Amasya Suluova

Amasya Suluova
 

 

ULAŞIM

Amasya Suluova: İl merkezi Amasya’ya 25 km uzaklıktadır. Suluova: Samsun arası 100 km, Ankara arası 335 km, Göynücek arası 60 km, Gümüşhacıköy arası 47 km, Merzifon arası 18 km ve Hamamözü arası 65 km. dir.

Amasya Suluova
 

 

GENEL

Suluova ilçesi, Orta ve Doğu Karadeniz bölgesi, Samsun’dan başlayıp Suluova’da biten bir geçitler dizisiyle Batı’ya ulaşır.

Aynı zamanda, İran’a kadar devam eden eski kervan yolu ve şimdiki E-80 uluslararası transit karayolu buradan geçer. İlçenin rakımı 510 metredir.

İlçenin üç tarafı yüksek olmayan dağlarla çevrilidir. En yüksek dağı Akdağ’dır ve 2044 metre yüksekliktedir. İlçenin tek akarsuyu Tersakan ırmağıdır. Kaynağı Ladik gölüdür.

Teksakan ırmağından Yedikır göletine kanallarla su taşınır. İlçede İç Anadolu karasal iklimi ve Karadeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi hakimdir. Kar yağışı ender görülür.

Yıllık sıcaklık ortalaması 12 derecedir. Akdağ eteklerinde başlayan bitki örtüsü, yüksek bölümlerde ormanlarla devam eder. Başlıca geçim kaynakları: hayvancılık, soğan, şeker pancarı ve kömür madenleridir.

İlçede Amasya Şeker Fabrikasının devreye girmesiyle tarım başlamış ve gelişmiştir. Üretilen şeker pancarının tamamı, İlçedeki şeker fabrikasında işlenir.

 

TARİHİ

Yapılan araştırmalara göre, Suluova yöresinin tarihi, MÖ 2000’li yıllara kadar devam etmektedir. Doğukent mahallesinde bulunan kümbette yapılan arkeolojik araştırmalarda, buradan çıkan tuğla ve taş parçaları, yörenin geçmişinin kalkolitik çağ Hititlere kadar gittiğini kanıtlamıştır.

MÖ 2000’li yıllarda Amasya’nın kurucusu Amazonlardan Amashan’dır. Yöre, Hittiler, Lidyalılar, Persler, Roma, Bizans ve Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır.

Bizans döneminde, Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan ve Melik Danışment Gazi, Arguma yani Suluova mevkiinde, 1101 yılında Haçlı ordusu ile savaşırlar ve haçlıları yenerler.

Bunun üzerine Bizanslılar yeni bir ordu hazırlamışlar ve Trabzon’a çıkarak oradan Anadolu’nun içlerine ilerlemeye başlamışlardır. Haçlı ordusu bölgede büyük tahribat yapmış, taş taş üstünde bırakmamıştır.

Selçuklu döneminde, Amasya ve çevresi büyük imar görür. Selçuklulardan sonra Türk göçmenler bölgeye yerleşir. Bunların bir kısmı Arguma yani Suluova çevresindeki köylere yerleştirilir.

Suluova, Osmanlı devletinde, askeri birlik olan Yeniçerilerin kurulduğu ve adının verildiği yer olarak tarihe geçmiştir. “1326 yılında Saluca Karahöyük Kümbettepe’de Hacı Bektaş-ı Veli, çadırında kalırken, Osmanlı devletinin 2’nci Sultanı Orhan Gazi, bir gurup yeni askerle gelir, Hacı Bektaş-ı Veli’nin elini öper.

Ona yeni kurduğu askerleri gösterir ve onlara isim koymasını ister. Hacı Bektaş-ı Veli askerlerin “Yeniçeri” ismini almasını söyler ve onlara dua eder. Orhan Gazi, Hacı Bektaş-ı Veli’nin elini öperek Yeniçerilerle birlikte Bursa’ya geri döner.”

Eskiden Alevi adı ile anılan bir köy olan Suluova, 1902 yılında “Sulca” adı ile nahiye olur. Bundan sonra nüfusu hızla artar ve 1954 yılında Şeker Fabrikası yapılmasından sonra, 1957 yılında “Suluova” ismini almış ve ilçe olmuştur.

Önceler bataklık ve sulak bir yer ova olan bölge, 6-7 aileyi geçmeyen bir topluluk otururmuş. Bataklıkların zamanla kurutulması ve Şeker Fabrikasının yapılmasıyla, bataklık olarak bilinen yerler tarım ve yerleşime açılmış, nüfus artmış ve ilçe hızla gelişmiştir.

 

ATATÜRK VE SULUOVA

Mustafa Kemal Atatürk, 23 Mayıs 1919 tarihinde Havza’ya ve ardından 12 Haziran 1919 Perşembe günü, saat 10.00 civarında Amasya’ya hareket eder.

Ancak yollar çok bakımsız ve bozuktur. Atatürk’ün arabası, Hacı Hayta mahallesindeki Hanlar civarında, arıza yapar, su kaynatır.

Atatürk arabadan iner, şoförüne arabanın bakımını yapmasını söyler, yanında bulananlarla birlikte yürümeye başlar. Atatürk ve yanındakiler, tozlu ve bozuk yollarda, ramazan gününde bunaltıcı sıcağa rağmen, heyecan ve ümit içinde “Dağ Başını Duman Almış” marşısın ilk defa burada söylerler. Bu marş, daha sonra gençlik marşı olmuştur.

 

NE YENİR

Buralara yolunuz düşerse: keşkek, baklalı dolma, cızlak ve haşhaş çöreği yemenizi öneririm.

Suluova 1 Eylül Şenlikleri

1 EYLÜL ŞENLİKLERİ

1 Eylül 1957 tarihinde ilçe olan Suluova, bu kuruluş gününü geleneksel festival olarak kutlamaktadır.

6 gün süren şenliklerde: sünnet şöleni, karakucak güreşleri, çeşitli yöresel yarışmalar, müzik eğlence programları vardır.

Amasya Suluova
 

GEZİLECEK YERLER

Suluova Kent Parkı

SULUOVA KENT PARKI:

Suluova ilçe merkezinde yürüyerek veya araçla kolayca ulaşılır. Geniş çimenlik alanlar, ağaçlık bölgeler ve dinlenme alanları mevcuttur. Açık hava spor aletleri ve yürüyüş parkurları bulunur. Dinlenme alanlarında banklar ve gölgeli oturma alanları vardır. Ayrıca, açık hava etkinlikleri ve sosyal organizasyonlar için uygun alanlar tesis edilmiştir. 


Suluova Tersakan Çayı Kıyısı

TERSAKAN ÇAYI KIYISI:

Türkiye’nin tersine akan tek akarsuyu olarak bilinir. Çayın kenarında yürüyüş yolları, küçük oturma alanları ve çay bahçeleri bulunuyor. 

Ancak son yıllarda yaşanan kirlilik nedeniyle çayın kıyısı, çevre sakinleri için ciddi bir sorun haline gelmiştir.  Kıyıdaki kirlilik özellikle Göllü Bağları Mahallesi sakinlerini olumsuz etkilemektedir.

Suyun rengi artan kirlilik nedeniyle siyaha dönüşmüş, köpürme ve kötü koku gibi sorunlar yaşanmaktadır. 

Evet, bölge sakinleri tersakan çayının temizlenmesi ve çevre sorunlarının giderilmesi için çözüm beklemektedirler. 




Suluova Hakala-Kağla-Kağala
 

HAKALA-KAĞLA-KAĞALA

Yolpınar köyündedir. Amasya il merkezine 16 km ve Suluova ilçe merkezine 12 km uzaklıktadır. 

Köyün bilinen en eski ismi “Hakala ve Kağala” dır.

Bu isim 1520 tarihli Tapu Tahrir Defterlerinde yazılıdır. 1402 yılında yapılan Ankara Savaşından sonra, Sultan Beyazıt’ın esir alınması sonucunda, devlet başsız kalmış, ülkede kargaşa çıkmıştır.

Çelebi Mehmet durumun kötülüğünü görerek, Amasya’da beklemenin yararlı olduğunu düşünmüştür.

Tam bu sırada ise, sınır boylarında bulunan Türkmenlerden, Kara Devletşah, Timur’un yanına çıkmış ve onun mührünü taşıyan buyruk ile, Osmanlı topraklarına saldırmak üzere, adamlarıyla birlikte, Amasya civarındaki Kağala denilen yerde konakladığını öğrenir.

Çelebi Mehmet askerlerini toplar ve Kağala’ya gelir. Daha savaşın başında, Kara Devletşah ölür.

Başsız kalan adamları dağılarak mağlup olurlar ve savaş biter. Çelebi Mehmet Amasya kalesine yerleşir ve Osmanlı devletinin tekrar toparlanmasına çalışır.

Yani, Hakala köyü, bir anlamda Osmanlının tekrar toparlanması için bir başlangıç olmuştur.

Kara Devletşah’ın askerleriyle birlikte Hakala köyünü seçme sebebi, Hakala yöresinin gelişmişliğini gösterir.

Köyün ismi, Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde “Kağla” olarak geçer. Cumhuriyet döneminde ise, köyün ismi “Yolpınar” olarak değiştirilmiştir.

Evet, bugün Yolpınar köyünde bulunan tarihi yapılar şunlardır:

Suluova Es Seyyid Necmeddin Yahya Hazretleri Türbesi

Es-seyyid Necmeddin Yahya Hazretleri

Din bilginidir. 14’ncü yüzyılda yaşamıştır. Burada bir zamanlar büyük bir zaviye binası yaptırmıştır.(yok olmuştur, günümüze kalmamıştır.)

Kendisinin türbesi, halen köyün batısındaki eski mezarlık içindedir. Türbe binasında birçok ilave ve yersiz onarımlar sonucu görüntüsü değişmiştir. Türbe sonradan yapılan bazı ilavelerle dış görünüş olarak eski esere benzetilemiyorsa da iç kısmı, türbe içindeki ahşap sandukaları ve mimari detayları tetkik edildiğinde, inşa edildiği zamana ait pek çok özellikler taşıdığı görülür. 

2 katlıdır. Türbe içindeki ahşap sandukalar ve mimari detaylar ilgi çeker.

2 sanduka vardır. Biri küçük diğeri ise büyük olup ikişer kademelidir.

Ahşap sandukanın ayak ucundaki kitabede 1369-1370 yılları görülür. Türbe çevresindeki mezarlıkta, sağa sola devrilmiş 15’nci yüzyıla ait mezar taşları görülür.

Suluova Kasım Bey Medresesi

Kasım Bey Medresesi ve Hamam

Kasım Bey tarafından yaptırılmıştır. Köyün doğusunda ve yüksekçe bir yerdedir. Medresenin kitabesi yoktur.

Yapı büyük dershaneli, geniş hücreli ve kâgir olarak inşa edilmiştir.

Bugün bir kısmı görülmektedir.

Medresede toplam 23 oda olduğu, 11 odasının alt katta, 12 odasının üst katta bulunmaktadır. Avlu kısmında merkezi havuz ve çeşme sistemi mevcuttur. Taş kapıdan giriş sonrasında bir hol yer almakta, holün karşısında baş müderris odası konumlanmış durumdadır. Kapıların yüksekliği düşük tutulmuş, bu düzenlemenin öğrencilerin hocalarının huzuruna girerken saygı ifadesi olarak başlarını eğmelerini sağlamak amacıyla olduğu düşünülür.  

Medrese, Amasya’da bulunan medreseler arasında oldukça meşhurdur.

Bu medresenin müderrisleri önceleri köyde ikamet ederlerdi.

Sonra Amasya’dan tayin edilen müderrisler köyde oturmamıştır. Şeyh Mahmut Efendi, çeşitli aralıklarla 1711 yılına kadar üç defa bu medresede görev yapmıştır.

Bu medreseden büyük alimler yetiştiği söyleniyor.

Evet medrese günümüzde ayakta kalmış durumdadır ve ziyaret edilebilir. 

 

Tek Hamam:

Hamam ise, köyün güney yönünde, Apaydın çiftliğinin hudutları içindedir. Hamamın Kasım Bey tarafından 1463-64 yıllarında yaptırıldığına dair kayıt bulunmaktadır. Ancak bu bilgi kesin değildir. Hamamın mimari üslubu 15’nci yüzyıla tarihlenir. 

1975 yılında hamam saman deposu olarak kullanılıyordu.

Tek hamam olarak inşa edilmiş olan eserin dış duvarları sıralı moloz taşla yapılmıştır. 

Hamamın soyunma yeri tamamen yıkılmış olup, ılıklık ve sıcaklık bölümleri ile su deposundan meydana gelmektedir.

 

Yolpınar Cami

Mirza bey tarafından yaptırılmıştır. Ancak bu cami, 1970’li yıllarda köylü tarafından yıkılarak yerine betonarme cami yapılmıştır.

Suluova Kapaklı Orman Fidanlığı ve Dinlenme Tesisi

KAPAKLI ORMAN FİDANLIĞI VE DİNLENME TESİSLERİ

Akdağ eteklerindedir ve ilçe merkezine 15 km mesafededir. Çaltepe-Kapaklı mevkiindedir. 

Bölge Akdağ eteklerinde 1000 metre yüksekliktedir. 42 hektarlık alanı kaplar.

Meşe ve karaçam ağaçlarından oluşan orman hakimdir.

Piknik alanı, çam ağaçları arasındadır ve özellikle yaz döneminde oldukça serindir.

Fidanlık, 1965 yılından bu yana bölgenin ağaçlandırılması için fidan üretimi ve bakımı yapmaktadır. 

 

Suluova Gani Baba Türbesi ve Piknik Alanı
 

GANİ BABA TÜRBESİ VE PİKNİK ALANI

İlçe merkezine 10 km uzaklıkta bulunan Saygılı Mahallesindedir. Amasya şehir merkezine 25 km uzaklıktadır. 

Piknik alanında, Horasan’dan Anadolu’ya gelen Gazi Derviş Abdülgani El Halvea’nın kabri vardır. Burada savaşırken şehit düşmüştür. Gani adı ile anılır.

Türbe üzeri açık basit bir mermer mezardır. Tersekan çayı ve türbenin yanında bulunan ve çam ağaçları ile kaplı geniş alan, düzenlenerek halka açık piknik alanı haline getirilmiştir.

 

 

Suluova Sekoya Ağacı
 

SEKOYA AĞACI

Dünyada sadece Amerika’da Kalifornia bölgesinde Sierra Nevada dağlarında bulunurlar.

Bu ağaçlar, dünyanın en yaşlı ve en uzun boylu ağaçları olarak tanınır.

Bunlar 5-10 bin yıl yaşarlar ve boyları 100 ile 140 metre arasında değişir. Son derece yavaş büyüyen bir ağaç olsa da sekoya ağaçları bulunduğu iklimin etkilerini değiştirebilecek özelliklere sahiptir. Bu nedenle bulunduğu bölgeye çok kısa sürede adapte olabilir. 

Toplu iğne başı kadar bir tohumdan büyürler. Boyunun 120 metreye kadar ulaşacağı söylenir. 

II. Dünya savaşından sonra, San Fransisco şehrinde yapılan Birleşmiş Milletler toplantısında, üye devletlere, barışın uzun süreli olmasını sembolize etmesi için sekoya tohumları hediye edilmiştir.

Türk heyetine hediye edilen tohumlardan, fidan üretilerek ülkenin çeşitli yerlerine gönderilmiştir.

Türkiye’ye getirilen fidandan üretilen tohumlar, ülkenin çeşitli bölgelerine dağıtılırken, 1963 yılında Suluova Belediye Başkanlığı ve Kaymakamlığı görevini birlikte yürüten Sami Türkkonmaz tarafından Suluova Belediye Parkına dikilmiştir. Bu ağacın boyu, günümüzde 14 metre, çevresi ise 2.5 metredir.

Ağacın gövde kabuğu yumuşak ve çam ağacı gibi iğne yapraklıdır. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmez, Sekoya ormanında yangınlar ağaçların içinde olup biter. 

Suluova’daki bu ağacın çevresi demir parmaklıklarla çevrilidir. Ağaç ile ilgili bilgiler bir tabelaya yazılarak ziyaretçilere sunuluyor.

 

Suluova Derinöz Barajı
 

DERİNÖZ BARAJI

Derinöz çayı üzerindedir ve 2003 yılında tamamlanmıştır.

Baraj gölü kıyısında, çam ağaçlarının altında çok güzel piknik masaları bulunmakta ve yöre halkı buraya yoğun olarak piknik yapmaya gelmektedir.

Suluova Yedikır Barajı-Yedi Kuğular Kuş Cenneti
 

YEDİKIR BARAJI-YEDİKUĞULAR KUŞ CENNETİ

İlçe merkezine 8 km uzaklıktadır. İl merkezine 35 km ve Merzifon’a 12 km uzaklıktadır.

Buradaki alanın düzenlenmesine 1979 yılında başlanmış ve 1986 yılında bitirilmiştir. Sulama amacıyla inşa edilmiş küçük bir baraj gölüdür. Baraj suları: Yeşilırmak nehrinin bir kolu olan Tersakan çayından bir kanal ile taşınarak alanda depolanır. 

Göl çevresindeki yürüyüş parkuru, Devlet Su İşleri Sosyal Tesisi, balık üretim merkezi ve amatör balık avcılığı için uygun olması nedeniyle, bölge için önemli bir piknik alanıdır. 

Kuzeydoğusunda kalan arazi çam türleriyle ağaçlandırılmıştır. Gölün etrafında tarım alanları, ağaçlandırma sahası, küçük bir havaalanı ve bir balık çiftliği bulunur. 

Balık çiftliği: DSİ tarafından işletilir. Burada üretilen sazan balığı yavruları, Karadeniz bölgesindeki baraj ve göletlere atılarak balıklandırma çalışmaları yapılmaktadır.

Suluova Yedikır Barajı-Yedi Kuğular Kuş Cenneti

Kuşların göç yolu üzerinde olan bu göl, kış aylarında kuşların doğal yaşam alanıdır. Burada 34 çeşit kuş tespit edilmiştir. Bu kuşlar arasında bulunanlar: çamurcun, yeşilbaş ve büyük karabaş martısı, kuğu, yabankazı, yabanördeği, angut, karabatak ve balıkçıldır.

Yedikır’ın en önemli özelliklerinden biri de pelikanların ülkemizdeki üreme sahalarından birine sahip olmasıdır. Bundan dolayı da ortada ada şeklindeki yer “Pelikan Adası” olarak da anılmaktadır. 

Gölün çevresi ise mesire yeri olarak kullanılır. Ayrıca, burası Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1989 yılında, 1. Derece Doğal Sit alanı olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

 

 

Merzifon tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Amasya tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Ağrı Hamur

Ağrı Hamur
 

ULAŞIM

İl merkezine 12 km uzaklıktadır. İl merkezine bu kadar yakın olması nedeniyle, ilçe merkezi gelişememiştir, özellikle köylerde birçok işler için Ağrı il merkezine gidilir.

TARİHİ

Yörede birçok uygarlık egemenlik kurmuştur.

1502 yılında bölgede Safaviler hakimiyet kurar. Şahismail buraya Pozuklu oymağını yerleştirir. 1478 yılında başlayan Osmanlı-Safavi savaşları sırasında Van Beylerbeyi Köse Hüsrev Paşa’ya bağlı eyalet askerleri, Pozuklu boyu ve bunları koruyan İran güçlerini kovarak 1578 yılında Hamur yöresini Osmanlı topraklarına kazandırırlar.

Bölge 1915 yılında Rus işgaline uğrar. 14 Nisan 1918 tarihinde işgalden kurtarılır. 1927 yılında Ağrı’ya bağlanır ve 1958 yılında ilçe olur.

Hamur

GENEL

Ağrı ilinin en genç ve en küçük ilçesidir. İlçenin diğer ismi “Havaran” dır.

Aladağlar silsilesinin etekleriyle Murat vadisi üstünde kurulmuştur. Arazinin % 65 bölümü dağlıktır.

Denizden yükseklik 1675 metredir. Karasal iklim hakimdir. Kışlar çok şiddetli geçer. Yazın gür otlaklar oluşur ve bu gür otlaklarda hayvancılık yapılır.

Hamur

NE YENİR

Bu yöreye yolunuz düşerse, ayran aşı, keşkek, bişi, kete, otlu peynir, çökelek tatmalısınız.

 

GEZİLECEK YERLER

Hamur Kalesi-Havaran Kalesi
 

HAMUR KALESİ-HAVARAN KALESİ

İlçe merkezinin kuzeyinde Hamur deresi 100 metre yukarısındadır.

Yalçın kayalar üzerindeki geniş bir düzlükte inşa edilmiştir.  

Kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

Ancak konumu ve mimari özellikleri dikkate alındığında, yapımı Urartulara kadar gitmektedir.

17’nci yüzyıl ortalarında bölgeyi gezen Evliya Çelebi, yazılarından anlaşıldığına göre: bölge: 14’ncü yüzyıl boyunca Karakoyunlular ve Akkoyunlular arasında sürekli el değiştirdiğinden Hamur kalesinin bölgedeki diğer birçok kale gibi, Akkoyunlular tarafından onarılarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Kale sınırda olduğu için, Osmanlı döneminde de sık sık baskınlara ve savaşlara maruz kalmıştır. Bu yüzden, zaman ilerlediğinde eski önemini yitirmiş ve sadece bir sınır gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.

İmparatorluğun son dönemlerinde ise, bölgede türeyen ayanların şatosu olmuştur. Osmanlı-Rus savaşları ve I. Dünya savaşında ise tamamen tahrip olmuştur.

Özellikle dış surları tamamen yok olmuştur. Çünkü kalenin düzgün kesme taşları, daha sonra bölge halkı tarafından sökülerek başka yapılarda kullanılmıştır.

Günümüzde, sadece iç kaleye ait bazı yerler ve duvar kalıntıları görülmektedir.

Selçuklu dönemi yapısı olduğu anlaşılmaktadır. Kalenin büyük kısmı doğa koşulları ve kazak kazılar sonucu tahrip olmuştur.

Hamur Sürmeli Mehmet/İbrahim Paşa Kümbeti
 

SÜRMELİ MEHMET/İBRAHİM PAŞA KÜMBETİ

İlçe merkezinin kuzeydoğusunda, ilçenin kurulduğu vadiye hakim mezarlığın ortasındadır. Ağrı-Van karayoluna 250 metre uzaklıktadır.

Türk-İslam türbe mimarisinden farklı bir tarzda inşa edilen yapı, uzaktan bakıldığında sanduka görünümü verir. Bahar mevsiminde, kümbetin çatısında otlar çıkar ve değişik bir görüntü oluşur.

Yapının kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Çünkü yapının giriş kapısı üzerinde bulunan kitabe, sonradan tahrip edilmiştir.

Ancak tahrip edilen rakamların izleri incelendiğinde, yapının muhtemelen 1812-1813 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.

Ancak yörede; Doğubayazıt’ta bulunan İshakpaşa sarayının hamisi İshak Paşa’nın torunlarından Mir İbrahim Paşa’nın türbeyi çok sevdiği ölen çocukları için yaptırdığı söyleniyor.

Kümbetin içinde İbrahim Paşa’nın kardeşi, kardeşi Yusuf Bey’in kızı, oğlu ve eşi’nin mezarları bulunur.

Zaten yapı incelendiğinde, İshak Paşa sarayı ile malzeme benzerliği görülür. Bu taşların İshak Paşa sarayında olduğu gibi Yukarı Ağadere köyünden getirildiği söyleniyor.

Yapının tamamda düzgün kesme taş kullanılmıştır.

Kümbet: 11.50 x 4.70 metre boyutlarında, dikdörtgendir. İçi: asıl mezar odası ve giriş avlusundan oluşur.

Yapıya: güneydoğu köşede bulunan, sivri kemerli eyvan türü bir taç kapıdan girilir.

Giriş avlusunda bir ve asıl mezar odasında dört tane pencere vardır.

Yapının içinde mezar odası ve dört mezar tamamen tahrip edilmiştir. Sadece birkaç taş kalmıştır. Mezar taşı süslemeleri, Selçuklu ve Osmanlı etkileri taşır.

1915 yılında Rus işgali sırasında kümbetin tepesine isabet eden top gülleri, hasar yaratmıştır.

Hamur Deresi

HAMUR MAĞARASI VE HAMUR DERESİ:

Hamur Mağarası, Hamur deresi kıyısındadır. Urartular dönemine ait kalıntıları barındırdığı düşünülen bir yapıdır. Mağara 100 kişiyi alabilecek büyüklüktedir.

Burayı ziyaret ederseniz, mağara içindeki ilginç oluşumları görebilirsiniz. 

Hamur deresine gelince: Murat nehrinin Hamur ile Tutak arasında aktığı Hamur deresi, doğal güzelliklere sahiptir. 

hamur deresinde yer yer çağlayanlar bulunmakta olup, dere kenarında piknik yapılabilecek yerler bulunur, ayrıca balık tutmak ta mümkündür.

 

Hamur Karlıca Köyü
 

KARLICA KÖYÜ

Köy ilçe merkezine 24 km uzaklıktadır. Köyün eski ismi “Şoşik” dir. 

Köy, Ermeni göçü sırasında Ermeniler tarafından terk edilmiştir.

Köyde çok fazla sayıda tarihi ve turistik yapı olmasına rağmen tanıtım eksikliği nedeniyle turist çekememektedir.

Öte yandan, ulaşım da aşırı zordur. Özellikle kış günlerinde ilçe merkezi ve il merkeziyle bağlantısı kesilir.

Hamur Karlıca Şoşik Kalesi
 

 

Karlıca/Şoşik Kalesi

Kale, Hamur ilçe merkezinin doğusundadır ve ismini Aladağ’ın uzantısı olan Şoşik dağından alır. Hamur ilçe merkezine 34 km uzaklıktadır.

Köye hakim kayalık bir konum üzerindedir.

Kalenin üç tarafı uçurumla çevrilidir.

Yapım tarihi ve yaptıranlarla ilgili bilgi yoktur ancak mimari stil olarak Urartu kalelerinde rastlanılan ve kutsal alana çıkışı sağlayan, kayaların kesilmesiyle yapılmış üç basamaklı merdiven ve kaya çanakları, Doğu Anadolu’daki diğer Urartu kaleleriyle benzerlik gösterir.

17’nci yüzyılda bölgeye gelen Evliya Çelebi, yazılarında, bölgedeki diğer kaleler gibi, bu kaleyi de Akkoyonlu hükümdarı Uzun Hasan oğlu Ziyaüddin’e mal eder.

Kalenin dibinde, kayalara oyularak yapılmış bir kör kuyu vardır. Burada kalenin zindanı bulunmaktadır. Doğuda ise su kulesi bulunur. Kalenin alt kısmında, bir de ibadethane vardır.

Kaleye çıkmak için blok taşlardan yapılmış basamaklar vardır.

Asıl kale: 10 x 20 metre ebatlarında olup, çevresi doğal kayalardan da yararlanılarak dış sur duvarları ile çevrilmiştir.

Ancak günümüzde bu dış sur duvarları harap durumdadır, batı yönünde ise birer metre genişlikte, iki burç kalıntısı günümüze ulaşmıştır. Ayrıca kalenin hamam kısmı da yıkılmadan günümüze ulaşmıştır.

Kale 1’nci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır, ancak koruma altına alınıncaya kadar çok sayıda kaçak kazı ve tahribat yapılmış olup izleri görülmektedir.

Soşik Kız Kalesi

Soşik kalesine 2 km uzaklıktaki bu kale, Soşik kalesinin beyi tarafından kızı için yaptırılmıştır. Kaleye hakim bir konumdadır, moloz taşların biriktirilmesiyle yapılmıştır. Yaklaşık 2-2.5 metre yükseklikte ve 5 metre çapındadır. 

Ancak kaleden günümüze sadece duvar harabeleri kalmıştır.

 

 Şosik Kaynağı

Bu su kaynağı özellikle böbrek hastalarının çok yoğun ziyaret ettiği bir yerdir. Böbrek ve mide ağrılarına çok iyi geldiği ve böbrek taşlarının düşmesine yardımcı olduğu söyleniyor.

Ancak kaynağın çevresinde hayvan otlatılması nedeniyle, hayvansal atıklar bulunmakta ve kaynak kirlenmektedir. Bu yüzden, kaynak suyunun temizlenmeden yani kaynatılmadan içilmesi uygun değildir.

 

Beyaztaş Mağaraları

Soşik köyünde, Karlıca kalesinin güneydoğusuna doğru uzanan dağ silsilesi üstünde, kalenin karşısında bulunan kız kalesinin güneyinde Beyaztaş mevkii olarak bilinen kayalıklar vardır.

Bu bölümde, en altta doğal bir mağara vardır. Bunun haricinde tek odalı kaya mezarları bulunur.

Uzaktan bakıldığında insan yüzü ayrıntılarını yansıtan kayalar üzerinde, ağız ve biri kapalı iki göz şeklinde görüntü vardır.

Çevresi Urartu yerleşkesi özelliği gösterir. Ancak kaçak kazılarla tahrip olmuştur.

Hamur Beklemez Köyü
 

 

BEKLEMEZ KÖYÜ

Beklemez köyü, ilçe merkezine 27 km uzaklıktadır. Köye ulaşım sağlayan yol stabilizedir yani ulaşım zordur, kışın yol genel olarak kapanır.

Hamur Beklemez Köyü Yeraltı mezarları ve evleri
 

 

Yeraltı evleri ve Mezarları

Kaya yerleşimleri, köyün güney doğusundaki sarp bir kayalığın, güneye bakan cephesindedir.

Yumuşak kayalara oyulmak suretiyle yapılmıştır. Yamacın güney bölümüne dizilmiş haldeki yerleşimin girişleri, yukarıdan aşağıya doğru yaklaşık 1 metre karedir ve kayalara oyulmak suretiyle yapılmıştır.

Bu dar girişlerden girildikten sonra, küçük dikdörtgen bir kapı ile iç mekanlara geçilir. Belli bir plan yoktur, kayalar elverdiğince oyularak yapılmıştır. Bazılarının içi toprakla dolmuştur.

Kaya yerleşimlerinde en ilgi çekeni: kaya kilisedir. Bunun; narteksi, apsisleri, orta mekanı ve papaz hücreleri vardır. Kilisenin giriş narteksi haç biçimlidir.

Basit dikdörtgen bir açıklığın ortasından, ibadet mekanına geçilir. Bu alanın iki yanında, küçük bir kapı ile geçilen papaz hücreleri vardır.

Yapının duvarlarında kazıma tekniğiyle haç motifleri işlenmiştir.

Yapılan tahminlere göre, bu kaya yerleşimleri Urartu döneminde yapılmış, sonrasında ise bazı küçük eklemeler ile kullanılmaya devam edilmiştir.

Günümüzde bu kaya yerleşimleri bakımsız durumdadır. Doğa ve define avcıları tarafından kazılarak tahrip edilmiştir.

Hatta: Beklemez köyü ile Kardeşler mezrası arasındaki yolun alt tarafındaki mezarlar tamamen soyulmuş, bir kısmının içleri toprakla dolmuştur.

 

YOĞUNHİSAR MESİRE ALANI

Ağrı-Hamur ilçesi arasındadır. Ağrı il merkezine 8 ve ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Ağrı ilinin en yeşil ve piknik yapmaya uygun alanıdır.

Bu köy ile ilgili ilginç bir durum var. I. Dünya savaşında bölgeyi işgal eden Ruslar, köyde ikamet eden o dönemin büyüklerinden 6 kişiyi esir alarak Rusya’ya götürürler.

Bu kişiler, uzun yıllar burada esir kaldıktan sonra, Ruslardan birilerine altın ödeyerek kurtulurlar, trenle Azerbeycan ve sonra İran ve Doğubayazıt üzerinden köye geri dönerler ve köyü yeniden inşa ederler.

Burada: çocuk parkı, voleybol ve basketbol sahaları, piknik masaları bulunmaktadır.

Ağrı ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Kastamonu Taşköprü

taşköprü.isim veren köprü.en başa.1
Kastamonu Taşköprü

Kastamonu ilinin en büyük ilçesi. Ayrıca: 25 adet arkeolojik Sit ve 1 adet doğal Sit alanı ile, turizmin öne çıktığı bir ilçe. Özellikle: tarih meraklıları için: kale kapı kaya mezarı ve antik Pompeipolis kenti kalıntıları mutlaka görülmesi gereken yerler. Tabii bir de Taşköprü  denilince akla gelen “sarımsak”

taşköprü.genel.1
Kastamonu Taşköprü

ULAŞIM

Kastamonu il merkezine yakın ve gayet düzgün bir yol ile bağlanıyor. Bu yolun uzunluğu: 42 km. İlçenin devamında ise, Hanönü, Boyabat üzerinden, Sinop yani Karadeniz kıyısına ulaşmak mümkün. Hanönü-Taşköprü arasındaki uzaklık: 27 km.

taşköprü.pompeipolis.3.en başa koy
Kastamonu Taşköprü

TARİHİ

İlçenin bulunduğu: Gökırmak (Amnias) Vadisinde, tarih boyunca, sürekli olarak yerleşimler görülür. Özellikle: Zımbıllı Tepesi olarak anılan, antik Pompeipolis şehri, bu yerleşimlerin merkezini oluşturmaktadır. İlçe merkezine: yalnızca 300 metre uzaklıkta olan Pompeipolis şehri: Kastamonu-Sinop kara yolunun da yanında kalmaktadır.

MÖ. 1000 yılından itibaren, takip eden dönemde: bölgede: Frigya, Kimmer, Lidya, Pers, Helen, Pontus ve Roma imparatorluğu egemenlikleri görülür. Ancak, bölge genellikle, yerel krallar tarafından idare edilmiştir. Bölge halkının ise: Balkanlardan gelmiş, bir Thrak boyu olduğu düşünülmektedir.  

Romalılar döneminde: Pompeiopolis, eyalet merkezi durumunda idi. Zımbıllı Tepesi ise, Akropol olarak kullanılıyordu. Eyalet valisinin sarayı, mabet ve ileri gelenlerin evleri burada idi.

Türklerin bölgeye ilk girişleri: 1213 yılında, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın komutanlarından Hüsamettin Çoban tarafından sağlanır. Daha sonraki dönemde: Danişmendliler, Çobanoğulları ve Osmanlılar görülür.

taşköprü.genel.2
Kastamonu Taşköprü

GENEL

İlçe ismini: Roma döneminde yapılan ve Çobanoğulları  döneminde geliştirilen, ilçe girişindeki taş köprüden alıyor.

İlçe: tarih bölümünde anlattığım gibi, tarih boyunca sürekli olarak çeşitli uygarlıkların yerleşimlerine tanıklık ettiğinden: bol miktarda tarihi kalıntı bulunmaktadır. İlçenin 13 değişik yerinde, 70 civarında Tümülüs tespit edilmiştir. Bu Tümülüsler içinde, eski dönemlere ait, tarihi kalıntılar bulunmakta ve kazı çalışmaları ile gün ışığına çıkarılmayı beklemektedirler.

taşköprü.sarımsak.1
Kastamonu Taşköprü Sarımsağı

SARIMSAK

Dünyanın en kaliteli sarımsağı, burada yetiştiriliyor. Çiftçiler, dünyaca ünlü bu sarımsağa “Beyaz altın” ismini vermişler. Taşköprü sarımsağı: pembe beyaz kabuklu, acı,  kışa dayanıklı ve ihracata elverişlidir. Dişler: orta irilikte ve muntazam sıralanır. Saklamaya ve depolamaya dayanıklı bir çeşittir. İç ve dış piyasalarda en çok aranan türdür.

Yiyeceklerimize çeşni veren sarımsakta: su, karbonhidrat, protein, yağ, seliloz bulunur. Ayrıca: A, B1, B2, Niasin ve C vitaminleri bulunur. Tıbbı açıdan: damarları genişletme, tansiyonu düşürme ve kandaki pıhtılaşmayı önleme gibi özellikleri vardır.

Ayrıca: kandaki yağ oranını dengeleyerek kolesterolü  düşürdüğü, damarlardaki kireçlenmeyi ve beyin kanamalarını engellediğini bilinmektedir. Ayrıca: mide ve bağırsak enfeksiyonlarını önleyip, mide, bağırsak ve safra kesesisin harekete geçirerek, sindirime yardımcı olur.

Evet: sarımsak, baharı ılık ve rutubetli geçen bölgeleri sever. Bu açıdan bakıldığında Taşköprü iklimi, sarımsak tarımı için uygundur. Yıllık üretim: 18.000 ton civarındadır.

taşköprü.festival.1
Kastamonu Taşköprü

ULUSLAR ARASI TAŞKÖPRÜ SARIMSAK VE KÜLTÜR FESTİVALİ

Her yıl, Eylül ayı başında, Taşköprü Belediyesi tarafından: “Uluslar arası Taşköprü Sarımsak ve Kültür Festivali” düzenleniyor.

taşköprü.kuyu kebabı.1
Kastamonu Taşköprü Kuyu Kebabı

NE YENİR

ÇEVİRME (SIRIK) KEBABI

Bu ismin verilmesinin sebebi, kebap yapılacak hayvanın sırığa geçirilmesidir. Bu nedenle: birçok yörede yapılan çevirmeden farklıdır. Kuzu, koyun, keçi gibi hayvanlar kullanılır.

 

ALAN TARAMASI (KUYU KEBABI)

İlçenin zengin mutfağının başlıca sebebi: ormanları, bitki örtüsündeki çeşitlilik ve buna bağlı olarak yetiştirilen hayvan varlığıdır. Bu bitki örtüsüne bağlı olarak yetiştirilen hayvanların içinde: kuzular ön plana çıkar. Kuyu kebabı da; kuzu etinden yapılır.

ETLİ EKMEK

İlçenin en tanınan yemeklerinden biridir. Un ve kıyma ana malzemesidir.

taşköprü.genel.4
Kastamonu Taşköprü

GEZİLECEK YERLER

taşköprü.isim veren köprü.1
Kastamonu Taşköprü

TAŞKÖPRÜ

İlçeye adını veren Taşköprü, Gökırmak üzerinde ve ilçe girişindedir. Uzunluğu: 68 metre olan köprünün, 7 gözü bulunmaktadır. Günümüzde: bu gözlerden, yalnızca 6 tanesi açıktır. İlk olarak Roma  döneminde yapıldığı sanılmakta ise de; 1366 yılında, Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Celalettin Beyazıt adına yaptırılmıştır.

taşköprü.zımbıllı tepe höyüğü.1
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)

POMPEİPOLİS

Kastamonu ili Taşköprü ilçesi sınırları içindedir. Kastamonu il merkezine 45 km uzaklıktadır.

Polpeipolis kent merkezi, bugünkü Taşköprü ilçe merkezinde ve Boyabat çıkışı otoyolunun sol tarafındadır. Zımbıllı Tepesi olarak anılan ve en yüksek noktasında denizden 594 metre yüksekliği bulunan bir tepe ile bunun kuzeyindeki daha alçak bir tepe üzerinde yer almaktadır.

Yani: Zımbıllı tepesi, iki tepeden daha yüksek olanı Akropol olarak kullanılmış ve iki tepenin çevresindeki düz alan Pompeipolis’in yerleşim alanını oluşturmaktadır.

Pompeipolis’in sınırları: kuzeyde Küre dağlarının güney yamaçlarına, güneyde: Ilgaz dağının kuzey tarafına, doğuda: Hlys ırmağına ve Osmancık civarına ve son olarak batıda: aynı zamanda Amosttris’in de sınırı olan Pınarbaşı vadisine kadar uzanmaktadır.

Antik kentin kurulmuş olduğu Zımbıllı Tepesi Höyüğü olarak anılan alan ve kuzeydoğusu 1980 yılı itibarıyla Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

TARİHİ

Paflagonya bölgesinin önemli yerleşimlerinden biridir.

MÖ 64 yılında Roma dönemindedir.

Kentin kurucusu Romalı komutan Pompeius Magnus’tur.

MÖ 66-63 yılları arasında Romalı general Pompeius Magnus, Pontus Kralı VI Mithridates’e karşı yürüttüğü seferler sonucunda Paflagonya bölgesini Roma’ya katmıştır.

Bölgedeki birçok küçük yerleşimi birleştirerek, MÖ 64 yılında Amnias vadisinin doğu-batı yolu geçişi üzerinde, Pompeipolis adıyla yeni bir şehir kurmuş ve bölgeye başkentlik yapmıştır. Kent 100-150 yıllık bir süre için Paflagonya’nın başkentliğini yapmıştır.

Aslında arkeolojik araştırmalara göre, kentin MÖ 10 bine kadar geri gittiğini gösteriyor. Bu kent daha önce de burada vardı ama Pompeus burayı aldıktan sonra adını değiştirdi.

Şehrin en önemli özelliği, ticaret yolları üzerinde bulunmasıdır. Özellikle kuzey-güney doğrultusunda Karadeniz kıyılarına ulaşan yolların kesişiminde yer alması, kenti önemli bir idari ve ekonomik merkez haline getirmiştir.

Ayrıca antik kent, bir zamanlar panayır ve festival kenti olarak da biliniyor. Kentte iki bin yıl öncesinde dansçı ve sporcuların katılımıyla gerçekleşen festivaller düzenlendiği tespit edildi.

Panagiris adı altında panayır düzenleniyormuş. Pompeipolis’te çıkan bir taş üzerine yazılan yazıdan bu anlaşılmıştır.

MS 7’nci yüzyıl başlarında Sasaniler tarafından işgal edildiğine veya MS 8’nci yüzyıl başlarında Arap akınları esnasında, kent sakinlerinin düzlükte ve korumasız bir durumda olan Gökırmak kıyısındaki eski kentlerini terk ederek, 6 km kuzeydoğuda yer alan bir kaleye göç etmiş oldukları düşünülmektedir.

Kız kalesi olarak anılan bu kalenin temellerinde, Roma ve erken Bizans dönemlerine ait devşirme malzemeler kullanılmıştır. Bu tip malzemelerin gelebileceği tek yer ise Pompeipolis kentidir ki bu da ahalinin bu kaleye taşınmış olduğu görüşünü desteklemektedir.

Muhtemelen bu evrede kentteki yapılar sökülerek yeni kale için yapı malzemeleri çıkarılmıştır.

MS 1391 yılına ait bir mektupta, bu kalenin yapı malzemelerinin hemen tamamıyla eski gösterişli bir kentten ve özellikle de kolonadlarla süslenmiş bir köprüden alınmış olduğu aktarılmaktadır.

Bu köprü de, büyük ihtimalle bugün Taşköprü olarak anılan eski Roma köprüsüdür.

Strabon tarafından Pompeipolis antik kentiyle ilgili olarak aktarılan bilgiler de oldukça önemli ipuçları vermektedir.

“Bundan başka Pontos eyaletinin Halys nehrinin dışındaki kısmı kaldı, yani Sinopis yakınındaki Olgassy dağı etrafındaki ülkeyi kasdediyorum. Olgassy dağı olağanüstü yüksek ve tırmanması zordur. Bu dağın her yerinde kurulmuş olan tapınaklar Paflagonyalıların elindedir. Etrafındaki Blaene ve Domenitis oldukça verimli topraklardır. İkincisinin içinde Amnias nehri geçer. Ve burada yapılmış olan bir iskan olan Pimolisa’dan çok uzak değildir ve şimdi harabe halindeki bu krali kaleden ötürü nehrin her iki yanındaki ülkeye Pimolisene denmektedir. Sandarakurgion dağının, yapılan madencilikten dolayı içi boşaltılmıştır. “

 

taşköprü.pompeipolis.2
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR

Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemlerinde, ilgili mercilerden alınmış ruhsatlar yardımıyla Zımbıllı Tepesinde taş ocağı olarak işletme açılmış olduğu ve yüzey kalıntılarının yerlerinden sökülerek Taşköprü ve çevresinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olduğu anlaşılmıştır.

Sit alanı olarak tescil edilmiş alanın doğusundaki sanayi sitesindeki binaların inşaatı sırasında çok sayıda sütun ve sütun başlığı ile  çeşitli yapı taşlarının çıkarılmış olduğu, Taşköprü sakinleri tarafından anlatılmaktadır.

Sonuçta, buradaki kazılar burada 17 yıldır sürdürülmektedir. Son yıllardaki hızlı çalışmalar sayesinde burada bir turizm destinasyon bölgesi kurulacağı belirtiliyor.

Buranın Türkiye’nin adeta ikinci Efes’i olacağı iddia ediliyor.

 

taşköprü.pompeipolis.1
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)
ROMA VİLLASI VE MOZAİKLER:

1984 yılında, MS 400 yıllarında kiliseye dönüştürülmüş bir Roma villası olduğu anlaşılan yapı açığa çıkarılmıştır.

Yapının orta mekanının taban mozaikleri sağlam bir zemin üzerinde 0.06 m kalınlığında su geçirmeyen kırmızı bir haç üzerine, renkli cam, fırınlanmış renkli kırma taş ile üçgen ve kübik mermerlerden yapılmıştır.

Mekanda farklı zamanlara ait iki ayrı mozaik tespit edilmiştir.

Bunlardan orta mekanın güneyinde yer alan mozaik: daha geç devirde ve diğerine göre daha özensiz bir biçimde yapılmıştır.

Mavi ve beyaz renklerin hakim olduğu, dalga süslemesine sahip olan mozaiğin çevresi ince kırmızı-beyaz bir bantla çevrilmiştir.

Sağlam kalan küçük bir parçada, dikdörtgen bir pano içinde büyükçe bir eşkenar üçgen ve köşelerde küçük üçgen motifleri görülür. Bu eşkenar dörtgenin içinde, kenarlarında küçük damlalar şeklinde süslemeler bulunan bir dikdörtgen daha yer alır.

Orta mekandaki diğer mozaik ise, 1971 yılında Pancar deposu inşası sırasında açığa çıkmıştır ve bilinen Pompeipolis mozaiklerinin en dikkat çekicisidir.

Figürsel süslemeye sahip olan amblemata kısmını, değişik süsleme ve ölçülerde 6 tane bant çevrelemektedir.

Bunların arasında meander, dalga, örgü, asılı kanca, balık pulu ve eşkenar dörtgen içindeki stilize göz motifleri dikkat çekicidir.

Ortadaki amblemata kısmında ise deniz üzerinde geri planda bir yelkenli gemi ve önde giysisiz bir kadın ve Triton bezemesi yer alır.

Deniz mavi, dalgalar siyah, ufuk ise beyaz renklidir.

Mozaiğin dikdörtgen çerçevesi içinde kullanılmış olan kübik taş parçaları amblemataya doğru gelindiğinde daha küçülür.

Figürlerden kadının ayak, kol ve gözleri ile Triton’un saç, göz ve karnındaki helezoni kısımlar renkli camlardan yapılmıştır.

Hellen mitolojisinde Triton, bir deniz tanrısı olarak görünür ve nadiren de göllerle ilişkilendirilir.

Bu nedenle mozaiğin amblemata kısmında yer almış olan betimi bilinen bir mitolojik öykü ile bağdaştırmak çok daha uygun gözükmektedir.

Bu öyküde: gölde yıkanan kadınları kaçırmaya çalışan Triton, tanrı Dionysos tarafından engellenmiştir.

Betimde herhangi bir mücadele izi görülmemekle birlikte Triton, dizinden ve kolundan yakalamış olduğu kadını sırtında taşımakta ve kafasını çevirmiş bir halde adeta onu kontrol etmektedir. Böylece daha evvelden hafirlerince Nereid-Triton mozaiği olarak tanımlanmış bu mozaikte gölde yıkanan kadınlardan birisinin Triton tarafından kaçırılmasının konu edildiği bir mitolojik öykünün betimlenmiş olması akla daha yakın gelmektedir.

Edinilen bilgiye göre, bu mozaik 1971 yılında açığa çıkarılıp temizlenmiş ve fotoğrafları çekildikten sonra akşam olduğu için ertesi gün kapatılmak üzere olduğu için bırakılmıştır.

Ancak ertesi sabah gelindiğinde gece boyunca bu mozaiğin amblemata kısmında kaçak kazı yapılmış olduğu görülür, elbette cahilce yapılmış bu kazı mozaiğin özellikle amblemata kısmının bir daha bir araya getirilemeyecek şekilde tahrip olmasıyla sonuçlanmıştır.

1984 yılında, 2 Numaralı kazı alanında, diğerinin hemen batısında, yüzeyde mozaik izlerine rastlanmasıyla açılmış ve bu alanda çok bölümlü bir yapı kompleksi açığa çıkarılmıştır.

Yapıdaki mozaik döşeli iki mekandan, kuzeybatıda yer alanı oldukça kötü durumda koruna gelmiştir.

Çeşitli düz bantlar, örgü bantları ile geometriksel süslemeler bulunan mozaik kaplamada, dörde bölünmüş eşkenar dörkgenler, daire içinde eşkenar dörtgenler ve dikdörtgen içinde eşkenar dörtgen ve yine içte daire içinde eşkenar dörtgenden teşkil edilmiş stilize göz betimleri bulunmaktadır.

Bu mozaiğin kuzeybatı kenarında “iyilik için iyilikle gir” anlamına gelen Hellence bir yazı bulunmaktadır.

Yapıdaki ikinci mozaik ise diğerine nazaran çok daha kötü korunmuştur.

Buradaki hafirleri tarafından helezoni kıvrımlar olarak tanımlanmış süslemeler kırmızı, beyaz ve mavi renklerden oluşturulmuştur.

Bunların dışında, 1955 yılında ortaya çıkarılıp fotoğraflandıktan sonra tekrar kapatılmış diğer mozaik de oldukça ilgi çekicidir.

Burçlar mozaiği olarak adlandırılmış mozaik kaplamanın amblemata kısmında gökyüzü ve güneş sistemi ile ilgili bir betim yer almaktadır.

Ortadaki sakallı erkek başının çevresinde çift çizgili daire dikey çizgilerle 12 eşit kısmı ayrılmıştır.

Bunların içinde 12 ayı temsil eden, 12 burç yer almaktadır.

Bunlar sırasıyla: kova, balık, koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan, başak, terazi, akrep, yay ve oğlak bezemeleridir.

Dairenin dışındaki köşelerde; ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimlerini sembolize eden kadın figürleri bulunmaktadır.

Ambelemata örgü motifi ile çevrelenmiştir ve dış kısmında, daire ve elipslerin kesişmesinden oluşan üçgen, baklava ve dikdörtgen motifleri içeren ve iç içe geçmiş panolardan oluşan bir bezeme bulunmaktadır.

Tüm bunlar değerlendirildiğinde: güçlü bir Roma iskanı bulunan antik kentte, çok sayıda ve güzel mozaik kaplamalar ile bezenmiş villaların ulunmakta olduğu anlaşılmaktadır.

Bu yüzden, antik kentte yapılacak uzun süreli ve kapsamlı çalışmaların Antakya ve Zeugma gibi kentlerde açığa çıkarılmış mozaikler ile kıyaslanabilecek zengin bir koleksiyon oluşturacağı büyük bir olasılık olarak ortaya çıkmaktadır.

Evet, mozaikler bir çatı yapılarak koruma altına alınmıştır.

 

Evet, Roma villasından söz etmeye devam edeceğim:

Villanın kapsadığı alan yaklaşık 1600 metre karedir.

Bu büyüklük, Anadolu’daki Roma villaları arasında en büyük 3-4 villa arasında olmasını sağlamaktadır.

Yapıda, farklı odalar, özel mekanlar ve ortak kullanıma açık bölümler vardır.

Alt yapı sistemi mevcuttur, su kanalları, çeşmeler gibi suya dair sistemler tespit edilmiştir.

Villanın sadece temelleri ve alt katmanları günümüze ulaşmış olup, üst yapılar büyük oranda tahrip olmuştur.

AGORA:

Ticaretin yapıldığı kamusal alanın kalıntılarına ulaşılmıştır. Ancak ayrıntılı bilgi yoktur.

SÜTUNLU CADDE:

Roma şehir planlamasına uygun olarak yapılmış, geniş bir ana cadde ve yan yollar vardır.

Pompeipolis kentinde merkezi bir yapıdır.

Hem ticari hem de kamusal işlevi olan, şehir içi ulaşımı, sosyal etkileşimi, mimari düzeni belirleyen önemli bir aks olmuştur.

Kent kapılarından limana uzanan ana yol fonksiyonu görür.

Cadde yaklaşık 350 metre uzunluğundadır. Genişliği ise 14.5 metredir.

Günümüzde ayakta kalan sütun sayısı 33 dür.

Bunlardan 4 tanesi, batı sütun sırasına, 29 tanesi doğu dizisine aittir.

Sütun başlıkları korint düzenindedir.

Bazılarında figürlü süslemeler vardır.

Sütunların üzerindeki konsolların imparator ya da üst düzey yöneticilerin büstlerini taşıdığı yazıtlardan anlaşılmıştır.

NEKROPOL:

Nekropol, sütunlu caddenin doğusunda, antik kent surlarına ve yerleşim alanına nispeten yakın bir bölgededir.  

Bu mezarlık alanı, Roma dönemine ait mezarların bulunduğu bir bölgedir.

Nekropol alanında yapılan kazılarda yaklaşık 50 mezar açığa çıkarılmıştır.

Mezarların büyük çoğunluğu, Roma dönemine ait, özellikle 1-2’nci yüzyıllar arası döneme tarihlenir.

Bazı mezarlar kayaya oyma mezar tipidir.

Mezarların bazıları mezar hediyesi içermiş, bu tip hediyeler arasında cam, yağdanlık, figürün parçaları vardır.

HAMAM VE SU SİSTEMİ:

Roma dönemine ait su kemerleri ve hamam kalıntıları vardır.

Pompeipolis antik kentinin suyunun bugünkü Taşköprü’nün 5-6  km kuzeybatısındaki Aygır dağındaki temiz su kaynaklarından sağlanmış olduğu ve bu suyun, üstü kapak taşlarıyla veya tuğlalarla örülü 0.80 metre yüksekliğinde ve 0.50-0.60 metre genişliğinde su kanalları yardımıyla getirilmiş olduğu, bu yüzyılın ilk yarısında görülebilir durumda olan kalıntılar sayesinde tespit edilmiştir.

Ayrıca 1984 yılı kazılarında ortaya çıkarılmış olan yer atındaki basit taşlarla ve tuğlayla kapatılmış su tesisatının Aygır dağından kente su taşımak için kullanılmış kanallarla bağlantılı olduğu düşünülmektedir.

TİYATRO:

2024 yılında tiyatronun kazıları bitirilmiştir.

Ancak tiyatronun onda dokuzluk bölümü tahrip olmuştur.

Tiyatronun seyirci kapasitesi 2.000 kişiliktir.

Tiyatronun yanında yer alan Odeon (müzik dinleme yapısı) çok önemlidir.

Bölgede hem tiyatro hem de Odeon olan bir antik kent yok, hatta bölgede bir tiyatrosu bulunan antik kent bile tespit edilmemiştir.

Odeon’da iki Afrodit heykeli bulunmuştur. Bölgede ilk defa Afrodit heykellerine rastlanmıştır.

Afrodit heykelinin bir tanesinin başı, aynı zamanda başka bir küçük şekilde yapılmış Afrodite tespit edilmiştir.

Daha da ilginç olanı: Odeon’da 2 metre kalınlığında kül tabakası kazılmıştır. Bu da ne yazık ki antik kentte mermer yakılarak kireç elde edildiğini kanıtlamaktadır.

Odeon ve tiyatroda oturma sıralarının hepsinde neredeyse yakıldığı ve kireç haline dönüştürüldüğü anlaşılmıştır.

Oturma sıralarından günümüze ulaşan herhangi bir kalıntı çıkmamıştır. Sadece birkaç parça bulunmuştur. Oturma sıralarından sadece 3 sırası var. Geri kalan oturma sıralarının tamamının, bloklarının sökülmüş olduğu görülmüştür. Sadece alt yapısı duruyor.

Yapı: tuğla ağırlıklı ana kayaya oturtulmuş bir yapıdır.

Yapı: MS 2’nci yüzyıla ya da ilk yarısının 150-160 tarihlerine verilmektedir.

Yapının tuğla duvarlarının üzerinin ise mermerle kaplandığı anlaşılmaktadır.

Birkaç yerinde de duvar resimleri olduğu görülmüştür.

Evet, araştırmalara göre: tiyatro 4’ncü yüzyılın sonundan itibaren terk edilmiştir.

 

 

taşköprü.kale kapı kaya mezarı.
Kastamonu Taşköprü Kalekapı Kaya Mezarı

KALEKAPI KAYA MEZARI

İlçe merkezine 17 km. uzaklıkta, Donalar köyündedir. Yüksek bir kaya üzerine oyulmuştur.

Mezar yerden 8 metre yükseklikte oyulmuştur. Mezarın girişi: 4.5 metre uzunluğunda, 2 metre eninde ve 3.10 metre yüksekliğindedir. Girişte: 2 sütun var ve bu sütunların birbirleri ile ve duvarlarla açıklıkları: birbirine eşittir.

Bu sütunlar: dört köşe bir kaide üzerinde, yuvarlak silmelidir. Sütun gövdesi: yuvarlaktır. Bunlardan: soldakinin üzerine bir haç motifi ile Grekçe tanrı yazısı yazılıdır.

Sütun başlıkları: kare şeklindeki  tabyalar üzerine çökmüş boğalardan meydana gelmiştir. Buradaki boğaların ön yüzleri:  dışarıya, arkaları ise mezara doğru çevrilmiştir. Giriş yerinin duvarları ve tavanı, son derece muntazam oyulmuştur. Bu girişten, sol taraftaki mezar odasına geçilmektedir.

Bu oda: 4.60 x 2.30 metre ölçülerindedir. Yüksekliği ise: 1.80 metredir. Oda içinde: ölü sediri bulunmaktadır. Bu odada: 1.20 x 0.45 metre ölçülerindeki bir kapıdan, sağ taraftaki odaya geçilir. Bu oda da: 3.80 x 2.70 metre ölçülerindedir. Yüksekliği, yine: 1.80 metredir. Odanın duvarları  ve tavanı  düzdür. Girişe bakan duvarda, bir de pencere bulunmaktadır.

Bu kaya mezarının en önemli bölümü: alınlığının tepesinde bulunan kartal ve bunun altında iki aslan, onların altında da karşılıklı iki aslan figürüdür. Ayrıca:  köşelere de griffonlar (mitolojik aslan vücutlu, kuş başlı, kanatlı yaratıklar) yerleştirilmiştir. Burada: bir de, hörgüçlü öküz kabartması var.

Bu kaya mezarındaki hayvan guruplarının, değişik zamanlarda, buraya konulduğu  düşünülmektedir. Kaya mezarının, MÖ. 7’nci yüzyılda yapıldığı ve kabartmaların ise, MÖ. 4’ncü yüzyılın başlarında, buraya yerleştirildiği düşünülmektedir.

taşköprü.kaya mezarı.1
Kastamonu Taşköprü Urgancı Kaya Mezarı

URGANCI KAYA MEZARI

Urgancı köyü yukarısındadır. Kayalık alanda bulunan bir kaya mezarıdır. Bu mezarında, Paphlagonialılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze gelmemekle birlikte, mezar girişinde, iki sütun bulunduğu: kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Sütunların üzerindeki alınlık, zamanla aşınmış olup, burada herhangi bir kalıntı olup olmadığı anlaşılmamaktadır. Girişin arkasındaki mezar odasında: 3 tane ölü sediri var.

taşköprü.kaya mezarı.2
Kastamonu Taşköprü Aygır Kalesi Kaya Mezarı

AYGIR KALESİ KAYA MEZARI

Ağcıkişi Mahallesinin batı kısmında, Aygır kayası denilen kayalara oyulmuş bir kaya mezardır. MÖ. 6’ncı yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kaya mezarın giriş kısmının sağ tarafı, yıkılmıştır. Sütunların bir kısmı aşağıya devrilmiştir.

Sütunların taşıdığı, cephedeki üçgen alınlık da zamanla yok olmuştur. Ancak, buradaki silmelerde, bütün mezar cephesinin çerçeve içerisine alındığı izlerden anlaşılmaktadır. Giriş kısmının tavan ve duvarları düz olup, burada yer yer yuvarlak silmelerin izleri görülüyor. Mezar odasında, ölü sediri yok.

DİREKLİ KAYA MEZARI

Alasökü köyünün, Eşek Deresi mevkiinde, eni ve yüksekliği 8 metre olan bir kayaya oyulmuştur. Önünde, tek sütunlu bir giriş yeri vardır. MS.1’nci yüzyıl da: Romalılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Dört köşe kaide üzerindeki bu sütun, yukarıya  doğru genişlemektedir. Mezar odası, kare şeklinde olup, üzeri tonozludur. Mezar odasının girişinin sağında bir ölü sediri var.

BADEMCİ KAYA MEZARI

Bademci köyünün üst tarafında uzanan kayalara, yerden 30 metre yükseklikte oyulmuştur. Roma döneminde yapıldığı sanılan bu mezarda, girişten sonra, 1.5 x 1.5 metre ölçüsünde, bir mezar odası bulunmaktadır.

KIZLAR KALESİ

İlçenin doğusunda, tabii bir kayanın üzerindedir. Sur ve burçları: moloz taş, tuğla ve harç ile yapılmıştır. Romalılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Kitabesi yoktur. MS. 1-2. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Kale üzerinde: 100 x 40 metre ölçülerinde bir düzlük bulunmaktadır. Kale içindeki yapılanmadan, günümüze herhangi bir kalıntı gelmemiştir.

MAZHAR OLUĞU KALESİ

Alisaray köyü yakınında, tabii bir tepe üzerine yapılmıştır. Şu an yıkık vaziyettedir. Güneyinde, yerin altına doğru ilerleyen bir yol olduğu söylense de, günümüzde bu yol kapanmış durumdadır.

Kalenin kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Moloz taştan yapılan kale, günümüze yıkık olarak gelmiştir. Kalıntılarından da herhangi bir bilgi edinilememektedir. Yalnızca, kalenin tepesinde, 25 x 3 metre ölçüsünde bir düzlük olduğu görülmektedir.

DONALAR KÖYÜ KAYA TÜNELİ

Donalar köyündeki kale kapı kayalarına oyulmuştur. Bu kayanın tam tepesinde bulunan tünelin girişi: at nalı şeklindedir. Tünelin eni 2.2 metre, boyu 2 metredir. 50 derecelik bir eğimle, kayanın içene doğru gitmektedir. İkinci  tünel, bu kayanın doğusunda olup içi doldurulmuştur. Üçüncü tünelde, bu büyük kayanın karşısındaki kayalara oyulmuştur.

KILIÇ KAYA TÜNELİ

Kornapa Köyünün kuzeyinde bulunan dağın üzerindedir. Ağız tarafı, at nalı şeklindedir. Tünel, 45 derecelik meyille, kıvrımlar yaparak, yerin altına doğru gitmektedir.

taşköprü.abdal hasan türbesi.1
Kastamonu Taşköprü Abdal Hasan Türbesi

ABDAL HASAN TÜRBESİ

Abdalhasan köyünde bulunmaktadır. Bina: moloz taş ve harç ile yapılmıştır. Bu kişinin: kim olduğu ve ne zaman buraya gömüldüğü hakkında açık bilgi bulunmamaktadır.

Sultan Beyazıt döneminde, burada bir zaviye yapıldığı bilinmektedir. Ancak bu padişahın Yıldırım Beyazıt mı, yoksa Sultan II. Beyazıt mı olduğuna açıklık getirilememiştir.

Türbe: 5 x5 metre ölçülerinde, kare planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Basit bir girişi olan türbe kapısının solunda, bir onarım kitabesi bulunmaktadır.

Her yıl Mayıs ayı Evliyalar Haftasında, bu türbe ziyaret edilmektedir.

SEYMENLİ MESİRE YERİ

İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Taşköprü-Çiftlik köyü yolu üzerindedir. Burası: ormanla kaplı, soğuk suyu, eğlence ve yemek yerleri bulunan bir dinlenme yeridir.

KABALAR, KÜÇÜKSU VE SAKIZ GÖLETLERİ

Sulama amaçlı yapılan göletler: çevrelerindeki orman ve yeşilliklerle, mesire yeri olarak da kullanılmaktadır. Bu göletlerde: sazan, aynalı sazan ve yayın balıklarının olta avcılığı yapılmaktadır.

Kastamonu tanıtımı.

Tosya tanıtımı.

Bozkurt tanıtımı.