Artvin Ardanuç

Artvin Ardanuç
 

Artvin Ardanuç, maalesef internet ortamında Belediye ve Kaymakamlık sayfaları incelendiğinde, bu güzel belde ve turizm özellikleri hakkında bilgi yok, yine de ilçe merkezinde bu yörede yapılan ilk cami, İskender Paşa Külliyesi camisi, Ferhatlı kalesi ki Ferhat ile Şirin efsanesiyle ilgilendirilir, Gevhernik kalesi ve de özellikle Cehennem Deresi Kanyonu, sayın okurlar, inanın Doğu Anadolu veya Karadeniz yöresi gezilerinizde, bence Ardanuç için zaman ayırın, giden bu güzel beldeyi gezin, görün, son bir not, çağ kebabı yemeyi unutmayın.

ULAŞIM

İl merkezine uzaklığı 39 km. dir. Ardanuç Şavşat 75 km. Ardanuç Borçka 86 km. Ardanuç Yusufeli 126 km. Ardanuç Hopa 111 km. Ardanuç Ardahan 60 km. dir.

Artvin Ardanuç
 

 

TARİHİ

Bölgede sırasıyla egemen olanlar: Urartular, Sakalar, İskit Türkleri ve MS 75 yılından itibaren ise Oğuz kollarından Hazarlardır. 810 yılında ise Gürcü egemenliği görülür.

Daha sonra Anadolu Selçukluları tarafından ele geçirilir. 1551 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa, burayı ele geçirir.

93 Osmanlı-Rus harbi sonunda, yapılan anlaşma ile ilçe Ruslara bırakılır.

Ancak I. Dünya savaşı sonunda, halk oylaması sonucu, yine Osmanlı İmparatorluğuna bağlanır.

Mondros Mütarekesinden sonra, ilçe önce İngilizler ve sonra Gürcüler tarafından istila edilir.

Gümrü Anlaşması ile, 7 Mart 1921 tarihinde Türkiye’ye katılır.

1945 yılında Artvin’e bağlı bir bucak iken, ilçe olmuştur.

Bu dönemde ilçe merkezi Tütünlü köyü iken, Kasım 1948 tarihinde Adakale’ye, 1954 yılında ise hükümet binasının inşa edildiği Meydanlar semtine taşınmıştır.

Artvin Ardanuç
 

 

GENEL

Coğrafi bakımdan ilçenin kırık bir arazisi vardır.

Denizden yükseklik 500 metredir. İlçe merkezi, Kürdevan,

Yanlızçam ve Horasan dağları ile çevrilidir. İlçe merkezinden, Ardanuç deresi geçer.

Arazinin % 32 ormanlıktır.

İlçe arazisinin sadece % 11’lik bölümü, tarıma elverişlidir.

Burada tipik karasal iklim hakimdir. Yazları sıcak, hem de aşırı sıcak olur, kışları ise ilçe merkezi ılık, yüksek köyler ise soğuk ve karlıdır.

Buranın isminin daha da kökenine inilirse “arda” nehir ve ırmak demektir.

Bazı yazarlara göre: Urartu dağlar tanrısı Arniden, Ardanuç kelimesinin türetildiğini ileri sürerler.

Tarihçe kısmında belirttiğim gibi, MS 810 yıllarında, bir ara burada Gürcüler hakimiyet kurmuştur.

Gürcü kaynaklarında, burası “Artunuci” adıyla geçer. Zaten bir dönem buralarda Gürcü ve Ermeniler yaşamış olsa da günümüzde Ahısta Türkleri yaşamaktadır.

Ancak bazı yerleşim yerlerinin ismi hala Gürcücedir.

Günümüzde burada yaşayanlar, bu isimleri değiştirmeden kullanmayı sürdürmektedir.

 

TARİHİ:

MÖ 9’ncu yüzyılda bölge Urartu sınırları içindeydi. 

Ardanuç, tarihsel Klarceti bölgesinin en eski yerleşimidir. Ortaçağ’da Gürcü hanedanı Bagrationilerin önemli merkezlerinden biri olmuştur. Klarceti bölgesinin en eski merkezi Tuharisi’ydi. 5’nci yüzyılın sonlarında Klarceti prensleri, ikametgahlarını Tuharisi’den Ardanuç’a taşıdılar. Gürcü tarihçi Cuanşeri’ye göre: Gürcü Kralı Vahtang Gorgasali, Ardanuç’u görünce beğenir ve burayı merkez olarak seçer. 

MS 810 yıllarında Gürcü Kralı I. Aşot, kenti ayağa kaldırır kaleyi de yeniden kurdurur. Bu tarihten sonra Ardanuç, Aşot varislerinin merkezi haline gelir, şehir, konumu sayesinde hızla gelişir önemli bir ticaret merkezi olur. 

Sonraki dönemde, uzun süre Osmanlı yönetiminde kalan Ardanuç, Osmanlıların 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında yenilmesinin ardından, Rusya İmparatorluğuna kalmıştır. Dünya Savaşı sonlarında Rus ordusu bölgeden çekilince, Ardanuç, 1918-1921 yılları arasında Gürcistan sınırları içinde kaldı. 1921 tarihinde Rus Kızıl Ordusu, Gürcistan’ı işgal edince, Ankara hükümetinin verdiği nota üzerine Gürcü birlikleri bölgeden geri çekildi. Bölge Türk birlikleri tarafından geri alındı. 

NE YENİR

İşte en kritik soru bu, buraya yolunuz düşerse mutlaka “çağ kebabı” yemelisiniz. Eti muhteşem lezzetlidir. Ayrıca: bir tür yufka sarması olan Silor, Karalahana sarması, Kuymuk yani Mıhlama, Laz Böreği önerebilirim.

ARDANUÇ MESLEK YÜKSEK OKULU

İlçe merkezinde Merkez Mahallededir. 

Artvin Çoruh Üniversitesine bağlıdır. 2018 yılında açılan Ardanuç Meslek Yüksek okulunda; Tapu ve Kadastro ile Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon bölümü vardır.

Artvin Ardanuç
 

 

GEZİLECEK YERLER

Ardanuç İskender Paşa Külliyesi
 

İSKENDER PAŞA KÜLLİYESİ

İlçe merkezinde Adakale mevkiindedir. 

Külliye: cami, medrese, arasta, çeşme ve üç türbeden oluşmaktadır. Caminin güneyi ve batısında bir hazire vardır.

Burada biraz İskender Paşa kimdir inceleyelim. Gazi İskender Paşa, Osmanlı Devletinde Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinin vali ve kumandanlarındandır. Cesur, savaşçı olduğu kadar şair, bilgin ve tarihçe yönüyle de tanınmaktadır. Arapça-Farsça bilen, şiirleri ve divanı bulunan paşa, görev yaptığı yerlerde sosyal yardım ve adalet için çalışmış, halk yararına birçok kurum ve bina yaptırmış veya onartarak hizmete açmıştır. 

Ardanuç İskender Paşa Külliyesi Camii



Cami

Cami, Artvin yöresinin ilk camisi olması nedeniyle önemlidir.

Caminin ilk yapılışı: 7’nci yüzyılda, Hz Osman döneminde, yöreye geçici olarak hakim olan Müslüman Araplar tarafından yapılmıştır.

Ancak Akkoyonlulardan sonra kullanılmaz hale gelmiştir.

Ardanuç kalesini ele geçiren Osmanlılar döneminde Erzurum Beylerbeyi Çerkez İskender Paşa tarafından, 1553 yılında cami yeniden onarılarak ibadete açılmıştır. Ayrıca gelir getiren çeşitli yapılar camiye vakfedilmiştir. 

Bu bölgede 11’nci yüzyılda yapıldığı öne sürülen bir kilisenin bulunduğu söylenmektedir. İskender Paşa tarafından yaptırılan caminin duvarlarında, kilisenin taşları kullanılmış ve bu taşlardan birinde bulunan Gürcüce yazıt günümüze ulaşmıştır. 

Cami içinde, kapalı mekanda bulunan 1864 tarihli kitabeye göre, bina Süleyman Paşa önderliğinde Hasan Efendi tarafından, yine aynı tarihte esaslı bir onarımdan geçirilmiştir.

Rus işgali sırasında caminin minaresi yıkılır ve bir süre depo olarak kullanılır ve işgal bitince tekrar cami olarak ibadete açılır.

Cami, moloz taşla yapılmıştır. Kuzey bölümünde iki katlı, ahşap direk ve kirişlere sahip düz tavanlı, son cemaat yeri vardır.

Alt katı: 3 ve üst katı tek bölümlüdür.  Ahşap sütunla taşınan ve kirişlere oturan 6 metre çapında ahşap kubbe vardır.

İç mekandaki zengin ahşap işçiliği ile birlikte yapıda özellikle kubbenin de bulunduğu tavanda, itinalı ve diğerlerinde daha güzel eski kalem işi süslemeler vardır.

Kubbeyi taşıyan kirişlerin alt ve yan yüzlerinde ve köşelerinde, sarı renkli zemin üzerine boyanmış açık yeşil baklava dilimlerini görün, bunların iç kısımları da kalem işi süslemelerle bezenmiştir.

 

Medrese

Medrese, 1553 yılında İskender Paşa tarafından yaptırıldığı düşünülen medrese, günümüzde yoktur.

Büyük kısmı tamamen yıkılmış medresenin yerine, bugün bir ev inşa edilmiştir. Bazı araştırmacılar bugün caminin kuzeyinde bulunan ve bir yapının güney duvarı olduğu anlaşılan kalıntının aslında medresenin güney duvarı olduğunu kabul ederler. 

Arasta

Arasta, caminin 200 metre kadar uzağında, sokağın iki yanına dizilen dükkanlardan oluşur.

Dükkanlar moloz taşla inşa edilmiş olup önleri açıktır. Çoğu yıkılmıştır, sadece 7 tanesi günümüze kadar gelmiştir.

Ardanuç İskender Paşa Külliyesi Çeşme

Çeşme

Çeşme, caminin önündedir. Kitabesine göre: Yusuf Paşa’nın eşi Hatice Hanım tarafından yaptırılmıştır. (Hatice hanımın mezarı, camiye bitişik türbededir.) Üçgen alınlıklı, 3 x 3 metre ebatlarındaki çeşme, arka tarafında su deposu olan tipik bir Osmanlı çeşmesidir. 

Türbeler

Caminin batısında iki gurup halinde, üç türbe vardır.

Bu türbede gömülü kişilerin Ahıska Çıldır Beylik ailesinden kişiler olduğu tahmin edilmektedir. Bir görüşe göre, bu üç türbe bölgedeki Hıristiyan soyluların Müslüman olup Osmanlıya hizmet etmeye devam ettiklerinin göstergesidir. 

Evet bu türbeler, Artvin’de nadir görülen türbe geleneğinin önemli örnekleridir. İç bölümleri henüz restore edilmemiştir. 

Hatice Hanım Türbesi:

Camiye bitişik Hatice Hanım Türbesi, bu türbenin köşesinde Ali Paşa türbesi ve caminin batı cephesine bitişik Süleyman Paşa türbesidir. Hatice hanım türbesi, diğer iki türbeden daha büyüktür ve diğer iki türbeden daha önce yapılmıştır. Kare planlıdır, ahşap kanatlı kapı açıklığı üstten yuvarlak kemerli bir niş içine alınmıştır. Alınlığında tarih bulunmayan kitabe vardır.

 

Ali Paşa Türbesi:

Ali Paşa Türbesi; içinde mezar yoktur, yapının üstü kubbeyle örtülmüştür. Oldukça sade olan türbe, malzeme ve teknik açısından Hatice Hanım Türbesi ile aynıdır, sadece duvarları daha incedir. Kubbesi dıştan betonla sıvanarak koruma altına alınmıştır, ancak yine de onarıma muhtaçtır.

 

Süleyman Paşa Türbesi:

Süleyman Paşa Türbesi: kare planlıdır, kubbeyle örtülmüştür. Doğu cephesi, cami ile ortak duvara sahiptir. İçeride bulunan dört adet mezar vardır. Yapı süslemesizdir. Teknik ve malzeme açısından diğer iki türbeye benzerlik gösterir, ancak farklı duvar kalınlıklarına sahiptir.

Ardanuç Kültür Evi

ARDANUÇ KÜLTÜR EVİ:

2012 yılında ilçede arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan tarihi Adakale bölgesinde, tarihi bir konak bulunmaktadır. İskender Paşa Camisinin yanında yer alan ve ilçede “hükümet” ve “İskender Paşa Konağı” olarak da bilinen konak, 10 Temmuz 2019 tarihinde kültür evi olarak ziyarete açılmıştır. 

Konak iki kattan oluşur. Osmanlı mimarisiyle taş işçiliği göze batmaktadır. Taş yığma sistemiyle inşa edilen yapıda, malzeme olarak moloz taş ve ahşap kullanılmıştır. 

 

Ardanuç (Gevhernik) Kalesi
 

ARDANUÇ (GEVHERNİK) KALESİ

İlçe merkezinde Adakale mevkiindedir ve 4 km uzaklıktadır. Artvin il merkezine uzaklık ise 39 km dir.

Gevhernik kelimesinin Farsça’da anlamı “cevher” demektir. Kaleye “Gevhernik” isminin verilmesinin sebebi: kalenin çevresinde gümüş madenleri vardır. Bu yüzden kale maden ve cevher anlamına gelen “Gevheri Nik” kalesi olarak bilinir. Osmanlı döneminde bölgede ardanuç ismiyle altın ve gümüş sikkelerin basıldığı bilinir. 

Ardanuç Kalesi

Kalenin ilk yapılışının MÖ dönemlere kadar gittiği düşünülmektedir. Kalede ilk yerleşimcilerin Urartular olduğu düşünülür.

Yörenin en önemli kalelerindendir. İç kalesiyle beraber iki bölümden meydana gelen kale, üç yönden derin vadilerle belirlenen asıl kalenin, batı istikametinde bulunan üst kısmında, anakaya üzerine kurulan iç kalesi yer almaktadır. 

Eğimli bir sahadan meydana gelen kalenin ancak bir kısmı iskana uygun olup, iç kale istikametindeki bölüm oldukça eğimli olduğundan, burada yerleşim mevcut değildir. 

Kalenin ana girişinin çevresi surlarla çevrili olup, kalenin giriş kitabesinin de bulunduğu güney istikametinde yer alan ve bir kısmı hala sağlam kalan burçlarla da muhafaza edilen kapı ile sağlanmaktadır. 

Kuzey istikametinde ve girişten kısmen de olsa sağlam kalan kale surları moloz taşla imar edilmiş ve kireç harcı ile örülmüştür. İçkaleye aşağıda kalan asıl kaleden patika yolla çıkılabilmektedir. 

Kalenin kuzeybatı köşesinde bulunan orijinal merdiven tahrip olduğu için aynı yerde bulunan seyyar iki merdivenle içkaleye ulaşım gerçekleştirilmektedir. 

İç kale yüksek anakaya üzerinde inşa edilmiş olup, kuzeybatı-güneydoğu istikametinde devam eden kaya kütlesinden meydana gelmektedir. 

İç kale takribi 200 m uzunluğu, 40 m genişliği ile 8000 metre karelik alana sahip olup, mimari kalıntıları Ortaçağ dönemine aittir. İç kalenin her tarafı surlarla çevrili olup, güneydoğu surlarının diğerlerine göre daha yüksek olduğu görülür. 

Evet; etrafı surlarla çevrili şehir yapısı olarak önem kazanır, dışkale-içkale yapılaşmasının tek örneğidir.  

 

Ardanuç (Gevhernik) Kalesi
 

Ardanuç Kalesi: 5’nci yüzyılda Gürcü Kralı Vahtang Gorgasali döneminde inşa edilmiştir. 

Bagratlı krallığı Çıldır Atabekleri tarafından yönetim yeri olarak kullanılmıştır.

Ortaçağ’da İberya, Ahhazya ve Misimya devletlerine karşı stratejik öneme sahipti.

10’ncu Yüzyıl ortalarında, Abhazya kralı II. Giorgi, kız kardeşini evlendirdiği Aşot’a, Ardanuç bölgesini verir.

Ancak, Aşot, düşmanlarıyla işbirliği yapınca, verdiği toprakları geri ister, anlaşmazlık büyüyünce ancak Giorgi’nin ölümü üzerine Ardanuç ikiye bölünerek çözümlenir.

Ardanuç (Gevhernik) Kalesi
 

744 yılında, Begratlıların toprakları; Emevi Halifesi II Mervan döneminde fetih edilmişler, Ardanuç kalesinin kapıları ve burçları yıkılmıştır.

Kale, Osmanlı döneminde Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa tarafından, 22 günlük bir kuşatmadan sonra 13 Haziran 1551 tarihinde fetih edilmiştir.

Ardanuç Kalesi Kitabesi

1562 yılında ise, kale Kanuni Sultan Süleyman tarafından onarımı yaptırılmıştır. Bu onarıma ait, kitabe bulunmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait olan Arapça kitabe, kale girişindedir ve 1563 yılında yaptırılmış ve muhtemelen bu dönemde kalenin surları tamir ettirilmiştir. 

Osmanlı-Rus 93 harbi (1877-1878) sonunda imzalanan Berlin anlaşmasına göre, kale, Ruslara savaş tazminatı olarak verilmiştir.

1920 yılında, İngiliz işgali altında bulunan kale, İngilizlerin çekilmesi sonucu Gürcüler tarafından işgal edilmiştir.

Ancak Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir’in Ermenileri yenmesi ve Gümrü anlaşmasının ardından, Gürcü işgali altında bulunan Batum ve Ardahan ile birlikte burası da Gürcüler tarafından boşaltılır. 23 Şubat 1921 tarihinde işgal biter.

Bugün burada görebilecekleriniz: geçmiş dönemlere ait çeşitli kalıntılar, taş kemer dükkanlar, toprakaltı soğuk hava depoları, Kanuni Sultan Süleyman’a ait bir kitabedir.

Ama, tüm bu güzellikleri görmek, ziyaret etmek için herhangi bir tedbir, herhangi bir ilgi yok.

Her yerde tabela var ama yol yok, oldukça bakımsız ve tehlikeli bir keçi yolundan ilerlemek gerekiyor ki, hata yapmamak lazım. Ayakkabılarınız uygun olmalı ve bu tür keçi yolunda yürüyebilecek kondisyonda olmanız gerekli. Kaleye çıkmaz zaten zahmetli, kalenin için de ilgi alaka yok. 

Son bir not:

Hıristiyan Ardanuç Gevher kalesinin beyi ile Klarcet köyündeki Müslüman bir çobanın kızı arasındaki büyük aşk ile ilgili bir efsaneden söz edilir.

Fazla ayrıntıya girmeden birkaç kelimeyle anlatmak istiyorum.

Beyin oğlu genç, Hıristiyan, aşık olduğu çobanın kızı ise Müslüman, elbette bu din uyuşmazlığı bu aşkı en had safhada etkiliyor.

Müslüman çoban kızı, kaleye gelin giderken, ölür.

Bunu gören Hıristiyan Bey oğlu, çok üzülür ve bir çoban kızının kendisini kralın oğluna layık görmemesine çok üzülür, çok “ar” eder, utanır ve kendisini kayalardan aşağıya atar.

Olayı gözyaşlarıyla seyredenler ise, Bey oğlu için “Arından uçtu” derler ve “Arından uçtu” kelimesi zaman içinde değişime uğrar ve “Ardanuç” olur, kale ve çevresine bu isim verilir.

Ardanuç Artanuci Kilisesi

Artanuci/Adakale  Kilisesi:

İçkalenin orta kısmının kuzeydoğu istikametinde iki nefli kilise ve ek mekandan teşekkül olan kompleks bir yapı yer almaktadır. Ortaçağ dönemine ait bu yapının dış duvarlarının bir kısmı ayakta kalmıştır. Yapı dıştan: 14.50 x 11.80 metre ölçülerindedir ve kilisenin kuzey cephesi boyunca uzanan ek mekanın ön kısmı tonozlu bir mimari formunda inşa edilmiştir. 

Bu yerin ilerisinde sarnıç bulunmaktadır. Kalenin ikinci sarnıcı ise 6.30 x3.30 metre ölçüsünde kilisenin güneydoğu istikametinde yer almaktadır. 

Bu sarnıç da diğeri gibi içi moloz taşla doldurularak örtülmüştür. 

Bu yapıların yanı sıra, iç kalenin güneydoğu bölümünde, güney sura bitiştirilmiş, 12 x 11 metre ölçülerinde, kare plan sergileyen, sadece temel duvarları kalan ve hangi amaç için kullanılmış olduğu belirlenemeyen bir yapı kalıntısı da mevcuttur. 

Bu mekanın batı istikametinde diğerine benzeyen bir başka kalıntı daha vardır. Yer yer yüksekliği 7 metreyi bulan urlar, moloz taş ile inşa edilmiştir. Surların duvar kalınlıkları 2 metre ile 1.30 metre arasında olup, kireç harcıyla inşa edilmiştir. 

Ayrıca surlar istinat kuleleriyle desteklenmiş olup, birçoğu doğa ve insanların menfi etkileri sonucu tahrip olmuştur. 

Evet bu bölümde kilise hakkında ayrıntılı bilgi vereceğim:

Artanuci kilisesi: Ortaçağdan kalma bir Gürcü kilisesidir. Eski Artanuci kasabasına sonradan Adakale denildiği için, bu kilise Adakale kilisesi olarak da bilinir. 

Kilise, Ardanuç Kalesi içinde yer alan iki kiliseden biridir. 

Kilisenin mimari özelliklerine göre, MS 9-10’ncu yüzyıllarda yapıldığı düşünülür. 

Bugün kilise, Ardanuç’un eski yerleşimi olan Adakale’nin kuzey ucunda, Ardanuç Suyu vadisine bakan kayalık bir tepededir.

Düz yüzeyli bir kayaya inşa edilmiştir. Ancak günümüzde neredeyse tamamen yıkılmıştır. Geriye sadece batı ve kuzey duvarlarının bazı bölümleri, güney duvarının 5 metre yüksekliğindeki orta kısmı ve sunak bölümünün kuzey ve batı duvarları kalmıştır. 

Nikolay Marr, 1904 yılında bölgede dolaştığında, Artanuci kilisesini görmüş ve tanımlamıştır. Verdiği bilgiye göre: kilise dikdörtgen planlı, kapalı haç planlı ve kubbeli bir yapıydı. dört adet haç kolu orta bölümden açılıyordu.

Bu kollardan biri doğudaki yuvarlak formlu apsisle, diğer üç kol köşeli duvarlarla son buluyordu.

Haç kollarının arasındaki boşlukları, daha alçak biçimde inşa edilmiş kiler odaları dolduruyordu. Sunağı bugüne ulaşmış kapının üzerinde bir kemer bulunmaktaydı. Sunağın apsisinde iki pencere vardı.

Diğer haç kollarında birer pencere bulunuyordu. Kilise iki giriş kapısına sahipti. Bu kapılardan biri güney cephesinin ortasında yer alıyordu ve kilisenin zemininin altındaki mezar odasına bu kapıdan iniliyordu. 

 

Arkeolojik Kazı Çalışmaları:

2021 yılında, Ardanuç kalesinde kiliseyi de kapsayacak şekilde kazı çalışmalarına başlanmıştır. Dört sezonluk kazıda, çok sayıda seramik ürün, sikke, gülle gibi taşınabilir kültür varlıklarına ulaşılmıştır.

Tabii bu çalışmalarda en önemli husus, kazıya katılanların kaleye ulaşımı. Kazı çalışmalarında kullanılan malzeme, yaptırılan ilkel teleferikle çıkarılıyormuş.

İşçi ve uzmanlar ise, zorlu bir merdivenden ve yoldan çıkarak kazıyı sürdürüyorlarmış. Umarım, bu konuda ilgililer gerekli yardımı yaparlar. 

 

Ardanuç Ferhatlı Kalesi
 

 

FERHATLI KALESİ

İlçe merkezine 5 km uzaklıktaki Ferhatlı (Ahıza) köyündedir.

Kale, Ferhatlı köyünün içinden geçen suyun kenarında, vadi paralelinde yükselen ana kaya üzerinde inşa edilmiştir. 

Ardanuç Ferhatlı Kalesi

Ferhatlı köylüleri, Ferhat-Şirin efsanesini anlatırken köylerinin isminin de bu efsaneden geldiğini söylerler.

Yapının kitabesi yoktur. Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ama Ardanuç kalesiyle aynı tarihte, 5’nci yüzyılda Kral Vahtang Gorgasal tarafından onarılmıştır.

Ardanuç Ferhatlı Kalesi
 

Kale ile ilgili bazı gizli kalmış, çözülemeyen sırlar vardır.

Çünkü kalenin içine girmek imkansızdır.

Kale kapıları içeriden kapatılmıştır, üzerinde bulunduğu kaya bloğunun içi tamamen boş olup, kalenin hemen altından Çoruh nehri geçmektedir.

Ardanuç Ferhatlı Kalesi

Kalenin içindeki mağaralar Çoruh nehrine kadar inmekte ve su ihtiyacı karşılanmaktadır. Ancak günümüzde kalenin alt bölümü baraj suları altında kalmıştır.

Kale: Ardanuç kalesine çıkmadan, Ardanuç suyunun kenarında, vadi paralelinde yükselen ana kaya kütlesi üzerine yapılmıştır.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde burası hakkında “ Harbe kalesi” ismini kullanır.

Ardanuç Ferhatlı Kalesi

Günümüzde moloz taş kullanılarak yapılan sur duvarlarının bir küçük bir kısmı ayaktadır, geri kalan bölüm harabe halindedir.

Günümüzde buraya girildiğinde, dere ve kale arasında bulunan ve dereden su çıkartmak için kullanılan yol görülür.

Kalede: tabandan başlayarak, kalenin üst kısmına ulaşan, kaya içi, oyma kapalı bir yol geçidi var.

Bunun; Ferhat-Şirin Efsanesiyle bağlantı kuruluyor.

Ardanuç Petrikisman Goraşeti Kalesi

PETRİKİSMAN-GORAŞET KALESİ

İlçe merkezine bağlı Kutlu köyünde, Bağlık mahallesindedir. Eski adı Goraşet olan Kutlu köyü, çevresi ormanlarla çevrili, önü Kaçkar dağlarına bakar arkası ise Yalnızçam dağlarına yaslanan şirin bir köydür. Köy Artvin il merkezine 65 km ve Ardanuç ilçe merkezine 30 km uzaklıktadır. 

Evet Kutlu köyü, çok eski bir kaleye sahiptir. Kutlu köyü Bağlar mevkiinde bulunan Petrikisman kalesi, Artvin’de bulunan tüm tarihi yapıların en eskisidir. 

Kale bir Gürcü kalesidir. Köyün kuzeyinde, Goraşeti kilisesinin de inşa edildiği Bağlar veya Goraşeti Bağları olarak bilinen alandadır. 

Goraşeti kalesinin bulunduğu köy, Orta Çağ’da Gürcistan’ı oluşturan bölgelerden biri olan Klarceti’de yer alır. Goraşeti adının Gürcücede “tepeler diyarı” anlamına gelen Goraeti’den değişime uğradığı tahmin edilmektedir. 

Goraşeti köyü, 1574 tarihli Osmanlı belgelerinde 17 haneden oluşan bir Hıristiyan köyüydü. Köydeki kale ile kilisenin Osmanlı döneminden önce Gürcü yönetimince inşa edildiği bilinmektedir. Nitekim kale inşa tarihinin 8’nci yüzyıla kadar gittiği ihtimali vardır. 

Gelelim kaleye: kale alçak bir tepededir. Köy yerleşimine 4 km uzaktaki kalenin ölçüleri, 65 x 35 metredir. Dikdörtgene yakın planlıdır. Surları eğri bir hat izler. Yapımında kaba yontu iri taşlar kullanılmıştır.

Duvarların bir kısmı hiç harç kullanılmadan örülmüş, bir kısmı ise kireç harcı kullanılarak yapılmıştır. Duvarların kalınlıkları 2 metredir.

Kuzey duvar çok fazla zarar görmüş olmasına rağmen, diğer duvarlar 6-8 metre yüksekliğine kadar günümüze ulaşmıştır. 

Kalenin batı tarafında büyük, doğu tarafında ise küçük bir giriş kapısı bulunmaktadır. Kalenin içinde, çeşitli yapıların izleri görülmektedir. Evet Goraşeti kalesi, 1996 yılında Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

 .

Ardanuç Bulanık Köyü
 

BULANIK KÖYÜ

İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır. İlçeden başlamak üzere 8-10 km asfalt olup, devamı toprak yoldur. 

Köyün ismi Cumhuriyetten önce “Logetgev” dir. Gürcüce olan bu ismin anlamı “Longotlar vadisi” dir. Köy rakımı 1300 metredir. Kuzeyinden geçen Bulanık deresi, 30-35 km sonra Çoruh Nehrine ulaşır. Bu derenin yılın büyük bölümünde bulanık akmasından dolayı, köye Bulanık ismi verilmiştir. 

Bu arada, aldığım bilgilere göre, Bulanık deresi üzerinde, HES Projesi yapılması planlanmaktaymış. Bölgenin 1 derece kültür varlığı koruma alanı olmasına rağmen, tarihi bir kilise kalıntısının sular altında kalması ihtimali, bölge halkında tepkilere neden olmaktadır.

Evet şimdi bölgenin tarihi geçmişine devam edelim.

Türkler, 93 Osmanlı-Rus harbinden önce, burada Ermenilerle birlikte yaşarlardı. Ermeniler ticaretle uğraşırlar ve zanaatkardırlar. Savaş sonrası imzalanan Berlin Anlaşmasıyla köy, Rusya’ya bırakıldı. I. Dünya savaşının sonunda Rusların bölgeden çekilmesiyle bir süre Gürcistan sınırları içinde kaldı. Ancak Kızıl Ordunun Gürcistan’ı işgali sırasında, Moskova anlaşması gereği, Artvin bölgesi ve Longothevi köyü, Türkiye’ye bırakıldı. 

Savaş döneminde, Rus işgali nedeniyle köyü terk eden ve Anadolu içlerine göçen yerli halk, savaş sonrasında barış anlaşması yapılınca, 15-20 yıl sonra tekrar köylerine dönerler.

Yörede yerli halk Ahıska Türkleridir. Gürcü ve Ermeni kültüründen etkilenerek birçok yer ismi Gürcüce, Ermenice, Rusça ve Lazcadır. Bu arada: 1925 yılında köyün ismi Bulanık olarak değiştirilmiştir. 

 

LONGOTHEVİ KİLİSESİ:

Bulanık köyünde, Orta çağdan kalma bir kilisedir. 

Longothevi kilisesinin bulunduğu Klarceti bölgesi, Gürcistan sınırları içinde bulunuyordu. Bölge, 16’ncı yüzyılda Osmanlıların hakimiyetine girdi.

Bir köy kilisesi olan Longothevi kilisesi, Bulanık köyünün 1 km kuzeybatısında, ormanlık alandadır. Tek nefli kilise, kayalık bir yamaçta, kumtaşından inşa edilmiştir. 

Günümüze kalan duvarların yüksekliği 3 metreyi bulur. Dolgu duvar tekniğiyle inşa edilmiş duvarlardaki kesme kaplama taşlar tamamen sökülüp götürülmüştür. Muhtemelen devşirme malzeme olarak başka yapılarda kullanılmıştır. 

Yörede yaşayanlardan alınan bilgiye göre, 1970’lerde kilisenin çatısı sağlam duruyordu. 

Tüm bunları yazdıktan sonra, güncel bir bilgi daha vermek istiyorum. Net bilmiyorum ama duyduğuma göre, yapılacak HES Projesi nedeniyle, Bulanık  deresinin yatağı kilise kalıntılarına doğru zamanla değişmiş, bu değişim sonucunda kalıntıların bir kısmı dere tarafından taşınmış ve kültürel miras suya gömülmüştür. 

 

YENİ RABAT KÖYÜ:

Köyün ismi 1925 yılında “Çamlık” olarak değiştirilmiştir. 

Burası, günümüzdeki Bulanık köyünü bir mahallesidir. 

 
Ardanuç Ahaldaba Kilisesi-Yeni Rabat kilisesi
 
AHALDABA KİLİSESİ-YENİ RABAT KİLİSESİ-BULANIK MANASTIRI- 

İlçe merkezine 17 km uzaklıkta bulunan Bulanık Köyünün 6 km uzaklıktaki Çamlık mahallesindedir. Gürcüce bir yer adı olan Ahaldaba “yeni yerleşme” ve “yeni köy” anlamına gelir. 

Ardanuç-Ardahan karayolundan ilerleyin, Bulanık köyü içinden geçerek tırmanmaya başlayın. Yürüyerek de gitmek mümkün ama bence araba ile gidin, yolu stabilize, tek araçlık yol genişliğinde, biraz zahmetli, bilginiz ola. Yol kenarında herhangi bir yerleşim yeri yok, sadece kilisenin yakınlarında bir-iki ev var. Bu yüzden, yanınızda özellikle su bulundurun.

Ortaçağ döneminde bölgede egemenlik kuran, Bagratlı krallığınca 10 veya 11’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

Ardanuç Rabat Kilisesi

Longothevi Manastırı olarak da bilinen Ahaldaba Manastırının ana kilisesi olan Ahaldaba Kilisesi veya Yeni Rabat Kilisesi, Gürcü krallığı döneminde, 10-11’nci yüzyıllarda inşa edilmiştir. Manastırın ana kilisesi olan Ahaldaba Kilisesi, Kraliçe Tamar döneminde kraliçenin baş veziri Anton Glonistavisdze tarafından yenilenmiş manastır olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim kilesinin yakınlarındaki bir yerin adının Antoneti olması da bunu teyit etmektedir. 

Evet kilise: 16’ncı yüzyıl sonunda ise terk edilmiştir.

 

 

Mimari özellikleri:

Çünkü Ortaçağ mimari özellikleri vardır. Yapının her iki cephesinde, kabartma bitki motifi bezeli kesme taşlar vardır.

Yapı mimari açıdan güzeldir, akustiği mükemmeldir.

Kubbeyle örtülü kısım, kilisenin asıl bölümünü oluşturur ve bu ana mekana yanlarından  dört adet haç kolu bulunur. Kubbe, iç kısmı plasterlerle donatılmış duvar köşelerine oturmaktadır. 

Apsis yarım daire şeklindedir. 

Kare mekanlı mekandan kubbeye geçip tromplarla sağlanmıştır. 

Batı kolunda bir galeri vardır. 

Kilisenin iki girişi vardır. (Güneyden ve batıdan)

Yapının cepheleri, ağırlıklı olarak arkatlardan oluşur. Yani gösterişli bir şekilde süslenmiştir. Süslü çerçeveli pencereler, başlık süslemeleriyle son bulur. 

Yapının yapısal bölümleri hariç, iç duvarlar kaba yontulmuş taşlarla inşa edilmiştir. Duvar resimlerinin izleri küçük parçalar halinde günümüze ulaşmıştır. 

Taşların dizim şeklinden, pencerelere, kubbelerin şekline kadar çok detaylı yapılmıştır.

Ancak bakımsız, bir yandan da define avcıları hasar vermişler.

Manastır yapısının içindeki gizli geçitler, Bulanık deresine uzanır.

Fakat bu geçitlerin birçoğu zarar görmüş olup günümüzde harap haldedir.

Manastırdan günümüze sadece kilise bölümü kalmıştır.

Ama özellikle yabancı turistler tarafından yoğun ziyaret edilir.

Özellikle Gürcüler, burada hala mum yapık ayin yapıyorlar.

Ancak yazının başında da belirttiğim gibi, herhangi bir güvenlik önlemi yok, kilisenin çevresinde dolaşırken oldukça dikkatli olmanız lazım, çünkü uçuruma düşme ve de kiliseden taş düşme durumu olabilir.

Ardanuç Yeni Rabat Kalesi
YENİ RABAT KALESİ:

Kale, köyün merkezinin 2.2 km kuzeybatısında, derinin sağ kıyısında, yolun üstündeki bir tepededir. 

Rabat kalesi ya da Yeni Rabat Kalesi, orta büyüklükte bir yapıdır ve iki kulesi vardır. Kalenin ölçüleri 49 x 25 metredir. Çevresinde bir yerleşme yoktur. 

 

 

Ardanuç Çuruspil Yaylası
 

 

ÇURUSPİL YAYLASI

İlçe merkezine 19.7 km uzaklıkta, Konaklı köyündedir. Yol, yaklaşık 1 saat sürüyor. Yaylanın bulunduğu ovanın dört tarafı ormanlarla çevrilidir. Yaylanın rakımı 1800 metredir.

İlçe merkezinden buraya ulaşım kolaydır, temiz havası, serin suları ile yöre insanının vazgeçilmek piknik alanıdır.

Çam ormanlarının bir çanak gibi orta yerinde, otlar ve rengarenk çiçeklerle bezeli geniş çayırlıktır.

Ardanuç Çuruspil Yaylası Efkari Aşıklar Şenliği ve Karakucak Güreş Festivali
 

Çuruspil Efkari Aşıklar Şenliği ve Karakucak Güreş Festivali

Her yıl Çuruspil yaylasında, 23-24 Temmuz tarihlerinde düzenlenir. Festival, 327 metre çevre uzunluğu olan Çuruspil Gölü ve gölü çevreleyen irili ufaklı göllere ev sahipliği yapan yaylada düzenleniyor. 

Festivalin amacı: Ardanuç halkının kaynaşmasını sağlamak, Ardanuç ilçesinin tanıtımını yapmaktır.

Bu festivalde, bu çayırlık alana çadırlar kuruluyor. 

Tahta platform kuruluyor, davullar çalıyor, yağlı güreşler yapılıyor, akşam ise aşıklar sazlarıyla şölene devam ediyorlar.

Ardanuç Cehennem Deresi Kanyonu
 

CEHENNEM DERESİ KANYONU

İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Artvin-Ardanuç karayolunun 25’nci kilometresindedir.

500 metre uzunluğunda ve 70 metre genişliğindedir. Kanyonun derinliği ise 180 metredir.

Kanyonun ortasından büyük bir dere akıyor, derenin hemen yanından asfalt yol gidiyor. Ülkemizin sayılı kanyonlarından olan Cehennem deresi kanyonu, ilginç doğal yapısı ile ilgi çeker.

Doğal ve labirent gibi bir ortamda, sürekli yokuş çıkılıyor.

Daralan yani tek kişinin bile zor sığacağı yollardan geçeceksiniz.

Taşlı patika yollardan ilerleyeceksiniz. Yükseklik giderek artıyor ve manzara da değişiyor.

Dünyanın 2’nci en derin kanyonu deniliyor. (Amerika-Arizona kanyonundan sonra)

Yani, kanyon çok büyük ve yüksek, sadece ufak bir kısmında yürüyüş yapılıyor, diğer kısımları için profesyonel olmak gerekiyor.

Ardanuç Cehennem Deresi Kanyonu
 

Son bir not: herhangi bir güvenlik önlemi alınmadığından, kanyonun duvarlarında bir sürü saçma sapan yazılar var, yollar ve kanyon bölgesi kirli, bilgilendirici veya yol gösterici tabela yok. 

Kanyon girişi ücretsiz, park yeri var ve güzel de bir kafe yapmışlar. Tepede seyir yeri de var. 

Son bir not: duyduğuma göre, buraya cam köprü yapılacakmış.

Hatta, bu cam köprünün Japonya’dan sonra dünyanın ikinci en uzun cam köprüsü olacağı söyleniyor.

Köprünün uzunluğu 83 metre ve genişliği 2.5 metre olacakmış.

Umarım bu güzellikleri bir gün hep birlikte görürüz.

Ardanuç Balkayası
 

BALKAYASI

Gulica köyüne giderken, Bulanık, Zekeriye ve Güllice köyleri yolu üstündedir. İlçe merkezine 14 km uzaklıktadır.

Gulica köyü, Klarceti bölgesindeki yerleşmelerden biridir. ADI 1925 yılında Ballı olarak değiştirilmiştir. 

Gulica köyündeki mağaralar Balkayası olarak isimlendirilir. 

Köyün 2 km kuzeyinde, Ardanuç çayının sağ kıyısındaki dik bir kayada, yerden yaklaşık 30 metre yükseklikteki doğal bir mağaradır. Mağaranın kuzeyinde, kaya çatlağında, muhtemelen mağaraya ulaşmak için kullanılan ahşap bir çatkı bulunmaktadır. Köylüler bu kayayı “Balkaya”olarak adlandırmaktadır.

Evet burası 1 km uzunluğunda ve 300 metre yüksekliğinde bir kayalıktır. Bilinmeyen zamanlarda, bu kayaya oyulmuş yapı, dağların korumasında bir sır olarak duruyor. Bölgedeki papazların dünyadan uzaklaşıp Tanrıya daha yakın olmak için burada inzivaya çekildiklerine inanılırdı. Diğer bir görüşe göre ise, bu yerin arı kovanları için yapıldığını, arıcıların yükseklerden topladıkları balı sakladıkları bir yer olduğu düşünülür. Ama en eski söylentiye göre, bu yapı bir mezarlıktır. Krallara ya da kutsal bir kişiye ait olabileceği konuşulurdu. Kimse, gerçeği kesin olarak bilmiyor. 

Burası ile ilgili anlatılan bir efsane var.

Buraya yakın Karsevan Kalesinde “Kar” isimli bir delikanlı yaşarmış. Kalenin karşısında Bulanık köyü sınırları içinde kalan Balkayasında da “Şirin” adlı bir kız otururmuş. Kale ile kaya arasında, Bulanık deresi geçmektedir. Söylentiye göre o zaman burası denizmiş. Karşıdan karşıya geçmek olanaksızmış.

Kız karşıda cecim dokur, delikanlı kalede saz çalarmış.

Ardanuç Balkayası
 

Kızla delikanlı birbirlerinin karşıdan görerek aşık olurlar. Ancak bir türlü kavuşamazlar. Bir söylentiye göre de kızın babası kızı Kar’a vermemiş, onun için kavuşamamışlardır.

Yine başka bir söylentiye göre, Balkayasında, Demir kapı civarına çıkan bir tünel varmış. Şirin ile Kar, tünelin çıkışında buluşarak kaçmaya karar verirler. Ancak Şirin çıkışa geldiğinde, tünelin çıkışında demirden bir kapı olduğunu görür ve kapıyı açamaz.

Bölgenin isminin de bu yüzden “Demir Kapı” olduğu söylenir.

Ardanuç Aydıköy-Danzot
 

AYDINKÖY-DANZOT

İlçenin en büyük köyüdür. İl merkezine 53 km ve ilçe merkezine 18 km uzaklıktadır.

Köyün eski ismi “Danzot” (Tanzot olarak da geçer) köyüdür. Tanzot ismi Ermenicede “armutlu” anlamına gelen bir yer adıdır. 

Köydeki mahallelerin rakımları, 700 metre ile 1600 metre arasında değişik, 1900 metre yükseklikte yaylaları vardır.

Geniş arazi yapısı, dağınık mahalleleri ve mezraları, iki ayrı yaylası ve çevre köyleriyle oldukça büyük bir yerleşim yeridir.

Yüzyıllardır değişik kültürlere ev sahipliği yapan Aydınköy’de: tarihi bir kale, mezarlar, kilise, cami, taş yapı dükkanlar, çeşme ve tarihi ahşap evler görülmeye değerdir.

 

AYDIN KÖYÜ KALESİ:

Şimdiye kadar kitabesi bulunmayan Aydın Köyü Kalesi, Ardanuç ilçesinin güneyinde, ilçe merkezine 18 km uzaklıkta bulunan köyün hemen yakınındaki vadi içerisinde bulunan ana kayanın üzerine muhtemelen küçük bir karakol amaçlı kale olarak kurulmuştur. 

Kalenin moloz taşla inşa edildiğini, kuzeydoğu sur duvarı üzerinde giriş kapısının yer aldığı ve surların bir kısmının sağlam olup 0.70 metre kalınlığındadır.

Kale moloz taş kullanılarak yapılmıştır ve ölçüleri 20 x 10 metredir. 

Söz konusu kalenin iç kısmının doğu yüzünde de bir sarnıç bulunmaktadır. Kale üzerinde yapılan araştırmalara göre, Bağratlılar tarafından inşa edildiği düşünülür. 

Yapı günümüzde büyük ölçüde harap durumdadır. 

KUTLU KÖYÜ KALESİ:

Şimdiye kadar söz konusu kalenin kitabesi bulunmadığı için kalenin inşa tarihi hakkında bilgi yoktur. Kale üzerindeki araştırmalara göre, kalenin tarihi saptamak söz konusu olmamıştır. 

Evet Kutlu köyü, ilçe merkezinin kuzeyinde Şavşat ilçe sınırına yakın bir arazide ve ilçe merkezine 30 km uzaklıktadır. 

Kalen, takribi köyden yaya olarak 45 dakika mesafede, Barlar Mahallesi içinde düz arazide kurulmuştur.

Kalenin ölçüleri 65 x 38 metredir. Doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kuzey ve doğu cephelerinde ana giriş kapısı mevcuttur.

İç mekanın tamamen bozuk olan kalenin sur duvarlarının bir kısmının ayakta kaldığı ve sur duvar kalınlıklarının 2.50 m ye kadar vardığı, 2.00 x 1.45 metre ölçüsüne varan ebatlarda özgün blok taşların duvar örgüsünde kullanıldığı tespit edilmiştir. 

Bölgedeki seramik kalıntıları ve obsidiyen parçaları, bu alanda çok eski bir yerleşmenin varlığına işaret etmektedir. 

 

 

 

Şavşat tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Amasya Suluova

Amasya Suluova
 

 

ULAŞIM

Amasya Suluova: İl merkezi Amasya’ya 25 km uzaklıktadır. Suluova: Samsun arası 100 km, Ankara arası 335 km, Göynücek arası 60 km, Gümüşhacıköy arası 47 km, Merzifon arası 18 km ve Hamamözü arası 65 km. dir.

Amasya Suluova
 

 

GENEL

Suluova ilçesi, Orta ve Doğu Karadeniz bölgesi, Samsun’dan başlayıp Suluova’da biten bir geçitler dizisiyle Batı’ya ulaşır.

Aynı zamanda, İran’a kadar devam eden eski kervan yolu ve şimdiki E-80 uluslararası transit karayolu buradan geçer. İlçenin rakımı 510 metredir.

İlçenin üç tarafı yüksek olmayan dağlarla çevrilidir. En yüksek dağı Akdağ’dır ve 2044 metre yüksekliktedir. İlçenin tek akarsuyu Tersakan ırmağıdır. Kaynağı Ladik gölüdür.

Teksakan ırmağından Yedikır göletine kanallarla su taşınır. İlçede İç Anadolu karasal iklimi ve Karadeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi hakimdir. Kar yağışı ender görülür.

Yıllık sıcaklık ortalaması 12 derecedir. Akdağ eteklerinde başlayan bitki örtüsü, yüksek bölümlerde ormanlarla devam eder. Başlıca geçim kaynakları: hayvancılık, soğan, şeker pancarı ve kömür madenleridir.

İlçede Amasya Şeker Fabrikasının devreye girmesiyle tarım başlamış ve gelişmiştir. Üretilen şeker pancarının tamamı, İlçedeki şeker fabrikasında işlenir.

 

TARİHİ

Yapılan araştırmalara göre, Suluova yöresinin tarihi, MÖ 2000’li yıllara kadar devam etmektedir. Doğukent mahallesinde bulunan kümbette yapılan arkeolojik araştırmalarda, buradan çıkan tuğla ve taş parçaları, yörenin geçmişinin kalkolitik çağ Hititlere kadar gittiğini kanıtlamıştır.

MÖ 2000’li yıllarda Amasya’nın kurucusu Amazonlardan Amashan’dır. Yöre, Hittiler, Lidyalılar, Persler, Roma, Bizans ve Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır.

Bizans döneminde, Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan ve Melik Danışment Gazi, Arguma yani Suluova mevkiinde, 1101 yılında Haçlı ordusu ile savaşırlar ve haçlıları yenerler.

Bunun üzerine Bizanslılar yeni bir ordu hazırlamışlar ve Trabzon’a çıkarak oradan Anadolu’nun içlerine ilerlemeye başlamışlardır. Haçlı ordusu bölgede büyük tahribat yapmış, taş taş üstünde bırakmamıştır.

Selçuklu döneminde, Amasya ve çevresi büyük imar görür. Selçuklulardan sonra Türk göçmenler bölgeye yerleşir. Bunların bir kısmı Arguma yani Suluova çevresindeki köylere yerleştirilir.

Suluova, Osmanlı devletinde, askeri birlik olan Yeniçerilerin kurulduğu ve adının verildiği yer olarak tarihe geçmiştir. “1326 yılında Saluca Karahöyük Kümbettepe’de Hacı Bektaş-ı Veli, çadırında kalırken, Osmanlı devletinin 2’nci Sultanı Orhan Gazi, bir gurup yeni askerle gelir, Hacı Bektaş-ı Veli’nin elini öper.

Ona yeni kurduğu askerleri gösterir ve onlara isim koymasını ister. Hacı Bektaş-ı Veli askerlerin “Yeniçeri” ismini almasını söyler ve onlara dua eder. Orhan Gazi, Hacı Bektaş-ı Veli’nin elini öperek Yeniçerilerle birlikte Bursa’ya geri döner.”

Eskiden Alevi adı ile anılan bir köy olan Suluova, 1902 yılında “Sulca” adı ile nahiye olur. Bundan sonra nüfusu hızla artar ve 1954 yılında Şeker Fabrikası yapılmasından sonra, 1957 yılında “Suluova” ismini almış ve ilçe olmuştur.

Önceler bataklık ve sulak bir yer ova olan bölge, 6-7 aileyi geçmeyen bir topluluk otururmuş. Bataklıkların zamanla kurutulması ve Şeker Fabrikasının yapılmasıyla, bataklık olarak bilinen yerler tarım ve yerleşime açılmış, nüfus artmış ve ilçe hızla gelişmiştir.

 

ATATÜRK VE SULUOVA

Mustafa Kemal Atatürk, 23 Mayıs 1919 tarihinde Havza’ya ve ardından 12 Haziran 1919 Perşembe günü, saat 10.00 civarında Amasya’ya hareket eder.

Ancak yollar çok bakımsız ve bozuktur. Atatürk’ün arabası, Hacı Hayta mahallesindeki Hanlar civarında, arıza yapar, su kaynatır.

Atatürk arabadan iner, şoförüne arabanın bakımını yapmasını söyler, yanında bulananlarla birlikte yürümeye başlar. Atatürk ve yanındakiler, tozlu ve bozuk yollarda, ramazan gününde bunaltıcı sıcağa rağmen, heyecan ve ümit içinde “Dağ Başını Duman Almış” marşısın ilk defa burada söylerler. Bu marş, daha sonra gençlik marşı olmuştur.

 

NE YENİR

Buralara yolunuz düşerse: keşkek, baklalı dolma, cızlak ve haşhaş çöreği yemenizi öneririm.

Suluova 1 Eylül Şenlikleri

1 EYLÜL ŞENLİKLERİ

1 Eylül 1957 tarihinde ilçe olan Suluova, bu kuruluş gününü geleneksel festival olarak kutlamaktadır.

6 gün süren şenliklerde: sünnet şöleni, karakucak güreşleri, çeşitli yöresel yarışmalar, müzik eğlence programları vardır.

Amasya Suluova
 

GEZİLECEK YERLER

Suluova Kent Parkı

SULUOVA KENT PARKI:

Suluova ilçe merkezinde yürüyerek veya araçla kolayca ulaşılır. Geniş çimenlik alanlar, ağaçlık bölgeler ve dinlenme alanları mevcuttur. Açık hava spor aletleri ve yürüyüş parkurları bulunur. Dinlenme alanlarında banklar ve gölgeli oturma alanları vardır. Ayrıca, açık hava etkinlikleri ve sosyal organizasyonlar için uygun alanlar tesis edilmiştir. 


Suluova Tersakan Çayı Kıyısı

TERSAKAN ÇAYI KIYISI:

Türkiye’nin tersine akan tek akarsuyu olarak bilinir. Çayın kenarında yürüyüş yolları, küçük oturma alanları ve çay bahçeleri bulunuyor. 

Ancak son yıllarda yaşanan kirlilik nedeniyle çayın kıyısı, çevre sakinleri için ciddi bir sorun haline gelmiştir.  Kıyıdaki kirlilik özellikle Göllü Bağları Mahallesi sakinlerini olumsuz etkilemektedir.

Suyun rengi artan kirlilik nedeniyle siyaha dönüşmüş, köpürme ve kötü koku gibi sorunlar yaşanmaktadır. 

Evet, bölge sakinleri tersakan çayının temizlenmesi ve çevre sorunlarının giderilmesi için çözüm beklemektedirler. 




Suluova Hakala-Kağla-Kağala
 

HAKALA-KAĞLA-KAĞALA

Yolpınar köyündedir. Amasya il merkezine 16 km ve Suluova ilçe merkezine 12 km uzaklıktadır. 

Köyün bilinen en eski ismi “Hakala ve Kağala” dır.

Bu isim 1520 tarihli Tapu Tahrir Defterlerinde yazılıdır. 1402 yılında yapılan Ankara Savaşından sonra, Sultan Beyazıt’ın esir alınması sonucunda, devlet başsız kalmış, ülkede kargaşa çıkmıştır.

Çelebi Mehmet durumun kötülüğünü görerek, Amasya’da beklemenin yararlı olduğunu düşünmüştür.

Tam bu sırada ise, sınır boylarında bulunan Türkmenlerden, Kara Devletşah, Timur’un yanına çıkmış ve onun mührünü taşıyan buyruk ile, Osmanlı topraklarına saldırmak üzere, adamlarıyla birlikte, Amasya civarındaki Kağala denilen yerde konakladığını öğrenir.

Çelebi Mehmet askerlerini toplar ve Kağala’ya gelir. Daha savaşın başında, Kara Devletşah ölür.

Başsız kalan adamları dağılarak mağlup olurlar ve savaş biter. Çelebi Mehmet Amasya kalesine yerleşir ve Osmanlı devletinin tekrar toparlanmasına çalışır.

Yani, Hakala köyü, bir anlamda Osmanlının tekrar toparlanması için bir başlangıç olmuştur.

Kara Devletşah’ın askerleriyle birlikte Hakala köyünü seçme sebebi, Hakala yöresinin gelişmişliğini gösterir.

Köyün ismi, Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde “Kağla” olarak geçer. Cumhuriyet döneminde ise, köyün ismi “Yolpınar” olarak değiştirilmiştir.

Evet, bugün Yolpınar köyünde bulunan tarihi yapılar şunlardır:

Suluova Es Seyyid Necmeddin Yahya Hazretleri Türbesi

Es-seyyid Necmeddin Yahya Hazretleri

Din bilginidir. 14’ncü yüzyılda yaşamıştır. Burada bir zamanlar büyük bir zaviye binası yaptırmıştır.(yok olmuştur, günümüze kalmamıştır.)

Kendisinin türbesi, halen köyün batısındaki eski mezarlık içindedir. Türbe binasında birçok ilave ve yersiz onarımlar sonucu görüntüsü değişmiştir. Türbe sonradan yapılan bazı ilavelerle dış görünüş olarak eski esere benzetilemiyorsa da iç kısmı, türbe içindeki ahşap sandukaları ve mimari detayları tetkik edildiğinde, inşa edildiği zamana ait pek çok özellikler taşıdığı görülür. 

2 katlıdır. Türbe içindeki ahşap sandukalar ve mimari detaylar ilgi çeker.

2 sanduka vardır. Biri küçük diğeri ise büyük olup ikişer kademelidir.

Ahşap sandukanın ayak ucundaki kitabede 1369-1370 yılları görülür. Türbe çevresindeki mezarlıkta, sağa sola devrilmiş 15’nci yüzyıla ait mezar taşları görülür.

Suluova Kasım Bey Medresesi

Kasım Bey Medresesi ve Hamam

Kasım Bey tarafından yaptırılmıştır. Köyün doğusunda ve yüksekçe bir yerdedir. Medresenin kitabesi yoktur.

Yapı büyük dershaneli, geniş hücreli ve kâgir olarak inşa edilmiştir.

Bugün bir kısmı görülmektedir.

Medresede toplam 23 oda olduğu, 11 odasının alt katta, 12 odasının üst katta bulunmaktadır. Avlu kısmında merkezi havuz ve çeşme sistemi mevcuttur. Taş kapıdan giriş sonrasında bir hol yer almakta, holün karşısında baş müderris odası konumlanmış durumdadır. Kapıların yüksekliği düşük tutulmuş, bu düzenlemenin öğrencilerin hocalarının huzuruna girerken saygı ifadesi olarak başlarını eğmelerini sağlamak amacıyla olduğu düşünülür.  

Medrese, Amasya’da bulunan medreseler arasında oldukça meşhurdur.

Bu medresenin müderrisleri önceleri köyde ikamet ederlerdi.

Sonra Amasya’dan tayin edilen müderrisler köyde oturmamıştır. Şeyh Mahmut Efendi, çeşitli aralıklarla 1711 yılına kadar üç defa bu medresede görev yapmıştır.

Bu medreseden büyük alimler yetiştiği söyleniyor.

Evet medrese günümüzde ayakta kalmış durumdadır ve ziyaret edilebilir. 

 

Tek Hamam:

Hamam ise, köyün güney yönünde, Apaydın çiftliğinin hudutları içindedir. Hamamın Kasım Bey tarafından 1463-64 yıllarında yaptırıldığına dair kayıt bulunmaktadır. Ancak bu bilgi kesin değildir. Hamamın mimari üslubu 15’nci yüzyıla tarihlenir. 

1975 yılında hamam saman deposu olarak kullanılıyordu.

Tek hamam olarak inşa edilmiş olan eserin dış duvarları sıralı moloz taşla yapılmıştır. 

Hamamın soyunma yeri tamamen yıkılmış olup, ılıklık ve sıcaklık bölümleri ile su deposundan meydana gelmektedir.

 

Yolpınar Cami

Mirza bey tarafından yaptırılmıştır. Ancak bu cami, 1970’li yıllarda köylü tarafından yıkılarak yerine betonarme cami yapılmıştır.

Suluova Kapaklı Orman Fidanlığı ve Dinlenme Tesisi

KAPAKLI ORMAN FİDANLIĞI VE DİNLENME TESİSLERİ

Akdağ eteklerindedir ve ilçe merkezine 15 km mesafededir. Çaltepe-Kapaklı mevkiindedir. 

Bölge Akdağ eteklerinde 1000 metre yüksekliktedir. 42 hektarlık alanı kaplar.

Meşe ve karaçam ağaçlarından oluşan orman hakimdir.

Piknik alanı, çam ağaçları arasındadır ve özellikle yaz döneminde oldukça serindir.

Fidanlık, 1965 yılından bu yana bölgenin ağaçlandırılması için fidan üretimi ve bakımı yapmaktadır. 

 

Suluova Gani Baba Türbesi ve Piknik Alanı
 

GANİ BABA TÜRBESİ VE PİKNİK ALANI

İlçe merkezine 10 km uzaklıkta bulunan Saygılı Mahallesindedir. Amasya şehir merkezine 25 km uzaklıktadır. 

Piknik alanında, Horasan’dan Anadolu’ya gelen Gazi Derviş Abdülgani El Halvea’nın kabri vardır. Burada savaşırken şehit düşmüştür. Gani adı ile anılır.

Türbe üzeri açık basit bir mermer mezardır. Tersekan çayı ve türbenin yanında bulunan ve çam ağaçları ile kaplı geniş alan, düzenlenerek halka açık piknik alanı haline getirilmiştir.

 

 

Suluova Sekoya Ağacı
 

SEKOYA AĞACI

Dünyada sadece Amerika’da Kalifornia bölgesinde Sierra Nevada dağlarında bulunurlar.

Bu ağaçlar, dünyanın en yaşlı ve en uzun boylu ağaçları olarak tanınır.

Bunlar 5-10 bin yıl yaşarlar ve boyları 100 ile 140 metre arasında değişir. Son derece yavaş büyüyen bir ağaç olsa da sekoya ağaçları bulunduğu iklimin etkilerini değiştirebilecek özelliklere sahiptir. Bu nedenle bulunduğu bölgeye çok kısa sürede adapte olabilir. 

Toplu iğne başı kadar bir tohumdan büyürler. Boyunun 120 metreye kadar ulaşacağı söylenir. 

II. Dünya savaşından sonra, San Fransisco şehrinde yapılan Birleşmiş Milletler toplantısında, üye devletlere, barışın uzun süreli olmasını sembolize etmesi için sekoya tohumları hediye edilmiştir.

Türk heyetine hediye edilen tohumlardan, fidan üretilerek ülkenin çeşitli yerlerine gönderilmiştir.

Türkiye’ye getirilen fidandan üretilen tohumlar, ülkenin çeşitli bölgelerine dağıtılırken, 1963 yılında Suluova Belediye Başkanlığı ve Kaymakamlığı görevini birlikte yürüten Sami Türkkonmaz tarafından Suluova Belediye Parkına dikilmiştir. Bu ağacın boyu, günümüzde 14 metre, çevresi ise 2.5 metredir.

Ağacın gövde kabuğu yumuşak ve çam ağacı gibi iğne yapraklıdır. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmez, Sekoya ormanında yangınlar ağaçların içinde olup biter. 

Suluova’daki bu ağacın çevresi demir parmaklıklarla çevrilidir. Ağaç ile ilgili bilgiler bir tabelaya yazılarak ziyaretçilere sunuluyor.

 

Suluova Derinöz Barajı
 

DERİNÖZ BARAJI

Derinöz çayı üzerindedir ve 2003 yılında tamamlanmıştır.

Baraj gölü kıyısında, çam ağaçlarının altında çok güzel piknik masaları bulunmakta ve yöre halkı buraya yoğun olarak piknik yapmaya gelmektedir.

Suluova Yedikır Barajı-Yedi Kuğular Kuş Cenneti
 

YEDİKIR BARAJI-YEDİKUĞULAR KUŞ CENNETİ

İlçe merkezine 8 km uzaklıktadır. İl merkezine 35 km ve Merzifon’a 12 km uzaklıktadır.

Buradaki alanın düzenlenmesine 1979 yılında başlanmış ve 1986 yılında bitirilmiştir. Sulama amacıyla inşa edilmiş küçük bir baraj gölüdür. Baraj suları: Yeşilırmak nehrinin bir kolu olan Tersakan çayından bir kanal ile taşınarak alanda depolanır. 

Göl çevresindeki yürüyüş parkuru, Devlet Su İşleri Sosyal Tesisi, balık üretim merkezi ve amatör balık avcılığı için uygun olması nedeniyle, bölge için önemli bir piknik alanıdır. 

Kuzeydoğusunda kalan arazi çam türleriyle ağaçlandırılmıştır. Gölün etrafında tarım alanları, ağaçlandırma sahası, küçük bir havaalanı ve bir balık çiftliği bulunur. 

Balık çiftliği: DSİ tarafından işletilir. Burada üretilen sazan balığı yavruları, Karadeniz bölgesindeki baraj ve göletlere atılarak balıklandırma çalışmaları yapılmaktadır.

Suluova Yedikır Barajı-Yedi Kuğular Kuş Cenneti

Kuşların göç yolu üzerinde olan bu göl, kış aylarında kuşların doğal yaşam alanıdır. Burada 34 çeşit kuş tespit edilmiştir. Bu kuşlar arasında bulunanlar: çamurcun, yeşilbaş ve büyük karabaş martısı, kuğu, yabankazı, yabanördeği, angut, karabatak ve balıkçıldır.

Yedikır’ın en önemli özelliklerinden biri de pelikanların ülkemizdeki üreme sahalarından birine sahip olmasıdır. Bundan dolayı da ortada ada şeklindeki yer “Pelikan Adası” olarak da anılmaktadır. 

Gölün çevresi ise mesire yeri olarak kullanılır. Ayrıca, burası Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1989 yılında, 1. Derece Doğal Sit alanı olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

 

 

Merzifon tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Amasya tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Ağrı Hamur

Ağrı Hamur
 

ULAŞIM

İl merkezine 12 km uzaklıktadır. İl merkezine bu kadar yakın olması nedeniyle, ilçe merkezi gelişememiştir, özellikle köylerde birçok işler için Ağrı il merkezine gidilir.

TARİHİ

Yörede birçok uygarlık egemenlik kurmuştur.

1502 yılında bölgede Safaviler hakimiyet kurar. Şahismail buraya Pozuklu oymağını yerleştirir. 1478 yılında başlayan Osmanlı-Safavi savaşları sırasında Van Beylerbeyi Köse Hüsrev Paşa’ya bağlı eyalet askerleri, Pozuklu boyu ve bunları koruyan İran güçlerini kovarak 1578 yılında Hamur yöresini Osmanlı topraklarına kazandırırlar.

Bölge 1915 yılında Rus işgaline uğrar. 14 Nisan 1918 tarihinde işgalden kurtarılır. 1927 yılında Ağrı’ya bağlanır ve 1958 yılında ilçe olur.

Hamur

GENEL

Ağrı ilinin en genç ve en küçük ilçesidir. İlçenin diğer ismi “Havaran” dır.

Aladağlar silsilesinin etekleriyle Murat vadisi üstünde kurulmuştur. Arazinin % 65 bölümü dağlıktır.

Denizden yükseklik 1675 metredir. Karasal iklim hakimdir. Kışlar çok şiddetli geçer. Yazın gür otlaklar oluşur ve bu gür otlaklarda hayvancılık yapılır.

Hamur

NE YENİR

Bu yöreye yolunuz düşerse, ayran aşı, keşkek, bişi, kete, otlu peynir, çökelek tatmalısınız.

 

GEZİLECEK YERLER

Hamur Kalesi-Havaran Kalesi
 

HAMUR KALESİ-HAVARAN KALESİ

İlçe merkezinin kuzeyinde Hamur deresi 100 metre yukarısındadır.

Yalçın kayalar üzerindeki geniş bir düzlükte inşa edilmiştir.  

Kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

Ancak konumu ve mimari özellikleri dikkate alındığında, yapımı Urartulara kadar gitmektedir.

17’nci yüzyıl ortalarında bölgeyi gezen Evliya Çelebi, yazılarından anlaşıldığına göre: bölge: 14’ncü yüzyıl boyunca Karakoyunlular ve Akkoyunlular arasında sürekli el değiştirdiğinden Hamur kalesinin bölgedeki diğer birçok kale gibi, Akkoyunlular tarafından onarılarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Kale sınırda olduğu için, Osmanlı döneminde de sık sık baskınlara ve savaşlara maruz kalmıştır. Bu yüzden, zaman ilerlediğinde eski önemini yitirmiş ve sadece bir sınır gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.

İmparatorluğun son dönemlerinde ise, bölgede türeyen ayanların şatosu olmuştur. Osmanlı-Rus savaşları ve I. Dünya savaşında ise tamamen tahrip olmuştur.

Özellikle dış surları tamamen yok olmuştur. Çünkü kalenin düzgün kesme taşları, daha sonra bölge halkı tarafından sökülerek başka yapılarda kullanılmıştır.

Günümüzde, sadece iç kaleye ait bazı yerler ve duvar kalıntıları görülmektedir.

Selçuklu dönemi yapısı olduğu anlaşılmaktadır. Kalenin büyük kısmı doğa koşulları ve kazak kazılar sonucu tahrip olmuştur.

Hamur Sürmeli Mehmet/İbrahim Paşa Kümbeti
 

SÜRMELİ MEHMET/İBRAHİM PAŞA KÜMBETİ

İlçe merkezinin kuzeydoğusunda, ilçenin kurulduğu vadiye hakim mezarlığın ortasındadır. Ağrı-Van karayoluna 250 metre uzaklıktadır.

Türk-İslam türbe mimarisinden farklı bir tarzda inşa edilen yapı, uzaktan bakıldığında sanduka görünümü verir. Bahar mevsiminde, kümbetin çatısında otlar çıkar ve değişik bir görüntü oluşur.

Yapının kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Çünkü yapının giriş kapısı üzerinde bulunan kitabe, sonradan tahrip edilmiştir.

Ancak tahrip edilen rakamların izleri incelendiğinde, yapının muhtemelen 1812-1813 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.

Ancak yörede; Doğubayazıt’ta bulunan İshakpaşa sarayının hamisi İshak Paşa’nın torunlarından Mir İbrahim Paşa’nın türbeyi çok sevdiği ölen çocukları için yaptırdığı söyleniyor.

Kümbetin içinde İbrahim Paşa’nın kardeşi, kardeşi Yusuf Bey’in kızı, oğlu ve eşi’nin mezarları bulunur.

Zaten yapı incelendiğinde, İshak Paşa sarayı ile malzeme benzerliği görülür. Bu taşların İshak Paşa sarayında olduğu gibi Yukarı Ağadere köyünden getirildiği söyleniyor.

Yapının tamamda düzgün kesme taş kullanılmıştır.

Kümbet: 11.50 x 4.70 metre boyutlarında, dikdörtgendir. İçi: asıl mezar odası ve giriş avlusundan oluşur.

Yapıya: güneydoğu köşede bulunan, sivri kemerli eyvan türü bir taç kapıdan girilir.

Giriş avlusunda bir ve asıl mezar odasında dört tane pencere vardır.

Yapının içinde mezar odası ve dört mezar tamamen tahrip edilmiştir. Sadece birkaç taş kalmıştır. Mezar taşı süslemeleri, Selçuklu ve Osmanlı etkileri taşır.

1915 yılında Rus işgali sırasında kümbetin tepesine isabet eden top gülleri, hasar yaratmıştır.

Hamur Deresi

HAMUR MAĞARASI VE HAMUR DERESİ:

Hamur Mağarası, Hamur deresi kıyısındadır. Urartular dönemine ait kalıntıları barındırdığı düşünülen bir yapıdır. Mağara 100 kişiyi alabilecek büyüklüktedir.

Burayı ziyaret ederseniz, mağara içindeki ilginç oluşumları görebilirsiniz. 

Hamur deresine gelince: Murat nehrinin Hamur ile Tutak arasında aktığı Hamur deresi, doğal güzelliklere sahiptir. 

hamur deresinde yer yer çağlayanlar bulunmakta olup, dere kenarında piknik yapılabilecek yerler bulunur, ayrıca balık tutmak ta mümkündür.

 

Hamur Karlıca Köyü
 

KARLICA KÖYÜ

Köy ilçe merkezine 24 km uzaklıktadır. Köyün eski ismi “Şoşik” dir. 

Köy, Ermeni göçü sırasında Ermeniler tarafından terk edilmiştir.

Köyde çok fazla sayıda tarihi ve turistik yapı olmasına rağmen tanıtım eksikliği nedeniyle turist çekememektedir.

Öte yandan, ulaşım da aşırı zordur. Özellikle kış günlerinde ilçe merkezi ve il merkeziyle bağlantısı kesilir.

Hamur Karlıca Şoşik Kalesi
 

 

Karlıca/Şoşik Kalesi

Kale, Hamur ilçe merkezinin doğusundadır ve ismini Aladağ’ın uzantısı olan Şoşik dağından alır. Hamur ilçe merkezine 34 km uzaklıktadır.

Köye hakim kayalık bir konum üzerindedir.

Kalenin üç tarafı uçurumla çevrilidir.

Yapım tarihi ve yaptıranlarla ilgili bilgi yoktur ancak mimari stil olarak Urartu kalelerinde rastlanılan ve kutsal alana çıkışı sağlayan, kayaların kesilmesiyle yapılmış üç basamaklı merdiven ve kaya çanakları, Doğu Anadolu’daki diğer Urartu kaleleriyle benzerlik gösterir.

17’nci yüzyılda bölgeye gelen Evliya Çelebi, yazılarında, bölgedeki diğer kaleler gibi, bu kaleyi de Akkoyonlu hükümdarı Uzun Hasan oğlu Ziyaüddin’e mal eder.

Kalenin dibinde, kayalara oyularak yapılmış bir kör kuyu vardır. Burada kalenin zindanı bulunmaktadır. Doğuda ise su kulesi bulunur. Kalenin alt kısmında, bir de ibadethane vardır.

Kaleye çıkmak için blok taşlardan yapılmış basamaklar vardır.

Asıl kale: 10 x 20 metre ebatlarında olup, çevresi doğal kayalardan da yararlanılarak dış sur duvarları ile çevrilmiştir.

Ancak günümüzde bu dış sur duvarları harap durumdadır, batı yönünde ise birer metre genişlikte, iki burç kalıntısı günümüze ulaşmıştır. Ayrıca kalenin hamam kısmı da yıkılmadan günümüze ulaşmıştır.

Kale 1’nci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır, ancak koruma altına alınıncaya kadar çok sayıda kaçak kazı ve tahribat yapılmış olup izleri görülmektedir.

Soşik Kız Kalesi

Soşik kalesine 2 km uzaklıktaki bu kale, Soşik kalesinin beyi tarafından kızı için yaptırılmıştır. Kaleye hakim bir konumdadır, moloz taşların biriktirilmesiyle yapılmıştır. Yaklaşık 2-2.5 metre yükseklikte ve 5 metre çapındadır. 

Ancak kaleden günümüze sadece duvar harabeleri kalmıştır.

 

 Şosik Kaynağı

Bu su kaynağı özellikle böbrek hastalarının çok yoğun ziyaret ettiği bir yerdir. Böbrek ve mide ağrılarına çok iyi geldiği ve böbrek taşlarının düşmesine yardımcı olduğu söyleniyor.

Ancak kaynağın çevresinde hayvan otlatılması nedeniyle, hayvansal atıklar bulunmakta ve kaynak kirlenmektedir. Bu yüzden, kaynak suyunun temizlenmeden yani kaynatılmadan içilmesi uygun değildir.

 

Beyaztaş Mağaraları

Soşik köyünde, Karlıca kalesinin güneydoğusuna doğru uzanan dağ silsilesi üstünde, kalenin karşısında bulunan kız kalesinin güneyinde Beyaztaş mevkii olarak bilinen kayalıklar vardır.

Bu bölümde, en altta doğal bir mağara vardır. Bunun haricinde tek odalı kaya mezarları bulunur.

Uzaktan bakıldığında insan yüzü ayrıntılarını yansıtan kayalar üzerinde, ağız ve biri kapalı iki göz şeklinde görüntü vardır.

Çevresi Urartu yerleşkesi özelliği gösterir. Ancak kaçak kazılarla tahrip olmuştur.

Hamur Beklemez Köyü
 

 

BEKLEMEZ KÖYÜ

Beklemez köyü, ilçe merkezine 27 km uzaklıktadır. Köye ulaşım sağlayan yol stabilizedir yani ulaşım zordur, kışın yol genel olarak kapanır.

Hamur Beklemez Köyü Yeraltı mezarları ve evleri
 

 

Yeraltı evleri ve Mezarları

Kaya yerleşimleri, köyün güney doğusundaki sarp bir kayalığın, güneye bakan cephesindedir.

Yumuşak kayalara oyulmak suretiyle yapılmıştır. Yamacın güney bölümüne dizilmiş haldeki yerleşimin girişleri, yukarıdan aşağıya doğru yaklaşık 1 metre karedir ve kayalara oyulmak suretiyle yapılmıştır.

Bu dar girişlerden girildikten sonra, küçük dikdörtgen bir kapı ile iç mekanlara geçilir. Belli bir plan yoktur, kayalar elverdiğince oyularak yapılmıştır. Bazılarının içi toprakla dolmuştur.

Kaya yerleşimlerinde en ilgi çekeni: kaya kilisedir. Bunun; narteksi, apsisleri, orta mekanı ve papaz hücreleri vardır. Kilisenin giriş narteksi haç biçimlidir.

Basit dikdörtgen bir açıklığın ortasından, ibadet mekanına geçilir. Bu alanın iki yanında, küçük bir kapı ile geçilen papaz hücreleri vardır.

Yapının duvarlarında kazıma tekniğiyle haç motifleri işlenmiştir.

Yapılan tahminlere göre, bu kaya yerleşimleri Urartu döneminde yapılmış, sonrasında ise bazı küçük eklemeler ile kullanılmaya devam edilmiştir.

Günümüzde bu kaya yerleşimleri bakımsız durumdadır. Doğa ve define avcıları tarafından kazılarak tahrip edilmiştir.

Hatta: Beklemez köyü ile Kardeşler mezrası arasındaki yolun alt tarafındaki mezarlar tamamen soyulmuş, bir kısmının içleri toprakla dolmuştur.

 

YOĞUNHİSAR MESİRE ALANI

Ağrı-Hamur ilçesi arasındadır. Ağrı il merkezine 8 ve ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Ağrı ilinin en yeşil ve piknik yapmaya uygun alanıdır.

Bu köy ile ilgili ilginç bir durum var. I. Dünya savaşında bölgeyi işgal eden Ruslar, köyde ikamet eden o dönemin büyüklerinden 6 kişiyi esir alarak Rusya’ya götürürler.

Bu kişiler, uzun yıllar burada esir kaldıktan sonra, Ruslardan birilerine altın ödeyerek kurtulurlar, trenle Azerbeycan ve sonra İran ve Doğubayazıt üzerinden köye geri dönerler ve köyü yeniden inşa ederler.

Burada: çocuk parkı, voleybol ve basketbol sahaları, piknik masaları bulunmaktadır.

Ağrı ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.