Burdur Gölhisar

Burdur Gölhisar

 

Gölhisar, daha çok tarihi özellikleriyle öne çıkan bir yer. Tarihi geçmişi, şöyle özetlemek mümkün: yaratılan medeniyet, ardından istila, vergiye bağlanmış bir sömürge ya da sönükleşen, ıssızlaşan mekan…

ULAŞIM

Burdur, il merkezine: 107 km. uzaklıktadır. Yeri biraz ana yollardan uzak. Buraya: Çavdır üzerinden gidebilirsiniz. Çavdır-Gölhisar arası uzaklık: 16 km. Çavdır dışında, buraya başka bir ulaşma yolu yok.

Çavdır’a ulaşmak için ise: Antalya-Denizli kara yolunu kullanmanız gerekiyor. Gölhisar ilçesinin diğer bazı yerlere uzaklıkları ise şöyle: Gölhisar-Denizli arası uzaklık: 105 km. Gölhisar-Fethiye arası uzaklık: 111 km. Gölhisar-Antalya arası uzaklık: 150 km.

Burdur Gölhisar

TARİHİ

İlçenin tarihi, çok eski çağlara dayanmaktadır. Cbyra Tetrapul (4 şehir) harabelerinin bulunduğu bölgede: 4 şehrin, idare merkezi oluşmuştur.

Bu şehirler: Cbyra, Bubon, Balbura ve İnuanda’dır. Bu şehirlerin: MÖ.1000 yıllarında, Girit’ten gelen: Pisidialılar tarafından kurulduğu anlaşılmaktadır.

Cbyra, daha sonra Romalıların idare merkezi olur. Bu gün, bu şehre ait kalıntılar halen görülmektedir. Bunlardan en önemlisi: 90 metre yarıçapında olan tiyatro yapısıdır.

Tarihi süreç içinde: 14.yüzyılın başlarında, Hamitoğulları, 1389 yılında da, Osmanoğulları egemenliğine girmiştir. Gölhisar, Armutlu ve Horzum köylerinin birleşmesi ile, 1953 yılında ilçe olmuştur.

Adını: Hamitoğulları tarafından Uylupınar Gölünün ortasında yapılan kaleden almaktadır.

İLÇENİN ADININ KAYNAĞI

İlçe adını: kenarındaki gölden ve hisardan almıştır. Daha önceki isimleri ise: Kibryra, Alimne, Horzum. Kibyra: yüce, büyük, ulu anlamına gelir.

Yüce Ana Tanrıça anlamında da kullanılır. Horzum sözcüğü ise; Harzem sözcüğünün deforme olmuş halidir.

Bir Türk boyunun adıdır. 18.yüzyıl Osmanlı kaynaklarında, Horzem şeklinde telaffuz edilmiş ve sonradan “Horzum” adını almıştır.

GÖLHİSAR MESLEK YÜKSEK OKULU

Burada: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesine bağlı Gölhisar Meslek Yüksek Okulu bulunuyor. Bu okulda: öğrenciler tarafından, her yıl Mayıs ayında “Bahar Şenlikleri” düzenleniyor.

Bu şenliklerde: öğrencilerin sosyal aktiviteleri arttırılıyor. Konferans salonunda: eğitim amaçlı, periyodik konferanslar, sempozyumlar ve paneller düzenlenerek: gerek okul öğrencileri ve gerekse Gölhisar halkı bilinçlendiriliyor.

Ayrıca: okul öğrencileri tarafından hazırlanan: tiyatro, folklör gösterileri, müzik çalışmaları ve belli etkinliler; okul öğrencileri ve Gölhisar halkının izlenimine sunuluyor.

GENEL

Burdur ilinin, ikinci büyük ilçesidir. İlçe topraklarının, denizden yüksekliği: 945 metredir. Güney ve Batı bölümleri, ormanlarla kaplıdır. Başlıca dağları: Koçaş ve Çakmak dağlarıdır.

Ovalardan en önemlisi ise: Gölhisar ovasıdır. Genişliği: 20 km. dir. Bu geniş ova: alüvyonlu, kalın bir toprak tabakası ile örtülüdür. Ovanın tamamı sulanmaktadır.

İlçenin en önemli akarsuyu ise: Dalaman çayıdır. İlçe sınırları içindeki göl: Uylupınar gölü de denilen Gölhisar Gölüdür.

Gölün genişliği: 7 km. ve en derin yeri: 6 metredir. Gölün ortasında: 200 dönüm genişliğinde, eski bir kale olan, bir yarımada var. Gölün suyu: tatlı olup, az miktarda: yayın, sazan ve su levreği bulunuyor.

Yörede: Akdeniz iklim kuşağı hakimdir. Ancak: yaz sıcakları, Akdeniz iklimi kadar yüksek değil, kış soğukları da karasal iklim kadar, düşük değildir. Sıcaklıklar: ay ortalaması olarak, sıfır derecenin altına pek düşmez.

Bölgedeki en önemli göl alanı: doğal göl olarak: Gölhisar Gölü, baraj gölü olarak ise Yapraklı Barajı ve bazı yıllarda suları çekilen Horzum yayla yerindeki Kocayayla gölüdür.

Burdur Gölhisar Gölü

GÖLHİSAR GÖLÜ

Tektonik bir çukurluktan oluşmuştur. 7 km. karelik bir büyüklüğe sahiptir. Sığ bir göldür. En derin yeri: 6 metredir. Gölün kuzeydoğu kısmındaki kanal ile, fazla suları Dalaman Çayına akar. Bu nedenle: suları tatlıdır ve sazan, tatlı su kefali, yayın gibi balıklar yaşar.

NE YENİR

Buraya has lezzetlerin başında: Gölhisar kavurması geliyor. Daha ziyade, saç kavurması benzeri bir yemek. Bunun  dışında: bu yörede tadabileceğiniz lezzetler şunlar: Alacaş, Etliaş, Arabaşı.

NE SATIN ALINIR

Gölhisar ilçesinde, birçok aile gezer arıcılık yapıyor. Buraya giderseniz, buradan mutlaka bal satın almalısınız. Bunun dışında: ben, satın almanızı önerebileceğim özel bir şey bulamadım.

GEZİLECEK YERLER

Burdur Gölhisar Kibyra Antik Kenti

KİBYRA (CBYRA)  

GENEL ÖZELLİKLERİ

YERİ:

Burdur yöresinde, oldukça iyi korunmuş antik kentlerden biridir. Burdur’un 110 km güneybatısında, Gölhisar ilçesinin batısındaki alçak tepelerde kuruludur.

Gölhisar ilçesinin hemen yanı başında, Horzum Mahallesi sınırları içindedir. Yerleşim alanı olarak, oldukça büyüktür.

Üç tepe üzerinde kurulmuştur. Volkanik bir arazide kurulu şehir, sık sık deprem felaketine uğramış. Son bir depremden sonra, halkı yavaş yavaş çekilmiş ve Bizans döneminde, küçük bir yerleşim yeri olarak varlığını sürdürmüş.

 

GENEL ÖZELLİKLERİ:

Patara Yol Klavuz Anıtı:

Milliarium Lyciae’den açıkça gösterilen Lykia ana yol ağının, kuzeyde bağlandığı kent Kibyra’dır. Lykia’nın kuzeybatıda Psidia, Karia, Lydia ve Phrygia kültür bölgeleriyle de kesiştiği kavşakta, dağlık Lykia’da Kabalis’in en önemli yerleşimidir.

Doğu’da Attaleia, batıda Kaunos gibi kuzeyde de Kibyra, yolun sonu değilse de anıtta anlatılan Lykia güzergahının sonudur.

 

Antik dönem yazarları:

Heredotos’dan: Pers döneminde Sard Satraplığına bağlı, Lasonialı olarak adlandırılan Kaballar’ın oturduğu öğrenilir.

Strabon: En geniş bilgiyi aktarır Helence, Likçe, Pisidce ve Solimce konuştuklarını belirtir. Kibyralılar aslen Lidyalıdır ve sonradan Kabalis bölgesine gelmiş ve burada oturan Pisidialıları ve diğer çevre halklarını egemenlikleri altına aldıktan sonra, yerleşim alanlarını değiştirerek, sınırları 100 stadiayı bulan bir kent inşa etmişlerdir. Burada anılan ve yaklaşık 18 km ye denk gelen 100 stadia, elbette kentin ölçüleri olamaz, ya Strabon abartmış ya da teritoryum sınırlarını vermiştir.

 

Evet genel özelliklerine devam edelim:

Burası Roma döneminde en parlak çağını yaşamış bir dağ kentidir.

Yörenin yargı merkezidir.

Kentin ismi eski Yunanca değildir. Yerli Luvi kökenli dilden geldiği anlaşılmıştır. Ancak anlamı henüz bilinmiyor.

Zamanında: Likya eyaletine bağlı imiş. Stadyum, tiyatro ve 4000 kişi kapasiteli küçük bir tiyatro havasındaki odeon, bu kentte, sosyal ve kültürel bir kavmin yaşadığını gösteriyor.

Ayrıca: burası, antik Frigya, Pisidia, Likya ve Kayra arasında bir geçiş noktası olması nedeniyle önem kazanmıştır.

Kültür karakteri olarak da, bu dört antik bölgenin kültürünün ortak izlerini taşıyor.

Tarihte çok önemli bir yeri olmasına rağmen, günümüzde hala büyük otobüslerin rahatça ulaşabilecekleri bir yolu bulunmamaktadır.

Oineanda, Balbura ve Bubon antik şehirlerinin birleşiminden meydana gelen Tedropolis bölgesinin başkentidir.

En parlak dönemini, MS. 2’nci yüzyılda yaşayan antik kentin geçmişi, Helenistik döneme kadar uzanıyor.

Kentin ilk halkı, Milias kökenli Pisidialılar. Karışık halkın çok dil kullandığı, kozmopolit bir şehirdir.

Atları ve silahşörleri ünlüdür. Her dönemde: önemli ölçüde yaya ve atlı savaşçı bulundurmuştur. Hayvancılık ileri düzeydedir. Aşağı Agora’da: dericilik yapılmıştır.

Ayrıca: günümüze yakın zamanlara kadar, bölgede işletilen demir madeni, bu antik şehirde, çok eski dönemlerden beri, demircilik sanatının varlığını vurgulamaktadır.

Kent: Metalurji sanayisi ile ünlenmiştir.

MS.23 yılında, büyük bir deprem olmuş, Claudius tarafından, adına “Caesarea” eklenerek, yeniden kurulmuştur.

MS.129 yılında, Hadrianus’un kente gelişi bir onur olarak nitelendirilir. MÖ.167 yılında, Gallienus dönemine (253-268): kentte para basılmıştır.

 

Burdur Gölhisar Kibyra Arkeolojik Araştırmalar

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR-KAZILAR

Antik şehirdeki ilk araştırmalar, 19.yüzyılda başlar. Petersen ve Luschan: Tiyatronun diazomasındaki yazıtları incelemişlerdir. Lui Robert: gladyatör kabartmalarını incelemiş ve yayınlamıştır.

1987-1989 yılları arasında, Selçuk Başer başkanlığında Burdur Müzesi Ekipleri tarafından, MS.2.yüzyıl sonu ve 3.yüzyıl başlarına ait mezarlarda, kurtarma kazıları yapılmıştır.

Thomas Corsten: 1995 yılında yaptığı araştırmalar sonucu: yüz civarında, yazıta rastlamıştır. Bu yazıtların, yetmiş kadarının hiç yayınlanmadığı tespit edilmiştir.

Bunlar yayınlandığında, şehirle ilgili çok daha yoğun bilgilere ulaşılacağı kesindir.

Agora girişindeki yazıttan yapılan tercümede: kentte, dericiler derneği olduğu ve o sırada küçük Asia Eyaletinin, Tiberius tarafından yönetildiği anlaşılmıştır.

Bugün antik kent: genellikle Roma dönemi kalıntılarıyla doludur. Bir kısım Helenistik kalıntı ve veriler dışında, henüz daha erken bir kalıntı bulunamamıştır. Kentin yakınlarındaki Yusufça ve Sorgun höyüklerindeki Geç Kalkolitik bulgular, şimdiki en erken yerleşim yerleridir. Kente 18 km uzaklıktaki Uylupınar’da ele geçen veriler Kibyra ve çevresinin Erken Demir Çağ’dan itibaren var olduğunu gösterir. Muhtemelen Uylupınar, erken Kibyralıların yerleşim alanlarından biriydi.

 

Özellikle

Son zamanlarda burada ortaya çıkarılan muhteşem bir kalıntı var. Medusa başı motifli döşeme. Bu döşeme: büyüklüğü ve renkli mermerlerden yapılmış olması bakımından, dünyada tek.

Yılanlardan oluşan saçlarıyla ve bakışlarıyla, insanları taşa çevirdiğine inanılan Medusa başını görenler, mitolojideki gibi taş kesiliyor.

Gerçekten, muhteşem bir güzellik. Renkli olması bambaşka bir özellik katıyor.

Burdur Gölhisar Kibyra Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

KUTSAL YOL

Şehre giriş yoludur. İki yanında mezarlar bulunan bir caddedir. Kemere kadar devam eder.

Burdur Gölhisar Kibyra Kemer
KEMER

Stadion’un 50 metre doğusundadır. Asfalt yolun hemen aşağısındadır. Burada bir tünel var. Tünelin girişi: taş bloklardan birinin çıkarılması ile sağlanmış. Burada: 5 x5 metre boyutlarında bir avlu var. Tünel ise:  30 metre kadar devam ediyor.

 

NEKROPOLLER:

Nekropollerde Lykia tipi mezarlara rastlanmaması, Kibyra’nın ve diğer bölge kentlerinin siyasi olarak Lykia içinde görünmelerine karşın, sanat ve toplum olarak dışında kaldığını gösterir. Strabon: Kibyralılar’ın Kabalis bölgesinde yaşayan Lidyalıların torunları olduğunu” yazar. Bu torunların gelişine ilişkin erken veriler kentte henüz bilinmemektedir.

GLADYATÖR NEKRAPOLÜ

Stadion’un 10 metre doğusundadır. Gladyatörlere ait olduğu sanılan bir mezarlık bölgesidir. Mezarlığın, Stadion’a yakın olması: onları anma veya yapılan etkinliklere uzak kalmamaları amacını  taşıyor olabilir.

Anıtsal mezar: bir Tirana veya atlete de ait olabilir. Kazanılan bir savaşın anısına  dikilmiş te olabilir.

Bu Nekropol’de: çok sayıda lahit var.

Bu lahitlerdeki gladyatör kabartmalarının bir örneği: İlçe, Adliye Binası bahçesinde, görülebilir.

Burdur Gölhisar Kibyra Stadion
STADİON

Kentin: bugünkü yolu üzerinde, sol yandadır. Kent kalıntıları içindeki yapıların en büyüğüdür.

Halkın: sportif faaliyetlerine ve özellikle, atletizm yarışmalarına hizmet etmek üzere düzenlenmiş.

Açık dar cephede: zafer takı şeklinde, anıtsal beş gözlü giriş var.

Yapının batısı: yamaçta. Üç tarafı basamak şeklinde, oturma kademeleriyle çevrili. Mimari özellikleri değerlendirilirse: MS.1 ve 2. yüzyıla tarihleniyor.

Günümüz Türkiye’sinde: antik kentlerde, 32 civarında, korunmayı başarmış, Stadion yapılarından biridir. Uzunluğu, yaklaşık 210 metre olup, bu ölçüsü ile en uzun olanıdır.

Batıda yamaca oturan kesimde 21, karşısında ise muhtemelen manzara kaygısıyla 7 oturma sırası yer alır. Protokol oturma bölümü ve atık su sistemi ile dikkat çeker.

Bu hali ile, Stadion’un seyirci kapasitesinin: 10.000 civarında olduğu düşünülüyor.

30 m genişliğinde ve 7 m yükseklikte anıtsal bir propylaionla tek sphendoneli stadiuma girilir.

Güney kısmında: dört merdiven göze çarpıyor. Ortadaki merdivenlerin arasında, dışa doğru genişleyen, yaklaşık 14 metre uzunluğunda, bir giriş tonozu var.

Burada: geleneksel Kibyra Şenlikleri düzenleniyor. İlk keresi: 1998 yılında düzenlenmiş. Konser için: Stadion’un tonozlu kısmı ve zemini; çalılardan temizlenmiş, stabilize yol asfaltlanmıştır.

Buranın depremlerde yıkıldığı düşünülüyor.

PALEASTRA

Stadion’un 10 metre batısındadır. Beden eğitimi yapılan yer olarak tanımlanan paleastra kalıntılarının büyük bir bölümü: toprak altındadır.

KÖPRÜ

Stadion’un batısındadır. Köprü: iki podyum üzerine oturtulmuş, yarım daire şeklindedir. Yaklaşık:  3 metre genişliğinde bir tonozdan oluşur. İki yamaç arasındaki bağlantıyı sağlayan köprünün işlevi tam olarak belirlenememiştir.

Stadion’un bulunduğu yamacın karşısındaki yamaçta, bir kalıntının olmaması, köprünün hangi amaçla yapıldığı konusunda tereddütler yaratıyor. Köprünün, özel bir işlevi yoksa, büyük olasılıkla bugün olmayan ama geçmişte mevcut bir kısım yapı arasındaki bağlantıyı sağlamış olması mümkün.

Burdur Gölhisar Kibyra Aşağı Agora
AŞAĞI AGORA

Akropolün tam ortasındadır. Aşağı ve Yukarı Agora olmak üzere, iki agora bulunmaktadır. Halkın alışveriş yaptığı Pazar yeri olarak kullanılan bir meydandır. Bu meydanda: önemli olaylar ve konular, toplu olarak bulunan halka duyurulurmuş.

Doğu-Batı yönünde, yaklaşık 125 metre, kuzey-güney yönünde ise 55 metre boyutlarındadır.

Aşağı Agora’nın: güney ve batı kısımlarında girişleri bulunuyor. Kuzeyinde: dükkan sıralarına ait temeller görmek mümkün. Kuzeyinde: girişin önünde, derici esnafı tarafından diktirilen, yazıtlı bir taş blok bulunuyor. Bu bölüm: Roma devrine tarihleniyor. Buranın büyük bölümü, tamamen toprak altındadır. Yapılacak kazılar sonucu, ortaya çıkarılacaktır.

YUKARI AGORA

Yolun kuzeyindedir. Çevresi: kesme blok taşlardan yapılmış bir duvarla çevrilidir. Esas giriş: güneydedir. Kuzeyinde: bir sarnıç var. Dikdörtgendir. Ölçüleri: 125×185 metredir. Girişindeki yazıtta :” Parlak Kibyra şehrinin Senatosu ve halkın kararın göre, muhteşem dericiler derneği. Asai eyaletini idare eden Tiberius Klavdus Pelemus’u tescil etmiştir”

Yaklaşık 50 metre kadar devam e den, Agora girişinin sağındaki duvarlar, oldukça sağlam olarak, günümüze kadar ulaşmıştır. Çömlekçi fırınları, şehir kalıntıları, Gymnasion ve hamam, agora çevresindeki yapılardır. Yukarı Agora’nın ortalarında: bir çeşme yapısı var. Ama, kurtarma kazısı yapılmamış.

Burdur Gölhisar Kibyra Tiyatro
TİYATRO

Bölgedeki antik kentler içinde, caveası en geniş olan tiyatrodur. Kentin batısında, yamaçlara dayalı olarak yapılmıştır. Halk: tiyatro oyunlarını burada seyrediyormuş.

Evet günümüzde kısmen ayaktadır. Yamaca oturtulmuştur.

Üç kademelidir ve seyirci kapasitesi: 9.000 kişiliktir.

Cavea (oturma sıraları) sı: meyilli arazi olan yamaca oturtulmuş ve iki sıralıdır. 19. oturma sırası görülüyor. Orkestranın temizlenmesi gerekli. Bunun sonucunda, net oturma sırası sayılarına ulaşılacak. İki giriş kapısı var. Sahne binası yıkılmış olmasına rağmen, yapının planı anlaşılıyor. MS.1.yüzyıla tarihleniyor.

Tiyatro duvarlarındaki onur yazıtından, kentte gerçekte 5 ayrı kabilenin yaşadığı anlaşılır. Aynı yazıtta 1 Rhodos drahmisinin 10 eşek değerinde olduğu da öğrenilir.

Burdur Gölhisar Kibyra Odeon
ODEON-BOULEUTERİON

Kentin batısında, tiyatronun 100 metre kadar  solundadır.

Burası kapalı bir tiyatrodur ama aynı zamanda çok işlevlidir. Toplantılar ve gösteriler yanında, aynı zamanda yargı merkezi olarak da kullanılmıştır.

Yargı Salonunun: Kibyra’nın uzun ve soğuk günlerinde, tiyatrolara özgü gösteriler için de kullanılmış olması gerekir.

İçinde: konserler verilebilen ve halkın müzik dinlemesi için düzenlenmiş bir yapıdır.

Yarım daire şeklinde inşa edilmiştir. Kesme taş bloklardan, bir yamaca, yarım daire planlı olarak yapılmıştır.

Oturma sıraları: basamaklar halinde yükselir.

52.5 m uzunluğundaki yapı, 31 oturma sırası ile yaklaşık 3.600 kişi kapasiteyle Lykia’nın en görkemli ve en iyi korunmuş kapalı toplanma salonudur.

MS 2’nci yüzyılda, son şekliyle inşa edildiği anlaşılan kapalı tiyatro, bir yangın sonucu göçtüğü anlaşılan çatısı haricinde neredeyse tamamen korunmuş durumdadır.

İç cephenin ve sahnenin renkli mermerlerle ve renkli heykel ve sütunlarla süslenmiş olduğu ele geçen parçalardan anlaşılmıştır. Asıl önemli mermer işçiliği, orkestra zeminindedir. Zemin: opus sectile tekniğiyle muhteşem bir Medusa resmi ile döşenmiştir. Hem işçilik ve ölçü hem de bulunduğu yer ve desen açısından, şimdilik üniktir. Yapının dışı da mozaik döşeli stoa ile kentsel nitelik tutarlılığını bozmadan devam eder.

Sahne yapısından: 5 kapı ile, orkestraya geçilir. MS.1-2.yüzyıllara tarihlenir. Üstü örtülü olarak, küçük bir amfi tiyatro tarzında yapılmıştır.

Bu yapı: antik şehirde, günümüze ulaşmış en sağlam ve görkemli yapıdır. 1989 yılında yapılan kurtarma kazıları  sırasında, bir kısmı açığa çıkarılmıştır.

Odeon’un sağında ve solunda paradoks girişler var. Sahneye açılan bu girişlerden ayrılan birer dehliz “L” çizerek, dazomaya ulaşıyor.

Buranın: 4000 seyirci kapasiteli olduğu sanılıyor.

Bu miktar, Odeonlar için, oldukça büyük ve ihtişamlı bir rakam. Ancak: Kibyra: gerçekten büyük bir şehir ve Tetrapolis bölgesinin başkenti. (Örneğin: Burdur-Ağlasun ilçesindeki Sagalaossos antik kentinin Odeon’u: 2000 kişilik)

Yapı geç dönemlerde demir atölyesi olarak kullanılmıştır.

BİZANS HAMAMI:

Kapalı salonun hemen yanında küçük bir Bizans hamamı vardır. Kazılarda ortaya çıkarılan yapının alt kesimleri oldukça iyi korunmuştur. Hypocaustum sistemi, yıkanma havuzları, pis ve temuz su boruları hamamın kullanım bilgilerini tümlemektedir.

SU KEMERİ

Kentin kuzeydoğusuna kadar devam ediyor. Orman içi dinlenme yeri olan Böğrüdelik’ten başlıyor. Kentin su ihtiyacı, burada bulunan antik su kaynağından karşılanıyormuş.  Bu suyun kente getirilmesini sağlayan kemer: eğimli bir yüzeyde bulunduğundan, su basınçlı olarak: bir erkek-bir dişi taşlar yardımıyla, şehre geliyor ve aniden daralarak, kiremit borularla şehre dağılıyor. Su kemerindeki taşlar iyi korunmuş, yeni açılan ve kurtarma kazıları yapılan mezarları geçtikten sonra, sağ yandaki düzlükte görülebiliyor. Günümüzde, ilçe merkezindeki Horzum Mahallesinin su ihtiyacı, yüzlerce yıl öncesinden kalan bu kaynaktan karşılanıyormuş.

EV KALINTILARI

Kibyra’nın en yüksek noktasında, ev kalıntıları görülüyor. Bu tepede, bir tapınakta bulunduğu tahmin ediliyor, ancak kalıntılar tahrip olmuş durumdalar.

Burdur Gölhisar Kibyra Mezarlar
MEZARLAR

Kentin kuzeydoğusundaki tepenin eteklerinde. Bu mezarlardan, ilk sıradaki, 15 metre uzunluğunda, bir dehliz şeklinde. Karşılıklı olarak 8 ve bir tanesi de, koridorun sonunda olmak üzere, toplam 9 nişi var. Burada: 300 sağlam kandil, 25 civarında etütlük nitelikli kandil, bir kandil kalıbı ve bir pişmiş toprak kap bulunmuş. Ele geçen gümüş sikkeler ise, İmparator III. Gordianus (MS.238-244), İmparator Philippus (MS.244-249) ve İmparator Volisianus (MS.253) dönemlerine ait sikkelerdir. Ayrıca: insan iskeletleri ve bir de keramik lahit bulunmuş.

İkinci mezar: yaklaşık 20 metre uzunluğunda. Burada bulunan kandillerden, iki mezarın aynı döneme ait olduğu anlaşılıyor. Bu mezarda da, sağlı-sollu 12 ve bir de karşıda olmak üzere, toplam 13 niş bulunuyor.

Burdur Gölhisar Boubon

BOUBON-İBECİK 

Burdur il merkezine, 135 km. uzaklıktadır. İbecik köyünün 1.5 km. güneyinde yükselen, Dikmen Tepesi üzerinde, 1305 metre yükseklikteki bir mevkiindedir. Lykia’nın en kuzeybatı köşesini belirler. Önemi de buradan gelir.

Antik kentin kalıntıları : pınar meşesi denilen, sık çalılıkların arasında gizlenmiştir. Kelime olarak: Boubon kelimesi, eski Helen dilinde “kasık” anlamında kullanılmaktadır. Bu söz: kasıkta çıkan çıbanı, uru anlatmak içinde kullanılırmış.

Kentin: geçmişi hakkında, bilgi yok.

Bir süre Likya hakimiyetinde kaldığı ve MS.1.yüzyılda ise, bir Roma kenti olduğu öğrenilmiştir. MÖ.2.yüzyılda, adı geçmekte ve bölgede asayiş sağlanmasında, önemli bir rolü ortaya çıkmaktadır.

Tiyatroda bulunan bir yazıt, İmparator Commodos’un bir mektubunu içerir. Bu yazıt: 190 yılında İmparator Commodos tarafından yazılmıştır.

Boubon halkını, eşkiya baskınlarına karşı gösterdikleri olağanüstü çaba nedeniyle ödüllendirmiş ve 2 oy hakkı olan kenti 3 oy hakkı olan statüye yükseltmiştir. Böylelikle, küçük bir kent olan Boubon, stratejik konumu nedeniyle Patara ve Ksanthos gibi Lykia birliğinin diğer birinci sınıf üyeleriyle aynı konuma gelmiştir.

Boubon, bunu 2’nci yüzyılda Birlik içindeki bu önemine karşı, İsa öncesinde özellikle Araksa ile önemli sorunları vardı. Savaşa dönüşen sorun, Kibyra aracılığıyla çözülse de Araksa’ya saldırıları sürer. Belli ki Lykia’nın bu ücra köşesi, Roma öncesinde siyasi ve sanatsal olarak Lykia ile pek de barışık ve iç içe değildir.

Zaten Kabalis bölgesinde yer alır.

 

KALINTILAR:

1960-1967 yılları arasında, kaçak kazılarda, büyük yağmaya uğramıştır. Bu kazılarda: ören yeri delik-deşik edilmiş ve perişan duruma getirilmiştir.

MS.2.yüzyıla tarihlenen, birçok bronz heykel başı: yurt dışına kaçırılırken yakalanmış ve bugün, Burdur Müzesinde sergilenmektedir. Bu heykellerin en gözdesi: görkemli Apollon heykeli.

Bu bronz buluntular nedeniyle: Bubon’da, antik çağlarda, bir bronz heykelcilik okulu ve atölyesi bulunduğu düşünülüyor.

Bu arada, yurt dışına kaçırıldığı öğrenilen bronz heykellerden bazılarının isimleri: İmparator Lucius Verus’un bir başı ve bir heykeli, İmparator Septimus Severus’un başı eksik heykeli ve başı, İmparator Carcalla’nın başı.

1967 yılında ABD’de, bronz heykel, torso, baş ve parçalardan oluşan bir heykel gurubu ortaya çıkmıştır. 1973 yılında yayınlanan bir makalede: Boubon’da bulunan ve Burdur Müzesinde sergilenen bir torso ile Paul Getty Müzesinde sergilenen bir başı karşılaştırarak, ABD’deki bronz heykel ve parçalarının Boubon Antik Kentinden çalındığı açıklanmıştır. Heykel İmparator Valerianus’a aittir.

1990’larda Sebastion’da yapılan kazılarda ortaya çıkan heykel altlıkları, ABD’deki heykellerin buradan gitmiş olduğunu açıkça belgelemiştir.

Evet, şehir, kaçak kazılarda, çok büyük tahribata uğramış, günümüze kadar gelen kalıntılarda: Agora, Tiyatro, Su Sarnıcı, Çeşme ve Mabetler var.

Akropol, sur duvarları, agora, sebasteion, tiyatro ve mezarlar gibi bazı anıtlar dışında, anıtların kimliğini saptamak oldukça güçtür.

SEBASTEİON (İmparatorluk Kült Yapısı):

Küçük Asya İmparatorluk kültünü oldukça sevmiştir. Roma İmparatorlarının tanrı gibi benimsenerek, sanki Anadolu Rome merkez yönetimine yaranmaya çalışmışlardır.

Boubon şehrinde, resmi olarak yapılan tek kazı buradadır. Bu da tamamen tek yapıyla sınırlı kurtarma kazılarıdır. Kazılar, Sebastion’da 11 Roma İmparatoru ve üç İmparatoriçe heykelinin, bir zamanlar bu altlıkların üzerinde yan yana sıralı olduğunu gösterir.

Kenti çevreleyen molozları da görmek mümkün. Tiyatroda: üzerinde yazıt olan: iki taş var. Bu taşlar üzerindeki yazılarda: o zamanki sosyal hizmetler anlatılmış.

Burdur Gölhisar Balbaura

BALBOURA-ÇOLAYIK

Fethiye’nin 56 km kuzeydoğusundadır.

Kabalia bölgesinde, denizden 1000 m yükseklikteki Asartepe’de kuruludur.

Yazıtlardan, kent adının doğrulanmasına karşın, Kibyra yönetimindeki birlikte adının geçmesi dışında, tarihine ilişkin fazla bir  tarihsel veri yoktur.

Kentin adı: Hitit kaynaklarında sıkça geçer. Burada bulunan çanak-çömlek parçaları ve mezar yapıları, Akaların buraya yerleştiklerini kanıtlıyor. Ünlü coğrafya bilgisi Strabon: gezi yazılarında, bu kentten söz etmektedir.

Boubon: Oinoanda ve Kibyra’dan oluşan tetrapolis’in üyesidir.

MS 43 yılında, Lykia’nın bir vilayeti olmuştur.

Bu Roma bağlılığı kentin, barış ömrünü uzatmış ve önündeki 2’nci yüzyıldaki yapılaşmalara yansımıştır.

Bu küçük ve yoksul kent, Fethiye çevresinde yaşayanların yazlığı olarak kullanılmıştır. Ancak çevredeki höyükler, tarımla geçinen sürekli yerleşik toplulukların yaşadıklarını gösterir.

Balboura’nın asıl geçim kaynağı: hayvancılıktır. Çevresindeki otlakların zenginliği ve bugün hala hayvan otlatılan meraları bunu kanıtlar. Bu tarımsal alanlardan beslenerek zenginleşen Balbouralı seçkinler, Lykia Birliğinin önemli görevlerini üstlenirler.

Lykia’nın baş tanrısı Apollon’u tanrıları olarak seçmişlerdir.

MS 3’ncü yüzyılda zorlu günlerdi. Önce: Asar’ın başında korunaklı bir kaleyle, sonra da 5’nci yüzyılda tüm kenti çeviren bir surla kendilerini güvenceye almışlardır. İçinde de 5 küçük kilise inşa edilmiştir. Orta Bizans döneminde, burada herhangi bir yerleşim tespit edilmemiştir.

 

SUR:

Akropol çevresini kuşatan sur, güneyinde akan vadiye kadar devam etmektedir. Duvar, vadiyi de kapatarak bu geçidi kontrol altında tutar.

Çevresi, poligonal örgülü Helenistik surlarla çevrili olduğu anlaşılan küçük Akropolün, güney eteğinde Helenistik kalıntılar, güneydoğuya doğru Roma kalıntıları görülür. Fethiye Müzesinde bulunan arazi hisse yazıtında geçen 280 ismin, çoğu yerel isimlerden oluşur.

Kent kurulumu açısından, kırsal yerleşim düzeninden izler verir. Onar kişilik guruplardan oluşan bu arazi sahipleri, kentteki pay sahipliklerini belgelemişlerdir. Kırsal-tarımsal ekonomiye dayalı bireysel kent oluşumu temelleri, Erken Bizans döneminde de devam etmiştir.

Ana aks ve  meydan seçilebilmektedir.

Roma yapıları arasında bulunan Agora, su yolu, hamam, tapınak yerel ölçülerde ve niteliktedir. Yazıtıyla saptanan tek yapı: Nemesis Tapınağıdır. Daha da ilginç olanı, Tapınağı şehri için yaptıranın Onesimos adında bir halk kölesi olmasıdır.

TİYATRO:

Çoğunlukla ayakta olan Helenistik tiyatroda tamamlanmamış gibi görülmektedir. Vadinin güney yanındaki girintiye yapılmış bir yapı, kentin en ilginç yapısıdır.

Sadece alt kısmı kalan sahne binasından ve yamaçta bazı yerlerde izlenebilen kayaya açılmış oturma sıralarından, küçük bir tiyatro olduğu anlaşılır.

Oturma yerlerindeki niteliksizliğe karşın sahne binasındaki plan ve işçilik kalitesi şaşırtıcıdır. Sahne binasının alt kesiminde de orkestraya bakan kapı ve pencereler, muhtemelen burada hayvan mücadelelerinin yapıldığını düşündürür.

 

VAHŞİ TANRILAR:

Evet, Balboura ve çevresinde, Vahşi Tanrılar (Theo Agrioi) olarak yorumlanan kabartmaların yaygınlığı dikkat çeker.

Balboura: Asartepe, Karahasantaş, Çobanisa, Kayabaşı ve Gölcük’te bulunan, toplam 15 kabartma, genellikle ellerinde mızrak ya da çift ağızlı balta tutan 3 eril figürün yanında köpek ya da yılan bulunmaktadır.

Kragoslar’da tapınım gören ve mağaralarda kült yerlerinde oluşturulan, genellikle doğada betimlenmiş bu tanrılar, kuzeyde, dağlık Lykia’da karşımıza çıkar.

Bunlardan biri de Kastabara kayalıklarında tespit edilmiştir.

Balboura çevresinde asıl yaygın olan kabartmalar Dioskurlardır. Bilinen 45 örnek, 3 gurupta incelenebilirse de asıl çoğunluk 42 adetle belirlenen standart guruptur. Kısa tunik giyen, kılıç ya da mızrak tutan erkek; atlı giysili bir kadına karşı durmaktadır.

NEKROPOLLER:

Oldukça dağınıktır. Akropolde, Akropolün batı ve doğu diplerinde mezarlara rastlanır. Batıdakiler genellikle lahitlerden oluşurken, doğuda anıt-mezar örnekleri vardır. En özgün olan bölgede yaygın bilinen aslan kapaklı lahitlerdir. Bu mezar tipi seçimiyle, kültür ve geleneksel olarak aslında Lykia’dan uzak olduklarını ima etmişlerdir.

 

Burdur Gölhisar Oionda

OİNONDA

Kelime anlamı: üzüm bağı, şarap demektir. İncealiler köyünün, 2 km. batısındadır. MÖ.2.yüzyılda, Tetrapolis şehirler birliğine üye olmuştur. Günümüzde, buradaki kalıntılar arasında: tiyatro, kaya mezarları, sur ve su sarnıcı görülebiliyor.

Burdur Gölhisar Yusufça Kilisesi

YUSUFÇA KİLİSESİ

Yusufça Beldesinde bulunuyor. Erken Bizans dönemine ait. Kilisenin asıl girişi: orta kapıdan. Diğer iki kapı: sağ ve sol neflere açılıyor. 80 cm. kalınlığındaki duvar, moloz taşlarla örülmüş. Genellikle: tuğla parçaları, mermer lahit kapağı parçaları gibi devşirme malzeme kullanılmış. Kilisede: Narteksin içindeki 5 cm. lik toprak kaldırıldığında: tüm zeminin, mavi-kırmızı-siyah ve beyaz renkli mozaik ile süslendiği görülmüştür. Mozaikler: genel olarak, duvar dibinden itibaren, dört sıra halinde, damalı bir bordür, ondan sonra baklava dilimi ve iç içe iki daireden oluşan, rozet şeklinde, daha ince ikinci bir bordürden oluşmaktadır.

Bu bölümdeki mozaiklerin: kilisenin ana mekanından daha az çöküntü ve tahribata uğradığı görülmüştür. Kilisenin toplam alanı: 1500 metre karedir. Bu alanda: çevre  bitki temizliği yapılmıştır. Özellikle: tabandaki mozaiklerin güzelliği, görülmeye değerdir.

Burdur Gölhisar Yapraklı Barajı

YAPRAKLI BARAJI

Gölhisar-İbecik yolu üzerinde, Kısık mevkiindedir. 1991 yılında hizmete açılmıştır. Dalaman Çayı üzerinde kurulan barajın, su toplama havzası çok geniştir. Doğal yapı: görenleri büyüleyecek kadar güzeldir. Orman ve göl renkleri, insan ruhunun derinliklerini etkilemektedir.

Baraj göletinde: alabalık üretimi yapılmaktadır. Olta balıkçılığı için çok uygun bir mekan. Çevre yörelerden, olta balıkçılığı yapmak isteyenler, buraya akın ediyorlar. Yolun tamamı asfalt olduğu için, ulaşımda hiçbir sıkıntı yok.

KASTABARA-DARIÖZÜ-DEREKÖY

Fethiye’nin Kemer ilçesinde Tlos’a çıkmadan önce kuzeye dağlara çıkan Kayacık ve Deresapağı izlencesindeki 32 km lik yolla buraya ulaşılır. Dağ-orman yoluyla Kemer’den yaklaşık 2 saat sonra Dereköy ya da Darıözü olarak bilinen köye varılır. Araç yolunun sonllandığı Karamur Köyünden sonra yaklaşık yarım saatlik yürüyüşle antik yerleşimin bulunduğu Deliktaş Tepesine ulaşılır.

Kalıntılar, Tlos teritoryumunun kuzeydoğu bölgesindeki, Deliktaş ile komşu olan diğer yakın yerleşimler: Köristan, Zindan, Erikli, Dikmen, Girdev, Kınılardır.

Bu dağlık bölgedeki en güçlü kaledir.

Tlos’dan gelip Akdağ Yaylasından doğuya doğru Dağlık Lykia’ya giden güzergahta, Tlos ile Khoma arasındaki uzun Akdağlar geçidinde bulunan en önemli yerleşimdir.

Patara Yol Klavuz Anıtında geçen bilgiler, bu güzergahta Tlos ile Khoma arasında anılan tek kentin Kastabara olduğunu gösterir. Darıözü ile Tlos arasındaki mesafe, Patara Yol Klavuz anıtında anılan 120 stadia (21.3 km) uzunluktaki Tlos-Kastabara güzergahına da uygunluk gösterir.

GENEL ÖZELLİKLERİ:

Yerleşimin Tlos ile organik bağlantısını gösteren yazıtlar vardır. En önemlisi ise, yerleşimin en anıtsal mezarına ait yazıtın “mezarın sahibinin Tlos’lu birinin oğlu olduğunu” göstermesidir. MS 2’nci yüzyıla ait bu yazıt, Darıözü’nün Tlos egemen ailesinden biri tarafından yönetildiğini düşündürür.

Tüm bölgede yapılan araştırmalar, bu yönde Tlos’un en büyük uç kalesinin Darıözü olduğunu ve Tlos teritoryumunun da bu yönde hangi sınırlara ulaştığını göstermiştir.

Batıda ve güneydeki Telmessos, Pınara ve başkent Ksanthos gibi güçlü komşuları nedeniyle Eşen vadisi boyundaki arazilerinde payı daralan Tlos’un dağlarda çok daha geniş bir egemenlik alanına sahip olduğu anlaşılır.

KALINTILAR:

Kayalık Deliktaş tepesinin güneydoğu doruğunda, tepe uzantısında Akropol kuruludur.

Çevre yapılaşması dışında, asal kale 29.50 x 45 m ölçülerinde yaklaşık bir dikdörtgene oturur.

Batı uzun yanı boyunca, Karadere’nin geçilmez, d erin ve  dik yarı ile sınırlıdır.

Doğu yanda, tüm vadiye ve güneyindeki Pırnaz-Fırnaz yaylasına egemendir.

Tüm çevresiyle birlikte zaten oldukça az olan tarım alanları, otlakları ve su kaynakları kontrolünde tutar.

Tepe boyunca oldukça korunaklı, nitelikli bir Kral kalesiyle örtülmüştür.

Önemli bir garnizondan beklenen güvenliğe paralel olarak üç kuleyle çevrelenmiştir. Bir kule de ön güvenliği sağlamaktadır. Tüm kuleler iki katlıdır.

İç kalenin doğuya bakan cephesi büyük oranda ayaktadır. Ön yüzden üç kule, görkemli bir cephe oluştururken aynı zamanda Akropol terasını da oluştururlar. İç kalenin ayakta kalan doğu ve kuzey yüzü ile güney duvarın yarısı tamamen bloklarla örtülüdür.

Kale içinde izlenen en nitelikli yapı kalıntısı, güçlü olasılıkla anıt mezar olan önemli bir anıtın podyumudur. 5 m kadar doğusuna atılmış bazı kabartma bloklar, bu anıta ait görünmektedir. Bunlardan biri, yarısı kırık bir büst kabartması olan bir mezar sunağı, parçalar halinde gırland ve çelenkli bloklar ve bir kemer parçasıdır. Parçalar, kemerli bir anıttan iz vermektedir. Podyumun kuzeydoğusunda kalıntılar arasında duran bir at başı kabartması, çevresinde bir blok ve Dor firizi köşe parçası vardır.

Yerleşimin en organik bağlantısı, Karadere vadisine inip sonra tekrar yukarı tırmanan antik yol aracılığıyla Fırnaz yaylasında kuruludur. Yol, zikzaklar çizerek Akropol önünden iner ve Fırnaz’a çıkar. Karadere üzerinde, bugün olduğu gibi ayakları birbirine uzanan iki kaya kütlesine oturan ahşap bir köprüyle karşıya geçilir. Kaleye çıkan yol boyunca nişlerde figürler işlenmiştir. Konumları, kent için koruyucu bir işlevi olduğunu ve kabartmadaki figürlerin de muhtemelen egemen ailenin resmi olduğu düşünülür.

Yerleşimin güneydoğusunda tek düzlükte yoğun yapı kalıntıları arasında bazilikal planlı bir Bizans kilisesi vardır. 12.90 x 24 m ölçülerinde ve batı yönelimindedir. Apsisle başlayan yaklaşık 4.20 m genişliğinde orta nef, 2.40 m batı ve 3.20 m doğu nefle tamamlanarak üç nefli kilise planı oluşturur. Yapı taşlarının çoğu Roma döneminden devşirmedir.

Darıözü asıl yerleşimiyle bugün hala kullanılmakta olan antik yolla organik bağlantılı ve Akropole bakışan en önemli alan Fırnız’dır. Önemli tarım ve hayvancılığa elverişti geniş düzlüklerden oluşmasından kaynaklanır. Günümüzde de yayla işlevini sürdürmektedir. Yaylayı çevreleyen Karlamış Tepesi ve diğer kayalıkların yaylaya bakan bazı kesimlerinde kalıntılar yer alır. Anıt mezar, bu alandaki en önemli kalıntıdır. Eedikula mezar’ın içinde ana kayaya oyulan lahit teknesinin kapağındaki yazıtta ” …….. mezara zarar veren en kutsal kasaya 2500 Drahmi ceza ödeyecektir” yazar.

ÇEVREDEKİ KALINTILAR:

ÇİFTLİKLER:

Anıt mezar karşısındaki az eğimli yamaçta birbiriyle bağlantılı çiftlik kalıntıları izlenir. Konutların planı görülebilmektedir. Bu alanın batısındaki küçük kaya kütleleri arasında stilize bir güneş kabartılmıştır. Benzeri, Nekropol tepesinde bir kayalık yüzünde de olan güneşler, tarım alanlarından bereket beklentisine ilişkindir.

Diğer bir çiftlik, Darıözü’nün kuzey eteklerindeki günümüz Karamuar Komu yanındadır. Çiftlik sahibinin lahdi, burada da sürekli yaşayan çiftlik sakinleri olduğunu düşündürür. Düzlüklü arazi de buna uygundur. Yaylanın doğu sınırına yakın yerde de bir çiftliğe ilişkin kalıntılar vardır.

NEKROPOL:

Darıözü’nün tüm çevresi ve yerleşim dışında çiftliklerde tekil lahitler bulunmakla birlikte asıl nekropol, akropolün doğusunda ve yakınında yer alan, daha alçak, kayalık bir tepe üzerinde konumlanmıştır.

Lahitler, Kumarözü’nde çıkan, vadinin son kesiminde Akropol’e gelen yol boyunca ya da yola bakan yamaçlarda, kayalık yapısına bağlı olarak değişebilen kot ve aralıklarda dizilidir.

Korunabilmiş 11 lahdin 9’u bağımsız durur. Diğer ikisi de, ana kayaya oyulmuştur. Ana kayaya oyulu oluşlarıyla farklı olan iki örnek, asıl yerleşim merkezinden aşağıda yer alan Karamuar çiftliğine yakın bulunmasıyla dikkat çeker.

Bu bölgede serbest lahit örneği yoktur.

Merkezden çok uzak olmamasına karşın, kendisine farklı bir mezar tipi seçebilmesi, çiftlik sahibinin bağımsız düşüncesinden kaynaklanabileceği gibi, maddi kaygısından da ileri gelmiş olabilir. Ele geçen boş kapaktan, üçünün semerdamlı diğerlerinin üçgen çatılı olması iki tipin bir arada kullanıldığı Lykia geleneklerine uymaktadır.

Lahitler dışında yerleşimde yer altı oygu mezarları ve tonozlu mezarlar da bulunur. Oygu mezar odası yaklaşık 2.50 x 2.58 m ölçülerindedir. Girişin, yol kodundan ve doğuda olduğu korunmuş basamaklar yardımıyla kısmen korunmuş zemine inilebilmektedir. Mezarın 5 m batısında bulunan 1.20 x 0.60 m ölçülerindeki işlenmiş eşik taşı, sürgülü kapının varlığını kanıtlamakta ve oygu mezar bu özelliğiyle Lykia’da yaygın mimari geleneği yansıtmaktadır.

Lahit sayısının azlığı ve kaya mezarın bulunmaması nedeniyle, Darıözü’nde bu mezar türünün daha yaygın olması beklenir.

 

 

Ağrı Patnos

patnos.çarşı.1
Ağrı Patnos

2021 yılında: bir gece, iki gündüz kaldığım bu ilçede: maalesef ilçe merkezini gördüm, ancak: aşağıda anlattığım tarihi mekanları görme şansım olmadı. Umarım: toparlayabildiğim bilgiler: gerek burada yaşayan ve gerekse buralara yakın olup ta, buralardan geçen ziyaretçiler için yeterli olabilir. Farklılıkları; yorum olarak yazarsanız, diğer ziyaretçilerimizin yararlanmaları açısından, mutlaka faydalı olacaktır.

ULAŞIM

Patnos’un Ağrı il merkezine uzaklığı: 82 km. dir. İlçe: Ağrı-Bitlis, Ağrı-Muş illerini birbirine bağlayan, dört yol kavşağında bulunmaktadır. E-95 karayolu ile, Van ve oradan da İran’a bağlanır. İşlek bir karayolu üzerindedir.

patnos.gene.1
Ağrı Patnos

GENEL

Patnos ovasının kuzeyinde: Ağrı-Van-Bitlis-Muş karayollarının kavşağında kurulmuştur. Denizden yüksekliği: 1650 metredir.

Patnos’ta kara iklimi hakimdir. Yazları: sıcak ve kurak, kışları: soğuk ve kar yağışlıdır.

patnos.süphan dağı.1
Ağrı Patnos
Patnos

Süphan dağının 25 km. kuzeyindedir. Süphan Dağı, ilçeden, tüm haşmeti ile görülür. Bu dağ: İran inanışlarına konu olmuştur. Şöyle ki: dağa çıkmak zor olduğundan: zirveye üç kere çıkmanın bir hac sevabı kadar olduğuna inanırlar.

Burada dikkati çeken bir özellik var. Askeri nüfusun, toplam nüfus içindeki payı: 1985 yılında: % 31.4, 1990 yılında: % 17 ve 1995 yılında ise: % 31.8’dir.

Tarihi süreç içinde: Patnos, Urartuların dini merkezinin bulunduğu bir yer olarak öne çıkar. İlçenin tarihteki adı: Aladri ve Patusis’tir.

Doğal oluk ve yolların düğümlendiği bir noktada bulunan İlçenin konumu, kendisine oldukça stratejik bir konum kazandırmıştır. Bu özelliği: tarih boyunca, bölgenin egemenleri tarafından hep kullanılmıştır.

Ağrı ilindeki, tarihi kalıntıların en eskisi Patnos’taki: Aznavur ve Girik Tepeleridir. Urartu uygarlığından kalma bu tepelerde: tapınak ve çeşitli maddi kültür ürünleri bulunmuştur. Aznavur Tepe: Urartu mimarisinin en önemli eserlerindendir. Diğer önemli bir saray da: Girik Tepede bulunmaktadır.

Girik Tepe: Değirmen Tepe olarak da bilinir. Bu tepe: 15 km. yükseklikte, bir höyüktür. Günümüzde: tahrip edilmiş ve iyice alçalmıştır. Aznavur Tepe ile birlikte, burada kazı yapılmıştır. Kazılarda: höyük tepesinde, saraya benzeyen anıtsal bir yapının, höyüğü çevreleyen bir surun kalıntısı ortaya çıkarılmıştır.

patnos.kot tepesi.1
Ağrı Patnos

AZNAVURTEPE-ALUDİRİ

Patnos ilçesinin yaklaşık 3 km kuzeybatısında, doğal bir tepeliğin üst kısmı ile güney ve güneydoğu yamaçlarında kurulmuştur. Patnos kalesi olarak da bilinir.

Aznavurtepenin bulunduğu bölge, Aşağı Murat havzası ile Yukarı Aras havzasına ulaşan sefer yollarının kavşak noktasını oluşturur.

Dönemin yazılı kayıtlarından, Aznavurtepe’nin Kral İşpuini, Menua, I Argişti ve II Sarduri dönemlerinde eklemeler yapılarak geliştirildiği anlaşılır.

Aznavurtepe’deki ilk inşa faaliyetleri, İşpuini dönemine tarihlenir.

Patnos’da bulunan bazalt sütun kaidesi üzerinde, İşpuini’nin daha önce hiçbir şey olmayan bu yerde yaptırdığı inşa faaliyetlerinden bahsedilir. Fakat yazıt tam olarak okunamadığından İşpuini’nin ne inşa ettirdiği anlaşılamaz.

Aznavurtepe’ye dair önemli bir yazılı bilgi ise: sitadelde bulunan tapınak duvarlarından edinilir. Yazıtta, Menua’nın Aludiri şehrinde Haldi kapıları yaptırdığı ve bir kale inşa ettirdiğinden bahsedilir. Yazıtta bahsedilen Aludiri kenti, tapınağın bulunduğu Aznavurtepe ile eşitlenir. Tapınak yazıtlarından dolayı tapınağın Menua tarafından inşa ettirildiği söylenebilir. Ayrıca sitadeli çevreleyen sur duvarları Menua tarafından yaptırılmış olmalıdır.

Kentin Sitadel alanı, kabaca yuvarlak planlı tepeliğin üst kısmında, yaklaşık 6 hektarlık bir alanı kaplar.

Aşağı şehir ise sitadelin güney ve güneydoğu eteklerine uzanan yaklaşık 25 hektarlık alana ulaşır.

Sidadel gibi aşağı yerleşmenin de sur duvarları ile çevrelendiği anlaşılır.

Günümüzde bir kısmı görülen ve kalınlığı 4 m ye ulaşan sur duvarları eşit aralıklarla yerleştirilen kulelerle desteklenir.

Tapınak Kompleksi:

Yukarı Anzaf’da olduğu gibi, sitadelin en üst noktasında bulunur. Tapınağın duvarları 3 sıra kesme taş üzerine kerpiç duvar olacak şekilde inşa edilmiştir. Tapınağın cella kısmı 5 x 5 m ölçülerindedir. Köşeleri rizalitti tapınağın girişi güneydoğuya bakar. Tapınağın önünde geniş bir avlu olduğu anlaşılır. Tapınak önünde uzanan avlusu ve tapınağa ait odalarla birlikte bir kompleks olarak inşa edilmiştir.

Tapınağın doğu kısmında, duvarları renkli desenlerle süslü oda içerisinde tapınağa ait olduğu anlaşılan eşyalar bulunur. Bu eşyalar arasında bronz mızrak ucu, ok uçları, bronz bileklik ve rozet, mühürler, biri gümüş olmak üzere yüzükler dikkat çeker.

Odanın güney duvarının dış yüzünde bulunan yazıtta: I Argişti’nin “asihusi” yapısını yaptırdığı yazılıdır. İçinden eşyalar çıkan odanın, içindeki hediyeler nedeniyle tapınak adaklarının bulunduğu yer olduğu düşünülür.

Yazılı kaynaklar “asihusi” yapısının: Aznavurtepe dışında Van Kalesi, Arinberd, Kef, Armavir, Ayanis kentlerinde olduğunu gösterir. Krali bir yatırım olduğu anlaşılan bu yapını planı ve işlevi hakkında net bilgiler yoktur. Ancak ziyafet salonu olduğu öne sürülmektedir.

Tapınağın kuzey duvarına paralel uzanan duvarın 2.30 m mesafesinde; kalın bir duvara rastlanır. Duvarın kuzey yüzü kurban hayvanlarının bulunduğu fresklerle süslüdür. Ancak buradaki muhtemel yapılar bilinmemektedir. Muhtemelen bu odalar, tapınak kompleksine ait mekanlar olmalıdır.

Anıtsal Kapı Girişi:

Aznavurtepe’de yapılan kazılarda, surların batı yamacında doğuya bakan anıtsal bir kapı girişi ortaya çıkarılmıştır. Biri kapının yakınında, diğeri kuzey köşesinde olmak üzere iki yazıt bulunur. Yazıtlar: II Sarduri’nin depo inşasından bahseder. Ayrıca yazıtların bulunduğu yerde sur duvarının iç kısmında büyük pitos parçalarına rastlanır. Bu yüzden surların benzer şekilde Yukarı Anzaf kalesinin sitadelini çevreleyen batı sur duvarlarının iç kısımlarında sura bitişik şekilde depo yapıları ortaya çıkarılmıştır. Aznavurtepe’nin depo yapılarıyla ilgili bir diğer yazıt ise I Argişti dönemine tarihlenir.

Kaçak Kazılar:

1959 ve 1960 yıllarında yapılan kaçak kazılarda, Aznavurtepe’de tapınak alanının kaçak kazılarla tahrip edilmesi üzerine, 1961-1963 yılları arasında kazı çalışmaları yürütülür. Fakat hem kazı çalışmalarının kısa sürmesi hem de kazı raporlarının yetersizliğinden dolayı kenti tam olarak tanımlamak mümkün değildir.

Bu kazılarda: Kral Menua’ya ait tapınak, birçok Urartu yapısı ve mezarı ortaya çıkarılmıştır. Elde edilen buluntular ise: Erzurum ve Van Müzelerinde sergilenmektedir.

Kral İşpuini tarafından yazdırılmış, ancak başka bir yerde bulunmuş bir kitabeye göre: “ yörede, başka bir tapınak yaptırıldığı” anlaşılıyor.

İlçeye 19 km. uzaklıkta olan “Orta Damla Köy”ünde: bir Urartu kitabesi bulunmaktadır.

Ağrı Patnos Girik Tepe

GİRİK TEPE

İlçenin, 1 km. güneydoğusundadır. Değirmentepe olarak da isimlendirilir. Tepe: yüksek bir höyük şeklindedir. Ancak: zamanla tahrip edilmiş ve günümüzde yüksekliği iyice azalmıştır. Aznavur Tepe ile birlikte, burada da kazılar yapılmıştır. Kazılarda: höyük tepesinde: saraya benzeyen bir anıtsal yapı ve höyüğü çevreleyen surların kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

Bulunan bina: blok taş temelleri üzerine, kerpiç duvarlar şeklinde yapılmıştır. Sarayın: bu yöreye çok önem veren: Urartu kralı Menua veya oğlu I. Argişti döneminde yani MÖ.789-766 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.

Evet: burası, bu saray kalıntısı da değerlendirilerek, Urartular döneminde, bir yönetim merkezi imiş. Ancak: yapılan kazılarda, herhangi bir yazılı belgeye, buluntuya rastlanılmamış. Ancak: yapının, çok büyük bir yangın geçirdiği öğrenilmiş. Büyük olasılıkla: kuzeyden yada doğudan gelen, atlı kavimler, burayı yakmışlar.

1960-1963 yılları arasında yapılan kazılarda: burada: yanmış bir iç avlu, taht odası, salonlar, kiler, mutfak ve iri toprak küplerin dizili olduğu mekanlar, mutfakta ocaklar, mangal, değirmen, havan, hamur yoğurma taşları, harem dairesinde 37 yanmış iskelet, iskeletlerin üzerinde yüzük, küpe, bilezik, kemer, boncuk, mühür, altın ve tunçtan yapılmış çok sayıda süs eşyası bulunmuştur.

Antalya Beldibi

Antalya Beldibi

Antalya’nın 25 km. batısında. “Olympos Beydağları Sahil Milli Park” ı içinde. 4000 dönümlük, ince uzun bir ova üzerinde. Yüz elli yıl öncesine kadar, buralar, tamamen meşe ormanları ile kaplı imiş.

Beldibi denince, aslında buraya varmadan, hemen yolun solunda, yol ile deniz arasında kalan güzel bir plaj bölgesi ve hemen kının karşısında yöre halkının “sıçan adası” olarak isimlendirdikleri bir ada göreceksiniz.

Topçam plajı: Antalya’nın en çok ilgi gören, çam ormanları içinde bir plajı. Dalış yapmak isteyen amatör dalgıçlar için, bu sahil ideal bir yer.

NESOS LYRMATEİA-REŞAT ADASI/SIÇAN ADASI/GÜVERCİN ADASI:

Topçam plajının hemen karşısındadır. Zaman içinde değişen isimleriyle bilinir. “Lyrnas Adası” anlamındaki adını, karşı kıyıdaki Lyrnas’tan aldığı anlatılmaktadır. 

Pseudo Skylas: “Lyrnateia” olarak söz eder. Roma dönemindeki adı “Çekirge Adası” anlamındaki “Attelebusa” dır. İtalyan denizcilere yol gösteren bahriyenamelerde Renathia, Aratia gibi isimlerle geçer. Piri Reis 1522 tarihli eserinde Güvercin adası demiştir. 18-19’ncu yüzyıl kaynaklarında rasat olarak geçmesi nedeniyle, burada köle satışının yapıldığı düşünülmüştür. 

Antalya limanının hemen batısında, kıyıdan 700 m açıkta, küçük, kayalık bir adadır. 

Bir yanı dik, ulaşılmaz bir kayalık, diğer yanı denizden itibaren dik yamaçlanan kayalık yapıdadır. 

Sahile bakan tarafında su kotuna yakın paralel bir koruma duvarı uzanır. İşçiliği Bizans dönemine işaret eder. Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Asıl erken kalıntılar tam tepededir. Kuş pisliklerinin kapladığı yoğun cangıl içinden sürünerek zorla çıkılır. Ve, adının neden güvercin/kuş adası olduğu da böylece anlaşılır.

Tepede kule bulunmaktadır ve işçiliği Helenistik dönemdendir. Kule, Antalya tarafında ve tüm Akdeniz’e bakmaktadır. Kulenin sahil tarafındaki yamaçta yoğun bitkiler arasında birkaç yapı bulunur. Bunlardan ikisi, iyi yalıtılmış sarnıçtır. Bunların da işçiliği tepedeki kuleyle aynıdır. Anlaşılan burada bir deniz garnizonu konumlanmıştır. Bugün ise hemen dibinde Balıkçı Barınağı bulunuyor.

Söylentiye göre: Harrunnür Reşit zamanında, bu ada Arap donanması için bir süre donanma üssü olarak kullanılmış ve adaya bu nedenle, bu isim verilmiş. Ancak yerli halk, daha öncede söylediğim gibi, adanın kıyıdan görünümü sıçana benzediğinden, adaya sıçan adası ismini takmış.

Ada, görüldüğünde sanki kıyıya yakın gibi duruyor ve buna güvenip veya aldanıp demek sanırım daha doğru olur, adaya kadar yüzmeyi deneyenler oluyormuş. Başarıp ta adaya yüzebilenler ise, adanın çevresindeki muhteşem akıntıya kapılıp gidiyorlarmış, yani “böyle bir denemeyi aklınıza bile getirmeyin “demekte yarar var.

Evet; Beldibi, 1994 yılında belde olmuş.

Doğası, narenciye ürünleri, yürüyüş yolları, günübirlik piknik alanları, turistik tesisleri ve çevresindeki alışveriş merkezleriyle, bugün önemli turizm merkezlerinden biri haline gelmiş.

Buranın en büyük özelliklerinin başında: çok miktarda ve ülke turizmine büyük hizmet veren; tatil köyleri ve otellerin bulunması.

Ayrıca: mağaraları ile ünlü. Sarıçınar, Hayıtlıgöl, Belbaşı, Haçlı ve Beldibi Mağaraları var. Bu mağaralar yol üzerinde değil. Mağara gezilmesi yönündeki tercihinizin olması ve de ana yoldan sapmanız gerekiyor.

Bu nedenle; ayrıntıya girmiyorum. Yalnızca, yol üzerindeki bir mağaradan kısaca söz edilebilir. İlginizi çekerse, kısa bir mola verip, ana yoldan fazla ayrılmadan, bu mağarayı görebilirsiniz. Evet, bu mağara, Beldibi (Kumbucağı ) Mağarası. Sınığak biçiminde. Beldibi plajının yakınında.

Denizde 50 metre uzakta ve 25 metre yükseklikte. Çamdağ Tüneli, mağarayı bulmanıza yardımcı olabilir. Şöyle ki, tünel girişinin yanında, mağaraya gelen ziyaretçiler için otopark var. Tel örgü ile çevrili olan mağaranın ön kısmında, Antalya Müzesi tarafından konulan bir tanıtım levhasını görebilirsiniz.

Mağarada yapılan araştırmalardaki buluntular, buradaki yaşamın, neolitik çağlara yani MÖ.10 binlere kadar gittiğini ve devamlı olarak iskan yeri olarak kullanıldığını belirliyor. Buluntular arasında; çakıl taşına boyama ve kazma yolu ile işlenmiş veya heykel şekline getirilmiş sanatsal nitelikte eserler yer almakta. Bunlar; Antalya Müzesinde.

Günümüzde, mağarayı, dar bir kumsalın denizden ayırdığı mağara içinde neler görülebilir? Arka duvarlarında bulunan resimler dikkati çekiyor.

Çok eski devirlerden kalan bu resimlerin benzerlerine, ne Anadolu’nun başka diyarlarında ne de dünyanın başka bölgelerinde rastlamanın mümkün olmadığı sanılıyor, yani çok ender bulunabilecek orijinli, ilginç 15 tane resim var.

 

LYRNAS-BELDİBİ-HAYITLIGÖL  

Evet Beldibi günümüzde her ne kadar tatil köyleri ve otellerin yoğun olduğu bir yer olsa da bir  zamanlar yani antik dönemdeki Beldibi nasıldı? Şimdi ondan söz edeceğim.

Miletli Hekataios: “Lyrnas’ın Pamphylia’da bir polis olduğunu” söyler. Helenistik dönemde ise bir kasaba olarak söz edilmektedir. 

Thebe ile aralarında 7.5 km mesafe vardır. 

Lyrnas, Homer’de “Lyrnessus” olarak Thebe ile birlikte anılır. Beldibi’nin 3 km kuzeydoğusunda, Hayıtlıgöl’dedir. 

Küçük bir kayalık üzerinde kurulu kentten 30-40 civarında Helenistik ve Roma yapısı günümüze kalmıştır. Bizans dönemine ait bir yapı gurubu da gözlenmiştir. Yapıların kaya kesimleri görünür. Helenistik bir yazıtta “Tenedos ile Phaselis arasında bir anlaşma yapıldığı” öğrenilir. Yalın lahitler, basit kiremit mezarlar ve khamosorion mezarların varlığı görülür. Arapsuyu’nda yapılan bir kazıda Lyrnas’taki gibi kiremit mezarlar bulunmuştur. 

Stadiasmus Maris Magni’den yola çıkılarak Konyaaltından Beldibine kadar Tenedos, Thebe ve Lyrnas’ın lokalizasyonu bilinmektedir. Ancak bu küçük yerleşimlerin sahil kolonileri olduğu düşünülür. 

BELDİBİ MAĞARASI:

Beldibi çevresindeki dağlarda çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bunların bir kısmının prehistorik adam tarafından kaya sığınağı olarak kullanılmış olduğu saptanmıştır.

Kumbucağı, Hayıtlıgöl, Sarıçınar ve Haçlı mağara, duvarlarında kaya resimleriyle 15-20 bin yıl önceye, Üst Paleolitiğe tarihlenir. Demir oksitten elde edilmiş kırmızı boya ile çizilmişlerdir. Çok basit çizgisel şekillerden oluşan kaya resimlerinin konusu belirsizse  de haç biçimindeki çizimlerin insanı temsil ettiği öngörülmektedir. Bunlar, muhtemelen o mağarada yaşayanların resimleridir. Yani ilk Beldibi sakinlerinin fotoğraflarıdır. Beldibinde 6 tane Paleolitik sığınak olduğu belirtilir. Bu kültürler topluluğu, Beldibi prehistorik kazılarını yürüten uzmanlar tarafından “Beldibiyen, Kemeriyen, Belbaşıyen” olarak adlandırılmış ve bölge prehistoryası, yerel isimlerle simgelenmiştir. 

Beldibi-Kumbucağı sığınağının 2.5 km kuzeybatısında Belbaşı sığınağı bulunur. Burası Beldibinden daha sonra iskan görmüş ve aynı zamanlarda terkedilmiştir. Çok sayıda kemik aletler, mikrolitikler genellikle avlanmak ve deri işçiliği gibi işlerle ilgilidir.

Avlayıp besledikleri hayvanların çoğunluğunun geyik, dağ keçisi ve domuz olduğu, ele geçen yanmış hayvan kemiklerinden anlaşılmıştır. Asıl ilginç olan ise, bir genç kıza ait yanmış kemiklerin bulunmasıdır. Kemik üzerindeki çentiklerin, içteki iliğin çıkarılması amacıyla yapıldığının kesin olduğu, dolayısıyla sığınakta insan da yenmiş olabileceği düşünülür. 

Hisarçandır’da bulunan Karain sığınağı, bölgede dönemler  boyunca kullanılmış daha pek çok sığınak olabileceğini gösterir. Karain sığınağı duvarlarında insanlar, geyik ve dağ keçileri resmedilmiştir. 

Yazısız zamanların ardından, 3 binden itibaren yerli Solymlerin yaşadığı bölgeye dahildir. Pamphylia denizinin batısında sahili perdeleyen Bey Dağlarının batısına Lykia Bölgesi halkları ve doğu kesimine de Greklerin gelmesiyle asıl yerli halk, topraklarından olmuş, merkez Termessos’a, Mnara’ya ve dağlara doğru geri çekilmiştir. 

Beldibi, sarp kayaların sahile dik indiği zor bir arazi yapısına sahiptir. Bugün, sık sık tünellerle geçilmesi bundandır. Bu zorluğu, yolsuz zamanlarda, herkes gibi, İskender de yaşamıştır. Makedon kralı İskender’in, Klimaks (Merdiven) dağlarının aşılmaz kayalıkları karşısında sahilden, çoğu zaman deniz içinden ilerleyebilmiştir.

Bu  durumu Strabon şöyle anlatır: “Pamphylia Denizi kenarında Klimax olarak adlandırılan ve sahil kenarında, durgun havalarda yolcuların ancak geçebileceği kadar meydana çıkan, deniz kabardığında ise  dalgalar ile tamamen örtülmüş dar bir geçit noktası bırakan bir dağ bulunmaktadır. Dağ aşırı giden yol dolambaçlı ve dik olduğu için iyi havalarda sahil yolu kullanılır. İskender ise, kışa yakalanmasına rağmen şansına aşırı inanan biri olarak, dalgalar çekilmeden önce yola çıktı ve askerleri bütün gün göbeklerine kadar suya batarak yürüdüler”

Evet, Beldibi hakkındaki bu ana girişten sonra, Şimdi Beldibi Mağarası:

Beldibi Mağarası: Antalya-Kemer sahil yolunda Çamdağ tünelinin çıkışındadır. Denize 800 metre uzaklıktadır. Denizden 25 m yüksekliktedir.

Mağara Kemer merkeze 19 km uzaklıktadır. Giriş ücretsizdir.

Mağara: 1956 yılında keşfedilmiştir. Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Kemer Beldibi Mağarası

Mağaranın genişliği 5 metre, derinliği 4 metre ve yüksekliği 3.5 metredir. Sığınağın taban kodundan 12 metre yukarıdadır. Mağara: 12 metre kalınlığında dolgu toprağına sahiptir.

Mağarada yapılan kazılar sonucunda: mağarada 6 farklı katmanla karşılaşılmıştır. Eski dönemlerde mağarada yaşayan toplumların, avcı ve toplayıcı oldukları anlaşılmıştır.

Mağara içinde: Paleolitik, Metolitik ve Neolitik dönemlere ait buluntular vardır.

Ancak günümüzde mağaranın içinde bulunan dolgu tabakaları, yağmur suları ve rüzgarların oluşturduğu doğal tahribat nedeniyle yok olmuştur.

Mağarada yapılan arkeolojik araştırmalarda: toplam 6 tabaka teslim edilmiştir. Üst Paleolitik ve Mezolotik döneme ait çakmaktaşı aletler bulunmuştur.

Beldibi mağarası iki bölüme ayrılmaktadır.

Bu bölümler: Yukarı Beldibi ve Aşağı Beldibi bölümleridir.

Aşağı Beldibi Mağarası-Kaya Sığınağı:

Mağaranın altında: kayalığın yarım daire biçiminde, teras halinde denize uzanan kısmında, terasın genişlediği yerde 3 metre uzunluğunda cephesi olan, derinliği ise birkaç metreyi geçmeyen bir “Kaya Sığınağı” vardır.

Esas kazı yapılan yer burasıdır.

Burada: 6.20 metre derine inilerek kazılar yapılmıştır.

BULUNTULAR:

Bu sığınakta yapılan çalışmalarda çok sayıda bulgu elde edilmiştir. Üst Palaolitiğe ait olan bu bulguların en ilginci: üzerinde insan çiziminin bulunduğu bir çakıl taşıdır. En önemlilerinden biri de 16 cm uzunluğunda bir balık figürüdür. Gözü, ağzı ve hatta üstündeki pulları bile işlenmiş olan balık, Anadolu’da bilinen en eski heykelciktir. 

B tabakasında çanak-çömlek bulgularla Neolitik katman tanımlanır. Artık tarım zamanıdır ve artık mağara terkedilmiştir. Bunun ardından Beldibin’de ilk köy kurulmuş olmalıdır. 

Kaya sığınağının arka duvarında: 1956 yılında boyalı resimler keşfedilmiştir. Kaya altı sığınağı duvarlarında; şematize edilen insan, dağ keçisi ve geyik resimleri bulunmaktadır.

2014 yılında duvar resimleri levha ile kaplanarak koruma altına alındı. Ayrıca mağaranın girişi de define avcılarından korunması için, tel örgü ile çevrildi. Ancak günümüzde bu koruma şemsiyesinin de tahrip edildiği görülmektedir.

Ayrıca: burada çeşitli objeler bulunmuştur. Burada, çakmak taşından olta benzeri aletlerle birlikte çeşitli çakmak taşı aletler bulunmuştur. Bunlar: muhtemelen değişik bir ok ucu veya delici olarak işlev taşımaktadır.

 

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.