Adalya’dan güneybatıya 4 saat uzaklıkta Hurma dağının eteğindedir
Burada bulunan iki lahit yazıtında, yerleşimin adının “Onnobara” olduğu ve Trebenna’ya bağlı olduğu anlaşılmıştır.
Patara Yol Klavuz Anıtında: adı Trebenna’dan sonra okunan, Onobara Sivridağın eteğinde Gedeller köyündeki Deveboynundadır.
Adı, muhtemelen eşek (ono) ve çiftlik (baris) kelimelerinin birleşiminden doğmuştur. Yerleşimin çevresinde dağınık bulunan çiftliklerdeki lahitler Onobara’nın merkezi yerleşimle kalmadığı yakın çiftliklerin de Onobara’ya dahil olduğu ve yakınında bulunan çiftlikleriyle birlikte tümünün Trebenna’ya bağlı olduğu anlaşılmıştır.
Bunların en büyüğü ve dolayısıyla merkezi olanı Deveboynu’ndaki yerleşimdir.
Gedeller’deki çiftlikler Onabara bölgesi içinde kalmaktadır. Hatta, tüm Gökdere Vadisinin Onobara olduğu ve merkezinin Gedeller çiftliği olduğu öne sürülür. Ancak, yine bazı araştırmacılara göre, Onobara sadece bir yerleşim değil çevresindeki çiftliklerin de adıdır. Yani, fark; merkezi yerleşimin neresi olduğudur. Ancak: kesin olan: bulunan zengin kalıntılar ve yazıt yardımıyla, Onobara’nın Gökdere Vadisi çiftlikleri olduğu, merkez yerleşimin ise Deveboynu olduğu yönündedir.
Yerleşimin bulunduğu tepenin güneyinde bulunan sınır yazıtında da Phaselis-Trebenna sınırı aydınlanmıştır. Bulgulara göre, güney sınırı Tünektepe’nin güneyi, kuzey sınırı Badırıktepe ve Belen’in kuzeyinden geçen derin vadi, Antalya düzlüğünde ise Hurma kalıntıları sınırı çizmektedir.
Hurma Çiftliğinde bulunan lahitlerdeki tabulalarda cezaların Attaleia kent kasasına yatırılması gerektiği yazar. Dolayısıyla buradan itibaren doğuya doğru Attaleia egemenlik bölgesi başlar. Miliarium Lyciae’ye göre: Onobara, bu kesimde denizle bağlantı kuran son noktadır. Thalassa’ya bağlanmaktadır. Dolayısıyla arkasındaki dağlarda üretilen ürünlerin deniz yoluyla satışa gönderildiği güzergahlardan biri olmalıdır.
Yerleşim Gökdere vadisinin doğusunda, kuzey-güney doğrultusunda uzanan Deveboynu Tepesinin güney ucunda konumlanır.
Kente ulaşım, vadi içinde kuzey güney doğrultusunda uzanarak Gedeller Köyünü Gökdere Mahallesine bağlayan orman yolu sağlar. Deveboynu tepesinin güney bitiminde, orman yolundan doğuya dönülüp, yamaca doğru hareket edildiğinde karşılaşılan ilk patika, Onobara kentine ulaşır.
Orosada’dan devam eden antik yol Miliarim Lyciae’de anıldığı gibi, Thalasa’ya varır. Denize varmadan önce yol üstündeki Dipsiz yerleşiminden geçer. Tepenin sırtı tamamen kayalık, kuzeyi ve batısı ise oldukça sarptır. Bu nedenle, tepenin yerleşime uygun olan doğu yamacı güney ucunda konumlanmıştır. Deveboynu Tepesinin batı ucunda iz veren, 2-2.5 m kalınlığındaki sur duvarları, doğu yönünde 50 m arayla iki kule ile desteklenerek kent merkezine yönelir.
YERLEŞİM MERKEZİNDEKİ KALINTILAR:
Kalıntılar Bizans ve Roma dönemlerine aittir. Yapı malzemeleri neredeyse tamamıyla Roma iken, yapılar son halleriyle Bizans yapımıdır. Devşirme malzemeyle yapılan 3 odalı Bizans yapısı dikkat çeker. Söz konusu Bizans yapısının güneyinde, doğu batı doğrultusunda konumlanmış 3 ayrı mekan daha vardır. Tüm bu yapıların doğu altında yamaca paralel sıralanmış başka mekanlar dikkati çeker ki, bu alan Roma yerleşim meydanı için oldukça uygundur.
Agoranın Bizans döneminde devşirme malzeme kullanılarak büyük oranda yeniden inşa edilmiş olduğu anlaşılır. Yapılan araştırmalarda 18 adet yazıtlı blok tespit edilmiştir. Merkezde 4 adet aslan ayaklı lahit podyumu, bir adet ostothek parçası, şimşek kabartmalı küçük bir altar ile yarısı ele geçen bir güneş saati diğer önemli parçalardır.
Bunların yanı sıra aynı alanda tespit edilen hafif kavis yaparak sonlanan profilli bloklar bir eksedra yapısına işaret eder. Oldukça yoğun olarak görülen diğer mimari bloklar kentin Roma dönemi yapılarına dair önemli bilgiler verir. Kentin onur yazıtlarından bazılarının, anıtsal bir giriş üzerinde konumlandığı düşünülür. Tüm yapılar Bizans Dönemi değişiklikleri geçirdiğinden ve tüm malzemeleri tekrar kullanıldığından bunların plan ve fonksiyonlarını tam olarak belirlemek güçtür. Bizans dönemine ilişkin en önemli yapı iyi korunmuş küçük bir kilisedir.
Trebenna, Onobara veya Typallia, Onobara sınır kesişme yerini belirleyen önemli bir kaya yazıtı Sivridağ’ın 1 km doğusunda Gavurbeleninde bulunmuştur. Bu yazıt iki kentin baş harflerinden oluşmaktadır. “OTO” biçimindeki yazıtta “O” nun “Onobara’yı karşıladığı kesindir. Ancak “T” harfinin Terebenna ya da Typallia ya ait olma olasılığı da vardır. Yazıtın konumuna yönelimine göre Typallia-Onobara sanır yazıtı olduğuna karar verilmiştir.
Antalya merkezde Çakırlar Mahallesi bitiminden sonra, Körler Mezarlığı mevkisinde yer alan kavşaktan Çandır istikametine doğru gidildiğinde, asfalt yolun 14. km de, orman yoluna döndükten sonra 3100 m daha çok sarp bir yoldan ilerlendiğinde ilk kalıntılara ulaşılır.
Çatdibi köyü kuzey arkasında, Karabel’de konumlanan antik yerleşimin bulunduğu yere haritalarda ve ormancılar arasında “Asarlık Tepe” adı verilir.
Sarp kayalık bir tepe üzerinde kurulu küçük bir yerleşimdir.
Trebana ve Kitanaura arasındaki yol bağlantı noktasıdır. Patara Yol Klavuz Anıtından edinilen bilgilere göre; bu konu kuşku bırakmaz. Lahit yazıtları da adını doğrular.
Yerleşimin Termessos’la bir sympoliteia oluşturduğu belirlenmiştir.
YERLEŞİMDEKİ KALINTILAR:
Bugünkü orman yolunun çıkışı boyunca ve sırttaki düzlükte, Pisidia tipinde kalkan, yazıtlı ve kabartmalı 15 lahit dizilidir. Sağda yükselen kayalık tepe üzerinde akropol güney eteğinde de yerleşim kalıntıları izlenir.
Ana kayaya oyulu akropol girişi gibi birkaç yapı ve teras duvarları dışında, tam tanımlanabilir çok fazla yapı kalmamıştır. Yaygın bina yıkıntıları söz konusudur.
Kalıntıları bakıldığında küçük bir yerleşim olduğu anlaşılır. Akropolün ana kayaya açılı giriş kapısından tepenin doğu yamacına kadar uzanan alanda yapı kalıntıları ve kaya alanları izlenir. Aşağı inildikçe teras duvarları ve üstlerinde yine kalıntılar görülür.
Yerleşimin tüm planı ve işleviyle saptanabilen yapısı, bütününe yakın korunmuş yapı olan Roma hamamıdır.
ROMA HAMAMI:
Akropolün güneydoğu eteğindedir. Bölgenin bilinen en küçük hamamıdır. Yapı üst duvarlarına kadar ayaktadır. Yan yana dizili 3 bölümden oluşur. En doğudaki, küçük bölüm giriştir.
Profilli dış kapı 0.73 m genişlikte ve 1.86 m yükseklikte ve ayaktadır. İç ve dışındaki menteşeler ikili bir kapı olduğunu gösterir. Bu da çok bölümü olmayan küçük taşra hamamlarında ısıyı korumak amacıyla yapılması beklenen rutin bir uygulamadır.
Bu bölümün batı yan duvarlarından ana bölüme geçilir. Dikdörtgen bölüm hamamın yıkanma bölümüdür.
Binanın köşeleri ve kapılar bloklarla örülüyken ara duvarlar moloz taşlarla örülüdür. Tonozun başladığı kotta bir sıra blok taş tüm yapıyı çevrelemekte ve bir konsol çıkıntısı oluşturmaktadır.
Binanın akropole yönelik arkası boyunca bağımsız ve güçlü bir duvar uzanır. Kaya duvar ile hamam arasında 3.30 m lik bir koridor oluşur.
Mimarisi ve planı dışında duvarların dış ve içte sıvalı olması, yuvarlak ve kare pilaeler ile ince kristalli, mavi damarlı beyaz mermer plakalar ve mermer levha parçaları yapının işlevinden kuşku bırakmaz.
Pişmiş toprak çiviler ise bu küçücük hamamın bile duvar içinden de ısıtıldığını gösterir. Yapının en önemli yanı Roma Dönemi taştan hamamları için çok özel bir örnek olmasıdır.
Genellikle büyük kent hamamlarının iyi bilindiği bu bölgede, küçük yerleşimlerdeki küçük boyutlu hamamların nasıl olduğuna bir örnektir.
ANTİK YOL
Orman yolu biterken, lahitlerin sıralandığı antik yol başlar. O bölgeden çevreye bakıldığında görülebilen kalıntıların azı düzlükte konumlanmış, geri kalanı topoğrafya gereği yamaçlarda yerleşmiştir.
Şehir içinde yer alan tük küçük düzlük nekropol alanı olarak kullanılmış ve 15 lahit çoğunlukla bu alana yerleştirilmiştir. Yerleşimde 1 tane de khamosorion vardır.
AKROPOL/MEZARLAR:
Akropol kayalığının batı yüzüne açılan üç kaya mezarı bulunmaktadır. Birbirlerine benzeyen üç mezar ortak karakterdedir. Sarp kayalığın yüzündeki çok dar giriş örtü alanıyla ve küçük bir kapıyla girilen tek odadan oluşur.
İlk yan duvar boyunca ölü yatağı yapılmıştır. Arka duvar önünde ise iki ölü yatağı arasında kalan küçük boşluk bir armağan ve mezar eşyası sehpası işlevinde arada düzgünce kesilerek bırakılmıştır.
Ortada kalan kısım ise, derince bir hareket alanı çukurudur. Sivri tonozlu çatı taklidi biçiminde kesilen ana kayada, tepede ani kiriş de kayaya işlenmiştir. Kirişin ucu dışarıda mezar önü alanına da çıkarılmıştır.
Bu durumuyla mezar Lykia’dan bilinen kaya mezarı geleneğinden farklı yanlar gösterir. Örneğin: Lykia’da mezar içlerinde ahşap taklidine rastlanmaz. Dışta vardır. Burada ise tam tersidir. Dışta vardır. İçte ahşap taklidi vardır dışta yoktur. Burası kültürel olarak artık Lykia değildir.
KALEBAŞI-ASARLIK KALESİ
Çandır vadisinin güney yamacında, Yarbaşçandır köyünün karşısındaki yamaçta Asartepe denilen mevkide tespit edilen iyi durumdaki kale, Bizans Dönemine ait bir yapıdır.
Yarbaşçandır köyünden aşağı, vadinin dibine inildikten sonra bir köprü geçilerek karşı yamaca tırmanılır ve orman yolundan doğuya doğru yaklaşık 1.5 saatlik bir yoldan sonra Asartepe mevkisine ulaşılır.
Bütün vadiye egemen olan bir konumdaki kalenin batı ve kuzey tarafları 100 metreyi aşan sarp uçurumlar halinde olduğundan, duvarlar sadece güney ve batı taraflarını çevrelemektedir.
Güney duvarına bitişik olarak yapılmış iki burçtan batı tarafındakinin alt kısmı sarnıç olarak yapılmıştır. Kalenin içinde ve çevresindeki yamaçlarda bulunan çok sayıdaki sırlı seramik parçalar Orta
Bizans dönemine aittir. Ayrıca çeşitli cam parçaları ve bıçak, çivi başı, cüruf gibi metal parçalar da bulunmuştur. Çok iyi durumda korunmuş olan bu kale kalıntısı, Trebenna teritoryumunda bu döneme ilişkin keşfedilen en önemli savunma yapısıdır.
Ortaca’ya: İstanbul’dan 13, Ankara’dan 9, İzmir’den 4-5 saatte ulaşabilirsiniz. Ortaca’dan Dalyan’a ise, minibüs ve belediye otobüsleri ile, 15 dakikada ulaşmak mümkün.
Ortaca
GENEL:
İlçe Akdeniz ve Ege bölgesi sınırındadır. Fethiye ve Marmaris arasında, orta yerde oluşu nedeniyle ismi “Ortaca” olmuştur. Ortaca’nın en belirgin özelliği: yöredeki diğer turistik yerlere nazaran daha ucuz olmasıdır.
Özellikle Cuma günleri kurulan “Ortaca Pazarı” gerek yerli ve gerekse yabancı turistler tarafından yoğun ilgi görmektedir.
TARİHİ ÖZELLİKLERİ:
Ortaca, antik dönemde Karia sınırları içindedir. Bölgenin diğer kentleri gibi, burası da, MÖ 336-323 yılları arasında İskender tarafından ele geçirilir. MÖ 192 yılında, bölgede Roma hakimiyeti görülür. 1261-1451 yılları arasında Menteşeoğulları bölgenin hakimidir.
Fethiye ve Ula ilçesi arasındaki topraklar, Menteşoğlu Orhan Bey döneminde, Hasan Çavuş tarafından satın alır ve daha sonra bu toprakları çeşitli aşiretlere ve sülalelere satar. Göçebe olan Cinaliler Sülalesi: o yıllarda develerin, atların ve katırların heybelerini yapan ve çadırları diken kişinin ismi de “Ali” dir.
Cin Aliler olarak anılan bu sülaledeki Terzilik becerisi, diğer köylerde de tanınınca Ortaca beldesinin ismi “Terzi Aliler” olur. Beldede: 2 kahve, 2 değirmen, cami, karakol ve birkaç bakkal ile nalbant bulunur.
Belde büyüdükçe halkın isteği ile 1943 yılında Terzi Aliler ismi Ortaca olarak değiştirilir.
Ortaca ne yenir
NE YENİR-NE İÇİLİR-NE SATIN ALINIR:
Bölgede, bolca avlanan: kefal balığını mutlaka deneyin. Özellikle: ızgara ve buğulaması, harika yapılıyor. Ayrıca: buranın en büyük özelliği: tam bir “havyar” cenneti olması. Irmağın içinde, sağlı-sollu havyar merkezleri var.
Son olarak: bölgeye has: zeytinyağı, kekik suyu ve çam balı, satın alabileceğiniz ürünler arasında.
BÖLGENİN TURİZM ETKİNLİKLERİ:
Ortaca; turizm potansiyelinin yüksek olduğu bir konumdadır. Bölgede: Sarıgerme ve İztuzu plajları oldukça ünlüdür. (Bu plajlar hakkındaki ayrıntılı bilgiyi, yine bu sitede ayrı yazılarda bulabilirsiniz.)
Ortaca ilçesinde Dalyan yolu üzerindedir. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesine bağlıdır. 1994-1995 yılları arasında, Turizm ve Otelcilik programı ve Seracılık programları ile eğitime başlamıştır.
Yüksekokul bünyesinde, Kredi ve Yurtlar kurumuna ait kız ve erkek öğrenci yurtları bulunmaktadır. Ayrıca, özel yurtlar ve pansiyonlar da vardır.
GEZİLECEK YERLER:
Ortaca Atatürk Köprüsü
ATATÜRK KÖPRÜSÜ:
Dalaman çayı üzerindedir.
Köprü: Muğla-Antalya arasındaki karayolu ulaşımını sağlamaktadır.
Evet, köprünün ilginç bir öyküsü vardır. Bu öykü: “ o yıllarda adı Terzialililer olan Ortaca halkı ve çevredeki yurttaşlar; Atatürk’ü Ortaca’ya davet ederler.
Ayrıca: Ortaca’dan, Dalaman ve Fethiye’ye ulaşımda güçlük çektikleri için de, Dalaman çayı üzerine modern bir köprü yapılmasını isterler. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, yöreye gelmeyi çok istediğini, Dalaman’daki Devlet Üretme Çiftliğini de görmek istediğini, köprünün yapılması için de talimat verdiğini, köprü bitince üzerinden geçmek üzere yöreye gelmek istediğini belirten bir mektup gönderir.”
1934 yılında yapımına başlanan köprü, Dalaman Üretme Çiftliği bünyesinde Tarım Açık Cezaevinde bulunan mahkumlardan oluşan 170 işçinin çalışmasıyla, bir yıl içinde, Fransa’dan getirilen bir proje ve Fransız mimarisine uygun olarak tamamlanır.
Ancak, Atatürk’ün rahatsızlanması ve tedavisinin sürmesi nedeniyle, köprüden geçmek Atatürk’e nasip olmaz. Köprü, Muğla-Dalaman karayolunun güzergahının değiştiği 1960’lı yıllara kadar kesintisiz hizmet vermiştir.
Köprünün genişliği 3.5 metre ve uzunluğu ise 85 metredir. Köprü yerden 14 metre yüksekliktedir. 3 ayak üzerine oturtulmuştur. Köprüde bulunan mermer levhada: köprünün 1934-1935 yılları arasında yapıldığı yazılıdır.
Ortaca Günlük-Sığla ormanları
GÜNLÜK-SIĞLA ORMANLARI:
Ortaca ve Dalaman ilçeleri arasında bulunan Sığla Ormanları, doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Yılın 11 ayı yapraklarını dökmediği için canlı kalan Sığla ağacı ormanları, kültür turizmi açısından yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin hayranlıkla gezindiği destinasyonlar arasındadır.
Sığla ormanları: muhteşem manzarası, insana rahatlık hissi veren aromatik kokusu ile yürüyüş ve gezi yapmak isteyenlerin vazgeçilmez rotasıdır.
SULUNGUR GÖLÜ:
Yerel halk tarafından “Sülüklü Göl” olarak da isimlendirilir. Dalyan İz tuzu plajı yolu üzerindedir. Göl, yüzyıllar boyunca Dalyan nehrinin getirdiği alüvyonlar nedeniyle denizden bağlantısı kesilmiştir.
Gölün uzunluğu 2 km ve genişliği 1.5 km dir. Derinliği ise ortalama 10 metre civarındadır. Gölün çevresinde sazlıklar bulunur.
Görünüm olarak oldukça güzel bir göldür. Gölün çevresinde piknik masaları ve banklar bulunmaktadır. Göl çevresinde, inişi-çıkışı olmayan yürüyüş ve bisiklet yolu bulunuyor. Ayrıca: buraya yolunuz düşerse, mutlaka nar suyu içmenizi öneririm.
Ortaca Aşı koyu-Dişibilmez koyu
AŞI KOYU-DİŞİBİLMEZ KOYU:
Dalyan merkeze 20 km ve Sarıgerme plajına ise 14 km uzaklıktadır.
Yörede, el değmemiş koylardan biridir. Önünüz masmavi bir deniz, arkanız yemyeşil bir ormandır.
Ancak ulaşım zordur, yolların bir kısmı oldukça bozuk ve dardır, ama Kargıcak koyu yolu kadar da zor değildir.
Koyda çadır veya karavanla geceleme yapmaya izin verilmiyor. Sadece günübirlik kullanılan koy, saat 20.00’den sonra yasaklanıyor.
Ortaca Aşı koyu-Dişibilmez koyu
Aracınız ile buraya gidebilirsiniz, hemen girişte ücretli otopark vardır. Bu para ödendikten sonra: tuvalet ve duşlar ücretsiz kullanılabiliyor. Şezlong ve şemsiye isterseniz ilave ücret ödemek gerekiyor.
Koyda: plaj ve deniz oldukça güzeldir ama kalabalıktır. Sahil yani plaj küçük çakıllıdır. Deniz kıyıdan uzaklaşınca birden derinleşir ve deniz suyu oldukça soğuktur. Bu yüzden deniz ayakkabısı kullanmanız önerilir.
Koyda deniz 20 metre derinliğe kadar iner ve bu yüzden özellikle dalgıçlar tarafından dalış için tercih edilir.
Ortaca Aşı koyu-Dişibilmez koyu
Koyda: bir restoran, tuvalet, duş, soyunma kabinleri, piknik yerleri bulunmaktadır. İşletme özel bir şirkete verilmiştir.
Kafeyi yani restoranı kullanmak isteyenler, bölgede internet çekmediğini düşünerek yanlarında nakit para bulundurmaları gerekir. Giriş ücreti de peşin alınıyor.
Ortaca İnlice koyu
İNLİCE KOYU:
Dalaman merkeze 24 km uzaklıktadır. Yolu asfalttır.
Koy küçüktür. Girişte büyük bir otopark vardır.
Burası bir halk plajıdır ama hemen yan tarafında beach vardır. Şemsiye ve şezlong kiralanmaktadır.
Tesis:
Fethiye Belediyesi tarafından işletiliyor. Buradan yemek ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Gözleme ve sandviç benzeri yiyecekler bulabilirsiniz.
Ayrıca buraya has “narsuyu” nu mutlaka deneyin. Tesiste: ziyaretçiler için duşlar, soyunma kabinleri, mangal alanı, voleybol sahası ve çocuk oyun parkı bulunuyor.
Piknik yeri:
Sahilin hemen arkasında sahile 50 metre uzaklıkta, ağaçların altında birkaç tane ahşap piknik masaları var, burada mangal yakma imkanı bulunmaktadır. Plaj çakıllıdır.
Sahil-Plaj:
Denize girerken oldukça fazla taş var, bu yüzden deniz ayakkabısı giymek uygun olur.
Deniz:
Çok güzel ve temizdir. Denizde ısıran balıklar var, acı vermese de ürpermeye sebep oluyor, dikkatli olunuz.
Çaylı Kamping-Kamp alanı:
Sahilde çadır kurmak için bir bölüm ayrılmıştır. Burada çadır kurabilirsiniz, çadırınızdan plaja 20 adımda ulaşmak mümkündür. Burada karavan kampı da bulunmaktadır.
Ortaca Kargıcak koyu
KARGICAK KOYU:
İztuzu plajının doğusunda, üç tane sıralı koy bulunmaktadır. Bunlardan ilki: Kargıcak koyudur. Buranın karayolu bağlantısı ve tesisi vardır. Ortada Bacardi koyu ve daha sonra küçük ve isimsiz bir koy bulunmaktadır.
Kargıcak Koyu;
Gökbel köyü üzerinden ulaşılmaktadır. İztuzu plajına 7 km ve Dalyan merkeze 15 km uzaklıktadır.
Ancak yolu oldukça kötüdür, toprak yol ve yer yer çukurlar bulunan yolda ayrıca rampa ve bolca taş bulunur. Yolun bazı yerleri dardır ve iki araba yan yana geçemez.
Özellikle da yağışlı havalarda sakın bu yola girmeyi düşünmeyiniz. Yolun son 12 kilometrelik bölümünü, dozer açmış ve öylece bırakmıştır.
Büyük bir iskele vardır. İskeleden denize girmek, atlamak mümkündür. Buradan kano kiralayarak Bacardi ve en sondaki isimsiz koya gidebilirsiniz.
Tesis:
Koyda bulunan tesiste: restoran, organik çiftlik, deniz ve deniz sporları hizmeti veriliyor. Restoran mutfağında kullanılan malzemelerin birçoğu bahçeden toplanan organik meyve ve sebzelerdir.
Sahil:
Sahil oldukça güzel ama söylediğim gibi, yol o kadar kötü ki, yörede benzeri birçok sahil bulunduğu için, burayı tercih edip etmemek size kalmıştır. Plajın hemen arkasında: nar ve narenciye ağaçları, bağlar bulunuyor. Plaj yani sahilde ise, çakıla kaçan iri kumludur.
Deniz:
Deniz taşlı ve çok çabuk derinleşir. Özellikle: öğleden sonra: aşırı dalgalıdır, yani hırçındır. Bu yüzden şnolker kullanmak mümkün olmaz. Deniz dalgalı olunca kum kaldırır ve su bulanıklaşır.
Ortaca Bacardi koyu
Bacardi Koyu:
Bacardi koyu: yemyeşildir ve günübirlik teknelerle buraya ulaşılır. Dağlar, denize paralel uzandığından, koy, az rüzgar alır. Böylece deniz dalgasızdır yani oldukça sakindir. Ayrıca deniz sığdır. Koy: Caretta Caretta kaplumbağaları tarafından üreme alanı olarak kullanılmaktadır.
KALYNDA-ŞEREFLER/KOZPINAR:
Ortaca ilçesinin Şerefler köyündedir. Fethiye merkeze 28 km ve Dalaman’a 4 km uzaklıktadır. Patara Yol Anıtında, şehir, Telmessos ve Kaunos arasında verilmektedir. Telmessos’tan yaklaşık 34 km ve Kaunos’tan 19 km uzaklıktadır.
Kalynda kentinin ismi birkaç antik kaynakta görülür. Kentin Hititçe isminin Yalburt Yazıtında: “Kuwa-Kuwaluwan” olarak geçmektedir. Kentin ismine rastlanan ilk edebi kaynak ise, MÖ 5’nci yüzyılda yaşamış antik yazar Herodotos’un eseridir. Herodotos: Kaunosluların kendilerine yabancı olan tanrılara tapındıklarını, ancak daha sonra atadan kalma tanrılara tapmaya karar verince, yabancı tanrıları Klynda sınırına kadar kovaladıklarından söz eder.
Strabon’a göre: “Glaukos körfezinden sonra bir burunda bulunan Artemision’a daha sonra da Leton’un kutsal bölgesine gelinir. Bunun yukarısında da denizden 9.5 km içeride olan Kalynda denilen kent bulunur” diye tarif eder.
Heredot: “Kalynda kralı Damasithymos’un bir donanmasının olması ve Ptolemaios’un Kalynda’yı sahil kentleri arasında sayması, kentin bir limanı olduğunu ve deniz kenarında olması gerektiğini gösterir.
Klyndalılar, MÖ 480 yılında yapılan Salamis Deniz Savaşında, Kral Damasithymos komutasında bir gemi ile Perslerin yanında savaşa katılmışlardır. Atina Donanması Karia Kraliçesi Artemisia’nın peşine düşünce, Artemisia’ın gemisi müttefik kral Dmasithymos donanmasına çarpmış ve Kalyndalıların gemisi talihsizce batmıştır.
Kent, Attika-Delos birliğinin vergi listesindedir. MÖ 4’ncü yüzyıla kadar parlak bir dönem geçiren Kalynda’nın Attika-Delos birliğine yaptığı katkılar, Kaunos’un yaptığı katkıların iki misli tutarındaydı. Ancak daha sonraları ekonomik gücü azalmıştır. MÖ 309 yılında Anadolu’nun güneybatısı Ptolemaios egemenliği altındaydı. Kalynda kenti de diğer kentler gibi bu hakimiyete girmiştir.
Karialı Zenon’un arşivinde saklı yazışmaları içeren MÖ 247/6 yılına ait bir papirüs parçası; Kalynda ile vatandaşı olan Theopropos arasında geçen bir tartışmayı anlatır. Thoopropos; Dioiketes olan Appolonios’tan yardım ister. Nitekim: Theron adındaki bir çiftçi Kalynda yakınlarındaki Kypranda’da düzenlenen bir panayırın şarap tedarik finansmanını üstlenmiştir. tüm şarap tedariki için toplam 850 drakhme ödeme yapacaktır. Ancak Theoron tedarik karşılanmayınca Theopropos onun için 850 drakhme ödeme yapmıştır. Kalyndalı Mamiai Diophantos ve Akrision, Theopropos’a 600 drikhmesini geri ödemiş, ancak eksik olan 250 drakhmenin bir kararname çıkmadıkça tahsil edilemeyeceğini açıklamışlardır. Theopropos geri kalan miktarın ödenmesi için Apollonios’dan böyle bir yazışma aracılığıyla yardım talebinde bulunmuştur.
Kalynda, MÖ 188 yılında Apameia Barışıyla birlikte, Kaunos’un dahil olduğu pek çok Karia ve Lykia kenti gibi, Rhodos’un egemenliği altına girmiştir. MÖ 168/7 yıllarında Rhodos, 3’ncü Makedon savaşındaki tutumlarından dolayı, Fethiye körfezi çevresindeki Apameia Barışı ile elde ettiği tüm toprakları (Kaunos hariç) kaybetmiştir. Kalynda da kaybettiği topraklar arasındadır.
GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR:
Kozpınar ören alanı çok yüksek olmayan ve hafif eğime sahip yamacı ile bir tepe üzerindedir. Tepe üzerinde bulunan Akropolis’te pek çok yapı kalıntıları göze çarpar. Burada bulunan uzunca poligonal bir savunma duvarı, tepenin tahkim edildiğini gösterir. Helenistik döneme tarihlenen iyi korunmuş bu duvarlar, zaman içinde güçlendirilmiş ve Geç Helenistik, İmparatorluk ve Bizans dönemlerinde de muhtemelen onarım görmüştür.
Tepenin kuzeyinde iki odalı bir kule bulunur. Bu kule, küçük bir kapıya sahiptir ve yukarıda eğimli olarak kesilen taşlardan, buraya bir kilit sistemi oluşturulmuştur. Akropolis içlerinde ve tepenin yamaçlarında ev yapılarının temelleri görülür. Ayrıca Geç Roma İmparatorluk zamanında üç nefli olan, ancak Bizans döneminde tek odaya dönüştürülmüş bir kilise bulunmaktadır. Apsisi doğuya hizalanmış olan söz konusu kilise, muhtemelen eski bir tapınağın yerine inşa edilmiş olmalıdır.
Yerleşimin kuzeyinden geçen anayolun hemen üst kısmında, güvercin yuvası tarzı kaya mezarları bulunmaktadır. Ayrıca yerleşim alanının doğusunda da bu mezarlar mevcuttur.
Okul binasının 200 m yukarısındaki tepe üzerinde Helenistik savunma duvarları ve iki bölümlü kule vardır. Kalınlığı 3 m yi bulan duvarlar, kentteki en iyi korunmuş kalıntılardır. Sadece batıdan çıkılabilen tepedeki kale içerisinde ise, bazı yapıları ait kalıntılar bulunur.
Kalynda sikkelerinin arka yüzlerinde geyik betimlemeleri, dönemin doğal varlıkları konusunda dikkat çeker.