Sicilya Palermo

Sicilya Palermo

Şehir: İtalyan şehirleri arasında, beşinci büyük şehirdir. Aynı zamanda Sicilya adasının başkentidir. Akdeniz kültürünün, tarihinin ve mutfağının en yoğun biçimde hissedildiği bu şehir, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşır.

Palermo: adanın başkentidir. Doğu bölümünde “Monte Alfano” ve “Monte Pellegrino” dağlarının eteklerine yaslanmıştır. Adanın kuzeybatı kısmında konuşlanmıştır.

 

TARİHİ:

Şehir: MÖ 8 yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulmuştur.

İlk olarak, Phoenicia’lılar tarafından kurulmuş, daha sonra Yunanlılar zamanında ise, “Panormus” olarak bilinmiştir.

Takip eden süreçte, Roma egemenliği ve daha sonra ise, Bizans imparatorluğunun bir parçasıdır.

Bu arada, kısa bir dönem Arap egemenliği görülür. Norman istilası sonrasında ise, 1130-1816 yılları arasındaki uzun süreçte, Sicilya krallığının başkenti olmuştur.

Sicilya Palermo

Şehir: tarihi süreç içinde, Sicilya adasına hakim olmuş birçok kültürün geride bıraktığı inanılmaz kültür zenginliğine sahiptir.

Şehrin eski bölümü: çoğunlukla Arap hakimiyeti sırasında inşa edilmiştir. Ancak, yine bu bölüm II. Dünya Savaşı sırasında birçok kez bombalanmıştır. Yakın geçmişte restore edilen bu bölüm: günümüzde kültür ve sanat için ayrılmış önemli bir merkez haline gelmiştir. Kültür Festivali “Kals’art” her yıl, burada yapılmaktadır.

Burada: denize girmeyi düşünürseniz: denizdeki kirliliğin üst düzeyde olduğunu unutmamak gerekir. Yalnızca, ünlü “Mondello” plajı, yüzmek için uygun olabilir. Ancak, buralara gelip te, yüzmek isteyenlere, şehrin 100 km. batısındaki “Sen Riserve dello Zingaro” doğal koruma alanındaki veya “San Vito lo Capo” bölgesindeki Karayip tarzı plajları önerebilirim.

Şehri ziyaret etmek için en iyi zaman: henüz çok sıcakların başlamadığı ilkbahar ve sonbahar mevsimleridir. Kışın, sıcaklıklar nadiren 10 derecenin altına iner. Yani, genellikle çok soğuk bir kış dönemi yaşanmaz.

Palermo yerel lezzetlir

NE YENİR:

Sicilya mutfağı İtalya’nın en zengin bölgesel mutfaklarından biridir ve Palermo bu deneyimin kalbidir.

Palermo Arancini

Arancini: Kızartılmış prinç topları: Peynir, et veya sebze dolguludur.

Cannoli: Kızartılmış habur tüpü içinde ricotta kremasıyla doldurulmuş tatlıdır.

Pane ce’meusa: Dalak sandviçi. Sokak yemeği kültürünün simgesidir.

Granita con brioche:  Limon, badem veya fıstık aromalı buz tatlısı, brioş ile servis edilir.

Pasta alla Norma: Patlıcanlı, domatesli ve ricotta peynirli makarna.

Palermo ne satın alınır

NE SATIN ALINIR

Önce alışveriş önerilerim: pazarlarda pazarlık yapılabilir. Ama dükkanlarda genellikle fiyatlar sabittir. Turistik bölgelerdeki dükkanlar yerine yerel esnafı tercih etmenizi öneririm. Hem daha kaliteli hem daha ucuz olur. Seramik ve kukla alırken “Fatto a mano (el yapımı)” etiketine dikkat ediniz. Gıda ürünlerini havaalanı duty free yerine, şehir içinden almak çok daha uygundur.

1-Sicilya Seramikleri:

Palermo ve çevresi, renkli el yapımı seramikleriyle dünyaca ünlüdür. Limon, zeytin, balık ve geometrik desenlerle süslenmiş tabaklar, vazolar, kupalar ve dekoratif karolar en çok aranan ürünler arasındadır. Caltagirone şehrine ait seramikler özellikle kaliteleriyle ortaya çıkar.

Palermo hediyelik eşyaları

2-Trinacria-Uğur Muska ve Takıları:

Trinacria, Sicilya’nın sembolüdür. Ortasında bir yüz olan üç bacaklı figür, kolye, magnet, anahtarlık ve tablo olarak her yerde bulunur. Bunun yanı sıra cornicello (İtalyan boynuzu) ve mano fico (el şeklinde nazarlık) gibi uğur getirdiğine inanılan tılsımlar da çok popülerdir.

Palermo hediyelik eşyalar

3-Zeytinyağı, Fıstık ve Badem ürünleri:

Sicilya zeytinyağı, İtalya’nın en kalitelileri arasında sayılır. Markete ya da özel dükkanlardan kaliteli zeytinyağı, Bronte fıstığı (yeşil Sicilya antep fıstığı) ezmesi, badem ezmesi (marzipan) ve fıstıklı çikolata harika lezzetli hediyeliklerdir.

 

4-Geleneksel Sicilya Kuklaları (Pupi)

“Opera dei Pupi” adıyla bilinen geleneksel Sicilya Kukla Tiyatrosu, UNESCO’nu Somut Olmayan Kültürel Miras Listesindedir. El yapımı şövalye ve savaşçı figürlü bu renkli kuklalar hem dekoratif hem de kültürel açıdan çok değerli hediyeliklerdir.

 

5-Sicilya Şarapları-Marsala:

Sicilya, İtalya’nın en büyük şarap üreticisi konumundadır. Nero d’Avola üzümünden yapılan kırmızı şaraplar ve dünyaca ünlü Marsala Şarabı (tatlı ve kuru) çok güzel hediyelikler olabilir. Şarap dükkanlarından ya da yerel üreticilerden satın alabilirsiniz.

Palermo Hediyelik eşyalar

6-Limon Ürünleri-Limoncello:

Sicilya limonları coğrafi işaret taşıyan özel bir çeşittir. Limoncello likörü, limon aromalı sabunlar, el kremleri, parfümler ve limon desenli mutfak tekstilleri (önlük, mutfak bezi) hem kullanışlı hem şık hediyeliklerdir.

 

 

Sicilya Palermo

GEZİLECEK YERLER

Palermo şehrinin tarihi bölümünü yürüyerek gezmenizi öneririm. Ama, yürümeyi tercih etmeyenler için, şehir merkezindeki tarihi yerleri gezdiren “Tur otobüsleri” ni tercih edebilirsiniz. Bu otobüsler: Piazza Castelnova meydanından hareket ederler.

Palermo Piazza Politeama

PİAZZA POLİTEAMA

Palermo’nun modern şehir merkezinde yer alan en önemli ve en işlek meydanlardan biridir. Yılbaşı etkinlikleri bu meydanda yapılır.

Resmi adı Piazza Ruggero Settimo’dur. Adını Sicilya’nın bağımsızlık hareketinin önde gelen ismi Ruggero Settimo’dan alır. Ancak halk arasında ve turistler arasında meydana hakim olan Theatro Politeama Garibaldi tiyatrosu nedeniyle “Piazza Politeama” olarak bilinir.

Palermo Teatro Politeama Garibaldi Meydanı

Meydan, şehrin ana caddesi Via della Liberta ile Via Ruggero Settimo’nun kesişim noktasında konumlanır ve Palermo’nun modern ile tarihi dokusunu birbirine bağlayan bir geçiş noktası işlevi görür.

Evet, meydana ulaşan caddeler üzerinde ve ara sokaklarda alışveriş yapabileceğiniz yüzlerce mağaza ve dükkan bulunur. Ayrıca yine bu bölgede birçok kafe ve restoran var. Hatta İtalya’nın ünlü mağazalar zinciri olan “Rinascente” nin şubesi, yine bu meydana gelen cadde üzerinde bulunuyor. Via della Liberta boyunca yürüyüşler yapın, şehrin en şık modern yüzünü keşfedebilirsiniz.

Gündüzleri meydanın atmosferi: Meydanın çevresindeki kafeler ve restoranlar yerel halk ve turistlerle dolup taşar. Açık havada oturarak espresso içmek ya da Sicilya dondurması (granita) yemek burada neredeyse bir ritüel haline gelmiştir.

Akşam meydanın atmosferi: Palermolu gençlerin buluşma noktasına dönüşür. Çevredeki barlar ve geç saate kadar açık kafeler canlı bir gece atmosferi yaratır.

Çevredeki bazı kafelerde Aperitivo saati (18.00-20.00) genellikle içkiyle birlikte ücretsiz atıştırmalıklar sunulur.

 

Palermo Teatro Politeama Garibaldi

THEATRO POLİTEAMA GARİBALDİ:

Meydanın tartışmasız odak noktası olan Teatro Politeama Garibaldi, Palermo’nun en görkemli yapılarından biridir. Açılışı Vincenzo Bellini’nin “Capuleti ei Montecchi” operası sergilenerek yapılmıştır. Garibaldi’nin ölümünden sonra ismi bu tiyatroya verilmiştir.

Mimarı: Giuseppe Damiani Almeyda’dır. 1867-1874 yılları arasında inşa edilmiştir. Kapasitesi, yaklaşık 3000 seyircidir.

Palermo Teatro Politeama Garibaldi

Tiyatronun dışı son derece çarpıcıdır. Yarım daire biçiminde bir yapıya sahip olan cephe, antik Roma zafer takları ve Yunan tapınaklarından ilham alır. Alt katta Dor, üst katta İyon düzeninde sütunlar kullanılmıştır.

Palermo Teatro politeama Garibaldi Bronz Quadriga heykeli

Girişin üzerinde bronz Quadriga heykeli (dört atlı savaş arabası) yapının en dikkat çeken unsurlarıdır. Bu eser, antik Roma zafer sembolünün modern bir yorumudur. Bu heykel, ünlü İtalyan heykeltıraş Rutelli tarafından yapılmıştır.

Tiyatro günümüzde Sicilya Flarmoni Orkestrasına ev sahipliği yapmaktadır ve yıl boyunca konser, opera ve bale etkinlikleri sahne alır.

Son birkaç not: Tiyatronun bronz Quadriga  heykelini yakından görmek için binanın sağ ve sol yanındaki merdivenlerden üst platforma çıkabilirsiniz. Yakından bakıldığında atların dinamik duruşu ve arabacının zafer pozu, Sicilya’nın tarihsel güç ve özgürlük ruhunu simgeler.Akşam gün batımı sırasında tiyatronun altın rengi cephesi inanılmaz güzel görünür.

 

Palermo Galleria d’Arte Moderna (GAM)

GALLERİA D’ARTE MODERNA (GAM):

Tetro Politeama ve GAM’ı aynı günde ziyaret etmek hem kolay hem verimlidir, aralarındaki mesafe sadece birkaç dakika yürüyüşlüktür.

Palermo şehrinin en önemli müzelerinden biri olup, 19 ve 20 yüzyıl İtalyan ve Sicilya sanatına adanmış eşsiz bir koleksiyona sahiptir. Müze, şehrin tarihi merkezinde, Via Sant’Anna sokağındadır ve Piazza Politeama’ya yürüme mesafesindedir.

Müze 17’nci yüzyılda inşa edilmiş eski bir manastır olan Sant’Anna Manastırı içinde konumlanır. Restore edilerek müzeye dönüştürülen bu yapı, kendi başına mimari bir  şaheserdir.

Müze 1910 yılında Tiyatro Politeama’nın fuayesi ile Modern Sanat Empedocle Restivo arasındaki galeride kurulmuştur. Burası 15 yüzyılda bir özel konut, 17 yüzyılda ise manastır olarak kullanılmıştır. İlk olarak ise, 1480 yılında Katalan tüccar Gaspar Bonet tarafından inşa ettirilmiştir. 16 yüzyılda buraya Cizvitler yerleşirler ve 1618 yılında satışı yapılır, 17 yüzyılda manastıra dönüştürülür. 18 yüzyılda depremde konut hasar görür. 19 yüzyılda finansal zorluklar nedeniyle, yapıda çeşitli değişiklikler yapılır.

Müzenin son olarak kapsamlı restorasyon sonucu 2006 yılında yeniden açılmıştır. 3 kat ve ilaveten avlu bulunur.

Palermo Galleria d’Arte Moderna (GAM) Avlusu

Manastırın taş avlusu, ziyaretçileri karşılayan ilk etkili mekandır, burada sergilenen açık hava heykelleri ayrı bir güzellik katar. Taş avluda oturup dinlenmek ücretsizdir ve harika bir atmosfer sunar.

Palermo Galleria d’Arte Moderna (GAM)

Koleksiyonlar ve Eserler:

Müzede yaklaşık 300’den fazla eseri kalıcı koleksiyonda sergiler. Koleksiyon 3 ana dönem çevresinde şekillenir.

19 Yüzyıl Sicilya Sanatı: Romantizm ve Gerçekçilik akımlarından etkilenmiş Sicilya ressamlarının eserleri bu bölünün odağını oluşturur. Francesco Lojacono’nun Sicilya manzara resimleri ve Antonino Leto’nun eserleri özellikle dikkat çeker.

Heykel Eserleri: Müzenin heykel koleksiyonu son derece zengindir. Mario Rutelli (Teatro Politeama’nın bronz quadriga heykelini yapan sanatçı) başta olmak üzere dönemin önde gelen Sicilya heykeltıraşlarının mermer ve bronz eserleri sergilenir.

Art Nouveanu-Sembolizm: 20 yüzyıl başlarına ait eserler arasında Art Nouveau akımının Sicilya’daki yansımaları özellikle dikkat çekicidir. Sembolist tablolar ve dekoratif sanat eserleri bu bölümü zenginleştirir.

 

 

Palermo Teatro Massimo

THEATRO MASSİMO:

Palermo şehrinin tarihi merkezinde, Piazza Verdi meydanındadır. Bu yapı, şehrin yenilenmesinin odak sembolü haline gelir.

Tiyatro binasında gezi için düzenlenen tur ücreti 8 eurodur.

İtalya’nın en büyük, Avrupa’nın ise 3 en büyük Opera binasıdır. Sadece Paris Opera ve Viyana Devlet Operası, önündedir.

Yapının mimari başlangıçta Giovanni Battista Filippo Basile iken devamında oğlu Ernesto Bastile tarafından tamamlanmıştır. İnşaat başlangıç tarihi 1875 yılıdır ve 22 yıl sonra tamamlanmış ve 16 Mayıs 1897 yılında açılmıştır. Daha sonraki süreçte restorasyon sonucu 1997 yılında yeniden açılışı yapılmıştır.

Tiyatronun tamamlanması için iki kilise ve bir manastırın yıkılması gerekmiştir. Bu durum zamanında büyük tartışmalara yol açmış, hatta bazı Palermolular binaya lanet okunduğuna dair efsaneler yaratmışlardır.

 

Mimari özellikleri:

Ön cephe antik Yunan tapınaklarından ilham alan 6 büyük Dor sütunuyla süslüdür. Tiyatronun en çok fotoğraflanın unsurlarından biri, anıtsal mermer merdivenlerdir. İki yanında bronz aslan heykelleri bulunur.

Kubbe, çapıyla İtalya’nın en büyük tiyatro kubbelerinden biridir.

İç mekan: altın yaldızlı balkonlar, kırmızı kadife koltuklar ve muhteşem tavan freskolarıyla nefes kesici bir görünüm sunar.

Akustik: Özellikleri dünya standartlarındadır.

Tiyatronun kapasitesi 1350 oturma ve 500 ayakta olacak şekilde düzenlenmiş olup toplam 1850 kişiliktir.

 

Diğer özellikleri:

“The Godfather III (Baba III, 1990) filminin unutulmaz final sahnesi bu tiyatroda çekilmiştir. Al Pacino’nun canlandırdığı Michael Corleone’nın kızının öldürüldüğü o dramatik merdiven sahnesi, tiyatroyu dünyaca ünlü kılmıştır.

Günümüzde tiyatro yıl boyunca zengin bir program sunar. Opera, bale ve senfoni konserleri düzenlenir. Ayrıca her gün rehberli turlar yapılır. Bu turda, özellikle muhteşem bir akustiğe sahip “Echo odası” gezdirilir. Oda ve alkış merkezinde, stant ve kulaklıklar ile, şelale gibi çıkan bir ses duyulur. Bu inanılmaz akustik, binanın en büyük özelliklerinin başında gelir.

Gece aydınlatması sırasında tiyatronun ön cephesi inanılmaz güzel görünür. Akşam saatlerinde mutlaka uğramanızı öneririm. Merdivenlerin önünde fotoğraf çektirmek için sabahın erken saatlerinde gitmeniz gerekir. Piazza Verdi meydanında oturup kahvenizi yudumlarken tiyatronun cephesini izlemek başlı başına bir zevktir.

 

PİAZZA GUİSEPPE VERDİ:

Önce Verdi kimdir: 10 Ekim 1813 tarihinde Parma yakınlarındaki küçük bir köy olan Le Roncole’de dünyaya gelmiştir. 27 Ocak 1901 tarihinde öldüğünde, kariyeri boyunca 28 opera bestelemiştir. İtalyan operasının tartışmasız en büyük ustasıdır. Sadece müzisyen değil aynı zamanda İtalyan Birliğinin sembolüydü.

Piazza Verdi, Palermo’nun tarihi merkeziyle modern şehri birbirine bağlayan, Teatro Massimo’nun önünde yer alan geniş ve görkemli meydandır. Teatro Massimo’nun anıtsal merdivenlerinden başlayarak geniş bir yaya alanına açılır. Meydan ağaçlar ve küçük yeşil alanlarla çevrilidir. Akşamları aydınlatılan tiyatro cephesi, meydana adeta bir sahne dekoru etkisi verir.

Meydan gün boyunca yoğun bir sosyal merkez işlevi görür. Öğrenciler, turistler ve yerel halk bir arada meydanda buluşur. Çevresindeki kafeler ve barlar, açık hava masalarıyla meydanın sıcak atmosferini tamamlar. Hafta sonlarında zaman zaman sokak müzisyenleri opera, arya ve şarkılar seslendirirler.

Palermo Via Maqueda

VİA MAQUEDA (ALIŞVERİŞ CADDESİ)

Palermo şehrihin en önemli ve en işlek caddesidir. Şehrin kuzeyinden güneyine uzanan bu cadde, yaklaşık 1.5 km uzunluğunda, tarihi merkezin omurgasını oluşturur.

Adını 16 yüzyılda Sicilya’yı yöneten İspanyol Viceroy’u Don Bernardino de Cardenas, Duca di Maqueda’dan almıştır.

Cadde, 1600 yılında İspanyol yönetimi döneminde inşa edilmiş olup o dönemden bu yana Palermo’nun sosyal, ticari ve kültürel hayatının merkezinde yer alır.

Cadde kuzeyde Piazza Verdi (Teatro Massimo) önünden başlar ve güneyde Piazza della Vittoria’ya kadar uzanır. Caddenin tam ortasında ise Palermo’nun en ünlü kavşağı olan Quatro Canti (Dört Köşe) bulunur. Burada Via Maqueda ile Via Vittorio Emanuele kesişir.

Palermo Via Maqueda

Mimari özellikleri:

Cadde boyunca sıralanan binalar, 17 ve 18 yüzyıl Barok mimarisinin en güzel örneklerini sunar. Süslemeli cepheler, kıvrımlı balkonlar, taş işlemeli kapı kanatları ve görkemli kilise cepheleri; caddeye özgün bir karakter kazandırır.

Palermo Quattro Canti-Piazza Vigliena

Piazza dei Quattro Canti (Piazza Vigliena) -Dört Köşe

Via Maqueda’nın merkezinde yer alan bu sekizgen Barok meydan, 1608-1620 yılları arasında inşa edilmiştir. Bu dönemin İspanya Kralı III Felipe’dir.

Meydan İspanyol yönetiminin Palermo’yu yeniden düzenlene projesinin bir parçası olarak inşa edilmiştir. Dört ana yol burada kesişmektedir. Şehrin trafiğini düzenlemeye yardımcı olmak için düzenlenmiştir. Günümüzde sadece iki yol (Corso Vittorio Emmanuele ve Via Maqueda) burada kesişiyor. Önemli bir kavşak olduğu için, bu dar yollarda çok sayıda otomobil görmek mümkündür.

Palermo Quattro Canti-Piazza Vigliena

1608 yılında ilk düzenlendiğinde ikinci bir amaç: şehrin dört ana mahallesini birbirine bağlayan, temsil ve güç gösteren, görkemli bir kentsel merkez yaratmaktı. O dönemde böyle bir kavşak tasarımı Avrupa’da son derece yenilikçiydi.

Dünyanın en etkileyici Barok kentsel mekanlarından biri olarak kabul edilen, benzersiz bir kavşak meydanıdır.

Via Maqueda ile Corso Vittirio Emanuele’nin tam kesişim noktasında konumlanmıştır. Şehri 4 tarihi mahalleye böler.

Palermo Quattro Canti-Piazza Vigliena

Quatro Canti’nin en büyüleyici özelliği, kavşağın dört köşesinin her birinin içbükey (konkav) ve 3 katlı Barok cephelerle kaplanmış olmasıdır.

Bu tasarım sayesinde meydan adeta kapalı bir tiyatro sahnesine dönüşür. Güneşin açısına göre her saatte farklı bir köşe aydınlanır. Bu nedenle halk arasında “Teatro del Sole (Güneş Tiyatrosu) olarak da anılır.

 

Her cephenin katları şu sembolleri taşır

Alt kat: Dört mevsim (ilkbahar, yaz, sonbahar, kış),

Orta kat: Dört İspanyol Sicilya Valisi:

Üst kat: Palerko’nun dört koruyucu azizesini ifade eder. Bu azizeler şunlardır: Santa Cristina, Sant’Oliva, Santa Ninfa, Santa Agata.

Her azize kendi köşesine yerleştirilmiş olup üstten aşağıya doğru bir anlatı akışı oluşturur. Kutsal (azizeler), dünyevi iktidar (valiler) ve doğa (mevsimler)

Palermo Quattro Canti çeşmeleri

Çeşmeler

Her köşenin alt katında zemin seviyesinde bir çeşme bulunur.

Bu çeşmeler, kabartma taş süslemeleri ve mevsimi temsil eden figürleriyle Barok sanatının en narin örneklerini sergiler. Kabartma figürler, dört mevsimden birini sembolize eder. Yarım daire biçimli nişler içine yerleştirilmiş yatık insan figürleri bulunur. Bu figürler nehir tanrılarını ya da doğa sembollerini temsil eder. Taşın üzerine oyulan yaprak, meyve ve doğa figürleri Barok sanatının en narin örneklerindendir. Çeşmeler; üstündeki katlarla birlikte dikey bir anlatı oluşturur.

Zamanla çeşmelerin işlevi yok olmuştur ancak mimari detayları hala son derece etkileyicidir.

 

Teatro del Sole- Güneş Tiyatrosu:

Quattro Canti’nin en büyüleyici özelliklerinden  biri güneşle olan ilişkisidir. Güneş gün boyunca hareket ettikçe dört cepheyi sırayla aydınlatır. Her saat farklı bir köşe parlak güneş ışınlarını alırken diğerleri gölgede kalır. Bu doğal ışık oyunu mimarları tarafından bilinçli olarak tasarlanmıştır. Öğle vakti tüm dört köşe eşit oranda ışık alır, bu an fotoğrafçılar için özel andır.

 

GENEL DEĞERLENDİRME:

Quattro Canti, sadece bir kavşak değil, bütünüyle bir açık hava sanat eseridir. Sicilya Barok mimarisinin en saf ve en eksiksiz örneği sayılır. Dört cephede simetrik ama her biri özün ayrıntılar taşıdığından saatlerce incelenebilir. Kabartmalar, sütunlar, nişler ve heykelcikler Barok süsleme sanatının zirvesini temsil eder.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeki “Palermo Arap-Norman Mimarisi” başlığı altında koruma altındadır.

 

GEZİ NOTLARI:

Dört köşeyi teker teker yakından incelemek için en az 20-30 dakika ayırın. Her cephenin alt katındaki çeşme figürlerini yakından inceleyin, taş işçiliği muhteşemdir.

Çevredeki Fontana Pretoria (Utanç Çeşmesi) sadece 2 dakika uzaklıktadır. Burayı da görmelisiniz. Meydanın tam ortasında durarak 180  derece dönerseniz dört cepheyi birden görebilirsiniz. Bu açı Palermo’nun en ikonik görsel deneyimlerinden biridir. Gece aydınlatması sırasında cepheleri sarı-altın tonlar bürünür, romantik bir akşam yürüyüşü için mükemmel bir duraktır.

Palermo Fontana Pretoria-Utanç Çeşmesi
FONTANA PRETORİA-UTANÇ ÇEŞMESİ:

Şehrin en çarpıcı  sanat eserlerinden biri olan görkemli Rönesans çeşmesidir. Halk arasında “Fontana della Vergogna (Utanç çeşmesi) olarak bilinir. Bu ilginç lakabın ardında yatan hikaye, çeşmenin çıplak mitolojik heykellerle donatılmış olması ve bu durumun 16 yüzyıl muhafazakar Palermo halkını derinden rahatsız etmesidir. Özellikle kilisenin hemen karşısında yer alan bu çıplak figürler, din adamlarını ve mahalle sakinlerini derinden rahatsız etti. Halk, o dönemden bu yana çeşmeye “Utanç Çeşmesi” demeye başlamıştır, bu lakap bugünde kullanılmaktadır.

Çeşmenin yapım tarihi 1554 yılıdır. Floransalı heykeltıraş Camilliani tarafından yapılmıştır. 1573 yılında Palermo şehrine gelmiştir. Çeşme aslında Floransa’da özel bir villa için sipariş edilmiştir. Ancak Don Pietro de Toledo’nun oğlu mali sıkıntıya düşünce çeşmeyi Palermo Belediyesine satmıştır. Çeşme parçalara ayrılarak Sicilya’ya taşınmıştır ve bu günkü yerinde yeniden monte edilmiştir. Bu süreçte bazı heykeller kaybolmuş ya da hasar görmüş yerlerine yeni heykeller eklenmiştir.

Çeşme, dört eş merkezli yani iç içe dairesel havuz üzerine kurulmuştur. En dış halkadan merkeze doğru giderek yükselen bir piramit etkisi yaratır. Merkezde büyük bir obelisk yani dikilitaş formu yükselir. Tüm yapı beyaz Carrara mermeriyle kaplanmıştır. Çeşme üstünde 32 büyük heykel ve çok sayıda küçük figür bulunur. Her heykel son derece ince işçilikle yapılmış olup anatomik detayları ve dramatik pozisyonlari ile Rönesans heykelciliğinin en güzel örneklerini sergiler.

Çeşmenin su sistemi, dört havuzdaki su yüzeylerini farklı seviyelerde tutacak şekilde tasarlanmıştır. Su merkezden dışa doğru kademeli olarak akar, bu tasarım hem görsel bir şelale etkisi hem de sürekli bir su sesi yaratır.

 

CADDE BOYUNCA KİLİSELER VE TARİHİ YAPILAR

Palermo Chiesa di Sant’Agostino
1-CHİESA Dİ SANT’AGOSTİNO:

Şehrin en önemli dini yapılarından biridir. Gotik cephesi, Barok iç mekanı ve eşsiz Giaacomo Serpotto Stuko süslemeleriyle Palermo’nun sanat ve mimarlık tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

Kilise, Augustinusçu Tarikatı tarafından 13 yüzyılda inşa ettirilmiştir.

Ana Portal: 14 yüzyıldan kalma sivri kemerli Gotik kapı, üzerinde ince taş işlemeleri ve bitkisel motifler bulunur. Kuzey Afrika ve İspanya etkilerinin izleri görülür.

Gül Penceresi: Cephenin üst bölümünde yar alan bu dairesel pencere Gotik mimarinin en karakteristik unsurlarından biridir. İnce taş şebekeleri ve geometrik desenleriyle büyüleyici bir görünüme sahiptir.

Gelelim iç mekana:

Kilisenin dışı sade görünse de içerisi bambaşka bir dünyaya açılır. 17 ve 18 yüzyılda gerçekleştirilen Barok yenileme sürecinde kilise iç mekanı baştan aşağıya dönüştürülmüştür. Giacomo Serpotta (1656-1732) Palermo şehrinin en büyük stuko ustasıdır. Kendisi 1711-1729 yıları arasında burada çalışmış ve iç mekanı olağanüstü stuko süslemeleriyle kaplamıştır. Duvarlar ve kornişler boyunca oynaşan küçük melek figürleri, neşeli ve canlı ifadeleriyle ziyaretçileri büyüler. Nişler içindeki dramatik dini figürler azize ve aziz kabartmalarıdır. Tavan ve duvarlarda birbirine kenetlenen ince süsleme bantları bulunur.

Serpotta’nın stuko figürleri o kadar canlı ve gerçekçidir ki, pek çok ziyaretçi bunların mermer ya da bronz olduğunu düşünür, oysa tamamen alçı (stuko) ile yapılmışlardır.

Palermo Chiesa del Gesu-Casa Professa
2-CHİESA DEL GESU (CASA PROFESSA):

Öncelikle şunu bilmeniz gerekir ki, Palermo şehrine giderseniz, burayı mutlaka görmelisiniz. Evet şimdi ayrıntıları anlatmaya başlıyorum.

Sicilya’nın en görkemli Barok kiliselerinden biridir.

Cizvitler Palermo’ya 1547’de gelmiş, kısa süre içinde şehrin en önemli dini ve sanatsal yapılarından birinin temellerini atmışlardır. 1549’da Vali Giovanni de Vega, bir manastırın onlara verilmesini talep etmiş, 1550’de ise İmparator V Karl bu hakkı resmi olarak tanımıştır.

Kilisenin inşasına geç 16 yüzyılda başlanmış, ilk tasarım mimar Giovanni Tristano tarafından yapılmıştır. Kilise 17 yüzyıl başlarında Cizvit mimarisine özgü görkemli üsluba kavuşacak şekilde genişletilmiş ve 1636 yılında kutsanmıştır.

1888’de İtalyan makamları tarafından ulusal anıt ilan edilmiştir. 1943’de II Dünya savaşı sırasında düşen bir bomba kuleyi ve çevre duvarlarının büyük bölümünü tahrip etmiştir. Uzun soluklu restorasyon çalışmaları 2009 yılında tamamlanmıştır.

 

Mimari:

Kilisenin cephesi 2 bölüme ayrılır. Alt bölümde biri diğerlerinden büyük olmak üzere 3 portal vardır. Ön kapıların üzerindeki nişler Aziz Ignatius de Loyola, Çocuklu Meryem Ana ve Aziz Fransua Saviero heykelleri bulunur. Üst bölümde ise, pilasterler ve aziz heykelleri vardır. Cephenin en tepesinde Cizvit arması bu kilisenin kökenini açıkça ortaya koyar.

 

İç Mekan:

Dışarıdan mütevazi görünen kilise, içeri adım atıldığında Sicilya Barok sanatının patlamasıyla karşılaşılır. Yontulmuş kerublar, çiçek motifleri ve İncil sahnelerindeki ayrıntı düzeyi, güzellik aracılığıyla dindarlık uyandırmayı amaçlayan Cizvit ustalarının sanatsal dehasını gözler önüne serer.

Duvarlar renkli mermerler, ince oymalar ve ayrıntılı fresklerle bezelidir. Tribünada yer alan ve Giocchano Vitagliano’ya ait “Çobanların Tapınması” (1710-14) ile “Meneccimlerin Tapınması” (1719-21) konulu mermer kabartmalar özellikle dikkat çekicidir. En çarpıcı unsurlardan biri, Antonino Grano tarafından boyanan ve Cennetin Yüceliğini tasvir eden kubbe freskidir. Işık ve rengin birbiriyle oyunu, yapıya hareket hisse katarak onu yanılsamalı sanatın bir şaheseri haline getirmektedir.

 

Öne Çıkan Sanat Eserleri:

Antonello Gagini ve Giuseppe Velasco gibi ünlü sanatçılara ait değerli tablolar görülmeye değerdir. Ayrıca mihrabın önündeki “Ateş Sütunları” ile Aziz Fransua Saviero Şapeline açılan kemerin kaidelerindeki “Dünya Sütunları” (bu sütunlar centaurlar, meyveler ve çiçeklerle bezelidir) görülmelidir. Burada Avrupa’nın en güzel mermer kabartmalarından  bazıları bulunmaktadır.

Palermo Palazzo Santo Croce-Palazzo Celestri di Santacroce-Palazzo Sant’eLİA
3-PALAZZO SANTA CROCE:

Bu Barok Saray, Palermo’nun tarihi merkezi Kalsa semtinde Via Maqueda 90 numaradadır. Varlıklı ve nüfuslu bir ailenin şehir konağı olan yapının büyük bölümü günümüzde sergi ve özel etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.

Saray, daha önceki Palazzo İmbarbara yapısının üzerine inşa edilerek genişletilmiştir. Mevcut yapı, 1.Marchese di Santa Croce Giambattista Celestri ve kardeşi Tommaso tarafından ısmarlanmıştır. İnşaat 1756’da başlamış, ana yerleşim planı ve cephe, mimar ve mühendis Nicolo Anito’nun tasarımlarına göre şekillendirilmiştir. 1823 depreminde Senato Sarayı ağır hasar görünce, sarayın asil katını Senato’ya kiralamak zorunda kalınmıştır. Sonraki on yılda bina, tarım ve sanat kurumlarına ev sahipliği yapmıştır.  1866’da ailenin son varisi Marianna Celestri Santa Croce, mülkü kuzenine vasiyet etmiştir. 1984’e gelindiğinde harap hale gelen saray, il yönetimi tarafından satın alınmış ve restore edilmiştir.

 

Mimari ve dış cephe:

75 m lik cephesi ve kaz göğsü biçimindeki demirleriyle bezeli 15 balkonu ile Palazzo Celestri di Santa Croce, sadece şehrin en büyük yapılarından biri değil, aynı zamanda Palermo’nun prestijli Barok konaklarının mimari örneğidir. 75 m uzunluğundaki cephede, birer avluya açılan sütunlu iki giriş kapısı bulunmaktadır.

 

İç Mekan:

İç mekanın yeni düzenlemesinde “Strada Nuova” boyunca uzanan ön odalar, görkemli Galeri’ye kadar sıralanmakta, arka odalar ise Scalzi Meydanına bakmaktadır. Kabul salonu ise iki avlu arasında konumlanmıştır.

 

Günümüzdeki işlevi:

Kuruluş, resim sanatının yanı sıra müzik ve edebiyat etkinliklerinin de gerçekleştirildiği bir kültür merkezi olarak hizmet vermekte, yerli ve yabancı kamu ile özel kurumlarla işbirliği yapmaktadır. Saray sadece sergi ve etkinlikler sırasında ziyarete açılmakta olup Salı-Pazar günleri arasında 09.00-19.00 saatleri arasında gezilebilmektedir.

Palermo Palazzo Comitini
4-PALAZZO COMİTİNİ:

Via Maqueda üzerinde yer alan bu tarihi saray, 1766-1781 yılları arasında inşa edilmiştir. Comitini Prensi Michele Gravina Cruillas tarafından yaptırılmıştır. Saray, 150 yıl boyunca Gravina Prenslerinin aristokratik konutu olarak kullanılmıştır.

Comitini arması, mavi zemin üzerindeki iki altın şerit, iki kareli şerit ve gümüş bir yıldızdan oluşmakta, Spero (Umuyorum) mottosuyla bezelidir. Bu motto, Tomasi di Lampedusa’nın Spes mea in Deo est sözünü çağrıştırmaktadır. 1860’dan bu yana il yönetiminin merkezi olarak kullanılan saray, günümüzde Palermo Metropoliten Şehri’ne ev sahipliği yapmaktadır.

 

Mimari-Dış cephe:

Cephe, süslü dökme demir balkonlarla bezeli piano nobile (asil kat) adı verilen birinci kattan oluşmaktadır. Ana giriş, granit sütunlar arasında görkemli biçimde yükselmekte, yanında neredeyse aynı boyutlarda ikinci bibr kapı daha yer almaktadır. 1931’de yapıya mevcut üslupla ek bir kat eklenmiş, yapı, çatı kornişiyle daha da anıtsal bir görünüm kazanmıştır. Zemin kattaki 9 kapı ise Rönesans tarzı pencerelere dönüştürülmüştür.

Palermo Palazzo Cominiti içi
İç Mekan-Sanat ve Süslemeler:

Freskli iç mekanlar 18 yüzyılın sonlarında görkemli biçimde dekore edilmiştir. Muhteşem freskler, mobilyalar ve tablolar bunların başında gelmektedir. Özellikle İl Meclisinin toplandığı Sala Martorana, 18 yüzyıla özgü zengin süslemeleriyle büyük ilgi çekmektedir. Duvarları saran yıldızlı lambri işlemeleri arasına yerleştirilmiş aynalar ve çerçeveli figürler hem dini hem de tarihi konuları işlemektedir. Kubbeyi kaplayan görkemli fresk ise Gioacchio Martorana’nın “Gerçek Aşkın Zaferi” adlı eseridir.

Palermo Palazzo Cominiti iç zemin

Sala Martorana’daki Majolika zemin, Attanasio imzalı olup Napoli fırınlarında üretilmiştir.

Diğer önemli Salonlar;

Silahlar Salonunda Palermo’nun laik koruyucusu olan Palermo Dehasının bir tasviri yer alır. Antika mobilyaların yanı sıra çağdaş sanat açısından da zengin bir koleksiyona sahiptir. Ünlü Sicilyalı ressam Renato Guttuso’nun Manzara ve Çeşme başındaki kadınlar tabloları ile yazar Leonardo Sciascia’nın  bronz portresi bunların en önemlileri arasında sayılabilir.

 

Murano Avizeler:

Ziyaretçiler, Sarayın olağanüstü güzelliğini ve  devasa Murano kristal avizelerini özellikle beğenirler. Ücretsiz rehberli turlar vardır. Ancak bu turların büyük çoğunluğu sadece İtalyanca olarak yapılmaktadır.

 

CADDENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Caddenin uzunluğu 1.5 km dir. Yürüyüş süresi baştan sona yaklaşık durmazsanız 20-25 dakikadır. Ancak caddeyi baştan sona yürümek için en az yarım gün ayırın, her köşede durup bakacak bir şey çıkacaktır.

Caddenin büyük bölümü araç trafiğine kapalıdır, rahatça yürünebilir. Hem İtalyan markaları hem de yerel tasarımcılara ait butikler ve moda mağazaları bulunmaktadır. Ayrıca: seramik, takı, geleneksel Sicilya ürünleri satılan el sanatları dükkanları vardır. Geleneksel Sicilya tatlıları ve kahve bulunan kafeler ve pasticcerialar da bulunur. Özellikle caddenin güney bölümünde, meraklıları için kitapçılar ve antikacılar vardır.

Gündüzleri cadde: turistler, öğrenciler ve alışveriş yapan yerel halkla adeta kalabalıklaşır. Akşam saatlerinde ise Palermo’nun “passegiata” geleneğinin (akşam yürüyüşü) kalbidir. İtalyanların asırlık bu geleneğinde aileler, çiftler ve arkadaş gurupları akşam üstü cadde boyunca yavaşça yürür, vitrinlere bakar, birbirleriyle sohbet eder. Gece aydınlatmasıyla Barok cepheler bambaşka bir güzellik kazanır.

 

CORSO VİTTORİO EMANUELLA

Quattro Canti meydanının ortasından geçer ve bir tarafı kara, diğer tarafı ise denize kadar uzanır. Ancak her iki tarafında da birer şehir kapısı vardır. Evet, şehirdeki birçok tarihi bina, bu cadde üzerinde sıralanır. Bu tarihi binaların bir bölümü onarılmış, ancak büyük bir bölümü de harap halde bulunur ve ara sokaklarda da bu tür tarihi binalar görülür. Caddenin kara tarafındaki bölümde “Piazza della Vittoria” meydanı bulunur.

Palermo Piazza della Vittoria

PİAZZA DELLA VİTTORİA

Piazza della Vittoria, Palermo’nun en kadim bölgesinde yer almaktadır. Şehrin MÖ 8 yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulduğu bu alanda, Roma döneminde buraya “Palaopolis” (eski şehir) adı verilmiştir.

Arapların Sicilya’yı fethetmesinden sonra Palermo adanın başkenti olmuş, Paleopolis tahkim edilerek Arapçada “çiğ, ağıl” anlamına gelen “el-Halqa” adını almıştır. Bu Arapça sözcük zamanla Sicilya’da “Galca” ya dönüşmüştür.

16 yüzyılda pek çok bina yıkılarak “Piano del Palazzo Reale” adı verilen düz bir alan oluşturulmuş, bu yeni meydan Palermo’nun başlıca geçit törenleri ve halk gösterilerine sahne olmuştur.

Meydanın adı, 1820 isyanının anısına verilmiştir. Bu ayaklanmada Palermolu isyancılar Bourbon ordusuna karşı üstünlük sağlamıştır. Ne var ki Bourbonlular birkaç ay sonra şehri yeniden ele geçirirler.

Günümüzde burada konserler  düzenleniyor.

 

VİLLA BONANNO-PALMİYE BAHÇESİ VE PARK

Villa Bonanno, 1905 yılında mimar Giuseppe Damiani Almeyda tarafından Plazzo del Normanni önündeki alanı yeniden düzenlemek ve eski bir kentsel meydanı zarif bir kamu bahçesine dönüştürmek amacıyla tasarlanmıştır. Adını, projeye öncülük eden Belediye Başkanı Pietro Bonano’dan almaktadır.

Parkın en dikkat çekici unsurların şunlardır: Almeyda’nın tasarladığı “Bekçi Evi”, Ernesto Basile’nin kaidesiyle Bonanno’nun mermer büstü, Carlo Aprille’nin 1661’de tasarlayıp Nunzio Morello’nun 1856’da tamamladığı IV Felipe anıtı ve 1864’te keşfedilen Roma patrician evlerinin kalıntılarıdır.

 

ARKEOLOJİK ALAN-ROMA DÖNEMİNDEN KALINTILAR:

Villa Bonanno’nun arkeolojik kompleksi, MS 1 ve 2 yüzyıllara tarihlenen Roma patrician evlerinden oluşur. Bu evlerin keşfi, Sicilya Antikite Müdürü Saverio Cavalları tarafından, Aralık 1868’de, İtalya Kraliyet Ailesi Umberto ve Margherita di Savoia’nın şehri ziyareti öncesinde yürütülen çalışmalar sırasında tesadüfen gerçekleşmiştir.

Birinci yapı: girişe yakın konumuyla, biri bugün toprak altında kalan iki peristilden (sütunlu geniş avlulardan) meydana gelmekteydi.

Kazılar, biri bazilikal salonlu ve Dor düzeninde sütunlarla bezenmiş geniş peristilli iki görkemli patrician konutunu gün yüzüne çıkarmıştır. En göz alıcı buluntular arasında bitkisel motifli bir çeşme, mermer bir havuz ve bir kabul salonunu süsleyen “Büyük İskender’in Avı” konulu mozaik yer almaktadır.

İkinci yapının, birincisinden yaklaşık 4 metre genişliğinde bir yolla ayrıldığı ve odalarının hamam işlevi gördüğü düşünülmektedir. Bu bölüm, “Quadriga üzerinde Neptün” tasvirli seçkin zemin mozaikleriyle öne çıkmaktadır. Mozaiklerin bir bölümü bugün Antonino Salinas Bölgesel Arkeoloji Müzesinde sergilenmekte, diğerleri ise villa içinde yerinde görülebilmektedir.

 

MEYDANI ÇEVRELEYEN YAPILAR:

Palermo Palazzo dei Normanni
PALAZZO DEİ NORMANNİ (NORMANLAR SARAYI)

Şehir kapısının hemen yanındaki binadır. Günümüzde Sicilya Bölgesel Parlamentosu olarak kullanılmaktadır.

Şehrin en simgesel yapılarından biri olup Sicilya’nın çalkantılı tarihini yansıtan, farklı mimari üslupların iç içe geçtiği büyüleyici bir anıttır.

Şehrin kalbinde konumlanan saray: Bizans, Arap, Normal ve İspanyol hükümdarlarına güç merkezi olarak ev sahipliği yapmıştır.

Avrupa’nın en eski kraliyet sarayı olan yapı, günümüzde Sicilya Bölge Meclisine ev sahipliği yapmakta ve 2015 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer almaktadır.

Sarayın tarihçesi ilk olarak MÖ 7 yüzyıla Fenikeliler ve Kartacalılar dönemine kadar uzanır. Fenikeliler burada ilk yapıları inşa etmişlerdir.

Arap Dönemi (831-1072) Araplar şehri fethettikten sonra alanı yönetim merkezi olarak kullandılar. Sarayın ilk sistematik yapılaşması bu dönemde gerçekleşti. Roma dönemi kalıntıları üzerine yapılmıştır.

Bu dönemde Palermo Emiri burada bir kale inşa ettirmiş ve yapı, Sicilya Emirliği için savunma kalesi ile idari merkez işlevi görmüştür.

Norman Dönemi (1072-1194): I Roger Palermo şehrini Araplardan aldıktan sonra sarayı köklü biçimde yeniden inşa ettirdi. II Roger (1130-1154) sarayı en görkemli haline getirdi. Cappella Palatina’yı inşa ettirdi. Saray, Sicilya Krallığının taht merkezi oldu. II Frederich döneminde (1198-1250) Avrupa’nın en parlak saraylarından biri kabul edildi.

Yapı, birbirine geçitlerle bağlanan bir dizi kuleyle ayrılmıştır.

II Frederick’in 1250’de ölümünün ardından saray bir gerileme dönemine girmiştir. Anjou ve Aragon hanedanlarının Sicilya’yı yönettiği yıllarda bu süreç daha da derinleşmiştir. Bu hanedanların hükümdarları başka mekanları tercih etmişlerdir.

İtalyan Birliği sonrası (1861 günümüze kadar) Sicilya Bölge Meclisine devredildi. Kısmen müze ve ziyaretçilere açık hale getirildi.

 

Mimari Yapı:

Saray, farklı dönemlerin katmanlarından oluşan karma bir mimari bütündür.

Pisan Kulesi:

Sarayın en eski bölümü olan bu kule, Norman döneminde astronomi gözlemevi olarak kullanılmıştır. Kral II Roger’in sarayında görev yapan ünlü coğrafyacı El-İdrisi’nin çalışmalarıyla bağlantılıdır.

Sala di Re Ruggero: (II Roger Salonu)

Kral II Roger’in taht odasıdır. Duvarlar Bizans mozaikleriyle kaplıdır. Ancak Cappella Palatina’dan farklı olarak dini değil dünyevi sahneler işlenmiştir.

 

Bahçe ve Teras:

Saray çevresindeki Bosco della Favorita ile bağlantılı tarihi bahçe kalıntıları vardır. Terastan Palermo panaroması ve Conca d’Oro ovasının muhteşem manzarası izlenebilir.

 

Cappella Palatina:

Aşağıda ayrıntılı açıklanmıştır.

 

Palermo Cappella Palatina
CAPELLA PALATİNA-SARAYIN İNCİSİ

Norman Sarayının ikinci katında bulunan ve Sicilya Norman Krallığının saray şapeli olarak hizmet veren bu yapı, Arap-Norman sanatının gerçek bir şaheseridir. Şapel, farklı kültürlerin bir arada var olduğunun güçlü bir simgesidir. İnşasında üç farklı dini geleneğe mensup ustalar omuz omuza çalışmışlardır.

Başlangıçta 50 penceresi bulunan şapel (sonradan kapatılmıştır), gün boyunca farklı saatlerde duvarlardaki anlatıları aydınlatacak şekilde tasarlanmıştır. Yapıdaki yazıtlar Yunanca, Arapça ve Latince olmak üzere üç dille kaleme alınmıştır. Cappella Palatina inşası, II Roger tarafından 1130’da başlatılmış ve 10 yıl sonra kutsanmıştır.

Şapelin iç mekanı, İncil sahnelerini, Hz İsa’nın hayatını ve çeşitli azizleri tasvir eden muhteşem mozaiklerle kaplanmıştır. Bu mozaikler İtalya’nın en etkileyici mozaik örnekleri arasında sayılmakta, altın zemin mekana eşsiz bir ışıltı katmaktadır. Yapının tasarımı, Sicilya’daki Arap-Norman yönetimi döneminde yaşanan kültürel ve dini sentezleri gözler önüne sermekte, bu özelliğiyle Ortaçağ sanatının tartışmasız bir başyapıtı konumuna yükselmektedir.

Şapelin mimarisi geleneksel Roma bazilikal planını yansıtmakta olup granit sütunların birbirinden ayırdığı üç neften oluşmaktadır. Sütunların Korint başlıkları, çatıya doğru İslam tarzı sivri kemerlerle taçlanmaktadır.

 

ÖNE ÇIKAN MEKANLAR:

Torre Pisana (Pisana Kulesi):

Antik Torre Pisana, Palermo Astronomi Gözlemevi ve Specola Müzesine ev sahipliği yapmaktadır. Sale del Duca di Montalto salonlarında ise geçici sergiler düzenleniyor.

Sala di Ruggero (Roger Salonu: 

Hayvan ve avlanma sahnelerini işleyen büyüleyici Bizans mozaikleriyle bezeli bu özel oda, sarayın en nefes kesici köşelerinden biridir.

Palermo Palazzo Sciafani
PALAZZO SCİAFANİ:

Piazza della Vittoria 14 numarada konumlanan, Ortaçağdan kalma eski bir aristokrat sarayıdır. Piazza della Vittoria parkının karşısında Norman Sarayı yükselmekte, parkın boyunca uzanan sokak ise bir blok ötede katedrale ulaşmaktadır. Bu yapı, Piazza Vittoria’ya yakın konumuyla şehrin en eski kesiminde yer alan Palermo’nun en önemli asilzade saraylarından birisidir.

Saray, 1330 yılında Aderno, Centorbi, Chiusa Sclafani ve ayrıca son derece varlıklı bir feodal kont Matteo Sciafani tarafından yaptırılmıştır. Efsaneye göre, yapı tek bir yılda tamamlanmıştır. Bu durum Piazza Marina’daki Palazzo Chiaramonte’yi inşa ettirmek için uzun yıllar harcayan kuzeni Manfredi Chiaramonte’yi gölgede bırakmak amacıyla bilinçli olarak planlanmıştır.

Günümüzde her iki yapı da Palermo’nun ortaçağ mimarisinin en üst düzey temsilcileri olarak kabul edilmekte, ortak kübik formu ve merkezi avlusu etrafında gelişen yapısıyla birbirini tamamlamaktadır.

15 yüzyılda İspanyol egemenliği döneminde saray, hastaneye dönüştürülmüş ve 1852 yılına değin bu işlevini sürdürmüştür. Bu tarihten itibaren kışlaya çevrilen yapı, günümüzde Güney Askeri Bölge Komutanlığına ev sahipliği yapmaktadır.

Palermo Palazzo Sciafani Ölümün Zaferi Freski
Ölümün Zaferi Freski-Kayıp Başyapıt:

Başlangıçta Palazzo Sciafani’nin avlusunda yer alan büyük boyutlu “Ölümün Zaferi” freski (1446) günümüzde Palazzo Abatellis’te sergilenmektedir. Bu fresk, iskelet biçiminde tasvir edilen ve körlerin, topalların, fakirlerin yalvarışlarını umursamadan onların üzerinden geçen, güçlüleri, zenginleri ve papa ile imparatoru oklarıyla devirdiği bir Ölüm figürünü canlandırmaktadır. Ortaçağ toplumunun sınıfsal eşitsizliklerine dair derin bir yorum niteliği taşıyan bu eser, İtalya’nın en etkileyici geç Gotik fresklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

 

Palermo Duomo di Palermo

 

DUOMO Dİ PALERMO-PALERMO KATEDRALİ

Palermo Katedrali, şehrin en önemli tarihi yapılarından ve bir UNESCO Dünya Mirası Alanlarından biridir. (2015 yılında seçilmiştir.)

Katedral, Plazzo dei Normani civarında, Corso Vitorio Emanuelle caddesi üzerindedir. Giriş ücretlidir. giriş ücreti 5 eurodur. Ayrıca kılık-kıyafete dikkat etmek gerekir, şort ve kolsuz giysi ile girilmesine izin verilmiyor.

1184 yılında başpiskopos Gualtiero Offamilio tarafından Meryem Ana’nın Göğe Alınması onuruna yaptırılmış olan katedral, defalarca yeniden düzenlenmiş, restore edilmiş ve değiştirilmiştir. Bu süreç, yapıda birbiriyle iç içe geçmiş farklı üslupların izlerini bırakmıştır. Katedrali, bir kez çevrisini dolaşmak, zamanın içinde bir yolculuğa çıkmak gibidir. Her cephede farklı bir çağın mimari dili kendini ele verir.

Palermo Duomo di Palermo

Tarihçe:

Normanlar adayı ele geçirince, Palermo Başpiskoposu, Müslüman camisinin yerine, görkemli bir katedral yapılmasını ister ve bunun üzerine bu katedral, eski bir caminin yerine, 1185 yılında Normal Kralı William II tarafından yaptırılmıştır.

Bu medeniyetler katmanlaşması, yüzyıllar boyunca Sicilya’yı yöneten pek çok farklı halkın doğrudan bir yansımasıdır.

Katedrali, Palermo’ya genç II William’ın özel öğretmeni olarak gelen ve daha sonra başpiskopos olan İngiliz Walter of the Mill (Gualtiero Offamiglio) yaptırmıştır. Başpiskoposun temel hedefi, görkemli Monreale Katedralinin şanını geride bırakmaktı. (tarihçiler bu rekabeti “İki Katedralin Savaşı” olarak nitelendirirler.

Palermo Duomo di Palermo

Mimari:

Dış cephede 4 Norman kulesi yükselir. Güney bölümde katedral, iki sivri kemerle Başpiskoposluk Sarayına bağlanmakta, bu bağlantı yapıya bir kale görünümü kazandırmaktadır.

Yapının özgün Norman-Arap çekirdeği, özellikle katedralin arka bölümündeki dış apsislerde belirgin şekilde hissedilir. İnce kör kemerler, lav taşı ve tüf kakmalı geometrik desenler ile mazgallı süslemeler, Normal mimarisinin İslam ustaları estetiğiyle kaynaşmasına tanıklık etmektedir.

Bugün girişi oluşturan portika, yaklaşık 15 yüzyılın ortasına tarihlendirmekte olup 3 sivri kemeriyle öne çıkmaktadır. Kemerlerin üzerindeki sarmal süsleme, “Hayat Ağacı” nı simgeler.

Güneybatı cephesi, 13-14 yüzyıllarda şekillendirilmiş olup Gotik üslupla yerel ustalığın güzel bir örneğidir. Girişin önünde bahçeler ve Palermo’nun koruyucu azizlerinden Santa Rosalia’nın heykeli bulunur. Kemerlerin üzerindeki kakma süsleme, meyveleri, insanları ve çeşitli hayvanları 12 madalyon içinde sunan İslam tarzı geometrik bir kompozisyonla Hayat Ağacını betimlemekte, 1296 tarihli olduğu düşünülmektedir.

Çoğu değişiklik ve ekleme, 18 yüzyıla aittir. Kilise planı Latin haçı biçimine kavuşturulmuş, iç mekan Neoklasik anlayışla yeniden düzenlenmiş ve yan kollarla ana nefin kesiştiği noktaya büyük bir kubbe eklenmiştir.

12 yüzyılda saat kulesi eklenmiştir. Kapının solundaki sütunun ortasındaki bir plakette Arapça “Kur-an” dan bir sure bulunmaktadır. Bu sütunun, burada daha önce bulunan caminin bir parçası olduğu kesindir.

Ana girişin solunda, iki tane şapel bulunmaktadır.

Palermo Duomo di Palermo Kraliyet Mezarları Şapeli

KRALİYET MEZARLARI ŞAPELİ:

Sicilya’nın ilk Norman kralı II Roger, Hauteville’li Constance, Swabia’lı VI Henry (Henry VI, Sicilya kralı olmasının yanında, aynı zamanda Almanların da imparatorudur) ve oğulları II Frederick ile ilk eşi Aragonlu Constance’in lahitlerini barındırır.

İlk lahit, 1189-1197 yılları arasında Kutsal Roma İmparatoru olan ve büyük II Frederick’in babası VI Henry’e aittir. Portif seçimi rastlantı değildir. Son derece sert olan bu taş, en önemli anıtlar için kullanılmış, Bizans İmparatorluğu döneminde sadece imparatorlara ayrılmıştır.

II Frederick ve VI Henry’nin lahitlerinin başlangıçta Cefalu Ketadrali için tasarlandığı bilinmektedir. Roger II bu kilisenin kraliyet ailesi için bir maosoleim olarak inşa edilmesini emretmiştir. Ancak 1215’te II Frederick, iki lahdi Cefalu’dan Palermo Katedraline taşıtarak birini kendisi, diğerini babası için kullanmıştır.

 

SANTA ROSALİA ŞAPELİ VE HAZİNE:

Rosalia Şapeli, Palermo’nun koruyucu azizinin kalıntıların barındıran gümüş bir urnü korumaktadır. Mariano Smiriglio tarafından tasarlanan bu şahaser, 1631’de yerel kuyumcular tarafından işlenmiştir. Her yıl 15 Temmuz’da azize onuruna düzenlenen büyük alay sırasında urn, Palermo sokaklarında taşınmaktadır.

Hazinede (Tesoro) paha biçilmez liturji nesneleri ve Aragon’lu Constance Crown’un değerli tacı sergilenmekte, bu eserler yapının tarihi ve dini önemini gözler önüne sermektedir.

Constance’ın taçı, Sarayın Tiraz atölyesinde üretilmiştir. Fligran işçiliğinin titizliği, farklı kültürlerden ustaların bu eserde birlikte çalıştığını ortaya koymaktadır. Burada: kraliyet elbiselerine ait parçalar da görülür.

 

 

Palermo Duomo di Palermo La Meridiana
PALERMO KATEDRALİ MERİDYEN HATTI-LA MERİDİANA

Palermo Katedralinin zemininde 21 m uzunluğunda, mermer zodyak işaretleriyle süslenmiş bir pirinç şerit uzanmaktadır. Bu şerit devasa bir güneş saatidir. Bir gök bilimci olan Giuseppe Piazzi, kubbeye küçük bir delik açmış, her gün öğle vakti güneş ışığı bu delikten geçerek zemine düşmekte ve yılın mevsimi ile zodyak burcu hakkında bilgi vermektedir.

Katedralin zeminine işlenmiş bu güneş saati, 1801 yılında Theatine Tarikatına mensup astronom Giuseppe Piazzi tarafından inşa edilmiştir. Eser, Başpiskopos Filippo Lopez Royo’nun talebi üzerine halkın saati doğru ve basit bir şekilde ölçebilmesi amacıyla sipariş edilmiştir.

Sicilya’da süregelen geleneğe göre gün, güneşin doğduğu andan itibaren ölçülmekteydi. Bu yöntem ise her konumun farklı bir saate sahip olması anlamına geliyordu. Meridyen hattı, bu tutarsızlığı gidermek ve zamanın ölçümüyle takvimi standart hale getirmek amacıyla tasarlanmıştır.

Palermo Duomo di Palermo La Meridiana
Giuseppe Piazzi kimdir

Giuseppe Piazzi (1746-1826= İtalyan bir astronom ve Theatine tarikatından Katolik bir rahipti. Sicilya’nın koruyucu tanrıçasına adını verdiği Ceres’i, ilk asteroit ve cüce gezegen olarak keşfeden kişidir. Keşfini 1 Ocak 1801’de, tam da meridyen hattını tamamladığı yıl, Palermo Gözlemevinde gerçekleştirmiştir.

Piazzi, Sicilya adasındaki Palermo Gözlemevine başkanlık etmiş, yeni yüzyılın ilk günü olan 1 Ocak 1801’de yeni bir gök cismi keşfetmiştir.

Palermo Duomo di Palermo La Meridiana
NASIL ÇALIŞIR

Çalışma prensibi son derece yalındır. Küçük kubbelerin birindeki küçük bir delik, iğne deliği kamerası işlevini görerek güneşin görüntüsünü tam güneş öğlesinde (kışın yaklaşık 12.00 ve yazın 13.00) zemine yansıtır. Zemindeki bronz şerit (La meridiana) tam kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır. Güneş görüntüsü, güneş öğlesinde bu hattın üzerinden geçer.

Yılın farklı dönemlerinde güneş ışığı, hattın farklı noktalarına isabet eder. Hattın iki ucu yaz ve kış gündönümlerindeki konumları işaretler, zodyak burçları ise yıl boyunca çeşitli tarihleri gösterir.

Tam öğle vakti, ışık kubbenin tepesindeki delikten (gnomon’dan) girerek güneş saatinin o ay hangi zodyak burcu işaretine karşılık geldiğini zemine çarpar. Gnomon’un dibindeki bir sütuna, Latince yazılmış mermer bir levha monte edilmiştir. Levhada tamamlanma tarihi, alanın enlemi ve gnomon’un yüksekliği yer almaktadır.

Meridyen hattını görmek isterseniz, katedrale öğle vakti gitmelisiniz. Güneş ışığının kubbenin deliğinden zemine düştüğünü ve o günkü zodyak burcunu işaret ettiğini kendi gözlerinizle izleyebilirsiniz. Bu, 200 yılı aşkın süredir her gün tekrarlanan, büyüleyici bir astronomik göstergedir.

Palermo San Giovanni degli Eremiti Kilisesi

SAN GİOVANNİ DEGLİ EREMİTİ CHURCH

Palermo’nun tarihi merkezinde, Kraliyet Sarayının surlarının hemen altında yer alan kilise, 1132 yılında II Roger tarafından kurulan anıtsal bir komplekstir. Kilise “Arap Salonu” ve Kloisteri kapsamaktadır.

Yapı, 12 yüzyılda Norman hakimiyeti altında inşa edilmiş ve Arap-Norman mimarisinin bir şaheseri olarak kabul görmektedir. Beş kırmızı kubbesiyle Palermo’nun en tanınmış silüetlerinden biri haline gelmiştir.

Yapı: Arap-Norman Palermo ve Cefalu ile Monreale Katedrallerinin kilise yapıları adıyla 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmıştır.

Palermo San Giovanni degli Eremiti Kilisesi

Tarihçesi:

Sitenin kökenleri 6 yüzyıla dayanmakta olup başlangıçta Aziz Hermes’e adanmış bir kilise burada yer almaktaydı. 10 yüzyılda ise bu alanda Arap tarzı bir yapı inşa edildi. Bugün görülen kilise, II Roger’ın 1130’daki taç giyme töreninin hemen ardından sipariş ettirilmiş ve 1143’de tamamlanmıştır. Bu inşaat, Palermo’daki en eski Latin manastırının kurulduğunun işareti oldu. 16 yüzyılda kilise büyük ölçüde değiştirilmiş ve yeni bir yapıya dahil edilmiştir. 1880’de yapılan restorasyon çalışmalarıyla 16 yüzyıl eklentileri yıkılarak bina özgün görünümüne kavuşturulmuştur.

 

Mimari özellikleri:

Yapı, İslami mimari tasarıma göre inşa edilmiş bir Hıristiyan binasının muhteşem bir örneğidir. Üst kısımlarında kubbeler bulunan küplerin art arda dizilmesinden oluşan görünüşü, güçlü bir sembolik anlam taşımaktadır. Hem Fatimi hem de Bizans sanatında kare yeryüzü, daire ise gökyüzünü simgelemektedir.

Beş kırmızı kubbeden dördü kilise üzerinde, biri ise bitişikteki eski caminin üzerindedir. İçerisi kasıtlı olarak sade tutulmuş olup dekorasyon ve mobilya bakımından oldukça yoksundur. Bu da dışarıdan görülen kırmızı boyalı kubbelerin geometrisini ön plana çıkarmaktadır.

Kilise, şişkin kırmızı kubbeler, köşe kemerleri ve kafes oymalı pencerelerle karakterize edilmektedir. Yakınında, bir Normanlar dönemine ait Kloister bulunmakta olup bu kloister bir Mağribi su sarnıcı ve narenciye ile çiçeklerle dolu serinletici bahçelerin çevresinde konumlanmaktadır.

Sonuç olarak, burası eski bir caminin kiliseye dönüştürüldüğü yerdir.

 

Palermo Piazza Marina

PİAZZA MARİNA

Palermo’nun tarihi merkezinde, Kalsa semtinde, eski şehir ile deniz arasında yer alan ünlü meydandır. Cassaro Caddesinin sonunda konumlanmaktadır. Yani meydan denize sıfır konumdadır.

Ortaçağ’da Piazza Marina’nın bulunduğu alan, Palermo’nun antik limanı Cala’ya bağlı bir bataklıktı. 14 yüzyılda bu alan temizlenerek düzenlenmiştir. Burada: taş döşeli sokaklar, Barok mimari tarzla yükselen soylu ailelerin konutları ve antik saraylar bulunur. Ayrıca, birçok kafe ve restoran yanında, bir de güzel bahçe bulunuyor. Yalnız, binaların çoğunluğu II Dünya Savaşındaki bombardımandan etkilenmiş, daha sonraki süreçte buraya yoksul aileler yerleştirilmiştir.

Palermo Piazza Marina Giardino Garibaldi

Glardino Garibaldi-Garibaldi Bahçesi:

Meydanın ortasında yer alan güzel Garibaldi Bahçesi, 1863 yılında mimar Battista Basile tarafından tasarlanmıştır. Bahçe, Avrupa’nın en büyükleri arasında sayılan Ficus magnolioides ağaçlarıyla kaplıdır. Bu ağaçların kökleri adeta bahçenin zeminini sarıp sarmalamış durumdadır. İnsanlarla kıyaslandığında ne kadar  devasa olduklarını görmek gerçek etkileyicidir.

Bahçe, hayvan ve ok motifleriyle süslenmiş zarif bir demir çitle çevrilidir. İçeride merkezi bir çeşme ile İtalya’nın birleşme dönemine ait önemli kişilerin büstleri bulunmaktadır. Bunların arasında Sicilya’nın tanınmış heykeltıraşlarından Benedetto De Lisi’nin yaptığı Giuseppe Garibaldi anıtı da yer almaktadır.

Devasa incir ağaçları harika gölge sunmakta, bahçedeki kaplumbağa havuzu ise  tüm yaşlardan ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

Palermo Piazza Marina Palazzo Chiraramonte Steri

Palazzo Chiraramonte Steri

Piazza Marina’nın en ünlü yapısı, Sicilya’nın en güçlü ailelerinden biri tarafından 1307 yılında inşa edilen Palazzo Steri ya da Chiaramonte’dir. O  dönemde Chiaramonte ailesi, Sicilya genelinde pek çok toprağa sahipti. Sarayın diğer adı olan “Steri”, tahkimatlı yapı anlamına gelen Latince Hosterium kelimesinden gelmektedir.

14 yüzyıl başında Chiaramonte ailesi tarafından inşa edilen yapı, İslam, Norman ve Gotik etkilerin harmanlandığı özgün Chiaramonte Gotik stilini yansıtmaktadır.

Aragonlu yönetim Palermo’ya geldiğinde, 1392’de Andrea Chiramonte ihanet suçlamasıyla sarayın tam önünde idam edilmiştir. Aragonlu krallar ve valilik sarayı iktidarlarının merkezi olarak kullanıldı. 17 yüzyılda Palazzo Chairamonte Steri, İspanyol Engizisyonuna ev sahipliği yaptı, burada şüpheli sapkınlar sorgulanıp işkenceye maruz bırakıldı. En çarpıcı detay, burada idam edilmeye bekleyen mahkumların duvarlara bıraktığı acı verici yazı ve çizimler günümüze kadar korunmuş durumdadır. O grafitiler o  dönemin insani dramını gözler önüne seriyor.

Daha sonra şehir adalet sarayına dönüştürülen yapı, günümüzde Palermo Üniversitesinin idari merkezi olarak hizmet vermektedir.

 

Çevredeki diğer önemli yapılar:

Meydanın karşı tarafında 1547 yılında inşa edilen Rönesans kilisesi Santa Maria dei Miracoli yer almaktadır. Vittorio Emanuele Caddesinin köşesinde ise üç kabuklu havuzu ve yunus başlarıyla süslü Barok tarzı Garraffo çeşmesi bulunmaktadır. Meydanı çevreleyen diğer tarihi yapılar arasında Palazzo Galletti, Palazzo Fatta, Palazzo Mirto, Santa Maria dei Miracoli kilisesi, San Giovanni dei Napoletani kilisesi, Santa Maria della Catena kilisesi ve Uluslararası Marionette Müzesi sayılabilir.

Palermo Piazza Marina antika pazarı

Pazar ve günlük yaşam:

Meydan her Pazar günü vintage eşyalar ve daha fazlasının bulunduğu karakteristik bir antika pazarına ev sahipliği yapmaktadır. Pazar oldukça renkli ve canlı bir atmosfere sahiptir. Tezgahlarda eski kitaplar, vintage objeler, antika eşyalar, sanat eserleri ve koleksiyon parçaları bulunur.

Palermo Piazza Magione

PİAZZA MAGİONE

Palermo’nun Kalsa semtinde yer alan tarihi bir meydandır. Adını güneydoğusunda bulunan Basilica La Magione’dan almaktadır.

 

Tarihçe:

Sicilya’nın Arap hakimiyeti döneminde meydan Fatimi hanedanına ait verimli bir bahçeymiş. Bugünkü geniş kare biçimli meydan, aslında daha küçük ve eski olan Piazza Sant’Euno üzerinde şekillenmiştir. II Dünya savaşı sırasında Palermo’ya yapılan yoğun bombardımanlar, meydanı çevreleyen binaları tamamen tahrip etmiş ve meydanın yapısını köklü şekilde değiştirmiştir. 2000 yılında bir BM Konferansı sırasında yeniden düzenleme çalışmaları yapılmış, Amerikan ve İtalyan hükümetlerinin verdiği fonlarla yeniden yapılmış, bu süreçte Rönesans ve 19 yüzyıldan kalma sokak unsurları keşfedilerek korunmuş ve çimenlik alanlarla yeniden tasarlanan meydana entegre edilmiştir.

 

Meydanın bugünkü görünümü:

Meydanın ortasındaki yeşil çimenlik alan, önceki binaların restore edilmiş temel kalıntılarıyla birkaç noktada bölünmekte olup bu temel izleri yaya geçişine olanak tanıyan yollar işlevi görmektedir. Meydandaki diğer önemli yapılar arasında meydanın ortasındaki Santa Maria della Sapienza Kolleji ile Palazzo Ajitamicristi bulvarına yakın inşa edilmiş Teatro Garibaldi yer almaktadır.

 

Giovanni Falcone ile bağlantısı:

Meydan, mafya ile mücadelesinde önemli bir isim olan yargıç Giovanni Falcone’nin doğduğu ve çocukluğunun geçtiği mahalledir. Her yıl 23 Mayıs tarihinde, 1992 Capaci suikastinin yıl dönümünde burada anma törenleri düzenlenmektedir. Meydanda Flacone adına bir anıt levha da bulunmaktadır.

 

Sosyal Yaşam:

Fiazza Magione, Palermo gece hayatının en işlek merkezlerinden biri haline gelmiştir. Meydanı dolduran kalabalık, yerel yemekler ve uygun fiyatlı içecekler eşliğinde açık havada vakit geçirmek isteyen genç Palermolular ve turistlerden oluşmaktadır. Siyasi mitinglerden dini törenlere, pazarlardan sanat etkinliklerine kadar her dönemde halkın buluşma noktası olmuştur. Yaz aylarında burada konserler düzenlenmektedir.

Palermo San Francesco d’Asisi Bazilikası

SAN FRANCESCO D’ASİSİ BAZİLİKASI

Şehrin tarihi Kalsa semtinde, Via Cassaro’ya yakın konumda yer alan kilise, Sicilya’nın en önemli Fransisken kilisesidir ve minör bazilika unvanını taşımaktadır.

 

Tarihçe:

Kilise, İmparator II Friedric tarafından yıktırılan bir kilisenin kalıntıları üzerine 1254 yılında inşa edilmiştir. Fransiskenlerin Sicilya’ya gelişiyle başlayan tarihi, 1224 yılına kadar uzanmakta olup ilk Frensisken manastırının bu tarihlerde Palermo surları yakınında inşa edildiği bilinmektedir. Ana portal ve ön cephe 1302 yılında, Chiaramontan-Gotik uslupla tamamlanmıştır.

1823 yılında yaşanan depremde bina hasar görmüş ve Neoklasik uslüpta restore edilmiştir. II Dünya savaşı sırasında hava bombardımanlarında zarar gören yapı, son on yıllarda yeniden restore edilmiştir. 1924’te Papa XI Pius tarafından minör bazilika ünvanı verilmiştir.

 

Mimari:

Geç Romanesk uslüpla inşa edilen cephesi, değerli bir gül penceresi ve 14 yüzyıldan kalma görkemli bir portal ile süslenmiştir. Portalde, yapının hamisi olan güçlü Chiaramonte ailesinin armaları yer almaktadır. Sivri kemerli çerçeve, İslam mimarisinden esinlenen zikzak motifleriyle bezelidir.

Kiliseden günümüze ulaşan erken dönem izleri arasında Romanesk cephesi, çarpıcı portalı ve sol apsis yer almaktadır.

 

Sanat eserleri ve şapeller:

Caphella Mastrantonio (Mastrantonio Şapeli) 1470 yılında inşa edilmiş olup Sicilya sanatına Rönesans formlarını tanıtan ilk eserlerden biri kabul edilmektedir. 17 yüzyıldan kalma Teselli Meryemi Şapeli ise Palermo Baroğunun en temsili yapılarından biridir.

Kilisenin en dikkat çekici özelliği, 1468 yılında Francesco Laurana ve öğrencisi Pietro da Bonitate tarafından oyulan Cappella Mansrantonio’nun nadir kemeridir. Bu eser, Palermo’da bulunan gerçek Rönesans sanatının sayılı örneklerinden birini oluşturmaktadır. Ayrıca Gagini ailesi, Giambattista Ragusa ve Giacomo Serpotto’ya ait heykeller de öne çıkan eserler arasındadır.

Yüzyıllar boyunca Antonio di Belguardo, Francesco Laurana, Domenico Gagini, Antonelle Gagini ve oğulları gibi pekçok sanatçının katkısıyla zenginleşen kilise içi, Gotik’ten Baroğa uzanan geniş bir üslup yelpazesini barındırmaktadır.

 

 

 

Palermo Museo Internazionale delle Marionette Antonio Pasqualino

 

MUSEO INTERNAZİONALE DELE MARİONETTE ANTONİO PASQUALİNO-KUKLA MÜZESİ

Meydanın hemen ilerisinde, Via Butera caddesi üzerindedir.

Müze, 1975 yılında Antonio Pasqualino tarafından kurulan Associazione per la Conservazione delle Tradizioni Popolari (Halk Geleneklerini Koruma Derneği) bünyesinde kurulmuştur.

Antonio Pasqualino, 1939 yılında Palermo’da doğmuş, sadece bir doktor değil, aynı zamanda halk geleneklerinin ateşli bir araştırmacısıydı. Sicilya kukla geleneğine olan tutkusu onu bu değerli kültürel eserleri toplamaya ve korumaya yöneltti.

1955’te Pasqualino’nun ölümünün ardından koruma sürekliliği sağlamak güçleşti, çünkü müze, kurucusunun araştırmaları ve dersleri sayesinde hem Sicilya’da hem de dünyada büyük değer kazanmıştı.

Palermo Museo Internazionale delle Marionette Antonio Pasqualino

Kukla Tiyatrosu:

Kukla Tiyatrosu, Güney İtalya’nın geleneksel kültürüdür ve üç farklı gelenekle yürütülmektedir ki, bunlar Palermo, Katanya ve Napoli’dir. Palermo kuklaları: 80 cm boyunda ve belden ve dizden manevra yaparlar. Katanya kuklaları, 120 cm boyunca, Napoli kuklaları ise 100 cm boyundadır. Konular: epik şövalye edebiyatına göre seçilir. Geleneksel repertuarlar, azizler, haydutlar, tarihsel olaylar ve Shakesperare oyunları hikayeleri de dahildir.

 

Koleksiyon:

Eski Hotel de France binasında yer alan müze, dünyanın dört bir yanından getirilmiş mariyonetler, kuklalar ve sahne ekipmanları dahil 5.000’den fazla eseri bünyesinde barındırmaktadır. Koleksiyonun en dikkat çekici bölümü, büyük çoğunluğu dört tiyatrodan gelen (ikisi Palermo’dann, biri Catania’dan, biri Napoli’den) Sicilya “pupi” kuklaları olup oldukça kapsamlı bir yer tutmaktadır.

Sicilya puyileri, metal zırhları ve işlemeli kostümleriyle öne çıkan mariyonetlerdir. Genellikle şövalyeleri ve şövalye destanlarından alınan epik savaş sahnelerini canlandırırlar. Koleksiyonda ayrıca Asya, Afrika ve diğer bölgelerden gelen gölge kuklalar, otomasyon figürleri ve sahne makineleri de yer almaktadır.

Evet, ilginçti ki, bu kadar büyük bir koleksiyon içinde, Türk kültürünün en büyük kuklaları olan, gölge oyunu kahramanları, Hacıvat ve Karagöz bulunmuyor. Halbuki, dünyanın birçok yerinden getirilen kuklalar sergileniyor. Bunlar: Mali, Nijerya, Japonya, Tayland, Vietnam, Fransız kuklalarıdır. Müzenin en seçkin kukla eserleri: 1800’lerde kullanılan “Gaspare” ve “Canino” isimli tiyatro kuklalarıdır.

Palermo Museo Internazionale delle Marionette Antonio Pasqualino

UNESCO Mirası:

Müze, Mayıs 2001 tarihinde Sicilya pupilerinin “insanlığın sözlü ve somut olmayan mirası” kapsamında UNESCO tarafından tanınması için adaylık sürecini desteklemiştir.

 

Mekan ve olanaklar:

Müze, Palermo’nun tarihi merkezinde, anıtsal Piazza Marina’nın birkaç adım ötesinde, mimari ve tarihsel açıdan büyük önem taşıyan eski Hotel de France binasında yer almaktadır. 3 kattan oluşan yapıda çok sayıda sergi salonu, birkaç kitapçı, bir kütüphane, bir video arşivi, bir ses arşivi ve kayda değer bir tiyatro programını ağırlayabilen bir salon bulunmaktadır. Müze aynı zamanda puppetry (kukla sanatı) üzerine çok sayıda eser barındıran Giseppe Leggio Kütüphanesine ve tiyatro gösterileri için de bir sahneye de ev sahipliği yapmaktadır. Derneğin süregelen araştırmaları sayesinde bu sahne, gelenek ile modernliğin mükemmel biçimde harmanlandığı yenilikçi gösteriler sunabilmektedir.

 

 

Palermo Palazzo Abatellis

 

PALAZZO ABATELLİS

Palazzo Patella olarak da bilinir. Palermo şehrinin Kalsa semtinde yer alan tarihi bir saraydır ve Sicilya bölgesinin sanat galerisi olan Galleria Regionale della Sicilya’ya ev sahipliği yapmaktadır.

Bina, 15 yüzyılda mimar Matteo Carnelivari tarafından tasarlanmış, Gotik-Katalan mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Saray, başlangıçta Sicilya Krallığının liman yöneticisi Francesco Abatellis’in konutu olarak kullanılmıştır.

Yapı, 1490-1495 yılları arasında inşa edilmiş, inşaatın tamamlanmasının ardından kısa süre içinde bir Dominiken manastırına dönüştürülmüştür.

II Dünya savaşı sonrasında restorasyon çalışmaları Mario Guiotto ve ardından Armando Dillon tarafından yürütülmüş, 1953’te tamamlanan çalışmaların ardından ünlü mimar Carlo Scarpa galeriyi yeniden düzenlemiş ve müze 23 Haziran 1954’te ziyarete açılmıştır.

Her ayın ilk Pazar günü ücretsiz girişiyle sanat tutkunları ve aileleri için cazip bir seçenek sunmaktadır.

 

Koleksiyon ve Eserler:

Müze, 12 yüzyıldan 18 yüzyıla kadar Palermo ve Batı Sicilya’daki figüratif kültürün gelişimini gözler önüne sermektedir. Galeri koleksiyonları satın alma ve bağışlardan oluşmaktadır. Kiliseler kapatıldığında en iyi sanat eserleri buraya taşınmıştır.

 

Zemin Kat:

12 yüzyıldan kalma ahşap eserler, 14/15 yüzyıl yapıtları (Antonello Gagini’nin bazı eserleri dahil), 14-17 yüzyıl majolika seramikleri, Francesco Laurana’nın 15 yüzyıldan kalma bir Hamımın büstü adlı heykeli ve ahşap tavan panelleri yer almaktadır.

 

Başyapıtlar:

Palermo Palazzo Abatellis “Ölümün Zaferi “(Trionfo della Morte)
1-Ölümün Zaferi (Trionfo della Morte)

Salonun arka duvarında, 1944’te Palazzo Sclafani’nin avlusundan sökülerek buraya taşınan bu büyük fresk yer almaktadır. Sahnede zarif duvarlı bir bahçe içinde, ölüm iskelet bir atın üstünde dörtnala koşarken, eğlenen soylulara ölümcül oklar yağdırmaktadır. Resim, veba salgını sonrası yapılan bir resimdir. 1466 yılına tarihlenir. Sarayın bütün bir salonu ölümü çeşitle şekillerde anlatacak şekilde resmedilmiştir. Resimde verilmek istenen mesaj, ölüm hem yoksul hem de zengin hepimiz için geliyor. Ne yazık ki, bu muhteşem fresk, taşınabilmesi için dört parçaya bölünmüş ve nispeten zarar görmüştür.

Palermo Palazzo Abatellis “Müjde” tablosu
2-Müjde Meleği Karşısında Meryem-Antonello da Messina (1476)

1’nci katta: Antonello da Messina, Sicilya’nın büyük Rönesans ressamıdır ve Virgin Annunciate (Müjde) tablosu (1474) müzenin en önemli eserlerinden biridir. Tablonun öne çıkan özellikleri: Yarım figür kompozisyondur. Meryem, önünde açık bir kitapla tasvir edilmiştir. Melek tablonun dışında bırakılmıştır, izleyici meleğin bakış açısına yerleştirilmiştir. Meryem’in sağ eli, müjdeyi duyduğu anda refleks olarak öne uzanmış gibi görünür. Bu jest hem şaşkınlığı hem de kabullenişi simgeler. Derin lacivert manto, dini ikonografide Meryem’in saflığını ve ilahi korumayı temsil eder. Koyu zemin, figürü öne çıkararak mistik bir derinlik yaratır. Falaman yağlıboya tekniğini İtalyan Rönesans anlayışıyla harmanlayan Messinalı ressam, Meryem’in yüzünü olağanüstü bir psikolojik derinlik katmıştır.

 

Palermo La Cala-Old Port

LA CALA-OLD PORMarina meydanı yakınındadır. Corso Vittorio Emanuel caddesinde yürürken, buraya yani ikiz kulelerin bulunduğu limanın doğu ucuna ulaşılır. Bu geçit, 1582-1637 yılları arasında kurulmuş, ancak II Dünya Savaşında bombalanarak tahrip edilmiştir.

Evet: La Cala, Palermo’nun binlerce yıllık geçmişe sahip orijinal limanıdır. Adı Arapça “el-khala” (koy, körfez) kelimesinden gelir. Bu de şehrin Arap egemenliği döneminde (9-11 yüzyıl) ne denli önem taşıdığını gösterir.

Antik dönem: Fenikeliler ve Kartacalılar tarafından stratejik bir liman olarak kullanılmıştır.

Roma Dönemi: Akdeniz ticaret ağının önemli bir halkasıydı.

Arap-Normah dönemi (827-1194): Palermo’nun altın çağı, liman Akdeniz’in en hareketli ticaret merkezlerinden biri haline geldi.

Ortaçağ ve Sonrası: Zamanla büyük gemilerin yanaşmasına elverişsiz hale geldi, ticari faaliyetler 19 yüzyılda inşa edilen Porto Nuova’ya taşındı.

Evet, liman, Palermo körfezinin güneydoğu köşesinde yer alır. Doğal bir koy olup eski surlarla çevrilidir. Liman girişinde şehre gelenleri “Bronz kadın heykeli” karşılamaktadır.

Günümüzde yaklaşık 200-300 teknenin yanaşabildiği bir yat ve küçük tekne marinası olarak işlev görmektedir. Avrupa’nın birçok yerinden gelen zenginlere ait yatlar, burada demirlemektedir.

Limanın etrafı tarihi yapılar, kiliseler ve dar sokakların oluşturduğu tarihi dokuyla çevrilidir.

Palermo La Cala-Old Port

Günümüzdeki kullanım:

Küçük tekneler ve yelkenliler için işlek bir limandır. Yerel balıkçılar sabah erken saatlerde taze ürünlerini burada satarlar. Rıhtım boyunca barlar, restoranlar ve kafeler sıralanır. Palermo’nun en çok fotoğraflanan noktalarından biri, gün batımında görsel bir şölen sunar.

 

Palermo Santa Maria della Catena

SANTA MARİA DELLA CATENA

La Cala limanının hemen kenarında, Kaalsa semtinin sınırında yer alır. Yakınında Porta Felice zafer kapısı ve Foro İtalico sahil yürüyüş yolu bulunur.

Chiesa di Santa Maria della Catena (Zincirli Meryem Ana Kilisesi), Palermo’nun La Cala eski limanı kıyısında yer alan, geç Gotik ile erken Rönesans üsluplarının nadide biçimde iç içe geçmiş bir şaheseridir. Adını, gece vakti limanın girişini kapatan zincirden (catena) almaktadır.

İnşa tarihi: 1490-1530 yılları arasıdır. Mimar büyük olasılıkla Matteo Carnilivari yani Palermo’nun önemli geç Gotik mimarlarından biridir.

İsminin kökenine gelince: Ortaçağda La Cala limanına gece giriş-çıkışı engellemek için deniz yüzeyine gerilen büyük demir zincirler, kilisenin hemen yanından geçerdi. Bu zincirler zamanla kilise adına mal edildi.

Bir rivayete göre ise adını: kilisede mucizevi biçimde kırılan zincirlere borçludur, mahkumların burada şifa bulduğuna inanılırdı. Burada tutuklu mahkumlardan bir kısmı, zincirlerini gevşetmesi için, dua ederler ve mucize gerçekleşir, duaları kabul olunur, zincirleri gevşer ve kaçarlar.

Sanatsal Önemi:

Palermo’da Katalonya Gotik etkisinin en belirgin örneklerinden biridir. Bu üslup Aragonlu İspanyol yönetimi döneminde adaya gelmiştir. Yapı, hem İtalyan Rönesansı hem de geç Gotik geleneğin mükemmel bir sentezini sunar. Cephenin mermer merdiveni ve kemer dizisi, döneminin en özgün taş işçiliği örnekleri arasında sayılır.

 

Günümüzdeki durumu:

Kilise hala aktif bir Katolik ibadethanesi olarak kullanılmaktadır. Zaman zaman kültürel etkinliklere ve sergilere ev sahipliği yapar. Cephenin limanla kurduğu görsel diyalog, Palermo’nun en çok ziyaret edilen ve fotoğraflanan manzaralarından birini oluşturmaktadır.

Palermo Piazza del Parlamento

PİAZZA DEL PARLAMENTO

Piazza del Parlamento, Palermo’nun tarihi merkezinde, Palazzo del Normanni (Normanlar Sarayı) önünde yer alan görkemli bir meydandır. Adını, sarayın içinde bulunan ve Sicilya Parlamentosunun tarihsel olarak toplandığı mekandan alır. Şehrin siyasi ve mimari açıdan en ağırlıklı meydanlarından biridir.

Alanın tarihi: Fenikelilere kadar uzanır, Roma döneminde de stratejik önemi vardı. Arap döneminde (9-11 yüzyıl) saray ve çevresi, Palermo’nun yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. Normanlar döneminde (1072-1194) Kral I Roger ve ardından II Roger, sarayı yeniden inşa ettirdi, meydan, krali törenlerin yapıldığı bir alan haline geldi. İspanyol döneminde (16-18 yüzyıl) Viceroylar döneminde meydan yeniden düzenlendi, Sicilya Parlamentosu burada toplantı. İtalyan Birliği sonrası (1861) meydan günümüzdeki biçimini büyük ölçüde bu dönemde aldı.

 

Meydanın fiziksel özellikleri:

Meydanın ortasında porfir sütun üzerinde yükselen bir anıt vardır. Çevresinde palmiye ağaçları ve tarihi yapılar, meydana kendine özgü bir atmosfer katır. Sarayın ana cephesi meydana bakar. Anıtsal mermer merdiven girişi oldukça görkemlidir. Meydanda Corso Vittorio Emanuele (şehrin ana ekseni) başlar ve tüm tarihi merkezi boydan boya geçer.

 

Kültürel ve Siyasi Önemi:

Sicilyalıların siyasi kalbidir. Normanlardan bugüne kesintisiz biçimde yönetim işlevi görmüştür. Bu onu Avrupa’nın kesintisiz kullanılan en eski parlamento binalarından biri yapar.

1130 yılında Sicilya krallığı burada ilan edilmiştir.

Plazzo dei Normani ve Cappella Palatina, 2015 yılında “Arap-Normanlar Palermo ve Cefalu ile Monreale Katedralleri” başlığıyla UNESCO Dünya Miras Listesine alınmıştır.

 

Gezilmesi ve ziyaret:

Cappella Palatini için önceden rezervasyon önerilir. Meydan yıl boyunca ziyarete açık ve ücretsizdir. En güzel ışık sabah erken saatlerde ve gün batımında yakalanır.

 

MEYDANDA ÖNE ÇIKAN YERLER

Palermo Cappella Palatina
PALATİNA ŞAPELİ-CAPPELLA PALATİNA)

Sicilya kralı Kral II Roger tarafından, 1132-1140 yılları arasında Normal krallığı tahtına katıldığı yıl yaptırılmıştır. Normanların Sicilya’yı Araplardan almasının ardından kurulan Sicilla Krallığının (1130) gücünü ve çok kültürlü kozmopolit yapısını dünyaya ilan etmek amacıyla inşa edilmiştir.

Yapılırken, kraliyet sarayının içine gizlenmiş, küçük ve kompakt bir başyapıttır. Palazza dei Normani’nin 2 nci katındadır.

Farklı mimari stilleri, en belirgin Bizans mozaikleri ve ahşap Arapça petek tavanı ile ilgi çeker. Çünkü sanatçılar ve ustalar Bizans, Arap ve Norman dünyasından bizzat seçilerek getirilmiştir.

Palermo Cappella Palatina

Özellikle: İçi altın fon üzerine işlenmiş Bizans mozaikleriyle kaplıdır. 2015 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesindedir. Dünyanın en önemli Ortaçağ Sanatı örneklerinden birini barındırır.

Uzunluk yaklaşık 33 metredir. Granit ve mermer antik sütunlar dikkat çeker.

Palermo Cappella Palatina
Bizans Mozaikleri:

Şapelin en göz alıcı unsurudur. Altın fon üzerine işlenmiş mozaikler yaklaşık 6340 m kare alan kaplar.

Kubbe: Pantakrator Christos (Her şeye hükmeden İsa) devasa altın fon üzerinde tahtına oturan İsa figürü vardır.

Apsis: Meryem Ana ve Çocuk İsa ile melekler.

Yan duvarlar ve nefler: Eski Ahit sahneleri (Yaratılış, Nuh, İbrahim, Yusuf) ve Yeni Ahit sahneleri (İsa’nın mucizeleri, vaftiz,  dönüşüm)

Aziz figürleri: Petrus, Pavlus ve diğer azizler.

Mozaikler büyük olasılıkla, Konstantinopolis’ten (İstanbul) getirilen Bizanslı ustalar tarafından yapılmıştır.

Palermo Cappella Palatina mukarnas tavan
Arap-Fatimi Mukarnas Tavanı:

Merkezi nefi örten tavan, İslam mimarisinin en karakteristik unsuru olan mukarnas tekniğiyle işlenmiştir. Mukarnas, İslam mimarisine özgü, üst üste bindirilen prizmatik veya stalaktik biçimli küçük nişlerden oluşan üç boyutlu bir bezeme sistemidir. Görsel olarak mağara sarkıtlarını andırır.

Ahşap üzerine oyulmuş bu tavan, Fatimi Mısır sanatının Sicilya’daki en nadide örneğidir. 1130-1143 yılları arasında yapılmıştır. Sedir ağacı üzerine oyma ve boyamadır.

Üzerinde Arapça yazıtlar, saray yaşamını betimleyen figürler, hayvanlar, av sahneleri ve geometrik bezemeler bulunur. Dünyadaki en büyük ve en iyi korunmuş Fatimi mukarnas tavanı olarak kabul edilir. Bir Hıristiyan kilisesinin tavanında tamamen İslami sanat programının uygulanması, Normanlar dönemindeki Sicilya’nın olağanüstü kültürel hoşgörüsünü ve kozmopolit yapısını gözler önüne serer. Sahnelerin bir kısmı şarap ve eğlence tasvir edilmesi, tavanın dini değil dünyevi-saraysal bir ruhla yapıldığını gösterir. Sanat tarihçileri tavanı: Msır, Suriye ve Sicilya’nın kesiştiği benzersiz bir kültürel buluşma noktası olarak tanımlar.

 

Norman-Latin unsurları:

Yapının genel bazilika planı ve mimari iskelet Latin-Hıristiyan geleneğine aittir. Mermer opus sectile zemin, renkli taş kakma işçiliğinin görkemli bir örneğidir. Porfir ve mermer levhalarla kaplı yan duvarlar görülür. Krali locaya çıkan Norman dönemine ait merdiven ve geçitler ilgi çeker.

 

Sonuç

Palermo şehrinin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir, bu şapeli görmenizi öneririm ama kapıda uzun bir kuyrukta bir süre sıra beklemeniz gerekebilir. Giriş ücretlidir. Mozaiklerin altın parıltısını görmek için sabah saatlerinde gitmenizi öneririm. Yoğun sezonda önceden bilet alınmasını da kesinlikle öneriyorum.

 

SAN GİOVANNİ DEGLİ EREMİTİ KİLİSESİ:

 

 

VİLLA BONANNO PARKI:

 

 

Palermo Porta Nuova

PORTA NUOVA:

Porta Nuova (Yeni kapı) Palermo’nun en görkemli ve en iyi korunmuş tarihi kent kapılarından biridir.

Piazza del Parlamento’nun hemen bitişiğinde, Palazzo dei Normanni’nin yanı başında yükselen bu anıtsal yapı, şehrin batı girişini simgeler ve Corso Vittorio Emanuele’nin başlangıç noktasını oluşturur.

Kapı ilk olarak 1535 yılında, İmparator V Karl (Şarlken) in Tunus seferinden zaferle dönüşünü kutlamak maksadıyla inşa ettirilmiştir. Bir zafer takı niteliği taşıyan yapı, İspanyol Habsburg iktidarının Sicilya üzerindeki gücünü simgeliyordu.

1667 yılında meydana gelen bir barut deposu patlaması kapıyı büyük ölçüde tahrip etti. 1669 yılında yeniden inşa edildi, bu süreçte karakteristik piramidal çatısı ve tepe figürleri eklendi.

Evet kapı, sarı-krem rengi yerel taş (tufo) ve mermer kullanılarak yapılmıştır. Renkli Sicilya çinisi (majolika) kaplı pramidal çatısı vardır. Yaklaşık 20 m yüksekliktedir. Alt katı geçit, üst katı loca katıdır.

Kent kapısı geleneği:

Ortaçağ’dan Rönesans’a uzanan Akdeniz kentlerinde kapılar sadece savunma değil iktidarın görsel bildirisi işlevini görürdü. Porta Nuova bunun Palermo’daki en yetkin örneğidir.

 

Alt bölüm:

Büyük araç ve yayaların geçişine izin veren geniş kemer açıklığı bulunur. Her iki yanında iri Atlant heykelleri (Telamones) yükselir, bu figürler yenik düşmanları simgeler. V Karl’ın Tunus zaferinin alegorisidir.

Atlant Heykelleri: Kapının en çarpıcı unsurlarından biri olan bu kaba yüzlü, iri devasa figürler, Hıristiyan Avrupa’nın İslam dünyasına karşı zaferini temsil eder. Dönemin propaganda sanatının somutlaşmış halidir.

 

Üst bölüm-Loca:

Zarif sütunlu açık loca (loggia) bölümüdür. Ortada kartal figürü yani Habsburg hanedanının arması bulunur. Köşelerde dekoratif obeliskler görülür. Renkli çini kaplı piramidal külah, yapıla egzotik ve görkemli bir silüet kazandırır.

Majolika çatı: Sicilya’ya özgü, renkli sırlı çini geleneğinin mimari ölçekte uygulandığı ender örneklerden biridir.

Palermo Pora Nuova

Günümüz:

Yapı orijinal işlevini yitirmiş olsa da ayakta ve iyi korunmuş haldedir. Üst loca bölümü zaman zaman sergi ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapar. Palermo’nun en çok fotoğraflanan simgelerinden biri olup şehri ziyaret edenlerin ilk durağı olmaya devam etmektedir.

 

Sicilya Palermo

ŞEHİR MERKEZİNDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

 

Sicilya Palermo

 

Vucciria ve Capo geleneksel Pazarları

Buralarda: sebze, et ve balık satılır. İtalyan ressam Renato Gutluso tarafından yapılan bir resimde görüldüğü üzere, satıcılar aradan yıllar geçmesine rağmen, halen, günümüzde de: bağırarak sağa-sola hamle yaparlar, insanların ve malların kokusu ve görüntüsü, Sicilya adasını ziyaret edenlerin unutamayacağı renkliliktedir. Evet, şehrin en büyük ve en kalabalık pazarı, Ortaçağ’dan kalan bu bölgede, hale, Kuzey Afrika Arap etkisinin yoğun olarak yaşandığı bir yer olarak dikkat çekiyor.

Museo Archeologıco Regionale

Burası: Via Roma caddesi üzerindedir. Müze binası eski bir manastırdır ve güzelliğiyle ilgi çeker.
Müzede: Sicilya’nın çeşitli yerlerinden gelen ve farklı dönemlere ait birçok eser sergilenmektedir. Özellikle: Sicilya’nın en önem kazanan heykelleri, seramikleri, cam eşyaları, bronzlar, mücevherler ve silahlar sergilenmektedir.

Sicilya Palermo

Oratorio Del Rosario Di Santa Cita

Bu şapel: 1517 yılındaki İnebahtı Deniz Savaşında, görüldüğü iddia edilen “Rosary Bakiresi” ne ithaf edilmiş ve 16’ncı yüzyılda yapılmıştır. Şapel içinde, Giacomo Serpotta isimli sanatçının 1688 yılı sonrasına ait alçı bezemeleri ilgi çekmektedir.
Arka duvara: sıva panele, İnebahtı deniz savaşı tasvir edilmiştir. Diğer kabartmalarda ise, Ahitten sahneler gösterilir.

La Kalsa

Burası şehrin Arap dönemindeki Emirin evinin bulunduğu yerdir. Yani, İslam döneminde inşa edilmiş bir mahalledir ve emir ile onun yöneticileri burada oturmuşlardır.
Ancak: II. Dünya Savaşındaki bombalamalar sırasında, tamamen harap olan bu mahalle, şehrin en fakir bölgelerinden biri haline gelmiştir. Evet burası şehrin “Mağribi” semtidir. 10’ncu yüzyılda düzenlenen bölgenin “Kalsa” olan ismi, Arapçadan türetilmiştir. Günümüzde de, burayı ziyaret ederseniz Arap-Norman tarzı binaları görebilirsiniz.

Sicilya Palermo

Monreale Katedrali

Katedral, şehir merkezinin dışında, Conca d’Oro dağları, Palermo dağları ve Tiren denizi arasındaki düzlüktedir. Şehir merkezine uzaklığı, yaklaşık 20 dakikadır. Burayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm, çünkü bu yapı UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Katedral: 1174 yılında, Sicilya Kralı William II tarafından yaratılmıştır. Yapının içi ve nef bölümü, inanılmaz güzel mozaiklerle doludur. Bu mozaiklerin toplam alanı: Venedik-San Marco kilisesindekilerden daha büyüktür. Evet, burada ince oyma ve mozaik desenli sütunlar bayağı çoktur.

Bu sütunların başlıklarında: İncil’den ve klasik bazı masallardan sahneler oyulmuş olarak görülür.
Ayrıca: yine yapıda, Normandiya ve İngiltere dehlizleri var ki, bu dehlizlerde Mağribi ve İspanyol etkileri görülüyor.
Burayı ziyaret ederseniz, mutlaka kuleye tırmanmalısınız. Kuleye tırmanırken, yapının dehlizlerinin manzarasını izleyebilirsiniz. Yapının içinde, ana sunak bölümünde ise, 7 metre yüksekliğinde, 13 metre boyutundaki “İsa” mozaiğini görebilirsiniz. Ayrıca: dört tarafı mermer sütunlarla çevrili, Arapça yazılı çeşmeyi de görmelisiniz. Sütunlar üzerindeki mermer oymalar muhteşemdir.

Sicilya Palermo

Cattacombe dei Cappuccini

Burası bir tür mezarlıktır. Cappucicini mezarlığının sağ yanında yer almaktadır. Burada ana kilise var ve mezarlar, ana kiliseye bitişiktir, merdivenlerden inilerek girilir. Ayrıca: her zaman açık değil, özellikle Pazar günü sabahları açık.
Burada: tamamen giyinmiş, mumyalanmış organlar ve iskeletler var. Birinci bölüm: en eski ve keşişlere ait bölümdür. Ayrıca: erkek ve kadın bölümleri ayrılmıştır. Bunlar: üstten alta dizilmiş, yer altı koridorlarında ziyaretçilere gösteriliyorlar. Tamamen giyinmiş şekilde, duvarlara asılı olarak sergilenen bu cesetlerin bazılarında, sakal ve değişik yüz ifadeleri görülmektedir. Ayrıca: bu ürkütücü durumu görmek için, 3 Euro gibi bir ücret de ödemeniz gerekiyor. Bu organları ve iskeletleri kurutma işlemi, uzun yıllardır yapılmasına rağmen, işin sırrı, yani mumyalamanın sırrı uzun süre çözülememiş ve ancak 2010 yılında, olayın içyüzü ortaya çıkmıştır.

Evet, burada 8000 mumyalanmış ceset bulunduğu söyleniyor. Bunların vücutları gayet iyi korunarak günümüze kadar ulaşmıştır. Son olarak, 1920 yılında, bir kız çocuğu buraya gömülen son kişidir. Aslında, önceleri buraya yalnızca rahipler gömülüyormuş. Ancak, 1881 yılından sonra, doktorlar, avukatlar, şehrin elit insanları da defnedilmeye başlanmıştır. Buraya giderseniz, çocuklarınızın buraya girmesine sakın izin vermeyin, ürkütücüdür.

 

 

Sicilya Palermo

Orto Botanico

Burası: Via Abramo Lincoln caddesi üzerindedir ve 1786 yılında kurulan park; yaklaşık 10 hektarlık bir alana yapılmıştır. Park içinde, dünyanın birçok yerinden getirilmiş, çeşitli bitkiler, ağaçlar bulunur. Ayrıca: yine park içinde de çeşitli tarihi yapılar görülüyor.

Villa Giulia

Botanik parkın hemen yanındadır. 1788 yılında kurulmuş, sonra yeniden düzenlenmiştir.

ŞEHİR DIŞINDA-YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

CORLEONA KASABASI

Kasaba, Palermo şehir merkezine, 62 km. uzaklıktadır. Yolculuk süresi, yaklaşık 1 saat sürmektedir.
Evet, buranın ismi geçince, akla ilk gelen “Mafya” dır. Çünkü: bir çok Mafya patronu, burada doğmuştur. Kasaba, il merkezi olan Palermo şehrine 57 km. uzaklıktadır. Kasabanın en yüksek bölümünde bir kale görülür. Alt bölümlerinde ise, günümüzde manastır olarak kullanılan ve bir zamanlar hapishane olan alt kale bulunur.
Burayı ziyaret ederseniz görmenizi önereceğim yerler şunlardır:

Chiesa Madre

Burası: 14’ncü yüzyıl yapımı bir kilisedir ve 4’ncü yüzyılda yaşamış bir azize adanmıştır. Ancak, günümüzde görülen kilise, zaman içinde gördüğü restorasyonlar nedeniyle, orijinal yapısından tamamen uzaklaşmıştır.

Santa Rosalia Kilisesi

17’nci yüzyıl yapımı olan bu kilise, daha çok dini tabloları ve freskleriyle ilgi çeker.

Santuario della Madonna del Rosario di Tagliavia

19’ncu yüzyıl yapımı olan bu dini yapı; günümüzde çok sayıda Hıristiyan hacıyı buraya çekmektedir.

MONTREALE KASABASI

Palermo şehrini ziyaret edenlerin, mutlaka gidip gördükleri bir yer olarak önem kazanmaktadır. Şehir merkezinden, yaklaşık 49 km. uzaklıktadır.
Evet burası Caputo dağı eteklerinde, portakal, liman ve meyve bahçeleriyle dolu, küçük bir kasabadır. Kasabanın merkezinde, katedral civarında, çok sayıda tarihi bina bulunur. Ama en büyük ve ilgi çeken yeri: katedraldir.

Montreale Katedrali

Kasabanın merkezindeki bu dini yapı: Arap-Norman-Bizans sanatının karışımı ve dünya çapında ün kazanan bir yapıdır. Katedralin yapımına, Norman kral William II zamanında, 1172 yılında başlanmış ve 1183 yılında bitirilmiştir. Yapının, dışı gibi içi de Sicilyalı ve Bizanslı sanatçılar tarafından yapılan muhteşem güzellikte mozaiklerle süslüdür.

Özellikle: eski ve yeni Ahitten bazı sahnelerin betimlendiği, altın işlemeli ve büyük renkli mozaikler göz alıcıdır. Katedralin: dini ve Norman simgeleriyle süslü ana kapısı ise, yine muhteşem güzelliktedir. Bu bronz kapının bulunduğu meydandaki binaların yanından, ara yola girdiğinizde ise, muhteşem bir teras ile karşılaşacaksınız. Bu terastan: Palermo şehrinin ve Akdeniz’in güzel bir manzarasını izleyebilirsiniz.
Revaklı avlu ise: 228 mermer kolondan oluşan, muhteşem güzel bir görüntüye sahiptir.

Sicilya Palermo

 

CEFALU KASABASI

Burası: Palermo-Messina karayolu üzerinde, Ortaçağ döneminin izlerini taşıyan bir kasabadır. Palermo şehir merkezine, yaklaşık 40 dakika uzaklıktadır.

Kasaba: La Rocca Tepesi eteklerinde, yükselen kayalık granit bir kütle ile, doğal bir koy arasında kurulmuştur.

Kasabanın en ünlü caddesi “Via Corso Ruggero” caddesidir ve trafiğe kapalı olan bu cadde üzerinde, her iki yanda, mağazaya dönüştürülmüş eski küçük evler ve kiliseler bulunmaktadır. Cadde üzerinde ilerlediğinizde: Piazza Düomu meydanına varırsınız ve burada: çok sayıda saray, tarihi bina ve kafe bulunmaktadır. Bu tarihi saraylardan biri, günümüzde Belediye binası olarak kullanılmaktadır.

Sicilya Palermo

Meydanın en muhteşem yapısı ise “Cefalu Katedrali” dir. Görkemli yapı: adanın en güzel Norman katedrallerinden birisidir ve 12’nci yüzyıl yapımıdır. Katedralin içi: Arap ve Bizans ustaların eserleri olan muhteşem güzel mozaiklerle süslüdür.
Katedralin tam karşısındaki sokakta “Mandralisca Müzesi” bulunuyor. Müze:19’ncu yüzyılda, Mandralisca kontu tarafından yaptırılmıştır. Müzede: özellikle “Antonello da Messina” tarafından yapılan “Bilinmeyen Adam” portresini mutlaka görmenizi öneririm.

Corso Ruggero caddesinin sonunda “Piazza Crispi” meydanı bulunur. Bu meydandan aşağıya doğru yürüdüğünüzde ise “Porta Marina” yani “Liman” karşınıza çıkar.
Evet, bu kasabaya yolunuz düşer de giderseniz, özellikle gitmenizi önereceğim bir cadde daha var. “Via Vittorio Emanuele” caddesi: cadde, önce liman boyunca sıralanan eski evlerin arkasından ilerler. Sonra ikiye ayrılır. Bir tarafı sahile, diğer tarafı karaya, yukarıya doğru gider ve Garibaldi meydanına ulaşır. Bu cadde üzerinde, merdivenle inilen, Ortaçağda yapılmış ve halen kullanılır durumdaki “Çamaşırhane” yi mutlaka görün.

İspanya Barselona La Rambla

Barselona La Rambla

İspanya Barselona La Rambla; Victor Hugo; buraya; “dünyanın en güzel caddesi” demiştir.

Barselona’nın en ünlü bulvarıdır. Hiç bir zaman tenha değil, oldukça kalabalık, neşeli ve keyifli bir cadde. Özellikle: hafta içi öğle yemeklerinden önce ve akşamın erken saatlerinde ve hafta sonu akşamüstü çok aşırı kalabalıktır.

Hayat, sabahın erken saatlerine kadar devam ediyor. Renkli, cıvıl cıvıl mağazaları, kafeleri, hepsi birer mimari değer taşıyan evleridir. Burası sanki, Barselona’nın kalbi. Şehirde kaldığınız sürece, birkaç kez buraya gelmeyi isteyeceksiniz. Dikkat, burada pastaneler ünlüdür.

Barselona La Rambla

La Rambla Caddesinin Özellikleri

“La rambla” kelimesi Arapça bir kelimedir. Kelimenin anlamı: “kumlu, kurumuş akarsu yatağı” dır. Eskiden, burada bir akarsu varmış, zamanla kurumuş ve üstü kapatılmıştır. İki yana dizilmiş ağaçlar var.

Şehrin merkezinden yani; Plaça de Kalalonya (burada metro istasyonu var) meydanından başlıyor. Metro istasyonu ilginç, ben burayı gece geç saatlerde kullanmak istedim, gişede bilet satan adam, ortam güvenliğine güvenmediğinden, trene binene kadar bana eşlik etti.

Yani, garip bir yer, ne kadar şehir merkezi de olsa geç saatlerde burada özellikle karanlık sokaklarda bulunmayınız. İngiliz gençleri, ellerinde içki şişeleriyle nara atarak cadde ve sokaklarda yürüyorlar. Sonuç olarak buranın gezmek için en uygun zamanı gündüz saatleridir. 

Bu meydan çok hareketli bir mekan. Otobüslerin, metronun ve şehirler ve bölgeler arası trenlerin hareket noktası buradadır. Meydanın kuzeyini; El corte ingles mağazası kaplamıştır. Mağaza oldukça büyük, birkaç katlı ve ne ararsanız içinde var, ama turistik bölge, fiyatların uçuk olduğunu unutmamak gerekir. 

Kuzeydeki Rambla de Catalonya caddesinde; şık dükkanlar, tapas barlar, restoranlar ve sanat galerileri var.

Çift yönlü araç trafiğine açık olan bu caddede bir şey ilginizi çekebilir. Yayalar, caddenin tam ortasında, kendilerine ayrılan bölümde yürüyorlar. Araçlar ise, her iki yandan akıp gitmektedir. Her iki yanda: bir tane araç geçecek kadar yol var, ortada ise geniş bir yaya yolu, bu yaya yolunda bazı yerlerde büfeler, özellikle çiçekçiler ve bazı yerlerde ise kafelerin oturma yerleri bulunuyor.

Özellikle zincir fast food markalarından birinin oturma yeri oldukça güzel. Bunlarda oturduğunuzda, garson başınıza gelip ne istersin diye sormuyor, sıkıştırmıyor, yer bulursanız rahat rahat oturabilirsiniz.

Tuvalet kullanmaya gelince, burada restoran ve kafelerde bir şeyler yiyip içmeden tuvaleti kullandırmıyorlar. Biraz önce sözünü ettiğim fast food yerinde ise, tuvaletler şifreli, ayrıca 1 Euro atarsanız kapısı açılan tuvaletler var, bizimkiler işi öğrenmiş, kapıda bekliyor, biri dışarı çıktımı, kapı kapanmadan hemen tuvalete ücretsiz giriyorlar. 

Barselona La Rambla

Evet; La Rambla; 2 km. boyunca ilerleyen bir cadde ve liman bölgesinde, Kolomb heykelinde son buluyor. Kolomb heykelinin hemen birkaç metre ötesinde liman ve iskele bulunuyor. Orayı da ayrı bir yazıda anlatıyorum. 

Buradaki barlarda: “tapas” yiyebilirsiniz. (Genel bölümde, tapas ile ilgili bilgi vermiştim). Kısa bilgi: tapas, bizim içki mezelerine benzer pratik ve aperatif yiyecek türleri, onlarca çeşidi var ve çok küçük tabaklarda, az miktarda servis ediliyor, her bir minik tabak yani tabas çeşidi, 3-5 Euro arasında, menülere bakmak lazım, fiyatlar farklı olabilir. 

Tercihinize göre: buraya has bölgesel bir şarap türü olan; köpüklü cava deneyebilirsiniz. Böyle yazdım ama ben denemedim, meşhur olduğu rivayet ediliyor, buralarda daha da meşhur olan içecek, Katalanların bir türlü gazlı içeceği niyetine, oldukça fazla tüketilen, alkol oranı az olan bir tür meyveli içecek “Sangria”, merakınız varsa bunun tadına bakın, muhteşem bir lezzet. Hatta bunun tadına bakanlar, yanlarında alıp kendi ülkelerine de götürüyorlar. 

Ayrıca; ilginç pozlar veren pandomim sanatçılarını göreceksiniz, bunlar ilginç kıyafetler giyen ve kıpırdamadan duran kişilerdir. Bu kişiler, giydikleri ilginç kıyafetlerle kıpırdamadan durarak gelip geçenin ilgisini çekiyorlar, eğer onlarla fotoğraf çektirirseniz, önlerinde bulunan tabaklara 1-2 Euro bırakmanızı bekliyorlar. 

Gelip geçenleri izlemek veya biraz dinlenmek isterseniz, çok sayıda banklar var. Ancak caddede gezen çok sayıda insan olduğunu da unutmayın, banklar genellikle dolu oluyor. 

La Rambla Caddesinin Bölümleri

La Rambla caddesinin, beş farklı bölümü var. Bunları, sıra ile birlikte gezelim. Cadde oldukça uzun ve hareketli, ben size bölüm bölüm anlatacağım ve her bölümde gezmenizi ve görmenizi önereceğim yerleri anlatacağım, karar sizin, ilginizi çeken yerleri görebilirsiniz. 

 

Barselona La Rambla Rambla de Canaletes

A-RAMBLA DE CANALETES

 La Rambla’nın Plaça de Catalunya’ya yakın, en üst (kuzey) bölümüne verilen isimdir. Bu bölümün en simgesel yapısı, üzerinde sokak lambası bulunan süslü bir çeşme olan Font de Canaletes’tir. 

 

Barselona La Rambla Font de Canalates

1-Font de Canalates  

Çeşme, antik dönemlerden bu yana, aynı yerde durmaktadır.

 

İsminin kökeni:

İsim, antik bir su altyapısından geliyor. “Canaletes” ismi 14 yüzyıla kadar uzanır ve Collserola sırtlarından Barselona’ya su getiren su kanallarına atıfta bulunur. Çeşme, bu adı şehrin 14 yüzyıldan kalan kuzey duvarından alır, bu duvar, Barselona’nın eski şehir merkezini (Ciutat Vella) besleyen su borularından geçtiği için “Canaletes” olarak anılırdı. 

Barselona La Rambla Font de Canaletes

Tarihçe:

Bu noktanın su kaynağı olarak kullanımı çok eskidir. 18 yüzyıldan kalma orijinal çeşme, eski ortaçağ duvarlarının Torre de Sant Sever kısmındaki bir depodan geliyordu ve Les Rambles ile Raval bölgelerini besliyordu. 18 yüzyılda bu noktada Estudis Generals adlı bir üniversite inşa edildi ve buradaki su jeti bir çeşme oluşturmak için kullanıldı. 

19 yüzyılda büyük bir dönüşüm yaşandı. 19 yüzyılda duvarların yıkılmasıyla eski çeşme ortadan kalktı, kule 1862’de yıkıldığında yerine geçici olarak iki demir çeşme kuruldu. 19 yüzyılın sonunda üniversitenin yıkılması, bugün gördüğümüz şekliyle Canalates çeşmesinin inşasına yol açtı. Barselona’nın armasıyla taçlandırılmış dört su musluğundan oluşan demir bir anıt. 

Çeşmenin bugünkü hali, 1892 yılında Jaume Rodelles’e adanmıştır. Dökme demirden yapılmış olup dairesel bir tabana ve her biri kendi musluğuna sahip dört havuzla çevrili yuvarlak bir gövdeye sahiptir. Yapının üzerinde dört fenerden oluşan zarif bir sokak lambası bulunur. 

 

Barselona La Rambla Font de Canalates

Efsanesi:

Çeşmenin en bilinen özelliği taşıdığı efsanedir. Efsaneye göre, çeşmeden su içen herkes Barselona’ya aşık olur ve şehre tekrar geri döner. Yere yazılı bir yazıt da bu geleneği destekler. “Çeşmeden içen Barselona’ya geri döner”

 

FC Barselona Bağlantısı:

Çeşme, futbol kültürüyle de derinden bağlantılıdır. 1930’lardan beri çeşme, FC Barselona kutlamalarının da merkez noktası haline gelmiştir. Takım galibiyetlerinden sonra coşkulu taraftarlar burada toplanır. Bu geleneğin kökeni oldukça ilginçtir. Gelenek, çeşmenin yakınındaki bir spor dergisi olan La Rambla’nın maç skorlarını bir kara tahtaya yazmasıyla başlamış, bu da çeşmeyi futbolseverler için doğal bir buluşma noktası haline getirmiştir. Maç kaybedilmişse, kalabalıkta muhteşem bir hüzün hakimdir. Sizler bu bölgede gezerken buna dikkat etmelisiniz, çünkü gerçekten bu taraftarlar oldukça fazla fanatiktir. 

Barselona La Rambla Font de Canaletes

Bugünkü Durum:

Çeşme bugün hem turistler hem de yerel halk için önemli bir simgedir. Şehrin bir sembolü ve günlük olarak birçok ziyaretçinin su içmek için durduğu bir buluşma noktasıdır. Ziyaretçi deneyimleri de bu konuda ilginçtir. Ziyaretçiler çeşmenin yakınında çeşitli yiyecek seçeneklerini ve FC Barselona’nın kutlamalarıyla bağlantısını takdir ederken, akşamları senkronize ışık gösterisinin de şehir merkezinde kaçırılmaması gereken bir manzara olduğunu belirtiyorlar. Yani, özelle bu küçük ama sembolik çeşme, hem Barselona’nın su alt yapısının tarihinin bir kalıntısı, hem romantik bir geri dönüş efsanesinin merkezi, hem de futbol tuttusunun buluşma noktasıdır. La Rambla’yı yukarıdan aşağı gezerken görülecek ilk simge yapılardan biridir. 

 

 

Barselona La Rambla  Boades Kokteyl Bar

2-BOADAS KOKTELY BAR

Genel bilgi ve konum:

Boadas, Carrer dels Tallers 1 adresinde, La Rambla’nın hemen yanında yer alan küçük, üçgen şekilli bir mekandır. Barselona’nın en eski barı, İspanya’nın ise ikinci en eski kokteyl barıdır. La Rambla’dan birkaç adım ötede, sadece iki küçük kapısı ve bir tezgahıyla bilinir. 

 

Kuruluş Hikayesi:

Bar, 1933 yılında Miguel Boadas tarafından kurulmuştur ve açılış, Barselona için tarihi bir andı çünkü şehrin bu türden ilk kokteyl barıydı. Kurucusunun hikayesi oldukça renkli. Miguel Boadas, 1895’te Küba’da Katalan ebeveynlerden doğmuş ve büyük tarih ve edebiyat figürlerinin (içki dünyasında da önemli isimlerin) hareketlendirdiği Havana’da deneyim kazandıktan sonra Barselona’da kendi mekanını açmıştır. Daha spesifik olarak Miguel Boadas, mixoloji sanatını dünyaca tanınan Havana’daki La Floridita barında öğrenmiştir. O dönemde Küba, bugünkü İbiza’nın sahip olduğu parti statüsüne sahipti.

 

Ünlü Müşteriler;

Bar, açıldığı dönemden beri edebiyat ve sanat dünyasının önemli isimlerini ağırlamıştır. Boadas, Barselona ve İspanya’da kokteyl kültürünün referans noktası haline gelerek Ernest Hemingway ve Salvador Dali gibi ünlü müşterileri kendisine çekmiştir. 

 

Tarihsel Dayanıklılık:

Barın en dikkat çekici özelliği, tarih boyunca yaşadığı zorluklara karşı gösterdiği dirençtir. İspanya iç savaşı ve II Dünya Savaşı kokteyl shakerlarını durdurmadı, Covid ise durdurdu ama sadece birkaç ay için.

 

Aile Mirası:

Mekan, kurucu ailenin elinde nesiller boyu yönetilmiştir. Miguel Boadas 1967’de hayatını kaybettiğinde, kızı Maria Dolores Boadas mekanı devraldı ve babasının mirasını ustalıkla sürdürdü. İlginç bir tarihi not: Maria kadınların barlara bile girmesine izin verilmediği bir dönemde İspanya’nın ilk kadın barmeni olmuştur. Sonraki süreçte yönetim değilti. Miras kızı Maria Dolors ve damadı Josep Lluis’e geçti. Zamanla Jeronimo Vaquero mekanın liderliğini üstlendi, ardından bugünün sahipleri Simone Caporale ve Marc Alvarez’e geçti.

 

90 Yıl Kutlaması:

2023 yılında bar önemli bir dönüm noktasına ulaştı. Boadas, 90 yıl dönümünü altı ay süren özel etkinliklerle kutladı. Tnadem, Dry Martini ve Belvedere gibi Barselona’nın en iyi barlarını ağırladı, ayrıca Paris’teki Harry’s Bar ile özel bir işbirliği gerçekleştirdi.

Barselona Boadas Cocktail Bar

Atmosfer ve Deneyim:

Bar “Katedral” lakabıyla anılan eski usul mixoloji kültürünün simgesidir. Boadas, eski okul mixolojinin bir karakolu olarak kabul edilir. Belki de bu yüzden ona “Katedral” derler. Mekanın içi tarihi fotoğraflar, hatıra eşyaları ve yıllar boyunca ünlü müşterilerinin resimleri ile doludur ve papyon kravatlı barmenler küçük tezgahın arkasında klasik kokteyller hazırlar. Mekanda klasik bir koktely menüsü yoktur. Kokteyl menüsü bulunmaz, barmenlere güvenmek gerekir, çünkü ne yaptıklarını çok iyi bilirler.

 

Pratik Bilgiler:

Koktely fiyatları konusunda bölgenin en ucuzu değildir. Kokteyl fiyatları 9-12 euro arasında değişir. Ancak güçlü ve lezzetli içecekler sunulur. Burası Operaya gidenlerin de uğrak noktasıdır. Liceu’dan çıkan opera severlerin favori mekanı olarak da bilinir. La Rambla’yı gezerken kırmızı kapılara  dikkat eden, fark etmeden yanından geçmek oldukça kolaydır. Ama içeriye girdiğinizde 1930’lardan kalma bir zaman kapsülüne atım atıyorsunuz. 

 

 

Canaletes Elektrik Direği

3-CANALATES ELEKTRİK DİREĞİ

La Ramra caddesindeki elektrik direği: art deco tarzındadır ve mimar Felix de Azua tarafından tasarlanmıştır. Elektrik direği, 1929 yılında Evrensel Serginin başlangıcında, La Rambla caddesinin tepesinde bir döner kavşakta bulunuyordu. Ancak kentsel değişiklikler sonrasında günümüzdeki yerine taşınmıştır. 

Barselona Hotel Contınental

4-HOTEL CONTINENTAL

Konum ve Genel Bilgi:

Hotel Continental, La Rambla’nın tepesinde, La Rambla 138 adresinde, Canalates Çeşmesinin tam karşısında yer alır. La Rambla’daki tüm oteller arasında en önemlisi olup, Hotel Oriente ile birlikte şehrin en eski otellerinden biridir. Bugün 3 yıldızlı  bir otel olarak hizmet vermekte ve şehrin en simgesel mekanlarına kolay erişim sağlamaktadır.

Tarihçesi ve Konum değişikliği:

Otelin geçmişi 100 yılı aşkın bir süreye dayanır ve ilginç bir yer değişikliği hikayesi taşır. Otel başlangıçta La Rambla ile Plaza Catalunya’nın köşesinde bir otel ve restoran olarak hizmet veriyordu. 1931’de Malagarriga Vallet ailesi tarafından satın alındığında, otel konumunu değiştirerek hemen yanındaki Marquise of Palleja Sarayına taşındı. 

 

George Orwell ile Bağlantısı:

Otelin en bilinen özelliği, ünlü İngiliz yazar George Orwell ile olan tarihi bağlantısıdır. George Orwell ve eşi Eilleen O’Shaughnessy, İspanya iç savaşının (1936-1939) başladığı sırada, Aralık 1936’da ilk kez otele geldiler. O dönemde otel, La Rambla 140’daki tüm binayı kaplıyordu ve Orwell muhtemelen oteli, sıkça ziyaret ettiği ve kendisini büyüleyen iki nokta olan Las Ramblas ile Plaza Catalunya’nın köşesinde olduğu için seçmişti. Savaş döneminde otel önemli bir dönüşüm geçirdi. İngiliz yazar, bu süreçte ismi otelde tekrar tekrar geçen ünlü romanı “Katalonya’ya saygı” (1937) yazdı. Hikayenin daha gerilimli bir kısmı da var. Orwell, 20 Haziran’da Eileen ile buluşmak için otele gittiğinde, eşi onu kendine çekip “Kaç” diye fısıldadı. Bu, tasfiyenin başladığını duyduğu ilk haberdi. Orwell ve Eileen, gizli polisten kaçarak Fransa’ya geçmeyi başardı. Stalinist ajanlar Orwell yokken otele gelip eşini tehdit etmiş, odasını aramış ve günlüğünü çalmıştır. 

Barselona La Rambla Otel Continental

Diğer ünlü misafirler:

Otel, tarihte birçok önemli ismi ağırlamıştır. Hindistan’ın eski Başbakanı Jawaharlal Nehru ve kızı Indira Gandhi de Hotel Continental’de konaklamıştır. Orwell’in otelde olduğu dönemde, daha sonra ABD Başkanı olacak genç bir adam, John Fitzgeral Kennedy de bir süre otelde kalmıştır. Diğer ünlü isimler de oteli ziyaret etmiştir. 

 

İlginç bir olay. 1981 Banka Soygunu.

Otelin tarihinde dikkat çekici bir olay daha var. Mayıs 1981’de, Plaza de Cataluna da bulunan Banco Central’e yapılan saldırıda, polis bankaya girdiğinde rehineler ve soyguncular dışarı çıktı, suçlulardan beşi Continental otele sığındı.

 

 

Barselona Hotel Continental

Bugünkü Durum:

Otel, kuruluşundan beri aynı ailenin elinde kalmıştır. Otel hala Malagarriga ailesi tarafından işletilmektedir. Aile üyeleri, birçok misafirin oteldeki ünlü eski sakini hakkında sorular sorması üzerine otelin tarihini öğrenmek zorunda kalmıştır. Bugün otelde George Orwell’e adanmış bir oda bulunmaktadır. 

Sonuç olarak Hotel Continental, sadece bir konaklama yeri değil, İspanya iç savaşının edebi tarihine doğrudan tanıklık eden, Katalonya’ya Saygı kitabının yazıldığı mekan olarak edebiyat dünyasında özel bir yere sahip, La Rambla’nın simgesel yapılarından biridir. 

Barselona La Rambla dels Estudis

B-RAMBLA DELS ESTUDİS  

Barselona’nın en hareketli caddesi La Rambla’nın bu ilk bölümü, Rambla dels Entudis (veya Rambla de Canaletes’in devamı), Placa de Catalunya’dan başlayıp güneye doğru inen yaklaşık 1.2 km uzunluğundaki bu büyük bulvarın kuzey kesimini oluşturur. 

 

İsminin kökeni:

“Estudis” adını, bölgede eski dönemlerde bulunan bir üniversite binasından (Estudi General) alır. La Rambla’nın her bölümü farklı bir tarihsel özelliğe göre adlandırılmıştır. 

Barselona La Rambla dels Estudis

Genel Atmosfer:

Geniş, ortası yaya yolu olan ve iki yanında trafiğin aktığı bu bulvar, plaze ağaçlarının gölgesinde uzanır. Sokak sanatçıları, ressamlar, kuş ve hayvan satıcıları (tarihsel olarak), gazete büfeleri ve kafeler caddenin karakteristik özelliklerindendir. 

Cadde yaya trafiğine açık olduğundan özellikle akşamları kabalalık olabilir. Değerli eşyalara dikkat etmek (cep telefonu, çanta hırsızlığı) turist yoğun bölgelerde önemli bir tavsiyedir. Cadde boyunca yürüyerek Liceu Tiyatrosu, Boqueria Pazarı ve sonunda Christopher Colombus Anıtına (Mirador de Colom) kadar devam edebilir. 

Barselona La Rambla Casa de la Caritat

1-CASA DE LA CARİTAT-BARSELONA ÇAĞDAŞ KÜLTÜR MERKEZİ

Bina, 14 yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. Alan tarihsel olarak farklı dönemlerde çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. 12 yüzyılda bir kilise, 13 yüzyılda Montalegre manastırı, 16 yüzyılda bir Cizvit semineri olarak hizmet vermiş, 18 yüzyılda ise askeri kışla ve hapishane olarak kullanılmıştır. 

Asıl “Casa de la Caritat” (Hayırsever Evi) kimliğini ise 19 yüzyılın başında almıştır. 1802 yılında İspanya Kralı IV Charles, şehrin en yoksul kesimini barındırmak amacıyla bir hayır kurumu olan Casa de la Caritat’ın kurulmasına izin vermiştir. Kurum, kendi kendini finanse eden bir yapıya sahipti. Çekilişler, maskeli balolar ve boğa güreşleri düzenleyerek, ayrıca bisküvi, iğne, kumaş, makarna, halat sandalet ve giysi gibi temel ihtiyaç maddeleri üreterek gelir sağlıyordu. Bu kendi kendini finansman sistemi, marangozluk, demircilik, matbaacılık, ayakkabıcılık gibi mesleklerin kurum içinde öğretilmesiyle mümkün olmuştur.

Kurum 1957 yılında Vall d’Herban semtindeki yeni binalara (Llars Mundet) taşınmasıyla faaliyetine son vermiştir. 

 

Günümüzdeki Kullanımı:

Bina bugün, CCCB (Centre de Cultura Contemporania de Barcelona) olarak hizmet vermektedir. Mimarlar Helio Pinon ve Albert Viaplana tarafından gerçekleştirilen restorasyonla 19 yüzyıldan kalma yapı kompleksini, Pati de les Dones (Kadınlar Avlusu) üzerine sarkmış gibi görünen, aynalar ve yansımalar kullanan camlı cepheli prizmatik bir yapıya dönüştürdüğü için 1993 FAD Tasarım Ödülünü kazanmıştır. 

Merkez, yaratıcı araştırma, tematik sergiler, uluslararası tartışmalar, edebiyat, deneysel sinema ve teknolojik dönüşüm içeren yoğun bir kültürel faaliyet sunmaktadır. 2011 yılında ise komplekse, eski Casa de Caritat tiyatrosunun yerine Teatre CCCB adında yeni bir bina eklenmiştir. 

Pati de les Dones’in duvarlarındaki seramik fayanslarda, orada yaşayan yetimlerin tekrarlamak zorunda olduğu 19 atasözü ve ahlaki söz hala okunabilmektedir. Bunlardan biri “İnsanlar rüzgar gibi gelip geçerler, Tanrı’nın gerçeği ebedidir” şeklindedir. 

 

Barselona La Rambla Real Academia de Ciencias y Artes Barcelona-RACAB

2-REAL ACADEMİA DE CIENCIAS ARTES DE BARCELONA-RACAB

La Rambla’nın en köklü ve bilimsel açıdan en değerli yapılarından biridir. 

Kurum, 18 Ocak 1764 tarihinde “Deneysel Fizik-Matematik Konseyi” adıyla özel bir edebiyat topluluğu olarak kurulmuştur. İlk başkanı Francisco Subiras olan kurum, daha sonra Kraliyet Kararnamesi ile “Real Conferencia Fisica” adını almış ve Katalonya Prensliği ile ilgili konuları ele almıştır. İsmi tekrar “Real Academia de Ciencias Naturales y Artes” olarak değişmiş, 1887’den itibaren ise günümüzdeki ismini taşımaktadır. 

La Rambla caddesindeki görkemli bina, mimar Josep Domenech tarafından tasarlanmış etkileyici bir modernista yapıdır. Akademi, 29 Eylül 1786 tarihinde kalıcı bir Kraliyet Bağışı olarak aldığı arazide, 1894 yılında açılan bu binada yer almaktadır. Binanın en dikkat çekici özelliklerinden biri, astronomik ölçümlerle bağlantılı ve 1893 tarihinde tamamlanan iki kuledir. Bu kuleler, onlarca yıl boyunca Barselona’nın resmi saatini belirleyen bir saati çevreler. Saat, bilimi pusula ile temsil eden ve sanatsal dehayı simgeleyen heykellerle çevrelenmiştir. Bu iki figür, La Rambla’nın sonundaki Kristof Kolonb heykelinin de yaratıcısı olan Rafael Atche’i Farre’ye aittir. 

 

Koleksiyon ve Miras:

RACAB’ın bıraktığı miras oldukça kapsamlıdır. Fabra Gözlemevi: La Rambla üzerindeki bina, bir kütüphane, arşivler, bir saat koleksiyonu, astronomik, meteorolojik ve sismolojik ekipmanlar ve Montseny’de bulunan Fontmartina sismoloji istasyonu.

Kütüphane özellikle değerlidir. Akademi, yüz bin ciltten fazla esere sahip, üç yüzyılı kapsayan bilimsel eserlerin bolluğu nedeniyle İspanya’nın en önemli kütüphanelerinden biri sayılan bir kütüphaneye, tarihi bir arşive ve 1904’te açılan astronomik, sismolojik ve meteorolojik ekipmanlara sahip Fabra Astronomi Gözlemevini içeren bir komplekse sahiptir. 

 

Fabra Gözlemevi:

Tibidabo’da bulanan ve Camil Fabra i Fontanillis’in bağışıyla inşa edilen gözlemevi, 7 Nisan 1904’te açılmış ve 2 Mayıs 1916 Kraliyet Emri ile kamu yararına olduğu ilan edilmiştir. 

 

Tarihsel Anlar:

Salon binası özellikle önemli bir tarihi olaya ev sahipliği yapmıştır. Albert Einstein’in görelilik kuramının temellerini açıkladığı yer burasıdır.

Barselona La Rambla RACAB binası Billeter Saati
Billeter Saati:

Yanındaki odada ise 1869 tarihli Billeter astronomik saati bulunmaktadır. Bu saat saatin yanı sıra bazı gezegenlerin, Dünya’nın, Ay’ın ve Güneş’in konumunu 2029’a kadar doğru şekilde göstermektedir. 

Saat İsviçreli bir usta olan Alberto Billeter tarafından 1869 yılında yapılmıştır. Saatin hikayesi oldukça ilginçtir. Billeter, 1854-1857 yılları arasında Barselona’nın Villa d Gracia semtindeki atölyesinde, Mebusan Meclisi için bir astronomik saat üretmişti ve bu eser Madrid siyasi çevresinde büyük başarı kazanmıştı. Muhtemelen Meclis ile bir rekabet sonucu, 1858’de Senato, Kraliçe II İsabel aracılığıyla Billeter’den, işlevsel olarak aynı ancak daha büyük boyutlarda bir saatin Senato Sarayı için yapılmasını talep etmiştir. Ancak yapım süreci hiç de kolay geçmemiştir. Billeter saatin inşasına 1859’da başlamış ve eseri tamamlaması 10 yıl sürmüştür. Bu durum sanatçı için olumsuz sonuçlar doğurmuş, kendisine bu projeyi gerçekleştirmesi için bazı kişilerin sağladığı önemli mali kaynakları kaybetmişti. 1869’da ise Kraliçe sürgündeyken (bir önceki yıl gerçekleşen ve halk arasında La Gloriosa olarak bilinen devrimle tahttan indirilmiştir) ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle Senato saate olan ilgisini kaybetmişti. Saat el değiştirerek günümüze ulaşmıştır. Mebusan Meclisi için yapılan daha küçük saatin başarısının ardından Senato tarafından sipariş edilen bu saat, anlaşmanın bozulması üzerine marangoza, oradan da Barselona Belediyesine geçmiş ve bugün RACAB’da çalışır halde sergilenmektedir. 

Saat, döneminin bilim ve mekanik ustalığını yansıtan son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. 

Saat, bugün salon binasına yakın bir koridorda, vitrin masasında sergilenen azafea’nın (İspanyol-Arap bilim aletleri) karşısında bulunmaktadır ve RACAB’ın düzenlediği rehberli turlarda ziyaret edilmektedir. 

 

Ödüller:

2014 yılında kuruluşunun 250 yılı anısına, Generalitat Hükümeti kuruma Sant Jordi Haçı ödülünü vermiştir. RACAB, günümüzde ALLEA federasyonunun bir üyesidir. 

 

Ziyaret Bilgisi:

Bina, rehberli turlarla salon binasına ve Billeter saatinin bulunduğu odaya erişim sağlanabilmektedir. 

 

 

Barselona La Rambla Teatre Polıorama

3-TEATRE POLIORAMA

Tiyatro, Barselona’nın ünlü La Rambla caddesinde, Barselona Bilimler ve Sanatlar Akademisinin bulunduğu binanın zemin katındadır. Bina 1899 yılında sinema salonu olarak açılmış, 1982 yılından itibaren tiyatro olarak hizmet vermeye başlamıştır. 1937-1939 yılları arasında Teatre Catala de Comedia adıyla anılmıştır. Yani 120 yılı aşkın bir geçmişe sahiptir. 

Toplam 705 koltuk kapasiteye sahip ve üç farklı bölümden oluşur. Parter, balkon ve amfitiyatro. Erişilebilirlik açısından zemin kat tamamen erişilebilir durumda, rampa girişi, özel koltuklar ve uyumlu tuvaletler bulunuyor. 

Barselona La Rambla Teatre Polıorama

Tiyatro dans ve komedi gösterileri ağırlıktadır. Son yıllarda Polonia ve Merda gibi müzikaller, Els homes son  de Mart ve Venus ve Bits de Tricicle gibi oyunlar sahnelenmiştir. Ayrıca uzun süredir flamenko gösterileri de düzenleniyor. 

Barselona Esglesia de Betlem

4-BETLEM KİLİSESİ-ESGLESİA DE BETLEM:

La Rambla ile Carrer del Carme’nin kesişimindedir. Liceu Tiyatrosu ve Virreina Meydanına çok yakın, tarihi Raval bölgesinde bulunuyor. 

1460 yılında, Barselona’nın Sant Sever ve Santa Anna kapıları arasında Santa Maria de Betlem adına bir şapel inşasına başlanıldığına dair kayıtlar var. 1522’de Aziz Ignatius Loyola Barselona’yı ziyaret etmiş ve hep Betlem şapelinin yakınında kalmış, 1539’da burada Cizvit tarikatını kurmuştur. 1553’de Cizvitler aynı yerde bir kilise inşa etme izni almıştır. 

1671’deki bir yangında, 15 yüzyıldan kalma eski kilise tahrip olmuş, bunun üzerine Josep Juli tarafından tasarlanan, Cizvit rahipleri Francesc Tort ve Pau Digo de Lacarre yönetiminde, 1680-1729 yılları arasında barok tarzda yeni bir yapı inşa edilmiştir. 

1936’da İspanya iç savaşı sırasında en büyük yıkım yaşanmış, kilise ateşe verilmiş, çatısı ve içindeki tüm gösterişli barok süslemeleriyle ana nefi kaybolmuştur. 

 

Bugünkü durumu:

Kilise, Katalan ve İspanyolca konuşan topluluğun yanı sıra Filipinli, Latin, Amerikalı ve Portekizce konuşan cemaatleri de bir araya getiren canlı bir mahalle kilisesi olarak işlevini sürdürüyor. Her ayın son Pazarı saat 12.00 de Uluslararası Ayin düzenleniyor. Ayrıca her yıl Barselona Doğuş Sahnesi Derneği tarafından düzenlenen geleneksel Doğuş Sahnesi sergisine ev sahipliği yapıyor. 

Yapının iç bölümü: renkli mermer ve cilalı İtalyan sıva mermerleri, bir sunak ve tribünlerde büyük kafes işçiliğiyle süslenmiş, çok renkli ve yaldızlı oyma figürlerle zenginleştirilmiştir. 

Barselona Teatre Nacional de Catalunya

5-KATALAN TİYATROSU-THEATRE NACİONAL DE CATALUNYA -TNC

Tiyatro,  Barselona’nın Eixample bölgesinde, Plaça de les Glories Catalanes yakınındadır. Auditori’nin (Barselona Konser Salonu) hemen yanında, Plaça de les Arts’ta bulunuyor. 

TNC’nin kökleri, ülkenin her zaman zengin, yaratıcı ve cesur olan tiyatro geleneğine bağlıdır. 1980’lerde Katalan toplumu, oyuncuların ve yönetmenlerin özgürce çalışabileceği bir mekana ihtiyaç duyduğunu fark etti. TNC’nin kuruluşu, Franco diktatörlüğünün sona ermesinin ardından 1980’lerde Fransa’dan dönen ve Katalan tiyatrosunun kurumsallaşmasında önemli rol oynayan ünlü oyuncu Josep Maria Flotats ile yakından ilişkilidir. 

Ana bina, 20.000 metre kare alan kaplıyor. 12 metre yüksekliğinde, 26 sütun tarafından desteklenen eğimli bir çatıya sahiptir. Bu yapı, Yunan tapınağının görkemini andırıyor. Bu etki, palmiye ağaçları ve zeytin çalılarıyla donatılmış çimenlik bir alanın önünde ana girişe çıkan beyaz merdivenlerle de güçleniyor. Bu dış mekan, Plaça de les Arts olarak biliniyor ve bazen açık hava performans alanı olarak da kullanılıyor. 

Barselona Teatre Nacional de Catalunya
Ziyaretçi bilgileri:

Gişe çalışma saatleri, Pazartesi-Cumartesi 11.00-20.00 arasındadır. Tiyatro kapıları her gösteriden 30 dakika önce açılır. Bilet satışı online, gişeden veya telefonla yapılabiliyor. Mimariyi, sahne arkasını ve tarihi keşfetmek için çeşitli dillerde rehberli turlar da düzenleniyor. 

 

 

Barselona La Rambla  Markisi Sarayı-Palau Moja

6-COMİLLAS MARKİSİ SARAYI-PALAU MOJA

Rambla caddesinin sol tarafında, Carrer de la Portaferissa’nın köşesindedir. Betlem kilisesinin tam karşısında konumlanmıştır. 

Saray, Moja Markisi Joseph de Copons ve eşi Maria Lluisa Deccatlar tarafından mimar Josep Mas’a sipariş edilmiştir. Saray, şehrin Rambla boyunca uzanan eski ortaçağ surunun ve Porta Ferissa adlı kapının yıkıldığı yerde inşa edilmiştir. Maria Lluisa Descatlar, Haziran 1776’da Belediyeden ailesinden miras kalan arazide ev inşa etme izni istemiştir.

İnşaatlar 10 yıl sürmüş, sonunda 1784’te açılışı yapılmıştır. Moja markilerinin büyük kızının evlilik töreniyle birlikte büyük bir kutlama gerçekleştirilmiştir. Mimari tarzı, sade çizgiler, düz hatların hakimiyeti ve süslemeden uzak yapısıyla geç barok detayları hissedilir. İlginç bir not: ana giriş kapısı Rampla’da henüz bir dere yatağıydı. Bu nedenle ana cephe Portaferrisa caddesine yönlenmiştir. 

 

Büyük Salon-Gran Salon:

Üç kat yüksekliğinde, kare planlı ve Rambla’ya açılan büyük pencerelere sahip bu salon, sarayın gösterişli kutlamaları için mükemmel bir sahneydi. Odanın tüm duvarları ve tavanı, 18 yüzyılın en iyi Katalan duvar ressamı Francesc Pla el Vigata’nın tablolarıyla kaplı, tarihi sahneler, çiçek çelenkleri, Moga ailesinin görüntüleri bulunmaktadır. 

 

Şair Jacint Verdaguer:

Verdaguer, 1876’da saraya yerleşmiş ve 15 yıl burada yaşamıştır. Önce ailenin papazı, 1883’ten sonra ise sadaka dağıtıcısı olarak hem en yüksek hem de en yoksul sosyal çevrelerle ilişki kurmuştur. Mossen Cinto’nun en önemli edebi üretimi Palau Moja’daki yaşamıyla yakından bağlantılıdır. 

 

Bugünkü Durumu ve Ziyaret:

Sarayın asıl bölümüne sadece etkinlikler sırasında veya randevulu ziyaretlerle girilebiliyor. Zemin katta Espai Moja bulunuyor. Katalan mirasını tanıtan bir merkez turizm bilgi ofisi ve kafeterya var. Kültürel Miras Genel Müdürlüğü, her ayın ikinci ve dördüncü hafta sonu ücretsiz rehberli turlar düzenliyor. Önceden rezervasyon gerekiyor, guruplar en fazla 25 kişiyle sınırlı ve turlar yaklaşık 70 dakika sürüyor. 

 

 

Barselona Sabassona Dükü Sarayı

7-PALAU SAVASSONA-SABASSONA DÜKÜ SARAYI;

Bina, Barselona şehrinde Carrer de la Canuda ve Plaça de la Vila de Madrid’de yer alıyor ve Ulusal Kültürel ilgi varlığı olarak ilan edilmiştir. Şu anda Areneu Barcelones’in merkezi olarak kullanılıyor. 

1776’da Savassona Baronu Antoni de Ferrer Brossa, Canuda ve Bot caddelerindeki çeşitli mülkleri satın almaya başladı. 1782’de yapıları yıkıp zemin kat, ara kat ve iki kat yeni bir bina inşa etmek için izin istedi. 1776’da Annon Ferrek ve Llupia, Canuda Caddesi ile Bot Caddesinin köşesindeki, komşu Immaculada Concepcio manastırının Carmelite rahibelerine ait mülkleri de içeren bazı arazileri satın aldı. İnşaata bizzat başlayan Anton Ferrer’di ancak yapının asıl mimarı ve sorumlusu olarak inşaat izninde adı geçen kişi oğlu Josep Francesc de Ferrer idi. 

Baron 1787’de vefat edince, oğlu ve varisi Josep Francs çalışmalara devam etti ve 1796’da Cnuda Caddesindeki yeni cephenin projesini, belediye yapı ustası Pau Mas Dordal’ın olumlu raporuyla sundu. Baron 1826’da soyundan kimse bırakmadan vefat etti ve saray dul eşi Maria Raimunda Desvall’i de Ribes’in eline geçti. 

Barselona Sabassona Dükü Sarayı
Mimari Tarz:

Saray 18 yüzyılda inşa edilmiş olsa da, yapısal olarak Gotik mimariden etkilenmiştir, ancak kendi döneminin tarzına uyarlanmış, yani neoklasik bir görünüme sahiptir. Binanın sonuç hali, cephesi, asıl kattaki ana odaları, araba girişi ve merkezi avlusu, birinci kata çıkan onur merdiveni, klasik mimarinin günümüze kadar gelen en açık mimari devamlılığını oluşturmaktadır. 

Yapı, 1981’de ulusal tarihi anıt olarak ilan edilmiştir. 

 

İç Mekan özellikleri:

Ressam Francesc Pla’nın mitolojik fresklerinin altında ve Jujol’un modernist dekorasyonuyla çevrili olarak okumak büyük bir lüks, eski toplantı salonu olan ve bugün kütüphanenin bir parçası olan Cunda Salonu, coğrafi olarak Barselona’nın tam merkezinde olduğunu unutturan, yüksek palmiyeleri ve küçük çeşmeli gölüyle bir barış vahası olan romantik bahçe ve eski saray sakinlerinin konut bölümüne çıktığı onur merdiveni bu yapının görülmeye değer köşelerinden bazılarıdır. Kütüphane muhtemelen sarayın en büyük hazinesi, yaklaşık 300.000 ciltle Katalonya’nın en önemli kütüphanelerinden biridir. 

 

Bugünkü kullanımı:

Ateneu Barcelones, 150 yılı aşkın geçmişiyle, Katalan toplumunu ve kültürüyle ilgili entelektüel tartışmanın ana merkezlerinden biri olmayı amaçlayan bir dernektir. Kurum, halka açık rehberli turlar da düzenliyor. 

 

Barselona Estidi General de Barcelona

8-ESTUDİ GENERAL-ÜNİVERSİTAT

 Barselona’da bir studium generale kurma fikrini ilk öne süren Kral Marti Huma (İnsancıl Marti) oldu. 1398’de bu öneriyi yaptı. Şehir temsilcileri talebi rettetti, ancak kral buna rağmen 10 Ocak 1401’de Barselona Tıp Estudi General’i kurdu. Montpellier Üniversitesine tanınan ayrıcalıkların aynısını verdi. 1402’de buna bir Sanatlar Fakültesi eklendi. Bu noktadan itibaren Barselona’daki ünivertisi çalışmaları “Tıp ve Sanatlar Estudi General” adını aldı. 

Barselona’da bir üniversite kurulması 1450 yılına kadar beklemek zorunda kaldı. O yıl Kral Alfons V’in verdiği bir ayrıcalık ve Papa V Nicolau’nun papalık bullası, önceki tüm yüksek öğretim merkezlerini birleştiren Estudi General de Barselona’yı kurdu. 

 

Binanın inşası:

17 Ekim 1536’da usta inşaatçı Tomas Barsa’nın liderliğinde, Barselona’nın Yüzler Konseyinin bağışladığı, Rambla’nın yukarı kısmındaki arazide studium generale’nin tüm fakülteleri için inşaata başlandı. Kurumun kuruluşu Kutsal Roma İmparatoru V Karl tarafından onaylandı ve masraflar Barselona şehri, katedral şapteri ve birkaç özel vatandaş tarafından karşılandı. 

 

 Sonuç:


1971’e kadar Katalonya’daki tek üniversiteydi. O yıl daha teknik fakülteleri içeren Üniversitat Politecnica de Catalunya bağımsız bir kurum haline geldi. 1968’de ise Universitat Autonoma de Barcelona kuruldu. 

Barselona Rambla de Sant Josep

C-RAMBLA DE SANT JOSEP-RAMBLA DE LES FLORS BÖLÜMÜ

Bölüm: adını taşıyan meydana yakınlığı nedeniyle “Rambla de Sant Josep” olarak biliniyor. La Rambla’nın orta bölümlerinden biri ve Barselona’nın en ünlü pazarına ev sahipliği yapması nedeniyle dikkat çekiyor. Bu bölümün en büyük özelliği, hemen kenarında bulunan La Boqueria pazarı. Caddenin bu kısmı, çift sıra çınar ağaçlarının gölgelediği geniş bir yürüyüş yolu şeklindedir. Cafe terasları, çiçekçi tezgahları, gazete büfeleri ve sokak sanatçıları caddenin karakteristik unsurları arasındadır. Caddenin zemininde ünlü sanatçı Joan Miro’nun tasarladığı mozaik bir desen de genel Rambla hattı üzerinde bulunoyr. 

La Boqueria genellikle sabahtan akşama kadar açık, pazar günleri kapalıdır. Bölge tüm gün boyu kalabalık olabiliyor, özellikle öğleden sonra saatlerinde, daha sakin bir deneyim için sabah erken saatler tercih edilmelidir. Cep telefonu hırsızlığı gibi küçük suçlar bu turistik bölgede yaygın olduğu için kalabalık anlarda eşyalarınıza dikkat etmenizi öneririm.

 

Barselona Mercat de la Boqueria

1-MERCAT DE LA BOQUERIA-LA BUQUERİA PAZARI

La Rambla caddesinde sağda, 91 numaradadır. Sarayın hemen yanındadır. En ilgi çekici yerlerden biridir, çok hareketli bir yerdir. 

Pazarın kökleri çok eskilere dayanıyor. 1217 yılına ait belgelerde, şehir kapısının yakınındaki Pla de la Boqueria meydanında et satışı için kurulan tezgahlardan bahsediliyor. 1827’de pazarda 200 tezgah bulunuyordu, bunların 100 tanesi taze ve tuzlanmış et, 48 tanesi balık, kalanı çeşitli ürünler içindi. 1836’da pazar, bir ayaklanma sırasında ateşe verilen Carmelitas Descalzos manastırının bulunduğu alana taşındı ve bir daha buradan ayrılmadı. Bugün görülen resmi yapının inşası 1840’da başladı ve 1914 yılında tamamlandı. İkonik metal çatı ise daha sonra eklendi. Giriş kısmındaki modernist demir kemer, mimar Antoni de Falguera tarafından tasarlandı. 

İsminin kökeni:

Çoğu kişi pazarı “La Boqueria” olarak tanısa da, gerçek adı el Mercat de Sant Josep’tir. (Aziz Joseph Pazarı) Bu girişten görülebilen tabelada da yazılıdır. İsim “Josepets” olarak bilinen Carmelitas Descalzos manastırından geliyor. 

Büyüklük ve ürün çeşitleri:

Pazar oldukça büyük bir alana sahiptir ve 300’den fazla tezgah ile şehrin ikinci en büyük pazarı konumundadır. Mercado de la Boqueria, taze meyve ve sebzelerden deniz ürünlerine, şekerlemelerden dünyanın dört bir yanından gelen ürünlere kadar çok çeşitli yiyecek tezgahlarıyla tanınıyor. 

 

Barselona Mercat de la Boquuerıa-La Buqueria Pazarı

2005 yılında “Dünyanın en iyi pazarı” seçilmiştir. Aynı zamanda, Barselona şehrinin en çok resmedilen binalarından birisidir. Tarihi geçmişi oldukça eski olmasına rağmen, en son olarak 2001 yılında yenilenmiştir. 

Pazar; dünyanın dört bir yanından gelen yiyeceklerle kurulur, pazarda tatlar, kokular, renkler ve dokular birbirini tamamlar. 

Evet son bir not, bu pazarla ilgili bir not, biz Türkler, alışkınız, satıcılarımız da alışkın, bir şey almadan önce tatmak isteriz, bizim ülkemizde satıcılar bunu hoş görür, ancak burası farklıdır. Ben burayı gezerken, tezgahta bulunan ilginç bir yiyecekten tatmak istedim, ancak satıcı büyük bir tepki verdi ve kabul etmedi. Sizler de buraya giderseniz, bu uyarımı hatırlamanız dileğiyle.

Barselona Parades de Flors

2-PARADES DE FLORS-ÇİÇEK PAZARI

Çiçek tezgahları, La Rambra caddesinin en büyük özelliklerindendir. Bu kısım La Rambla’nın Plaça de Catalunya’dan La Boqueria Pazarına uzanan orta bölümde yer alır. 

Barselona Parades de Flors

Bu çiçek satış geleneği 19 yüzyıla kadar uzanır. Eskiden bu tezgahlar caddenin çok daha büyük bir bölümünü kaplıyordu. Zamanla sayıları azaldı ama hala varlıklarını sürdürüyorlar. Günümüzde sadece 16 tezgah kalmıştır. Bazı tezgahlar aynı aile tarafından nesiller boyunca işletiliyor. Yani üçüncü dördüncü kuşak çiçekçilerle karşılaşmak mümkün.

Bu tezgahlarda: rengarenk taze kesme çiçekler, saksı bitkileri, mevsimlik buketler ve bazı tezgahlarda küçük hediyelik eşyalar ve süs bitkileri bulunur. 

Tezgahlar sabahtan akşama kadar açıktır. Turistik bölge olduğu için fiyatlar biraz yüksektir. 

 

Barselona Carrer Petritxol

3-Carrer Petritxol sokağı-Çikolata sokağı:

Tarihi Gotik Mahallesi (Barri Gotic) içinde, La Rambla’ya çok yakın, dar ve şirin bir sokaktır. Plaça del Pi’nin hemen yanından başlar. Çok kısa bir sokaktır, birkaç dakikada baştan sona yürünür. Ama mutluku durup bir mekana oturmaya değer. 

Bu sokak Carrer de la Xocolata (Çikolata Sokağı) lakabıyla tanınır. 19 yüzyıl sonlarından beri burada geleneksel granizado (buzlu içecek) ve sıcak çikolata salonları (xocolaterias) bulunur. En meşhur mekan Granja Dulcinea ve Granja La Pallaresa’dır. Bunlar yıllardır aynı tarifle servis yapan, nostaljik dekorlu çikolata evleridir. 

Gelelim atmosfere: dar, taş döşeli, arabaların giremediği yaya sokağıdır. Klasik demir balkonlar, eski tip levhalar ve küçük butik dükkanlar bulunur. Sanat galerileri de bu sokakta yoğunlaşmıştır. Bu yüzden sanatseverler içinde bilinen bir noktadır. Gündüz sakin, akşam üstü ve hafta sonlarında yerel halk ve turistlerle doludur. 

Evet buraya giderseniz: Xocolata amb xurros (sıcak çikolataya batırılmış churros) yemelisiniz. Ayrıca Granizado de limon (yazın serinletici limonlu buzlu içecek) içebilirsiniz. 

 

Barselona Palau Güell

4-Palau Güell:

Carrer Noue de La Rambla caddesindedir. 1979’a kadar bu caddenin adı Conde del Asalto’ydu ve Barselona’da kaldırımları, drenaj sistemi ve iki şeritli trafiği olan ilk caddeydi. La Rambla’ya çok yakın konumdadır. 

Antoni Gaudi’nin sanayici Eesebi Güell için tasarladığı bir kent sarayıdır. 1886-1888 yılları arasında inşa edilmiştir ve Antoni Gaudi’nin Eserleri başlığı altında UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alır. 

Dışı sade ve süslemeden yoksun görünse de içi son derece lüks ve gösterişlidir. Odalar, ışık kaynağı görevi gören iç avlu benzeri merkezi bir salon çevresinde dizilmiştir. 

Cephe 22 metre yüksekliğinde ve 23.60 m genişliğindedir. Üç yatay seviyeden oluşur. Büyük sepet kulpu kemerli alt kat, büyük galeriyle alt seviyenin üstünde orta kat ve korkuluklarla taçlandırılmış sade üst kat.

Giriş kapıları 4.9 m yüksekliğinde olup bitki, hayvan ve sembolik motiflerle süslenmiştir. Bu süslemeler arasında Güell’in baş harfleri de vardır. Gaudi, Mudejar ve Nazarı sanatından ilham almıştır ve bina hem konut hem de sosyal/kültürel bir buluşma mekanı olarak tasarlanmıştır. Bodrum katında atların tutulduğu ahır bölümü vardır. Burada sıra dışı sütun ve tonozlar binanın temelinin önemli bir parçasını oluşturur. Çatıda Gaudi imzası haline gelen renkli, mozaikli bacalar bulunur. 

1945 yılında Eusebi Güell’in en küçük kızı Merce Güell i Lopez, sarayı kültürel amaçlarla korunması koşuluyla Barselona Eyalet Konseyine bağışlamıştır. İspanya iç savaşı sırasında Polis karakolu olarak kullanılmıştır. 1948 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiştir. 

Gelelim ziyarete. Her ayın ilk pazar günü ücretsiz giriş vardır. Ziyaret için yaklaşık 1.5 saat ayırmanızı öneririm. Aynı anda binaya sınırlı sayıda ziyaretçi alınmaktadır, yani beklemeniz gerekebilir. 

 

 

Barselona Museu de les II-Iusions (İllüzyonlar Müzesi)

5-MUSEU D’LL-IUSLONS D’ENTRETENİMENT

Carrer Pintor Fortuny 17 Ciutat Vella adresindedir. La Rambla’ya çok yakın bir konumdadır. Las Ramblas’a birkaç adım uzaklıktadır.

Burası özellikle çocukların çok hoşuna gidiyor, şehri gezerken yanınızda çocuklarınız varsa burayı atlamayın mutlaka gidin. Ancak giriş ücreti 10 Euro. Evet, burası eğlenceye adanmış bir müzedir.

Barselona Museu de les II-Iusions (İllüzyonlar Müzesi)

Barselona’da optik illüzyonları ve görsel oyunları sevenler için Avrupa’nın ilk illüzyon Müzesi olarak açılmıştır. Müze, gözlerinizin önünde canlanan bir dizi optik illüzyon ve 3D duvar resmi içinde aktif bir yolculuk sunar. 

Müzede yaklaşık 60 duvar resmi bulunur ve her biri için en gerçekçi fotoğrafı çekmek üzere tam olarak nerede durmanız gerektiği işaretlenmiştir. Sahneler fantastik ortamlardan komik durumlara kadar çeşitlilik gösterir. Bir ejderhaya binmek, asma bir köprüden geçmek veya bir dinozordan kaçmak gibi. Bir denizkaplumbağasıyla denizin altında bulunabilir, fantastik canavarların kapısını açabilir, sirk topundan fırlayan bir adam gibi olabilir, atlı bir tramvaya binebilir veya timsahlardan kaçabilirsiniz. Picasso, Dali ve Goya gibi ünlü ressamların eserlerinin bir parçası olabilir, Titanic’te yolculuk edebilir, Barça oyunlarıyla gol kutlayabilir, flamenko dansı yapabilir veya dev/cüce ülkelerinde gezintiye çıkabilirsiniz. 

Resimler insan figürlerinden daha büyük ölçekte, el çizimiyle yapılmış ve tüm detaylarıyla, ziyaretçinin önünde durduğundan görüntünün bir parçası haline geleceği şekilde projelendirilmiştir. 

Müzede fotoğraf çekmek tur boyunca serbesttir. Aslında müzenin asıl amacı budur. Ziyaretçilerin albümlerini şaşırtıcı gerçek gibi fotoğraflarla doldurmaktır. 

Aynı bina içinde, 9 farklı temalı dünya sunan Big Fun Museum da bulunur. 

Evet, müzeye girmek için yetişkin bileti 10 eurodur. Ziyaret yaklaşık 1 saat sürer. Bazı illüzyon fotoğraflarını çekmek için fotoğrafı belirli bir açıdan ve uzaktan çekmek gerekir, bu yüzden bir arkadaşla gitmek ya da tripot taşımak işinizi kolaylaştırabilir. 

 

 

Barselona Casa Beethoven

6-CASA BEETHOVEN

1880’den beri Barselona’nın Rambla de Sant Josep’inde bulunan, müzik notaları ve müzikle ilgili ürünleri satan küçük ve sıcak bir dükkandır. La Rambla’da hala faaliyette olan en eski dükkan unvanına sahiptir. 

La Rambla, 97 numarada bulunur. 

Casa Beethoven, 1880 yılında “Casa Guardia” adıyla kurulmuştur. O dönem La Rambla, nota satan dükkanlarla dolu bir caddeydi. 1910 yılında Lluis Gonzaga Jorda dükkanı satın almış, 1915 yılında ismini Casa Beethoven olarak değiştirmiş ve bugünkü müzikal referans noktası haline getirmiştir. Gonzaga, Meksika’da zarsuela (İspanyol operet türü) konusunda uzmanlaşmış bir besteci oluştur. Ancak kariyeri 1910’daki Emilliana Zapata Devrimiyle kesintiye uğramıştır. Dükkanı satın aldığı yıl da tam bu yıldır. O dönemde La Rambla’da nota satan birçok dükkan vardı, bugün ayakta kalan tek dükkan budur. Şu anki sahibi Jaume Doncos dükkanda yaklaşık 50 yıldır çalışmaktadır ve 1978’den ber işletmeyi yönetmektedir. 

Dükkanda şu anda 30.000 den fazla farklı nota bulunmaktadır. Beethoven’den Taylor Swift’e, Pink Floyd’dan Paco de Lucia’ya, sardana ve flamenko’ya kadar her tarz. Ayrıca yüzyıl önce popüler olmuş eski bolerolar veya 1920’lerin meşhur cuple şarkıları gibi nadir arşiv parçaları da korunmaktadır. Müzik tarihi teorisi üzerine kitaplar, özellikle opera ağırlıklı olmak üzere CD ler de modern ve klasik İspanyol müziği konusunda zengindir. 

Evet, üzerinde fenerlerin yandığı ahşap vitrin, uzun tezgah, bir Beethoven büstü ve eskiden sürekli çalan bir piyano, açıldığı günden beri değişmeyen unsurlardır. Tarihi bir filmden çıkmış gibi görünen küçük vitrin, antika ahşap mobilyalar, notalarla dolu raflar ve dükkanın ortasındaki piyano bu dükkanı büyüleyici kılan unsurlardır. 

 

 

Barselona Palau de la Virreina Sarayı:

7-PALAU DE LA VİRREİNA SARAYI

La Rambla caddesinde 99 numaradadır. Katalonya’nın barok üslubundaki sivil mimarisinin en iyi örneklerinden biridir. Boqueria pazarına yakındır. 

1776’da Peru Valisi (Virrery) olarak 1761’den beri görev yapan Manuel de Amat y Junyent, büyük bir servetle Barselona’ya geri dönmüş ve bu zenginliğini göstermek için barok ve rokoko süslemelerin birleştiği bu gösterişli sarayı inşa ettirmiştir. Saray 1772-1778 yılları arasında inşa edilmiş, Amat’ın ölümünden sonra dul eşi Maria Francesca de Fiveller y Bru tarafından kullanılmıştır. Bu yüzden “Virreina Sarayı” (Valinin karısının sarayı) adını almıştır. 

Manuel de Amat, Amerika’dan döndükten sonra sarayda pek az süre yaşama fırsatı bulmuş, 1782’de vefat etmiştir. Sarayın tadını çıkaran kişi eşi Maria Francesca de Fiveller olmuştur. Efsaneye göre asılg önül bağı olan kişi, Limalı dansçı “La Perricholi” olarak tanınan Micaela Villegas’tı, ancak saray resmi olarak karısının adını almıştır. Sarayın mimarı Josep Ribes’tir. Tasarım Fransız Barok üslubunda yapılmış, iç dekorasyon kararlarını ise bizzat Manuel de Amat vermiştir. 

 

Bugünkü kullanım;

Bugün “La Virreina” fotoğraf ve çağdaş kültür üzerine uzmanlaşmış kamu kurumu olarak hizmet vermektedir. Programı, büyük fotoğraf isimlerini, medya, hafıza, siyaset ve kentsel imgelem üzerine projelerle birleştirir. Sarayın salonları ve avlusu, Barselona Belediye Kültür Bölümü’nün merkezi olarak kullanılmakta ve geçici sergilere ev sahipliği yapmaktadır. İçeride, sürekli sergide Barselona’nın Şehir Devleri (Geganst de la Ciutat) ve Barselona Kartalı (Aliga de Barcelona) sergilenmektedir. Bu devler, Kral I Jaume ve eşi Macaristanlı Violant’ı temsil eden, kağıt hamurundan yapılış aşırı büyük figürlerdir. 16 yüzyıldan beri belgelenmiş olup Katalonya’nın en eski devleridir. (Mevcut figürler 1992’de yapılmıştır)

Giriş tüm yıl boyunca ücretsizdir. Barok sarayın iç avlusu, tam La Rambla’nın ortasında küçük bir nefes alma alanı sunar. Ziyaretten önce veya sonra durup dinlenmek için idealdir. 

 

Barselona Casa del s Parigües

8-CASA DELS PARAIGÜES-ŞEMSİYELER EVİ

La Rambla 82 numarada bulunan, 1880’lerde bir şemsiye dükkanı olarak hizmet veren çarpıcı bir binadır. Resmi adı Casa Bruno Cuadros’tur. Ama yerel halk arasında “Casa dels Paraigües” (Şemsiyeler evi) olarak tanınır. La Rambla’daki en çok fotoğraflanan binalardan biridir. 

Tüccar Brono Cuadros i Vidal (Segarro/Biosca doğumlu), 1854’ten beri bu binanın altındaki bir dükkanı kiralamıştır. Şemsiye, güneş şemsiyesi, yelpaze ve şal sattığı bu dükkan ona, 3 evi  tek tek satın alarak yeni bir bina inşa edecek kadar gelir  sağladı. 

Bina 1858’de inşa edilmişti, ama şemsiye, yelpaze ve şal işine ancak yıllar sonra yerleşen Bruno Cuandros, 1883’te üst katları da devralarak Katalan mimar Josep Vilaseca y Casanover’e cephe tasarımı yaptırmıştır. 

Bina ve dükkan, 1888 Evrensel Sergisi öncesinde, 1883-1885 yılları arasında Josep Vilaseca i Casanovas tarafından tamamen yeniden tasarlanmıştır. Bu yenileme evin iç yapısının tamamen değiştirilmesini, üst kata bir kat eklenmesini ve cephelerin süslenmesini içeriyordu. Söylenene göre, Vilaseca, projeyi kabul ettiğinde, Japonya’dan henüz dönmüştü. Bu yüzden binanın içine ve dışına doğru esintili ilhamını yansıtmıştı. O dönemde dönemin entellektüel çevreleri, Mısır, Arap ve Doğu sanatına yoğun bir ilgi duyuyordu. Bu ilgi binanın dekorasyonunda da yansımıtrı. Mısır sembolleri, Japon baskıları ve sayısız ejderha figürlerinden oluşan eklektik bir karışım.

Evet binada en dikkat çekici unsur, La Rambla’ya bakan köşede bambu taklidi bir demir fener tutan, Josep Lomas’ın eseri olan büyük, polikorm çinko Japon ejderhasıdır. Bu ejderha figürü, modernizmin bir sembolü haline gelmiştir. Barselona’nın çeşitli yerlerinde dağılmış yaklaşık 400 ejderha figürü bulunmaktadır. 

Bina, günümüzde bir banka binası olarak kullanılmaktadır. İç mekan, şu anda halka kapalıdır. Yani sadece dışarıdan, cepheyi inceleyebilirsiniz. Ama bu zaten binanın asıl çekiciliğidir. 

 

Barselona Fond de Portaferrıssa

9-FOND DE PORTAFERRISSA

Çeşme, La Rabmla’ya bitişik aynı adı taşıyan caddenin başında, Casa Josepa Nadal binasının altındadır. La Rambla’dan Carrer de la Portaferrissa’ya sağa  dönüp yürüdüğünüzde 2 numarada görebilirsiniz.

Ciutat Vella semtinin canlı bölgesinde, Carrer de la Portaferrissa’da bulunan, 1681’e dayanan tarihi bir çeşmedir. Sadece bir çeşme değil aynı zamanda Barselona tarihini anlatan seramik bir mozaik panodur.

Çeşmenin kökeni, 1604’te La Rambla’nın diğer tarafında kurulan cizvitlerin Porta Ferrica’yı çevreleyen kulelerde birine taşınmasını istediği halk çeşmesine dayanır. 15 Mayıs 1680’de Betlem Okulunun rektörü, 1671’de yanan kilisenin yerine yeni bir kilise inşa ettirmek için Carrer del Carme’nin  başındaki çeşmenin taşınmasını Consell de Cent’ten talep etmiştir. Cizvitler giderleri üstlenecek ve danışmanlar onlara, Rambla surundaki Porta Ferrisa’nın deniz tarafındaki kuleyi göstermiştir. Çeşme taşındığında, halkın La Rambla deresini geçmeden suya ulaşabilmesini istemeleri bu değişimin ana nedenidir. Bu çeşmenin saygınlığı o kadar yüksekti ki, Montcada’dan gelen yüksek kaliteli sular Barselona’ya ulaştığında, kullanıcıları bu suya atfettikleri şifa özellikleri yüzünden tedarik değişikliğine karşı çıkmışlardır. 8 Nisan 1861’de çeşme, Portaferrissa-Rambla köşesinde resme açılmıştır. 

 

İsminin kökeni:

Sokağın adı, şehrin surunun kapısındaki demir çubuklardan (barres de ferro) gelir. Bu çubuklar Barselona’da kullanılan bir uzunluk ölçüsüydü. Portaferrissa Kapısı, 13 yüzyılda inşa edilen Barselona’nın ikinci surunun kapılarından biriydi. 

 

Seramik Mozaik:

Çeşmenin duvarını süsleyen pano, dışarıda bir kemerin altındadır ve dörtgen sırlı seramik karolardan yapılmıştır. Dekorasyon, şehrin giriş kapısını iki kule ve surlarla çevrili şekilde tasvir eden 373 renkli karodan oluşur. 

Ön planda 18 yüzyıl gündelik hayatından  sahneler resmedilmiştir. Bulutların üzerinde, kulelerin arasında tasvir edilen Aziz Josep Oriol sahneye hakimdir. 

Panonun altında, çeşmenin iki musluğu arasında üç yazıt bulunur ve burada Portaferrissa Kapısının tarihi anlatılır. 

Pano merkezinde, Roma döneminde şehit edilen Barselona’nın ortak koruyucu azizesi Aziz Eulalia yer alır. Aziz Eulaila’nın altında ellerinde “Algua potable” (içilebilir su) yazılı tomarlar tutan iki figür görülür. Bunlar Barselona’ya su sağlayan Ter ve Llobregat nehirlerini temsil eder. Ayrıca “Renaixement de les aigües” (suların yeniden doğuşu) yazısı, 1959’da şehrin su sistemini modernize edildiğini eklenmiştir. 

Bu eserin yaratıcısı seramikçi Joan Baptista Guivernau Sans’tır. Yazı metni Pere Voltes tarafından kaleme alınmıştır. 1959’da Mare de Deu la Merce festivali için yapılmıştır. 

Çeşmesi:

Çeşmenin çevresinde Boqueira Pazarı, Gran Teatre del Liceu ve Plaça Reial gibi pek çok cazibe noktası bulunur. Yakındaki Gotik Mahalle ise  dar sokakları ve Barselona Katedrali gibi tarihi binalarla geçmişe yolculuk sunar. Bu çeşme, La Rambla’nın bitiş noktasında, Plaça Catalunya’ya yakın ve Barri Gotic’e girişin tam başında yer alır. 

 

Sonuç:

Çeşme genellikle gözden kaçan, sakin ve dikkatli bakmazsanız fark edilmesi zor bir yerdedir. Yani, La Rambla’da yürürken bilerek aramanız gerekir. En iyi ziyaret zamanı, daha sakin bir atmosfer ve daha iyi fotoğraflar için sabah erken saatlerdir. 

 

 . 

Barselona Museu de L’Erotıca de Barselona

10-MUSEU DE L’EROTICA DE BARCELONA-EROTİCA MÜZESİ

La Rambla caddesinde 96 numaradadır. Tam Boqueria Pazarının karşısında, La Rambla’nın merkezindedir. Yetişkin bileti 15 euro, öğrenci bileti 12 euro dur. 

1986’da kurulan ve İspanya’nın ilk erotik müzesi olan bu kurum, ziyaretçilerin insanlığın çeşitli sanatsal ve kültürel yönlerinden erotizmin gelişimini görebileceği eğitici bir merkez olarak tasarlanmıştır. 

Müze, 1997’de, Rambla üzerindeki oldukça büyük bir daire içinde açılmıştır ve 9 odadan oluşur, küçük bir avlu terası bulunur. Müzenin sanat koleksiyonu: ritüel ve dini açıdan olduğu kadar eğlence amaçlı da olmak üzere, Yunan ve Roma’dan 1920’lere kadar farklı dönemleri kapsayan, çok geniş bir kültür yelpazesindeki 800’den fazla yüksek tarihi değere sahip eserden oluşur. Son zamanlarda ünlü Avusturyalı sanatçı Gustav Klimt’in eserlerine adanmış yeni bir sürekli sergi açılmıştır. Burada onun en ikonik eserlerinden  bazıları sergilenmekte ve sanatsal mirası hakkında bilgi verilmektedir. 

Barselona Museu de I’Erotica de Barcelona

Müzede ne görebilirsiniz.

Ziyaretin sonuna doğru, müzenin en eğlenceli odası sayılan, erotizmle ilgili en tuhaf ve en gülünç dünya rekorlarının anlatıldığı bir bölüm bulunur. Homoseksüel sanata da yer verilmiştir. Bazıları orijinal, bazıları reprodüksiyon olan “Homo Art” eserlerinin sergilendiği küçük bir oda mevcuttur. En vahşi cinsel pratiklerden biri olan fetişm ve sadomazoşizm için de ayrı bir alan ayrılmıştır. “Erotik Bahçe” adlı küçük bir dış mekan da bulunur. Burada doğanın bize sunduğu erotik imgelerle ilgili eserler sergilenir ve müzenin bazı etkinlikleri de bu alanda gerçekleştirilir. Sergiler arasında Picasso’nun eserleri, bir John Lennon duvarı ve korseler de bulunur. 

 

İtalya Pompeki freskleri:

Pompei, insan kültürlerindeki cinsel ifadeyi anlamak isteyenler için kesinlikle görülmesi gereken bir bölümdür. Sergide, Pompei’den genelevleri veya özel evleri gösteren freskler ele alınır. Bu göröntüler o dönemde gizlenmemiş, günlük hayatın bir parçası olarak kabul edilmiştir. Antik Romalıların erotik yağ lambaları ve uğur getirdiğine inanılan fallik tılsımları kullandığı da müzede gösterilen ilginç detaylardandır. Pompei’de evlerin kapılarında bulunan fallik semboller, genellikle çekicilik amaçlı değil, uğur getirme veya bereket göstergesi olarak görülen objelerdi. Müze antik bereket tanrıçalarını, cinsel sahnelerle bezeli karmaşık seramikleri ve erken toplumların insan cinselliğini hayat verici bir güç olarak gördüğünü gösteren kabartmaları sergiler. 

Sergilenen 800 civarındaki eserin çoğu orijinaldir. Ancak bazıları reprodüksiyondur. 

 

Turlar:

Müzede her gün rehberli turlar düzenlenir ve bu türler giriş ücretine dahildir. Turlar genellikle Marilyn Monreo gibi erotizmle ilişkilendirilen tanınmış karakterler kılığına girmiş kişiler tarafından yapılır. Son bir not: içerik bazı bölümlerde oldukça açık sahneler içerdiğinden, çocuklarla ya da bu tür temalarla rahat olmayan kişilerle ziyaret etmeden önce bunu göz önünde bulundurmanızı öneririm. 

 

 

Barselona Pattisreria Escriba

11-PASTİSSERİA ESCRİBA:

La Rambla 83’de, Boqueria Pazarına yakın, görkemli “Antiga Casa Figueras” binasında bulunan, tarihi bir pastane ve kafedir. Bina, hem mimari hem de pastacılık tarihi açısından özel bir öneme sahiptir. 

Binanın Tarihçesi:

Bu mekan, iki çok özel ailenin tarihine tanıklık eder. 1820’de işine başlayan ve 1846’da bu adrese taşınan makarna ve irmik üreticisi Figueras ailesi ve 1906’da aile işletmesini kuran fırıncı/şekerci Escbira ailesi. Bina aslen 1820’de kurulan bir makarna fabrikasıydı. 1902’de ressam ve sahne tasarımcısı Antoni Ros i Güell tarafından modernist üslupta tamamen yeniden dekore edilmiştir. O dönemin en ünlü sanatçıları ve sanatkarlarıyla çalışarak mozaikler, art nouveau dekorasyonlar, heykeller ve insanı içeriyi keşfetmeye davet eden vitrinler yaratmıştır. 

Binanın köşesini süsleyen büyük heykelsi kabartma, eskiden fabrikada yapılan işe bir saygı duruşu olarak orak biçen bir kadını tasvir eder.

Cephe modernist üsluptadır. Merkezi kemerler, çok renkli mozaiklerle, vitraylarla ve dövme demirle dolu pencerelerle bezelidir. 

  Pastanenin duvarlarında: İspanya krallarının fotoğrafları bulunmaktadır.

Günümüzdeki durumu:

Vitrin tasarımları, gizemli veya hayali dünyaları yeniden canlandıran pastalar sunar. Escriba şefleri gerçek anlamda tasarımcı olarak görülebilir. “Rambla” isimli özel pastaları vardır. Portakal reçeli ve % 70 çikolata trüflü, kakao kaplamalı portakallı kek tatmanızı öneririm. Pastane, 1961’de şehirde kendi tereyağlı krusavan tarifini geliştiren ilk yer olmuştur, bu hala ürünlerden biridir, tadabilirsiniz. Ama asıl denenmesi gereken ürün “cremadet” tir. Klasik krema katalana ile doldurulmuş, dışı karamelize edilmiş çıtır çıtır bir hamur işidir. Tarif 1976’dan beri Escriba’ya aittir. 

Markanın sloganı “sadece pasta yapmıyoruz, illüzyonlar yaratıyoruz” dur. Paskalya dönemindeki özel “mona de Pasqua” (geleneksel Katalan Paskalya pastası) ve çikolata figürleriyle ünlüdür. 

Evet, mekanın küçük bir tadım terası bulunuyor, bir sıcak çikolata veya bonbon eşliğinde durup dinlenebilirsiniz. 

 

Barselona Rambla dels Caputxins

4-RAMBLA DELS CAPUTXİNS-RAMBLA DEL CENTER BÖLÜMÜ

La Rambla’nın beş bölümünden biri olan bu kesim “Rambla del Centre” (Merkez Rambla) olarak da bilinir. Pla de la Boqueria’dan Plaça del Teatre’ye kadar uzanır. 

İsminin kökeni:

Adını, 1835’deki anti-klerikal ayaklanmalarda yakılan Kapucin keşişlerinin manastırından alır. Bu manastır eskiden bu bölgede bulunuyordu. 

 

Tarihi önemi:

Bu bölüm, 19 yüzyıl Barselona’sının en önemli kesimiydi, ana mağazalar, oteller ve lüks kafeler buradaydı. Rambla dels Caputxins, La Rambla’nın yaya bölgesi haline gelen ilk kesimiydi. Bu durum, Belediye ile Liceu Tiyatrosunun ortakları arasında çatışmaya neden olmuştu. Çünkü yayaların oyun günlerinde performansları etkilemesinden korkuluyordu. O dönemden kalma hala ayakta olan birkaç kuruluş vardır. Stendhal ve Hans Christian Andersen gibi önemli yazarlar bu bölgeyi ziyaret etmiş, zenginler, işçiler, balıkçılar, askerler, meyve-sebze satıcıları, gazete satıcıları ve garsonlarla karışmıştır. 

Evet, bu bölge zengin orta sınıfın komşu Raval semtinden gelen daha yoksul halkla yan yana yürüdüğü, çelişkilerle dolu bir alandır. 

Bu bölümde görülecekler:

Barselona Mosaic del Pla de I’Os. Joan Miro Mozaiği

1-MOZAİK BÖLÜM:

Pla del Boqueria’dan başlayarak, Joan Miro tarafından yere döşenmiş bir mozaik bölümle karşılaşılır. 

La Boqueria’nın karşısında, sanatçı Joan Miro’nun 1976’da Barselona’ya hediye ettiği, denizden gelen gezginleri karşılamak amacıyla yapılmış bir mozaik bulunur. Paviment Miro (Miro Döşemesi) olarak da bilinir. 

1968’de Barselona Belediyesi, Miro’dan, şehre Barselona Havalimanına gelen ziyaretçileri karşılamak için ünlü seramik duvar resimlerinden birini yapmasını önerdi. Miro bu fikri çok beğendi ve sadece havalimanı için bir eser yapmakla kalmayıp, şehre kara, deniz ve hava yoluyla gelen ziyaretçileri karşılayacak 3 eser tasarlamayı taahhüt etti. Miro, kağıt üzerinde bir  taslakla başladı, bu taslak şu anda Barselona’daki Fundacio Joan Miro’da korunmaktadır. Eserin canlılığının büyük bir kısmı ise, Miro’nun tasarladığı renklere hayat veren Joan Gardy Artgas’ın katkılarıyla ortaya çıkmıştır. 

TARİHİ:

Mozaiğin bulunduğu alan eskiden Boquerie Kapısının bulunduğu yerdi. Efsaneye göre, Kont Berenguer IV’ün Almeria’dan savaş ganimeti olarak getirttiği bu kapı, Barselona halkını hayrete düşürmüştü. Bu güzel arabesk işçilik, Santa Eulalia’nın eski kapısının yerini almış ve Bouqueria Kapısı adını almıştır. Kapı, 1760’da şehir surları yıkıldığında ortadan kalkmış ve yerine Pla de I’Os adlı açık bir alan bırakılmıştır. Bugün mozaik, 2017 Barselona saldırılarının kurbanlarını anma ve saygı sembolü haline gelmiştir. 17 Ağustos 2017’de terörist Younes Abouyaaqoub’un yüzden fazla kişiyi ezdiği ve yakındaki Bouqeria Pazarından kaçtığı ölümcül yolculuğun bittiği nokta, tam olarak bu mozaiğin üzerindeydi. O dönemde çoğu turist ve hatta birçok Barselonalı tarafından fark edilmeyen bu 400 metre karelik mozaik, o günlerde kurbanlara saygı için çiçek, mum, peluş oyuncak ve duygusal yazılarla dolu geçici bir an8ma yerine dönüşmüştür. 

Detaylar:

Mozaik, beyaz çimentonun renkli kırık camlarla boyanmasıyla yapılmış terrazo karolardan oluşan bir döşemedir. Yaklaşık 8 metre çapında, düzensiz bir  daire şeklindedir ve beyaz, siyah, mavi, kırmızı ve sarı renklerden oluşur. Mozaik, 10 cm kenar uzunluğunda kare şeklinde yaklaşık 6000 panodan oluşan vibrat terrazo tekniğiyle yapılmıştır. Eser 1976 yılında seramikçi Joan Gardy-Artiges tarafından, terrazo parçalarında uzmanlaşmış Escofet atölyelerinin katkısıyla uygulanmıştır. Mozaik, kozmos gibi dairesel bir formdadır. Sarı, mavi ve kırmızı temel renkleri ve sade biçimleri, Miro’nun çocukluk dünyasının saflığını koruyan sezgisel dilini yansıtır. 

Miro, eserin halkın tepkisini izlerken, bir duvarcı ona durup karoların yanlış döşendiğini söylemiş. Miro, ona “Parçaları düzensiz dizmeleri için işçileri ikna etmenin bana ne kadar zora mal olduğunu bilemezsiniz” diye cevap vermiştir. 

En ilginç olan: sanatçı eserinin her döşemesinin görevini yerine getirmesini, yani üzerine basılmasını istemiştir. Bu yüzden eser, düzenli hijyenik bakımlar dışında özel bir korumaya sahip değildir, yani üzerine basabilirsiniz. 

 

Barselona Gran Teatre del Liceu

2-GRAN TEATRE DEL LİCEU

Sağ tarafta, 31 Ocak 1994’teki yangında yok olan eski tiyatronun modeline sadık kalınarak yeniden inşa edilen yeni Liceu Tiyatrosu yer alır. Evet tiyatro La Rambla’da bulunan Barselona’nın hala orijinal işlevi için kullanılan en eski tiyatro binasıdır. 1837’de başka bir korumda kurulmuş, 4 Nisan 1847’de şu anki adresinde açılmıştır. 

 

Tarihçesi:

Liceu’nun başlangıcı 1837’ye dayanır. Manuel Gibert’in girişiyle, Milicia Nacional taburunun, eski Montsio manastırında geleceğin opera evinin kurumsal çekirdeğini oluşturmasıyla başlamıştır. La Rambla’daki Trinitarian manastırı binası satın alınmış ve Liceu yöneticileri yeni binanın inşasını Gespert Angli’ye emanet etmiştir. 

İnşaat, 1845’de başlamış ve tüm proje 1847’de tamamlanmıştır. Tiyatro nal şeklinde bir plana sahiptir ve açıldığında dönemin Avrupa’sındaki en büyük tiyatrolarından biri olarak tanınmıştır. 1861’de bir yangın salonu ve sahneyi yok etmiş, ancak Josep Oriol Mestres tarafından bu seferki ikinci kat imfitiyatrosu olmadan yeniden inşa edilmiştir. 7 Kasım 1893’de sezon açılış gecesinde, bir anarşist koltuk alanına iki bomba atmıştır. Yaklaşık 20 kişi ölmüş, çok daha fazlası yaralanmıştır. 1847-1989 yılları arasında, 2338 koltuk kapasiteyle, Liceu kapasite açısından Avrupa’nın en büyük opera evi olmuştur. 

31 Ocak 1994’de tiyatro yine bir yangında yok olmuş ve sadece giriş ile nal şeklindeki kemer ayakta kalmıştır. Bugün Liceu, kamu vakfı tarafından sahiplenilmekte ve yönetilmektedir. Vakfın yönetim kurulu İspanya Hükümeti Kültür Bakanlığı, Katalonya Özerk Yönetimi ve diğer kurumların temsilcilerinden oluşur. 

 

Mimari ve iç mekan:

Milona’daki La Scala’dan ilham alan salon, nal şeklinde tasarlanmış ve 5 kat koltuk barındırır. Şu anda 2292 izleyici alabilmekte ve Avrupa’nın en büyük performans sanatları mekanlarından biri olarak kabul edilmektedir. 

Salonun iç  dekorasyonu, altın ve polikrom dökme alçı kullanılarak 1909 yenilemesine de bir göndermedir. Dönemin dekoratif unsurları 19 yüzyıl Avrupa opera evlerinin çeşitli yönleriyle üst üste bindirilmiştir. Prinç aydınlatma armatürleri ejderha ve cam lale şeklinde  dökülmüştür. Tiyatronun koltukları dökme demirden yapılmış ve ince kırmızı kadifeyle kaplanmıştır. 

Ana cephe ve büyük giriş holü (büyük merdiveni ve Aynalar salonu ile) yangından neredeyse tamamen sağlam kalan kısımlardı.

1847’de kurulan İngiliz tarzı bir kulup olan Cerle del Liceu de tiyatroya bitişik bölümlerde yer almıştır. 20 yüzyıl başında modernizmin parlak döneminde bu mekanlar yenilenmiş ve şömine, marküteri ve La Pecera (sokağa bakan, Katalan dekoratör Josep Paco Mansa tarafından yenilenen bir oda) gibi detaylar eklenmiştir. 

 

Turlar:

Rehberli turlarda ziyaretçiler ana salonu, fuayeyi ve Aynalar Salonunu, ayrıca Katalan art nouveaiu’nun mükemmel bir örneği olan özel kulup Cercle del Liceu’yu görebilir. Burada dönemine ait mobilyalar ve ressam Ramon Casas’ın orijinal eserleri bulunur. 

Barselona Hoter Oriente-Oriente Atiram Hotel Barcelona

3-ORİENTA ATİRAM HOTEL

Union caddesini geçtikten sonra, 1882’ye dayanan Hotel Oriente binasıyla karşılaşılır. Yani La Rambla caddesi üzerindedir. 

Otelin temelleri 1652 yılına kadar uzanıyor, bina daha sonra modernize edilmiş, tarihi dokusu korunarak güncel konfor standartlarına kavuşturulmuştur. La Rambla üzerindeki mükemmel konumu, metro, liman (PortVell), Opera binası, Sagrada Familina ve plaja yakındır. Kahvaltı çok beğeniliyor, odalar temiz, yataklar ve havlular  konforludur. Bazı misafirler, metro/tren geçişlerinde odanın titrediğini belirtmektedirler. Otele bitişik restoranla otelin bağlantısı yoktur. Bazı yorumlarda bu restoranın fahiş fiyatları olduğu bildirilmiştir. 

 

Barselona Unitat Territorial de la Guardia Urbana-Ciutat Vella

4-UNİTAT TERRİTORİAL DE LA GUARDİA URBANA-CİUTAT VELLA-KENT MUHAFIZLARI KIŞLASI

Otelin yanında, I Bölge Kent Muhafızlarının kışlası bulunur. La Rambla 43 numaradadır. 

Burası Barselona şehrinin Guardia Urbana (Kent Muhafızları/Belediye Polisi) biriminin Ciutat Vella (Eski Şehir) bölge karakoludur. La Rambla, Gotik Mahalle ve çevresindeki turistik bölgenin güvenlik ve düzenini sağlamakla görevlidir. Bina, La Rambla’nın tarihi dokusuna uygun bir cephe ile inşa edilmiştir. Günümüzde hala aktif bir karakol/idari bina olarak kullanılıyor. 

Turistler için yani sizin için çok önemli bir özellik:

Cadde üzerinde kaybolan eşya, taciz, cep telefonu, cüzdan hırsızlığı gibi olaylarda (La Rambla’da yankesicilik yaygındır) en yakın başvuru noktası burasıdır. 

Barselona Plaça Reial-Plaza Real

 

5-PLAÇA REİAL-PLAZZA REAL:

Palau Guell’in hemen karşısındaki küçük yolu takip ederek buraya ulaşılır. La Rambla, Gotik Katedral, Palau Güell ve Mercat de la Boqueria pazarına yürüme mesafesindedir. 

 

Tarihçesi:

19 yüzyılda 1848-1860 yılları arasında neoklasik bir tasarımla inşa edilmiş, Barselona şehrinin en eski ve en ünlü meydanlarından biridir. 

Mimar Daniel Molina tarafından tasarlanmış, o döneme kadar bölgede bulunan bir manastırın yıkılmasının ardından bu alana yapılmıştır. 

İspanyol meydan mimarisinin klasik örneklerinden biri sayılır. Etrafı simetrik sütunlu binalarla çevrili kapalı bir avlu görünümündedir. 

Meydanın ortasında “Üç Güzeller Çeşmesi” (Fontana de les Tres Gracies) bulunur. Çeşmenin çevresinde genç Antoni Gaudi tarafından tasarlanmış  demir sokak lambaları dikkat çeker. Gaudi’nin Barselona’daki ilk kamusal tasarım işlerinden biridir. Meydanı çevreleyen binalar, kemerli galeriler ile birbirine bağlanıyor. Palmiye ağaçları ve düzenli aralıklarla yerleştirilmiş sokak lambaları meydana Akdeniz havası katıyor. 

Gündüzleri sakin bir kafe/restoran meydanı, akşamları ise canlı bir gece hayatı merkezi, çevresinde barlar, caz kulupleri ve flamenko mekanları bulunuyor. Turistler ve yerel halk için popüler bir buluşma noktasıdır. Geçmişte bazı dönemlerde güvenlik sorunları yaşanan bir bölge olarak da bilinir. Özellikle gece saatlerinde eşyalara dikkat edilmesi öneriliyor. 

Barselona Les Tres Gracies

6-LES TRES GRACİAS ÇEŞMESİ-ÜÇ GÜZELLER ÇEŞMESİ

Plaça Reial meydanının tam merkezindedir. Hotel Oriente, Palau Güell ve La Rambla caddesine yürüme mesafesindedir. 

Çeşmenin bulunduğu yer aslında Fernando VII heykelinin dikilmesi için ayrılmış bir noktaydı, ancak o heykel yerine bugün üç tanrıçaya adanmış bu anıtsal çeşme yer almaktadır. 

Heykel tasarımı Louis-Tullius-Joachim Visconti’ye aittir. Üretimi 1867’de Fransız dökümcü Antoine Durenne tarafından yapılmıştır. 1876’da mimar Antoni Rovira İ Trias’ın mimari projesiyle meydana yerleştirilmiştir. Merkezdeki figürler, Paris’teki bir kiliseden (Celestins kilisesi) Germain Pilon’un 1560 civarında yaptığı, şu an Louvre Müzesinde bulunan heykellerin bir kopyasından esinlenilmiştir. 

Heykeller Yunan mitolojisinden üç tanrıçayı temsil ediyor. Aglaya (Güzellik/Cazibe), Eufrosine (Yaratıcılık/Sevinç), Talia (Bereket/Çiçeklenme)

Barselona Plaça Reial’deki Font de les Tres Gracies Sokak Lambaları

Çeşmenin çevresinde genç Antoni Gaudi’nin 1879’da tasarladığı dökme demir sokak lambaları yer alıyor. Gaudi’nin şehirden aldığı ilk resmi sipariş olan bu lambalar, kanatlı miğferli ve yılan motifleriyle ticaret ve bilgeliği simgeliyor. Bunlar çeşmenin her iki yanında, simetrik şekilde yerleştirilmiştir. 

Evet bu lambalar, Gaudi’nin mimarlık diplomasını aldıktan sonraki ilk işi ve aldığı ilk maaş bu sokak lambaları için olmuştur. Bunlar 1879 yılında yerlerine monte edilmiştir. 

Bu lambalar gerçekten organik, dallanan bir yapıya sahiptir. Taş bir taban üzerine oturan dökme demir sütun, altı kola ayrılıyor ve her kolun ucunda bir gaz lambası bulunuyor. Bu altı kol, merkezi gövdeden farklı açılarla ve kademeli olarak dışa açılıyor. Tam da bir ağacın dallarının farklı yükseklik ve açılarda gövdeden ayrılması gibi bir görsel etki yaratıyor. Direklerin üzerinde kırmızı çiçek motifleri de bulunuyor, doğadan ilham alan bu tasarımı tamamlıyor. Gaudi, her sütunun ortasına Barselona şehir amblemini yerleştirmiştir. Son bir not: Gaudi’nin benzer ama farklı detaylarla tasarladığı bir başka lamba gurubu da Pla de Palau caddesinde bulunuyor. Orada 1890’da yapılmış, yılan motifli versiyonları görülebilir. 

Barselona Font del Pla de la Boqueria

5-FONT DEL PLA DE LA BOQUERIA

Boqueria Pazarına çok yakın bir noktada bulunan tarihi bir çeşmedir. Çeşmenin hemen yanında La Rambla’nın yer döşemesinde ünlü Joan Miro mozaiği bulunur. 

Bu noktada eskiden Barselona’nın orta çağ surlarının kapılarından biri (Boqueria Kapısı) vardı. Burası, surun yıkımından dolayı vergi ödemeden mal satmak isteyen gezgin satıcıların ve civar köy ve çiftliklerden gelen köylülerin buluşma noktasıydı. Bugünkü çeşme, 1818’de surun bir bölümüyle birlikte yıkılan daha eski bir çeşmenin yerine 1830’da inşa edildi. 24 Aralık 1830’da açıldı. Zamanla şehrin manzarasındaki görünürlüğü değişti. Hotel Intercontinental inşa edilince çeşme, otelin yan cephesine gömülü kaldı. 

Barselona Font del Pla de la Boqueria

Çeşmenin yapımcısı yani mimari tam olarak bilinmiyor. Çeşmenin boyutları 3.17 m yükseklik, 2.77 m genişlik ve 1.08 m derinliktedir. Yarım daire taş kemerli bir niş içinde, Herkül sembolleri (topuz ve aslan postu) ve ayaklarının dibinde bir aslan başıyla birlikte büyük bir Barselona arması yer alır. Suyun aktığı musluk kısmı insan yüzleriyle süslenmiştir. Üç musluğun üzerinde üç taş kabartma vardır. Her birinde defne çelenkli ve aslan yelesiyle çevrili bir yüz tasviri bulunuyor. 

Evet meydanın eski adı “Pla de I’Os” (Ayı düzlüğü idi) Bu isim alışveriş tezgahları arasında amaçsızca dolaşan “ayı gibi gezinen” yayalara atfen verilmiştir. Çeşmenin armasının üzerindeki miğfer, yıllar içinde birkaç vandallar tarafından kırılmış, son olarak 2002 yılında başı koparılmıştır. Yöre halkı arasında uğursuz bir efsane de var. Bir keresinde musluklardan  birinin içinde kesilmiş bir çocuk parmağı bulunduğu için bu çeşmeden su almaya karşı bir tedirginlik olduğu söylenir. Buna rağmen stratejik konumu, kötü ününe galip gelmiştir.

Barselona Rambla de Santa Monica

 

5-RAMBLA DE SANTA MONİCA

La Rambla’nın son-deniz tarafındaki bölümüdür. Teatre Principal’ın bulunduğu meydandan başlayıp Kristof Kolomb Anıtına kadar uzanır. Bu bölüm, caddenin  en geç şehirleşen kısmıdır, bu yüzden de en geniş bölümüdür. 

İsmin Kökeni:

Bu bölüm, 1636’da Discalced Augustinian Tarikatı tarafından Aziz Monica onuruna inşa edilen bir manastırdan adını alır. Sade, klasik stilde bir yapıydı. Bugün sadece kalan tek unsur olan kloster en dikkat çekici özelliğiydi. (Bazı kaynaklara göre yapım tarihi 1626’dır)

Tarihçe:

Rambla de Santa Monica, ikinci surun dışında, ilk zamanlar çok az kişinin yerleşmek istediği boş bir arazide bulunuyordu. Bugünkü Centre d’Art Santa Monica binası, 1811’de Fransız işgalinin sıkıntılarını yaşamış bir Rönesans yapısıdır. Daha sonra saman deposu, jandarma binası, askeri operasyon merkezi gibi pek çok farklı amaçla kullanılarak orijinal yapısı değişikliğe uğramıştır. Eski manastır, 1909’da Barselona’nın Trajik Hafta (Semana Tragica) olaylarında yıkıma uğradı.

 Evet bugün Santa Monica limanında: çağdaş güzel sanatlar sergileri düzenleniyor. Sağdaki dar sokaklar, bir zamanlar adı kötüye çıkan “Bari Xino (Çin Mahallesi) dir. Burayı da gündüz gezmenizi öneririm, gece güvenlik sıkıntılıdır. 

 

Sonuç:

Bu bölüm, La Rambla’nın diğer  kısımlarına göre biraz daha sakin ve gece hayatı, tarihi tiyatrolar ve sanat mekanlarıyla daha lokal bir atmosfere sahiptir. 

 

Barselona Teatro Principal

1-TEATRE PRİNCİPAL:

La Rambla caddesinde 27/29 numaradadır. 

Kuruluşu ve Erken Tarih:

Teatre Principal’in kökeni 1579 yılına dayanır. Hospital de la Santa Creu yöneticileri, gelirlerinin hastaneye aktarılması amacıyla şehirde tiyatro temsillerinin yapılacağı yeri belirleme hakkını Vali D. Fernando de Toledo’dan talep ettiler. Hospital de la Santa Creu i Sant Pau, eski Barselona’nın büyük sağlık kurumuydu. 1401’de şehirdeki altı hastanenin birleşmesiyle kurulmuştu ve 16 yüzyılda ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyordu, bu yüzden tiyatro gelirleriyle rahatlamayı umuyordu. 

Tiyatro, başlangıçta İspanyolca “Teatro de la Santa Cruz” (Katalanca: Teatre de la Santa Creu) adıyla biliniyordu ve Bosch’un La Rambla üzerindeki arazi ve evleri Hospital’e bağışlaması sayesinde kuruldu. 1667’de Casa de las Comedias adıyla resmi olarak açıldı. İspanya’nın corrales de comedias tarzına benzer şekilde yaklaşık 800 seyirci kapasitesiyle şehrin başlıca  drama sanatları mekanı haline geldi. 

1787’de büyük bir yangında tamamen yıkıldı. Sonrasında bağışlarla yeniden inşa edilen, öncekinden daha gösterişli yeni tiyatro 4 Kasım 1788(re El cafe de Barcelona adlı eserle açıldı. Bugüne kadar ayakta kalan yapı bu dönemden kalmadır. 

1845’de mimar Molina tarafından yenilenerek kavisli ve üç bölümlü cephesiyle bugünkü görünümünü kazandı, cephe oyuncuların büstleriyle süslendi. 

Bugün bina geçmişin izlerini taşıyan, ama kapalı duran ve geleceği belirsiz, şehrin önemli kültürel mirası niteliğinde bir yapı olarak La Rambla üzerinde durmaktadır. 

Barselona Drassanes Reials de Barcelona-Kraliyet Tersaneleri

2-DRASSANES (ESKİ TERSANELER)

Port Vell bölgesi, Montjuic eteğinde, La Rambla’nın deniz ucuna yakın bir konumdadır. 

Drassanes Reials, Barselona Limanının Port Vell bölgesinde bulunan, Gotik mimari tarzında bir tersane ve eski askeri yapıdır. Bugün Barselona Deniz Müzesine (Museu Maritim) ev sahipliği yapmaktadır. 

Her şey 13 yüzyılın ortasında, şehir surlarının dışında ve Montjuic Dağının eteğinde Barselona sahilinde kurulan bir tesisle başladı. Dört kule ve üç sur parçası. Aragon kralı Büyük Pedro’nun hizmetindeki kadırga ve savaş gemilerinin inşa ve bakımı için bir alanı çevreliyordu. Gemilerin denize açılıp girebilmesi için bu alan denize açıktı. İnşaat Aragon kralı III Pedro yönetiminde 13 yüzyılda başladı. 

İlk yapının kurulmasından sonra kompleks büyümeye devam etti. Güçlü duvarlar ve istihkamlar eklendi. Alan sonunda büyük bir ortaçağ cephaneliğine dönüştü. Yapı daha sonra Kral III Pedro tarafından geliştirildi ve şehir, batıya El Raval’ı da içine alacak şekilde genişletildi. 

2012 yılındaki kazılar sırasında 16 yüzyılın sonlarında eski orta çağ tersanesinin üzerine yeni bir bina inşa edildiği ve bugünkü yapıya bu şeklin verildiği ortaya çıktı. Bu yapılar ayrıca bir Roma mezarlığını da gözler önüne çıkardı. Yani bugün görülen bina, düşünüldüğü gibi 14 yüzyılda değil 16 yüzyıldandır. Ancak yine de Gotik üslubu korumuştur. 

20 yüzyılın başında büyük kentsel yenileme projesi sırasında Drassanes Reials yıkılmanın eşiğine geldi, ama sonunda kurtarıldı, ordu tarafından terk edilerek 1935’de şehre devredildi. 

 

BARSELONA DENİZ MÜZESİ

Ekim 1936’da Barselona Deniz Müzesi kuruldu ve bu yüzyıllar boyunca denizcilik tarihine şahitlik etmiş binanın, müzeyi barındırması için en uygun mekan olduğuna karar verildi. Drassanes Reials, ilk kez bu şekilde kültürel bir mekana dönüştü ve bugün de bu rolü sürdürmektedir. 

Evet müze 2014 yılında açıldı. Müze Katalan denizcilik tarihi ve kültürü üzerine sergiler düzenlemekte ve Akdeniz’deki en kapsamlı koleksiyonlardan birini barındırmaktadır. 2006 yılında Ulusal İlgi Müzesi (Museo de Interes Nacional) ilan edilmiştir.

Barselona Denizcilik Müzesi Galera Real (Don Juan de Austria’nın Kraliyet Kalyonu-Kadırgası)

En dikkat çeken parçalardan biri: 1571’de İnebahtı Deniz Savaşında Avusturyalı Don Juan’ın komuta ettiği kraliyet kalyonunun bire bir ölçekli replikasıdır. Bu gemi, Barselona’daki Reales Atarazanas (Drassanes Reials) tersanelerinde inşa edilmiş ve 1568’de denize indirilmiştir. Kendi döneminin en büyük kadırgasıydı ve 1571 İnebahtı savaşında İspanyol donanmasının amiral gemisi olarak görev yaptı. İnebahtı savaşı tarihteki kadırgalar arasındaki en  büyük deniz savaşıydı. İnebahtı savaşıyla ilgili saçma sapan hikayeler anlatılıyor, burada da bunu duyacaksınız, ben bu konulara girmek istemiyorum. 

Evet orijinal gemi 60 m uzunluğunda, 6.20 m genişliğinde, 2.08 m derinliğindeydi. 59 kürekle ve 236 kürekçinin gücüyle hareket ediyordu. Ayrıca latin yelkenli bir ana direği ve bir ön  direği vardı. Amiral gemisi olarak lüks bir şekilde süslenmiş, kırmızı ve altın renklerle boyanmıştı. Kıç tarafı, çoğu dini temalardan esinlenen pek çok heykel, kabartma ve diğer süslemelerle donatılmıştı. Bu süsleme programını, Sevillalı hümanist Mal Lara tasarlamıştı. 

1971’de savaşın 400 yıldönümü anısına, Museu Maritim de Barcelona, kadırganın gerçek boyutlarda bir replikasının yapımını organize etti. Bu replika müzenin teknik ekibinin tavsiyeleriyle Astilleros Cardona tersanesinde inşa edildi. Bu etkileyici replika “Roger de Lauria” salonunda sergileniyor. Müzenin büyük bir kısmını kaplıyor. Geminin tasvir edildiği yüksek duvarda Don Juan de Austria’nın bir portresi de bulunuyor.  

Müze koleksiyonunda haritalar, pusulalar, gemi modelleri, gemi başı süslemeleri ve denizcilik tarihine ait sayısız eser yer alır. 

Barselona Museu de Cera

 

3-MUBEU DE CERA-BALMUMU MÜZESİ

Kristof Kolomb anıtısan yakın bir geçitten girilir. Giriş ücreti yetişkinler için 21 euro.

Bina aslen bir bankaydı. Barselona Balmumu Müzesi, koleksiyonunu Banco de Barcelona’ya ev sahipliği yapmış, 1867’de inşa edilen neoklasik bir konakta sergiliyor. Mimar Rogent tarafından tasarlanmıştır ve uzun yıllar boyunca Barselona burjuvazisinin servetini korumuştur.

Bina, Ignatius Girona tarafından kurulan “El Comercio” genel kredi şirketi tarafından 1867’de inşa edildi. 1874’de Barselona elit kesiminin mücevher, nakit ve banka senetleri gibi pek çok değerli varlığı bu binada saklanıyordu. 

1973 yılına kadar bina banka olarak kullanılmaya devam etti. O yıl Enrique Alarcon, binayı bir balmumu müzesine döndürmeye karar verdi. 

Covid kapanması, koleksiyonu yenileme, sergileme alanlarını modernize etmek ve daha interaktif hale getirmek için mükemmel bir fırsat oldu. Sonuç, müzeyi 21 yüzyıla 2020’lere taşıdı.

 

Koleksiyon:

Müzede 28 farklı sahne tasarımında 150’den fazla figür sergileniyor. Müzik, spor, sinema, mutfak ve tarih alanlarından ünlü kişileri temsil eden 120’den fazla figür bulunmaktadır. Albert Einstein gibi tarihi figürler ve Pablo Picasso, Salvador Dali gibi kültürel ikonlar var. Şöhretler Salonunda: David Bowie, Brad Pitt, Michael Jackson, The Beatles, Taylor Swit gibi ünlülerin balmumu figürleri var. Star Wars Galaktik yolculuğu salonunda, Chewbacca’nın yanında oturabilirsiniz. 

Korku filmleri temalı alan, Dehşet Sokağı (Alley of Terror) gerçek bir Dehşet Tüneli gibi kurulmuş, karakterlerin hareket ediyormuş gibi göründüğü ama belki de hareket ettiği iki tam oda var. Devasa King Kong figürü: yumruğunun içinde sıkışmış gibi fotoğraf çektirebilirsiniz. Rambla 360 odasında ise, ziyaretçiyi Barselona’nın göklerine taşıyan sanal bir asansör vardır. 

Evet müzenin figürlerini tamir etmek için bitişikte bir atölye var. En çok kırılan parçalar eller ve özellikle parmaklarmış. Çünkü ziyaretçiler bazen figürün gerçekten balmumundan yapılıp yapılmadığını kontrol etmek için  dokunup çekiştiriyorlarmış. 

Özel Kafe, Bosch de les Fades (Periler Ormanı)

Ağaçların canlıymış gibi göründüğü, su kaynağının etrafında perilerin bulunduğu ve bazı odaların Alice Harikalar Diyarından veya bir zencefilli kurabiye evinden çıkmış gibi görünen muhteşem bir mekan. Bir içecek sipariş verip bu fantastik atmosferin tadını çıkarın. 

Barselona Palau Marc-Palau March de Reus

4-PALAU MARC-PALAU MARCH DE REUS

La Rambla Santa Monica bölümünde 8 numaradadır. Günümüzde Katalonya Hükümeti Kültür Bakanlığının merkezidir. 

12 Eylül 1768’de Reus’lu tüccar Salvador de March Bellver (1718-1787) Barselona’da yerleşik Alman tüccar Andreas Tilebein ile (yönetici olarak) 5 yıllık 40.000 Barselona lirası sermayeli bir ticaret şirketi kurdu. İş, tekstil ürünlerinin ithalatı ve Camp de Tarragona ile diğer Katalan Prelitoral bölgelerinden şarap ve likör ihracatıyla büyüdü. 1 Eylül 1773’te 5 yıl daha uzatıldı. March, karını Barselona’nın La Rambla’sında bir saray inşa ettirmeye yatırdı. 

Saray, 1775-1780 yılları arasında Reus’lu iş adamı Francesc March’ın ailesinin ikametgahı olarak inşa edildi. 

Bugün Generalitat de Catalunya’nın Kültür Bakanlığının merkez binasıdır. Santa Monica bölümünün en şık tarihi yapılarından biri olarak öne çıkmaktadır. 

Barselona Antiga Foneria de Canons- Eski Top Dökümhanesi

5-ANTİGA FONERİA DE CANONS-TOP DÖKÜMHANESİ-FUNDİCİON DE CANONES

La Rambla caddesi no 2 dedir. Drassanes/Plaça del Portal de la Pau’ya yakındır. 

1537 yılında İmparator I Carlos (V Karl), Consell de Cent’e (Yüzler Konseyi) Barselonanın La Ramblasında, Şehir Tersaneleriyle bitişik bir kraliyet top dökümhanesi kurulmasını emretti. 1714’deki yenilgiden  sonra, V Felibe yerel topçu üretimin yasakladı. Bu üretim artık sadece Tersaneler içinde yapılacaktı. Bu nedenle dökümhane başka ürünler üretmeye başladı. Bu tesirlerde, çan ustası, Barnola tarafından 1758(re Barselona Katedralinin Tomassa ve Honorata çanları döküldü. 

1680-1700 yılları arasında inşa edilen bina, Real Fundicion de Artilleria Refino de Metales’in (Kraliyet Topçu ve Metal Arıtma Dökümhanesi) bir uzantısı olarak hizmet ediyordu ve döneminde La Refino olarak biliniyordu. 

 

Bugünkü Bina:

Bugünkü bina, 13 yüzyıldan beri Rambla de Santa Monica’yı koruyan surun yıkılmasından sonra, 1777’de inşa edildi. Buna rağmen, 18 yüzyılda dökümhane sadece zemin kat ve bir üst kattan oluşan basit bir yapıydı. 1844’te Manuel Girona tarafından kurulan Banco de Barcelona’nın merkezi olarak yenilendi ve genişletildi. Ancak Banka 1920’de iflas etti ve bina kapılarını kapattı. 1934’e kadar boş kaldı. O tarihte Sometents Genel Komutanlığının merkezi olarak kullanıldı. 

Mimar Mestres, binayı şu an görülen saatle taçlandırdı, ancak İç Savaştan sonra bina askeri amaçla kullanıldığı için bu saat Franco rejiminin armasıyla değiştirildi. 

Bina, 20 yıl boyunca kapalı kaldı ve geleceği belirsizdi. 2020’de Başkan Torra, mekanı sosyal kullanımlara ayırmayı taahhüt etti, şimdi ise bir kültür merkezi olacağı açıklandı. Merkezin 2027’de tam olarak işlevsel olması planlanıyor. 

 

Barselona Carrer dels Escudellers

 

6-CARRER D’ESCUDELLERS CADDESİ

Barri Gotik Mahallesinde, La Rambla’dan Plaça del Teatre yakınında ayrılan, Barselona’nın eski şehir merkezinin tam göbeğinde uzanan tarihi bir sokaktır. 

Sokağın adı, orta çağa kadar uzanan büyüleyici bir geçmişe sahiptir. Burası, çörekçi (terrissaire) loncasının yuvasıydı. Escudellers kelimesi, burada bir zamanlar çalışan çanak-çömlek ustalarına atıfta bulunur. Bu kelime aynı zamanda escudella denilen çorba/güveç kaseleri yapan sanatkarları işaret eder. 

O dönemde, Romalılar tarafından şekillendirilmiş bir tepenin sarı tonlu killerinden yararlanılarak etkileyici çömlekçilik eserleri üretiyorlardı. 

Burada çorba kaseleri veya güveç tencereleri yapan çömlekçilerin adını taşıyan bu renkli rota, La Rambla’dan ayrılan ilginç bir yan gezintidir. 

Sokak, bir zamanlar evleri bitişik bahçeleriyle birleştiren iki zarif köprüyle kemerlenmiştir. 

Sokağın sonunda Nostra Senyora de la Merce bazilikası bulunur. Barselona’nın koruyucu azizesinin devasa bir tasviri, 18 yüzyıl kilisesine 20 yüzyılda eklenmiştir. Güneş ışığında parlayan, kollarında bebeği olan La Merce manzarası, Barselona sahil şeridinin en etkileyici görüntülerinden biridir. 

Canlı atmosferiyle tanınan sokak, çok çeşitli bar, restoran ve kulüplerle dolu olup, gece hayatı arayan hem yerli hem de turistler için popüler bir destinasyondur. Bugün sokak, butik mağazalardan sevimli kafelere ve resimli restoranlara kadar geniş bir çeşitlilik sunan özel bir mekan olmayı sürdürüyor. Sokak bugün bölgenin çoğu sokağı gibi, yaya yoluna dönüştürülmüştür. 

 

Barselona Mirador de Colomb

7-MİRADOR DE COLOM:

La Rambla caddesinin bittiği yerde, Plaça Portal de la Pau, Port Vell’e bakan noktadadır. Denizden anıta doğru yönelirseniz, kırmızı bir tabela ve yer altına inen merdivenlerle karşılaşacaksınız. Bunlar sizi bir hediyelik eşya dükkanına bağlı bilet gişesinin bulunduğu alana götürür. Asansör küçük olduğu için sırada beklemek gerekebilir. 

Anıt, Kristof Colomb’a adanmış, 60 m yüksekliğinde bir yapıdır ve 1888 yılında Barselona Dünya Sergisi (Exposicion Universal) için inşa edilmiştir. Kolomb’un Amerika’ya ilk yolculuğunu onurlandırmak amacıyla yapılmıştır. 1 Haziran 188 tarihinde Kralie Maria Cristine de Borbon tarafından açılmıştır. 

Anıtın yüksekliği 60 metredir. Anıtın dairesel kaidesi 6 metre genişliğindedir. Dört erişim merdiveni vardır. Her merdivenin iki yanında, iki aslan heykeli vardır. 

 

Sembolik Anlamı:

Anıt, Krastof Kolomb’un yeni kıtaya ilk yolculuğundan sonra Kraliçe I Isabelle ve Kral V Ferdinand’a Barselona’da rapor verdiğinin bir hatırlatıcısı olarak hizmet eder. 

 

Sütun vE HEYKEL:

Anıtın en tepesinde 40 m yüksekliğindeki Korint tarzı bir sütun vardır.  

Sütunun yapımında 205 ton demir eritilerek kullanılmış ve 1 yılda tamamlanmıştır. Sütunun hemen üstünde, heykellerin ayaklarının  dayandığı yarım küre vardır. 

Sütunun tepesinde 7.2 metre yüksekliğinde bronz bir heykel vardır. Heykel 42 ton ağırlığındadır. 

Heykel, Rafael Atche tarafından yontulmuştur ve Kolomb’u sağ eliyle Yeni Dünya’yı işaret ederken, sol elinde bir parşömen tutarken tasvir etmektedir. 

Colombus’un parmağı denizi işaret etmektedir. Bu durumun, geleneksel olarak Amerika’yı işaret ettiğini gösterdiğine inanılır. Ancak Amerika onun arkasında kalmaktadır. Parmağı yarım metre uzunluğundadır ve işaret ettiği yön farklı teoriler üretilmesine sebep olmuştur. 

İşte bunlardan bazıları: 

1 Teori: Colombus heykelinin hareketlerinin metaforik olduğu ve  denizi işaret ettiği için yönün önemi olmadığı söylenir. 

2 Teori: Heykelin parmağının deniz yoluyla Amerika(ya gidilen yolu gösterdiğidir. 

3 Teori: Keşfin memleketi Cenova’yı işaret ettiği söylenir. 

Evet, heykeli anlatmaya devam edelim. Heykelde Colombus’un ayakları farklı boydadır. Sağ ayak 1 metre, sol ayak 1.13 metre uzunluğundadır. 

 

Kaide:

Kaide, alegorik heykellerle süslenmiştir. Dört karakter, İspanya’nın dört bölgesini temsil eder. Katalonya Prensliği ve Leon, Aragon, Kastilya Krallıkları. Ayrıca Kolomb’un yolculuğunun önemli sahnelerinin tasvirleri ve armalar da bulunur. Bu kabartmalar farklı heykeltıraşlık atölyelerinin eserleridir. 

 

Aslan figürleri:

Anıtın tabanı her yönden 8 aslan tarafından korunur ve her biri İspanyol eyaletlerinden birinin armasını taşır. Aslanların yarısı oturur pozisyonda, yarısı ayakta durmaya hazırlanır pozisyondadır. Oturur pozisyondaki aslan figürleri barışı işaret eder. 

 

Gözlem platformu:

Gözlem terasına çıkan bir asansör vardır. Genelde kalabalık olsa da manzara buna değer. Çoğu turistin gözden kaçırdığı bir sır: anıtın en tepesi sadece bir heykel değil, fatihin ayaklarının altındaki kubbede bir gözlem güvertesi bulunmasıdır. Buradan Barselona’nın muhteşem bir kuşbakışı manzarasını görmek mümkündür. 

Platformdan, kuzeye doğru tarihi Gotik Mahalle, Santa Maria del Mar’ın çan kuleleri, La Merce, Rambla, Plaça de Catalunya ve Gaudi’nin Sagrada Familiası da görülebilir. 

 

 

Barselona Arts of Santa Monica

8-ARTS SANTA MONİCA:

La Rambla caddesi 7 numaradadır. Kristof Colomb anıtına yakındır. 

Discalced Augustinian (Çıplak ayaklı Augustinler) tarikatının bir manastırı, Barselona’nın La Rambla’sının sonunda 1626’dan beri var olmuştur. Manastır, sadece klasik üslupta bir yapıydı, bugün geriye kalan tek unsur olan kloster, en dikkat çekici özelilğidir. 

Bu eski manastır, 1909’daki Barselona’nın Trajik Hafta (Semana Tragica) olaylarında yıkıma uğramıştır. 

1984’de mimarlar Pinon ve Vipalana tarafından yenilenerek Barselona’nın bir Sanat ve Kültür Merkezine dönüştürülmüştür. 

Dış cephedeki modern rampa, La Rambla(ya muhteşem bir gözlem terası sunar ve aynı zamanda binanın iç ve dış mekanını birbirine bağlayan bir koridor işlevi görür. 

Bugün merkez çeşitli ücretsiz sergiler ve etkinlikler sunar. Merkezin sunduğu özel projeler arasında, Katolonya’da çalışan farklı sanatçıların eserlerini bir araya getiren ve çağdaş Katalan sanatına dikkat çekmeyi amaçlayan Arxiu Dossiers ve bilim ile beşeri bilimler arasında köprü kurmayı hedefleyen Science Blog bulunur. 

 

Barselona Casa Napolein

 9-CASA NAPOLEON-NAPOLEON EVİ:

Napoleon adının kökeni:

Bu isim, Kristof Colomb değil bir fotoğrafçılık hanedanına aittir. Anais Tiffon,  daha çok Anais Napoleon olarak bilinen, 18 Mart 1831’de Narbonne’da doğdu, ebeveynleri Napoleon Tiffon ve Marie Casan, 1846’da Barselona’ya taşındı. Aile Napoleon lakaplı Anais’in babasının evinde, Rambla de Santa Monica No 17’ye yerleşti ve hanedan ticari adını ondan aldı. 

Bugün görülen bina, 1892’de inşa edilmiştir. Bina, fotoğraf  stüdyosunun açılışından sonra, 1893’te inşa edilmiştir. 1890’da Napoleon ailesi, zemin kat ve ana katta iç tasarım yapması için Josep Maria Puig ile iletişime geçti. Burada fotoğraf stüdyoları kurdular. Merdivene vitrinler ve binanın girişine de bir tabela yerleştirerek Napoleon Fotoğraf Stüdyoları haline geldiler.

Evet bugün, günümüzde Centre Esportiu Municipal Colom’a ev sahipliği yapmaktadır. Bu fotoğrafçılık dükkanına ev sahipliği yapmış, hala ayakta olan az sayıdaki bina/mekandan biridir ancak elbette iç mekan tamamen değiştirilmiştir. 

Barselona Rambla de Mar

6-RAMBLA DE MAR

Ciutat Vella (Eski Şehir) bölgesinde bulunan Plaça del Portal de la Pau’yu Muelle de Espana’ya bağlayan yüzer bir köprüdür. Burada Barselona Akvaryum ve Maremagnum alışveriş merkezi yer alıyor. La Rambla’nın doğal bir uzantısı, caddenin resim olmayan altıncı bölümü sayılır. 

1994 yılında açılan köprü, Helio Pinon ve Albert Viaplana tarafından 1992 Olimpiyatlarına yönelik Barselona’nın kentsel yenileme projesinin bir parçası olarak tasarlandı. Akdeniz’in dalgalarını taklit eden dalgalı tasarımıyla, şehir merkezini canlı Port Vell bölgesine bağlıyor ve ünlü La Rambla bulvarının modern bir uzantısı niteliğindedir.

Barselona Rambla de Mar

Köprünün en ilginç özelliği hareketli yapısıdır. Dönerek açılıyor ve limana giriş-çıkış yapan tekneleri geçiriyor. Çelik ve ahşabın bir karışımını kullanan tasarım, modernlik ile gelenek arasında bir denge kuruyor ve çağdaş Katalan mimarisinin tipik bir örneğidir. 

Köprü yaklaşık 380 m uzunluğundadır. Halka açık ve giriş ücretsizdir. Gece ışıklandırılıyor. Günde birkaç kez açılarak marinadan giriş-çıkış yapan yelkenli tekneleri geçiriyor. Barselonalılar için bu dönüş sırasında trafik ışıklarının önünde beklemek alışıldık bir görüntü. 

Dikkat köprünün bazı bölümlerinde korkuluk yoktur yani denize düşme riski vardır. Yoğun turistik sezonda ve hafta sonları bölge çok kalabalık oluyor, ayrıca sokak satıcıları ve cep hırsızlığına dikkat etmek gerekir. 

 

 

Barselona Maremagnum

MAREMAGNUM:

Dalgalı ahşap bir iskelenin ucunda suya doğru uzanan, kendine özgü bir binadır. Aynalı duvarları ve kemerli çatısı çevresindeki suyu yansıtarak parıldayan mavi bir ışıltı verir. Bina çevresinde insanlar ahşap güverte üzerinde güneşlenip, limana giriş-çıkış yapan tekneleri izleyerek dinleniyorlar. 

Üç katlı bir merkez, giyim, ayakkabı, mücevher, gıda, ev eşyası, elektronik, kozmetik ve oyuncak kategorileri var. Barselona şehrinde pazar günleri açık olan nadir yerlerden biridir. Normalde Barselona’da pazar günü her yer kapalıdır. 

Alışveriş yapılan mağazalar yanında, yeme-içme mekanları da var. Tapas ve deniz ürünleri sunan Tapa Tapa, İtalyan-Akdeniz mutfağı Ginos, Lübnan/Arap yemekleri sunan Alrouche, geleneksel Katalan yemekleri sunan Mirandoalmar gibi çeşitli restoranlar var. Üst katta Time Out Market var. 13 den fazla yemek standı ve bar barındırıyor, açık terası yemek ve içki için keyifli bir noktadır. 

Mağazalar yanında sinema ve akvaryum bulunuyor. Ayrıca yıl boyunca kentsel pazarlar, el sanatları fuarları, çocuklar için gösteriler, canlı müzik ve dans gösterileri gibi etkinlikler düzenleniyor. 

Barselona L’Aquarium

L’AQUARİUM DE BARCELONA:

Port Vell’de yer alan Avrupa’nın en büyük Akdeniz akvaryumudur. Magnum alışveriş merkezinin bitişiğindedir. Ziyaret için 1.5 ile 3 saat arasında zaman ayırmanızı öneririm. Giriş ücretleri yetişkinler için 29 Eurodur. 

1995 yılında açıldı ve 14 milyondan fazla ziyaretçi tarafından ziyaret edilmiştir. 

35 akvaryumda 6 milyon litre deniz suyu içinde 450’den fazla farklı türden 1.000 deniz canlısı bulunuyor. Köpekbalıkları, kabuklular ve omurgasızlar dahildir. Her tank farklı birdeniz bölgesini simüle ediyor, örneğin: tropikal ve Akdeniz tankları gibi.

 

Oceanarium (Okyanusarium)

En spektaküler bölümdür. Avrupa’da tek olan, 5 metre derinliğinde ve 36 metre çapında devasa bir okyanusaryum. Bu okyanusaryumun içinden geçen 80 m uzunluğunda şeffaf bir tünel var. Burada köpekbalıkları, çipuralar, midyeler ve büyük güneş balıkları arasında yürüyebilirsiniz. Tünel 3.7 milyon litre su tutuyor ve Avrupa’da tek örneği olan 360 derece manzara sunuyor. 

 

Diğer alanlar:

Penguen alanı: Özel bir penguen kolonisi ve tatlı su sergileri barındıran bölümdür. 

Planeta Aqua ve Explora: Gezegenimizin gelişiminde suyun önemini gösteriyor. Explora’da çocuklar 5 duyularını kullanarak su altı dünyasını keşfedebiliyorlar. 

 

Barselona Miraestels

MİRAESTELS

Katalanca’da “Yıldızlara Bakan” anlamına gelir. Rambla de Mar köprüsünün hemen yanında, suyun üzerinde yüzen ikonik bir heykel gurubudur. 

Eseri yaratan Katalan sanatçı Llimos, Katalonya’nın farklı yerlerinde Miraestels’in birkaç farklı versiyonunu yapmış, ama Port Vell’deki Maremagnum bölgesinde 2005’ten beri bulunan iki heykel en bilinenleridir. Bu heykellerin en önemli özelliği konumlarıdır. Denizin üzerinde yüzüyorlar. 

Sanatçı Llimos, 1943’de Barselona’da doğru ve uzun kavramsal sanat kariyeri boyunca çok çeşitli eserler yaptı. Miraestels, onun en tanınan eseridir. 

Heykeller kesinlikle beyaz renkte ve sessizce yüzerek, başları yukarı doğru kalkmış halde gökyüzüne bakıyor. Sanatçı bu figürleri, Yıldız Bakanlar veya Miraestels olarak adlandırdığı ve insanlığı temsil ettiğini söylüyor. Miraestels, Akdeniz sularında gece gündüz her zaman oradadır. Gündüz güneş ışığında görünür, ay ışığının karanlığında gizli kalır, ama gözyüzüne sürekli sorular sorarak yüzen insan figürü artık her zaman görünür hale getirilmiştir, çünkü aydınlatılmıştır. 

Evet, 3.55 m yükseklikteki heykeller, polyester ve fiberglas malzemeden yapılmıştır. İnsanların geçtiği yerlere biraz uzak olduğu için boyutlarını tam fark etmek zordur. 

 

 

Barselona Montjuic Tepesi

 

Barselona Montjuic Tepesi

 

Montjuic Tepesi, Barselona’nın güneybatısında yer alan bir tepedir. Adı “Yahudi Dağı” anlamına gelen Latince “Mons Judaicus” kelimesinden türetilmiştir.

Tepenin üzerinde bulunan tarihi Musevi mezarlıkları nedeniyle Romalılar tarafından “Mont Jois” olarak adlandırılan bu tepe, zamanla Montjuic (Yahudi Tepesi) ismini almıştır. 19 yüzyıla dek otlak olarak kullanılan bu yeşil tepe, bugün Barselonalıların piknik ve spor için, turistlerin ise şehri panoramik fotoğraflamak için uğradıkları başlıca noktalardan biridir.

Tepenin yüksekliği 173-184.8 metredir. Tepeden Akdeniz ve şehir panoraması izlenebilmektedir.

Tepenin limana bakan tarafı, kuzeyden gelen soğuk rüzgarlara kapalıdır ve hava sıcaklığının şehrin diğer bölgelerine göre iki derece daha fazla olduğu bir mikroiklime sahiptir.

 

Barselona Montjuic Tepesi teleferik

TELEFERİC DE MONTJUİC-MONTJUİC TELEFERİĞİ:

Öncelikle bilmeniz gereken bir husus var. Barselona şehrinde iki ayrı teleferik bulunmaktadır. Teleferic de Montjuic, Montjuic dağının üzerinde işlemektedir. Yolcuları Montjuic kalesine taşır. Liman teleferiği (Transbordador Aeri del Port) ise Barseloneta’dan limanın üzerinden Montjuic eteklerine uzanan farklı bir hattır, bu ikisi birbiriyle karıştırılmamalıdır.

Evet, gelelim biniş ücretlerine:

Tek yön 10.5 Euro veya gidiş-dönüş 16 eurodur. Biletin geçerlilik süresi 1 gündür. Biletinizi çevrimiçi olarak önceden rezerve edebilir ve kuyruklardan kaçınabilirsiniz. Teleferik, Haziran-Eylül ayları arasında her gün saat 10.00-21.00 arasında çalışmaktadır. Diğer aylarda ise 10.00-18.00 arasında hizmet verir.

Teleferik: Montjuic kalesine çıkar, ulaşım sırasında harika bir Barselona şehir manzarası izlenir. Teleferik yolculuğu yaklaşık 750 metredir. Yolculuk yaklaşık 5 dakika sürer ve Montjuic kalesinin bulunduğu tepenin zirvesinde biter.

Yolculuk boyunca isterseniz, 3 farklı istasyonda inme şansı vardır. (Parc, Monjuic, Mirador, Kale istasyonları) Mirador istasyonu orta istasyondur ve seyir terası bulunur. Castell de Montjuic İstasyonu ise üst istasyondur, tarihi kale girişidir.

Başlangıç ve bitiş istasyonları arasındaki yükseklik farkı 84.5 metredir.

210 metre yükseklikte bir tepe.

Barselona’nın dar sokaklarını ve sivri kulelerini görmek isterseniz, bu tepeye mutlaka çıkmalısınız. Barselona’yı ayaklar altına seren tepe burasıdır.

Müzeyi gezmeseniz de, bence buraya şehir manzarasını izlemek için mutlaka çıkın. Yorulma ihtimaline karış İspanyollar tepeye çıkmak için yürüyen merdiven yapmışlar. Tepeye çıktığınızda: karşınızda Plaça de Espanya ve sağ tarafta Sagrada Familia görülüyor. Ayrıca Barselona limanlarının muhteşem manzarasını da görebilirsiniz.

Barselona Montjuic kalesi

CASTELL D EMONTJUİC-MONTJUİC KALESİ:

Castell de Montjuic, 1640 yılında askeri kamp olarak inşa edilmiş tarihi bir yapıdır ve Montjuic tepesinin zirvesinde yer almaktadır. Kale, 1652 yılında İspanya Krallığına geçmiş ve 1705-1714 yılları arasında yaşanan İspanyol Veraset Savaşları süresince stratejik konumu önem kazanmıştır. 1751 yılına kadar ciddi hasar alan kale, İspanyol mühendis ve mimar Juan Martin Cermeno tarafından yıkılmış ve halen ayakta olan mevcut yapı oluşturulmuştur. Montjuic kalesi son halini 1779-1799 yılları arasında yürütülen büyük inşaat çalışmaları sonucu almıştır. Bu süre zarfında kale 120 top ile donatılmıştır.

Son 350 yılda Montjuic kalesi, Barselona tarihinde belirleyici bir rol oynamış ve Katalanların İspanya’ya yenildikleri 1714’ün ardından önemli bir sembol haline gelmiştir. Kale, önemli bir süre hapishane ve işkence merkezi olarak kullanılmaya devam etmiş, 19 yüzyılın sonlarında anarşistlerin gördüğü barbarlıklarla özdeştirilmiştir. 1842 yılında kale, şehrin bazı bölgelerini top ateşiyle bombalamak için kullanılmıştır. 1897 yılında “Els processos de Montjuic” olarak bilinen olayda anarşist destekçiler bu kalede infaz edilmiştir.

Katalonyanın sevilen hükümet başkanlarından Lluis Companys, 15 Ekim 1940’da Diktatör Franco tarafından burada kurşuna dizilerek idam edilmiştir.

 Franco Dönemi ve Müzeye dönüşüm:

Kale şehre iade edildikten sonra 1960’a dek hapishane ve askeri üs olarak kullanıldı. Montjuic Kalesi, 1963 yılında Francisco Franco tarafından Askeri Zırh Müzesi adıyla ziyarete açıldı. 2007 yılında kale, Barselona Şehir Meclisinin mülkiyetine geçti ve böylece Barselonalılara ait oldu. General Franco’nun kendisinin çılışını yaptığı müzenin avlusunda yer alan at üstündeki Franco heykeli depoya kaldırılmıştır.

 

Mimari özellikleri:

Kale,  dış duvarları aştıktan sonra bile içeri girmeyi zorlaştıran ustaca bir duvar ve hendek sistemiyle donatılmıştır. Kaleye varır varmaz neoklasik köprüye hayran kalacaksınız. Geçmişte önemli bir savunma unsuru olan bu köprünün ucunda ayrı bir ahşap ve demir asma köprü vardır. İkincisi, kaleye dışarıdan erişimi engellemek için tehlike durumunda yükselir. Saldırganlar için aşılmaz bir engel olan tüm kalenin etrafında derin bir hendek uzanır, ancak günümüzde bu hendek bahçe olarak hizmet vermektedir.

Montjuic’in tümzirve alanı, geçilmez surlarla çevrili bu müthiş kalenin geniş binaları ve arazileri tarafından işgal edilmiştir. Kale, liman bölgesini savunmak için kullanılan birkaç büyük kalibreli topa sahiptir.

 

Manzara ve gezilecek bölümler:

Deniz, liman, şehir ve dağların panoramik manzarasını görmek için kalenin düz çatısında ve surlarında köşe burçlarında yürüyebilirsiniz. Kalenin çevresini saran yeşyeşil bahçeler ziyaretçileri karşılar. Yaz aylarında “Sala Montjuic” adında, kalenin duvarında açık hava sineması etkinlikleri düzenlenmektedir.

Kalenin içinde eski casemarlarda bulunan ziyaretçi merkezi vardır. Burada dönem çizimleri ve fotoğraflar dahil olmak üzere kalenin renkli tarihi sunulmaktadır. Aynı yerde kafe ve tuvalet de mevcuttur.

 

Askeri Müze:

Kalenin içerisindeki Askeri Müze’de (Museu Miiltar) eski ve modern silahlar, minyatür asker ve kale motifleri, üniformalar ve askeri haritalardan oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.

 

Ziyaret saatleri ve giriş ücreti-kaleye ulaşım;

Montjuic kalesi, haftanın her günü saat: 10.00-20.00 saatleri arasında hizmet vermektedir. Giriş ücretleri, tam bilet 5 euro, indirimli bilet 3 eurodur. Pazar günleri saat 15.00’den sonra her ayın ilk pazar günü girişler ücretsizdir.

Kaleye Füniküler de Montjuic ve Montjuic Teleferiğiyle ulaşılmaktadır.

Barselona Sihirli Çeşme-Font Magica-Işık ve Müzik gösterisi

SİHİRLİ ÇEŞME-FONT MAGİCA-IŞIK VE MÜZİK GÖSTERİSİ:

Kalenin kendisinde değil, Montjuic’in eteğindeki meydanda gerçekleşen bu gösteri bölgenin en büyük gece cazibesidir.

100’den fazla hidrolik valf, fışkıran su ve 4000 ışık, çeşmeyi müzik eşliğinde muhteşem ışık şovları ve dans eden su akrobasisine hazır hale getirir. Çeşmenin su havuzu 50 x 65 metre boyutlarındadır.

Gösteriler yaz aylarında Perşembe’den Pazar’a, kışın ise Cuma ve Cumartesi günleri yapılır. Ocak başından Şubat ortasına kadar kapalıdır.

Fıskiyeler dans ederken rock’tan operaya ve klasiğe kadar farklı müzik türleri çalınmaktadır.

 

 

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi)

MUSEUM NATİONAL D’ART DE CATALUNYA-MNAC

Giriş ücreti 12 euro (kalıcı koleksiyon+geçici segriler+çatı terası  dahil), Her cumartesi 15.00’ten itibaren ve her ayın ilk pazar günü giriş ücretsizdir. Öne çıkan eserleri görmek için 1.5-2 saat tüm müze için ise yarım gün zaman ayırmalısınız.

Bina ve konum:

Müze, 1929 Uluslararası Sergisi için inşa edilen Palau Nacional’da yer almakta olup Montjuic dağının yamacında konuşlanarak Barselona’ya nefes kesen bir manzara sunmaktadır.

Neo-Barok üslupta tasarlanan bu muhteşem saray, Aziz Petrus Bazilikasından ilham alan görkemli bir kubbe ile Avrupa’nın en büyük etkinlik alanlarından biri olan Oval Salonu (Sala Oval) barındırmaktadır.

Evet, müze, şehrin dünyaca ünlü sanat müzesidir. Müzenin hemen yanında bir saray binası bulunuyor. Çevresinde ise oldukça büyük bir park alanı var.

Müze binasının önündeki merdivenlerde sürekli bir canlılık var, siz de bu merdivenlere oturup şehrin manzarasını izleyebilirsiniz. Müze girişinde bir kafe var, burada yiyecek ve içecek bir şeyler satın almak mümkün.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi)

Koleksiyon ve Bölümleri:

Müzenin koleksiyonu 4 ana galeriye ayrılmaktadır. Romanesk Sanat, Gotik Sanat, Rönesans ve Barok Sanat ve Modern Sanat bölümleri.

En güzel Orta çağ sanat koleksiyonu buradadır. Heykel sanatının ve Katalan ekolünün bazı tablolarının eşsiz örnekleri burada sergileniyor. Müzenin en değerli eserleri 12 yüzyıldan kalma fresklerdir.

Şimdi: sanat koleksiyonu ile ilgili ayrıntılı bilgiler:

1-Romaneks Sanat Koleksiyonu (En Önemli Bölüm):

MNAC, dünyanın rakipsiz Romaneks sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapmakta olup büyük çoğunluğu yakınlardaki Pirineler’deki terk edilmiş kiliselerden getirilen çok sayıda duvar resmi bulunmaktadır.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi) Christ in Majesty/Pantokrator

Majeste’deki Mesih-Christ in Majest

En önemli eser: Kuzey Katalonya’da küçük bir köy olan Taull’deki Sant Climent kilisesinin apsisinden alınan ve güçlü Bizans etkileri taşıyan renkli bir Hz İsa tasvirini içeren “Majeste’deki Mesih” (Christ in Majest) freskosudur. Sanatçının kimliği bilinmiyor. Tarih 1123. Fresko (taze sıva üzerine boya, sonra tuvale aktarılmış) Köken: Sant Climent de Taull Kilisesi, Boi vadisi, Lleida, Katalanya.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi) Christ in Majesty/Pantokrator

Pirinelerin içinde yer alan Boi vadisinden geçen ortaçağ yolcuları, kırsal köy kiliselerinin betimlediği yüksek bir araziyle karşılaşırdı. 11 ve 12 yüzyıllar arasında inşa edilen bu küçük taş kiliseler, benzer mimari özelliklere sahipti. Kilise dışlarının mütevazi görünümünün aksine, içleri çarpıcı boyalı programlar barındırıyordu. Taull köyü dışında Sant Climent (Aziz Klemens) kilisesinin merkezi apsisindeki Majeste’deki Mesih duvar resmi, Boi vadisinin en olağanüstü örneğidir. Eser: Vahiy, Yeşaya ve Hezekiel’den farklı İncil görünümlerindeki unsurları birleştirerek Kıyamet Günü’nün Mesih’ini sunar. Hz İsa, kompozisyonun merkezinden dışa doğru bir hareket yaratarak ön plana çıkmaktadır. Bu etki, konturların süslemeci anlayışı ve hacim yaratmak için rengin ustaca kullanımıyla sağlanmaktadır.

Bu eser halk oylamasıyla Barselona’nın en  temsili tablosu seçilmiştir. Bu sakin Pantocrator yüzü o denli bir ikon haline gelmiştir ki, 20 yüzyılın avangard sanatçıları olan Picasso ve Francis Picabia gibi isimleri büyülemiştir. Mandorla içinde sunulan Hz İsa’nın anıtsal betimlemesi, bugün hala dikkat çekmeye devam etmektedir. Güçlü figürlerden gözlerimizi çektiğimizde, dekorasyon daha küçük ancak bir o kadar ilgi çekici detaylarla doludur. İncil yazarlarının sembolleri, köpeğiyle acı çeken Lazarus ve çok gözlü Tanrı’nın kuzusu gibi. Müze ortamı, fresklerin orijinal kilise ortamını yeniden canlandırmaktadır. Yani MNAC’ta bu eseri gördüğünüzde sanki gerçek kilisenin apsisinin içindeymiş gibi hissediyorsunuz, bu deneyim müzenin en güçlü yanlarından biridir.

Evet, müzede ayrıca 12 ve 13 yüzyıllara ait boyalı paneller, ahşap oymalar, heykeller ve metal sanat eserleri de yer almaktadır.

 

 

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi)

2-Gotik Sanat Koleksiyonu:

Gotik Sanat Koleksiyonu da son derece etkileyici olup 13 ile 14 yüzyıllara ait eşsiz dini ahşap boyalı panellerden oluşmaktadır.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi)

3-Rönesans ve Barok Sanat:

Tziano, Tintoretto, El Greco, Rubens, Valesquez ve Francisco de Zurbaran gibi büyük ustaların eserleri öne çıkan yapıtlar arasındadır. Öne çıkan eserler arasında Herrara Şapelinin duvar resimleri, El Greco’nun Aziz Petrus ve Aziz Pavlus tablosu ile Zurbaran’ın Makulhammele tablosu sayılabilir.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi) içi

4-Modern Sanat Koleksiyonu:

Modern Sanat Galerileri, Modernista’nın (Katalonya’nın Art Nouveau yorumu) ve ardından gelen Noucentisme akımının doruk noktasına ulaştığı 19 ve 20 yüzyıllara ait ağırlıklı olarak Katalan sanatını sergilemektedir. Koleksiyonda Gaudi, Ramon Casas, Julio Gonzalez ve Dali gibi isimlerin eserleri yer almaktadır.

 

Fundacıo Joan Miro (Miro Müzesi)

FUHRACIO JOAH LİNA (MİRO MÜZESİ)

Müze giriş ücreti 13 eurodur. Binada: kafe, kütüphane, kitapçı ve çatı teras bulunur. Müzeyi gezmek için ortalama 1.5-2 saat zaman ayırmalısınız. Ben yine de az zamanı olanlar için müzenin star eserleri hakkında aşağıda bilgi vereceğim.

Müze, Montjuik dağında, çevreyle uyum içinde ancak kendine özgü bir kimlikle yükselen Fundacio Joan Miro, Katalan sanatçının 14.000 eserini barındıran, rasyonalist mimarinin bir şaheseridir. İki dahinin işbirliğiyle hayata geçirilmiştir. Sanatçı Joan Miro ve mimar Joseph Lluis Sert.

Müze, 10 Haziran 1975 tarihinde sanatçının kendi koleksiyonundan bağışlarla, eşi Pilar Juncosa ve dostu Joan Prats’ın katkılarıyla açılmıştır. Miro, Barselona’daki çalışmaları için bir referans alanı yaratmak istemiş, burası, sadece bir müze değil, aynı zamanda araştırmalar için bir kütüphane ve arşiv işlevi görmektedir.

Ferah beyaz bina, Barselona’ya kuzeyde panaromik manzarası, sanatçının yakın dostu ve iş arkadaşı Josep Lluis Sert tarafından tasarlanmış ve 1975 yılında açılmıştır. Sert’in öğrencisi Jaume Freixa tarafından 1988 ve 2000’de eklemeler yapılmıştır. Miro’nun Akdeniz ışığı ve mizahla dolu oyuncu ve renkli üslubu, çevresiyle mükemmel bir uyum içindedir.

 

Koleksiyon Rakamları:

217 tablo, 178 heykel, 9 tekstil eseri ile neredeyse eksiksiz baskı koleksiyonu ve 8000’i aşkın çizim. Katalan dahinin yaratıcı sürecine derin bir anlayış kazandırmaktadır.

Barselona Fundacio Joan Miro

Öne çıkan başyapıtlar:

Barselona Fundacio Joan Miro-Sabah Yıldızı-Constellation The Morning Star

1-Sabah Yıldızı-Morning Star (1940)

Bu eser, Miro’nun Almanya’nın ilerleyişinden kaçmak için Mallorca’ya geçmesiyle birlikte 1940-1941 yılları arasında yarattığı ve büyük korku ve belirsizlik döneminde ortaya çıkan 23 tabloluk Constellations (Takımyıldızları) serisinin bir parçasıdır.

Suluboya yıkamalar ve hassas mürekkep çizgilerinin narin etkileşimi, doku ve derinlik katmanları yaratırken yinelenen göz sembolleri algıya ve farkındalığa gönderme yapmaktadır. Eser, savaşın kaosundan uzaklaşarak iç dünyaya ve bilinçlatına yönelişi simgeler.

Evet tablonun boyutları 38 x 46 cm dir. 23 eserden oluşur. Miro’nun eşi Pilar Juncosa’ya hediye ettiği, Pilar’ın da vakfa bağışladığı eserdir.

Bu eserin doğuşu son derece dramatik bir hikayeye dayanmaktadır. Ağustos 1939’da, II Dünya Savaşının başlamasından bir ay önce, Miro ailesiyle birlikte Paris’ten kaçarak Normandiya’nın küçük bir kasabası olan Varengeville-Sur-Mer’e yerleşti. Miro şöyle anlatır. “Her zaman geceleri pencereden dışarıya, gökyüzüne, yıldızlara ve aya bakmaktan zevk alırdım, ama artık buna izin yoktu. Bu yüzden pencereleri maviye boyadım, fırçalarımı ve boyalarımı aldım.” İşte takımyıldızları serisi böyle başladı.

20 Mayıs’ta Alman kuvvetlerinin ilerlemesiyle, eşini ve kızımı Paris’e giden son trene bindirmeyi başardı. Yanına hiçbir şey almadı, sadece yıldızlı tablolardan oluşan bir ruloyu aldı.

Palma’dan sanatçı Hitler’in dünyanın yarısını ele geçireceğine ve Nazizm’in kazanacağına emindi. Savaş  haberleri bu inancını daha da pekiştiriyordu.

Evet, eser, yüzen görsel motifler ve organik formlardan oluşan canlı bir kompozisyon sergilemektedir. Bu unsurlar hassas bir çizgi ağıyla birbirine bağlı görünmektedir. Yumuşak bir geçiş zemininden oluşan arka plan, grafiksel öğeleri hem şeffaflık hem de derinlik katarak kozmik bir manzara hissi yaratır. Mavi, kırmızı ve turuncu  canlı tonlar bu geniş alana serpiştirilirken, siyah formlar ve çizgiler çarpıcı bir kontrast sağlamaktadır.

Göz şekillerini, yıldızları ve hücresel formları bir arada görebilirsiniz. Kuş kafalarını, gagaları ya da kanatlarıyla, bir yıldız ya da insan figürü, kuyruk ya da baca gibi unsurları seçmek mümkündür. Ancak tıpkı gerçek takımyıldızlarında olduğu gibi, ki bunlar tek tek dağınık yıldızlar halinde vak olur ve sadece bakışın gücüyle hayali bir figüre dönüşür, Miro’nun tablolarındaki unsurlar da ayni hayal gücü çalışmasını gerektirir.

Canstellations serisi, Miro’nun kariyerinin önemli bir evresi olarak değerlendirilmekte ve dünya görüşünün şiirsel ve sürreal vizyonunu temsil eden, kariyerinin doruk noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Sabah Yıldızı: savaşın kaosundan kozmosun sessiz düzenine sığının bir sanatçının iç dünyasının belgesi, hem kişisel bir kaçış hem de evrensel bir umut simgesidir.

Barselona Fundacio Joan Miro- Lazurun Altını-L’Or de I’azur/The Gold of the Azure

2-Lazurun Altını-The Gold of the Azure/L’Or de I’azur (1967)

1967 yılında tamamlana bu eser 205 x 173 cm boyutlarında etkileyici bir akrilik tuval çalışmasıdır. Miro’nun imzası haline gelen birincil renkler (kırmızı, mavi ve sarı) çarpıcı bir görsel etki yaratmaktadır. Mavi rüyaları ve gökyüzünü, kırmızı tutku ve canlığı, sarı ise sıcaklık ve ışığı simgelemektedir.

Eserde yıldızlar ve gezegenler sonsuzluğu, soyut erkek ve kadın figürleri dengeyi ve ikiliği temsil ederken, dalgalı organik çizgi hem kuşu hem de ufku simgelemekte olup Miro’nun doğayı, hareketi ve sınırsız evreni keşfetmesinin bir göstergesidir.

Gelelim ayrıntılara:

Bu eser, Miro’nun olgunluk döneminin en saf ve en şiirsel ifadelerinden biridir. Tablo, ışık sarısı bir zemin üzerine kurulmuş, birkaç beyaz boşluk tuvalin “nefes almasına” izin verecek şekilde bırakılmıştır. İnce saç telleri kadar zarif çizgiler ve kasvetli siyah noktalar bu alana dağılmış, noktaların bir kısmı çok ince çizgilerle birbirine bağlanmıştır. Büyük siyah ve süpürücü bir hareket, sağdaki mavi şekle doğru atılır. Ancak bu mavi oval, sarı zemin üzerine değil ki, ona belirgin bir yeşil ton verirdi, beyaz tuval üzerindeki oval bir boşluğa yerleştirilmiştir. Sol üst köşedeki kırmızı nokta da aynı yöntemle boyanmıştır. Böylece bu iki renk, sarının güçlü baskınlığına karşı dengesini korur. Mavi, şekil, yarı kuru bir fırçanın dairesel hareketleriyle boyanmış, böylece beyaz zemin hafifçe görünür kalmış ve bu da şekle özel bir doku kazandırmıştır.

Eser Asya sanatını anımsatan harika bir şiirsel nitelik taşımaktadır. Tablo, Soyut Dışavurumculu ve Sürrealizm’in kaynaşmasını örneklemekte, kozmik ya da göksel imgeler, sanki bir uzay manzarasında yıldızlar ve gezegenler varmış izlenimi uyandırmaktadır. Pek çok Miro  tablosunun bir takımyıldız görünümü vardır, gezegenler ve yıldızları temsil ediyor gibi görünürler. Bu eser de bu bakımdan son derece benzerdir, ancak onu bu denli akılda kalıcı kılan şey özellikle parlak renk kombinasyonlarıdır. Bu  tablo, Miro’nun 74 yaşındayken yarattığı olgunluk dönemi şaheserlerinden biridir. Eser, müzenin 1975’teki açılış sergisinde yer almış ve o günden bu yana Fundacio Joan Miro’nun kalıcı koleksiyonunun simgelerinden biri olmuştur.

Barselona Fundacio Joan Miro- Bir Gübre yığınının önündeki adam ve kadın-Homme et femme devant un tas d’excrements (1935)

3-Bir Gübre yığınının önündeki adam ve kadın-Man and Women in Front of a Pile of Excrement (1935)

Bakır üzerine yağlı boya olan bu eser, 15/22 Ekim 1935 haftası arasında tamamlanmıştır. Miro, konunun İspanya İç Savaşının trajesini ve işkencesini temsil etme çabasından doğduğunu belirtmiştir. “Vahşi Tablolar” olarak bilinen 12 eserden birini oluşturmaktadır.

Tablo, birbirini kucaklamak için uzanan ancak hiçbirinin hareket etmediği bir adam ve kadını göstermektedir. Büyütülmüş cinsel organlar ve canlı renkler “iğrenme ve tiksindirici bir cinsellik” olarak tanımlanmış, figürler Miro’nun Katalonya’daki durum karşısındaki kötümserliğini yansıtmaktadır. Bu tablo, Miro’nun yaklaşan iç savaşa ilişkin karamsar önsezisini temsil eden “anahtar tablo” olarak nitelendirilmektedir.

Gelelim ayrıntılı bilgiye:

Bu tablo, son derece kritik bir dönemin tam ortasında doğmuştur. 1930’larda Büyük Buhran’ın yol açtığı yoksulluk yıllarında Katalonya, iki kez özerk hükümet talep etmiş, krallıkçılar ile sosyalistler arasındaki eski gerilimler faşizm ve komünizm ekseninde yeniden alevlenmiştir. Bu kaos ortamında İspanya sokakları ayaklanmalarla çalkalanıyordu. Bu ayaklanmalar 1936 İspanya İç Savaşının fitilini ateşleyecekti.

Miro, tablonun konusunun İspanya İç Savaşının trajedisini ve işkencesini temsil etme çabasından doğduğunu bizzaz açıklamıştır. Tablo, İç savaşa zemin hazırlayan kamuoyu ayaklanmaları döneminde, yani savaş öncesinin huzursuzluk atmosferinde yaratılmıştır.

Miro’nun bu seri için bakır levha tercih etmesi tesadüfi değildir. Bakır yüzey, yağlıboyanın alışılmadık biçimde yayılmasını sağlayarak parlak, canlı ve neredeyse metalik bir yüzey kalitesi üretir. Bu etki, tablonun karanlık temasıyla çarpıcı bir kontrast oluşturur. “Vahşi Tablolar” serisinin on ikisinden altısı bakır üzerine, diğer altısı ise Masonit adı verilen bir tür sert levha üzerine yapılmıştır.

Barselona Fundacio Joan Miro- Vakfın duvar halısı-Tapestry of the Fundacio

4-Vakfın Duvar Halısı-Foundakion Tapestry (1979)

Şarap Şisesi (1924), Bir Gözyaşının Gülümsemesi (1974) ve Vakıf Halısı (1979) gibi eserler aracılığıyla Miro’nun tüm yaratıcılığına tanıklık etmek mümkündür. Bu devasa halı, müzenin içindeki en büyük eserlerin başında gelmekte ve Miro’nun tekstil sanatındaki ustalığını gözler önüne sermektedir.

Gelelim ayrıntılara:

Eseri Miro tasarladı, gerçek dokuma işini ise yakın çalışma arkadaşı Joseph Royo gerçekleştirdi. İkili 1970’lerin başında Barselona’daki Sala Gaspar’da bir sergi vesilesiyle tanıştı ve birlikte çalışmaya başladı. Duvar halısının boyutları 750 x 500 cm dir. Konusu: Miro’nun sıkça işlediği bir kadın ve kuş figürüdür. Eser, 1979’dan beri aynı yerde sergilenmektedir. Miro tarafından devasa bir fresk gibi tasarlanmıştır. Müzedeki büyük, yüksek tavanlı bir mekanda sergilenmektedir. Eser tasarlandığı bu boşluğu doldurmak amacıyla yapılmıştır.

Barselona Caixa Forum Expensiciones horarios

Şehirdeki eserleri;

Havalimanı Terminal 2’de, 50 metrelik bir mozaiği, La Rambla’da bir mozaiği ve Katalonya’nın en büyük bankasının logosu olan La Caixa’nın tasarımı Miro’ya aittir.

 

 

Barselona Anella Olimpica (Olimpiyat Köyü)

ANELLA OLİMPİCA (Olimpiyat Köyü)

Olimpiyat köyü, Montjuic Tepesinin yamacında, geniş bir alanı kaplamaktadır.

Anella Olimpica (Olimpiyat Halkası)

Montjuic tepesinde yer alan Anella Olimpica, Katalanca’da “Olimpiyat Halkası” anlamına gelir ve Lluis Companys Olimpiyat Stadyumu, Palau Sant Jordi ve Anella Olimpiyat Esplanadı’ndan oluşan anıtsal bir komplekstir. Bu alan 1992 Olimpiyat Oyunlarının mirasını taşır, o dönemde Barselona dünyanın spor başkenti haline gelmiştir.

Barselona Anella Olimpica

Tarihçe:

Stadyum aslında yeni değil :1929 Dünya Sergisi için 60 yıldan fazla bir süre önce inşa edilmişti. 1992 Olimpiyatları için stadyum 65.000 kişilik kapasiteye genişletilmiş ve açılış-kapanış törenleri ile atletizm yarışmalarına ev sahipliği yapmıştır.

Barselona Anella Olimpica Telekominikasyon Kulesi

Kompleksteki Yapılar:

Stadyumun yanı sıra, kompleks 17.000 izleyici kapasiteli kapalı etkinlikler için Palau Sant Jordi’yi ve Piscines Bernat Picornell ile Piscine Municipal de Montjuic adlı iki ayrı yüzme havuzu kompleksini içerir. Palau Sant Jordi, Japon mimar Arata Isozaki tarafından tasarlanmış olup jimnastik ve voleybol gibi olimpiyat etkinliklerine ev sahipliği yapmıştır.

 

Telekominikasyon kulesi:

Kompleksin en dikkat çekici simgesi ise Valensiyalı mimar Santiaga Calatrava tarafından inşa edilen Tekekomünikasyon Kulesidir. Montjuic’teki ana spor tesisleri gurubuna hakim bir konumda yer alır ve Palau Sant Jordi Arena’nın hemen yanında kurulmuştur.

Beyaz kule, Telefonica Şirketi için 1992 Barselona Olimpiyat Oyunlarının televizyon yayınını iletmek amacıyla inşa edilmiştir. Bu yüzden kule “Terro Telefonica” olarak da anılır.

136 metre yüksekliğimdeki bu kule, eğik gövdesiyle bir sporcu imajı yansıtır.

Daha ayrıntılı olarak şöyledir: Kule, olimpiyat alevini tutan bir atleti temsil eder. Devasa beyaz ve kıvrımlı silüet, Olimpiyat meşalesini tutan bir sporcuyu çağrıştırır ve şehrin birçok noktasından görülebilir. Kulenin tabanı özel bir teknikle kaplanmıştır. Taban, Gaudi’nin kırık fayans parçalarından oluşturduğu mozaik tekniği olan trencadis ile kaplanmıştır ki böylece Calatrava, Katalan modernizminin en büyük ustasına açık bir saygı duruşunda bulunmuştur.

Kule sadece estetik değil, aynı zamanda işlevsel bir özelliği de sahiptir. Kulenin yönelimi nedeniyle aynı zamanda devasa bir güneş saati gibi çalışır ve merkez iğnesinin gölgesi yanında Plaça d’Europa meydanına düşerek saati gösterir.

Yapıldığında yerel halk tarafından bu kule çok yadırganmış, ama günümüzde mevcut manzara ile bütünleşmiş görünüyor, pek sırıtmıyor.

Bugünkü Durum:

Stadyum, 2009 yılına kadar Barselona’nın ikinci futbol kulübü Espanyol tarafından kullanılmış, ancak takım yeni stadyumuna taşınmıştır. Şu an stadyum çoğunlukla 2010 Avrupa Atletizm Şampiyonası gibi özel etkinlikler için kullanılmaktadır. Yüzme havuzları konusunda ise Piscina Municipal de Mantjuic sadece yazın açık olup, 2003 yılında Kylie Minogue’un “Slow” şarkısının klibine mekan olmasıyla dünya çapında tanınmıştır.

Günümüzde burayı yani tesisleri gezmek isterseniz: su havuzları, heykeller ve bina ilginizi çekebilir.

Museu Arquelogıco de Catalunya (MAC) (Katalonya Arkeoloji Müzesi)

MUSEU ARQUELOGICO (KATALONYA ARKEOLOJİ MÜZESİ)

Yer ve Bina:

Müze, Montjuic Parkı içinde, 1929 Uluslararası Sergisi için inşa edilen eski Palau de les Arts Grafiques (Grafik Sanatlar Sarayı) binasında yer alır. Bu bina aslında geçici bir yapı olarak tasarlanmıştı ama sergiden sonra korunarak yeni bir işlev kazandı. 1932 yılında, II Cumhuriyet döneminde, Generalitat (Katalan Hükümeti) burada Katalonya Arkeoloji Müzesini kurdu.

 

Koleksiyon:

Müzenin Barselona şubesi 700’den fazla farklı kazı alanından gelen 50.000’in üzerinde arkeoloji eseri korumaktadır. Bir milyondan fazla orijinal parçadan oluşan kalıcı sergi, ziyaretçileri tarih öncesi dönemden, proto-tarihten, Yunan ve Fenike kolonizasyonlarından Roma İmparatorluğunun kuruluşuna kadar bir yolculuğa çıkarır. Sergi alanı 3000 metrekareden fazla olup Katalonya’nın tarih öncesinden Orta Çağ’a kadar tarihi köklerini Avrupa ve Akdeniz bağlamında sunar.

Sergilenen eserler, Katalonya ve İber Yarımadasının diğer bölgeleriyle Akdeniz’deki başka şehirlerden gelen ana arkeolojik alanlardan toplanan koleksiyonlardır ve Katalonya ve çevresinin tarih ve öncesinden Orta Çağ’ın başlarına kadarki gelişimini gözler önüne serer.

 

Müze Ağı:

Bu müze tek başına değil, Barselona, Empuries, Girona, Olerdola ve Ullastret olmak üzere ziyaret edilebilir 5 merkez ile Sualtı Arkeoloji Merkezi ve İberia Graeca Merkezi adlı iki araştırma merkezinden oluşan daha büyük bir ağın merkezi konumundadır.

Evet, sonuç olarak tepenin yukarı tarafındaki bu müze, fazla kalabalık olmayan bir müzedir.

 

Museu Arquelogıco (Katalonya Arkeoloji Müzesi)

Gelelim müzenin en değerli eserlerinden bazılarına:

1-Esculapius (Asklepios) Heykeli:

Müzenin en simgesel parçası budur. Orijinal heykel 2008 yılında Empuries’teki şubeye taşındığı için Barselona’da artık bir kopyası sergilenmektedir. Sağlık ve Şifa tanrısını temsil eden bu Yunan-Roma heykeli, müzenin en tanınmış eseri olarak kabul edilir.

 

2-Sitges Neandertal Çene Kemiği:

53.200 yıllık bu Neandertal çene kemiği, Katalonya’daki insan varlığının en eski kanıtlarından biri olarak büyük bilimsel ve tarihi değer taşır.

 

3-Tivissa İber Hazinesi (Tesoro de Tivissa)

İber dönemine ait bu hazine, antik Katalonya’nın yerli halklarının metal işçiliğini ve maddi kültürünü gözler önüne seren en önemli arkeolojik buluntulardan biridir.

 

Palau D’esports Sant Jordi (Spor Salonu)

PALAU D’ESPPORTS SANT JORDİ (SPOR SALONU)

Tasarım ve inşaat:

Palau Sant Jordi, Montjuic’teki Anella Olimpica kompleksinin parçası olarak 1986-1990 yılları arasında inşa edilmiş, Japon mimar Arata Isoaki ve Mamoru Kawaguchi tarafından tasarlanmış kapalı bir spor ve etkinlik salonudur. İnşaat süreci aslında 1983’de başlamıştır ve 21 Eylül 1990’da, 1992 Olimpiyatlarından 2 yıl önce resmen açılmıştır. İnşaat maliyeti 54 milyon euro olmuştur.

 

Palau D’esports Sant Jordi (Spor Salonu)

Mimari özellikleri:

Bina, kubbesi yenilikçi hidrolik teknoloji kullanılarak yerden yükseltilmiş ve etkileyici hattı bir kaplumbağayı andırarak, Antoni Gaudi’nin eserleriyle ve dağlık çevresiyle bağ kuran organik bir öğe taşımaktadır. Yapının çevresindeki konik metal kaplama, hemen yakınında bulunan Akdeniz’i çağrıştıracak şekilde tasarlanmıştır. Mimar Isozaki’nin tarzı, Doğu ve Batı unsurlarını yoğun teknik ve teknolojik kaynaklarla birleştirerek binalarına modernlik katmasıyla bilinir.

Bina 45 m yüksekliğindedir ve kendi sözleriyle mimar İsozaki, Palau Sant Jordi(nin ve bitişiğindeki salonun (şimdi Sant Jordi Club) evrensel bir karaktere sahip olmasını amaçlamıştır.

 

 

Mimar hakkında:

2019 Pritzker Ödülü sahimi Arata Isozaki, 91 yaşında Japonya’da hayatını kaybetmiştir. Palau Sant Jordi onun Katalonya’daki en önemli ve tanınmış mirası olarak kabul edilir. İlginç bir not: Isozaki, Palau Sant Jordi’nin yakınındaki Caixa Forum’un giriş alanının tasarımını da üstlenmiştir.

 

Kapasite:

Ana salon 17.960 kişi kapasiteli. Sant Jordi Club ise 3.000 kişi kapasitelidir. Açıldığından beri İspanya’nın en yüksek kapasiteli kapalı arenası unvanını taşımaktadır.

 

Konser Mekanı Olarak:

Bina, sporun yanı sıra Barselona’nın en büyük konser mekanı haline gelmiştir. Madonna, Frank Sinatra ve Beyonce gibi sanatçıların performanslarına ev sahipliği yapmış ve yerel halk bu mekanı büyük ölçekli müzik etkinlikleriyle ilişkilendirme eğilimindedir. 2003 yılından itibaren Anella Olimpica’nın yönetimi Barselona Belediyesinin kamu şirketi BSM ye geçmiştir. Pandemi döneminden hatırlanan özel bir an ise 27 Mart 2021 tarihinde gerçekleşen Love of Lesbian konseri olup bir yıl canlı müziksiz geçen sürecin ardından pandemi döneminin ilk büyük ölçekli konseri olmuştur.

 

Barselona Poble Esyanyol (İspanyol Köyü)

POBLE ESPANYOL (İSPANYOL KÖYÜ)

Tarihçe ve Amaç:

Polbe Espanyol, Montjuic tepesinde yer alan açık hava mimari müzesidir. 1929 yılında mimar Josep Pugi i Cadafalch tarafından Barselona Uluslararası Sergisi’nin (Expo) cazibe merkezlerinden biri olarak tasarlanmıştır.

Projenin asıl amacı oldukça özgündü. İspanya’nın çeşitli bölgelerindeki mimari mirası sergilemek için tasarlanan köy, 1600’den fazla İspanyol köyünden ilham alınarak Andalucia avluları, Galiçya evleri ve Kastilya kuleleri gibi yeniden yaratılmış sokaklar, meydanlar ve cepheler içeriyordu. Tasarımda mimar Puig i Cadafalch’a, sanat eleştirmeni Miquel Utrillo ve ressam Xavier Nogues yardımcı olmuş, bu ikili gerçek İspanyol mimarisinin özünü yakalamak için ülke çapında yaklaşık 1600 köyü gezerek notlar ve çizimler almıştır.

Köy, inşasına 1928 Ocak ayında başlanarak 20 Mayıs 1929 tarihinde açılmıştır.

 

Yıkılmaktan Nasıl Kurtuldu.

İlginç bir gerçek, bu yapı asla kalıcı olarak planlanmamıştı. Plan, sergi bittikten sonra İspanyol köyünü tekrar yıkmaktı, ancak bunu hiçbir zaman yapmadılar çünkü köy, hem turistler hem de yerel halk arasında çok popüler hale gelmişti.

 

Franco Dönemindeki Düşüş:

Köyün tarihinde zorlu bir dönem de yaşanmıştır. Franco döneminde ve Katalan kültürünün bastırılmasıyla birlikte, Poble Espanyol giderek gerilemiştir. Ancak 1990’lardan itibaren yeniden onarılıp restore edilmiştir.

 

Poble Esyanyol (İspanyol Köyü)

Mimari Yapı ve Büyüklük:

Köy, İspanya’nın farklı yerlerinden kopyalanmış 117 tam ölçekli binadan oluşur, bunlar birleşerek farklı mimari tarzlara sahip yerlerin kentsel atmosferini yeniden yaratan küçük bir kasaba meydana getirir. Ayrıca bir tiyatro, restoranlar, zanaat atölyeleri ve bir çağdaş sanat müzesi de barındırır. Alan büyüklüğü konusunda kaynaklar yaklaşık 50.000 metrekaredir. Yani şehrin ortasında gerçek bir kasaba büyüklüğündedir.

 

Poble Esyanyol (İspanyol Köyü)

Bugünkü kullanım:

Yetişkin biletleri, internetten önceden alındığında 13.50 euro, aynı gün internetten veya gişeden alındığında ise 15 eurodur.

Köy artık sadece bir müze değil, canlı bir etkinlik mekanı, gastronomi etkinlikleri, festivaller, yaz konserleri, flamenko gösterileri, düğün gibi özel etkinlikler ve çocuk aktiviteleri düzenlenmektedir. Ayrıca 30’dan fazla zanaatkar dükkanında üflemeli cam, deri, seramik, mücevher, maske, sepet ve İspanyol gitarları gibi el yapımı ürünler ziyaretçilere satılmaktadır. Ancak ürünlerin çok pahalı olduğunu belirtmem gerek.