Balıkesir Burhaniye

Balıkesir Burhaniye


Deniz kıyısında olmayan ama deniz kıyısında: tam bir tarih hazinesi olan Ören beldesi bulunan, sessiz, sakin bir tatil yöresi.

Balıkesir Burhaniye

ULAŞIM

Burhaniye: Çanakkale-İzmir E-24 Karayolu üzerinde bulunuyor. Burhaniye-İstanbul arası Bursa üzerinden karayolu uzaklığı: 486 km. Burhaniye-İstanbul arası uzaklık, Çanakkale üzerinden ise: 450 km.
Ankara-Burhaniye arası uzaklık: 623 km., Bursa-Burhaniye arası uzaklık: 243 km., İzmir-Burhaniye arası uzaklık: 190 km., Çanakkale-Burhaniye arası uzaklık: 142 km. , Asos (Behramkale)-Burhaniye arası uzaklık: 105 km.

Burhaniye-Altınoluk: 41 km., Burhaniye-Bergama: 82 km. Burhaniye-Selçuk(Efes): 245 km., Burhaniye-Ayvalık: 34 km., Burhaniye-Edremit: 13 km. Burhaniye-Akçay: 23 km.
Burhaniye-Truva: 123 km.

Balıkesir Burhaniye

Havayolu ile buraya gelmek isteyenler için: Burhaniye’ye yaklaşık 10 km. uzaklıktaki Çanakkale-Balıkesir ana karayolu üzerindeki Körfez Hava alanından haftanın belirli günlerinde, karşılıklı olarak uçak seferleri düzenleniyor.

GENEL

Burhaniye denilince, evet, burası, İlçe merkezi itibarı ile, deniz kıyısında kurulu olmayan bir yer. Kent merkezi: denizden 4 km. içeridedir. Deniz seviyesinden yüksekliği: 19 metredir. Denizde: 12 km. sahil bandı bulunur.

İster arkeoloji, ister tarih, isterse doğa tutkunu olun, Burhaniye-Ören’e geldiğinizde, beklentilerinizin de ötesinde bir mutluluk yaşayacaksınız.

Çevrede: çok geniş arazilerde tarım yapılıyor. İstediğiniz her türlü sebze ve meyveye ulaşmak kolay. Yaylalardan getirilen: ceviz, kestane, badem muhteşem tatlar.

DOĞA YAPISI

Burhaniye’de, altı tür zeytin ağacı var. Bunun yanında: en yaygın ağaç türü: çam ve meşe. Sahil bölümü: fıstık çamı yoğunluklu. Ören’de: Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun tescil edip korumaya aldığı: 1620 adet palamut meşesi ağacı var.

RÜZGAR

Balıkesir Burhaniye

Antik çağlarda, 1001 rüzgarlar vadisi diye anılan bu yörede: kuzeyde Kaz dağları ve güneyde Marda dağlarının oluşturduğu jeolojik konum nedeniyle: meltem, imbat ve poyraz rüzgarları hakim. Bu durumun yarattığı sürekli hava sirkülasyonu, havasının çok temiz ve sağlıklı olmasını sağlamış. İsviçre’deki Alp Dağları ile birlikte, dünyanın oksijen oranı en yüksek, ender yerlerinden biridir. Biliyorsunuz, bu derece yoğun oksijen olan bir yerimiz daha var. Altınoluk.

BURHANİYE EVLERİ

Balıkesir Burhaniye İskele Mahallesi

Burası: yapılaşmanın insanı hiçte rahatsız etmediği, tek katlı evleriyle, Mayıs ayında gül, yazın fesleğen kokularıyla sarılı tam bir Ege sahil kenti.

İSKELE MAHALLESİ

Burada büyük bir liman var. Öyle ki, körfez bölgesinin en büyük yat limanı burada. Büyük balıkçı teknelerini ve yatları konuk eden limanı burada. Burada; kendinizi bir balıkçı kentinde hissedebilirsiniz. Kıyıda: balık lokantaları ve çay bahçeleri, ayrı bir güzellik oluşturuyor.

Balıkesir Burhaniye Düdüklü Suyu

DÜDÜKLÜ SUYU

Düdüklü suyundan çok içince, bu suyu içen bu bölgeden gidemez, buralı olur diye bir rivayet söz konusu. Evet, nazire olsun diye, bu sudan içmeye kalkarsanız, bir bakmışsınız, buralı oluvermişsiniz. İçinizden, “keşke” diyenleri duyar gibiyim, yine de, olmaz diye düşünmemek gerek.

Balıkesir Burhaniye

ZEYTİN

Balıkesir Burhaniye

Burhaniye, bir zeytin kenti. Tüm kutsal kitaplarda sözü edilen zeytin ağacı, sanki kutsanmış bir ağaçtır. 39 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu söylenir. Bin yıl yaşayabilir, ölse bile köklerinden yenisi çıkar. Bu nedenle: ölümsüzlerle yarışır. İlçede: 18 adet zeytinyağı fabrikası bulunmaktadır. Bu fabrikalar, son yıllarda sulu baskılı sistemden, kontinü sisteme dönüştürülmüştür. Fabrikalarda, zeytin, el değmeden ambalajlanır.

Yunan mitolojisine göre: zeytin, Tanrıça Athena’nın, insanlığa armağanıdır. Hatta bir öykü bulunmaktadır. Zeytin öyküsü. Zeytinin ortaya çıkış öyküsü. Zeytin nasıl ortaya çıkmıştır. Şöyle: Olimpos Tanrısı Zeus: bir yarışma düzenler. İnsanlığa yararlı bir hediye bağışlayana, Atina’nın yönetimi verilecektir.

Tanrı Poseidon, Atina akropolünün üstünde: bir deniz oluşturur. Zeka tanrısı Athena; bir zeytin ağacı oluşturur. Bu bitkinin, her derde deva olacağını söyler. Leziz ve yararlı bir besin maddesi, karanlıkları aydınlatacak bir ışık, yaralara iyi gelecek bir merhem. Athena, anlattıklarıyla Zeus’un aklını çeler ve yarışmayı kazanır.

Athena’nın söyledikleri gerçekleşir. Kaç asırdır, zeytin ağacının meyvesinden çıkarılan yağ: geceleri aydınlatır, mabetleri kutsar, vücutları rahatlatır, cildi güzelleştirir, saçlara hayat verir ve vazgeçilmez bir yiyecek olur.

Balıkesir Burhaniye Deve Güreşleri

Sabahları bir çanak zeytinyağı, üzerine kekik ve kırmızı biber ekin ve kızartılmış ekmeği buna banarak yemelisiniz. Muhteşem bir tat, mutlaka deneyin.

DEVE GÜREŞLERİ

Balıkesir Burhaniye Ören Plajı

Burhaniye’de, her yıl düzenlenen deve güreşleri: 2004 yılında ilk olarak “Uluslar arası Zeytin ve Zeytinyağı Festivali” kapsamı içine alınır ve büyük ilgi toplar. Kendi kuralları dahilinde, develere yaptırılan bu güreş, gerçekten ilginizi çekebilecek özellikte. Burhaniye’de bulunduğunuz sürede, rastlarsanız, mutlaka gidip görün.

ÖREN PLAJI

Ören, asırlık palamut ağaçlarının, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından tek tek numaralandırılarak koruma altına alınması ile, Yeşil Ören kimliği de güvence altına alınmış. Tertemiz suyu ve ince kuru ile ünlü.

2000 yılında, bu ününü Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEE) tarafından verilen ve artık tüm dünyada “Denize Girilebilirlik Ölçüsü” olan “Mavi Bayrak” ile tescil edilmiş.
1.5 km. boyunca yay gibi kıvrılan, altın kumlu plaj, genişliğiyle Türkiye’nin dikkat çeken plajlarından biri. Doğallığı bozulmamış ender kıyı şeritlerinden biri.

Balıkesir Burhaniye Ören Askeri Kampı

ÖREN ASKERİ KAMPI

Burada, çok güzel bir de askeri kamp bulunuyor. Ören’de: antik kentin limanı olması muhtemel bölge üzerinde kurulu askeri kamp, sahilde ince bir şerit halinde uzanıyor. İnce kumu, sakin ve dalgasız denizi var, ama bu bölgenin genel özelliği olduğu gibi, deniz suyu soğuk.

Denizin altı yine kum. Sezonun kısa olması dezavantaj. Sıcak bir tatil geçirmek isteyenler: Temmuz ayını tercih etmeli. Evet: Ören gerçekten, yazının diğer bölümlerinde söz ettiğim gibi, cennetten bir köşe. Sakin, sessiz bir doğa yapısı içinde tatil geçirmek isteyenler için, burası ideal.

NE SATIN ALINIR

Burhaniye, zeytin cennetidir. Buradan ayrılırken: Türkiye’nin en güzel, zeytinyağını bulabileceğiniz alışveriş yerlerinden, natürel sızma zeytinyağı ve doğal zeytinli sabun almayı sakın ihmal etmeyin.


TARİHİ

Burhaniye’nin antik dönemlerdeki tarihi: günümüzde Ören’de antik çağlarda kurulu olduğu düşünülen, ünlü kent Adramyttion ile bağlantılıdır.

19’ncu yüzyılda: Osmanlı padişahı Abdülhamit’in oğlu, Şehzade Burhanettin’den dolayı, bu adı almıştır. 15’nci yüzyıldan, 19’ncu yüzyıla kadar ise, bu günkü Kızıklı Köyü yolundaki Roma dönemi su kemerleri nedeniyle, “Kemer” adı ile anılmıştır. Bu ad, günümüzde bazı yerlerde kullanılmaktadır.

Kurtuluş Savaşı öncesinde, Yunan işgali altında kalan Burhaniye, 8 Eylül 1922 tarihinde kurtarılmıştır. Kurtuluş günü ile ilgili bir öykü var. Belki ilginizi çeker: Borazan Çavuş öyküsü. Şöyle: “ Büyük taarruz sonrası, bozulan ve hızla Anadolu’yu terk etmeye başlayan Yunan güçleri, Burhaniye’deki birliği de, İlçeyi yakıp-yıkarak çekilmeye hazırlanır.

Bu durumu öğrenen Burhaniye halkı: Burhaniyeli Kuvvayi Milliyeciler; zekice bir plan hazırlarlar. 8 Eylül 1922 sabaha karşı; Hanay Camiinin minaresinden, Borazan Çavuş, Türk ordusu İlçeye girmek üzereymiş gibi hücum borusu çalarak, düşmanın paniğe kapılmasını sağlar.

Böylece, Yunan işgalcileri, hiçbir kıyım ve yıkım yapamadan, arkalarına bakmadan kaçarak İlçeyi terk ederler. Çünkü: onların güçleri, masum ve savunmasız halka yetmektedir. Türk askerini karşılarında görünce, hızla kaçarlar. Evet, Burhaniye halkı, her yıl 8 Eylül tarihinde kurtuluş gününü coşkulu törenlerle kutlarlar.

TARİHİ YERLER

Balıkesir Burhaniye Adramytteion

 

ADRAMYTTEİON

Burhaniye’nin, turistik mahallesi Ören’in antik çağdaki adıdır. Burhaniye ilçe merkezine 3.5 km uzaklıktadır. Dört sırta sahip bir yükselti üzerinde ve yamaçlarında, deniz kıyısında alüvyal düzlük tarafından kuşatılmış vaziyette konumlanan Ören Mahallesinin altındadır. 

Antik Mysia bölgesini önemli bir limanı olan şehir, Edremit Körfezinin girişinde yer alması nedeniyle, hem askeri hem de ticari bir merkez olmuştur. Hatta, Roma döneminde bölgenin yargı merkezi statüsündeydi. 

Antik kaynaklara göre (özellikle Strabon ve Aristoteles) şehir, Lidya Kralı Alyattes’in oğlu Kral Kroisos’un kardeşi Prens Adramy tarafından kurulmuştur ve Atina’dan kovulan Delos adası sakinleri yerleşmiştir. 

Ancak yapılan kazılar, bölgedeki yerleşim izlerinin Kalkolitik Döneme kadar gittiğini göstermektedir. 

Tarih boyunca kente yapılan saldırılar sonucu, kent iç kesimlere taşınmıştır. 

Burada: antik dönemlerde; deniz ticareti, gemi ve tekne yapımı yönünde büyük gelişmeler yaşanmıştır. Burada yapılan gemiler; Filistin’e kadar gitmiştir. Bunun kanıtı ise: İsa’nın havarilerinden Aziz Paulus’un, Roma’ya götürülüşü sırasında, Filistin’den bindirildiği ilk geminin Adrmaytteion gemisi olduğu hakkında, İncil’den edinilen bilgilerdir. Ayrıca: zeytinyağı üretimi ve tarım yaygındır. 

Şehir: Truva’dan Bergama’ya giden önemli bir sahil yolu üzerinde bulunuyordu. En büyük özelliği ve önemi ise: limanından kaynaklanıyordu.

Bölgenin tek gerçek limanı burada idi. Daha sonra; Bergamalıların hakimiyeti ile, burası zamanla bir donanma istasyonu işlevi de görmeye başladı. Çünkü: İda bölgesinde, bol miktarda odun yakıtı vardı. Liman: Romalılar zamanında: seyahat ve ticaret açısından daha büyük anlam kazandı.

Evet: bölge, Lidyalılar, sonra Persler, Makedonlar ve daha sonrada Romalıların egemenliğine girer. Bu dönemde, imparatorluğun adalet örgütünün merkezi olur. Çünkü: burada bir il mahkemesi açıldığı görülüyor.

Romanın bölünmesinden sonra ise, Bizans sınırları içinde kalan kent, yaklaşık 200 yıl bu egemenlik altında kalır. MS.178 yılında, İstanbul’u kuşatan İslam ordularınca ele geçirilir. 1076 yılında Anadolu Selçuklularının egemenliğine giren kent, daha sonra Haçlı seferleri sırasında, Haçlı orduları tarafından ele geçirilip yağmalanır.

Adramyttion; çok değerli ve eski bir tarihe sahiptir. Assos, Sardes, Pergamon ve Ephesus ile birlikte, o çağların en önemli kentlerindendi.

Kentin kalıntılarının bulunduğu Ören’de, yasal arkeolojik kazılara başlanmıştır.

Ancak, tam olarak, bugünkü Ören’in bulunduğu yerde, bir zamanlar eski Adramytteion bulunmaktaydı. Ancak, buna rağmen, burada şaşırtacak kadar az antik parça bulunmaktadır.

Muhtemelen son yüzyılda, buradaki taşlar, civarda bulunan ev inşaatlarında kullanıldı. Bu tabii ki son derece ciddi kayıplar yaratıyor. Güney tarafındaki girintide, antik liman bulunmaktaydı. Ancak, maalesef bu bölgede: günümüzde bir Askeri Kamp var. Bu nedenle, buraya girmek ve arkeolojik çalışmalar yapmak mümkün değil.

Adramytteion

GÜNÜMÜZDE ANTİK KENTTEN KALAN YAPILAR:

Antik dönemdeki kıyı hattı, bugün içeride kalmıştır. Yani, kıyı çizgisi değişmiştir. Ayrıca, şehir bugün modern yerleşimin altında kaldığı için kazılar zorlaşmaktadır. Ancak yine de kazılar sürdürülmektedir. 

ARKEOPARK:

Burada Bizans dönemi kilise kalıntıları, Roma mozaikleri ve liman yapıları görülebilmektedir. 

 

NEKROPOL ALANI:

Ören yeri çevresinde kaya mezarları ve lahitler bulunmuştur. Mezar buluntuları özellikle Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenir. Mezar stelleri, yerel sanat üslubu hakkında bilgi vermektedir.

Nekropolde bulunan iskeletler incelendiğinde, yaş ortalamasının 35-50 yaş arasında olduğu tespit edilmiştir. İskeletler arasında genç ve yaşlı ölümleri az ve eşittir.

AKROPOL ALANI:

Şehrin Akropolü, Roma döneminde kentin önemli yapılarını bünyesinde barındırıyordu ancak günümüzde modern Ören yerleşiminin altında kalmıştır. 

 

ASIRLIK MEŞELER

Kazı alanı çevresini saran devasa tescilli meşe ağaçları, alanı gezerken size harika bir gölge ve atmosfer sunar. 

Adramytteion
HÖYÜK ALANI:

Ören Tepe (veya Karataş Mevkii) olarak bilinen ana höyük bölgesi, kazıların en yoğun olduğu ve kentin tabakalarının en iyi görülebileceği yerdir. 

Adramytteion Roma Hamamı
ROMA HAMAMI:

Kentte kazılarda açığa çıkarılan ilk Roma yapısıdır. MS 2-3 yüzyıllara tarihlenir. Günümüz Belediye Lojmanlarının arkasında kalan yapı, üst kotlardan itibaren Adramytteion genelinde karşılaşılan Orta-Geç Bizans dönemi çok evreli mimari düzenlemelerine benzer uygulamalar sunmuştur. 

Kentin Roma İmparatorluğu dönemindeki görkemini ve günlük yaşamı yansıtan en önemli yapılardan birisidir. 

Kazı çalışmalarında elde edilen bilgilere göre, bu hamam kompleksinin öne çıkan özellikleri şunlardır:

Hamam klasik bir Roma hamamında bulunması gereken temel bölümlere sahiptir. Burada yerden ısıtma sistemi olan hypocaust (cehennemlik) kalıntıları net bir şekilde görülebilir. Pişmiş toprak sütuncukları üzerinde yükselen zemin, alttan geçen sıcak hava ile ısıtılmaktaydı. 

Adramytteion Roma Hamamı

Hamamı özel kılan unsurlardan biri, tabanında bulunan geometrik motifli mozaiklerdir. Yapının avlusunun üzerinde, ince bir kireç tabakasıyla düzgünce kaplandığı anlaşılan mozaik taban açığa çıkarılmıştır. Söz konusu taban, siyah ve beyaz tesrara kullanımıyla işlenmiştir. 

Birbiriyle çelişkili dairesel motifler ve merkezde bitkisel motifli bordür içerisinde geometrik düzenlemelerin benzerlerine MS 2-3  yüzyıllarda rastlanmaktadır. 

Yapının alt kotlarında, itinalı drenaj sistemi, taban altı ısıtma sistemi ve sıcak hava dağılımını sağlayan kanallar tespit edilmiştir. 

Hamamın çevresinde gelişmiş bir su tahliye ve kanalizasyon sistemi tespit edilmiştir. Antik kentin limanla olan bağlantısı düşünüldüğünde, bu mühendislik harikası yapılar, kentin altyapısının ne kadar ileri düzeyde olduğunu kanıtlamaktadır. 

Adramytteion
ÖREN MEYDANI VE APOLLON TAPINAĞI:

Ören meydanında, bugün Kaymakamlık Konutu yakınlarında yerinde duran devasa bir Roma sütun kaidesi görülmektedir. Ayrıca yer üstünde duvar kalıntıları vardır. Burası, antik kaynaklarda adı geçen görkemli Apollon Tapınağının bulunduğu tepedir. Denizden bakıldığında, antik Adramytteion şehrinin Edremit körfezine en  hakim tepesi olduğu anlaşılan bir yerdedir.

 

BİZANS KİLİSESİ VE DEPO YAPILARI:

Kazı alanında, kentin daha geç dönemlerine ışık tutan Kuzey ve Güney kiliselerinin kalıntılarını, ayrıca antik limanla bağlantılı büyük depo yapılarını görmek mümkündür. 

Adramytteion
Adramytteion Hemen üstteki sütunun üzerinde yazan yazıların Türkçesi
Ören Kilisesi:

Geç Roma dönemine kadar konut alanı olarak kullanım gören, Geç Antik Çağ içinde mezar alanı olarak dönüşüm geçiren ve devamında kilisenin konumlandığı Ören ana yükseltisinin sırtlarından biri üzerindedir.

Bu bölgede tespit sondajlarıyla belgelenen ve bütünü açığa çıkarılan MS 7 nci yüzyıla tarihlenen kilise (Kuzey Kilise/Mezar Şapeli), MS 11 nci yüzyıl sonunda, kent genelinde görülen bir yıkım neticesinde tahribata uğramıştır.

Tahribinin ardından işlevini, hemen güney yakınındaki MS 12 nci yüzyılda inşa edilen kiliseye (Güney Kilise) bırakmış ve apsisi daraltılarak mezar şapeli olarak kullanım görmüştür.

Yapının tuğla tabanının altına konumlandırılmış mezarlara, kimi yerde beş bireye kadar gömü yapıldığı görülmüştür.

Anlaşılacağı üzere, kentin bu bölgesi Geç Bizans döneminde ruhban sınıfı gömüleri için tercih edilmiştir.

Bu bölge üzerinde sürdürülen antropolojik çalışmalar, yerleşimin bu geç evresindeki beslenme alışkanlıkları ve görülen hastalıkları hakkında bilgi sunmaktadır.

Adramytteion Antik Liman
ANTİK LİMAN:

Antik kaynaklarda, Adramytteion antik kentinin iki limanı ve bir tersanesi olduğundan söz edilmektedir. Ama günümüze sadece bir liman kalıntısı ulaşmıştır.

Bu liman günümüzde Anadolu’da en iyi korunagelmiş antik limanlar arasında bulunmaktadır.

Liman kalıntıları, günümüzde su altındaki sığlık alanda bulunmaktadır.

Mendirek, sahilden batıya doğru yaklaşık 150 m ve buradan da kavisli bir dönüş yaparak 100 m kadar kuzeye doğru devam etmektedir.

Mendireğin gövdesi, birbirine 8 m mesafede izodomik bir yapıda inşa edilmiş, iki paralel ana duvar ve bu duvarları dik kesecek biçimde konumlandırılan destek duvarından oluşmaktadır.

Mendirek duvarının dağılmış blokları arasında, çok sayıda bosajlı ve köşe profili bloklar bulunmaktadır.

Yapılan rölöve çalışmaları, MÖ 4 ncü yüzyıl evresine ait blokların da tespit edildiği, ancak korunagelen haliyle Roma dönemine tarihlenen evresine ait detaylar gözler önüne serilmiştir.

Ören Çoruk Köyü Roma Köprüsü

ROMA KÖPRÜSÜ

Çoruk Mahallesi yakınlarındadır. Çoruk deresi (antik dönemdeki ismi Eueinos) üzerinde yer alır. Eğer köprüyü görmek isterseniz: Çoruk köyü mezarlığı yakınlarındaki dere yatağını takip edebilirsiniz.

Halk tarafından Okuf Köprüsü olarak da bilinir.

Bu köprü sadece bir geçiş noktası değil, aynı zamanda antik çağın mühendislik ve inanç dünyasına dair önemli izler taşıyan bir yapıdır.

Köprü, toplam 5 kemerlidir. Günümüzde bu kemerlerin bir kısmı, alüvyonlar nedeniyle toprak altında kalmış veya bitki örtüsüyle kapanmıştır.

Düzgün kesme taş işçiliği görülür. Harçsız veya çok az harçlı büyük taş bloklarının kullanılması, Klasik Roma dönemi karakterini yansıtmaktadır.

Oldukça sağlam bir gövdeye sahip olmasına rağmen, bakımı ve restorasyonu yapılmamıştır.

Evet en önemli husus: köprü üzerinde herhangi bir taşıt izi olmamasıdır. Bu yüzden buranın sıradan bir kervan yolu değil, Dinsel Geçit Köprüsü olabileceği düşünülmektedir. Antik dönemde Aleksandria Troas kentinden gelenlerin, Apollon kehanetleri için bu güzergahı kullandıkları düşünülür.

Köprü, antik Adramytteion kendinin hinterlandında yer alır. Çevresinde Roma ve Bizans dönemlerine ait bol miktarda seramik kırığı ve antik yol izleri (taş kaldırımlar) bulunmaktadır.

Ören Yılantepe Altarı

YILANTEPE ALTARI

Ören mahallesini kuzeydoğusundadır.

Karınca çayının denize döküldüğü noktaya yakın bir yükseltidedir.

Antik dönemde bu tepe, hem körfezi hem de limanı kontrol eden stratejik bir gözetleme ve ibadet noktası olarak kullanılmıştır.

Bu tür altarlar genellikle tanrılara kurban sunmak veya adak adamak amacıyla yüksek tepelere inşa edilirdi. Tepede kayaya oyulmuş basamaklar, platformlar ve sıvı (şarap veya kan) akıtmak için kullanılan kanallar (libasyon çukurları) tespit edilmiştir. Altarın, antik kentin koruyucu tanrıları olan Apollon veya Zeus onuruna yapıldığı tahmin edilmektedir.

Tepenin doğu yamacında, büyük taş bloklarla sınırlandırılmış ve içindeki buluntularla Helenistik Döneme tarihlenen önemli bir mezar bulunmuştur. Bu kalıntılar, Adramytteion antik kendinin sadece bugünkü Ören Meydanı ile sınırlı olmadığını, çevredeki tepelere kadar yayıldığını kanıtlamaktadır.

Evet bugün Yılantepe de görülebilecek tarihi bir eser yoktur. Sadece tepeden tüm Edremit Körfezi ve ören plajları ve karşıdaki Midilli adası görülebilmektedir. Yörede halen kazı çalışmaları devam etmektedir.

Ören Kuvayi Milliye Müzesi

ÖREN KUVAYİ MİLLİYE KÜLTÜR MÜZESİ.

Burhaniye merkezinde bulunan bu müze, Milli Mücadele dönemine ait eserlerin yanı sıra bölgeden çıkan arkeolojik objelere de ev sahipliği yapıyor.

Burhaniye ilçe merkezinde (Kocacami karşısında) yer alan bu tarihi bina, bölgenin antik dönemden Cumhuriyete uzanan köprüsüdür.

Müze binası 18 veya 19 yüzyılda inşa edilmiş, Osmanlı döneminde Şehir Oteli ve Camlı Kahve olarak kullanılmış tarihi bir yapıdır.

Daha sonra Halkevi ve Askeri Mahfel (Subay kulübü) gibi farklı amaçlara hizmet ettikten sonra 2008 yılında restore edilerek müze haline dönüştürülmüştür.

Bugün müze 2 ana bölümden oluşur.

 

ZEMİN KAT-ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ;

Adramytteion Buluntuları:

Bu bölümün en büyük özelliği, Ören deki Adramytteion kazılarından çıkan eserlerin burada sergilenmesidir.

Koleksiyon:

Antik döneme ait sikkeler, seramikler, kandiller, tıbbi aletler (cımbızlar, broşlar) ve cam eserler (göz yaşı şişeleri) vardır.

 

Gemi Modeli

Antik çağın ünlü savaş gemilerinden olan bir trireme modeli de bu katta sergilenmektedir.

 

ÜST KAT-ETNOĞRAFYA VE MİLLİ MÜCADELE BÖLÜMÜ:

Milli Mücadele Ruhu:

Kurtuluş savaşında kullanılan silahlar, yerel kahramanlara ait kişisel eşyalar ve o döneme ait fotoğraflar bulunur.

 

Kültürel Bellek:

Bölgenin sosyal yaşamını yansıtan geleneksel kıyafetler, ev eşyaları ve tarım aletleri sergilenir.

 

Önemli isimlerin mirası:

Aziz Nesin, Oğuz Tansel ve Murat Bardakçı nın dedesi Cemal Bardakçı gibi tanınmış simalara ait objeler de bu katta sergileniyor.

 

 

Balıkesir Burhaniye İçmeler ve Kaplıcalar

İÇMELER VE KAPLICALAR

KARAAĞAÇ KAPLICASI

Burhaniye’ye 10 km., Karaağaç Beldesine 2 km uzaklıktadır. Kaplıca hamamındaki su, başta uyuz olmak üzere, birçok cilt hastalığına iyi gelmektedir. Konaklama olanağı olmadığından günü birlik gidilmesi söz konusudur.

BOSTANCI KÖYÜ KAPLICALARI

Burhaniye’ye 10 km. uzaklıkta: Balıkesir, Çanakkale ve İzmir ana kara yolu kavşağında bulunmaktadır. Suyu, ortalama 51 derecedir. Romatizma, siyatik, lumbago ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir. E-87 Ana Kara yolu üzerinde olması nedeniyle otobüs ve minübüslerle ulaşım kolaydır. Ayrıca, konaklama olanakları da vardır.

PELİTKÖY ZEYTİN PINARI İÇMESİ

Burhaniye’ye 12 km., Pelitköy’e ise 2 km. uzaklıktadır. Ortalama 20 derece sıcaklığındaki su, safra yolu hastalıkları ile karaciğer ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir. Burada: Pelitköy Belediyesine ait, 20 yataklı bir pansiyon bulunuyor. Yaz aylarında, Pelitköy’den otobüs seferleri düzenleniyor.

DUTLUCA KÖYÜ İÇMELERİ VE DAMLARCA SUYU

Burhaniye’ye 12 km. uzaklıkta, Dutluca köyündeki içme suyu, ortalama 16 derece sıcaklıktadır. İdrar yolları ve böbrek rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Bu köyde, ayrıca Damlarca yıkanma suyu da bulunmakta ve cilt hastalıklarına yararlı olmaktadır. Ulaşım, köy minübüsü ile sağlanmakta ve günü birlik gidilip gelinmektedir.

Balıkesir Burhaniye

EĞLENCE VE MESİRE YERLERİ

ARTUR (ARKENT)

Birbirinden güzel koyları, gazino ve eğlence mekanları ile, her türlü sosyal tesise sahip bir tatil beldesi. Burhaniye’ye 23 km. uzaklıkta.

SEKLİL TEPE ÇAMLIĞI

İlçe merkezine 3 km. uzaklıktadır. Temiz havası, çam ve zeytin ağaçları ile kaplı doğası ve bol su kaynakları ile huzurlu bir mesire yeridir.

TAYLIELİ KÖYÜ

İlçe merkezine 7 km. uzaklıktadır. İskele mahallesine ise, 1.5 km. uzaklıktadır. Burhaniye tarihindeki öneminin yanı sıra, körfez bölgesinin büyük bir bölümünü kapsayan panoramik manzarası ile görülmeye değerdir. Çam ve zeytin ağaçları ile kaplı doğası ve bol suyu ile ideal bir mesire yeridir.

MURAT ÇEŞME

İskele mahallesinin 2 km. kadar güneyinde, deniz kıyısında, temiz denizi, suyu ve güzel doğası ile keyifli bir mekandır.

 

 

TAYLIELİ KÖYÜ

Taylıel köyü, Burhaniye ilçe merkezine 7 km, Ören sahiline sadece 1.5 km uzaklıktadır.

Burhaniye nin hemen sırtlarında, tüm körfezi ayaklar altına seren bir balkon gibi konumlanan Taylıel köyü, son yıllarda bölgenin en popüler kaçış noktalarından biri haline gelmiştir.

Adramytteion antik kentinin hemen yukarısında yer alan bu köy, tarihi dokusu, eşsiz manzarası ve gurme kahvaltılarıyla bilinir.

Taylıel in en büyük çekim merkezi, Edremit Körfezine hakim panaromik manzarasıdır.

Köyden bakıldığında, bir yanda Kaz dağlarının ihtişamı, diğer yanda Ayvalık adaları ve körfez ışıkları görülebilir.

Özellikle gün batımı saatlerinde körfezin aldığı renkler görülmeye değerdir.

Köy, son yıllarda bir kahvaltı köyü kimliği kazanmıştır.

Bölgedeki mekanlar genellikle kendi üretimi olan zeytinyağlarını, ev yapımı reçelleri ve yerel peynirleri sunarlar.

 

Antik Kalıntılar:

Köy merkezinde ve çevre yollarda Bizans ve Geç Antik çağa tarihlenen mermer sütunlar, granit parçalar ve işlenmiş kayalar görülebilir.

Bu kalıntılar, kentin Adramytteion ile olan tarihsel bağını doğrular.

 

Taylı Baba Türbesi:

Köyün tarihi mezarlığında bulunan bu türbe, köyün manevi duraklarından biridir. Çevresinde antik dönemden kalma taş ocaklarının izlerine rastlanır.

 

Açık Hava Tiyatrosu:

Köyün hemen girişinde bulunan modern amfi tiyatro, yaz aylarında çeşitli festivallere ve sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapar.

 

 

Altınoluk tanıtımı yazısı için.

Akçay tanıtımı yazısı için.

Burhaniye tanıtımı yazısı için.

Ayvalık tanıtımı yazısı için.

Balıkesir tanıtımı yazısı için.

 

Balıkesir Edremit Altınoluk

Balıkesir Edremit Altınoluk

Evet, burası, dünyanın en yoğun oksijen bulunan yöresi. Tam bir oksijen çadırı gibi. Bu durumun, teknik verilerle kanıtlanmış olması da cabası. Hani derler ya, astım hastaları, Antalya-Alanya’daki Damlataş Mağarasına gitmeliler diye, burada mağaraya filan gitmeye gerek yok. Ortam, tamamen yoğun oksijen ile dikkat çekiyor.

ULAŞIM

İstanbul’dan, Altınoluk’a: Bursa-Balıkesir-Havran-Edremit üzerinden gidebilirsiniz. Tekirdağ-Çanakkale yolunu da tercih edebilirsiniz. Bu yol, manzarası güzel, trafiği az ve 476 km. İstanbul-Kınalı arası otoyolu kullananlar, Tekirdağ’dan Keşan’a, sonra da Gelibolu’ya gelecekler. Buradan, Lapseki’ye veya Eceabat’tan Çanakkale’ye, karşıya geçmek için feribotlar, saat başı kalkıyor. Truva’dan, Edremit Körfezine inerken, Altınoluk sizi karşılayacak.

Ankara’dan, Altınoluk’a gelmek için ise: Ankara-Eskişehir-Bursa-Balıkesir-Edremit-Akçay üzerinden ilerleyerek Altınoluk’a ulaşmak mümkün. Ankara-Altınoluk arası uzaklık: 644 km.

Altınoluk-Edremit arasındaki uzaklık: 28 km. Balıkesir-Altınoluk arası uzaklık ise: 114 km.

Balıkesir Edremit Altınoluk

GENEL

Evet, Altınoluk denilince, yörenin havasının, tam bir oksijen deposu olması akla geliyor. Sonra ise: yörede bulunan çok sayıda konaklama tesisi ve eğlence mekanı.

Ayrıca: Güre’deki kaplıcalar, Kaz dağının gizemi, Sarıkız efsanesinin hüznüdür.

Balıkesir Edremit Altınoluk

SARIKIZ EFSANESİ

Güre Köyünde, Sarıkız adında, çok güzel, iyi yürekli bir kız yaşarmış. Kendisini sevmeyenlerin iftiraları sonucu, babası, Sarıkız’ı, 5-10 kazla birlikte, İda dağına bırakır. Bir süre sonra, kızını görmeye giden baba, kızından su ister. Sarıkız, dağın tepesinden, elini körfeze uzatarak tasını doldurunca, kızının erdiğini anlar. Sırrı anlaşılan Sarıkız, orada, buna çok üzülen babası ise İda dağının başka bir tepesinde ölür. Bu efsaneye göre, İda dağı, Kazdağı, dağın doruğu Sarıkız Tepesi, kızın babasının öldüğü yer de Babadağı olarak anılmaya başlanır.

Gürenin üstünde bulunan Kavurmacılar Köyünde yaşadığına inanılan Sarıkız için, her yıl 15 Ağustos tarihinde bir tören düzenlenir. Bu törende: köyde, keşkek, pilav, nohut pişirilip yenir. Şerbetler içilir. Terkedilmiş görünümlü köyde kalan beş-altı ailenin yanı sıra, yeni yapılanmalara da rastlanılıyor. Sarıkız şenliklerine olan ilginin her yıl arttığı görülmekte. Ayrıca, Sarıkızın kabri başında, herkesin dileğini yazabildiği büyük bir dilek defteri de bulunuyor.

GEZİLECEK YERLER

Balıkesir Edremit Altınoluk Antandros

ANTANDROS ANTİK KENTİ

Antandros antik kenti, Edremit ilçesinden Altınoluk an yaklaşık 2 km doğusunda, Kaz dağlarının güney eteklerinde yer alan ve Geleceğin Efes i olarak adlandırılan büyüleyici bir Troas kentidir.

 

TARİHİ SÜREÇ-PERS KRALI XERXES

Heredotos, Pers Kralı Xerxes in MÖ 483 yılında Yunanistan a yapacağı seferin hazırlıklarına ve ordunun izlediği güzergaha değinir.

Heredotos un anlatımına göre:

Ordu, Lydia dan Kaikos ırmağına ve Mysia ya yöneldi.

Kaimos u geçtikten sonra Aternaos içinden Karene kentine doğru yürüdü.

Bu kentten sonra Adramytteion kenti ve Pelasg sitesi Antandros’a geçerek Thebe ovasına indi.

Ve oradan gece İda eteklerinde konaklamışken bora patladı, zigza gezinen yıldırımlar düştü ve oldukça önemli sayıda kayıplar verdi.

 

DONANMA KURULMASI

Vergilius un “Aeneas” adlı eserinde, MÖ 1200 lü yıllarda, Akhalar ile Troyalılar arasında çıkan savaş sonrasında yıkılan Troya kentinden kaçan Aeneas ve yanındakilerin bir Phry yerleşimi olan ve İda dağı eteklerinde bulunan Antandros ta donanmalarını kurduklarından bahseder.

Antik kaynaklarda Antandros kenti ile ilgili bilgilere çok sık rastlanmamasına karşın, kentin adı Atina ve Sparta arasında, MÖ 431 yılında başlayan ve MÖ 404 yılında sona eren Peleponnesos savaşlarında sıkça geçer.

Savaşların ilk evresinde Antandros ile ilgili bilgiyi Thukydides ten alınır.

Lesbos adasını ve burada yer alan Mytilene kentini ele geçiren Atinalılar, kent halkının bir kısmını sürgüne göndermiştir.

Mytilene ve Lesbos adasının diğer bölgelerinden sürgün edilen bu insanlar, yanlarına Peleponnesos tan paralı askerler alarak Antandros u ele geçirirler.

Bu insanlar Antandros un, İda dağına yakın olması ve gemi yapımında kullanılacak diğer gereçlerin de bol olmasından yararlanarak gemi yapacak, böylece Lesbos a saldırıp geri aldıktan sonra karşı kıyıda yer alan diğer Aiol kentlerini de ele geçireceklerdi.

MÖ 512 yılında Persler tarafından Antandros şehri ele geçirildiğinde, tarih sayfalarında yerini almıştır.

İda dağının eteğinde konumu sayesinde, şehir gemi inşa endüstrisi için gerekli olan zengin kereste ve reçine kaynaklarına erişebiliyordu.

Bu hususlar, Antandros u savaş filolarını genişletmek isteyen tüm askeri güçler için cazip bir hedef haline getirmiştir.

Şehir defalarca el değiştirdi, Yunanlılar ve Persler tarafından kontrol edildi ve hatta kısa bir süre için özerk bir yerleşim yer ibile oldu.

Antandros Mozaikleri

YAMAÇ EV-ROMA VİLLASI VE MUAZZAM MOZAİKLER

Antandros un en çok ses getiren bölümü, MS 300 civarına tarihlenen yaklaşık 1100-1800 metrekarelik Roma villasıdır.

Araştırmalara göre villanın MS 3 ncü yüzyılda inşa edildiği ve MS 6-7 nci yüzyıllara kadar kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu tarihte, Arap akınlarından kaçan halk, kenti terk ederek, bugün Şahinkalesi olarak adlandırılan, oldukça korunaklı doğal bir kale görünümündeki tepeye taşınmıştır.

Antandros Mozaikleri

Evet, denize bakan bir yamaç üzerine yerleştirilmiş olması nedeniyle klasik Roma peristilli ev tipinden farklı olarak, sıralı ev tipi olarak adlandırılan bir mimari üslupla inşa edilmiştir.

32.90 m uzunluğundaki portika üzerine, yan yana dizilmiş 6 odası evin ana mekanlarını oluşturmaktadır.

Bunun haricinde latrina (tuvalet), mutfak, teras ve oldukça görkemli bir hamam bulunur.

Antandros Mozaikleri

Mozaikler ve Freskler:

Yamaç ev özellikle taban mozaikleri ve freskolarıyla dikkat çekmektedir.

Yamaçtaki eğimden dolayı, teraslar üzerine oturan villanın portikosu ve yan yana dizilmiş 6 odasından Oda no 1 ve 4 oldukça iyi korunmuş mozaiklere sahiptir.

Oda 3 ün tabanı mermer kaplıdır.

Oda 1 in duvarları, stilize sütunlar arasına yerleştirilen tek figürlü panellerden oluşan freskolar ile dekore adilmiştir.

Ayrıca hamamın soyunma odası olarak adlandırılan odasının tabanı, tam olarak korunmuş mozaik döşemeye, duvarları freskoya sahiptir.

Özellikle bir içki kabından (kantharos) su içen iki kuşun resmedildiği “Çarkıfelek” motifi çok meşhurdur.

Antandros Su içen kuşlar Çarkıfelek Mozaiği

Duvarlarda ise meyve ve içki taşıyan hizmetkarların betimlendiği freskler bulunur.

Antandros Mozaikleri

Lüks Yaşam.

Villanın kendine ait özel bir hamamı, kanalizasyon sistemi, kışlık ve yazlık salonları vardır.

Bu, kentin o dönemdeki yüksek refah düzeyini yansıtır.

Antandros Nekropolis

ANADOLU NUN EN GENİŞ NEKROPOLÜ-MEZARLIĞI

Antandros, mezar çeşitliği açısından Anadolu arkeolojisinde çok özel bir yere sahiptir.

Nekropolis, Antandros yerleşmesinin yer aldığı Kaletaşı Tepesinin yaklaşık 400 m batısındadır.

Deniz ile ona paralel uzanan tepe arasındaki 50-60 m lik yamaç ve düzlüktedir.

Bugün Melis Sitesinin büyük bir bölümünün üzerine oturduğu Nekropolis alanının batı sınırı, sitenin batı sınırı ile aynı konumda iken, 2001 yılından bu yana sürdürülmekte olan sistemli kazılar, nekropolis alanının sınırlarını tespit etmeye yönelik olarak sürdürülmektedir.

Bugüne kadar toplam 412 mezar bulunmuştur.

Nekropolis in en erken mezarında, hediye olarak göğüs üzerinde bir bronz saç spirali ile bacaklar hizasında 5 aşık kemiği bulunmuştur.

Arkaik döneme ait, toplam 160 mezar bulunmuştur.

Evet, Nekropolis; MÖ 8 yüzyıldan MÖ 2 yüzyıla kadar kesintisiz kullanılan bu alanda şunlar görülebilir.

Antandros Nekropolis

Lahit Mezarlar:

Nekropolde ilk lahit kullanımı, yetişkin bireylerin sadece yakılarak gömülmediği MÖ 6 ncı yüz yılda görülmeye başlar.

MÖ 5 nci yüzyıla ait lahitlerde çoklü gömüler dikkat çekmektedir.

Bir lahitte, ikisi kadın, birisi erkek üç erişkinin yatırıldığı lahit içerisinde, MÖ 450 civarına tarihlenen siyah figür tekniğinde bezeli kaide ve gövde ele geçirilmiştir. Üç bireyin de birbirinin üzerine, diğerini tahrip etmeksizin yatırılmış olması ve mezar hediyeleri arasında zaman farkının bulunmaması, bu gömülerin aynı dönemde yapıldıklarını ve muhtemelen lahitlerin aile mezarı olarak kullanıldığını düşündürür.

 

Pithos-Küp mezarlar:

Ölülerin büyük küplerin içine yerleştirildiği ilginç gömü biçimleridir.

Bebek gömüleri genellikle amphoralar içine yapılırken, erişkin ve çocuklar için çatı kiremidi mezarların da kullanıldığı görülmektedir.

 

Kremasyon

Ölü yakma geleneklerine dair izler vardır.

Bazı kremasyon mezarlarda toprak üzerindeki yanık tabakası ve toprakta yüksek ısıdan meydana gelen kırmızılaşma, bireyin gömüldüğü yerde yakıldığını kanıtlamaktadır.

Başka yerde yakılarak toplanan kemiklerin bir urne kabı içerisine konulması sonrasında gömülmüşlerdir.

 

MİTOLOJİK VE TARİHSEL ÖNEMİ

Aeneas ın Gemileri:

Efsaneye göre, Troya savaşından kaçan kahraman Aeneas, Roma yı kurmak üzere yola çıkacağı gemileri Antandros tersanelerinde, Kaz dağlarının kerestelerinden yaptırmıştır.

Bu nedenle Antandros, İtalya ile kurulan “Aeneas Rotası” projesinin başlangıç noktasıdır.

Antandros Güzellik Yarışması

Dünyanın ilk güzellik yarışması:

Antik dönem yazarlarından Strabon, “İç kısmında Antandros bulunur, bunun da yukarısında Paris in hakemlik yaptığı söylenen Aleksandreia Dağı vardır” diyerek, dünyaca ünlü bu efsanenin Antandros da gerçekleştiğini aktarır.

Gelelim olayın ayrıntısına:

Tanrıça Thetis, Zeus tarafından bir ölümlü olan Peleus ile evlendirilir.

Bu düğüne Eris, yani nifak tanrıçası, kötü özellikleri nedeniyle davet edilmez.

Bunu haber alan Eris, tanrılar ve tanrıçalar toplandıklarında, aralarına, “En güzele” yazan bir altın elma fırlatır.

Tanrıçalardan Athena, Hera ve Aphrodite en güzelin kendisi olduğunu söyleyerek, elmayı almak üzere atılırlar.

Bunun üzerine Zeus, Hermes i tanrıçaları İda dağına götürmekle görevlendirir.

Orada Paris ten en güzel tanrıçayı seçip, elmayı ona vermesi istenecektir.

Tanrıçalar Paris in karşısına dizilirler.

Hera, Paris e yaklaşarak kendisini seçerse ona Asya İmparatorluğunu vereceğini söyler.

Hera nın ardından Athena, bilgelik ve gireceği tüm savaşlarda zafer vaat eder.

Afrodite ise, dünyanın en güzel kadınını vaat eder.

Paris elmayı Aprofite vererek, en güzel tanrıçayı Zeus adına belirler ve böylece kendisine vaat edilen dünyanın en güzel kadınını alacağı günü beklemeye başlar.

Evet, yukarıda da belirttiğim gibi, Strabon, bu efsanenin Antandros ta gerçekleştiğini aktarmıştır.

 

ANTİK YOL

4.10 m seviyesinden itibaren, 4.02 m, 3.94 m ve 3.89 m de dört ayrı tabaka halinde antik yol açığa çıkarılmıştır.

Bu tabakalar yolun uzun süre kullanıldığını ve ihtiyaç dahilinde onarım gördüğünü ortaya koymaktadır.

Ayrıca yolun onarım gördüğünü gösteren çukurlara, rastlanmıştır.

Antandros Kent Suru

KENT SURU

Yamaç ev in yaklaşık 150 m batısında kent suru ortaya çıkarılmıştır.

Karakazan deresinin yaklaşık 40-50 m doğusunda ve Kaletaşı Tepesinin güneybatı eteğinde yer alan alan, kazılmaya başlanmış ve MÖ 4 ncü yüzyıla ait kent suruna ilişkin önemli bilgiler bulunmuştur.

3.26 m kalındığa sahip sur duvarı, yer yer on sırası üst üste korunmuş, dış yüzleri dikdörtgen bloklardan oluşmaktadır.

Kent suru, Kazanderesine paralel olarak takip edildiğinde, kulenin hemen güneyinde sur duvarının kuzey-güney doğrultulu, şekilsiz böyük boyutla taşlarla örülmüş bir duvar olarak devam ettiği belirlenmiştir.

Bu duvarın yaklaşık 5 m lik bir bölümü açığa çıkarılmıştır.

Helenistik dönemde, hem Karakazan deresinin taşkınlarından şehri korumak, hem şehrin savunmasına büyük katkı sağlamış olan kent suru, Roma döneminde kentin büyümesiyle birlikte kullanım dışı kalmış ve bölge yerleşim alanı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Antandros Roma Hamamı

ROMA HAMAMI

Sur duvarının kulesi üzerinde, surun duvarlarını mekan duvarı olarak kullanmış içinde ocak bulunan bir Roma yapısı, doğuda MS 4 ncü yüzyıla ait bibr hamam yapısı bulunmuştur.

Roma hamam yapısında caldarium sıcak oda tamanı açığa çıkarılmıştır.

Toplamda 5.30 x 4.20 m ölçüye sahip caldarium, 0.70 m kalınlıkta iki duvar ile üç mekana bölünmüştür.

 

Antandros

ZİYARET:

Alanda, yılın büyük bölümünde kazı çalışmaları sürdürülmektedir.

Giriş ücretlidir.

Ancak antik kentin önemli bir kısmı hala toprak altında olduğu için, gezi alanı diğer büyük kentler kadar geniş değildir.

 

ŞAHİN KALE

Antandros antik kenti ve Altınoluk bölgesiyle doğrudan bağlantılı olan, bölgenin en sarp ve gizemli savunma yapılarından biridir.

Kaz Dağlarının güney yamaçlarında Şahin Dere Kanyonunun hemen başlangıcında stratejik bir noktadadır.

 

KALENİN KURULUŞ AMACI

Antandros şehri halkı için bir sığınak olarak inşa edilmiştir.

 

İslam Akınlarından Korunma:

MS 7 ve 8 nci yüzyıllarda (özellikle MS 672-678 VE 717 yılları civarında) İstanbul u kuşatmak üzere gelen ve Batı Anadolu kıyılarını vuran İslam ordularının saldırılarından korunmak isteyen Antandros Halkı, kıyıdaki kentlerini bırakıp bu sarp ve savunması kolay kaleye sığınmışlardır.

 

Stratejik Konum:

Kale, Şahin Deresi Kanyonuna ve Edremit Körfezine hakim bir tepe üzerinde kuruludur.

Çevresinin uçurumla çevrili olması, onu fethedilmesi neredeyse imkansız bir doğal kale haline getirmiştir.

 

ULAŞIM.

Kaleye ulaşım bugün bile oldukça zordur ve profesyonel bir tırmanış veya zorlu bir yürüyüş gerektirir.

Bu sarp yapı sayesinde kalenin büyük bir kısmı günümüze kadar nispeten korunarak gelmiştir.

 

KALE İÇİNDE NELER VAR.

Kale içinde yerleşim izlerine rastlanmaktadır.

Özellikle Bizans dönemine ait duvar kalıntıları, mahzenler ve ören yerleri dikkat çeker.

Antandros tan kaçan halkın burada bir süre yerleşik bir hayat sürdüğüne dair kanıtlar mevcuttur.

 

Su ihtiyacı:

Kale tepesinde yaşayan halkın su ihtiyacını karşılamak için kullanılan sarnıçların ve depo alanlarının izleri hala görülebilmektedir.

 

TARİHSEL DÖNÜŞÜM

Papazlık Köyü İlişkisi

Bazı kaynaklar, bölgedeki yerleşimin 16 ncı yüzyılda bugünkü Altınoluk un eski yerleşimi olan (ve o dönemdeki adı Papazlık olan) yukarı köye taşınana kadar bu yüksek noktalarda ve çevresinde devam ettiğini belirtir.

 

Güvenlikten Tarıma:

Zamanla korsan saldırılarının ve akınlarının azalmasıyla halk tekrar yamaçlardan aşağıya, daha verimli topraklara inmiştir.

 

Balıkesir Edremit Altınoluk Kaz (İda) dağı

 

KAZ (İDA) DAĞI

Milli Park alanı: Balıkesir’den 92 km. ve Çanakkale’den ise 123 km. uzaklıktadır.

Edremit körfezinin kuzeyinde bulunuyor. Zengin fauna ve florası ile, ülkenin görülmeye değer yerlerindendir. Kaz dağına, Edremit’in her yerinden ulaşmak mümkündür. Bunlar: Zeytinli, Kızılkeçili Köyü, Güre Köyü ve Altınoluk istikametinden çıkan, orman yollarıdır.

Kazdağı, tarih öncesi yıllarda, çeşitli medeniyetleri barındırmış ve çeşitli tarihlerde: üzerinde, kentler, kasabalar kurulmuş ve yıkılmıştır. Bilinen tarihi, MÖ.2000 yıllarında başlar. Bu tarihlerde: Thebe şehri, Lyrnessos şehri, Khrysa şehri, Killa şehri gibi şehirler kurulmuş ve bunlardan birçoğu, Truva savaşları sırasında yok edilmişlerdir.

Ünlü tarih yazarı Homeros: İlyada Destanında, İda dağı için: “Bol pınarlı, vahşi hayvanlar anası” olarak söz eder. Kaz dağının her yanında, kaynaklar çıkar. 1500 metre rakımda bile, yaz-kış, suyu olan kaynaklar vardır. Edremit, Akçay ve Altınoluk’un, buz gibi soğuk ve bol içme ve kullanma suyu: Kazdağı’nın eriyen kar sularıdır. Kaz dağından gelen orman havası ile denizin iyotlu ve oksijen miktarı yüksek havası birleşince, Altınoluk “Şahin deresi boğazı” çevresi, oksijen çadırı gibi havası olduğu ifade edilir. Dünyanın oksijen bolluğu yönünden, ilk üç yerinden biri olduğu tespit edilmiştir.

Kaz dağı: dünyada mitoloji ve efsaneler dağı olarak da bilinir. Kaz dağında, üç efsaneden biri, Yunan efsanesi (İlyada), diğerleri Sarıkız ve Hasan ile Emine’nin aşk öyküleri olan, iki Türk efsanesidir. Yunan Mitolojisinde: Paris’in Altın Elmayı Afrodit’e vermesi sonucu, dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yerdir. Bilindiği gibi, bu güzellik yarışması getirdiği sonuçları itibarıyla, tarihte meşhur Truva savaşlarının çıkmasına neden olmuştur.

Kaz dağlarında bulunan bitki türleri: üst tabakada, 600-700 metre rakımlar arasında, kızılçam hakimdir. Üst rakımlarda: Karaçam, Kayın ve köknar, asıl ağaç türleridir. Kestane, Meşe, Kızılağaç, Çınar ağaçları da görülür. Alt tabakada ise: Sistus (Laden), Erika, Karaçalı, Böğürtlen, Sarmaşık bitkileri ile kekik, adaçayı, sumak gibi tıbbi bitkiler görülür. Milli parkın bitki zenginliği ve doğal peyzaj değerlerini sunduğu vadilerde, düzenlenen günübirlik kullanım alanlarında, günübirlik hizmetler sunulmaktadır. Milli park mahalli yetkililerinin göstereceği, kontrollü noktalarda, çadır ve karavanla konaklama yapılabilir. Lütfen bu tür konaklamanızda, ateş disiplinine uyunuz.

Balıkesir Edremit Altınoluk Güre

GÜRE

Akçay’ın 4 km. ilerisindedir. Çanakkale yolu üzerinde, kaplıcaları ile ünlü bir belde. Kaz dağı eteklerinde bulunuyor. Özellikle, sıcak suları ile ünlü termal turizm yöresi. Sahildeki evleri çok güzel. Aslında küçük ama, huzurlu bir tatil yöresi. Gürenin sahil kısmında: Orman Bakanlığının kampı bulunuyor. Kamp için son derece ideal olan bu alanda, konaklama, yeme-içme tesisleri bulunuyor.

GÜRE KAPLICALARI

Edremit’e 12 km. ve Akçay’a ise, 3 km. uzaklıktadır. Kaplıca ve şifalı su kaynaklarına, Romalıların çok önem verdikleri biliniyor. Mermer kabartmalara bakıldığında, kaplıcanın antik çağlardan bu yana kullanıldığı anlaşılıyor. Civardaki “Astyra” antik kentine ait sıcak su kaynağı olarak tanınan ve ünlü antik çağ tarihçisi Amasyalı Strabon’un da söz ettiği Güre Kaplıcasının bulunduğu yerde, aynı zamanda çamur banyosu da yapılıyormuş.

Kaplıca: radyoaktif özellikleriyle tanınıyor. Şifalı suyu: 64 derece. Yapılan analizlerde, suyun içinde: potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve aliminyum bulunuyor. Romatizma, kadın hastalıkları, cilt hastalıkları, guatr, kireçlenme, sedef, böbrek taşı ve kumları ile, karaciğer hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor.

Güre kaplıcasının, bugün kullanılmayan eski bölümündeki mimari süsler, sütunlar ve kabartmalar, sıcaklık ve ılıklık gibi eskiden de var olan bölümlerin izleri ilgi çekici. Yakın gelecekte, antik Roma çağı hamamının da onarılmasıyla, sanırım Güre kaplıcalarının ünü daha da önemli hale gelecektir. Burada: konaklama imkanı da bulunmaktadır.

GELİNÇAMI PİKNİK YERİ

Güre köyüne, 3 km. uzaklıktadır. Halka açık bir piknik yeridir. Her yıl Güre Belediyesi tarafından yapılmakta olan, Sarıkız etkinliklerinin bir bölümü, burada yapılmaktadır.

Balıkesir Edremit Altınoluk Pınarbaşı

PINARBAŞI

Güre köy sınırları içinde, Akçay’a 6 km. uzaklıktadır. Bir piknik yeridir. Buradaki oksijen, insana sanki başka bir hayat veriyor. Yamaçtan akan bol ve buz gibi su, yaz aylarında serinlemek için ideal bir köşedir. Orman Müdürlüğünce işletilmektedir. Ayrıca, piknik alanı içinde, alabalık üretilen, bir de çiftlik bulunmaktadır. Otoparkı mevcut. Piknik için ideal bir yer.

ŞAHİN DERESİ

Kaz dağının, Altınoluk bölgesi eteğinde bulunuyor. Altınoluk’u, tepeden görüyor. Temiz kaynak suları olan, bol ağaçlı bir piknik yeridir. Ayrıca, bir konaklama tesisi ve restoran bulunmaktadır.

Balıkesir Edremit Altınoluk Kadırga Koyu

KADIRGA KOYU

Sahil, deniz, zeytin ağaçları ve hafif bir esinti. İşte, kadırga koyunda bulacağınız bunlar.

Balıkesir Edremit Altınoluk Narlı Köyü

NARLI KÖYÜ

Kaz dağının, batı tepelerinde, denize bakan kısımda, körfezi seyrediyor. Yerleşimcileri: Girit, Midilli ve mübadele yıllarındaki göçmenlerden oluşan köyün, kendisine has gelenek ve görenekleri var. Tüm yemeklerde, zeytinyağı kullanılıyor. Köyün geçim kaynağı: zeytin ve zeytinyağı. Ayrıca, orman köyü sınıfına da giriyor. Narlı Köyü: zeytinyağı konusunda, güney bahçeleriyle ünlü. Bunun özelliği, güneye bakan, yüksek rakımlı bahçeler olması. Burada yetişen yeşil salamura zeytin ve sele zeytinlerinin tadı harika. Yaz aylarında, dışarıdan gelen ziyaretçiler için, bir takım geziler düzenleniyor.

Edremit tanıtımı yazısı.

Balıkesir tanıtımı yazısı.

Akçay tanıtımı yazısı.

 

Adıyaman

Adıyaman

Ülkemizde, birçok insan “Nemrut dağı” ve buradaki heykelleri, güneşin batışının güzelliğini biliyor ve tanıyor ama, bu güzellikleri bağrında barındıran Adıyaman şehrini bilen-gören ve buraya zaman ayıran olmaması, büyük eksiklik.

Bence, bu yöreye gittiğinizde, mutlaka Adıyaman şehir merkezi için de, kısacık ta olsa zaman ayırın ve şehrin güzelliklerini keşfedin.

ULAŞIM

Adıyaman-Ankara arasındaki uzaklık: 757 km. Adıyaman-Malatya arasındaki uzaklık: 185 km. Adıyaman-Elazığ arasındaki uzaklık: 283 km. Adıyaman-Şanlıurfa arasındaki uzaklık: 109 km. Adıyaman-Kahramanmaraş arasındaki uzaklık: 164 km. Adıyaman-Gaziantep arasındaki uzaklık: 150 km.

Adıyaman’da hava alanı var ve hava yolu ile şehre ulaşım mümkün.

TARİHİ

MÖ 3000-1000 yılları arasında bölge Hititler ve Mitanniler arasında el değiştirmiş ve Hitit devletinin yıkılmasıyla (MÖ 1200) karanlık bir döneme girilmiştir.

Ancak Hititlerden sonra bölgede Geç Hitit şehir devletlerinden biri olan Kummuh devleti hüküm sürmüş, ardından ise Asur etkisinin görüldüğü tahmin edilir. Sonra Persler ve ardından MÖ 334 yılında Makedonyalı Büyük İskender, ardından Selevkoslar, sonra Kral Mithradetes ve Kommagene krallığı gelir.

MÖ 69 yılında bölgeye hakim olan Kommagene krallığının başkenti Samsat’dır ve bunlar MS 72 yılına kadar bölgede egemen olmuşlardır. Bu tarihte bölge Romalıların eline geçmiş, Adıyaman, Roma İmparatorluğunun Syria Eyaletine 6’ncı Lejyon olarak bağlanmıştır.

643 yılında bölgeye İslam akınları başlar. 758-926 yılları arasında, burada Abbasi hakimiyeti görülür. 958 yılında bölgeyi Bizanslılar ele geçirir. 1114-1181 yılları arasında Selçuklular ve 1516 yılında Osmanlılar gelir.1954 yılına kadar kaza olarak Malatya iline bağlı Adıyaman, 1 Aralık 1954 tarihinde müstakil il olur.

Bunun yanında, yörede anlatılan bir efsane daha var. “bir zamanlar, burada bir putperest baba ve 7 oğlu yaşamakta imiş. Oğullar, bir gün putperest babalarına olan inancı kaybederler ve putperestlikten çıkarlar. Bunu öğrenen baba, 7 çocuğunu da öldürür.

Bu nedenle, Adıyaman yöresinin isminin “Yedi Yaman” olduğu ve cümlenin zamanla değişerek, günümüze “Adıyaman” olduğu söylenmektedir. Günümüzde, bu yedi gencin mezarı, şehrin güneyindedir.

Adıyaman

GENEL

Adıyaman il merkezi, Orta Fırat bölgesi içindedir.

Kuzeyde bulunan Çelikhan ve Gerger ilçelerinin bir kısmı Doğu Anadolu bölgesine, Batıda bulunan Gölbaşı ve Besni ilçelerinin bir kısmı ise Akdeniz bölgesine dahildir. Şehrin rakımı 669 metredir. Arazi yapısı engebeli olarak kuzeyden güneye doğru alçalır.

Türkiye’nin en önemli akarsularından olan Fırat nehri il topraklarından geçer. Fırat ile sınır oluşturan büyük bölümü dünyanın sayılı barajlarından Atatürk Barajı suları altında kalmıştır. Nüfusun büyük bölümü tarımla uğraşır. Ayrıca, kuyulardan petrol elde edilir.

Potansiyeli hak ettiği ölçüde gün yüzüne çıkarılamayan Adıyaman için “Saklı kent” deyimi kullanılır. Çünkü, tarihin derinliklerine iz bırakan şehir, insanlığa yön vermiş peygamberlerden Hz Üzeyir, Anadolu’da kabri kesin olarak bilinen Hz Safvan Bin Muattal ve birçok veli ve ermişin türbeleri de burada bulunuyor.

Mor Petrus ve Mor Paulus kiliseleri gibi mabetlerin de burada bulunması, kentin farklı inanç ve kültürlere gösterdiği saygıyı da ortaya koyuyor.

Verimli Hilal

Eski coğrafyacılara göre: Güneyde Arap Yarımadasından, Kuzeyde Toros sıradağlarına doğru uzanan Arap çöllerinin, sona erdiği yerde: Toros sıra dağlarının eteklerinde, verimli topraklar bulunur.

Arap çöllerini kuzeyden bir ay gibi saran bu topraklara, binlerce yıldır “Verimli Ay/Hilal” adı verilir. Ortadoğu ülkelerinin merkezinde bulunan Verimli Ay topraklarında: Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarından gelen ana kara yolları birbirini keser. Tarih boyunca, verimli ay bölgesi ana ticaret yollarının kavşak noktalarında, büyük ticaret ve sanayi şehirleri doğmuş, büyümüş, yıkılmış ve yerlerine yenileri kurulmuştur.

Verimli Ay bölgesinin bir parçası sayılan Orta Fırat Bölümünün illerinden olan Adıyaman şehri, Cerimli Ay bölgesinin en üst sınırını oluşturur.

Adıyaman Üniversitesi

ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ

1 Mart 2006 tarihinde kurulmuştur. Üniversitenin 4 tane yerleşkesi vardır, bunlar: Merkez, Besni, Gölbaşı ve Kahta yerleşkeleridir.

Merkez yerleşkesinde; Rektörlük, Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi bulunmaktadır.

NE YENİR

Kayısı hoşafı, Kuruluk dolması, Kavurmalı mıkla, yarpuz salatası yenir. Yarpuz salatası, yörede yarpız diye bilinen kokulu bir bitkiden yapılır. Adıyaman yemek kültüründe önemli bir yer tutan bu bitki: birçok yemek çeşidinin ana maddesidir. Köfte, pilav gibi kuru yemeklerin yanında, yeşillik olarak servis edilir.

Bir diğer seçenek “Meyir çorbası”: su ile yoğurt birleşir, nohut, pilavlık bulgur, yeşilbiber, patlıcan ve tereyağı eklenerek yapılır. Adıyaman Tavası: koyun eti kuşbaşı şeklinde hazırlanır, kuyruk yağı ile harmanlanır ve patlıcan, domates, biber, sarımsak eklenerek kiremitte pişirilir.

NE SATIN ALINIR

Buralara yolunuz düşerse: yörede dokunan halı, kilim, heybe ve Nemrut heykelleri satın alabilirsiniz.

Adıyaman

GEZİLECEK YERLER

Adıyaman Müzesi

ADIYAMAN MÜZESİ

İl merkezinde Atatürk Bulvarı üzerindeki müze 1982 yılında buradaki yeni binasında hizmet vermeye başlamıştır. Ancak ilk olarak 1978 yılında çıkarılan eserlerin depolanmasıyla faaliyete başlamıştır. Günümüzdeki bina, bahçe içinde, bodrum ve üzerinde tek katlıdır.

Müzede Nemrut dağını doğu ve batı yakasındaki heykelleri dahil, Tümülüsü ile birlikte yapılmış küçük bir de maketi bulunuyor.

Günümüzde müzede yaklaşık 25 bin eser vardır ve bunların 2 bin tanesi sergileniyor.

Adıyaman Müzesi

  

Arkeolojik eserler bölümünde, çeşitle medeniyetlere ait eserler sergileniyor. Gritille höyük, Hayaz höyük, Şehremuz, Levzin höyük, Ancoz, Horiskale ve Samsat höyük ile birlikte, özellikle Fırat nehri civarında yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkan buluntuların birçoğu burada sergileniyor.

Müzede özellikle: Paleolitik döneme ait el baltaları, avlanmak için kullanılan kesici ve delici aletlerin yanı sıra, kalkolitik döneme ait pişmiş toprak kaplar, tunç çağına ait süs eşyaları, Roma ve İslam dönemlerine ait seramik kaplar sergilenen eserler arasındadır.

Adıyaman Müzesi

Etnografya salonunda ise, yörede derlenen halı, kilim ve cicim gibi el dokumaları, kadın ve erkek giysileri, gümüş takılar ve bakır eşyalar teşhir ediliyor.

Müzenin en değerli eseri: 1970 yılında Kahta ilçesine bağlı Çıralık köyü Kilise Mezrasında bulunan kült heykelinin Şanlıurfa Göbekli Tepedeki heykellere benzerliği dikkat çekmektedir.

Adıyaman Hısn-ı Mansur Kalesi

ADIYAMAN (HISN-I MANSUR) KALESİ

İl merkezinde bulunan bu kale, yaklaşık 25 metre yükseklikte, yığma bir höyük üzerine kurulmuştur.

Adıyaman şehrinin “Hısn-ı Mansur” olarak anılmasının sebebi bu kaledir.

Efsaneye göre: Adıyaman kalesinin ortasında, mil üzerinde dönen bir köşk bulunuyor. Köşkte savaşı seyreden Arap komutanın kızı, kaleyi kuşatan Türk kumandanına aşık oluyor. Türk kumandanına haber gönderen Arap kızı, kendisini almayı kabul ettiği takdirde, kale anahtarını vereceğini söylüyor.

Bir gece gizlice Türklerin tarafına kaçan Arap kızı, Türk komutanla görüşüyor. Elbiselerini çıkardığında kuru bir yaprağın vücudunu tahriş ettiği görülüyor. Bu duruma sinirlenen Türk komutan “Baban seni kuru bir yapraktan dahi sakınır yetiştirdiği halde, kendisine ihanet ettin. Kim bilir bana ne türlü ihanetler yaparsın” diyerek kızı öldürüyor. Kale ve şehri yaptığı hücumlarla ele geçiriyor.

Komutanın Emevi komutanlarından Mansur Bin Cavene olduğu, o dönemde şehir merkezindeki kaleye “Mansur’un kalesi” anlamına gelen Hısn-ı Mansur adı verilmiştir.

Adıyaman Hısn-ı Mansur Kalesi

Evet, kale 7’nci yüzyıl ortalarında Bizans saldırılarına karşı koymak amacıyla Emevi komutanı Mansur İbn-i Cavana tarafından yaptırılmıştır.

Şehrin kaleden isim bulduğu ve 1926 yılına kadar Hısn-ı Mansur’un Adıyaman şehrinin resmi adı olarak kayıtlara geçtiği biliniyor.

Adıyaman ismi Cumhuriyetten sonra verilmiş olup menşei hakkında bir kayıt yoktur.

Evet, Adıyaman kalesi son restorasyon çalışmalarının ardından, sahip olduğu tesisler ile özellikle Adıyamanlıların yoğun ilgisini çekiyor, siz de şehri ziyaret ettiğinizde kaleye çıkıp çay kahve içebilirsiniz.

Adıyaman Kab (Hoca Ali) Camii

KAB (HOCA ALİ) CAMİİ

İl merkezinde Kab mahallesinde, 9 Eylül caddesi ve 1016 sokağın kesiştiği yerdedir. Güneye doğru meyilli bir arazi üzerinde yapılmıştır. “Kab” kelimesi Arapçadır ve “uzaklık, mesafe, küp” anlamına gelir. Bölgede: iki sokağı birbirine bağlayan, üzerin tonoz örtülü geçitler için “Kab, Kabaltı, Tetirbe, Kantarma, Sabat veya Abbara” gibi kelimeler kullanılır.

Kab, güneydoğu Anadolu’da aynı zamanda tonoz olarak bilinen örtü sistemine de verilen bir isimdir. Bunlar genellikle tonoz örtülü olduğu için, kabaltı dendiğinde tonoz altındaki geçit belirtilir. Caminin asıl ismi “Hoca Ali” iken, sonradan “Kab camisi” olarak değiştirilmiştir. Caminin “Kab” ismini almasının sebebi: cami ile hamam arasında bulunan “kabaltı” nedeniyledir.

Peki cami ne zaman yapılmıştır? Yayınlarda ve cami üzerindeki tabelada yapım yılı olarak 1768 yazılı olsa da, cami minaresi girişindeki 1673 tarihi belirten kitabede yazılı tarih, caminin daha önce inşa edildiği, ancak 17’nci yüzyılda yenilendiğini gösterir. Bu kitabe, üzeri sıva ile kapatıldığı için son onarım öncesinde bilinmez, taş üzerine hafif kabartılarak işlenmiş bu kitabe, kartuş içerisindedir.

Günümüzde tam olarak temizlenemediği için bazı kısımları okunamaz. Minaredeki kitabeden başka camide 3 kitabe daha vardır. Yazlık mekanın mihrabında bulunan kitabede 1833 yılı belirtilir. Sülüs hatlı bu kitabe 2 satırdır. Üst satır, tahribat nedeniyle okunamaz. Caminin beden duvarında bulunan kitabede ise 1923 yazılıdır. Tarihlerin birbirinden farklı olmasının sebebi, caminin geçirdiği onarım ve yenileme faaliyetleri tarihleridir.

Ancak, caminin ilk hali ve banisi hakkında hiçbir bilgi yoktur. 1673 yılında yenilemeyi yaptıranın ismi de, kitabede okunamamıştır. Ancak 1699 tarihli belgede, caminin ismi Hoca Ali olarak geçtiğinden dolayı, caminin kurucusu veya onarımı yapan kişinin Hoca Ali olduğu düşünülüyor. Caminin yazlık mekanı, kitabesine göre 1833 yılında Muhammed Ağa oğlu Yusuf Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Son olarak, günümüzde görülen kubbeli cami, 1923 yılında inşa edilmiştir. Bu tarihten önce, muhtemelen caminin harap olmasının sebebi: 1893 yılında Malatya merkezli ve 9 şiddetindeki depremdir. 1934 yılında caminin minaresine yıldırım düşmüş, yıkılmış ve sonrasında onarılmıştır.

Mimari özellikleri

Bir bütün halinde, yan yana sıralı bir şekilde yapılar: cami, yazlık mekan ve kabaltı yapıları şeklindedir. Hayli meyilli bir arazi üzerine kurulmuş caminin planı tek kubbelidir. Bu plan tipi Osmanlı mimarisinde sık uygulanmıştır. Kubbe mekanın tamamını örtmektedir.

Ancak günümüzdeki caminin en dikkat çeken yeri, ahşaptan yapılmış olan kubbesidir. Ahşap kubbe geleneği, Türklerde Orta Asya’ya kadar uzanır. Anadolu’daki camilerin kubbelerinde genellikle hafif olması nedeniyle, tuğla tercih edilmez.

Nadir de olsa Anadolu’da birkaç cami kubbesi latalar üzerine oturtulmuştur. Ahşap kubbenin üstü, bağdadi sıvalıdır. Caminin minberi ceviz ağacındandır.

Caminin avlusu yoktur.

Caminin batısında 18 x 9.70 metre ölçülerinde, yazlık mekan bulunur. Yazlık mekanın kuzeydoğu köşesinde mezar taşı görülür. Yazlık mekanın altında, camiye gelir getirmesi için yapılan sıralı üç dükkan bulunur. Dükkanlar sokağa bakar. Batıda bulunan kabaltı: ana caddeyi arkadaki sokağa bağlar. Kısmen işlevini sürdüren yapı, günümüzde umumi tuvalet olarak kullanılmaktadır.

Minare: yazlık mekanın kuzeybatı kenarındadır. Minare, caminin 1673 yılında yenilendiği dönemden kalmadır. Girişin üzerinde kitabe vardır. Silindirik sade gövde iki parçadır. İki parça olmasının sebebi, 1934 yılında minareye düşen yıldırımdan sonra külah kısmının eklenmiş olması nedeniyle iki parçadır.

Caminin minaresinde görülen lacivert çini, Güneydoğu Anadolu minarelerinde görülen bir uygulamadır. Minarelerin şerefe altlarında yer alan tabak biçimindeki çinilere, yörede “baçini” denir. Çiniler, yüzeye oyuk açılıp çini ile mıhlanarak tutturulur.

Kab camisinin minaresinde lacivert baçiniler kullanılmış, Adıyaman çarşı camisinin minaresinde yeşil renkli baçiniler kullanılmıştır.

PAŞA HAMAMI

Kap camisinin bitişiğindedir. Cami ile birlikte yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak hamamın yapı olarak daha eski özellikleri görülür. Hamamın soğukluk kısmı trompalar oturan bir kubbe ile örtülüdür. Soğukluğun batısında yer alan soyunmalık kısmının üzeri çapraz ve beşik tonozla örtülüdür.

Buradan sıcaklığa geçilir. Sıcaklığın orta kısmı, kubbeli ve dört eyvanlı olup ayrıca halvet hücreleri yer almaktadır. Külhan kısmı güneydedir. Düzgün kesme taştan yapılmış kemerli giriş kapısının iki yanında aslan figürü ve ortada rozetler vardır.

Adıyaman Ulu Cami

 

ULU CAMİ

Adıyaman çarşısı içinde bulunan bu cami, ilin en büyük camisidir. Bazı belgelerde caminin ismi “Alaüddevle Camisi” veya “Hısn-ı Mansur Camisi” olarak geçer.

Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı net olarak bilinmiyor. Ancak, 1506-1615 yılları arasında, Dulkadirli Beyi Durak Bey tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor. Bazı kaynaklar ise, caminin Dulkadirli Hükümdarı Alaüddevle Bozkurt Bey tarafından (1479-1515) yaptırıldığını ifade ederler.

Camide 1832-1902 yılları arasında yazılmış 8 kitabe bulunur. Yani, bu tarihlerden öncesine ait kitabe yoktur ve caminin ilk olarak kim tarafından yaptırıldığına dair bilgi yoktur. Bu durumda, eski Osmanlı arşiv belgelerine bakmak uygundur. Bu eski Osmanlı belgelerinde ise, camiden söz edilirken “Alaüddevle ve onun zevcesi Şems Hatun” isimleri geçer.

Bu belgeler esas alınırsa caminin “Alaüddevle Bozkurd Bey” tarafından inşa ettirildiği söylenebilir. Zaten hükümdarlar dışında, o dönemlerde veliahtlar tarafından mimari eser yaptırmak pek sık rastlanan bir uygulama değildir. Sonuç olarak, caminin Alaüddevle’nin ölümüne kadar yani 1515 yılına kadar bitirilmiş olduğu düşünülmektedir.

Cami girişi üzerindeki 1 Nolu kitabeye göre: 1832 yılında onarım görmüştür. 2 ve 3 Nolu kitabeye göre ise, 1860 yılında harap olan minaresi Hacı Molla tarafından 1862 yılında yeniden yapılmıştır. 1890-1891 yıllarında şiddetli bir deprem olur ve bu depremde cami ve minaresi tamamen yıkılır.

Caminin tamiri için, halktan yeteri kadar para toplanamamıştır. 4 Nolu kitabeye göre, bu tamiratı Kolağası Mustafa Ağa üstlenmiş ve 1895 yılında caminin onarımı yapılmıştır.

Evet, orijinal caminin, 1832 yılındaki mi yoksa 1895 yılındaki onarım sonucunda mı tamamen ortadan kaldırıldığı bilinmiyor. Yaygın görüş, 1832 yılındaki onarımda eski cami tamamen yıkılmış, yerine yeni cami yapılmıştır.

8 Nolu kitabeye göre, 1900-1902 yılları arasında Hacı Mustafa Ağa tarafından, caminin son cemaat yerinin inşa edildiği anlaşılır.

1986 yılındaki iki deprem sonucunda, caminin minaresinin külahı tahrip olur. 1987 yılında Vakıflar Müdürlüğü tarafından minarenin bozulan kısmı aslına uygun olarak onarılır. Caminin eskiyen taşları yenileriyle değiştirilir. Üst örtüsü kurşunla değiştirilir.

Caminin minaresi, harimin kuzeydoğu köşesindedir. Kare kaideli, sekizgen ve silindirik gövdeli, tek şerefeli ve konik külahlıdır. Yüksekliği 30.60 metredir. Kaidenin doğu cephesinde, lentolu bir girişi vardır. Nişin içinde iki kitabe vardır. Kitabelerin arasında, rölyef sekiz kollu yıldız dikkat çeker.

Evet, günümüzde görülen cami: Türk-İslam sanatında, Karahanlılardan beri görülen merkezi kubbeli plan tipindedir. Tuğladan yapılmış olan camide, merkezi kubbenin yanındaki alanlar, Adıyaman Kab Camiinde olduğu gibi tonozlarla örtülmüştür.

Adıyaman Çarşı Camii

ÇARŞI CAMİİ

İl merkezinde Oturakçı Pazarı içindedir.

Cami, Hacı Abdulgani tarafından 1550 yılında yaptırılmıştır. Cami 1640 yılında Hacı Mehmet B. Seyfeddin Rızaullah tarafından onarılmıştır. Eskiden düz ahşap örtülü iken, mevcut yapı dört payenin taşıdığı ahşap merkezli kubbe ile onun çevresinde düz ahşap tavanla kapatılmıştır.

Dikdörtgen planlı caminin payandalarla desteklenen duvarları kesme taştan yapılmıştır. Caminin en büyük özelliği minaresinin olmamasıdır.

Adıyaman Eskisaray Camii

ESKİSARAY CAMİİ

İl merkezinde bulunan cami, şehrin önemli kalıntılarından biridir.

1638 yılında İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Saray ismi verilen camiye, daha sonra bulunduğu mahallenin ismi verilmiştir.

Mevcut yapıda sadece doğu cephenin bir kısmı ve güney cephe ilk yapıya ait olup diğer bölümler yapılan onarımlarla değiştirilmiştir. Orijinal camiden kalan mihrap, oldukça gösterişli olup mukarnaslarla sonlanmaktadır.

Cami birçok defa onarım görmüş olup son onarımda camii kuzeye doğru genişletilmiştir.

Evet bu cami, şehrin en dikkat çekici ibadet yerlerindendir. Özellikle mihrabı görülmeye değerdir. Cami 1977 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Ayrıca caminin avlusunda, yaklaşık 200 yıllık olduğu bilinen bir çınar ağacı var, ağaç 2017 yılında “anıt ağaç” olarak tescillenerek koruma altına alındı.

Adıyaman

 

ST PETROS VE ST PAUL (MOR PETRUS MOR PAULUS) KİLİSESİ

İl merkezinde Mara mahallesindedir.

Kilisenin MS 4 veya 5’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Giriş kapısı üzerinde ve içeride bulunan Süryanice kitabelere göre, 1888 ve 1905 yıllarında onarım görmüştür. Kilise: doğu-batı yönünde uzanır, üç nefli bazilika tipindedir. Apsis içinde bulunan ahşap sunak, 1890 yılında, Urfalı Süryani ustalar tarafından yapılmıştır.

Batıda bulunan narteksin üst katı, içeriye açılır. Bina, 2010 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından aslına uygun olarak restore edilmiştir ve günümüzde Süryani cemaati tarafından aktif olarak kullanılmaktadır.

Adıyaman Oturakçı Pazarı

OTURAKÇI PAZARI

İl merkezinde Adıyaman kalesine yakın bir yerdedir. Burası özellikle şehri ziyaret edenler tarafından yoğun olarak tercih edilir. Çünkü, burada el işi nemrut heykelleri, halı, kilim, heybe, cicim, çanta gibi birçok yöresel eşyalar satılır. Renkli tezgahlarla bezenmiş sokaklarda yürürken, mistik havanın büyüsü sayesinde, zamanda yolculuk yapmış gibi hissedeceksiniz.

Çevre kahvesi

Oturakçı pazarı içindedir. Düzgün kesme taşla yapılan yapının üst örtüsü, yivli tonoz biçimindedir. Duvarda kemerli nişler bulunur. Günümüzde çayevi olarak kullanılmaktadır. Oturakçı pazarında gezerken görebilirsiniz.

Tuz hanı

Oturakça pazarı içindedir. Han 19’ncu yüzyılda yapılmıştır.  Ortada büyük bir avlu çevresine dizilmiş mekanlardan oluşmaktadır. Düzgün kesme taş ve sivri kemerlerden oluşan revakların arkasında atların barındığı ahırlar ve misafirlerin konakladığı odalar ve depolar bulunmaktadır.

Bazı kısımlar ise 2 katlıdır. Tuzhanı’na batı yönünde bulunan bir kabaltıdan girilir. Tuzhanı etrafında tonozlu dükkanlar bulunur. Batıda yer alan dükkanların üzerinde ise Adıyaman’ın en eski oteli bulunur. Otel 2 katlıdır, kısmen yıkık olan hanın restorasyon projeleri hazırlanmıştır.

GAZHANE ÇEŞMESİ

Musalla mahallesinde köy garajı içindedir.

Çeşme düzgün kesme taş malzeme ve moloz taş kullanılarak yapılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda yapılmış olan çeşme, dikdörtgen plana sahiptir. Çeşmenin girişi, doğu yönde olup yuvarlak kemerli iki eyvan şeklindeki bölümden sağlanmaktadır.

Üst örtüsü içten beşik tonoz ve çapraz tonoz karışımlıdır. Yapı üzerinde iki tane kitabe bulunur. Kitabelerden birinde, 1168 yılında Ahmet Ağa tarafından yapıldığı yazılıdır. Çeşmeye, güney yönde yer alan bir taş merdivenle çıkılır. Çeşme yakın zamanda restore edilmiştir.

Adıyaman

ADIYAMAN İLİ YAKIN ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER

İNDERE (ZEY) KÖYÜ CAMİİ

İl merkezine bağlı İndere (Zey) köyündedir.

Şeyh Abdurrahman Erzincani adına yaptırılan cami, düzgün kesme taş kullanılarak yapılmıştır. Bu camide, en ilginç olan husus, caminin güney cephesinin altında bir su kaynağı bulunmasıdır. Burada büyük kemerli bir dehlizle suyun kaynağına kadar ulaşılır. Suyun iki kenarında, sekiler mevcut olup yaz günlerinde halk burada oturarak serinler.

Yatay dikdörtgen şekilli aminin iç mekanında 4 tanesi serbest, 2 tanesi duvara bitişik, silindir şekille, altışar sütunun taşıdığı beşer sivri kemerli, iki dizi ile üç paralel nefli bir düzenleme oluşturulmuştur.

Eskiden düz toprak damla örtülü olan cami, günümüzde dıştan kiremitli meyilli çatı, içten düz ahşap tavanla kapatılmıştır. Caminin minaresi, yapıdan yaklaşık 7 metre uzaklıkta, avlunun kuzeybatı köşesindedir. Minare silindirik gövdeli olup tek şerefelidir. Minare 1948 yılında ilave edilmiş ve ayrıca cami tamir görmüştür.

Adıyaman Mahmud-ı Ensari Türbesi

MAHMUD-I ENSARİ TÜRBESİ

Türbe İl merkezinin 5 km doğusunda Elifli (İpek) köyünün yanında bulunan yüksek ve sivri Ali dağının yüksek bir tepesindedir.

Mahmud Ensari, Medineli ve sahabeden olduğu söylenir. Hz Ömer tarafından, iaşe amiri olarak İslamiyeti yaymak amacıyla Anadolu’ya gelmiş ve burada Piryün ve Simsat kralları ile yaptığı savaşta şehit düştüğü rivayet edilir. Mezarının bulunduğu yerde başka şehitler bulunduğu da söyleniyor.

Mahmud Ensari, Abuzer Gaffiri ile birlikte bu şehitlere komutanlık etmiştir. Kitabesi 1126 yılını gösterir. Sultan 4’ncü Murat’ın emri ile Bağdat seferi dönüşünde, Sahabeden Mahmud-İ Ensari adına yaptırılmıştır.

1966 yılında restore edilmiştir. Miroğlu, Karacaviran ve Karaca Ali köylerinin arazileri bu türbenin vakfı imiş. Türbenin bulunduğu yer, şehir merkezinden bakıldığında uzaktan görülüyor.

Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti

PİRİN ÖREN YERİ-PERRE ANTİK KENTİ

İl merkezine 5 km uzaklıkta, Örenli (Pirin) mahallesindedir. Yani il merkezine oldukça yakındır, zaten il merkezinden buraya dolmuşlar gidiyor.

Perre şehri, Kommagene ülkesinin 5 büyük şehrinden biridir. Eski kaynaklarda “Me’arath Gazze Pörön” ve Mezopotamya’da ise “Pirin” ve “Perin” olarak tanınır. Başkent Samosata (Samsat) ile Melitene (Malatya) arasında yer alan bir uğrak yeridir ve bu yüzden jeopolitik anlamda önemli bir konumdadır.

Perre şehrinin Nekropol alanı, 2001-2009 yılları arasında ortaya çıkarılmış olup Pirin mağaraları olarak isimlendiriliyor.

 

Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti

Şehir Hierapolis yani Kutsal Şehir olarak tanınır ve MS 325 yılında, Niceaia (İznik)’da toplanan İncil Konsiline Piskopos İoannes Perdos yönetimindeki Persidas eyaletinin bir şehri olarak katılınır.

Nikea ve Kalkedon konsillerine de katılmıştır. MS 451 yılında, Kalkedon konsillerinde Piskopos Anestesyos, yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle yerine Sabastianos getirilmiştir.

MS 433 yılında Samosata’lı Andreas’ın Alexander’e yazdığı mektupda: Perre’de bulunan bazı önemli piskoposlardan bahsedilmesi, kentin dinsel açıdan da önemli bir yer yani Hierapolis olduğunu gösterir.

Şehrin terk edilmesi:

Bizans döneminde kent önemini kaybetmiş ve eski parlak dönemini bir daha yakalayamamıştır.

İslam akınları ve Bizans ile Sasani arasındaki savaşlar nedeniyle Perre zamanla önemini kaybetmeye başladı.

İnsanlar daha güvenli olan kalelere veya yüksek yerlere çekildikçe, bu görkemli şehir sessizliğe büründü.

Günümüzde “Pirin” olarak bilinen bu antik kentten geriye; Helenistik dönem ile birlikte erken Roma dönemine ait bazı kalıntılar kalmıştır.

Antik kentte, sur duvarları, bir çeşme ve 200’e yakın kaya mezarının bulunduğu nekropol görülür. Bu mezarların ortak özelliği, kayalara oyularak yapılmış olmalarıdır. Ölümden sonra hayata olan inançlarından dolayı, ölülerini eşyaları ile birlikte gömen Perreliler, mezarları sosyal statülerine göre dizayn etmişlerdir. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan kaya mezarlar, aile mezarlığını çağrıştırmaktadır.

Ölülerin mezarlıklarda gömülme şekline bakıldığında, herhangi bir yön tayini olmadığı görülür. Mezarların doğu-batı ve kuzey-güney yönlü olarak yapıldığı görülür. Kayalara oyulan mezarların bir kısmının üst örtüleri dışındaki diğer bölümleri oldukça sağlam durumdadır.

Şehirde: Helenistik dönem ile birlikte erken Roma dönemine ait birçok tarihi eser bulunur. Ancak Bizans döneminden sonra, şehir önemini yitirir ve bir daha eski parlak günlerine ulaşamaz.

Ancak yaklaşık 1500 dönüm arazi üzerine kurulmuş mezar alanında mevcut mezarların sadece çok az bir kısmı yeryüzüne çıkarılmış, büyük kısmı ise hala toprak altındadır. Şehrin günümüzde yüzde 90 bölümü toprak altındadır. Bugün nekropolde 208 adet kaya mezar açıktadır.

Son dönemde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan 150 metre karelik mozaik te üzerine yapılan koruma eviyle birlikte muhafaza ediliyor ve ziyaretçilere sergileniyor. Ayrıca yine kazılarda bir kıza ait bronz, cam bilezik, kandil ve mezar buluntuları ortaya çıkarılmıştır. Kazılar nekropol yani ölülerin gömüldüğü alanda yürütülmektedir. Çünkü halk, bugünkü köyün bulunduğu alanda yaşamaya devam ediyor.

2013 yılında yapılan düzenlemelerle ziyaretçilerin burayı rahatça gezebilmesi için çeşitli düzenlemeler yapılmış, bilet gişesi, kafeterya ve terası, tuvaletler, bekçi ve güvenlik ile sinevizyon odaları yapılmıştır.

 

Perre Roma Çeşmesi

Roma çeşmesi

Perre’nin en büyük şöhreti, bugün hala akan Roma Çeşmesinden geliyor.

Bölgeden geçen devasa ordular ve ticaret kervanları, Perre’nin suyunu içmeden ve burada dinlenmeden yola devam etmezlerdi. Bu su sayesinde şehir, bir vaha gibi görülmüş ve kısa sürede zenginleşmiştir.

Evet çeşme devasa blok taşların (kesme taş) üst üste yığılmasıyla, harç kullanılmadan oluşturulmuş, kemerli bir yapıya sahiptir. Taşları, Cendere Köprüsünde kullanılan taşlarla aynıdır. Suyun çıktığı alanın üzerine inşa edilen büyük kemer, hem yapıyı korur hem de anıtsal bir görünüm kazandırır.

Perre Roma Çeşmesi

Suyun çıktığı noktada küçük bir toplama havuzu bulunur. Buradan taşan su, antik dönemde kentin diğer bölgelerine (hamamlara, evlere ve tarım arazilerine) kanallarla iletilirdi. Su kentin arkasındaki kalker kayalıkların doğal filtreleme sisteminden geçerek gelir, bu yüzden antik kaynaklarda suyun saflığı ve serinliği sıkça övülürdü.

Perre Roma Çeşmesi

Son yapılan 2025 kazılarında, çeşmenin aslında 3 farklı kanaldan beslendiği ortaya çıkmış ve restorasyonla antik görünümüne kavuşturulmuştur. Bu kanallar temizlenerek suyun debisi yani akış hızı arttırılmıştır. Çeşmenin hemen önünde, kentin ana caddesine bağlanan orijinal Roma taş döşemesi gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu, çeşmenin kentin en işlek meydanında olduğunu kanıtlıyor. Çeşme çevresindeki bazı taş bloklarda: suyun kullanım hakları veya hayırsever bağışçılarla ilgili olduğu düşünülen, silik Roma yazıtları bulunmaktadır.

 

Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti Kaya Mezarları

Kaya mezarları ve Nekropol

Antik şehrin en dikkat çekici kısmıdır. Burayı özel kılan, devasa bir kalker kayalığın adeta bir dantel gibi işlenerek binlerce mezara ev sahipliği yapmasıdır. Kayaların içine oyulmuş yüzlerce mezar odası, lahitler ve kabartmalar vardır. Bu mezarların iç yapısı, dönemin ölü gömme geleneklerini yansıtır.

Perre Nekropol

Perre antik kentinde, Kasım 2020 tarihinde yapılan kazılarda, kemikleri çürümemiş bir iskelet bulunan mezar ortaya çıkarılmıştır. Basına da yansıyan görüntülere göre, iskelet yaklaşık 15 metre derinlikte normal bir mezarda bulunmuştur. Kemiklerin 15 bin yıllık olduğu ve bozulmadan günümüze kadar ulaşmasının arkeoloji açısından son derece önemli olduğu bildirilmiştir. Çünkü, aynı döneme ait, lahitlerin içindeki kemikler toz olmuştur. Kemiklerin bozulmadan günümüze ulaşmasının başlıca sebebinin, mezarın normal mezar olması, oldukça derine gömülmesi ve toprağın yapısından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Burada tek tip mezar yoktur. Sosyal statüye ve döneme göre farklılık gösteren 3 ana yapı görülür.

Perre Nekropol

Kaya mezarları-Oda mezarlar:

Kayaların içine oyulmuş küçük odalardır. Genellikle bir giriş kapısı (dromos) ve içeride ölülerin yatırıldığı üç adet sekiden (akkosolium) oluşur. Bazı aile mezarlarında yan yana birden fazla oda bulunur.

Perre Nekropol

Lahit mezarlar:

Doğrudan kayanın üzerine oyulmuş veya blok taşlardan yapılmış, tek kişilik teknelerdir. Bunların kapakları genellikle üçgen çatılı veya tonozludur.

Perre Nekropol

Basit Mezarlar:

Daha alt tabakadan insanların gömüldüğü, zemine oyulmuş, dikdörtgen çukurlardır.

 

Süslemeler:

Bazı mezarların girişlerinde aileyi simgeleyen figürler, bitkisel motifler veya koruyucu olduğu düşünülen hayvan figürleri (aslan) gibi vardır.

Mezarın başına dikilen, üzerinde ölen kişinin kimliğini veya mesleğini belirten yazı ve figürlerin olduğu dikili taşlar vardır.

Nekropolün giriş kısmına yakın bölgelerde bulunan taban mozaikleri, buranın sadece bir mezarlık değil, aynı zamanda dini törenlerin yapıldığı kutsal bir alan olduğunu kanıtlar.

Perre Nekropol

Mezarların girişleri veya iç kısımlarında görülen figürler:
Aslan figürleri:

Gücü ve koruyuculuğu temsil eder. Mezarın girişine yapılan bir aslan, ölüyü kötü ruhlardan koruması ve mezarın dokunulmazlığını vurgulaması içindir.

 

Çelenk ve girlandlar:

Genellikle mezar kapılarının üstünde görülür. Bu, ölünün yaşamı boyunca kazandığı zaferleri veya erdemli bir hayat sürdüğünü simgeler.

 

Boğa başı-Bucranium

Kurban ritüellerini temsil eder. Tanrılara sunulan bir adak simgesidir ve mezarın kutsandığını gösterir.

 

Üzüm salkımları ve asma dalları:

Özellikle bölgedeki mozaiklerde sıkça görülür. Bu şarap tanrısı Dionysos ile ilişkilidir ve ebedi yaşam ya da cennet bahçesi umudu simgeler.

 

Gözyaşı Şişeleri:

Kazılarda mezarların içinde küçük cam veya pişmiş toprak şişeler bulunmuştur. İnanışa göre, cenaze töreninde yas tutanlar gözyaşlarını bu şişelere doldurur ve ölünün yanına bırakırdı. Ne kadar çok gözyaşı şişesi varsa, ölen kişinin o kadar çok sevildiği anlaşılırdı.

 

Charon un Parası-Ağız Parası:

Ölen kişinin ağzına veya gözlerinin üzerine bazen bir gümüş ya da bronz sikke konulurdu. Bu para, mitolojide sandalcı Charon’a, ruhu yeraltı dünyasındaki Styx Nehrinden karşıya geçirmesi için verilen geçiş ücretidir.

 

Libasyon-Sıva Adağı:

Bazı mezarların üzerinde küçük delikler veya kanallar görülür. Aileler belirli günlerde mezarı ziyaret eder, bu deliklerden aşağıya şarap, bal veya su dökerek ölünün ruhunu beslediklerine inanılırdı.

 

Ölü Yemeği:

Mezar odalarının önündeki düzlüklerde aileler toplanır ve yemek yerlerdi. Bu ölüye olan bağı koparmamak ve toplumsal dayanışmayı sürdürmek için yapılan bir ritüeldi.

Perre Nekropol

ZİYARET İÇİN Nekropol alanında düzenleme:

2025-2026 kazılarında, mezarların arasındaki antik sokaklar ve merdivenli geçitler temizlenmiştir.

Bazı mezarların içinde Roma dönemine ait bronz paralar ve gözyaşı şişeleri bulunmuştur. Bunlar, o dönemdeki yas ritüelleri hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir.

Burada: ana kaya oyularak oda şeklinde yapılan mekanlar bulunur. Ayrıca yine kayalar oyularak yapılan ve ölülerin içine konulduğu lahitler vardır. Bu lahit mezarlar, aile bireylerinin sayısına göre yapılmıştır.

Perre Cennet Mozaiği

Cennet Mozaiği:

2009 yılı kazılarında bulunmuştur. Nekropolün hemen girişindedir.

MS 5 yüzyıla tarihlenir.

Bu dönemde Perre, artık Pagan inanışlardan Hıristiyanlığa geçiş yapmış önemli bir piskoposluk merkeziydi.

Mozaiğin bu geçiş döneminin izleri taşıması onu eşsiz kılar.

Perre Cennet Mozaiği

Bu mozaik sadece bir süsleme değil, o dönem insanının ideal dünyasını anlatan bir tablodur.

Yaklaşık 155 m karelik devasa bir alanı kaplar. Ancak 30 metre karelik bölümü tahrip olmuş ve günümüze 125 metre karelik bölümü ulaşmıştır.

Adıyaman da tek parça halinde ortaya çıkmış en büyük mozaikli alandır.

Bu büyüklük, mozaiğin bulunduğu yapının muhtemelen çok önemli bir dini merkez veya bir bazilika olduğunu gösterir.

Küçük renkli taşların (tessera) yan yana getirilmesiyle oluşturulmuştur.

Renk paleti oldukça zengindir, doğal taş renkleri (kiremit kırmızısı, siyah, beyaz, krem ve yeşil tonları) kullanılmıştır.

Perre Cennet Mozaiği

Peki neden Cennet Mozaiği deniliyor.

Arkeologlar, mozaiğin üzerindeki sahneleri huzur dolu, savaşsız ve bereketli bir dünyayı (yani idealize edilmiş cennet tasvirini) yansıtmasından dolayı bu ismi vermişlerdir.

Hayvanların bir arada, barış içinde ve meyvelerle dolu bir bahçede tasvir edilmesi, antik dönemde ölümden sonra gidilecek yerin böyle güzel bir bahçe olduğu inancını pekiştirir.

 

Perre Cennet Mozaiği

Üzerindeki figürler ve sembolizm

Orta sahnede: asma dalları içinde otlayan yaban keçisi ve tavuk bulunmaktadır.

Sahnenin sağında ve solunda ise ördek ve boynunda kırmızı kurdele olan güvercin betimi yer alıyor.

 

Dağ keçileri ve geyikler:

Doğanın saflığını ve özgürlüğünü temsil eder. Özellikle asma dalları arasından fırlayan keçi figürü çok canlıdır.

 

Kuş figürleri:

Cennetin habercileri olarak tasvir edilirler. Keklik ve sülün gibi bölgeye özgü kuşların yanı sıra egzotik kuş figürlerine de rastlanır.

 

Asma dalları ve Üzüm salkımları:

Mozaiğin ana çerçevesini oluşturur. Hayat ağacı veya bolluk/bereket sembolüdür. Hıristiyanlık öncesinde Dionysos kültüyle, Hıristiyanlık döneminde ise “İsa nın asma dalı olması” inancıyla ilişkilendirilir.

 

Geometrik Motifler:

Kenar kuşaklarında kullanılan “Meandros” (Menderes) ve geçme motifleri, sonsuzluğu ve evrenin düzenini simgeler.

 

Mozaiği ziyaret:

Mozaik bulunduğu yerden sökülmemiş, üzerine modern bir koruma çatısı yapılarak, iklim şartlarından koruyama alınmıştır. 2025 yılında üstten izlenebilecek özel cam yürüyüş yolları ve platform yapılmıştır. Mozaik üzerindeki toz ve tortular temizlendiği için, figürlerin ayrıntıları ve renklerin parlaklığı en net halindedir.

Perre Sonsuzluk Merdiveni

SONSUZLUK MERDİVENİ:

Nekropol alanının kuzeyinde, sarp bir kayalığın üzerine oyulmuştur.

Kentin sadece fiziksel bir yerleşim değil, aynı zamanda gökyüzü ile yeryüzünü bağlayan kutsal bir alan olduğunun en somut kanıtıdır. Kayaya oyulmuş, oldukça dik ve dar basamaklardan oluşur. Yaklaşık 450-500 basamaklı bir hattı takip eder.

Merdivenler o kadar hassas bir açıyla oyulmuştur ki, binlerce yıl geçmesine ve erozyona rağmen hala formu seçilebilmektedir.

Bu merdivenin günlük kullanım için değil, dini ritüeller için yapıldığına inanılır.

Çünkü: antik inanışlarda yüksek yerler tanrılara en yakın noktalardır. Bu merdivenlerin, dini bayramlarda rahiplerin ve halkın adak sunmak üzere en zirvedeki kutsal alana çıkmak için kullanıldığı düşünülüyor.

 

Tepe Noktası:

Merdivenlerin bittiği tepe noktasında, kayaya oyulmuş adak çukurları ve sunaklar vardır. Buradan tüm Perre şehri ve Mezopotamya ovası ayaklar altına serilir. Bu manzara ritüelin görkemini arttırmak için seçilmiştir.

Net bir yazıt olmasa da, Kommagene geleneğine göre bu tür yüksek yerler genellikle Zeus-Oromasdes veya kentin koruyucusu tanrısına adanırdı.

Kayaya oyulmuş dairesel çukurlar görülür. Antik dönemde bunlara sıvı adaklar (şarap, bal, süt) dökülür ya da kurban edilen hayvanların kanı akıtılarak tanrıların rızası alınırdı.

Bu alanın konumu, güneşin doğuşunu ve batışını en iyi görecek şekilde ayarlanmıştır.

Kommagene kültüründe Güneş kutsal olduğu için, zirvedeki törenlerin güneşin ilk ışıklarıyla başladığı tahmin ediliyor.

 

Peki niye Sonsuzluk Merdiveni ismi verilmiştir.

Merdivenlerden aşağıya bakıldığında gökyüzüne doğru hiç bitmeyecek gibi görünmesidir.

Ayrıca, ölümden sonra ruhun bu basamakları tırmanarak tanrılara ulaştığına dair mitolojik anlatılarla da bağdaştırılır. Sonsuzluk merdivenine tırmanan kişi: her adımda aşağıdaki şehirden (maddi dünyadan) uzaklaşıp, yukarıdaki sessizliğe ve manzaraya (ruhani dünyaya) ulaştığını belirtir. Zirveye vardığında rüzgar sesi ve sonsuz ova manzarası, insanda gerçekten de zamanın durduğu hissini uyandırır.

2025 kazılarında bu bölgede kutsal alan düzenlemeleri ve teras izleri daha belirgin hale gelmiştir.

Evet, merdiven hattı boyunca, ritüel sırasında mola vermek veya dua etmek için yapılmış küçük düzlükler gün yüzüne çıkarılmıştır.

Merdivenlerin yan duvarlarında, gece yapılan törenlerde yolu aydınlatmak için kullanılan kandillerin konulacağı küçük nişler-oyuklar tespit edilmiştir. Bu, gece törenlerinin varlığını kanıtlar. Bazı basamaklarda kök boya ile yapılmış çok hafif renk izlerine rastlanmıştır. Bu da merdivenlerin antik çağda boyanmış veya süslenmiş olabileceğini gösterir.

 

Ziyaret:

Basamaklar yer yer aşınmış olduğundan çıkış biraz yorucu olabilir. Ancak zirveye ulaştığında karşılaştığın manzara, yorgunluğunu giderecektir.

 

ROMA HAMAMI

Roma çeşmesinin meşhur suyu, antik dönemde kentin sosyal yaşamının merkezi olan Roma Hamamını beslemek için de kullanılıyordu. Perre deki bu sistem, Roma mühendisliğinin ne kadar ileri olduğunu kanıtlayan bir su yolu hikayesidir.

Roma çeşmesinden gelen suyun bir kısmı, kentin aşağısında yer alan hamam kompleksine aktarılırdı. Perre hamamında Roma nın meşhur alttan ısıtma sistemini görebilirsiniz. Yerden yükseltilmiş tuğla sütunlar üzerinden geçen sıcak hava, hem zemini hem de duvarları ısıtırdı.

Perre bir konaklama noktası olduğu için, uzun yoldan gelen kervan yolcuları önce bu hamamda yıkanır, tozdan arınır ve sonra şehre kabul edilirdi. Yani hamam bir nevi antik dönemin hijyen kontrol noktasıydı.

 

ANTİK YOLLAR

 

Cardo Maximus;

Kentin kuzey-güney aksındaki ana caddedir. 2025 kazılarında bu yolun büyük kısmı temizlenmiştir. Yolun kenarlarında dükkan kalıntıları ve yağmur sularını tahliye eden kanalizasyon kanalları (künkler) hala seçilebilir.

 

Tekerlek İzleri:

Bazı taşların üzerinde, binlerce yıl önce buradan geçen Roma at arabalarının (biga) bıraktığı aşınma izleri görülebilir. Bu izler, kentin ne kadar yoğun bir trafiğe sahip olduğunun sessiz tanıklarıdır.

 

 

Adıyaman Palanlı/Keçiler Mağarası

 

PALANLI/KEÇİLER MAĞARASI

İl merkezinin 10 km kuzeyinde Adıyaman-Çelikhan kara yolunun 10’ncu kilometresinde, yolun sol tarafından bulunan mağara, MÖ 4000’li yıllardan kalmadır.

Buraya “Keçiler Mağarası” da denilmektedir. Mağara yol üstünde bulunan Perre antik kentine, 3 km uzaklıktadır. Mağaradaki resimler ilk olarak 1968 yılında yöreye Pirun kaya sığınaklarındaki resimleri görmek için giden Anati tarafından tespit edilmiştir. Daha sonra, mağaradaki resimler 1970 yılında araştırılmıştır. Anati, Keçiler mağarasında kazıma tekniğiyle yapılmış en az 45 figür bulunduğunu belirtmektedir.

Bu resimler, mağaranın iç kısmında, doğu duvarında bulunur. Tüm resimleri inceleyen Anati, bu resimlerin dört yapım safhasında çizildiklerini iddia eder. Birinci ve en eski safhada, resimler derin oyuklar çizilerek çizilmiştir. Bunlar çok güzel betimlenmiş, bazıları 60-80 cm yüksekliğinde olan keçi resimleridir. Ayrıca iki şematik insan figürü vardır.

Anati bu evreyi üst Paleolitik çağ’a tarihler. Yine Anati, birinci safhada çizilen resimlerin, İtalya Romanelli, Levanzo ve Addaura mağaralarındaki resimlerle, Ürdün Negev çölü ve Kilwa kaya resimleriyle benzerlik gösterdiğini ileri sürer. İkinci ve üçüncü safhalarda yapılan resimlerin Kumbucağı kaya sığınağı resimlerine benzer ve Neolitik çağ’a konumlandırır.

Dördüncü safhada, çok ince çizgilerle yapılmış ve daha alttaki resimlerin üzerine çizilerek oluşturulmuş resimler bulunur.

Mağaranın önünde veya içinde herhangi bir alet veya artığı bulunmamıştır.

Palanlı mağarası, insanların henüz avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşamlarını sürdürdükleri dönem olan Paleolitik dönem (MÖ 4000) insanları tarafından kullanılmıştır. O dönemlerde yazı olmadığından insanlar mağaraların duvarlarına şekiller yaparak haberleşiyorlardı.

Özellikle avlanmalarda, bir keçi yakaladım, üç keçi yakaladım gibi mesajları, kendilerinden sonra gelecek olan insanlara vermek amacıyla duvarlara çiziyorlardı. Burada özellikle üç tane yaban keçisi figürü bulunduğu görülüyor.

Mağaranın isli duvarları üzerine, kazıma tekniğiyle yalın kontur çizgilerle yapılmış dağ keçisi figürleri, insanlık tarihinin günümüze ulaşmış az sayıdaki somut örneklerindendir. Bu nedenle mağara her iki girişine de demir korkuluk takılarak koruma altına alınmıştır. Yani gidip gezmeniz, görmeniz mümkün değildir.

Adıyaman Taşgedik-Haydaran Kaya Anıtı

  

TAŞGEDİK-HAYDARAN KAYA ANITI

İl merkezinin 17 km kuzeyinde, Taşgedik köyündedir.

Burada, dağlık bir alan içinde, Kommagene krallığı dönemine ait antik yürüyüş yolu ve kutsal alan bulunuyor. Coğrafi olarak kayaların arasında uzanan yol kısmen düzeltilerek bir yürüme güzergahı yapılmıştır. Kesilmemiş ağaçlar ve basitçe çevresi çevrilen alanların, Kommagene döneminden başlayarak günümüze kadar kullanıldığını göstermektedir.

Köy yerleşiminin yaklaşık 1 km güneyinde yer alan dağlık bir alan içinde, bir kaya üzerinde yer alır. Kaya kabartması Kommagene Krallığı dönemine ait olup dikdörtgen bir çerçeve içinde yapılmıştır. Karşılıklı olarak ayakta duran iki figür şeklinde tasvir edilmiştir. Güneş Tanrısı Helios ve Kommagene Kralı Mithridates Kallinikos tokalaşır vaziyettedir.

Adıyaman Malpınar Kaya Anıtı

  

MALPINAR KAYA ANITI

İl merkezine bağlı 35 km uzaklıkta bulunan Durak köyü Malpınar mezrasının kuzeybatısındadır. Göksu ırmağının kıyısındadır.

Göksu çayı kıyısında Malpınar su kaynağını 150 metre kadar kuzeyinde kaya üzerinde; çukurlaştırılmış bir yüzeye, Luvi hiyeroglifi ile yazılmış, 9 satırdan oluşan rölyefli bir yazıt yani kitabedir. Geç Hitit (Kummuh) dönemine tarihlenir. Yazıt hiyeroglif kitabe olup, Geç Hitit dönemine aittir. Doğal kaya üzerine kazınarak yazılmıştır.

Dokuz satırdan oluşur. Yazıtın sağ kenarında bulunan ve nispeten aşınmış durumda, ayakta duran insan figürü: uzun saçı ve sakallı Asur etkisi göstermektedir. Sol tarafta, açılmış biri büyük, diğeri daha ufak olan iki oyuk, yazıtın bazı satırlarına zarar vermiştir.

Yazıtın yazarı, Sarita ve Sukita şehirlerinin “Nehir-Efendisi” Alayaza’dır. Ayrıca Alayaza, Hattuşili’yi kendi efendisi ve kral olarak takdim eder. Yazıtın sağında ayakta durur biçimde, uzun giysili bir figür yer alır. Ancak bu bölgeye yapılan bir baraj nedeniyle, 2010 yılında su altında kalan yazıt, 1.8 metre uzunluğunda ve 85 cm yüksekliğindedir.

Adıyaman Yeni Kale

ADIYAMAN YENİ KALE

İl merkezine 60 km uzaklıkta Kocahisar köyü yakınlarındadır, ulaşım kolaydır.  Cendere köprüsünden Arsameia kalıntılarına giderken yolun sol yanında kalır. Buraya Eski Kahta Kalesi de deniliyor.

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var buraya neden “Yeni” kale kelimesi kullanılır. Çünkü, 13’ncü yüzyılda yapılan bu kaleyi, MÖ 3’ncü yüzyıla kadar geçmişi uzanan Arsameia kalıntıları olan Eski kaleden ayırmak istenilmiştir.

Kommagene krallığı zamanında inşa edilmiştir. Tek bir kaya parçası üzerine kurulmuş olma özelliği ile dünyada adından söz ettiriyor. Yükseklik yaklaşık 350 metredir. 3 katlı olduğu tahmin edilen kalenin 100-150 yıl önce yandığı ve tahrip edildiği bilinmektedir.

Bir zamanlar, kalenin bulunduğu sarp tepede, Kommagene krallığının yöneticilerinin sarayı vardı. Ancak bu saraydan herhangi bir iz bulunamadı, sarayın varlığı sadece Arsameia kazılarında bulunan bir yazıtta geçmektedir. Saray olmasa da, Arsameia akropolünden açık açık görülen bu kasvetli kale inşa edildi. Kalenin üzerinde doğu burcunda, sarayın girişinde çok sayıda kitabe bulunuyor.

Adıyaman Yeni Kale

  

Kale bugünkü şeklini 13’ncü yüzyılda Memlükler zamanında aldı. Kalenin inşaatı üç Memlük Sultanı hükümdarlığı sırasında yenilendi ve bu duruma ait kalede yazıtlar vardır.

Kalenin giriş kapısında Memluk Sultanı Kalaun’un mescitte yazıtı bulunuyor. Aynı zamanda Melik Eşref Selahattin Halil ile sarayın giriş kısmında Melik Nasır’ın isimleri yer alıyor.

Kalenin içinde birçok kalıntı vardır.

Cami, çarşı, zindan, güvercinlik ve su yolları ile kalenin mimari bazı parçaları günümüze gelmiştir.

Kalenin tepesinde, kuşlar için 32 niş içeren “Güvercin kalesi” adlı bir oda vardır. Buraya yerleşen Memlükler, 1281 yılında Homs Muharebesi öncesinde düşmanın hareketlerini takip ederken bu iletişim aracını kullandılar.

Bu savaşta Sultan Sayf ad Din liderliğindeki Memlükler, Moğolları yendiler. Ancak bu savaş sırasında Ermeni Kilikya krallığı ve diğer Hıristiyan birlikleri Moğolları destekledi.

Kaleye su, günümüzde Kahta çayı olarak bilinen yakındaki bir dereden getiriliyor ve kuşatma durumunda bir sarnıçta saklanıyordu.

Kaleden Nymphois’e inen su yolu, bir tünelle Arsemia antik kentine kadar ulaşır. 80 metreyi bulan bu yolla halen suya ulaşmak mümkündür.

Adıyaman il tarihine ışık tutan Yeni kale, günümüze kadar sağlan bir şekilde gelmiştir. En son 2016 yılında restorasyon çalışmaları yapıldı, yıkılan duvarlar ve tavanlar temizlendi, daha önce içi toprakla dolu olan ve görülmeyen 3 yeni oda ortaya çıkarıldı ve bu odaların içleri temizlendi.