büyük bir imparatorluk kuran Hititlerdir. Bölge, uzun yıllar, Hitit egemenliği altında kalmıştır. Takip eden tarihi süreçte ise, Urartular görülür. Erzincan yakınlarındaki Altıntepe bölgesinde, Urartulara ait birçok eser çıkarılmıştır. Ancak, bu Urartu şehirleri, Med saldırıları sonucu, MÖ. 600 yılı civarında tamamen yok olmuşlardır.

MÖ. 550 yılında ise, Persler bölgede görülürler. Daha sonra ise Makedonyalılar var. MÖ. 70 yılına gelindiğinde, Roma ordusu, tüm bölgeyi ele geçirir.

1071 Malazgirt zaferinden sonra ise, Türkler bölgede görülürler. Alpaslan komutanlarından Mengücek Ahmet Gazi: Erzincan ve yöresini ele geçirir ve Mengücek Devleti kurulur.

Özellikle: Behram Şah zamanında, Erzincan mimari açıdan birçok faaliyetin yaratıldığı bir dönemdir. Ancak, takip eden dönemlerdeki depremler, o  dönemden günümüze herhangi bir kalıntı bırakmamıştır. Behram Şah ise, 1225 yılında ölür ve Urla köyüne defnedilir.

Daha sonra uzun süre Akkoyunlu egemenliği ve 1473 yılında, Otlukbeli Savaşından sonra, yöre Osmanlılar tarafından ele geçirilir.

Şehir, I. Dünya savaşında, 11 Temmuz 1916 tarihinde, Ruslar tarafından işgal edilirler. Ancak, 1918 yılında, Erzincan Mütarekesi imzalanınca, bölgeden geri çekilirler. Bölgede kalan Ermeniler, vahşi saldırılarına devam edince, şehir, 22 Şubat 1918 tarihinde, Kazım Karabekir komutasındaki Türk birlikleri tarafından tamamen temizlenerek kurtarılır.

Tarihi süreç içinde: Erzincan kentinin isimleri: Eriza, Aziriz, Erizicin ve son olarak Erzincan olarak kullanılmıştır.

Şehir 1939 yılında büyük bir depremden kötü şekilde etkilenir ve harabeye döner. Hatta, taş-taş üstünde kalmadı denebilir ve binlerce insan hayatını kaybeder. Hatta bu depremde: fay hattının bulunduğu toprak bölümün üzerinde 250  metrelik bir yarık oluştuğu söylenir. Depremden sonra ise, demir yolunun yukarısında, yeni yani bugünkü Erzincan şehri kurulur.

Erzincan ismi nereden gelmektedir diye düşünürseniz, şu söylenebilir. Er (erkişi) zin (zinde kişi) can (cankişi) olabilir diye düşünüyorum. Ama elbette bu bir yakıştırma. Erzincan ilinin is mi, antik dönemde burada bulunan “eriza” isimli yerleşim yerinden gelmektedir. Selçuklu döneminde şehrin ismi “erzingan” olmuş ve daha sonra günümüzdeki ismi almıştır.

Erzincan

GENEL

İl merkezinin,  denizden yüksekliği: 1185 metredir. İl toprakları, genellikle dağlar ve platolarla kaplıdır. Dağlar: il topraklarının yüzde 60’nı kapsar. Yemyeşil bir yer olduğu için, yörede çok sayıda piknik yeri de bulunmaktadır. Özellikle, şehir merkezinde “Vaskit” denilen yerleşim yerinde, nehir kıyısındaki lokantalara gitmenizi ve özellikle tavuk yemenizi öneririm.

İlin en önemli akarsuyu: Fırat nehridir. Yüksek debi hızı nedeniyle: sulama, enerji ve su sporları için kullanılmaktadır. Bölgedeki bütün akarsular gibi, ilkbahar mevsiminde eriyen kar suları ve yağan yağmurlar nedeniyle kabarır ve ara sıra taşkınlara neden olur.

Şehirde: karasal iklim egemendir. Buna bağlı olarak: kış mevsiminde, doğudan gelen hava kütlelerinin etkisinde, oldukça sert kış günleri yaşanır. Ancak yine de, doğu Anadolu’daki birçok ilimize nazaran  daha ılıman bir iklim görülmektedir. Gün içinde, dört mevsim yaşanabilmektedir.

Şehrin ekonomisi: tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Tarımda, üzüm yani bağcılık öne çıkmaktadır. Yörede: cimin olarak isimlendirilen, siyah renkli, basık-oval şekilli, çekirdek sayısı az, orta kalın kabuklu, aroması tatlı-mayhoş bir tür üzüm yetiştirilmektedir. Bu üzüm türü: daha çok sofralık olarak kullanılmaktadır. Özellikle, deprem riski olmasına rağmen buraya insanların yerleşmesinin en büyük nedenlerinden birinin de: toprağın çok verimli olmasıdır. Hani derler ya “ne eksen yetişir”.

Özellikle, deprem riskinin olması, şehirde büyük sanayi tesislerinin kurulmasını engellemektedir. Çünkü:  tarih bölümünde de ayrıntılı belirttiğim gibi, il toprakları, birinci derece deprem kuşağı üzerindedir. Son olarak, 1992 yılındaki depremde, 657 kişi hayatını kaybetmiştir. Tarihçe bölümünde  de belirttiğim gibi, Erzincan şehrinin yeri, depremler nedeniyle, üç kez değiştirilmiş.

Tabii bu olumsuzluğun olumlu sonucu olarak, ülkemizin şehir planlaması açısından en öne çıkan şehirlerinden birisidir. Geniş caddeler, birbirini dik kesen sokaklar, sayısız iş merkezleri, askeri binalar, parklar, bunların hepsi, bir düzen içinde yapılmıştır. Evlerin pencereleri dağlara doğru açılmaktadır. Yolların yani cadde ve sokakların sonları da dağlara yöneliktir.

BAKIRCILIK

Erzincan yöresindeki bakırcılık faaliyetleri: ustalar tarafından özel olarak tasarlanan şekillerin, oyma tekniğiyle ve tekli kalemle, bakır üzerine işlenmesi işlemidir. Bu işlemler, bakırın ham madde halinden işlenmiş ve bitmiş olarak müşteri eline ulaşması: toplamda 105’nci el olarak değerlendirilmektedir.

Evet, Erzincan yöresinde, bakır dövmeciliği, çok eski dönemlere dayanmaktadır. Ancak, bakırcılığın cazip hale gelmesiyle, turistik bakır süs eşyalarının üretimine başlanmıştır. Yüzlerce ailenin geçim kaynağı olan bakırcılık: son dönemlerde altın çağlarını unutturmuş ve yok olma aşamasına gelmiştir.

Çünkü: önceleri tekli kalemle işlenen bakırlar, günümüzde büyük ölçüde, makineler tarafından işlenmektedir. Bunun sonucunda, sanatsal değeri olmayan ürünler ortaya çıkmaya başlamış ve bakırcılık, günümüzde eski yoğun talebi görmemektedir.

ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ

Erzincan Üniversitesi: 2006 tarihinde hizmete açılmış olup, halen 4 fakülte, 1 yüksek okul ve 6 meslek yüksek okulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin:  Tıp Fakültesi, Erzurum ilindedir.

Erzincan ilinde ise: 460 öğrencinin eğitim gördüğü Hukuk Fakültesi, 2600 öğrencinin eğitim gördüğü: Eğitim Fakültesi, 500 öğrencinin eğitim gördüğü: Fen-Edebiyat Fakültesi bulunmaktadır. Meslek Yüksek Okullarında ise, 2500 civarında öğrenci eğitim görmektedir.

Yüksek Öğrenim Kurumu yurtlarına gelince: il merkezinde, 1020 erkek ve 1372 kız olmak üzere, 2392 öğrenci için, yurt imkanları bulunmaktadır. Bunlar: yurt yerleşkesi içinde, 5 er katlı 5 öğrenci bloku, 3 katlı idari bina, 2 katlı merkez yemekhanesi ve kafeterya, kuaför, berber, terzi, ayakkabıcı, internet kafe ve çamaşırhane ile spor salonu bulunmaktadır.

Erzincan Cirit

CİRİT

Erzincan denilince, diğer akla gelen bir şey: cirit. Cirit: Orta Asya ve Anadolu’da oynanmaktadır. Bu yarışmalar: 7 kişilik bir takım ve 7 at ile oynanır. 9 hakem tarafından yönetilir. Yarışma: 2 devreli ve her devre 70 dakikadır. Yapılan her hamle ve hareketin: (+) ve (-) olmak üzere değerlemesi yapılır ve sonuç belirlenir.

Bölgedeki ilk cirit yarışmaları: 1989 yılında yapılmaya başlanmıştır. Halen 2 adet kulüp bünyesinde, oyuncular cirit yarışmaları yapmaktadırlar. Şehir merkezinde ise, 3 tane cirit sahası bulunmaktadır. Her yıl, kurtuluş günü olan 13 Şubat tarihinde: temsili cirit yarışmaları yapılmaktadır.

Erzincan

ERZİNCAN ASKERİ YAPI

Erzincan il merkezinde, büyük askeri kurum ve kuruluşlar bulunuyor. Çünkü: Erzincan il merkezinde Ordu komutanlığı karargahı ve Orduevi var, bu yüzden: gerek askeri kişiler ve gerekse askeri tesisler açısından şehir merkezinde büyük bir yoğunluk var. Yani: ülkemizde silahlı kuvvetlerde görev yapan askeri şahısların büyük bölümü: Erzincan’da görev yapmış veya Erzincan’da bulunmuşlardır.

Bunun sonucunda: Erzincan esnafının en büyük geçim kaynağı: askeriyedir. Ancak: pahalılık yüzünden, yabancılar ve hatta kentin yerlileri bile, çoğu kez esnafı tenkit ederler.

Erzincan Akbulut Kayak Tesisleri-Ergan Dağı Kayak Tesisleri

AKBULUT KAYAK TESİSLERİ-ERGAN DAĞI KAYAK TESİSLERİ 

Erzincan yöresi, hepimizin bildiği üzere, kar-kış yoğun bir yer. Bunun sonucunda: burada kayak olanakları elbette mevcut. Erzincan-Sivas kara yolu üzerinde, il merkezine 42 km. uzaklıktaki Akbulut Kayak Tesislerinde, kayak yapmak mümkün. Burası: 1988 yılında hizmete açılmıştır. Ulaşım açısından herhangi bir problem yok, yol tamamen asfalt. Yörede: 60 yatak kapasiteli bir otel, 100 kişi kapasiteli yemek ve toplantı salonu, sauna ve diğer bir kısım konfor bulunuyor. Otel her ne kadar 12 ay açık olsa da, özellikle kış aylarında: buradan kayak kiralayabilir ve kayak eğitimi alabilirsiniz.

Bölgede: 5 tane kayak pisti var. Bu pistler: profesyoneller ve amatörler için ayrılmıştır. Telesiki olarak ise: ülkemizin en uzun liftleri buradadır. Liftlerin uzunluğu: 1025 metredir.

Alt istasyonun rakımı: 1925 metre iken, üst istasyon rakımı: 2155 metreye kadar ulaşmaktadır. Yani, 228 metrelik bir kod farkı bulunuyor. Bu yeni teknoloji telesiyej sisteminde, aynı anda 450 kişi taşınabilmektedir.

NE YENİR

Erzincan denilince, aklıma hemen: Erzincan tulum peyniri geliyor. Tulum peyniri: yörede, karaman koyunundan alınan sütten yapılıyor. Diğer peynirlere göre: daha parlak, daha güzel kokulu, tam yağlı ve daha lezzetlidir. Bunun dışında, yerel yemeklerden söz etmemi isterseniz: un ile hazırlanan “sırın” ve kayısı kurusu ile hazırlanan “Gasefe” düşünebilirsiniz. Hatta: döner severseniz, burada “sebzeli yaprak döner” yiyebilirsiniz.

 

Tulum Peyniri

Erzincan denilince Tulum Peynirine ayrı bir yer açmak gerekir. Yapımına 5 ve hatta 6’ncı ayda başlanır ve  9’ncu ayda biter. Tamamen Erzincan yöresinin yüksek rakımlı, 90-100 çeşit bitki zenginliğine sahip, temiz ve serin yaylalarında, buz gibi soğuk sulardan beslenen karaman cinsi koyundan alınan sütten yapılır. Diğer peynirlere nazaran daha parlak görünümlü, daha güzel kokulu ve tam yağlı ve daha lezzetlidir.

NE SATIN ALINIR

Erzincan yöresinden, muhteşem güzel bakır işlemeli objeler satın alabilirsiniz. Bunlar: çaydanlık, sürahi, vazo, semaver, çay-kahve takımları ve diğer çeşitli süs objeleridir. Ancak, yukarıda söylediğim gibi: eski orijinalliğini kaybetmiş durumda. Sanat değeri düşük, makineler tarafından yapılan objeler yaygın. Bu yüzden, şehirde sadece 8-10 mağazada satılan, orijinal el işi bakır objeleri bulup satın alabilirsiniz.

Bunun dışında yöreye özgü bir şeyler satın almak isterseniz: mermer hediyelik süs eşyaları bulabilirsiniz. Erzincan ve çevresinden çıkarılan mermer blokları: il merkezinde bulunan mermer fabrikasında işlenerek, çeşitli boy ve ebatlarda ve kalınlıkta plakalar haline getirilir ve bunlar turistler için hediyelik eşya haline getirilir.

Gerek kendiniz ve gerekse yakınlarının için yiyecek bir şeyler almak isterseniz: tava leblebisi olabilir.

Erzincan

GEZİLECEK YERLER

Erzincan Kültür Müdürlüğü Müzesi

KÜLTÜR MÜDÜRLÜĞÜ MÜZESİ

Erzincan ilinde: bir Arkeoloji ve Etnografya Müzesi bulunmuyor. Bunun yerine: Atatürk Mahallesindeki 75’nci Yıl Kültür Merkezi kompleksi içinde: Müze bölümü oluşturulmuştur. Buradaki bölümler: açık hava müzesi, teşhir salonları, depolar ve idari odalardan oluşmaktadır. Yöreden temin edilen, arkeolojik dönemlere ait mezar taşları: açık hava müzesinde sergileniyor. Sonuç olarak: yazının başında da belirttiğim gibi, resmi bir müze ve dolayısıyla müze personeli bulunmuyor. Zaten müzede bulunan eserler de  kısıtlı, bunlar: 3 arkeolojik eser, 39 Etnografik eser, 17 sikkeden oluşmaktadır.

ERZİNCAN MÜZESİ

Biraz önce, Erzincan il merkezinde bir müze bulunmadığından söz etmiştim. Ülkemizde müzesi olmayan sadece 3 tane il var ve bunlardan bir tanesi de Erzincan. Ancak öğrendiğime göre: Erzincan Valiliği ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi arasında imzalanan bir protokol gereğince, daha önce Ordu caddesinde bulunan ve üniversiteye ait sanat galerisi olarak kullanılan binanın müzeye çevrilmesine karar verilmiştir. Müzede 5 ayrı sergi salonu bulunması düşünülüyor, 536 eser sergilenecekmiş.

Erzincan Kalesi

ERZİNCAN KALESİ

Kalenin İlhanlılar döneminde yapıldığı ve Selçuklular ile Osmanlılar döneminde ise defalarca onarıldığı biliniyor. 1939 yılındaki Erzincan  depremi kaleye büyük hasar vermiştir. Günümüzde sadece giriş kapısı, erzak deposu ve güney duvarı ulaşmıştır. Yine de kaleye gidip görmenizi öneririm.

Erzincan Terzi Baba Camisi

TERZİ BABA CAMİSİ

İl merkezinde, ilginç mimariye sahip bir camidir. Minarelerinin hatları yuvarlak olmayıp, köşelidir ve içi de güzel mimari özellikler göstermektedir. Caminin mimarı Danyal Tevfik Çiper’dir. 1991 yılında yapımına başlanan cami, mali sıkıntılar nedeniyle bitirilememiş ve 12 yıl sonra tamamlanmıştır.

Aynı zamanda: ülkemiz sınırları içinde, bir kubbe altında en çok insanın ibadet edebildiği bir cami olarak önem kazanmaktadır. Yaklaşık 7000 kişi kapasiteli camide, yaklaşık 4000 kişi kubbenin altında ibadet edebilmektedir. Caminin içinde havuz bulunuyor. Havuzda dünya şekli bulunuyor. Caminin halıları da önem kazanıyor. Çünkü: bu mavi zemin halıları üzerinde: yıldızları ve gökyüzünü betimlemesi için sarı noktalar bulunmaktadır.

Pencereler ise: şehri çevreleyen büyük dağların görülebileceği şekilde yerleştirilmiştir. Polikarbon ve alüminyumdan yapılan kubbenin yerden yüksekliği 23 metre, çapı 47 metredir. Caminin iki minaresi, kılıçtan esinlenilerek yapılmış, kılıçların keskin uçları kıble yönünü gösterir.

Kıble perpektifinden bakıldığında, mekan, uzay mekiğini andırır. Mihrap ve minberde hilaller görülüyor. Yapı bünyesinde: otopark, iş merkezi ve sosyal tesisler de vardır.

Bu arada “Terzi Baba” isminin nereden geldiğini merak edenler için: Terzi baba: Erzincan’da yaşamış bir kişidir. Türbesi, günümüzde Terzi Baba Mezarlığında bulunmaktadır. Anadolu’da yetişen velilerden biridir. Temel din bilgilerini aldıktan sonra: anne ve babasının isteği üzerine, bir sanat sahibi olmak için terziliği öğrenmiştir.

Erzincan Altın Tepe

ALTIN TEPE

İl merkezine, 15 km. uzaklıktadır. Erzincan-Erzurum karayolu üzerindedir. Aslen: il merkezi değil, Üzümlü ilçesi sınırları içinde kalmaktadır.

Bölge: özellikle Urartular zamanında, önemli bir yerleşim yeri olarak önem kazanmaktadır. Urartuların, kuzeybatıdaki bilinen son kalesidir. Aynı zamanda, günümüze kadar ulaşabilen en önemli ve tek Urartu kentlerinden biridir. 60 metre yüksekliğinde doğal bir tepedir.

Bu tepenin ismi: ilk olarak: 1959-1968 yılları arasındaki kazak kazılar sırasında duyulmuştur. Daha sonra yapılan resmi arkeolojik kazılarda; 1959 yılında bulunan çok değerli eserler ise, Ankara-Anadolu Medeniyetleri Müzesine götürülerek orada sergilenmeye alınmışlardır. İlk kez bilimsel kazılar sonucu ortaya çıkarılan Urartu mezarı, buradadır.

Burada görebilecekleriniz: iç içe iki kale duvarı ile korunan: saray, tapınak, kabul salonu, mezarlar, depo binaları ve gelişmiş kanalizasyon sistemi gibi 2750 yıllık kalıntılarıdır. Hatta: bu kanalizasyon sistemine bağlı olarak: lavabo, alaturka tuvalet taşı, banyo taşı ve zemini taş döşeli havuz ve erken Hıristiyanlık dönemine ait bir kilisenin zeminindeki mozaikler bulunmuştur.

Bu kalıntılarda bulunanlar ise: fildişi ve madeni eşyalar, seramikler, duvar resimleri, miğfer ve kalkanlar. Özellikle: çivi yazılı tunç objede: kral adları yazılıdır. Yukarıda söylediğim gibi, Urartuların üst düzey sanat eserlerini yansıtan bu buluntular, halen Ankara’da sergileniyor.

Erzincan Otlukbeli Gölü

OTLUKBELİ GÖLÜ

Bu göl: Erzincan il merkezi değil, Otlukbeli ilçesi sınırları içindedir. Otlukbeli ilçe merkezine 6 km. uzaklıktadır.

Bu göl: çanağı ve oluşumu nedeniyle, dünya üzerinde benzeri olmayan bir özellik taşımaktadır. Göl bir set gölüdür. Ancak gölün oluşumunu sağlayan set: travertenden  oluşmuştur. Ayrıca, bu traverten, normal kast kaynaklarından değil, maden suları tarafından oluşturulmuştur.

Yani: bu set: binlerce yıl  boyunca yüzeye çıkan maden suları tarafından oluşturulmuştur. Bu nedenle: Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Yani: doğal bir anıt olarak nitelendiriliyor. Derinlik: 15-18  metre arasındadır. Gölün oluşumu: günümüzde de sürmektedir. Buraya yolunuz düşerse, set üzerindeki maden sularından mutlaka içmelisiniz. Çeşitli hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.

Erzincan Girlevik Çağlayanı

GİRLEVİK ÇAĞLAYANI

İl merkezine 30 km. uzaklıkta, Çağlayan Beldesindedir. Çağlayanın suları: Kalecik köyü yakınlarında, kayalıklardan kaynayan suların oluşturduğu bir dere yatağından gelir ve yaklaşık 35-40 metre yükseklikten, üç kademe halinde aşağıya düşer.

Özellikle: kışın sularının donması sonucu muhteşem görüntüler ortaya koymaktadır. Yaklaşık: 8-10 metre uzunluğunda, dev buz sarkıtları oluşuyor. Yazın ise, doğal serinlik ve görüntü güzelliği yaratır. Yöreye yolunuz düşerse, burayı ziyaret etmeyi unutmamanızı öneririm. Burayı ziyaret ederseniz, hemen şelalenin karşısında: mutlaka alabalık yemelisiniz.

EKŞİ SU

İl merkezine 12 km. uzaklıktadır. Yörede: Böğert maden suyu olarak da isimlendirilmektedir. Suyun özellikleri incelendiğinde: sağlık bakımından önem kazanmaktadır. Özellikle: mide, bağırsak, safra yolları hastalıkları, karaciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği söyleniyor. Bu maden suyu: şişelenerek ülkemizin birçok yerine pazarlanıyor.

Buradaki kaplıca suyu ise: 33 derece sıcaklıktadır. Bu kaplıca suyu: banyo yapılarak kullanıldığında şifalı geldiği söylenen hastalıklar: romatizma, damar sertliği, cilt hastalıkları ve kalp rahatsızlıklarıdır. Kaplıca bölümünde, 12 tane havuz var. Hatta, bunlar arasında “doğal jakuzi” olanı bile var, zamanınız varsa mutlaka gidin. Şişeleme tesisinin yanında: lokanta, alabalık yetiştirme  tesisleri ve park yeri bulunuyor.

Erzincan Horhor Şifalı Kaplıcası

HORHOR ŞİFALI KAPLICASI

Ekşisu kaynağının yanındadır. Bir oluktan hızla akan suyun miktarının, dakikada 1 ton olduğu belirlenmiştir. Bu suyun, banyo olarak kullanıldığında şifalı geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: mide rahatsızlıkları, diyabet, karaciğer ve safra yolları hastalıkları, ayak kokusu ve cilt rahatsızlıklarıdır. Su: bol miktarda kükürt içermektedir.

Ayrıca: içeriğinde, sodyum, magnezyum ve kalsiyum iyonları bolca bulunmaktadır. İlginç bir not daha var, yoğun kükürt bulunan suyun rengi yıllardır sarı iken, son deprem sonrasında suyun renginin değişerek yeşil olmuştur. Yani, suyun şifalı etkisi devam ediyor mu?

Erzincan Rafting

RAFTİNG

Erzincan yöresinde rafting: Karasu (Fırat)  nehri üzerinde yapılmaktadır. Özellikle: kara yolu takip eden bir güzergahta yapılması, büyük bir imkan. Bu özelliğiyle, dünyada tektir.

Rafting güzergahlarından: Yollar üstü- Mutu arasındaki parkur: 40 km. uzunluğundadır. Mayıs ayından sonra ise, suların azalması nedeniyle: Erzincan-Erzurum kara yolunun 55’nci km.de bulunan Sansa-Bağlar ile Mutu arasındaki 26 km. lik parkur kullanılır.

Rafting: Kemah ilçesine bağlı: Alp köyünde başlıyor, Acem oğlu boğazından, üç büyük kanyon geçiliyor ve şelaleler bölgesine ulaşılıyor. Soğuk sular mevkiinde ise, rafting bitiyor ve sudan çıkılıyor.

Suudi Arabistan Medine

Suudi Arabistan Medine

622 yılında: Hz. Muhammed: Mekke’den buraya hicret ettiğinde: şehirde bulunan Ensar ve Muhacirlerden oluşan Müslümanlar: kendisini şehrin girişinde büyük bir coşku ile karşılarlar.

Herkes, kendisini evine davet eder ve komşusu olmasını ister. Ancak, Hz. Muhammed; kimseyi kırmamak için, devesi “Kusra” yı salıverir.

Deve Kursa: bir süre gittikten sonra çöker ve o çöktüğü yere: herkesin namaz ibadetini yerine getirebileceği ve toplantı yapılabilecek bir mescit inşa edilir.

Mescid-i Nebevi’nin bulunduğu yerdeki bu ilk mescit: 35 metre boyunda ve 30 metre genişliğindedir. Kerpiçten yapılan duvarlar, hurma kütükleri ile desteklenmiş, çatı ise hurma yaprakları ile kapatılmıştır.

Peygamberimizin bizzat taş ve kerpiç taşıyarak yapımına katkı verdiği bu yapının 3 kapısı bulunmaktadır ve Hz. Aişe’nin odası (Hücre-i Saadet) Mescide bitişik olarak yapılmıştır.

Peygamberimiz, vefatından sonra, buraya defnedilecektir. Evet: bu mescit ile ilgili, aşağıda daha ayrıntılı bilgiler vereceğim.

Şimdi

Medine şehri hakkında bilgiler vermeye devam ediyorum. Hz. Muhammed: hicretin ardından ulaştığı bu şehrin “Yesrib” olan ismini “Medine tül Münevvere” yani “Aydınlatılmış şehir” olarak değiştirir. Şehir: devam eden tarihi süreçte: Medirra, Medirke, Meddiyne, Mezzine gibi isimlerle de anılır.

1072-1092 yılları arasında: şehrin bulunduğu bölge, Selçuklu topraklarına katılarak, Türk egemenliğine girer. Daha sonra: Eyyübi ve Memlük devletleri tarafından ele geçirilir.

1517 yılında ise, bu kez Yavuz Sultan Selim: Memlük ordusunu “Ridaniye” savaşında yener ve tüm “Hicaz” bölgesiyle birlikte, Medine şehrini de Osmanlı topraklarına katar.

Osmanlı hakimiyeti sırasında özellikle Sultan II. Abdülhamit tarafından, İstanbul-Medine arasında inşa ettirilen tren hattı önem kazanır. Bu tren hattı ile: İstanbul-Medine arasındaki ulaşım, 3 güne indirilmiştir.

1916 yılında ise, I. Dünya savaşının ardından bölgede başlayan Arap ayaklanması sonucunda: şehir, isyancılar tarafından ele geçirilir.

Medine kalesinde: Fahrettin Paşa komutasındaki Türk birlikleri, zorlu koşullara rağmen, kahramanca bir direniş gösterirler ve ancak: 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan “Mondros” mütarekesinin ardından, şehir, 20 Ocak 1919 tarihinde, teslim edilir ve bölgedeki Türk hakimiyeti biter.

Suudi Arabistan Medine
Suudi Arabistan Medine
Suudi Arabistan Medine

Gelelim günümüze

Medine şehri, Mekke şehrine 450 km. uzaklıktadır. Mekke-Medine şehri arasındaki bu yol, yaklaşık 4-5 saat sürmektedir ve dağlık bölgelerden geçilerek ulaşılır. Söylenenlere göre: bu bölge sönmüş volkanların bulunduğu volkanik bir araziymiş.

Kızıldeniz ise, 193 km. uzaktadır. Deniz seviyesinden yükseklik 639 metredir. Şehrin kuzeydoğu tarafında, 4 km. uzakta Uhud dağı ve Avr dağları bulunur.

Suudi Arabistan ülkesinin, dördüncü büyük şehridir. Mekke dağlık bir bölgede olmasına rağmen, Medine şehri: dümdüz bir alan üzerinde kurulmuştur. Kuzeye doğru hafif meyilli bir ovada bulunmaktadır.

Mekke şehrinin toprakları çorak iken, Medine de hava daha yumuşak olduğundan, çevre yeşilliktir. Hatta: Medine şehri: üzüm, hurma ve incir ile ünlüdür. Hurma denilince, akla “hurmalıklar” gelir.

Ancak, zaman içinde büyüyen şehirde, yeşillikler de kaybolmuştur. Özellikle: Mescid-i Nebevi yakınlarında, hiçbir yerde hurmalık kalmamıştır. Çünkü: bölge, tamamen otellerle işgal edilmiştir.

Evet: Medine şehrinde hayat genellikle ikindi namazından sonra başlar ve geç saatlere kadar sürer. İnsanlar: genellikle öğleye kadar istirahat ederler, uyurlar ve bu arada dükkanlar kapalıdır. Sokaklarda kimse görülmez.

Ancak: ikindi namazından sonra: şehirde, büyük bir hareketlilik yaşanmaya başlar. Zaten, şehir dini özellik gösteren yapılar yanında, birçok modern yapıları da bünyesinde barındırır.

Şehirde: bir yer aradığınızda: özellikle otoyol üzerindeki tabelalarda, önce Arapça ve sonra İngilizce yazıları görebilirsiniz.

Medine şehri

Hicaz bölgesinin diğer yerlerinde olduğu gibi: Türkçe konuşmanın sık sık yaşandığı bir yer olarak dikkati çeker. Zaten: hac ziyareti için gelenler arasında, Türk hacılar ve ziyaretçiler: gerek giysileri, gerek davranışları ve gerekse hareketleriyle öne çıkarlar.

Evet: giriş kısmı için sözleri toparlamak gerekirse: Medine: “Medin-i Münevvere” yani “Aydınlık şehir” olarak bilinir. Mekke’de, hac ibadetini yerine getiren hacıların ikinci durağıdır. Çünkü: İslam nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı: İslam’ın aydınlığını insana ulaştıran Allah Resülü’nün ve sahabelerin hatıralarıyla doludur.

Mescid-i Nebi

Peygamberimizin, hicretin ardından ilk iş olarak inşa ettiği camidir. Dolayısı ile, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’dan sonra, yeryüzündeki İslam mabetlerinin en faziletlisidir.

Burada, Peygamberimizin medfun olduğu alan “yeşil kubbe” ile örtülmüştür. Peygamberimizin biraz gerisinde Hz. Ebubekir ve onun da ardında Hz. Ömer yatmaktadırlar.

Suudi Arabistan Medine

HAVAALANI

Medine şehrinde “Prınce Mohammed Bin Abdulaziz International Airport” havaalanı bulunmaktadır. Ülkenin en önemli havaalanlarından olan burası; Kabe ziyaretçileri ve hacılar için önemli bir giriş kapısı görevi görür ve gayet moderndir.

Alanın yıllık yolcu kapasitesi 3.3 milyon kişidir ve 2025 yılında, bu kapasitenin 25 milyon kişiye çıkarılması hedeflenmektedir.

Ülkemizden, Suudi Arabistan ülkesine giden THY uçakları, Cidde havaalanına inmektedirler. Az sayıda uçak ve özellikle Suudi Arabistan havayollarına ait uçaklar, Medine havaalanına inmektedirler.

İstanbul-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık 3 saat 40 dakika kadar sürmektedir.
İstanbul-Medine arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık, 3 saat sürmektedir.
Medine-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık yarım saat sürmektedir.
Ankara-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat, 56 dakika.
Ankara-Medine arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 34 dakika.
Ankara-Mekke arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 58 dakika.
Ankara-Riyad arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 56 dakika.

İKLİM

Medine: şehrin iklimi, Mekke’den daha kuzeyde kalması nedeniyle, daha yumuşaktır. Ancak: zaman zaman öyle toz fırtınaları olur ki, göz gözü görmez ve hatta “Uhud” dağı bile görünmez olur.

Evet, Medine şehrinde yazlar sıcak geçer, ancak bununla birlikte hava bunaltıcı değildir. Kışlar ise serin ve yağmurlu geçer. Medine şehrinin rutubetli iklimi, Arabistan yarımadasına hakim kurak çöl ikliminden buraya gelenlerin ateşli hastalıklara yakalanmalarına neden oluyordu.

Özellikle, hac için bölgeye gelenlerden, Mekke şehrinden sonra Medine şehrinin havasına alışmaları zaman alıyordu denilmektedir.

Medine şehrindeki bazı ortalama sıcaklıklar şu şekildedir: Ocak: 17.7, Şubat: 19.9 Mart: 23.8, Nisan: 27.6, Mayıs: 32.2, Haziran: 35.8, Temmuz: 36, Ağustos: 35.9, Eylül: 34.4, Ekim: 29.4, Kasım: 23.4, Aralık: 19.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Medine şehrinde, bütün Müslüman ülkelerin mutfaklarının servis edildiği bir çok restoran bulmak mümkündür. Özellikle: Pakistan, Hindistan ve Bengaldeş restoranları çoğunluktadır.

Ancak: Türk, Çin, Endonezya ve Mısır yemek çeşitlerinin sunulduğu restoranlar da bulunmaktadır.

Ayrıca: şehirde, yine birçok fast-food restoranı bulunur. Tüm bunların yanında: şehre özgü lezzetlerden tatmak isterseniz: bir tür vejateryan sandviç olan “shwarma taamiya” deneyebilirsiniz.

Bir diğer önerim: “foul” denilen fasulye ve “tameez” denilen lavaş ekmeğine sarılmış çeşitli yiyeceklerin bulunduğu yemek türünü deneyebilirsiniz. Tüm bunların yanında: şehirde, her türlü meyveyi, çok uygun fiyata ve bolca bulmak mümkündür.

Kahve

Medine şehrinde ikram edilen kahve: bizim alışkın olduğumuz tat değil, biraz daha buruk bir tadı var. Ayrıca: kahveyi yine bizden farklı olarak “kulpsuz” fincanlarda ikram ediyorlar.

Hurma

Medine şehrindeki hurmalar, başka yerlerde yetişenlerden farklıdır. Burada: taze hurma yeniliyor. Çünkü: burada yiyeceğiniz hurma, dalından koparılarak önünüze getiriliyor. Taze hurmanın: bir olgunlaşma süresi var.

Bu aşamada, hurmanın yarısı gök ve diğer yarısı ise ergin olabiliyor. Yani: yarısı tatlı ve yarısı mayhoş tadında oluyor. Öte yandan: hurmayı bilenler, hurmanın “yaş” olarak yenilmesini öneriyorlar.

Çünkü: ergin yani olmuş hurma: insanı yakarken, ergin olmayan tarafı serinletiyor ve böylece birbirini dengeliyor.

Evet: burada iki çeşit hurma üretiliyor. Bir tanesi “kırmızı” ve diğeri “sarı” hurmadır.

Hac ziyareti sırasında, hurma almak için Mekke şehrini beklemeyin, bence, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hurmayı, Medine şehrinden satın alın.

Hurma Pazarı

Medine şehrindeki “Hurma Pazarı”; yürüyerek Mescid-i Nebevi’den 15 dakika uzaklıktadır. Buradaki tek katlı çarşıda: birçok hurma satan dükkan bulunmaktadır.

Alışveriş yapmadan önce, gerek çeşit ve gerekse fiyat tespiti açısından dükkanların hepsini gezmenizi öneririm.

Hurmalar: sarı, kırmızı, siyah, beyaz olarak: taze ve kurutulmuş olarak, iri-orta-küçük boy olarak çeşitlere ayrılmaktadır.

Hatta: ballı, bademli, susamlı hurma bile görmek mümkündür. Ancak: eğer en iyi hurmayı satın almak istiyorum derseniz, “Acve” denilen ve bizzat Hz. Muhammed tarafından dikildiği ve şifalı olduğu söylenen hurma çeşidini tercih etmeniz gerekir.

Kilosu boylarına göre 13-15 Riyal arasında değişen “Mebrum” cinsi hurma yanında, kilosu ortalama 60 Riyal (40 TL) satılan ve biraz önce sözünü ettiğim Peygamber hurması Acve ve Hudri: satın alanların öncelikli tercihleridir.

Ayrıca: buradaki her türlü alışverişte olduğu gibi, hurma satın alırken de pazarlık etmeyi sakın unutmayın.

İncir

Her yeri çöl yani kurak olan Medine şehrinde: muhteşem güzel incirler yetiştiğini gördüğünde mutlaka şaşıracaksınız.

ALIŞVERİŞ

Medine şehrinde, özellikle, hac yani dini özellikleri ağır basan eşyalar bulup satın alabilirsiniz. Bunlar arasında öne çıkanlar: tespihler, kutsal mekanları gösteren magnetler, resimler, Kuran-ı Kerimler, ezan okuyan saatler olabilir. Bunları: kutsal mekanlara yakın yerlerdeki dükkanlarda bulup satın alabilirsiniz.

Bunların dışında: şehrin modern bölümlerinde bulunan alışveriş merkezlerinde ki, bunlar gayet lükstür, her türlü elektronik cihazı bulup satın alabilirsiniz.

Ancak: Medine şehrinde, özellikle pazarlık yapmanız önerilir, çünkü pazarlık yapmanın “sünnet” olduğuna inanılır. Ayrıca: birçok alışveriş mekanında, Türk satıcıları görebilirsiniz.

TURİZM

Medine şehrindeki gezi programınız için, gezmeniz ve görmeniz gereken yerleri şöyle sıralayabilirim.

Mescid-i Nebevi,
Cennet-ül Baki.
Ben-i Saide gölgeliği
Hz.Osman su kuyusu
Uhud dağı ve şehitliği,
Kıbleteyn Mescidi,
Yedi Mescitler,
Minareteyn Mescidi
İdris Sunusi Mescidi
Bilal-i Habeşi Mescidi
Secde Mescidi
Hendek savaşının geçtiği yerler
Medine demiryolu tren istasyonu
Amberiye Mescidi,
Sukya Mescidi,
Cuma Mescidi,
Kuba Mescidi
Gamame Mescidi,
Hz.Ebubekir Mescidi,
Hz.Ömer Mescidi,
Hz.Ali Mescidi.
Zühleyfe camisi
Kral Fahd Kuran-ı Kerim Basım Kompleksi
Müze

Suudi Arabistan Medine

GEZİLECEK YERLER

Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye
Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye
Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye

MESCİD-İ NEBİYE

Yazının giriş kısmında da belirttiğim gibi, Hz. Muhammed: hicretin ardından Medine şehrine gelince, kendilerine komşu olmasını isteyen şehirlileri kırmamak için, devesi Kusra’yı serbest bırakır. Deve, önce Ebü Eyüp-el Ensari’nin evinin önünde durur, daha sonra ise kalkarak boş bir arazide durur.

Hz. Muhammed: Ensari’nin evinde, tam 7 ay misafir kalır. Peygamberimiz, devenin ikinci çöktüğü boş arazide ise: gerek halkın dini ibadetini yerine getirmesi ve gerekse toplantılar yapılması için bir mescit kurulmasını ister.

Bunun üzerine: Hz. Ebubekir tarafından, bu boş arazide 35 metre boyunda, 30 metre genişliğinde: çevresi duvarlarla çevrili, avlulu ve 3 bölümden oluşan, 3 kapısı bulunan bir mescit yapılır. Mescidin duvarları kerpiçten yapılır ve çatısı ise hurma yaprakları ile örtülür.

Kıble duvarı hizasında, iki sıra halinde hurma ağacı gövdelerinden oluşan sütunlar dikilir. Yapımında bizzat peygamberimizin de emek verdiği bu gölgelik alanda; Peygamberimiz ve sahabeler, cemaat halinde namaz kılmışlardır.

Mescidin hemen yanına ise, Peygamberimizin eşleri için odacıklar yapılır. Mescidin içinde, kıbleye doğru döndüğünüzde, bu odacıkların bulunduğu yeri görebilirsiniz.

Hicretin 7’nci yılında: burası, artık Müslümanlar için yeterli olmamaya başlar. Bunun üzerine, yana doğru birkaç metre genişletilir. Özellikle: Hz. Ömer döneminde: öne, yana ve arkaya doğru iyice genişletilir. Kıble duvarı: Hz. Osman dönemindeki gibi aynen kalarak, mescit, takip eden süreçte, sürekli genişletilerek büyütülür.

Ancak: 654 yılındaki depremde, mescit yıkılır.

Emevi Halifesi Velid: mescidi yeniden yaptırır. Bu sırada, Peygamberimizin eşlerine ait odacıklar yıktırılır. Ortadaki boş avlunun çevresine: mermer sütunlarla taşınan kapalı bölümler yaptırılır.

Mescit içinde, Peygamberimize ait: en önde, sol kısımda bulunan bölümde: dökülmeye yüz tutmuş hurma ağaçlarının kaldırılması istendiğinde, itirazlar yükselir ve bunun üzerine, her bir hurma ağacının yeri sabit bırakılarak, her bir ağacın olduğu yere, aynı kalınlıkta bir mermer sütun konulur.

Takip eden süreçte, Osmanlı döneminde, mescit son şeklini alır. Bu dönemde: mescidin üzeri, tamamen kubbelerle süslenir. Arka bölüme, birkaç görevli odası eklenir. Günümüzde “Cennet Bahçesi” olarak bilinen bölümün üzerindeki kubbeler Osmanlı kubbeleridir.

Osmanlı döneminde: burayı ziyaret eden insanlar, bir şeyler yazarlar ve mescidin duvarlarına asarlarmış. Ünlü gezgin Evliya Çelebi; Seyahatnamesinde, şunları yazmaktadır. “Ben hakirin kendi elinden çıkma bir hat, mescidin duvarında asılı durmaktadır”

Mescit bölgesindeki son büyük restorasyon ise: Sultan Abdülmecit zamanında yaptırılır. Bunun anısına, avluya girilen kapılardan birine “Bab-ı Mecit” kapısı ismi verilmiştir. Zaten, en ihtişamlı kapı da burasıdır. Kapının üzerinde “Sultan Abdülmecit” e ait, muhteşem bir tuğra görülür ki çevresindeki motifler çok güzeldir. Altta ise, bir kitabe bulunur.

Daha sonra: ilk Suudi kralı Abdülaziz döneminde, buraya ikinci bir avlu eklenir ve yine Kral Fahd döneminde; mescit, devasa boyutlarda genişletilerek, günümüzdeki görünüm ortaya çıkmıştır. Genişletilen bölümde; her biri 60 ton ağırlığında 27 kubbe bulunur. Bu kubbeler: ihtiyaç halinde açılır-kapanırlar.

Mescitte, 5 şerefeli, 10 minare bulunmaktadır. Bunlardan 6 tanesi yenidir. Yeni minareler, 104 metre yüksekliktedir. Şerefelerine 334 basamak merdivenle çıkılır. Minarelerin üstündeki hilaller “altın” kaplamadır ve ülkemizde yapılarak yerlerine takılmışlardır.

Son haliyle mescit, 2 katlıdır.

Üst kata çıkış için, 6 yürüyen ve 18 normal merdiven bulunur. Kapı sayısı 81 dir. İçeride, her biri 5 metre çapında ve 2200 kg. ağırlığında, bronz, 68 avize bulunur. En alt bölümde (zemin altında) ise, 5000 araç kapasiteli, iki katlı otopark bulunur.

Mescidin içindeki sütunların üzerinde yazılar var. Bu yazılarda, burada meydana gelen bazı olaylar, gelecek nesillere aktarılmak adına, bu sütunların üzerine yazılmıştır. Biraz önce de söz ettiğim gibi, Sultan Abdülmecit döneminde, burada büyük bir onarım çalışması yapılır.

Bu çalışmada: kıble duvarını saran ve Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan duvar süslemeleri, güzellikleriyle ilgi çekmektedir. Sultan Abdülmecit: İstanbul’da, bir “hat” yarışması yaptırır ve yarışmayı Abdullah Zühdi isimli bir sanatçı kazanır. Abdullah Zühdi: İstanbul’dan Medine şehrine gelir ve Mescidin tavanındaki kubbeleri ve kıble duvarını: eserleriyle süsler. Osmanlı kubbelerine, binlerce gül resmi çizer. Çünkü: Peygamberimizin rengi “kırmızı” güldür.

Evet: bu döneme ait duvar süslemelerinde ve ayet kuşaklarında, kırmızı bir şerit halinde, bazı isimler görülür. Bu yazı kuşaklarını okuyarak devam ederseniz, “Süleyman Mihrabı” denilen yere ulaşırsınız.

Burada: Hanefi Mezhebinden olanlar, namazlarını, cemaatle birlikte kılarlarmış. İsmine gelince: burası, Sultan Süleyman tarafından restore edildiği için “Süleyman Mihrabı” olarak isimlendirilmiştir.

Bu mihrabın hemen sol tarafındaki mihrap ise: Peygamberimizin mihrabıdır. Burası da, tarihi süreç içinde, birçok kez restore edilmiştir. Bu mihrabı da, son restore ettiren kişi: Kanuni Sultan Süleyman’dır. Ancak, bu mihrap restore edilirken, küçük bir değişiklik yapılmıştır.

Normalde: burada namaz kılan kişi: Peygamberimizin namaz kıldığı yere basar ve alnını da aynı yere koyardı. Ancak, restorasyonda, ön kısım biraz doldurulmuş ve bunun üzerine, namaz kılan kişinin alnı, Peygamberimizin ayağını koyduğu yere gelmiştir.

Bu arada, önemli bir not daha

Burada inşaat çalışmaları yaptıran Osmanlı padişahlarından hiçbiri buraya gelmemişlerdir.

Sultan Abdülmecit: buraya gelemeyince, yaptırdığı mescidi görmek için büyük bir özlem duyar ve yine aynı dönemde fotoğraf çekme imkanı olmadığından, mescidin bir maketi hazırlanır ve kendisine sunulur.

Maket: o kadar özenle hazırlanmıştır ki, Peygamberimizin türbesinin kubbesi çıkarılınca, altından binası, o da çıkarıldığında Peygamberimizin sandukası görülmektedir. Evet: bu maket, günümüzde Topkapı Sarayında “Kutsal Emanetler” bölümünde muhafaza edilmektedir.

Mescit: su ile soğutulmaktadır. Buraya 7 km. uzaklıkta bulunan tesislerde: soğutulan su, büyük borular ile buraya gelir, tesisi soğutur ve tekrar borularla soğutma tesisine geri döner.

Bu boruların bulunduğu tünel, bir araba girebilecek boyuttadır ve sistemde arıza olduğunda, görevliler araba ile tünele girerek, arızayı giderirler.

Mescidin içinde, direklerin dibinde bulunan mazgallardan, bu soğuk su ile serinleyen hava, çevreye yayılıyor.

Özellikle: namaz zamanlarında, buradaki büyük kalabalıkların rahatlaması için alınmış iyi bir uygulama. Çünkü: namaz saatlerinde burası çok kalabalık oluyor.

Suudi Arabistan Medine
Medine
Medine

Evet, günümüzde: burası “Peygamber Mescidi” olarak isimlendirilir ve halk arasında “Cennet Bahçesi” olarak da bilinir. Zaten: “Nebiye” kelimesi anlamı “Peygambere ait” demektir.

Mekke şehrindeki “Mescid-i Haram” dan sonra, İslam dünyasının en kutsal kabul edilen, ikinci camisi konumundadır. Burada: aynı anda 1 milyon kişi namaz kılabilmektedir.

Aynı zamanda: Hz. Muhammed ve halifeler Hz. Ebubekir ve Hz. Osman’ın kabirleri de buradadır.

Mescid-i Nebevi’ye girdiğinizde “Ravda” denilen yere doğru ilerlenir. Burada: zemin halılarının rengi farklıdır. Kabir ile minber arasındaki halıların rengi “yeşil”, Mescid-i Nebevi’nin halılarının rengi ise kırmızıdır.

Son bir not:

Mescid-i Nebevi’de, 2013 yılında başlayan ve toplam 37.5 milyar dolara mal olması öngörülen restorasyon çalışmaları sonucunda, burada aynı anda 1.6 milyon insanın ibadet edebilmesinin sağlanacağı söyleniyor ki, bu çalışmalar 2 yıl sonunda bitirilecekmiş.

Ashab-ı Suffa

Burası: Peygamberimizin türbesinin hemen arkasında bulunan, zamanında küçük bir hurmalıktır ve birçok sahabe burada yetişmiştir. “Suffa” kelimesi: avlu, gölgelik gibi anlamlar ifade etmektedir. “Ashab” kelimesi ise “sahipler, arkadaşlar” anlamına gelmektedir.

Burada yaşayan kişiler: Medine’de ailesi olmayan, herhangi bir mesleği ve işi olmayan, İslam’ı öğrenmeye çalışan insanlardı.

Bunlar, zamanlarının büyük bölümümü Hz. Muhammed ile birlikte geçirirler ve ondan öğrendikleri ayetleri ezberlerlerdi. Bir yere: İslam’ı öğretmek için öğretmen gönderileceği zaman, bunların arasından seçilirdi.

Yani, burası bir anlamda, İslam’ın öğretildiği bir yer olarak bilinmektedir. İslam’ın ilk üniversitesi, ilk eğitim kurumudur.

Medine Cebrail Kapısı

Cebrail Kapısı

Ashab-ı Suffa’nın hemen sol tarafında bulunan kapı: gümüş kaplamadır ve tokmağında “Ömer Abdülmecit b. Mahmut” yazısı görülmektedir.

Kapının üzerindeki yazıyı okuyunca, bu kapıyı yaptıran kişinin “Sultan Abdülmecit” olduğunu ve hatta ilk adının “Ömer” olduğunu öğreniyoruz.

Kapının bir kanadında “Ey kapıları açan Rabbim” yazısı, diğer kanadında ise “Bize en hayırlı kapıyı aç” yazısı görülüyor.

Cebrail: Kelbi suretiyle Mescide geldiğinde, bu kapıyı kullanırmış. Peygamberimiz de, camiye bu kapıdan girermiş. Peygamberimiz ve Cebrail’in: caminin doğu duvarında bulunan bu kapının girişinde buluştukları için, kapıya bu isim verilmiştir.

Selam kapısı

Caminin batı duvarındaki bu kapı, caminin ilk yapılış yıllarından kalmadır.

Nisa kapısı

İkinci halife döneminde genişletme çalışmaları sırasında eklenen bu kapı, günümüzde de aynı isimle bilinmektedir.

Caminin Minareleri

Velid Mescidunnebi tarafından, cami genişletildiğinde, dört köşesine, dört minare yaptırılmıştır. Ancak, zamanla bu minareler, yerlerini daha büyük minarelere bırakmışlardır.

Mescidunnebi’nin 4 asıl minaresi, kuzey köşesinde yer alan Süleymaniye ve Mecidiye minareleriyle, kıbleye bakan güney duvarının iki köşesindeki Kataba ve Babusselam Minareleridir. Daha sonra eklenen minarelerle birlikte, minare sayısı 10’a çıkmıştır.

Minber

Söylenenlere göre, Peygamberimiz: önceleri bir hurma ağacına yaslanarak “hutbe” okur, daha sonra bir sahabenin önerisi üzerine, ayakta durmayıp oturabilmesi için ve herkesin onu rahatlıkla görebilmesi için bir minber yaptırılmıştır.

Günümüzde: Mescid-i Nebevi’de bulunan minber: 998 yılında, Osmanlı Sultanı Sultan Murat tarafından yaptırılmış ve mescide yerleştirilmiştir. 12 basamağı bulunan minber, başlı başına bir sanat eseri olarak görülmektedir.

Mihrab

Burası, peygamberimizin cemaate namaz kıldırdığı yerdir. Mihrabın bugünkü yeri: Peygamberimizin namaz mahallidir. Mescidin genişletilmesi çalışmaları başlayınca: Ömer Bin Abdülaziz tarafından uygulanan çalışmalar sırasında, Peygamberimizin namaz kıldığı yere, bu mihrap yerleştirilmiştir.

Medine Peygamberimizin Kabri
Medine Peygamberimizin Kabri

Peygamberimizin Kabri

Mescidin en arka bölümünde: yan yana iki oda bulunuyormuş. Bu odalardan: arka duvara bitişik olanı Hz. Aişe ve yanındaki diğer oda ise Hz. Sevde’ye aitmiş.

Burası ilk yapıldığında: kıble, “Mescid-i Aksa” (Kudüs) ya bakıyormuş. Kıble: Kabe’ye döndürülünce, buranın kıble’si de tamamen ters istikamete döndürülmüş, Hz. Aişe’nin odası, mescidin kıble duvarına bitişik hale gelmiştir.

Peygamberimiz: Hz. Aişe’nin kaldığı odada vefat ettiği için, kabri de buradadır. Hz. Aişe’nin odasının bir köşesine defnedilmiştir. Bu sırada, Hz. Aişe, odanın diğer köşesinde yaşamaya devam etmiştir. Takip eden süreçte, 2 yıl sonra, Hz. Aişe’nin babası Hz. Ebubekir de vefat eder ve Peygamberimizin yanına, ayak ucuna defnedilir.

Hz. Aişe, takip eden 10 yıllık süreçte, burada yaşamaya devam eder.

Daha sonraki süreçte, Hz.Ömer ile ilgili bir anı anlatılmaktadır. Hz. Ömer: bir gün mescitte süikaste uğrayıp vefat etmeden önce, oğluna, şöyle söyler “Koş Aişe’ye sor, kendisi için ayırttığı yeri bana verir mi?”

Hz. Aişe, bu isteği geri çevirmez ve odada kalan ve kendisi için ayırdığı son kabir yerini, Hz. Ömer’e verir. Böylece: Hz. Ömer’de aynı yere defnedilir ve Hz. Aişe: odanın geri kalan bölümünde yaşamaya devam eder.

Ancak: aynı odada, eşi ve babasının yanında, mahremi olan bir kişi (Hz. Ömer) defnedilmiştir ve bundan sonra kabirlerin bulunduğu yer ile yaşadığı yer arasında, bir perde çekerek, perdenin diğer tarafında yaşamaya devam eder.

Mescid-i Nebevi’nin ilk örnekleri

Dönemde, fotoğraf çekme imkanı bulunmadığından: Osmanlılar tarafından hazırlanan “minyatürlerde” görülmektedir.

Bu minyatürlerde: türbenin içinde yan yana sıralanmış üç sanduka bulunur, ancak Hz. Ebubekir, Peygamberimizin ayak ucuna, Hz. Ömer ise Hz. Ebubekir’in ayak ucuna defnedilmiştir ve böylece Peygamberimize saygı gösterilmiştir.

Odanın: mescidin içine bakan bölümünde 3 sütun bulunur.

Bunlardan: kıbleye yakın olan ilk sütun üzerinde “burası yatak-döşek sütunudur” yazısı bulunur. Çünkü: Peygamberimiz, istirahate çekildiklerinde, mescitten çıkmayıp, bu sütunun yanında istirahat ederlermiş. Sütunun yanındaki perdenin arkasında, Hz. Aişe’nin odası bulunurmuş.

İkinci sütunun üzerindeki yazıda “nöbetçilerin, Peygamberimizi bekledikleri yer” olduğu yazılmaktadır.

Bu sütunun yanındaki diğer sütunun üzerindeki yazıda ise “Peygamberimizin, gelen elçilerle görüştüğü yer” yazısı bulunuyormuş. Hatta: yeni bir ayet geldiğinde, Peygamberimiz, bu sütunun yanına oturup, çevresini saran sahabelere, gelen ayetleri burada aktarırmış.

Evet, son bir sütun daha vardır. Bu sütunun üzerinde “Hazret-i Aişe” yazar. Çünkü: Hz. Aişe; bu sütun ile ilgili hadisleri rivayet etmiştir. Hz. Aişe, genellikle namazlarını, bu sütunun arkasında kılarmış.

Türbenin ilk bilinen orijinal halinde

Sonradan Emevi Halifesi Abdülaziz tarafından önemli değişiklikler yapılır. Çünkü: Peygamberimizin türbesi, mescidin sol ön kısmında bulunmaktadır ki, burası da kıbleye denk gelmektedir.

Yani: mescidi ziyaret edenler, namaz kılarken, karşılarında Peygamberimizin türbesi bulunmaktadır. Namaz kılanların aklına herhangi bir şey gelmemesi için türbenin “Ashab-ı Suffa” ya bakan arka kısmını yıktırır ve dörtgen olan şeklini, üçgen haline getirir.

Takip eden süreçte ise: bölgede egemen olan “Zengi” Atabeyliği başında bulunan Nurettin Zengi: türbede büyük bir değişiklik yaptırır. Söylenenlere göre, Nurettin Zengi: bir rüya görür.

Rüyasında; Peygamberimiz, iki kişiyi göstererek, “Bu iki kişi bana zarar veriyor” diye söyler.
Bunun üzerine, Nurettin Zengi, Şam’dan Medine şehrine gelir.

Bütün şehir halkını, hediye vereceğini söyleyerek çadırında toplar, ancak rüyasında Peygamberimizin kendisine gösterdiği, iki kişiyi göremez-bulamaz.

Şehirde hediye almaya gelmeyen var mı diye sorduğunda ise, bu kez, türbenin bahçesinde çadır kurup itikafa çekilen ve çadırdan çıkmayan iki kişiden söz edilir.

Bunun üzerine Nurettin Zengi

Çadırın bulunduğu yere gider, bu iki kişinin rüyasında gördüğü kişiler olduğunu anlar ve bunların oturduğu hasırı kaldırdığında, Peygamberimizin mezarına doğru uzanan bir tünel görür.

Bu iki kişi Müslüman değildir ve niyetleri, Peygamberimizin naaşını çalmaktır.
Daha sonra, Nurettin Zengi: benzer girişimleri önlemek için, Peygamberimizin türbesinin çevresini, 6 metre derinlikte kazdırır ve türbenin çevresine, toprak altında duvarlar yaptırır.

Osmanlı döneminde ise, türbenin beden duvarlarında önemli değişiklikler yapılır. Ayrıca: türbe “sekizgen” formda restore edilmiştir, çünkü inancımıza göre, cennetin “sekiz” kapısı bulunmaktadır.

Evet; mescidin üstünden de görüldüğü üzere, bu bölümün üzerinde, yeşil bir kubbe bulunmaktadır. Bu kubbeyi, ilk olarak “Memlük Sultanı Kayıtbay” yaptırmıştır. Kubbeyi son restore ettiren kişi ise, Sultan II. Mahmut’ dur.

Günümüzde: mezar-ı Şerif’in içinde bulunduğu bu oda: 16 x 15 metre boyutlarında ve toplam 240 m. Karelik bir alandır. Dört bir yanı: altın işlemeli parmaklıklarla çevrilidir. Makberin üzerinde ise “Yeşil Kubbe” vardır. Makber odası: 4 kapılıdır.

Medine Cennet-ül Baki
Medine Cennet-ül Baki

CENNET-ÜL BAKİ

Burası: Medine şehrinin tarihi kabristanıdır ve yeri: Hz. Muhammed tarafından seçilmiştir. Mescid-i Nebevi’nin doğu tarafındadır.

Kabristana ilk gömülen: Osman bin Muz’dur. Hz. Muhammed: cenazenin defni sonrasında, mezarın baş ve uyak ucuna: getirdiği taşları koyarak “Bu ahirete ilk gidenimizdir” demiştir.

Bu mezarlığa: daha sonra, vefat eden oğlu İbrahim ve Peygamber ailesine mensup birçok kişi defnedilmiştir. Peygamberimiz: zaman zaman burayı ziyaret eder ve orada mefdun bulunan müminler için dua edermiş.

Evet: bu mezarlık: ziyaretçiler için, yalnızca sabah ve ikindi namazlarından sonra açılmaktadır ki, ziyaret edecekseniz, bu zamanları tercih etmelisiniz ki çok kısa bir zaman parçasıdır. Vahhabi inancına göre, mezarlık ziyareti yasak olmasına rağmen, yoğun ilgi ve baskılar nedeniyle, bu kısa süreli açmayı kabul etmişlerdir.

Çünkü, bu mezarlık, sadece Şii imamları değil, çok önemli Sunni ileri gelenleri de barındırmaktadır. Öte yandan: bayanlar buraya giremiyorlar, ön duvar dışından burayı görmeleri mümkündür. Zaten, mezarlık, yüksek ve kalın demir korkuluklarla koruma altına alınmıştır. Koruma görevlileri, ziyaretten fazlaca memnun değiller.

Ziyaret için içeriye girdiğinizde: lahitli mezarlar ve mezar taşları görülmüyor. Çünkü: düşünceye göre “en iyi mezar, varlığı hissedilmeyen mezardır”. Yani: buradaki kabirlerde kimlerin yattığı belli değildir.

Çünkü: Suudiler, mezhepleri gereği, (Vahabi inancı gereği) hiçbir mezarı, ülkemizdeki gibi yapmıyorlar, mezarların tamamına isim, numara, kroki vb. belirti koymamaya özen gösteriyorlar.

Ama, herhangi bir belirti olmamasına rağmen, insanlar yine de burada yırtınıp parçalanıyorlar, bağırıp çağırıyorlar. Halbuki: Vahhabi inancı gereği: hararetli dua etmek veya ağıt yakmak yasaktır.

Öte yandan

Osmanlı döneminden kalma, buranın fotoğraflarına bakıldığında ise: burada gayet güzel kubbeler ve çiçeklerle süslü mezar taşlarının görülmektedir. Ancak: günümüzde, bu fotoğraflardaki görüntüler yoktur.

İçinde, söylenenlere göre, yaklaşık 10-30 bin sahabenin mezarı bulunan bu mezarlık; son 70 yıl içinde, farklı bir hale getirilmiş ve mezarlarda kimlerin yattığına ait işaretler yok edilmiştir.

Günümüzde: kabirlerin üzerinde: kubbe, mermer vs. yoktur. Baş taşlarında isimleri bile yazılı değildir. Kabirlerin yerden yükseklikleri, 2-3 cm. geçmez, yani mezarları da yaşamları gibi mütevazidir ve toprakla bütünleşmişlerdir.

Evet: biz, mezarlık içindeki ziyaretimize devam edelim. Girişin hemen sağ bölümünde: yerdeki kalıntılardan; mevcut bölümde bir türbe olduğu ve çevresinin duvarlarla çevrili bulunduğu tahmin edilmektedir.

Bu türbenin: Osmanlı döneminde yapıldığı, ancak daha sonradan yok edildiği anlaşılıyor. Osmanlı dönemi bağlantısı “sekizgen” türbe yapısının yerdeki kalıntılarından anlaşılmaktadır. Halen, burada, günümüzde, yalnızca 6 kabir görülüyor.

Bu kabirlerde yatanların ise: Peygamberimizin amcası Hz. Abbas, onun sağında Peygamberimizin en küçük kızı ve Hz. Ali’nin eşi  Hz. Fatıma yatıyor.

Bu iki kabir arasında ise: 4 kabir bulunuyor. Bu yan yana 4 kabirde yatanlar ise: Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin, onun oğlu Muhammed Bakır ve onun oğlu Cafer-i Sadık.

Bu 6 kabrin bulunduğu yerin hemen önünde: demir parmaklıklar var ve ziyaretçilerin buraya yaklaşmalarına izin verilmiyor. Çünkü: özellikle İranlılar; buraya aşırı ilgi gösteriyorlarmış.

Buradan sonra, yürümeye devam ettiğinizde:

Bu kabirlerin yanında, yine birçok kabirlerin bulunduğu bölüm görülüyor. Ancak: yukarıda da söz ettiğim gibi, mezar taşları bulunmadığından kabirlerin kimlere ait olduğu bilinmiyor.

Kabirlerin baş bölümlerine: yalnızca dere taşları konulmuştur. Bu bölümde: yan yana 8 tane taş görülüyor. Bu 8 taş: Peygamberimizin eşlerini temsil etmektedir.

Kabirlerin bulunduğu toprak yoldan yürümeye devam ederseniz, bu kere, karşınıza küçük bir kabir çıkıyor ki, bu kabir Peygamberimizin iki yaşında vefat eden oğlu İbrahim’e aittir.

Daha sonra ise “Maliki” mezhebinin kurucusu “İmam Maliki” ve diğerlerinin kabirleri bulunuyor. Biraz ileride, Medine şehrinin yağma günlerinde, orayı savunurken şehit düşen Hare şehitlerinin mezarları var.

Yürümeye devam ettiğimizde, bu kez, Peygamberimizin süt annesi Halime’nin kabrini görüyoruz.

Kabristanın tam orta bölümünde sağ yamaçta ise: tek başına duran bir kabir görülüyor. Burası: 3’ncü Halife Hz. Osman’ın kabridir. Kendisi: İslam’ın yayılmaya başladığı ilk dönemlerde: cömertçe, elinde bulunan tüm imkanları bu yolda harcamış ve Peygamberimizin kızı ile izdivaç etmiştir.

Evet: kabristanın en uç kısmında bulunan bir bölüm, dört duvar ile çevrilmiştir. Burada da, 2 kabir görülüyor. Bu kabirlerden birisi, Medine şehrinin en büyük iki kabilesinden birinin reisi olan “Sa’d b. Muaz” a aittir.

Kendisi: İslamiyeti kabul ettiğinde, kabilesi de İslamiyet’i seçmiş ve Hendek savaşında yaralanarak vefat etmiştir. Buradaki ikinci kabirde yatan ise “Ebu Said el-Hudri” dir. Bu kişi: hadisleri derlemesiyle tanınır.

Son olarak:

Kabristanın girişinin sol bölümünde: 3 kabir görülüyor. Burada yatanlar: Peygamberimizin iki halası Hz. Atike ve Hz. Safiye ile Hz. Ali’nin annesi Hz. Fatıma binti Esed’ dir. Hz. Fatıma: Peygamberimiz küçük yaşta annesini kaybedince, ona ikinci annelik yapmasıyla bilinir.

Son bir not: söylenenlere göre: Hz. Muhammed’den sonra: buraya, 3 milyona yakın kişinin gömüldüğü söyleniyor. Mezarlık: onların tümünü içine almış ve derinlere taşımıştır. Bu özelliği nedeniyle, izahı zor bir durum söz konusudur. Söylenenlere göre, buradaki toprak, cesetleri 6 ay içerisinde yok ediyormuş.

BEN-İ SAİDE GÖLGELİĞİ

Eski Medine şehrinin yeşilliğinden, günümüze pek bir şey kalmamıştır. Ancak: Mescit-i Nebevi yakınlarında, küçük te olsa bir yeşil alan görmek mümkündür. Bu yeşil alan: tarihte önemli bir olaya tanıklık etmesiyle bilinir.

Burada, İslam’ın ilk halifesi seçilmiştir.

Şöyle ki: “ Peygamberimizin vefatının ardından, Hz. Ömer: Medine şehrinin iki kabilesi olan “Evs” ve “Hazreç” lerin: bir araya gelerek, kendilerine yeni bir reis seçmeye çalıştıklarını öğrenir. Ancak: bu seçim ile birlikte büyük bir karmaşanın çıkmasına da ramak kalmıştır.

Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’i bulur ve onu yanına alarak “Ben-i Saide” ye gelirler ve orada toplananlara hitaben “Lider mi seçiyorsunuz?” derler. Bunun üzerine; tüm sahabe, ittifak halinde “Hz. Ebubekir” i yeni liderleri yani “Halife” olarak seçerler.

Bunda en büyük etki ise, Peygamberimizin hastalığı sırasında, Hz. Ebubekir’i imam olarak seçmesidir.

Evet: İşte bu tarihi olay, burada yaşanmıştır ve bu nedenle, bu yeşil alan koruma altına alınmıştır.

DÖRT HALİFE MESCİTLERİ

Mescit-i Nebevi’nin ve Gamame Mescidinin hemen yanındadır.

Buranın özelliği şudur: Peygamberimiz bayram namazlarını “Bulut” mescidinde kıldırırmış. Vefatından sonra ise: dört halife, bayram namazlarını, yine bu yörede, çeşitli yerlerde kıldırmışlar ve kıldırdıkları yerlere, kendi isimlerine birer mescit yapılmıştır.

Evet: Peygamberimizin vefatından sonra: bayram namazlarını: Hz. Ebubekir; Peygamberimizin kıldığı yerin 40 metre gerisinde, Hz. Ömer biraz ilerisinde, Hz. Osman tam zıt istikamette ve Hz. Ali; Hz. Ebubekir’in kıldığı yerin arkasında kılmıştır.

Takip eden dönemde: bu dört halifenin namaz kıldığı bu yerlere: sahabeler tarafından, dört halifenin anılması için, dört mescit yapılmıştır.

Hz. Osman Mescidi

Osmanlı mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Ancak, günümüze gelene kadar önemli değişikliklere uğramıştır. Hurma pazarının hemen karşısındadır. Hz. Osman’ın evinin bulunduğu yere yapıldığı söylenmektedir.

Hz. Ali Mescidi

Burası: Mescid-i Nebevi’ye, 290 metre uzaklıktadır. Hz. Muhammed, bayram namazlarını, burada kıldırmıştır.

Medine Hz Ebubekir Mescidi
Medine Hz Ebubekir Mescidi

Hz.Ebubekir Mescidi

Gamame Mescidinden 40 metre uzakta, Amiddiye sokağının köşesindedir. Hz. Muhammed, bayram namazlarını burada kıldırırmış ve vefatından sonra da, Hz. Ebubekir bayram namazlarını burada kıldırırmış.

Mescit, ilk olarak Ömer bin Abdülaziz tarafından yaptırılmış ve 1838 yılında ise, Sultan II. Mahmut tarafından restore edilmiştir. Mescitte, bir Osmanlı kitabesi görülür. Bu kitabeye göre, mescit son olarak, Osmanlı Sultanı Abdülhamit tarafından tamir ettirilmiştir.

Medine Hz Ömer Mescidi

Hz. Ömer Mescidi

Mescid-i Nebevi’ye 455 metre uzaklıktadır. Hz. Ömer, bayram namazlarını burada kıldırırmış. Mescit, günümüzde ibadete kapalıdır.

Medine Gamame-Bulut mescidi

GAMAME-BULUT MESCİDİ

İslam’ın ilk yıllarında: genellikle şehirlerin kenar kısımlarında, toplu namazların kılınması için musallalar hazırlanır ve bayram ve Cuma namazları, toplu olarak, bu günkü gibi çeşitli camilerde değil, yalnızca namazgah denilen bu musallalarda kılınırmış.

Böylece: bütün şehir halkı, haftada bir defa bir araya geliyormuş. Nitekim: söylenenlere göre: Peygamberimiz: Ramazan ve Kurban Bayramlarında, musallaya çıkar ve namaz kıldırır, namazdan sonra ise, ayağa kalkarak sahabeye vaaz eder, tavsiyelerde bulunur, gerekli emirleri verir, gaza için gönderecekleri varsa onları gönderirmiş ve daha sonra musalladan evine dönermiş.

Peygamberimizin, bu musallasının bulunduğu yere yani Mescid-i Nebevi kapısından, güneybatı istikametine doğru, 500 metre uzaklıktaki mevkiye: daha sonra: hicretin ikinci yüzyılında “Mescidü-l Gamame” denilen Cami yaptırılmıştır.

Medine şehir halkı, hicretin dokuzuncu yüzyılına kadar, bayram namazlarını burada topluca kılarlarmış. Ancak: Mescid-i Nebevi genişletilince, artık musallaya ihtiyaç kalmamış, Cuma ve Bayram namazları da burada kılınmaya başlanmıştır.

Evet: Gamame mescidi, Dört halife mescitlerinin hemen yanındadır. Günümüzde: burası kubbeli, minareli ve üstü kapalı bir yerdir.

Buraya “Bulut” mescidi denilmesinin sebebi: Peygamberimizi sürekli takip eden ve gölgeleyen “bulut”; kendisi buraya girdiğinde, havada beklemekte imiş ve bu yüzden buraya “bulut” mescidi ismi verilmiştir.

Bir başka söylentiye göre: “Peygamberimiz, burada yağmur duasına (istiska) çıkar ve daha ellerini indirmeden yağmur yağmaya başlarmış”. Kubbelerin beyaz ve sıklıkla oluşu: yağmur bulutlarını temsil etmektedir.

Bunun dışında: burası “Musalla” mescidi olarak da bilinir. Peygamberimiz, Medine şehrinde, ilk bayram namazını ve son dört bayram namazını, burada kıldırmıştır.

Mescit, Osmanlı Sultanı I. Abdülmecit tarafından yaptırılan irili-ufaklı, 10 kubbe ile örtülmüştür.

HZ. OSMAN SU KUYUSU

Medine Ziraat Fakültesi bahçesinde: Uhud yolu üzerindedir. Çevresi tellerle çevrili, hurma ağaçlarıyla dolu bahçe içinde, beyaz bir binanın yanında bulunmaktadır.

Buraya: “Bi’r-ü” deniliyor. Yani: “Hz. Osman kuyusu” anlamına gelmektedir. Bu kuyunun etkileyici bir hikayesi bulunmaktadır.

Medine şehrinde: her geçen gün Müslümanların sayısı artarken, şehirde, şiddetli bir kuraklık yaşanır. İnsanlar, susuzluktan perişan halde iken, kuyularda çok az su kalmıştır. Bu kuyulardan birisi olan “Rümi” kuyusu da, bir Yahudi’ye aittir ve suyunu çok pahalıya satmakta ve fakir Müslümanlar çok sıkıntı çekmektedirler.

Bunu gören Peygamberimiz çok üzülür, kuyuyu satın alıp, Müslümanlara sebil edecek kişinin, Cennette karşılığını kat kat alacağını müjdeler.

Hz. Osman, defalarca bu şahsa giderek, kuyusunu kendisine satmasını ister, ancak adam bir türlü razı olmaz.

Bunun üzerine, Hz. Osman kuyunun yarısını satın almak ister, adam bu kez razı olur ve kuyunun suyunu bir gün önceki sahibi, bir gün Hz. Osman kullanmaya başlar. Suyu kullanma günü Hz. Osman’a gelince: Medine şehrine bir çağrı yapar ve herkesin istediği kadar su alabileceğini, ücret ödemeyeceğini söyler.

Bunun üzerine, aynı gün, bütün Medineliler kuyunun başında toplanırlar ve suyu kullanırlar. Ertesi gün, ilk sahibi kuyunun suyunu satacak kimse bulamaz ve kuyunun suyunun yarısını sattığı için pişman olur.

Daha sonra: Yahudi, kuyunun geri kalan kısmını da, Hz. Osman’a satar ve böylece kuyunun tamamı Müslümanların ihtiyaçları için sebil edilmiştir.

Evet, işte bu kuyu, Hz. Osman tarafından, bütün Müslümanlara vakfedilmiş olan bu kuyu, ziyaret edilmektedir.

Medine Uhud dağı ve şehitliği
Medine Uhud dağı ve şehitliği
Medine Uhud dağı ve şehitliği

UHUD DAĞI VE ŞEHİTLİĞİ

Hz. Osman kuyusundan sonra: yolunuza devam ettiğinizde: kısa bir süre sonra, yolun sağında bir tabela ile karşılaşacaksınız.

Bu tabela da “Şüheda-yı Uhud” yazıyor. Ardından “Uhud dağı” görülüyor. Burası: Medine şehir merkezine 5 km. uzaklıktadır. Bedir savaşından sonra, sahabenin yaptığı ikinci büyük savaş, burada gerçekleşmiştir.

Uhud dağı: 110 metre yüksekliktedir. Mina bölgesinde, dağın güney eteklerinde: İslam tarihinin en önemli savaşlarından biri yapılmıştır. Savaş: hicretin üçüncü yılında, Şevval ayında: 700 Müslüman ve 3000 müşrik arasında yapılmıştır.

Ancak: Peygamberimizin sözlerine uymayan, savaşın kazanıldığını sanan ve ganimet toplamak için yerlerini terk eden okçular nedeniyle, büyük kayıplar verilmiştir.

Uhud savaşında Müslümanların yaşadıkları bozgun sonrasında, Peygamberimizin bulunduğu bir mağara: 10 dakikalık bir tırmanıştan sonra görülebilmektedir. Uhud savaşından sonra, Peygamberimiz ve bir kısım sahabe, bu mağaraya sığınırlar.

Bölgeyi ziyaret edenler: şehitliği, okçular tepesini, savaşın yapıldığı diğer alanları ve Hz. Hamza ve 70 sahabenin kabirlerini görebilirler. Aslında: Uhud savaşından 14 yıl sonra, Uhud tarafından, Medine şehrini sel bastı ve Uhud’daki şehitlerin üzeri açıldı.

O dönemde yaşayanlar baktılar: sanki savaş yeni olmuş gibi, şehitler yeni gömülmüş gibi kan akıyor. Bunun üzerine: 70 kişiyi, Cennet-ül Bakiye nakil etmek istediler.

Nakil sırasında, 4 kişi kaldığında: tam onları alacakları sırada, Uhud dağı, sanki deprem olurcasına sallanır ve dile gelir “Siz benden hepsini aldınız, ama bu dördü bende kalsın” dedi ve “Hz. Hamza, Hz. Musab bin Umeyr, Hz. Abdullah bin cahş ve Hz. Şemmase bin Osman’ın cenazeleri buradaki şehitlikte kaldı.

Uhud savaşının geçtiği bu bölgede “Okçular tepesi” ne çıkarak, çevreyi seyredebilirsiniz.

Ancak, söylenenlere göre, bu okçular tepesi, üzerine çıkıla çıkıla iyice aşınmış ve günümüzde normal halinin çok daha altındadır. Daha sonra, Okçular tepesinden aşağıya inerek, Uhud savaşının olduğu yerleri gezebilirsiniz.

Osmanlı döneminde: buradaki, Uhud savaşı şehitlerinin kabirlerinin üzerinde bur türbe bulunurken, günümüzde, bunun olmadığını ve alanın tamamen düz olduğunu göreceksiniz. Çevresi duvarlarla çevrilmiş bu alanı görmek isterseniz, demir parmaklıklı pencereden bakabilirsiniz. Dört tarafı duvarlarla çevrili kabirlerin kapısı kilitli bulunduruluyor.

İçeride: aslında 70 Uhud şehidinin mezarı bulunmasına rağmen, yalnızca üç kabir görülebiliyor. Bunlar: Hz. Hamza, Mus’ab b. Umeyr ve Abdullah İbni Cahş’a aittir. Bunun sebebini yukarıda izah etmiştim.

Hz. Hamza: Peygamberimizin amcası, Umeyr: Mekke’nin en zenginlerinden iken Müslümanlığı kabul eden ve Medine’ye gelen biri olarak tanınıyor.

Medine Kıbleteyn mescidi
Medine Kıbleteyn mescidi

KIBLETEYN MESCİDİ

Kıbleteyn kelime olarak “iki kıbleli” anlamına gelmektedir. Burası: Medine merkezine 5 km. uzaklıktadır.

Müslümanlar için ilk kıble: Kudüs şehrinde bulunan “Mescid-i Aksa” dır.

Peygamberimiz: kıblenin “Kabe” olmasını ve Kabe’ye dönülerek namaz kılınmasını çok arzu ediyordu ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu.

Hicretten 18 ay sonra, Şaban ayının 15’nci günü (Berat kandilinde) Peygamberimiz: Seleme oğulları mahallesinde namaz kıldırırken, namazın farzını kıldırdığı sırada, ikinci rekatın sonunda, şu Ayet-i Kerime nazil oldu. “ ……. seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz.

O halde hemen Mescid-i Haram (Kabe) ye doğru dön. Ey müminler: siz de nerede olursanız olun, namazda oraya doğru dönün.(13)”

Burada, yani “kıbleteyn” mevkiinde namaz kılan sahabeler; namazlarının ortasında, kıble olarak “Kabe” nin belirlendiğini duyunca: namazlarını hiç bozmamışlar ve “Mescid-i Aksa” ya dönerek başladıkları namazlarını “Kabe” ye yönelerek tamamlamışlardır.

Bu olayı yaşatmak adına, buradaki mescide “Kıbleteyn Mescidi” ismi verilmiştir.

Evet: hicretten yaklaşık 1.5 yıl sonra, kıble olarak “Kabe” seçilmiştir.

Buranın en ilginç yanı: gerek “Kabe” ye bakan mihrap ve gerekse giriş kapısı üzerinde, daha önceki kıble olan “Mescid-i Aksa” ya bakan sembolik mihrabın birlikte bulunmasıdır.

Memlük Sultanı Kayıtbay zamanında, 1488 yılında Mescid-i Kıbleteyn’in tavanı yenilenmiş, avlusu da bir duvarla çevrilmiştir. Sonraki dönemlerde ise, Kıbleteyn Mescidinin ilk ciddi onarımı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, yani 1543-1544 yılları arasında yapılmıştır.

Bu dönemde, cami: iki kıblesinde bulunan revaklarla birlikte, 425 m. Karelik bir alanı kapsıyordu ve üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştü. 20’nci yüzyılın başlarına gelindiğinde ise, harap bir vaziyette görülen mescit: 1987 tarihinde, Suudi hükümeti tarafından genişletilerek, yeniden inşa edilmiş ve büyüklüğü 3920 m. Kareye çıkarılmıştır.

Bu son yenileme sırasında, Kabe kıblesine mihrap, Kudüs tarafına ise “Bakara” suresinin 144’ncü ayeti, Türkçe, Farsça, Urduca, İngilizce ve Fransızca mealinin yazıldığı bir pano konulmuştur. Bu pano: daha sonra kaldırılarak, Kudüs tarafına bir kapı açılmıştır.

Caminin: kıble yönündeki iki köşesinde, birer minare bulunur. Çatı ise; 8.7 metre çapında ve 8.18 metre yüksekliğinde, iki kubbe ile örtülmüştür.

Bu kubbelerin iç bölümü: Türk hattatı Hasan Çelebi’nin yazdığı celi sülüs ve kufi hatlarla bezenmiştir.

Medine Hendek savaşının geçtiği yerler, Yedi mescidler
Medine Hendek savaşının geçtiği yerler, Yedi mescitler

HENDEK SAVAŞININ GEÇTİĞİ YERLER – YEDİ MESCİTLER

Hendek savaşı: Uhud savaşından iki yıl sonra, Hicretin beşinci yılında, 23 Şubat 627 yılında, Medine şehrinin kuzeyinde yapılmıştır. Müşrikler Uhud savaşında başarılı olmalarına rağmen, Müslümanların gücünü kıramamışlardır.

Tam tersine, Müslümanlar, Medine’de birlik ve beraberliklerini sağlamlaştırmışlar ve askeri bakımdan daha güçlü hale gelmişlerdir. Savaş: uzun süre şehri kuşatan müşriklerin, bir süre sonunda kuşatmayı kaldırmaları ile bitmiştir.

Hendek savaşının yapıldığı bölgede: 3 km. uzunluğundaki hendeğin, belli yerlerinde bulunan ordu komutanlarının çadırlarının bulunduğu yerlere, sonradan, Osmanlı döneminde, birbirine yakın ve küçük 7 mescit yapılmıştır.

Bu mescitlerden yalnızca 4 tanesi günümüze ulaşmıştır. Bu arada: hendek hakkındaki şu bilgiler mevcuttur. Hendek: 5.5 km. uzunluğunda 9 metre eninde ve 4.5 metre derinliğindedir.

Burası da, ziyaret yerlerinden birisidir.

Fetih Mescidi

Burası: Hendek savaşı sırasında, Peygamberimizin çadırının kurulduğu ve dua ettiği yer olarak bilinir. Bu duanın ardından, düşman perişan olmuştur. 7 mescitten en önemlisi burasıdır.

Zırh Mescidi

Peygamberimiz “Uhud” savaşına giderken, ordusunu burada tanzim etmiş ve zırh giymiştir.

Selman-ı Farisi Mescidi

Peygamberimizin çadırına en yakın çadır: şehrin çevresine hendek kazalım fikrini ortaya atan “Selman-ı Farisi” ye aittir.

Bunların dışında, bu bölgede: Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Fatma ve Hz. Osman mescitleri bulunuyormuş. Ancak: 2004 yılında, Hz. Ebubekir mescidi yıkılarak yeri düzleştirilmiştir. Günümüzde ise, buraya, yedi mescidi temsilen, büyük bir mescit yapılmıştır.

MİNARETEYN MESCİDİ

Yeni bir yapıdır. Kısa zaman öncesine kadar, burada iki minareli bir Osmanlı mescidi bulunuyormuş. Buranın iki minaresi bulunması nedeniyle “Mirareteyn” olarak yani “iki minareli” olarak isimlendirilmiştir.

Günümüzde ise, burada: tam bir mezbelelik görülmektedir. Buraya giderseniz, bir kuyu göreceksiniz. Bu kuyu: Peygamberimizin, sahabelerle birlikte Bedir savaşına giderken su içtikleri kuyudur.

Bu kuyunun önünde, iki çeşme yapılmış ve ziyaretçilerin bu kuyunun suyunu içmeleri sağlanmıştır. Bir zamanlar, kuyunun suyu çok meşhurmuş ve kuyudan alınan su: Suriye ve Lübnan yörelerindeki Osmanlı valilerine kadar gönderiliyormuş.

İDRİS SUNUSİ MESCİDİ

Bilal-i Habeşi mescidinin hemen yanındadır. Beyaz ve küçük bir yapıdır. İdris Sunusi: eski Libya devlet başkanlarından birisidir. Libya’da, Kaddafi’nin iktidarı ele geçirmesinden sonra buraya yerleşmiş ve yine burada vefat etmiş ve mescidi kendisi yaptırmıştır.

Medine Bilal-i Habeşi Mescidi

BİLAL-İ HABEŞİ MESCİDİ

İdris Sunusi mescidinin hemen yanındadır. Yeni bir yapıdır. Bilal-i Habeşi ile olan ilgisine gelince: Bilal-i Habeşi’nin evi: Mescid-i Nebevi’nin hemen yanında bulunan Hz. Ömer camisinin yanında imiş. Fakat, sonraki yıllarda, ilgisizlik nedeniyle yıkıldığı söyleniyor. Günümüzde, burada, postane binası bulunuyor.

SECDE MESCİDİ

Burası: halk arasında çeşitli isimlerle anılmaktadır. Bu isimler “Abdurrahman b. Avf” ve “Ebü Zer Gıfari” mescididir. Ama genel anlamda “Secde” mescidi olarak bilinir. Bu isimle anılmasının sebebi ise, Peygamberimiz, geceleri zaman zaman evinden çıkar ve ıssız yerlere giderek ibadet edermiş. Sahabelerden bazıları ise, kendisine bir şey olur endişesiyle onu gizlice takip ederlermiş.

Bir keresinde: Peygamberimiz, şehir dışına çıkarak, günümüzde “Secde Mescidi” olarak bilinen bu yere gelmiş ve namaza durmuştur. Arkasında ise, onu gizlice takip eden “Abdurrahman b.Avf” bulunuyormuş.

Peygamberimiz, secdeye gitmiş ve uzun süre doğrulmamış, bunun üzerine Hz. Abdurrahman endişelenmeye başlamış ve tam bu sırada Peygamberimiz başını kaldırıp selam vermiş ve arkasındaki kişinin kim olduğunu sormuş. Hz. Abdurrahman, kendisini tanıtmış ve bu sırada Peygamberimiz, gayet mütebessim bir halde imiş.

Sahabi, bunun sebebini sorduğunda ise: uzun secdenin sebebini anlatmış ve “Secde sırasında: kendisine, Peygamberler için salavat getirenlere şafaat edileceği” müjdesinin verildiğini ve bu yüzden mütebessim olduğunu söylemiştir.

Evet: takip eden dönemlerde, yüzyıllarca, bu mevkii “Secde Mevkii” olarak tanınır olmuş ve sonrasında buraya yapılan mescide de bu isim verilmiştir.

Yapı yenidir. Ancak, bugünkü cami binasından önce, burada yine Osmanlı dönemi mimari özelliklerini taşıyan bir cami bulunduğu ve bunun yıkılarak, bugünkü caminin yapıldığı söyleniyor.

Medine Tren istasyonu

MEDİNE TREN İSTASYONU

Hicaz demiryollarının son halkası olan “Medine Tren İstasyonu”, Sultan Abdülhamit tarafından 19’ncu yüzyılda yaptırılmıştır. Projenin yapımına 1900 yılında başlanılmış ve 1 Eylül 1908 yılında tamamlanmıştır.

Hicaz demiryollarının bir ucu İstanbul-Haydarpaşa ve diğer ucu Medine şehrine kadar uzanmaktadır. Ancak: Mekke şehrine kadar uzanması planlanmasına rağmen, çeşitli nedenlerle proje bitirilememiştir.

O dönemde, Sultan Abdülhamit, gerçekten devletin en zor günlerinde, böyle bir projeyi yaptırmayı başarmıştır. Ancak: proje tamamlanamamıştır, çünkü: bölgede petrol arama faaliyetlerinde bulunan İngilizler rahatsız olmuşlar ve bölge insanını kandırarak ve para vererek: tren raylarına zarar vermelerini ve projenin bitirilememesini sağlamışlardır.

Özellikle, filmlere konu olan “Lawrens” isimli İngiliz casusunun, yoldan sökülerek kendisine getirilecek her tren rayı için “altın” vaat ettiği söylenmektedir. Ancak, yine de günümüzde bile, Türkiye-Suriye-Ürdün-Lübnan gibi ülkelerde, bu orijinal Osmanlı tren rayları, hala kullanılmaktadır.

Hatta: o kadar orijinaldir ki, Medine şehrindeki tren raylarının üstleri “keçe” ile kaplanmıştır, çünkü: bölgenin ruhaniyetinin gürültüden etkilenmemesi düşünülmüştür.

İstasyon, Medine şehrinde;

Şehrin giriş kısmında yani “Anberiye” denilen bölgededir. Ancak, günümüzde şehir büyüdüğü için, şehrin merkezinde kalmıştır. Eskiden: hacılar, burada trenden inerler ve yaya olarak “Mescit-i Nebevi” ye giderlermiş. Bu Azaklık, yaklaşık 1 km. dir.

İstasyonun en ilgi çeken yanı, şehrin öbür yanından şehre girmesi gerekirken, bilinçli olarak giriş, şehrin bu yönünden sağlanmıştır. Çünkü: hacılar şehre girdiklerinde, ilk önce, Peygamberimizin “yeşil kubbeli” türbesini görürlermiş.

Evet: burayı ziyaret ederseniz: demiryollarının raylarını, arkada Medine tren istasyonu binasını görebilirsiniz. Umarım: bir gün Suudi yetkililer, Osmanlı eseri diye, tutup bunu da yıktırmazlar.

Tren istasyonunun hemen önünde, raylar üzerinde bir lokomotif ve arkasında vagonlar görülüyor, ama yalnızca demir iskeletleri kalmış görülüyor.

Hicaz demiryolunun vagonlarından, yalnızca bu bir tanesi tamir edilmiş ve turizme kazandırılmıştır. Yapılış tarihi 1906 yılı olan bu ve boş ağırlığı 19 ton olan bu vagon gezilebiliyor.

Ancak: istasyonun içini gezmek yasaklanmış, giriş yasaktır.

SUKYA MESCİDİ

Amberiye mevkiinde, Medine tren istasyonunun bahçesinde ve beyaz kubbeli bir yapıdır.
Peygamberimiz “Bedir” savaşına çıkmadan önce, burada ordusu ile konaklıyor ve ordusunu denetliyor.

Orduya katılanlardan yaşları küçük olanları, Medine şehrine geri gönderiyor, su ihtiyacı karşılanıyor. Hatta: Peygamberimizin, burada, bir kırbadan, tüm sahabeye su dağıttığı söylenir. Hatta: Peygamberimiz, Mekke’nin bereketli kılındığı gibi, Medine’nin de ashabına bereketli kılınması duasını burada yapmıştır.

Bu nedenle “Sukya” kelimesinin anlamı “su dağıtan” demektir.

Evet: tarihi süreçte bir anlamı olan buraya, daha sonra: Osmanlı tarzında, üç kubbeli “Sukya” Mescidi yapılıyor. Ancak, Gar duvarı örülünce, mescit gar duvarlarının gerisinde kalmıştır.

Medine Mescitü-l Osmani, Hamidiye Amberiye Camisi
Medine Mescitü-l Osmani-Hamidiye Amberiye Camisi

MESCİTÜ-L OSMANİ-HAMİDİYE-AMBERİYE CAMİSİ

Medine tren istasyonunun hemen sol yanındaki bu cami, aynı zamanda “Osmanlı” camisi olarak bilinmektedir. Cami: Sultan Abdülhamit tarafından, kesme taş kullanılarak yaptırılmıştır.

Bu nedenle: gayet gösterişlidir, ama küçük bir yapıdır. İri kaya parçalarıyla yapılan cami hakkında bir söylenti bulunmaktadır: “Osmanlı sultanlarının hacı olmadıkları bilinmektedir. Ancak: buralar için her türlü fedakarlığı göstermişlerdir.

Özellikle: Sultan Abdülhamit: Medine’den gelen paşalardan birine, kendisi için, Peygamberin kabrinden “amber” kokan toprak getirmesini ister. Paşa: Medine şehrindeki görevini tamamladıktan sonra, dönüş hazırlıklarını yapar ve trene biner.

Tren kalkış düdüğünü çalarken, paşanın aklına padişahın emri gelir. Hemen oturduğu yerden fırlar ve istasyonun dışına koşar. Ancak: Peygamberimizin kabrinden uzak kalmıştır, hemen aceleyle istasyonun yanındaki caminin bulunduğu alandan, bir avuç toprak alır ve İstanbul’a döner.

Sultan Abdülhamit, paşayı huzura alır, raporunu sunan paşa, beraberinde getirdiği toprağı padişaha uzatır.

Padişah: sevinç ve saygı ile toprağı avucuna alır, burnuna götürür, koklar, koklar ve biraz hüzünle paşaya dönerek:

– Paşa getirdiğin toprak amber kokuyor, ama bunun “meski” eksik der.
İşte, caminin adı bu şekilde oluşmuştur.

Evet, son bir not. Yine bir rivayete göre: caminin 6666 tane taştan (6666 Kuran-ı Kerimdeki ayet sayısıdır) ve minaresinin 114 basamaktan (Kuran-ı Kerimdeki sure sayısı) yapıldığı söylenmektedir.

Evet: bu mescidin yapılmasının esas anlamı: trenle yolculuk yapacakların, namazlarını kılmalarının sağlanmasıdır.

Medine Cuma Mescidi

CUMA MESCİDİ

Kuba Mescidine, 350 metre uzaklıktadır. Peygamberimiz: hicret sonrasında Kuba köyünde kalırken, Cuma mescidinin bulunduğu yerdeki namazgahta ilk Cuma hutbesini okumuştur. Buradaki cami, bu olaya istinaden yapılmıştır.

Medine Kuba Mescidi
Medine Kuba Mescidi

 

KUBA MESCİDİ

İslam aleminde: cemaatle birlikte namaz kılmak için inşa edilen ilk camidir. Peygamberimiz: Mekke şehrinden Medine şehrine hicret ederken, Medine şehrine 5 km. kala, Kuba denilen bu yerde, 14 gün kalmış ve bu süre içinde bir mescid inşa edilmiş ve burada namaz kılınmıştır.

Hac ve ümre ziyaretine gelenler, buraya mutlaka uğramaktadırlar. Çünkü, burada, Müslümanların ilk mescidi yani “Kuba” mescidi bulunmaktadır.

Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir: burada kaldıkları sürede, biraz önce söylediğim gibi, ilk mescidi inşa etmişlerdir.

Hatta: Peygamberimiz, Medine şehrine yerleştikten sonra da, Cumartesi günleri, Kuba Mescidini ziyaret eder ve burada namaz kıldırırmış.

Mescidin mimari yapısı: ortası avlulu, yan duvarları dendanlıdır. Anadolu tarzı, sivri bir minaresi vardır. Minarenin olduğu taraftaki duvarın ortasında, ana taç kapısı bulunur.

Kapının üzerinde büyük ve altında ise küçük iki adet tuğra görülür.

Mescid: ilk kez Peygamberimiz tarafından yapıldığı için, üstteki büyük tuğrada onun ismi, alttaki küçük tuğrada ise Sultan II. Mahmut’un ismi yazılıdır. Ancak, 1985 yılındaki yenilemede, bu tuğra ortadan kaldırılmıştır.

ZÜHLEYFE CAMİSİ

Medine şehrinden, Mekke şehrine gidenler, burada “ihram” a girerler. Peygamberimiz veda haccına giderken, burada ihrama girmiştir. Hac için şehre gelenler, bu camide, ihram namazı kılarlar.

KRAL FAHD, KURAN-I KERİM BASIM KOMPLEKSİ

Şehirdeki bu matbaada, 1984 yılında kurulmuştur ve yıllık 13 milyon Kuran-ı Kerim basılmakta ve dünyanın dört bir yanında, bugüne kadar 59 ülkeye, 39 farklı dilden basılıyor ve ücretsiz gönderilmiştir.

Özellikle: Müslüman nüfusun çok olduğu ülkelere, daha fazla gönderildiği söyleniyor. Bazen de; ülkelerde insanlar Suudi Arabistan büyükelçiliklerine müracaat ettiklerinde, yine oraya burada basılan Kuran-ı Kerimler gönderiliyormuş.

Zaten hac döneminde de, yaklaşık 2 milyon adet Kuran-ı Kerim, hac için gelenlere ücretsiz veriliyormuş.

İslami İşler ve Teblig Bakanlığına bağlı bulunan Kral Fahd Kompleksinin, dünyada en çok basım yapan matbaalardan birisi olduğu ve üç vardiya çalışılarak yılda 30 milyon kitap basıldığı söylenmektedir.

Söylenenlere göre, günümüze kadar, burada 165 milyon Kuran-ı Kerim basılmış ve hepsi, dünyadaki Müslümanlara ücretsiz dağıtılmıştır.

Basım merkezi: 250 bin m. Karelik bir alana yayılmış, merkezde 1700 kişi çalışma ve 600 işçi kalite kontrol ve ciltleme bölümlerinde görevlendirilmiştir.

Evet: ülkede hafta tatili olan Perşembe-Cuma günleri haricinde, burayı gezebilir ve Kuran-ı Kerim basılma aşamalarını görebilir ve çıkışta, size hediye edilen Kuran-ı Kerim’i alabilirsiniz.

Medine Dar Al-Madinah Museum

DAR AL-MADİNAH MUSEUM-MEDİNE MÜZESİ

Müzede: Medine ve çağlar boyunca bu beldede yaşanan olaylar: maketler ile anlatılıyor. Tarihin koridorlarında gezinmek isterseniz, burayı ziyaret edebilirsiniz.

Müzeye giriş ücreti alınmıyor. Müzeye girdikten sonra: dev bir “Kabe” maketi sizi karşılıyor. Daha sonra: hemen karşıda, film izlenebilen karanlık bir oda bulunuyor. Burada: Kabe’nin ilk halinden başlayarak, bir çok dini mekanın durumlarını gösteren 15 dakikalık bir film izleniyor.

Evet: büyük bir alana sahip olmayan müzede: Medine tarihinin tanıtımı yapılıyor, geçmişi hakkında çeşitli doküman ve fotoğraflar ve maketler ile bilgi veriliyor. Ravza, Nebevi Mescidi, Uhud ve daha birçok yer hakkında, maketlerle bilgiler veriliyor.

Hendek ve Uhud savaşı: minyatür bir ortamda ziyaretçilere sunuluyor. Burada eski Medine’nin küçültülmüş halini görebiliyorsunuz. Sahabe evleri, Osmanlı kışla ve eserleri, Medine kalesi ve o günkü Medine’deki medreseler aynen yansıtılmıştır.

Müzede: Medine ile ilgili hatıra eşya, kitap, albüm ve cd alabileceğiniz, bir de küçük dükkan bulunuyor.

AKİK VADİSİ

Medine şehir merkezine, yaklaşık 4 km. uzakta bulunan burası: Peygamberimiz tarafından Medine’de bulundukları sırada en çok ziyaret ettikleri yer olarak bilinir. “Vadi-yi Akik” olarak bilinir.

Vadi: yeşili bol ve içinden akarsu geçen bir yerdir. Burası, aynı zamanda hicret yolu üzerinde bir durak olarak önem taşır. Sevr’deki mağarayı terk ettikten 12 gün sonra buraya gelirler ve buradan “Kuba” ya geçerler.

Vadinin diğer bir önemi: Irak ve bu bölgelerden gelen insanlar, bu vadide “ihrama” girmişlerdir. Vadi içinde, Osmanlılardan kalma bir de köprü bulunmaktadır.

Vadinin içinde, derin bir akarsu yatağı vardır. Zaman zaman bollaşan ve zaman zaman azalan suyu ile, bu akarsu, bölgeye bereket vermektedir. Akarsuyun kıyısına oturup biraz mola verebilirsiniz.

MİKAD MESCİDİ

Ümre veya hac yapmak için Medine’den ayrılırken, burada ihrama girilir ve namaz kılınır. Burası, Medine merkezine 8 km. uzaklıkta, Mekke-Medine otoyolunun sağ bölümündedir.

Peygamberimiz, burada “Semura” ağacının altında namaz kıldığı için, buradaki mescide “Mescid-i Şecere” ismi verilmiştir ve bunun içinde 5000 kişi namaz kılabilmektedir.

Daha sonraki dönemde, bu mescit genişletilmiş ve çevresine, umre ve hac yapacakların ihtiyaçlarını karşılayacakları tesisler yapılmıştır.

ŞEHİR SURLARI

Şehrin dışında, 12 yüzyılda oval şekilde inşa edilmiş, boyu 8-12 metre arasında değişen bir kale bulunmaktadır. Kale, kulelerle korunmaktadır ve dört girişinden “Bab-al Salam” yani “Mısır Kapısı” en görkemli olan kapısıdır.

Evet, Medine surları: tarihte ilk olarak, hicri 2 ve 3’ncü yüzyıllarda, şehre yapılan saldırılardan korunmak amacıyla yapılmıştır.

Daha sonra ise, çeşitli dönemlerde onarımı yapılan surların en büyük onarımı ise, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Bu dönemde onarımı yapılan surların uzunluğu, 3 km. den fazladır.

Medine şehrini çevreleyen bu surların, çeşitli yönlerde açılan meşhur kapıları bulunmaktadır. Bunlar: Baki kapısı, Kuba kapısı, Mısır kapısı, Şam kapısı, Amber kapısı ve Mecit kapısıdır.

Şerif Hüseyin önderliğinde toplanan Araplar, Osmanlı idaresindeki Medine şehrini kuşattıklarında, surların büyük bölümü harap olmuş ve 1950 yılında ise, Suudi yönetimi tarafından tamamen yıkılmıştır.

Medine Osmanlı Burcu

OSMANLI BURCU

Burası: Medine Komutanı Fahrettin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Medine şehrinden, Kube Mescidine giderken yol üzerinde bulunan burç; günümüzde harap haldedir ve ayakta kalmaya çalışmaktadır.

HURMA BAHÇESİ GEZİSİ

Mekke denilince “zemzem” ve Medine denilince “hurma” akla geliyor. Hurma satmak için, hurma bahçelerini kiralayanlar tarafından, hurma bahçelerine turlar düzenleniyor.

Otellerin kapısından otobüsler ile alınan hacılar: hurma bahçelerine götürülüyorlar.

Bu bahçelerde: brandalarla kapatılmış alanda, büyük bir depo bulunuyor. Çeşit çeşit hurmalar, duvarlara dizili ve ziyaretçiler bunlardan tadabiliyorlar.

Satış bittikten sonra, hurma bahçesinde bir yandan çaylar içilirken, bir yandan da hatıra fotoğrafları çektiriliyor.

İtalya Napoli

İtalya Napoli

Napoli: İtalya’nın ikinci büyük şehridir. Ayrıca: eski İtalyan şehir devletlerinden birisidir. Ancak: tüm bu özellikleri yanında, daha öne çıkan  özelliği: bu şehirde suç oranının çok yüksek olmasıdır.

Çünkü: etkin bir mafya teşkilatı var ve bunlarla uğraşmaya polisin gücü yetmeyince, şehirde askeri birlikler de  zaman zaman devriye gezmektedirler.

Öyle ki bazı rivayetlere göre, hırsızlar arabalarının camlarını kırmasınlar diye, araç sahipleri arabalarının kapılarını kilitlemezlermiş. Şehirdeki tüm araçların hasarlı olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız, çünkü hırsızlar tarafından çalınmaması için araçlarının hasarlarını yaptırmıyorlarmış.

Bir araç gördüm, farları dahi yoktu. Hırsızlık o kadar yaygın ki, şehrin en işlek, kalabalık ve hareketli bir caddesinin başı ve sonunun: polis ve askerler tarafından tutulduğunu gördüm.

Mağaza ve dükkanlara girdiğinizde: hissetmeseniz de, tüm gözler sizin üzerinizde, ne çalacak diye bakıyor, tüm bunların yanında, siz de, diğer birçok ziyaretçi gibi, bu hırsızlık çetelerine, kişisel eşyalarınızı-cüzdanınızı çaldırmamak için aşırı dikkat göstermek zorunda kalıyorsunuz.

Çantalarınızı mutlaka omuzlarınıza çapraz asın, çünkü motosiklet ile hırsızlık-kap/kaç zaten Napoli şehrinde icat edilerek dünyanın diğer şehirlerine yayılmıştır. Siz: çantanızın çalındığını hissettiğiniz anda, çalanlar motosiklet ile çoktan gözden kaybolmuş olacaklardır.

İtalya Napoli

Tüm bu özellikler yanında

Napolililerin başka yönlerinden de söz etmek gerekir. Bir kere, aşırı futbol düşkünüler, eğlenmeyi ve içmeyi seviyorlar, İtalya’nın diğer yörelerinden farklı olarak kadınları daha balık etinde, espritüel ve cana yakınlar.

Şehir: balkonlarında çamaşırların asıldığı, köhne  binaların bulunduğu, sokak ve caddelerinde çöp yığınlarının görüldüğü bir yer. Yani: Napoli şehrini görünce, İtalya’nın diğer şehirlerinden çok farklı olduğunu hemen hissedeceksiniz. Şehir öte yandan: “Cruise” gemilerinin Akdeniz bölgesindeki ilk hareket noktası olan limanını barındırıyor.

Geçenlerde Adriyatik denizinde, sevgilisine gösteriş yaparken gemiyi batıran kaptanın da buralı olduğu ve olay üzerine, Cruise gemi seferlerinin büyük sıkıntıya uğradığı, müşteri kaybettiği söyleniyor. Yani: burayı ziyaret ederseniz, liman bölgesinde, çok sayıda büyük boyutlu gemi görebilirsiniz.

Trafik tam bir felaket, hiçbir araç sürücüsü trafik kurallarına ve ışıklara uymuyor. Kaldığım kısa süre içinde, trafikte birbirine el kol sallayan, laf atan birkaç sürücü gördüm, yani araç kullanma kültürleri sanki bize benziyor. Aynı zamanda, cadde ve sokaklarında yine bize benzer görüntüler, bol miktarda çukurlar var. Araçlar: tren-tramvay yollarına umursamazcasına giriyorlar.

Şehir

Pizzanın anavatanı olarak lanse ediliyor. Ama, daha öncede yazdığım gibi, kalın hamurlu ve az malzemeli pizzaları var. Gayet doyurucu, bir dilim doyurucu oluyor.

Ama malzemesi az olması nedeniyle Roma’daki kadar damak tadı yok. Pizza yanında, baba isimli bir tatlıları meşhur, bu da bizim belki tanıyanlar vardır “şam baba” tatlısına benzer bir tatlı, sanırım tek farklı özelliği baba tatlısını yaptıktan sonra üstüne “rom” döküyorlar, yani alkol durumu var.

Alkol takıntısı olmayanların mutlaka  denemesini öneririm. Fiyatı, 2 Euro. Yine, pizza sevmez iseniz, merkezde büyük bir hamburger restoranı var. En güzel menüsü 7 Euro.

Alışveriş denince, Napoli alışveriş yapmaya uygun bir yer değil. Ara sokaklarda, tüm İtalya’nın önemli markalarına ait ürünleri çok ucuza bulmak mümkün, ancak bunlar taklit değil, çalıntı.

Yine de, bunları almak için kesinlikle ara sokaklara girmenizi tavsiye etmiyorum, çünkü ara sokaklar sokak serserileri ile dolu. Merkezi yerlerde; Kuzey Afrika göçmeni zenciler yine yerde bez örtüler üstünde ünlü marka çantaların sahtelerini satıyorlar.

30-40 Euro’dan başlayan fiyatlar pazarlık gücünüz sayesinde 10-20 Euro’ya kadar düşebiliyor, dikkat. Ayrıca, ayaküstü alışverişte, video kamera, saat gibi değerli parçaların çok ucuza satıldığını gördüğünüzde sakın atlamayın.

Çünkü, normal fiyatının çok altında, 100 Euro fiyatla size sunulan bir video kamerayı almaya karar verdiğinizde, satıcı size orijinal kutusunda cihazı sunuyor, halbuki bu orijinal kutu içindeki cihaz orijinal değil, ağırlığını muhafaza etsin diye, içine kum torbacıkları yerleştirilmiş, dış kalıbı bire bir aynı olan bir cihaz, yani her ne şekilde alırsanız alın, mutlaka kontrol edin veya hiç almayın.

İtalya Napoli
İtalya Napoli

Bunun dışında

Söylediğim gibi, yağmur yağdığında, hemen ortaya çıkan esmer tenli Afrikalı göçmenler, şemsiye satıyorlar (satın almayı düşünürseniz, 3 Euro’dan fazla vermeyin), ayrıca yine bu göçmenler buzdolabı magnetleri, anahtarlıklar vs. gibi hediyelik eşyaları, tekerlekli, tahta tezgahları üzerinde satıyorlar. Magnetleri 2 Euro’dan açılıyor, 1 Euro’ya satın alabilirsiniz. Hatta: Senegalli yani Müslüman bir satıcıya denk gelirseniz, çok  daha ucuza alışveriş yapma şansınız büyüktür.

Napoli denince, ünlü futbol efsanesi Maradona dan bahsedilmeden olmaz. Napoli futbol takımı, İtalya 2’nci Liginden 1’nci Ligine çıktığı yıl, Arjantin’den Maradona’yı transfer etmişler. Elbette transfer için ayrılan çok sıfırlı dolar bütçesinin mafya tarafından karşılandığı şüphe götürmez bir gerçek.

Maradona, geldiği ilk yıl Napoli futbol takımını, 1’nci Lige çıkarmış. Ancak, kendi hayatı burada çıkılmaz sona doğru ilk adımı atmış, yani uyuşturucuya burada alışmış, evlenmiş, bir çocuğu olmuş, ancak nüfus velayeti altında olmayan çocuk sahibi bugün bile bilinmiyormuş.

Napoli’nin en güzel yanı, deniz kıyısında olması.

Capri adasına ulaşım gemiler ile buradan yapılıyor. Capri adasının su problemi bile, Napoli’den deniz içinden adaya döşenen borularla giderilmiş. Capri adası Napoli’den bakıldığında, deniz üzerinde karnı üstüne yatmış kadın görüntüsünün ufka çıkan silüeti ile ortaya çıkıyor. Güzel görüntüsü var, deniz muhteşem.

Ayrıca, kara bölümünde de, Vezüv yanardağının muhteşem görüntüsü, görülmeye değer. Ancak, bu yanardağın en son patlamadan önce, 2000 metre olan rakımının, patlamadan sonra, 1600 metreye düştüğü, yani yaklaşık en üst bölümündeki 400 metrelik kütlenin patlama ile, Pompei şehri başta olmak üzere, yayıldığı söylenmekte.

Günümüzde hala aktif imiş, ancak sismografi cihazları yerleştirilmiş ve sürekli kontrol ediliyormuş, dağın eteklerinde yerleşim yerleri var, Napoli Belediyesi bunları dağın eteklerinden uzaklaştırmaya çalışıyormuş, ancak Napoli de gerçekten tam bir şehirleşme felaketi var.

Sanki şehrin küçük ve zengin bir bölümü yani Napoli Kartpostalının görüldüğü tepede yaşayanlar hariç, büyük kısmı tam bir varoş havasında. Eski ve döküntü evler, virane yapılar, pencereler arasında gerilen ipte kurutulmaya çalışılan çamaşırlar, İtalya’nın diğer kentlerine benzemeyen bir yer burası.

Bir laf varmış, İtalya’da, Kuzeyliler Güneylileri sevmez, Güneyliler Kuzeylileri sevmez, hiçbir İtalyan Napolilileri sevmez. Zaten tip olarak da pek İtalyan’a benzemiyorlar, daha esmer tenliler, daha şişmanlar.

Napoli’ye niye gidilir. Napoli alışveriş için uygun bir yer değil, gezmek adına, gittiğinizde mutlaka Napoli Kartpostalının bulunduğu at sırtı tepeye çıkın ve muhteşem manzarayı izleyin.

Bunun dışında, Capri adası gibi bir cennete geçerken veya Pompei gibi bir tarih hazinesine geçerken Napoli uğranıp, üç-dört saat kalınabilecek bir yer. Yine de, bu kısacık sürenin huzurunuzu kaçırmaması için, hırsızlığa dikkat, tedbirli olun.

Son bir not: Napoli şehrine yolunuz düşerse: buradan “Limonçello” denilen bir tür likör satın almanızı öneririm. Buraya has: iklim nedeniyle aşırı büyüyen limonların kabuklarından yapılan bir tür içki, kendiniz veya yakınlarınız için satın alabilirsiniz. (1 litrelik şişesi, 15 Euro)

İtalya Napoli Pompei hakkındaki gezi yazım için Napoli Pompei