Yunanistan Samothraki adası

samot.1
Yunanistan Samothraki adası

 

Yunanistan Samothraki adası; Evet, adanın bizim dilimizdeki adı: Semadirek.

Yunan anakarasına çok yakın, Ege’nin en kuzeyinde. Saroz körfezi açıklarında bir ada. Gökçeada’nın karşısında duruyor.

Hava koşullarının iyi olması durumunda; Kaz dağları görülebiliyor. Keşan’dan Alexandrapoli, yalnızca 60 km. uzaklıkta.

Keşan demişken, Keşan civarındaki yaşlılar tarafından anlatılan bir söylenti var. Belki ilginizi çekebilir.

Yaşlılar: bu adanın “inlediğini” iddia ediyorlar. Bu iddiaya göre: adadan tuhaf sesler geldiği zaman; Keşan’da hava bozuyormuş.

Bunun da bilimsel olarak açıklaması, sanırım, rüzgar belirli bir yönden estiği zaman, dalgaların adanın altındaki su altı mağaralarında ses çıkarttıkları veya rüzgarın adanın kayalık yapısından dolayı çıkarttığı seslerin, Keşan’a kadar ulaşması olarak söylenebilir.

Son bir şey: Enezden batı yönünde bakılınca, bu güzel ada silüeti: uyuyan bir kızı andırdığı için “uyuyan güzel” olarak bu ada adlandırılıyormuş.

samot.havaalanı
Yunanistan Samothraki adası Ulaşım

ULAŞIM

Havaalanı var. Şehir merkezine 7 km. uzaklıkta. Selanik bağlantılı uçak seferleri var.

samot.3
Yunanistan Samothraki adası Genel Özellikleri

GENEL ÖZELLİKLERİ

Kayalık uçurumların sahil şeridini çizdiği Samothraki adası, diğer adaların tersine, demir atacak doğal limanlar açısından, zayıftır. Daha çok dağlık bir yapısı vardır. Adanın içlerinde: Ege’nin 1610 metre ile en yüksek zirvesi olan “Fengari Dağı” manzarası hakimdir. Doğu bölümü vahşi. Yerleşim batıda kurulmuş.

Chora şehir merkezi, biraz yukarıda. Liman: Kamariotissa. Küçük bir liman. İyi işaretlenmiş uzun bir burnun hemen kuzeyinde. Küçük balıkçı motorları var. Kuzeyde: Loutra’da yeni açılmış küçük bir marina daha var.

samot.genel.5
Yunanistan Samothraki adası

Adanın yüzölçümü: 178 km. karedir. Uzunluğu ise: 17 km. dir. Nüfus: 2723 kişi, ana sanayisi: balıkçılık ve turizmdir. Turizm açısından: Yunan ana karasına yakın olduğu için daha çok Yunanlılar tarafından tercih ediliyor.

Bunun yanında: bu adaya “hippy” türleri daha çok geliyor. Ancak: özellikle bir zamanlar buraya gelen Almanlar; tesislerin daha yeni ve güzel olması nedeniyle, bizim Antalya’ya yönelince, buradaki tavernalar ve pansiyonlar birden boşalmış.

Bunun üzerine, buradaki Yunanlılar: Türk turistleri buraya çekmek adına, bazı olumlu girişimlerde bulunuyorlar. (örneğin: buraları tanıtan Türkçe broşürler bastırıyorlar gibi)

Ayrıca: adada, fiyatların daha ucuz olduğunu, lokantalarda kazık yeme ihtimalinin çok az olduğunu bilmek güzel bir duygu. Ama, işte en büyük sorun; vize alma.

Homeros’a göre: tanrı Poseidon: Truva savaşını suyun ilerisine bakarak buradan izlemiştir. Bunun dışında: antik dünyada, herhangi bir siyasi öneme sahip devlet değildi.

Günümüzde, burası: diğer adalara birkaç feribot hattıyla bağlı olan unutulmuş adalardan biridir. Güçlü, doğal savunma olanaklarıyla, antik çağlarda önemli bir ada olan Samothraki, Hıristiyanlığın yayılmasıyla, önemini yitirmiştir.

Adanın elması ünlü. Çok keskin bir kokuya sahip olan bu elmalardan bir sepet alıp uyuyacağınız odaya koyduğunuzda, keskin kokusu yüzünden uyumak imkansız oluyormuş. O derece güzel kokarmış bu elmalar.

samot.4.liman
Yunanistan Samothraki adası Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

samot.kilise.1
Yunanistan Samothraki adası Khora kasabası

KHORA KASABASI

Merkez “Khora Kasabası”, korsan kuvvetlerinin görüş alanından uzakta kurulmuş yerleşimlerin, klasik bir örneğidir. Adanın 5 km. içerisinde, geçen gemilerin göremeyeceği bir vadide inşa edilmiştir. Kullanılan evlerin çoğu ortaçağdan kalma.

samot.lighthouse of alexandroupoli.1
Yunanistan Samothraki adası Kuzey Sahili-Palopoli kasabası

KUZEY SAHİLİ-PALOPOLİ KASABASI 

Tunç Çağının sonlarında, kuzey sahilinde, daha sonra denizcilerin koruyucu azizleri olan “Kastor” ve “Polluks”a adanan, bir dini ibaret merkezi gelişmiştir.

Antik kent. Burası, ayrıca, güçlü öte dünya kültürünün de yuvasıymış. Büyük İskender’in babası Makedonyalı Philippos gibi, pek çok kişi buraya kabul edilmek için, adaya seyahat etmişler.

samot.tapınak.1
Yunanistan Samothraki adası Sanctuary Tanrılar Mabedi

SANCTUARY (BÜYÜK) TANRILAR MABEDİ

Merkezin kalıntıları, Paleopoli kasabasının yanındaki “Büyük Tanrılar Mabedi”, günümüzde doğu Ege’nin en önemli arkeolojik sit alanlarından biridir. Helen dini törenleri yapılan bir mabet. Burada: büyük dev stilinde inşa edilmiş antik duvar göreceksiniz.

Gizemli ayinlerin aksine, burada köleler ve özgür insanlar, burada açıkta ibadet yaparlarmış. Büyük Tanrılardan biri de, başkan olarak burada kalırmış.

Büyük bir kısmı, Helenistik döneme ait olan kalıntılar, kalın bitki örtüsü altındadır. Böylece, bu alanı, kendi başınıza gezebilirsiniz.

samot.nikeheykeli.en güzeli.
Yunanistan Samothraki adası Arsinoion Rotonda

ARSİNOİON ROTONDA

Adanın en ilgi çekici yerleri arasında: 3’ncü yüzyılda, Mısır kraliçesi Arsinoe için Thasos’tan getirtilen mermerlerle inşa edilen “Arsinoion Rotonda” bulunuyor. Burası, bir zamanlar 20 metre çapıyla, dünyanın en büyük dairesel binasıydı.

Arkeologlar, şimdi Paris’teki Louvre Müzesinde sergilenen ve MÖ.190 yılında yapıldığı düşünülen “Samothraki’nin Kanatlı Zafer Tanrıça”sını, tiyatronun üzerindeki tepede; 1863 yılında bulmuşlar. (heykelin başı yok, parçalar halinde kalıntılar bulunmuş ve çalınarak kaçırılmış)

Paros mermeri, 328 cm. boyunda. Yunan tanrıçası Nike temsil eden bu heykel, bir gemi kadırgasının kıvrık puruvasına benzeyen bir kaidenin üzerinde duruyor ve tanrıça Nike’nin gökyüzünden muzaffer bir şekilde donanmasına doğru alçaldığını gösteriyor.

Çok sayıda eksikleri ve ciddi hasarı olmasına rağmen, heykel, Helenistik dönemden kalan en önemli başyapıtlardan biridir. Kafasının ve kollarının kaybolması üzücü olsa da, birçok kişi, bu eksiklikleri, heykelin doğaüstü havasını artırdığını düşünüyor.

Form ve hareketin eşsiz bir ustalık ile ele alındığı bu naturalist heykeldeki en dikkat çekici noktalardan birisi ise, heykeldeki kumaş elbisede açıkça görülen işçilik.

Evet: niye bu kadar ayrıntılı anlattım. Heykeli görme şansınız yok çünkü çalınmış ve Paris’e götürülmüş. Keşke; bütün antik kalıntılar, bulundukları yerlerde sergilenseler, sonuçta, bu heykel, buraya ait ve burada yapıldığı belli ve buraya gelen insanların, burada bu heykeli de görmeleri gerekmez mi?

Yoksa, sırf bu heykeli görmek için elbette kimse Paris’e kadar gidemeyecek. Neyse biz gezimize devam edelim. Bu arada: bugün Rolls-Royce arabalarının logosu bu heykel.

Ayrıca, 1930 yılında tasarlanan ilk FIFA Dünya Kupasının ödül kupası da bu heykele dayalı bir tasarım.

Alanda bulunan küçük müzede: müzisyen ve dansçı kızların oymalı Temenos Frizinin de aralarında bulunduğu; pek çok buluntu görülebilir.

THERMA SU KAYNAĞI

Adanın kuzey kıyısındaki “Therma”, romatizmadan kısırlığa kadar, çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenen, güzel bir sıcak su kaynağıdır.

samot.fengari dağı.1
Yunanistan Samothraki adası Fengari Yanardağı

FENGARİ DAĞI

Aynı zamanda, tıpkı Poseidon gibi, Anadolu kıyılarını seyredebileceğiniz Fengari Dağına yapılan, 3 saatlik yürüyüşlerin de başlangıç noktasıdır.

Bu dağ üzerinde birkaç köy var. Profitis İlias, batıdaki dağ köylerinden biri.

Buraya yolunuz düşerse: köyün meşhur lokantası: Vrahos’da güzel bir yemek yiyebilirsiniz. Domuz ve keçi etinin tadına bakmak için, Atina’dan gelen müdavimleri var. Alman turistler de yoğunlukta.

samot.fengari dağı.göletler.2
Yunanistan Samothraki adası

Yunan adaları genel özellikleri hakkındaki yazım.

Yunan adaları gezi planı hakkındaki yazım.

Antakya Arkeoloji Müzesi

Antakya Arkeoloji Müzesi

Asıl adı: Hatay Arkeoloji Müzesidir.

Antakya Arkeoloji Müzesi

MÜZE BİNASI:

Müze: Reyhanlı yolu üzerinde 2’nci kilometrede Maşuklu Mahallesi Atatürk Caddesindedir. St Pierre kaya kilisesine yakındır.

Şehir merkezinin dışındadır ve bu yüzden araçla ulaşmak gerekir.

Şehir merkezinden müzeye taksiyle ulaşım 20 TL. civarında tutuyor.

Yeni müze binası yapımına 2011 yılında başlanmış ve 2014 yılında tamamlanmıştır. Lahitler salonu ise 2018 yılında tamamlanarak ziyarete açılmıştır.

Antakya Arkeoloji Müzesi

Mimarı Kemal Nalbant’tır. Müzenin dış mimarisi de oldukça ilgi çekicidir.

Yapının önündeki/girişindeki yuvarlak nesne: tasarımı ile Londra London Eye benzetiliyorsa da, değirmene daha yakın olduğu da düşünülmektedir.

Müzenin mozaik koleksiyonu, Dünyada 2’nci: Para-sikke koleksiyonu ise, Dünyada 3’ncü sıradadır.

Müzeye giriş ücretlidir. Müze: Cumartesi ve Pazar günleri kapalıdır.

Antakya Arkeoloji Müzesi

MÜZE PLANI

Müzenin Bölümleri

Samandağ ilçesi Meydan köyünde bulunan Üçağızlı Mağarası canlandırmasıdır. Tarih: MÖ 43 bin ile MÖ 17 bin yılları arasıdır.

Sonrasında: Neolitik dönemden Demirçağı sonuna kadar olan höyük kültürleri bölümü vardır.

Müze içinde: o dönemin yapıları inşa edilmiş, bu yapılardan çıkan buluntular temsili yapıların içinde sergileniyor.

Antakya Arkeoloji Müzesi Heykel Bölümü

HEYKEL KOLEKSİYONU:

Müzede 86 tane heykel sergilenmektedir.

En önemli heykeller şunlardır:
Antakya Arkeoloji Müzesi Kral Şuppiluliuma heykeli:
Kral Şuppiluliuma heykeli:

Bazalt taşından yapılmış devasa heykel, Hatay ili Antakya-Reyhanlı karayolunun 20’nci km. sinde yolun sol tarafında bulunan Tell Tayinat Höyüğün iç kale kapısı alanında bulunmuştur.

Heykelin yüksekliği 1.5 metredir. Ağırlığı ise 1.5 tondur.

Geç Hitit Krallığı dönemine aittir.

Antakya Arkeoloji Müzesi Kral Şuppiluliuma heykeli:

Heykelin sırtında bulunan Luvice hiyeroglif yazı, bu heykelin Geç Hitit Patina/Unki krallığında büyük olasılıkla MÖ 9’ncü yüzyılın başında Tayinat’ta (antik Kunulua) hüküm süren kral Suppiluliuma olduğunu göstermiştir.

Anadolu-Suriye bölgelerinde bulunan Geç Hitit kraliyet şehirlerinin iç kale girişlerine, insan heykellerinin dikilmesi, bu girişlerin sembolik sınır konumunda oldukları ve kralın tanrı konumunda olduğunu vurgulamaktadır. 

Kral Suppilulima’ya ait bu devasa heykelin sadece vücudunun üst kısmı, kol ve kafası bulunmaktadır. Steatik kakma gözler ve bir elde hançer, bir elde de buğday demeti bulunmaktadır.  

Heykelin: oldukça büyük boyutlu oluşu, sakallı ve üç boyutlu olarak yapılışı, göz betimlemesinin etkileyiciliği ve diğer özellikleri: ünik bir eser niteliği taşımasını sağlamaktadır.

Antakya Arkeoloji Müzesi Çift Aslanlı Sütun Kaidesi
Çift Aslanlı Sütun Kaidesi:

Bazalttan, blok şeklinde oyulmuştur. Aslan figürleri oturur pozisyondadır. Ağızları açıktır. Üst bölüm sütun kaidesidir. Aslan sütun kaidesi, tapınağın girişinde bulunmuştur.

Antakya Arkeoloji Müzesi Gaius Vibius Trebonianus Gallus büstü:
Gaius Vibius Trebonianus Gallus büstü:

Roma İmparatoru olan Trebonianus Gallus büstü: elbiseli, kısa saçlı ve hafif sakallıdır. İmparatorun giydiği zırhın üstünde: Savaş tanrısı Ares ve Zafer tanrısı Nike kabartmaları bulunur.

Gallus, 2 yıl imparatorluk yapmıştır çünkü kendisi ve oğlu, kendi askerleri tarafından, MS 235 yılında öldürülmüştür.

Antakya Arkeoloji Müzesi Tyche Heykeli:
Tyche Heykeli:

Figür: kaya üzerine oturur halde temsil edilmiştir. Başının üstünde polos (silindir bir başlık türüdür) bulunur, elinde ise başak tutar.

Antakya Arkeoloji Müzesi Mozaik Bölümü

MOZAİK KOLEKSİYONU:

Dünya üzerinde, mozaiklerin ilk örnekleri: Mezopotamya’da Urug Tapınağında görülmüştür. Bunlar: genellikle siyah, beyaz ve kırmızı renklerde, geometrik desenlerden oluşuyordu. Ama, zamanla yeni renkler, geometrik şekiller, insan ve hayvan figürleri kullanılmaya başlanmıştır.

Antakya Arkeoloji Müzesi Mozaik Bölümü

Antakya ve çevresindeki mozaikler, Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Genellikle MS 2 ve 5’nci yüzyıllar arasında yapılmıştır. Roma sanatının klasik dönemlerine ait eserlerdir. Özellikle Roma İmparatorları Antoninus ve Severius zamanında yapılan mozaikler, evlerin, sarayların ve hamamların taban ve duvar süslemeleri olarak kullanılmıştır.

Müzede sergilenen mozaikler özellikle tanınmış kişilerin, prenslerin, prenseslerin, imparatorların ve varlıklı kişilerin yaşadığı ve ağırlandığı villa ve sarayların bulunduğu Daphne (Harbiye) bölgesinde bulunmuştur. Burada bulunan yapılar, zamanla tam bir sanat merkezi haline gelmiştir.

Antakya Arkeoloji Müzesi Mozaik Bölümü

Mozaiklerde konu;

Hıristiyanlık kabul edilmeden önce yapılan mozaiklerde; mitolojik kahramanlar, efsaneler, tanrılar, tanrıçalar ve çeşitli kahramanların başlarından geçen olaylar işlenmiştir. Bunların çoğunda: Zeus, Apollon, Eros, Aphrodite, Baccus gibi mitolojik varlıkların başlarından geçen olaylar konu edilmiştir.

Hıristiyanlığın kabulünden sonra yapılan mozaiklerde ise, mitolojik öyküler azalır ve daha çok mevsimler ve dini konuları içeren mozaikler yapılmaya başlanır.

Hatay Arkeoloji Müzesi, mozaik koleksiyonu açısından dünya birincisidir.

Müzede, MS 2 ile 5’nci yüzyıllar arasına ait mozaikler sergileniyor. Mozaiklerin toplamı 3250 metre karedir.

Müzedeki mozaiklerin sergilenişi çok başarılıdır. Her mozaik, kendi çıktığı villanın temel planına göre sergilenmiştir. Yani ziyaretçi cam bir köprü üzerinde yürüyor ve ayaklarının altında mozaik vardır.

Fakat yürüdüğü yer sadece mozaiklerin sergilendiği bir yer değil, sen bir evde yürüyorsun, evin oturma odasında yürüyorsun, evin temel planı dahi yapılmış, görülüyor.

Bu durumu, başka bir odaya geçtiğinde hissediyorsunuz. Yani, sadece mozaikle değil ev ile ilgili bilgiler veriliyor. Ayrıca: her mozaiğe üst açıdan bakmayı sağlayan üst kat balkon planları da vardır. Çünkü devasa mozaikler dibinden net görülemeyeceği varsayılır.

En önemli mozaikler:

Antakya Arkeoloji Müzesi Terkedilmiş Ariadne Mozaiği:
Terkedilmiş Ariadne Mozaiği:

Samandağ yöresinde bulunmuştur. MS 2 ile 3’ncü yüzyıl arasına tarihlenir.

Mozaik panoda: aralıklı olarak açık ve koyu renkte, testere dişli motiflerden oluşan bir çerçeve içinde: koyu renk bir sıranın her tarafında, renkli karelerle meydana gelen, kare şeklinde geometrik bir zemin döşemesidir.

Bu zemin içe doğru, ikinci bir çerçeve ile ve bu çerçevenin içinde de mitolojik sahne ve geometrik şekillerden meydana gelmektedir.

Mitolojik sahnede, üstte ve iki uçta kartallar ve merkezde karşı karşıya duran diğer kartallarla beraber, siyah zeminli bir bordür vardır. Muhtelif hayvanlar birbirinden vazolarla ayrılmıştır.

Altta mimari tarzda, üç sütunla üç kısma ayrılmış bir sahne görülür. Merkezi panelde: Ariadne uyur vaziyette temsil edilmiştir. Solunda, kayalar üzerinde, elinde thyrus (sarmaşık asa) tutan, uzun giysili Dionysos görülür.

Bunların arkasında ise, uçar durumda kanatlı bir Eros bulunur. Soldaki panel: Bakat’ı temsil etmektedir. Sağdaki panelde ise, ayakta duran bir Silen, sağ eliyle bir kase, sol eliyle bir thyrsus tutmaktadır.

Antakya Arkeoloji Müzesi Mevsimler Mozaiği
Mevsimler Mozaiği:

Defne (Harbiye) de bulunmuştur. MS 2 ile 3’ncü yüzyıla tarihlenir.

Mozaik panoda: Spiral şeritlerle birbirinden ayrılmış, dokuz sahne görülür. Mozaiğin dört köşesinde mevsimleri temsil eden şahıslar, diğer kısımlarında ise Grek Mitolojisinden alınmış sahneler tasvir edilmektedir.

Mozaiğin köşelerinde: mevsimler, orta panolarda ise mitolojik sahneler vardır. Mitolojik sahnelerde: Bllerophon, Stheneboia, Pasi, Helena, Hippolytos-Phedra, Meleagros-Atalanta ve İason-Medeia-Assyrtos figürlerinin tasvirleri bulunmaktadır.

Antakya Arkeoloji Müzesi Yaz Dönemi Mozaiği
Yaz dönemi Mozaiği:

Defne (Harbiye) de bulunmuştur. MS 4 ile 5’nci yüzyıl arasına tarihlenir. Mozaikte: sağ elinde çiçekli bir vazo bulunan ve yaz ayını temsil eden kısa elbiseli bir erkek temsil edilmiştir. Sağ tarafı: koyu kırmızı benekli, beyaz gölgeli, gri bir manto giymiştir.

İç kenar siyah hatlar, kırmızı ve pembe taş ve mavi camla yapılmıştır. Tunik: mor ve beyaz gölgeli açık kırmızıdır. Boyundan başlayıp, aşağıya kadar uzanan elbise, aşı boyalı ve gri gölgeli beyazdır.

Başında, her iki yanında koyu yeşil yapraklar bulunan ve dış hattı koyu kırmızı ile yapılmış, pembe bir kep vardır.

Antakya Arkeoloji Müzesi Yakto ve Satyr ve Hermaphroditos Mozaiği:
Yakto ve Satyr ve Hermaphroditos Mozaiği:

Mozaik, MS 5’nci yüzyıla tarihlenmektedir. Dafne’de bulunmuştur. Eser: iç içe üç kısımdan oluşur. Ortada: Madalyon içinde bir kadın portresi vardır. Başının hizasındaki yazıdan “MEGALOPSYKHİA” yani “BÜYÜK RUH” un simgesi olduğu anlaşılır.

Madalyonun kenarındaki bordür arasında: avlanan mitolojik kahramanların başları hizasında Grekçe yazılı isimleri vardır.

Mozaiğin 4 kenarında kent yaşantısını gösteren tasvirler vardır. Bunlar, Antakya’nın o dönemindeki şehir kültürünü ve yaşamını anlatan tasvirlerdir.

Son bir not: Yakto adı verilen mozaik, nemden en çok etkilenen eserdir. Bin yıl boyunca direndiği zamana yenik düşmemek için ısrarla beklemektedir.

Antakya Arkeoloji Müzesi İskelet Mozaiği
İskelet Mozaiği:

Mozaik panonun sol bölümündeki sahnede: hafifçe sol tarafına uzanmış, dirseğini bir yastığa yaslamış ve elinde kadeh tutan bir iskelet figürü tasvir edilmiştir. Rahat ve keyifli bir şekilde betimlenmiş olan erkek iskelet figürünün sağında iki somun ekmek ve çift kulplu bir amphora bulunur.

Sahnenin üst kısmındaki “eupocynoc” yazıtı “Neşe, neşelen, mutlu ol, hayatta kal” anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda hayatın ne denli kısa ve geçici olduğunu simgeleyen iskelet figürü, ziyafete katılan davetlilere adeta uymaları gereken bir çağrıyı, bir gerçekliği anlatmaktadır.

Bu mozaiği oluşturan figüratif paneller, konu seçiminin yanı sıra, ikonografik ve üslup özellikleri bakımından MS 3 ve 4’ncü yüzyıllara tarihlenen Antakya Mozaikleriyle aynı döneme sahiptir.

Bu panellerde Romalıların gündelik hayatlarında büyük önem taşıyan hamam ve ziyafet temaları işlenmiştir. Convivium, dostlarla birlikte keyif içerisinde yemek ve içmek anlamına gelir.

Bu ziyafetlerde ölüm temasının işlenmesi ise hayatın coşkusunu ve güzelliğini, yaşamın sevincini anlatmak için kullanılan bir alegori olarak yorumlanmaktadır. MÖ 1’nci yüzyıl Latin edebiyatında Horatius, Martialis, Petronius ve Psuedo Vergilius gibi şairler: yaşamın kıymetini daha etkileyici bir şekilde vurgulamak amacıyla, şiirlerinde ölüm temasını işlemişlerdir.

Bu felsefenin görsel sanatlardaki yansıması olan iskelet figürleri ise, MÖ 1’nci yüzyıldan itibaren giderek yaygınlaşmış, bu doğrultuda insanlara ölümün varlığını hatırlatarak “ye, iç, neşelen ve mutlu ol” çağrısında bulunmak için kullanılmıştır.

Gece Alemi Mozaiği:

Açık renk zemine işlenmiş ve çevresi bantlarla sınırlandırılmıştır. Konu: gece perileri Tiritenler ve su perileri Nereidler işlenmiştir. Figürlerin üstlerinde, Grekçe isimleri yazılıdır.

Antakya Arkeoloji Müzesi Psykheler Kayığı Mozaiği:
Psykheler Kayığı Mozaiği:

Panonun çevresi, ince bant, dalga motifi ve bitkisel bordürle sınırlandırılmıştır.

Mozaik mavi zemin üstüne işlenmiştir.

Mozaiğin üst kısmında: Erol tasviri, alt kısmında ise Psykhe tasviri bulunur.

Efsaneye göre: “Eros: Afrodit ve Hermes’in oğludur. Miletos kralının üç kızı vardır. Bu kardeşlerin en güzeli ise Psykheler’dir. Afrodit: oğlu Eros’a: Psykhe’yi dağa bırakmasını, eş olarak da ejdere vermesini ister.

Fakat: Eros, Psykhe’ye aşık olur. Bir saraya yerleştirir ve geceleri, gizlice yanına gider.

Sevgilisine görünmez, ayrıca sevgilisine, kendisini görmesi için herhangi bir girişimde bulunmamasını tembih eder.

Ama Psykhe dayanamaz. Bir gece, Eros kanatlarını yaymış uyurken, Psykhe: yağ kandilini yakar ve yanına giderek Eros’a bakar.

Sevgilisinin tanrı olduğunu görünce, elleri titrek ve bir damla kızgın yağ, Eros’un omuzuna damlar. Tanrı Eros uyanır uyanmaz, sevgilisini bırakır ve gider.

Uzun bir süre, birbirlerinden ayrı eriyip dururlar.

Sonunda: Afrodit, ikisine de acır, Psykhe’nin bir sürü olamayacak işler yapmasını buyurur. Bu işler sırasında, Periler Psykhe’ye yardım ederler ve sonunda Psykhe ile Eros birbirlerine karışırlar.

Antakya Arkeoloji Müzesi Ocaenus Portre Mozaiği:
Ocaenus Portre Mozaiği:

Yengeç kıskacı şeklindeki boynuzlarıyla dikkati çeken mozaik, MS 2 ile 4’ncü yüzyıllar arasında, zengin bir ailenin duvarını süslemekteydi.

Antakya Arkeoloji Müzesi Oceanus ve Tethys Mozaiği:
Oceanus ve Tethys Mozaiği:

Mozaikte: teseralar yani taşların çok küçük olması, renklerin canlığı, anatomik özelliklerin çok iyi vurgulanması ve bir yağlıboya tablo gibi olması nedeniyle, mozaik sanatının en iyi eserleri arasında gösterilir.

Mozaikte, Oceanus, Yunan mitolojisinde Uranus ile Gaia’nın çocuğu olan titandır. Tüm okyanusların kişileşmiş hali olan Oceanus, genelde kaslı bir adamın uzun sakallı ve istakoz kıskaçlı yüzüyle simgeleniyor. Alt kısımda ise, bir yılanı andırıyordu.

Oceanus’un kardeşi olan bir başka titanla, Tethys’le evlenmesi üç bin deniz nymphelerinin (peri) oluşmasına neden oldu.

Oceanids olarak da bilinen bu nymphelerin her biri ayrı bir ırmak, çay, göl ya da havuzun hakimi oldular.

Antakya Arkeoloji Müzesi Khresis Mozaiği:
Khresis Mozaiği:

Defne (Harbiye) de bulunmuştur. MS 4 veya 5’nci yüzyıla tarihlenmektedir. Mozaik panoda: Apollon rahibinin kızı olan Khresis: Truva’yı kuşatan Kral Agamennon’un kölesidir.

Khresis, özgürlüğüne kavuşmak için fidye olarak iki şehri Kral Agamennon’a sunmaktadır.

Antakya Arkeoloji Müzesi Sikke Koleksiyonu

SİKKE KOLEKSİYONU:

Burada: Antakya darphanesinde, aralıksız olarak tüm dönemler boyunca darp edilen, geniş ve dünya çapında bir sikke koleksiyonu bulunmaktadır.

Müzenin sikke koleksiyonunun ağırlığını, Roma ve Bizans sikkeleri oluşturmaktadır. Bu sikkeler: Harbiye, Antakya, Açana, Çevlik ve İskenderun’da yapılan kazılarda toplanmıştır.

Antakya Arkeoloji Müzesi Nikator Sikkesi

Niketor Sikkesi:

Sikkenin ön yüzünde: İmparator Nikator’un başı sağa dönüktür ve defne çelenklidir. Arka yüzde ise, fil üstünde akrobat görülür. Nikator, aynı zamanda Antakya şehrinin kurucusu olarak bilinir.

Antakya Arkeoloji Müzesi Lahitler Salonu

LAHİTLER SALONU:

Salon, 2018 yılında tamamlanarak ziyarete açılmıştır. Salonun son bölümünde, ünlü “Antakya Lahdi” görülebilir. Lahitler bölümünde Seneca’nın bir etkileyici sözü vardır “Ölüm her şeyi eşit kılar”

Antakya Arkeoloji Müzesi Lahitler Salonu

Lahit hakkında ayrıntılı bilgi:

Lahit, 1993 yılında Antakya Harbiye Caddesi Kışlasaray Mahallesinde, Sit alanı içinde bir temel kazısı sırasında tesadüfen bulunmuştur. Lahdin bulunuşuna ait bir başka kaynaktan aldığım bilgi şöyledir.

“2000 yılında Antakya’da bir ev sahibi, bahçesindeki asma ağacının yerini değiştirmek isterken, lahde rastlar ve Müze Müdürlüğüne haber verir.

Müze müdürlüğü yetkilileri lahdi inceler ve o andaki şartların yetersizliği nedeniyle başka bir işlem yapmazlar. Yaklaşık 4 ay sonra, lahit yapılan çalışmalar sonucu müzeye taşınır.

Müzede, tüm basın mensupları ve lahdin bulunduğu evin sahipleri huzurunda lahit açılır, içinin su dolu olduğu görülür ve kovalarla su temizlenir.

Sonuçta: Lahitten sadece baba, anne ve kız çocuğuna ait olduğu sanılan iskeletler çıkar. Öte yandan, arkeoloji ilmine göre, bu tür lahitlerde ölü veya ölülere çeşitli hediyeler bırakıldığı bilinen bir gerçektir, ancak bu lahit bulunduğu yerde 4 ay bekletilmiş ve müzede sözüm ona ilk kez açılmış ve içinden su ve iskelet dışında bir şeyler çıkmamıştır ister inanın ister inanmayın.

Evet, Lahdi anlatmaya devam edelim:

Lahit, kapağı ile birlikte ağırlığı 10 ton civarındadır.

Müzenin eşsiz güzellikteki eserlerinden birisidir. İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan İskender Lahdinden sonra, gelmiş geçmiş en önemli eserler arasında sayılmaktadır.

Lahit: içinden çıkan değerli eserler ve bireylere ait iskeletlerle birlikte, özel bir odada sergilenmektedir.

Lahdin içinden çıkan sikkeler değerlendirildiğinde, lahdin MS 265-270 yılları arasında yapıldığı tahmin edilir.

Lahdin uzunluğu: 2.47 metredir. Genişliği 1.22 metre ve yüksekliği 1.20 metredir.

Anadolu’nun birçok yöresinde de kullanılmış olan “Sidamara” olarak bilinen lahit gurubuna girer, ters tekne (semendam) şeklindedir.

Lahdin üzerinde tahribat görülmektedir, bu tahribatların lahdin bulunduğu arsada yapılan hafriyat sırasında oluştuğu düşünülüyor. Zaten, yukarıda anlattığım gibi, lahdin bulunduğu yerde, 4 ay kendi başına bekletilmesi, anlamak mümkün değil.

Günümüzde müzede sergilenen lahdin üzerinde, özellikle kabartmaların bir kısmının baş bölümü yoktur. Sanki, koparılıp alınmış gibi? 

Lahdin tümünü kaldırıp götürmek mümkün olmadığından, en kolay parçalar yani baş bölümleri yok olmuş.

LAHİD KapaĞI:

Yatak (kline) biçimli olan lahit kapağının üzerinde yan yana ve uzanmış şekilde mezar sahibi karı koca betimlenmiştir. Erkeğin başı eksiktir, kadının başı yerinde olsa da yüzü işlenmeden bırakılmıştır.

Bunun nedeni asıl mezar sahiplerinin yüz özellikleri lahdin yapıldığı atölyede bilinmediğinden sonradan işlenmek üzere böyle yapılmıştır, fakat yüz hatları işlenmemiştir.

Yatak şeklindeki kapağın arka ve yan yüzlerinde yan yana dizilmiş dikdörtgenlerin içinde çeşitli deniz canlıları (yunuslar ve tritonlar) kabartmaları vardır. Ön cephesinde ise köşelerde küçük çocuk figürleri oturmaktadır. 

 

Sanduka:

Semerdam mimarisi şeklinde, burmalı sütunlarla işlenmiştir.

 

ÖN UZUN YÜZ;

Yaşlılık sahnesi:

Burada yapıların önünde ve arasına yerleştirilmiş beş figür bulunur. Köşelerde her biri bir tabure üzerine oturmakta olan yaşlı bir kadın ile yaşlı bir erkek figürü vardır. Bunların arasındaki alanda bu kez ayakta betimlenen üç figür görülür.

Bunlardan ortadaki oldukça genç olduğu anlaşılan bir erkek figürüdür. Bunun sağında ayakta ve yönü oturan kadına dönük sakallı bir erkek, solunda ise bir oturan yaşlı erkeğe bakan bir kadın yer almaktadır.

Muhtemelen hayatın gençlik, olgunluk, yaşlılık gibi değişik safhalarını temsil eden figürlerdir. Bu sahnelerde veda sahnesi olarak da tanımlanmaktadır. 

 

1.DAR YÜZ:

Kurban sahnesi,

Buradaki yapı cephesinde ayrıca bir kapı bulunmaktadır. Burası mezarın kapısını temsil eder. Kapının önüne aslan bacağı şeklinde ayakları olan bir sehpa, bunun üzerinde üst kısmında ucundan dumanların yüksekliği bir tütsü vazosu yer alır.

Kapının bir tarafında başı örtülü ve elinde bir koku kabı tutan ayakta bir kadın, diğer tarafında yine ayakta sakallı bir erkek vardır.

Bu figürün sağ elinde bir sunu kasesi, sol elinde de bir kitap rulosu tutmaktadır. Kadın ile kapı arasında ileriye doğru uzanmış bir kurbanlık boğa yer alır. 

 

ARKA GENİŞ YÜZ

Aslan avı sahnesi görülür.

Bu yüzde aslan avı sahnesi betimlenmiştir. Burada da hem yapıların nişlerinin içinde hem de aralarında beş genç avcı görülmektedir. Ortadaki nişin içindeki avcı bir at üzerindedir ve uzun mızrağını aslanın başına saplamıştır.

Atın altında avcının köpeği, aslana doğru hamle yapmıştır. Bu sahnenin iki yanında avcının arkadaşları/yardımcıları sakin bir şekilde olayı izlerken, atın önünde olanın sağ eli atın yularını tutmakta, sol elinde de kamçı taşımaktadır.

Atın arkasındaki yardımcı ise sol elinde avcıların öttürdüğü boynuz şeklinde bir boru, sağ elinde ise mızrak tutmaktadır. Bu yüzün köşelerinde atları zapt etmeye çalışan, aynı zamanda ortadaki olayın izleyen gençler yer almaktadır. 

 

2.DAR YÜZ.

Buradaki sahnede ortadaki yapının önünde ayakta genç bir kadın ve iki yanında birer genç erkek figürleri yer almaktadır. Kadın ile sağdaki genç birbirlerine bakarken, omuzunu açıkta bırakan elbiseli üçüncü genç, sahnedeki diğer iki figüre doğru dönmüştür.

Durgun ve sakin ifadeli bu gençler belki de aile bireyleri olup, kadın yasta olduğundan şalı ile başını örtmüştür. 

 

Kime aittir

Lahit, üzerindeki betimlemelere göre, aristokrat bir aileye aittir.

Antakya Arkeoloji Müzesi Antakya Lahdi içinden çıkanlar
Lahdin içinden çıkanlar:

Lahdin içinden 3 kişiye ait kemikler çıkmıştır. Bunlar: yetişkin bir erkek, yetişkin bir kadın ve genç bir kıza aittir. Ayrıca, yine lahdin içinden çıkanlar: bir bilezik, altın kolye, düğmeler ve üç adet sikkedir. Bu sikkelerin üzerinde: iki ayrı Roma İmparatoru ve bir Augusta bulunmaktadır.

1’nci Sikke: Roma İmparatoru Gordianus’un resmi (Ölüm tarihi: MS 244)

2’nci Sikke: Roma İmparatoru Gallineus III’ün karısı Augusta Cornellia Salonina’nın resmi. (ölüm tarihi: MS 268)

Bu sikkeler değerlendirildiğinde: Lahdin, Roma İmparatoru Gordianus döneminde yani MS 244 yılından önce yapıldığı ve ilk gömünün bu tarihte yapıldığı, daha sonra sırasıyla diğer gömülerin gerçekleştiği tahmin edilir.

Antik dünyada gelenek olduğu üzere, ölünün dili altına sikke konuluyordu.

Lahdin içinden çıkan, iskelet ve sikkeler, camekanlı bir vitrinde sergileniyor.

ORTAÇAĞ VE İSLAMİ ESERLER BÖLÜMÜ:

Müzenin son bölümüdür.

MÜZEDE SERGİLENEN DİĞER ÖNEMLİ BULUNTULAR:

Antakya Arkeoloji Müzesi Sivri Kafalar

Sivri Kafatasları:

Sivri kafatası geleneği: Orta Kalkolitik yani günümüzden 4000 yıl öncesi döneme aittir. Günümüzde Afrika’da hala bu gelenek sürdürülmektedir.

Ankara Gordion kentini gezen ve bilenler için: Kral Midas döneminde Frig asillerinde de bu sivri kafatası geleneği varmış.

Şeyh höyükte yapılan kazılarda bulunan kafataslarının kemiklerinin hala yumuşak olduğu ve bebeklik çağlarında sarılarak şekillendirilmesi sonucunda deformasyona uğramış olduğu tespit edilmiştir. Tell Kurdu da bulunan bazı insan heykelciklerinin kafalarının uzatılmış olması, böyle bir uygulamayı gösterebilir.

Tanrıça İştar Heykeli:

Geç Tunç çağına tarihlenir. Heykel: özel bir taş olan Lapis Lazuli taşından yapılmıştır. Rengi özeldir.

Antakya Tykhe’si;

Antakya bölgesine özeldir. Antakya (Antiocheia) şehrinin: şansı ve bahtı ile ilişkilendirilir.

Antakya Tykhe’si: Antakya’nın şehir surlarını, Orantes (günümüzdeki ismiyle Asi) nehrini, Habib-i Neccar Dağını sembolize eder.

Hem sikke ve hem de heykel olarak karşımıza çıkar.

Antakya Arkeoloji Müzesi Esarhaddoh Veraset Antlaşması:

Esarhaddoh Veraset Antlaşması:

Bu tablet, Asur Kralı Esarhaddan tarafından, Veliaht Prens Asurbanipal’ın veraset statüsü için MÖ 672 yılında uygulanmış bağımlılık yeminini içermektedir.

 

Müzeye çok yakın olan Saint Pierre Kilisesi/Müzesi tanıtımı ve gezi planı için. 

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için. 

 

Antakya Reyhanlı

Antakya Reyhanlı

Antik dönemlerden kalan höyük kalıntılarıyla öne çıkan bir yöre. Bunun dışında, Cilvegözü sınır kapısının girişinin buradan olması da, buraya ayrı bir özellik katıyor.

Antakya Reyhanlı

ULAŞIM:

Avrupa’nın, Ortadoğu kapısı olan “Cilvegözü” sınır kapısı, ilçe sınırları içindedir. E-5 karayolu, buradan geçer. Avrupa’dan gelerek, Ortadoğu ve Afrika’ya gidecek kara nakil araçları, Reyhanlı Cilvegözü sınır kapısından geçiyor.

Reyhanlı-Hatay havaalanı arasındaki uzaklık: 57 km. Reyhanlı-Cilvegözü sınır kapısı arasındaki uzaklık: 8 km. Reyhanlı-Suriye-Halep şehri arasındaki uzaklık: 55 km. Reyhanlı-İstanbul arasındaki uzaklık: 1200 km.

Antakya Reyhanlı

TARİHİ:

Reyhanlı, ismini: yöreye yerleşen bir Türkmen aşiretinden almıştır. İlçe sınırları içerisindeki “Tel Cudeyde” höyüğünde, MÖ.6100 yıllarına kadar inen buluntulara rastlanmıştır. Yine aynı yörede bulunan “Tel Aççana” höyüğünde ise, MÖ.3300 yıllarına kadar iner yerleşim bulunduğu anlaşılmıştır. Yöre: Hitit yönetiminde uzun yıllar kalmıştır.

Antakya Reyhanlı

Burası, önceki tarihlerde “İrtah” adı ile anılan bir yerleşim yeridir. 16.yüzyıldan itibaren, göçebe olarak gelen Türkler, buraya yerleşmişlerdir. Daha sonra Reyhanlı ismini alan kasaba, 1918 yılında Fransızlar tarafından işgal edilmiş, 1938 yılında ise işgalden kurtarılmıştır. İlçe, Anavatana katıldığı, 1939 yılında, ilçe statüsü kazanmıştır.

Antakya Reyhanlı

GENEL:

Suriye ile ülkemiz arasındaki “Cilvegözü” sınır kapısı, bu yörededir. Bu sınır kapısı: Türkiye’nin ikinci büyük sınır kapısıdır.

Antakya Reyhanlı

Bölgede Akdeniz iklimi hakimdir. Devlet Planlama  Teşkilatı tarafından yapılan araştırmaya göre: Türkiye’nin en zengin ilçesidir.

Antakya Reyhanlı

İlçe ekonomisi genellikle tarıma dayalıdır. Amik gölünün, 1972 yılında kurutulmasından sonra: bölgede, pamuk ve buğday üretimi artmıştır. Ürün çeşitleri bakımından: pamuk ve hububat önemli paya sahiptir. Ayrıca: büyük baş hayvancılık yapılmaktadır. Sanayi tesisleri olarak ise: çırçır ve prese fabrikaları, iplik ve un fabrikaları bulunmaktadır.

Hatay Devlet Başkanı Tayfur Sökmen, Reyhanlılıdır. Hatay Millet Meclisi, 23 Haziran 1939 tarihinde, Türkiye’ye katılma kararı alır.

Antakya Reyhanlı Tuzda Tavuk

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Reyhanlı yöresinde en öne çıkan yerel lezzet: tuzda tavuktur. Tüm tavuk, sert tuz ile kaplanıyor ve fırına atılıyor. Uzun süre fırında kalıyor ve çıktığında ise, tuz nedeniyle sertleşen tavuk, sert bir cisimle kırılıyor.

Çünkü, tuz bütün yağı çekip bir  de üstünde kuruyunca, iyice sertleşiyor. Tuzun altından çıkan tavuk ise, oldukça lezzetli. Etleri lime-lime geliyor. Yanında salata veya ayran düşünebilirsiniz.

Antakya Reyhanlı

GEZİLECEK YERLER:

Antakya Reyhanlı Mustafa Şevki Paşa Külliyesi Camii

MUSTAFA ŞEVKİ PAŞA KÜLLİYESİ:

Reyhanlı çarşı merkezindedir.

Külliye: cami ve medreseden oluşur.

Reyhanlı merkezinde önemli bir cami olarak kabul edilmektedir. Paşa, bu camiyi, başka bir caminin yerine yaptırmıştır.

Yapılış tarihi, 1912 yılıdır. Enine dikdörtgen planlıdır. Taç kapı: sivri kemerlidir.

Caminin kuzeydoğusunda bulunan minaresi, iki şerefelidir.

Kuzey, doğu ve batısında, avluya girişi sağlayan birer kapısı vardır.

Doğu ve kuzey kapıları üzerinde, kitabe bulunur.

Camiyi yaptıran Mustafa Şevki Paşa’nın mezarı Kırıkhan ilçe merkezindeki Beyazıd-ı Bestami Külliyesindedir.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Camii

YENİŞEHİR CAMİİ:

İlçe merkezinde, Reyhanlı Devlet Hastanesinin yakınlarındadır.

Külliye: cami ve medreseden oluşur. Caminin batısında: eski bir değirmen bulunur. Cami ve medrese, 2008 yılında restore edilmiştir. Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabede, Hicri 1317 yılı yazılıdır. Cami: dikdörtgen planlıdır.

Kırma çatısı kiremitle örtülüdür. Giriş kapısının üstünde, mahfil kısım bulunur. Minber taştan yapılmıştır. Caminin minaresi, kalın gövdeli ve tek şerefelidir. Medrese, caminin kuzeyindedir. İki tane girişi bulunur.

Antakya Reyhanlı Cemil Meriç Kültür Evi

CEMİL MERİÇ KÜLTÜR EVİ:

Ünlü yazar ve şair Cemil Meriç, 1916 yılında Reyhanlı’da doğmuştur. Yazarın doğduğu ev, günümüzde müze yapılmıştır.

Aslına uygun olarak düzenlenen evin bir katı: tamamen onun ve ailesinin kronolojik hayat hikayesi ve eserlerinin bulunduğu bir yer olarak tasarlanmıştır.

Müzede: sohbet ve okuma odaları, ziyaretçiler için buluşma, dinlenme ve okuma olanağı sunulmaktadır. Ayrıca: ışık, ses ve görsel efektlerle zaman içinde bir yolculuğa çıkılmaktadır.

Cemil Meriç, 1987 yılında 71 yaşında hayatını kaybetmiştir. Mezarı İstanbul’dadır.

Antakya Reyhanlı Sultan Gelin Evi

SULTAN GELİN EVİ:

1973 yılında, Yönetmen Halit Refiğ tarafından burada bir film çekiliyor. Baş rolde: Türkan Şoray. Sultan Gelin filminin çekildiği ev, Reyhanlı ilçe merkezinde halen ayakta kalmış.

2 katlı toprak ev, film için mekan olarak seçilmiş. Ancak, filmin çekildiği dönemde, gayet büyük ve güzel bir yapı olan ev; günümüzde, kullanılmayacak hale gelmiş.

Zamanla: odalar yıkılarak, yerine binalar yapılmış. Günümüzde, bu binaların kuşattığı alanın tam ortasında kalmış durumda.

TEL AVARE KÖYÜ:

İlçenin batısında, Kızılark çayının hemen kuzeyindedir. Höyük üzerinde, Büyük Avare köyü bulunmaktadır. Buraya yerleşenlerin, su ihtiyaçlarını: Kızılark çayından karşıladıkları düşünülmektedir.

1936 yılında, R.J.Braidwood tarafından bulunmuştur. Höyük yüzeyinde: Kalkolik çağ ile Ortaçağ buluntuları toplanmıştır.

ÇATALHÖYÜK:

İlçenin 4 km. kuzeybatısında, Reyhanlı-Kırıkhan karayolunun doğusundadır. Karayolu, höyüğün hemen yanından geçmektedir.

Bu nedenle, höyüğe ulaşım kolaydır. Höyük: ova tabanından, yaklaşık 25 metre yükseklikte ve oval biçimlidir. Boyutları ise: 430 x 265 metredir. Yüzeyden bol miktarda, çanak-çömlek parçaları toplanmıştır.

Hititler, Amik ovasında bir devlet kurdular ve başkent olarak “Çatalhöyük” kullanıldı. Bu devlete: Hatina adını verdiler. O  dönemde, Çatalhöyük adı “Kanula” idi. MÖ.717 yılında, Amik ovasındaki bu Hitit varlığı, Asur kralı Sargon tarafından sona erdirildi. MÖ.8.yüzyıldan sonra, Çatalhöyük bölgesinde de, Asur mühürleri görülüyor.

Antakya Reyhanlı Kızlar Sarayı

KIZLAR SARAYI-KASR-EL BENET:

Reyhanlı-Halep karayolu üzerinde Cilvegözü’nde Tampon bölgede bir dağın yamacındadır.

Kuzey Suriye’nin en önemli dini merkezidir. Hıristiyanlığın ilk yıllarında rahibeler burada eğitilmiş ve bunun için buraya “Rahibeler Manastırı” da denilmektedir.

MS 5’nci yüzyılda, Bizans döneminde yapılan bu saray, Hıristiyanlığın ilk yallarında bölgeyi kontrol altında tutan bir merkezdir.

Saray girişine, iki taraflı kesme iri blok taşlardan oluşan geçitten girilir.

Giriş kısmı yıkılmıştır.

Antakya Reyhanlı Kızlar Sarayı

Kule:

Orta kısmında yüksek kare planlı bir kule vardır. Kule: kırmızı sarı kesme taşlardan yapılmıştır. Kare planlıdır. Kulenin kuzey tarafında: çeşitli odalara ait kalıntılar bulunmaktadır. Bu odalar, muhtemelen Saray muhafızlarına aittir.

Kulenin doğu tarafı:

Günümüzde oldukça harap durumda olan nişler içinde, 8 mezar odası ve bir su deposu görülür. Bu bölümün üstündeki taşlarda bulunan delikler, ahşap çatılı olduğunu kanıtlamaktadır.

Kulenin güney tarafı:

Bizans dönemine ait bir kilise kalıntıları bulunur. Kilise: 20 x 34 metre boyutlarındadır ve define avcıları tarafından tahrip edilmiştir.

Mezarlık:

Kapısı üzerinde: Latin Haçı ve rozet motifi bulunmaktadır. Buna dayanarak, sarayın bir süre Haçlılar tarafından kullanıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca, kilisenin güney cephesi alçak kabartma halinde, Suriye süsleme sanatının etkisinde olarak, akanthos yaprakları ve bitkisel bezemelerle süslenmiştir.

Son bir not, Kızlar Sarayı günümüzde tampon bölgede kalmaktadır ve durmak ve gezmek yasaktır. Zaten saraya ait yapılar, sınır hattındaki beton duvarların arkasında kalmıştır.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Gölü

YENİŞEHİR GÖLÜ:

Antakya-Cilvegözü yolu üzerinde, Suriye sınırında, Antakya merkeze 40 km uzaklıktadır. Suriye sınır hattının hemen yanı başındadır. Sınır duvarları, gölden rahatlıkla görülür.

Yapay bir göldür. Sonradan suların biriktirilmesiyle oluşmuştur. Gölün oluşumuyla ilgili ilginç bir hikaye vardır.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Gölü Köprüsü

Buna göre: “Bir derviş bölgeye gelir, ekmek pişiren kadınlardan ekmek ister, kadınlar ekmek vermez, işimiz bitince gel derler. Bu duruma üzülen derviş iç geçirmiş ve ekmeğin yapıldığı kuyudan birdenbire su fışkırmaya başlamış, daha sonra bütün köy sular altında kalmıştır.”

Evet günümüzde gölün çevresi yeşillikler ve ağaçlıklarla kaplıdır, yanında bir cami vardır. Cami, 1317 yılında yapılmıştır. Tek katlı cami, kesme taştan yapılmıştır.

Burası günümüzde piknik yeri olarak düzenlenmiştir. Gölün içinde yapay adacıklar oluşturulmuştur. Ayrıca yapay şelaleler bulunur.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Gölü
Sayfiye yerinde: köprü, sandallar, çevresindeki okaliptüs, çınar ve selvi ağaçları bulunmaktadır.

Ağaçlar altında insanlar piknik yaparlar. Çocuklar gölde yüzerler. Bir zamanlar berraklığından dip taşları görülen göl, son dönemlerde biraz bulanıklaşmıştır.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Gölü

Göl üzerinde bulunan asma köprü, Boğaziçi köprüsünü andırır.

Gölün çevresinde, 60 yıla yakın bir süredir faaliyette bulunan lokantalar ve çay bahçeleri vardır. Ayrıca gölün alt kenarında tarihi değirmen ve hala kullanılan su kanalları görülür. Göl üzerindeki kurulu asma köprü de ilgi çeker.

Göl kıyısında bulunan pompalar, 24 saat boyunca çalışır ve Reyhanlı ilçesinin içme suyu ihtiyacını gölden karşılar.

Son bir not, buraya yolunuz düşerse, mutlaka “Tuzda Tavuk” yemeği unutmayınız. Muhteşem lezzeti ve gölün güzel manzarasına mutlaka zaman ayırın. Tuzda tavuk, burada 44 yıl önce kurulan bir dinlenme tesisinde yapılmaktadır.

Antakya Reyhanlı İmma Kalesi

İmma Kalesi

Gölün yakınlarında ise, bir zamanlar bir Roma yerleşimi olduğu tahmin ediliyor.

Avlulu kale: kesme taştan yapılmıştır. İnşaatın bir kısmında ise devşirme malzeme kullanılmıştır. Ancak İmma isimli bu kale, 12’nci yüzyılda savaşlar ve depremler sonucu zarar gördüğü ve son olarak 1171 yılında ise yine bir deprem sonucu tamamen yok olduğu bilinmektedir. Günümüzde piknik yeri olarak kullanılmaktadır.

 

TELL ATÇANA ÖREN YERİ-HİTİT SARAYI HARABELERİ-ATÇANA:

Antakya-Reyhanlı karayolunun 22’nci kilometresindedir.

Höyüğün boyutları 750 x 600 metre genişlikte bir alana yayılmıştır. Höyüğün büyük kısmında, Brıtish Museum tarafından, 1936-1938 yılları arasında kazı yapılmıştır.

Höyükteki araştırmalar:

İlk yerleşim: MÖ 3400 yılında başlamıştır. Takip eden dönemlerde ise: Mısırlılar, Mitanlar, Mezopotamya devletleri ve geç Hititler gibi kabileler tarafından kullanılmıştır.

Bu kazılarda höyükte 17 kültür katı tespit edilmiştir. Höyükte 4 ve 7’nci katlarda, büyük Saraylar vardır.

7’nci katta:

Saraylardan en eski olan: Babil kralı Hammurabi tarafından yaptırılmıştır.

4’nci katta:

Bu kattaki saray: Hitit Prensi Half-Lim tarafından yaptırılmıştır. Bu saray, MÖ 18’nci yüzyıla aittir. Bu saraya komşu, MÖ 15’nci yüzyıldan kalma başka bir saray, Kral Nigme-Pa’ya aittir.

Atçana höyüğünün tepesi:

Alalah antik kentinin kalıntısıdır. Alalah şehrinin kalıntıları geniş bir tepeye yayılmıştır.

Alalah şehri: MÖ 3 binlerin sonlarında, Orta Tunç Çağı başlarında “Amoritler” tarafından kurulmuştur. Yamhad (günümüzdeki Halep şehri) Krallığının bir parçasıdır.

İlk Saray: MÖ 2000 yılında inşa edilmiştir.

Şehrin ismi: MÖ 18’nci yüzyıla ait Mari tabletlerinde “Alakthum” ismiyle anılır.

Mari’nin MÖ 1765 yılında düşmesinden sonra: Alalakh şehri; yeniden Yamhad egemenliğine girer.

Halep Kralı I Abba-El: Şehri kardeşi Yarım-Lim’e verdi. Yarım-Lim’in soyundan gelenler tarafından oluşan haneden, 16’nci yüzyıla kadar başta kaldılar.

Yine Mari şehrinde bulunan tabletlere göre: Alalakh şehri, Hitit Kralı I Hattuşili tarafından yok edildi.

Yaklaşık 100 yıl sonra, Alalakh şehriyle ilgili yeni kayıtlar görülür. Bu dönemde; Yamhad kralı İdrimi: MÖ 15’nci yüzyılda doğmuştur. Doğduğu şehrinden kaçar ve Alalakh şehrine gider, şehrin kontrolünü ele geçirir.

MÖ 14’ncü yüzyılda: Hitit Kralı Suppiluliuma: Mitanni Kralı’nı yenerek Alalakh ve Kuzey Suriye’yi Hitit İmparatorluğuna katar.

MÖ 12’nci yüzyılda ise, Alalakh şehri: muhtemelen denizden gelen insanlar tarafından tahrip edildi.

Sonuç:

Burada bulunan objelerin çoğu Hatay Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

TELL TAYİNAT-TAYİNAT HÖYÜĞÜ:

Höyük: günümüzde ilçe merkezinin 17 km batısında ve Asi nehrinin 1.5 km doğusundaki bir tepededir.

Tepe yamaçlar dahil, 700 x 500 metre boyutlarında ve 15 metre yüksekliktedir.

Arkeolojik kazı çalışmalarından önce: “Tayinat Köyü” höyüğün üstünde kuruluydu.

Burası: ticaret yollarının kesişme noktasıdır.

Şehir: MÖ 9 ve 8’nci yüzyıllarda: bir Hitit Krallığı olan Patina Krallığının başkenti “Kinalua” şehridir.

Başkent olan şehir, MÖ 738 yılında: Asur Kralı III Tiglat-Pileser tarafından işgal edilir ve Asur başkentinden yönetilmeye başlanır.

Kazı-Araştırmalar:

Aşağı Şehir:

Şehrin, daha yüksek bir kotunda bulunan “Aşağı Şehirde” bir kale vardır ve kaleye anıtsal bir kapıdan girilir.

1935-1938 yılları arasında yapılan kazı çalışmalarında, burada: Eski Ahit’te “Kral Süleyman Tapınağı” nın tasvirlerini anımsatan bir tapınak kalıntıları bulunmuştur.

Burada: birkaç büyük “Bit-Hilani” tarzı Saray gün ışığına çıkarılmıştır.

2012 yılında, Kanada-Toronto Üniversitesinden bir araştırmacı gurup: höyükte bir insan figürünün başını ve gövdesini belinin hemen altına kadar açtıklarını açıkladılar. Bu figürün kalıntılarının yüksekliği yaklaşık 1.5 metredir.

Toplam yüksekliği ise, 3.5-4 metredir. Figür: siyah-beyaz taştan yapılmış ve sakallıdır. Saçları, sıralar halinde düzenlenmiş, ayrıca bukleler dizisi halinde şekillendirilmiştir.

Figürün: kolları dirsekten öne doğru uzanır, her bir kolda aslan başlı iki kol bileziği vardır. Figürün: sol elinde bir buğday mili ve sağ elinde bir mızrak vardır.

Figürün göğsü: orak şeklinde bir göğüs kafesiyle süslenmiştir. Figürün arka tarafında ise, Luvi Hiyeroglifiyle yazılmış, uzun, kabartma bir yazıt vardır.

Yazıt: Kral Şuppiluliuma’nın başarılarını belgeler.

Muhtemelen MÖ 858 yılında ölen aynı kraldır.

Kendisi: Suriye-Hitit koalisyonunu bir parçası olarak, Asur kralı Şahmaneser III’ün bölgeyi istilasına karşı savaşmıştır.

Yukarı Şehir:

2017 yılı yaz döneminde, Yukarı Kale’ye giden anıtsal bir kapı kompleksi içinde, görkemli bir kadın heykeli bulundu. Bu heykel, muhtemelen Anadolu tanrılarının ilahi anası sayılan “Kubala” heykeli olduğu düşünülür.

Veya antik Tayinat hanedanı kurucusu Taita’nın karısı veya annesi Kupapiyas olabilir. Ancak, heykelin Kral Şuppiluliuma’nın karısı olduğu da düşünülür.

Arkeolog Timothy Harrison: erken Demir Çağ topluluklarında: kadınlar siyasi ve dini yaşamda önemli rol oynamışlardır.

Buluntular, Hatay Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Antakya Reyhanlı Beş Kardeşler Mağarası

BEŞ KARDEŞLER MAĞARASI:

Ceylanlı köyündedir.

Tipik kaya mezarları görünümündedir. 3 katlıdır. Kayaların üzerindeki üç gözde, pencere delikleri görülür.

Halk arasında Sütlü mağara olarak da isimlendirilir. Buraya bir bey, eşi ve çocuklarının gömülü olduğu tahmin edilmektedir.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı.

Altınözü gezi ve tanıtım yazısı için.

Kumlu gezi ve tanıtım yazısı için.