Şanlıurfa

Şanlıurfa

Evet, Şanlıurfa; buraya vardığınızda, gerçekten hayallerinizin ötesinde, modern bir şehir ile karşılaşacaksınız. Ben birçok kereler gittiğim bu şehirde, gerçekten güzel zamanlar geçirdim.

İlk kez; 1977 yılında gittim. Son olarak ise: Mayıs 2023 tarihinde gittim.

Şehir, bu süreçte muhteşem gelişme gösterdi. Öncelikle: Balıklı göl, kale, İbrahim Peygamberin doğduğu ve Eyüp Peygamberin çile mağaraları, Göbeklitepe olmak üzere, Buyurun, muhteşem bir gezi.

Şanlıurfa

ULAŞIM

Şanlıurfa’nın belli-başlı merkezlere uzaklığı: Şanlıurfa-Adana arası uzaklık; 345 km. Şanlıurfa-Mersin arası uzaklık: 414 km. Şanlıurfa-İskenderun arası uzaklık: 450 km. Şanlıurfa-Ankara arası uzaklık:822 km. Şanlıurfa-Atatürk Barajı arası uzaklık: 65 km. Şanlıurfa-Bursa arası uzaklık: 1180 km.

Şanlıurfa-Diyarbakır arası uzaklık: 181 km. Şanlıurfa-Harran arası uzaklık: 47 km. Şanlıurfa-Gaziantep arası uzaklık: 138 km. Şanlıurfa-İstanbul arası uzaklık: 1274 km. Şanlıurfa-Hasankeyf arası uzaklık: 350 km. Şanlıurfa-Nemrut Dağı arası uzaklık: 190 km. Şanlıurfa-İzmir arası uzaklık: 1245 km. Şanlıurfa-Karacadağ Kayak Merkezi arası uzaklık: 190 km. Şanlıurfa-Mardin arası uzaklık: 185 km.

Şanlıurfa’ya havayolu ile de ulaşmak mümkün. İldeki havaalanı, 1988 yılında hizmete girmiştir. Şehir merkezine, 30 km. uzaklıktadır. Özellikle son yıllarda havayolu ulaşımı yaygınlaşınca, her gün Ankara ve İstanbul’dan Şanlıurfa havaalanına birer uçak gelmektedir.

Şanlıurfa

TARİHİ

Şehrin tarihi, çok eski dönemlere kadar uzanmaktadır. Kazılarda: MÖ. 7250-5500 yıllarına ve sonrasına ait çok sayıda değerli eser ele geçirilmiştir.

Daha sonraki tarihi süreçte: şehirde; Sümer, Akad, Hitit, Babil, Kalde, Hurri, Mitani, Aram, Asur, Med ve Pers hakimiyetleri görülür. Şehir: Ur, Kalde Ur’u, Harran Ur’u, Orhei, Orhay, Vurhai, Edessa, Diyar Mudar, Ruha, Reha ve Urfa adlarını almıştır. Edessa ismi, “Suları bol” anlamına gelmekte olup, Makedonlar tarafından verilmiştir. En son: Şanlıurfa olmuştur.

Makedonya kralı Büyük İskender; doğu seferi sırasında, Urfa’ya hakim olur. Daha sonra: MÖ.132 yılında Asraane krallığı şehre egemen olur. MS.250 yılına kadar süren “Osroane” krallığı dönemi; Hıristiyanlık açısından büyük önem taşır.

O dönem Osroane kralı Abgar Ukomo: dünyada Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden ilk krallardan biridir. Hz. İsa ile mektuplaşmış ve Hz. İsa’yı, Hıristiyanlık dinini yaymak üzere, Urfa’ya davet etmiştir.

Bu davet üzerine: Hz. İsa; yüzünü sildiği mendile çıkan resmini ve Urfa’yı kutsadığına dair bir mektubu, kral Abgar’a gönderir. Bu yüzden: Urfa, Hıristiyanlar tarafından, günümüzde bile “Kutsal Şehir” olarak kabul edilmektedir.

Hıristiyanlık aleminde, kutsal sayılan bu mendilin: uzun süre, Urfa’yı düşmanlarından koruduğuna inanılır.

Şanlıurfa

MS.994 yılında, Bizans imparatorunun doğudaki komutanı İoannes Kurkuas; Urfa üzerine yürür ve Hz. İsa’nın, bu mucizevi resmi de bulunan mendilini almayı başarır ve bu mendili büyük bir törenle: İstanbul’a götürür.

Evet, Hıristiyanlığı ilk yıllarında kabul eden Urfa, Müslümanlığı da, ilk yıllarında kabul eder. (MS.639) Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın 1071 yılında, şehri kuşatması öncesinde, birçok siyasi ve dini hareketlerin olduğu şehirde, bağımsız bir haçlı kontluğu kurulur.

1144 yılında, İmadeddin Zengi, 1182 yılında ise Selahattin Eyyübi, şehre hakim olurlar.

1240 ve 1250 yıllarındaki iki Moğol yağmasından sonra, 1260 yılında, Hülagü Han, şehri yakıp-yıkar. 1404 yılında, Akkoyunlular, 1514 yılında Safeviler şehre egemen olurlar. 1517 yılında Osmanlı imparatorluğu topraklarına katılır.

24 Mart 1919 tarihinde İngiliz, 30 Ekim 1919 tarihinde Fransızlar tarafından, şehir, işgal edilir. Fransızlara karşı başlatılan direniş ve savaş, 11 Nisan 1920 tarihinde şehir halkının zaferiyle, Fransızların kaçmasıyla sonuçlanır.

Urfa Milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı, Urfa ilinin adının “Şanlıurfa” olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi, TBMM tarafından, 12.06.1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.

NE SATIN ALINIR

Şanlıurfa’da: kürkçülük yaygın el sanatı olup; kuzu derisinden yapılan kürkler ve yelekler, Kürkçü Pazarında imal edilerek satılmaktadır. İlginizi çekerse, bir yelek alabilirsiniz. Ayrıca: kuyumculukta, yaygın el sanatlarındandır.

Yüzük, bilezik, gerdanlık ve küpe gibi, altın ve gümüş takılar imal edilmektedir. Bu sanatla ilgili ürünler: Yıldız Meydanı civarındaki ve Pamukçu Pazarındaki kuyumcu dükkanlarında bulunabilir.

Son olarak: “Çulha” denilen dokuma tezgahlarında dokunan “Yamşah” ve “Puşu” denilen baş örtüleri, Urfa’da en yaygın ürünlerdir. Bu ürünler: “Gümrük Han”ı yakınlarındaki “Bedesten”de satılmaktadır.

Buraya yolunuz düşerse, bakırcılar çarşısını da mutlaka görmelisiniz, burada ellerindeki tokmaklarla çalışan ustaları görebilirsiniz. Güzel bir kulplu tepsi fiyatı 45-65 TL. arasında değişmektedir.

Ancak: çarşı içlerine girerseniz, bunları daha uygun fiyata bulabilirsiniz. Çarşının cadde üzerindeki dükkanlarında fiyatlar pahalı oluyor. Ayrıca: yine buradan ünlü ishot biberi, biber salçası, nar ekşisi ve çay satın alabilirsiniz.

Şanlıurfa Çiğ Köfte

NE YENİR

Urfa denilince: akla genellikle, baharatı bol yani acı lezzet arz eden yemekler geliyor. Bunların başında ise: çiğ köfte geliyor. Köftelik bulgur, dövülmüş yağsız kara et, isot, soğan, maydanoz ve salça ile hazırlanan karışımın, uzun süre yoğrulmasıyla ortaya çıkan, gerçek bir lezzet.

Bunun dışında: kıyma ve ceviz içi ile yapılan ağzı yumuk, dövülmüş yağsız kara et ve köftelik bulgur ile yapılan aya köftesi, yine köftelik bulgur ile yapılan içli köfte, mercimekli köfte sayılabilir.

Kebapları da unutmamak gerek. Urfa kebabı, patlıcan kebabı var.
Tatlılardan ise: şıllık tatlısı, peynirli künefe.
Tüm bunları beğenmeyenler için: muhteşem lahmacunlar tercih sebebi olabilir.

Şanlıurfa

GENEL ÖZELLİKLERİ

Mezopotamya’nın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Şanlıurfa, su kaynaklarına yakın olması ve ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı, tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olmuştur. Kentin, 11 bin yıllık tarihi bir geçmişi vardır. Merkeze bağlı: Örencik Köyü sınırları içinde yer alan: Göbekli Tepe de yapılan kazılarda ele geçen buluntular, bu tarihi geçmişi kanıtlamaktadır.

Binlerce yıllık tarihe ev sahipliği yapılan kentte, her dönem olduğu gibi, günümüzde de kültürel ve sanatsal etkinliklerin en yoğun yaşandığı kentlerin başında gelir. Şöyle ki, kentte 1 sanat galerisi olup, 1999 yılı içinde 45 sergi açılmış ve bu sergiler 68 bin sanatsever tarafından gezilmiştir.

Yine 2000 yılı içinde, 18 kültürel ve sanatsal amaçlı kurs açılmıştır. Tüm bunlar, ilin kültürel zenginliğini arttırmaktadır. Bu bağlamda: günübirlik gelenler hariç, 2001 yılı içinde, İl’e; 223 bin yerli, ve 42 bin yabancı turist gelmiştir. Bu sayı: günübirlik gelenlerle birlikte, 400 bin civarındadır.

Şanlıurfa; bugün de, mimari dokusunun zenginliğiyle, Anadolu’nun önde gelen illeri arasında yer almakta ve bu özelliğinden dolayı “Müze Şehir” adıyla da tanınmaktadır. İl merkezinde, Kültür Bakanlığınca tescil edilmiş; 180 tarihi ev, 32 cami ve mescit, 5 kilise, 7 medrese, 9 han, 8 hamam, 8 kapalı çarşı,6 köprü, 13 çeşme, 2 sebil, 1 su kemeri, 2 anıt, şehir surları ve iç kale bulunmaktadır.

KARAKOYUNLU DERESİ

Urfa’nın kuzey batısından doğan, şehir içinden geçerek Harran Ovasında, Cüllap Irmağıyla birleşen Karakoyunlu deresi, günümüzde kurumuş bir durumda. Bugün burası bir semt olarak anılmakta ve lüks yapılar ile dikkati çekmektedir.

Şanlıurfa

HARRAN ÜNİVERSİTESİ

Evet, Şanlıurfa’da; Harran Üniversitesi kurulmuş. Üniversitenin ilk birimi: 1976 yılında, Şanlıurfa Meslek Yüksek Okulu olarak açılmış. Son olarak: 2007 tarihinde, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu kuruluş.

Harran Üniversitesi ismi ise, 1992 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmış. Tesisleri: Şanlıurfa-Mardin kara yolunun 18’nci km. de. Bir kısım tesis ise merkezde.

Üniversiteye bağlı: Eğitim Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Tıp Fakültesi, Veteriner ve Ziraat Fakülteleri ve bir kısım Yüksek Okul bulunuyor. Yani: toplam 9 fakültesi, 3 yüksek okul, 10 meslek yüksek okulu, 3 enstitü, 10 araştırma ve uygulama merkezi bulunuyor.

Şanlıurfa

PEYGAMBERLER ŞEHRİ: URFA

Efsanelere göre: Adem ile Havva’nın yeryüzüne ayak bastıkları ilk topraklar: Harran ovasıdır. İlk çift, burada sürülmüş, İbrahim Peygamber burada doğmuş, putları kırmış ve ateşe atılmıştır. Eyyüb Peygamber, hastalığına burada sabır göstermiş ve vefat edince, bu topraklara gömülmüştür.

Hz. İsa’nın kutsal mendili, burada muhafaza edilmiştir. Hz. Davut, burada yaşamış, Hz. Şuayp, Şanlıurfa yakınlarındaki Şuayp Şehrini kurmuştur.

Hz. Musa ise, Soğmatar Şehrinde yaşamıştır. Bunlardan dolayı; Şanlıurfa’ya Peygamberler Şehri de denir.

URFA’DA YAŞADIĞINA İNANILAN PEYGAMBERLER

HZ. İBRAHİM

MÖ.20’nci yüzyılda yaşamış dini şahsiyettir. Musevilik ve Hıristiyanlığa göre, din büyüğü, İslam’a göre peygamberdir. İshak ve İsmail’in babasıdır. Bu nedenle: Yahudiler ve Arapların atası olduğuna inanılır. Kur-anda birçok ayette ismi geçer.

Allah, kendisine samimiyetinden dolayı “Halil” yani “dost” sıfatını vermiştir. Günümüzde, Halil İbrahim söylemi buradan gelmektedir. Özellikle, bu yörede, insanlar dualarında “Evine Halil İbrahim bereketi düşe” diyerek dua ederler.

Böylece: o yüce peygamberin: cömertliği, misafirperverliği, sofrasının adı ve bereketi her an anılmaktadır. İslam’da, İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’i kurban etmesinin istenmesi konusundaki imtihanı, önemli bir yer tutar ve her yıl Kurban Bayramında, bu olay yad edilir.

Evet, biz şimdi, İbrahim Peygamber’in Urfa yöresindeki hayat hikayesine gelelim. Yörenin hakimi, Urfa Kralı Nemrut Bin Ke-an, bir gün rüyasında: “ hükümdarlığının elinden gittiğini “görür.

Bunun üzerine kahinlere başvurur. Kahinler: “ Bu yıl bir çocuk doğacak, senin putperest dinini ortadan kaldıracak ve krallığına son verecek” şeklinde, kehanette bulunurlar.

Bunun üzerine, kral Nemrut; o yıl doğan ve doğacak olan tüm çocukların öldürülmesini emreder. Hz. İbrahim’e hamile olan annesi Nuna Hatun, hamileliğini herkes den gizleyerek, Hz. İbrahim’i bir mağarada dünyaya getirir ve doğumun ardından her gün gizlice gelerek onu emzirir.

Allah’ın emriyle bir ceylanın, her gün mağaraya gelip mucizevi bir şekilde Hz. İbrahim’i emzirdiği, 15 ay kaldığı mağarada 15 yaşındaki bir genç görünümünü aldığı rivayet edilir.

Hz. İbrahim, bu mağarada, 15 yaşına kadar, gizlilik içinde yaşar. 15 yaşından sonra, mağaradan çıkarak, baba evine gelir. Zaman içinde büyür ve kral Nemrut ile halkının taptığı putlarla mücadele etmeye başlar. Gerçek tanrının putlar değil, bütün kainatı yaratan “Allah” olduğunu anlatmaya çalışır.

Bunun üzerine, kral Nemrut, Hz, İbrahim’i yakalatır, Urfa kalesinin bulunduğu tepeden, aşağıda yakılan büyük bir ateşe attırır. O anda Allah tarafından ateşe “ Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” emri verilir. Ateş: su, odunlar ise balık olur. Hz. İbrahim; sağ-salim olarak bir gül bahçesinin içine düşer.

Onun düştüğü yerde: oluşan Halil-ür Rahman ve Aynzeliha gölleri içindeki balıklar, günümüzde dünyanın her yöresinden gelen insanlar tarafından ziyaret edilmektedir.

Ayrıca: Hz. İbrahim’in doğduğu mağara, bu göllerin yakınındaki “Mevlid-i Halil Camii” içinde olup, ziyarete açıktır.

HZ. EYYÜB

Allah, Urfa’da yaşayan Eyüb Peygamberin, kendisine bağlılığını göstermesi için; önce mallarını ve çocuklarını elinden alır. Daha sonra ise, kendisine ağır bir hastalık verir. Hasta yattığı mağarada, bütün vücudunu kurtlar kaplar.

Eyüb Peygamber; bütün bunlara rağmen Allah’a isyan etmez. Allah’a ibadetten geri kalmaz, sabır ve şükür gösterir. Allah; onun bu sabrına karşılık olarak, sağlığını ve mallarını geri verir. Hz. Eyüb; bu nedenle, “Sabır” örneği olarak kabul edilir.

Hz. Eyüb’ün; hastalık çektiği mağara ve kutsal suyu ile yıkanarak şifa bulduğu kuyu; günümüzde Urfa’nın Eyüb Peygamber semtinde, ziyarete açıktır.

Hz. Eyüb’ün mezarı ise: Urfa’nın Viranşehir ilçesine 20 km. uzaklıktaki Eyüb Nebi köyündedir. Bu köy: bir peygamberler köyü gibidir. Eyüb Peygamberin Türbesi, hanımı Hz. Rahme’nin Türbesi ve Elyasa Peygamberin vefat ettiği yer buradadır.

HZ. ELYASA

Elyasa Peygamber; Eyüb Peygamberi ziyaret etmek ister. Uzun yıllar arar, sonunda bulunduğu yere yaklaştığını fark etmez. Karşısına; şeytan çıkar.

Eyüb Peygamberin, daha çok uzaklarda olduğunu söyler. Elyasa Peygamber yaşlanmıştır. Dua eder, Allah ruhunu alır. Halbuki, Eyüb Peygambere ulaşmasına yalnızca 1 km. kalmıştır. Ona ulaşamadan vefat eder.

HZ.ŞUAYB

Şuayb Peygamberin, Urfa’nın 85 km. doğusundaki tarihi Şuayp Şehrinde yaşadığı rivayet edilmektedir. Bu tarihi kent kalıntıları arasındaki bir mağara ev; o’nun makamı olarak ziyaret edilmektedir.

HZ.NUH

Tufandan sonra, Hz. Nuh’un gemisinin, Urfa ile Ceylanpınar arasındaki Cudi Dağına indiğine inanılmaktadır. Bu dağ: deniz dalgalarını andıran, çok değişik bir yüzey şekline sahiptir. Yöre halkı, bu konuda çok kesin inanıştadır.

Bu yer: Soğmatar ve Şuayb şehri ile aynı mevkidedir. Ancak; başka bir Cudi dağı’nda, Urfa’nın güneyinde, Nemrut’un tahtına 20-25 km. uzaklıktadır.

HZ.MUSA

Günümüzde, Yağmurlu Köyü olarak bilinen, tarihi Soğatar kenti içinde, Hz. Musa’nın kuyusu ve Asasının izi diye ziyaret edilen, iki makamı var.

HZ.LUT

Hz. İbrahim’in kardeşi, Harran’ın oğludur. Lut, Hz. İbrahim ile birlikte göç etmiş ve peygamberlik ile görevlendirileceği “Sodom şehrine” gitmiştir.

Urfa’da, doğmuş ve ilk çocukluğu, Hz. İbrahim ile birlikte, burada geçmiştir. Onunla beraber, Harran’da yaşamıştır.

HZ.YAKUP

Urfa’nın güney batısında: Deyr Yakup-Nemrut’un tahtı denilen yapıda, misafir kalmıştır. Bu yer, şehre 10 km. uzaklıktadır.

ŞANLIURFA’DA EFSANELER

URFA ADI VE NEMRUT EFSANESİ

Urfa’da, yüzyıllar önce; Nemrut isminde bir hükümdar yaşarmış. Nemrut; çok zalim ve Allah’a isyan eden biriymiş. Allah; Nemrut’un zayıf bir kul olduğunu göstermek için, en aciz mahluklardan sivrisinekleri kendisine göndereceğini bildirir.

Nemrut; harp etmek için ordusuyla karşı çıksa da, sivrisinekler asker ve hayvanların; göz, kulak ve burunlarına girerek, hepsini püskürtür. Nemrut: kendisini odasına zor atar ve kapıyı, bacayı ve bütün delikleri kapatarak saklanır.

Topal bir sivrisineğin, Allah’a “Yarabbi, ben gazaya yetişemedim, topallığım mani oldu” diyerek yalvarması üzerine, Allah da, ona “ Seni de Nemrut’un helakine memur ettim, git onu bul ve helak et “ diye emir buyurur.

Bu topal sivrisinek, Nemrut’u bulur ve odasının anahtar deliğinden girerek saldırır. Nemrut’un, burnundan girer, beynini kemirmeye başlar. Nemrut; başının ağrısından kurtulmak için, türlü çarelere başvurur. Ama, kurtulamaz.

Bunun üzerine; keçeden yaptırdığı tokmaklarla, başına vurdurmaya başlar. Bu tokmaklar; ızdırabını gideremeyince, tahta tokmaklarla vurmalarını emreder.

Nemrut’un kafasına tokmakla vuruldukça, Nemrut “Vurha, Vuhra” diyerek can verir. Nemrut’un bu bağırmalarından dolayı, memleketin adına “Urfa” denildiği söylenir.

HALİL-ÜR RAHMAN VE AYNZELİHA GÖLÜ EFSANESİ

Nemrut, zulmü ile çevresine korku ve dehşet saçan bir hükümdardır. Bir gece gördüğü rüyayı yorumlatır. Doğacak çocuklardan birinin, kendisini öldüreceğini öğrenir. Hemen o yıl doğacak bütün çocukların öldürülmesini emreder.

Nemrut’un askerleri emri uygulamaya başlarlar. İbrahim Peygamberin annesi Sara, kaçarak bir mağaraya gizlenir. Çocuğunu bu mağarada doğurur ve çocuğunu burada bırakıp evine döner. Çocuğu, bir dişi ceylan emzirir.

Aradan zaman geçer, askerler İbrahim’i mağarada bulurlar. Nemrut’un huzuruna getirirler. Hiç çocuğu olmayan Nemrut, ondan hoşlanır ve İbrahim’i yanına alarak büyütür.

Nemrut’un zulmü, haksızlığı ve putlara tapışını, halkın da putlara tapmaya zorlanışını gören İbrahim, insanların kendi elleriyle yaptıkları bu putların tanrı olamayacağını söyler. Halka, bu düşüncesini aktarır. Halk, korkudan ağzını açamaz.

Bir tören günü: herkesin törene gittiği bir anda, İbrahim sarayın putlar bölümüne girer ve bir balta ile bütün putları kırar, baltayı da en büyük putun üzerine bırakır. Törenden dönenler, endişeyle Nemrut’a haber verirler.

Görevliler; Hz. İbrahim’e kızdıklarından bunu onun yapabileceğini öne sürerler. Hz. İbrahim yargılanır, kendisine sorular sorulur ve cevabı “ görüyorsunuz ya işte, balta büyük putun ellerinde, her halde o bu işi yapmıştır “ der.

Öfkelenen Nemrut; “bir taş parçası baltayı eline alıp, bu işi nasıl yapar” diye haykırınca, Hz. İbrahim, “ işte benim anlatmak istediğim de budur. Siz kendi ellerinizle yaptığınız bu taş parçalarından medet umuyor, sizi kötülüklerden korumasını bekliyorsunuz.

Tanrı diye ona tapıyor, adak adıyor, başınız daralınca ona koşuyorsunuz. Bu gerçekten tanrı ise, neden böyle bir işi yapamaz “ deyince, şaşkınlık geçiren Nemrut, İbrahim’in ateşe atılarak cezalandırılmasını emreder.

Her taraftan toplanan odanlar, bugünkü “Halil-ül Rahman Göl” ünün bulunduğu yere yığılır. Ateş yakılır ve bugünkü kalenin bulunduğu tepenin üzerinden, İbrahim peygamber mancınıklar ile, ateşe fırlatılır.

Nemrut’un kızı, Zeliha yalvarmasına rağmen, babasının yüreğini yumuşatamaz. İbrahim peygamber, ateşe düştüğünde, burası bir göl ve gül bahçesine dönüşür. Yakılan odunlar ise balık olur.

Bu göle, daha sonra “Halil-ür Rahman Göl” ü adı verilir. Hz. İbrahim’in ardından kendisini ateşe atan Nemrut’un kızı Zeliha’nın, düştüğü yerde ise , bugünkü “Aynzeliha Göl”ü oluşur.

Halkın inanışına göre: bu göller ve içindeki balıklar, kutsal sayılmaktadır. Bu balıklara dokunanların başına bela geleceğine inanılır.

ABGAR VE KUTSAL MENDİL EFSANESİ

Abgar efsanesine göre: V.Abgar Ukkama, ilk Hıristiyan kraldır. Hz. İsa’nın tebliğinden hemen sonra, Hıristiyanlığı kabul etmiş ve kendi halkına da benimsetmiştir. Bu konu ile ilgili olarak efsane şöyledir:

‘ Edessa kralı, V.Abgar Ukkama, o sıralar cüzam hastalığına yakalanır ve bundan dolayı çok ızdırap çekmektedir. Kral, Hz. İsa’nın hastaları iyileştirdiğini duymuştur.

Ancak, çok hasta olduğundan, bizzat Kudüs’e gidemez. Ona inandığını ve yeni dinini öğrenmek istediğini belirten bir mektup yazarak, Hannan isimli elçisiyle birlikte gönderir. Bu elçi: aynı zamanda becerikli bir ressamdır.

Hannan ; Hz. İsa’ya getirdiği mektubu sunduktan sonra, yüzünün resmini yapmayı dener. Ancak, başarılı olamaz. Bunu sezen Hz. İsa, yüzünü yıkar ve kendisine uzatılan mendile yüzünü silip, mendili Hannan’a verir.

Hz. İsa’nın yüzünün aynısı, mendile çıkar. Hannan, bir mektupla birlikte, mendili de alarak, Edessa’ya döner.

Hz. İsa, Edessa kralı V.Abgar Ukkama’ya gönderdiği mektupta, şunları yazmıştır: “ Ne mutlu sana Abgar ve Edessa adındaki kentine. Ne mutlu, beni görmeden bana inanmış olan sana. Çünkü; sana devamlı sağlık bahşedilecektir.

Senin yanına gelmem hususunda bana yazdıklarına gelince, bilesin ki, görevlendirilmiş olduğum her şeyi burada tamamlamak ve bu işi bitirdikten sonra beni göndermiş olana, Baba’ya dönmem gereklidir.

Sana ızdıraplarını iyileştirmek, sana ve seninle beraber olanlara ebedi yaşam ve barış bahşetmek, ayrıca senin kentine dünyanın sonuna kadar düşmanlar tarafından boyun eğdirmemeyi sağlamak üzere, havarilerinden birisini, Thomas da denilen Adday’ı göndereceğim. Amin. Efendimiz İsa’nın mektubu.”

Edessa kralı V.Abgar; Hz.İsa’nın yüzü görünen kutsal mendili (Hagion Mandylion) yüzüne sürerek sağlığına kavuşmuş ve daha sonra bu mendili bir tahtaya gerdirerek, kentin giriş kapısında, bir niş içine koydurmuştur.

Bu kutsal mendil, yüzyıllarca Hıristiyan sanatında, Ortaçağ’ın Bizans-İslam ilişkilerinde, önemli ve büyük rol oynamıştır. Ayrıca, bu mektubun nüshaları çoğaltılarak, muska şeklinde, Urfa’ya gelen ziyaretçilere verilmiştir.

Kutsal sayılan mendil, uzun süre saklanır. İslam dini yöreye egemen olunca, kutsal mendil, Müslümanların eline geçer.

Bizanslılarla yapılan bir savaşta, Müslümanların bir kısmı esir düşer. Bizanslılar, esirlerin geri verilmesi için kutsal mendilin kendilerine teslim edilmesini şart koşarlar. Sonunda, kutsal mendil verilir ve esirler de geri alınır.

Mendilin düşürüldüğü kuyu, Hıristiyanlarca kutsal sayılır. Mendilin düşürüldüğü günün her yıldönümünde, geceden oraya gidilir, adaklar adanır, törenler yapılır. Kuyu başına yalınayak gitme gerektiğine inanılır. Bu yıldönümü, inanışa göre Paskalya Yortusunun 20’nci günüdür.

Efsaneye göre, günümüzde İbrahim Peygamber’i ateşe fırlatan mancınıklar olarak bilinen sütunlar, aslında bu kuyu ve mendilin anısına dikilmiş anıtlardır. Birinin altında bitmeyen altın, diğerinin altında ise bitmeyen su hazinesi yerleştirilmiştir. Biri yıkılırsa Urfa suya, diğeri yıkılırsa altına boğulacaktır.

ÇİĞ KÖFTE EFSANESİ

Çiğ köftenin geçmişi, Hz. İbrahim devrine kadar uzanır. Efsaneye göre: Nemrut, Hz. İbrahim’i ateşe atmak için, şehirdeki tüm yakacakları toplar ve ateş yakmayı yasaklar. Halk ne yapacağını düşünür. Bu arada: Urfa’da, bir avcı bir ceylan vurur.

Hanımı, kocasının vurduğu ceylan etini pişirmeden, yalnızca döverek ve bu etin içine ilaveten bulgur ve isot biberi katarak, bir yiyecek hazırlar. Kocası bu yiyeceği beğenir ve zaman içinde çiğ köfte olarak gelişerek günümüze kadar ulaşan bir yemek kültürü oluşur.

Bir zaruretten doğan bu yemek, binlerce yıl öncesinden günümüze kadar geliştirilerek yaşatılmaktadır.

NEMRUD’UN TAHTI VE KAZANE KÖYÜ EFSANESİ

Urfa kalesinin güneyindeki dağların arasında, yüksekçe bir tepe var. Burası: kral Nemrut’un yaylağı ve taht merkeziymiş. Tepenin üstü geniş ve düz kayalık. Buraya: Nemrut’un Tahtı deniliyor.

Kayalığın doğusunda, kayalara oyulmuş odalar, Nemrut’un yaz sıcağından korunmak için yaptırdığı dinlenme yeridir.

Tepeye 1 saat uzaklıkta, Harran ovasındaki Kazane Köyünde pişen yemekler, elden ele geçirilerek, buraya taşınırmış. Köyün adı da mutfaklarındaki kazanların bolluğundan, günümüze kadar “Kazane” olarak gelmiş.

TIFINDIR TEPESİ EFSANESİ

Urfa, 639 yılında, İyad Ganem komutasındaki İslam Ordusu tarafından, Bizanslıların elinden, savaşsız olarak alınır. Efsaneye göre: “ İslam ordusu kente girer, aylardan Ramazan olduğundan herkes oruçludur. Ordu, adı geçen tepenin üzerinde konaklar ve iftarını açar.

O tarihten sonra bu tepeye, iftar tepesi anlamına gelen Arapça “Tell Futur” adı verilir. Bu isim, günümüze “Tılfındır” olarak gelmiştir.

ŞANLI URFA’DA DOĞAL HAYAT

Şanlıurfa Kelaynak Kuşları

KELAYNAKLAR

Dünya’da, yalnızca Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde ve kuzey Afrika’da bulunan Kelaynak kuşlarının, 1956 yıllarına kadar, sayıları binlerle ifade ediliyordu. Ancak: yasak avlanma, tarım ilaçlarının düzensiz ve aşırı kullanımı, bu kuşların neslinin tükenme tehlikesini gündeme getirdi.

25-30 yıl yaşayabilen bu kuşlar, Şubat ayı ortalarında Birecik’e gelip, kayalıklara yerleşir, üremelerini yapıp, Temmuz ortalarında yavrularıyla birlikte, Birecik’ten ayrılırlar.

Kelaynaklar, 1977 yılında, Orman İstasyonunda koruma altına alınmışlardır. Kelaynak kuşlarına yörede “Keçelaynak” denilmektedir.

Yörede, bolluk ve bereketin sembolü olarak görülen ve kutsal sayılan kuşlar adına, 1984 yılında bu yana “Kelaynak Festivali” yapılmaktadır.

Şanlıurfa Ceylanlar

CEYLANLAR

Anavatanı: Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dır. Türkiye’de, yalnızca Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesi ve çevresinde bulunmaktadırlar. 1940-1960’lı yıllar arasında, Ceylanpınar’da ve Suruç-Cizre arasındaki topraklarda, 500-1000 başlık sürüler halinde dolaştıkları görülmüştür.

Zamanlı zamansız avlanma, yavrularının toplanması, tuzaklar, yırtıcı kuş ve köpeklerle yapılan avlanma sonucu, neslinin tükenme tehlikesi söz konusudur. 1970’li yıllarda koruma altına alınmışlardır. Ceylanpınar Tarım İşletmesi bünyesinde, 26 hektarlık alan çitle çevrilerek, koruma sahası oluşturulmuştur.

Şanlıurfa Kuşçuluk

KUŞÇULUK

Şanlıurfa’da halk uğraşları arasında: kuşçuluk başta gelir. Kuşçuluk; zevk için yapılmakla birlikte, kendine özgü özellikleri olan bir meslek olarak da görülmekte ve halk dilinde kuş besleyip uçuranlara “Kuşçu” denilmektedir.

Evlerde beslenen kuşların sayısı, yaklaşık 25 bin civarındadır. Şanlıurfa’da kuşçuların buluştuğu “Kuşçu Kahvehaneleri” vardır. Şanlıurfa halkının, kuşa verdiği değer mimariyi de etkilemiştir.

Bu evlerin avluya bakan pencerelerinin üst kısmında, “Kuş Takaları” denilen kuş evleri bulunur. Şanlıurfa’daki kuş türleri arasında: ev kuşları (angut) , kafes kuşları, evlere alışmış yabani kuşlar (güvercin), halis kuşlar ve yapışan kuşları (taklacı) sayılabilir.

Şanlıurfa’da gökyüzünde, sık sık bu kuşları görebilirsiniz ki hatta: bir ses duyarsanız şaşırmayın, kuşların birinin ayağında minik çıngırak bağlanmaktadır.

Şanlıurfa Keklik

KEKLİK

Keklik, Şanlıurfa’da en sevilen kuşlardan biridir. Tektek dağları olmak üzere, Urfa’nın çeşitli dağlarında çayır ve süpürge otları arasında, çıplak kayalıklarda ve taşlıklarda yaşar. Tektek dağlarında yaşayan Akkeklik çok değerlidir.

Tuzak kurulmak yoluyla canlı olarak yakalanan keklikler “Çardaklı Kahve” denilen kuşçu kahvesinde, özel kafesinde sergilenerek meraklılarına satılır.

Şanlıurfa Atlar

ATLAR

Ortadoğu’da, en makbul at ırkı; Arap atıdır. Türkiye’de 3000 baş saf kan Arap atı olduğu bilinmektedir. Bunun, üçte biri, yani 1000 kadarı, Şanlıurfa’dadır. Bunlardan; 400 kadarı, damızlık kısraktır.

Genel olarak; Şanlıurfa’daki at sayısı: 20,000 civarındadır. Sahip olsun olmasın, Urfalılar atı uğur sayarlar. Bu işi bilenler; “Eğer at beslemeye gücün yetmiyorsa, komşunun duvarından bir delik aç, hiç olmasa evine atın soluğu girsin” derler. O ev ve çevresindeki yedi evin, bundan nasiplendiğine inanılır.

Türkiye’de, resmi at yarışları yapılan 6 ilden biri Şanlıurfa’dır. 750 dönümlük arazi üzerine kurulu Şanlıurfa Hipodromu, her türlü gelişmeye uygun bir konumdadır.

 

GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Müzesi

ŞANLIURFA MÜZESİ

Şehitlik semtindedir. Bu müzede: 20048 adet arkeolojik eser, 2645 adet etnoğrafik eser, 48203 adet sikke, 1283 adet mühür tableti, 9 adet el yazması kitap, 1 adet arşiv vesikası olmak üzere, toplam: 72199 adet eser bulunmaktadır.

Müzenin giriş katında: ilk salonda Asur, Babil ve Hitit çağlarına ait, taş eserler sergileniyor. Bu eserler arasında: Harran’da bulunan ve Babil kralı Nabonid dönemine tarihlenen ve üzerinde Nemrud’un ay, güneş ve yıldız tanrılarına dua edişini gösteren steli, mutlaka görmeniz gerek.

Müzenin ikinci ve üçüncü salonlarında: Neolitik Çağa ait; çakmak taşından kesici ve delici aletler, taş idoller, kaplar, pişmiş topraktan yapılmış boyalı ve boyasız seramikler, mühürler, pithosar, kolyeler, mühür baskılı küp parçaları, silindir ve damga mühürleri, figürinli kap parçaları, hayvan figürleri, madeni eşyalar, takılar, idoller gibi eserler sergileniyor.

Müzenin üst katında: yöreye ait giysiler, gümüş ve bronz takılardan örnekler, süslemeli ahşap kapı ve pencere sanatları, hat eserleri, el yazması Kuran-ı Kerimler ve cam eşyalar sergileniyor.

Müze bahçesinde ise; Roma ve Bizans dönemlerine ait mozaikler ve çeşitli dönemlere ait taş eserler sergileniyor. Bu sergilenen eserler ilginizi çekerse, müzeyi ziyaret edebilirsiniz.

Şanlıurfa Devlet Resim ve Heykel Müzesi

DEVLET RESİM VE HEYKEL MÜZESİ

Bünyesinde, Devlet Güzel Sanatlar Galerisinin de yer aldığı Şanlıurfa Devlet Resim Heykel Müzesinde: periyodik sergiler açılıyor. Bu sergilerdeki koleksiyonlarda; çeşitli plastik eserler sergileniyor.

Burası, daha ziyade, geleneksel Urfa ev planını ve yerleşimini görmek açısından orijinal. Geleneksel bir Urfa ev planını görmek isterseniz, burayı ziyaret edebilirsiniz.

ÇAMLIK PARKI

Şanlıurfa kent merkezinde bulunan Çamlık Parkında, 1979 yılında Müze Müdürü Osman Öçmen tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, alanın Roma dönemi Nekropolü olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan kazı çalışmaları sonucunda, 7 adet kaya mezarı bulunmuş, bunlardan birinde bulunan döşeme mozaiğinin ise, Osrhoene krallarından Mano oğlu Abgar Ukomo ailesine ait olduğu anlaşılmıştır.

Sanat değeri oldukça yüksek olan, çok renkli ve kitabeli bu mozayikte: ortada sırtında peleriniyle, VIII. Abgar ve çevresinde bir kadın, üç erkek olmak üzere, ailesinden dört kişi tasvir edilmiştir.

 

HALEPLİ BAHÇE

Kent içinde bulunmaktadır. Toplam 12 hektarlık bir alanda: fuar, lunapark ve diğer açık hava alanları kullanımı, ŞURKAV (Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı) tarafından projelendirilmiştir.

Günümüzde burada büyük bir proje yürütülmektedir. Bu proje gereğince: Balıklı Göl’ün kapısındaki bu park alanında: Edessa Arkeoloji Müzesi Haleplibahçe Mozaik Müzesi, Hamam kalıntıları, Yeme-içme birimleri, Otopark alanı ve yeşil alan olarak düzenlenmektedir.

Söylenenlere göre: Haleplibahçede: “Amazon kraliçelerinin av ve savaş sahnelerinin” tasvir edildiği mozaiklerin bulunduğu Haleplibahçe Mozaik Müzesi ile Edessa Arkeoloji Müzesi ve Arkeopar’ın yer alacağı 57 bin metre kare üzerinde toplam 36 bin metrekare kapalı alan, Türkiye’nin en büyük müze komplekslerinden biri olacaktır.

Buradaki savaşçı amazon kraliçeler mozaiği ise, mozaik tekniği, sanatı ve Fırat nehrinin orijinal taşlarından yapılması gibi özellikleriyle uzmanlar tarafından dünyanın en kıymetli mozaikleri olarak kabul ediliyor.

Müzede, yurt dışına kaçırıldıktan sonra bulunduğu ABD’deki Dallas Müzesinden getirilen “Ozanların babası Orpheus” un müziğiyle vahşi hayvanları uysallaştırdığını betimleyen mozaik te sergilenmeyi bekliyor.

Şanlıurfa Kalesi

URFA KALESİ

Uzaktan baktığınızda, gayet heybetli bir görünümü var. Ayrıca: iki uzun sütun parçasını görecek ve bunların ne olduğunu merak edeceksiniz. Evet, kaleye gidelim.

Günümüzde, kentin ortasında kalan: Halil-ür Rahman ve Aynzeliha göllerinin güneyindeki, tepe üzerinde kuruludur. Doğu, batı ve güney yanları, kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrilidir. Kuzey tarafı ise, sarp kayalıktır. Hz. İbrahim, Nemrut tarafından, bu tepeden ateşe atılmıştır.

İç kale: Kale’nin Roma imparatorluğu zamanında, MÖ.4-5’nci yüzyıllarda Şanlıurfa’da hüküm süren, Abgarlar döneminde yapıldığı tahmin ediliyor. Damlacık dağının güney eteğinde, yüksek bir düzlük üzerinde ve yuvarlak planlı olarak yapılmış.

Düzgün kesilmiş kalker taşından yapılmış olan kalenin: doğu, batı ve güney tarafları, kayadan oyma derin hendeklerle çevrili. Kuzey tarafı ise, sarp kayalık. Kalenin içine: batıya açılan kapıdan giriliyor. Dağın içinden, kayaya oyulmuş basamaklı kaleye çıkan yol, son yıllarda bulunmuş ve temizlenerek ziyarete açılmış.

Kale içinde, bugün yalnızca iki sütun ayakta kalmış. Kale üzerindeki korint başlıklı bu iki sütundan: doğuda olanının kente bakan kuzey cephesindeki Süryanice olan kitabede: “ Ben Eftuhayım, güneşin oğluyum.

Bu sütunlar ve üzerindeki heykeli, kral Mano’nun kızı Shalmet için yaptırdım.” Yazılıdır. Kral Mano, MS.240-242 yıllarında hüküm sürmüştür. Kitabede belirtilen heykel, bugün yerinde bulunmamaktadır.

Kale’de, Roma devrinden başlamak üzere, Bizans ve İslami devirlere ait, temel halinde çok sayıda yapı kalıntısı bulunmaktadır. Ancak, burada ayrıntılı arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamıştır. Kalede: bir kıl çadırda, günübirlik tesis oluşturulmuş.

Dış Kale (Surlar): Kale’nin dış surları, dikdörtgen şeklinde olup, çevresi 4 km. kadardır. Surların, MS.812 yılında Hıristiyanların Arap akınlarına karşı kenti korumak amacıyla yaptırdıkları bilinmektedir.

Şanlıurfa Surlarında; Harran Kapısı, Bey Kapısı’na ait Mahmutoğlu Kulesi, yer yer bazı duvar ve burç kalıntıları, günümüze kadar ulaşabilmiştir. Ancak, büyük ölçüde yıkıntı halindedir.

Şanlıurfa Balıklı göl

BALIKLI GÖL

Şanlıurfa denilince balıklı göl, Balıklı göl denilince Şanlıurfa akla gelir. Diğer adı: Halil-ül Rahman Gölü.

Dünyada eşi benzeri bulunmayan kocaman bir akvaryum. Anlamı çok büyük.

Üç dininde atası sayılan, Hz. İbrahim’in ateşe düştüğü yer. Bu iki gölle ilgili hikayeyi öğrenmek için, üstte yazılı olan efsaneler bölümünü okuyabilirsiniz.

Şanlıurfa Balıklı göl

İç turizmin gözde mekanı, dış turizmin yeni gözdesi bir yer. Balıklı göl denilince Şanlıurfa, Şanlıurfa denilince balıklı göl akla geliyor. Ancak: burada, yine de kötü manzaralara rastlanıyor. Şöyle ki: çimlere oturup piknik yapmak burada çok doğal olmuş. Olmamalı, burası turistik bir mekan.

Bölgede: dilenciler, yan kesiciler dolmuş. Buranın anlamını anlatayım diyen, yarım yamalak İngilizce konuşmaya çalışan çocuklar: peşinizi hiç bırakmıyor, öyle ki 15-20 civarındaki bu çocuklar o ölçüde rahatsız ediyorlar ki, an geliyor, çok sıkıcı bir hale geliyorlar.

Dilencisi, simitçisi, cevşen satıcıları, çevrenizde sürekli birileri dolaşıyor. Yani: bu mistik havayı, sessiz ve sakince gezmeniz mümkün değil. Siz yine de, balıklı göldeki balıklara, mutlaka yem verin. Göl kıyısında: taslar içinde yem satanlar var.

Bunlardan alacağınız yemleri: havuza attığınızda, zaten gözle görülen, büyük boyutlu ve yüzlerce balık, attığınız yemlere büyük bir iştahla saldırıyorlar ve havuzda güzel bir görüntü ortaya çıkıyor.

Şanlıurfa Balıklı göl

Mutlaka deneyin. Ha bu arada; aklınıza gelir elbette, bu balıkları tutan yok mu acaba diye. Kesinlikle, bu balıklar yöre halkı tarafından kutsal olarak kabul ediliyor.

Balıklı gölü gezdikten sonra; Aynzeliha gölünü görmek isteyeceksiniz, ama nafile, çünkü çevresi tamamen çay bahçeleri ve bu bahçelerin masa ve sandalyeleriyle donatılmış. Çimlerin üstünde yan gelmiş uzanmış insanlar.

Aynzeliha gölünü, balıklı göle bağlayan kanallarda: boş pet şişeler, kirlilik. Her tarafta, çöpler atılmış. Güller: ya açmış koparılmış, ya da bakımsızlıktan açmaz olmuş. Çimlerin üstünde: yemek atıkları, pet şişe ve bardaklar atılmış.

Tezgah açanlar, bisiklete binenler, oyuncak satanlar, motosikletle gezenler. Top oynayanlar, dondurma satanlar, pamuklu şeker satanlar, kolunu sallayıp içeri girmiş eşya satanlar. Zabıta ve polis otoları içeri giriyor ve araçla geziyorlar, ama bunlara müdahale etmiyorlar.

Yetkili makamlara seslenmemek mümkün değil, burası gerçekten ülkemizin değerlerinden, buraya sahip çıkmak, temiz bulundurmak, bakımlı bulundurmak, gelen ziyaretçilerin huzur içinde buraları gezmelerini sağlamak, yetkililerin görevi.

 

HALİL-ÜL RAHMAN CAMİİ

Halil-ül Rahman Gölünün güneybatı köşesinde bulunmaktadır. Medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim’in ateşe atıldığında düştüğü yerdeki makamdan oluşan bir külliyeden ibarettir. Cami; Melik Eşref emriyle, 1225 yılında yaptırılmıştır.

Caminin yapımından önce, aynı yerde: 504 yılında, Bizans döneminde yaptırılan Meryem Ana Kilisesinin bulunduğu öğrenilmiştir.

Minare süslemeleri ve şerefedeki sütunların akantüs yapraklı başlıkları, Bizans devri süsleme özelliklerini yansıtmakta ve minarenin 504 tarihli Meryem Ana Kilisesinin çan kulesi olabileceği ihtimali akla gelmektedir.

Caminin doğusundaki harim kapısı üzerinde bulunan kitabede: “ Peygamberlerin atası Halil-ül Rahman’ın makamı olan bu cami, 1225 yılında yapılmıştır.” yazılıdır. Caminin batısına bitişik makam kısmının kapısı üzerindeki 1871 tarihli kitabede: “ Hz. İbrahim’in ateşe atılması ile ilgili ayet-i kerime yazılıdır.” Eyyübiler döneminde inşa edilen cami, 1810 yılında, temelden başlanarak önemli değişiklikler geçirmiştir.

Halk arasında: “Döşeme Cami” veya “Makam Cami” isimleriyle anılan bu camiden, Evliya Çelebi de “İbrahim Halil Tekkesi” olarak söz eder. Şöyle devam eder.” Tekkenin içinde bir kaynak vardır ki, Nemrut, Hz. İbrahim’i atmak için yaktırdığı ateşin olduğu yerden çıkmıştır.

IV. Sultan Murat; Bağdat Seferine giderken, bu tekkeyi ziyaret edip, iki balık yakalatarak, kulaklarına birer altın küpe takmıştır.

Bir adam yedi gece, yedi gün bu tekkeyi beklerse, muradı olur derler. Saf suyundan içenler, Allah’ın emriyle çarpıntıdan kurtulur. Bunun için Urfa halkında çarpıntı olmayıp sağlam olurlar.”

Şanlıurfa Rızvaniye Camii

RIZVANİYE CAMİİ

Halil-ül Rahman Gölünün kuzey kenarı boyunda bulunur. Harim kapısının üzerindeki kitabede: “Osmanlıların Rakka Valisi Rıdvan Ahmet Paşa tarafından, 1736 yılında yaptırıldığı yazılıdır.” Cami avlusunun üç tarafı, medrese odaları ile çevrilidir.

Cami, Bizans dönemine ait St. Thomas Kilisesi yerine inşa edilmiştir. Enine, dikdörtgen planlı yapı, mihrap duvarı boyunca sıralanan üç kubbe ile örtülüdür. Üç gözlü, son cemaat yeri, önde iki sütuna, yanlarda duvarlara oturan üç kubbe ile örtülüdür. Yanlardaki kubbeler, yarım kubbeyle örtülmüştür.

RIZVANİYE MEDRESESİ

Balıklı göl kıyısında yürüyerek ilerlediğinizde, medreseye ulaşırsınız. Rızvaniye camii avlusunu çevreleyen, önleri revaklı odalardan oluşmaktadır. Avlunun kuzeyindeki dershane-mescidin güneye bakan cephesi üzerindeki kitabede: “ Medresenin Ahmet Paşa tarafından, 1736 yılında yaptırıldığı yazılıdır.”

Rızvaniye camiinin harim kapısı üzerindeki kitabede de, caminin 1736 yılında yapıldığı yazılıdır. Yani; cami ve medrese, aynı tarihlerde yapılmıştır.

Medresede, inşa malzemesi olarak kesme düzgün taş kullanılmıştır. Avlunun kuzey kenarı ortasındaki kubbeli dershane mescit hariç, medresedeki tüm odalar, beşik tonozlarla örtülüdür.

Avlunun güney kenarındaki caminin sağında, beşik tonozlu üç oda, solunda büyük bir oda var. Avlunun doğu kenarında, 7 oda var. Kuzey kenarında, ortada eyvan, eyvanın doğusunda 7 oda, dershane mescidin batısında 8 oda var.

Tüm odalar: ocak nişlidir. Medresenin mutfağı, avlunun kuzeybatı köşesinde, tuvaletleri kuzeydoğu köşesindedir.

Cami ve dershane mescit arasındaki seki, yazlık namazgah olarak yapılmıştır. Sekinin güneyine bitişik kare bir havuz var. Medrese avlusu, çiçeklik ve bahçe olarak dekore edilmiştir.

Şanlıurfa Mevlid-i Halil Camii

MEVLİD-İ HALİL CAMİİ

Mevcut kitabeler, onarım devirlerine ait olup, yapının inşa tarihi net olarak bilinmemektedir. Külliyedeki kitabelerin en eskisi: İbrahim Peygamberin doğduğu mağaranın giriş kapısı üzerindeki, 1808 tarihli kitabedir. Ancak, daha 1523 yılında, burada bir zaviyenin bulunduğu bilinmektedir.

Mevlid-i Halil Camii, İbrahim Peygamberin doğduğu mağaranın batısına bitişik olarak yapılmıştır. Harim kapısı üzerindeki kitabede: caminin, 1852 yılında, Mahmut Ağa tarafından onarıldığı yazılıdır. Avlunun güney doğusundaki iki odadan biri, 1855 yılında Ahmet Bican Paşa tarafından, diğeri 1885 yılında Derviş Musa tarafından yaptırılmıştır.

HZ.İBRAHİM PEYGAMBERİN DOĞDUĞU RİVAYET EDİLEN MAĞARA

Şehir merkezinde, Mevlid-i Halil Camii yanındadır. Şanlıurfa’nın en çok turist çeken ve Dergah da denilen bu mağaranın yakınında: mescit, hücre ve havuzlarla birlikte, küçük bir cami ve önünde havuzlu avlusu bulunmaktadır. Burada: Hz. Muhammed’in sakalından bir teli saklanmaktadır.

Ayrıca: Hz. İbrahim’in doğduğu mağara içinde bulunan su, ziyaretiler tarafından ve özellikle yerli halk tarafından şifalı olduğu düşüncesiyle içilmekte ve hatta şişelere doldurulup götürülmektedir. Dergah, dini turizm potansiyeli açısından önemlidir. Mağara, zaman içinde yapılan düzenlemeyle, Mevlid-i Halil Cami avlusu içine alınmıştır.

İçinde, su da olan mağaranın: sinir ve ruh hastalarına iyi geldiği de öne sürülmektedir. Bir kapıdan bu mağaraya girmek mümkündür. Buraya girdiğinizde: mağara içinde bir su kaynağı göreceksiniz.

Buraya: zincirlerle bağlı su kapları ile akan çeşmeden su içebilirsiniz. Ama: diğer çeşmede olduğu gibi burada da herkes tarafından kullanılan kupalar var. Buraya giren zaten yardım parası veriyor, buraya plastik bardak alınsa sanırım iyi olur. Bu suyu mutlaka için, gerek tadı ve gerekse mistik havası ve geçmişe dayalı efsanelerdeki gücü nedeniyle, bu sudan mutlaka için.

Şanlıurfa Fırfırlı Camii-Kilise

FIRFIRLI CAMİİ( KİLİSE)

Vali Fuat Bey caddesin üzerindedir. Halk arasında: Fırfırlı Kilise olarak da anılmaktadır. Yapının esas adı ise; On iki Havari Kilisesidir. Kitabesi bulunmadığından, yapılış tarihi bilinmemektedir.

Yapı: apsise dikey üç nefli bazilikal plandadır.

Orta nef: dört tromplu kubbe, yan nefler dörder çapraz tonozla örtülüdür. Yan neflere nazaran daha geniş tutulan orta nefin girişten itibaren üçüncü kubbesinin kasnağı, 24 adet pencerelidir.

Yapıdaki kubbe ve tonozlar, ortada bazalt taşından yapılmış mukarnas başlıklı yuvarlak sütunlara, yanlarda duvara bitişik olarak kesme taştan yapılmış yarım sütunlara otururlar. Yarım sütunlar dış cephelerde de birer dekorasyon unsuru olarak görülür.

Apsis, camiye çevirme işlemi sırasında doldurularak pencereye dönüştürülmüştür. Apsisi ve iki yanında bulunan pastoforion hücreleri dışarıdan çıkıntı halindedir. Batı cephesindeki giriş kapısı; içeriden yarım kubbeli, dış cepheden sivri kemerli olup, pembe mermer taşından yapılmıştır.

Kapının üzerindeki Dabbakhane Camindeki mürebbireyi andırır biçimde, üç cepheli ve üç pencereli bir balkon var. Urfa’daki diğer kiliselerde rastlanılan nartheks ve gynakaion bölümleri, bu yapıda yok.

Yapının, özellikle batı cephesindeki ve köşe kulelerindeki muhteşem taş işçiliği dikkat çekici. Kilise, camiye çevrilirken, güneydeki pencerelerden biri, mihrap haline getirilmiş ve güney duvarının ortasında bulunan yarım sütunun önüne, taş minber yapılmış.

Mihrap üzerinde yer alan kitabede; “Kilisenin, 1956 tarihinde camiye çevrildiği “ anlaşılmaktadır. Kilise, camiye çevrilmeden önce, bir süre cezaevi olarak da kullanılmıştır.

Şanlıurfa Eyyüp Peygamber Mağarası ve Kuyusu

EYYÜP PEYGAMBER MAĞARASI VE KUYUSU

Sabır Peygamberi Hz. Eyüp’ün hastalık çektiği mağara ve kutsal suyundan yıkanarak şifa bulduğu kuyu, Urfa şehir merkezinin Eyüp Peygamber semtinde bulunuyor. Şanlıurfa’nın bilinen adak yerlerinden biridir.

Eyüp Peygamber, bu mağarada, 7 yıl, şiddetli bir hastalık çekmiştir. MS. 460 yılında: Piskopos Nona tarafından, Eyüp Peygamber kuyusunun, cüzamlı hastaları iyileştirdiğinin keşfedilmesi üzerine, hastalar, bu kuyunun suyu ile yıkatılarak sağlıklarına kavuşturulmuşlardır.

Bu kuyunun batısında, kayalara oyulmuş ve Hamam diye anılan bir mekanın bulunması da; burada bir tedavi merkezi olduğu anlaşılmaktadır.

Hz. İsa’nın Urfa Kralına gönderdiği mucizevi mendili, bir hırsız tarafından çalınarak Eyüp Peygamber kuyusuna atılmıştır.

Bu olay: 1145 yılında, Urfa’yı alan İslam Komutanı İmadeddin Zengi’ye, Süryani Kilisesinin reisi Basil Bar Şumana tarafından, şöyle anlatılır.” Urfa’yı ziyarete gelenlerden birisi, Hz. İsa’nın mendilini çalar ve cebine koyar.

Kosmas Manastırında geceleyen ziyaretçinin cebindeki bu mendil, karanlıkta ışık ve nur saçmaya başlar.

Yanmaktan korkan hırsız, mendili Eyüp Peygamber kuyusuna atar. Kuyudan, güneş misali bir ışık çıkar, kuyunun içini-dışını aydınlatır. Böylece, mendil bulunarak kuyudan çıkarılır ve manastırdaki yerine iade edilir.”

Halk arasında, bu olay Ulu Camideki kuyular için de anlatılmaktadır.

Şanlıurfa Hasan Padişah Camii

HASAN PADİŞAH CAMİİ

Akkoyunlu Devleti hükümdarı Sultan Uzun Hasan tarafından yaptırılmıştır. Uzun Hasan, bir süre Urfa’da kalmıştır. Bu camiyi: 1470’li yıllarda, Toktemur Camiine bitişik olarak yaptırmıştır. Çok kubbeli camiler gurubuna giren bu cami, kıble duvarı boyunca sıralanmış tromplu 3 büyük kubbe ile örtülüdür.

Dikdörtgen bir plana sahiptir. Son cemaat yeri, önde payeler üzerine oturan çapraz tonozlarla örtülü, sekiz gözlüdür.

Doğu baştaki göz: Toktemur Mescidi önüne rastlar. Avlunun kuzeyinde bulunan minare; 1859 tarihinde, Halil Bey tarafından tamir ettirilmiştir. 1960’larda, avlu kemerli ihata duvarı ile çevrilmiştir.

Şanlıurfa Ulu Cami

ULU CAMİ

Ulu camideki mevcut kitabeler: onarım devirlerine ait olup, inşa tarihi tam olarak bilinmemektedir.

Nurettin Zengi tarafından tamir ettirilerek, bugünkü şeklini alan “Halep Ulu Cami” ile benzer bir plan gösteren Urfa Ulu Caminin Zengiler zamanında yaptırılmış olabileceği tahmin edilmektedir. Urfa şehir merkezindeki en eski camilerdendir.

Şanlıurfa Hızmalı Köprü

HIZMALI KÖPRÜ

Karakoyunlu deresi üzerindedir. Urfa’daki köprülerin en güzellerindendir. Halk arasında anlatıldığına göre: Karakoyunlu Türk Beyliği hükümdarlarından birinin kızı Sakine Sultan tarafından, hac yolculuğu sırasında yaptırılmıştır.

Köprünün orta ayağının doğu cephesindeki kitabede: “ 1843 yılında tamir ettirildiği yazılıdır.” Sakine Sultanın ve çocuğunun mezarı, dere üzerindeki su kemerinin kuzeyindedir.

YOL GÖSTEREN ÇEŞMESİ

Şehir merkezindedir. İpek yolu ile Diyarbakır yolu kavşağındaki park içindedir. I. Dünya Savaşında Çanakkale’de savaşan Urfalı askerlerin anısına, 1917 yılında yaptırılmıştır.

Abidenin üzerinde: Kafkas yolu, Ankara yolu, Bağdat Demiryolu ve şehir merkezine giden Mustafa Kemal Paşa caddesini gösteren kelimeler bulunmaktadır. Abidenin alt kısmı; dört cepheden çeşme olarak kullanılmaktadır.

Şanlıurfa Harb-ı Umumi Şehitler Abidesi

HARB-I UMUMİ ŞEHİTLER ABİDESİ

Şehir merkezindedir. Hükümet konağı önündeki kavşakta görülebilir. I. Dünya Savaşının bütün cephelerinde, savaşa katılmış Urfalı şehitler ve gazilerin anısına, 1917 yılında yaptırılmıştır.

Şanlıurfa Urfa Evleri

URFA EVLERİ

Urfa evlerinin gelişiminde: iklimin, kalker taşının, İslami inanışların, Urfa aile hayatının, yaşamının tamamını evinde geçiren kadına, onun sıkılmayacağı geniş ve ferah bir ortam yaratılması düşüncesiyle ve sosyal gelenekler değerlendirilerek yapılmıştır.

Urfa’nın sıcak iklime sahip olması: evlerin avlulu, kışlıklı ve yazlıklı, eyvanlı, odaların kalın duvarlı ve tonoz örtülü toprak damlı yapılmasında etkili olmuştur. Çevredeki dağlardan kesilen taşlar işlemeye elverişlidir. Bu yüzden, mimaride, hakim malzeme olarak bu taşlar kullanılmıştır. Yakın çevrede; yüzlerce yıldan bu yana işletilen antik taş ocakları bulunmuştur.

Müslümanlığın getirdiği yaşam tarzına uygun olarak, evler: haremlik ve selamlık olarak iki bölümden oluşur. Selamlık bölümünde: küçük bir avlu, bir veya iki oda, eyvan, konukların ve hayvanların barınacağı büyük bir ahır ve tuvalet bulunur.

Haremlik bölümünde: bu bölüm oldukça zengin planlanır. Avlusunun kuzey tarafında: cephesi güneye bakan ve kış aylarında güneş alan kışlık eyvan ve iki yanında birer oda bulunur. Avlunun güney tarafında: cephesi kuzeye bakan ve yaz aylarında güneş almayan yazlık eyvan ve iki yanında odalar bulunur.

Avluyu çevreleyen mekanlar arasında: kiler, mutfak ve hamam bölümleri bulunur. Geleneksel Urfa evlerinde: hayat denilen avlunun önemli bir yeri vardır. Düzgün kesme taş döşeli hayatın ortasında; mermer bir havuz, kuyu, yalak ve içinde: incir, dut, nar, portakal, kebbat, annep, zakkum, asma gibi ağaçlardan biri veya birkaçı bulunan çiçeklik var.

Çiçeklik, aynı zamanda çöpe atılması günah olan sofradaki ekmek kırıntılarının silkelendiği yerdir. Avluyu çevreleyen duvarların dama yakın kısımlarında, dikdörtgen nişler şeklinde yapılan kuş evlerinde yaşayan kuşlar, çiçeklikte bulunan bu ekmek kırıntılarıyla beslenirler.

Bu özellik taşıyan evleri görebileceğiniz yerler şunlar: Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Şurkav Kültür Evi, Sabık’ın Köşkü ve Halepli Bahçesi.

Şanlıurfa Bedesten-Kapalı Çarşı

BEDESTEN (KAPALI ÇARŞI)

Gümrük Hanın güneyine bitişik, bir çarşıdır. Bu çarşıda: mahalli kadın ve erkek giysileri, yaşmak, puşu gibi baş örtüleri satılmaktadır.

SİPAHİ PAZARI

Bedestenin batısına bitişik, kapalı bir çarşıdır. Bu çarşıda: halı, kilim, keçe gibi yaygılar ile kürk ve heybe gibi geleneksel el sanatları ürünleri satılmaktadır.

MİLLET HANI

Şehir surlarının Samsat kapısı dışındadır. Şehre gelen kervanların şehre henüz girmeden konaklamalarını sağlamak amacıyla inşa edilmiştir. İnşa tarihi bilinmemektedir. Kapladığı alan bakımından, Türkiye’nin en büyük hanlarındandır.

Kesme taşlardan inşa edilmiş olan yapımın geniş avlusunun çevresinde, ortasından kalın payelerle bölünmüş, birbiriyle bağlantılı, çapraz tonozlarla örtülü, arka duvarlarında yemlikler bulunan geniş mekanlar var.

Tavanda: zikzak biçiminde havalandırma delikleri var. Bu mekanlar: yer yer aralarında duvarlara bölünerek odalara dönüştürülmüş. Avlunun güney kenarının doğu kesimi yıkılmış olup, toprak dolguludur.

“Alman Yetimhanesi” olarak kullanılan yapının, eski fotoğraflarında, iki katlı olduğu ve güney cephesinin batı köşesindeki portal üzerinde bir kitabe ve bunun sağında ve solunda birer aslan kabartmasının bulunduğu görülüyor. İkinci kat: günümüzde tamamen yıkılmış.

Şanlıurfa Göbekli Tepe

GÖBEKLİ TEPE

Şanlıurfa’nın 20 km. doğusunda, Örencik Köyü yakınlarındadır. Evet, Nisan 2013 tarihinde buraya yaptığımız ziyarette: bu muhteşem arkeolojik alanda, sadece yaşlı bir yöre insanının bulunduğunu görünce hayretler içinde kaldım.

Hoş: büyük boyutlu taşların taşınması, çalınması gibi bir durum söz konusu olamaz diye düşünüyordum, peki ya zarar verilirse? İnanılır gibi değil, tam bir tarih hazinesi. 12 bin yıllık geçmiş, burada kaderine terk edilmiş gibi, umarım bir yetkili bu satırları okur ve Göbekli tepe de önlem alınır,  kalıntılar koruma altına alınırlar.

Değerli okurlarım: bu satırları yazmamın üzerinden bir yıl geçti ve ben: Mayıs 2014 tarihinde yine Göbekli Tepe’ye gittim. Öncelikle burada yani kazı yapılan alanda gerekli tedbirler alınmış. Çevreye tel örgü çekilmiş, alanın üstü kapatılmış, ören yeri girişine resmi bir görevli konulmuş.

Umarım; ben ve benim gibi gezginler, buraları gezdikçe ve aksaklıkları tespit ettikçe ve buralarda yazdıkça, yetkililer önlem alacaktır ve arkeolojik hazinelerimiz, Osmanlıdan gelen “taş bunlar, sadece taş” mantığından kurtulacak, talan edilmekten kurtulacaklardır.

Evet: Göbekli Tepe ile ilgili en son ve güncel bilgilerimi, notlarımı, yorumlarımı okumak isterseniz: yine bu sitede, tamamen buraya ait bir yazımı bulabilirsiniz.

Şanlıurfa Göbeklitepe

Şanlıurfa Soğmatar Harabeleri

SOĞMATAR HARABELERİ

Şehre, 35 km. uzaklıktadır. Şanlıurfa-Mardin karayolunun 35’nci km. sinde, Mercihan Nahiyesinin ilerisinde, sağa ayrılan 30 km. lik şose yol, Tektek Dağları arasından sizi Soğmatar kentine götürür. Kentin, Şanlıurfa kentine toplam uzaklığı: 65 km. dir.

Sumatarla (Yardımcı) Soğmatar kelimelerini, birbiriyle karıştırmamak gerekir. Sumatar, Şanlıurfa-Akçakale yolu üzerinde, 29’ncu km. Şanlıurfa’dan uzaklıkta, ilin güneyine düşer. Soğmatar ise, Şanlıurfa-Mardin istikametindedir.

Şanlıurfa Soğmatar Harabeleri

Soğmatar: MS.1 ve 2’nci yüzyıllarda: Süryaniler tarafından iskan edilen bir höyük ve bunun üzerinde, MS.11’nci yüzyıla ait: kale, burç ve kalıntılarıyla, köy içerisinde dini yapı kalıntıları bulunmaktadır.

Kökü, Harran Sin kültürüne dayanan Sabiizmin ve baş tanrı Marilaha’nın kültür merkezi olarak biliniyor. Buranın en önemli kalıntısı: baş tanrı ve mukaddes gezegenlere ibadet edilerek, kurban kesilen açık hava mabedi.

Kayadan oyma, diğer bir mağara mabedin duvarlarında, o dönemden kalma yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri var. Ayrıca: kalenin batısında bulunan açık hava mabedi üzerindeki kayalarda: tanrıları tasvir eden insan rölyefleri ve Süryanice yazıları işlenmiş. Soğmatar’da, Roma dönemine ait çok sayıda kaya mezarı bulunmaktadır.

Bunlardan en önemlisi: anıt mezar özelliği taşıyan, üç tanesi köyün kuzey batısındadır.

KARAALİ KAPLICASI

Şanlıurfa Valiliğinin yaptırdığı jeolojik raporlara göre: kaplıca suyunun sıcaklığı: 41-49 derece arasındadır. Yüksek sıcaklıktan dolayı, su kaplıca tesislerinde ısısı düşürülerek kullanılmaktadır. Kaplıca tesislerinin yanında bulunan seralar, bu su ile ısıtılmaktadır.

Yapılan araştırmalarda, büyük bir sera alanının ısıtılabileceği ortaya çıkmıştır. Sıcak su eşanjör sistemiyle ısıtmada kullanılıp, kaplıcaya verilmektedir. Kaplıca suyu: özellikle, romatizmal hastalıklar, deri hastalıkları ve böbrek taşlarında etkili olmaktadır.

Özel İdare tarafından yaptırılan tesiste: 32 oda ve 100 yatak kapasitesi bulunmaktadır. Ayrıca, yapımı tamamlanan 54 odalı apart otel, hizmete başlamıştır.

Hollanda Lahey

Hollanda Lahey

Lahey: Hollanda’nın en güzel şehirlerinden birisidir. Nüfus bakımından ise, Hollanda’nın Amsterdam ve Rotterdam şehirlerinden sonra üçüncü büyük şehridir. Ancak: Hollanda Anayasasına göre, Hollanda ülkesinin başkenti Lahey değil, resmen Amsterdam şehridir.

NATO’nun Cenevre ve New York gibi önemli şehirlerinden sayılır. Çünkü, buranın uluslar arası bir şehir olma misyonu bulunmaktadır. 2011 rakamlarına göre, şehirde 500 bin kişi yaşamaktadır.

Şehrin üçte biri yeşil alandır. Her yıl, 20 milyondan fazla kişi şehri ziyaret etmektedirler. Ancak: eğer bu şehri ziyaret edecekseniz: büyük katılımlı toplantılar esnasında burada bulunmayın.

Özellikle: yaklaşık 5000-6000 kişilik katılımın olduğu ve her yıl Ocak ayının son haftasında düzenlenen konferans sırasında, buraya kesinlikle gidilmemelidir.

Şehirde 45 tane müze bulunmaktadır. Ama bu kadar müze içinde, özellikle görmenizi önereceklerim hakkında, aşağıda ayrıntılı bilgiler vereceğim.

Şehir. Hollanda’nın güneyinde, Hollanda krallının başkentidir. Kraliçe her yıl Eylül ayının 3. Salı günü: altından yapılmış at arabasına binerek, Hükümet binasına gelir ve halkı selamlar ve gelecek yılla ilgili değişiklikleri ve bilgileri okumaktadır. Bunun dışında: şehir, hükümet merkezidir.

Burada:; Hollanda Parlamentosu, Bakanlıklar, elçilikler, diplomatik misyonlar, Hollanda Yüksek Mahkemesi ve Hollanda Devlet Konseyi ve organları bulunmaktadır. Tüm bunların dışında: şehirde, birçok uluslararası kuruluş da bulunmaktadır ki, bunlar arasında bulunanlar:

Birleşmiş Milletler kurumunun ek ofisleri, Uluslar arası Adalet Divanı, Uluslar arası Ceza Mahkemesi gibi.

ULAŞIM

İstanbul’dan buraya ulaşmak için: uçakla Amsterdam şehrine inmeniz ve oradan trene binmeniz gerekiyor. Uçuş süresi yaklaşık 3.5 saattir. Amsterdam Schiphol havaalanından çıkıp tren istasyonuna geçin ve Lahey’e ulaşmak için her 15 dakikada bir kalkan trene binin. Ücret 8.30 Eurodur ve yaklaşık yarım saatlik bir tren yolculuğundan sonra Lahey şehrine varıyorsunuz.

Amsterdam Lahey arasındaki uzaklık, 55 km. dir. Lahey ile Rotterdam şehirleri arasındaki uzaklık ise, yine trenle 25 dakika sürmektedir. Tren istasyonu, şehir merkezinin biraz dışındadır ve tren istasyonunun bulunduğu bölge: Müslümanların ve Türklerin çoğunlukla yaşadıkları mahalleler arasındadır.

Trenden indikten sonra yürüyerek şehir merkezine ilerlerken: bunları göreceksiniz ve hatta “Çayda-çıra” restoranı ismini görünce iyice şaşıracaksınız, ama bu şehirde gerçekten Türk çok ve bunların çoğunluğu Elazığlıdır.

İNSANLAR

Şehirde, çok sayıda Türk bulunmaktadır ve bunların çoğu: Elazığlılardan oluşmaktadırlar. Bunun dışında, bu şehirde kamu makamları ile herhangi bir sebeple muhatap olduğunuzda insanların çok saygılı olduklarını göreceksiniz.

Ancak: şehirdeki yaşamda, Türkçe konuştuğunuzda veya Türk olduğunuz anlaşıldığında, pek güler yüzlü hareket etmiyorlar ve yanınızdan uzaklaşıyorlar.

 

TOPLU TAŞIMA

Şehirde mükemmel bir toplu taşıma sistemi bulunmaktadır. 30 otobüs ve tramvaylar: gerek şehir içinde ve gerekse şehir yakınlarında hızlı ve güvenli ulaşımı sağlamaktadırlar.

Plastik OV-chipcard satın alırsanız, Hollanda genelinde tramvay ve otobüslere rahatlıkla binebilirsiniz. Bu kartınız yoksa, bilet için nakit ödeme yapabilirsiniz. Trende bir binişlik ücret 3 Eurodur.

Ama biraz önce söylediğim gibi, karta para yükletmek daha karlıdır, 4 günlük bir karta 10 Euro yüklettiğinizde, birçok ihtiyacınız karşılanıyor. Ancak, şehir merkezini keşfetmek istiyorsanız, bence yürümelisiniz.

Öte yandan, bu şehirde trafik için 1100 km. yol varken, bisiklet yolu olarak 400 km. lik yol yapılmıştır. Yani, her an bir politikacının veya ünlünün bisikletle veya tramvayla ayakta işine gittiğini görmem mümkündür.

Ancak, bu şehirde siz yine de bir bisiklet satın alma veya kiralama durumuna girerseniz, mutlaka kilit de bulundurun, çünkü bisiklet hırsızlığı yoğunmuş. Ülke, zaten Çin’den sonra, dünya üzerinde en çok bisiklet bulunan yer olarak biliniyor.

İKLİM

Şehirde, ılıman okyanus iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak yazları sıcak, kışları ılık geçer. Ama, burada Hollanda’nın diğer şehirlerinde olduğu gibi, hava akşam saat 22.00 de kararıyor ki, bu bizim açımızdan ilginçtir.

Ancak: Hollandalıların büyük çoğunluğu, akşam saat 18.00 den sonra sokağa pek çıkmıyorlar, çünkü sabah erken kalkınca, akşam saat 22.00 de havanın kararmasına vücut pek alışamıyor.

Bu şehri ziyaret ederseniz, diğer bir önerim: yanınızda mutlaka bir şemsiye veya soğuk durumlarına karşı kalın giysi bulundurmanızdır özellikle bir anda başlayan yağmurla sık sık muhatap olacaksınız.

DİL

Hollanda’da resmen “Flemenkçe” kullanılmasına rağmen, özellikle bu şehirde, uluslar arası özellik nedeniyle, sokakta gördüğünüz her kişi “İngilizce” bilmekte ve konuşmaktadır.

YEMEK

Hollandalılar, hava her ne kadar saat 22.00 de kararsa da, bunlar akşam yemeklerini saat 18.30 gibi yiyorlar. Ancak, burada yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, bir şey söylemek mümkün değildir.

Çünkü: kendi yemekleri felaket ve özellikle Akdeniz kültürüyle hiç bağdaşmıyor.

Yine de, göçmen yemek kültürlerini kullanıyorlar ve şehirde Meksika, Endonezya, Türk, Yunan, Tai restoranları yoğun ilgi çekiyor. Uzak Doğu türü acılı yemekleri sevenler için Endonezya mutfağını öneririm.

Bu tür restoranlarda, muhtemelen 14-15 Euro ödeyerek, doyurucu bir yemek yiyebilirsiniz. Hollanda mutfağında, ana malzeme olarak, genellikle “patates” kullanılıyor.

Hollanda ülkesinin birçok yerinde dönerci görmek mümkün ama Lahey şehir merkezinde “Simit Sarayı” göreceksiniz.

Ülkemizden tanıdığımız lezzetleri mutlaka denemelisiniz. Bunun dışında, şehir merkezinde “Vapiano” denilen yerde, lezzetli İtalyan usulü makarnalar yiyebilirsiniz.

ALIŞVERİŞ

Şehir, Avrupa’nın birçok yerinden farklı olarak “Pazar” günleri açık mağaza ve dükkanlarıyla bilinmektedir. Bu şehirden: yöresel olarak mutlaka alın diyebileceğim herhangi bir şey yok.

Yalnızca, şehir yakınlarında Delphi denen yerdeki porselenler çok güzel, ancak çok pahalıdırlar. Bu şehirde her türlü markanın, her türlü zincir mağazası ve ürünleri bulunmasına rağmen, söylediğim gibi, fiyatların yüksek olması, alışveriş yapma şansını düşürüyor.

Çünkü gördüğünüz her etiketi, ülkemiz şartları değerlendirildiğinde, 3 TL. yakın Euro ile birlikte düşünmek gerekiyor ve bunun sonucunda fiyatlar yüksek oluyor.

Yoksa Hollanda ülkesinin klasik hediyelik eşyaları: lale figürleri, yel değirmeni figürleri ve Hollanda da ayaklara giyilen tahta takunyaların minyatürleri satın alınabilir.

GEZİLECEK YERLER

PALEİS NOORDEİNDE-LAHEY KRALİYET SARAYI

Sarayın: 1533 yılında, William Goudt tarafından, malikane olarak kullanılan büyük bir ev olarak yapıldığı bilinmektedir. Bu döneme ait mahzenler: halen sarayın bodrumunda görülebilmektedir.

1566-1591 yılları arasındaki dönemde ise, yapının sahibi bir başkasıdır. 1595 yılında ise burası Hollanda devleti tarafından satın alınır ve 1609 yılına kadar olan dönemde: evde: Prens William, Louise de Coligny ve oğlu Frederick Henry kalmışlardır.

Bu dönemde, ev genişletilir ve çevredeki bir kısım arazi satın alınır. 1645 yılına gelindiğinde ise, sarayın yapımına daha doğrusu mevcut evin genişletilmesine başlanır.

1792 yılında: Veliaht Prens Willem oğlu: sarayda yaşamaya başlar.

1795 yılında Fransızlar ülkeyi işgal edince, kraliyet ailesi burayı bırakır ve İngiltere’ye kaçarlar. 1813 yılında ise: Veliaht Prens Willem: İngiltere’den döner ve egemen prens ilan edilir.

Kral William I; 1817-1840 yılları arasında burada yaşar.

Ancak, halefi Kral William II: sarayı kullanmaz. 1876 yılında: saray bahçesinde, Kraliyet Stabies binası yapımına başlanır.

1895 yılında: Kraliçe Regent Emma: sarayın bahçesinde Royal Archives oluşturulması talimatını verir.

Mayıs 1948 tarihinde, sarayın merkez kısmı, yangında tahrip olur. 1952-1976 yılları arasındaki dönemde: Sosyal Bilimler Enstitüsü: sarayın kuzey kanadında bulunur.

1984 yılında ise, Kraliçe Beatrix döneminde, sarayda yoğun bir restorasyon ve onarım çalışmaları yapılmıştır. Evet: saray Hollanda kraliyet ailesinin hayatında önemli olayların odak noktası olmuştur.

Günümüzde ise, burası kralın çalışma sarayı olarak kullanılmaktadır. Kral, hükümet ve devletin diğer birimleri, burada bir araya gelirler.

Bu yüzden: saray kişisel ziyaretlere açık değildir. Sınırlı alanlara, rehberli ziyaretler düzenlenmektedir. Sarayın içinde: kraliyet ahırları bulunmaktadır.

Hollanda Lahey Paleistuin Parkı

PALEİSTUİN PARKI

Prinsessewal bölgesindedir. Haftanın her günü, gün doğumundan gün batımına kadar açıktır.

Noordeinde Sarayının hemen arkasındadır. Bu yüzden Saray Bahçesi olarak da bilinir. Park alanı, 1609 yılında Noordeinde Sarayının bahçesi olarak inşa edilmiştir.

Ancak günümüzde şehir parkı olarak kullanılmaktadır. Burada: çiçek tarhları, çeşmeler, çalılar ve göletler bulunmaktadır.

Her gün, Lahey halkı bu sessiz arazide toplanırlar. Burada piknik yapılabilmektedir.

HUİS TEN BOSCH

Lahey şehrindeki bu saray: 1981 yılında yapılmıştır ve Prenses Beatrix’in konutu olarak kullanılmaktadır.

HET LOO SARAYI

Burası: Kral William III, emriyle 1685 yılında yapılmıştır. Kraliyet ailesinin genç kuşaklarından bazıları, sarayın kilisesinde vaftiz edilmişlerdir.

Kraliçe Beatrix, 1998 yılında, 60.yaş gününü burada kutlamıştır. 1971 yılında, buranın müze olarak kullanılmasına karar verilmiştir. Yılda 400 bin kişi tarafından ziyaret edilen müzede: kraliyet ailesinin üyelerinin, sarayda nasıl yaşadıkları betimlenmektedir.

Sarayın bir kanadında: yerli ve yabancı nişanlar, ödüller sergilenmektedir. Evet: müzenin daimi sergileri dışında, düzenli olarak değişen geçici sergiler de bulunuyor.

Burayı ziyaret etmek isterseniz: Salı-Pazar günleri arasında, saat: 10.00-17.00 arasında ziyaret edilmektedir.

DAM MEYDANI-KRALİYET SARAYI

Lahey şehir merkezinde bulunan saray: halka açıktır. Burada: genç sanatçıların boyama eserleri sergilenmektedir. Burayı ziyaret edebilirsiniz.

LAHEY BARIŞ SARAYI-PEACE PLACE

Burası: dünya barışının peşinde idealleri üzerine inşa edilmiştir. Saray, dünyada ülkelerin kolektif işbirliğiyle inşa edilmiş ve 1913 yılında tamamlandığında: dünya barışı için bir sembol olmuştur.

Sarayın dışında, kapısı önünde sembolik olarak ezeli Dünya Barışı için, 2002 yılından bu yana yanan bir ateş bulunmaktadır.

Günümüzde burada: Uluslar arası Adalet Divanı, Daimi Tahkim Mahkemesi, Kütüphane, Uluslar arası Hukuk Akademisi bulunmaktadır.

Bir rehberli tura katılırsanız, yapının her türlü detayını keşfedebilirsiniz.

LAHEY PAZAR

Herman Coster Caddesi üzerinde: Transvaal ve Schilderswijk mahalleleri arasında bulunan Lahey pazarı: Avrupa’nın en büyük açık hava pazarıdır ve “Lahey Mart” olarak bilinir.

Hollandalılar: pahalı ve tane tane meyve-sebze almaktan bıkmışlar ve bu pazarı kurmuşlardır.

Pazarda: genellikle Türk pazarcılar yanında, Hollandalı, Faslı, Surinamlı pazarcılar da bulunmaktadır.

Burası: her Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günü açıktır. Bir Pazar günü, burası yaklaşık 25 bin kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Açık alanda, 500 tezgahta, egzotik meyveler, çiçekler, giysiler, bilgisayar ürünleri, tatlılar, ayakkabı, kumaş, balık ve daha ne isterseniz bulabilirsiniz.

Ayrıca: taze meyveler, meyve suları ve gıda maddeleri bulup satın alabilirsiniz.

LAHEY SOKAKLARI

Şehir merkezinde, küçük evlerle çevrili avlular-sokaklar bulunuyor. Şehirde, bu tür 115 avlu bulunduğu söyleniyor. Şehirde, bu avluları görmek için yürüyüşe çıkabilirsiniz ve birçok gizli sokak ve şehrin bahçelerine hayran kalacaksınız.

Çoğu Lahey avluları: 19. yüzyılda inşa edilmiştir ve 1920 yılında, şehirde 700’den fazla avlu bulunduğu söyleniyor.

Ancak: kötü bakım ve daha büyük konutların yapımı nedeniyle, bu avluların bazıları yıkılmış ve günümüze yalnızca 115 tanesi kalmıştır.

En güzel avlular: Lahey Mahkemesi Van Wouw, Nieuwkoop Mahkemesi bölgesindedir. Avluları gezmek için, yerel turizm ofisinden, bunlara ait bir şehir haritası edinebilirsiniz.

Lahey Şehri Kanalları

LAHEY ŞEHRİ KANALLARI

Lahey şehri, bir zamanlar, şehrin iç bölgelerinde bulunan yerel pazarlara mallarını boşaltmak için tekneyle gelen insanlarla doluydu.

Ancak bu kanalların bir nehir olmaması nedeniyle, zamanla atıklar kanalların dibini doldurdu ve dayanılmaz bir koku başladı.

Bunun üzerine, kanalların birçoğu 1640-1910 yılları arasında doldurularak kapatıldı. Günümüzde sadece Ooievaart kanalı bulunmaktadır.

Lahey Şehri Kanallarında tekne gezisi Ooieveart

OOİEVAART

Tekne Bierkade 18B denen yerden hareket etmektedir.

Hague bölgesinde bir tekne turu yapabilirsiniz. Bu tur sırasında, Lahey şehri benzersiz bir bakışla görülür. Tekne turu 90 dakika sürmektedir ve bu yolculuk sırasında: Mauritskade ve Hooikade boyunca görkemli evler, Saray bahçeleri ve Malieveld görülebilir.

MADURODAM

Giriş ücreti 15 Eurodur. Şehir merkezine 3 km. uzaklıktadır. Bu minyatür şehirde: ünlü yapıların 1/25 boyutlarındaki modelleri yapılmış ve bu modellerle: kanal evler, çiçek alanları, peynir marketleri, yel değirmenleri, barış sarayı, Works deltası görülebiliyor.

İstanbul’da Miniatürk’ü görenler varsa, sanırım orayı, buradan esinlenerek yaptılar.

Çünkü: Hollandalılar, burayı bizden 60 yıl önce yapmışlardır. Buranın, Avrupa’nın en küçük şehri olduğunu söylüyorlar ve zaten bu yüzden buranın bir valisi olduğu söyleniyor.

Her yıl Ocak ayında, Hollandalı küçük öğrencilerden birisi, buranın valisi olarak seçiliyormuş. Hatta: bu görevi ilk üstlenenin, günümüzdeki Hollanda kraliçesi olan Beatrix olduğu söyleniyor ki, kendisi 14 yaşında iken bu görevi yürütmüştür.

Burada: minyatür binalar ile, Hollanda tarihine ait hikayeler anlatılıyor. Ayrıca, yine burada interaktif uygulamalar bulunuyor. Schiphol havaalanından havalanan bir uçak, Rotterdam limanında gemilere yüklenen kaplar gibi.

TİKİBAD

Burası bir lunapark havuzudur ve tropikal bir cennet gibidir. Buradaki su kaydırakları: Benelüks alanındaki en büyük kapalı su kaydırağı alanıdır.

10 su kaydırağı: 4-150 metre arasındaki uzunluktadır. Hızlı şeritte, saatte 70 km. hızla kaymak mümkündür.

Yaz aylarında açılan, açık yüzme havuzu, çocuk havuzu ve güneşlenme alanları bulunmaktadır. 12 yaşın altındaki çocukları, mutlaka bir yetişkin nezaretinde sokuyorlar ve tüm çocukların kolluk giymesini şart koşuyorlar.

Hatta, bazı kaydıraklarda: boy ve ağırlık şartları bulunuyor ki, bence gerekli emniyet tedbirleri alınmış ve gayet iyi uygulanıyor.

SCHEVENİNGEN

 

SCHEVENİNGEN

Şehir merkezinde, tramvay ile sadece 20 dakika uzaklıktadır.

Burası hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce şunu söylemek isterim. Buranın isminin telaffuzu zor olduğundan: Hollanda mahkemelerinde kişinin Hollandalı olup olmadığını sorgulamak için, buranın ismini söyletiyorlarmış ve hatta: II. Dünya savaşında, Alman casuslar buranın ismini doğru telaffuz edemediklerinde Hollandalılar tarafından öldürülmüşlerdir.

Burası, kuşkusuz Hollanda’nın en popüler tatil beldesidir. Her yıl çevreden buraya 10 milyon turist gelir.

Ülkenin zenginlerinin ve hatta kraliçenin yazlığı da buradadır. Evet: Hollanda ülkesinin tek plajıdır. Plaj, güneşlenme ve su sporları meraklıları için idealdir. Ancak: burada deniz her daim soğuktur, dalgalıdır, Temmuz ayından önce burada denize girmek imkansızdır ve aynı zamanda kirlidir.

Zaten denizin rengi alenen kahverengidir. Ama: beyaz tenli Hollandalılar, burada deniz kıyısında güneşlenmeye çalışırlar ve hiç düşünmeden, bu soğuk ve kirli denize girerler. Öte yandan: kum sahil alanı çok büyüktür.

Bu kumsallık alanda: martıların bolluğu da dikkat çekiyor. Bu kumsallık alanda, kumların üzerinde yürürken bile soğuk ayaklarınızı etkileyecektir.

SCHEVENİNGEN
 Evet, burası yazın Hollandalıların akınına uğrar.

Kışın ise, o kadar soğuktur ki, insana yüz felci geçirecek derecede soğuktur. Ama yine de insanlar bu soğuk havalarda, buraya giderler ve kafelerde denizin dalgalarını izleyerek sıcak kahvelerini içerler.

Sahilde uzun bir kumsal, gezinti yeri, iskele ve deniz feneri vardır. Uzun kumsallar, her mevsim hem genç hem de yaşlı binlerce kişiyi ağırlar. Sahil kasabasının önemli özelliklerinden birisi de bulvardan Kuzey Denizine açılan devasa iskeledir.

SCHEVENİNGEN Pier

Scheveningen Pier

CNN tarafından dünyanın en iyi 9 iskelesinden birisi seçilmiştir. İskele: yaklaşık 400 metre uzunlukta ve 45 metre yüksekliktedir. Pier: 2015 yılında tamamen yenilenmiştir.

Günümüzde burada çeşitli mağazalar, restoran ve barlar bulunur. Ayrıca: iskelede bulunan gözlem kulesine çıkarsanız, deniz, plaj ve Scheveningen kasabasının güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

SCHEVENİNGEN Dönme Dolap

Dönme Dolap

Sahilde 50 metre yüksekliğe kadar çıkan bir dönme dolap vardır.

SCHEVENİNGEN Sea Life

Sea Life

Özellikle çocuklar tarafından sevilip tercih edilen bir yerdir. Burada su altı dünyasının büyüleyici güzelliklerine şahit olacaksınız.

Merkezde: 45 akvaryumda, 150 farklı balık türü bulunmaktadır. Akvaryumlarda bulunan bazı deniz canlıları şunlardır: denizatı, pirana, vatoz, köpek balığı.

Su altı tüneli: 180 bin litre tropikal deniz suyu ile doludur. Tünelde, köpek balıkları, başınızın birkaç santim uzağından geçerler.

Çocuklar, kaya havuzunda deniz yıldızı ve yengeçlere dokunabilirler. Büyük deniz kaplumbağaları ile tanışabilirler.

SCHEVENİNGEN Kurhaus Hotel

Kurhaus Hotel

Scheveningen bölgesindeki en güzel binadır. Bu 5 yıldızlı otel, 1885 yılında yapılmıştır.

The Hague Beach Stadium

İskelenin yanındaki bulvarın sonundadır. Her yıl Mayıs ayı ortasında kurulur ve Eylül ayı ortasında kaldırılır. Burada: plaj voleybolu, plaj futbolu, plaj tenisi, plaj hokeyi ve plaj hentbolu müsabakaları yapılır.

Stadyum, yaklaşık 2 bin seyirci kapasitelidir ve tüm müsabakalara giriş ücretsizdir. Stadyum çevresinde güzel restoranlar vardır.

SCHEVENİNGEN Beelden aan Zee

Beelden aan Zee-Scilptures by the Sea

1826 yılında Kral William tarafından yaptırılmıştır. Çevresi: plaj ve kum tepeleriyle çevrili eski bir köşkün etrafına inşa ettirilmiştir. Burada: kumsaldaki ünlü Hollandalı mimar Wim Quist’in eseri olan “Kraliyet Ailesinin Bronz Anıtı” nı mutlaka görmenizi öneririm.

Müzede, kalıcı koleksiyon dışında, düzenli olarak geçici sergiler de yapılmaktadır.

 

Bunker Müzesi

Burası, 1943 yılından kalma bir Alman sığınağıdır ve içinde, II. Dünya Savaşından kalma nesneler sergilenmektedir.

KİJKDUİN

Burası, Lahey şehrinin sahil beldesidir. Plaj: çoğu plaj severler tarafından tercih edilmektedir. Aileler için uygundur. Ayrıca: yine burada haftanın yedi günü alışveriş yapabilirsiniz.

Hediyelik eşyalar, ev mobilyaları, kasap, pastane, peynir satılan yerler bulunuyor.

Ayrıca: moda ve takı butikleri, ayakkabı ve giyim mağazaları da görebilirsiniz. Tüm bunların yanında: sahil kordonu üzerinde bulunan restoranlarda, gün batımını izlerken yemek yiyebilirsiniz.

Bu restoranlarda: Fransız, Meksika, İtalyan, Hollanda mutfağının değişik tatlarını bulmak mümkündür.

MALİEVELD

Burası, şehir merkezinde, merkez istasyonunun büyük bir çim alanıdır. Burada: yıl boyunca partiler, fuarlar ve konserler düzenlenmektedir.

Ayrıca: yine şehirdeki büyük protesto gösterileri de burada düzenleniyor.

Mayıs ayında: “Hint Festivali” düzenleniyor ve bu sırada: dans, pastırma ve pirinç kekini tadabilirsiniz. Temmuz ayında, ulusal ve uluslar arası sanatçıların katılımı ile, müzik festivali düzenleniyor.

Eylül ayında ise, fuar düzenleniyor. Circus Renz isimli sirk ise: Avrupa’nın en iyi sirklerinden birisidir ve her yıl Ekim ayında burada düzenlenmektedir.

OMNİVERSE

Burası: muhteşem dev ekranı olan bir sinemadır. Burası: Avrupa’nın ilk, IMAX kubbe tiyatrosudur ve Benelüx bölgesinde tektir. Sinemada: filimler, 500 kez büyütülmüş ve bir yuvarlak kubbe ekrana yansıtılmaktadır.

Projeksiyon lambası: 15 bin wat güce sahiptir ve ayrıca gelişmiş bir ses sistemi bulunmaktadır. Evet, burayı ziyaret etmek isterseniz, her saat başında yeni bir filmin başladığını bilmelisiniz.

Bu filmler: Grand Canyon üzerinde gerçek bir rafting gezintisi, Everest’in zirvesine bir sefer, macera ve bilim merkezi olan belgesellerdir. Haftanın her günü açıktır.

HAGUE SAHİL STADYUMU-BEACH

Her yıl, bahar aylarında, Mayıs ortasından Eylül ortasına kadar, Lahey Sahil Stadyumu: Scheveningen sahilinde yeniden inşa edilmektedir. 2000 seyirci kapasitelidir.

Burada: plaj voleybolu, plaj futbolu, plaj tenisi, plaj hokeyi ve plaj hentbol yarışmaları düzenlenmektedir.

OOİEVAART

Şehir kanallarından Ooievaart’da tekne gezintisi yapılmaktadır. 1.5 saat süren bu gezintide: saray bahçesinden, Malieveld üzerinde görkemli evler dahil, birçok yer görülebilmektedir.

Aslında şehirde birçok kanal var ama bu kanalların çoğu: dayanılmaz koku yayıyorlarmış ve yalnızca bu kanal üzerinde tekne yolculuğu yapılabiliyor.

MUSEON

Burası: Lahey şehrinde, popüler bir bilim müzesidir. Müze: teorikte test etmek ve pratikte ise daha hızlı öğrenmek fikrine dayanmaktadır. Burada: dünyada yaşamın nasıl ortaya çıktığını keşfedebilirsiniz.

Müzenin bölümleri: toprak, ilk insan, dinozorlar, enerji, Romalılar, su fosilleri, Dünya Savaşı, Kuzey kutbu, barış ve adalet.

PANORAMA MESDAG

Burası: Avrupa’nın en büyük ve yuvarlak panorama resmidir. 4 ayda tamamlanmıştır. Uzunluğu 120 metre ve yüksekliği 14 metredir. Hendrik Willem, eşi ve bazı arkadaşları tarafından boyanmıştır. Dünyanın en güzel manzaralarından birisi olarak bilinir.

Ressam: bir tepeden gördüklerini, 360 derece bir tuvale yansıtmıştır. Manzarada: eski yıllara gidiyorsunuz. Plaj aktivite ile hareketlidir, balıkçı tekneleri sahildedir ve bir askeri tatbikat gerçekleşmektedir, insanlar güneş ve suyun tadını çıkarıyorlar.

Hatta, sahilde “Mesdags” lı bir kadın resmi görülmektedir. Evet bu müzeyi gezmek isterseniz, Türkçe rehberlik hizmeti veriliyor.

GEM

Museon’un hemen yanındaki burada: her yıl, 7 sergi düzenleniyor. Resim, heykel, çizim, film ve fotoğraf dalındaki bu sergilerde: Hollandalı ve uluslar arası çağdaş sanat sanatçılarının eserleri sergileniyor. Bu müzenin restoranı da çok meşhurdur, burada bir öğle yemeği molası vermelisiniz.

ESCHER SARAYI-MÜZESİ

Maurits Cornelis Escher: 1898-1972 yılları arasında yaşamış bir grafik sanatçısıdır. Yaşadığı dönemde: optik illüzyon çizimleri konusunda gerçek bir usta olarak biliniyor. Escher’in eserlerine ait kalıcı bir sergi: Lahey şehir merkezinde, kraliyet ailesinin bu eski sarayında düzenleniyor.

Müzeye giriş ücreti 9 Eurodur.

Evet, burada Escher’in eserlerini canlı canlı görebilirsiniz. Özellikle, üç boyutlu gibi görülen grafik dizaynlar muhteşemdir. Escher’in dizaynlarının kapakları süslediği defterleri satın alabilirsiniz.

LAHEY TARİH MÜZESİ

Müze: şehrin tarihi, insanları ve hükümet hakkında ziyaretçilere bilgi vermek amacıyla tanzim edilmiştir. Burada: portreler, gümüş ve cam objeler, kraliyet evi hatıraları, yerel tarih ve kültürel özelliklere ait objeler sergileniyor. Kalıcı sergi yanında: geçici sergiler, etkinlikler ve faaliyetler de düzenleniyor.

MÜZE MEERMANNO

Meermanno Malieveld karşısındaki müze: her hafta Salı ve Pazar günleri saat: 12.00-17.00 arasında açıktır. Burası bir kitap müzesidir. Yazılı ve basılı kitabın hikayesi: burada ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

Burada: eski baskıları, el yazmalarını, kitap kapakları ve İncilleri görebilirsiniz. Müzenin koleksiyonu, 1850 yılından bu yana olan eserleri kapsamaktadır.

Koleksiyon 1783-1848 yılları arasında yaşamış Westreenen van Tillant tarafından toplanmaya başlanarak ortaya çıkmıştır. Kendisi: kitaplardan antik objelere, aile portreleri ve seyahatlerinde hediyelik eşyaları toplayarak, ateşli bir koleksiyoncu olarak tanınmaktadır.

Bu koleksiyonu müzeye bağışladığında, müze koleksiyonu genişletti ve daha sonra ziyarete açık sergilemeye başladı. Müzenin binası ise: görkemli bir konaktır ve burada çekilmiş perdeler ve geniş dolaplar arasında kitabın tarihini keşfedebilirsiniz.

LOUWMAN MÜZESİ

Pazartesi hariç, haftanın her günü açık olan burada: dünyadaki otomobillerin en önemli özel koleksiyonu sergileniyor. Müzede sergilenen birkaç yüz arabayı izlerken, arabanın tarihi yolculuğunu keşfedebilirsiniz.

Evet burada: Formula 1 ve hibrit otomobillerden, en antika ve klasik otomobillere kadar birçok çeşit görebilirsiniz.

Müzenin isminin verildiği Louwman ailesi: 1934 yılından sonra, araba toplama ile meşgul olmuşlardır. Müze ise, 2010 yılında ziyarete açılmıştır. Burada: ilk araçlar, at arabaları, 1900’lerin sonrasındaki ekonomik otomobiller, ilk yarış arabaları, lüks arabalar sergileniyor.

Bunlar arasında: Elvis Presley’in arabası, James Bond arabası gibi arabalar da bulunuyor.

COURTYARD-BİNNENHOF

Lahey Binnenhof bölgesinde bulunan bu yer: 13 yüzyıldan bu yana, yüzyıllar boyunca Hollanda’nın siyaset merkezi olmuştur. Bir zamanlar saray olarak kullanılan bu bina, günümüzde bütün siyasi ve anayasal meseleler, burada tartışılırmış.

Hatta: eskiden kralların taç giyme veya devretme törenleri de burada yapılırmış.

Binalar: zengin tarihiyle dikkat çekiyor. Hollanda mimarisinin en güzel örneklerinden olan burayı gezmek mümkündür. Rehberli turlara katılırsanız, önce Hollanda Parlamento tarihi ve Parlamento binaları hakkında bir video izletiyorlar ve tur başlıyor.

Ancak: belli zamanlarda, siyasi toplantılar olduğunda tüm odaları görmek mümkün olmuyor.

MAURİTSHUİS

Şehrin merkezinde kolayca ulaşılabilen bir yerdedir. Küçük bir müzedir, 1 saatte gezilebilir.

Evet: burası, şehir merkezinde, bir gölün (Hofvjver) yanındadır. Müze gezisinden sonra, gölün çevresinde, ağaçların altında yürümek, büyük keyif veriyor.

Müze binası başlangıçta 17’nci yüzyılda, üst düzey konuklar için bir rezidans ve otel olarak inşa edilmiştir. Ziyaretinizde özellikle müze binasının dış cephesinin güzelliğini görünüz.

Bina, günümüzde iyi bir müzeye ev sahipliği yapmaktadır. 2014 yılında müzeye fazladan bir bina eklenmiş ve eserlerin sergilendiği alanlar arttırılmıştır.

Bu yeni yapılan bina ile eski bina arasındaki ulaşım, bir yeraltı geçidinden  sağlanmaktadır.

Amsterdam’dakiler de dahil olmak üzere, Hollanda’nın en iyisi olduğu söylenen müzede: 17. ve 18. yüzyılda, eski ustaların sanat eserlerinden oluşan büyük bir koleksiyon bulunmaktadır. Bu koleksiyonda, çeşitli sanatçıların yaklaşık 800 parça eseri bulunuyor.

Bu olağanüstü eserler nedeniyle müzeye “Mücevher Kutusu” lakabı verilmiştir.

Müzenin en çarpıcı eseri: Johannes Vereer’in “İnci küpeli kız” tablosudur. Bu tablo: Hollanda ülkesinde “Mona Lisa” kadar ünlüdür. 17’nci yüzyılda yaşamış o kızın tam karşınızda ve bakışlarının da üzerinizde olduğunu hissedeceksiniz.

Bunun dışında, müzede, yine ünlü sanatçıların eserleri var.

Bunlar arasında benim ilgimi çekenler: Rebbrant’ın: Anatomi dersi ve otoportre’dir.

Müze de bir de müze hediyelik eşya dükkanı ve kafeterya bulunmaktadır.

ULUSLAR ARASI ADALET DİVANI

Birleşmiş Milletlerin yargı organı olan bu binayı: yalnızca fotoğraflamakla yetiniyoruz. Birleşmiş Milletlerin bu organında 15 yargıç görev yapıyormuş ve bu yargıçların kendi ülkelerinden buraya hatıra bir şeyler getiriliyormuş.

Söylenenlere göre: Türkiye için, Kastamonu’dan kükürt taşı getirilmiştir. Hatta: söylenenlere göre, binanın içinde bir de hukuk okulu bulunuyormuş. Binanın içinde gezi mümkün değildir.

PRİSON GATE MUSEUM

1428-1828 yılları arasında cezaevi olarak kullanılan burada, cezaevinin kapısı görülebiliyor. Burada: Hollanda’nın ceza hukuku hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Bir Pazar günü zamanınız varsa, burayı ziyaret edebilirsiniz ve çok dar merdivenlerde gezerek, değişik bir atmosferi keşfedebilirsiniz.

KRALİYET SARAYI-NOORDEİNDE

Şehir merkezinde Noordeinde bölgesinde bulunan burası, 1609 yılında bu yana kraliyet ailesinin bir sarayı olarak kullanılmaktadır. Günümüzde ise, Kraliçe Beatrix’in çalışmaları için kullanılıyormuş. Saray kapısında “Özgür Kalacağım” yazıyor.

Ancak: saray halka açık değildir, yalnızca burayı ziyaret edenler uzaktan fotoğraf çekmekle yetiniyorlar. Ayrıca: sarayın bahçesinde, ziyaretçilere açık küçük bir park alanı bulunuyor.

Burayı ziyaret ederseniz, saray bahçesinin huzur ortamını yaşayabilirsiniz. Bu park alanında, Kraliyet Ahırlarında, ayrıca atlar ve kraliyet ailesinin arabaları standını bulabilirsiniz.

HODEL DES İNDES

Burası: Hollanda’nın en ünlü otellerinden birisidir. Görkemli otel: 1858 yılında, mimar Arend Roodenburg tarafından tasarlanmış ve Baron van Briemen için konut olarak inşa edilmiştir. 1900 yılında yapıda radikal değişiklikler yapıldı.

Dikkate değer ahşap ve ipek duvar kaplamaları ve Van Brienen’in adının baş harflerinin bulunan anıtsal şömine rafı ve salonlar ilgi çekmektedir. Evet, 92 odalı şehrin en lüks oteli, kusursuz hizmet verilmesiyle bu onuru hak ediyor.

MEYDAN

Şehir merkezinde, Plein’e bitişik bu meydan: kafe ve restoranlar ile doludur. Meydandaki ilk binalar: 17. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmeye başlanmış ve meydan büyük şehir evleriyle çevrilmiştir.

Ancak, 19. yüzyıla gelinceye kadar meydanda birçok değişiklik yapıldığı görülüyor. Koloniler yönetiminde ve özellikle Hollanda’nın Doğu Hint Adalarına ait birçok bakanlık: 19. yüzyılın ikinci yarısında burada inşa edilmiştir.

Meydanın merkezinde göreceğiniz anıt, 1813 yılında yapılmıştır. Kaide üzerinde, yaklaşık 10 metre yükseklikteki anıt “bağımsızlık sembolü” dür. İlk Hollanda kralı olan I. William, bu anıt huzurunda Anayasaya bağlılık yemini etmiştir.

Evet, günümüzde, meydanın çevresinde Adalet Bakanlığının güzel binasını görebilirsiniz. Bina neo-rönesans döneminde inşa edilmiştir. Meydanın tüm batı tarafı ile lüks kulüpler, Yeni Edebiyat Derneği görülmektedir.

Yaz aylarında, meydandaki kafe ve restoranlar çok dolu oluyor ve meydanda büyük hareketlilik yaşanıyor.

PASSAGE

Passage: şehir merkezinde, 115 yıllık muhteşem bir kapalı alışveriş caddesidir. Yani: Hollanda’nın en eski alışveriş merkezi olarak bilinmektedir. Yapının kanatları, 1882 yılında neo-Rönesans tarzında inşa edilmiştir. 1928 yılında, son kanat ana yapıya ilave edilmiştir.

2007 yılında ise, kapsamlı bir restorasyon çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada: cepheler orijinal haline getirilmiş, mermer zemin restore edilmiştir. Evet, burada cam kubbe altında: üç kapalı alışveriş caddesi bulunuyor.

Burada özellikle; hediyelik eşyalar, tasarım ürünleri, kahve, çay ve yemek pişirme gereçleri bulup satın alabilirsiniz.

HOLLANDA CASİNO SCHEVENİNGEN

Yapı: 1994-1995 yılları arasında, mimar Pi de Brujin tarafından tasarlanarak yapılmıştır. Giriş, şeffaflık veren büyük bir pencere gibi vurgulanmıştır. Cephenin görüntüsü ilgi çekicidir. Yoldan geçen saydam şeritlerden binanın iç atmosferi görülebilmektedir. Özellikle akşamları, ışıklandırma ile binanın cephesi çok ilginç görülüyor.

SPUİPLEİN

Burası: Lahey şehrinin yeni merkezindeki ilk yapılardan birisidir, yani 1987 yılında yapılmıştır. Burada: Hollanda Dans Tiyatrosu ve Halk Kütüphanesi bulunmaktadır, yani bir kültürel merkez olarak işlev görür. Buranın hemen yanında bir kilise bulunuyor.

Kilise: 17. yüzyıldan kalma, ilk Hollanda Protestan kilisesi olarak önem kazanıyor. Yapılış tarihi olarak: 1649-1656 yılları arası belirtiliyor.

DELPH

Burası,  şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır. Lahey ile Rotterdam şehirleri arasındadır. Lahey şehrinin zenginleri: bu kasabadaki malikanelerinde oturuyorlar. Buranın 1100 yılında kurulduğu söyleniyor.

Ancak, günümüzden 300 yıl önce: Johannes Vermeer’in tuvaline yansıyan şehrin şirin görüntüsü, günümüzde de sürüyor. Şehrin en önemli özelliklerinden birisi: ürünlerini su yolu ile taşıyabilmek için Rotterdam şehrine kadar, 20 km. lik kanal inşa etmişlerdir.

“Delf Mavisi” denilen bir renkleri var ve bizdeki “Turkuaz” renk gibi “İznik çinisi” rengi gibidir. Ancak: bundan yapılan ürünlerin müthiş pahalı olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız. Delf Mavisi (Delfs Blauw) porselenleri, satın almasanız da mutlaka görülmesi gereken güzellikler olarak önem kazanıyor.

Öte yandan, İstanbul-Topkapı Müzesinde de: Harem Dairesinde Hünkar Mahfilinde, bunların örneklerini görmek mümkündür. Çin porselenlerin kopyalarıyla başlayıp, kendi üsluplarını geliştirmişlerdir. Evet, burada nereler gezilmeli görülmelidir.

NİEUWE KERK-YENİ KİLİSE

Bu Protestan kilisesi, şehrin ana meydanındadır. Hollanda kraliyet ailesinin fertlerinin mezarları burada bulunmaktadır. En son olarak 2004 yılında Prens Bernhard buraya gömülmüştür. İlk olarak ise, 1584 yılında Prens William burada gömülmüştür.

Kilise 1656 yılında yapılmıştır. Lahey şehri merkezindeki en eski anıtlardan birisidir. 1900 yılı civarında, çevresindeki kanallar dolana kadar bir ada da duruyordu. Kilisenin dini işlevi 1970’li yıllarda bitti. Daha sonra iş ve kültürel etkinlikler ve konserlerin düzenlendiği bir yer haline dönüştürüldü.

Yapı: mimari özellikleri nedeniyle UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Hatta dünyanın korunması gereken ilk 100 eseri listesindedir.

Aynı listede, ülkemizde Ankara şehrinde Justinyen Tapınağı da bulunmaktadır. Ancak bir farklı, Justinyen tapınağı 2000 yıllıktır.

Evet, günümüzde yapı; 108.75 metrelik kulesiyle de ilgi çekiyor ve bu kuleye çıkıp çevrenin manzarasını izlemek mümkündür.

Kule: Hollanda’nın en yüksek ikinci kulesidir. Günümüzde Lahey Filarmoni Orkestrası burada konserler vermektedir. Kilisede düzenlenen etkinliklerin biletleri ise, hemen karşısındaki Dr Anton Philips Hall’de satılmaktadır.

ESKİ KİLİSE

Eski kilise, 1246 yılında inşa edilmiştir. Yakın geçmişte restore edilen kilise içinde, 1548 yılı yapımı oymalı minber ve 27 vitray penceresi ilgi çekmektedir. Hollandalı deniz kahramanları Piet Hein ve Maerten Tromp: burada gömülüdürler.

Hollanda Rotterdam

Hollanda Rotterdam

Şehir: Hollanda’nın güneybatısında bulunur. Amsterdam şehrinden sonra nüfus olarak Hollanda’nın ikinci büyük şehridir. Ama, yüzölçümü olarak Amsterdam’dan büyüktür. 2011 yılı sayımlarına göre, şehrin nüfusu: 610 bin kişidir.

Burası: Avrupa’nın en büyük limanlarından birisidir. Liman bölgesinin uzunluğu 37 km. dir. Buranın limanı, Singapur’dan sonra dünyanın en büyük ikinci limanıdır. Hollanda ülkesinde, deniz seviyesinin altındaki şehirlerin isimleri “dam” kelimesi ile bitmektedir. Yani: burası da deniz seviyesinin altındadır.

Bu yüzden: denizden, setlerle korunmaktadır. Hatta: Hollanda Devleti: suya karşı yaptığı bu mücadele için, bütün ailelerden fert başına vergi alıyormuş. Ancak: küresel ısınma bu şekilde devam ederse, gelecekte Hollanda diye bir ülkenin kalmayacağı gerçeği de bir kenarda duruyor.

Ayrıca: şehir lüks alışveriş yerleri, moda ve sanatçılara uygun yapısı ve gece eğlence yaşamı ile dikkat çeker.

Şehir: Avrupa’daki pek çok şehre göre nispeten ucuzdur. Hatta: Amsterdam şehrinden bile ucuz olduğu söylenebilir. Öte yandan; memur ve öğrenci şehridir, yeteri kadar gelişmiş, ancak tenhadır.

Yani: bu yeşil şehrin her yeri hiçbir zaman tam anlamıyla kalabalık olmaz. Şehir merkezi olarak, Amsterdam ile kıyaslandığında: şehir merkezinin daha geniş olduğu ancak yine de birkaç saat içinde tamamen gezilebilecek boyutta olduğu ortadadır.

Amsterdam şehrinin onda biri olmasına rağmen, Amsterdam şehri kadar ilgi ve turist çeker. Yine de, Amsterdam eğlence şehri iken, burası çalışma ve iş şehri, emekli şehri olarak bilinir.

Ayrıca: II. Dünya savaşı sonrası eserlerin hakim olduğu ilginç mimari ilgi çeker. II. Dünya savaşında, Almanlar şehri bombalayarak dümdüz etmişler ve savaşın ardından şehir değişik mimari stiller kullanılarak yeniden inşa edilmiştir.

Ama sonuçta: uçuk kaçık, manasız ve hatta muhteşem güzellikte mimari yapılar ortaya çıkmıştır.

Bisiklet denilen ce, malum Hollanda ülkesinde muhteşem bir bisiklet yoğunluğu var.

Ama: yürüyüş yaparken pat diye önünüze birden bisiklet çıkabiliyor. Bundan kurtulmak için kırmızı ile ayrılmış bisiklet yollarına dikkat etmenizi öneririm.

Ayrıca: eğer bisiklet kiralayacaksanız, mutlaka kilit tertibatını da almalısınız, çünkü muhteşem bisiklet hırsızlığı var. Bisikletlerin park edildiği yerde o kadar çok bisiklet oluyor ki, çoğu kez size ait olan bisikleti bile bulmakta zorluk çekebiliyorsunuz.

Evet, şehirde bisiklet kiralamak isterseniz: hemen tren istasyonunun yanında, günlük 8 Euro ödeyerek bisiklet kiralayabilirsiniz, ancak 100 euro nakit depozito istenildiğini de unutmanız gerekir.

TARİHİ

Küçük bir balıkçı kasabası olarak kurulan şehir 1250 yılında kurulmuş ve ismini “rotte” isimli küçük bir nehirden almaktadır. 1300’lü yılların ortalarına gelindiğinde ise, şehir liman ile birlikte büyümeye ve gelişmeye başlamıştır.

17. yüzyılda, 20.000 kişi nüfus barındıran şehir, bu hızlı gelişimin ardından, 19. yüzyıl başında 100 000 kişilik nüfusa ulaşır.

1870 yılına gelindiğinde: şehri ikiye bölen “Mass nehri” üzerinden, Almanya’ya bir su yolu açılır ve bunun sonucunda: nehir üzerinden ticaret bağlantısı kurulur.

Tüm bunlar yani gelişme sürerken: Alman güçleri tarafından işgal edilmeye çalışılan Hollanda’nın bir gün içinde ele geçirilmesi düşünülürken, ortaya çıkan direniş nedeniyle, direnişin kırılması ve silah bırakılmasını sağlamak amacıyla: şehir, 14 Mayıs 1940 tarihinde, Almanlar tarafından bombalanır.

2 saatlik bombalama sonucunda, şehirde 1000 kişi ölür ve 80 bin kişi evsiz kalır. 24 bin ev ve birçok yapı tamamen yok olur.

Savaşın ardından, 1945 yılında şehir yenilenmeye başlanır. 1960 yılına gelindiğinde, dünyanın en büyük limanının burada bulunması nedeniyle, şehrin nüfusu da hızla artar. 1968 yılında ilk metro yapılır.

ULAŞIM

Amsterdam “Schiphol Airport” havaalanı: Rotterdam şehrinden 65 km. uzaklıktadır. Havaalanından her 15 dakikada bir Rotterdam şehrine tren kalkar. Amsterdam-Rotterdam arasındaki bu tren yolculuğu: gidiş-dönüş 15 Euro ücret ödeyerek yapılabilir.

Sonuç olarak: Rotterdam şehrine uçakla ulaşım mümkün değildir. İstanbul-Amsterdam arasındaki uçuş süresi ise, 3.5 saattir.

İKLİM

Rotterdam: her ne kadar yazın güzel olsa da, kışın bu şehirde gezmek pek mümkün olmaz. Soğuk ve rüzgar o kadar etkilidir ki: yüzünüz donar.

Bu şehri ziyaret etmek için: tercih etmeniz gereken tarihler: Nisan-Mayıs-Haziran-Eylül aylarıdır. Genel olarak: yazlar ılık ve nemli, kışlar ise soğuk geçer.

İNSANLAR

Şehirde, Amsterdam şehrine nazaran daha çok göçmen ve işçi sınıfı bulunmaktadır. Nüfusun % 50’si yabancıdır. Hollanda ülkesinde, Türk nüfusun en yoğun yaşadığı bölgedir. Türkler, şehirde doğuda “Zuid” denilen bölgede yaşarlar.

Bunun dışındaki göçmenlerin yoğunluğu: Kuzey Afrikalı ve Polonyalı insanlardır. Şehrin 600 bin kişilik nüfusu için ayrıntılı istatistik rakamlarına bakılınca: 320 bin Hollandalı, 52 bin Surinamlı, 45 bin Türk, 36 bin Faslı, 19 bin Hollanda Antileri vatandaşı ve 66 bin diğer gelişmemiş ülkeden gelen göçmenlerden oluşmaktadır.

Söylenenlere göre, şehirde 170’den fazla milletten insan yaşamaktadır ve bunlar şehre etnik zenginlik vermektedirler.

DİL

Ülkede resmi dil “Flemenkçe” olmasına rağmen, sokaktaki herkes İngilizce bilir ve konuşur. Zaten, cadde ve sokaklarda görebileceğiniz birçok kişi üniversite öğrencisidir.

ALIŞVERİŞ

Rotterdam şehrinde: haftanın yedi günü açık olan herkes için bir şeyler bulunan mağazalar, dükkanlar bulmak mümkündür.

Şehrin en önemli hediyelik eşya tarzı: şehrin futbol takımı olan “Feyenoord” üzerine kurulmuştur ve bu futbol takımının armasını taşıyan birçok hediyelik eşya bulup satın alabilirsiniz.

Şehirdeki belli başlı alışveriş merkezleri şunlardır:

Primark:
Tren veya metro ile “Alexander” denen yere gidiyorsunuz ve istasyondan çıktığınızda, Alexandrium alışveriş merkezini görebilirsiniz. Oraya girip “Primark” denen alışveriş merkezini görebilirsiniz.

Beurstraverse:
Bu caddede ağırlıklı olarak ünlü markaların, büyük zincir mağazalarını bulabilirsiniz. Caddede: havuzlar var ve gayet güzel bir yer olarak önem kazanıyor.

New Market& Pannekoessraat:
Burada: stil ve özel tasarım mağazaları bulunuyor.

Witte de:
Burada: birçok galeri, kafe ve moda tutkunları için moda mağazaları bulunuyor. Bu sokakta, ayrıca: sanatsal ve kültürel etkinlikler de görülüyor.

Think:
Son trentleri tespit etmek istiyorsanız, burayı ziyaret etmeniz gerekiyor. Burada: ilginç tipler için birçok konsept mağaza ve markalar bulunuyor.

Oldebarnevelstraat ve Kruiskade Of:
Bu küçük mahalle: Rotterdam şehrinin moda bölgesi olarak biliniyor.

Plaza Rotterdam:
Şehrin kalbindeki bu alışveriş merkezinde sayısız mağazalar ve kafeler bulunuyor.

Venedik Pasajı-Stokvis Su 12:
Venedik atmosferini tadabileceğiniz bu bölgede: moda butikleri ve ayakkabı satan birçok pasaj bulabilirsiniz.

Arı Kovanı-Coolsingel 105:
Burada: moda, kozmetik, aksesuar ve yaşamın diğer alanlarında kullanılacak ürünlerin satıldığı birçok mağaza bulabilirsiniz.

Alexandrium-Kısa Poolsterstraat:
Burada, 140’dan fazla mağaza bulunuyor. Pahalı takılar, hediyelik eşyalar, takım elbiseler ve tüm bunları satın alabileceğiniz küçük ve seçkin mağazalar bulabilirsiniz.

La Bourse-Borsa Traverse 186:
Yağmurlu ve soğuk bir günde: burayı ziyaret edebilirsiniz ve burada: çeşitli mağazalar, pasajlar bulunuyor.

Zuidplein 420:
Şehrin güneyinde bulunan bu alanda, 150’den fazla mağaza ve restoran bulunuyor. Burası, Hollanda’nın en büyük alışveriş merkezlerinin başında gelmektedir.

NE YENİR

Şehri ziyaret ettiğinizde, burada her köşe başında satılan patates kızartması tadabilirsiniz. Bunun yanında: Hollanda peyniri ve Wafel bulunur. Şehrin birçok yerinde: taze deniz ürünleri satılan küçük lokantalar da bulabilirsiniz.

Şehrin birçok yerinde: Hollanda’ya özgü bütün halinde bekletilmiş çiğ balık tezgahları görebilirsiniz. Bu çiğ balıklar, bütün halinde hop diye yutuluyor.

Ayrıca: şehir tam bir göçmen şehri olduğundan, birçok kültüre ait restoranları ve yemek kültürünü de bulabilirsiniz ki, özellikle “döner” ve “dönerciler” bu şehirde oldukça yaygındır.

Yemek için birkaç yer önermek gerekirse

Z&m Delicatessen olabilir. Burası: içinde yemek okulu bulunan bir mekandır. Şehre gelen gezginler, buraya mutlaka uğramaktadırlar. Serviste sunulan ürünler, tamamen doğal olmasıyla tanınıyor. Mekanın zengin şarap menüsü de ilgi çekiyor.

Parkheuvel: Burası: dev pencerelerinden “Maas Nehri” nin manzarasının izlenebildiği bir yer olarak önem kazanıyor. Manzara yanında, mekan ilk Hollandalı aşçı olan Helder’in yarattığı zengin menü ile de tanınıyor.

GECE HAYATI

Şehirde, gece hayatı, eğlenmek isteyenlere birçok seçenek sunabilmektedir. Yine de gece hayatı çok kısıtlı denebilir.

Popüler gece kulüpleri arasında en öne çıkanı: “Off-Corso” dur. Eski bir sinemada bulunan bu mekan: tekno müzik alanında üst düzeydedir.

Burası, zaten Avrupa’nın en büyük diskolarından birisi olarak bilinir. Buranın değişik gecelerde yaptığı değişik organizasyonlar ilgi çekmektedir.

Latin müziği tercih ederseniz, bu kez “La Luna” ve “El Cantinero” düşünülebilir. Dediğim gibi, tekno müzik burada bir tutkudur.

Coffeshoplar: ya Türkler ya da zenciler tarafından işletiliyor. Zaten: müşterileri de bu yöndedir.

Evet: barlarda eğlenmeyi düşünürseniz: “Beurs” arka sokaklarında yan yana sıralanmış barları düşünebilirsiniz.

Perşembe akşamları “students night” yani “öğrenci gecesi” dir ve birçok yere giriş ücreti ödemeden girmek şansı bulabilirsiniz.

Hatta: bir şişe birayı 1 Euro gibi düşük bir ücretle içebilirsiniz. Söylediğim gibi, özellikle Erasmus için buraya gidecek öğrenciler: zamanla şehirdeki öğrenci akşamı uygulaması yapan barları öğrenebilirler ve buralarda ucuz rakamlarla eğlenebilirler.

Kumar meraklıları: Hollanda Casino’yu düşünebilirler.

“Cafe de Witte”: Lonely Planet tarafından “Dünyanın en iyi barı” olarak seçilmiştir.
Son olarak: şehirde “Red Light” bölgesi varmı diye düşünenler için, hayır yoktur.

Rotterdam şehrinde belirli bir kırmızı ışık bölgesi yok, ancak çeşitli kulüpler ve özel evler (privehuizen) bulunmaktadır.

Eski Tippelzone, Keilewag: 2005 yılında kapatılmıştır.

UYUŞTURUCU

Hollanda’nın diğer şehirlerinde olduğu gibi, burada da: hafif esrar kullanımı serbesttir. Coffe shoplar da; ucuz ve esrarlı sigaralar bulmak mümkündür.

Ancak, bu mekanlar, Amsterdam şehrinde olduğu gibi, şehir merkezinde değil, şehir dışında konuşlanmıştır.

Çünkü: Rotterdam şehrine gelenler, buralara pek rağbet etmiyorlar, çünkü şehir dışındaki bu mekanları bulmakta zorlanıyorlar.

Bu mekanlar, genellikle Rotterdamlılar tarafından kullanılıyor ve gençlerden 70 yaşındaki yaşlılara kadar bu mekanlarda, uyuşturucu kullananları görmek mümkündür.

Buralarda, mekan önlerinde, özellikle akşam saatlerinde, ağır uyuşturucu satanların da bulunduğunu unutmamak gerekir.

ÜNİVERSİTELER

Şehirde: en büyüğü “Erasmus Üniversitesi” olmak üzere, üç dört tane üniversite bulunmaktadır.

Hollanda Rotterdam Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

CUBE HOUSES-KÜP-ZAR EVLER

Kütüphaneden dümdüz devam edince, Overblaak caddesi üzerinde bulunan “küp evler” in bulunduğu yere gelebilirsiniz. Blaak Metro İstasyonunun hemen yanındadırlar.

Bunlar: dünyanın en garip 50 binası içinde değerlendirilmektedir. Bu evler: 80’lerin başlarında Piet Blom tarafından: şehrin çatısında yaşamak konseptiyle, 45 derece açılı olarak dizayn edilerek inşa edilmiştir.

Mimar Blom; büyük bir şehir içinde bir köy geliştirmek istemiştir ve çeşitli farklı fonksiyonları bulunan bu yapıları yapmıştır.

Dışarıdan çok ilginç olsa da, içine girildiğinde yaşamanın zor olduğunu düşündüren mimari stildir. Çünkü: 100 metre karelik her ev: garip yapısı nedeniyle, bu kadar bir yaşam alanı sunmaz, her yeri köşeli ve üçgen olması nedeniyle hayli eğlenceli görülse de, dediğim gibi, yaşayanlar için pek cazip değildir.

Evlerde: bir kısım ev üniversite binası olarak, bir kısmı ise ailelerin yaşaması için kullanılıyor. Öte yandan: Hollandalılar için bu evlerde yaşamak prestij olarak değerlendiriliyormuş.

Küp evlere giriş ücreti 10 Euro’dur. Kubus (Museum House) denilen ev: küp şeklindeki evlerin alışılmadık ve tam donanımlı bir gösteri evi olarak kullanılmaktadır. İçi: ziyaretçilere, o eğimli duvarlar ile bir küp evde yaşamın nasıl mümkün olduğunu göstermek için düzenlenmiştir.

BOİJMANS VAN BEUNİNGEN MÜZESİ

Burada: 140 binden fazla eser bulunan geniş bir koleksiyon bulunmaktadır. Bu koleksiyon içinde: antik ve modern sanat eserleri ve tasarımlar bulunmaktadır.

Ancak, bu müzede en ilgi çeken eserler: Rembrandt, Van Gogh, Magritte, Dali, Kokoschka, Leonardo da Vinci, Cornell ve Rubens’e aittir.

Özellikle: Oskar Kokoschka ve Van Eyck gibi sanatçıların eserleri ilgi çekiyor. Ayrıca: Rembrant’ın 1655 yılı yapımı “Kürsüde Titus”, Claude Monet’in 1882 yılı yapımı “Varengeville ile douaniers Hut”, Salvador Dali’nin 1938 yılı yapımı “Afrika İzlenimleri”.

Çizimler ve resimlerden oluşan koleksiyon: dünyanın en önemli koleksiyonlarından birisi olarak kabul edilmektedir.Evet, yıllık 300 bin ziyaretçi çeken müzeyi sizin de gezmenizi öneririm.

Hollanda Rotterdam KUNSTHAL ROTTERDAM MÜZESİ
Hollanda Rotterdam KUNSTHAL ROTTERDAM MÜZESİ

KUNSTHAL ROTTERDAM MÜZESİ

Şehirde, görmenizi önereceğim en önemli müzedir.

Burada, her yıl 25 yeni sergi düzenlenmektedir. Müze binası: diğer birçok müze binası gibi, başlı başına bir mimari şahaserdir. Mimar Rem Koolhaas tarafından tasarlanan bina: 3300 metre karelik bir alanı kapsamaktadır.

Bina, başlı başına bir sanat eseridir. Müzenin koleksiyonunda ise: eski ve modern sanat eserleri bulunmaktadır.

ERASMUS KÖPRÜSÜ

Köprü: mimar Ben van Erkel tarafından tasarlanmış ve 1996 yılında Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından açılmıştır.

Köprü: “Kop van zuid” bölgesini, merkeze bağlar ama öte yandan, şehrin ilk köprüsü değildir. Ama şehrin sembollerinden biri olmuştur. Şehirde satılan birçok hediyelik eşya üzerinde, köprünün resmi bulunmaktadır. Yani bir anlamda, şehrin logosu haline gelmiştir.

Adını: 1465-1525 yılları arasında yaşamış, Rönesans ile birlikte ortaya çıkan “Hümanizm” akımının öncülerinden yazar Erasmus’tan almaktadır. Erasmus: Rotterdam’lılar için çok önemlidir ve bu yüzden şehirdeki birçok yere (köprü, hastane, üniversite gibi) onun adını vermişlerdir.

Tek direkli olması nedeniyle, Rotterdam’lıların buraya “Swan” yani “Kuğu” dediği köprünün toplam uzunluğu 802 metredir.

Yani, dünyanın en uzun asma köprüsüdür. Aynı zamanda Hollanda’nın en uzun köprüsüdür.

Çelikten yapılmış göz alıcı ve asimetrik Pilon (direk) yüksekliği ise: 139 metredir.

Çelik köprü: güverte kısa tarafına pilon tarafına 8 ve uzun tarafına bağlı 43 kablo ile dengelenmiştir.

Köprü üzerinde: iki kaldırım, iki bisiklet yolu, iki araç yolu ve tramvay rayları bulunmaktadır. Köprü güvertesinin altında ise: bir dükkan (hediyelik eşyalar satılmaktadır), bir restoran, bir bar ve Erasmus otoparkı bulunmaktadır.

Köprünün güney ucunda: gemilerin geçmesine izin vermek için 89 metre uzunluğunda baskül köprü bulunmaktadır. Bu baskül köprü: dünyada türünün en büyük panelini içermektedir.

Köprüyü geçtiğinizde ise: II. Dünya Savaşında: Alman bombardımanından kurtulan üç binadan biri olan ve üzerinde saat bulunan iki yeşil kulesiyle göze batan New York oteli görülmektedir.
Özellikle: akşam saatlerinde bu köprü, bir başka güzel oluyor.

Evet: Erasmus köprüsünü arkanıza alarak, mutlaka fotoğraf çektirmelisiniz, çünkü şehre gelenler için bu bir gelenektir. Köprünün bir diğer özel tarafı: köprüye doğru yürürken yerlere dikkatli bakınız. Çünkü: birçok ünlü şahsın ayak ve el izleri: betona gömülmüş olarak görülebilir.

Köprüde: bazı Hollywood filmleri, Red Bul Air Yarışları, dans etkinlikleri ve 2010 yılı Tour de France yarışlarının başlangıcı düzenlenmiştir. Rotterdam maratonu da buradan başlar.
Evet, özellikle bu köprüyü bisikletle geçmenizi öneririm.

HOTEL NEW YORK

Burası: 1880 yılından itibaren Amerika-Hollanda Deniz Yollarının merkez ofisi olarak inşa edilmiştir. En büyük özelliği, 1940 yılındaki Alman bombardımanında, bölgede sağlam kalabilen üç binadan biri olmasıdır.

Üzerinde saat bulunan iki yeşil kulesi göze çarpar. Bölgedeki diğer gökdelen tarzı modern binaların arasında, tezat yaratan ilginç bir görünümü vardır.

5 Mayıs 1993 yılında ise orijinal dekoru kullanılarak 4 yıldızlı ve 72 odalı, 7 konferans suitli otele dönüştürülmüş ve tür ve Rotterdam şehrinin simgesi olarak değerlendirilir.

Otelin restoranı 350 kişi kapasitelidir. Ayrıca: Maas bölgesine bakan bir teras bulunmaktadır.

Evet: Amerika’dan gelen gemiler buranın yakınındaki limana yanaşırlarmış ve yeni dünyaya, yeni hayallerle gidecek insanlar yolculuklarına buradan başlarlarmış.

Evet, muhteşem bir liman ve şehir manzarasına sahip otelde konaklamasanız bile; otelin restoranı, barı, terası ve kitapçısını gezebilirsiniz.

Hatta: barında bir bira içebilir, restoranında deniz ürünlerinden oluşan bir menüyü, uygun fiyata tadabilirsiniz.

Bunların dışında: otelle, nehrin kuzey kıyısındaki eski liman arasında hareket eden hızlı deniz taksileri ve nostaljik ahşap teknelerle güzel bir gezi yapabilirsiniz.

Otelin hemen yakınlarında, ucu delikli beton anıt ise: denizlerde hayatını kaybeden Hollandalı denizcilerin onuruna yapılmıştır.

KRALİNGSE PLAS

Burası; Kralingen bölgesindeki 100 hektarlık bir alanı kaplayan göldür.
Göl çevresinde, su sporları dernekleri bulunuyor.

Bu göl çevresindeki minik kafelerde gayet güzel zaman geçirebilirsiniz. Bunlara giderseniz, mutlaka “taze nane” çayı içmelisiniz. Fas ülkesinde meşhur olan bu çayı, burada da gayet güzel yapıyorlar.

Göl çevresindeki alanda, gayet güzel yürüyüş te yapabilirsiniz. Amsterdamlıların bir çoğu: hava güzel olduğunda burada yoğunlaşıyorlar. Son bir not: Hollanda Pop Festivali burada yapılıyor.

MARİTİME MUSEUM ROTTERDAM

Dünyanın en büyük limanı bulunan şehirde, küçük bir denizcilik müzesi bulunuyor. Ama, bu müze, dünyanın en iyi deniz müzelerinden birisidir. Müze: 1874 yılında kurulmuştur ve Erasmus köprüsüne 5 dakikalık yürüyüş mesafesindedir.

Pazar günleri hariç, müze her gün saat: 10.00-17.00 arasında ziyaret edilebilmektedir. Giriş ücreti, yetişkinler için 7.5 Euro, çocuklar için 4 Eurodur.

Müzede: denizcilikle ilgili yüzlerce obje sergileniyor. Daimi koleksiyonda bulunanlar: büyük ölçüde sadece bağış ve özel kişiler, şirketler ve fonlardan mali destek sağlanarak elde edilmiştir. Bu objeler vasıtasıyla: ziyaretçiler, bugünü ve geleceği ve geçmişin denizcilik dünyasını anlayabilmektedirler.

Hatta: Rotterdam limanının tarihi hakkında bir film izlemek mümkündür. 1868 yılı yapımı bir donanma gemisi ise, özellikle çocuklar için eğlenceli bir eğitim programı sunuyor.
Evet: denizcilik müzesi, tüm ailecek gezebileceğiniz bir yerdir.

MAASTOREN

Kop van Zuid semtinde bulunan Maas kuleleri: 2006-2010 yılları arasında yapılmıştır ve şehrin en yüksek binasıdır ve şehrin silüetini etkiler. Ama, burası aynı zamanda Hollanda ve Benelüks ülkelerinin de en yüksek binasıdır.

Binanın yüksekliği 161.2 metredir ve diğer bina yaklaşık 100 metre daha düşüktür. Cephe alüminyumdur ve çatı cam kaplıdır. Binanın cephesi: değişik hava koşullarında, gri metalik farklı renkler alır.

Binanın hücre kule çatısı, ilaveten 25 metrelik bir yükseklik daha kazandırır. 44 katlıdır ve bu katlarda, ofisler, evler ve bir otopark bulunmaktadır. Otopark 633 araç kapasitelidir ve 2. ile 10. katlar arasındadır. Bodrum katında da 2 kat otopark olarak ayrılmıştır. Binanın en büyük özelliklerinden birisi de nehir suyu ile ısıtılıp soğutulmasıdır.

EUROMAST

Burası, Rotterdam şehrinin simge kulelerindendir. Paris şehrindeki Eiffel kulesi, Brüksel şehrindeki Atomium ve burada, Euromast. Otel: Hotel New Yort tarafından işletilmektedir.

Yapı: 1958-1960 yılları arasında: Dünya Bahçecilik Sergisi nedeniyle, Mimar Maaskant Floriade tarafından tasarlanmıştır. Evet, kulenin yüksekliği: 101 metredir.

Kulenin iç çapı: 9 metre ve duvar kalınlığı 30 cm. dir. Kulenin 96. metresinde bir restoran ve gözcü gözlem platformu bulunmaktadır.

Kule: 2010 yılında anıt eser olarak koruma altına alınmıştır.

Kulede: yüksek hızlı asansörler var, bunlara binerek kulenin seyir terasına çıkabilirsiniz ve buradan: Lahey ve hatta Antwert şehirlerini bile görebilirsiniz. Ayrıca, kulenin tepesinde muhteşem bir manzara eşliğinde yemek de yiyebilirsiniz.

Evet, şehri ziyaret edenlerin mutlaka bu kuleye çıkmalarını öneriyorum. Kuleye çıkış ücreti 2.5 Euro’dur.

Öte yandan: otelin tepesinde bulunan “Heaven” ve “Star” isimli süit daireler: eski yılların romantizmini yaşatmaktadır. Son bir not: heyecan arayanlar için: 100 metre yüksekliğindeki bu kuleye, asansörle çıkıp, bir ip yardımı ile tamamen bağımsız olarak aşağıya inebilirsiniz.

Evet, bu inişin süper heyecanlı olduğunu söylememe sanırım gerek kalmıyor. Saatte: 100 km. hızla, 15 saniyede, çapraz aşağıya uzanan kablolar yardımı ile aşağıya inebiliyorsunuz.

ROTTERDAM CİTY HALL

Rotterdam Belediye Binası: şehirdeki birkaç eski binadan bir tanesidir. Bina: 1914-1920 yılları arasında inşa edilmiştir.

Binanın temeli, 15 Temmuz 1915 tarihinde, Kraliçe Wilhelmina Stadhuisplein tarafından atılmıştır. Ancak: 1940 yılında, II. Dünya savaşında, olağanüstü büyük bir bombalamayı atlatmış, sağlam kalabilmiştir.

Yapı: ortasında ana giriş ile bir avlu çevresinde inşa edilmiş, simetrik bir tasarıma sahiptir. Avlu, küçük bir park gibidir ve yapının ortasındadır, buraya caddeden geçilebilmektedir.

Binanın çevresinde yürüyüş yaparsanız: çeşitli özel heykelleri görebilirsiniz. Özellikle: ana girişin iki yanındaki heykeller ilgi çekmektedir. Ana giriş kapısının üzerinde: “Şehirler Bakiresi” ve bunun üzerinde yaldızlı bronz bir heykel görülür.

Bu “Barış Meleği” heykelidir.

Evet, bu tarihi belediye binası, rehberli turlarla gezilebilmektedir. Binanın bulunduğu meydan: yani Belediye Meydanı, özellikle akşam saatlerinde popüler bir eğlence alanına dönmektedir.

SS ROTTERDAM

Bu: şimdiye kadar Hollanda ülkesinde toprak üzerinde inşa edilmiş en büyük yolcu gemisidir. Gemi: 1958-2000 yılları arasında faaliyetini sürdürmüştür. Rotterdam ve Amerika-New York arasında göçmen taşıma ve dünyada kruvaziyer yolcu taşıma için Holland-America Line (HAL) adına 40 yıl kullanılmıştır.

İlk olarak ise, 13 Eylül 1958 tarihinde, bir törenle, Kraliçe Juliana tarafından denize indirilmiş ve 1959 yaz aylarında ilk seferine çıkmıştır.

Rotterdam’da inşa edilen gemide, en iyi Hollandalı ustalar görev yapmıştır. 1969 yılında ise, gemi: Karaipler ve Alaska yolculukları için, bazı zengin Amerikalılar tarafından kullanılmış, hatta dünya turları düzenlenmiştir.

Gemi: 1997 yılında SS Rotterdam Premier Cruise tarafından satın alınmıştır. Ancak, bu şirketin ani bir finansal çöküşünün ardından, gemi: bir süre boşta kalmış ve daha sonra: onun Rotterdam limanına dönmesi ve bir turistik otel ve restoran olarak hizmet vermesine karar verilmiştir.

Bir revizyon projesi sonucu, gemi 2008 yılında Rotterdam limanına döner ve günümüzde bir müze gemi olarak ziyaret edilebilmektedir.

Gemiyi gezmek isterseniz: rehberli bir tura katılabilir ve nehir üzerinde bulunan gemide: kent silüetini izleyebilirsiniz.

Tur: her gün saat: 10.00-17.00 arasında yapılıyor ve yarım saat sürüyor. Ücretsiz olan bu ziyaretinizde; gemi içindeki eşsiz oteli ve restoranı görebilirsiniz. Ayrıca: makine odaları, yolcu güverteleri, kaptan odası ve kontrol köprüsü de görülebilir.

Hediyelik eşyaların satıldığı dükkandan ise, hatıra olarak bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.

Hollanda Rotterdam ROTTERDAM ZOO
Hollanda Rotterdam ROTTERDAM ZOO

ROTTERDAM ZOO

Burası, her yıl, yaklaşık 1.5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir ve bu nedenle, Hollanda’nın en popüler turistik yerlerinden birisidir.

Giriş ücreti; 3-12 yaş arası çocuklar için 16.5 Euro, 12 yaş ve üstü için 21 Eurodur. Her gün saat: 09.00-17.00 arasında açıktır.

Hayvanat bahçesinde: sayısız hayvan bulunmaktadır. Bunlar: bir goril adası, bir timsah nehri, bir yarasa mağarası, filler tropikal bir bahçede görülebilmektedirler. Kutup ayıları, hayvanat bahçesinin en etkileyici canlılarıdır.

Hayvanat bahçesinde, su dünyasında yaşayan canlılara ait bir bölüm de bulunuyor. Burada: köpekbalıkları, kaplumbağalar, deniz su samuru ve penguenler gibi deniz canlıları da bulunuyor. Bunlar: 22 metre uzunluğundaki bir tünelde izlenebiliyorlar.

SPİDO HARBOUR TOURS ROTTERDAM

Özel dizaynlı ve ultramodern bu tekneler ile: limanda tur yapılıyor. Turlar, yaklaşık 75 dakika sürüyor ve tekneler: Erasmus köprüsü dibinden hareket ediyor. Bir de 2.5 saat süren uzun tur bulunuyor. Bu uzun tura katılırsanız: uluslar arası liman aksiyonlarını, boru katmanlarını, gemi inşa ve gemi tamir şirketlerini de görebilirsiniz.

Tur sırasında: yoğun liman trafiği ve bazı büyük gemileri görebilirsiniz. Ayrıca, yine şehrin birçok özel mimari yapısını uzaktan görme şansınız olacaktır.

Evet, dünyanın en büyük limanlarından birisi olan Rotterdam limanını gezmek isterseniz bu tura katılabilirsiniz.

Rotterdam Merkez istasyonuna 5 dakikalık yürüme mesafesindedir. Özel araç ile giderseniz hemen yakınında otopark bulunuyor.

Burası: Avrupa’nın kapalı alandaki en büyük minyatür noktalarından birisidir. Her şey hareket halinde gibi görülür. Burada: 27 binden fazla sakini: gündüzün uyanıyor ve bölge hareketleniyor. Akşam olduğunda ise: ( gündüz ile akşam arasında 24 dakika vardır) karanlıkta parıldayan ışıklar, geceyi aydınlatıyor.

DELFSHAVEN

Burası şehir merkezinde birçok tarihi bina bulunan, küçük bir liman alanıdır. Burası da, II. Dünya savaşındaki bombalamadan tesadüfen sağlam kurtulmuştur. Mahalle: restoranları, kafeleri, galerileri ve mimari anıtları ile mutlaka gezilmesi gereken bir yer olarak önem kazanmaktadır.

Burada görebilecekleriniz: 18. yüzyıl bir savaş gemisi kopyası olan “Delf” görülebilir. Limana bakan bir un değirmeni olan ”Distilleerketel” ilgi çekmektedir.
Evet: II. Dünya savaşında bombalanmadan önce, Rotterdam şehrinin nasıl olduğunu merak ediyorsanız, burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

VAN NELLE DESİGN FACTORY

Van Nelle isimli bu fabrika: 1931-1990 yılları arasında faaliyetini sürdürmüştür ve burada: kahve, çay ve tütün işlenmiş, üretilmiştir.

Zaten, 1931 yılında, bu fabrika kapılarını açtığında, dönemin en yenilikçi ve modern fabrikalarından birisi olarak dikkati çekmiştir. Bunun yanında: fabrikanın tasarımı da ilgi çekmektedir. Tasarımda ağırlıklı olarak cam ve çelik kullanılmıştır.

Işık, hava ve uzay kavramları: mimarlar Brinkman ve Van der Vlught tarafından tasarlanmıştır. 1998 yılından bu yana: fabrika, ofisleri, mekanları ve birçok etkinlik evleriyle ziyarete açıktır ve rehberli turlara katılarak burayı gezmek mümkündür.

Öte yandan, burası Hollanda Devleti tarafından “Ulusal Korunan Anıt” olarak koruma altına alınmıştır.

WİLLİAMS BRUG- KÖPRÜ

Maas nehri üzerinde, toplam açıklığı 318 metre olan köprü: parlak kırmızı renktedir ve Rotterdam şehrinin kuzey ve güney kısımlarını birbirine bağlamaktadır.

Köprü: 1878 yılında ilk kez yapılmış olmasına rağmen, 1981 yılında tamamen yenilenmiş ve bugünkü görünümünü kazanmıştır.

Köprü: mimar William A. Tarafından tasarlanmıştır. II. Dünya savaşındaki Alman bombardımanından kurtulan nadir yapılardan birisidir. Söylenenlere göre: bir zamanlar bu köprüde bir asansör tertibatı varmış.

Köprü üzerinden geçecek tren köprüye geldiğinde: bir asansör mekanizması ile vagonlar yukarıya çıkarılıyormuş ve yukarıdaki raylar üzerinden köprüyü geçiyorlarmış.

Ancak, bir an, asansör mekanizması kilitlenmiş ve tren vagonları kilitlenen asansör mekanizması üzerinden, nehre uçmuş ve birçok kişi ölmüş, bunun üzerine Hollandalılar, köprüden tren geçişini yasaklamışlar ve tren günümüzde, köprünün altında, nehrin altından açılan bir tünelden geçiyormuş.

ST LAURENS KİLİSESİ

II. Dünya savaşındaki bombalamanın ardından, bombalamadan etkilenmeden ayakta kalarak günümüze ulaşan tek kilisedir. Kilise: 1449-1525 yılları arasında yapılmış, ortaçağdan kalma bir yapıdır. Fakat: 1969 yılında, yeniden inşa edilmiştir.

Kilise günümüzde hala aktif kilise olarak kullanılmaktadır. Ayrıca: büyük kutlamalar ve büyük toplantılar da burada düzenlenir. 2010 yılından sonra ise, burada Rotterdam tarihi ve kilise üzerine, kalıcı bir sergi bulunmaktadır.

Kilisenin önündeki “Blaak” meydanı ise, uzunca ve bomboş bir alan olarak dikkat çekiyor, ancak hafta sonlarında burada ikinci el yani bit pazarı kuruluyor.