Acemhöyük

 

Acemhöyük: Aksaray Yeşilova’da Hasandağı eteklerinde, Aksaray il merkezine yaklaşık 18 km uzaklıktadır. Tuz gölünün güneyindedir.

Melendiz dağından kaynayan Melendiz deresi (Uluırmak) eskiden tepenin yanından geçerek Tuz gölüne dökülürdü. Günümüzde sulama amacıyla kullanıldığı için göle ulaşmadan önce ovada kaybolmaktadır.

Yeşilova Beldesine giden dolmuşlar veya özel araçlarla ulaşılabilir.

 

HÖYÜK-SAYISAL ÖZELLİKLERİ: 

Höyüğün boyutları 700 x 600 m dir. Bu ölçek, Acemhöyük’un Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olduğunu gösterir.

Höyüğün ortası düz, kenarlara yakın kısımlarında yükseklikleri birbirinden farklı, 4 tepe görülür. Bunlardan en büyüğü: güney kısımdadır. Buraya köylüler, yakılmış büyük bir binanın sarı renkli kerpiç enkazından dolayı, Sarıkaya adını vermişlerdir. Bu Sarıkaya denen yerin, ova seviyesinden yüksekliği 20 m dir.

 

YEŞİLOVA KÖYÜ:

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferinden sonra (1514) Azerbaycan/İran’ın Hoy şehrinden gelen 3 göçebe aile, bugünkü höyüğün güney eteklerine ve aşağı şehre yayılmış olan Türk kasabasını yani Yeşilova’yı kurmuşlardır.

Yeşilova köyünün evlerinin bir kısmı, höyüğün güney kısmını kaplamıştır. Yani, höyüğün üstünde: bugünkü köyün bir kısmının kurulduğu “Aşağı Şehir” de vardır.

Aşağı şehrin büyük bir bölümü, günümüzde Yeşilova Kasabası sakinleri tarafından iskan edilmiştir. Ayrıca, höyüğün merkezi kısmının kuzeyinde, modern bir mezarlık vardır. Buna rağmen, tepenin büyük bir kısmı işgal edilmemiş olduğundan, araştırılmaya müsait geniş sahalar vardır.

 

ÖNEMİ;

Kent, yani Acemhöyük, Suriye, Klikya, Batı Anadolu ve Orta Anadolu’nun farklı bölümlerini bağlayan güzergahların kesişim noktasında bulunmaktadır.

Üretim:

Acemhöyük, Anadolu’nun 4000 yıl önceki en önemli ticaret ve maden üretim merkezlerinden biridir.

Purusanda Krallığı:

Tarihi kaynaklarda adı sık geçen ve dönemin süper gücü sayılan Purusanda krallığının merkezi olduğu kabul edilir.

Ancak: birçok bilim insanı, ticaret yollarının üzerindeki stratejik konumu nedeniyle bu tanımlamayı desteklerken, alternatif aday yerleşim yerleri de mevcuttur.

Evet, Purusanda: Asur metinlerinde, stratejik yolları ve gümüş kaynaklarını kontrol eden güçlü bir siyasi yapı olarak adlandırılır.

Acemhöyük, gerçekten Purusanda ise: bu durum onun sadece yerel yerleşim hayatında değil, erken Anadolu jeopolitiğinde de önemli bir siyasi rol oynadığını, bir krallık veya bölgesel başkent gibi işlev gördüğünü gösterir.

Buna göre, Acemhöyük, daha geniş bir antik Yakın Doğu siyasi tarihine dahil ediliyor ve burada Mezopotamya medeniyetleriyle Anadolu kültürleri arasında bir köprü olarak görülmektedir.

Acemhöyük

Mimari:

Höyükte bulunan Sarıkaya ve Hatipler Sarayı, dönemin mimari dehasını yansıtır.

Sarıkaya Sarayının 50’den fazla odası ve mermer kaideli ahşap sütunları gün ışığına çıkarılmıştır.

 

TARİHİ:

Yerleşim, MÖ 3 bin yıldan modern zamanlara kadar uzanan, uzun bir zaman aralığında farklı yerleşim katmanlarının üst üste gelmesiyle yükselmiştir.

Kent en parlak dönemini, MÖ 2000-1750 yılları arasında yaşamıştır.

 

Mimari:

II Kat Yapıları:

Höyük, II mimarlık katı zamanında, yoğun bir iskana sahne olmuştur.

 

Büyük yangın:

Şehir, MÖ 18’nci yüzyılda, sebebi hala tam olarak bilinmeyen, devasa bir yangınla yok olmuştur. Bu yangın, arkeologlar için bir şans olmuş, yangın sayesinde birçok eşya olduğu gibi korunarak günümüze ulaşmıştır.

 

III Kat Yapıları:

III katta da, höyüğün ve aşağı şehrin her tarafı iskan edilmiştir.

II kattaki yapılar, yangın felaketinden sonra, eski enkazı temizlemeye dahi çalışmadan, acele olarak sadece kerpiç ve ağaçla III kat yapıları inşa edilmiştir.

Yani, evler yangın felaketinden sonra, II yapı katının enkaz örtüsü zerine hemen kurulmuş, hatta eski yapıların temel ve duvarlarıyla bazen odaları yeniden kullanılmıştır.

Bu III kat yapılarında, çok acele ve itinasız bir şekilde inşa edilmiş olan binalarda, taş temele, hemen hemen hiç denilecek kadar az rastlanmıştır.

Çok kere, yere ufki olarak uzatılan, kalın direkler, kerpiç duvarlara temel vazifesi görmüştür.

Bu duvarların hiçbirinde, ağaç dikmelere rastlanmamıştır.

Acemhöyük

EVLER:

Evler küçüktür. Odalar dikdörtgen veya kare planlıdır. Oda içinde köşeler, her zaman birer dik açı meydana getirmemiştir. Bu küçük, müstakil evlerden bazıları tek odalıdır. Bu katta, 2-3 odadan fazla odalı evlere, henüz rastlanmamıştır.

 

SARIKAYA SARAYI:

III yapı kalıntısının en önemli binasıdır. Büyük Kral, höyüğün güney kısmında bulunan bu sarayda oturuyordu. Sarayın idari işlevi ön plana çıkmıştır.

 

Sarayın mimarisi:

3600 metre karelik bir alana oturan, 2 katlı, günümüze kalmış alt katında 50 odası bulunan bu saray, çağının Anadolu’daki en iyi korunmuş ve en zengin buluntulara sahip yapısıdır.

Büyük binanın batı kısmı: daha sonraki inşaat ve bilhassa köylüler tarafından, taş ve toprak alınmak maksadıyla, tahrip edilmiştir.

Bununla beraber, korunan kısımları, binanın büyüklüğü hakkında bilgi verir.

Bugüne kadar, 10’dan fazla iyi korunmuş odası açığa çıkarılmıştır. Resmi bir bina olduğundan şüphe edilmeyen bu yapının, korunan kerpiç duvarları, bazı kısımlarda 3.80 m yüksekliğe kadar çıkmaktadır.

 

Odaların mimarisi:

Oda boyları: muhtelif olan yapının inşa tarzı da dikkat çekicidir.

Genişliği çoğu yerde 4 m olan, bir sıra iri, düz satıhlı kalker taşı temeller üzerine, sıkı bir şekilde kalın kalaslar yerleştirilmiştir.

1.5 – 2 m genişliğindeki kerpiç duvarlar, bu kalasların üzerine basmaktadır.

Binanın yapımında kullanılan sedir, ardıç, karaçam ve meşe gibi ağaçlar binanın yapım tarihini öğrenmenin yanı sıra bundan yaklaşık 4000 yıl önceki çevrenin bitki örtüsü hakkında fikir edinilmesini sağlıyor.

Kerpiçler iri olup, ortalama 40x31x14 ve 33x33x11 cm ölçülerindedir.

Duvarlardaki sıvanın kalınlığı, 3 cm dir.

Odalar içten badanalıdır. Kerpiç duvarlarda: kalın ağaç dikmelerinin geniş boşlukları görülür.

Kerpiç duvara temel vazifesi de gören bu tek sıra taş dizileri: duvarın iki tarafında kerpiç örgünün ve ağaç kalaslarının altından, odaların içinde ve duvar diplerinde, 1 – 1.5 m genişliğinde, düzenli örgüler halinde durmaktadır.

Üstleri, toprakla sıvalı olan bu kısımlar, odaların tabanı vazifesini görür. Odaların bazılarının tabanları, tamamen taş döşelidir. Odalardan bazılarında kapılar yoktur. Kapısız odalara, üst kattan asma-ağaç merdivenle inilmiş olmalıdır. Odaların çoğu, depo karakterindedir.

Çok şiddetli bir yangına maruz kalan binanın kerpiçleri, tuğlalaşmış, kalın kalasların şiddetli alevleriyle her şey cüruf haline gelmiştir.

Yanmış, kömürleşmiş, yıkılmış, çökmüş kerpiç, kiriş enkazı ve küçük eşyanın bir kısmı, odaların içini doldurmuştur.

Enkaz arasında, üst katın çöken taban izlerini de görmek mümkündür. Yani, binanın iki katlı olduğu kesindir. Meydana çıkarılan odalar, ikinci kata ait olmalıdır. Odaların bazıları yangından önce boşaltılmış, bazıları da içindeki eşyalarla birlikte yanmıştır.

 

Saraydaki buluntular:

Sarayda bulunan ve dönemin zenginliğini yansıtan eserler içinde bakır külçeler, altın süs eşyaları, fil ve su aygırı dişinden yapılmış eşyalar, obsidiyen ve kaya kristalinden yapılmış kaplar dikkat çekiyor.

Ayrıca çoğunluğu sarayın 3 odasında depolanmış kil topaklar/bullalar, Acemhöyük’ün siyasi ve ekonomik ilişkilerinin olduğu bölge ve kişileri de tanımaya yardımcı oluyor.

Bunların bir kısmının Asur, Mari, Kargamış gibi Mezopotamya, Suriye ve Güneydoğu Anadolu’nun çağdaş yöneticilerine ait olduğu biliniyor.

 

HATİPLER SARAYI:

Sarıkaya Sarayına benzeyen ikinci anıtsal yapıdır. Höyüğün kuzeybatısındaki yükselti üzerindedir. Yerleşimin anıtsal yapılarının en eskisidir. Depo özelliğine sahiptir.

Zemin katında, en az 72 odası bulunduğu anlaşılan saray, muhtemelen Sarıkaya Sarayını sona erdiren yangın felaketinde tahrip olmuştur.

 

ANITSAL BİNA:

Sarıkaya ve Hatipler Sarayı arasında ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının, büyük yangın sonucunda yandığı ve aynı felakete maruz kalan Saraylar ile  birlikte terk edildiği belirlenmiştir.

 

Etiket:

İdari Hizmet Binası olarak kabul edilen bu yapıda, 2012 kazı sezonunda gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde, Acemhöyük’te bulunan çivi yazılı tabletlere bir yenisi daha eklenmiştir.

Aynı zamanda, bu önemli buluntu, Hizmet binasında ele geçen ilk yazılı belge olma özelliğine sahiptir.

Etiket olarak adlandırılan bu eser: 3×1.8×1.1 cm ebatlarında olup, üçgen muska biçiminde, ip delikli, gri renkte ve pişmiş topraktandır.

Ön yüzünde 3 satırlık Eski Asurca bir kitabe vardır.

Son satırın devamı olan “na ve as” işaretlerinin bu satıra sığmaması sebebiyle, arka yüze yazıldığı görülmektedir.

Etiket üzerinde herhangi bir mühür baskısı mevcut değildir.

 

SUR YAPISI:

Erken Tunç çağı surudur.

Yaklaşık 60 m lik bölümü açığa çıkarılan sur, höyüğün topoğrafik yapısına uygun biçimde, doğu-batı yönünde hafif bir kavisle uzanmaktadır.

6 m genişliğinde olan surun hemen kuzeyinde yürütülen çalışmalarda, sura bağlanan odalar açığa çıkarılmıştır.

Odaların kerpiç duvarlarının genişlikleri 30-50 cm arasında değişir. Bu odalardan ele geçen buluntular, bunların daha çok konut nitelikli yapılar olduklarına işaret etmiştir.

Sura bağlı mekanlarda görülen yıkıntılar, yoğun küllü dolgu ve surlar bağlantılı kontekslerde ele geçen yaklaşık 1500 adet kil sapan tanesi: XI tabakanın bir saldırı neticesinde tahrip edilmiş olduğuna işaret eder.

Acemhöyük

TİCARET:

Kuzey Iraklı Asurlu tüccarlar, günümüzden 4 bin yıl önce, Anadolu’da uluslararası pazarlar kurdular.

Asurlu tüccarlar, Anadolu’ya lüks kumaşlar ve kalay getiriyor, Anadolu’dan ise Asur’a gümüş götürüyorlardı.

Çivi yazılı tabletlere göre, Asurlu tüccarlar arasında Puruşhattum gümüşü oldukça ünlüydü.

Pek çok tüccar elde ettiği tüm kazancını, iyi kaliteli Puruşhattum gümüşüne çevirerek Asur’a dönüyordu.

Bu uluslararası ticaret sayesinde giderek zenginleşen Puruşhattum Kralları, yaldızlı fildişi mobilyalarda oturur, kristal ya da obsidiyenden (volkanik cam) yapma vazolar kullanıyor, ithal Mezopotamya kumaşından elbise giyiyorlardı.

Acemhöyük’ün Asur ticaret kolonileri çağındaki ilişkileri ve zenginliği, Saraylardaki buluntulardan anlaşılmaktadır.

 

MADEN ÜRETİM MERKEZİ:

Acemhöyük, 4 bin yıl önesinde Anadolu’nun en gözde maden üretim merkeziydi.

Sarıkaya Sarayı ve onunla çağdaş konutlarda ele geçmiş gümüş ve bakır külçeler, gerektiğinde para yerine kullanılmak ve bazı alaşımlarla madeni eserlerin üretilmesi için depolanmıştır.

Altın, gümüş, tunç, bakır ve kurşun gibi çeşitli metallerden yapılmış süs eşyaları, silahlar, tanrı/tanrıça figürinleri, kentte ele geçen madeni eserlerin çeşitliliğini gösterir.

Acemhöyük

KAZILAR:

Erken Tunç Çağı araştırmalarının yoğunlaştığı alan, Sarıkaya Sarayının üzerinde bulunduğu yükseltinin güney yamacındadır.

Bu alanda Asur ticaret kolonileri çağı öncesine giden, arkeolojik tabakaların varlığı, kazının ilk yıllarından itibaren bilinmektedir.

Ancak söz konusu alanda; köy evlerinin bulunması nedeniyle, herhangi bir çalışmanın yürütülmesi mümkün olmamıştır.

Köy evlerinin zaman içinde taşınmasıyla, bu alanda 1975 yılından itibaren arkeolojik çalışmalar başlamıştır.

Aşağı şehrin farklı noktalarında yapılan sondajlar; yerleşimin Asur ticaret kolonileri ağı döneminde (MÖ 2000-1700) höyüğü çevrelediği ve höyükten çok daha geniş bir alana yapıldığını göstermiştir.

Evet günümüzde kazılar devam etmektedir. Özellikle höyüğün “Aşağı Şehir” kısmında yerleşim dokusunda kazılar sürdürülmektedir.

Kazılarda: anıtsal saray yapıları, geniş surlar ve düzenli yerleşim alanları da dahil olmak üzere büyük mimari komplekslerin kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

Acemhöyük

BULUNTULAR:

 

Anadolu’nun en eski yazılı belgesi:

Bu ağırlığın üzerinde, çivi yazılı bazı işaretler vardır. Buluntunun ağırlığı 10.4 gr dır.

Kaya kristalinden yapılmış olan ağırlık, erken Tunç Çağına ait bir yapının içinde bulunmuştur.

Evet bu ağırlık, karbon ölçümlerine göre MÖ 2250 yılına tarihleniyor.

Dolayısıyla bu tabakada açığa çıkarılan bu kristal ağırlık, gerek Anadolu’nun ve gerekse tüm Avrupa’nın bilinen en eski yazılı belgesi durumundadır.

Ağırlık üzerindeki işaretlerin yeterince okunaklı yazılmış olmaması, yazıtın çözümünü zorlaştırıyor.

 

4 Tekerlekli Araba:

Tunçtan yapılmış eşyalar arasında en ilginç olanı, el arabası büyüklüğünde dört tekerlekli bir arabadır.

Bunun dini törenlerde kullanılmış olması muhtemeldir.

 

Bullalar (mühürlü kil topaklar) ve damga mühürleri :

Eski Ortadoğulu tüccarlar, gönderecekleri paketin üzerine bir parça yaş çamur yapıştırıyor ve bu çamura kendi isimlerinin yazılı olduğu mührü basıyorlardı.

Büyük kısmı Sarıkaya Sarayının üç odasında depolanmış olan bullalar Acemhöyük’ün politik ve ticari ilişkilerinin olduğu bölge ve kişileri tanıtır.

Mühür baskılarında adı geçenler, Kuzey Irak’taki Asur Kralı I Şamşi Adad, Suriyeli bir prenses olan Nagihamun ve Karkamış Kralı Aplahanda’ya ait örnekler vardır.

Adı geçen tüm bu kişiler, 4 bin yıl önce dünya ticaretini yürüten süper güçlerdi.

Ünlü Babil kralı Jahdunlim’in kızı Dugedu’nun ve Kargamış Kralı Aplahanda’nın mühürlerine ait baskılar, Kaniş Kralı Varşama’ya mektup göndermiş olan Mama Kralı Anumhirbi’nin adının varlığı, Sarayın MÖ 18’nci yüzyılın ilk yarısında, zamanın ünlü saraylarıyla sıkı ilişkiler içinde olduğunu gösterir.

Saraylar bu vesikalardan daha önce inşa edilmiş ve onlardan çok sonra büyük felakete uğramış olabilir.

Sayıları 1500’ü bulan bullalar, Eski Asur, Eski Suriye, Eski Babal, Anadolu ve Hitit üslubundaki mühür baskılarıyla, MÖ 2 bin yılı sanatı için zengin bir kaynaktır.

 

Taş Mühürler:

Damga mühürleri taştan ve tunçtandır. Bu baskılar bir anlamda günümüzün kargo etiketleri görevini görüyordu. Tunç mühürler küçük tutamaklı, dört köşe kaidelidir.

Mühür deseni, haçın açılarını dolduran üçgenlerden ibarettir. Dikdörtgen prizma şeklindeki taş mührün, dört köşeli iki yüzü de süslüdür. Bir yüzünde dörde bölünmüş birer kare ve köşelere kadar uzanan haçın köşelerdeki boşluklarında 8 üçgen, dört karenin içinde de kabartma birer kare vardır. Diğer yüzün dar kenarlarında da birer üçgen, geniş kenarlarında birer kavisle bölünen sahaya 2 tane çivi işareti eklenmiştir.

 

 

Fildişi Eserler:

Sarıkaya Sarayın eşyaları arasında Hitit sanatının müstesna örneklerini oluşturan Fildişi eserler bulunmuştur.

Heykelcikler ve kabartmalı plakalardan oluşan bu mobilya parçaları, sfenksler, boğa adamlar, aslan, maymun, sığır, kaz gibi hayvan tasvirleri, bitki ve geometrik desenlerle bezelidir.

Bir kısmının üzerinde hala korunmuş olan izlerden, vaktiyle altın safihalarla kaplanmış oldukları anlaşılmaktadır.

Fildişi eserler, yangının şiddetinden kireçlenmiş, bir kısmı gri, bir kısmı pembemsi kırmızı bir renk almıştır. Yangın tesirinden kurtulan bir tabak parçasında, içine sürülmüş olan turuncuya bakan kırmızı renkli boya iyi korunmuştur. Diğer parçalarda da aynı boyanın izleri bellidir. Eserlerin bazıları şekillerini kaybetmiş, ince levhalar kıvrılarak eğilmiştir.

 

Aslan Gövdesi:

Arka bacakları üstünde oturan rengi grileşmiş aslanın gövdesi iyi işlenmiştir. Bu heykelcikte, detaylara yer verilmemiş, daha kabarık olarak işlenen gövde, bacaklara iki kabartma kavisle birleştirilmiştir. Yukarı kaldırılmış kuyruğu sırtına yapışıktır. Ön bacakları aşağıya düz olarak inmektedir. Pençeleri kırıktır. Başındaki dört köşeli geçme deliği, aslan heykelciğinin bir mobilyaya ait olduğunu belirtmektedir.

 

Diğerleri:

Özel bir evde ele geçirilmiş olan Suriye Anadolu üslubundaki kabartmalarla bezeli bir fildişi kutu, Ön Asya fildişi eserleri arasında önemli bir yere sahiptir. Evet yine fildişi bir kuş kanadı parçası, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

 

Diğer buluntular:

Madeni silahlar; kılıçlar, baltalar ve mızrak uçlarından oluşmuştur. Dört köşeli ve somun biçimindeki bakır külçeler, Anadolu’nun en önemli koleksiyonunu teşkil ederler.

Oyun tahtaları, tabii cam (Obsidiyen), dağ kristali ve diğer taşlardan yapılmış vazolar sarayın diğer lüks eşyalarını oluşturur.

Açık ve koyu mavi boncukların altın iplikle işlendiği kumaş parçaları, devrin en önemli ticari malını teşkil eden elbise ve dokumaların bize kadar yaşamış nadir örneklerindendir.

 

BURAYI ZİYARET EDERSENİZ, NELER GÖRÜLEBİLİR.

Höyük alanı açık bir ören yeridir ve şu an girişler ücretsizdir.

Buradan çıkarılan eserler Aksaray Müzesinde sergileniyor.

 

 

NEW YORK METROPOLİTAN MÜZESİNDE BULUNAN KOLEKSİYON

1932-1937 yılları arasında, George D. Pratt ve eşi tarafından Metropolitan Müzesine fildişi eserlerden oluşan bir koleksiyon bağışlanmıştır.

Fildişi eserleri, Bay George Pratt ve eşi muhtemelen fasılalarla Metropolitan Müzesine hediye etmişlerdi.

Koleksiyonda, tam ve parça halinde olmak üzere 35’ten fazla eser bulunmaktaydı.

Bunlar: mobilyalara ait insan, sfenks hayvan heykelciği ve hayvan kabartmalarından, kabartmalı oyma levhalardan ve süslü tabakalardan ibarettir.

Fakat bir kısmı, üstünde kırmızı boya ve altın kalıntıları muhafaza etmiştir.

Evet müzedeki bu eserler, 1993 yılından bu yana, dikkat çekmekteydi.

Ancak bulunduğu yer belli olmayan koleksiyon, ait olduğu kavim ve tarihi de şüpheliydi.

Koleksiyonu meydana getiren eserleri: Suriyeli, Fenikeli, Anadolulu (Hitit) olduğu düşünülüyor ve genel olarak MÖ 2 bin yılın sonlarına veya 1 nci bin yıl başlarına tarihlendiriliyordu.

Acemhöyük kazıları, bu koleksiyonun menşeini ve devrini aydınlatmıştır.

Pratt koleksiyonunun Acemhöyük menşeli olduğunu ispat eden en önemli ayrıntılar, onunla birlikte ve aynı menşeden olarak satın alınmış bullelerdir.

18 tane bullelerde, 8 damga mühür baskısı vardır.

Bu mühür baskılarından 7 tanesini taşıyan bullelere, Acemhöyük’te yanmış binanın tahrip sahasında ve fildişlerinin bulunduğu alanda rastlanmıştır.

Ayrıca: müzedeki şahinin geçme kanatları, şekilleri ve yanmadan oluşan pembemsi renkleri bakımından, Acemhöyük’te yanmış binada bulunan kanat parçasının aynıdır.

Bağışlanan koleksiyonda: 4 Sfenks, 3 aslan bacağı, 1 şahin ve 2 uzanmış ceylan bulunmaktadır.

Bunlar, antik dünyadan lüks bir sandalye veya tahtın en eski ve en eksiksiz kanıtlarıdır. Diğer parçaların muhtemelen, daha küçük dekoratif objelere ait olduğu düşünülmektedir. Bu parçalar, aslen Acemhöyük’ten getirilmiş, yağmalanmış ve sonunda antik eserler pazarında satılmıştır.

 

Evet bu eserler hakkında şimdi ayrıntılı bilgi.

 

ŞAHİN HEYKELİ:

Bu parça muhtemelen, Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, beş oyma fildişi levhadan oluşan bir guruba aittir.

Başlangıçta: kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonu oluşturuyorlardı.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluştur. Göğüs şişkinliğini stilize etmiş göçmen şahin yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan büyük gözleri; (şimdi kayıptır) göstermek için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada, yaldız izleri bulunur.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu, kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren, gri tonla renk değiştirmiştir.

Başın üst kısmında, başka bir mobilya parçası takılmak için bir delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik bulunmaktadır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesi koleksiyonunda günümüze ulaşmıştır. (Diğer kanat Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir.)

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvir edildiğini hatırlatmaktadır.

Burada: ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinden avını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de, Yakın Doğu geleneğinde İmdugut kuşu olarak bilinen, aslan başlı kartalın bazen pençelerinde geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

 

HATHOR TARZI BUKLELİ DİŞİ SFENKS;

Yaklaşık MÖ 18 Yüzyıla aittir.

Bu figür: çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Fildişi eserlerin çoğu: bu levhada temsil edilen, insan başı ve aslan gövdesini bibrleştiren, kanatlı veya kanatsız fantastik bir yaratık olan Sfenks gibi, Mısır kaynaklarından ödünç alınmış ve dönüştürülmüş simgeleri tasvir etmektedir.

Levhanın alt kısmı kırılmıştır. Yaratığın aslan benzeri arka bacağı ve kuyruğunun bazı kısımları hala korunmuştur.

Sfenksin, Mısır tanrıçası Hathor’unkine benzer uzun, kıvrık saçları vardır.

Alnının üzerinden geçen bir şerit takar ve bunun üzerinde üç kısa bukle daha yükselir.

Bir tutam saç, büyük bir kulağın arkasına sıkıştırılmıştır.

Kakma için oyulmuş (şimdi kayıt) göz ve burun delikleri belirgindir.

Ağız ve çenesi ise küçüktür.

Genel gri renk, nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını göstermektedir.

Aynı guruba ait, sola bakan bir Sfenksi tasvir eden, neredeyse aynı bir plaket de Metropoliten Müze koleksiyonunda bulunmaktadır.

 

GEYİK:

Bu parça muhtemelen Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, 5 oyma fildişi levhadan oluşan guruba aittir.

Başlangıçta: kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonundan oluşuyordu.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluşturur. Göğüs şişkinliği, stilize edilmiş göçmen şahin yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan, büyük gözleri (şimdi kayıptır) göstermek için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada, yaldız izleri mevcuttur.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemel sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren, gri bir tonla renk değiştirmiştir.

Yüzey taramaları, daha yoğun kırmızı alanlarda, gümüş izlerini ortaya çıkarmıştır.

Ancak bunun artık korunmamış bir metal kaplamadan mı, yoksa gömülme sırasında gümüş bir nesnenin yakınlığından mı kaynaklandığı bilinmiyor,

Başın üst kısmında: başka bir mobilya parçasına takılmak için bir delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik vardır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesi koleksiyonunda günümüze ulaşmıştır.

Güçlü pençelerle tutulan antilopları tasvir eden iki küçük plaka, bu tür bir topluluğa ait olmalıydı.

Her plakanın altında, iki delik olmasına rağmen, bunları kuşun gövdesine takmak için görünür bir yöntem yoktur.

Daha büyük antilopun yüzeyi siyah lekelerle renk değiştirmiş, açık pembe renkteyken, daha küçük olanı, yanmadan dolayı kararmış bir yüzeye sahip kırmızı renktedir.

Bu şahine uygun oranda, sadece bir plaka bulunduğundan, antiloplar muhtemelen iki farklı ancak benzer kompozisyonlara aittir.

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvirlerini hatırlatmaktadır.

Burada, ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinde acını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de Yakın Doğu geleneğinde, İmdugut kuşu olarak bilinen, aslan başlı kartalın bazen pençelerindeki geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

OYMA SU KUŞLARI:

Başlangıçta kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonundan oluşuyordu.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluşturur ve göğüs şişkinliği, stilize edilmiş göçmen şahin, yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan büyük gözleri (şimdi kayıptır) için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada yaldız izleri vardır.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren gri bir tonla renk değiştirmiştir.

Yüzeyin taramaları, daha yoğun kırmızı alanlarda gümüş izleri ortaya çıkardı, ancak bunun artık korunmamış bir metal kaplamadan mı yoksa gömülme sırasında gümüş bir nesnenin yakınlığından mı kaynaklandığı bilinmez.

Başın üst kısmında, başka bir mobilya parçasına takılmak için delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik vardır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan uzanan çıkıntıları tutuyordu.

Orijinal kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesindeki koleksiyonda bulunmaktadır.

Güçlü pençelerle tutulan antilopları tasvir eden iki küçük plaka, bu tür bir topluluğa ait olmalıydı.

Her plakanın altında iki delik olmasına rağmen, bunları kuşun gövdesine takmak için görünür bir yöntem yoktur.

Daha büyük antilopun yüzeyi siyah lekelerle renk değiştirmiş, açık pembe renkteyken, daha küçük olanı yanmadan dolayı kabarmış bir yüzeye sahip kırmızı renktedir.

Bu şahine uygun oranda sadece bir plaka bulunduğundan, antiloplar muhtemelen iki farklı ancak benzer kompozisyonlara aitti.

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvirlerini hatırlatmaktadır.

Burada, ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinde avını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de Yakındoğu geleneğinde İmdugut kuşu olarak bilinen aslan başlı kartalın bazen pençelerinde geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

 

HATHOR TARZI BUKLELERE SAHİP BULLA:

MÖ 1900 civarında, Kuzey Metopotamya’daki Asur şehrinden tüccarlar, aralarında Acemhöyük’ün de bulunduğu, birçok Orta Anadolu şehrinde karumlar veya “tüccar kolonileri” kurdular.

Asurlu tüccarlar bu şehirlerin sınırlı bir bölgesinde yaşıyor, güneydoğudan gelen tekstil ve kalay ürünlerini, gümüşle takas ediyorlardı.

Ancak yerel kralların yönetimi altında faaliyet gösteriyorlardı.

Beyazdan gri-maviye ve pembemsi turuncuya kadar değişen renklerdeki bu eserler, yangın ve toprak koşulları nedeniyle, deforme olmuş ve renkleri değişmişti.

Bu küçük dişi sfenks, Mısırlılardan ödünç alınmış bir formdur.

Büyük badem şeklindeki gözleri ve spiral saçları nihayetinde Mısır tanrıçası Hathor’dan türemiştir.

 

 

DİZ ÇÖKMÜŞ ERKEK FİGÜRÜ:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük te bulunan bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna girer.

Üç boyutlu olarak oyulmuş olan parça, başı olmayan, diz çökmüş bir figürü gösteri.

Belinde kemerle bağlanmış, uzun bir etek giymektedir ve kemerde yaldız izleri bulunmaktadır.

Çıplak göğsü ve kolları yumuşak bir şekilde modellenmiş olup, göbek deliği, kemerin hemen üzerinde belirgindir.

Arkadan ve yandan bakıldığında, ayakları eteğinden çıkmaktadır.

Figürün düz tabanında bağlantı delikleri bulunmaktadır ve muhtemelen bir mobilya parçasını süslemiştir.

Bu parçanın pembe lekelenmesi, yüzeyde demir oksitlerin bulunduğunu göstermektedir.

Ancak bunu kasıtlı bir dekoratif işlem mi olduğu bilinmemektedir.

 

İNSAN KAFASI:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Üç boyutlu olarak oyulmuş olan parça, kısa ama gür saçlı, sakalsız bir insan başını gösterir.

Kaşlar, büyük ve açık gözlerin üzerinde ortada birleşir, göz bebekleri, başka bir malzemeden yapılmış kakmaları yerleştirmek için delinmiştir.

Ancak bu kakmalar, artık mevcut değildir.

Burun belirgin, ağız ise küçük ve sıkı dudaklıdır.

Başın üst kısmı düzleştirilmiş ve muhtemelen başka bir unsura bağlanmak için dikey bir delik açılmıştır.

Bu pancarın pembe lekelenmesi, yüzeyde demir oksitlerin bulunduğunu göstermektedir.

Ancak bunun kasıtlı mı olduğu bilinmemektedir.

 

OYMA GRİFON:

Bu parça çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Küçük, düz fildişi parçasına, aslan gövdesi ile yırtıcı kuşun kanatları ve başını birleştiren mitolojik bir yaratık olan grifon un zarif bir tasarımı işlenmiştir.

Küçük kanca gagası ve yüzündeki işaretler, bu grifonun bir şahin başına sahip olduğunu gösterir.

İnce aslan benzeri gövdesi, ön bacakları uzatılmış ve kanatları tamamen açılmış halde oturmaktadır.

Bu da yaratığın harekete geçmeye hazır olduğu izlenimi vermektedir.

Boynundan aşağı sarkan spiral bir kıvrım ve açılmış kanatlara sahip bu tip grifonlar, Girit’deki Knossos Sarayındaki ünlü Minos duvar resminde olduğu gibi, kraliyet tahtının iki yanında grifonları gösteren daha sonraki dönem Ege sanatının karakteristik özelliklerindendir.

Bu obje, bu tip grifonun bilinen en eski tasviridir ve motifin Bronz Çağı Anadolu’suyla temaslardan sonra Minoslu zanaatkarlar tarafından yapıldığı düşünülür.

 

MAYMUN FİGÜRLÜ MOBİLYA PARÇASI:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Acemhöyük’ten çıkan fildişi eserlerin çoğu gibi, bu obje de Mısır kaynaklarından ödünç alınmış ve dönüştürülmüş imgeler içermektedir.

Bu küçük, düz fildişi parçasındaki ince işlenmiş görüntü, karakteristik yanak çıkıntıları ve vücut şekliyle Afrika guenon maymunu olarak tanımlanabilir.

Çömelmiş ve bir kavanoz tutan maymun, boncuklu bir kolye takmaktadır.

Tüyleri iki farklı dokuyla gösterilmiştir.

Bacaklarında ve vücudunda benekli bir kürk ve sırtında çizgili bir sırt.

Maymunlar eski Mısırlılar tarafından çok seviliyordu ve Mısır sanatındaki tasvirleri, onları hem yaramaz evcil hayvanlar hem de skarabe ve muskalar üzerinde tasvir edildiklerinde ahiretteki doğurganlık ve büyülü cinsel güçlerin sembolü olarak göstermektedir.

 

58 DELİKLİ OYUN.

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Aslen günümüzde 58 delikli oyun olarak bilinen eski bir oyunun oyun tahtasının bir parçasıdır.

Oyun, modern cribbage oyununda olduğu gibi, her oyuncunun parkurunu oluşturan deliklere yerleştirilen çiviler şeklinde oyun parçalarıyla iki oyunca arasında bir yarış olarak oynanıyordu.

Ancak iki oyun arasında bir ilişki yoktur.

58 delik oyununa ait en eski oyun tahtaları Mısır’dan geldiği için, örneğin hayvan başlı çivileri hala üzerinde bulunan Teb’den bir örnek, oyunun kendisinin de orada ortaya çıkmış olabileceğini düşündürmektedir.

Mısır ve Yakın Doğu’dan bu türden kırktan fazla tahta örneği bilinmektedir.

Bunlara Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunan ve Mısır Mavisi ve Altın adı verilen mavi camsı (cam benzeri) malzemeden yapılmış oyun bir örnek olabilir.

Balıkesir Manyas

Balıkesir Manyas

 

Balıkesir Manyas: Manyas, Balıkesir arası uzaklık: 82 km. İlçe merkezi Manyas gölüne 10 km uzaklıktadır. Manyas, Susurluk arası uzaklık: 37 km. Manyas, Edremit arası uzaklık: 170 km. Manyas, Gönen arası uzaklık: 34 km. Manyas, Bandırma arası uzaklık: 46 km.

TARİHİ

Ünlü coğrafyacı Strabon’a göre: bu yörede ilk yerleşimciler “Dolionlar” dır.

İlçenin eski ismi “Miletopolis” veya “Pemaninos’ dur.

Bu bölgede 1952 yılında yapılan arkeolojik araştırmalarda: 6 ve 7’nci yüzyıllara ait seramik parçaları bulunmuştur. Ayrıca: ilçe merkezinin 2 km güneybatısında, Macar değirmeni, hamam ve büyükçe bir alana yayılmış şehir harabesini andırır kalıntılar vardır. Osmanlı döneminde, yöre toprakları Karesioğullarına bağlıdır.

1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sonrasında Kırım Tatarlarından oluşan bir kafile, Romanya üzerinden göçerek buraya gelmiş ve bunun üzerine bölgede buraya “Tatar köyü” ismi verilmiştir.

Takip eden dönemde de Anadolu’ya ülke dışından gelen göçerler, buraya yerleştirilmiştir. Manyas yöresinde, Kurtuluş Savaşı sırasında, Aznavur ve Çerkez Ethem ayaklanmaları olur. 14 Eylül tarihinde Manyas düşman işgalinden kurtulur.

1936 yılında Bandırma’ya bağlı bir bucak olan Manyas ilçe yapılarak Balıkesir iline bağlanmıştır.

6 Ekim 1964 tarihinde, Manyas civarında 7 büyüklüğünde deprem olmuştur.

Bu depremde: Manyas gölü güneyi, Karacabey ve Mustafa Kemal Paşa arasında uzanan şerit şeklinde dar bir bölge etkilenmiştir.

Ayrıca Manyas ilçe merkezinde birçok konut ağır hasar görmüştür.

Bu kötü anıdan sonra, Manyas tarihinde güzel bir anı daha var, Manyaslı Keriman Halis, 31 Temmuz 1932 tarihinde Belçika’da yapılan yarışmada “Dünya Güzeli” seçilmiştir.

Balıkesir Manyas

GENEL

Marmara bölgesinin güneyindedir. Balıkesir iline bağlı ilçelerden en küçük olanıdır.

İlçenin kuzeyinde bulunan Manyas Gölü, idari olarak Bandırma ilçesine bağlıdır.

İlçe merkezi denize 46 km uzaklıktadır.

Güney ve güneybatısındaki tepeler, fundalıklarla kaplıdır. Doğu bölümü Susurluk ve Karacabey ovalarına kadar uzanır. Manyas ovasının en derin yeri Manyas gölüdür.

Gölün eski ismi “Aretitis Linne” dir.

İlçe bölgesinde topraklar çok verimlidir ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılık yapılır.

Sulu araziden yılda iki kez ürün almak mümkündür.

Yörede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazlar sıcak, kışlar ise soğuk geçer. Bölgenin en önemli akarsuyu Manyas gölüne dökülen “Karacabey” ve Ulubat gölüne dökülen “Kocaçay” dır.

Balıkesir Manyas Meslek Yüksek Okulu

MANYAS MESLEK YÜKSEK OKULU

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesine bağlıdır. Okul 2008 yılında açılmıştır. Okul 2009 yılından itibaren kendi binasında eğitime devam etmeye başlamıştır.

Balıkesir Manyas Kelle Peyniri

NE YENİR

İlçenin süt ve süt ürünleri, özellikle de “kelle peyniri” ile yoğurdu meşhurdur. Evet, buraya yolunuz düşerse Manyas peyniri denemelisiniz. Biraz tuzlu ve serttir, sarımtırak rengi vardır. Kelle peyniri: koyun sütünden yapılır.

Tadı kaşar peyniri gibidir. En büyük özelliği bir yıl dayanabilmesidir. Yenmeden önce, 15-20 dakika soğuk suda bekletmek gerekir. Aksi halde, oldukça tuzludur.

Manyas yöresinde yoğurt ta oldukça meşhurdur. Yoğurdun özelliği, yağının çıkartılmaması ve kaymağının kalın olmasıdır. Yoğurt sert olduğu için buzdolabında diğer yoğurtlara göre daha fazla dayanır.

MANYAS SÜT ÜRÜNLERİ FESTİVALİ

Her yıl Eylül ayı ortalarında Manyas ilçesinde, Süt ürünleri festivali düzenleniyor. Festival, Manyas’ın düşman işgalinden kurtuluş günü olan 14 Eylül tarihinde başlar.

Festivalde: Atatürk anıtı önündeki alanda konserler, otopark alanında çocuklara yönelik şişme oyun parkuru, animatör gösterileri, bando konserleri ve fener alayı düzenleniyor.

Daha sonra ise, damızlık hayvan yarışmaları yapılıyor. Yarışmada dereceye giren hayvan sahiplerine çeşitli hediyeler veriliyor.

MANYAS PANAYIRI

Panayır her yıl iki kere (İlkbahar ve Sonbaharda) yapılmaktadır. 1936 yılından bu yana düzenlenen panayır, ilkbaharda 6 Haziran ve sonbaharda ise 18 Eylül tarihlerinde yapılır. İlçe merkezinde Yenimahalle Panayır çayırında yapılmaktadır.

 

 

GEZİLECEK YERLER

MANYAS GÖLÜ VE KUŞ CENNETİ

Manyas gölü ve Kuş cenneti hakkındaki ayrıntılı gezi yazımı, yine bu sitede ayrı bir başlık altında bulabilirsiniz.

Manyas Kuş Cenneti tanıtımı hakkındaki yazım için.

 

Balıkesir Manyas Soğuksu Kalesi

MANYAS-SOĞUKSU KALESİ

İlçe merkezinin güneyindeki Soğuksu köyü yakınlarında bir tepenin üstünde, bir kule enkazı vardır.

Yöredeki ilk yerleşimin burada olduğu yani buranın eski Manyas olduğu düşünülüyor.

Bu harabe muhtemelen Bizans dönemine aittir ve “Poemaneun” ismini taşır.

Bizans devrinden kalan bu kale, 1336 yılında Osmanlı idaresine geçmiştir.

Günümüzde: güney, güneydoğu ve kuzeydoğuda: üç kule köşesi ve bunları birbirine bağlayan sur kısımları vardır.

Ayrıca yine kalıntıların bulunduğu bu alanda, oldukça büyük taşlar vardır.

Güneybatı köşede bulunan bir taş üzerinde, Yunanca yazıt görülür. Kale kalıntılarının güney doğusunda ikinci bir kule varlığı anlaşılır.

Her yere hakim durumdaki bu kulenin yanında Osmanlı döneminde yapılan bir cami ve türbenin harabeleri bulunuyor.

Cami yapısının sadece iskeleti mevcuttur, başkaca hiçbir iz yoktur.

Bu iskelette: binanın dört köşeli olduğu, yuvarlak kubbeli olduğu tahmin edilmektedir.

Bu yapının yaklaşık 15 metre kuzeyinde, içi boş mezarlar bulunan bir türbe harabesi vardır.

Binanın kitabesi yoktur. Fakat mimari stil, Osmanlı dönemini yansıtır.

Balıkesir Manyas Kaplıcalar

KAPLICALAR

Kaplıcalar, ilçe merkezine 6 km uzaklıkta Kızık köyü yakınlarında, Gönen yolu üzerinde İbrahim Tepe mevkiindedir. Günümüzde 6 kuyudan çıkan kaplıca suyunun sıcaklığı 45-50 derecedir.

Yapılan tahlillere göre: kükürt oranı düşük, kalsiyum maddesi bol kaplıca suyunun: içildiğinde sindirim sistemi hastalıklarına iyi geldiği ve böbrek taşlarını düşürdüğü anlaşılmıştır.

Çünkü kaplıca suyu içindeki mineraller, böbrek ve bağırsakları çalıştırır, idrar söktürür, gastrit ve ülsere iyi gelir. Termal banyo olarak kullanıldığında ise: deri hastalıkları, romatizma, kemik erimesi, kadın hastalıkları, eklem rahatsızlıkları, yorgunluk, iskelet bozuklukları, bel-boyun ve sırt ağrılarına iyi geldiği öne sürülmektedir.

Kaplıca bölgesinde, özel bir şirkete ait devre-mülk tesisi ve Kızılköy tüzel kişiliğine ait konaklama tesisi vardır.

Balıkesir Manyas Maltepe Şehitler Anıtı

MALTEPE ŞEHİTLER ANITI

Manyas Maltepe’de bulunan anıtın altında gömülü bulunan şehitler, Manyas çevresindeki Şah İsmail ve Anzavur isyanlarını bastırmak için mücadele eden askerlerimdir.

Özellikle 174’ncü Alay mensubu Tavşan Tepe olaylarında yerli çetelerin saldırısına uğrayan askeri gurubun fertleridir.

Gönen tanıtımı hakkındaki yazım için.

Susurluk tanıtımı hakkındaki yazım için.

Balıkesir tanıtımı hakkındaki yazım için.

 

Balıkesir Erdek

Balıkesir Erdek

 

Erdek uzun yıllar, yakın çevresinde yaşayan insanların deniz özlemini giderdikleri bir turizm alanı olarak hizmet verdi ve günümüzde de vermeye devam etmekte.

Yakın çevresi dedim, gerçekten; Erdek-İstanbul arasındaki yolculuğunuz en fazla 2 saat sürüyor.

Şöyle ki; İstanbul Yenikapı’dan her gün Bandırma’ya hızlı feribot seferleri var.

Yaklaşık 2 saatlik bir feribot yolculuğundan sonra Bandırma’ya varıyorsunuz ve 15 dakika sonra ise Erdek. Bandırma-Erdek. 17 km.

Kara yolunu tercih ederseniz, İstanbul-Erdek: 350 km. Ankara-Erdek: 499 km. Yaklaşık 7 saatlik bir yolculuktan sonra varabiliyorsunuz.

Erdek-Balıkesir: 107 km. Erdek-Bursa ise; 117 km. Tüm bu saydığım yollar, nispeten düzgün, asfalt ve yoğun kullanılan yollar.

TARİHİ SÜREÇ

Buranın tarihi; MÖ.7’nci yüzyıla kadar dayanıyor. Tarihi süreçte; “Artake” adıyla geçmiş. Artake; İskitler’in, efsanevi krallarından birinin ismi.

Ünlü yazar Heredot’a göre: Artake, MÖ.7’nci yüzyılın başlarında, bütün Kapıdağ yarımadasıyla birlikte, yakınındaki Kyzikos şehrinin egemenliği altına girer. Öyle ki; Kyzikos şehrinin bir dış mahallesi konumuna gelir.

Ancak, zamanla Kyzikos şehri, büyük bir depremle yıkılır, yerle bir olur. Bunun üzerine: Artake şehri ön plana çıkar. Yine de, tarihi süreç içinde; bölgede, önemli bir merkez olamaz.

Yalnızca; üzüm, şarap, zeytin ve zeytinyağı üretimi ve ticaretiyle ön plana çıkar. Bölgede, Türklerin egemenliği, 1339 yılında görülür.

Balıkesir Erdek

GENEL

Erdek, Türkiye’deki ilk sayfiye yerlerinden biridir. Bölgede turizm, 1959 yılından bu yana sürmekte. Şöyle ki; ben, yaşamımda, ilk kez Erdek’e 1966-1968 yılları arasındaki dönemlerde gittim.

O yıllarda Erdek; beton yapılardan çok, çadırlı kampinglerden oluşan bir tatil yöresiydi.

Son olarak, 2025 yılında gittim.

Elbette, bu geçen süre içinde, çok gelişti ve değişti. En büyük değişim ise, elbette yapılaşmada oldu. yani; eski-bakir Erdek gitmiş, yerine her yanı; otel, motel, pansiyon, kafeterya vb. gibi beton yapılar dolu bir Erdek gelmiş.

Bu ara da, kalabalık da cabası. Vehbi Koç, uzun yıllar tatil için burayı seçmiş ünlülerden. Ama, burada yabancı turist göremezsiniz.

Sanırım bunun en büyük nedeni: yabancı turist, daha çok; sıcak deniz, güneş, kumsal ve eğlenceli-lüks tesis istiyor. Bunlar, yani bu özellikler, burada yok. Bizim yerli turistler ise; güneyin sıcak ve nemli ortamından bunalınca, buranın nemsiz ve nispeten daha serin ortamını tercih ediyorlar.

Neyse; devam edelim.

Erdek’te 12 km. sahil şeridi var. Bu şeritte; ince kum var, çakıl yok. Denizde; kıyıdan 30 m. boyunca yosun var. Bu yosun olayı; çocuklar için olumsuz sonuçlar yaratıyor.

Çünkü; yosuna basmaktan çekiniyorlar. Deniz; dalgalı bir deniz yapısında değil, genelde hep çarşaf gibi bir deniz yüzeyi görmek mümkün.

Ancak; buranın en büyük sıkıntısını hemen başta söylemekte sanırım yarar var.

Buranın denizinde, rüzgarın esme yönüne göre (denizden karaya doğru estiğinde) kıyı yani kumsal, muhteşem bir “deniz anası ” sürüsü ile doluyor.

Aslında bunlar zararsız canlılar, ama sonuçta denizde yüzmeye çalışan insanlar için ve özellikle çocuklar için; çekince yaratıyorlar.

Denize giriyorsunuz; hemen burnunuzun dibinde bir deniz anası, kolunuzu atıyorsunuz, avucunuzun içine bir deniz anası geliyor, hoş olmuyor.

Yalnız, bu durum sürekli değil. Dediğim gibi, rüzgarın esme yönüne göre değişiyor, yani şansınıza kalmış. Bazen, günlerce deniz anası işgalindeki bir kumsal, bazen tek-tük deniz anası. Bilmiyorum, şansınıza veya tahammül seviyenize kalmış.

Bu tertemiz ve az tuzlu, Akdeniz’e nazaran serin deniz suyu, maalesef bu tür sıkıntılar yaratıyor.

Yoksa; deniz temiz, suyun içinde ayak parmaklarınızı rahatlıkla görebiliyorsunuz. Ama işte bunu yani deniz anası olayını iyi düşünün.

Zaten, aslına bakarsanız, Belediyenin plajlarla tam olarak ilgilendiğini söylemekte pek mümkün değil.

Çünkü geldiğinizde göreceksiniz: plajlarda yeterli temizlik yapılmıyor, denizde yüzerken deniz anaları yanında, bir bakıyorsunuz hemen önünüzde bir pet şişe görmek, çok olağan bir manzara.

Erdek denilince, yalnız bunlar değil elbette.

Örneğin: Erdek’te, güneş doğarken denizden doğar, batarken yine denizde batar. Bu görüntüyü izlemenin tadına doyamazsınız.

Ama, yine de, bu güzellikleri uzun süre yaşamak mümkün değil.

Burada, sezon 2-3 ay ile kısıtlı. Yazın, turizm sezonunun açılmasıyla birlikte, mevcut nüfus yaklaşık 5 katına çıkıyor. Buranın diğer bir özelliği de, bayanların yalnız başına, tatile gelebilecekleri bir yer olması imiş. Yani; güvenli bir yer.

Erdek’in iklimi: bölgede ılıman Marmara iklimi görülüyor. Yakınlarındaki Kapıdağ’ın ormanlık iç bölgeleri, ilgi çekici. Cumhuriyet döneminden önce, Kapıdağ, Rum nüfusun en yoğun yaşadığı yerlerden biri imiş.

Burada; 1990 yılından bu yana: Erdek Şenlikleri adı altında Erdek Belediyesince düzenlenen, kültür ve sanat şenlikleri yapılıyor.

NE YENİR

Erdek’te meşhur tost var. Bunu tatmadan ayrılmayın. Hemen merkezde bulabilirsiniz. Bunun dışında, elbette balık önereceğim.

Sonuçta, burası sahil kasabası ve insanları, turizm yanında balıkçılık yaparak geçimlerini sağlıyorlar. Doğal olarak balık ama elbette, restoranlarda sipariş vermeden önce, menü ile ilgili gerekli pazarlığı yapmak şartıyla.

Yoksa; hiç ummadığınız bir hesap pusulası ile karşılaşabilirsiniz. Bunun dışında, balık yemeği sevmeyenler için, Erdek sokaklarında bol miktarda kebapçı da bulunmakta.

NE SATIN ALINIR

Erdek’ten ne satın alınır? Erdek denilince akla: kırmızı soğan, zeytin ve zeytinyağı gelir. Gerek kendiniz için ve gerekse yakınlarınıza hediyelik olarak, bunları alabilirsiniz.

Balıkesir Erdek

GEZİ ROTASI-PLANI

Evet, Erdek denilince, Erdek 3 bölgeden oluşuyor: şehir merkezi, kamplar bölgesi, Ocaklar köyü.

Çevre yolundan, Adnan Menderes caddesine, sola dönün. Doğruca gittiğinizde, limana ulaşacaksınız.

Burada; küçük bir ada var, Zeytinli ada.

Burası; uzun yıllar, sporla ilgili Bakanlığın elinde imiş.

Şimdi, Belediye’ye devredilecekmiş.

Sonuçta; adadaki tesislerin halka açılacağını duydum, güzel bir uygulama. Ama bir şey daha duydum. Bu adayı Fenerbahçe Spor Kulübü almış?

Bu durumda, doğal olarak, tesislerin halka açılması hayal.

Neyse, burada yani liman çevresinde; çay bahçeleri, kafeteryalar ve barlar var.

Bunlar; gece geç saatlere kadar açık. Burada; gerek denizi ve gerekse balıkçıları izleyebilirsiniz.

Özellikle, belirli saatlerde tuttukları balıkları sergileyen, ağlarını onaran balıkçıları ve rengarenk teknelerini görebilirsiniz.

Burada yürüyün, yorulunca çay bahçelerinde, sıcak çayınızı yudumlayın.

Daha sonra, merkeze doğru ilerleyin.

Merkezde, her çeşit ihtiyacınızı karşılayacak mağazalar ve güzel yemekler yiyebileceğiniz lokantalar var. Bol miktarda, balık restoranı ve kebapçı bulabilirsiniz.

Devamında; Ali Haydar sahil bandına çıkın.

Sahil bandında: kumsalda, tertemiz havada, kuş seslerini dinleyerek yürüyüş yapabilirsiniz.

Özellikle, akşamları, sahil yolundaki çay bahçelerinde, her türlü canlı müzik bulmak mümkün.

Sol yanınız deniz, sağ yanınız ise çay bahçeleri. Ayrıca; otel, motel, pansiyon ve kampingler de var.

Plajlar; Edincik’ten başlıyor, Çuğra’ya kadar uzanıyor.

Pazar ve pazartesi günleri, Erdek’te iseniz, mutlaka, merkezde kurulan pazar yerine gidin.

Burada; şifalı otlar, baharat çeşitleri, sebze türleri satın alabilirsiniz.

Bunların dışında, Erdek’te, 1 saatinizi açık hava müzesini gezmek için ayırın, hemen merkezde.

Sonra: limanda tekne turları var, zamanınız varsa bunlara katılıp, Kapıdağ yarımadasının çevresinde bir tur atmayı sakın ihmal etmeyin.

Ayrıca: tarihe ilginiz ve merakınız varsa, Kyzikos antik kentine gidin.

Özellikle: Hadrianus Tapınağı kalıntıları görülmeye değer.

Çünkü, yapıldığı antik dönemde, dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilmekte imiş.

 

KAMPLAR BÖLGESİ

Buraya ulaşmak için, Düzler köyünden sonra, OPET benzin istasyonundan, 300 m. sonra sahil kesiminden ilerleyerek gitmeniz gerek.

Bu yol, zeytinliklerle çevrili. Erdek’in en güzel sahil ve tesisleri, bu yörede. Adı üstünde, kamplar bölgesi.

Burada, resmi kurum ve kuruluşların kampları var.

Özellikle: çok büyük bir Askeri Kamp var. Erdek Özel Eğitim ve Dinlenme Merkezi adı altında. Düzler köyünün ilerisindeki sahil şeridinde. Sahilde, bir şerit halinde uzanıyor. Bu kampa sadece askeri personel ve yakınları girebiliyor, özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde kampın kapısında uzun kuyruklar görürseniz şaşırmayın, yani askeri personel de buraya girmek için uzunca bir süre kapıda beklemek zorunda kalıyor.

Deniz kıyısında; Aquapark benzeri, denize doğru inen kaydırakları var. Ama; daha öncede belirttiğim gibi, rüzgar ters estiğinde, yani belirsiz zamanlarda, burada da deniz kıyısında, deniz anası istilası söz konusu.

Bu durumda: çocuklar özellikle denize girmeye çekiniyorlar. Evet, askeri kamp, önde; plaj ve tesisler, hemen arkada ise yine ince bir şerit halinde, iki katlı kalma yerleri var.

Tesisleri mükemmel. Fazla yüksek bina olmaması avantaj. Ancak, buraya yalnızca askeri personel ve yakınlarının girebildiğini unutmamak gerek. Yarımadanın konumundan ve rüzgarın yönünden dolayı, bu bölgenin denizi, Erdek merkeze göre daha temiz ve plajı daha kumlu.

Balıkesir Erdek Çuğra Mevkii

ÇUĞRA MEVKİİ

Bandırma-Erdek kara yolunun 20 nci km.de. Erdek merkezinde, kamplar istikametinde, asıl otellerin bulunduğu yöre burası. Tüm güzelliklerden yararlanmak istiyorsanız, Çuğra mevkiini seçmelisiniz. Zaten, oteller, Erdek merkezinden ziyade, bu bölgede yoğunlaşmış.

Erdek de sahil kesimindeki bu uç noktada, Temmuz ve Ağustos aylarında, gün batımını izlemek büyük keyif. Uzun plajda, inci gibi kum ve pırıl pırıl bir deniz var. Hemen geride ise, çınar ağaçlarının altında çay bahçeleri. Onların gerisinde ise, yoğunlaşan otelleri görebilirsiniz. Burada sıralanan otellerin dışa açık tesislerinde bulunan restoran, kafeterya ve barlar da hayat, tüm hızı ile sürüyor.

Balıkesir Erdek Açık Hava Müzesi

AÇIK HAVA MÜZESİ

Hükümet konağının karşısında. 1948 yılında kurulmuş. Kyzikos antik kentinde bulunan: Helenistik ve roma dönemi kalıntıları olan: Afrodit heykelleri, diğer heykeller, dikilitaş, yazıtlar, mezar stelleri, kabartmalar, levhalar, mozaik parçaları, Hadrianus Tapınağına ait sütun ve başlıklar sergileniyor. Buraya mutlaka gidin. Zaten hemen merkezde olması avantaj. Tarihi kalıntılara merakınız varsa, ilginizi çekebilecek bir yer.

Balıkesir Erdek

ERDEK ÇEVRESİ

Balıkesir Erdek Ocaklar Köyü

OCAKLAR KÖYÜ

Tam bir tatil beldesi. Ormanlık bir yer. Serin, yazın sıcak günlerinde bile bu tatlı serinlik muhteşem. Ama, alt yapı sorunları tam olarak çözülememiş. Buranın denizi de, maalesef, diğer yerlerde olduğu gibi, yoğun deniz anası akınına uğramış. Sessiz, tabiatla baş başa olunabilecek bir yer.

Kumsalı uzun (3 km.) ve bu yüzden kalabalık olmuyor. Erdek’in en güzel bölgelerinden biri. Konum olarak; Kapıdağ yarımadasının batısında kalıyor. Erdek merkeze, araba ile 10 dakika uzaklıkta. Şirin, temiz bir köy. Deniz ve dağlar, hala bakirliğini koruyor.

Balıkesir Erdek Kyzikos

KYZİKOS ANTİK KENTİ

Bandırma yönünden gelinirken, Erdek girişte: “Kyzikos” tabelasını göreceksiniz. Takip edin. Erdek merkeze 9 km. uzaklıkta. Toprak altında kalıp, otların örttüğü bir kent. Bugün, kısmen ayaktadır.

Burada; antik çağlarda, çok büyük bir medeniyetin yaşadığı biliniyor.

Miletos’tan gelen göçmenler tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Bu ilk yaşayanların, Trak’ların bir kolu olan Dolionlar oldukları ve şehrin kurucusunun da, kral Kyzikos olduğu biliniyor.

Mysia bölgesine bağlı olan kent, Propontis  (Marmara Denizi) kıyısında, anakaraya dar bir boyunla bağlanan Arktonnesos’un (Kapıdağ Yarımadası) güneyinde yer almaktadır.

Anadolu’nun Pers egemenliğinin başlamasıyla Kyzikos kenti de Pers yönetimine dahil olmuştur.

Pers kralı Kyros, Kyzikos’un da dahil olduğu çevre şehirleri yıllık vergiye bağlayarak, biri Sardes diğeri de Daskyleion’da olmak üzere Anadolu’da iki önemli satraplık merkezi kurmuştur.

Kyzikos yanı başındaki Daskyleion satrabı Metrobates’in idaresine girmiştir. Herodot: Thukydides ve Ksenophon gibi antik kaynaklar, MÖ 6 yüzyıl sonundan itibaren Kyzikos ile Daskyleion satraplık merkezi arasındaki sıkı ilişkiden söz eder. Daskyleion satraplığının kurulmasıyla, büyük kral tarafından Metrobates adlı satrabın atandığı dönemde, Pers krallık merkezi Pasargede de ele geçen bir yazıtta Kyzikos dan bahsedilmektedir. Bu da kentin onlar için önemini göstermesi açısından iyi bir örnektir.

Persler Anadolu’da satraplıklara bölünmelerine rağmen kentlerin yönetimine karışmamışlardır. Ancak Perslerin kendilerine sadık olan kişilerin tyran olarak başa geçmelerini  destekledikleri de bilinen bir gerçektir. Onların döneminde Kyzikos ta tyranlık yapmış olan Pytharchos ve Aristagoras bu tür yöneticilerdir. Atheneios tan öğrenildiğine göre, II Kyros arkadaşı olan Kyzikoslu Pytharchos a tyranlık yapması için Kyzikos un da dahil olduğu 7 şehrin gelirini teminat vermiştir.

Burada; 1902 yılında kazılar başlamış.

Burada bulunan eserler; Erdek Açık Hava Müzesinde ve İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Ören yerinde ise; nekropol, roma tiyatrosu ve surların bir kısmı görülüyor. Şehre ait kalıntılar yaklaşık 11 km. karelik bir alana yayılmış durumda. Bu harabeler arasında; bugün, yalnızca tonozlu temelleri ve çevreye yayılmış mimari parçaları bulunan Hadrianus Tapınağı ( kentin 1 km. ilerisinde) şehrin roma dönemindeki ihtişamı hakkında fikir vermekte.

Bu tapınak; roma döneminde, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanınıyor. Akropol ise; Hamamlı köyü sınırları içinde. Hamamlı köyüne ise, Bandırma-Erdek kara yolunun orta noktasındaki Aşağı Yapıcı köyünden ulaşmak mümkün. İki köy arasındaki uzaklık; 8 km.

Balıkesir Erdek Kapıdağ Yarımadası

KAPIDAĞ YARIMADASI

Erdek’ten Ocaklar köyüne doğru ilerliyorsunuz, Narlı ve İlhanlı köyleri var. Sonra: Doğanlar-Turanlar-Ormanlı-Ballıpınar-Çayağzı-Çakıl-Karşıyaka-Tatlısu-Aşağıyapıcı köyleri geliyor. Sonra; Bandırma’ya ulaşırsınız. Yarımadasın çevresi, yaklaşık 110 km. Yol çoğunlukla asfalt. Ancak: Turanlı-Çayağzı arası bozuk. Çağağzı ve çevresindeki köyler, eski Rum köyleri. Şimdi ise, buralarda, Selanik’ten gelen göçmenler yerleştirilmiş.

Arabanız ile bu rotada bir tur atabilirsiniz. Ancak, yollar dar, bunu göze almanız gerek. El değmemiş sahil ve koyları, balıkçılıkla geçinen köyleri göreceksiniz. Buranın en büyük özelliği ise, yalnızca burada yetiştirilen kırmızı soğan. Bu soğanlar: rengi, tatlı ve sulu olması ile ünlü. Sonra; zeytin. Evet, burada zeytin çok yaygın. Çizme, kırma, sele gibi birçok çeşit zeytin bulabilirsiniz.

Balıkesir Erdek Paşa Limanı Adası

PAŞA LİMANI ADASI

Erdek ile Avşa adası arasında kalıyor. Marmara adasından sonra, bölgenin ikinci büyük adası. Eski adı: Haloni olan adanın günümüzdeki adı ise; Kaptan-ı derya Lala Şahin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının, buradaki limanı üs olarak kullanmasından almış. Ada; tarihi süreç içinde; haçlı donanması ve zaman zaman da Arap işgallerine uğrar. Daha sonra ise, uzun yıllar Bizans egemenliğinde kalır. Adada; Poyrazlı, Harmanlı, Balıklı ve Tuzla adında yerleşim yerleri var. Buranın en büyük özelliği; yine deniz ve kumsalları.

EKİNLİK ADASI

Eskiden Koutali yani Kaşık adası olarak da bilinirdi. Komşusu olan Avşa adasından, kıyıları yüksek, dar bir boğaz ile ayrılıyor. Adanın en yüksek yeri: kaşık tepesi. Toprakları, tarıma daha elverişli. Küçük nüfuslu, tek bir köyü var. Turistik pansiyonlarında konaklamak mümkün.

Balıkesir Erdek Avşa Adası (Türkeli Adası)

AVŞA ADASI: (TÜRKELİ ADASI)

Paşalimanı adasının batısında. Yapısı: büyük ölçüde granit katmanlardan oluşmuş. Basık görünümlü, alçak bir ada. Erdek’e gelipte, Avşa adasını ziyaret etmeden gitmek olmaz. Erdek’ten 18 km. uzaklıkta. İster feribotla, ister tekne gezintileriyle avşa adasına her gün Erdek’ten seferler düzenleniyor. Bu adanın çevresi tamamen plaj. Bu plajlar çok temiz, deniz pırıl pırıl.

Marmara denizinde, hala temiz yerlerin kaldığını görmek insanı mutlu ediyor. Doğal plajları yanında: diskotekleri sabahın ilk ışıklarına kadar faal. Diğer mekanlar ise, gece yarısında kapanıyor. Yani; tam bir eğlence adası. Hafta sonu kaçamakları için uygun. Sahil şeridinde, zengin eğlence mekanları var. Bölgenin diğer adaları içinde; şarapçılığı ile en ünlü olanı. Eski adı, tarihte, Ophioussa veya Afousia olarak geçiyor. Daha sonra, burada bulunan Meryem Ana Manastırı ile özdeştirilerek Panaya da denilmiş.

En önemli yerleşim alanları; yazlık evler, pansiyonlar ve turistik tesisler, adanın batı kumsalı boyunca uzanan Türkeli Köyü ile, adanın doğusunda yer alan Yiğitler köyünde. Dikkat, buranın şarapları çok meşhur, ilginizi çekerse satın alabilirsiniz. Hani; Erdek’ten değil de, İstanbul’dan Avşa adasına ulaşmak isterseniz, o da mümkün. İstanbul’dan deniz otobüsü ile, 3 saat civarında, doğrudan Avşa adasına ulaşmanız mümkün. Yaz sezonunda, İstanbul’dan, her gün deniz otobüs seferleri olmakta.

MARMARA ADASI

Buranın en büyük özelliği: antik çağdan bu yana, saf mermer ocaklarının bulunması. Adadaki ilk yerleşim: antik çağda Miletoslularca kurulmuş. Ancak, tarihi süreçte, birçok kez, Fenikeliler tarafından yağmalanmış. Roma döneminde değerli Kyzikos mermerlerinin çıkarıldığı ve aynı zamanda sürgün yeri olarak kullanılmış. Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen, ünlü Mausoleum’un kaplama ve kabartmaları da buradan götürülmüş.

SONUÇ

Evet, Erdek gezi rehberi, tur programı, nereler gezilir, nereler görülür, ne yenir, ne satın alınır. Erdek işte böyle. Eğer beklentileriniz: sakin ve fazla sıcak olmayan bir hava ve deniz ise, burayı tercih edin. Belli başlı büyük şehirlere yakınlığı büyük avantaj. Ayrıca; güneydeki büyük otellerin fiyatlarının yanında, burada daha ekonomik bir tatil yapabilirsiniz, yani ucuzluk da buranın avantajı. Ama, bunların yanında; denizin yosunlu olması ve deniz analarının bulunmasını iyi düşünün. Ayrıca; sezon kısa, sezon dışı gittiğinizde serin havanın etkisiyle denize girme imkanınız olmaz.
Tercih sizin, iyi tatiller.

Bandırma tanıtımı yazısı.

Balıkesir tanıtımı yazısı.

Bursa tanıtımı yazısı.