Rize’nin deniz kıyısında bulunmayan bir ilçesi. Ama: aynı zamanda: turizmin çok öne çıktığı bir ilçedir. Fırtına deresinin kıyısındaki bu küçücük yer: özellikle Ayder yaylası ile ünlüdür. İlçe merkezinde, derenin kıyısına teraslar yapılmıştır, teraslarda Fırtına deresinin manzarası izlenebiliyor.
Rize Çamlıhemşin
ULAŞIM
Çamlıhemşin, Rize’nin doğusunda. Pazar’ı geçip, Ardeşen’e varmadan ve deniz kıyısında bulunmayan bir ilçe. Kıyı yolundan, sapaktan dönünce 21 km. içeride.
Rize-Çamlıhemşin arası uzaklık: 65 km.
TARİHİ
Yöre: 1071 yılında, Malazgirt Savaşından sonra, Alpaslan tarafından, Selçuklu topraklarına dahil edilmiş. 1072 yılında, Alpaslan savaş sonrasında, bölgeye 70 bin yaylacı ve göçer Türk yerleştirir.
Daha sonra: 1184 yılında, bölgede kurulan Trabzon Pontus İmparatorluğu sınırları içinde kalan Hemşin bölge halkı, arazinin dağlık olmasından dolayı, Pontusluların işgalinden etkilenmezler. Türk kimlik ve gelenekleriyle, yaşamlarını, günümüze dek sürdürürler.
Çamlıhemşin adını: İlçenin kuruluşundan sonra alır. Yukarı vice (Yukarı Çamlıca) ve Aşağı vice (Aşağı Çamlıca) mahalleleriyle, bazı köylerin birleşme noktası olan bu yerleşim yeri: “vice altı” olarak bilinmekteydi. Çamlıca: 1957 tarihinde İlçe yapılarak, Çamlıhemşin adını alır.
Yavuz Sultan Selim, Trabzon’dan hareketle, sahil gezisinde olduğu bir gün, Ardeşen girişinde, Fırtına Deresine dikkat çeker. Hızlı ve heybetli akan deresin sularında, işlenmiş ağaç ve karışık orman ürünlerinin su tarafından sürüklendiğini görür. Bunun üzerine: “Buranın ardı şen olmalı” der.
Gezi boyunca, Fırtına havzasında kimlerin, ne şekilde yaşadıklarını incelemek ve yönetimine bağlamak üzere, bir miktar kuvvet gönderir. Yöreye gelenler, buranın tabii güzelliklerini, çamlık ve yoğun ormanlıklarını görünce, Padişahın ilk teşhisini kanıtlarcasına,” hem de şen” diye söylenirler. Çamlıhemşin adının, bu şekilde oluştuğu söylenir.
Rize Çamlıhemşin
GENEL ÖZELLİKLERİ
Çamlıhemşin: Doğu Karadeniz bölgesinde, Rize ilinin ilçesidir. Denize sınırı yoktur. Denizden, kıyıya doğru, 22 km. lik kara yolu uzaklıktadır. Kıyıdan içeride, fırtına deresi vadisindedir. Vadinin: deniz tabanından yüksekliği: 300 metredir. Bazı mahallelerde ise, bu yükseklik 700 metreye kadar çıkar.
Yani: dağınık ve tepelik alanlardan oluşmaktadır. Düz alanlar, hemen hemen yok gibidir. Arazinin meyilli olması nedeniyle, ilçedeki akarsular, 70 km. lik bir uzaklıktan, 3000 metre rakımdan, sıfır rakıma düşmektedir. Bu nedenle, akarsuların muhteşem bir hızla aktığı görülür.
ORMANLAR:
İlçenin alanının: % 80 i ormanlarla kaplıdır.
DAĞLAR:
İlçenin, güneyi, doğu-batı doğrultusunda kavis çizen ve denize paralel, yükseklikleri: 2000-4000 metreyi bulan “Kaçkar Dağları” ile çevrilidir. Kaçkar Dağları üzerinde: birçok irili-ufaklı krater gölleri bulunmaktadır.
İKLİM:
Her mevsim yağışlıdır. Sıcaklık kışın, bir hayli düşer. Havadaki nem oranı ise, yüksek seyreder. Sıcaklık kışın eksi 7 dereceye kadar düşer.
KONUT SORUNU:
İlçenin en büyük sorunlarının başında, konut sorunu gelir.
EKONOMİK HAYAT:
İlçede: çay tarımı, hayvancılık ve orman işleri yapılmaktadır. Kültür balıkçılığı ve arıcılık da önemli uğraştır. Ayrıca, ilçede turizm faaliyetlerinden geçimini sağlayanların sayısı da hızla artmaktadır. Ayder Turizm bölgesi, 1200 yatak kapasitesine sahiptir.
NE YENİR:
Buraya has “Mısır Ekmeği” çok meşhur. Mısır ve mısır unundan yapılan bu ekmeği mutlaka tadın. Ayrıca: turşu kavurma, pazı dolması, kara lahana dolması, hamsili ekmek, hamsi çığırtması, hamsili pilav, hamsi köftesi, mıhlama, laz böreği, mutlaka tatmanızı önereceğim yiyeceklerdir.
Rize Çamlıhemşin Zil Kale
GEZİLECEK YERLER
ZİLKALE
İlçe merkezinin 15 km güneyinde, Fırtına deresinin batı yamaçlarında Avut dağı üzerine kurulmuştur. Kaçkar dağları Milli Parkı içindedir. Bölgenin en dikkate değer eserlerinden birisidir.
Kalenin üzerine inşa edildiği sarp kaya kütlesi, denizden 750 metre ve dere yatağından ise 100 metre yüksekliktedir. Savunma hendeği durumundaki Zil deresine, merdivenle inilir. Ahşap olan iç konstrüksiyon zamanla yok olmuştur.
Zilkale: Varoş kale, Pazar kalesi: ilk bakışta aynı elden çıkmış ve aynı amaçla yapılmış izlenimi vermektedir. Trabzon imparatorluğu döneminde ya bizzat Komnenoslar ya da İmparatorluğu bağlı yerli Lordlar (örneğin: Zilkale için Hemşin Lordu Arhakel) tarafından yaptırıldıkları tahmin edilmektedir. Çünkü bölgenin gerek ilk çağları ve gerekse orta çağları karanlıktır.
Evliya Çelebi: “kalenin alt ucu, tepelerin üzerinde başka kalelere ve eski bir kilise kalıntıları bulunan Fırtına Deresine kadar uzanır” diyerek gözlemlerini anlatırken, yazık ki kale tarihi hakkında bilgi vermemektedir.
Kalenin, hem yörenin ve hem de Bayburt’a ulaşımı sağlayan önemli bir kervan yolu üzerinde bulunduğu ve güvenliği sağlamak amacıyla yapıldığı düşünülüyor.
Osmanlı döneminde Zir Kale olup “Aşağı” anlamına gelmektedir. Kalenin ilk kez, Rize kalesiyle eş zamanlı olarak 5’nci yüzyılda ahşap bir yapıyla inşa edildiği tahmin edilmektedir. Taş temeli mevcut kale, 3’ncü yüzyılda yapılmış dış surlar, orta avlu ve dört katlı olan iç surlardan oluşur.
Bizans döneminde, Doğu yönünden gelebilecek tehlikelere karşı bir gözetleme kalesi olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde, ticari ve askeri açıdan önemli olan Doğu yolunun gözetlenmesi ve ticaret kervanlarının konaklaması amacına hizmet etmiştir.
Kale-i Bala, Ciha kalesi, Pazar Kız Kalesi ve Rize kalesinden oluşan 4 önemli haberleşme merkezi arasında kilit noktada yer almaktadır. Osmanlı döneminde kervanların konaklama ya da sığınma yeri olarak görev yaptığı tahmin edilmektedir. Osmanlı döneminde burada 30 asker barınıyormuş.
Kalede 1979 yılında bulunan 26 cm uzunluk ve 4.5 cm çapında, pirinç döküm 2 el topu: Trabzon müzesinde sergilenmektedir. Birbirinin aynı olan bu iki objenin ortak özelliği: pirinçten döküm olarak yapılmalarıdır. Gövde üzerinde, arkada ateşleme deliği bulunur. Ayrıca, toplardan birinin gövdesi ve namlusu üzerinde, 7 süs halkası vardır. Bu toplar: Osmanlı dönemine tarihlenmektedir.
Kale 3 bölümden oluşur. Bunlar: dış surlar, orta surlar ve iç kaledir. Dış kalenin kapısına: kuzeybatı yönünden bir patika ile ulaşılır. Kuzeydeki kapının taşları sökülmüştür. Bir teras yardımıyla, orta surlar seviyesine çıkılır. Buradan, ikinci bir kapıdan kalenin içine girilir.
Rize Çamlıhemşin Zil KaleRize Çamlıhemşin Zil Kale
Giriş kapısı
Ana yoldan, yaklaşık 54 metre uzaklıktadır. Giriş kapısı: 3.78 cm boy ve 1.75 cm genişliğe sahiptir. Kapı duvarlarının kalınlığı 1.70 cm dir. Kapının iç yanında, kapı arkası sürgü boşlukları bulunmaktadır. Ölçülerinden anlaşıldığı kadarıyla bu kapıdan: yüklü katırlar ve kervanlar giriş yapmış olmalıdır.
Depo:
4.60 x 2.70 m ölçülerinde ve tahminen 3 metre derinliğindeki boşluk, kapıdan geçen yük hayvanlarının ve değerli olmayan yüklerin emanet olarak bırakıldığı bir depo olarak kullanılmış olmalıdır.
Rize Çamlıhemşin Zil Kale Orta kale
Orta kale
Burada: 3 önemli yapı vardır. Bunlar: muhafız binası, şapel ve baş kuledir.
Muhafız Odası:
Doğu yönündeki kapıdan bir merdivenle girilen 12 x 6 m ölçülerindeki odanın içinde ikinci bir bölüm vardır.
Kaleye giren çıkan kişiler ve eşyalar burada bulunan memurlar tarafından kayıt altına alınmış olmalıdır.
Girişin karşısında bulunan çukur bölge, muhafız odasının deposu olarak kullanılmıştır. Odanın güney duvarının üst katında bir aydınlatma penceresi vardır. Kapı girişinin bulunduğu kuzey bölüm, 2 katlıdır ve ikinci katın yatakhane olarak kullanıldığı düşünülür. Odanın üstü tek çatı ile kapatılmıştır.
Şapel-İbadethane:
Doğu batı istikametinde 7.25 x 4.30 m ölçülerindedir. Kapısı doğu yönündedir. Üzerinde bir aydınlatma penceresi vardır. Osmanlı döneminde bu odanın ibadethane olarak kullanıldığı düşünülür.
Başkule:
İlk yapıldığında 4 katlıdır. (hatıl izlerinden anlaşılıyor)
Kulenin yüksekliği yaklaşık 22 m dir.
Kulenin doğu yönünde 4 tane gözetleme penceresi var.
Duvarlar üstünde, doğu yönünde kemerli pencereler var.
Diğer tarafta mazgal delikleri var.
Kuleye: avludan basamaklarla ulaşılıyor.
Kulede, şimdi mevcut olmayan bir ahşap merdivenle çıkılan, 4 tane gözetleme noktası ve kumandan için bir oda bulunuyormuş.
Evet bugün kulenin iç döşemeleri yok olmuştur.
Kulenin üstü, bir teras şeklindedir. Kalenin manzarasını terastan da izlemek mümkündür.
Duvarlar içindeki dikey uzanan boru yuvaları, belki de kapanmış sarnıçlara su akıtıyordu.
İç kale
Güneydeki duvarlarla çevrili alan iç kaledir. Burada, batı tarafta, dikdörtgen planlı bir burç bulunur.
Rize Çamlıhemşin
Sonuç
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, Zil Kale, Türkiye’nin en görkemli 13 kalesi arasında sayılmıştır. Dünya Doğayı Koruma Vakfı da Fırtına Vadisinde bulunan Zilkale’yi korunması gereken 200 ekolojik saha arasında ilk sırada göstermiştir.
Evet: Zilkale’yi gördüğünüzde: gayet yeni bir yapı olduğunu hemen hissedeceksiniz. Çünkü: yapılan restorasyonda, doğallığa pek dikkat edilmemiştir. Ancak, yine de bulunduğu konum itibarı ile, bütün çevreye hakim ve özellikle, hemen aşağısından geçen vadiye hakim konumu ile, büyük ilgi çekmektedir.
Bu yüzden: zamanın büyük bölümünde, yağmurlu, sisli ve nemli bu kaleyi mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Ancak: elbette yağmura ve kalenin taşlarının kaygan olmasına karşı tedbir almalısınız. Kalenin uzaktan görüntüsü ne kadar heybetli ise, kaleye girdiğinizde aşağıdaki vadinin görüntüsünün de o kadar heybetli ve muhteşem güzel olduğunu göreceksiniz.
Evet, Zilkale’ye mutlaka uğrayın. Kalenin içine girin ve bölümlerini gezin, pek tarihi özellik taşımasa da, inanın buradan izleyeceğiniz manzaranın etkisinde kalacaksınız. Kaleyi gezerken: gerek inip çıkmalar ve gerekse nemli ortam nedeniyle yorulduğunuzda ise: kalenin kapısının hemen yanındaki kafeteryada mutlaka bir mola verin ve bence “Laz böreği” tadına bakın. Kalenin girişinde, uçurumun kenarına kurulmuş Kaledibi Cafe ilginizi çekecektir.
Son bir not: bu kafeteryanın tuvaletinde asılı isim panosuna da dikkat edin, ilginç şeyler yazıyor.
Unutmayın, Zil Kale, her yıl yaklaşık 400 bin kişi tarafından ziyaret ediliyor.
Zil kaleden devam eden yolu takip ettiğinizde, Palovit Şelalesine varacaksınız. Kaçkar dağları Milli Parkı içindeki doğal güzelliklerden biri olan Palovit şelalesi, Rize ilindeki şelaleler içerisinde en yüksek debiye sahip olanıdır. Zil kale harabesini geçtikten sonraki yol ayırımında başlayan Palovit Vadisinin duraklarından biri olan heybetli şelale 15 metre yüksekliğindedir.
Doğa yürüyüşü yapan guruplar için, şelalede verilen molanın ardından yürüyüş Çinçiva köprüsünden devam eder.
Muhteşem güzel bir şelale, yeşillikler içinden akıyor. Bir köprü ile, uzunca bir merdiven inmeniz gerekiyor ki şelalenin düştüğü yere ulaşabilesiniz.
Bence bu yorgunluğa katlanın ve aşağıya inin, şelalenin düştüğü yer bir başka güzeldir. Ancak havanın nemli olması nedeniyle aşırı terleme riski elbette yorgunluğunuzu arttıracaktır.
KALE-İ BALA (YUKARI KALE)
İlçeye, 40 km. uzaklıkta, Hisarcık köyü sınırları içinde, Fırtına Deresinin kaynaklarına hakim bir noktada kurulmuştur. Kaynaklarda geçen bir diğer adı: Varoş kaledir.
Kalenin ana planı: dikdörtgendir. Doğu, güney ve kısmen kuzeyi sarp kayalıktır. Batı tarafı ise: eğimli bir arazi üzerine kurulmuştur. Giriş kapısı: kuzey batıdandır. Kesme ve moloz taştan yapılmıştır. 70 x 25 metre ölçülerindedir. Duvarların kalındığı: 50 cm. ile, 1.5 metre arasında değişmektedir.
Kalenin kurulduğu yer ve duvar işçiliği bakımından: Zil kale ile ilişkisi açıktır. Zil kale ile aynı tarihlerde yapıldığı düşünülmektedir. Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Kalenin duvarları oldukça harap bir durumdadır.
Rize Çamlıhemşin Çinçiva KöprüsüRize Çamlıhemşin Çinçiva KöprüsüRize Çamlıhemşin Çinçiva Köprüsü
ŞENYUVA KÖPRÜSÜ-ÇİNÇİVA KÖPRÜSÜ
Eski adıyla, Cinciva köprüsüdür. Bölgenin yaygın taş köprülerinden biridir. Tek bir kemerle, Fırtına Deresi geçilmiştir. Ayrıca: korkuluk duvarı tamir edilerek, üzerine demir bir kısım ilave edilmiştir. 1699 yılında yapıldığı, rivayet edilmektedir.
Bölgenin en eski köprülerinden biridir. Kitabesinin, 1946 yılındaki selde kaybolduğu söyleniyor. Batı ayağının menba yönünde, bir koruma duvarı bulunmaktadır. Kuzeybatı tarafında ise, eski bir mezarlık bulunmaktadır. Bu mezarlıkta sanat değeri yüksek eski mezar taşları bulunmaktadır. Hemen kara yolunun kenarında bulunan köprüyü önce uzaktan izlemenizi ve sonra köprünün üstünü yürüyerek geçmenizi öneririm. İlginç bir köprüdür.
KÖPRÜKÖY KÖPRÜSÜ
Fırtına deresi üzerinde kurulmuştur. Taş köprüdür. Köprünün batı ayağına, küçük bir tahliye kemeri ilave edilmiştir. Genişliği, korkulukla birlikte 2.90 metredir.
Tabliyesi iki yandan dik olan köprünün korkuluk duvarı, kısmen yıkılmıştır. Köprünün: 90-100 yıl önce, Türk ustalar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Korkuluk duvarı üzerindeki kitabesi silinmiştir.
AŞAĞI ÇAMLICA VE ÜLKÜKÖY KOÇ HEYKELLERİ
Aşağı Çamlıca köyündeki koç heykeli, Hacı Sırtı mevkiinde, çalılıklar içindedir. 1.50 m. boyunda, 60 cm. yüksekliğindedir. Mahalli, beyazımsı bir taştan yapılmıştır. Baş ve boyun kısımları detaylandırılmış, diğer kısımlar kaba olarak bırakılmıştır. Boyun uzun tutulmuş, baş kısmında boynuzlar volüt, gözler ise daire şeklinde sitilize edilmiştir.
Ülkü köydeki koç heykeli, üç parça halinde kırılmıştır. Geçtiğimiz yıllarda, Rize Müzesine götürülerek, envantere kaydedilmiştir. Yaklaşık olarak, 1.30 m. uzunluğunda, 45 cm. yüksekliğindedir. Bu heykelde de, boyun uzun tutulmuştur. Boynuz kıvrımları daha belirginleştirilmiş olup, ağız sivri bir şekilde son bulmaktadır.
At, koyun ve koç heykelleri, Orta Asya kaynaklıdır. İslam öncesi dönemlerde, Türkler tarafından mezar taşı olarak kullanılmışlardır. Bu gelenek, İslami dönemde de devam etmiştir. Bugün, Azerbaycan’da, Doğu Anadolu’da Karakoyunlu ve Akkoyunlu yerleşmelerinde birçok at, koyun ve koç heykelleri bulunmaktadır. Çamlıhemşin koç heykelleri de bu bakımdan önemlidir. Bölgenin tarihine ışık tutacak arkeolojik buluntulardır.
Rize Çamlıhemşin Fırtına Deresi ve Vadisi
FIRTINA DERESİ VE VADİSİ
Rize Çamlıhemşin Fırtına Deresi ve Vadisi
İlçe merkezinden geçer. Elevit Deresi ve Palovit Deresinin birleşimidir. Vadideki yıllık yağış miktarı: 2000 mm. nin üzerindedir. Yüksek kesimler, sürekli olarak sis altındadır. Fırtına deresi, Rize’nin Ardeşen ilçesinin yaklaşık 2 km batısında Karadeniz’e dökülür. Kaynaklara göre uzunluğu yaklaşık 57 km dir.
Fırtına vadisi ormanları, sahip oldukları flora bakımından: WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından, Avrupa’da acil korunması gereken 100 ormandan biri olarak ilan edilmiştir.
Fırtına vadisi: Kaçkar dağları ile birlikte, 537 odunsu bitki, 136 kuş, 30 memeli, 21 sürüngen ve 116 endemik bitki türüne ev sahipliği yapar. Fırtına, Hemşin ve Çağlayan Dereleri, her yıl Karadeniz’den iç kısımlara göç ederek yumurtadan çıktıkları yere yumurtlayan, deniz ala balıklarının da yuvasıdır.
Rafting:
Fırtına deresi rafting için son derece elverişli parkurlara sahiptir. Ortalama debisi 28.4 m saniye olan dere, özellikle Mayıs ayında dağlardaki karların erimesiyle debisi artar, rafting için en ideal dönemi oluşturur. Parkur uzunluğu yaklaşık 23 km dir.
Beyaz Köpüklenme:
İlginç bir doğa olayı olarak, yoğun yağışların ardından derede zaman zaman beyaz köpüklenme görülüyor. Bu dereye karışan yaprak, dal ve bitkisel organik kalıntıların suyla etkileşimi sonucu oluşan tamamen doğal bir süreçtir. Ekosisteme zarar vermez. Sadece görsel kirlilik izlenimi verir.
Sonuç:
Yakın zamana kadar; yöredeki dereler içinde el değmeden kalabilen tek akarsu olan Fırtına Deresi, başta hidroelektrik santraller olmak üzere, yol inşaatları, turizm ve çarpık gelişimin tehdidi altındadır. Özellikle, sayıları ve boyutları giderek artan taş ve kum ocakları, alüviyal akarsu ormanlarının hem akışı düzenleme, hem de alabalıklar ve diğer canlılar için yaşam alanı oluşturma işlevine büyük darbe vurmaktadır. Kıyıya yakın kesimdeki sahil ve bataklıklara, nehir ağzındaki bitki topluluklarına ve nadir habitatlara, büyük ölçüde zarar verilmiştir.
İlçenin, 19 km. güneydoğusunda, 1350 metre yüksekliktedir. Burası: sırtını Kaçkar dağlarına dayamış bir cennet gibidir. Önceleri, burada yayla evleri ve kaplıca vardı. İnsanlar, kaplıcanın şifalı sularından yararlanmak için buraya gelirlerdi. Zamanla gelen giden artınca: burası Bakanlar Kurulunun kararıyla 1987 yılında “Turizm Merkezi” ilan edilmiştir.
Bunun üzerine: bölgeye İl Özel İdaresi ve özel kuruluşlar tarafından: otel ve kaplıca tesisleri yapılmıştır. Konaklama tesisleri, yayla evi tipindedir. Tesislerde yaklaşık 700 kişilik yatak kapasitesi vardır. Yani: yayladaki yayla evleri: pansiyonlara ve ardından gelenlerin sayısının artmasıyla birlikte otellere çevrilmiştir.
Ayder yaylasını ziyaret ettiğinizde, asfalt yolda ilerlerken, hemen sağ yanınızda kaplıca tesislerini göreceksiniz.
Gelintülü Şelalesi:
Daha sonra: üst bölümlere doğru ilerleyin ve Gelin tülü şelalesini görün.
Bu şelale, tepelerden aşağıya akarken, aynen bir gelin tülü gibi, açılarak akmaktadır.
Şelale, 15 m yüksekten akmaktadır ve kaynağı Kavron deresidir. Rakımı 1320 m dir.
Kaçkar zirvesinden beslenen Kavron deresi ne müthiş bir ivmeyle düşen şelalenin ana kaynağı, yükseklerde eriyen kar kümeleridir.
Bazı kaynaklara göre yaklaşık 1500 metrelik dik bir akışla süzülüyor, ancak son kademede yaklaşık 15 metrelik bir düşüşle dereye katılıyor.
İsminin anlamı:
Bir efsaneye göre, şelalenin suları bir gelinin duvağını andırdığı için bu adı almıştır. Gerçekten de yukarıdan ince, beyaz bir tül gibi süzülerek aşağıya iner.
Şelaleyi gördükten sonra, yürüyerek yokuş aşağıya inebilirsiniz.
Bu asfalt yolun her iki kıyısı da, hediyelik eşya satış yerleri, restoran ve lokantalar ve pansiyon ve otellerle doldurulmuştur. Bunların hemen arkasında ise yemyeşil yükselen tepeler ve hatta genellikle bu tepelerin belli yüksekliklerinde beyaz sis bulutları göreceksiniz. Zaten, hava genellikle yağmurludur, ortam ise nemlidir. Buranın yani Ayder yaylasının en dikkat çeken özelliği ise, bu tabiat güzellikleri yanında, bolca Arap turist bulunmasıdır.
Arap turistler, iklim nedeniyle burayı yoğun olarak tercih ediyorlarmış. Hatta: hemen sol yanda bulunan, hafif bayırlık ve çimenlik sahada, yağmurun altında, çimenlerin üstüne oturarak piknik yapıyorlar. Yani, sanırım hayatlarında pek yağmur görmediklerinden, burada yağan yağmurun altında ıslanmayı pek sevmişe benziyorlar. Bu piknik işini büyüten, mangal yakan, bir şeyler yiyip, bir şeyler içenleri de görebilirsiniz.
Çoluk çocuk, çimenlerin üzerinde, yukarıdan aşağıya koşuyor, yuvarlanıyorlar. Hemen karşıda ise, yine yemyeşil tepeler ve sıra sıra yapılar görülüyor. Bence, burası aşırı yapılaşmış, yani bir anlamda yayla vasfını yitirmiş denilebilir. Siz, buraya giderseniz, bu temiz ve oksijeni bol havada, ama aynı zamanda yağmurlu, sis ve nemli havada, çimenlerin üzerinde veya asfalt yolda yürüyüş yapabilirsiniz.
Rize Çamlıhemşin Kaplıca Tesisleri
Eğer akşam olduğunda canlı müzik olan bir yere girmek ve tulum eşliğinde horon tepmek isterseniz, benden öneri, fiyatları kontrol ederek girin, çünkü Arap turistler, buradaki her türlü raici yani fiyatları bir hayli yükseltmişler, hatta tesislerde kalacak yer için çok önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor, yani, buraya gitmeden önce mutlaka gece kalacak yerinizi ayarlayın.
Son bir not: Ayder’i çevreleyen çam ormanları, 1999 yılında World Wide Fund for Nature tarafından “Avrupa Ormanlarının Sıcak Noktaları” olarak tanımlanan, kıtanın en değerli ve acil korunması gereken 100 ormanından biri olarak listelenmiştir.
KAPLICA TESİSLERİ
Yaz aylarında: yerli ve yabancı turistler: 260 m derinlikten gelen, 55 derece sıcaklıkta, yer altından gelen şifalı suları olan kaplıcalardan yararlanmaktadırlar.
Kaplıca: romatizmal hastalıklar, iç hastalıkları, kadın hastalıkları ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir. Bu modern tesislerde: doktor kontrolünde gerekli tedaviler sürdürülmektedir. Ayrıca, tesislerde: ayrı ayrı 50 kişinin girebileceği havuzlar, dinlenme salonları, yataklı, özel kabinler, duş kabinleri, basınçlı su bölümleri, fizik tedavi bölümleri bulunmaktadır. Osmanlı döneminde bu suların güzelliği kayıtlara geçmiş ve o zamandan beri şifa arayanların uğrak noktası olmuştur.
Rize Çamlıhemşin Kavrun Yaylası
KAVRUN YAYLASI
Rize Çamlıhemşin Kavrun Yaylası
2240 metre yüksekliktedir. Buraya ulaşım: 3 saat sürmektedir. Rize ilinin en büyük yaylasıdır. Kaçkar dağları eteklerindedir. Araba yolunun çıktığı, en yakın yayla olması nedeniyle, yayla turizminde ön sırada yer alır. Burada: 240 tane yayla evi bulunmaktadır. Burada: Ağustos ayında başlayan ve Eylül ayının ilk haftasına kadar süren “Vartevor” şenliklerinde: yaklaşık 2500-5000 kişi arasında, ziyaretçi söz konusu olmaktadır.
Kavrun yaylası: 5000 yıl önce, buzullarla kaplı bir vadiymiş. Kaçkar dağları eteklerinde bulunan büyük ve küçük buzulların, Ayder yaylasına kadar inermiş.
Rize Çamlıhemşin Elevit Yaylası
ELEVİT YAYLASI
Rize Çamlıhemşin Elevit Yaylası
1800 metre yüksekliktedir. Çoğunlukla, büyük kentlere göçmüş yöre insanının, yaz sezonunda iki-üç aylığına bölgeye geldiğinde kullandığı, tipik yayla evleri var. Yayla: iki bölgeden oluşuyor. Bu bölümlerin en büyüğü: evlerin sayıca fazla olduğu vanağın bölgesidir. Diğer bölge ise: Tafteni olarak bilinen ve Haçevanak yaylasına geçenlerin durağı olan bölgedir.
Elevit: yayla olarak bilinmesine rağmen, Muhtarlığı olması nedeniyle, köydür. Yeni adı: Yaylaköy’dür. Ama, bu yeni ismi pek kullanılmaz. Yaylada: geleneksel yayla evlerinin yanında, modern evlerde bulunmaktadır. Burada eğlence, her yıl Ağustos ayının 15’nden sonra yapılır. Eğlence denince, akla horon geliyor.
Rize Çamlıhemşin Elevit Yaylası
Gündüz: yayla gezisi, piknikler ve futbol maçları olur. Akşam saatlerinde ise, horon zamanı gelir. Horonun zaman kısıtlaması olmaz. Gençler yorulana, horon evindeki tahtaları kırana ve sevdalılarına attıkları türküler bitene kadar horon olur.
Elevitli, her sene buraya gelmek ister. Çünkü, buraya horon oynamak için gelenler, toplam olarak gelenlerin % 90 dır. Hatta: günü birlik gelip, akşam horonunu oynadıktan sonra, köyüne ya da şehrine dönenler olmaktadır.
AMLAKİT YAYLASI
Kotençur’dan Amlakit yaylasına doğru giderken, yaylacıların geleneksel horon yeri Poşgut Düzünden geçilir. Patika takip edilince, ormanın hemen bitiminde kurulmuş, Paloviç deresinin ikiye böldüğü, Amlakit yaylasına ulaşılır.
Amlakit yaylası: coşkuyla kutlanan Vartavor şenlikleriyle ünlüdür. Ayrıca: bal ambarı olarak bilinen, Mego’ya geçiş noktasındadır. Bu vadiye geçişle birlikte, Palovit’in en tehlikeli bölgelerine girilmiş olur.
Bitki örtüsü: zaman zaman insanlarının ulaşımını aksatır. Amlakit yaylasına: 5 yıl önce yapılan araç yolu, daha çok insanın yaylaya gelmesine imkan sağlamıştır. Ancak: bu da, vadinin ekolojik dengesini tahrip etmektedir.
Rize Çamlıhemşin Palovit Yaylası
PALOVİT YAYLASI
Trovit yaylasını geçtikten sonra, aşağı doğru inilerek ulaşılan bir yayladır. Çamlıhemşin’e 4 saatlik bir araba yolu uzaklığındadır. Karşısında: Meleskur yaylası bulunuyor. Çamlıhemşin’in sınırında olmasına rağmen, arka Hemşin tabir edilen, Hemşin ilçesinin kullandığı bir yayladır.
Rize Çamlıhemşin Palovit Yaylası
Burada: günümüzde hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Mimari yapı: geleneksel taş işçiliğinden örnekler taşımaktadır. Ancak, buraya çıkan araba yolunun etkisi sonucu: bu geleneksel özellikler hızla bozulmaktadır.
Rize Çamlıhemşin Avusor Yaylası
AVUSOR YAYLASI
Ayder’den Kavrun’a giderken, ilk sola sapıldığında, Avusor yaylası yoluna girilir. Avusor yaylasının aşağı bölümü, ahşap evleriyle birlikte, genelde taş evlerden oluşmaktadır. Özellikle, soğuğa karşı tezekle örtülen bu evler: 50 civarındadır. Kemerli Kaçkar dağının alt yerleşkesi olup, adını verdiği “Avusor Gölü” ile ünlüdür.
Rize Çamlıhemşin Kaçkar Yaylası
KAÇKAR YAYLASI
Evleri taştandır. 2400 metre yüksekliktedir. Kaçkar yukarı yayla olarak da bilinir. Tar deresinden, 6 saatlik yürüme yolu ile ulaşılır. Bir diğer ulaşım yolu ise: Ayder’den 1 saatlik araba yolu ve ondan sonra 2 saatlik yaya yolu ile ulaşılır.
Bir zamanların en gözde yaylası idi. Günümüzde ise, soğuk havası ile, pek uzak bir görünüm vermektedir. Yaylada: 10-12 hane vardır. Bunlar da, yayla aşkından, Kaçkarlardan hiç kopamamış, yaşı ilerlemiş, senelerin yaylacılarıdırlar.
Halbuki zamanında: 350-400 civarında hane bulunmaktaymış. Vertevor şenlikleri sırasında: her Ağustos’ta 1 ay süre ile horon eğlenceleri düzenlenmektedir.
Yayla kültürünü, fazlasıyla yansıtan bir yayladır. Kaçkar dağlarının en yüksek zirvelerinden olan ”Altınparmak” mevki de buradadır. Turizm adına pek gelişmemesine rağmen, gelen turistler yaylacılar tarafından, en iyi şekilde ağırlanmaktadırlar.
Rize Çamlıhemşin Kaçkar Dağları Milli Parkı
KAÇKAR DAĞLARI MİLLİ PARKI
Çamlıhemşin ilçesinin büyük bir kısmı, 1994 tarihinde, Kaçkar Dağları Milli Parkı olarak ilan edilmiştir. Milli Park: Rize il sınırları içinde olup, parkın kuzey kısmı Çamlıhemşin ilçe merkezinden 16 km. uzaklıktadır.
Güneyde Fırtına Deresini takip eden Milli Park sınırı, Karagöl buzulunu da içine alıp, güneye kıvrılır. Bölgenin Milli Park olarak ilan edilmesinin nedeni: Kaçkar Dağlarında bulunan buzullardır. Ayrıca: burada, buzul gölleri ve buzul vadileri bulunuyor.
Ayrıca: Kaçkar Dağlarının batısındaki Fırtına Deresi ve doğusundaki Hemşin Deresi; zengin bir flora ile kaplıdır.
Kaçkar Dağları Milli Parkında: en önemli gelişmenin dağ turizmi olacağı değerlendirilmektedir. Parkta: birçok yayla olması nedeniyle, bölgenin yaz kampçılığı bir merkez olması planlanmaktadır.
Parkta: kamp alanları, günübirlik ziyaret yerleri, dağcılık ve yayla turizm alanları bulunacaktır. Bu tip düzenlemeler ile: çok sayıda turist, dağcı ve akademisyenin, önümüzdeki yıllarda bölgeyi ziyaret edeceği beklenmektedir.
Ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Kemer, Antalya’ya 45 km. uzaklıktadır. Geçen yıllarda yapılan karayolu, güzel ve bakımlı olup, yol üzerinde yeni yapılan tüneller, nispeten virajları ortadan kaldırmıştır.
Güzel ve rahat bir yol. Yalnızca: akşam saatlerinde, Kemer-Antalya yolu bayağı yoğun oluyor. Sanırım: otellerde çalışanların şehre dönüş saatlerinde, servis araçları yani büyük vasıtalar, trafiği biraz olumsuz etkiliyor.
Coğrafi Konumu:
Kemer; Batı Toros Dağlarının eteklerinde, kıyı boyunca uzanan, şirin bir yerleşim yeridir. Kıyı boyunca, irili-ufaklı koylar vardır. Denizin maviliği ve ormanın yeşilliği ile dağlar çok güzel bir görünüm oluşturur.
Denizin berraklığı, ormanın yeşilliği, deniz dalgalarının çam ağaçlarına kadar uzanması ve çam ağaçlarının, plajlarda gölgelik olarak kullanılabilmesi, oldukça cazip gelmekte.
Tarihi-Geçmişi:
Yörenin ilk hali olan köy : 1916-1917 yılları arasında, Toros dağlarından gelen Yörükler tarafından kurulmuştur.
Kurulan köyü korumak amacıyla; Kızılcık dağının eteklerine 23 km. uzunluğunda, taştan duvar şeklinde bir koruma kemeri örülür. Bu duvar; kemere benzetilerek, kurulan köy, daha sonraki yıllarda, Kemer ismi ile anılmaya başlanır.
1960’lı yıllara kadar, Kemer’in çevresiyle arasında karayolu bağlantısı yoktu.
Ulaşım, sadece deniz yolu ile sağlanırdı.
1980’li yıllardan sonra ise, gelişerek ve büyüyerek, Türkiye’nin gözde turizm merkezlerinden biri haline geldi. Şehircilik konusunda tüm alt yapı faaliyetleri tamamlanmıştır.
Dünyaca ünlü turistik tesisleri, önemli bir turizm merkezi olmasındaki, en büyük etkendir.
Bölgenin çekiciliklerinin başında: doğal güzellikleri gelir. Deniz, orman ve dağlar; bir noktada birleşir. Tarihi yapılar ise, ayrı bir renk katar.
Gezilecek yerler:
Bunlar: Phaselis Antik Kenti, Çıralı (Yanartaş), Selçuklu Av Köşkü ve İdyros Antik Kenti.
Genel özellikleri:
Kemer halkı tarafından, zamanla kemer ovası ve ağva ovası arasındaki bataklıkların islah edilmesi sonucu, bölge ticaretinde önemli bir yer tutan, ünlü kemer portakalı üretilmeye başlanır.
Ana yoldan ayrılıp, Kemer’e döndüğünüzde, yol kıyısındaki otellerle karşılaşacaksınız. Bir süre ilerledikten sonra ise: Kemer merkezinde, dükkanlardan oluşan çarşı ile karşılaşacaksınız.
İklim:
Yaz ayları (Mayıs-Ekim) sıcak ve güneşlidir, deniz suyu 26-28 dereceye ulaşır. Bölge ikliminin en büyük özelliği “nem” olmamasıdır ki bu durum bölge için çok önemli, yani burada bulunduğunuz süreçte, terlemeyeceksiniz. Sonuç olarak, en iyi ziyaret zamanı: Haziran-Eylül arası yoğun sezon olmakla birlikte, Mayıs ve Ekim ayları hem daha serin hem de daha sakin bir tatil arayanlar için idealdir.
Kemer
Deniz özellikleri:
Evet, Kemer’de: denize girebilirsiniz. Özellikle: Ayışığı (Moonlite) plajının bulunduğu bölgeden denize girebilirsiniz. Burada: üzerinde şemsiyesi olan bir şezlong kiralayabilirsiniz.
Duş almanız da mümkün. Veya, hemen plajın bitiminde, hatta kumsalın üzerinde kurulu kafelerden birinin masalarına oturup, gerek denize girebilir ve gerekse bir şeyler içebilirsiniz. Tertemiz tuvaletlerin bulunması büyük imkan.
Deniz ise: durgun, çünkü burası bir koy. Genel anlamda deniz oldukça berrak ve temizdir. Ancak hızla derinleşir. Kıyıdan birkaç metre içeride bile derinlik artmaya başlayabilir. Bu yüzden küçük çocuklu aileler için bazı plajlarda dikkat etmek gerekir.
Gelelim kumsala, plajlara:
Kemer’in büyük çoğunluğu çakıl ve iri taşlı plajlardır, ince kum yoktur. Bölgenin dağlık-kayalık coğrafyası nedeniyle plajlar genelde çakıllı, bazı yerlerde de irice çakıl-taş karışımı şeklindedir. Bu yüzden kesinlikle deniz ayakkabısı kullanmanızı öneririm. Yanınızda yoksa, çarşıda birçok yerde deniz ayakkabısı uygun fiyatla satılıyor. (2026 yılı güzel bir deniz ayakkabısı 500 TL. dir.)
Kemer Yat Limanı-Marina
KEMER YAT LİMANI
Kemer, yat turizmi bakımından da önemli bir yere sahip. Yaz ve kış aylarında, çeşitli ülkelerden gelen yatların bir merkezi. Gelen yatlar, burada günübirlik kalabildikleri gibi, uzun süre de kalabilmekteler.
Marina, 1985 yılında Turban A.Ş. tarafından inşa edilmiş ve 1986 yılında “Turban Kemer Marina” adıyla hizmete açılmıştır. Bu, marinanın Kemer’in en eski ve köklü işletmelerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır.
19 Ocak 2016 tarihinde Mavi Yeşil Uluslararası Turizm tarafından tüm hakları satın alınarak “G-Marina Kemer” adı altında faaliyete devam etmektedir.
Yat limanı; 140 karada ve 230 denizde olmak üzere, toplam 370 yat kapasitelidir. Uluslararası standartlara sahip olan marina, güvenlik ve deniz hizmetleri, akaryakıt, elektrik, su ikmal hizmetleri, marina çarşısı, alışveriş merkezi, yat bakım-onarım üniteleri ve 60 ton kapasiteli tekne karaya alma aracı ile yat sahiplerinin her türlü ihtiyacına cevap vermektedir.
Marina içinde 2.5-5 metre arası derinlik mevcuttur. Tonozlarla bağlanan marinada elektrik, su ve TV servisi verilir. Marinanın 45 tonluk liftinin yanında 10 tonluk taşıyıcı da teknelere servis verir.
Marina 1994 yılından itibaren kesintisiz olarak her yıl Mavi Bayrak almaktadır.
Mavi bayrakla belgelendirilen iki plaj, marinanın her iki yanında yer almaktadır. Ayrıca marina yardımcı mendirek üzerinde sadece marina ziyaretçilerine tahsis edilmiş özel yüzme platformu mevcuttur. Uluslararası zevki hitap eden Navigator Restaurant-Bar da marina içinde hizmet vermektedir.
Marina aynı zamanda Türkiye’nin yurt dışına çıkış ve giriş işlemlerinin yapıldığı resmi bir Deniz Giriş Kapısı olup ilgili tüm yetkililer marina girişindeki ofiste görev yaparlar.
İngiltere’nin Yat Limanı Derneği (Yatch Harboor Association) tarafından “Beş Altın Çıpa” ödülüne layık görülmüştür.
GEZİLECEK YERLER:
Kemer Ayışığı Parkı
AYIŞIĞI PARKI-MOONLİGHT PARKI:
İlçe merkezinde Merkez Mahallesi Yalı caddesinde Kemer Marina’nın hemen yanındadır. Kemer merkezden buraya ulaşmak için 10 dakika yürümek gerekir. Yani yürüme mesafesindedir.
Ayışığı Parkı, 1988 yılında inşa edilmiştir. Olimpos Beydağları Sahil Milli Parkı ile çevrilidir. Yani hilal biçiminde bir görüntü verir, sahil uzunluğu 500 metredir. Park alanında, yüz yıllık çam ve palmiye ağaçları bulunmaktadır.
Ayışığı koyunda kurulu park alanının: 10 metre karelik bölümü kumsaldır. Kalan bölümde ise: havuz, amfi tiyatro, üstü açılır gece kulübü ve disko bulunmaktadır. Ayrıca: mavi bayraklı plajı vardır.
Çam, palmiye ve okaliptüs ağaçlarının eşsiz bir koyla buluştuğu, huzurlu ve neşeli bir lokasyondur. Park, aynı isimli Ayışığı Plajı ile doğrudan iç içedir, plajın hemen arkasında uzanır.
Park, ağaçlara hiç dokunulmadan restore edilmiş, çam ağaçlarının altında küçük bir orman dokusu oluşturulmuştur. Ağaçların gölgesinde gizlenmiş ahşap kafeler ve yürüyüş yolu kenarlarını süsleyen çiçekler parka renk katıyor.
Park alanında ücretsiz otopark, ücretsiz duş, masa ve şemsiyeleri olan birkaç beach club da bulunuyor. Tekne ve bot kiralama noktaları mevcut.
Günde ortalama 4000 kişi tarafından ziyaret ediliyor. Akşamları daha sakin ve yürüyüş alanı iken, gündüzleri özellikle yaz aylarında oldukça kalabalık ve gürültülü olabiliyor.
Kemer Delfinaryum
Delfinaryum:
Tesis Ayışığı Parkı sınırları içindedir ve yunusların her türlü tehlikeden korunduğu özel bölümlere sahiptir. Gösteri havuzunun etrafı şeffaf duvarlarla çevrili, böylece su yüzeyindeki değil, su altındaki gösteriler izlenebiliyor. Havuzun derinliği 6 m olduğu için yunuslara tam bir hareket özgürlüğü sağlanıyor. Geniş havuzlarda yunusların yanısıra foklar da sahne alıyor, foklar top çemberden geçirme gösterileri yapıyor, hatta resim bile çizebiliyorlar. Tesis alanında ayrıca kaplumbağa ve balık akvaryumları, alkolsüz içecek barı ve satın alma yapılabilecek yerler var.
Gösteri yaklaşık 45 dakika sürüyor ve rehberler bu süreçte yunuslar hakkında ilginç bilgiler aktarıyorlar. Yunuslarla yüzme deneyimi, deneyimli eğitmenler suda rehberlik ediyorlar. İhtiyaç halinde can yelekleri sağlanıyor. Böylece yüzme bilmeyenler de katılabiliyorlar. Katılımcılar yunusların yüzgeçlerine tutunarak onların sevdiği oyunlara katılıyorlar.
Evet gelelim ücretlendirmeye, 2026 yılı itibarıyla giriş ücreti 35 euro. 4 yaş altı çocuklar ücretsizdir. Yunuslarla yüzmek için ayrı bir ek ücret ödemek gerekiyor.
Kemer Ayışığı Koyu Plajı
AYIŞIĞI KOYU PLAJI:
Plaj, parkın deniz tarafında bulunuyor. Yani doğrudan parkla bütünleşiktir. Kemer merkezden yürüyerek 10 dakika uzaklıktadır. Sahil yolunu takip ederek ulaşılır. Araçla gelenler için yakında ücretli ve ücretsiz otopark seçenekleri vardır.
Plajın uzunluğu 350 metre, genişliği 25 metredir. Denize sıfır konumdadır.
Aşışığı plajı genel olarak altın sarısı, ince kumlu olarak tanınıyor. Ancak denize giriş kum olmakla birlikte yer yer büyükçe çakıl taşları bulunyor. Yani tamamen pürüzsüz değil, kum-çakıl karışımı bir zemin var.
Mavi Bayrak ödüllü, berrak turkuaz sulara sahiptir. Deniz sığdan derine doğru kademeli olarak ilerler. Bu sayede çocuklu aileler için nispeten güvenli bir yüzme alanı bulunuyor. Denizin dalgasız oluşu sayesinde özellikle sabahları yüzmek daha keyifli oluyor.
Plajda şezlong ve şemsiye kiralama hizmeti var. Duş, soyunma kabinleri ve tuvalet mevcut. Plaja giriş ücretsiz, ziyaretçiler kendi havlularını getirip kumda ücretsiz olarak kalabiliyorlar.
Plajda jet ski, parasailing, deniz bisikleti ve su kayağı gibi su sporları yapılabiliyor. Kemer Yat limanından kalkan günlük tekne turlarıyla Sıçan Adası, Phaselis antik kenti ve Üç adalar gibi koyları keşfetmek mümkün.
Kemer Yörük Parkı
YÖRÜK PARKI:
Burası bir açık hava müzesidir.
Kemer merkezinde, yat limanının arka tarafında çamlarla kaplı, denize doğru yaklaşık 300 metre uzayan Küçükburun Yarımadası üzerinde kuruludur. Ayışığı Plajı ve Koyu’nun hemen yanı başında, tepe konumunda yer alıyor.
Evet, park: Devlet Ormanı ve Milli Park Statüsündeki yarımada olan Küçükburun üzerinde kuruludur. Kemer Yat Marinasının arkasında, çamlarla kaplı bir tepededir. Tepeye 20-30 basamaklı merdivenden çıkılır. Giriş ücretlidir.
Kuruluş ve Tarihçesi:
1982 yılında Özel Turizm Belgeli bir tesis olarak kurulmuş ve aynı zamanda tescilli bir markadır. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi mezunu Kutsal İyicil tarafından kurulmuştur. Şu anda oğulları tarafından işletiliyor.
Kutsal Bey, Termesos Milli Parkının kuruluş çalışmalarını gerçekleştirmiş ve aynı yerde Türkiye’nin ilk ulusal park müzesini oluşturmuştur. Öğrenciliği sırasında rastladığı bir Yörük çadırındaki konukseverlik ve doğal-mistik ortam onu derinden etkilemiş ve bu deneyim Yörük Parkı projesinin temelini oluşturmuştur.
Kemer Yörük Parkı
Konsept ve İçerik:
Müze, Akdeniz’de 700 yılı aşkın geçmişi olan Yörük kültürünü günümüze taşıyan küçük bir etnoğrafya müzesi şeklinde tasarlanmış bir mekandır. Kıl çadırda cansız mankenlerle birlikte Yörüklerin günlük yaşantısını, sosyal-kültürel ortamlarını ve gelenek-göreneklerini yansıtan eşyalar ve aletler sergileniyor. Gezerken eşlik eden geleneksel-folklorik müzikler, dönemin atmosferini daha gerçekçi hissettiriyor.
Park alanında: 3 tane çadır bulunmaktadır. Bu çadırlarda: birinde saç böreği yapılmaktadır. Diğerinde dinlenilir ve diğerinde ise küçük bir Etnoğrafya müzesi bulunmaktadır.
Yörük toplumunda her topluluğun bir lideri varmış. Liderin evi diğer çadırlardan daha büyük ve ferahmış. Önemli kararların alındığı ve misafirlerin ağırlandığı bu evler ziyaretçilere açıktır.
Tavuk, horoz, tavşan, kuş, köpek ve kediler de mekanın özgün bir parçasıdır.
Evet, burada: özellikle yabancı turistlere yönelik yemekler, folklorik müzik, geleneksel aperatifler sunulmaktadır.
Gastronomi:
Öne çıkan lezzetler arasında odun ateşinde yapılan gözleme çeşitleri, serpme kahvaltı, saç kavurması, kuzu şiş, ev yapımı ayran ve limonata var. Ayrıca taze balık ta sunuluyor.
Kemer Yörük Parkı
Manzara ve Yürüyüş Parkurları:
Panaromik yürüyüş parkurlarından hem deniz kenarında 600 metre hem de denizin ortasında 300 metre orman yürüyüşü yapılabiliyor. Parktaki kafede dinlenirken bir yandan yat limanını, diğer yandan ünlü Ayışığı Plajının eşsiz manzarasını görebilirsiniz. Ziyaretin devamında 25 yıllık orman parkurunda doğa yürüyüşü ile tamamlanıyor.
Kemer İdyros
İDYROS ANTİK KENTİ VE ÇALIŞ TEPE:
Kemer koyu, Ayışığı Parkı ile balıkçı barınağı arasında yer alıyor. Kemer merkeze 10 dakika yürüyüş mesafesindedir. Günümüzde kentleşmenin ortasında kalmış durumdadır.
Evet, burası Kemer’in antik dönemdeki ismidir.
Tarihçe ve kuruluşu:
İdyros, Pamphylia ve Likya sınırında, doğusunda ttaleia (Antalya), batısında Phaselis bulunan önemli bir antik liman yerleşimidir. Kazılarda elde edilen buluntular arasında MÖ 5-4’ncü yüzyıllara ait seramik kalıntıları tespit edilmiştir. Bu buluntulardan hareketle kentin tarihinin Helenistik döneme kadar uzandığı biliniyor. Bazı kaynaklara göre kentin tarihi muhtemelen, MÖ 690 yılına kadar dayandığı ve Phaselis’i kuran Rodoslu I Oleios tarafından kurulduğu tahmin ediliyor.
Antik dönem kayıtları ve kazılar sırasında tespit edilen Klasik Dönem Nekropolü, kentin Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait iskanlarının da olduğunu gösteriyor. Kentin denizci bir özellik taşıdığı, denize çok yakın konumu nedeniyle Akdeniz ticareti yapan gemilerin uğrak noktası olduğu düşünülüyor. Çalış Kalesindeki Helenistik dönem sur duvarları ve 5000 metre karelik iç alanı, bölgenin askeri önemini gösteriyor.
Ertuğrul Tabyası:
I Dünya Savaşı dönemine ait Ertuğrul Tabyası da bölgenin yakın tarih açısından stratejik önemini gösteriyor. Bugünkü Ayışığı Koyu-Çalıştepe civarında I Dünya savaşında görev yapan Mustafa Ertuğrul’un topçu bataryasının konuşlandığı mevzilerdir.
13 Ocak 1917 günü Kemer Ağva Limanında emrindeki askerleriyle Fransızların “Paris II” kruvazörünü batırdı. Ayrıca 8 Mart 1918 günü Ağva burnu önünde Fransızların “Alexandria” isimli bir kruvazörünü, portakal ve dinamit yüklü bir yelkenliyle tuzağa düşürüp batırdı. Paris II bir balıkçı gemisi olarak Fransa’da inşa edilmiş 50 m boyunda 8 m eninde bir gemiydi. Sonradan silahlandırılıp savaş gemisine çevrilmişti. Mustafa Ertuğrul, gemiyi topçu ateşiyle denize gömdü, gemi komutanı dahil tüm mürettebatını esir aldı. Paris II hala Akdeniz’in derinliklerinde yatıyor.
Eski adı Ağva olan bugünkü Kemer’de, Fransız Tatil Köyü Club Med’in ilerisindeki kayalık tepe üzerinden batırdığı Paris II ile ilgili mevziler hala tatil köyünün içinde bozulmamış olarak duruyor, ancak oraları görmek bugün Fransızların iznine tabi.
Günümüzde Kalıntılar:
Günümüze antik İdyros şehrinden Bizans dönemine ait olduğu düşünülen bir kilise (IV-VII yüzyıl) ve bu kiliseye bağlı olduğu sanılan III yüzyıla ait bir bazilika, Erken Roma dönemine ait bir gözetleme kulesi, amacı tam bilinmeyen yapılar ve bir köprü kalmıştır.
Kalıntı olarak bir Roma köprü ayağı, marinanın kuzeyindeki yüksek tepede bir gözetleme yeri ve MS IV yüzyıla ait haçlı planlı, mozaikli bir kilise kalıntısı bulunuyor.
Kemer İdyros antik kenti kilisesi mozaik taban
Bizans Kilisesi
Kilise ve kompleksinin kazıları sırasında bulunan küçük buluntu ve sikkelerden, bu kompleksin MS 4 ile 7 yüzyıllar arasında kullanıldığı anlaşılıyor. Alt seviyedeki moloz taş duvarların MS 4 yüzyıla, bunun üzerine yapılan kilisenin ise MS 6 yüzyıla ait olduğu, 7 yüzyılda bir tadilat yapılarak narteksin önüne bir eksonarteks ve kuzeyine vaftizhane ilave edildiği tespit edilmiştir.
Evet, dikdörtgen planlı Bizans Kilisesi, 25 x 11.5 metre boyutlarındadır. İdyros şehrinden günümüze kalan başlıca iki eserden biri bu kilise ve diğeri gözetleme kulesidir.
Kilise Yunan bazilika planında yapılmış, ortasında apsisli bir orta nef, narteks, eksonarteks bulunduran, kuzeyinde bir vaftizhane, güneyinde bir şapel içeren bir dini yapıdır. MS 6 yüzyılda Anadolu’da görülen aynı plandaki kiliselerin özellikleri taşımaktadır. Üç nefli kilisenin narteks, orta ve yan nefleri taban mozaiği ile kaplıdır. Kilisenin çatısı ahşaptan yapılmıştır.
Kilisenin mevcut duvar yükseklikleri ortalama 80 cm dir. Apsiste bu yükseklik 120 cm ulaşır. Narteks ve Vaftizhanede freskli sıva parçalarının bulunması, bu duvarların fresklerle süslü olduğunu gösterir.
Kemer İdyros antik kenti Bizans kilisesi
Kilise kazılarında tabanı turuncu, beyaz, gri ve kiremit renkli taşlarla yapılmış mozaik zemin bulunmuştur. Geometrik motiflerin hakım olduğu mozaik süslemeleri kalp şeklindeki bitkisel bordürlerle çevrilidir. Tabanı iri taneli mozaiklerle süslenmiştir.
Şapel-Güneydeki ek yapı:
Kilisenin güneyinde bir şapel bulunmaktadır. Şapel, kilise apsisinin daha ilerisine doğru çıkmakta ve 7.55 x 5.20 m boyutlarında dikdörtgen bir yapıdır. Kilisenin güney nefinin apsise yakın bir yerinden açılan bir kapıdan sonra bir koridor gelir, bu koridor şapelin narteksine açılmaktadır. Koridorun tamamı ile narteksin bir kısmı mozaik ile kaplıdır, bu mozaikler geometrik motiflidir. Narteksin diğer kısımlarına ise tuğla döşenmiştir.
Vaftizhane-Baptisterium-Kuzeydeki ek yapı:
Kilisenin kuzeyinde Vaftizhane bulunmaktadır. 7.35 x 6.65 m boyutlarında dikdörtgen bir oda şeklindedir. Kiliseye kuzey nefin apsise yakın bir yerinden kapı ile bağlantısı vardır. Vaftizhane altında da mozaik döşeme bulunur.
Çevresindeki yapılar:
Kurtarma kazılarında kilisenin etrafında birbiriyle irtibatlı bazı odalar ortaya çıkarılmıştır. Bunlar kilise müştemilatına ait hizmet odalarıdır. Kilisenin ve önündeki caddenin batısında, aynı dönem özelliğini gösteren duvarlardan yapılmış, ev planı göstermeyen, birbiriyle ilişkili yan yana odalar bulunmaktadır. Bunlar sivil mimariye ait yapılardır.
Kemer İdyros antik kenti gözetleme kulesi
GÖZETLEME KULESİ:
Erken Roma döneminden kalmadır. Gözetçi kulesi, marinanın kuzeyindeki yüksekliğin güney ucunda yer almaktadır. Detaylı poligonal örgü tekniğiyle işlenmiş duvarlarla çevrili olup, güney tarafından iki kule ile bir girişe, kuzeydoğu tarafta ise bir kuleye sahiptir.
Poligonal örgü tekniği, büyük masif kayaların kabaca şekillendirilmiş, kesilmiş ya da kesilmemiş şekilde örülmesiyle oluşturulan, antik Yunan coğrafyasında yaygın bir duvar yapım tekniğidir. Bu duvarlar 1 metrenin altından 2-3 metre küp hacme, yarım tona kadar varan ağırlıkta taşlardan oluşabilir. Bu teknik, yapının kronolojik olarak erken döneme ait olduğunu gösteren önemli bir ipucudur.
Erken Roma dönemine tarihlenen bu yapı, muhtemelen kentin denizden gelebilecek tehditlere karşı gözetleme ve erken uyarı amacıyla inşa edilmiş stratejik bir savunma yapısıydı. Bizanslı Stefanos’un Hekataios’a dayanarak verdiği bilgilere göre İdyros, ilk dönemlerde deniz ulaşımında önemli bir paya sahipti. Mısır ve Yakın Doğu’dan Likya’nın batısına giden yelkenli gemiler, Nil nehrinden İdyros limanına kadar geliyordu. Bu denizcilik geçmişi göz önüne alındığında, kulenin liman trafiğini gözetlemek ve kenti muhtemel deniz saldırılarına karşı korumak amacıyla inşa edildiği düşünülür.
Kule, kilisenin Bizans dönemini temsil etmesine karşılık, kentin daha erken-Roma dönemine ait nadir kalıntılardan biri olması açısından önemlidir. İdyros’un katmanlı tarihini somut olarak gösteren iki ana yapıdan biridir.
Sonuç: bu gözetleme kulesi de, Ertuğral Tabyası mevzileri gibi özel mülkiyet/inşaat sahası sınırları içinde kalıyor. İnşaat faaliyetleri nedeniyle güvenlik açısından buranın kapalı olması muhtemel, ancak ayrıntılı bilgi yok.
Kemer Halk Plajı
KEMER HALK PLAJI-KINDIL:
Kemer ilçe merkezine sadece 700 metre mesafede, eskiden Mustafa Ertuğrul Aker Parkındaki ücretli plaj alanıydı. Belediye tarafından düzenlenip halka ücretsiz olarak açıldı. Kemer’in en iyi plajlarından biri olup geniş ve kalabalık, oldukça temiz bir plajdır. İnce, açık renkli çakıllardan oluşan bir zemini var ve berrak turkuaz suya sahip, ancak yiyecek seçenekleri sınırlıdır. Sezon Nisan sonunda Ekim’e kadar sürer, yaz aylarında deniz suyu sıcaklığı 26-28 derece arasında olur.
Halk plajının devamında ise, 3.7 km uzunluğunda sahil şeridi boyunca otellerin plajları bulunmaktadır. Halk plajının uzunluğu 270 metre, genişliği 20 metredir. Plaj Mavi Bayraklıdır.
Kemer Kındılçeşme Piknik alanı ve Halk Plajı
KINDILÇEŞME PİKNİK VE HALK PLAJI:
Beydağları Sahil Milli Parkı içinde bulunan Kındılçeşme: bir zamanların en meşhur çadır kampıdır. Burada uzun boylu çam ağaçlarının altında, cırcır sesleri eşliğinde, piknik yaparken, sıcak bastığında insanlar denize girip ferahlardı.
Kemer Kındılçeşme
İsmini ise: hakkında çeşitli rivayetler bulunan “Kındıl Dede” den almıştır.
Burası Kemer’in ilk kamp alanıydı. 1978 yılında alan hem çadırlı hem de karavanlı bir piknik alanı olarak kullanılıyordu ve dönemin Orman Bakanlığı tarafından işletiliyordu. Çamaşırhanesi, mutfağı, bulaşıkhanesi olan bakımlı bir tesisti. 1980’li yıllara kadar burada Hıdırellez şenlikleri yapılırdı, Kemerlilerin Ayışığı Koyu dışındaki tek gidebilecekleri yerlerden biriydi.
Alan 2004 yılında Milli Parklar tarafından ihaleye çıkarıldı. 2009 yılındaki Beydağları Uzun Devreli Gelişim Planı revizyonu ile kamp alanı, günübirlik tesisler adı altında yapılaşmaya açılarak bir yatırımcıya tahsis edildi.
2015’te yapılan bir incelemede, bungalovlara ahşap dolap ve televizyon ünitesi monte edildiği, denizle kamp alanı arasındaki istinat duvarının yükseltildiği, kafeterya binasında demir çatı işlerinin sürdüğü tespit edildi. Bakanlık firmaya inşaatı durdurması tebligatı yapmasına rağmen şirket izinsiz inşaata devam edince suç duyurusunda bulunuldu. Evet sahil ile kamp alanı arasına bir istinat duvarı örülmüş ve zamanla yükseltilmişti.
Fazla uzatmadan gelelim sonuca: alan, 2018 yılında işletmeci firmadan geri alınarak tekrar Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne geçti. 80 dönümlük alanın 15 dönümlük bölümü, yıllardır süren davalar nedeniyle bir türlü açılamayan alanda, 2020’de düzenlenen bir organizasyonla halkın kullanımına açıldı. Ancak alanın tamamı hala kapalıydı. 20 Eylül 2024 tarihinde yapılan ihale sonucu, yapılaşma nedeniyle tahrip edilen bu sahil bölgesi, başka bir kuruma tahsis edildi. 90 bin metre karelik alan bir otel zincir halkasına verildi. Yani süreç kapanmış değil, tekrar otelcilik yatırımına dönmüş durumdadır.
Kemer Selçuklu Av Köşkü
SELÇUKLU AV KÖŞKÜ:
Antalya-Kumluca karayolunun Kemer girişinde ormanlık alan içindedir. Araçla ulaşım mümkündür, Kemer’den yaklaşık 10 dakika uzaklıkta ve girişler ücretsizdir.
Tarihçesi ve Önemi:
Yapı, 1230-1248 yılları arasındaki döneme tarihleniyor. Bilinen 3 Selçuklu av köşkünden biri olmakla birlikte, bölgenin tek Selçuklu yapısı ve Türk-İslam sanat geleneğinin tek örneği olma özelliğini taşıyor. Yani Anadolu genelinde sadece 3 örneği bilinen bir yapı türü ve Kemer bölgesindeki tek örnek olması onu özellikle değerli kılıyor.
Mimari Özellikleri ve Sembolizm:
Köşkün çatısında bulunan mühür ile aynı zamanda Tekelioğlu Beyliğinin (1400) bayrağında yer alan altıgen yıldız kabartmalı taş merdiven, Selçuklu döneminden kalan en güzel örneklerden biri sayılıyor.
Köşkün giriş kapısı ve ona yakın duvar yıkılmış olsa da çatı ve duvarların büyük bölümü iyi durumdadır.
Kemer Selçuklu Av Köşkü Hz Süleyman Mührü
Köşkün çatı kısmında, Hz Süleyman’ın mührü olarak bilinen, iki eş kenar üçgenin bileşimiyle oluşan yıldız figürü vardır. Bu figür, Hz Süleyman’ın mührü olarak tanınır ve Hz Süleyman’ın yüzüğünde bulunur.
Ayrıca, bu simgenin, Hz Süleyman’ın hayvanlarla konuşup, iletişim kurabilmesinin sebebi olarak varsayılmaktadır. Ayrıca, mührün “Dünyaya hükmetmek yetisine” sahip olduğuna inanılır.
Kemer Selçuklu Av Köşkü Hz Süleyman Merdivenleri
Arkeolojik Bulgular:
Köşkte yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgulara ulaşılmış, sarnıç ve kanalizasyon sistemi ortaya çıkarılmıştır. Harç örneklerinden köşke 1925-1930 yıllarında bir çalışma yapıldığı ve duvarlardaki harçların cumhuriyet dönemi sonrasına ait olduğu tespit edilmiştir. Ortaya çıkarılan sarnıç ve kanalizasyon sisteminin dönemine göre oldukça nadir görülen bir yapıda olduğu, kazılar tamamlandığında özel olarak sergilenmesinin planlandığı bildiriliyor.
Kemer Selçuklu Av Köşkü
Güncel Durum:
Yıllarca atıl kalan köşk için son dönemde yeniden harekete geçilmiştir.
Kemer Molla Deliği Mağarası
MOLLA DELİĞİ MAĞARASI:
Kemer’in batı kıyısı boyunca uzanan ve Olimpos dağı olarak bilinen Tahtalı Dağının 910 metre rakımlı yamaçlarında yer almaktadır.
Bu mağaraya Kemer-Kumluca karayolu üzerinde bulunan Aşağı Kuzdere veya Tekirova köylerinden ancak yaya olarak ulaşmak mümkündür. Ancak Kuzdere ve Beycik köylerinden başlayan yürüyüş parkuru yaklaşık 4 saat sürmektedir. Yol boyunca çam ormanları ve dağ manzaraları görmek mümkündür.
Mağara, karstik yapının hakim olduğu bölgede kireçtaşlarının zamanla aşınması sonucu oluşmuştur. Yağmur sularının kayaların içine sızarak mineralleri çözmesi ve binlerce yıl boyunca şekillendirmesiyle ortaya çıkan doğal bir oluşumdur.
Gelelim mağaranın içine:
İçeri girildiğinde, doğanın binlerce yıllık sürecinin bir ürünü olan sarkıtlar ve dikitler ziyaretçileri karşılar. Mağaranın içinde serin ve nemli hava hemen hissedilir. Dışarıdaki sıcak, Akdeniz ikliminden sonra bu doğal serinlik oldukça etkileyicidir.
Tarihi izler ve Efsane:
Mağarada antik dönemlerden kalma izlere rastlamak mümkündür. Bu da onu tarih meraklıları için de ilgi çekici kılar. Halk arasında dolaşan bir efsaneye göre: mağaranın sonunda bir gölet bulunuyor, ancak bugüne kadar hiçbir ziyaretçi bu noktaya ulaşamamış, bu gizem mağaranın çekiciliğini arttırıyor.
Ziyaret:
Yetkililer, rehber eşliğinde yapılan turlar sayesinde ziyaretçilerin hem güvenli şekilde mağarayı gezebildiklerini hem de bölgenin doğal ve tarihi zenginliklerini yakından tanıma fırsatı bulduklarını belirtirler. Son bir not: mağaranın isminin neden Molla Deliği olduğu hakkında herhangi bir bilgi bulamadım.
Kemer Paris II Batığı
PARİS II BATIĞI:
Kemer Marinası açıklarında, 1.5 km açıkta, 33 metre derinlikte kum bir zemin üzerindedir. Batık 1995 yılında keşfedildikten sonra dalgıçların ve sualtı fotoğrafçılarının ilgi odağı haline geldi. Batık 18 metre derinlikte başlayıp 31 metre derinlikte son buluyor ve tamamen kumdan oluşan bir zemin üzerinde yatıyor.
Paris II batığı, 1917 yılında Türk zabiti Mustafa Ertuğrul tarafından topla batırılan Paris II adlı Fransız gemisine aittir. Topçu Yüzbaşı Ertuğrul komutasındaki Topçu Bataryası tarafından 13 Aralık 1917 tarihinde batırılmıştır. Geminin batırılmasının ardından Antalyalılar, gemideki yaralı Fransızlara yardım etmişlerdir.
Geminin boyu 50 metre, eni 8 metre, ağırlığı 551 grostondur. Gemi 6 adet uçaksavar topuna ve 2 torpil kovanına sahiptir. Buharlı bir gemidir.
Dalış turizmi:
Birçok uluslararası dergi tarafından dünyadaki en iyi dalış bölgelerinden biri olarak adlandırılıyor. Dünyada 100 dalış bölgesinden biri olarak gösteriliyor. Günümüzde zengin deniz yaşamına ev sahipliği yapan batık, renkli mercan ve çeşitli balık türleriyle adeta bir sualtı müzesi niteliğindedir. Paris II batığına dalış yapacaklar ıçin 3 yıldız dalış sertifikası şartı geçerlidir. 1 ve 2 yıldız sertifikalı dalgıçlar sadece çakar bölgesinde reef dalışı yapabiliyorlar.
Kemer Paris II Batığı
Anma Etkinlikleri:
Her yıl Akdeniz Üniversitesi öncülüğünde uluslararası bir dalış etkinliği düzenleniyor. Etkinlik Mustafa Ertuğrul Aker’in mezarının ziyaret edilmesiyle başlıyor ve katılımcılar Paris II batığına anlamlı bir dalış gerçekleştiriyorlar. Etkinliğin son gününde Paris II savaş gemisini batırmak için topların konuşlandığı siperlere tırmanılıp dönemin askeri stratejisi katılımcılara aktarılıyor.
Kemer Kesme Boğazı
KESME BOĞAZI KANYONU:
Kesme Boğazı Kanyonu, Olimpos Beydağları Sahil Milli Parkı içinde 3 derenin birleşimiyle oluşan bir doğa alanıdır. Kemer ilçesi Kuzdere Mahallesinde yer alıyor. Antalya şehir merkezine 45 km, Kemer ilçe merkezine yaklaşık 10 km uzaklıkta, Altınyaka istikametinde bulunuyor.
Kesme Boğazı Kanyonu özel bir işletme tarafından işletiliyor ve giriş ücreti alınıyor.
Oluşumu ve Doğal Yapısı:
Kanyon, çevresindeki zengin florası ve rengarenk çiçekleriyle dikkat çekiyor. Suyun kaynağı dağlardan geliyor, dağlardaki tatlı su kaynaklarının oluşturduğu doğal havuzlar, her yıl yüzlerce turisti ağırlıyor. Buz gibi suyun aktığı su yolları üzerinde oluşan küçük havuzlar tatilcilerin serinlemesine yardımcı oluyor.
Endemik Bitki Türleri:
Bilimsel açıdan da önemli bir yerdir. Bilim dünyasına iki önemli bitki türü kazandırmıştır. Olimpos Safranı ve Kemer Orkidesi. Bu iki endemik tür sadece bu bölgede yetişiyor ve ekolojik açıdan korunması gereken nadir türler arasında gösteriliyor.
Kemer Kesme Boğazı Roma Köprüsü
Tarihi önemi ve Roma Köprüsü:
Antik dönemlerde Likya ile Pisidia ve Attaleia (Antalya) arasında önemli bir bağlantı noktası olan Kesme Boğazı, tüccarlar ve askeri birlikler tarafından aktif olarak kullanılmıştır. Tarih boyunca stratejik bir geçit olma işlevi görmüştür.
Kanyonun en dar noktasında, Ağva deresi üzerinde inşa edilmiş tek kemerli taş köprü, Roma İmparatorluk dönemine aittir. 22 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğindeki bu köprü, Osmanlı ve Erken Cumhuriyet döneminde de onarımlardan geçirilerek günümüze ulaşmıştır. Köprü birkaç yıl önce restore edilmiş ve günümüzdeki görünümünü kazanmıştır. Günümüzde buraya jeep safari turları ve doğa yürüyüşleri düzenleniyor.
Tarihi Roma köprüsünün hemen yamacında, kayalar üzerine yapılan ahşap çardaklar ilgi çekmektedir. Çardakların hemen yanında ise, dere kenarında taşlarla yapılan setle oluşturulmuş doğal bir havuz bulunmaktadır. Bu havuzda yüzmek mümkündür.
Kemer Gedelma Kalesi
KADREMA-GEDELMA KALESİ:
Bölücektepe Orman kulesinden 1.8 km uzaklıktadır Kemer merkezin 12 km batısındadır. Buraya ulaşmak için: Kuzdere Mahallesi Kesme Boğazı Mevkiinden asfalt yol bulunmaktadır.
Ancak Gedelme yaylasına çıkan yollar biraz zorludur. Kesme boğazından geçerek Toroslara doğru çıkılır ve bir zamanlar bu yollarda “Dünya Ralli Şampiyonası” yapılıyormuş, artık yapılmıyor.
Güneşli-Gedelma yerleşimi içinde, çok iyi korunmuş bir Orta Bizans kalesi bulunur. Kale: MS 9’ncu yüzyıla tarihlenir.
Kale, doğu ve güney yönlerinde düzgün duvarlı ve kuleli, batı ve kuzeyde ise arazinin kayalık ve biçimsiz yapısına göre duvarlar örülmüştür. Ve gerekmediğinden kule de yapılmamıştır.
Toplam 5 kule vardır. Bunlardan 4 tanesi dışa çıkık, 1 tanesi de kayalıklarda yer olmadığından, içtendir. Kale: MS 9’ncu yüzyıla tarihlenir. Kalenin bu kesiminden geçen Roma yollarının ve stratejik alanların kontrolünü elde bulundurabilmek için Roma geçmişi olabilecekken, daha öncesine ait hiçbir buluntu yoktur.
Ve zaten topoğrafya ya erken yerleşime elverişli değildir. MS 6’ncı yüzyıl coğrafya sözlüğü olan Ethnika’ya göre “tahıl phrygmos’u (tahıl kurutma, tahıl koruma” anlamındadır. Ayrıca “hububat çukuru” da denir.
Yani: buranın sadece Gedelma için değil aynı zamanda bölge için bir depo kale niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Kalenin içindeki magazin formlu bölümler de farklı amaçlı depolardır. Ancak yaşama amaçlı birimler de görülmektedir. Sonuçta buranın tahıl koruma kalesi olduğu kesindir.
Kalenin çevresindeki turizm yapıları, kalenin duvarlarının dibine kadar gelmiştir. Kaleye özel arazi nedeniyle, bu kesimden girilip çıkılamamaktadır.
Çınar Ağacı:
Kale kalıntılarının önünde, kuzey dibinde, surların dibinde bulunan ve 2500 yaşını aştığı söylenen dev çınar ağacının altında, Gedelme köylüleri sergiler açarak ziyaretçilere hediyelik eşyalar satıyorlar. Bu dev ağacı mutlaka görmelisiniz.
Çünkü dünyanın en büyük çınar ağacı olduğu söyleniyor. Çınarın göğüs kol hizası çevresi, 22.40 metredir. Hatta alt kök kısımları, daha da geniştir. Gölge çapı 30 metredir. (Bu çınar ağacı maalesef koruma altına alınmamıştır.)
Kemer Peynir Deliği Mağarası
Peynir Deliği Mağarası:
Kalenin güneyinde ziyarete açık olan bir mağara bulunur. Köy merkezinden mağaraya gitmek için sadece 5 dakikalık bir yol yürümek gerekiyor.
Kalenin hemen yanında bulunan mağaranın toplum uzunluğu 74 metredir. Mağaranın girişe göre en derin yeri 19 metredir. Bu yüzden yani dik bir şekilde inildiğinden, mağara içinde oldukça fazla dikkat göstermek şarttır.
Mağaranın büyük bölümünün kuru olduğu bilinmektedir, sadece sonunda en derin yerinde bir küçük göl bulunduğu söyleniyor. Mağara içinde; sarkıt, dikit ve sütunlar bulunuyor.
LYKAİ/BÖLÜCEKTEPE:
Bölücektepe, Kemer merkezine yaklaşık 12 km batısında, Kuzdere Mahallesi Kesme Boğazı mevkiindedir. Bölgeye ulaşım Kuzdere Mahallesi Kesme Boğazı Mevkiinden geçen asfalt yol ile sağlanır.
Stadiasmus’a göre: Kossara’dan Lykai’ye giden yol buradan Kitanaura ve Pygela yönlerinde iki güzergaha ayrılıyordu. Lykai’den 60 stadia uzaklıkta Kitanaura bulunmaktaydı.
Orman kulesi yapımıyla yerleşim tam orta yerinden büyük tahribata uğramıştır. Kulenin güneydoğu ve kuzeydoğu eteklerinde, Helenistik ve Roma dönemi izleri taşıyan kalıntılar bulunur. Kuzeydoğu etekte 2 eksedra, 4 lahit, 1 ostothek, eksedra içinde bir tropaion ve tanımlanamayan başka kalıntılar bulunur.
Eksedralardan birinin sadece köşesi görünür. Hemen yanında diğer eksedra ise çoğunlukla korunmuştur. 2.50 m genişliğinde ve 1.60 m derinliğindedir. Nitelikli kesme taşlarla yarım yuvarlağa yakın formda yapılmıştır. Yangın kulesinin güneydoğu eteğinde ise güçlü erken karakterli duvarları olan yapı kalıntıları vardır. Bu kesimde çok sayıda çatı kiremidi bulunmuştur.
Yangın kulesinin hemen önünde ana kayaya oyulmuş bulunan yapı tabanları görülür. Yangın kulesi daha önce orada bulunan bir yapının orijinal tabanı üstüne, daha da genişletilerek inşa edilmiştir. Kulenin hemen arkasında yükselen tepenin kule tarafında yine yoğun kalıntılar bulunur. Burada çok sayıda defineci kazısı yapılmıştır. Defineci artıkları içerisinde ok ve mızrak ucu, kilit mekanizmaları, spatula gibi çok sayıda metal buluntu, 5 adet pişmiş toprak ağırşak, 1 adet lykion parçası, bıçak ucu yanında, bir de bulla benzeri çok küçük kurşundan yapılmış bir obje bulunmuştur.
Eliptik formlu objenin bir yüzünde “Appolonios”a anlamında Eski Yunanca bir sözcük diğer yüzünde ise mızrak kabartması vardır. Bu obje, bölgede örneği az bilinen ve simgesel olarak değerlendirebilecek sapan taşıdır.
Kemer Ovacık Tümülüsü
OVACIK TÜMÜLÜSÜ
Altınyaka yolunda, Kemer yol ayrımından 4.2 km sonra Bölücek dağına dönülür. Bu yolun 3.5 km sonrasında Yığılıtaş mevkiinde bir kalıntı vardır.
Küçük taşlarla, 17 m çapında yuvarlak bir yığma alan oluşturulmuştur. Bu alan kuru moloz duvarlarla çevrelenmiş ve tümülüs yığma tepeciği çevreden sınırlandırılmıştır. Tamamı defineciler tarafından açılmış ve tahrip edilmiştir.
Yığmanın içinde, doğudan açılan uzunca bir dromosla girilen mezar odası görülür. Mezar odası ve uzun dromos da örme duvarla oluşturulmuştur. Mezar odasının uzunluğu, dromosla birlikte 9 m dir. Yuvarlak planlı mezar odasının çapı yaklaşık 2.5 m dir. Duvarlar 1.80 m yüksekliğe kadar korunmuştur. Bu bölgede ele geçen bilinen ilk tümülüs olmasından dolayı çok önemlidir. Mezar odasının yuvarlak formu da özgündür.
Bu tip tümülüslere, Lydia’da rastlanmamış olduğundan dolayı Çağıl (Taş Yığma) Tümülüslerinin bölgeye özgü bir mimari düzenleme olması gerektiği düşünülür.
Çevresinde bir yerleşim kalıntısı bulunmamaktadır. Yığma tepeler altına mezar yapma geleneğinin alıntı kaynağı Lydia olmalıdır. Dönemi de MÖ 7 ile 5’nci yüzyıl arasında yoğunlaşır.
Ovacık: Mnara egemenlik alanındaki Mizir’de (Potamos Meizoares) bulunan 5 adak yazıtı burada Irmak Tanrısı Meizoares’e adaklar adanan bir kült yeri olduğunu göstermektedir. Tabii yığma tepenin, defineciler tarafından tamamen tahrip edilmesi, tam anlamıyla talan edilmesi de ülkemizdeki tarihi yağmacılığın boyutlarını gözler önüne sermektedir. Kimbilir buradan neler çaldılar, bu çaldıkları şimdi kim bilir nerelerde?
Keimer Mnara
MNARA-MARMARA
Aslında buraya ulaşmak son derece zor ama bölgenin tarihi geçmişi hakkında bilgi vermek için, araştırmamın sonuçlarını özetle burada sizlere sunacağım.
Önce konumu:
Evet burası Kemer ilçesinin kuzeyine yönlenen ve Kesme Boğazının 23 km kuzeyinde bulunan Kaplan dağı üzerindeki Kosara ile Antalya’nın 37 km güneybatısında, bugünkü Bölümcektaş Tepesi üzerindeki Lykai arasındaki Kavak dağı üzerindedir. Kentin bulunduğu tepe, kuzey-güney doğrultusunda uzanan, oldukça izole ve sarp bir yükseltidir. Bu doğal konum o kadar korunaklı ki kentin ayrıca surlarla tahkim edilmesine bile gerek kalmamıştır.
Evet, Türkiye’nin ulaşımı en zor antik kentlerinden biri olarak biliniyor. Araçla gidilemiyor, sedir ormanları arasından ortalama 3-4 saatlik zorlu bir tırmanış gerekiyor. Ziyaretçilere bol su-yiyecek, iyi bir fiziksel hazırlık ve tercihan gurup halinde gitmeleri öneriliyor.
İsim ve Kimliği:
Antik kaynaklarda bölgenin adı Mnarike, kentin adı ise Mnara olarak geçer. Büyük İskender’in ordusu tarafından Yunanca “Blok kaya” anlamına gelen Marmara ismiyle de anılmıştır. Kentin adından yola çıkarak halkının Luvi kökenli olabileceği düşünülür. Luviler Anadolu’da MÖ 2000’lerden itibaren görülen kadim bir halktır.
Şehir hakkında antik dönem yazarlarının yazdıkları:
Evet, antik dönem yazarlarının söyledikleri, şehri daha iyi anlamak açısından önemlidir.
Diodoros:
“Oldukça yüksek ve ulaşılması güç bir kayalık tepe üzerindedir. Lykia sınırında, korunaklı olması ve sağlamlığıyla dikkat çeken büyük bir tepeyi iskan eden Marmaralılar, İskender’in bölgeden geçişi sırasında Makedon ordusunun destek birliklerine saldırırlar, kölelerle birlikte yük hayvanlarını yağmalarlar.
Bunun üzerine İskender bölgeyi kuşatır, ama cesareti takdire şayan Marmaralılar, bu kuşatmaya korkusuzca göğüs gererler.
Marmara’nın yaşlıları 2 gün süren kuşatmanın ardından İskender’in tepeyi ele geçirmeden gitmeyeceğini anlar ve gençlere, henüz güçleri varken İskender ile anlaşmayı önerirler.
Fakat gençler teslim olmaktansa vatanın özgürlüğü için ölmeyi onur saydıklarını söylerler. Bunun üzerine eli silah tutanlar: çocuk, kadın ve yaşlıları öldürdükten sonra kuşatmayı yararak yakındaki dağlık alana kaçmayı düşünürler.
Bunun üzerine aileleriyle birlikte akşam yemeği yemek üzere 600 kişi toplanırlar. Yemekten sonra gençler evlerine çekilirler. Ne var ki yakınlarını öldürmeye elleri varmadığı için içindekilerle birlikte evlerini yakmaya karar verirler ve yakarlar. Kararlaştırdıkları üzere, herkesi kendi ocaklarına gömdükten sonra, kendileri de henüz gece vaktiyle düşman kuşatmasını yararak dağlık alana kaçarlar.”
Sonrasında İskender ve birlikleri şehre girer. Marmara/Mnara bu işgal sonrasında Phaselis topraklarına katılır.
Arrianos:
“Phaselis yakınlarında yaşayan bu barbar halkın, sık sık Phaselis’e saldırdığını ve yağma yaptığını” anlatır.
Tarihi:
Muhtemelen Helenistik dönemde kurulmuş, Roma döneminde de iskan görmeye devam etmiştir. Büyük İskender’in Asya seferi sırasında, Mnaralılar Makedon ordusunun arka hatlarına baskınlar düzenleyip erzak çalmışlar, bunun üzerine İskender şehri kuşatmış ve ele geçirmiştir. Bu kuşatma normal Likya kentlerine göre uzun sayılan 2 gün sürmüş, çünkü kentin doğal konumu onu neredeyse ele geçirilmez kılıyordu. İskender sonrası Phaselis toprağının bir parçası haline gelmiş, aralarında bir çeşit ortak vatandaşlık ilişkisi kurulmuştur.
Erken Bizans döneminde küçülmüş, 8 yüzyılda tamamen terk edilmiştir. 2004 yılında kazılar başlamış ve halen devam etmektedir. 2008 yılında 1 Derece Sit alanı olarak tescil edilmiştir.
Genel özellikleri:
Topoğrafik yapısı, blok kayadır. Yapıları, örgü teknikleri ve şehircilik açısından bakıldığında Helenistik’ten beri polis statüsünde bir yerleşim olduğu kabul edilir. Roma döneminde de önemini korumuştur. Okunan bir onurlandırma yazıtı: “Mnara demosu tarafından İmparator Caligula ve eşi Messalina” ya adanmıştır.
Patara Yol Klavuz Anıtında anılan “Mnarike” bölgesinin de merkezidir. Çok sarp ve ulaşılmaz kayalık akropol ve eteğindeki yapı kalıntılarından oluşur. Tepenin doğal ulaşılmazlığı nedeniyle gerek duymadıklarından olsa gerek su kalıntılarına rastlanmaz. Sadece tepenin alt kotunda, denizi ve vadiyi gören noktada kule benzeri bir kalıntı görülür.
GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR;
Batı yamaçta, doğu-batı doğrultusunda yaklaşık 100 m uzunluğunda ve 2.5 m kalınlığında sur duvarı kalıntıları izlenir. Diğer yönleri sarp doğal yapısı nedeniyle sura ihtiyaç duyulmamıştır. Kalıntılar Göynük vadisine bakan kuzey uçta doğu-batı doğrultusunda, diğer alanlarda ise yamaca paralel kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda, teraslar üzerinde sıralanır. Yapılanı çoğu Helenistik ve Roma dönemlerindendir. Bizans dönemine ait herhangi bir veriye rastlanmamıştır.
AGORA:
Yerleşimin kuzeybatı ucundadır.
Agoraya ulaşım sağlayan yol, güneyden yükselerek gelir ve burada basamaklı bir sokağa dönülerek, agora üst kotundaki yapılara uzanır. Agoranın meydanı yamacın eğimi nedeniyle güneydoğu ve güneybatıda oldukça anıtsal bir görüntü sergileyen teras duvarıyla oluşturulmuştur.
Güneybatı duvarı 4.5 m yüksekliğe kadar korunmuştur.
Güneydoğudaki teras duvarının üzeri, 3 m genişliğinde düzgün bloklarla podyum oluşturacak şekilde örülmüştür. Gerek podyum ve gerekse de duvar dibinde görülen profilli kaideler bu duvarın yazıtlı heykel altlıklarıyla donatıldığını gösterir.
AGORA ÇEVRESİNDEKİ YAPILAR:
Agora meydanının kuzeybatısında üç odalı bir yapı kalıntısı bulunur. Yapının cephesinde üç giriş tespit edilmiştir. Girişler, yarım sütunlarla vurgulanmıştır. Geç dönem girişlerin moloz taşlarla örülerek kapatıldığı görülür.
Agoranın bir üst kotunda, kuzey ve doğu yönde, çok sayıda yapı kalıntısı görülür. Bazıları ana kayaya dayandırılarak kesme bloklarla örülürken, bazıları ise düzgün olmayan taşlarla örülü duvarlardan oluşmaktadır. Duvar kalınlıkları: 0.8 ile 05. m arasındadır. Yapılar arasından geçen ve ulaşım sağlayan sokaklar birçok yerde görülür. Görülen bazı sarnıçların, tekil bir yapıda olmadığı, çevresindeki yapılar dikkate alındığında, ortak kullanım söz konusu olduğu anlaşılır.
Agoranın kuzeydoğu üst kotunda, tepenin Göynük vadisine bakan uç kısmında bulunan yapı dikkat çeker. Batı uçta, ana kayadan yararlanılarak oluşturulmuş mekanın zemini düzgün kesilmiş blok taşlarla oluşturulmuştur. Hemen kuzeydoğusunda ise, nitelikli bloklarla örülmüş ikinci bir yapı bulunur.
TİYATRO/GÖSTERİ SERAMONİ YAPISI:
Yerleşimin güneyinde, uçurum kenarında, Attaleia’dan ve Phaselis’e kadar tüm sahil panoramasına hakim bir konumdadır. Güneybatı-kuzeydoğu doğrultusu dikdörtgen yapı, tek yönlü 11 adet oturma sırasından oluşur. 5.80 x 6.25 m ölçülerindedir. Oturma sıraları kısmen ana kayadan, çoğunlukla da blok taşlardan oluşmuştur. Üstünün örtülü olduğuna dair iz yoktur. İlk oturma sırası ile 6.5 m güneydoğusunda, uçuruma yakın yerde örülen teras duvarı arasında kalan düzlük, orkestra/sahne olarak kullanılmış olmalıdır. Yaklaşık 130 kişi kapasiteli yapı, bu formuyla bölgede benzersizdir. Kentteki her türlü açık hava toplantı/tören ve gösteri için kullanılmış olmalıdır.
MECLİS BİNASI:
Agora ile aynı kotta, toplanma yapısının batısındadır. Cephesi güneybatı yönündedir ve arka duvar kuzeydoğudaki kaya kütlelerine dayanır. Arka duvara ilişkin çok az blok sırası izlenir. Güneydoğu duvarın cepheye yakın bölümü, kısmen korunmuş, arka yarısı büyük oranda tahrip olmuştur. Cephe, tek sıra ve dört adet düzgün kesilmiş iri bloklardan oluşur. Cephedeki blokların yükseklikleri 1.65 m, kapı sövesi iç yüksekliği 2.40 m dir. Kapı açıklıkları, cephenin hemen güney ve kuzey köşelerine bitişiktir. Bu tasarıma göre: girişler oturma sıralarının merdivenlerine karşı olmalıdır. Cepheyi oluşturan iri blokların tümünde birer pencere bulunur. İkinci pencere hariç, diğerlerinde içeri sızan suyun dışarı akıtılması için ince bir kanal bulunur.
Yapının içi günümüzde: arkada bulunan yüksek kayalıktan kopup gelen iri kütlelerle ve yıkılan arka duvarın bloklarıyla doludur. Bu yıkıntı cepheye doğru alçalır ve kapı eşiğinde biter. Bu haliyle yapı, içinde oturma sıralarının varlığını düşündürse de buna ilişkin iz yoktur. Bu durum dikkate alındığında, yapının toplantıya yönelik bir işleve sahip olduğunu söylemek mümkündür.
TAPINAK;
Yerleşimin güney ucundadır. Defineciler tarafından oldukça fazla tahrip edilmiştir. Tapınaktan arta kalan kalıntılar içinde: kabartma ve heykel parçaları izlenir. Kalan parçalar üzerindeki izler: heykellerin toynaklı, pençeli hayvanlar ve sadece ayak kısımları kaldığından kime ait olduğu belli olmayan insan/tanrı heykelleri olduğunu gösterir.
Evet, tapınak “Apollon Lykios Tapınağı” olarak tanımlanır. Bulunmuş bir onurlandırma yazısı “Zeus ve tüm tanrılara” ifadesini taşır. Buna istinaden ise, tapınak Zeus’a atfedilir. Rhodiapolis kazılarında bulunan bir ev sunağı ise bu konuda daha açıklayıcı bilgi verir. Sunar üzerinde “Mnara Artemis’ine” adandığı yazar. Artemis’in bölgedeki baskın yaygınlığı, bulunan heykel parçalarının pek çok hayvan toynağı içermesi ve Rhodiapolis gibi uzak bir yerleşimde adı anılan bir Tanrı olması nedeniyle bu tapınağın, Neapolis vee Kelbessos’ta bulunan tapınaklara benzer planlarıyla bir Artemis Tapınağı olma ihtimali yüksektir.
MEZARLAR:
Yerleşimde çeşitli mezar tipleri tespit edilmiştir. Ticari agoranın güneybatısında geniş bir alan, nekropol olarak kullanılmıştır. Yerleşimin genelinde yapılar arasında da mezarların bulunduğu görülür. 13 tanesi sayılabilen lahitler ve khamosorionların sayısı yerleşim büyüklüğüne göre oldukça azdır.
Kemer Üçoluk Yaylası
ÜÇOLUK YAYLASI:
Kemer merkeze 37 km uzaklıktadır. Beycik yaylası üzerinden ulaşılır. Beldenin trekking ve kamp rotası üzerindedir. Ancak çam ağaçlarının içinden geçen yolu stabilizedir.
Yaz sezonunda: Kemer, Beldibi, Konyaaltı, Antalya Merkez ve benzeri yerlerde oturanlar, serinlemek için burada konaklarlar. Bu yüzden, Üçoluk köyünün sosyal hayatı, yaz sezonunda hareketlilik gösterir.
Kemer yöresinin doğal güzelliklerini gezmek isteyenler tarafından tercih edilmektedir. Yaylada, eski yayla evleri vardır. Bunlar, sedir ve ardıç ağaçlarıyla bütünleşmiş, muhteşem bir panorama ortaya çıkmaktadır.
Yaylanın rakımı 1500 metredir. Yaylada kamp kurmak mümkündür. Ancak elektrik ve telefon gibi alt yapı hizmetleri yoktur.
BEYCİK-FIRINCIK/GAVURPAZARI
Kemer ilçesi Beycik köyü sınırlarında, Tahtalı Dağı eteklerinde, 1100 m rakımda bulunan Fırıncık’ta bazı kalıntılar vardır. Beycik’ten 8 km araba ile gidildikten sonra, doğuya, ortalama 45 dakikalık yürüyüşle kalıntılara ulaşılır.
GENEL
Fırıncık yerleşimi ana güzergah üzerinde olmadığından, Patata Yol Klavuz Anıtında adı geçmez. Çok dik bir yamaca konumlanan yerleşimden, Olympos rahatlıkla görülür. Muhtemelen Olympos’un egemenlik alanındaydı. Beycik’teki bir lahit yazıtında: “cezanın Olympos’a ödeneceği” yazılıdır. Eğer Beycik Olympos’un egemenlik alanı altında ise, onun hemen yakınındaki Fırıncık da bu alana dahil olabilir.
Fırıncık kalıntılarının yakın çevresinde, Olympos’un alternatifi olarak Phaselis varsa da aralarındaki vadi iki kentin sınırı gibi görünür.
KALINTILAR:
Kalıntılar bir tepe ve doğusundaki çanakta dağılıdır. Bazı kesimlerde oluşturulan yüksek yapı terasları, aynı zamanda koruma sisteminin bir parçası olmuştur. Yerleşimin en güneyinde bir yapı kalıntısı var. Giriş yanlarında İon başlıklı plasterler ve kapı lentosu üzerinde aslan kabartması bulunur. Muhtemelen Heroon ya da Propylon olduğu düşünülür. Bir diğer düşünce ise bu yapının Bouleuterion olduğudur.
Dik yamacın her yeri teraslanarak yapılaşmaya uygun hale getirilmiştir.
Yerleşimde 80 yapının yanı sıra, agora, stoa, tapınak, bouleuterion gibi önemli yapılar bulunuyordu. Tepe yerleşimindeki çok sayıda yapının güneydoğusunda agora ve uzun kolunda 5 mekan bulunan “L” biçimli stoanın Helenistik Dönemde Dor tarzında yapıldığı anlaşılmıştır.
Agora alanında bir tapınak kalıntısı vardır. Agoranın kuzeyindeki yapılar işlik olarak düşünülür.
Yamaçta çok sayıda çiftlik evi ve işlik tespit edilmiştir. Roma Dönemine ait khamosorion mezar, şimdiye dek kent içinde tespit edilmiş tek mezardır. Nekropol, kentin güneybatı aşağısında yerleşimin dışındadır. Tahrip edilmiş çok sayıda mezar bulunmaktadır.
Kentteki kalıntılar Helenistik dönemdendir. Kalıntıların tamamen Helenistik dönemden olması, 2 ya da 1’nci yüzyılda geçirilen büyük bir depremden sonra terkedilmiş olduğunu kanıtlamaktadır.
Belki de bu ve benzeri küçük şehirler, Korsan Zeniketes’e destek verdikleri için Romalı General Servilius Vatia tarafından cezalandırıldıkları için Roma Döneminde fazla büyüyememiştir. Belki de Beycik’teki Roma kalıntıları, Fırıncık’ın terkedilmesinin sonrasında, aynı topluluk tarafından yapılmıştır. Gavurpazarı adından yola çıkılarak bu yerleşime “korsanlık döneminde erkek ve kadın yabancıların (kölelerin) satış yeri” olduğu da düşünülür. Ancak gerçeklik payı bilinmemektedir. Ayrıca Zeniketes’in korsanlık merkezi, Olympos Limanında var olması gereken asıl köle pazarları düşünüldüğünde, bu dağlık ve sapa pazara da köle satışı için gerek bulunmamaktadır. Zaten Gavurpazarı da günümüzde verilen bir isimdir.
ÇALIŞDAĞ
Çalışdağ vericisi için yapılan orman yolundan ulaşılır.
Batı, kuzey ve doğu yamaçların çoğu, ulaşılmaz uçurumlar ile çevrilidir.
Kayalık tepe, çıkılabilir durumda olan güney ve güneydoğu yönden sağlam sur duvarlarıyla çevrilidir.
Bu yönden, denize alçalarak uzayan burun Kocaburun (Ağva) olarak adlandırılır.
Kayalık tepenin tamamına kurulan kaleyi 2.20 x 2.40 m arasında değişen kalınlıklarda güçlü duvarlar çevirir.
Çoğu kesimde 2-3 m civarında yükseklikleri korunmuştur.
Ana tasarım tepenin topoğrafyasına göre şekillenmiş gözükse de sur duvarı olan kesimlerde topoğrafya kale biçimini çok etkilememiştir.
Surlar güney boyunca dümdüz uzanır ve doğu kesimde kuzeye saparak yaklaşık dikdörtgen bir plan oluşturur.
Tüm kalede, üç yerden kapı açıklığı vardır. Diğerlerinden daha farklı ve nitelikli olan ana kapı güney yüzdedir. Bu kapı güneybatı kesimde yüksek kayalığı inen kaya merdivenlerinin başlangıcına yönelmektedir.
Kaya merdivenleri çok nitelikli bir kaya işçiliğiyle açılmıştır ve bu kesimde dönerek uçurumun dibine kadar inmektedir.
Güney uzun yüzde bulunan ana kapının hemen doğu yanında ikinci bir açıklık bulunmaktadır. İkinci kapı, kuzeydoğu köşede yarım yuvarlak biçimli kulenin içine açılır. Görülebilen son kapı, kalenin kuzeybatı köşesinde Kemer’e bakan kuleye açılmaktadır.
Kale duvarlarında üç kulenin varlığı görülür. İkisi dikdörtgen biri yarım yuvarlaktır. Bunlardan birisi: iki tarafından sur duvarlarıyla bağlanmaktadır. Bu kuzeydoğu köşeyi oluşturan yarım yuvarlak planlı olandır. Diğer ikisi birer yanından uçurumla bağlanmaktadır.
1 ve 3’ncü kule arasında duvar bağlantısı yoktur. Arada çok derin çıkılmaz uçurumlar vardır. Kale içinde herhangi bir yapı kalıntısı yoktur. Duvar örgü sistemi Helenistik Dönem özellikleri gösterir.
Ancak kalenin kapladığı yaklaşık 5 bin metre karelik alan, Lykia klasik dönem yerleşimlerine göre çok daha büyüktür.
Lykia’nın en önemli kentlerinde bile Klasik akropolleri bu boyutlarda değildir.
Asıl sorun, bu kalenin antik adının ne olduğudur. Daha önce burası İdyros olarak adlandırılmış ve sonrasında ise Olbia olarak isimlendirilmiştir. Bu kalenin Olbia olduğunu gösteren bir yazıt ya da başka bir belge yoktur. Ayrıca tepede Klasik Dönem duvarları bulunmaktadır. Olbia’nın Klasik Dönemde varlığını işaret eden herhangi bir belge yoktur. Kaldı ki Olbia körfezin kuzeybatı köşesinde düşünülür. Sonuçta Çalışdağ kalıntılarının antik adı henüz bilinmemektedir.
Kocaburun yolu üzerindeki kilise kazılmış ve İdyros kapsamında değerlendirilmiştir. Kilisenin nartheks mozaiğinde bulunan yazıtta: “Başrahip Plistarkhianos 55 Drahmi verdi, Keşiş Zosimos 51 Drahmi verdi, Vaiz Heraklios 52 Drahmi verdi” yazmaktadır.
Maçka denilince, İstanbul’un bir semtinin ismi de Maçka, ama ben burada sizlere Trabzon Maçka’yı anlatmaya çalışacağım. Maçka’ya, yollarda sisin içine daldığınızda; “Kim bilir ne güzellikler vardı geçtiğimiz şu yollarda da ben görmedim.” diye hayıflanırsınız. Yani: yollar bolca sislidir.
Zaten burada kaldığım 2 günlük sürede: yaz ayının ortaları olmasına rağmen, aşırı nemli bir hava olduğunu gördüm. Hani derler ya, nemden üstünüzdekiler yapışır, işte öyle bir hava vardır. İlçenin hemen ortasından bir dere geçiyor, derenin kıyısında, oturma yerleri ve parklar düzenlenmiştir.
Derenin paralel caddelerinde ise, dükkanlar bulunuyor. Bence bu şirin ilçenin en dikkat çeken yanı: havasının aşırı nemli olması, çevresinde, hatta hemen yakın çevresinde yükselen tepeler, isminden de anlaşılacağı üzere, iki yükseklik arasında kurulu düzlük.
Tüm bunların yanında: Trabzon ilçeleriyle ilgili, önemli bir not düşmek istiyorum. Tonyalı silahıyla, Oflu kurnazlığıyla, Sürmeneli bıçağıyla, Maçkalı delikanlılığı ile tanınır. Hepsinin ortak özelliği ise, tüm sıkıntılara rağmen, neşelerini korumalarıdır. Hür tür zaaf, tik, taşkın hareketler: gülme nedenidir.
“Maçka yolları taşlı” dizeleriyle başlayan türlüyü hatırlayanlar vardır. Ancak günümüzde Maçka yolları taşlı değil, asfalttır. Türkünün: “Maçka yolları taşlı, geliyor kalem kaşlı, sarı saçlı, gözleri yaşlı” gibi bir çok versiyon bulunur.
Maçka yollarının taşlı olmasının sebebi: hemen yan tarafta bulunan Maçka deresi: özellikle sonbaharda, yukarıdan aşağıya doğru ne varsa silip süpürür ve aşağılara kadar sel suları gelir ve şehri sel basar.
Öyle olunca, yolun üzerinde taşlar bırakır ve deyimin buradan geldiği söylenir. “Gözleri yaşlı” deyimi: o sel felaketinden sonra ağlayan insanlar veya 1924 yılındaki mübadelede buradan göç eden Rumların, sarı saçlı Rum kızlarının, gözleri yaşla topraklarını tek etmelerini anımsatmaktadır.
Trabzon Maçka
ULAŞIM
İl merkezi, Trabzon’a; 26 km. uzaklıktadır. Deniz kıyısında değil. Bu yüzden: Karadeniz Sahil Otobanından, güneye sapmanız gerekiyor. Ama: özellikle: Sümela Manastırını görmek için mutlaka sapın. Maçka’nın güneyinde: Torul ve Gümüşhane bulunuyor. Gümüşhane’ye uzaklık: 72 km.
TARİHİ
Maçka ismi, söylentilere göre: İranlılar ile Bizanslılar arasındaki çatışmalarda, buranın yerli halkının “Maçuka” denilen sopa ile dövüştükleri için, onların yerleşim birimine, “Maçuka” anlamında “Maçka” denilmiştir. “Maçuka” kelimesinin anlamı “iki dağ arasındaki düzlük” tür. Maçuka: iki tarafı sopa, ortasında zincir olan bir silahtır. Silah; ismini doğduğu yer olan buradan yani Maçuka’dan almıştır.
Osmanlılar döneminde ilçe merkezinin ismi: “Cevizlik” olmuştur.
Bunun dışında, Maçka’nın geçmişine ait herhangi bir kazı veya çalışma yapılmamış. Yalnızca, çeşitli varsayımlar var. Özellikle, Trabzon ve dolaylarında kurulan, Pontus Devletinin, burada da egemenliğini sürdürdüğü ve Roma ülkesi konumuna gelene kadar bu durumun devam ettiği biliniyor.
1461 yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından, bölgenin egemenliği Osmanlılara geçer. 1916 yılında, Rusların işgali görülür, 1918 yılında ise işgal biter, ilçe kurtulur.
Trabzon Maçka
GENEL
İlçe merkezi: çam ormanlarının süslediği vadilerin ortasındaki, Değirmendere denilen bir dere yatağında kurulmuştur. Doğal güzellikler olarak, Trabzon’un en şirin ilçesidir.
Karadeniz bölgesini, Doğu Anadolu’ya bağlayan ünlü Zigana Geçidi, Maçka ilçesi sınırları içinde başlar. Türkiye’nin en uzun tünellerinden olan Zigana Tüneli (1875 metre uzunluğundadır) de, burada bulunuyor.
İlçenin iklimi: nemli, ılık ve her mevsim yağışlı olması ile öne çıkar.
İlçe, antik çağdan günümüze kadar: Tahran-Tebriz-Erzurum-Trabzon ticaret yolunun üzerinde konuşlanması nedeniyle, önemli bir stratejik mevki olmuştur. Burada: Trabzon’un diğer ilçelerine nazaran: Hıristiyan oranı, göze batar şekilde fazladır. Çünkü: bölgede, çok sayıda manastır bulunmaktadır.
Ayrıca: bu manastırların çevresinde yaşayan köylüler, uzun yıllar boyunca, manastırların arazilerindeki toprakları işleyerek geçimlerini sağlamışlardır. Yani: elde ettiği ürünün yarısını, manastıra vermek zorundaydılar.
Dolayısı ile, işverenin kilise olması, köylülerin Osmanlı döneminden sonra, din değiştirmesini zor hale getirmiştir. Bu köylüler, görünüşte Müslüman iken, gerçekte Hıristiyan öğretisinden sapmamışlardı.
NE YENİR
Zigana dağı üzerindeki mola yerlerinde, meşhur sütlaçtan tatmayı unutmayın.
Ayrıca: Maçka’da, güzel bir peynir bulabilirsiniz. Küçük pidelere benzeyen ve “kolof” denilen bu peyniri deneyebilirsiniz. Bir de; çayır lahanası çorbası öneriyorum. Maçka’nın yüksek köy ve yaylalarında yazın yetişen bu yabani ot ile yapılan çorba, sıcak servis ediliyor ve değişik bir tadı var.
Son olarak: köy tere yağında pişirilmiş, kırmızı benekli alabalık yemelisiniz.
NE SATIN ALINIR
Maçka’dan fındık ve fındık ürünleri satın alabilirsiniz. Ayrıca: buradaki gezici balcılar tarafından yaylalardan elde edilen balın tadına doyamazsınız. Bal da satın alabilirsiniz.
Trabzon Maçka
GEZİLECEK YERLER
Trabzon Maçka HamsiköyTrabzon Maçka HamsiköyTrabzon Maçka HamsiköyTrabzon Maçka Hamsiköy
HAMSİKÖY
Denizden yaklaşık 50 km içeridedir. Bir zamanların Hamsiköy’ü, Trabzon Büyükşehir Belediyesi olunca, Büyükşehir Belediyesine bağlı bir mahalle haline gelmiştir.
Bir zamanlar: İpek yolu üzerinde, Zigana dağları üzerinde ikinci konaklama köyüdür. Dağların arasına bir vadiye yerleşmiştir. Deniz seviyesinden 1300 metre yüksekliktedir.
Köyün ismine gelince: “Hamsi” kelimesi, Arapçada “Beş” anlamına gelen “Hamse” kelimesinden gelmiştir. Çünkü, burası 5 köyün birleşmesiyle oluşmuştur. Hamse kelimesi, zaman içinde söylene söylene günümüze Hamsi olarak gelmiştir.
Hamsiköy’ün sütlacı meşhurdur. Ancak bu sütlaç fırında olmaz. Fırında yapılan sütlaç, Hamsiköy sütlacı değildir. Burada en güzel ve geleneksel sütlacı “Osman Usta” yapar. Osman usta: “sütlacın ayarını tutturamadıklarında, fırına atıyorlar ve üzerine tat versin diye bolca fındık ekliyorlar” der.
Yani: gerçek Hamsiköy sütlacı: fırınlanmaz ve üzerine fındık eklenerek servis edilmez. Bu sütlacın lezzetinin sebebine gelince: burada çevredeki yeşilliği göreceksiniz, bu bölgede karasığır denen yerli ırk inekler yetiştiriliyor. Bu ineklerin sütü çok yağlı ve beslendikleri otlara göre aşırı aromalıdır. Zaten sütlacı tadarken, bu aromayı hissedebilirsiniz.
Hamsiköy çarşısı boyunca sıralanmış birçok sütlaççı görebilirsiniz. Evet, burada birçok otantik köy evi bulunuyor. Bu evlerin arasındaki sokaklarda yürüyüş yapabilirsiniz. Köy insanı, misafirperverdir. Yolun sağında ve solundaki çizgileri takip ederek köprüye kadar yürüyebilirsiniz.
Trabzon Maçka Kardeşlik Anıtı
KARDEŞLİK ANITI
Zigana tünelinden çıkınca, hemen yukarıda yanında Türk bayrağı bulunan bir anıt görülür. Bu beyaz anıtın hikayesi: Trabzon ve Kahramanmaraş, kardeş şehirlerdir. Trabzonlu vali Kahramanmaraş’ta ve Kahramanmaraşlı vali ise, Trabzon’da valilik yaparken: iki şehir kardeş şehir olur.
Zaten: tarihi süreçte: gerek Rus işgali sırasında Trabzon’a, Kahramanmaraşlıların yardımı ve gerekse Kahramanmaraş işgal edildiğinde Trabzonluların yardımı vardır. Aynı zamanda üniversitede iki sınıf arkadaşı olan bu iki vali “Kardeşlik yürüyüşü” yapılmasına karar verirler.
17 kişilik dağcı ekibi, buradan Trabzon’a doğru yürüyeceklerdir. Ancak Şubat ayında Ziganalar aşılırken, üzerlerine çığ düşer ve 14 dağcı hayatını kaybeder. Anıt, burada ölen dağcılar için yaptırılmıştır.
Trabzon Maçka Vazelon Manastırı
VAZELON MANASTIRI
Maçka’ya 14 km. uzaklıktadır. Ulaşım maalesef çok zor. Vazelon ismini: üzerinde kurulmuş olduğu Zabulon Dağından aldığı düşünülmektedir. Bu ölçüde: ıssız ve sakin bir yer seçilmesi, manastıra daha kutsal bir hava verilmek istenmesinden kaynaklanmaktadır.
Manastırın kesin yapılış tarihi bilinmiyor. Ancak: 270-317 yılları arasında yapılmış olabileceği tahmin ediliyor. Manastır: 565 yılında, İmparator Justinianus tarafından onarılmış ve günümüze kadar da benzer birçok onarım ve tamiratlar yapılmış. 702 yılında ve onu izleyen yıllar içinde, çok önemli restorasyonlar geçirmiş ve orijinal halinden uzaklaşılmıştır.
Bu bölgedeki meşhur Sümela Manastırının; o dönemlerde, bölgenin en zengin manastırı olan Vazelon Manastırının gelirlerinden yapıldığı söyleniyor. Çünkü: zamanında, bölgede bulunan manastırların en yetkilisi ve en zengini durumunda imiş.
Yahya Peygambere adanan bu manastır: 1923 yılından sonra terk edilmiş. Malum aynı tarihte, karşılıklı değişik sonucu, bölgedeki Rumlar, buradan ayrıldılar.
Kilisenin içindeki fresklerde: cennet, cehennem ve son hüküm tasvirleri işlenmiş. Canlılık ve güzelliklerini hala koruyorlar. Binaya: batı kısmındaki merdivenlerle giriliyor. Merdiven basamakları kırık olduğundan, yukarı çıkarken dikkatli olmanız gerekiyor.
Günümüzde: zemin kat: kapı ve pencereleri kapalı. Biraz önce söz ettiğim merdivenlerle, birinci kata çıkılıyor ve küçük bir antre ile karşılaşılıyor. Bu kısmın: sağ ve solunda iki dar koridor var. Bu koridorlara: sağdan ve soldan; üçer olmak üzere, toplam 6 oda açılıyor. Odaların tavan kısımları: ahşap olduğundan günümüze ulaşmamış.
Manastırın esas eski bölümüne: kullanımda iken, ahşap bir merdivenle çıkılıyormuş. Ancak, bu merdiven günümüzde yok. Diğer kata geçmek için tırmanmak veya alt katta bulunan gizli dehlizden sürünerek çıkmanız gerek. Eski Manastır bölümüne çıkıldığında: bazı bina kalıntılarına rastlanıyor.
Soldaki büyük kısım: yemek salonu, ona bitişik olanı ise manastır görevlilerine ait bir yer. Sağdaki binalar ise: su kanallarından anlaşıldığına göre, mutfak ve yemekhane imiş. Bunların yukarısında ise, üzeri tonozlarla örtülü, büyük bir su sarnıcı var.
Bunun yanında: 3 nefli bir Bizans kilisesi bulunuyor. Manastır ve bölümlerinin üzeri, ahşap olduğundan bugün çürümüş ve yıkılmış. Bina: 1923 yılında terk edilmiş. (Kurtuluş Savaşından sonraki, karşılıklı mübadele yıllarında)
KUŞTUL MANASTIRI
Şimşirli köyündedir. Buraya giden ve derelerle, taş köprülerle süslenen yol, hem yürüyüşçüler ve hem de doğa severler için muhteşem bir ortam sunuyor. Buraya ulaşmak için: Esiroğlu beldesine giderken, soldaki galyan vadisini takiben ulaşmak mümkün. Manastır: vadiye hakim bir tepe üzerinde kurulmuş. Maçka yolu üzerinde, bağımsız üçüncü manastırdır.
Manastırın 752 yılında yapıldığı söyleniyor. 1203 yılında, terk edilmiş. 1393 yılında ise, yeniden yerleşilmiş. 1904 yılında ise, büyük bir yangın geçiriyor ve harap oluyor, daha sonra tekrar inşa edilmemiş.
Burası: bölgedeki diğer manastırlar gibi, kutsal bir mağara ve ayazma çevresinde kurulmuş. Günümüzde ise, defineciler tarafından büyük ölçüde tahrip edilmiş görüntü veriyor. Manastır içinde: herhangi bir tehlike halinde kullanılmak üzere, vadiye bağlı bir dehliz yapılmış. Ancak, bu dehliz, toprak ve taşlarla doldurulmuş.
Trabzon Maçka Zilkale
ZİLKALE
İlçe merkezinin 15 km. güneyinde, Fırtına Deresinin batı yamaçları üzerindedir. Bölgenin en dikkat çekici tarihi eserlerinden biridir. Muhtemelen 14. veya 15. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor.
Kalenin, üzerine inşa edildiği sarp kaya kütlesi: denizden 750 metre yüksekliktedir. Dere yatağından ise: 100 metre yüksekliktedir. Kale: dış surlar, orta surlar ve iç kaleden oluşuyor. Orta kale içinde: 3 önemli yapı var. Bunlar: muhafız binası, şapel ve başkule.
Trabzon Maçka Türkiye-İspanya Dostluk Anıtı
TÜRKİYE-İSPANYA DOSTLUK ANITI
26 Mayıs 2003 tarihinde, Afganistan’da görevli İspanyol askerleri, kendilerine ait bir askeri uçakla ülkelerine dönerken: askeri uçak, yoğun sis nedeniyle hava alanını 2 kere pas geçer, 3’ncü denemede ise, inmek için tur atarken, Pilav Dağı, Atasun mevkiine çakılarak düşer.
Kazada: uçakta bulanan askerler ve mürettebat dahil 74 kişi hayatını kaybeder. Bu acı olay: her yıl Mayıs ayında: Türk ve İspanyol yetkililerin katılımı ile anılmaktadır. Bu olayın anısına, burada iki anıt yapılmış ve 26 Mayıs 2004 tarihinde açılmış.
ALTINDERE VADİSİ MİLLİ PARKI
İlçe merkezinden, 18 km uzaklıktadır. Milli Park: Sümela Manastırı ve Altındere vadisinin bitki çeşitliliğini öne çıkarır. 1987 yılında açılmıştır, giriş ücretlidir.
Buradaki Sümela Manastırı, özellikle, Altındere’nin batı yamacında, 300 metre yükseltide, bir kartal yuvası gibi duruyor. Manastır ile ilgili ayrıntılı bilgiyi: Sümela Manastırı adı altında yine bu sitede bulabilirsiniz.
Bunun dışında, Altındere Vadisi Milli Parkında: hakim bitki örtüsü olarak ladin ağaçları göze çarpıyor. Yani, muhteşem bir bitki örtüsü çeşitliliği var. Bunların yanında: yaban hayatı içinde görebileceğiniz hayvanlar şunlar: geyik, karaca, çengel boynuzlu yaban keçisi, yabani domuz, ayı, kurt, çakal, tilki, yaban kedisidir. Ayrıca: Park içinde doğa yürüyüş yolları, seyir terasları ve kısa yürüyüşlerle ulaşılabilen irili ufaklı şelaleler var. Vadinin ortasından geçen Altındere ise yemyeşil doğa içinde olağanüstü güzelliktedir.
Evet milli park her yıl yaklaşık 500 bin kişi tarafından ziyaret ediliyor.
ŞOLMA TURİZM MERKEZİ
İlçenin güneyinden, 22 km. lik toprak bir yolla, bu yaylaya ulaşmak mümkün. Yaylanın ismi: Mağura. Yayla: 1800 metre yükseklikte ve burada: bakkal, kahvehane ve telefon hizmeti var.
SÜMELA MANASTIRI
Sümela Manastırı hakkındaki ayrıntılı yazıyı, yine bu sitede “Sümela Manastırı” adı altında bulabilirsiniz.