Çanakkale Eceabat

Eceabat
 

Çanakkale Eceabat; Eceabat, il merkezi Çanakkale arasındaki deniz yolu ulaşımı: 42 km dir. Eceabat, Gelibolu arasındaki uzaklık: 44 km. Eceabat, Truva arasındaki uzaklık: 44 km. (Ancak ulaşım 1 saat 15 dakika civarında sürer) Eceabat, İstanbul arası uzaklık 335 km. Eceabat Tekirdağ arası uzaklık 190 km Eceabat Edirne arası uzaklık 220 km. dir.

Eceabat
 

TARİHİ

Yörenin yerleşim tarihi oldukça eskiye gitmektedir. MÖ 2000’lerde buradaki ilk yerleşimin Fenikeliler tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Truvalı ve Midillili denizciler, Eceabat kıyılarına kadar gelip burada kıyı kentleri ve limanlar oluşturmuşlardır. Çanakkale boğazında, sahildeki ilçenin antik dönemdeki ismi “Maydos” tur. Antik dönem yazarlarına göre, Maydos kenti, muhtemelen MÖ 5’nci yüzyılda kurulmuştur. Buradaki ilk yerleşim yeri, Balkanlardan gelen kavimlerin bir kolu olan Traklar tarafından kurulmuştur.

Bölgedeki ilk savaşlar ise, Heredot tarihinde yazılanlara göre, MÖ 499-449 yılları arasında Yunanlılar ile Persler arasında yapılmıştır. Bu savaşların anlatımları sırasında Maydos kentinden söz edilir. Daha sonraları Büyük İskender, Avrupa’dan Anadolu’ya geçiş için Sestos-Abidos (Nara burnu) yolunu kullanmıştır.

1354 yılında, Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa, Rumeli fetihleri öncesinde, burayı da Osmanlı topraklarına katmıştır. Ece Bey tarafından fetih edilen bölgeye, Süleyman Paşa tarafından “Eceabat” ismi verilmiştir. Ece beyin ismine atfen “imar eden” manasına “abat” kelimesi eklenerek “Eceabat” olmuştur.

Ayrıca, Ece Yakup’un fetih öncesinde kaldığı Saroz yönüne bakan bir koya da ismi verilmiştir. Yerleşimin deniz kenarında olan ve Maydos köyü olarak isimlendirilen bölümünde, daha önce burada yaşayan gayri Müslim halkın yarattığı mimarlık, doğramacılık ve oymacılık sanatı eserleri görülür.

Tabii yörenin tarihindeki en büyük olay: Çanakkale savaşlarıdır. Aslında boğazların önemine binaen, Osmanlı döneminde, Fatih Sultan Mehmet döneminde Kilitbahir kalesi inşa edilmiş ve ardından da yine çeşitli Osmanlı sultanları çeşitli kaleler yaptırmışlar ve var olan kaleleri onarttırmıştır.

Özellikle Sultan II Abdülhamit döneminde, boğazın Rumeli yakasına çeşitli top tabyaları yerleştirilmiş ve bunlar Çanakkale savaşında büyük yararlıklar göstermiştir.

1’nci Dünya Savaşı yıllarında, 1915 yılında Çanakkale savaşları, her ne kadar yarımadaya ismini veren Gelibolu savaşları olarak anılsa da, savaşların yaşandığı yerler, yarımadanın Eceabat ilçesi sınırları içerisinde olmuştur.

Eceabat 1926 yılında Belediye olur. 1926 yılında Gelibolu’nun ilçe olmasıyla, gerek Gelibolu ve gerekse Eceabat Çanakkale iline bağlanmıştır. 1973 yılında ise, Ece koyu ve Akbaş limanı hattının batısında bulunan alan, bir kanunla “Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı” olarak ilan edilir. 1994 yılında yarımada da yaşanan orman yangınlarının ardından, Milli Park alanı yeniden ele alınmış ve bir Barış Parkına dönüştürülmüştür.

Eceabat
 

GENEL

Tarihi ve kültürel varlıkları oldukça önemli olan Eceabat, Çanakkale savaşlarının da geçtiği yer olarak önem kazanmakta olup 1973 yılından sonra Tarihi Milli Park statüsüne alınmıştır. İlçe, yarımadayı çevreleyen denizin hemen ardından yükselen, yumuşak tepeler, bu tepeler arasındaki dar düzlükler ve bu düzlükler boyunca akan kısa ve zayıf çaylarla şekillenmiş bir coğrafyada bulunur. Başlıca düzlük alanları, Anafartalar ve Ece ovalarıdır. Ancak stratejik önemi büyüktür.

Çünkü: Çanakkale boğazı yani Asya ile Avrupa’dan gelen karayollarını denizyolu ile bağlayan bir büyük su yolu başında kuruludur. Denizden yükseklik 3 metredir. Karasal iklim hakimdir. Ayrıca Akdeniz ikliminin şekillendirdiği bir geçiş iklimi de etkilidir. Milli Park alanı içinde yapılan ağaçlandırmaya rağmen, yörede henüz orman varlığından söz etmek mümkün değildir.

İlçede yaşayan halkın geçim kaynağı: tarım ve balıkçılıktır. Balıkçılık yörenin en önemli geçim kaynağıdır. Ayrıca, çok sayıda tuğla ocaklarıyla bir dönem Çanakkale’nin tuğla ihtiyacı buradan karşılanmıştır.

NE YENİR

Eceabat yöresinde, Çanakkale balıkçılığı ile özdeşen sardalye balığı yemelisiniz. Özellikle: Temmuz ve Ağustos ayları, tam sardalye mevsimidir.

Eceabat
 

GEZİLECEK YERLER

 

GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkını anlattığım oldukça ayrıntılı bir yazı, yine bu sitede aynı isim altında bulunmaktadır.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı-Şehitliklerle ilgili yazıma ulaşmak için.

 

Eceabat Kilise Tepe
 

KİLİSE TEPE

Burası “Maydos” kentinin ilk yerleşim alanıdır.

Kilye köyünün hemen güneyinde bulunan Maydos Kilisetepe höyüğü 200 x 180 metre boyutları ve deniz seviyesinden 34 metre olan yüksekliği ile Gelibolu Yarımadasının en büyük höyüklerinden biridir. İsmini önceleri üzerinde bulunan bir kiliseden alan höyük 2010 yılından beri Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden bir ekip tarafından kazılmaktadır.

Bu kazılar sırasında höyüğün batı kısmında yapılan çalışmalarda, iki farklı döneme ait savunma sistemi bulunmuştur. Bunlardan bir tanesi önemlidir çünkü Homeros dönemi öncesine ait olarak tarihlenmiştir. Bu savunma duvarının dış yüzeyi, testere dişi denen ilginç girinti ve çıkıntılara sahiptir.

Truva şehrinin doğu girişinde olan bu çıkıntılar, surun öncüsü olabilecek bir tekniğe sahiptir. Daha sonraki dönemlerde ise, surda dış yüzey oldukça düzgün işlenmiş taşlardan oluşturulmuştur.

Eceabat Kilise Tepe
 

Höyüğün batı kısmındaki kesitten elde edilen bilgilere göre, MÖ 3 binden günümüze kadar burada iskan bulunduğu anlaşılmıştır. Kazı çalışmaları devam ederken, Maydos Kilisetepe Höyüğünde tereyağı yapımında kullanılan yaklaşık 2.500 yıllık bir yayık küpü, 4 bin yıllık Ağırşak  (ip eğirmede kullanılır) bulunmuştur.

Kazı alanında yarıya kadar gömülü bir vaziyette, toprak içinde bulunan yayık, çalışmaları yapan kazı ekibi tarafından çıkarılarak, koruma altına alınmıştır. İncelemeler sonucu, yayığın 72 cm boyunda ve 50 cm genişliğinde olduğu, tereyağ yapımında kullanıldığı ve 2.500 yıllık olduğu tespit edilmiştir.

Eceabat Kilye Ovası

KİLYE OVASI

Kilye ovası, ismini Roma döneminde burada kurulmuş olan antik “Coela” kentinden alır. Gelibolu yarımadasının batısında, Eceabat ilçesinin 5 km doğusundadır. Ova, aynı ismi alan Kilye koyunun kuzeyinde, Kaba Tepeye doğru uzanır. Koyun güneyinde, günümüzde Kilye Kalesine ait sur duvarı kalıntıları görülebilir.

Yaklaşık 8 km uzunluğunda ve yer yer 3-4 km genişlikte, dar bir vadi olarak uzanan ovanın ortasında Kilye deresi akar ve koyun sonunda Çanakkale boğazına bağlanır. Coela antik kentinin kalıntıları, koydan yaklaşık 3 km içeride ovanın kuzeyindeki alçak sırttadır.

Eceabat Sestos

SESTOS

Gelibolu Yarımadasında Eceebat ilçesinin yakınlarındadır. Akbaş kalesinin bulunduğu yerdedir.

Hellespont kıyısında, Abydos’un karşısında, rüzgar ve akıntının avantajlı olduğu günümüzdeki Akbaş Limanına bakan tepenin üzerindedir.

Antik çağda birçok önemli olaya sahne olmuştur. Deniz seviyesinden 100 metre yüksekliktedir. MÖ Arkaik çağdan Roma dönemine kadar Sestos önemli bir şehirdi.

Heredetos: boğazda bulunan en güçlü yer olarak tasvir etmiştir.

Homeros: Truva atı adlı kataloğunda şehirden söz etmiştir.

Strabon: Sestos kenti hakkında “Sestos, Propontis’e doğru, Propontis’ten gelen akıntıların uzağında kurulmuştur. Bu nedenle, Sestos’dan karşıya geçiş daha kolaydır. Önce kıyıdan Heros kulesine ulaşıldıktan sonra, akıntının yardımıyla karşıya geçilir. Fakat Abydos’tan karşıya geçecek olanlar, önce kıyı boyunca Sestos karşısındaki kuleye doğru aksi yöndesekiz stadia kadar çıkmaları ve geçişte akıntının şiddetini kırmak için eğit olarak seyir etmeleri gerekir. “

Spartalı komutan Derkylidas: Sestos’a sığınan Sparta yanlısı kişilere şöyle seslenmiştir. “Sestos’tan daha kuvvetli, kuşatılması Sestos’tan daha zor bir yer yoktur. Çünkü Sestos’u kuşatacak kişinin hem bir donanmaya, hem de piyade güçlerinin olması lazımdır.”

MÖ 4’ncü yüzyılda yaşamış olan tarihçi Thepompos’a göre: “Sestos, küçük ama güçlü duvarlara sahip, iki plethra kalınlığında çift duvarla limana bağlantılı, bu sebeple ve boğazdaki akıntı sayesinde Boğazın efendisi” olarak tanımlamıştır.

 

ŞEHRİN ÖNEMİ:

Şehir, Helenistik dönemde tahıl sevkiyatının korunması ve depolanması için kullanılmıştır. Konum avantajı nedeniyle, Helenistik çağ boyunca savunma merkezi olarak kullanılmıştır.

MÖ 7’nci yüzyılda Lesbos adasından gelen Aioller, Sestos kentini ele geçirmiş ya da kurmuşlardır.

MÖ 405 yılında, Yarımadanın Lampsakos (bugünkü Lapseki) karşısında, Hellespontos kıyısında Aiospotamoi yakınlarında yapılan ve Spartalıların Atina donanmasını yok ettiği Peloponnesos Savaşından sonra Atinalılar bölgeyi terk etmiştir.

Spartalılar, Peloponnesos savaşından sonra Sestos’a yerleşimciler göndermişler ve bölgeyi savunma merkezi haline getirmiştir.

MS 6’ncı yüzyılda Bizans İmparatoru Justinianus tarafından Sestos şehrine, boğazdan gelebilecek saldırılara karşı önlem almak için kale inşa edilmiştir. Şehirde Bizans döneminde inşa edilen kale kalıntısı haricinde diğer yapılar toprak altında kalmıştır.

Yunan mitolojisinde: Hero ile Leandros mitinde bu şehirden bahsedilir. Sestos’un Hero’nun evi olduğu söylenir.

Eceabat Akbaş Limanı

 

SESTOS LİMANI-AKBAŞ LİMANI

Kuzey rüzgarlarının güçlü olduğu zamanlarda Ege’den Marmara denizine çıkış tehlikeliydi ve böyle günlerde günümüz Eceabat ilçesi yakınlarındaki Sestos antik kentinin limanı, gemilere beklemek için uygun bir liman sunmaktaydı. Evet limanın hemen karşısında Abdyos vardı. Limanın adı bilinmemekle birlikte genellikle “Akbaş Limanı” olarak anılır. Liman suları boğazın akıntı ve rüzgar etkilerinden görece korunmuş durumdadır. 

Limanda yapılan arkeolojik araştırmalarda, Bizans dönemine ait sırlı çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Bu parçalar limanın sürekliliğini gösterir. 

Ancak zamanla alüvyonlarla liman dolmuş ve önemini kaybetmiştir.

 

ECE LİMANI:

Sestos kentinin biri Çanakkale Boğazına ve diğeri Ege denizine olmak üzere iki limanı bulunduğu bilinmektedir.

Ece limanı, antik dönemlerde Sestos şehrinin Ege denizine açılan bir limanıdır. Denize yakın koya hakim, çevresi tepelerle çevrili bir konumdadır. Limanın ağzı, denize karaya doğru girdiği bir koy biçiminde, görece korunaklı bir koya yerleşmiştir. Yaklaşık 1 km lik ağız genişliği ve koy içine doğru 700 metrelik girinti mesafesi vardır. Etrafında yüksek tepeler vardır, bazı bölümleri denize dik inişlerle sonlanır. 

Limanın hemen batısında “Ece Baba Türbesi” vardır. Türbenin kime ait olduğu net bilinmiyor. Yerel söylentilere göre “Halil Ece Bey” ya da “Ece Bey” ile ilgili rivayetler mevcuttur. 

 

AKBAŞ KALESİ:

İlçe merkezine bağlı Yalova köyü yakınlarındadır. Rakımı deniz seviyesinden yüksekliği 10 metredir. 

Kale Roma döneminde inşa edilmiştir. Bizans dönemi sonuna kadar ve hatta erken Osmanlı döneminde de bir süre kullanılmıştır. Ancak kesin inşa tarihi bilinmemektedir. 

Kalede kullanılan taşların cinsi ve boyutlarına bakılacak olursa, parçaların neredeyse tamamının yerel kum taşından ve çok da iri olmayan taşlardan oluştuğu anlaşılır.

Duvarların incelenmesiyle elde edilen sonuçlardan biri de duvarlarda işlenmiş parçalara ve mermerlere rastlanmasıdır.

Kalenin genel planı ve yapım özelliklerinden, burasının aynı dönem içinde inşa edildiği ve zaman içinde onarımlar dışında, sonradan bir eklemenin yapılmadığı söylenebilir.

Evet, kalenin konumu doğal bir savunma oluşturmaktadır.

Kalenin güneydoğusunda bulunan Akbaş Limanı önemli bir ticari ve askeri limandır.

Evet antik kent, kalıntıları halen korunmakta olan bir Bizans/Osmanlı suru tarafından inşa edilmiştir.

Kalenin kuzeyinde, vadiye bakan tarlalar içinde yapılan çalışmalarda yüzeyde çeşitli dönemlere ait oldukça yoğun seramik, tuğla, kiremit parçaları görülmüştür.

Ayrıca tarla sürümleri nedeniyle çıkmış olan bazı antik duvar taşları da tarla kenarlarında daha önceki yıllarda örnek seramik parçaları toplanmıştır.

Kuzeybatı arazisinin birdenbire dik bir şekilde sona ermesiyle, antik kentin sur duvarının batı bölümünün burada olması gerektiği akla gelmektedir.

Fakat yüzeyde genel bu sura ait hiçbir iz görebilmek mümkün değildir. Kaleden geriye harap sur duvarları kalmıştır. Planı çok net şekilde bilinmemektedir. Kale ile liman arasında bir bağ bulunduğu, limanın doğrudan savunmasını da desteklediği görüşü vardır. 

 

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Sestos şehrindeki ilk araştırmalar. 2012 yılında başlatılmıştır.

Araştırma sonuçlarına göre, yerleşimin ilk olarak MÖ 3’ncü bin yılda kurulduğu anlaşılmıştır.

Tepenin kuzey ve kuzeydoğu eteklerinde fazlaca bulunan Erken Tunç Çağı dönemine ait çanak-çömlek parçaları, en eski yerleşimin bu bölgeye ait olduğunu gösterir.

Bu durum sadece Gelibolu yarımadasında değil, Trakya bölgesindeki en büyük Prehistorik yerleşim yerlerinden biri olduğunu gösterir.

Geç Tunç Çağındaki yerleşim, Homeros’un sözünü ettiği Trak şehri olduğunu düşündürür.

Bölgedeki bu yerleşim yeri, Troia da dahil olmak üzere depremler ve istilalar sebebiyle harap olmuş ve terk edilmiştir.

Kazı çalışmalarına göre Sestos şehrinin en parlak dönemi, MÖ 4 ve 5’nci yüzyıllarda yaşanmıştır. Bu döneme ait bulunan seramiklerin fazla sayıda ve kaliteli olması bunu gösterir.

Sestos bu dönemde, tüm şehir ve liman, kuvvetli surlarla çevrilerek korunmuştur.

Ancak günümüzde bu surlara ait herhangi bir kalıntı bulunmamaktadır.

Eceabat Bigalı Köyü

BİGALI KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı köyün denizden yüksekliği, yaklaşık 180 metredir. Köyün iklimi, Marmara iklimi etkisi altındadır. Yani, sıcak ve ılıman iklim egemendir. Kış aylarında fazla yağış düşer. Eceabattan karayolu ile ulaşım mümkündür. Eceabat-Kilitbahir hattında yer alır. Köyde, bugün taş yapılı evler, geleneksel Osmanlı mimarisi izleri taşır. Conkbayırı, Arıburnu ve 57’nci Alay Şehitliği köyün yakınlarındadır. 

Çanakkale Eceabad Bigalı Kalesi
 
Bigalı Kalesi

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Bigalı köyünün yaklaşık 3-5 km doğusunda, deniz kenarına yakın bir konumdadır. 

Eceabat-Gelibolu karayolu üzerinde, deniz kıyısındadır.

1807 yılında İngiliz Amiral Duckworth komutasındaki filonun Çanakkale Boğazını geçmesi üzerine; Nara kalesinin karşısında, 1807 yılında Sultan III. Selim döneminde yapılmaya başlanmış ve Sultan II Mahmut döneminde 1820 yılında bitirilmiştir. Kalenin deniz savunmasında ve Boğaz kontrolünde stratejik rolü vardır. Özellikle boğazın karşı sahasında konumlanan (Nara, Bigalı) karşılıklı savunma esasına göre dizayn edilmiştir. 

Yapımında doğu ve batı kapılarına yerleştirilen kitabeler, bugün yerinde yoktur.

Bugün kaybolan kitabelerden, doğu kapısına ait olan kitabenin yarısı Çanakkale Arkeoloji Müzesinde, diğer yarısı ise Gelibolu Mevlevihanesindedir.

Çanakkale Eceabat Bigalı kalesi
 

Dikdörtgen planlıdır. Dört köşede çokgen ve dairesel planlı kuleler bulunmaktadır.

Kalenin planı dikdörtgen olup, ölçüleri yaklaşık 70 x 130 metredir. Deniz cephesinde duvar boyunca yaklaşık 1.5 metre yükseklikte top yürüyüş yolu vardır. Deniz yönündeki duvarda top mazgalları ve top atış donanımı için yerler bulunur. 

Kaleye giriş, doğu ve batı istikametinde aynı eksen üzerinde yer alan yarım daire kemerli ve üçgen alınlıkla iki kapıdan sağlanır.

Kalenin denize bakan güney duvarı önünde, yerden yüksekçe bir platform bulunur. Bu platformun ilerisinde, hem dairesel planlı iki kulede, hem de duvar üzerinde top atışına uygun, dışa doğru genişleyen mazgallar bulunur.

Kalenin doğu, batı ve kuzey yönündeki duvarlarında ise tüfek atışına uygun, dışa doğru daralan çokgen mazgal pencereleri vardır.

Kuzeyde, iki köşede yer alan çokgen kulelerde de top atışına uygun, dört mazgal açıklığı vardır. Kale içindeki mescit kare planlıdır ve örtü sistemi yok olmuş, güneydoğu duvarının dışında büyük ölçüde yıkılmıştır.

Dikdörtgen planlı çeşme, kısmen daha sağlam olmakla birlikte suyu akmaz. Cephanelik olduğu düşünülen dikdörtgen planlı bina, günümüze kısmen sağlam bir şekilde ulaşmıştır.

Yapıya giriş, doğu yönündeki bir ön mekandan sonra güneyde yer alan yarım daire kemerli kapıdan sağlanır. Yapı tonoz örtü sistemine sahiptir.

Kalenin yapımında, Sestos antik şehrinin taşları kullanılmıştır. Kalenin asıl amacı, kontrol olup burada savaş olmamıştır. Kale, Çanakkale savaşları sırasında, 3’ncü Kolordu Silah Tamirhanesi olarak kullanılmıştır.

Aynı zamanda bir haberleşme merkezi olmuştur. Kale günümüzde büyük ölçüde ayaktadır. Kalede: harap halde bir mescit, bir çeşme, bir büyük cephanelik, iki küçük cephanelik ve temel izleri görülen kışla binası bulunuyor.

Çanakkale Eceabat Bigalı Atatürk Evi Müzesi
 

Bigalı Atatürk Evi

Yarbay Mustafa Kemal komutasındaki 19’ncu Tümen, 25 Şubat 1915 tarihinde, Çanakkale savaşlarına katılmak üzere Eceabat’a gelir ve 19 Nisan 1915 günü, Tümen karargahı, Eceabat’tan Bigalı (Boğalı) köyüne taşınır. Köy muhtarı tarafından kendisine tahsis edilen bu köy evi, karargah olarak kullanılır.

Çanakkale Eceabat Bigalı Atatürk Evi

Ev, 1973 yılında müze olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır. Müzede: Mustafa Kemal’e ait eşyalar ve üniformalar sergileniyor. İki katlı binanın alt katında, biri büyük ve diğeri küçük olmak üzere iki oda bulunuyor.

Üst katta salona açılan üç kapıdan ortadaki büyük odanın Atatürk’ün çalışma odası, sağdakinin de yatak odası olarak kullanıldığı, diğer odanın ise Mustafa Kemal’in yaverine ait olduğu biliniyor.

Eceabat Kilitbahir Köyü

KİLİTBAHİR KÖYÜ

İlçe merkezine 5 km uzaklıktaki bu köy, Çanakkale boğazının en der yerinde, kıyıda kurulmuştur. Köy, tarihi Osmanlı dönemi evleri, dar sokakları, çeşmeleri, camileriyle geleneksel mimari dokusunu korumaktadır. Dik bir yamaca kurulmuştur. Denize doğru dik iniş ve yükseklik farklılıkları doğa ve deniz manzaraları açısından avantaj sağlar.

Kilitbahir, kelime anlamı “denizin kilidi” demektir.

Köyde: kültür varlıkları olarak: Fatih Camii, Cahidi Sultan Camii, Tabip Hasan Paşa Camii, 2 hamam kalıntısı, çok sayıda çeşme ve konut vardır. Ayrıca: Havuzlar yolu üstünde, harap durumda bir “Uşşaki Dergahı” bulunur.

Evet kale 2018 yılından itibaren müze olarak ziyarete açılmıştır. 

Eceabat Cahidi Sultan Külliyesi

Cahidi Sultan Külliyesi

Külliye kurucusu, Edirne doğumludur ve asıl ismi Ahmet’tir. Daha sonra kendi kurduğu tarikatın adı olan “Cahidi” ismini almıştır.

Kilitbahir köyüne yerleşmiş ve kendi tarikatı ve tekkesini kurmuştur. Kilitbahir kalesinin arkasında ve boğaz manzarasına hakim bir yamaçta yer almaktadır. Külliyenin inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Cami kapısında 1630 tarihli kitabe bulunmaktadır. 

Ahmet Cahidi, 1659 yılında öldüğünde burada defnedilmiştir. Cahidi Sultan ve eşi Kerime Hatun’un mezarlarının bulunduğu türbe, külliyenin önemli bir parçasıdır. 

Çanakkale Eceabat Kilitbahir Kalesi

 

Kilitbahir Kalesi

İstanbul şehrinin fetih edilmesinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul şehrinin güvenliği için 1462-1463 yılları arasında karşı kıyıdaki Çimenlik (Kal’a-i Sultaniyye) kalesiyle karşılıklı duracak şekilde yaptırılmıştır.

Dönemin tarihçilerinden Tursun Bey: İstanbul’un fethinin ardından Boğaz’ın en dar yerinde karşılıklı iki kale yapıldığını, birine Kilidülbahir, diğerine de Sultaniye adının verildiğini ve bu kalelere topların konulduğunu yazar.

Kale, İstanbul’da pek çok eseri bulunan Mimar Mustafa Ağa tarafından yapılmıştır.

1541 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise, kaleye bir kapı kulesi suru (Sarı Sur) eklenmiştir. Köşe kule, büyük kesme taştan yapılmış oldukça güzel bir yapıdır.

Kalenin ikinci restorasyonu ise, 1870 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Kuzey kısmındaki bölümün orijinal dış deniz duvarı, günümüze ulaşmamıştır. Bu parça, 1894 yılında Sultan II Abdülhamit tarafından tekrar inşa ettirilmiştir. Kalenin güney kısımlarındaki deniz duvarları, top mazgalı olarak kullanılmıştır. Son restorasyon 2011-2013 yılları arasında yapılmıştır.

Kale, 1’nci Dünya Savaşı sırasında kullanılmıştır. Burayı gezerken, özellikle, Sarı kulenin içindeki ressam Mehmet Ali Laga tarafından yapılmış, renkli boğaz haritasını görünüz. Harita: 1’nci Dünya savaşı sırasında yapılmıştır.

18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazını geçerek İstanbul’u işgal etmek isteyen düşman donanmasına karşı bu iki kale, yani Çimenlik ve Kilitbahir kaleleri kullanılmıştır. Yani: 1915 yılındaki Çanakkale savaşları sırasında, kaleye düşman güllesi isabet etmiştir, yani aynı zamanda “gazi” bir kaledir.

Çanakkale boğazına giriş yapmak isteyen bütün gemiler, bu hatta geldiklerinde durdurulmuş ve kontrol edilmiştir. Zaten, Kilitbahir kalesi, Çanakkale boğazını ateşe verebilecek ve tüm boğazı kontrol edebilecek şekilde yerleştirilmiştir.

Diğer Osmanlı kalelerine göre çok farklı ve benzeri bulunmayan bir mimariye sahiptir. Geometriye düşkünlüğü ile bilinen Fatih Sultan Mehmet, kaleyi üç yapraklı yonca şeklinde yaptırmış ve bu planı ile kuvvetli bir savunma sistemi oluşturmuştur.

Eceabat Kilitbahir Kalesi
 

Kale, Osmanlı kaleleri içinde, mimari yönden tam bir baş yapıt olarak kabul edilmektedir. Kalenin başka bir yerde uygulanmayan özgün yapısı dikkat çeker.

Kaleye uzaktan bakıldığı zaman: kalp, yürek ve yonca yaprağı biçimindeki mimarisiyle göze hoş bir görüntü oluşturur. Peki niye böyle bir şekil: gelişen topçuluk teknolojisine göre, top atışlarından en az etkilenmek üzere yapılmıştır.

En dış kısımda bir dış sur vardır. Daha sonra iç kale ve iç kale içinde ise, 7 katlı üçgen bir kule bulunur. Ayrıca, saldırılara karşı, surun dışında hendekler yerleştirilmiştir. İç kuleye giriş, surların kuzey ve güneyinde bulunan kapılardan, oluşturulmuş hendekler üzerine atılan köprülerle sağlanır. Fakat bu hendekler günümüze ulaşmamıştır.

Kilitbahir kalesi yapıldıktan sonra, Çanakkale boğazının aşağı kısımlarına yeni kaleler yapılmış ve bu yüzden Kilitbahir kalesinin ismi “Eski Hisarlar” olarak anılmıştır.  

Kilitbahir kalesindeki 7 katlı Ana Kulede, kaledeki günlük hayat, Piri Reis bölümünde: Türk denizcisi Piri Reis’in hayatı ve Kitab-ı Bahriye, Kilitbahir Sinevizyon bölümünde: Kilitbahir kale Müzesi ve Kilitbahir kalesi hakkında bilgiler içeren belgesel, Engelsiz müze bölümünde: Osmanlı kalelerinin mimarisi, teşkilat yapısı, savunma, ticaret, ibadet ve gündelik hayatı günümüzdeki teknoloji kullanılarak ziyaretçilere aktarılmaktadır.

Kalenin restorasyonu sırasında bulunan Çanakkale savaşlarına ait eserler ile seramik tabaklar da sergileniyor. Kaleye, Kanuni Sultan Süleyman döneminde eklenen Sarı Kulede ise, Osmanlı kaleleri genel olarak anlatılıyor. Osmanlı kale mimarisi, kale yapısal donanımları, teşkilat yapısı, Avrupa’daki Osmanlı kalelerinin gravürleri, savunma silahları, ticareti ve günlük yaşamı canlandırılıyor.

Kilitbahir kalesinin surlarına ses sistemiyle birlikte yerleştirilen heykel muhafızlar, kaleye gelen ziyaretçileri, o döneme ait muhafızlar arasında bir parola olan “Yektir Allah” nidalarıyla karşılıyorlar.

Eceabat Seddülbahir Kalesi
 
SEDDÜLBAHİR KALESİ

Gelibolu yarımadasının en güney ucundaki kale, Eceabat ilçe merkezine 33 km uzaklıktadır.

Seddülbahir “denizin seddi” demektir. Osmanlı döneminde boğazın savunmasında önemli rol oynamıştır.

Çünkü Gelibolu yarımadasının güney ucunda, Çanakkale boğazının bitip Ege denizinin başladığı kısımda, Ertuğrul ve Morto koyları arasındaki bir burun üzerindedir. Yani Gelibolu yarımadasının Ege denizine bakan tarafındadır. Aynı zamanda “Gelibolu Milli Park Alanı” içindedir.

Kale, Sultan IV Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından, 1656 yılında karar verilip, 1658 yılında yapılına başlanmıştır. Hatice Turhan Sultan, Osmanlı tarihinde askeri yapı baniliği yapan ilk valide sultandır. Turhan Sultan Vakfiyesinden, Seddülbahir Kalesinin kuruluş aşamasındaki maliyet bilgileri ve kaleye ait planlanan diğer binaların bilgilerine ulaşmak mümkündür.

Eceabat Seddülbahir Kalesi

Ancak mimarının kimliği ilgili bilgi kesin değildir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, kalenin yapımında işlerin yürütülmesinden Ankebud Ahmet Paşa’nın sorumlu olduğunu yazar, mimarlarından ise sadece unvan ile bahseder.

Yine dönemin tarihçi yazarlarından Naima, kalenin yapımında İstanbul’dan gönderilen Saray mimarlarının çalıştığını yazar ancak isim vermez. Genellemek gerekirse, Hatice Turhan Sultan’ın saraydaki baş mimari Mustafa Ağa’dır ve bu kalenin yapımında da onun ilgilendiği düşünülmektedir.

Günümüzde, 5 burcu olan yapının, kuzey ve batısında bulunan burçları arası 136 metredir. Köşeleri kulelerde desteklenen, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kalenin beden ve kulelerini oluşturan duvarlar, genel olarak cidarlarda kesme ve kaba yontu taşla ve çekirdek kısmında ise moloz taş ve beyaz kireç harcı dolgu ile inşa edilmiştir.

Cidardaki büyük boyutla taşlar, özellikle kubbe kasnak hizasındakiler, demir kenetlerle bağlanmıştır. Kalenin bazı yapı öğelerinde (bacalar gibi) Eceabat’ta ve yöredeki diğer merkezlerde üretilen tuğlalar kullanılmıştır. Kalenin beden duvarları ve kuleleri dışında, ana parsel içinde bulunan binalardan bonetler, kesme ve kaba yontu taş duvar cephe örgüsüne sahiptir ve yapı üstlerinde kalın bir toprak dolgu tabakası vardır.

Kalenin mimarisi, kademeli bir plan anlayışı ile, asimetrik olarak düzenlenmiştir. Oldukça eğimli bir yamaçtan, denize doğru bakan farklı kotlardaki top bataryaları yerleştirilmişti. Doğal olarak en ağır toplar, deniz kıyısındaki rıhtımda yer almıştı. Kalede 25 kadar ağır ve 30 kadar orta çaplı top vardı.

Kaleyi yapan mimarlar, önce taş rıhtım duvarını oluşturmuş, daha sonra da dolgu yaparak ana bataryanın toplarının atış hattını oluşturan rıhtımı yapmışlar. Kalenin duvarları, temellerinin sağlam zemine basabileceği kadar içeri çekilmişti. Rıhtım duvarının olduğu yerde, su derinliği kalelerin denizden ikmal yapabilmelerini sağlamak için hafif ve orta tonajda teknelerin yanaşmalarına uygundu.

Eceabat Seddülbahir Kalesi

Buradaki ağır bataryalarda bulunan toplar, tunçtan yapılmıştı. Yaklaşık olarak 5-6 metre boyundaydılar ve çapları, ortalama 300 kiloluk mermer gülleler atama uygundu. Ancak işlerinde 600 kilo mermer gülle atan daha büyük çaplı olanlar da vardı. Toplar, taş bir zemin üzerinde gerekli konumda yatan iki adet, kare kesitli ahşap elemanın üzerine yatırılmıştı. Geri tepmesini dengelemek için, topun arkası kare kesitli büyük ahşap elemanlarla desteklenmişti.

Bu elamanların arkası ise toprak dolu bir taş duvara dayanıyordu. Toplanın bulunduğu zeminden 1.50 metre kadar yükselen bu duvarın arkasındaki toprak dolgu, küçük bir eğimle bir rampa oluşturarak, kalenin içine doğru alçalır. Böylece yağmur suları bataryalardan uzak tutulmuştu. Aynı zamanda bataryalar denizden de yeterince içeri çekilerek, dalgaların olumsuz etkilerinden de korunmuştu. Kalenin duvarları, topları ve kullanan personeli oldukça iyi koruyacak şekilde tasarlanmıştı.

Topların namluları, mazgalların hizasında bitecek şekilde tasarlanmıştı. Bunlar dışarı hiç taşmadıklarından düşman tarafından vurulmaları son derece zordu. Duvarların kalınlıkları ise, oldukça fazla olduğundan açılı atışlarda duvarları yıkarak topları etkisiz hale getirmek oldukça zordu. 1687 yılında bütün kaleleri gezmiş olan Fransız casuslarının tespitlerine göre, bölgedeki kalelere sur duvarlarındaki kapılardan girilmekteydi.

Ancak Fransa kralına sunulan krokilerde bulunan kapılar günümüzde mevcut değildir ve kalelere başka girişlerden ulaşılmaktadır.

Eceabat Seddülbahir Kalesi
 
Çanakkale Muharebeleri Başlangıcında kalenin durumu

3 Kasım 1914 tarihinde İngiliz donanmasından 6 kruvazör tarafından bombalanan kalede, Türk tarafı ilk şehitlerini vermiştir. Saldırılar sırasında kalenin ortasında bulunan cephaneliğin patlaması sonucu, başta kale komutanı Şevki Bey olmak üzere, 5 subay ve 81 er şehit olmuştur. Burada ilginç olan, henüz bir savaş durumu söz konusu olmamasına rağmen, İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin 12 km uzaklıktan bu kaleyi bombalamış olmalarıdır. Hatta, tahminlere göre, 16 dakika süren bombardıman sırasında bu kaleye 600 mermi atmışlardır.

Daha sonra birleşik filo, birkaç kere daha kaleyi hedef almış, bombalamış ve bu saldırılar sonucunda Seddülbahir kalesi etkisiz hale getirilmiştir. Devamında ise, önce İngilizler ve daha sonra Fransızlar kaleyi ele geçirmiştir. Fransızlar tarafından kale 8 ay boyunca askeri üs, levazım ve istihbarat karargahı olarak kullanılmıştır.

Savaşın bitiminden sonra, Fransız birlikleri, yarımadada, son olarak buradan çıkmışlar ve kale 1930’lu yıllara kadar harabe halinde kalmıştır. 1930’larda ise, Romanya’dan gelen göçmenler bu bölgeye yerleştirilmişler, göçmenler kalenin taşlarını barınma amaçlı kullanınca, kalede daha yoğun bir tahribat yaşanmıştır. Taşların kenet demirleri ve ahşap hatıllar da yeniden kullanılmak üzere sökülmüştür. Bu sürecin etkisi, duvarlarda hale görülmektedir.

Daha sonra, bölge kale ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetlerine devredilmiş ve 1997 yılına kadar stratejik bir gözlem noktası olarak kullanılmıştır. 2’nci Dünya Savaşı ve daha sonra soğuk savaş döneminde de askeri amaçlarla kullanılan kale, 1997 yılında terk edilmiştir.

Ardından, üniversiteli akademisyenler ve öğrenciler tarafından kale bölgesinde, beş yıllık süreçte ölçme ve belgeleme çalışmaları yapılmıştır. Kalenin içinde günümüzde mevcut herhangi bir yapı yoktur. Çünkü, 1’nci Dünya Savaşında hasar gören kale, günümüzde harap haldedir.

Restorasyon

Evet, kale 2015 yılında başlayan çalışmalarla birlikte restorasyona alınmıştır. Bu restorasyon çalışmalarında: kalenin “Bab-ı Kebir” alanında ilk şehitler anıtının altında ve üst avlusundaki Fransız mezarlığında yapılacak arkeolojik kazılar, oldukça önemlidir. (Bunların yerleri arşiv kaynaklarından tespit edilmiştir.) Kalede 8 ay kalan Fransız birliklerine ait ilk mezarlığın daha sonra Morto koyunda günümüzde yer alan Fransız Anıtı yanına taşındığı yine kayıtlarda yazılıdır.

Kalede tahrip olan ve yıllar boyunca müdahale görmeyen duvar kesitleri sayesinde, yapı katmanları dışarıdan görülebilmektedir. Restorasyon çalışmaları ile kale bir müzeye dönüştürülmektedir. Açık ve kapalı alanlarda tematik ve kronolojik bir akış ile oluşturulan farklı gezi güzergahları, kale ve çevresinin tarihi, mimari ve doğal mirasını, ziyaretçi odaklı bir sergileme tasarımı ile görünür kılmayı hedeflemektedir.

Müzede, Dünya savaş tarihi içinde yaşanan ilkler ve çok özel insan hikayelerinin aktarılmasının yanı sıra Boğazın ve bölgenin oluşumundan bu yana, barındırdığı yaşamlar ve potansiyellere ve mimari tekniklere yer verilecektir.

Eceabat Seddülbahir Kalesi Kitabesi

Kalenin kitabesi

Kalenin kitabesi sökülerek İngiltere’ye kaçırılmıştır. 29 Eylül 1915 tarihinde yayınlanan “The İllustrated War News” isimli bir dergide bulunan kitabenin fotoğrafına göre, kale, 1885 yılında Abdülhamit tarafından onarılmıştır.

 

 

Şehitlik

3 Kasım 1914 tarihinde yapılan saldırı sonucu şehit olanlar, Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa tarafından kale doğu kulesi beden duvarına yapışık bir mezarlık alanına defnedilmişlerdir.

1986 yılında ise “İlk Şehitler Anıtı” yapılmıştır. Ayrıca beden duvarına bitişik, temsili bir mezarlık da inşa edilmiştir. Şehitlik, Kasım 2018 tarihinde restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

Eceabat Namazgah Tabyası
 

NAMAZGAH TABYASI

Kilitbahir kalesinin güneydoğusunda Namazgah Burnu mevkiindedir. Çimenlik ve Dardanos Tabyaları arasındadır.

Tabyanın kitabesi yoktur. Ancak sonradan yapıldığı anlaşılan bonetlerden ortadakinin kapısının üzerinde “II Abdülhamit tuğralı ve 1892 tarihli” oval bir kitabe bulunmaktadır.

Tabya, mimari açıdan; Değirmenburnu, Nara ve Anadolu Mecidiye Tabyasına benzerlik gösterir. Bu yüzden muhtemelen tabyanın ilk olarak bu üç tabya ile birlikte yaptırıldığı düşünülmektedir. Ancak mevcut kitabeden anlaşıldığına göre, tabya son halini Sultan II Abdülhamit döneminde almıştır.

Tabyanin isimleri olarak: “Rumeli Aziziye Tabyası” ve “Hamidiye Tabyası” da geçer.  

(Metin içinde çokça “bonet” kelimesi geçecek, bonet “sığınak” demektir.)

Tabya genel olarak, kuzey-güney ve doğu-batı doğrultusunda, boğaza bir çıkıncı yapacak şekilde, üzerinde bulunduğu buruna yerleştirilmiştir. Boğaza bakan her iki yanda, bonet ve top yerleri bulunur. Bonetlerin gerisinde kalan alanın ortasında ise, karargah ve üç adet cephanelik bulunur.

Tabyanın Malaz Tepe eteklerine doğru bakan kuzeybatı tarafından, yarım daire kemerli bir kapısı vardır. Tabya, zemin kodundan yüksek tutulmuş olup, zemin kodunda bulunan yapılar hariç, üst kotta 22 bonet ve bonetlerin arasında 16 top yerinden oluşmaktadır. Tabyanın batı ucuna sonradan 3 bonet eklenmiştir. Bu eklenen bonetlerin dışındakiler birbirinin benzeridir.

Dikdörtgen planlı olan bu bonetler, beşik tonoz örtülüdür. Sonradan eklenen bonetlerden ortadaki, bir koridorun iki yanına yerleştirilen dikdörtgen planlı odadan oluşur. İki katlı bir düzenlenişe sahiptir. Diğer iki bonette, birer oda vardır ve tek katlıdır.

Üç bonette de, cephane sevkiyat koridoru, kir kapı ile top yerlerine açılır. Bonetlerin dışında yine üzerleri sıkıştırılmış toprakla örtülü cephanelikler bulunur. Karargah binasının ise sadece temel izleri görülmektedir.

Çanakkale Boğazının en dar noktasında yapılan ilk ve en büyük tabyadır. Sonrasında eklenen yapılarla beraber, Merkez Tabya niteliği kazanmıştır. Çanakkale savaşı sırasında tümüyle Alman subay ve erlerinin kontrolündedir.

Çanakkale savaşı sırasında korunaklı alan olması, bölgeye dağılan birliklerin merkezi konumda yer alması nedeniyle, Cuma namazları burada kılınıyormuş ve bu yüzden Namazgah Tabyası ismini almıştır.

Çanakkale Muharebeleri

18 Mart 1915 günü, merkez tahkimatın Avrupa yakasını oluşturan tabyalardan birisi de burasıdır. Burada 2 tanesi uzun olmak üzere 16 tane top tabyası bulunuyordu. Bu toplardan sadece 2 tanesi deniz muharebelerinde aktif olarak görev yapmıştır.

Diğerleri ise menzil yetersizliği nedeniyle kullanılmamıştır. Tabyanın ana aksında yer alan mekanın, savaş döneminde “Savaş Harekat Merkezi” olarak kullanıldığı bilinmektedir ve bu yüzden düşman savaş gemileri burayı yoğun olarak hedef seçmişlerdir.

Tabya, 1892 yılında yenilenerek 5 Mart 1915 tarihinde muharebelere katılmaya başladı. Ayrıca, Namazgah Tabyası, 18 Mart günü, zor durumda kalan Rumeli Mecidiye Tabyasını, 52 kişilik bir takviye kuvvet ile destekler. 18 Mart gün içinde isabet alan tabya, düşman gemilerine olan atışlarını kesmemiş, düşmana geçit vermeyen tabyalar arasında yerini almıştır.

1960 yılına kadar askeri tesis olarak kullanılmış, 2007 yılında ise düzenlenerek müze olarak ziyarete açılmıştır. Tabyada, Çanakkale savaş objeleri sergilenmektedir.

Eceabat Mecidiye Tabyası
 

MECİDİYE TABYASI

Kilitbahir köyünün güneybatısında, Kilitbahir-Alçıtepe yolunun üst tarafında, Gonca Tepe eteklerindedir. Namazgah tabyasının 200 metre güneyindedir.

Tabyanın kitabesi yoktur. Ancak kitabe boşluğu, bonetlerden birinin kapısı üzerinde görülebilmektedir. Tabyadaki bonetlerin planları, Namazgah Tabyasının sonradan eklenen bonetlerine benzemektedir. Bu nedenle tabya, aynı tarihlerde Sultan II Abdülhamit tarafından yapılmış olmalıdır.

Tabya kıyıdan biraz içeride, kuzeydoğu-güneybatı ve doğu-batı doğrultusunda uzanan, iki kanat şeklinde düzenlenmiştir. Sekiz bonet ve bonetlerin arasında bulunan yedi top yerinden oluşur. Tabyanın gerisinde karargah ve benzeri yapılara ait olduğu düşünülen temel izleri görülür. Tabya, 2008-2010 yılları arasında restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

Tabyada ilk 7 bonet, birbirinin benzeridir. Sekizinci bonet, düzenleniş açısından farklıdır. Bonetlerden ikisi tek bir oda ve odayı çevreleyen ters “L” biçimli bir koridordan, beş tanesi ise karşılıklı iki oda ve odaları çevreleyen “T” biçimli bir koridordan oluşur.

Tabyaya sonradan eklendiği anlaşılan, batıda bulunan son bonet ise, tek bir koridor ve koridorun solunda bulunan yan yana dikdörtgen planlı iki odadan oluşur. İlk yedi bonet, beşik tonoz örtü sistemine sahiptir. Demirden yapılan beşik tonoz örtü sistemi kaburgalıdır. Moloz taş dolgu bu örtü sisteminin üzerine bindirilerek tonoz oluşturulmuştur.

Tabyanın içinde Mecidiye Şehitliği de vardır. 16 Türk askeri burada şehit olmuştur.

Çanakkale savaşları tarihinde oldukça önemli yer tutan, Seyit Onbaşının 18 Mart 1915 günü, bataryadaki topun mekanizması bozulunca, top mermisini kaldırıp, Ocean gemisini dümen tertibatından yaraladığı tabya burasıdır.

Eceabat Seyit Onbaşı Anıtı

 

Seyit Onbaşı Anıtı

Mecidiye Tabyasındadır.

Seyit Onbaşı: 1889 yılında Edremit Havran ilçesi Manastır (köyün ismi sonradan Seyit Onbaşı olmuştur) köyünde doğmuştur. Kayıtlara göre, Çanakkale Müstahkem Mevkiindeki askerliği “Ağır topçu neferi” olarak 1914 yılında başlamış ve 1918 yılında bitmiştir.

Askerlik bittikten sonra memleketine gitmiş, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat etmiş, mezarı memleketindedir. Anıt, Kilitbahir’in 1 km ilerisinde, yolun deniz kıyısındaki taraftadır. Yolun diğer tarafında ise, Seyit Onbaşının 18 Martta şehir olan arkadaşlarının yattığı Mecidiye Tabyası Şehitliği vardır.

Koca Seyit’in görev yaptığı Mecidiye tabyası, 18 Mart günü isabet almış ve 16 asker şehit olmuştur. Aynı zamanda, tabyadaki topun mermi kaldıran vinci parçalanmıştır. Bu bombardımandan sağ olarak kurtulan Koca Seyit, sağlam kalan topu, 276 kiloluk mermiyi Niğdeli Ali’nin de yardımıyla sırtında taşıyarak, 3 kez ateşlemiş ve üçüncü atışta “Ocean” zırhlısının dümen tertibatını vurmuştur.

Gemi yan yatmış ve Nusret Mayın gemisinin döşediği mayınlardan birine çarparak kısa sürede alabora olmuş ve batmıştır.

Koca Seyit’e, savaşın kaderini etkileyen bu kahramanlığından dolayı “Onbaşı” rütbesi verilmiştir. Heykel, 2006 yılında yenilenmiştir.

Eceabat Ertuğrul Tabyası
 

ERTUĞRUL TABYASI

Seddülbahir köyünün batısında, Ertuğrul Koyuna hakim, Gözcü Baba Tepesinin güney yamaçlarındadır. Boğaz girişini korumak için yapılmıştır.

Tabyanın kitabeyi yoktur. Bu yüzden hangi tarihte ve kim tarafından yapıldığı bilinmez. Sadece orta bonetin kapısının üzerinde, 57 x 93 cm ebatlarında boş kitabe yuvası bulunmaktadır. Tabyada 3 adet bonet ve 2 adet top bulunmaktadır. Bu toplardan bir tanesi 1882 yılı yapımıdır.

Bu top üzerindeki tarih ve Seddülbahir Tabyası ile mimari açıdan bulunan benzerlik nedeniyle tabyanın muhtemelen 1885-1886 yılları arasında Sultan II Abdülhamit döneminde yaptırıldığı düşünülmektedir. Tabyada bulunan bonetler, dikdörtgen planlı olup, beşik tonoz örtülüdür.

Bonetlere, ön cephe orta akslarında yer alan yarım daire kemerli kapılardan girilir. Kapıların iki yanında, 40 cm genişliğinde ve 50 cm yüksekliğinde birer niş bulunur. Kapıdan ön koridora girilir, bu koridordan sonra ise ara koridora geçiş yapılır. Ara koridorun iki yanında karşılıklı kapıları bulunan dikdörtgen planlı beşik tonoz örtülü birer oda vardır.

Odalar ön koridora açılan mazgal pencerelerle aydınlatılır. Çanakkale deniz savaşlarında, bu tabyada görevli Türk topçu birliği, yaptıkları atışlarla İngiliz Agamemnon Zırhlısına 7 isabet sağlamıştır. Yahya Çavuş ve arkadaşlarının bulunduğu tabyadır.

Eceabat Yahya Çavuş Şehitliği
 

Yahya Çavuş Şehitliği

Tabyanın kuzeyinde Yahya Çavuş Şehitliği ve Anıtı bulunmaktadır. Anıt: 1992 yılında Kültür Bakanlığı tarafından 25 Nisan 1915 günü, Ertuğrul Koyunu savunan 9’ncu Tümenin 26’ncı Alayı 3’ncü Taburuna bağlı şehit olan 148 Türk askerlerinin anısına yaptırılmıştır. Şehitliğin büyük kitabesi üzerinde ve kitabe önündeki Türkiye motifinin üzerinde bulunan 67 sembolik mezar taşı ile de diğer şehitlerimiz anılmaktadır.

Karşılarındaki kuvvete göre oldukça az sayıda tertiplenen Türk birlikleri, 5 kilometrelik sahil boyunca İngiliz Tümeni taarruzlarına karşı muhteşem bir savunma yapmışlardır. İngilizleri engelleyerek muharebelerin seyrini değiştirmişlerdir. Çünkü bu bölgede az kuvvetle sağlanan dirençli Türk savunması, ileri  dönemde Türk birliklerine zaman kazandırmış ve müttefiklerin ilerlemesini zorlaştırmıştır.

Evet: Bölük Komutanı Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey’in şehit düşmesinin ardından, Ezineli Yahya Çavuş komutayı ele almış ve arkadaşlarıyla birlikte güçlü bir direnişin sembol kahramanı olarak tarihe isimlerini yazdırmışlardır. Bu güzel memleketi kanlarını vererek bizlere miras bırakan bu insanları tüm şehitlerimizi minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.

Tabyanın restorasyonu yapılmış olup ziyarete açıktır.

Eceabat Bakkal Salim Müzesi
 

BAKKAL SALİM MÜZESİ

Alçıtepe köyündedir.

Müze, çocukluğundan beri, Çanakkale savaşından kalma materyalleri toplayıp hurdacılara satan ve sonradan bu bölgede bakkal açan Salim Mutlu’ya aittir. Salim Mutlu, Alçıtepe köyüne, Romanya’dan ailesiyle birlikte göç ederek gelmiştir. Genç yaşta, bakkal dükkanı açmıştır.

Köy halkı bulduğu bütün materyalleri, bakkal dükkanındaki malzemelerle (yağ, şeker, un gibi) takas için Bakkal Salim Mutlu’ya vermiş, bu savaş malzemeleri 1961 yılından itibaren bakkal dükkanında sergilenmeye başlamıştır. Çünkü koca tarihin hurda niyetine eriyip gitmesine gönlü razı olmamış, bakkal raflarının bir bölümünü tarihi eserleri sergilemek için ayırmış ve dükkan zamanla müzeye dönüşmüştür.

Savaş silahlarından, kıyafetlere, havada çarpışan mermilerden Türk ve yabancı askerlerin kullandıkları çeşitli eşyalara kadar birçok savaş objesi birikmiştir. Kurşunla delinmiş bir sigara tablası, dağılmış bir tespihten geriye kalan birkaç boncuk, gerçekten hiçbir hatıra küçümsenmemiş.

1982 yılında Salim Mutlu, devlet envanterlerinde olmadığı için iki oda dolusu savaş malzemesini devlete vermiştir. 1995 yılından itibaren, tekrar köylülerden topladığı malzemelerle de bugünkü müzeyi oluşturmuştur. Bakkal Salim Mutlu, 2004 yılında vefat eder. Kızı Nermin ve damadı Özcan Adanır, müzeyi işletmeyi sürdürüyorlar.

Eceabat Sahilleri ve Kamp Yerleri
 

ECEABAT SAHİLLERİ VE KAMP YERLERİ

Kabatepe Orman Kampı

Ege kıyılarında, muhteşem çam ormanlarının bulunduğu yerdedir. Burada çadırla ve karavanla konaklamak mümkündür. Ayrıca, yine burada market, lokanta, banyo ve tuvaletler  bulunur.

Küçük Anafartalar Köyü Sahili

Köyün sahili, yüzmek için idealdir.

Küçük Kemikli Burnu

Özellikle dalış yapmak isteyenler tarafından yoğun tercih edilir.

Büyük Kemikli Burnu

Sakin ve temiz suları ile dalış yapanlar tarafından tercih edilir.

Suvla Koyu

Büyük ve Küçük Kemikli burnu arasındadır. Burada Çanakkale savaşlarından kalan batıklar bulunur. Burası da dalış yapanlar için tercih edilir.

Gelibolu tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

 

Artvin Murgul

Artvin Murgul
 

Artvin Murgul; Murgul kelimesi ülkemizde birçok insan için bakır kelimesini çağrıştırır, gerçekten Murgul’da Bakır ve Bakır işletmeleri uzun yıllar, bu yörenin kaderini en üst düzeyde etkilemiştir. Bir de boğa güreşleri festivali, başka belki biraz da Karagöl,

ULAŞIM

Murgul Artvin arası 48 km. Murgul Arhavi arası 52 km. Murgul Hopa arası 41 km. Murgul Yusufeli arası 115 km. Murgul Borçka arası 17 km. Murgul Rize arası 132 km.

TARİHİ

İki yüz yıl kadar Mitanilerin egemenliğinde kalan Murgul, MÖ 1346-1320 yılları arasında Hititler’in, MÖ 753’de Urartuların, MÖ 680’de Sakaların, MÖ V yüzyılda Kartlı istilası ile Gürcülerin eline geçmiştir. Daha sonraki dönemlerde Partların egemenliğinde kalan bölge, MÖ 387’de Romalıların, 604’de Sasanilerin, 746-1001’de Borçka Bağratlıların, 1068’de ise Selçukluların egemenliğine girmiştir. 

Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından ise, Rusların istilasına uğramıştır.

1918 yılında geri alınan bölge, Sevr anlaşması ile sınırlarımız dışında kalmış ve 1920 yılında tekrar geri alınmıştır.

1935-1950 yılları arasında merkez “Damar” iken sonradan ilçe merkezi “Murgul” olmuştur.

1966 yılında ilçenin ismi “Göktaş” olarak değiştirilmiş, 1987 yılında ilçe olmuştur ve ismi tekrar değiştirilerek “Murgul” olmuştur.

GENEL

İlçenin içinden Çoruh nehrinin bir kolu geçer. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 360 ile 1100 metre arasında değişir. Damar beldesi 1100 metre yüksekliktedir. İlçe topraklarının yüzde 50’si ormanlıktır.

İlçe nüfusu; Türkiye ortalamasının altındadır. Kış aylarında köylerdeki bazı ailelerin ilçe merkezine gelmesiyle nüfus biraz artar. İlçedeki halk ağırlıklı olarak Damar beldesindeki Bakır Fabrikasında çalışır.

Artvin Murgul Bakır İşletmeleri
 

MURGUL BAKIR İŞLETMELERİ

1935 yılında MTA tarafından burada bulunan bakır işletmeleri, 1951 yılında Etibank tarafından devir alındı. İşletmeler daha sonra yine başkalarına devredildi ve şu anda özel bir şirket tarafından işletilmektedir.

Murgul’da maden yatağından çıkarılan bakır cevheri, bakır konsantresine dönüştürülüyor, 2 boru hattı ile Hopa’daki filtre ve kurutma tesislerine gönderiliyor, orada filtre ve kurutma işlemi yapıldıktan sonra malzeme stok sahasına alınıyor ve Hopa limanından sevkiyat yapılıyor.

Son bir not, eskiden Etibank tarafından işletilen bakır madenleri nedeniyle merkezde kurulu blister bakır fabrikası, çevreye büyük zararlar vermiş, yaydığı dumanı ile nam salmış ve Murgul halkına Etibank tazminat ödemiştir.

Artvin Murgul Boğa Güreşleri Festivali
 

DAMAR KARAGÖL BOĞA GÜREŞLERİ FESTİVALİ

İlçe merkezine bağlı Osmanlı ve Damar köylerinde, her yıl boğa güreşi festivali düzenleniyor. Çünkü boğa güreşleri, yöresel geleneklerdendir. 

Festivalde, ayrıca çeşitli kültür etkinlikleri yapılıyor. Boğa güreşi kategorileri: büyük orta, başaltı ve baş boğa olmak üzere 3 sınıfta yapılmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

Artvin Murgul Kamilet Doğa Kayını

 

KAMİLET DOĞA KAYINI

İlçe merkezine bağlı Erenköyü Kamilet mevkiindedir. İlçe merkezine 19 km uzaklıktadır. Deniz seviyesinden 1208 metre yüksekliktedir. 

Kayın ağacının 300 yaşlarında olduğu tahmin ediliyor. Boyu 42 metre, çapı 3 metredir. Çevre genişliği 9.70 metredir.

Gövdesi çatallı bir yapı gösteriyor, tek gövde değil, dallanmalar mevcuttur. Hem yaş, hem çap, hem de boy açısından dikkat çekicidir. 

Kayın ağacı, 2002 yılında Tabiat Anıtı olarak tescil edilmiştir.

Artvin Murgul Esenköy Camii

ESENKÖY CAMİİ:

İlçeye bağlı Esenköy köyünde, 1863 yılında ahşap olarak yapılmış tarihi bir camidir. 

Kaidesi dışındaki kısımları ahşap malzemedendir. Kare planlıdır. Çatısı kırma çatı formunda, çatının üst örtüsü saç ya da benzeri kaplama ile örtülmüştür. Minare sonradan yapılmıştır ve minare beyaz kesme taş kullanılarak inşa edilmiştir. 

Giriş cepheleri önceden açık olan revağı daha sonra betonarme ile kapatılmıştır. Cephelerde belirgin bir süsleme yoktur. İç mekanda oyma tekniğiyle bitkisel motifler kullanılmıştır. Tavan ahşap işçiliği sade ve boyanmış durumdadır. Kapı hala ibadete açıktır. 

Artvin Murgul Maden Galerileri

MADEN GALERİLERİ:

Özellikle eski dönemlere ait maden galerileri, tarih öncesi/erken dönem izlerini taşıyan buluntular vardır. (Örneğin: madenci küreği gibi)

Artvin Murgul Anayatak Maden Galerisi

Anayatak Galerisi:

Anayatak maden sahası, Murgul’daki önemli eski devir madenciliği yerlerinden biridir. 1967 yılında bölgede, yaklaşık 70-80 cm çapında bir eski devir galeri açığa çıkarılmıştır. Galeride: tahta oyuklara yapılmış bir madenci küreği bulunmuştur. Bu küreğin sap uzunluğu, kalınlıkları gibi detaylar şunlardır: uzunluğu 24.5 cm (sap başlangıcına kadar), genişliği 12 cm, kalınlığı 0.80 cm, sap kısmının mevcut uzunluğu27.5 cm, sap kalınlığı 2.5 cm.dir.

Bu küreğin MÖ 4-5’nci yüzyıllara ait olduğu belirlenmiştir. 

Bu antik galeri madencilik tarihine dair önemli bir veri sunuyor. Demek ki bölgede günümüzden binlerce yıl önce madencilik faaliyetleri olmuştur. 

 

Murgul İşletmesi-Modern Galeriler/Ocaklar

Murgul İşletmesi diye bilinen madencilik bölgesi, Türkiye Cumhuriyeti dönemi açılmış ilk bakır madeni tesislerinden biridir. 1935 yılında kurulmuş, 1951 yılında üretime başlamıştır. 

Bu işletmede iki tip maden işletmesi vardır. Açık ocak ve yeraltı/kapalı ocak (yani galeriler) olarak faaliyet gösteren bölümler.

Yılda yaklaşık 45 bin top bakır konsantresi üretilir.

Ayrıca tesisin yanında bir hidroelektrik santrali de kurulmuş durumda, kurulu güç yaklaşık 25 MW dir. 

 

Artvin Murgul Damar Karagöl
 

 

DAMAR KARAGÖL

İlçe merkezine bağlı Damar köyü Dikenli mevkiindedir. Murgul ilçe merkezine 18 km uzaklıktadır. Artvin il merkezine 75 km uzaklıktadır. Ulaşım zordur, çünkü yolu stabilizedir. 

İnsanların ve araçların buraya ulaşması için 5 km ham yol olmak üzere toplam 7 km uzunluğunda yol genişletme çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca burada sosyal tesisler kurulması planlanmaktadır. 

Evet, gölün manzarası çok etkileyicidir. 

Artvin Murgul Damar Karagöl
 

Göl, 2.600 metre rakımlı Tiryal Dağının eteklerindedir. Heyelan set gölü şeklinde oluşmuştur. Deniz seviyesinden 1810 metre yüksekliktedir.  

Damar beldesi sınırları içindeki göl, önemli doğal alanlar içerisindedir. Her yıl yaklaşık 600 bin kişiye ev sahipliği yapan göl, insanların ve araçların ulaşımına elverişli yerdedir. 

Artvin Murgul Delikli Kaya şelalesi
 

DELİKLİ KAYA ŞELALESİ

İlçe merkezine bağlı Başköy mevkiinde sarp ormanlık alandadır. Köylülerden başka kimselerin varlığını bilmediği bu şelale, zaman içinde tanınır olmuştur. 

İlçe merkezinden buraya, yaklaşık 40 dakikalık bir yolla ulaşılır.

Bölgeye yol yapılmasıyla şelaleye ulaşım kolaylaşmıştır. Ancak delikli kaya şelalesine giden yol, şelaleye 1-2 km kala bitiyor ve taşlı-çukurlu kötü bir yol başlıyor ve bu zorlu yolun sonunda delikli kaya şelalesine ulaşılıyor.

Evet Türkiye’deki binlerce şelalenin arasından sıyrılarak insanları Karadeniz’in en ucuna kadar getiren bu büyüleyici güzellik, adeta saklı bir cenneti andırıyor. 

Kayanın içinden akan su ile oluşan bir şelaledir.
7 metre yükseklikten, suyun kireç ve kil taşını zamanla aşındırmasıyla, dans eder gibi akar ve 4 metre çapındaki doğal bir delikten aşağıya düşer. Bu yüzden, delikli kaya ismi verilmiştir.
Şelalenin hemen yanında alabalık üretim çiftliği bulunuyor. Şelale çevresinde alabalık yiyebileceğiniz restoranlar var. 
Belediye buraya ahşap piknik masaları koymuştur. Tuvalet de var. Çadır kurulabiliyor.
Ancak mevsim yaz da olsa geceleri soğuk oluyor, çadır kuracaksanız, mutlaka uyku tulumunuz olmalı. Şelalenin aktığı yerde bir gölet var, burada yüzülebiliyor.
Artvin Murgul Kokolet Vadisi
 

KOKOLET VADİSİ

İlçe sınırları içinde bulunan bu vadide kestane ve çiçek balı üretimi yapılır. 28 arıcı, 60 yıldır babadan miras kalan geleneklerle profesyonel aracılık yaparlar ve organik bal üretirler.

Artvin Murgul Kokolet Vadisi
 

5 kilometre karelik bu vadide, yüzlerce kovanda kestane ve çiçek balı üretilir. Kokolet balları ilgi çekiyor. Çünkü burada ıhlamur, orman gülü, yaban mersini, karayemiş başta olmak üzere 500’ün üstünde farklı bitki türü bulunuyor.

Vadide ilçe merkezine bağlı Başköy ve Kabaca köyleri bulunuyor.

Arvin Murgul Kemkaya
 

GEMKAYA

İlçe merkezine bağlı Küre köyünde, sık orman dokusu içinde köylüler tarafından bulunmuştur. Bu sıra dışı kayanın yüksekliği 10 metre ve uzunluğu 35 metredir.

Kayaya ulaşmak için ağaç ve dikenlerle kaplı orman dokusu içinden geçmek gerekiyor.

Sıra dışı kaya gemiye benzetildiği için “Gemkaya” ismi verildi. Bu kaya nedeniyle doğalgaz boru hattı projesinde değişiklik yapıldı, yeri değiştirildi. Kayanın nasıl oluştuğu bilinmiyor. Ancak kayanın arka bölümünde çakıl taşları vardır. Bu çakıl taşları düşünüldüğünde eskiden burada deniz bulunduğu da iddia ediliyor. Deniz çekilmiş kaya burada mı kalmış? Sonuç olarak kayanın neden ve nasıl burada bulunduğu bilinmiyor.

Artvin şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Hopa tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Artvin Kemalpaşa

Artvin Kemalpaşa
 

Artvin Kemalpaşa: İlçe, Artvin ilinin Karadeniz kıyısına yerleşmiş şirin bir beldesidir.

İlçe sahil şeridi, deniz ve yat turizmi için oldukça elverişli, temiz ve uzun bir kıyı şeridine sahiptir.

Sarp sınır kapısına sadece 4 km uzaklıkta bulunması ve Bağımsız Devletler Topluluğundan gelen turistlerin ilk uğrak yeri olması nedeniyle ticari ve turistik konumu daha da önem kazanmaktadır.

ULAŞIM

Kemalpaşa, Hopa arasındaki uzaklık 14 km dir. Sarp sınır kapısı 4 km uzaklıktadır. En yakın hava alanı, Hopa-Batum’dur ve 10 km uzaklıktadır.

Artvin Kemalpaşa
 

TARİHİ

Tarihte ilk kez, MÖ 680 yılında, bu bölgede İskitlerin yerleştiği bilinmektedir. MÖ 415 yılında Bizans ve 1490-1512 yılları arasında Yavuz Sultan Selim’in Trabzon valiliği sırasında Osmanlı egemenliği görülür.

1046 yılında, Gürcü kralı IV Bagrat, Hopa ve çevresini Bizanslılardan alır.

 İlçenin ismi, 1367 yılındaki bir kaynakta “Makre Aigiale” yani “Uzunyalı” dır.

1516 yılındaki bir kaynakta ise “Makriyali” olarak geçer. 1367 yılında, Makriali Kilisesinde Gürcü Kralı Bagrat V, Trabzon İmparatorluğundan bir bayan ile evlenmiş, tören bu kilisede yapılmıştır. 

1547 yılında bölgede Osmanlı hakimiyeti görülür. 

1915 yılında bölge Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 18 Aralık 1917 tarihinde imzalanan Erzincan Mütarekesi uyarınca, 17 Aralık 1918 tarihinde İngilizler işgal etmiş, ardından bölgeyi Gürcülere bırakmışlardır.

22 Şubat 1921 tarihinde ise, Gürcüler bölgeden çekilerek denetimi Türklere bırakmışlardır.

1936 yılından sonra Hopa Artvin iline bağlanan Kemalpaşa, 51 yıl bucak olarak kalmış ve daha sonra bucak statüsü değiştirilmiş ve 1987 yılına kadar köy olarak devam etmiştir. 1989 tarihinde ise Belediye olmuştur.

İlçenin ismi Mustafa Kemal Atatürk’ün adına atfen “Kemalpaşa” yapılmıştır.

Artvin Kemalpaşa
 

 

GENEL

İlçe sahil kesimindedir ve buradan geçen Sarp-Samsun transit karayolu nedeniyle önemli bir konumdadır.

İlçenin ana geçim kaynağı yaş çay yaprağı üretimidir. Buna bağlı olarak ilçe merkezinde Devlet Çay Fabrikası kurulmuştur.

Ancak çay yaprağından elde edilen gelir, aileleri geçindirebilecek düzeyde değildir.

İlçe sahil şeridi, deniz ve yat turizmi için oldukça elverişli, temiz ve uzun bir kıyı şeridine sahiptir.

Sarp sınır kapısına sadece 4 km uzaklıkta bulunması ve Bağımsız Devletler Topluluğundan gelen turistlerin ilk uğrak yeri olması nedeniyle ticari ve turistik konumu daha da önem kazanmaktadır.

İlçenin en önemli özelliği Gürcülerin buraya gelmeleridir. Gürcüler Sarp sınır kapısından geçip sınıra 10 km mesafedeki ilçeye özellikle gece saat 23.00’den sonra gelirler, sabah saatlerine kadar alışveriş yaparlar. Salı ve Cuma günleri Pazar kuruluyor.

En çok, hazır giyim ve ev tekstiline ilgi gösteren Gürcüler, hem kendi ihtiyaçlarını karşılamak hem de satmak için aldıkları ürünleri, minübüslere doldurarak, sınır kapısına götürürler, buradan aldıkları ürünleri Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’a götürerek satarlar.

Artvin Kemalpaşa
 

 

NE SATIN ALINIR

Yörede kadınlar tarafından yapılan yazmalar, çoraplar, danteller, atkı ve şallar bulup satın alabilirsiniz.

Artvin Kemalpaşa
 

 

NE YENİR

Beldede her zaman taze balık bulmak mümkündür. Yine burada Karadeniz yöresine özgü pide çeşitlerini de önerebilirim.

Ama özellikle özel mısır ekmeği, hamsili pilav, hamsi tavalama ve hamsili ekmek tatmalısınız.

Artvin Kemalpaşa
 

 

GEZİLECEK YERLER

Kemalpaşa Plajı
 

KEMALPAŞA PLAJI

Kemalpaşa beldesinin 2 kilometrelik plajı vardır.  

Burası Doğu Karadeniz bölgesinin en güzel plajıdır. Tertemiz bir plaj ve denizde yüzerken karada sisli dağları göreceksiniz.

Yani, plaj yeşilin bittiği yerdedir. Ancak Temmuz-Ağustos aylarını tercih edin, onun dışında su biraz soğuktur. Akasya restoranın önünde uzanan plaj: temizliği, manzarası ve çakıllı kumsalıyla tam bir çekim merkezi konumundadır. 

Kemalpaşa plajı ve çevresinde kamp ve karavan turizmi yapılmaktadır.

Plaj çevresinde: kafeler ve küçük lokantalar, yerel lezzetleri tadabileceğiniz yerler vardır. 

Son bir not: buraya yolunuz düşecekse, denizde gelgit sırasında dalgaların gücü konusunda dikkatli olmanızı öneririm. 

Kemalpaşa Osmaniye Köprüsü

OSMANİYE KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinde Selimiye Mahallesi Karaosmaniye Deresi üzerindedir. 

Ancak yapım kitabesi bulunmadığından kaç yılında ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Muhtemelen 18’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Tek gözlü köprü, yolun eğimli olduğu köprüler gurubundandır. Köprü gözü iki kademeli yuvarlak kemerle belirlenmiştir.

Yol döşemesi moloz taştır. Korkulukları tamir görmüş olup, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Kemer, düzgün kesme taş, tempan duvarları moloz taştır.

Köprü günümüzde yayalara hizmet vermektedir.

Kemalpaşa Albaşı Köprüsü

 

ALBAŞI KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinde Cumhuriyet Mahallesi Çam Deresi üzerindedir. 

Kitabesi yoktur, bu yüzden yapıldığı yıl ve yaptıran bilinmemektedir.

Muhtemelen 18’nci yüzyılda yapıldığı düşünülür. Köprü tek gözlüdür ve yolun eğimli olduğu köprüler gurubuna girer.

Kemerinde, düzgün kesme taş, tempan duvarlarında moloz taş kullanılmıştır. Korkuluk duvarları yoktur, günümüzde araç geçişleri sağlanmaktadır.

Kemalpaşa Kilisesi-Makriyali Kilisesi-Noğedi kilisesi

 

KEMALPAŞA MERKEZ KİLİSE KALINTISI-MAKRİYALİ KİLİSESİ-NOĞEDİ KİLİSESİ: 

İlçe merkezindedir. Makriyali Kilisesi veya Noğedi Kilisesi olarak bilinir. Makriyali adının Kemalpaşa olarak değişmesinden sonra kiliseye Kemalpaşa Kilisesi ismi verilmiştir. Kilise deniz kenarında konumlanmıştır. 

Yapının kitabesi yoktur. Kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı bilinmemektedir.

Kemalpaşa Kilisesi-Makriyali Kilisesi-Noğedi kilisesi

Tek nefli bir köy kilisesidir. Duvar resimleriyle bezenmiştir. Ancak bu duvar resimleri günümüze ulaşmamıştır. 

Kilisenin batı tarafında, kiliseye bitişik bir bina kalıntısı bulunur. Bu yüksekçe yapının, deniz feneri işlevi gördüğü düşünülür. 

Kemalpaşa Kilisesi-Makriyali Kilisesi-Noğedi kilisesi

Gürcü Kralı Büyük Bagrat (1360-1390) ile Trabzon İmparatoru II. Aleksi (1349-1390) kızı Prenses Anna Komnenos, Haziran 1367 tarihinde bu kilisede düzenlenen törenle evlenmişlerdir. M.Panaretos’un bildirdiğine göre: Makriali’deki düğüne Trabzon İmparatoru ve eşinin dışında, hem karadan hem de denizden ordu da gelmiştir. 

Bu kilise, yaklaşık 100 yıl önce, Z. Liozen tarafından ziyaret edilip incelenmiştir. Liozen’e göre, kilise surlarla çevriliymiş ve yanında iki katlı kulesi de varmış. Araştırmacıya göre, kilisenin yaklaşık 5 metrelik baş binası (ana yapı) gotik tarzında imiş. Kilisenin hemen kuzeyinde, diğer yapılar da varmış, surların kuzeydoğu köşesinde eski kulenin kalıntıları bugünde görülmektedir.

Kemalpaşa Kilisesi-Makriyali Kilisesi-Noğedi kilisesi

Yine Z. Liozen’in verdiği bilgilere göre: bazı şahıslar orada eski maden paraları bulmuşlar. Ama kendisi bu paraların izine rastlamamış. Araştırmacının izlenimlerine göre, insanlar bu kiliseden korkuyorlardı. Onların inancına göre, bu kiliseye kargaya binen parlak gözlü şeytan gelirmiş. 

Yine, bir rivayete göre, efsanelere konu olan Medea’nın kız kardeşi bu kilisede gömülüdür. Burası önemli, konuyu biraz daha açmak istiyorum. Altınpost efsanesindeki Teselya Kralı Athamas’ın oğlu Pheriksos ve kızı Hele, birlikte doğudaki Kolkhis’e uçarlarken, kız kardeş Helle, Çanakkale boğazına düşer ve boğularak ölür. Pheriksos, kız kardeşinin naaşını yanında getirerek Kolkhis (Makriali) bölgesindeki bu topraklara gömer. MS 13’ncü yüzyılda Makriali Kilisesi, altınpost efsanesinde adı geçen Hele’nin mezarının üzerine kurulmuştur. 

Evet kilise, günümüze oldukça harap bir şekilde ulaşmıştır. Bu kilisenin koruma altın alınarak yöre turizmine kazandırılmasını diliyorum.

 

Hopa tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.