Gaziantep Karkamış

karkamış harabeleri.1
Gaziantep Karkamış


Evet: Kadeş Savaşının ve tarihin ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşmasının yapıldığı yer olan Kargamış, günümüzde gezme şansınız yok. Ama: yakın gelecekte, buradaki mayınların temizlenmesi çalışmaları sürdürülüyor, yakın gelecekte turizme açılınca, buraya mutlaka çok yoğun bir turizm potansiyeli akacak.

Çünkü: gerçekten geçmiş incelendiğinde, burada muhteşem büyük bir medeniyetin, daha doğrusu medeniyetlerin izlerini görmek mümkün.

ULAŞIM

Gaziantep Karkamış: Karkamış ilçesi, Gaziantep’in güneydoğusunda, il merkezine 75 km uzaklıktadır.

İLÇENİN ADI

Gaziantep Karkamış: Söylentilere göre: Karkamış adı, Sümerlerin ünlü kralı Gılgamıştan gelir. Sözcük ve yapı olarak: Karkamış ve Gılgamış birbirine yakın iki ad. Bilindiği üzere, bu destan, baştan sona kadar, Gılgamış’ın yaşam mücadelesi, maceraları ve seyahatlerini konu almaktadır.

TARİHİ

Gaziantep Karkamış: Karkamış’ın iki yüzü vardır. Birincisi: tarihin derinliklerinde yer almış, uygarlıklara, savaşlara ve saldırılara sahne olmuş, belgeleri ve izleri ile tarihe ışık tutmuş eski Karkamış. Diğeri, onun devamı olan ve eskinin mirasına sahip, şimdiki yani günümüzdeki Karkamış.

Eski Karkamış; Fırat nehrinin akış yönüne göre, nehrin hemen sağında kurulmuş. Daha sonra belirlenen Türkiye-Suriye sınırının, Fırat ile kesiştiği üçgenin köşesinde. Artık mayınlanmış o saha içerisinde, maziyi andıran bir tümsek yığını gibi, dünden bugüne, çağlar ötesinden günümüze ışık tutuyor. Birçok uygarlığın izleri ve kalıntılarını bağrında saklıyor. Eski kent; yıkıla-yapıla, sonuçta bir tümsek görünümü almış. Ne sarayları kalmış ayakta, ne surları. Tarihi değerleri yağmalanmış, heykel ve sanat değeri olan eserler tahrip edilmiş durumda. Kabartma resimli duvarları, yerli bir edilmiş ve ne savaş arabalarını çeken azgın atları, ne aslanları ve ne de kuvvetin simgesi boğaları kalmış artık. Eski kent, ölgün bir harabe.

Çivi yazısı belgelerden: Karkamış şehrinin adına, ilk defa Mari arşivi belgelerinde rastlanır. Hamurabi devrinde, Karkamış’ın Mari’ye tabi bir şehir olduğu anlaşılır. Takip eden tarihi süreçte; Hamurabi sülalesine, Hitit kralı 1. Murşil tarafından son verilir. 1. Murşil; Babil’e giderken; Halep ve Karkamış’ı ele geçirir. Hitit krallığının zayıflaması üzerine; Mısır firavunları; bölgeyi ele geçirir ve Kargamış, uzun süre, Mısırlıların egemenliğinde kalır. Ancak: Hitit kralı 2.Murşil zamanında, Karkamış yine Hititlilerin egemenliğine girer.

Karkamış’ın en önemli ve en çok bilinen devri: Geç Hitit devridir. MÖ.1200 yıllarında, Frig’ler; Anadolu’da kasırga gibi her yeri yakıp-yıkarlar. Bunlardan kaçan Hititler; Güney ve Güneydoğu Anadolu’da, yeni krallıklar kurarlar. Karkamış’ta: Milit krallığı kurulur. Bu devirde: şehrin çevresi, surlarla çevrilir. Ayrıca: bir iç kale vardır. Şehir gelişmiş, komşu şehir ve krallıklarla ticari ve siyasi ilişkiler kurulmuştur.

Evet: 300 yıl, Geç Hitit krallığının merkezi olan şehir; MÖ.109 yıllarında komşuları Asurlular tarafından işgal edilir. Karkamış; artık bir Asur eyaletidir. Takip eden tarihi süreçte: önce Babilliler ve daha sonra Persler görülür. Takip eden tarihi süreçte: Roma, Bizans ve Araplar görülür.

Osmanlı devletini kuracak olan “Kayılar”, Anadolu’ya Karkamış’a yakın bir noktadan Fırat’ı geçerek ulaşırlar. Geçiş sırasında, suda boğulan boy beyi Süleyman Şah’ın mezarının bulunduğu “Caber Kalesi”nin Karkamış’a uzaklığı: 30 km. dir.

Karkamış; eski kenti, ilk olarak, 1876 yılında, İngiliz Hogatrh tarafından bulunmuş. Takip eden tarihi süreçte; İngilizler, yaptıkları korsan kazılar ile, birçok değerli eseri çalarak ülkelerine götürmüşler.

Karkamış Tren Garı

KARKAMIŞ TREN GARI:

Osmanlı döneminden kalma, taş işçiliği dikkat çeken ve hala kullanılan bu gar, görülmeye değerdir.

Klasik Alman mimarisi etkilerini taşıyan, kesme taşlardan yapılmış, 2 katlı istasyon binası, bölgenin sembollerinden biridir.

1900’lü yılların başında inşa edilmiştir.

Garın hemen yakınında, antik kent girişleri ve meşhur Karkamış Köprüsü (tren köprüsü) vardır.

Karkamış Köprüsü

KARKAMIŞ KÖPRÜSÜ.

Bölgenin en ikonik ve stratejik yapılarından biridir.

Bağdat demiryolu projesinin bir parçası olarak Alman mühendisler tarafından inşa edilmiştir.

Çelik kafes yapısı ve taş ayaklarıyla Fırat Nehri üzerinde görkemli bir duruş sergiler.

Suriye sınırına çok yakın bir noktada bulunan köprü, Türkiye ile Suriye arasındaki demiryolu bağlantısını sağlar.

Karkamış Barajı

FIRAT NEHRİ VE KARKAMIŞ BARAJI:

Antik kentin hemen yanında akan Fırat Nehri, muhteşem bir manzara yaratmaktadır.

Baraj hem enerji üretimi hem de nehir akışının düzenlenmesi amacıyla yapılmıştır. Türkiye nin Fırat nehri üzerindeki son barajıdır. Baraj gölü çevresinde sulak alanlar, özellikle kış aylarında birçok göçmen kuş türüne ev sahipliği yapar.

 

Karkamış Harabeleri

KARKAMIŞ HARABELERİ

Karkamış ilçesi yakınlarında, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerindedir. İlçe merkezine 1 km. uzaklıktadır. Antik kentin bir kısmı Suriye topraklarında bulunmaktadır. Yakın doğu arkeolojisinin en önemli yerleşimlerinden biridir.
Kent: MÖ.2 bin yılda, Anadolu’dan Mezopotamya’ya ve Mısır’a uzanan yolların, önemli kavşak noktasında kurulmuştu.

 

Tarihi geçmişi:

Karkamış krallarından söz eden ilk belge: MÖ.1700 yıllarında ortaya çıkar. MÖ.1650 yıllarında, Hitit kralı Hattuşili I.; Karkamış ve çevresindeki kentleri alarak, kuzey Suriye yolunun güvenliğini sağlar. Tarihi süreç içinde, kent daha sonraları: Mitannilerin egemenliği altına girer. Ancak: Şuppiluliuma I. döneminde, yeniden Hititlere bağlanır.

Hitit imparatorluğunun yıkılmasından sonra, kent, Geç Hitit krallığından birinin merkezi olur. Kent: MÖ.717 yılında, Asur kralı II. Sargon tarafından, yakılıp-yıkılır ve Asur topraklarına katılır.

Kentin Planı: 

Karkamış: Dış kent, iç kent ve kale olmak üzere, üç bölümden oluşur. Dikdörtgen planlıdır. Yönetsel ve dinsel işlevli yapılar, kentin çekirdeğini oluşturur. Yapılar: Hitit-Asur üslubunda kabartmalarla kaplı, siyah bazalt ve beyaz kireç taşı ortostatlarla süslüdür. Bulunan kabartmaların çokluğu: Geç Hitit dönemine tarihlenir.

Karkamış Harabeleri
GEÇ HİTİT SARAY ALANI VE DEV KORUMA ÇATISI:

Alanın en dikkat çekici noktası, Geç Hitit dönemine ait Saray Alanıdır.

Saray iç kale (Akropol) ile Aşağı Şehir arasındaki bağlantı noktasında, Fırat nehrine hakim bir tepede kurulmuştur.

MÖ 9 ncu yüzyıla kadar uzanan Geç Hitit döneminin en önemli yönetim merkezlerinden biridir.

Bu saray, Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, bölgede Hitit geleneklerini sürdüren “Karkamış Krallığı” nın ihtişamını yansıtır.

O dönemde Yakın Doğu mimarisinde çok popüler olan “Bit-Hilani” tarzında inşa edilmiştir. Ön cephesinde genellikle iki veya üç büyük sütun bulunan, görkemli bir giriş bulunur.

Girişten sonra büyük, dikdörtgen bir taht odasına geçilir.

Genellikle 2 katlıdır, alt kat yönetim ve resmi kabuller, üst kat ise kraliyet ailesinin özel yaşam alanı olarak kullanılırdı.

 

Ostostatlar (Kabartma Taş Bloklar)

Sarayı diğerlerinden ayıran en büyük özellik, duvarların alt kısımlarını süsleyen Ostostat denilen kabartmalı taş bloklardır.

Bu kabartmalar: Tanrıça Kupapa ve onun adına yapılan tören alayındaki: askerlerin, rahiplerin, çeşitli hayvanları taşıyan kişilerin, uzun ve düz kılıçlarla silahlanmış prenslerin, savaş arabalarının, karışık yaratıkların, koruyucu hayvanların yer aldığı tören alanı betimlemeleriyle, MÖ. 1000 yıl başlarındaki yaşam biçimine, giysilerine ve kültürlerine ışık tutmaktadır.

Kabartmaların üzerinde genellikle Luvice (Anadolu Hiyeroglifi) yazılmış ve kralların başarılarını anlatan yazıtlar yer alır.

Kargamış kabartmalarının büyük çoğunluğu, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Bu sarayda hüküm sürmüş en önemli 3 kral şunlardır:

1 Kral: Katuwa

MÖ 900 civarında hüküm sürmüştür. Şehri gerçek bir sanat merkezine dönüştürmüştür. Saray alanındaki meşhur “Süreç Yolu” ve Fırtına Tanrısı Tarhunza adına yapılan tapınağın büyük kısmını o inşa ettirmiştir.

Yazıtlarda kendisinden “Karkamış’ın Ülke Beyi” olarak bahsedilir. Döneminde bölgedeki diğer şehir devletleri üzerinde büyük bir otorite kurmuştur.

Bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen en ünlü kabartmaların çoğu, onun döneminde yapılmıştır.

 

2 Kral: Sangara (MÖ 870-848)

Karkamış’ın hem çok zengin hem de büyük bir tehditle (Asur İmparatorluğu) karşı karşıya kaldığı bir dönemdir.

Asur kayıtlarında Sangara nın adı sık geçer. Asur Kralı III Salmanasar’a o kadar büyük miktarda altın, gümüş ve fildişi haraç vermiştir ki, bu durum Karkamış sarayının ne  kadar devasa bir hazineye sahip olduğunu kanıtlar. Savaşmak yerine zenginliğini kullanarak şehrini istiladan korumaya çalışmıştır.

 

 

3 Kral.Yariri: (MÖ 790 civarı)

Karkamış’ın en entelektüel ve vizyoner kralıdır. Yazıtlarında 8 farklı dil ve 4 farklı yazı bildiğini belirtmiştir. Bu, Karkamış’ın o dönemde ne kadar kozmopolit ve ticari bir merkez olduğunu gösterir. Saray duvarlarında, kraliyet çocuklarının (Kral Karmani ve kardeşleri) eğitim gördüğünü, aşık kemikleriyle oynadığını gösteren çok insani nadir kabartmalar onun dönemine aittir. Aslında, tahtın gerçek varisi Kamani küçük olduğu için ona naiplik yapmıştır. Ancak şehri bir altın çağ gibi yönetmiştir.

 

Bu kralların yönetim dönemlerinde saraydaki diğer ayrıntılar:

Bu kralların saraylarında sadece protokol yoktu. Arkeolojik kazılarda saray mutfaklarında özel mühürlü kaplar, lüks şarap küpleri ve Mezopotamya’dan ithal edilmiş egzotik eşyalar bulunmuştur. Yani bu krallar, Fırat manzarasına karşı oldukça lüks ve entelektüel bir hayat sürüyordu.

 

ANTİK YOLLAR VE MEYDANLAR:

Karkamış, Türkiye de Hitit döneminden kalma antik döşeme taş yollarda yürünebilecek nadir yollardan biridir.

İç kent ve Dış Kent: Savunma duvarları ve kapı girişleri var.

Tapınak Kalıntıları: Fırat nehri manzarasına karşı yükselen dini yapıların temelleri görülebilir.

Hilani Tepi Evler: Dönemin karakteristik sivil mimari örneklerini görebilirsiniz.

 

Süreç Yolu-Tören Yolu:

Bu yol, antik çağda dini bayramlarda ve kraliyet törenlerinde, tanrı heykellerinin ve orduların geçtiği ana güzergahtı. Yolun her iki yanında, bazalt taşlar üzerine işlenmiş muazzam kabartmalar (ortostatlar) bulunur. Bu kabartmalar genellikle koyu renkli bazalt ve açık renkli kireçtaşının ardışık kullanılmasıyla oluşturulmuş, görsel bir ritim yakalanmıştır.

Yolun duvarlarında: mızraklı askerler, kalkan taşıyan savaşçılar ve tanrılara sunu yapan rahipler gibi figürler çok net bir şekilde görülmektedir.

Antik dönemde şehre gelen elçiler veya misafirler, bu yoldan geçerek kralın ve ordusunun gücüne tanıklık ederlerdi.

Bu yolun büyük kısmı Kral Katuwa döneminde bugünkü ihtişamına kavuşmuştur.

Bugün arkeoparkı ziyaret ettiğinizde, binlerce yıl önce Hitit krallarının ve askerlerinin yürüdüğü orijinal taş döşemeler üzerinde yürüyebilirsiniz.

Yolun sonunda, Fırtına Tanrısı Tarhunza nın tapınağı ve saray girişi vardır.

Bu rota, antik kentin kalbine giden en etkili yoldur.

 

FIRTINA TANRISI TARHUNZA TAPINAĞI:

Antik kentin en yüksek noktalarından birinde, saray kompleksiyle bağlantılı bir konumdadır. Hititlerin baş tanrısı olan Tarhunza ya adanmıştır. Tapınağın girişinde devasa bazalt taşlar ve dini ritüelleri betimleyen kabartmalar vardır.

Özellikle kurban sunma sahneleri ve rahiplerin tasvirler bu alanda çokça görülür.

Kalıntılarda tapınağın iç bölümleri, sunak yerleri ve tanrı heykelinin muhtemelen yerleştirildiği kutsal oda (Cella) temelleri seçilebilmektedir.

Tapınak alanı, Fırat Nehrine hakim bir konumda olduğu için hem stratejik hem de ruhani bir atmosfere sahiptir.

 

KALINTILARDA GEZİ:

1911-1914 yıllarında İngilizler tarafından yapılan kazılarda bulunan, ancak eksik olan bazı Hitit kabartmalarının parçaları, 2011 yılında yapılan Türk-İtalyan kazılarında bulunmuştur.

Karkamış Antik Kenti, sınır hattında olduğu ve kazı çalışmaları devam ettiği için zaman zaman güvenlik gerekçesiyle kısıtlamalara tabi tutulmaktadır.

Ancak genel olarak Arkeopark ziyarete açıktır. Ancak burayı ziyaret etmek isterseniz, gitmeden önce mutlaka Karkamış Kaymakamlığından ziyarete açık olup olmadığını öğreniniz.

 

 

 

Gaziantep tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için.

 

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Aizonai, işte tarih, işte mükemmellik, işte hazine, mutlaka ama mutlaka gidin, görün. Ben buraya üç kez gittim, her seferinde büyük bir keyif aldım, inanılmaz güzel, inanılmaz tarihi bir yer, mutlaka zaman ayırın, mutlaka burayı gidin görün.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

ULAŞIM

Aizonai antik şehri: Kütahya il merkezine 57 km. uzaklıktadır. Kütahya karayolundan yaklaşık 50 km. gittikten sonra, Çavdarhisar ilçesini hemen geçince, Emet yönüne dönülerek ulaşılıyor.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

GENEL

Kralların şehrine yakışan bu mimarinin bulunduğu alanda, her ne kadar çevre dikenli tellerle kapatılarak korunmaya alışmışsa da, bazen istenilmeyen görüntülerle karşılaşma şansı çok fazla.

Bu görüntülerin başında, burası bir yandan turizme açılmaya çalışılırken, öte yandan antik kalıntılar içinde koyun sürüleri ve bunlar tarafından kirletilen antik kalıntılar.

Ayrıca: antik kalıntılar üzerine kurulmuş, bir köy yerleşimi var. Ama bu köy yerleşimindeki evler o kadar kötü olmuş ve Sit alanı olması nedeniyle herhangi bir tamirat, yenileme veya restorasyon yapılamadığından, çevre tamamen harabe olmuş ve her an yıkılabilecek enkaz evlerle dolu.

Bir diğer söylenti, bu evlerin Gediz depreminden sonra terk edildiği şeklindedir. Ama ne olursa olsun ziyaretçilere gayet kötü bir görüntü sunuyorlar.

Evet, gelelim antik kentin bulunmasına

Antik kentteki kazılar, burada, MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan dönemde ait yerleşim tabakalarını ortaya çıkarmıştır. Yani, Roma döneminde bugünkü halini alan kentte aslında çok daha önceki dönemlerde, eski uygarlıklar tarafından yerleşim sağlanmıştır.

Pausanias isimli bir yazar: Penkalas nehrinin kıyısındaki bir mağarada: “Ana Tanrıçaya” tapınıldığını anlatır.

Ama, şehir; en önemli ve çağdaş görünümünü Roma döneminde yaşıyor. Özellikle: Efes kenti ile aynı dönemde, burası, ikinci bir Efes şehri olarak nitelendiriliyor.

Kent, ismini: Zeus’un kızı Su Perisi “Erato” ile Efsanevi kral “Arkas”ın birleşmesinden ortaya çıkmış “Azan” isimli mitolojik kahramandan almıştır.

Azan isimli bu mitolojik kahraman, aynı zamanda, Frigyalıların mitolojik kahramanı olan “Azan” dır. Şehir kuruluşundan sonra kullanılan bir diğer ismi ise: Aezani’dir.

Kent: Penkalas (günümüzdeki ismi: Kocaçay) ırmağının iki yakasında kurulmuştur. İlk yerleşimcileri: Frigya’ya bağlı olarak yaşayan “Aizanistler” dir.

Bunları takip eden dönemlerde ise: Bergama krallığı ve MÖ.133 yılında ise, Roma egemenliği görülmektedir.

MÖ. 1’nci yüzyılın son çeyreğinde ve erken Augustus döneminde (MÖ.27. MS.14) yıllarına ait sikkelerde, kentin adı “Ezeaniton” olarak geçmektedir.

Daha sonra, takip eden süreçte: yani Roma egemenliği dönemlerinde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimiyle zenginleşen şehrin ünü: sınırları aşmıştır. En parlak ve ihtişamlı günleri ise; MS.117-138 yılları arasında görülür.

O dönemde, antik kentte, 120 bin kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.

Kuruluş aşamasında, kentin ilk görkemli yapısı olarak: Zeus Tapınağı kurulmuştur. Bu dönemde, şehir, Yunan şehirler birliğine alınır. İmar faaliyetleri artar.

MS. 2’nci yüzyılın ortalarında ise, küçük Zeus Tapınağı çevresinde, galerilerle çevrilmiş olan “Agora” inşa edilir. Tiyatro, Stadium, hamam ve spor yerleri yeniden onarılır.

Takip eden dönemde

Roma imparatorluk toprakları ikiye ayrılınca, bölgede Bizans egemenliği başlar. Bizans döneminde: Hıristiyanlığın yoğunlaşması ile burası da bir piskoposluk merkezi haline gelir.

Kent: 7. yüzyılda önemini kaybeder ve 13. yüzyılda ise bölgeye Çavdar Tatarları yerleştirilir ve bu nedenle, bölge “Çavdarhisar” olarak anılmaya başlanır.

Derken: 1824 yılında: Avrupalı gezginler tarafından, Aizonai antik kenti bulunur. Antik kent: 1830-1840 yılları arasında incelenir ve 1926 yılından itibaren ise, bölgede, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı çalışmalarına başlanır. Bu çalışmalar, günümüzde de sürdürülmektedir.

Antik kentte, günümüzde görebileceğiniz başlıca kalıntılar: şehrin Roma hükümranlık dönemlerinden kalmadır. Görebileceğiniz antik eserler: Zeus Tapınağı, Borsa, Stadium ve Anfi Tiyatro, Mozaikli hamam, Antik köprüler ve Sütunlu cadde.

Bunlardan kısaca söz etmek istiyorum. Ancak, buradaki köyün evlerinin çoğunun duvarlarının düzgün kesme taşlardan yapılmış olduğunu göreceksiniz. Evet, malzeme bol, garip karşılamamak gerek. Ancak, bu evlerin bir kısmı: 1969 Gediz depreminden sonra terk edilmiş.

Yani. Terk edilen bu evler ve antik kent kalıntıları, çok ilginç bir manzara oluşturuyor. Bu arada, antik kentten çıkarılan eserlerin bir kısmı, halen Kütahya Müzesinde sergileniyor.

GEZİ PLANI

Ana yoldan ayrıldıktan sonra, tabelalar yardımı ile “Aizonai” antik şehrine rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Önce gezmenizi önereceğim yer: Zeus tapınağıdır. Zeus Tapınağı hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce, bilmenizi istediğim hususlar var.

Tapınak alanı: tel örgülerle çevrilmiş ve giriş ücretli yazılı olmasına ve tapınak alanının içinde hemen sağ bölümde bir konteynır içinde güvenlik görevlileri bulunmasına rağmen; giriş ücreti ödenmiyor.

Siz zaten kapıdan girişten itibaren, karşınızda bir anıt gibi duran muhteşem yapıyı görünce etkileniyorsunuz. Ama, yine de hemen buraya girmeyi değil de, hemen sağ yanda bulunan yine tel örgülerle çevrelenmiş, bölgeden toplanan taş eserlerin bulunduğu yeri önce gezin.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Sonra: çok çok ilgi çeken, kadın büstünün bulunduğu taş bölümü görün ve daha sonra, Zeus Tapınağının bulunduğu yere tırmanın.

Burada, yani tapınak alanı içinde, duvarlardaki yazıtları görün, ayrıca tapınak alanının altındaki boşluğu mutlaka ve mutlaka inin. Buraya, demir merdivenlerle iniliyor ve herhangi bir sorun yok.

Ama dediğim gibi unutmayın ve bu alttaki boş alana mutlaka inin, sıcak bir günde klima gibi bir güzel havası olan, bu mistik alanı mutlaka görün. Bu alan bir zamanlar: tapınağın kehanet merkezi ve deposu olarak kullanılmıştır.

Evet, buyurun dünya üzerinde benzeri olmayan, günümüze kadar sağlam olarak gelebilmiş, muhteşem bir tarih hazinesini gezmeye.

Hemen tapınak alanının giriş kapısı önünde, aracınızı park edebilirsiniz.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

ZEUS TAPINAĞI

Evet burası günümüzde Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesi.

Burada, Roma döneminde Aizonai isimli bir şehir kurulur ve şehrin en kutsal alanı olarak seçilen yere Zeus Tapınağı yapılmasına karar verilir.

Ancak, bu kutsal alan olarak kabul edilen höyük: Anadolu’nun erken evrelerine ait tabakalar bulundurur.

Tapınak avlusu seviyesinin hemen altında, Erken Bronz çağına (MÖ 2800-2500) ait seramik parçaları bulunmuştur. Ayrıca: Tunç çağına ait zemini kerpiç ve çakıldan yapılmış, şevli duvarlara sahip iki mekan tespit edilmiştir.

Tapınağın yapılması için, bu tabakalar ortadan kaldırılmıştır.

Muhtemelen, bu ortadan kaldırılan tabakaların molozları, tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmıştır.

Evet, günümüzde: Zeus Tapınağı, yukarıda belirttiğim gibi Çavdarhisar ilçesinde, Aizonai antik şehrinde, Perkalas Çayının batı kıyısında 200 metre uzaklıktadır.

 

Önemi

Zeus Tapınağı oldukça önemlidir. Çünkü dünya üzerinde benzeri yoktur. Gerek plan olarak ve gerekse dünya üzerinde günümüze en sağlam gelebilmiş bir tapınaktır.

 

Tapınağın yapımı

Tapınak, şehir içinde ve çevresinde bulunan toprakların sahibiydi.

Tapınak yapımı için gerekli harcamalar, geniş tapınak arazilerinin kiraya verilmesiyle sağlanmaya çalışılıyordu.

Hadrian döneminde, Aizonai ve Roma arasındaki en temel sorun, şehre ait olan toprakların yönetimi konusundaydı.

Zeus tapınağına bağlı olduğu düşünülen topraklar hakkında, İmparator Hadrian dönemine ait gayet net ve ayrıntılı yazıtlar, tapınağın duvarlarında bulunmaktadır.

Ancak, arazileri kiralayanlar, uzun süre para ödememek için direndiler.

Bunun üzerine, İmparator Hadrianus devreye girdi ve paralar ödenince; MS 92 yılında İmparator Damitianus döneminde başlanan tapınak inşasına devam edildi.

Tapınak: MS 2’nci yüzyılda, İmparator Hadrian döneminde (MS 117-138) tamamlandı.

Evet, bir tepe üzerinde bulunan Tapınak, Aizonai şehrinin ana kutsal alanıydı.

 

Mimari Özellikleri

Roma döneminde yapılmış olmasına rağmen, Hermogenes tarafından Magnesia’da yaratılan Helenistik dönem özelliklerine özgü biçimde yapılmıştır.

Aynı plan, Ankara Augustus Tapınağında da kullanılmıştır.

Hermogenes’in Helenistik dönem mimarisi için ortaya koyduğu kurallar çerçevesinde: naosu çevreleyen peristasisin eni, iki sütun genişliğindedir.

Dolayısıyla tipik Helen mimarlık özelliği olan pseudodipteros plan uygulanmıştır.

Çok basamaklı podyum da, Helenistik dönem özelliklerindendir.

Cella tonozla örtülü bir alt yapı üzerine konumlandırılmıştır.

Bu bir Roma mimarisi özelliğidir.

Cella içinde: bir Zeus heykelinin bulunduğu düşünülür, ancak bu heykel günümüze ulaşmamıştır.

Ancak, yapılan arkeolojik araştırmalarda, tapınak içinde Zeus’un kutsal kuşu olan “Kartal” heykeli bulunmuştur.

Promaos (giriş), naos-cella (ana oda) ve opistodomos’tan (arka oda) oluşan ana yapının altında, Anadolu’da kullanımı çok yaygın olmayan, yüksek tonozlu bir galeri bulunur.

Tapınağın girişi doğudadır ve pronaos önünde 4 sütun bulunur.

Batı yüzündeki opisthodoms kısmında ise, kompozit başlıklı 2 sütun vardır.

Opisthodomos ve cella arasında, alt kata inen ahşap bir merdiven vardır.

 

Tapınağın sayısal ölçüleri

Tapınağın oturduğu podyum ölçüleri: 130 x 112 metredir. Tapınağın oturduğu ölçüler ise, 53 x 35 metredir.

 

Pronaos (giriş) duvarlarındaki yazıtlar

Tapınağın ön galeri duvarlarında, İmparator Hadrian ve Aizonai için önemli hizmet görmüş Apuleius’u öven yazıtlar bulunur.

Pronaos duvarının dış ve iç yüzeylerinde bulunan Yunanca ve Latince yazıtlarda: tapınağın klerolarının (tarım arazileri) kiralarına ait tartışmaların ve kararların yer aldığı Hadrian dönemine ait yazışmaların birer örneği bulunur.

İmparator ile şehir arasında, bu konu ile ilgili yazışmalar, Aizonai için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin kuzey tarafında, özel olarak hazırlanmış bir bölüme, bu yazıt konmuş ve bugün de görülmektedir.

Aynı duvarın dış tarafındaki yazıtta ise, şehirde 4 Numaralı köprünün yazıtından tanınan M. Apulerius Eurykles’ten söz edilmektedir.

Yazıtta: Eurykles’in erdemlerinden ve şehir için yaptığı işlerden, övgü ile söz edilmektedir.

 

Çizimler-Duvarlara kazınan resimler

Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşların üzerinde, çeşitli çizimler var.

MS 13’ncü yüzyılda Anadolu’daki Moğol istilası sonrasında, bölgeye gelen Çavdar Tatarları, tapınağın çevresine bir duvar örerek, tapınağı kale olarak kullanırlar.

Bu dönemde, tapınağın duvarlarına 300’den fazla Çavdar Tatarlarına ait: at, okçu, süvari, tuğ taşıyan süvari, kopuz çalan insanlar gibi çeşitli figürler kazınmıştır.

Grafitilerin büyük çoğunluğu, kuzey duvarının dış ve iç yüzeyinde bulunmaktadır.

Grafitilerin birçoğunun gurup halinde yapılmış olması, yapım teknikleri ve birbirini takip eden kompozisyonları, bunların aynı topluluk tarafından yapıldığını gösterir.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Sütunlar

Tapınağın en dikkat çekici özelliklerinden biri, sütunlarıdır.

İlk inşa edildiğinde, tapınağı çevreleyen 42 sütun bulunduğu biliniyor. Ancak bunlardan 16 sütun günümüze ulaşmıştır.

En düz olanlar “dor sütunu”, yargıç saçı şeklinde süslü olanlar “İon sütunu” ve çiçekli-böcekli en süslü sütunlar ise “Korint sütunları” dır.

Tapınağın anıtsallığını güçlendiren, monolit (tek parça) sütun gövdelerine, kaide ve başlıklar da eklendiğinde, sütunların toplam yüksekliği 9.51 metredir.

Tapınağın çevreleyen sütunların kaideleri, Asia İon tarzındadır.

Promaos (giriş) ve opisthodomos’da (arka oda) bulunan sütunlarda ise, Attik-İon kaide kullanılmıştır.

Ön ve arka yüzde (doğu-batı) 8 sütun, yan cephelerde (kuzey-güney) 15 İon sütunu bulunur.

Sütunlar 24 yivlidir.

İç bükey yivlerin genişliği altta 11 cm, yukarıda ise 9.5 cm dir.

Bu ölçüler, sütunların yukarıya doğru, zarif bir şekilde inceldiğini gösterir.

İç bükey yivlerin sonlandığı noktada, amphora motifleri vardır.

Bu motifler; üzerine gelen volütlü İon başlıklarını zenginleştirir.

Başlıkların üzerinde bulunan 3 faskiyalı arşitravlar, üst yapının günümüze kadar ulaşan mimari öğeleridir.

Tapınağın kısa taraf, ön yüzündeki orta sütun aralığı, diğer sütun aralıklarından daha geniştir. Ancak bu bir İon mimari özelliğidir.

Sütunlar ile iç mekan arasındaki uzaklık: sütunların kendi aralarındaki uzaklıktan 2 kat fazladır.

Sütunların birbirine bağlantı yerlerinde, kurşun kirişler görülür. Hatta, bu kirişlerden bazıları parçalanmıştır.

 

Akroterler 

Tapınağın bezemelerinden özellikle akroterlik ilgi çekicidir.

(Akroter: alınlık üçgeninin tepesi ve köşelerinde bulunan figürler, süslemelerdir.)

Batı alınlığında, orta akroter “akantus dalları ve yaprakları arasında Tanrıça Kybele” büstü ile bezenmiştir. Doğu alınlığındaki akroterde ise, “Zeus Büstü” bulunmaktadır.

Tapınağın altındaki galeri

Tapınakla ilgili, ilginç bir ayrıntı da burada, tapınağın altındadır.

Bu galeri, kilitleme tonozlama metoduyla inşa edilmiştir.

Celladan buraya inen bir ahşap merdiven bulunur.

Burası, bu plan ile Anadolu’da pek alışılmamış bir özellik gösterir.

Roma mimari sanatında, pek görülmeyen bir yapı biçimidir.

Çünkü benzeri yoktur.

Gelelim, galerinin yapılış-kullanım amaçlarına:

Bu konuda başlıca iki görüş bulunmaktadır.

 

1’nci Görüş

Tapınağın alt galerisinin, değerli sunuları depolamak amaçlı kullanıldığı şeklindedir.

 

2’nci Görüş

Şehrin yaklaşık 4 km güneyinde bulunan Kybele (Meter Steunene) kutsal alanındaki kültün, tapınağın inşasından sonra buraya taşındığı ve tapınakta hem Zeus’a ve hem de Kybele’ye tapınıldığı şeklindedir.

Bu görüşün kanıtı olarak şunlar tespit edilmiştir.

Tonozlu yapıda Kybele’yi simgeleyen terracota figürinleri bulunmuştur.

Ayrıca, bulunan bir yazıtta, Zeus ve Kybele yan yana yazılmıştır.

Tonozlu yapıya geçişi sağlayan geçit opisthodomosdan (arka oda), ahşaptan yapılmış bir merdivenle sağlanıyordu.

Cellaya (ana oda) geçişi sağlayan pronaos üzerinde bulunan alınlığın akroterinde bir erkek figürü bulunuyor, opisthodomos (arka oda) üzerindeki alınlığın orta akroterinde ise bir kadın figürü bulunuyor.

Daha fazla ayrıntıya girildiğinde ise: Kybele, Zeus’u koybantların gürültülü dansları eşliğinde, bir mağarada doğurmuştur.

Pausanias, Aizonai yakınlarında Steunos adını taşıyan bir mağarada, Meter Steunene adı ile Kybele’nin tapınım gördüğünü belirtmiştir.

Zeus’un, burada bir mağarada Kybele tarafından doğurulduğuna inanılmış ve hem Kybele hem de Zeus’a gönderme yapılarak Tapınak inşa edilmiştir.

Hatta, Kybele Zeus’u bir mağarada doğurduğu için, burayı tapınak alanının altına sanki bir mağara gibi inşa etmişlerdir.

 

3’ncü Görüş

Son bir görüş ise, buranın bir kehanet merkezi olduğu şeklindedir.

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Tapınağın önündeki kadın büstü

Tapınağın kuzeybatı alınlığında, bir kadın büstü vardır.

Bunun bulunması, bu tapınağın sadece tanrıların babası Zeus’a değil aynı zamanda Aizonai’te Meter Steunene adıyla tapılan Anadolu’nun Kybele tanrıçasına da adanmış olduğunu gösterir.

Ancak son araştırmalarda, tapınağın çift tanrıya ( hem Zeus’a hem de Kybele’ye) adanmış olduğu anlaşılmıştır.

Medusa görünümündeki bir zemin üzerinde, saçlı bir figürdür.

Akroter denilen bu devasa heykel, zamanında meydana gelen depremler sonucu, Zeus Tapınağının üzerinden düşmüş olmalıdır ve tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konulmuştur.

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı Agora

AGORA

Zeus Tapınağının tam önündeki sütunlu avlu ve içinde bulunan Hereon’dan oluşuyor. Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan Hereon’un şehrin ileri gelenlerinden biri için yapılmış, bir anıt mezar olduğu sanılıyor.

Agoranın güneyinde, ona yapışık olarak yapılmış “Dor Agorası” var.

Çoğu köy bahçeleri ve evlerinin altında kalan bu görkemli yapıların az bir kısmı, ayakta kalabilmiştir.

Zeus Tapınağından sonra: Tapınak alanının hemen karşısında bulunan Tiyatro-Stadyum kompleksinin bulunduğu yere doğru gidiyoruz.

Yine, dar ve toprak bir yoldan bir süre ilerledikten sonra aracımızı bırakıyoruz ve büyük taş-kaya blokların üzerinde ilerleyerek, bölgeyi gezmeye başlıyoruz.

Karşımıza ilk çıkan yapı: Hamam.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Hamam

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Hamam

HAMAM

MS.3. yüzyıl ortalarından şehrin kuzeydoğusunda, aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine, ikinci büyük bir hamam yapılmıştır. Hamam mekanlarının birinde, ortada “Satyr ve Menad” betimli, kaliteli bir mozaik taban görülmektedir.

MS.4 ve 5’nci yüzyıldan sonra, bu hamamın, ana mekanı düzenlenmiş ve Aizonai’nin erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.

Hamamda: merkezi bir ısıtma sistemine ait kalıntılar görülmektedir. Hamam yapısının önünde, spor çalışmalarının yapıldığı, kare biçimli büyük bir avlu olan “Palaesrtra” bulunmaktadır. Mozaikleri burada görmelisiniz.

Evet, biz yine gezimize devam edelim.

Hamam yapısından sonra: yürümeye devam ettiğimizde, karşımıza önce stadyum ve daha geride tiyatro çıkıyor. Gerçekten ortasındaki boşluk ve yanlarında oturma sıraları ile stadyum ve hemen yanındaki tiyatro, gayet belirgin olarak karşımıza çıkıyor.

Ama, bölge o kadar karışık ki, umarım ilgililer-görevliler, bir gün gelir bu karışıklığı toparlayacak düzenlemeye giderler ve kesinlikle, karşımıza “Efes” antik kentinden daha muhteşem bir kent çıkacaktır.

Taşların-kayaların üzerinde biraz da akrobatlık yaparak, kekik kokularını hissederek ve uzaktan, Zeus Tapınağını izleyerek, rüzgarın büyüsü ile bölgede gezinmeye devam ediyoruz. Bu arada, gerek Stadyum ve gerekse Tiyatro hakkında ayrıntılı bilgiler:

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

STADİON VE TİYATRO

Evet, burada göreceğiniz Stadion-Tiyatro kombinasyonunun, dünya üzerinde başka bir benzeri yoktur.

Yani, tiyatro o dönemlerden farklı olarak, stadyumla bitişik yapılmıştır. Aynı alanı, beraberce paylaşıyorlar.

Tiyatronun 20 bin kişi kapasiteli ve ona bitişik stadyumun ise 13.500 kişi kapasiteli olduğu sanılıyor. Uzun stadyum, hala çok belirgin. Madalya alanların şerefine madalyaları simgeleyen kabartmalar, stadyum girişinde, hala zarar görmemiş bir şekilde görülebiliyor.

Stadyumda yapılan araştırmalar: buranın MS. 160 yılından sonra yapılmaya başlandığını, aralıklarla MS. 3. yüzyıl ortalarına kadar bir yapım süreci geçtiği tahmin edilmektedir. Stadyum oturma sıraları: hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir.

Stadyum’un tiyatroya bakan batı cephesi, mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Daha sonra, stadyum genişletilirken, buraya ikinci bir kat eklenmiştir

Bu bölgeyi de gezdikten sonra: arabamıza biniyoruz ve geri dönüyoruz. Zeus Tapınağını geçtikten hemen sonra, sağ bölüme ara yola giriyoruz.

Sağımızda Zeus Tapınağı kutsal alanı, solumuzda bir sürü virane ev ve bunları geçiyoruz, sola kıvrılıyoruz, önce bir antik Roma dönemi köprüsü üzerinden geçiyoruz ve bu kez hedefimiz, dünyanın ilk Borsa yapısı ve antik sütunlu cadde.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Köprüler

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Köprüler

           

ANTİK KÖPRÜLER

Antik köprüler: Penkalas denilen (günümüzdeki Kocaçay) ırmak üzerinde bulunmaktadırlar. İlkbaharda, bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış, koruma duvarı bulunuyormuş.

Köprüyü geçmeden önce, ırmak kenarına bakın, köprü başında su kenarında bir mezar taşı göreceksiniz. Ama, bu mezar taşı, bir zamanlar çamaşır yıkamak için kullanılmıştır.  Köprünün diğer başındaki mezar taşı ise, dikilmiş ve arasından bir boru geçirilerek çeşme yapılmıştır.

Şehir, bu ırmağın her iki yakasında kurulduğu için, antik dönemde, ırmak üzerinde: yalnızca yaya geçişlerine uygun bir ahşap köprü ve kesme taştan yapılan 5 köprü bulunuyordu.

Kemerli taş köprülerden, günümüze yalnızca 2 tanesi ulaşmıştır. Ahşap köprü elbette yok, ama günümüze ulaşan kemerli taş köprüler, günümüzde bile, halen gerek yaya ve gerekse araç geçişleri için izin veriyor.

Bu taş köprülerden birinin korkuluk kaidesi üzerindeki yazıtta: köprünün açılış töreninin MS. 157 yılında, Eylül ayında yapıldığı belirtiliyor. Bu köprüye, 1990 yılında, yeni korkuluklar konumlu ve yeniden kaplanmıştır.

Bir diğer köprü üzerindeki yazıtta ise: zamanında Aizonai şehrinin zenginlerinden birinin, Roma’dan dönerken denizde geçirdiği kaza sonrasında yaptığı adaktan dolayı, bu köprüyü, MS.159 yılında, yaptırdığı anlaşılıyor.

Hatta: köprüdeki deniz canlıları ve gemi kabartmaları bunun şahitleridir. Bunları anlatan, sözünü ettiğim yazıt ise, hala orada, köprünün yanında, günümüze kadar ulaşmış, okunabiliyor.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

             

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Şimdi sırada, dünya üzerinde ilk “Borsa” yapısı olarak kabul edilen bir yere gidiyoruz.

Buraya ulaşmadan hemen önce, yine bir  Roma dönemi taş köprüsünden geçiyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, bu köprülerden günümüze kadar ulaşan iki tanesi, hala, ulaşımda kullanılıyor.

Muhteşem bir duygu ile, köprünün üzerinden araba ile geçiyoruz ve hemen orada bulunan bölgeye arabamızı park ediyoruz. Hemen karşımızda: bir boşluk alan, onun sağında bir minare kalıntısı görülüyor.

Alanın sol bölümünde ise yine birkaç sütun görülüyor. Bulunduğumuz alanın dere kıyısında kalan bölümünde ise: tamamen harabe haline gelmiş, yıkık veya yıkılmak üzere olan evler harabeleri var.

Ama, köprünün hemen yanında, Çavdarhisar Belediyesi tarafından yapıldığı yazılı, ahşaptan yapılmış tuvalet nispeten temiz görüntüsü ile ve buraya gelenlere bir
hizmet olarak, gayet iyi düşünülerek yapılmıştır.

Evet önce Borsa yapısı yani yuvarlık yapıdan söz etmek istiyorum.

YUVARLAK YAPI-MACELLUM

1970 yılındaki büyük Gediz depreminde, burada bulunan köy camisi yıkılınca, ortaya bir yapı kalıntısı çıkıyor. Bunlar araştırıldığında ise, buranın yuvarlak bir yapı olduğu anlaşılmış ve Macellum ismi ile anılmaya başlanmıştır.

Evet, bu yuvarlak yapı, büyük olasılıkla MS.2. yüzyılda gıda pazarı, et ve balık pazarı olarak kullanılmıştır.

Yapının bir duvarında: bir kanun yazılıdır. Bu kanunda: borsada toplanan malların fiyatları belirlenirken, bütün mamullerin alabileceği en yüksek fiyat belirleniyor ve fiyatlar sınırlandırılıyordu.

Kanunun belirleyicisi: Roma imparatoru Diocletianus’tur. İmparator, 301 yılında enflasyonla mücadele için, ücret tespitleri yapar. İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış fiyatlarını belirler ve fiyat artışlarını, yani enflasyonu engeller.

Örneğin: kuvvetli bir köle, 2 eşek fiyatına, yani 30 bin dinara, bir at ise 3 köle fiyatına eşitlenir. Tüm bunlar: Macellum denilen ve dünyanın ilk borsa binası unvanını alan bu yapının duvarlarında yazılıdır.

Takip eden dönemde, tüccarların stok yapmaları ve bazı sorunlar ortaya çıktığından, serbest dalgalanmalara geçilmiştir. Evet, yapının duvarlarındaki yazıtta belirtilen bu kanan Romalılar tarafından kapitalizmin ağır kurallarına karşı çıkartılan devletçi kanun olarak tarihe geçer.

Antik  dönemde, yapının hemen yanındaki 6-7 metre yüksekliğindeki kuleye çıkarak, ürünlerin satılabileceği fiyatlar belirleniyormuş.

Yapının bulunduğu cadde kenarındaki sütunların bir kısmı, restorasyon çalışmalarında ayağa kaldırılmıştır.

Dükkan kapıları, bu sütunlu yola açılıyormuş.

Borsa yapısının hemen yanında bulunan cami minaresi kalıntısının içinden, dar merdivenlerden çıkarak üst bölüme ulaşabilirsiniz.

Buradan sonra, hemen 50 metre soldaki sütunlu antik caddeye gidiyoruz. Burası da, birkaç sütun görülebilen ve yer döşemesindeki büyük yassı mermerler olan bir cadde yapısıdır. Bir zamanlar, elbette daha haşmetli ve daha büyük olması gerekirdi.

Günümüzde ise, bu muhteşem cadde, her iki yönde, yine bölgedeki virane-harabe evlerin önünde kesiliyor. Sanırım bu evler ortadan kaldırıldığında, cadde tüm ihtişamı ile ortaya çıkacaktır.

Evet, bu antik sütunlu cadde hakkındaki ayrıntılı bilgiler:

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

             

 

 

 

 

ANTİK SÜTUNLU CADDE

Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası, 1991-1995 yılları arasında kazılmıştır. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre, MS. 400 yıllarına tarihlenen sütunlu bir cadde ortaya çıkarılmıştır.

Sütun ve kaide parçaları, neredeyse tamamıyla ele geçirildiğinden, mermer tanımlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırılmıştır.

Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka taraflarına yerleştirildiler. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi insanları yağmur ve güneşten koruyan çatının yapılması için, antik diğer yapılardan malzemeler sağlanmıştır.

Değişikliğe uğrayıp kullanılmayan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konulmuşlardır.

Böylece kuzeydoğu galerilerinin önünde bir yazıt kaidesi önünde, soylu bayan Markia Tapeiz onur yazıtı, fülüt çalan panter postlu çıplak bir Sapyerenin mermerden heykeli, bir araya getirilmiştir.

Evet, burada, yapımı için tapınak yıkılan ve 6. yüzyıla kadar varlığını koruyan sütunlu bir cadde görülüyor.

Cadde bir deprem sonucunda harap olmuş, sütunları yıkılmıştır. Sütunlu caddenin yapılması için ortadan kaldırılan tapınak ise, daha önceki dönemlerden kalan Artemis Tapınağıdır. Antik sütunlu caddenin, Roma imparatoru Claudius  döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Zengin süslemeleriyle dikkati çeken kuzeydoğu galerilerinin görkemli ion başlıkları, biraz önce sözünü ettiğim ve yıkılan tapınağa aittir. Sütunlu caddenin uzunluğunun 450 metre olduğu tahmin ediliyor.

Evet, özellikle ve mutlaka sizlerin de dikkatini çekecektir ki, bu bölge, diğer bölgelerden farklı olarak ziyaretçiler tarafından yoğun olarak kirletilmiş olarak görülüyor.

Her yan: bira şişeleri, pet su şişeleri, sigara paketi ve diğer birçok atık ile kirletilmiş durumda. Sanırım buraya yetkili-görevliler pek uğramıyorlar, bence buraya insanların bu tür atıkları atmaları için, birkaç çöp kutusu-tenekesi konulsa, bu pislik olmayacaktır.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Evet, burayı da gezdikten sonra: bölgedeki diğer gezilebilecek yerler hakkında, sizlere kısa kısa bilgiler vermek istiyorum. Gerek buraya ayırdığınız zaman ve gerekse ilgi düzeyinize göre, belirteceğim yerler arasından seçin ve gidip buraları da gezebilirsiniz.

NEKROPOLLER

Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde: çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir. Çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizonai bölgesi için, tipik olan kapı biçimli mezar taşları, bunlar arasındadır.

Kapı biçimli mezar taşları: mezar mimarisinde, öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu, MS.2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazılardan, kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler görülür. Kadın mezar taşları üzerinde: yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerin kinde ise: kartal, aslan ve boğa resimleri bulunmaktadır.

1990 ve 1991 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında : Aizonai’nin 2 km. güneybatısında, Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda: görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır.

Haçvari plana sahip, batıdaki mezar yapısı içinde: lahit koymak için yapılmış nişler bulunmaktadır. Bugün: Kütahya Müzesinin ana salonunda sergilenen, Helenlerle-Amazonların savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur.

Doğudaki dört kemerli yapı; Ortaçağ’da küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da, Eros betimli mermer lahidin alt kısmı bulunmuştur.

Bu parça da, Kütahya Müzesinin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısı ile mezar yapıları, MS.155-165 yılları arasına tarihlenmektedir.

METER STEUNENE KUTSAL ALANI

Şehrin bilinen en eski kutsal alanı “Tanrıça Meter Steunene” ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya indir.

Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda: ele geçirilmiş pişmiş toprak kült figürinleri, MÖ.1. yüzyıl ile MS.2. yüzyıl arasına tarihlenmektedir. Bu da Meter Steunene kutsal alanının, MÖ.1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını göstermektedir.

Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru da kutsal alanın,  daha erken dönemlerine ait olmalıdır. Burada, halkın inancına göre, kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu’nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.

ANTİK BARAJ VE TAŞ OCAKLARI

Sel felaketinden korunmak için, antik dönemde, Penkalas Nehri (Bedir dere) üzerine inşa edilmiştir. Günümüze, iyi korunarak gelmiş bir baraj duvarı var.

Bu yapı, çoğu oturma basamağı olan, devşirme, mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde, buranın taş ocağı olarak kullanıldığını işaret eden izler görülmektedir.

Karaman Ermenek

Karaman Ermenek

Konya; binlerce yıl önce “deniz” iken, Ermenek, bir “ada” imiş. Bu bir söylenti, ancak bu söylentiyi destekleyecek kanıtlar var. Şöyle ki: Ermenek’te bulunan dağın zirvesinde, deniz hayvanlarının kabukları ve fosilleri görülmüş. Evet,

Ermenek ilçesinde, 2 gün bulundum. En dikkatimi çeken: tamamen meyilli bir arazi üzerine kurulu olması, ilçenin hemen yanında bir duvar gibi yükselen kayalık, mağaranın ağzına asılan bir “Galatasaray” bayrağı ve gece, saatlerce uğraştığım sivrisinekler.

Ha bir de, buraya ulaşmak için olan yolun, maalesef kötülüğü ve ulaşımın zorluğu. Ancak: Karaman’dan çıktıktan sonra, özellikle: Mut’a yaklaşıldığında ve Mut-Ermenek arasında, eğer mevsiminde giderseniz, tamamen kayısı bahçeleri arasında ilerliyorsunuz.

Karaman Ermenek

ULAŞIM

Ermenek-Karaman arasındaki uzaklık: 163 km. Ancak, buranın en büyük özelliği: bağlı bulunduğu ile ulaşmak için, başka bir il topraklarından (Mut) geçmek zorunda kalınmasıdır. Ama: bu yol, özellikle döneminde gidildiğinde: tamamen “kayısı” bahçeleriyle çevrilidir. Bu yol üstündeki bahçelerden, mutlaka kayısı almalısınız.

Evet, Ermenek’in çevreye olan uzaklıkları şöyle: Ermenek-Mut arasındaki uzaklık: 90 km. Ermenek-Başyayla arasındaki uzaklık: 25 km. Ermenek-Göktepe arasındaki uzaklık: 51 km. Ermenek-Sarıveliler arasındaki uzaklık: 47 km. Tüm bunların yanında: unutmamak gerekir ki, Ermenek-Alanya arasındaki uzaklık, sadece 1 saatte alınabiliyor. Bu mesafe, yörede yaşayanlar için büyük bir imkan.

TARİHİ

Yörede ilk yerleşimcilerin Hititler olduğu ve bu dönemde, ilk bilinen isminin “Maras” veya “Marassa olduğu söylenmektedir.

Daha sonra, Ermenek yöresindeki yerleşim yeri: MS.1.yüzyılda: Romalı komutan Germanicus tarafından kurulmuştur. Bu şahıs: Roma İmparatoru Augustus’un kızı Luvai’nın oğludur. Şehre verilen isim olan “Germanicopolis”, zamanla farklılaşarak “Ermenek” olmuştur.

MS. 395 yılında, Romanın bölünmesiyle, yöre, Bizans egemenliği altına girer. Bu dönemdeki isim: Germanikopolis.

Bu dönemde: yörede, Hıristiyanlık anlayışı, Bizans yönetiminin tüm baskılarına karşı benimsenir. Hıristiyanlığın, Bizans devletinin resmi dini olarak kabul edilmesine kadar geçen sürede ise, insanların, sığındıkları mağaralarda ibadet ettiği, bu basit ve anlamlı mağara ve kaya kovuklarının, yani kaya manastırlarının, ilk dönem, Hıristiyanları için çok önemli olduğu anlaşılmaktadır.

Tarihi  süreç içinde takip eden  dönemde yörede Abbasiler egemenliği ele geçirirler. Karamanoğulları Beyliği döneminde ise, Ernemek, Karamanoğulları Beyliğinin başkenti olur. 1475 yılında ise, bu kez Osmanlılar yörede görülürler.

Gedik Ahmet Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu, Ermenek’i ele geçirir, Karamanoğulları Beyliğini yıkar, Mennan kalesini fetheder. Böylece: Karamanoğulları Beyliği, tarih sahnesinden silinir.

Ermenek: dağlık bir arazi üzerine kurulmuştur. Kentin yaslandığı dik yamaçlar üzerinde, çok sayıda, Roma ve Bizans dönemlerine ait, mesken ve mezar kalıntıları bulunmaktadır.

Karaman Ermenek

GENEL

İlçe merkezi: Göksu havzasında, Ermenek suyunun oluşturduğu derin vadinin yamaçlarında, yaklaşık 1250 metre yükseklikte kurulmuştur. Arazi yapısı: zengin su kaynaklarını barındırmaktadır.

İklim olarak: bölgede Akdeniz iklimi egemendir. Türkiye’nin en yüksek barajı “Ermenek Barajı” dır. Hatta, söylenenlere göre, yöredeki büyük kömür yatakları, bu barajın suları altında kalmıştır.

Bölgenin ekonomik imkanları değerlendirildiğinde: orman varlığı yanında, kömür-demir-krom-kurşun gibi zengin maden yatakları da görülmektedir. Tarım ürünleri bakımından ise: özellikle: elma, armut, kiraz öne çıkmaktadır.

Nüfus olarak, Karaman il merkezinin en kalabalık ilçesidir. Yüz ölçümü olarak da, Karaman ilinin en büyük ilçesi olarak öne çıkmaktadır.

Oğuzlar, Anadolu’da ilk yerleşim yeri olarak buraları seçmişler ve MS.1015 yıllarında, yani Malazgirt zaferinden 50-60 yıl öncesinde, Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli adımlar atmışlardır.

Dünyanın en büyük: yer altı nehri ve yer alta şelalesi (Maraspoli) Ermenek’te bulunmaktadır. Ayrıca: ülkemizde, kardelen çiçeği, nadiren bu yörede (Dumlugöze köyü) yetişmektedir.

 

NE YENİR. NE İÇİLİR

Ermenek yöresinde, yöresel lezzetleri tatmak isterseniz “batırma” yemelisiniz. Belki de, yine bu yöreye özgü “Arabaşı” yemeyi deneyebilirsiniz. Ama, bu yöresel yemek, biraz tecrübe gerektiriyor.

NE SATIN ALINIR

Ermenek’te, içine herhangi bir katkı maddesi konulmadan, bağ ve bahçelerden toplanan üzümlerden: helva yapılmaktadır. Bu helva, içinde şeker olmadığından, çok tercih edilmektedir. Sizler de, mutlaka bu helvayı tatmalı ve hatta, kendiniz ve yakınlarınız için hediyelik olarak satın almalısınız.

Bunun yanında: Balkusan yaylasından üretilen ballardan bulabilirseniz, satın almalısınız. Çünkü, burada üretilen bal: yörenin en beyaz ve en lezzetli balıdır. Ayrıca: buranın “kaşar peyniri” de meşhur. Son olarak: Ermenek pekmezi de satın alabilirsiniz.

Karaman Ermenek

GEZİLECEK YERLER

Karaman Ermenek Zeyve Pazarı

ZEYVE PAZARI

Buraya gidip, su değirmenleri ve su ile çalışan hızarın fotoğrafını çekmelisiniz. Evet, Zeyve pazarı, yaklaşık 600 yıllık bir geçmişe sahiptir. İlçe merkezine, 26 km. uzaklıktaki, İkizçınar köyü ve Yaylapazarı köylerini ayıran dere üzerinde ve çevresinde kurulmuştur.

Burası, birçok tarihi çınar ağacı ile tam bir doğa cenneti. Pazar yerinde: bolca su kaynakları, su değirmeni ve su hızarı var. Ayrıca: Pazar günleri, burada Pazar kuruluyor. Çevre köylüleri, ihtiyaçlarını buradan karşılıyorlar, ürettikleri ürünleri burada satıyorlar.

Karaman Ermenek Ulu Cami

ULU CAMİ

İlçe merkezinde: Gülpazar Mahallesindedir. İlçede bulunan camilerin en büyüğüdür.

Karamanoğulları döneminde, 1302 yılında, Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Ağaç sütunların taşıdığı kirişler üzerine oturtulmuş, toprak damlı bir yapılıdır. Mihrabı, güzel oyma taştandır.

Kesme taştan yapılan yapı; kabartmalarla süslü, alçı mihrabında, çeşitli mavi çinilerle bezenmiştir. Ağaç oyma süslemeleri, göz alıcı ve hayranlık uyandırıcıdır. Özellikle, caminin kapısı: çınar ağacından yapılmış olup, üzerinde, güzel hat örnekleri görülüyor.

Karaman Ermenek Meraspolis Mağarası

MERASPOLİS (MERASPULLA) MAĞARASI

İlçe merkezinde: Ermenek kalesinin altında bulunmaktadır. Mağaranın iki giriş kapısı var. Çok ilginç ki, mağarada büyük bir yer altı nehri var. Bu nehirden: Ermenek ve çevre yörelerin içme suyu ihtiyacı karşılanıyor.

Ayrıca: bu mağaradan çıkan su ile, uzun süre, Ermenek ve çevre yörelerin elektriğini karşılayan hidroelektrik santralı çalıştırılmış. Böylece: Ermenek, Türkiye’de, elektriğe kavuşan üçüncü ilçe olmuştur.

Hidrolojik olarak aktif bir mağaradır. Ancak, mağara içi traverten birikimi çok azdır.

Mağara bu özellikleriyle, dünyanın üç en büyük mağarasından biri olarak biliniyor. Toplam uzunluğu: 196 metredir.

Ermenek ilçesinde, ilçenin çoğu yerinden baktığınızda, buradaki mağarayı görebiliyorsunuz. Hatta, bazen bu mağara ağzına, büyük bayrak asıyorlar. Mağaranın içinde: sifon, şelale gibi oluşumlar ve göçme tehlikesi bulunduğundan, gezi amaçlı girilmesi yasak.

Karaman Ermenek Firan-Ermenek Kalesi

FİRAN-ERMENEK KALESİ

Ermenek ilçesinde, kuzeydeki sarp kayaların üzerine kurulmuş tarihi bir kaledir.

Ermenek içe merkezine 4-5 km uzaklıktadır. Araçla kalenin yakınına kadar gidilebilir, sadece son bölümde kısa bir yürüyüş yapmak gerekir.

300 m yükseklikteki bir kayalık tepe üzerindedir.

Kale: sığınak, mesken ve zindan olarak kullanılmıştır. Amasyalı gezgin Strabon: bu kaledeki mağaraları “Zağfiran” mağaraları olarak nitelendirdiğinden, kale “Firan” adıyla anılmaktadır.

Şehrin savunma merkezidir.

Yapım tarihinin: Asur ve Hitit dönemlerine kadar uzandığı düşünülmektedir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Göklere uzanan bir kale” olarak betimlediği bu yapı, antik temeller üzerine inşa edilmiştir.

Kuşatılması neredeyse imkansız olduğu için tarih boyunca İsaurialı isyancıların ve yerel beylerin sığınağı olmuştur.

Antik dönemde İsaurialılar, isyancı bir topluluk olarak bilinirler. Roma ya karşı direnmişlerdir.

Kalenin içinde: mağaralar, sarnıçlar ve gizli geçitler bulunur. Kalenin içindeki depolar, kuşatma altındaki bir şehrin aylarca nasıl hayatta kaldığının kanıtıdır.

Firan Kalesi

Günümüz:

Kaleye çıkış iki yolla olmaktadır. Birinci yol: doğudan, kayalara kazılarak yapılan, çok dar bir giriştendir. Diğer yol ise: dik kayalığın alt bölümlerinden başlayan ve kayaya oyularak yapılan 72 basamaklı bir merdivenle sağlanmaktadır.

Kale, 1 derece arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Özellikle kale surları ve bazı iç yapılar, mevcut duvar yapıları, sarnıçlar, küçük gözetleme noktaları görülebilir.

 

Karaman Ermenek Görmel-Ala Köprüsü

GÖRMEL (ALA) KÖPRÜSÜ

Ermenek-Anamur-Gülnar yolu üzerinde, Göksu nehri üstünde kurulmuştur. Ermenek ilçe merkezine, 18 km. uzaklıktadır.

Büyük Türk Alimi Ermenekli Saffet Hoca: bu köprüye verilen “Ala” adını “çok yüce, çok büyük” anlamına gelen, Arapçada “Ala” kelimesinden yumuşatıldığını söyler.

Köprü: kesme taştan, biri büyük ve biri küçük, iki gözlü olarak yapılmıştır. Başlama ve bitiş noktaları, kayalar üzerine oturtulmuştur. Köprünün: genişliği 7 metre ve uzunluğu ise, 67 metredir. Su seviyesinden yüksekliği ise: 27 metredir.

Köprüde bulunan kitabeden, köprünün: 1306 yılında, Karamanoğulları’ndan Mirza Halil Bey zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır. Mimarı ise, Yusuf oğlu Süleyman’dır. Köprünün yapılışı hakkında bir söylenti var. Buna göre: “ Köprüyü yapan çırak, ustasına: “Bir köprü yaptım, gezmeli değil, görmeli” der. Köprünün “Görmel” ismi, bu efsaneden gelmektedir.

Karaman Ermenek Tol-Musabey Medresesi

TOL (MUSABEY) MEDRESESİ 

İlçe merkezinde Çınarlı mahallesindedir.

Medrese yapısı: Karamanoğulları döneminde, Emir Musa Bey tarafından, 1339 yılında yaptırılmıştır.

Germanikopolis’in antik taşları, bu dönemde yeni yapıların inşasında kullanılmıştır.

Karamanoğullarının karakteristik mimari özelliklerini taşır.

İki eyvanlı, açık avlulu ve tek katlı bir medresedir.

Avlunun iki yanında, öğrencilerin kaldığı küçük odalar sıralanır.

Taş işçiliği mükemmeldir.

Bu yapı, beyliğin en güçlü isimlerinden biri tarafından yaptırılmıştır ve o bölgedeki Türk hakimiyetinin mührü gibidir.

Mut-Anamur-Silifke yörelerinde ve hatta Karaman’da, tanınmış bir eğitim ve öğretim kurumu olarak öne çıkmaktadır.

Burada: o zamanlarda, dini bilimler yanında, matematik ve Astronomi de okutulmuştur.

Osmanlılar ile olan ilişkilerde, sorunların çözümü için, bu medresenin müderrislerinden Türk Bilgini Molla Vali, elçi olarak görev yapmıştır.

Özellikle girişindeki mermer işçiliği ve medresenin içinde yer alan türbe kısmı görülmeye değerdir.

 

Türbe Kısmı:

Medresenin içinde Bedreddin Mahmut Bey ve ailesine ait olduğu bilinen kabirlerin bulunduğu bir türbe kısmı vardır.

Tol Medrese

Günümüz:

Restore edilmiş Tol Medrese, Ermenek in en çok ziyaret edilen yapısıdır.

Hem bir müze atmosferine sahiptir hem de Karamanoğullarının kültürel mirasını günümüze taşır.

 

ALA İN

Kazancı kasabası yöresindedir. Bir tepe üzerinde kurulmuştur. Mevcut kalıntılardan, Bizans döneminden kalma bir yerleşim yeri olduğu tahmin edilmektedir. Güneyde, Bizans döneminden kaldığı sanılan bir “kilise” bulunmaktadır.

Burada: kireç taşı arazide, doğal bir kaya sığınağı “kiliseye” dönüştürülmüştür. Doğu bölümüne ise, bir duvar yapılmıştır. Ancak, bu duvar, günümüzde yoktur.

Kilise yapısı içinde: boya ile yapılmış bir kısım freskoların izleri görülebilmektedir. Ayrıca, kuzey bölümde, bir su kaynağı bulunmaktadır. “Ala in” ismi, bu kiliseden gelmektedir.

DİNEK KULESİ

Kazancı kasabası, Dinek mevkiindedir. Burada, bütün bölgeye hakim olan bir tepe üzerinde: Roma dönemine ait bir yerleşim yeri kalıntıları görülüyor. Ancak, buradaki yapılar, temel seviyesinden yıkılmışlardır. Yüzeyde, nadir olarak mimari elemanlara rastlanmaktadır.

Yerleşim yerinin, tam zirve noktasında: doğal-iri bir kaya üzerine: iri blok kesme taşlardan, bir anıt mezar yapılmıştır. Anıt, kısmen sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiştir. Üzerinde bulunan doğal kayanın değişik bölümlerine, nişler açılmış olup, anıtın çevresinde, yapıldığı dönemde başkaca yapıların da bulunduğu anlaşılmaktadır.

Karaman Ermenek İkiz İn Kabartması

İKİZ İN KABARTMASI

Güneyyurt kasabasının, 2 km. doğusundadır. Burada, bahçeler arasında bulunan antik kalıntıda: büyük bir kayanın, güneye bakan yüzü düzeltilmiş ve oyularak, ikiz kaya mezarı yapılmıştır. Doğuda kalan mezarın alınlığında: 2 aslan, 1 boğa ve 1 yılandan oluşan, hayvanlar gurubu, kabartma olarak işlenmiştir.

Aslan: sağa  doğru yatar vaziyette, sol pençesiyle boğanın başına basar şekilde görülüyor. Ancak, en üstte bulunan bu aslan figürü, nispeten tahrip olmuş durumda. Mezar odaları ise, gayet iyi durumda olarak günümüze kadar gelmiştir. Bunların, Roma döneminde yapıldığı sanılıyor.

Karaman Ermenek Ilısı Şelalesi

ILISI ŞELALESİ

İlçe merkezine 30 km. uzaklıkta olup, araba ile yanına kadar gitmek mümkündür.

Ilısu şelalesi: Erik deresinden ve Ilısu’dan çıkan su kaynaklarıyla beslenir. Şelale: kayalık dağın, suyun gücü sonucu ikiye ayrılmak zorunda kaldığı bir yerden akıyor. Bu görüntü muhteşem. 100 metrelik blok kaya, su tarafından oyulmuş, 4 metrelik bir yarık şeklindeki bölümden, şelale akıyor.

Düştüğü yerde ise, yerdeki taşlara çarparak, doğal bir fıskiye gibi, yaklaşık 15-20 metre uzaklığa kadar, sürekli yağmur misali yağıyor.

Çam ağaçlarıyla kaplı orman içinde, araba ile şelaleye giderken, tam bir cennet görüntü içinde ilerleyeceksiniz.

Şelaleden döküldükten 5 km. sonra, Ermenek çayı ile birleşir ve buradan “Gezende” barajına ulaşır. Evet, şelale çok yüksekten akıyor. Yüksekliği: 55 metre. Bunu canlandırmanız için, şunu söyleyebilirim. Amerika’daki ünlü Niyagara şelalesi, 48 metre yükseklikten akmaktadır.

Şelalenin en büyük su kaynağı olan Ilısu kaynağı da, şelalenin 2-3 km. yukarısındadır. Kayaların içinden çıkan su, çevre köy ve kasabaların, içme-sulama su ihtiyacının büyük bölümünü karşılamaktadır. Diğer kolu olan Erik deresinden gelen suyun önüne gövde yapılmış ve yaklaşık 5  km. lik bir tünel açılarak, su, Görmeli Barajına aktarılmıştır.

MENNAN KALESİ

Ermenek-Mut-Gülnar kara yolu üzerinde, Ermenek ve Erik çaylarının birleştiği yerde, dağın üzerinde kurulan bir kaledir. Kelime anlamı: sığınılacak yer.

Kale: ele geçirilmesi zor, savunulması kolaydır. Birçok orduya sığınaklık ve barınaklık yapmıştır. Haçlı Seferlerinin üçüncüsünde: Haçlılar, Mennan kalesine sığınarak, Selçuklu akınlarından korunmaya çalışmışlardır.

Karamanoğulları, kaleyi onarmışlardır. Ancak: son Karamanoğulları Beyi, Pir Ahmet Bey: Osmanlılarla yaptığı savaşı kaybedince, kaçarak Mennan kalesine sığınır. Bunun üzerine, Osmanlı ordusunun başında bulunan Gedik Ahmet Paşa, Mennan Kalesi önlerine gelir ve toplar ile, kaleyi yıktırır.

Kalede: günümüze kadar ayakta gelen yapılar: depolar, sarnıçlar ve bina kalıntılarıdır.

Karaman Ermenek Karaman Bey ve Oğlu Mahmut Bey Türbeleri

KARAMAN BEY VE OĞLU MAHMUT BEY TÜRBELERİ VE KARAMAN BEY İMARETİ

İlçe merkezine, 25 km. uzaklıktaki, Balkusan köyündedir. Bu köy, adını: Uygur Türklerinin Orta Asya’daki başkentleri olan “Balgasan”dan almıştır.

Türbe: Karamanoğullarından Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. Türbede, 2 sıra halinde, 5 adet, yekpare taş sanduka var. Günümüzde: Karamanoğlu Ahmet Bey’e ait bu türbe: yerel köylüler tarafından dileklerin kabul edildiği bir manevi ziyaret yeri haline getirilmiştir.

 

GERMANİKOPOLİS

İsauria Germanikopolis olarak da bilinir.

Günümüzde Karaman ilinin Ermenek ilçe merkezindedir.

Kent; Roma Generali Germanicus Caesar onuruna bu ismi almıştır. Daha eski adı: Tibarassos ( ya da Tibarasis) olarak bilinir. Daha sonra: Germanik ve son olarak Ermenek olarak değişmiştir.

Roma döneminde bölgedeki eşkıyalık faaliyetlerinin takibi için inşa edilmiştir. Erken Hıristiyanlık döneminde önemli bir piskoposluk merkeziydi.

 

 

Kalıntılar:

Antik kentin üzerine modern yerleşim kurulduğu için günümüze çok fazla mimari yapı ulaşmamıştır. Ancak ilçenin kuzeyindeki kayalık yamaçlarda çok geniş bir nekropol (mezarlık) alanı vardır. Burada kaya mezarları, lahitler ve erken Hıristiyanlık dönemine ait mezar şapelleri görülebilir.

 

Nekropol Alanı:

Antik şehre dair somut kalıntılar, kentin kuzeyini saran devasa kaya kütlelerindeki Nekropol alanındadır.

Buradaki kaya mezarlarının birçoğu dışarıdan bakıldığında bir tapınak cephesini andırır. Kayaların içine oyulmuş tek odalı veya aile tipi mezarlar oldukça yaygındır.

Üzerlerinde aslan figürleri, medusa başları veya ölen kişiyi betimleyen kabartmalar bulunur. Mezarların bir kısmında Grekçe yazılmış beddua kitabeleri vardır. Bu kitabeler genelde “Her kim bu mezara zarar verirse tanrılar onu cezalandırsın” şeklindedir ve bu da o dönemin inanç dünyasını yansıtır.

 

Sonuç:

Eğer antik kente gitmek istiyorsanız, antik kenti kalıntıları modern şehrin yani Ermenek ilçe merkezinin altında kaldığı için, yüzeyde herhangi bir kalıntı göremezsiniz.

Ancak kaya mezarları vardır.