Hırvatistan Zagrep

Hırvatistan Zagrep

Zagreb şehri, gündüz alabildiğine sıkıcı, akşam ise bir nebze hareketlenen bir yer.

Dümdüz ve sakin bir Hırvat şehridir.

Nem oranı, özellikle yaz aylarında insanı rahatsız edici boyutlara ulaşır.

Şehirde, geçireceğiniz zamanı, en fazla 2 gün ile sınırlamanız yeterlidir.

ULAŞIM

İstanbul-Zagrep arasındaki havayolu uçuş süresi: 1 saat 45 dakikadır. Özellikle, belli dönemlerde, THY dan, çok ucuza uçak bileti bulmanız mümkündür. Zagreb havaalanı, şehir merkezine 17 km. uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezindeki bu uzaklık: 20-25 dakikada alınabilmektedir. Şehir merkezinden havaalanına gitmek isterseniz: otobüs terminali Merkez Otogar Marin Drzic Caddesi üzerinden araç bulabilirsiniz.

Havaalanından, şehir merkezine ulaşım için otobüs kullanabilirsiniz. Otobüsler ile: şehir merkezine ulaşım ücreti, 1 kişi: 30 kuna.

VİZE

Ülkeye giriş için: vize isteniyor. Çünkü Hırvatistan ülkesi Avrupa Birliği üyesidir.

PARA BİRİMİ

Ülkede, para birimi olarak: Kuna kullanılıyor.
1 Euro = 7 kuna.

GENEL

Şehir: Hırvatistan ülkesinin başkenti ve aynı zamanda en kalabalık şehridir. Şehirde, yaklaşık 1 milyon üstünde kişi yaşıyor. Bunların büyük çoğunluğu ise, Hırvattır. Ülke başkanı, hükümet ve parlamento, bu şehirde bulunuyor.

Şehrin hemen içinden “Sava” nehri geçiyor. Nehrin üzerinde, 7 tane trafik köprüsü bulunuyor. Şehrin, deniz yüzeyinden yüksekliği, yani rakımı: 122 metredir.

Şehrin iklimi nispeten ılımandır. Yani: kış aylarının en soğuk günlerinde bile, şehirdeki hava sıcaklığı 1 derecenin altına düşmez.

Şehir

Uluslararası bir ticaret ve iş merkezi olarak öne çıkıyor. Ülke genelinden ayrı olarak, burada yaşayan insanların milli geliri, çok daha yüksektir. Ülke firmalarının üçte biri, bu şehirde yaşamaktadır. Ülke ihracatının da, büyük bölümü, bu şehirden yapılır.

Şehir: özellikle “The Upper Town” bölümünde: barok stil eserlerle süslü mimari anıtlar, müzeler, çeşmeler, yeşil alanları ile; Avrupa’nın en öne çıkan turistik merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Hırvatistan Zagrep

TARİHİ GEÇMİŞİ

Bölgedeki ilk yerleşimin, 1’nci yüzyılda olduğu söyleniyor. Tarih kayıtlarında ise, şehrin ismi ilk kez: 1094 yılında görülüyor. 1851 yılında: Kaptol ve Gradel şehirleri birleşerek, Zagrep şehrini oluştururlar.

1242 yılında ise, Cengiz Han saldırıları sonucu, şehir olumsuz etkilenir ve zarar görür.
1699 yılına gelindiğinde, bu kez şehirde açılan üniversite ve devamında, veba salgınları, büyük sıkıntılar doğurur.

20’nci yüzyılda ise: Yugoslavya’nın dağılması sonucu: şehir, yine tam bir savaşın ortasında kalır. İç savaş öncesinde, gerginliği arttıran en büyük olay: 13 Mayıs 1990 tarihinde yapılan: Dinamo Zagreb-Kızılyıldız futbol takımları arasındaki maçtır.

Sırplar, savaşın başlarında, uçaklarıyla, şehre birkaç bomba atmışlar ve bunun dışında, şehir iç savaştan fazla etkilenmemiştir.

ARABA KİRALAMA

Havaalanından araba kiralayabilirsiniz. Günlüğü: 20 Euro. Araba kiralamaktan korkmayın, çünkü trafik gayet güzel ve rahat. Çünkü: yollarda özellikle kamyon göremiyorsunuz.

Hatta: yollarda görebileceğiniz arabalardan büyük bölümünün yabancı plakalı olmasına alışmanız gerekir. Ancak, araba kiralamanın tek olumsuz yani: şehir merkezlerinde otopark ücretlerinin çok çok yüksek olmasıdır, bunu göze almanız gerekiyor.

 

GECE HAYATI

Şehirde: gece hayatı, oldukça hareketlidir. Çünkü: çok sayıda birahane, gazino, kulüp, bar, diskotek ve caz kulübü bulunuyor.

Akşam yemeğinden sonra: Maraschino’da geceye başlayabilir ve ilerleyen saatlerde ise, göl kıyısındaki kulüplere gidebilirsiniz.

Ancak: özellikle “Aquarius” denilen gece kulübünden uzak durmanızı öneririm. Göl kıyısında: özellikle “Piranha” seçilmelidir.

OTELLER

Zagrep bölgesindeki otellerde: otel ücreti dışında, ilaveten vergi alınıyor. Yani: otelin günlük ücreti: iki kişi: 330 kn. İken, ilaveten 7 kn. Vergi ödeniyor. Şehir merkezindeki otellerin birçoğunda, iki kişilik oda fiyatı: 60-90 Euro arasında değişiyor. Hostellerin oda fiyatları ise: 15-20 Euro arasında değişiyor. Ancak, elbette gitmeden önce, internet üzerinden rezervasyon yaptırmanız şart.

Şehirde, konaklama için birçok alternatif bulunuyor.

Bunlar:
5 Yıldızlı Tesisler: The Regent Esplanade Zagreb Oteli, Sheraton Zagreb Oteli, The Westin Zagreb Oteli.
4 Yıldızlı Tesisler: Arcotel Allegra Zagreb Oteli, Palace Hotel, Hotel Dubrovnik.

NE YENİR

Şehir: pastaneleri ve kahve evleriyle ünlüdür. Burada: özellikle kalp şeklindeki “Paprenjak” yani “Bahatlı Bisküvi” yemelisiniz. Yemek olarak ise: Zagreb Bifteği (peynir ve jambonlu dana eti ile hazırlanan) deneyebilirsiniz.

Şehre özgü diğer lezzetlerin başında: krpice sazeljem (kavrulmuş lahana), kotlovina (komposto et), strukli (bir tatlı çeşidi) önerebilirim. Pazar meydanının yanında: birkaç güzel et lokantası bulabilirsiniz. Ayrıca: Leonardo denilen bir restoranda deniz ürünlerinin tadına bakmalısınız. Hatta, burada mutlaka “kalamar” yemenizi öneririm.

İçki olarak ise, buraya has bir bira türü var: Ozujsko. Bu bira: pek hoş değil. Karlovacka birası, nispeten daha güzel. Ancak, unutmamalısınız, bunların biralarının alkol oranı: % 11, yani bizim ülkemizdeki biraların alkol oranının çok üstündedir. Biranın yanında: patates kızartması veriyorlar.

Bu arada: özellikle kış aylarında, sokaklarda satılan kestanelerden, bir külah alıp, yiyebilirsiniz. Son olarak: alkolsüz içecek olarak, yörede en çok kullanılan içki: kava. Bu bizim bildiğimiz Türk kahvesidir. Buna: aynı zamanda espresso da deniliyor.

İçme suyuna gelince, buradaki insanlar genellikle içme sularını çeşmelerden sağladıklarından, şişe ile satılan içme suları biraz pahalıdır.

Son olarak, bu şehirde “bureg” denilen kıymalı böreği denemenizi öneriyorum.

NE SATIN ALINIR

Şehirde: birçok butik, dükkan, alışveriş merkezi ve hediyelik eşya satılan mağazalar var. Buralarda: kaliteli giysiler, şaraplar, kekler, hasır yada hasır sepetler ve kristal objeler satın alabilirsiniz.

Ama, ilginizi çekerse, bu şehirden mutlaka şarap satın almalısınız. Ayrıca: şehirden, kravat veya boyunluk eşarp satın alabilirsiniz.

Alışveriş merkezlerini bulabileceğiniz yerler: Branimir Centar, Kaptol Centar, İmportanne Centar, Rotonda ve City Centar Varteks.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Sokaklarının birçoğu araç trafiğine kapalıdır.

Zagreb şehir içi ulaşımında, tramvayın büyük önemi var. Tramvay: şehrin birçok bölgesine ulaşımı sağlıyor. İlk olarak, 5 Eylül 1891 tarihinde kurulan tramvay hatları, zamanla tüm şehre yayılmıştır.

Şehirde: düzenli şehir turları da bulunuyor. Zagreb temalı şehir turları: eğlenceli ve interaktif tur olarak düzenleniyor ve fiyatı: 90 kuna.

Tramvaylarda, bütün kapılardan giriş-çıkış yapılabiliyor. Çoğu kişi de, bu yüzden tramvay parasını ödemiyormuş. Ancak, kontrol elemanlarına yakalanma durumunda, ceza ödemek zorunda kalınıyor.

Hırvatistan Zagrep

GEZİLECEK YERLER

Zagreb şehri: özellikle Avusturya, Almanya ve İtalya’dan olmak üzere, yılda 1 milyon turist almaktadır.

Bir zamanlar: şehrin kralı, şehirdeki otoritesini güçlendirmek için: şehrin en yüksek yerine bir top koydurur ve bu topun: her öğlen vaktinde, bir kere ateşlenmesini emreder.

Bu uygulama: 1 Ocak 1877 tarihinden, günümüze kadar aynen devam ediyor ve her gün öğlen saat: 12.00’de, top ateşleniyor, bu sesi duyduğunuzda şaşırmamalısınız.

Bu konuda son bir not: bu top, sözüm ona “Türkler geliyor” anlamında, her gün ateşlenip, halkın dikkati çekiliyormuş.

Şehirde, muhteşem bir tramvay düzeni var ve her dakika, her yöne tramvay gidiyor. Ancak: şehir gezinizi, yürüyerek de yapabilirsiniz. Yürüyerek birçok önemli merkezi görebilirsiniz.

Şehir: iki bölümden oluşmaktadır. Bunlar:

1. Gornji grad
2. Donji grad.

GORNJİ GRAD – THE UPPER TOWN

Burası: şehrin, ortaçağ eserlerinin yoğun olarak bulunduğu bölgesidir. Kaptol ve Gradec bölgeleri, buradadır.

Şehirdeki gezimize: kent merkezinde bulunan “Trg Ban Jelacica” meydanından başlıyoruz. Burası: şehrin tam merkezidir.

Hırvatistan Zagrep
Hırvatistan Zagrep

 

TRG BAN JELACİCA MEYDANI

Şehrin merkezindedir. Bu meydanda: “Ban Josip Jelacic” heykeli görülüyor. Ban: vali demektir. Kendisi, heykelinde: at üzerinde, kılıcı havada durur görülüyor. Kendisinin, Macarlarla yapılan savaşlarda şehri korumaya çalıştığını, ancak başarılı olamadığını söylüyorlar.

Yine de, heykeli buraya dikilmiş. Ancak: Yugoslavya devleti yönetimi sırasında, Meraşal Tito tarafından heykel, Hırvat milliyetçiliğini anımsatıyor diye yerinden kaldırılmış, 1990 yılında ise, Hırvatistan bağımsızlığını kazanınca, heykel, yeniden yerine konulmuştur.

Noel kutlamaları: burada düzenleniyor. Ayrıca: burada insanlar buluşuyor, kafeteryalarda oturup gazete-kitap okuyorlar, gelen geçeni seyrediyorlar.

Meydanı gezdikten sonra: hedefimiz bir katedral.

Hırvatistan Zagrep
Hırvatistan Zagrep

 

ST.STEPHEN – ZAGREB KATEDRALİ

Söylenenlere göre: 1242 yılında, Tatarlar ülkeyi işgal ettiklerinde, burada bulunan katedrali yıkmışlar ve yaklaşık 10 yıl sonra, yeniden inşa ederken, Fransa Troy şehrinde bulunan St. Urban kilisesini örnek almışlar.

İki tane, gotik tarz kulesi görülüyor. Kulelerin uzunlukları, 100 metreyi aşmaktadır. Anıtsal yapı olarak önem kazanmaktadır. Katedralin hemen önünde: altın renkli, dört sütun bulunuyor. Bunlar: Melek ve Meryem Ana sütunlarıdır.

St. Stephen Katedrali gördükten sonra, yine kentin en hareketli yerlerinden biri olan bir pazar yerine ulaşıyoruz. Dolac Pazarı.

Hırvatistan Zagrep

DOLAC PAZARI

Şehrin en canlı bölgesidir. Hırvatistan’ın her yerinden gelen insanların ürünlerini sattıkları bir yer olarak biliniyor. Buradaki tezgahlar arasında gezinebilirsiniz. Burası: her türlü sebze, et, meyve, peynir, şarap, hediyelik eşya vs. nin satıldığı dükkan ve tezgahların bulunduğu bir yer olarak önem kazanıyor.

Burası da, çok hareketlidir. Burada: özellikle öğlen yemek yemek ve kahve molası vermek için güzel yerler bulunuyor. Pazar çevresindeki küçük dükkanlarda ise, el yapımı hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

Hırvatistan Zagrep

Pazarı gezdikten sonra: Tkalciceva Ulica sokağına giriyoruz. Burada, bir kent kapısı ve taş geçit var. Kamenita Vrata isimli bu geçit içinde: bir kent kapısı görülüyor. Kapı: 13’ncü yüzyıldan günümüze kalmıştır.

Geçit üzerinde, bir de küçük şapel var. Şapelin duvarlarında: Meryem Ana ve bebek İsa’nın resimleri görülüyor. Söylenenlere göre: bir yangında, bu resmin tahta çerçevesi tamamen yanmış, ancak resme herhangi bir şey olmamıştır.

Bu nedenle: resmin kutsal olduğuna inanılıyor. İnananlar: bu resmin önünde ve geçidin diğer yerlerinde: mumlar ve çiçekler arasında, diz çöküp dua ediyorlar.

Daha sonra: şehrin diğer bölgesine geçiyoruz.

DONJİ GRAD

Burada: devlet başkanı makamı olan Banski Dvori binası görülüyor. Devamında ise: St. Mark kilisesi var.

Hırvatistan Zagrep

ST. MARK KİLİSESİ

Kilisenin tavanındaki freskleri görmenizi öneririm. Kilise: 13’ncü yüzyılda inşa edilmiştir. Üç kubbelidir. Avrupa’nın bu bölgesindeki en özgün dini yapıların başında gelmektedir. Kilisenin çatısı: Hırvat bayrağını andırır bir şekilde, seramiklerle kaplanmıştır.

Bu özelliğiyle, başka bir benzeri yoktur. Kırmızı, beyaz ve mavi damalı zemin üzerinde, iki tane hanedanlık arması görülüyor.

Bunlardan: sağdaki arma: Zagreb şehrini, soldaki arma ise: Hırvatistan, Slovenya ve Dalmaçya üçlü krallığını temsil ediyormuş. Yani: ilginç ve güzel bir çatı yapılmış.

Şehir manzarasını izlemek isterseniz, bu bölgedeki bir kuleye çıkmanız gerekiyor.

LOTRSCAK KULA – HIRSIZ KULESİ

Buraya çıkış için: isterseniz yürüyerek, isterseniz feniküleri kullanabilirsiniz. Özellikle, yaklaşık 100 yıllık, feniküleri kullanmanızı öneririm. Burası: yapıldığı dönemde, şehirdeki hırsızların gözlenmesi için yapılmış bir kuledir.

Günümüzde ise, buradan harika şehir manzarası izlenebiliyor. Özellikle: çatıların fotoğraflarını çekmek mümkündür.

Daha sonra: yorgunluk atmak için: bir park tercih edebilirsiniz.

Hırvatistan Zagrep
Hırvatistan Zagrep

MAKSİMİR PARK

Park, şehir merkezine biraz uzak bulunuyor. Avrupa’nın en büyük doğal parkı olarak biliniyor.
Parka ulaşmak için: tramvay kullanmanız ve Buckovacka durağında inmeniz gerekiyor. Park içinde: 1853 yılında yapılan, Anton Dominik Fernkorn’un; bir heykeli var. Bu heykelde: bir ejderha öldürme sahnesi temsil ediliyor.

Park içinde: yemek yiyebilir ve kahve içebilirsiniz. Hatta: orman ve göl kıyısında, uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Aynı zamanda, bisiklet binmek te mümkündür. Gölde: su sporları yapılıyor.

Park içinde: bir de, 85 yaşında olan hayvanat bahçesi bulunuyor. Hayvanat bahçesi, özellikle çocuklar için ilginç bir gezi oluyor.

Bunların dışında: Zagreb şehrinde gezebileceğiniz diğer yerler ise şunlardır:

ZAGREB MÜZESİ

Müze: şehir tarihini ortaya koyan çizimler, el sanatları ve dökümanların sergilendiği bir yerdir. Müzenin bulunduğu yapı ise: 17’nci yüzyıldan, günümüze kalan, St. Clair Manastırıdır.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Şehrin, önemli sergilerinin başındadır. Müze: Zrinski meydanındadır. Müze koleksiyonlarında, yaklaşık 450.000 çeşit arkeolojik eser bulunmaktadır. Bu eserler, uzun yıllar boyunca farklı kaynaklardan toplanmış, Hırvat varlığının kaynaklarıdır.

Bunların en ünlüsü: Mısır bölgesinden toplanan eserlerdir. Müzede, özellikle “Zagreb mumyası” görülmelidir. Ayrıca: eski Etrüsk yazıt koleksiyonu da ilgi çekmektedir.

Hırvatistan Zagrep

ÇAĞDAŞ SANAT MÜZESİ

1954 yılında kurulmuştur. Müzenin koleksiyonları içinde: Hırvat ve yabancı çağdaş sanatçılara ait eserler sergileniyor. Müzenin günümüzdeki binası ise, 2009 yılında açılmıştır.

Hırvatistan Zagrep

MİMARA MÜZESİ

Müzede: 20’nci yüzyıla kadar, tarih öncesinden kalan eserler sergilenmektedir. En ünlü sergiler: Lorenzetti, Raffaell, Giorgione, Caravaggio, Canaletto ve Hollandalı Rembrant, Van Goyen gibi sanatçıların eserlerine aittir.

Hırvatistan Zagrep

MİROGOJ

Burası, Zagreb şehrinin mezarlığıdır. Şehir merkezinin kuzeyindeki mezarlık, 1876 yılında açılmıştır. Burada: Hırvatistan’ın geçmişinde önemli yer almış kişilerin mezarları bulunmaktadır.

Hırvatistan Zagrep

BOTANİK BAHÇELERİ

Tomislav meydanının güneyinde, Hotel Esplanade yakınlarındadır.

Hırvatistan Zagrep

MODERN GALERİ – MODERNA GALERİ

Zrinjevaç parkı bölgesinde, 1934 yılında yapılan, tarihi Vranyczany Sarayındadır.

Burada: önemli ve kapsamlı koleksiyonlar sergileniyor. Bu koleksiyonlar içinde: 19 ve 20’nci yüzyıl Hırvat sanatçılarına ait tablolar, heykeller ve çizimler bulunuyor.

Hırvatistan Zagrep

 

HIRVATİSTAN ULUSAL TİYATROSU

1895 yılında yapılmış ve Avusturya İmparatoru I. Franz Joseph tarafından açılmıştır. Şehrin en önemli tiyatro merkezidir. Bu güzel mekanda: muhteşem bir dekorla desteklenen, her türlü sahne etkinlikleri, kongreler ve oturumlar düzenlenmektedir.

Hırvatistan Zagrep

ZAGREB ÜNİVERSİTESİ

1669 yılında kurulan Zagreb Üniversitesi, Hırvatistan ülkesinin en eski üniversitelerindendir. Kuruluşundan bu yana sürekli büyüyen üniversite, günümüzde 28 fakülte bulundurmaktadır. Bu fakültelerde: 200 binden fazla öğrenci eğitim görmektedir.

2011 yılında, Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasına girmiştir. Güzel bir bahar günü: üniversitenin karşısındaki büyük parkta, piknik yapmanızı ve hatta çimenler üzerinde dinlenmenizi öneririm.

Hırvatistan Zagrep

JARUN GÖLÜ

Şehrin, Jarun mahallesinin güneybatısındadır. Sava nehri girişi tarafından oluşturulmuştur. Gölde: kürek, yelken, sörf, yüzme, koşu, paten ve kaykay gibi açık hava etkinlikleri düzenlenmektedir.

Göl çevresindeki çakıllı plajlardan, göle girilerek yüzmek mümkün ve güneşlenmek mümkündür.

Göl kıyısında: birçok restoran ve gece kulübü bulunmaktadır.

Hırvatistan Zagrep

VATROSLAV LİSİNSKİ

Burası, şehrin en ünlü konser salonudur.

ULUSAL PARK – PLİTVİCKA JEZERA- NATİONAL PARK

Burası, dünyaca ünlü bir park olarak öne çıkmaktadır. Tam bir cennet denilebilir. Giriş ücretli: 110 kuna.

Birçok ziyaretçi, sırf bu park için, şehri ziyaret etmeyi tercih etmektedirler.

Ahşap bilet gişelerinden bilet alarak girdikten sonra: büyükçe bir göl karşımıza çıkıyor. Gölün öbür ucuna ulaşmak için tekneye binmek gerekiyor. Teknenin motoru yok, çelik bir halat üzerinde gidip geliyor. Karşı kıyıya çıktıktan sonra, parkı gezmeye devam edebilirsiniz.

Parkın her noktası, ayrı bir güzelliktedir. Toplam: 260 km. karelik alanda muhteşem güzellikler sizi bekliyor. Tek sahip olmanız gereken, kuvvetli bacaklar. Küçük yürüyüş parkurunun bitiminde, bir kafeterya var ve burada küçük bir dinlenme molası vererek, kahve içebilirsiniz.

Milli parkın içinde: 15 tane göl olduğu söyleniyor. Bunlar: 10 km. karelik bir alana yayılmışlardır. Göller: şelaleler yardımıyla, birbirlerine bağlanmış durumdalar. Aralarındaki yükseklik farkı: 140 metre civarındadır.

Ayrıca: su kanalları var. Bunların yanında: biraz önce söylediğim gibi, insanlar rahat yürüsün diye ahşaptan yürüyüş yolları yapılmış. Ama, bu yürüyüş yolları, ziyaretçilerin tercihine göre değişiyor.

Yani: 1 saatlik bir yürüyüş te yapabilirsiniz, 10 saatlik bir yürüyüş te mümkün. Hatta bu yürüyüş sırasında, çeşitli hayvanlarla, geyik ve tavşanlarla karşılaşma şansınız da varmış.

Bitki derseniz, park tam bir bitki cenneti. Park içinde, broşürlerde yazdığına göre: 75 çeşitten, 1400 civarında bitki çeşidinin bulunduğu yazılıdır. Özellikle: 50 çeşit civarında orkide bulunuyormuş.

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi

Ankara-Kayseri kara yolunda, Kırşehir ve Mucur geçildikten sonra Kayseri yolundan ayrılarak gidilebilir, yoldan yaklaşık 5 m. içeridedir. Ankara-Nevşehir kara yolu da, İlçenin içinden geçer.

GENEL

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi;

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi: Hacıbektaş İlçesi; Anadolu’nun ortasında, yüksek bir coğrafyada, kuru iklim koşullarında, neredeyse ağaçsız bir yerleşim yeri. Ancak; böyle bir yerin, birçok insan için bir çekim merkezi olmasının sebebi olduğu kesin, şöyle ki: Hacı Bektaş-ı Veli’nin öğretisinin: ortaya konulduğu, olgunlaştırıldığı ve yaşatıldığı bir mekan, günümüzde müze olarak ziyarete açık Hacı Bektaş-ı Veli külliyesi burada.

Külliyeye gelirken önce bir Atatürk heykeli ziyaretçileri karşılıyor.

HACI BEKTAŞ-I VELİ KİMDİR?

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi;

Hacı Bektaş-ı Veli’yi kısaca anlatmak gerekirse; Büyük Türk-İslam düşünürüdür. Türkistan’ın Horasan bölgesinde doğmuş ve Hoca Ahmet Yesevi Okulunda: Matematik, Felsefe ve diğer bilimleri okumuştur.  İran, Irak, Arabistan ve Suriye’yi gezdikten sonra Anadolu’ya gelir ve eski adı “Sulucakarahöyük” olan bugünkü Hacıbektaş’a yerleşir.

Burada: düşüncelerini yayar, öğrenci yetiştirir ve hakka yürür.

O’nun hoşgörü, barış, insan sevgisi ve eşitlik ilkeleri üzerine kurulu olan düşünce sistemi, hala insanlığa ışık tutmaktadır.

Sosyal düşünceleri, kendisinden 600 yıl sonra 1923’te Atatürk tarafından hayata geçirilmiştir.

Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli düşünce ve öğretisi, 10 Aralık 1948’de kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi” ile aynı anlayışı aksettirmektedir.

KÜLLİYENİN MÜZE OLARAK ZİYARETE AÇILMASI

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi: Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, 1958-1964 yılları arasında, Külliyenin büyük kısmı restore edilir. 16 Ağustos 1964 tarihinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi olarak ziyarete açılır. Ayrıca: günümüzde, Hacıbektaş İlçesinde, halen ayakta kalan bir kısım yapı daha vardır.

Kadıncık Ana Evi, Bektaş Efendi Türbesi gibi bu yerler de, Vakıflar Genel Müdürlüğünün bünyesinde Müze olarak ziyaret edilebilmektedir. Özellikle, Kadıncık Ana Evi; Hacı Bektaş-ı Veli’den: el alan, giz verilen ve yetiştirilen Kadıncık Ana (Kutlu Melek-Fatma Ana), hocası öldükten sonra, öğretisini taşıma ve aktarma görevini üstlenmiş olması açısından önemlidir.

KÜLLİYENİN İNŞASI

Bugünkü mimari yapının çekirdeğini: Hacı Bektaş-ı Veli zamanında yapılan: Çilehane (Kızılca Halvet) oluşturur. 14’ncü yüzyıldan itibaren ise, eklenen bina ve yapılar ile 16’ncı yüzyıl da, dergah tamamlanmış olur.

Dergahın yapımına ait, anlatılan birkaç rivayet bulunma olup iki tanesini anlatmak istiyorum. Şöyle ki: Hacı Bektaş-ı Veli; her gün gelip, şimdiki dergahın bulunduğu yere oturur. Onu sevenler: ” galiba, hoca, burada dergah bina edilmesini istiyor, o yüzden gelip buraya oturuyor ” diye düşünürler.

Daha sonra; Hacı Bektaş-ı Veli’nin hizmetini gören, Sarı İsmail’e, Hacı Bektaş-ı Veli’yi sevenlerden biri: buraya bir dergah yaptırmaya niyet ettiğini söyler. Sarı İsmail’de, durumu hocasına anlatır.

Hacı Bektaş-ı Veli; ” ona söyle, bir usta getirtsin, biz istediğimiz büyüklükte bir daire çizelim, ayrıca, yeteri kadar taş getirtip yonttursun, hazır etsin ” der.
Sarı İsmail, bu durumu o şahsa bildirir, şahıs çok sevinir ve hemen bir mimar getirtir.

Hacı Bektaş-ı Veli’de, kalkıp, eliyle, şimdiki dergahın bulunduğu yeri çizer. O mimar da, dergahın inşası için yetecek kadar taş getirtip yontturmaya başlar. Taşların yontturulması işinin bittiği gecenin sabahı, herkes, dergahın yapılmış olduğunu görür.

Dergahı yaptıracak kimse, derhal, Sarı İsmail’in yanına gelir ve ” Ben bu binanın yaptırılması için usta getirttim, taş getirttim ve yaptırma sevabına kavuşmak istedim. Fakat, her kimse, binayı bir gecede yaptırmış ” diyerek, üzüntüsünü belirtir. Sarı İsmail, durumu hocasına bildirir.

Bunun üzerine; Hacı Bektaş-ı Veli; ” O beni sevene söyle, bu dergahı zahirden birisi gelip yapmadı. Allahu Teallanın izni ile, bir anda yapıldı. Sevabı, yine onun amel defterine yazılmıştır.” der. İsmail, durumu, derhal, kendisinden haber bekleyen kişiye bildirir ve kişi mutlu olur.

Dergahın yerinin seçimine ait diğer bir rivayet ise şöyledir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin hocası İdris, Horasan’dan bir değneği göğe fırlatır ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin, bu değneğin düştüğü yerde dergahını kurmasını söyler.

İnanca göre; bu değnek, Hacıbektaş’ta, külliyenin bulunduğu yere düşer ve saplanır ve dut ağacı olarak yeşerir. Dolayısı ile, dut ağacı, kutluluk işareti sayılır.

Günümüzde, Balım Sultan Türbesinin önündeki karadut ağacı, inananlar tarafından kutsal kabul edilir.

Evet; dergah yaptırıldıktan sonra, 1338 yılında ölümü üzerine, Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesi de, burada, Sultan Gazi Murat (Orhan Bey) tarafından, Yanko Madyan isimli bir mimara yaptırılır.

Sultan II. Murat, türbe aleminin yaldızı için 1600 akçe altın döktürür. II. Beyazıt, dergahı ziyaret eder ve kubbesini kurşunla kaplatır. Osmanlı padişahlarının dergaha ilgisi, II. Beyazıt dönemine kadar devam eder.

KÜLLİYEDE-MÜZEDE ZİYARET PLANI

Külliyenin kapısının hemen önünde “Hacıbektaş Veli” heykeli bulunuyor.

Müze; plan bakımından, birbirine geçmeli olarak yapılmış, üç ana (avlu) bölümden oluşuyor. Bu avlular içinde: türbeler ve diğer hizmet binaları var. İlk yapı olarak: Çile damı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin sağlığında inşa edilmiş.

Çeşitli zamanlarda yapılan eklentiler ve yenilemeler ile, külliye, bugünkü şeklini almış. Hacı Bektaş-ı Veli türbesi ise; 1338 yılında, nispeten basit bir yapı olarak çile damına eklenmiş. Türbe, 1385 tarihinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli’nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından yeniden yaptırılarak, bugünkü görünümünü almış.

Evet, külliyeye, müze alanına girerek, ziyaretimize başlıyoruz.

Klasik Osmanlı tarzında yapılmış bir kapıdan giriliyor. Kapı oldukça geniş ve yüksek. 1963 yılında, eskisine uyularak yeniden restore edilmiş, tonozlu ve büyükçe bir kapı. Eskiden bu kapıya ” taç kapı ” deniliyormuş.

Restorasyondan önce, kapının dış yüzünde: ” Burası aşıklar kabesidir. Eksik gelen tam olur ” anlamında bir kitabenin bulunduğu söylenmekte.

Evet, bu kapıdan giriyoruz, büyükçe bir bahçe var. Burada: 1’nci avlu sizi karşılıyor. Bu avluya: Nadar Avlusu (Altın Avlu) da deniliyor.

Avlu; üçgene benziyor.

Üçler Çeşmesi ve Mühr-ü Süleyman Motifi:

Avlunun doğusunda; Türbedar Fevzi Baba çeşmesi var. Çeşme 1902 yılında ve Feyzullah Dedebaba döneminde, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım tarafından vakfedilmiştir. Çeşmeyi inşa eden usta Nevşehirli Mustafa Vasfi’dir. Anıtsal görünümlü çeşme, düzgün kesme taştan, sivri kemerli ve düz dam alınlıklı olarak inşa edilmiştir. Üç adet pirinç kurnası birbirine paralel olarak sıralanmış olup, yapıda beyaz ve kırmızı taş değişimli olarak kullanılmıştır. Süs olarak: kabara, yıldız ve giyoş motifleri tercih edilmiştir. Düz dam alınlığın ortasında, üst kısmında orijinal yapım kitabesi, göbeğinde ise Mühr-ü Süleyman motifi yer alır. Bolk mermerin oyulmasından elde edilen yalak bölümü orijinaldir. Çeşme birkaç kez onarım görmüştür.

Mühr-ü Süleyman Motifi:

Anadolu’da Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde çok kullanılmış bir motiftir. Motif: bir çember içinde, ahtı adet uç oluşturan birbirine geçmeli, ters iki üçgen ve ortalarındaki altı dilimli rozet (Gül) ten oluşmaktadır. Motifin çok farklı anlamları vardır. Bektaşilikteki yorumu: evrenin şifresinin sevgi olduğu ve bunun da gül ile sembolize edildiği: yukarı bakan ucun ateşi yani yanlışı, aşağıya bakan ucun suyu yani doğruyu temsil ettiği ve dolayısıyla hayatın yanlış ve doğruların çatışmasından ibaret olduğu şeklindedir. Bu bize ünlü filozof Hegel’in, tez+antitez= sentez felsefesini anımsatmaktadır. Ayrıca: “Davut Yıldızı” olarak da bilinen motifin, altı ucundan her birinin bir peygamberi temsil ettiği (Musa, İbrahim, Harun, Davut, Yakup ve İshak) yönünde bir görüş de vardır.

Buradan sonra; avlunun kuzey tarafındaki, piramit üstlüklü, üçler kapısına geliniyor ve kapıdan geçilince, havuzlu meydan avlusuna, yani 2’nci avluya giriliyor. Bu avluya; dergah ve meydan avlusu ismi de veriliyor.

Eskiden; tekke teşkilatı binaları, bu avlunun etrafında toplanırmış. Avluya girişte, sağda aslanlı çeşme, aşevi ve cami var. Solda ise, meydan evi görülmekte. Güneyde ise, havuz.

ASLANLI ÇEŞME

Mısır İskenderiye mermerinden yapılmış. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa soyundan gelen Fatma hanım tarafından, 1853 yılında, dergaha, hediye olarak gönderilmiş. Çeşmenin etrafı, renkli taşlarla süslü, üzerinde sülüs hatlı Arapça bir kitabe var.

HAVUZ

Havuzun, üçler kapısına bakan duvarı, üçgen alınlık şeklinde. Üçgenin tepesine; mermerden 12 dilimli hüseyni taç yerleştirilmiş. Üçgenin, havuza bakan yüzü üzerindeki 12 mısralık kitabede: ” Havuzun, 1906-1908 yılları arasında, Beyrut Valisi Halil Paşa’nın eşi tarafından yaptırıldığı ” yazılı.

AŞEVİ

Dergahın işlevi açısından en önemli yerlerden birisidir. Toplumsal dayanışmanın en önemli göstergesi ve somut bir ifadesi olan Aş Evi: kitabesinden, 1560 yılında Silistre Valisi Malkoç Bali Bey hayrına, yakınları tarafından vakfedildiği anlaşılan bu bölümde: meşhur karakazan, halife kazanları, kahve ve baharat kutuları, ocak körükleri, ağırlıklar, kantarlar, kandiller ile çeşitli mutfak eşyaları sergilenmektedir. İç kısımda, ayrıca Aş Evi Baba Türbe ve Odası, Kiler Odası, bulaşıklık, et soğutma dolabı, ocaklar ve yemek soğutma yeri gibi bölümler bulunmaktadır.

İki kanatlı, geniş bir kapıdan giriliyor. Birbirinin devamı olan, iki koridordan geçilerek, asıl aşevi salonuna giriliyor. Birinci koridorun sağ tarafındaki küçük odada, aşevi babasının mezarı var. İkinci koridora açılan kapı üzerindeki Arapça metinde; ” 1560 ” tarihli bir kitabe var.

Giriş kapısının tam karşısında bulunan ocak üzerinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli’ye gönül verenler ve yeniçeri ocağınca kutsal sayılan ” kara kazan ” bulunmakta. Salonun kuzeybatısındaki; bulaşık yıkama yeri ve bunun yanında bulunan, özel tesisatlı et soğutma yeri, aşevinde görülmesi gereken yerler.

Aşevi salonundaki vitrinlerde ise; aşeviyle ilgili eşyalar (halife kazanları, kahve kutuları, körükler, kantarlar ve diğer mutfak eşyaları) sergileniyor. Bunların tümü, zamanında kullanılmış orijinal eşyalar.

TEKKE CAMİİ

II. Mahmut döneminde, 1834 yılında inşa edilmiş. Kısa minaresi ve özel yapısı ile, çevredeki binalara uyum sağlıyor.

MEYDAN EVİ

Dergahın, en önemli bölümlerinden biri. 1367 yılında, Murat Bey tarafından yaptırılmış. İkinci avluya girişin solunda, kemerlerin tam ortasındaki kapıdan giriliyor. Kapıların birinde; Selçuklulardan kalma bir ayet, kabartma olarak işlenmiş. Bu mermer taşın, alt yüzünde, yere bakan tarafta, Yunanca, “iyi ve tatlı flauthıan onuruna” şeklinde bir yazı var.

Bundan; kitabenin yazıldığı mermer parçasının, Selçuklu döneminde, bir Yunan yapısından söküldüğü anlaşılıyor. Tarikata girme, ikrar verme, nasip alma merasimleri ve Cem ayinleri, bu evde yapılmış. Uzunca bir süre, Bektaşilik öğretisinin yaşatıldığı bir yer.

Evet; meydan evinde gezmeye devam ediyoruz. Tavanı; göğün 9 kat olduğunu simgelemek için, 9 kat yapılmış. Odanın sedirleri üzerinde; desenli kilimler, kilimler üzerinde ise, 12 imamı simgeleyen 12 adet makam postu var. Ocağın sağ tarafında ise, Bektaşi tahtı. Ayrıca: Bektaşi hat süsleme sanatını gösteren tablolar, Bektaşi dede babaları ve dervişleri gösterir siyah-beyaz fotoğraflar, mühürler, müzik aletleri, el işi dokuma örnekleri gibi, Bektaşi kültürüne özgü çeşitli eserler sergileniyor.

Ocağın üzerinde ise; 15’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen, Hacı Bektaş-ı Veli’nin resmi var. Kök boya ile yapılmış olan bu tabloda, Hacı Bektaş-ı Veli’nin kucağında; ceylan yavrusu ve aslan, yan yana görülmekte. Bu tablo; Hacı Bektaş-ı Veli’nin barışçıl felsefesini yansıtması bakımından çok önemli. Mutlaka görün.

MİHMAN (KONUK) EVİ

Girişte solda. Dergaha gelen misafirlerin ağırlanması için kullanılmış. Evet; gezimize devam ediyoruz. Çift kanatlı, altılar kapısından, 3’ncü avluya giriyoruz. Bu avlu, aynı zamanda; hazret avlusu olarak da isimlendiriliyor. Burası; bir çiçek bahçesi görünümünde.

Birkaç basamakla inilerek, kapıdan geçiliyor ve çok etkileyici iç mekana ulaşılıyor. Buranın etkileyiciliği; belki de, bozkırın ortasındaki sade bir yapının, abartısız, sakin ve düşünce ağırlıklı dekorasyonunda saklı olabilir.

Kapıdan girişte, sağ taraftaki girintili bölümde: Atatürk Büstü var. Büst: ” Ulusumuzun büyük kurtarıcısı, Mustafa Kemal Atatürk’ün; Sivas Kongresini yaptıktan sonra, 22-23 Aralık 1919 tarihlerinde, dergahı ziyareti esnasında, ilk dinlenme yeri olmasının anısına, buraya konulmuş.

Burada, tam karşıda: Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesi ve sağ tarafta ise, Balım Sultan Türbesi ile derviş ve baba mezarları bulunmakta.

PİR EVİ

Miladi 13. ve 16. yüzyıllar arasında peyderpey tesis edilmiş olan birleşik yapılar topluluğu: Giriş, Çilehane, Orta Medhal, Mescit, Kırklar Meydanı, Hazire (aile mezarlığı), Güvenç Abdal Türbesi ile Hacı Bektaş Veli Türbesinden oluşmaktadır. Girişin sağ ve solunda, altışar olmak üzere on iki tane Dedebaba mezarı bulunmaktadır. Ak kapı denilen süslemeli ve üst kısmında “Çift Başlı Kartal” motifi bulunan kapı eşiğinde Mimar Yanko Medyan’ın (daha sonra Bektaşiliği benimseyerek Cafer-i Sadık adını almıştır) mezarı bulunmaktadır. Bektaşiliğe ait eşyaların sergilendiği Orta Medhalin sağında, dervişlerin zikredip yoğunlaştıkları ve olgunlaştıkları “Çilehane” ya da “Kızılca Halvet” denilen hücre bulunmaktadır. Üstünde kitabesi olan “Kırklar Kapası” ndan Kırklar Meydanına geçilmektedir. Duvarları kalem işi motiflerle kaplı ve ahşap süslemeli tavanı olan bu bölümde Hz Ali’ye izafe olunan tabaklanmış ceylan derisi üzerine yazılı secde suresinden ayetler olan hat levha, sancaklar, hüsn-i hatlar, derviş ve babalara ait semboller, madeni eşyalar, türbenin orijinal gümüş kapısı ile kırk budak şamdan sergilenmektedir. Meydanın doğusunda Horasan Erenlerine, batısında ise Çelebilere ait mezarlar bulunmaktadır. Gök Eşik denilen kapıdan Huzur-u Pir’e yani Hacı Bektaş Veli’nin Türbesine girilir. Türbe: Selçuklu mimarisi tarzında inşa edilmiş olup, duvar ve kubbesi kalem işi motifler ve hüsn/i hatlarla süslüdür. Kare plan ve yüksek kubbeli yapıda, kasnaktan kubbeye geçiş, mimaride Türk üçgeni denilen geçiş elemanlarınca sağlanmaktadır. Türbenin örtü sistemi, içten kubbe görünümlü olup, dıştan ise kurşun kaplı piramidal çatıdan oluşmaktadır. Yüksek tip sanduka örtüyle kaplıdır. Sekinin solundaki Güvenç Abdal Türbesinde ise kendisinin, eşi “Dünya Güzeli” nin ve hizmetkarının bitişik düzenle sandukası bulunmaktadır.

ÇİLEHANE (KIZILCA HALVET)

Ak kapıdan girilince, koridorun hemen sağ tarafında. Kalın taşlarla çevrili, ufak bir kapıdan giriliyor. Küçük ve karanlık denecek kadar loş bir oda. 2 x 3 metre ölçülerinde.

Dergahın en eski yapısı ve çekirdeği. Hacı Bektaş-ı Veli’nin sağlığında mevcut olan tek yapı olması nedeniyle, önemli. Külliyenin çekirdek kısmını oluşturmaktadır. Hacı Bektaş Veli’nin kırk gün kırk gece burada kaldığı bilinmektedir. Çilehane’de ibadet araçları dışında hiçbir şey bulunmaz, yemek ve su dışarıdan verilirdi.

KIRKLAR MEYDANI

O dönemde, dervişlerin, üniversite düzeyinde eğitim gördükleri bir yer imiş. Genişçe bir salon var. Tavanı; üç kemer taşıyor. Hacet penceresi ortamı aydınlatıyor. Kırklar meydanının doğusunda, mezarlar var. Mezarların bulunduğu bu seki üzerinde: antika saatler, İran Şahı Rıza Pehlevi’nin eşi Farah Diba tarafından hediye edilen İran Halısı, şamdanlar, levhalar, ipek seccadeler var.

Hacet penceresi önündeki vitrinlerde; Bektaşilikle ilgili eserler sergileniyor. Birinci vitrinde: Hz. Ali’nin ceylan derisi üzerine, kufi yazısı ile yazmış olduğu, Kuran’ın secde suretinden bir parça var.

Diğer iki vitrinde ise: dergahla ilgili 12 dilimli teslim taşları, bele kuşanılan kamberiyeler, kemer üzerine takılan palenkler, mücerret dervişlerinin kulaklarına taktıkları küpeler var. Duvarlarda ve pano üzerinde ise, yine dergahla ve Bektaşilikle ilgili levhalar görülüyor.

HACI BEKTAŞ-I VELİ’NİN TÜRBESİ

Kırklar meydanına girişte, sağ tarafta bulunan kapıdan giriliyor. Giriş kapısının etrafı mermer kaplama. Mermer kaplamaların işlemeleri arasında; 3 balık ve 4 güvercin motifi görülüyor. Kapıdan girince; sekiz basamaklı bir merdivenden iniliyor.

Merdivenlerden sonraki düzlükte; pir evinin giriş kapısı önünde, eşik hizasında, türbeye girenler tarafından üzerinden geçilen bir mezar var. Bu mezarın; kendi vasiyeti üzerine buraya gömülmek isteyen, yanının mimarı Yanko Medya’ya ait olduğu söylenmekte. Ancak, bir başka rivayete göre ise, burada Kadıncık Ananın gömülü olduğu.

Evet, türbe, kare planlı, tam ortada ise: Hacı Bektaş-ı Veli’nin yüksek sandukası var. Girişin sağ ve sol yanlarındaki sekilerde ise, dergaha hizmet görmüş babaların ve horasan erenlerinin mezarları görülmekte.

BALIM SULTAN TÜRBESİ

Üçüncü avlunun sağında, klasik bir yapı. Bektaşilikte ikinci pir olarak tanınan Balım Sultan, Bektaşi tarikatının kurulup, genişlemesinde büyük hizmetleri olmuş. 1462 yılında, Dimetoka’da doğan ve 1516 yılında ölen Balım Sultan’ın türbesini, Yavuz Sultan Selim’in kumandanlarından Şahsuvaroğlu Ali Bey, 1519 yılında; Selçuklu mimarisi tarzında ve bal peteği renginde yontma taşlardan yaptırmış.

Türbenin içi, kare planlı ve içinde: kollarında ejderler ve buket taşıyan güvercin heykelleri bulunan, büyük bir şamdan ile küçük şamdanlar ve kıymetli levhalar var. Türbenin üzerindeki kubbe, sekiz köşeli, piramit şeklinde ve sivri külahlı. Külahın ucunda, semaya doğru uçan bir güvercin alemi yerleştirilmiş.

Türbe önünde; kutsal kabul edilen, karadut ağacı ile birlikte üzerinde Osmanlıca yazıt bulunan bir sütun var.

Türbe içinde hüsn-i hatlar, türbenin orijinal kapısı, Balım Şamdanı ve Balım Sultan’ın kişisel eşyaları bulunmaktadır.

Türbenin kuzey kısmındaki niş içinde ise Şah Kalenderi’nin sandukası bulunmaktadır.

Evet; Hacı Bektaş-ı Veli Müzesindeki gezimiz tamamlanıyor. Umarım; bu kısa bilgiler, gezinizde müzede gördüklerinizi daha iyi değerlendirmek adına, size yeterli gelmiştir. İyi yolculuklar,

Hacıbektaş tanıtımı.

Kırşehir tanıtımı.

Mucur tanıtımı.

Nevşehir Kapadokya Gezi Planı

Nevşehir Kapadokya Gezi Planı

Kapadokya bölgesi gezisine, bulunduğunuz yere göre; bölgedeki gezi planında belirttiğim ve sizin bulunduğunuz yere en yakın noktadan başlamanız mümkün. Ben; Ankara’dan hareket edildiğinde, bölgeye nasıl ulaşacağınızı, geziye nereden başlayacağınızı ve mevcut zamanınıza göre, nerelere gidebileceğinizi; anlatacağım. Siz; kendi tercihlerinize göre, gezi rotanızı ayarlayabilirsiniz.

Gezime başlama noktası olarak, Kapadokya’da; en uzak yer olan Derinkuyu-Kaymaklı yeraltı şehirlerini hedefliyorum.

Evet; Ankara’dan; (Ankara-Nevşehir arası uzaklık, 280 km.) Mamak-Elmadağ-Yahşihan ve Kırıkkale’ye geldiğinizde, güneye yönelerek Keskin-Akpınar-Kırşehir-Mucur-(Kayseri kara yolundan ayrılıyorsunuz)-Hacıbektaş (Arzu ederseniz, Hacıbektaş İlçesi ve Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi gezilebilir) -Gülşehir-Nevşehir-Derinkuyu.

Önce Derinkuyu yeraltı şehri gezilebilir ve sonra aynı yoldan geri dönüldüğünde, Kaymaklı yeraltı şehri görülebilir. Nevşehir-Kaymaklı arası uzaklık, 21 km.

Kaymaklı yeraltı şehri gezildikten sonra; Nevşehir ve Göreme-Avanos yolunu takip edilir; yol üzerinde; Uçhisar.

Nevşehir Kapadokya Gezi Planı: ; Ürgüp ile Nevşehir’in tam ortasında. Nevşehir merkezine: yaklaşık 10 km. uzaklıkta. Evet; Uçhisar’da görmek gereken yerler gezilir. Uçhisar’dan Avcılar köyüne gelinirken, sağdaki seyirlik noktasından muhteşem manzara izlenebilir. Burada, en yüksek ve en geniş gövdeli peri bacaları var. Uzaktan bakıldığında, bu sivri külahlı yapılar, çok hoş bir görünüm oluşturuyor. Uçhisar-Avanos arası: 10 km.

Sonra aynı yol takiben: Göreme. Nevşehir-Göreme arası uzaklık, 11 km. Göreme’ de; özellikle Göreme Açık Hava Müzesinde geziyoruz ve aynı yolu takiben; Çavuşin. Çavuşin gezildikten sonra, güneye, ara yoldan gidilir; önce Paşabağ ve sonra Zelve görülmeli. Zelve’den sonra ise; Avanos. Evet; Avanos’ta gerekiyor ise, gece kalınabilir. Nevşehir-Avanos arası uzaklık; 18 km.

Avanos’tan sonra; hedef: Ürgüp. Nevşehir-Ürgüp arası uzaklık, 20 km. Ürgüp gezildikten sonra, Nevşehir kara yolunu takiben gidilir; solda Ortahisar. Ürgüp-Ortahisar arası mesafe, yaklaşık 1 km.

Evet; Ortahisar’ı geziyoruz. Sonra, yine Nevşehir kara yoluna çıkılıp, Nevşehir istikametinde ilerleniyor. Nevşehir’den sonra; Gülşehir-Hacıbektaş yolu takip edilerek, Kayseri-Ankara kara yoluna çıkılır ve Ankara istikametinde yola devam edilir.

Sonuç olarak: ülkemizin en büyük turizm alanlarından birisi, mutlaka gezip görülmeli, uygun bir iklimde, bence mutlaka gidin ve bu güzellikleri doya doya geni görün.