Eskipazar, genç neslin, askerlik sonrasında terk ettiği ve İstanbul-Ankara gibi yerlere göçtükleri ve ancak son yıllarda yapılan arkeolojik kazılar sonucu, Anadolu’nun en büyük antik kentlerinden birinin bulunduğu bir yöremizdir.
Buraya gidenler veya yakınlardan geçenler, tarih meraklıları, mutlaka ve mutlaka, “Hadrianapolis” antik kentini gezin, görün.
Karabük Eskipazar
ULAŞIM
Eskipazar, il merkezi olan Karabük’e 38 km. uzaklıktadır. Eskipazar-Ankara arasındaki uzaklık: 103 km. Eskipazar-Çankırı arasındaki uzaklık: 42 km. Eskipazar-Düzce arasındaki uzaklık: 166 km. Eskipazar-İstanbul arasındaki uzaklık: 347 km.
Karabük Eskipazar
TARİH
Karabük yöresindeki en eski yerleşim: Eskipazar ilçesindeki Yazıboz köyündedir. Burada bulunan bir höyüğün: muhtemelen MÖ.2500 yıllarında ilk kez yerleşime ev sahipliği yaptığı öğrenilmiştir. Daha sonra Hititler, Frigya ve Kimmerler ve daha sonra Persler yörede hakimiyet kurmuşlardır.
Büyük İskender Anadolu’ya girince, 333 yılında Pers egemenliği biter. Helenistik dönem başlar. Büyük İskender ölünce bölgede kurulan Btinya krallığı ise, Romalılar tarafından tarih sahnesinden silinir.
Roma döneminde: Romalılar, Karadeniz yöresindeki ormanları ve madenleri ele geçirmek için, bu yörede önemli kentler kurmuşlardır. Bunlar: Hadrianopolis ve Kimistene.
Hadrianopolis kalıntıları, günümüze kadar ulaşmıştır. Bunun dışında, bir kısım Roma dönemi kaya mezarları da görülmektedir.
1071 Malazgirt zaferinden sonra: Türkler Anadolu’ya girmeye başlamışlardır. Hadrianopolis kentini de içine alan Paflagonya bölgesi: Emir Karatekin liderliğindeki Oğuz Türkleri gurubu tarafından sağlanmıştır. Viranşehir olarak isimlendirilen yöre, 1398 yılında, Osmanlılar tarafından ele geçirilir.
1845 yılına gelindiğinde ise, kasabanın ismi Viranşehir değil, Mecidiye olarak değiştirilmiştir. Cumhuriyetin ilan edildiği tarihlerde: burada, 2 han, birkaç dükkan ve üç ev bulunduğu ve Perşembe günleri Pazar kurulduğu biliniyor.
Cumhuriyet devrinde bucak olan yöre, kurulan pazarın eskiliği nedeniyle, Eskipazar adını almıştır.
Karabük Eskipazar
GENEL
İlçe, Batı Karadeniz bölgesindedir. İlçenin Karabük DDY uzantısı üzerinde bulunan Eskipazar ırmağının suladığı saha, iklim bakımından en elverişli yeridir. Sulak bölgede, sebze ve meyve yetiştiriciliği yapılmaktadır.
İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 710 metredir. İlçenin gerek iklim ve gerekse bitki örtüsü durumunu değerlendirmek için, bölgenin üç bölüme ayrılması gerekiyor.
İlçe, zengin taş ocaklarına sahiptir. Öyle ki, bu taş ocaklarından çıkarılan taşlar: Anıtkabir ve TBMM’nin inşaatında kullanılmıştır. Yöreden çıkarılan traverten taşları, ülkenin her yerine gönderilmektedir.
Bunun dışında, yörenin ekonomik etkinliğinin temelinde, orman gelmektedir. Demir-Çelik sanayisi ve porselen yapımında kullanılan manyezit maddesi de, ilçe topraklarından çıkmaktadır. Yani, Eskipazar, yer altı zenginlikleri bakımından, güçlü bir yer.
Karabük Eskipazar
GEZİLECEK YERLER
Karabük Eskipazar Hadrianaupolis
HADRİANAUPOLİS
Eskipazar ilçe merkezinin 3 km batısındadır. Viranşehir olarak adlandırılan mevki ve çevresindeki arazi üzerinde, dağınık bir şekilde konumlanan: Beytarla, Budaklar, Çaylı ve Büyükyaylalar köylerini kapsar.
Tanıtım yazımın hemen başında, bence buraya yakın olanlar ve buralara yolu düşenlerin mutlaka burayı ziyaret etmesini öneririm.
Bu antik kent, Karadeniz bölgesinin Zeugması gibi görülüyor. Kentin kurulduğu alan değerlendirildiğinde ise, o dönemde, yörede bulunan 6 büyük merkezden biri olduğu kanısına varılıyor.
Antik kentte bulunan mozaiklerin kazı alanında sergilenebilmesi için çatı yapılmıştır.
MÖ. 64-40 yılları arasında; Romalı İmparator Adrionus tarafından kurulduğu, imparatorun adına izafeten Adrianopolis olarak isimlendirildiği ve MS.10.yüzyıla kadar aktif yerleşim amacıyla kullanıldığı tahmin edilen şehirdeki kazılarda, Anadolu’da örnekleri daha önce hiç görülmeyen bazı zemin mozaikleri bulundu.
Dağınık şekilde çoklu bloklardan oluşan bu antik kentin özellikle MS 6 ve 7’nci yüzyıllarda en parlak dönemini yaşadığı ve bölgesel bir dini merkez statüsüne eriştiği düşünülüyor.
Kent: daha sonra Bizans hakimiyetine girmiş ve 1085 yılına kadar bu durum devam etmiştir.
Kent, Selçuklular tarafından ele geçirildiği dönemde çok fazla hasar almış olmasından dolayı “Viranşehir” adıyla anılmıştır.
TİCARET:
Şehrin MS 5 ile 7’nci yüzyıllar arasında, yayılım ve etki alanının 15-20 km olduğu ve bu geniş alanda en az 50.000 nüfus barındırdığı tahmin edilmektedir.
Batı Karadeniz’in Orta Anadolu’dan gelen yolları üzerinde kurulu olan şehir, bu büyüklüğü ile çağdaşı Ephesos’un yaklaşık dörtte biri kadar olduğu varsayılmaktadır.
Yüzey araştırmalarında ele geçen bir yazıtta: Paflagonya bölgesi açısından öneme sahip olan ticaret yolları üzerinde yer alan Hadrianopolis Antik Kenti’nin, Roma döneminde bölge ticareti bağlamında önemli bir Pazar yeri olduğundan bahsedilmesi, Hadrianopolis’in t arih boyunca neden sürekli iskan edildiğini açıklar nitelikte bir belgedir.
Diğer şehirlerden, şehrin manastırlarını ziyaret eden nüfus, şehrin ticari olarak kalkınmasını sağlamıştır.
İNANÇ:
Kent, Geç Roma ve Bizans dönemlerinde bir hac merkezi olmuştur. Kalıntılar, kentin Bizans döneminde dinsel bir hac yeri konumuna yükseldiğini, hattı I Justinianus döneminde bir piskoposluk merkezi olarak dahi tanındığını gösterir.
MS 7’nci yüzyılda yaşamış çileci aziz olan Aziz Stylianos Alypius’un antik kentte yaşamış olması, şehrin dini önemini arttırmıştır.
ALPİUS:
Münzevi Alpius; Aziz Büyük Simeon’un 421 yılında bir sütunun üzerine çıkıp oturarak başlattığı münzevi hareketinin 3 önemli takipçilerinden biridir.
7’nci yüzyılda dünya nimetlerinden kendisini çekmiş bir çilekeştir.
Alpius aynı zamanda çocuğu olmayan kadınların şifacısı ve çocukların koruyucu azizi olarak da bilinmektedir.
ASKLEPİOS:
Ayrıca şehirdeki kazılarda Asklepios kültüne ilişkin çok önemli bulgular ele geçirilmiştir.
Asklepios, Yunan mitolojisinde kehanet yapan bilici tanrı Apollon’un oğlu olan sağlık ve hekimlik tanrısıdır.
Bu tanrı için yapılan mabetler genelde şifahane görevi görmektedir ve şu ana kadar adına inşa edilmiş en büyük şifahahe günümüzde Bergama sınırları içindedir.
Hadrianopolis bölgesinde bu kültün olduğu, uzmanlar tarafından önceden de tahmin edilmektedir ancak külte ilişkin ilk kez böyle güçlü bir bulgu ele geçirilmiştir.
Yapılan kazılarda kültün şehirdeki varlığını kanıtlayan bir bloktaş bulunmuş ve taşın üzerinde “Kurtarıcı Asklepios’a Ailios Deitaros sundu” yazdığı görülmüştür.
Ayrıca Askleopios kültünün olduğu yerlerde şifahanelere rastlanması Hadrianopolis’te de şifahane olduğu savını güçlendirmektedir.
Bununlar birlikte kentin sınırları içinde Akkaya termal su kaynağının bulunması ve antik dönemde şifahanelerin genelde sıcak su kaynaklarının çevresinde inşa edilmesi, şehirde antik bir şifahane bulunduğu görüşünü desteklemektedir.
ARKEOLOJİK BULGULAR;
Şu ana kadar şehirde tespit edilen 24 yapıdan 10 tanesi mozaik tabanlıdır.
Gün yüzüne çıkarılan mozaik zeminli yapıların en önemlileri: A ve B hamamları, A ve B kiliseleri, Geç Roma dönemine tarihlenen bir villa ve yine Hamam B yapısının yakınında keşfedilen apsidal bir yapıdır.
Ortaya çıkarılmış tüm yapıların ortak özellikleri, mozaik tabanlarıdır.
Bu mozaikleri birleştiren nokta ise, başka hiçbir yerleşimde benzerine rastlanmamış yorumlanma tarzına sahip olmalarıdır.
Hadrianapolis mozaikleri, teması ne olursa olsun Bizans sanat anlayışının yerel üslupla icra edilmiş özgün ürünleri olarak karşımıza çıkar.
Araştırmacılar, burada bir mozaik okulunun varlığının kuvvetle muhtemel olduğunu ifade ederler.
Renk kullanımında, beyaz, siyah, kırmızı, sarı, mavi, yeşil ve vişne rengi gibi doğal taş ve taşlama malzemeleri göze çarpar.
Geometrik desenler, Süleyman düğümleri, yıldız motifleri, dalga motifli bordürler, bitkisel bezemeler, portreler, çeşitli hayvan figürleri ya da fantastik figürler.
Bu listeyi son derece estetik öğelerle bezenmiş başka örneklere de uzatmak mümkündür.
Aslında bunların büyük kısmı, Hıristiyanlık dönemi kutsal anlatılarını içeren tasarımlardır.
Üstelik bazı mozaikler yine Hıristiyan inancının yansımaları olan yazıtlar da barındırmaktadır.
Ayrıca ele geçirilen çok sayıda sikkelere bakılarak, şehrin içinde bir de darphane bulunduğu değerlendirilmektedir.
Karabük Eskipazar Hadrianaupolis
Kilise A yapısı:
Mozaiklerin üzeri, hava koşullarından zarar görmemeleri için kapatılmış ve koruma altın alınmıştır. Evet, 3 nefli bir bazilikadır. Ölçüleri: 15 x 23.5 metredir.
Kilisenin tüm tabanı mozaiklerle süslenmiştir.
Bu mozaiklerde: “Nuh’un Gemisi” sahnesine ait hayvan tasvirleriyle fil, tavus kuşu, geyik, grifon, kaplan, benekli tavuk, kuş ve karaca gibi çeşitli hayvan figürleri bulunmaktadır.
Ayrıca üzüm temaları görülmeye değerdir.
Kilise B Yapısı-Dört Nehir Kilisesi:
Kazıl çalışmalarında kilisedeki mozaikler koruma altına alınmış, üzeri çelik konstüksiyonla kapatılmıştır.
Evet, 3 nefli bir bazilikadır.
Ölçüleri: 15 x 23.5 metredir.
Figüratif Tasvirler:
Mozaiklerde boğa, aslan, tavuş kuşu gibi hayvan figürleri var.
Bu figürlerin Hıristiyan ikonografisi bağlamında, İncil yazarlarını temsil ettiğine dair yorumlar yapılmıştır. (Boğa: Lucas’ı, Aslan: Marcos’u gibi)
Dört Nehir Teması:
Buradaki mozaikler: Tevrat’ta adları geçen nehirler Geon, Phison, Tigris (Dicle) ve Euphrates( Fırat) tasvir etmektedir. Bu nehirler, İbranice ve Hıristiyan kaynaklarına göre, cennette var olduğu düşünülen 4 nehirdir. Be nehirlerin personifikasyonu yani insan şeklinde betimlenmeleri mozaiklerde yer alıyor.
Anadolu’daki örnekleri oldukça nadirdir.
Tavus Kuşları:
Kilisenin zemininde yer alan bir diğer mozaik ise, iki tavus kuşunun bir kaptan su içerken betimlendiği eserdir.
Görkemli bir bahçe içerisinde, bir kaptan su içerken resmedilen tavus kuşları, ölümsüzlüğü anlatmaktadır.
Çünkü tavus kuşlarının, cennetteki kutsal sudan içtikten sonra etlerinin çürümediğine ve ölümsüzlük kazandıklarına inanılmıştır.
Yazıt ve Adak Bilgisi:
Yine aynı kilisenin zemininde bulunan mozaikli alan içinde “Sadık saray muhafızı Himerios ile pek onurlu ve değerli Valettina’nın adağıdır” ibaresi yer alan bir adak yazıtı bulunmaktadır.
Yapılan incelemeler neticesinde “Himerios” isminin bir imparatorluk muhafızı adı olduğu bilgilerine ulaşılmıştır.
Kilisede yapılan diğer ayrıntılı incelemelerde: yazıldıktan sonra kazınarak çıkartılmaya çalışıldığı anlaşılan, 10 satırlık Yunanca bir yazıt bulunmuştur.
Antik dönemde “damnatio memoriae” adı verilen bir kazıma işlemiyle halkın ya da devletin onurunu zedeleyen kişilerin hatıraları, yazıtları ve tarihte bıraktıkları izler silinir ve oldukları yerlerden çıkartılmaya çalışılırdı.
İlgili kilise yazısında da benzer bir kazıma davranışının uygulandığı görülse de yazılar hala tanımlanabilecek durumdadır.
Ayrıca kilisenin giriş kapısında, tabana gömülmüş bir şekilde duran lahit kitabesinde “Burada anısı azizler arasında yer alan Iordannes yatıyor” ibaresi bulunmaktadır.
Üzüm temaları görülmeye değerdir.
KİLİSE C-KUZEYBATI NEKROPOL KİLİSESİ:
Nekropol bölgesinin kuzeybatısındadır.
Bu yüzden Kuzeybatı Nekropol Kilisesi olarak adlandırılmıştır. İnşa tarihi, MS 4-5’nci yüzyıllara dayanır.
Kilise C bitişiğinde bulunan ve henüz fonksiyonu tespit edilemeyen bir yapı içinde: binlerce aynı renk (mavimsi ve yeşilimsi tonlarda) ve dokuda cam kap parçası, hatalı üretim parçaları, cam külçeleri ve yapının atölye olarak kullanıldığının en somut kanıtı olan ocak kalıntıları tespit edilmiştir.
Mevcut duvarlarda kurum/iskelet izleri tespit edilmiş, zemin kömür kalıntıları içeriyor.
Cam külçeleri ve erimiş cam kalıntılarının varlığı, camın eritilerek şekillendirildiği ya da yeniden işlenmiş parçaların (örneğin: vitray, cam mozaik ya da süs eşyası) üretildiği bir atölye fonksiyonunu işaret ediyor.
Evet, mevcut veriler, atölyenin 6’ncı yüzyılın sonlarından 7’nci yüzyılın ortalarına kadar faaliyette kaldığı düşündürmektedir.
GEÇ ROMA VİLLASI:
B kilisesine yaklaşık 150 metre uzaklıkta, düz bir arazide kurulmuştur.
MS 5’nci yüzyıl sonlarına tarihlenir.
Geniş bir avlu içine konuşlanmış en az 10 mekandan oluşan villanın, 2 Numaralı mekanının tabanında evin sahibinin ve karısının portreleri bulunmaktadır.
Bazı odaların duvarlarında freskolar bulunuyor.
Muhtemelen zengin bir aile villasıdır.
ERKEN BİZANS KİLİSESİ-CHORA KİLİSESİ:
Hadrianopolis şehrinde ortaya çıkarılan Erken Bizans kilisesinin tabanında bulunan bağcılık faaliyetlerinin resmedildiği bu tasvirler, kentte bağcılığın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Hadrianapolis antik kentinde şarap üretiminde kullanılan sıkma taşları ise bölgede bağcılığın antik dönemden beri var olduğunu kanıtlamaktadır.
ROMA HAMAMLARI
Kentte Roma dönemine ait iki hamam yapısı bulunmaktadır.
1.Nolu Hamam Yapısı:
2005 yılında bulunmuştur. Kent merkezindedir. Yapı, büyük olasılıkla, 5’nci yüzyılda yapılmış ve 7’nci yüzyıl sonuna kadar kullanılmıştır. Bu bölgede ele geçirilen sikkelerden, hamamın, 8’nci yüzyıl başlarında terk edildiği görülmektedir. Bu yapının temelinde de, 5’nci yüzyılda yapılan bir mozaik bulunmuş ve görülmektedir.
Özellikle tepidarium (ılıklık) bölümü üzerine yapılan cam teras, ziyaretçilere tarihi yapıyı yukarıdan görme imkanı sunuyor. Bu uygulama, Türkiye’de bir ilk olarak kabul edilmektedir.
2.Nolu Hamam Yapısı:
Eskipazar-Hacıahmetler yolunun hemen güneyindedir. 2007 yılında, yapının 9 bölümü ortaya çıkarılmıştır. Yapının tabanı, geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir.
ÇETİÖREN MESİRE YERİ
İlçe merkezine 10 km. uzaklıktadır.
Burada, su kaynakları, yaban hayatı ve zengin bitki örtüsü vardır. Ayrıca: masalar, banklar, ocaklar, çeşmeler, tuvaletler, otopark ve yaklaşık 2500 kişilik bir anfitiyatro var. Bu anfitiyatroda, yağlı güreş etkinlikleri düzenleniyor.
EĞRİOVA MESİRE YERİ
İlçe merkezine 25 km. uzaklıktadır.
Burası da, bir ormanlık alandır. Ama, alanın ortasında yaklaşık 5 metre derinliğinde, suni bir gölet bulunuyor. Sanırım, orman yangınları için tedbir amaçlı oluşturulmuş bir gölet. Burada: masalar, ocaklar, çeşmeler bulunuyor. Gölette: balık avlayabilirsiniz. Çadırlı kamp ve doğa yürüyüşü yapabilirsiniz.
Karabük Eskipazar Kimistene Antik Kenti
KİMİSTENE ANTİK KENTİ
İlçe merkezine bağlı, Demirmenbaşı Mahallesinde, Asartepe yükseltisinin üzerindedir.
Buranın daha çok bir dini yerleşim yeri olduğu tahmin ediliyor. Çünkü, Anadolu’da, bu tür dini yerlerin, bu tür yüksek yerlere kurulduğu örnekleri yoğun olarak görülmüştür.
Tepelerden birinin üzerinde: Akropolis bulunmaktadır.
Bu zirveye, Roma döneminde bir tapınak inşa edilmiştir. Bu tapınak, günümüzde temel seviyesinde görülmektedir. Tapınak: bir kutsal yol ile, doğu yamacında bulunan anıtsal bir girişe ve merdivene bağlanmaktadır.
Tapınağın parçaları, maalesef zaman içinde, çevre köylere yayılmıştır. Tapınak ulaşılması güç bir yere inşa edilmiş olması nedeniyle, yapılan arkeolojik araştırmalarda burada pek fazla adak eseri elde edilememiştir.
Buna göre, tapınak pek fazla ziyaret edilen bir yer olmasa gerek diye düşünülmektedir. Evet, bu tapınağın 4’ncü yüzyıla kadar kullanıldığı ve bir deprem sonucu yıkıldığı düşünülüyor.
Daha sonraki dönemde, bu tapınak üzerine herhangi bir yapı yapılmamış olması nedeniyle, dini-mimari kalıntılar günümüze kadar gelebilmiştir.
İkinci yükselti üzerinde, Akropolis var. Burada da: kayaya oyulmuş niş ve mezar alınlığı şeklinde mezarlar ve mezar taşları bulunmuştur.
Artvin Borçka; Borçka denilince ilk akla gelen, yemyeşil bir doğa ve özellikle Karagöl, Karagöl özellikle Karadeniz turlarında mutlaka uğranılması gereken bir yer, tam bir doğa harikası bir yer olarak önem kazanıyor. Evet, buralara yakın gelirseniz, mutlaka Karagöl’ü görün.
ULAŞIM
İl merkezine uzaklığı 32 km dir. Borçka Hopa arası: 26 km. Borçka Arhavi arası: 36 km. Borçka Murgul arası: 16 km Borçka Ardeşen arası: 70 km. Borçka Sarp sınır kapısı arası: 57 km. Borçka Gürcistan sınır kapısı arası:
TARİHİ
Bu bölgenin ilk yerleşimcileri, Orta Asya kökenli “Hurriler” dir. MÖ 2000 yılında, Hurriler bu bölgeye yerleşmeye başlamışlar ve bir devlet kurmuşlardır.
Daha sonra Hititlerin yıkılmasıyla, burada Urartular egeme olurlar. Ardından Kimmerler, Sakalar, Arsaklılar, Bizanslılar hakim olurlar. 645 yılında Osmanlılar, Bizanslıları yenerek bölgeyi alırlar.
Sonra Emeviler, Hazar Türkleri ve Bagratlılar hakim olurlar. 1063 yılında Selçuklular burayı ele geçirirler.
Trabzon valiliği döneminde Yavuz Sultan Selim, burayı Osmanlı topraklarına katar. 1877-1878 yıllarındaki Osmanlı-Rus savaşı sonrasında, bölge Rus yönetimine bırakılır. 30 Ekim 1918 tarihindeki Mondros Mütarekesinden sonra ise, İngiliz işgali görülür. İngilizler ayrılınca Gürcüler gelir.
1921 yılında ise, Gürcüler çekilir ve 7 Mart 1921 tarihinde Artvin ve çevresiyle birlikte Borçka, Anayurda katılır. Borçka 1928 yılında ilçe olur.
Artvin Borçka
GENEL
İlçenin eski ismi “Porçha” dır. Osmanlı kayıtlarında “Borçha” olarak geçer. Sonradan “Borçka” ismini almıştır.
Borçka, Karadeniz bölgesindedir. Artvin-Hopa yolu üzerinde Çoruh nehri kıyısında şirin bir yerleşim yeridir.
Kuzeyde Gürcistan toprakları ile komşudur. Denizden uzaklığı 36 km ve rakımı 125 metredir.
İklim olarak, Karadeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak yaz ve kış mevsiminde bol yağış görülür, hava ılıktır.
İlçe topraklarının büyük bölümü sarp ve geçit vermeyen dağlarla kaplıdır.
Çoruh vadisi, bu dağlık bölgeyi ikiye ayırır. İlçede ovalık alan yoktur. İlçenin vadisinde akan Çoruh nehri, derin vadiler, debisi yüksek akarsu yataklarından oluşur.
Artvin topraklarından Erzurum sınırına girer, Borçka’da Gürcistan sınırına geçerek yurdu terk eder.
İlçenin önemli gölü Aralık köyü yakınlarında bulunan “Karagöl” dür.
Karçal dağları eteklerinde ise “Yıldız Gölü” vardır. İlçe halkı, çay, fındık, tütün ve orman ürünleriyle geçinir.
NE YENİR
Borçka yöresinde kara lahana sarması, mısır ekmeği, tereyağında alabalık, benekli balık ve macahel balı tatmalısınız. Ayrıca Gürcü tavuğu ve şerbetli silor tatlısı ve lor çorbası deneyebilirsiniz. Ama listenizin başına çağ kebabını koyun.
Artvin Borçka Acarlar Meslek Yüksek Okulu
BORÇKA ACARLAR MESLEK YÜKSEK OKULU
Artvin Çoruh Üniversitesine bağlıdır. Okul 2014 yılında eğitime başlamıştır. Bünyesinde çeşitli programlar bulunmakta, 25 öğretim üyesi ve 1 yardımcı doçent ile eğitim sürdürülmektedir.
Artvin Borçka
GEZİLECEK YERLER
Borçka Şehitliği
BORÇKA ŞEHİTLİĞİ
İlçe merkezindeki şehitlik, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında şehit düşen Yüzbaşı İsmail Bey, vazife başında şehit düşen Yüzbaşı Ahmet Berk ve Üsteğmen Lütfi Dalkıran adına yaptırılmıştır. Burada 14 şehit mezarı bulunuyor.
Borçka Macahel
MACAHEL
Burası, Camili (Macahel) yöresindeki 6 köyü içerir. Camili havzası içinde: Camili, Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral ve Uğur köyleri vardır. Ancak Camili köyü yörenin merkezi konumundadır.
Borçka Macahel
Köyün eski ismi “Hertvis” dir. Bu kelime: “Hevi” yani “dar ve derin dere/vadi” ile “irtvis” yani “karışma, birleşme” kelimelerinin bileşiminden oluşmuş olup “dereler/sular birleşiyor” anlamındadır.
Aslında Camili’de; Efeler deresi ve Uğur-Maral dereleri birleşirler.
Gelelim en önemli hususa: Birleşmiş Milletler UNESCO MAB sekreteryası tarafından, 2005 yılında, Camili Biyosfer Rezervi ilan edilmiştir.
Dünyanın 25 sıcak noktasından birisidir. Ülkemizin ilk ve tek biyosfer alanıdır.
Yapılan araştırmada: alanın florası, faunası, biyoçeşitliliği araştırılarak ortaya çıkarılmıştır.
Borçka Camisi (Macahel)
BORÇKA CAMİSİ (MACAHEL)
Camili (Macahel) yöresi, 6 köyü içerir.
Köyün eski ismi Hertvis’dir. Bu kelime: “Hevi” (dar ve derin dere/vadi) anlamına gelir. “İrtvis” (karışma, birleşme) anlamına gelir.
Bu iki kelimenin bileşimi olup “dereler, sular birleşiyor” anlamını taşır.
Gerçekte ise, Efeler deresi ile Uğur-Maral dereleri Camili’de birleşirler.
Halen bucak yönetimi bulunmasa da Camili köyü yörenin merkezi konumundadır.
Camili köyünde bulunan sağlık ocağı, PTT Acentası, yatılı ilköğretim okulu ve jandarma karakolu diğer köylere de hizmet veren tek kuruluştur.
Yöre köylerinin yerel idare birliği Camili köyler birliğinin merkezi, Camili köyüdür.
Borçka Karagöl
BORÇKA KARAGÖL
İlçe merkezine uzaklığı 25 km.dir. Yolun Camili köyüne kadar olan 7 km bölümü iyi, kalan bölümü topraktır. Ulaşım güçlüğüne rağmen, doğa tutkunlarının ilgisini çekiyor.
Kuzey Anadolu Dağlarının devamı niteliğinde olan Karçal Dağlarının kuzeybatısındadır. Buradaki göl; bir heyelanla meydana gelmiştir.
Karçal dağlarındaki Aralık yaylasının yakınlarında bulunan bir tepenin, 1800’lü yılların başında heyelan sonucu, Klaskur deresinin önünün kapatılmasıyla oluşmuştur. Biri büyük, diğeri küçük iki göl, Karagöl’ü oluşturur.
Deniz seviyesinden 1450-1480 metre yüksekliktedir. Gölün en derin yeri 25 metredir. Suyu tatlıdır. 2002 yılında Tabiat Parkı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Gölün çevresi anıt sayılabilecek çeşitli yaşlı ağaçlarla çevrilidir. Hatta, heyelan sonucu oluşmuş olması nedeniyle, suyun altında hala canlı ağaçlar bulunduğu söyleniyor.
Gölde avlanma yasak olduğundan, bol miktarda yöreye özgü kırmızı pulla alabalık vardır.
Zengin bitki örtüsü ve hayvan çeşitliliğine sahiptir. Burada 10 yıldan beri ağaç kesmek yasaktır. Bu yüzden, yeşilin her tonuyla karşılaşılır.
Borçka Karagöl
Kuşların göç yolunda bulunduğundan, Eylül ayında çok sayıda kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır.
Yörede: yaban hayatı da hareketlidir. Çok sayıda ayı ve az sayıda vaşak bulunmaktadır. Özellikle geceleri, kurt, çakal ve tilkilere rastlanır, sesleri duyulur.
Karagöl çevresinde yapılaşmak yasaktır. Sadece Orman İşletmesine ait 27 yataklı bir tesis vardır.
Zengin orman örtüsü ve flora çeşitliği ile ilgi çekmekte olup, kamp turizmi için uygun bir yerdir. Ayrıca yöre halkı tarafından mesire yeri olarak kullanılır.
Gölde sandal kiralayıp gezinti yapabilirsiniz. Göl çevresindeki parkurda yürüyüş yapabilirsiniz.
Göl kıyısında kamp yaparak unutulmaz bir gece geçirebilirsiniz. Muhteşem doğa fotoğrafları çekebilirsiniz.
Ancak gölün sığlaşan bölümlerinde kurbağa varlığı dikkat çekici yoğunluktadır.
Doyumsuz güzelliği, kimi zaman kurbağaların çıkardıkları sesler bozabilmektedir.
Ayrıca göl çevresinde yoğun sivrisinek vardır. Kamp yapanlar bundan şikayetçidir, önlem alarak gidiniz.
Göl çevresine gelen ziyaretçiler, doyumsuz manzarayı izlemek için kontrolsüz bir şekilde gölün çevresindeki yamaçlara tırmanıyorlar.
Bu oldukça sakıncalı bir durumdur. Çünkü çevre bilinci oluşmamış bazı kişiler tarafından, orman altı florasına zarar verilmekte, sigara izmaritlerini ve bazı plastik çöpleri, gelişigüzel çevreye atmaktadırlar.
Karagöl’de bulunan mevcut konaklama tesisi yerel mimari özelliklerini yansıtmıyor. Yeşil örtü içinde, betonarme olarak inşa edilen tesisler, manzara bütünlüğünü bozuyor.
Borçka Beyazsu Yaylası-Yıldızlı Göl
BEYAZSU YAYLASI-YILDIZLI GÖL
Beyazsu yaylası, Balcı köyündedir. Balcı köyü, ilçe merkezine 13 km uzaklıktadır. İlçe merkezi ve Beyazsu yaylası arasındaki uzaklık, yaklaşık 50 km dir. İl merkezine uzaklık ise 82 km.dir.
Borçka Beyazsu Yaylası-Yıldızlı Göl
Buraya “Otingo Ormanları Ilıcası” olarak da tanımlanır. Yayla, sırtını Karçal dağlarına dayamıştır.
İlçe sınırları içinde olup yayla evlerinin ilginç mimari özelliğiyle dikkat çeker.
Bol ve köpüklü akan kaynak suyundan dolayı “Beyazsu” ismini almıştır.
Yaylada kamp ve konaklama yapılacak yerler vardır. Bu yaylada, 2 saat uzaklıktaki Yıldızlı Göl, yürüyüş için elverişli alandır.
Borçka Beyazsu Yaylası-Yıldızlı Göl
“Otingo Ormanları Ilıcası” olarak isimlendirilen bu kaynağın suyunun şifalı olduğu söyleniyor. Su kaynağı yakınında, TEMA yardımlarıyla yapılan bir de 24 yataklı pansiyon bulunur.
KARÇAL DAĞLARI
Karçal dağları, WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) ve IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) tarafından belirlenen, küresel düzeyde korunmada öncelikli “200 Ekolojik Bölge” den birisidir.
Kafkasya ve Kuzey Anadolu Ilıman Kuşak Ormanları sınırları içindedir. CI (Conservation International), Dünya Bankası ve GEF gibi uluslararası kuruluşlar da Kafkasya Bölgesini, dünyanın en zengin ama tehlike altındaki 25 karasal “ekolojik bölge” sinden biri olarak göstermektedir.
Bölge, Avrupa ve Orta Asya’yı içine alan coğrafyadaki en geniş doğal yaşlı orman ekosistemlerine dahildir.
ARALIK KÖYÜ
Atanoğlu köyü ile birlikte Klaskur yöresini oluştururlar.Aralık köyü “Aşağı Klaskür” olarak da adlandırılır. Borçka-Camili karayolu üzerindeki ilk köy olan Aralık, il merkezine 45 km ve ilçe merkezine 9 km uzaklıktadır.
MARAL ŞELALESİ
İlçe merkezine bağlı Maral köyü sınırları içindedir. İlçe merkezine 55 km uzaklıktadır.
Maral şelalesi: 3415 metre yükseklikte bulunan Karçal dağlarının Maçahel vadisini süsler. Şelale yolu: ladin ve kayın ağaçları arasında, rengarenk kelebekler eşliğinde, dik bir yamaçtan aşağıya doğru iner.
Şelale yolunda: yürüyüş yapabilirsiniz.
Ancak bu yol zorludur. Bazen ağaçların iri kökleri, bazen de köylülerin yaptığı ahşap merdivenler yürümeye yardımcı olur.
Düz bir alana geldiğinizde, Maral şelalesi tüm güzelliğiyle gözler önüne gelir.
Oldukça yüksekten yani 65 metreden dökülen su, aşağıda döküldüğü yerde büyükçe bir göl oluşturur.
Burası 2005 yılında UNESCO’nun “İnsan ve Biyoküre Programı” çerçevesinde, Türkiye’nin ilk biyosfer rezervi ilan edildi.
Kış aylarında, çetin kış koşulları buraya ulaşım yollarını kapattığında, Camili köylüleri, Gürcistan üzerinden Artvin merkeze geçiyorlar.
Borçka Barajı ve Hidroelektrik Santralı
BORÇKA BARAJI VE HİDRO ELEKTRİK SANTRALI
Çoruh nehri üzerindedir. Baraj 1999-2006 yılları arasında yapılmıştır. Türkiye’nin 59 ve Artvin ilinin 3’ncü büyük elektrik santralıdır. Set yüksekliği 86 metre, göl alanı 11 km karedir.
Borçka İbrikli Kilise
İBRİKLİ KİLİSE
Birkaç evden oluşan mahallenin güneydoğusundaki çayırlık alandadır. Çevresi ağaçlarla çevrilidir ve bu yüzden gizlenmiş durumdadır.
Kitabesi yoktur. Oldukça küçük boyutludur ve serbest haç planındadır. Yapı muhtemelen Ortaçağ döneminde, Begratlılar zamanında inşa edilmiştir.
Girişi batıdandır. Kilisenin içi iki bölümden oluşur. Batı kısmında üstü tonoz örtülü mekan ve bunun devamında asıl mekan yani naos kısmı gelir.
Naos kasnaklı kubbe ile örtülmüştür. Kilisenin en önemli yanı, fresk süslemeleridir.
Naos bölümünde bulunan ve burayı tabandan tavana kadar kuşatan, çeşitli fresk süslemeler vardır.
Bu süslemelerde: Aziz figürleri ve Tevrat ile İncil’den seçilmiş çeşitli dini konular içeren sahneler işlenmiştir.
Freskler: kahverengi, mavi, yeşil ve sarı renklidir ve iyi bir işçiliğe sahiptir.
Ancak, oldukça harap bir şekilde günümüze ulaşmıştır.
Yörenin İslamlaşmasından sonra ise herhangi bir amaç için kullanılmamıştır, yani camiye dönüştürülmemiştir.
Günümüzde harabe halindedir.
Borçka Gorgit Efeler Milli Parkı
GORGİT EFELER MİLLİ PARKI
İlçe merkezine 50 km uzaklıkta bulunan Camili köyündedir.
Camili ormanlarının Gorgit mevkiindeki bölümde, Efeler köyü civarındaki bir alandır.
Gorgit-Efeler Doğa Koruma Alanları, Avrupa ve Orta Asya’yı içine alan geniş coğrafyadaki en büyük doğal yaşlı orman ekosistemlerini barındırmasıyla önem kazanır.
Burada bulunan ağaçların hepsi anıt niteliğindedir. Biyosfer Rezerv Alanına sahip olup, Biyolojik çeşitlilik açısından zengindir.
Saf Kafkas Arı ırkı için, gen koruma havzasıdır.
Doğal yaşlı ormanı, her biri anıt olma özelliğine sahip ağaçları bünyesinde barındıran ve dünya doğal koruma kriterinden son derece önemli parametre olan Doğal Eski Ormanlardır.
Borçka Düzköy Camii
DÜZKÖY CAMİSİ
İlçe merkezine 9 km uzaklıktaki Düzköy’dedir.
Kitabesi yoktur. Ancak kuzey cephesinde asılı levhasına göre, 1850 yılında, köylüler tarafından inşa edilmiştir.
Zaman içinde geçici onarımlar ile, günümüze ulaşmış ve halen ibadete açıktır.
Yapıda, bodrum katı üzerinde, geçmişte medrese olarak kullanılan kare planlı cami vardır.
Cepheler sade olmasına rağmen, kapı kanatlarından başlayan ve tüm iç bölümü de ihtiva eden bitkisel, realist, geometrik ve geçmelerden oluşan motiflerle süslenmiştir.
İç mekandaki abartılı bu süslemeler, iç ile dış arasında tezat yaratır.
Artvin Ardanuç, maalesef internet ortamında Belediye ve Kaymakamlık sayfaları incelendiğinde, bu güzel belde ve turizm özellikleri hakkında bilgi yok, yine de ilçe merkezinde bu yörede yapılan ilk cami, İskender Paşa Külliyesi camisi, Ferhatlı kalesi ki Ferhat ile Şirin efsanesiyle ilgilendirilir, Gevhernik kalesi ve de özellikle Cehennem Deresi Kanyonu, sayın okurlar, inanın Doğu Anadolu veya Karadeniz yöresi gezilerinizde, bence Ardanuç için zaman ayırın, giden bu güzel beldeyi gezin, görün, son bir not, çağ kebabı yemeyi unutmayın.
ULAŞIM
İl merkezine uzaklığı 39 km. dir. Ardanuç Şavşat 75 km. Ardanuç Borçka 86 km. Ardanuç Yusufeli 126 km. Ardanuç Hopa 111 km. Ardanuç Ardahan 60 km. dir.
Artvin Ardanuç
TARİHİ
Bölgede sırasıyla egemen olanlar: Urartular, Sakalar, İskit Türkleri ve MS 75 yılından itibaren ise Oğuz kollarından Hazarlardır. 810 yılında ise Gürcü egemenliği görülür.
Daha sonra Anadolu Selçukluları tarafından ele geçirilir. 1551 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa, burayı ele geçirir.
93 Osmanlı-Rus harbi sonunda, yapılan anlaşma ile ilçe Ruslara bırakılır.
Ancak I. Dünya savaşı sonunda, halk oylaması sonucu, yine Osmanlı İmparatorluğuna bağlanır.
Mondros Mütarekesinden sonra, ilçe önce İngilizler ve sonra Gürcüler tarafından istila edilir.
Gümrü Anlaşması ile, 7 Mart 1921 tarihinde Türkiye’ye katılır.
1945 yılında Artvin’e bağlı bir bucak iken, ilçe olmuştur.
Bu dönemde ilçe merkezi Tütünlü köyü iken, Kasım 1948 tarihinde Adakale’ye, 1954 yılında ise hükümet binasının inşa edildiği Meydanlar semtine taşınmıştır.
Artvin Ardanuç
GENEL
Coğrafi bakımdan ilçenin kırık bir arazisi vardır.
Denizden yükseklik 500 metredir. İlçe merkezi, Kürdevan,
Yanlızçam ve Horasan dağları ile çevrilidir. İlçe merkezinden, Ardanuç deresi geçer.
Arazinin % 32 ormanlıktır.
İlçe arazisinin sadece % 11’lik bölümü, tarıma elverişlidir.
Burada tipik karasal iklim hakimdir. Yazları sıcak, hem de aşırı sıcak olur, kışları ise ilçe merkezi ılık, yüksek köyler ise soğuk ve karlıdır.
Buranın isminin daha da kökenine inilirse “arda” nehir ve ırmak demektir.
Bazı yazarlara göre: Urartu dağlar tanrısı Arniden, Ardanuç kelimesinin türetildiğini ileri sürerler.
Tarihçe kısmında belirttiğim gibi, MS 810 yıllarında, bir ara burada Gürcüler hakimiyet kurmuştur.
Gürcü kaynaklarında, burası “Artunuci” adıyla geçer. Zaten bir dönem buralarda Gürcü ve Ermeniler yaşamış olsa da günümüzde Ahısta Türkleri yaşamaktadır.
Ancak bazı yerleşim yerlerinin ismi hala Gürcücedir.
Günümüzde burada yaşayanlar, bu isimleri değiştirmeden kullanmayı sürdürmektedir.
TARİHİ:
MÖ 9’ncu yüzyılda bölge Urartu sınırları içindeydi.
Ardanuç, tarihsel Klarceti bölgesinin en eski yerleşimidir. Ortaçağ’da Gürcü hanedanı Bagrationilerin önemli merkezlerinden biri olmuştur. Klarceti bölgesinin en eski merkezi Tuharisi’ydi. 5’nci yüzyılın sonlarında Klarceti prensleri, ikametgahlarını Tuharisi’den Ardanuç’a taşıdılar. Gürcü tarihçi Cuanşeri’ye göre: Gürcü Kralı Vahtang Gorgasali, Ardanuç’u görünce beğenir ve burayı merkez olarak seçer.
MS 810 yıllarında Gürcü Kralı I. Aşot, kenti ayağa kaldırır kaleyi de yeniden kurdurur. Bu tarihten sonra Ardanuç, Aşot varislerinin merkezi haline gelir, şehir, konumu sayesinde hızla gelişir önemli bir ticaret merkezi olur.
Sonraki dönemde, uzun süre Osmanlı yönetiminde kalan Ardanuç, Osmanlıların 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında yenilmesinin ardından, Rusya İmparatorluğuna kalmıştır. Dünya Savaşı sonlarında Rus ordusu bölgeden çekilince, Ardanuç, 1918-1921 yılları arasında Gürcistan sınırları içinde kaldı. 1921 tarihinde Rus Kızıl Ordusu, Gürcistan’ı işgal edince, Ankara hükümetinin verdiği nota üzerine Gürcü birlikleri bölgeden geri çekildi. Bölge Türk birlikleri tarafından geri alındı.
NE YENİR
İşte en kritik soru bu, buraya yolunuz düşerse mutlaka “çağ kebabı” yemelisiniz. Eti muhteşem lezzetlidir. Ayrıca: bir tür yufka sarması olan Silor, Karalahana sarması, Kuymuk yani Mıhlama, Laz Böreği önerebilirim.
ARDANUÇ MESLEK YÜKSEK OKULU
İlçe merkezinde Merkez Mahallededir.
Artvin Çoruh Üniversitesine bağlıdır. 2018 yılında açılan Ardanuç Meslek Yüksek okulunda; Tapu ve Kadastro ile Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon bölümü vardır.
Artvin Ardanuç
GEZİLECEK YERLER
Ardanuç İskender Paşa Külliyesi
İSKENDER PAŞA KÜLLİYESİ
İlçe merkezinde Adakale mevkiindedir.
Külliye: cami, medrese, arasta, çeşme ve üç türbeden oluşmaktadır. Caminin güneyi ve batısında bir hazire vardır.
Burada biraz İskender Paşa kimdir inceleyelim. Gazi İskender Paşa, Osmanlı Devletinde Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinin vali ve kumandanlarındandır. Cesur, savaşçı olduğu kadar şair, bilgin ve tarihçe yönüyle de tanınmaktadır. Arapça-Farsça bilen, şiirleri ve divanı bulunan paşa, görev yaptığı yerlerde sosyal yardım ve adalet için çalışmış, halk yararına birçok kurum ve bina yaptırmış veya onartarak hizmete açmıştır.
Ardanuç İskender Paşa Külliyesi Camii
Cami
Cami, Artvin yöresinin ilk camisi olması nedeniyle önemlidir.
Caminin ilk yapılışı: 7’nci yüzyılda, Hz Osman döneminde, yöreye geçici olarak hakim olan Müslüman Araplar tarafından yapılmıştır.
Ancak Akkoyonlulardan sonra kullanılmaz hale gelmiştir.
Ardanuç kalesini ele geçiren Osmanlılar döneminde Erzurum Beylerbeyi Çerkez İskender Paşa tarafından, 1553 yılında cami yeniden onarılarak ibadete açılmıştır. Ayrıca gelir getiren çeşitli yapılar camiye vakfedilmiştir.
Bu bölgede 11’nci yüzyılda yapıldığı öne sürülen bir kilisenin bulunduğu söylenmektedir. İskender Paşa tarafından yaptırılan caminin duvarlarında, kilisenin taşları kullanılmış ve bu taşlardan birinde bulunan Gürcüce yazıt günümüze ulaşmıştır.
Cami içinde, kapalı mekanda bulunan 1864 tarihli kitabeye göre, bina Süleyman Paşa önderliğinde Hasan Efendi tarafından, yine aynı tarihte esaslı bir onarımdan geçirilmiştir.
Rus işgali sırasında caminin minaresi yıkılır ve bir süre depo olarak kullanılır ve işgal bitince tekrar cami olarak ibadete açılır.
Cami, moloz taşla yapılmıştır. Kuzey bölümünde iki katlı, ahşap direk ve kirişlere sahip düz tavanlı, son cemaat yeri vardır.
Alt katı: 3 ve üst katı tek bölümlüdür. Ahşap sütunla taşınan ve kirişlere oturan 6 metre çapında ahşap kubbe vardır.
İç mekandaki zengin ahşap işçiliği ile birlikte yapıda özellikle kubbenin de bulunduğu tavanda, itinalı ve diğerlerinde daha güzel eski kalem işi süslemeler vardır.
Kubbeyi taşıyan kirişlerin alt ve yan yüzlerinde ve köşelerinde, sarı renkli zemin üzerine boyanmış açık yeşil baklava dilimlerini görün, bunların iç kısımları da kalem işi süslemelerle bezenmiştir.
Medrese
Medrese, 1553 yılında İskender Paşa tarafından yaptırıldığı düşünülen medrese, günümüzde yoktur.
Büyük kısmı tamamen yıkılmış medresenin yerine, bugün bir ev inşa edilmiştir. Bazı araştırmacılar bugün caminin kuzeyinde bulunan ve bir yapının güney duvarı olduğu anlaşılan kalıntının aslında medresenin güney duvarı olduğunu kabul ederler.
Arasta
Arasta, caminin 200 metre kadar uzağında, sokağın iki yanına dizilen dükkanlardan oluşur.
Dükkanlar moloz taşla inşa edilmiş olup önleri açıktır. Çoğu yıkılmıştır, sadece 7 tanesi günümüze kadar gelmiştir.
Ardanuç İskender Paşa Külliyesi Çeşme
Çeşme
Çeşme, caminin önündedir. Kitabesine göre: Yusuf Paşa’nın eşi Hatice Hanım tarafından yaptırılmıştır. (Hatice hanımın mezarı, camiye bitişik türbededir.) Üçgen alınlıklı, 3 x 3 metre ebatlarındaki çeşme, arka tarafında su deposu olan tipik bir Osmanlı çeşmesidir.
Türbeler
Caminin batısında iki gurup halinde, üç türbe vardır.
Bu türbede gömülü kişilerin Ahıska Çıldır Beylik ailesinden kişiler olduğu tahmin edilmektedir. Bir görüşe göre, bu üç türbe bölgedeki Hıristiyan soyluların Müslüman olup Osmanlıya hizmet etmeye devam ettiklerinin göstergesidir.
Evet bu türbeler, Artvin’de nadir görülen türbe geleneğinin önemli örnekleridir. İç bölümleri henüz restore edilmemiştir.
Hatice Hanım Türbesi:
Camiye bitişik Hatice Hanım Türbesi, bu türbenin köşesinde Ali Paşa türbesi ve caminin batı cephesine bitişik Süleyman Paşa türbesidir. Hatice hanım türbesi, diğer iki türbeden daha büyüktür ve diğer iki türbeden daha önce yapılmıştır. Kare planlıdır, ahşap kanatlı kapı açıklığı üstten yuvarlak kemerli bir niş içine alınmıştır. Alınlığında tarih bulunmayan kitabe vardır.
Ali Paşa Türbesi:
Ali Paşa Türbesi; içinde mezar yoktur, yapının üstü kubbeyle örtülmüştür. Oldukça sade olan türbe, malzeme ve teknik açısından Hatice Hanım Türbesi ile aynıdır, sadece duvarları daha incedir. Kubbesi dıştan betonla sıvanarak koruma altına alınmıştır, ancak yine de onarıma muhtaçtır.
Süleyman Paşa Türbesi:
Süleyman Paşa Türbesi: kare planlıdır, kubbeyle örtülmüştür. Doğu cephesi, cami ile ortak duvara sahiptir. İçeride bulunan dört adet mezar vardır. Yapı süslemesizdir. Teknik ve malzeme açısından diğer iki türbeye benzerlik gösterir, ancak farklı duvar kalınlıklarına sahiptir.
Ardanuç Kültür Evi
ARDANUÇ KÜLTÜR EVİ:
2012 yılında ilçede arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan tarihi Adakale bölgesinde, tarihi bir konak bulunmaktadır. İskender Paşa Camisinin yanında yer alan ve ilçede “hükümet” ve “İskender Paşa Konağı” olarak da bilinen konak, 10 Temmuz 2019 tarihinde kültür evi olarak ziyarete açılmıştır.
Konak iki kattan oluşur. Osmanlı mimarisiyle taş işçiliği göze batmaktadır. Taş yığma sistemiyle inşa edilen yapıda, malzeme olarak moloz taş ve ahşap kullanılmıştır.
Ardanuç (Gevhernik) Kalesi
ARDANUÇ (GEVHERNİK) KALESİ
İlçe merkezinde Adakale mevkiindedir ve 4 km uzaklıktadır. Artvin il merkezine uzaklık ise 39 km dir.
Gevhernik kelimesinin Farsça’da anlamı “cevher” demektir. Kaleye “Gevhernik” isminin verilmesinin sebebi: kalenin çevresinde gümüş madenleri vardır. Bu yüzden kale maden ve cevher anlamına gelen “Gevheri Nik” kalesi olarak bilinir. Osmanlı döneminde bölgede ardanuç ismiyle altın ve gümüş sikkelerin basıldığı bilinir.
Ardanuç Kalesi
Kalenin ilk yapılışının MÖ dönemlere kadar gittiği düşünülmektedir. Kalede ilk yerleşimcilerin Urartular olduğu düşünülür.
Yörenin en önemli kalelerindendir. İç kalesiyle beraber iki bölümden meydana gelen kale, üç yönden derin vadilerle belirlenen asıl kalenin, batı istikametinde bulunan üst kısmında, anakaya üzerine kurulan iç kalesi yer almaktadır.
Eğimli bir sahadan meydana gelen kalenin ancak bir kısmı iskana uygun olup, iç kale istikametindeki bölüm oldukça eğimli olduğundan, burada yerleşim mevcut değildir.
Kalenin ana girişinin çevresi surlarla çevrili olup, kalenin giriş kitabesinin de bulunduğu güney istikametinde yer alan ve bir kısmı hala sağlam kalan burçlarla da muhafaza edilen kapı ile sağlanmaktadır.
Kuzey istikametinde ve girişten kısmen de olsa sağlam kalan kale surları moloz taşla imar edilmiş ve kireç harcı ile örülmüştür. İçkaleye aşağıda kalan asıl kaleden patika yolla çıkılabilmektedir.
Kalenin kuzeybatı köşesinde bulunan orijinal merdiven tahrip olduğu için aynı yerde bulunan seyyar iki merdivenle içkaleye ulaşım gerçekleştirilmektedir.
İç kale yüksek anakaya üzerinde inşa edilmiş olup, kuzeybatı-güneydoğu istikametinde devam eden kaya kütlesinden meydana gelmektedir.
İç kale takribi 200 m uzunluğu, 40 m genişliği ile 8000 metre karelik alana sahip olup, mimari kalıntıları Ortaçağ dönemine aittir. İç kalenin her tarafı surlarla çevrili olup, güneydoğu surlarının diğerlerine göre daha yüksek olduğu görülür.
Evet; etrafı surlarla çevrili şehir yapısı olarak önem kazanır, dışkale-içkale yapılaşmasının tek örneğidir.
Ardanuç (Gevhernik) Kalesi
Ardanuç Kalesi: 5’nci yüzyılda Gürcü Kralı Vahtang Gorgasali döneminde inşa edilmiştir.
Bagratlı krallığı Çıldır Atabekleri tarafından yönetim yeri olarak kullanılmıştır.
Ortaçağ’da İberya, Ahhazya ve Misimya devletlerine karşı stratejik öneme sahipti.
10’ncu Yüzyıl ortalarında, Abhazya kralı II. Giorgi, kız kardeşini evlendirdiği Aşot’a, Ardanuç bölgesini verir.
Ancak, Aşot, düşmanlarıyla işbirliği yapınca, verdiği toprakları geri ister, anlaşmazlık büyüyünce ancak Giorgi’nin ölümü üzerine Ardanuç ikiye bölünerek çözümlenir.
Ardanuç (Gevhernik) Kalesi
744 yılında, Begratlıların toprakları; Emevi Halifesi II Mervan döneminde fetih edilmişler, Ardanuç kalesinin kapıları ve burçları yıkılmıştır.
Kale, Osmanlı döneminde Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa tarafından, 22 günlük bir kuşatmadan sonra 13 Haziran 1551 tarihinde fetih edilmiştir.
Ardanuç Kalesi Kitabesi
1562 yılında ise, kale Kanuni Sultan Süleyman tarafından onarımı yaptırılmıştır. Bu onarıma ait, kitabe bulunmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait olan Arapça kitabe, kale girişindedir ve 1563 yılında yaptırılmış ve muhtemelen bu dönemde kalenin surları tamir ettirilmiştir.
Osmanlı-Rus 93 harbi (1877-1878) sonunda imzalanan Berlin anlaşmasına göre, kale, Ruslara savaş tazminatı olarak verilmiştir.
1920 yılında, İngiliz işgali altında bulunan kale, İngilizlerin çekilmesi sonucu Gürcüler tarafından işgal edilmiştir.
Ancak Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir’in Ermenileri yenmesi ve Gümrü anlaşmasının ardından, Gürcü işgali altında bulunan Batum ve Ardahan ile birlikte burası da Gürcüler tarafından boşaltılır. 23 Şubat 1921 tarihinde işgal biter.
Bugün burada görebilecekleriniz: geçmiş dönemlere ait çeşitli kalıntılar, taş kemer dükkanlar, toprakaltı soğuk hava depoları, Kanuni Sultan Süleyman’a ait bir kitabedir.
Ama, tüm bu güzellikleri görmek, ziyaret etmek için herhangi bir tedbir, herhangi bir ilgi yok.
Her yerde tabela var ama yol yok, oldukça bakımsız ve tehlikeli bir keçi yolundan ilerlemek gerekiyor ki, hata yapmamak lazım. Ayakkabılarınız uygun olmalı ve bu tür keçi yolunda yürüyebilecek kondisyonda olmanız gerekli. Kaleye çıkmaz zaten zahmetli, kalenin için de ilgi alaka yok.
Son bir not:
Hıristiyan Ardanuç Gevher kalesinin beyi ile Klarcet köyündeki Müslüman bir çobanın kızı arasındaki büyük aşk ile ilgili bir efsaneden söz edilir.
Fazla ayrıntıya girmeden birkaç kelimeyle anlatmak istiyorum.
Beyin oğlu genç, Hıristiyan, aşık olduğu çobanın kızı ise Müslüman, elbette bu din uyuşmazlığı bu aşkı en had safhada etkiliyor.
Müslüman çoban kızı, kaleye gelin giderken, ölür.
Bunu gören Hıristiyan Bey oğlu, çok üzülür ve bir çoban kızının kendisini kralın oğluna layık görmemesine çok üzülür, çok “ar” eder, utanır ve kendisini kayalardan aşağıya atar.
Olayı gözyaşlarıyla seyredenler ise, Bey oğlu için “Arından uçtu” derler ve “Arından uçtu” kelimesi zaman içinde değişime uğrar ve “Ardanuç” olur, kale ve çevresine bu isim verilir.
Ardanuç Artanuci Kilisesi
Artanuci/Adakale Kilisesi:
İçkalenin orta kısmının kuzeydoğu istikametinde iki nefli kilise ve ek mekandan teşekkül olan kompleks bir yapı yer almaktadır. Ortaçağ dönemine ait bu yapının dış duvarlarının bir kısmı ayakta kalmıştır. Yapı dıştan: 14.50 x 11.80 metre ölçülerindedir ve kilisenin kuzey cephesi boyunca uzanan ek mekanın ön kısmı tonozlu bir mimari formunda inşa edilmiştir.
Bu yerin ilerisinde sarnıç bulunmaktadır. Kalenin ikinci sarnıcı ise 6.30 x3.30 metre ölçüsünde kilisenin güneydoğu istikametinde yer almaktadır.
Bu sarnıç da diğeri gibi içi moloz taşla doldurularak örtülmüştür.
Bu yapıların yanı sıra, iç kalenin güneydoğu bölümünde, güney sura bitiştirilmiş, 12 x 11 metre ölçülerinde, kare plan sergileyen, sadece temel duvarları kalan ve hangi amaç için kullanılmış olduğu belirlenemeyen bir yapı kalıntısı da mevcuttur.
Bu mekanın batı istikametinde diğerine benzeyen bir başka kalıntı daha vardır. Yer yer yüksekliği 7 metreyi bulan urlar, moloz taş ile inşa edilmiştir. Surların duvar kalınlıkları 2 metre ile 1.30 metre arasında olup, kireç harcıyla inşa edilmiştir.
Ayrıca surlar istinat kuleleriyle desteklenmiş olup, birçoğu doğa ve insanların menfi etkileri sonucu tahrip olmuştur.
Evet bu bölümde kilise hakkında ayrıntılı bilgi vereceğim:
Artanuci kilisesi: Ortaçağdan kalma bir Gürcü kilisesidir. Eski Artanuci kasabasına sonradan Adakale denildiği için, bu kilise Adakale kilisesi olarak da bilinir.
Kilise, Ardanuç Kalesi içinde yer alan iki kiliseden biridir.
Kilisenin mimari özelliklerine göre, MS 9-10’ncu yüzyıllarda yapıldığı düşünülür.
Bugün kilise, Ardanuç’un eski yerleşimi olan Adakale’nin kuzey ucunda, Ardanuç Suyu vadisine bakan kayalık bir tepededir.
Düz yüzeyli bir kayaya inşa edilmiştir. Ancak günümüzde neredeyse tamamen yıkılmıştır. Geriye sadece batı ve kuzey duvarlarının bazı bölümleri, güney duvarının 5 metre yüksekliğindeki orta kısmı ve sunak bölümünün kuzey ve batı duvarları kalmıştır.
Nikolay Marr, 1904 yılında bölgede dolaştığında, Artanuci kilisesini görmüş ve tanımlamıştır. Verdiği bilgiye göre: kilise dikdörtgen planlı, kapalı haç planlı ve kubbeli bir yapıydı. dört adet haç kolu orta bölümden açılıyordu.
Bu kollardan biri doğudaki yuvarlak formlu apsisle, diğer üç kol köşeli duvarlarla son buluyordu.
Haç kollarının arasındaki boşlukları, daha alçak biçimde inşa edilmiş kiler odaları dolduruyordu. Sunağı bugüne ulaşmış kapının üzerinde bir kemer bulunmaktaydı. Sunağın apsisinde iki pencere vardı.
Diğer haç kollarında birer pencere bulunuyordu. Kilise iki giriş kapısına sahipti. Bu kapılardan biri güney cephesinin ortasında yer alıyordu ve kilisenin zemininin altındaki mezar odasına bu kapıdan iniliyordu.
Arkeolojik Kazı Çalışmaları:
2021 yılında, Ardanuç kalesinde kiliseyi de kapsayacak şekilde kazı çalışmalarına başlanmıştır. Dört sezonluk kazıda, çok sayıda seramik ürün, sikke, gülle gibi taşınabilir kültür varlıklarına ulaşılmıştır.
Tabii bu çalışmalarda en önemli husus, kazıya katılanların kaleye ulaşımı. Kazı çalışmalarında kullanılan malzeme, yaptırılan ilkel teleferikle çıkarılıyormuş.
İşçi ve uzmanlar ise, zorlu bir merdivenden ve yoldan çıkarak kazıyı sürdürüyorlarmış. Umarım, bu konuda ilgililer gerekli yardımı yaparlar.
Ardanuç Ferhatlı Kalesi
FERHATLI KALESİ
İlçe merkezine 5 km uzaklıktaki Ferhatlı (Ahıza) köyündedir.
Kale, Ferhatlı köyünün içinden geçen suyun kenarında, vadi paralelinde yükselen ana kaya üzerinde inşa edilmiştir.
Ardanuç Ferhatlı Kalesi
Ferhatlı köylüleri, Ferhat-Şirin efsanesini anlatırken köylerinin isminin de bu efsaneden geldiğini söylerler.
Yapının kitabesi yoktur. Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ama Ardanuç kalesiyle aynı tarihte, 5’nci yüzyılda Kral Vahtang Gorgasal tarafından onarılmıştır.
Ardanuç Ferhatlı Kalesi
Kale ile ilgili bazı gizli kalmış, çözülemeyen sırlar vardır.
Çünkü kalenin içine girmek imkansızdır.
Kale kapıları içeriden kapatılmıştır, üzerinde bulunduğu kaya bloğunun içi tamamen boş olup, kalenin hemen altından Çoruh nehri geçmektedir.
Ardanuç Ferhatlı Kalesi
Kalenin içindeki mağaralar Çoruh nehrine kadar inmekte ve su ihtiyacı karşılanmaktadır. Ancak günümüzde kalenin alt bölümü baraj suları altında kalmıştır.
Kale: Ardanuç kalesine çıkmadan, Ardanuç suyunun kenarında, vadi paralelinde yükselen ana kaya kütlesi üzerine yapılmıştır.
Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde burası hakkında “ Harbe kalesi” ismini kullanır.
Ardanuç Ferhatlı Kalesi
Günümüzde moloz taş kullanılarak yapılan sur duvarlarının bir küçük bir kısmı ayaktadır, geri kalan bölüm harabe halindedir.
Günümüzde buraya girildiğinde, dere ve kale arasında bulunan ve dereden su çıkartmak için kullanılan yol görülür.
Kalede: tabandan başlayarak, kalenin üst kısmına ulaşan, kaya içi, oyma kapalı bir yol geçidi var.
Bunun; Ferhat-Şirin Efsanesiyle bağlantı kuruluyor.
Ardanuç Petrikisman Goraşeti Kalesi
PETRİKİSMAN-GORAŞET KALESİ
İlçe merkezine bağlı Kutlu köyünde, Bağlık mahallesindedir. Eski adı Goraşet olan Kutlu köyü, çevresi ormanlarla çevrili, önü Kaçkar dağlarına bakar arkası ise Yalnızçam dağlarına yaslanan şirin bir köydür. Köy Artvin il merkezine 65 km ve Ardanuç ilçe merkezine 30 km uzaklıktadır.
Evet Kutlu köyü, çok eski bir kaleye sahiptir. Kutlu köyü Bağlar mevkiinde bulunan Petrikisman kalesi, Artvin’de bulunan tüm tarihi yapıların en eskisidir.
Kale bir Gürcü kalesidir. Köyün kuzeyinde, Goraşeti kilisesinin de inşa edildiği Bağlar veya Goraşeti Bağları olarak bilinen alandadır.
Goraşeti kalesinin bulunduğu köy, Orta Çağ’da Gürcistan’ı oluşturan bölgelerden biri olan Klarceti’de yer alır. Goraşeti adının Gürcücede “tepeler diyarı” anlamına gelen Goraeti’den değişime uğradığı tahmin edilmektedir.
Goraşeti köyü, 1574 tarihli Osmanlı belgelerinde 17 haneden oluşan bir Hıristiyan köyüydü. Köydeki kale ile kilisenin Osmanlı döneminden önce Gürcü yönetimince inşa edildiği bilinmektedir. Nitekim kale inşa tarihinin 8’nci yüzyıla kadar gittiği ihtimali vardır.
Gelelim kaleye: kale alçak bir tepededir. Köy yerleşimine 4 km uzaktaki kalenin ölçüleri, 65 x 35 metredir. Dikdörtgene yakın planlıdır. Surları eğri bir hat izler. Yapımında kaba yontu iri taşlar kullanılmıştır.
Duvarların bir kısmı hiç harç kullanılmadan örülmüş, bir kısmı ise kireç harcı kullanılarak yapılmıştır. Duvarların kalınlıkları 2 metredir.
Kuzey duvar çok fazla zarar görmüş olmasına rağmen, diğer duvarlar 6-8 metre yüksekliğine kadar günümüze ulaşmıştır.
Kalenin batı tarafında büyük, doğu tarafında ise küçük bir giriş kapısı bulunmaktadır. Kalenin içinde, çeşitli yapıların izleri görülmektedir. Evet Goraşeti kalesi, 1996 yılında Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
.
Ardanuç Bulanık Köyü
BULANIK KÖYÜ
İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır. İlçeden başlamak üzere 8-10 km asfalt olup, devamı toprak yoldur.
Köyün ismi Cumhuriyetten önce “Logetgev” dir. Gürcüce olan bu ismin anlamı “Longotlar vadisi” dir. Köy rakımı 1300 metredir. Kuzeyinden geçen Bulanık deresi, 30-35 km sonra Çoruh Nehrine ulaşır. Bu derenin yılın büyük bölümünde bulanık akmasından dolayı, köye Bulanık ismi verilmiştir.
Bu arada, aldığım bilgilere göre, Bulanık deresi üzerinde, HES Projesi yapılması planlanmaktaymış. Bölgenin 1 derece kültür varlığı koruma alanı olmasına rağmen, tarihi bir kilise kalıntısının sular altında kalması ihtimali, bölge halkında tepkilere neden olmaktadır.
Evet şimdi bölgenin tarihi geçmişine devam edelim.
Türkler, 93 Osmanlı-Rus harbinden önce, burada Ermenilerle birlikte yaşarlardı. Ermeniler ticaretle uğraşırlar ve zanaatkardırlar. Savaş sonrası imzalanan Berlin Anlaşmasıyla köy, Rusya’ya bırakıldı. I. Dünya savaşının sonunda Rusların bölgeden çekilmesiyle bir süre Gürcistan sınırları içinde kaldı. Ancak Kızıl Ordunun Gürcistan’ı işgali sırasında, Moskova anlaşması gereği, Artvin bölgesi ve Longothevi köyü, Türkiye’ye bırakıldı.
Savaş döneminde, Rus işgali nedeniyle köyü terk eden ve Anadolu içlerine göçen yerli halk, savaş sonrasında barış anlaşması yapılınca, 15-20 yıl sonra tekrar köylerine dönerler.
Yörede yerli halk Ahıska Türkleridir. Gürcü ve Ermeni kültüründen etkilenerek birçok yer ismi Gürcüce, Ermenice, Rusça ve Lazcadır. Bu arada: 1925 yılında köyün ismi Bulanık olarak değiştirilmiştir.
LONGOTHEVİ KİLİSESİ:
Bulanık köyünde, Orta çağdan kalma bir kilisedir.
Longothevi kilisesinin bulunduğu Klarceti bölgesi, Gürcistan sınırları içinde bulunuyordu. Bölge, 16’ncı yüzyılda Osmanlıların hakimiyetine girdi.
Bir köy kilisesi olan Longothevi kilisesi, Bulanık köyünün 1 km kuzeybatısında, ormanlık alandadır. Tek nefli kilise, kayalık bir yamaçta, kumtaşından inşa edilmiştir.
Günümüze kalan duvarların yüksekliği 3 metreyi bulur. Dolgu duvar tekniğiyle inşa edilmiş duvarlardaki kesme kaplama taşlar tamamen sökülüp götürülmüştür. Muhtemelen devşirme malzeme olarak başka yapılarda kullanılmıştır.
Yörede yaşayanlardan alınan bilgiye göre, 1970’lerde kilisenin çatısı sağlam duruyordu.
Tüm bunları yazdıktan sonra, güncel bir bilgi daha vermek istiyorum. Net bilmiyorum ama duyduğuma göre, yapılacak HES Projesi nedeniyle, Bulanık deresinin yatağı kilise kalıntılarına doğru zamanla değişmiş, bu değişim sonucunda kalıntıların bir kısmı dere tarafından taşınmış ve kültürel miras suya gömülmüştür.
YENİ RABAT KÖYÜ:
Köyün ismi 1925 yılında “Çamlık” olarak değiştirilmiştir.
Burası, günümüzdeki Bulanık köyünü bir mahallesidir.
İlçe merkezine 17 km uzaklıkta bulunan Bulanık Köyünün 6 km uzaklıktaki Çamlık mahallesindedir. Gürcüce bir yer adı olan Ahaldaba “yeni yerleşme” ve “yeni köy” anlamına gelir.
Ardanuç-Ardahan karayolundan ilerleyin, Bulanık köyü içinden geçerek tırmanmaya başlayın. Yürüyerek de gitmek mümkün ama bence araba ile gidin, yolu stabilize, tek araçlık yol genişliğinde, biraz zahmetli, bilginiz ola. Yol kenarında herhangi bir yerleşim yeri yok, sadece kilisenin yakınlarında bir-iki ev var. Bu yüzden, yanınızda özellikle su bulundurun.
Ortaçağ döneminde bölgede egemenlik kuran, Bagratlı krallığınca 10 veya 11’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Ardanuç Rabat Kilisesi
Longothevi Manastırı olarak da bilinen Ahaldaba Manastırının ana kilisesi olan Ahaldaba Kilisesi veya Yeni Rabat Kilisesi, Gürcü krallığı döneminde, 10-11’nci yüzyıllarda inşa edilmiştir. Manastırın ana kilisesi olan Ahaldaba Kilisesi, Kraliçe Tamar döneminde kraliçenin baş veziri Anton Glonistavisdze tarafından yenilenmiş manastır olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim kilesinin yakınlarındaki bir yerin adının Antoneti olması da bunu teyit etmektedir.
Evet kilise: 16’ncı yüzyıl sonunda ise terk edilmiştir.
Mimari özellikleri:
Çünkü Ortaçağ mimari özellikleri vardır. Yapının her iki cephesinde, kabartma bitki motifi bezeli kesme taşlar vardır.
Yapı mimari açıdan güzeldir, akustiği mükemmeldir.
Kubbeyle örtülü kısım, kilisenin asıl bölümünü oluşturur ve bu ana mekana yanlarından dört adet haç kolu bulunur. Kubbe, iç kısmı plasterlerle donatılmış duvar köşelerine oturmaktadır.
Apsis yarım daire şeklindedir.
Kare mekanlı mekandan kubbeye geçip tromplarla sağlanmıştır.
Batı kolunda bir galeri vardır.
Kilisenin iki girişi vardır. (Güneyden ve batıdan)
Yapının cepheleri, ağırlıklı olarak arkatlardan oluşur. Yani gösterişli bir şekilde süslenmiştir. Süslü çerçeveli pencereler, başlık süslemeleriyle son bulur.
Yapının yapısal bölümleri hariç, iç duvarlar kaba yontulmuş taşlarla inşa edilmiştir. Duvar resimlerinin izleri küçük parçalar halinde günümüze ulaşmıştır.
Taşların dizim şeklinden, pencerelere, kubbelerin şekline kadar çok detaylı yapılmıştır.
Ancak bakımsız, bir yandan da define avcıları hasar vermişler.
Manastır yapısının içindeki gizli geçitler, Bulanık deresine uzanır.
Fakat bu geçitlerin birçoğu zarar görmüş olup günümüzde harap haldedir.
Manastırdan günümüze sadece kilise bölümü kalmıştır.
Ama özellikle yabancı turistler tarafından yoğun ziyaret edilir.
Özellikle Gürcüler, burada hala mum yapık ayin yapıyorlar.
Ancak yazının başında da belirttiğim gibi, herhangi bir güvenlik önlemi yok, kilisenin çevresinde dolaşırken oldukça dikkatli olmanız lazım, çünkü uçuruma düşme ve de kiliseden taş düşme durumu olabilir.
Ardanuç Yeni Rabat Kalesi
YENİ RABAT KALESİ:
Kale, köyün merkezinin 2.2 km kuzeybatısında, derinin sağ kıyısında, yolun üstündeki bir tepededir.
Rabat kalesi ya da Yeni Rabat Kalesi, orta büyüklükte bir yapıdır ve iki kulesi vardır. Kalenin ölçüleri 49 x 25 metredir. Çevresinde bir yerleşme yoktur.
Ardanuç Çuruspil Yaylası
ÇURUSPİL YAYLASI
İlçe merkezine 19.7 km uzaklıkta, Konaklı köyündedir. Yol, yaklaşık 1 saat sürüyor. Yaylanın bulunduğu ovanın dört tarafı ormanlarla çevrilidir. Yaylanın rakımı 1800 metredir.
İlçe merkezinden buraya ulaşım kolaydır, temiz havası, serin suları ile yöre insanının vazgeçilmek piknik alanıdır.
Çam ormanlarının bir çanak gibi orta yerinde, otlar ve rengarenk çiçeklerle bezeli geniş çayırlıktır.
Ardanuç Çuruspil Yaylası Efkari Aşıklar Şenliği ve Karakucak Güreş Festivali
Çuruspil Efkari Aşıklar Şenliği ve Karakucak Güreş Festivali
Her yıl Çuruspil yaylasında, 23-24 Temmuz tarihlerinde düzenlenir. Festival, 327 metre çevre uzunluğu olan Çuruspil Gölü ve gölü çevreleyen irili ufaklı göllere ev sahipliği yapan yaylada düzenleniyor.
Festivalin amacı: Ardanuç halkının kaynaşmasını sağlamak, Ardanuç ilçesinin tanıtımını yapmaktır.
Bu festivalde, bu çayırlık alana çadırlar kuruluyor.
Tahta platform kuruluyor, davullar çalıyor, yağlı güreşler yapılıyor, akşam ise aşıklar sazlarıyla şölene devam ediyorlar.
Ardanuç Cehennem Deresi Kanyonu
CEHENNEM DERESİ KANYONU
İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Artvin-Ardanuç karayolunun 25’nci kilometresindedir.
500 metre uzunluğunda ve 70 metre genişliğindedir. Kanyonun derinliği ise 180 metredir.
Kanyonun ortasından büyük bir dere akıyor, derenin hemen yanından asfalt yol gidiyor. Ülkemizin sayılı kanyonlarından olan Cehennem deresi kanyonu, ilginç doğal yapısı ile ilgi çeker.
Doğal ve labirent gibi bir ortamda, sürekli yokuş çıkılıyor.
Daralan yani tek kişinin bile zor sığacağı yollardan geçeceksiniz.
Taşlı patika yollardan ilerleyeceksiniz. Yükseklik giderek artıyor ve manzara da değişiyor.
Dünyanın 2’nci en derin kanyonu deniliyor. (Amerika-Arizona kanyonundan sonra)
Yani, kanyon çok büyük ve yüksek, sadece ufak bir kısmında yürüyüş yapılıyor, diğer kısımları için profesyonel olmak gerekiyor.
Ardanuç Cehennem Deresi Kanyonu
Son bir not: herhangi bir güvenlik önlemi alınmadığından, kanyonun duvarlarında bir sürü saçma sapan yazılar var, yollar ve kanyon bölgesi kirli, bilgilendirici veya yol gösterici tabela yok.
Kanyon girişi ücretsiz, park yeri var ve güzel de bir kafe yapmışlar. Tepede seyir yeri de var.
Son bir not: duyduğuma göre, buraya cam köprü yapılacakmış.
Hatta, bu cam köprünün Japonya’dan sonra dünyanın ikinci en uzun cam köprüsü olacağı söyleniyor.
Köprünün uzunluğu 83 metre ve genişliği 2.5 metre olacakmış.
Umarım bu güzellikleri bir gün hep birlikte görürüz.
Ardanuç Balkayası
BALKAYASI
Gulica köyüne giderken, Bulanık, Zekeriye ve Güllice köyleri yolu üstündedir. İlçe merkezine 14 km uzaklıktadır.
Gulica köyü, Klarceti bölgesindeki yerleşmelerden biridir. ADI 1925 yılında Ballı olarak değiştirilmiştir.
Gulica köyündeki mağaralar Balkayası olarak isimlendirilir.
Köyün 2 km kuzeyinde, Ardanuç çayının sağ kıyısındaki dik bir kayada, yerden yaklaşık 30 metre yükseklikteki doğal bir mağaradır. Mağaranın kuzeyinde, kaya çatlağında, muhtemelen mağaraya ulaşmak için kullanılan ahşap bir çatkı bulunmaktadır. Köylüler bu kayayı “Balkaya”olarak adlandırmaktadır.
Evet burası 1 km uzunluğunda ve 300 metre yüksekliğinde bir kayalıktır. Bilinmeyen zamanlarda, bu kayaya oyulmuş yapı, dağların korumasında bir sır olarak duruyor. Bölgedeki papazların dünyadan uzaklaşıp Tanrıya daha yakın olmak için burada inzivaya çekildiklerine inanılırdı. Diğer bir görüşe göre ise, bu yerin arı kovanları için yapıldığını, arıcıların yükseklerden topladıkları balı sakladıkları bir yer olduğu düşünülür. Ama en eski söylentiye göre, bu yapı bir mezarlıktır. Krallara ya da kutsal bir kişiye ait olabileceği konuşulurdu. Kimse, gerçeği kesin olarak bilmiyor.
Burası ile ilgili anlatılan bir efsane var.
Buraya yakın Karsevan Kalesinde “Kar” isimli bir delikanlı yaşarmış. Kalenin karşısında Bulanık köyü sınırları içinde kalan Balkayasında da “Şirin” adlı bir kız otururmuş. Kale ile kaya arasında, Bulanık deresi geçmektedir. Söylentiye göre o zaman burası denizmiş. Karşıdan karşıya geçmek olanaksızmış.
Kız karşıda cecim dokur, delikanlı kalede saz çalarmış.
Ardanuç Balkayası
Kızla delikanlı birbirlerinin karşıdan görerek aşık olurlar. Ancak bir türlü kavuşamazlar. Bir söylentiye göre de kızın babası kızı Kar’a vermemiş, onun için kavuşamamışlardır.
Yine başka bir söylentiye göre, Balkayasında, Demir kapı civarına çıkan bir tünel varmış. Şirin ile Kar, tünelin çıkışında buluşarak kaçmaya karar verirler. Ancak Şirin çıkışa geldiğinde, tünelin çıkışında demirden bir kapı olduğunu görür ve kapıyı açamaz.
Bölgenin isminin de bu yüzden “Demir Kapı” olduğu söylenir.
Ardanuç Aydıköy-Danzot
AYDINKÖY-DANZOT
İlçenin en büyük köyüdür. İl merkezine 53 km ve ilçe merkezine 18 km uzaklıktadır.
Köyün eski ismi “Danzot” (Tanzot olarak da geçer) köyüdür. Tanzot ismi Ermenicede “armutlu” anlamına gelen bir yer adıdır.
Köydeki mahallelerin rakımları, 700 metre ile 1600 metre arasında değişik, 1900 metre yükseklikte yaylaları vardır.
Geniş arazi yapısı, dağınık mahalleleri ve mezraları, iki ayrı yaylası ve çevre köyleriyle oldukça büyük bir yerleşim yeridir.
Yüzyıllardır değişik kültürlere ev sahipliği yapan Aydınköy’de: tarihi bir kale, mezarlar, kilise, cami, taş yapı dükkanlar, çeşme ve tarihi ahşap evler görülmeye değerdir.
AYDIN KÖYÜ KALESİ:
Şimdiye kadar kitabesi bulunmayan Aydın Köyü Kalesi, Ardanuç ilçesinin güneyinde, ilçe merkezine 18 km uzaklıkta bulunan köyün hemen yakınındaki vadi içerisinde bulunan ana kayanın üzerine muhtemelen küçük bir karakol amaçlı kale olarak kurulmuştur.
Kalenin moloz taşla inşa edildiğini, kuzeydoğu sur duvarı üzerinde giriş kapısının yer aldığı ve surların bir kısmının sağlam olup 0.70 metre kalınlığındadır.
Kale moloz taş kullanılarak yapılmıştır ve ölçüleri 20 x 10 metredir.
Söz konusu kalenin iç kısmının doğu yüzünde de bir sarnıç bulunmaktadır. Kale üzerinde yapılan araştırmalara göre, Bağratlılar tarafından inşa edildiği düşünülür.
Yapı günümüzde büyük ölçüde harap durumdadır.
KUTLU KÖYÜ KALESİ:
Şimdiye kadar söz konusu kalenin kitabesi bulunmadığı için kalenin inşa tarihi hakkında bilgi yoktur. Kale üzerindeki araştırmalara göre, kalenin tarihi saptamak söz konusu olmamıştır.
Evet Kutlu köyü, ilçe merkezinin kuzeyinde Şavşat ilçe sınırına yakın bir arazide ve ilçe merkezine 30 km uzaklıktadır.
Kalen, takribi köyden yaya olarak 45 dakika mesafede, Barlar Mahallesi içinde düz arazide kurulmuştur.
Kalenin ölçüleri 65 x 38 metredir. Doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kuzey ve doğu cephelerinde ana giriş kapısı mevcuttur.
İç mekanın tamamen bozuk olan kalenin sur duvarlarının bir kısmının ayakta kaldığı ve sur duvar kalınlıklarının 2.50 m ye kadar vardığı, 2.00 x 1.45 metre ölçüsüne varan ebatlarda özgün blok taşların duvar örgüsünde kullanıldığı tespit edilmiştir.
Bölgedeki seramik kalıntıları ve obsidiyen parçaları, bu alanda çok eski bir yerleşmenin varlığına işaret etmektedir.