Erzurum Hınıs

Erzurum Hınıs

Erzurum Hınıs, Erzurum arası uzaklık 148 km. dir. Hınıs, Muş arasındaki uzaklık 110 km. Hınıs, Varto arası uzaklık: 44 km. Hınıs, Köprüköy arası uzaklık: 91 km. Hınıs, Horasan arası uzaklık: 115 km.

TARİHİ

Yerleşim yeri, tarihi süreç içinde, çeşitli medeniyetler arasında sürekli el değiştirerek sınır karakolu görevi görmüştür.

İlk yerleşim yeri, Hınıs çayı vadisi ile Hınıs kalesi arasındaki Dere mahallesidir. Bu Hınıs vadisinde: 1734 yılında Muş Beylerinden Alaeddin Bey tarafından yaptırılmış Hınıs Ulu Cami, Hınıs kalesi ve kalıntıları ile eski mesken yıkıntıları bulunmaktadır.

Yörenin ismi, 1910 yılı öncesinde Safevi döneminden önce yaşamış bir kavime ait yazıta göre “Kıns” dır. Daha sonra Hınıs olmuştur. Kelime anlamı “Kale” demektir.

1877-1878 Osmanlı Rus savaş sırasında, 2 Kasım 1877 tarihinde Hınıs Ruslar ve onları destekleyen Ermeniler tarafından işgal edilir.

1’nci Dünya Savaşı sırasında ise, Rus ordusuna gönüllü olarak destek olan Ermeni İntikam Taburu tarafından, yöre, 15 Ocak 1916 tarihinde yeniden işgal edilmiştir. İsme bakın “İNTİKAM TABURU” zaten ismi bile bunların bu yörede yaptıkları katliam ve vahşetin başlıca belgesidir, ama ne yazık ki, bu vahşet gündeme gelmiyor. Evet devam edelim. Yüzyıllarca hoşgörü altında bölgede yaşayan Ermeniler, bu işgalle birlikte, bölgedeki Müslüman halka büyük işkence yapmış ve büyük bir soykırım yaşanmıştır. Bütün bunlar sonrasında Ermeni tehciri kararının çıkmasına sebep olmuştur.

14 Mart 1918 tarihinde Hınıs Ermenilerden kurtarılmıştır. Bu tarih yani 14 MART tarihi her yıl Hınıs’ın Ermeni mezaliminden kurtuluşu olarak coşku ile kutlanmaktadır.

Osmanlı döneminde il statüsündeki Hınıs, Şeyh Said isyanından sonra ilçe statüsüne dönüştürülmüştür.

Hınıs’ın tarihinden söz ederken, depremlerden de söz etmek gerekir. 1949 ve 1966 yıllarında bölgede iki büyük deprem yaşanmıştır. Bu depremlerde çok sayıda insan ölmüş, yine birçok insan yaralanmış ve hasar olmuştur. Depremler, Hınıs’ta neredeyse bütün yapıları etkilemiştir. 1966 yılındaki depremden sonra Dere Mahallesi ve Bahçe Mahallelerinde bulunan Hınıs merkezi, Yukarıkayaşı ve Yenikent Mahallelerine taşınmıştır.

Erzurum Hınıs

GENEL

Yerleşim yeri, engebeli ve çevresi dağlarla kaplı bir ova üzerine kurulmuştur. Bölgenin çevresi yüksek dağlarla çevrilidir. Ortalama rakım 1650 metredir. Tarım alanları azdır. Arazi genellikle çıplaktır. Yörenin doğal kaynak suları meşhurdur. Yöredeki insanların ekonomik etkinlikleri genellikle tarım ve hayvancılıktır. Bölgede çok sert kara iklimi görülür. Evet, buranın en büyük özelliklerinden birisi de deprem kuşağında olmasıdır. Bölgede üç büyük deprem meydana gelmiştir. (1949, 1966, 1992)

Erzurum Hınıs Şeker Fasulyesi

HINIS ŞEKER FASULYESİ

Buralara yolunuz düşerse “Hınıs Şeker Fasulyesi” denemelisiniz. Eylül sonu ile Ekim ayı başında hasat edilir. Pişirme süresi oldukça kısadır. Lezzet ve aroması, yöreye hastır. Gaz oranı sıfır denecek kadar azdır. Mide şişkinliği yapmaz, bence mutlaka deneyin.

Erzurum Hınıs Meslek Yüksek Okulu

HINIS MESLEK YÜKSEK OKULU

Erzurum Atatürk Üniversitesine bağlıdır. Okulda Çocuk gelişimi programı, Gıda kalite kontrol ve analizi, Laboratuvar Veterinek sağlık, muhasebe ve vergi uygulamaları, sağlık kurumları işletmeciliği, su ürünleri bölümleri bulunur. Ayrıca 2016 yılında, 50 yataklı kız öğrenci yurdu açılmıştır.

HINIS GENÇLİK MERKEZİ

2018 yılında açılmıştır. Yenikent Mahallesi Cumhuriyet Caddesindedir.  Merkez içinde: Yaşar Kemal Kütüphanesi, İdil Biret Müzik Atölyesi, Şeker Ahmet Paşa Resim Atölyesi, bilişim-yazılım ve robot atölyesi, yabancı dil eğitim sınıfı, Muhsin Ertuğrul Tiyatro Atölyesi, çok amaçlı konferans salonu bulunmaktadır.

Erzurum Hınıs

GEZİLECEK YERLER

Erzurum Hınıs Kanyonları

HINIS KANYONLARI

İlçe merkezine bağlı Bahçe Mahallesi ve Kayabaşı Mahalleleri arasında bulunan ve Bahçe Mahallesi ile Sarılı Mahallelerini, ilçe merkezinden ayıran bir kanyondur.

Kanyonların bulunduğu Kilisederesi Mahallesinin ismi, burada daha önce bulunan iki tane kiliseden gelir. Buranın günümüzdeki ismi “Köprübaşı Mahallesi” dir. Çünkü buradaki kiliseler yıkılmıştır, sadece bir tanesinin kalıntıları vardır.

Erzurum Hınıs Kanyonları

Tekne tipi kanyon özelliğindedir. Dünyanın bozulmamış ve bakir kalan kanyonlarından biridir. Bu kanyonlar, akarsuların ve rüzgarların aşındırmasıyla oluşmuş, doğa harikasıdır. Kanyon 7 km uzunluğundadır. Kanyonun içinden geçen Hınıs çayı, suyu yüksek olduğu dönemlerde rafting, dağcılık ve kanyon tutkunları için olumlu şartlar sunar. Hınıs çayı etrafında, birçok kuş türü barınıyor. Kanyonda: Ermenilerden kalma bir kilise ve Ulu Cami bulunmaktadır. Bir yanında Hınıs kalesi bulunur.

Erzurum Hınıs Ulu Camii

HINIS ULU CAMİİ

Hınıs Ulu Camii, Eski Hınıs mevkiinde, Dere Mahallesinde, bir derenin batı kıyısındadır.

Kitabesi yoktur. Kitabe yeri boş bırakılmıştır. Muş Beylerinden Alaaddin Bey tarafından 1734 yılında yaptırılmıştır. Cami kare planlıdır ve tamamen kesme taştan yapılmıştır.  Ölçüleri 11.70 x 11 metredir. Yapının son cemaat yeri yoktur. Harim küçük bir kubbeyle örtülüdür. Çok kubbeli ulu camiler plan düzeninde ele alınmıştır. Merkezde bulunan ve dört sütun üzerine oturan kubbe, dışarıya pramidal külahlı sekizgen kasnak formunda yansıtılmıştır. Beden duvarlarının ve örtülerin inşa malzemesi andezit tüf taşıdır.

Doğu cephesinin alt hizasında, beden duvarı içerisine açılmış dikdörtgen formlu ve yuvarlak kemer alınlıklı üç pencere bulunur. Güney cephe, üst hizada küçük ölçülerde açılmış iki adet pencere açıklığı ile dikkati çeker. Pencere açıklığına yer verilmemiş olan batı cephe, sağır duvar görünümündedir.

Giriş kapısı taç kapı formunda düzenlenmiştir. İki kademeli sivri kemerin çevrelediği dikdörtgen biçimindedir. Kemer alınlığında yer alan kitabeliğin içi boş bırakılmış olup kırmızı boyalıdır. Giriş kapısının sağında ve solunda, yuvarlak kemer alınlıklı ve dikdörtgen forumlu birer pencere bulunur.

Minare: Caminin kuzeybatı köşesindedir ve silindirik gövdelidir. Minarenin gövdesinin ortasında yer alan ve celi sülüs hatla yazılmış olan kitabede “ Yakup Şevket ismi ve sene 72…” yazısı okunabilmektedir. Bu kitabeden yapının ustasının Yakup Şevket olduğu düşünülür.

Minare şerefesinin alt kısmında, minare gövdesi üzerinde bulunan, kazıma tekniğiyle işlenmiş bir kitabe dikkat çeker.

Erzurum Hınıs Ulu Camii

Eski Hınıs’ın yeni yerine taşınmasından sonra cami terk edilmiş ve bakımsız kalmıştır. 1970 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

Son bir not: Ne kadar doğru bilemem, bunun doğruluğunu teyit etmek resmi makamlara kalmış bir bilgi: Bitlis Güroymak ilçesinde tesadüfen bulunan Mirza Paşa oğlu Abdurrahman Paşa’ya ait bir mezar taşı üzerinde yer alan bilgiler irdelendiğinde, Hınıs Ulu Camisini yaptıranla ilgili farklı bilgiler açığa çıkmıştır.

Aslında bu caminin Osmanlı merkezi hükümeti tarafından atanan Murat Paşa oğlu Mirza Paşa tarafından yaptırıldığı tespit edilmiştir. Yapım tarihi olarak: tam olarak bilinmese de muhtemelen 1804-1808 yılları arasındadır. Çünkü Mirza Paşa, 1804 yılında atanmıştır. 1808 yılında ise cami için imam talebinde bulunulmuştur.

Ayrıca bu belgelerde, Alaaddin Bey’in 1734 yılında Muş Beylerbeyi olmadığı anlaşılmıştır. Hınıs, 1800’lü yılların başında Muş Beyleri tarafından idare ediliyormuş. Ayrıca bu caminin mescit olarak yapıldığı, cemaatin Cuma namazında, ramazan ve kurban bayramlarında namaz kılacak yer bulamaması nedeniyle mescidin camiye çevrildiği anlaşılmıştır.

 

HINIS KALESİ

Hınıs deresinin batısında, tarihi Hınıs Şehrinin asıl kurulduğu alana hakim bir yerdedir.

Yüksek ve dağlık bir tepede inşa edilmiştir.

Kitabesi yoktur. Bu yüzden kalenin ilk kuruluş evresi konusunda kesin bir bilgi ya da belgeler yoktur. Ancak Evliya Çelebinin yazıları esas alındığında: kalenin Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın amcası tarafından yaptırıldığı anlaşılır. Ayrıca, bölgenin hakimiyetinin Osmanlılara geçmesiyle, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde kalenin tahkim edildiği yazılıdır. Evliya Çelebi, ayrıca kalede: 7 cami, 1 han ve 1 hamam bulunduğunu ifade etmiştir.

Merkezde bulunmasına rağmen, Hınıs kalesi harap bir durumdadır. Bir iç ve dış kaleden oluştuğu anlaşılmaktadır. Günümüze iç kalenin son onarımlarla ayakta durmaya çalışan güney doğu duvarı ile vadinin kuzey ve güney kayalıkları üzerindeki dış kale sur kalıntıları gelebilmiştir. İç kalenin diğer duvarları tamamen yıkılmış ve yöredeki insanlar tarafından ev yapımında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla iç kalenin bulunduğu bölge, ev ve ahırlarla doldurulmuştur. Ayakta kalan sur duvarı, iç kalenin köşelerden yarım daire kesitli takviye kuleleriyle desteklenen düzgün kesme taş duvarlara sahip olduğu hissini verir. Dış kale surlarının batı, doğu ve kuzeyden kaleyi kuşattığı, doğal kayalıklar üzerindeki duvar kalıntılarından anlaşılır.

Hınıs Ulu Camii ve yanındaki medrese kalıntısı ise, çevredeki eski yerleşim izleri de bu dış surlarla kuşatılmıştır. Dış kale surları içindeki bu kalıntıların bulunduğu yer, Eski Hınıs diye bilinir. Kale, günümüzde harap haldedir.

 

HINIS KİLİSESİ

“Kilise deresi” adlı mevkide bulunmaktadır.

Kilise plan düzeni ve duvar tekniği bakımından 11 ile 12’nci yüzyılda yaptırılmış olmalıdır. Haç planlı olarak yapıldığı bilinen kilise, bugün tamamen yıkılmıştır.

19’ncu yüzyıl başlarında bu mevkide, Aziz Astvatsatsin kilisesine bağlı bir Ermeni Katolik okulu bulunuyordu. Burada 100 öğrenci ve 4 öğretmenle eğitim veriliyordu. Çağın şartlarına göre üniversite seviyesinde bir okuldu. Okulun binası “United Company” tarafından taş malzeme ile inşa ettirilmişti. Ermeni tehcirlerinden sonra bina atıl kalmış ve günümüzde yıkık durumdadır.

 

KOLHİSAR CAMİ VE MEDRESESİ

İlçe merkezine bağlı Kolhisar Köyündedir.

19’ncu yüzyılda Şeyh Mahmut El Feyzi tarafından inşa edilmiştir.  20’nci yüzyılın başlarında oğlu Şeyh Said tarafından genişletilmiştir. Medrese 3 kez yıkılmıştır. Şu anki hali 1966 yılındaki depremden sonra yaptırılmıştır. Ancak medresenin içindeki iki mihrap, yüzyıllıktır.

 

GÜLLÜÇİMEN (PEYİK) KAYA KİLİSESİ

İlçe merkezinin yaklaşık 4 km batısında bulunan Güllüçimen köyünün 300-400 metre güneybatısındadır.   

Yörenin Bizans hakimiyetinde olduğu sırada yapıldığı tahmin edilen kayaya oyma şapelin, işleniş tarzı, Ihlara vadisindeki Kaya kiliseleri akla getirir. Doğu-Batı doğrultusunda oyulmuş, batıda bir giriş, doğuda da yarım yuvarlak apsisten oluşan tek nefli şapelin, batıdaki girişi yıkılmış durumdadır.

 

GARMURAK

İlçe merkezine bağlı Bahçe mahallesinde, Tencere deresinin üstündedir. İlçe merkezine yaklaşık 4-5 km uzaklıktadır.

Hınıs’ın merkezi Dere Mahallesi iken, burada zengin Ermenilerin yayla evleri bulunuyormuş. Zengin Ermeniler, yazın sıcak günlerinde Garmurak’a gelerek, tam iki derenin kesiştiği yerin üst tarafında kalırlarmış. Burada günümüzde eskiden kalma harabeler, kalıntılar bulunmaktadır. Harabeler dışında, kayaların oyulması sonucu meydana getirilmiş, birkaç tane erzak ve su deposu bulunur. Bunların dışında yöreye ait en önemli olay: burada bir tapınak varmış. Bu tapınak, dikili bir kaya şeklindeymiş. Ermenilerce kutsal sayılıyormuş. Günümüzde bu dikili kayadan hiçbir kalıntı yoktur. Çünkü Ermeniler, Hınıs’ı terk ettiklerinde bu dikili kaya, Bahçe Mahallesinde oturanlar tarafından günlerce kazma ve baltalarla kırılıp dereye atılmıştır.

Günümüzde mesire alanı olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda define arayıcıları tarafından delik deşik edilmiş durumdadır.

 

HAZAL HATUN TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı Yeşilova köyünde Cevizlidere Mahallindedir.

Seyyid Ömer Halil’in Erence köyü yakınlarında şehit düştüğünü işiten kardeşi Hazal Hatun: Erence tepesine doğru koşarken, tepeden aşağıya düşer, saç telleri kuvvetli rüzgarın etkisiyle dereye doğru sürüklenmiş ve saç tellerinin tutunup kaldıkları yerlerde ceviz ağaçları bitmiştir. 200 kadar ceviz ağacı ve türbelerin bulunduğu yer ziyaretgahtır. Ağaçlar kutsal kabul edildiğinden, burada yetişen cevizler yenmez ve saklanır. Ağaçların kuruyan dalları ve yapraklarına, felaket getirir anlayışı ile dokunulmaz, bunlar yakılmaz. Türbenin içinde, iki kabir vardır ve boyu dört metredir. Kendisi İslam ordularına katılarak kardeşleriyle birlikte bölgeye gelmiştir.

 

GÜRÇAYIR KÖYÜ ESKİ BİR KONAK KALINTISI

İlçe merkezinin yaklaşık 10 km doğusundaki Gürçayır köyünde, 19’ncu yüzyıldan kalma, eski bir konak vardır.

Son yıllardaki onarım ve değişikliklerle orijinalliğinden uzaklaşan konak, yöre halkına göre, köyde yaşayan Ermeni asıllı bir ağa tarafından yaptırılmıştır. Konaktan günümüze sadece bitkisel motiflerle ve kuş figürleriyle süslü ocak taşı bulunan oda ve kırlangıç kubbe örtülü tandır evi orijinal olarak gelebilmiştir. Bu köyde bulunduğu söylenen, kilise mevkiinde yer alması gereken kilisenin yakın tarihlere kadar, ayakta olduğu, ancak sonradan yıkılarak taşlarının köydeki evlerin inşaatı için kullanıldığı, oturduğu alanın ise tarla olarak değerlendirildiği ifade edilmektedir. Bu tarlaya hala “Kilise” denmektedir.

Erzurum Hınıs Seyyid Ömer Halil Türbesi

SEYYİD ÖMER HALİL TÜRBESİ

İlçe merkezine 20 km doğusunda Erence köyündedir.

Aslında birbirine 6 metre uzaklıktaki iki ayrı mezar, yöre halkı tarafından ashaptan olan kişilere ait olduğu düşüncesiyle kutsal sayılmış ve buraya dikdörtgen planlı, düzgün kesme taşlardan örülmüş bir türbe inşa edilmiştir.

2,60 x 7,60 metre ölçülerinde 60 cm duvar kalınlığına sahip, günümüzde üst örtüsü tamamen yıkılan ve duvarları da harap vaziyette olan türbenin, son yıllarda duvarlarının yenilendiği anlaşılır. Türbe, Sarıkamış eski mezarlıkta bulunan 18’nci yüzyıldan kalma, dikdörtgen planlı içten beşik tonoz, dıştan semerdam örtülü türbeyle benzerlik gösterir. Mimari değer taşımayan yapının içerisindeki mezar taşları da orijinal özelliklerini yitirmiştir. Evet, türbede mefdun Seyit Ömer Halil, Peygamberimizin sakası yani su taşıyıcısıdır. 615 yılında, İslam ordularıyla birlikte Erzurum’da meftun bulunan Abdurrahman Gazi ile birlikte yöreye gelmiş ve burada şehit olmuştur.

 

KALECİK KALESİ

İlçe merkezine 20 km uzaklıktaki, eski bir yerleşim yeri olan Kalecik köyündedir.

Kale, iki vadinin sınırladığı yüksek bir tepededir. Define avcılarının temellerine kadar kazdığı kaleden, günümüze duvar temellerine ait çevreye saçılmış durumda büyük blok taşlar gelebilmiştir. Mevcut kalıntılara bakarak kalenin tarihi ve kim tarafından yapıldığı belli olmamaktadır. Ancak Hınıs çevresi, Urartu Krallığı döneminde, batı yolu olan ve Erciş’ten başlayıp Muş-Bingöl üzerinden Malatya’ya uzanan yol güzergahı üzerindeydi.

 

KAZANCI (KURT) KALESİ

İlçe merkezinin 22 km kuzeybatısında Kazancı Mahallesinin yaklaşık 1 km uzağındadır.

Kale, 2650 metre rakımlı tepededir. Doğu Anadolu’nun en yüksek kalelerinden biridir. Kalenin bulunduğu tepe kısmen düzleştirilmiş ve kısmen de doğal yapısına uygun olarak inşa edilmiştir. Sur duvarlarının 2 metreye varan kısmı, günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Sur duvarları ve iç mekan yapılan taşlar: harçsız ve kuru duvar tekniğiyle yapılmıştır. Kale yapısal özelliği ile bölgedeki Tunç Çağı kalelerine benzer özellikler gösterir. Yani Tunç çağına tarihlenir, ama ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez. 1990 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Erzurum Hınıs Hamurpet (Akdoğan) Gölü

HAMURPET (AKDOĞAN) GÖLÜ

İlçenin doğusunda, ilçe merkezine 34 km uzaklıktadır. Aslen Muş Varto ilçesine bağlı olsa da buradan da gidilebilmektedir.

2200 metre rakımda, birbirine bağlantısı olan 2 gölden (Büyük Akdoğan ve Küçük Akdoğan gölleri) oluşmaktadır.

Büyük Akdoğan gölü, Karaçoban ilçesinin güneybatısında bulunan Göztepe ve Akdoğan Dağlarının batı yamacındadır. Deniz seviyesinden 2153 metre yüksekte olan gölün derinliği 21 metredir. Gölün her tarafı dik kayalar ile çevrilidir. Derinliği Küçük Akdoğan gölünden daha az olduğu için rengi yeşildir. Küçük Akdoğan gölü, Büyük Akdoğan gölünün güneyindedir. Derinliği nedeniyle gölün rengi mavidir. Dibinden Büyük Akdoğan gölüne doğru akıntısı vardır. Her iki gölün de suyu tatlıdır. Alan fauna bakımından ziyade, doğal yapısı ve tabii güzellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Sulak alan bir çukur içerisinde olduğundan, kıyı kesimi düzlükten oluşmaz. Kıyıdan itibaren yükselti başlar. Düzlük kıyılarda az miktarda sazlıklar gelişmiştir. Göl çevresinde meşe ve ardıç ağaçları göle kadar inmektedir.

Gölde bol miktarda aynalı sazan balığı, ördek, kaz, turna ve kunduz bulunur.

Erzurum ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Bayburt Demirözü

Bayburt Demirözü

Demirözü, Bayburt iline 30 km uzaklıktadır. Demirözü, Gümüşhane arası: 66 km. Demirözü, Erzincan arası: 91 km. Demirözü, Erzurum arası: 126 km. Demirözü, Trabzon arası: 167 km. Demirözü, Rize arası: 178 km.

TARİHİ

Yörenin bilinen en eski halkı: MÖ 1500’lerde yaşayan Azizi ve Ayya’lardır. İlçeye bağlı Bayrampaşa köyünün batısında Evcikler tepesi höyüğü ve Gökçedere kasabasında bulunan Pulur höyük: üzerinde yapılan yüzey araştırmalarında, İlk Tunç çağına ait çanak-çömlek parçaları bulunmuştur ve yöredeki yerleşimin MÖ 3000-2000 yıllara kadar gittiğini kanıtlar.

Osmanlı döneminde, yörede Müslüman, Ermeni ve Rumlar birlikte yaşamışlardır. 1467 yılında yörede Akkoyunlular ve 1473 tarihinde ise Osmanlılar görülür.

Bayburt Demirözü

GENEL

İlçenin rakımı 1680 metredir.

Bayburt Demirözü

GEZİLECEK YERLER

Bayburt Demirözü Pulur Ferahşad Bey Camii

PULUR (GÖKÇEDERE) FERAHŞAD BEY CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Gökçedere beldesindedir.

Cami, Akkoyunlulardan Korkmaz Bey oğlu Ferahşad Bey tarafından 1517 yılında yaptırılmıştır. Cami: medrese, han, hamam, imaret ve konukevini içeren yapı topluluğunun bir parçasıdır. Bu yapı topluluğu Ferahşad Bey tarafından yaptırılmıştır.

Ancak han, imaret ve konukevi günümüze ulaşmamıştır. Hamam ise harap durumdadır. Yapı topluluğunun kuzeydoğu köşesinde 16’ncı yüzyıl başı yapısı, beş bölümlü bir medrese bulunuyor. Bu medresenin avluya açılan kapıları ve pencerelerinin kemerleri üzerinde Farsça yazılı kitabeler dikkati çeker.

Cami ise, Osmanlı mimarisinin tek kubbeli cami tiplerindendir. İki renkli kesme taşından yapılmıştır. Kare kaidesi üzerinde yükselen minaresi tuğladandır. Kapısı yuvarlak kemerlidir. Caminin önünde, üç sütun tarafından taşınan ve ibadet mekanının uzantısı olan, duvarlarla desteklenen kubbeli ve üç bölümlü cemaat yeri bulunur.

Cami, Akkoyunlular döneminde yapılmış olmasına rağmen, tek kubbeli mimarisi Osmanlı mimarisi örneğidir. Cami, Osmanlı döneminde tadilattan geçmiştir. Caminin bahçesinde bulunan tarihi mezar taşları bakımsızlık ve ilgisizlik nedeniyle kırılıp yok olmaktadır.

Bayburt Demirözü Pulur Medresesi

PULUR (GÖKÇEDERE) MEDRESESİ

Pulur camisi avlusundadır.

Tek katlı bir yapıdır. Yığma yapı tekniğiyle inşa edilmiştir. Malzeme olarak kesme taş kullanılmıştır. “L” planı uygulanmış, beş farklı bölümden oluşmuştur. Pencereler açık renk kesme taşlarla girintili olarak çerçevelenmiştir, üst kısımları yuvarlak kemer şeklindedir.

Kıpıların üst kısımları, yuvarlak ve dilimli kemerlerle hareketlendirilmiştir. Medresenin çatısı, çok yönlü eğimlidir ve saç malzeme ile kaplanmıştır. Saçak döşemesi, ahşap kaplıdır.

Ana girişleri, cami avlusundan, yapının güney ve batı cephelerinde bulunmaktadır. Medrese, Akkoyunlulardan Korkmaz Bey’in oğlu Ferahşat Bey tarafından yaptırılmıştır.

Daha sonra Akkoyunlular döneminde Süleyman Bey tarafından onarılmıştır. Medrese, Pulur camisi ile aynı yıl, 1517 yılında yaptırılmıştır. Medresenin girişinde Farsça beyit vardır.

SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY CAMİİ

Akkoyunluların kurucusu Turali Bey oğlu Fahrettin Kutlubey tarafından yaptırılmıştır. Kapısı üzerinde bulunan kitabeye göre, 1550 yılında onarılmıştır.

Caminin minaresi: 1676 yılına tarihlenen bir kitabeye sahiptir. 1548 yılında İran Şahı Tahmasp ordusu ile bu bölgeye saldırmış, çevreyi yağma etmiş, insanları öldürtmüş, bazı cami ve medreseleri yıktırmıştır.

Bu arada: Kutlu Bey camii de tahrip edilmiştir. Cami, ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1550 yılında onarımdan geçmiştir.

Bayburt Demirözü Yukarı Hınzeverek Camii

YUKARI HINZEVEREK (ÇATALÇEŞME) CAMİ

İlçe merkezine bağlı Çatalçeşme köyündedir. Köyün eski ismi “Hınzeverek” tir. Hınzeverek köyü, 1876 yılında diğer bazı köylerle birlikte, Bayburt’a bağlanmış ve bu durum günümüzde de devam etmektedir.

Köyde: tarihi açıdan en önemli eser halen ibadete açık olan camidir. Cami, çok eski bir yapı olmasına rağmen, üzerinde kitabesi bulunmaması nedeniyle, kim tarafından ve ne zaman yapıldığı anlaşılamamıştır. Tek kubbeli olarak yapılan caminin ana mekanı: 10.50 x 11 metre ebatlarında, kareye yakın planlıdır.

Camiye, batı yönünden küçük avlu içindeki bir kapıdan girilir. Minaresi, güney batı köşededir. Caminin kitabesi bulunmadığından kim tarafından yaptırıldığı konusunda çeşitli tahminler ileri sürülmüştür. Hınzeverek köyünün bulunduğu bölgede, Akkoyunlu sülalesinin merkezlerinden olan Sinür ve Pulur köyleri vardır.

Akkoyunlu devletinin kurucusu Kara Yülük Osman Bey’in babasının mezarı Sinür köyündedir. Yine bu köyde, Kutlu Bey adına inşa edilmiş bir cami vardır. Pulur köyünde de, Ferruhşad Bey tarafından yaptırılmış cami, medrese ve hamamdan oluşan külliyeler vardır.

Hınzeverek köyü, bu iki köye yakın olduğu için, köydeki cami, diğer iki köydeki cami yapılarıyla irtibatlandırılmış ve buna dayanarak caminin Akkoyunlu eseri olduğu öne sürülmüştür. Tüm bunlara karşı, köy ahalisi ile yapılan görüşmeler sonucunda, caminin İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı aktarılmıştır.

Ancak köy halkının bu konuda net fikri yoktur. Ancak resmi kayıtlarda yapılan araştırmalara göre, 21 Aralık 1707 tarihinde, İbrahim Paşa’nın oğlu, caminin çeşitli ihtiyaçlarının vakfın bütçesinden karşılanmasını istemektedir. Yani caminin İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı yazılıdır.

Peki, İbrahim Paşa kimdir? Kendisi, 1620 yılında Hınzeverek köyünde doğmuş, devletin çeşitli kademelerinde görev yapmış, son olarak Sadrazamlığa getirilmiştir.

Sadrazam Kara İbrahim Paşa, doğduğu köye bir hatıra bırakmak istemi ve hayırseverlik düşüncesiyle 17’nci yüzyıl sonlarında bu camiyi yaptırmıştır.

Camiye birçok defa tamir ve onarım yapılmış ancak bilinçsizce yapılan bu işlemler nedeniyle, caminin iç mekanı orjinalliği kaybolmuştur.

PULUR ÇAYI

İlçe merkezine 12 km uzaklıkta Gökçetepe beldesindedir.

YANBAKSI (GÜNEŞLİ ŞEHİTLER) KÜMBETİ

İl merkezi ve Demirözü köyü arasındadır.

Kitabesi yoktur. Halk arasında, bu kümbetin, 1473 yılında Fatih Sultan Mehmet ile Uzun Hasar arasında yapılan Otlukbeli savaşında şehit olan Seyyid Kasım adındaki bir komutana ait olduğuna inanılır.

Kümbetin Danişmentliler dönemine ait olduğu anlaşılmıştır. Sekizgen bir taban üzerine oturmuş, kesme sarı taştan yapılmıştır.

Bayburt Demirözü Demirözü Barajı

DEMİRÖZÜ BARAJI

Demirözü ilçesinde, tarım arazilerinin sulanması için yapılan baraj, ilçe belediyesinin girişimleriyle turizme büyük katkı sağlıyor. Lori çayı üzerinde kurulan baraj, 1996-2003 yıllarında inşa edilmiş ve halen 5.68 km. karelik bir göl alanı oluşmuştur.

Bayburt Demirözü Demirözü Barajı

Göl kenarında ahşap piknik masaları ve 30 adet kamelya konuldu, yürüyüş yolları oluşturuldu, 15 kıl çadır düzenlendi. Ama en ilginci, denizi olmayan yörede tekne turlarıdır. Bu göl alanında, yöreyi ziyaret edenler için 45 dakika süren tekne turları düzenleniyor.

Teknelerde günlük 500-750 kişi gezdiriliyor. Baraj, 1700 metre rakımdadır. Rakım önemli çünkü insanlar sıfır rakımda değil, 1700 metre rakımda tekneye binmenin ayrıcalığını yaşıyorlar.

Bayburt Demirözü Demirözü Barajı

Çevre il ve ilçelerden, buraya tekne turları düzenleniyor. Belediye, bu yoğun talebi karşılamak için, iki tane tekne çalıştırıyor. Ayrıca, barajın çevresinde, otantik bir restoran kurulmuş, oba çadırı yapılmıştır. Bu çadırda 200 kişi aynı anda yemek yiyebiliyor.

Peki balık yok mu, elbette göl kıyısından balık avlamaya çalışanlar kırmızı benekli alabalık yakalıyorlar.

Bayburt Aydıntepe

Bayburt Aydıntepe

Bayburt Aydıntepe

Aydıntepe-Bayburt arası: 18 km. Aydıntepe-Gümüşhane arası: 77 km. Aydıntepe-Trabzon arası: 125 km. Aydıntepe-Rize arası: 131 km. Aydıntepe-Erzurum arası: 148 km.

TARİHİ

MÖ 3000-2500 yılları arasında, bölgede Hitit hakimiyeti görülür. 1072-1202 yılları arasında ise Saltuklular ve Danişmentlilerin hakimiyeti vardır. 1514 yılında Çaldıran savaşı sonunda bölge Osmanlı egemenliğine girer. Osmanlı döneminde, burası “Hart” ismiyle bilinir ve Bayburt kazasına bağlı bir nahiyedir.

1916 yılında Rus işgali görülür, 21 Şubat 1918 tarihinde ise bölge Ruslardan kurtarılır. Hart olayı olarak bilinen Şeyh Eşref ayaklanması, 26 Ekim-29 Aralık 1919 tarihleri arasında olur. 1957 yılında Belediye teşkilatı kurulur ve ismi “Aydıntepe” olur.  

1987 yılında ilçe olan Aydıntepe, önce Gümüşhane iline, daha sonra ise 1989 yılında Bayburt iline bağlanır.

Bayburt Aydıntepe

GENEL

İlçe, Bayburt’un kuzeybatısındadır. Bayburt ilinin iki ilçesinden biridir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1650 metredir. İlçenin en önemli dağları olan Soğanlı dağları, kara ikliminin etkisi ve tahripler nedeniyle orman örtüsünden yoksun kalmıştır.

Bu dağların en büyük özelliği: yayla ve avcılığa elverişli olması, geniş otlaklar bulunmasıdır. Bu yüzden yörede hayvancılık yaygındır. Mera hayvancılığı yapılmaktadır.

Ayrıca bal üretimi yapılmaktadır. İlçenin belli başlı akarsuları, Çoruh nehrinin kollarını oluşturan küçük derelerdir. Çoruh çayı, Aydıntepe ovasını ikiye ayırarak doğu-batı doğrultusunda uzanır ve Çoruh nehrinin en büyük koludur.

GEZİLECEK YERLER

Bayburt Aydıntepe Yer altı Şehri

YER ALTI ŞEHRİ

İlçenin hemen altında, tüf kayaya oyulan bir yeraltı şehri vardır. 1996 yılında bir inşaat kazısı sırasında tesadüfen bulunmuştur.

Yüzeyden 2-2.5 metre derinliğe, başka yapı malzemesi kullanılmadan ana kayaya kısa saplı kazmalar kullanılarak oyulmak suretiyle yapılmıştır. Ancak çıkan harfiyatın ne şekilde dışarıya atıldığı belli değildir. Burada galeriler, tonozlu odalar ve odaların açıldığı geniş mekanlar bulunur. 20 civarında oda bulunmaktadır.

Tonoz örtülü galerilerin genişliği yaklaşık 1 metre, yüksekliği ise 2-2.5 metredir. Bu mekanlara, 3-8 metre karelik odalar açılır. Gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki delikler vardır.

En az 2 ve en fazla 6 metre yüksekliğinde olan bu havalandırma deliğinin bir insanın geçemeyeceği şekilde, konik bir biçimde açıldığı görülür. O dönemdeki teknolojiyle bu havalandırma deliklerinin nasıl açıldığı meçhuldür.

Galerilerin aydınlatılması amacıyla duvarlara oyuklar yani mumluk yerleri kazılmıştır. Buralardaki siyah izler, hala görülür.  Galeri ve koridorlarda biriken suların akması ve tahliyesi için, su arkları yapılmıştır.

Bayburt Aydıntepe Yer altı şehri

Yeraltı şehrinin uzunluğu 1200 metre uzunluğa sahip koridorlardan oluşmaktadır. Yeraltı şehrinin bir ucunun Bayburt kalesi ve diğer ucunun ise 7.5 km uzaklıktaki Kırzı köyüne kadar gittiği tahmin edilmektedir.

Yani, doğu-batı istikametinde 3 ile 5 km uzunluğunda olduğu söyleniyor. Ancak değişik iki yerde 800 metrelik bir bölümde ön inceleme yapılabilmiştir. Geçen zaman içinde, çökme ve yapılaşmadan dolayı meydana gelen tıkanmalar nedeniyle, galeriler kapanmış olup, ileri bölümlere geçilememiştir.

1963 yılında ilçede alt yapı çalışmaları (şehir içme suyu, kanalizasyon gibi) başlatılınca, Yeraltı şehrinin bazı bölümlerinde yer yer çökmeler meydana gelmiş, böylece mekanlar su ve çamurla dolarak tahrip olmuştur.

Temizleme ve restorasyon çalışmaları yapıldığında ne kadar uzunlukta olduğu anlaşılacaktır.

Bayburt Aydıntepe Yer altı şehri

Yeraltı şehrinin girişinde ise, gerektiğinde girişi kapatmak için kullanıldığı düşünülen yaklaşık çapı 1.5 metre olan daire şeklinde bir taş bulunuyor.

Bu yeraltı şehrinin tarihi “Halde” şehrine ait olabileceği iddia edilir. Halde’nin “Khalde” olduğu eski ismi “Hart” olan ilçenin isminin de “Halt” dan geldiği görüşü vardır. Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği bir dönemde, bu bölgenin bir sığınak olarak kullanıldığı, Romalılar tarafından kovulan ilk Hıristiyanların bu bölgeye geldikleri ve sığındıkları da tahmin edilmektedir.

Öte yandan, yeraltı şehrinin zor ve yoğun kış şartlarında barınak olarak kullanıldığı da düşünülüyor.

Mezarlar

Yeraltı şehrinde, Geç Roma veya Erken Bizans devirlerine tarihlenen bir mezar bulunmuştur. Mezar en az iki defa kullanılmış olmalıdır. Mezarlarda bulunan sapan demiri, yılan motifi ve Tpone kelimelerinin yanı sıra, eşyanın ölü kültürüyle ilgili olması, henüz Hıristiyanlığın yerleşmediği bir devreyi işaret etmektedir.

Mezarda: kurbanın kanı ve akıtılacak içki için iki delik göz bırakılmıştır. Bu durum, Roma devrinden çok daha önceleri işaret eder.

Bayburt Aydıntepe Yer altı şehri

1960’lı yıllarda yöre sakinleri, II. Dünya savaşında sığınak olarak kullanılmak üzere, buranın varlığından sürekli olarak söz etmişler, ancak daha sonra unutulmuş, 1970 yılında bir araştırmacı yazar tarafından buradan söz edilmiştir.

Ardından 1988 yılında, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu, burayı araştırma kapsamına almıştır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre: Aydıntepe yeraltı şehrinin MS 200-500 yılları arasında yapıldığı ve yapı mimarisi yönünden Roma ile Bizans mimarisi özellikleri taşıdığı ifade edilmiştir.

Fakat sonuçlar kesin değildir, yukarıda belirttiğim gibi, değişik görüşler ileri sürülmektedir.

Evet her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği yeraltı şehrinin sadece bir kısmının ziyarete açılması sağlanmış olup, kalan bölümlerinde gerekli araştırmalar yapılacak ve ziyarete açılacaktır. Şu an da 1200 metrelik bölümü gezilebiliyor.

Siz de gezdiğiniz de göreceksiniz, gerek havalandırma oyukları ve gerekse diğer özellikleriyle yeraltı şehri, döneminin mimari özelliklerini yansıtması açısından çok önemlidir. Yeraltı şehri oldukça güzel ışıklandırılmış, üstte şerit şeklindeki ışıklar gezi güzergahını da takip etmeyi kolaylaştırıyor.

Hemen girişte Belediye tarafından yaptırılan Yeraltı Şehri Parkı var, geziden sonra burada dinlenebilirsiniz.

Son bir not: kapalı yer korkusu olanların buraya girmesi elbette sıkıntı yaratabilir, buna dikkat ediniz.

AYDINTEPE HÖYÜK

İlçe merkezinin güneybatısındadır. Ana caddeden 35 metre yüksekliktedir. Yüksek doğal bir tepe üzerinde, geniş bir alana yapılan höyüğün büyük kısmı, mezarlık olarak kullanılmaktadır. Burada, eski Tunç, Demir çağ, Roma dönemine ait seramikler bulunmuştur.

Bayburt Aydıntepe Çatıksu Gözetleme Kulesi

ÇATIKSU GÖZETLEME KULESİ

İlçe merkezine bağlı Çatıksu köyünün kuzeyindedir. Anayoldan 81 metre yüksekliktedir. Hart ovasının kuzeybatısında, en uç noktasında ovayı tamamen kontrol altında tutmaktadır. Gözetleme kulesinin batı bölümü, sarp bir kayalıktır.

Kuleye doğu ve güneyden ulaşılır. Kule: kuzey-güney istikametinde konumlanmıştır. Yaklaşık 17 metre uzunluktadır. Tamamen ana kayaya göre şekillendirilmiştir.

Kulenin sur duvarları, büyük kütlesel taş bloklardan oluşturulmuştur. Gözetleme kulesi bu görünümü ile erken dönemlere tarihlenir. Eski askeri mimarlık örneğidir.

Bayburt Demirözü