Şanlıurfa Birecik

Birecik

Bir zamanlar, yakın doğunun önemli bir merkezi, bölgenin en önemli tersane kenti, aynı zamanda bir zamanların kendircilik, zeytinyağcılık ve sabunculuk imalat merkezi, günümüzde mi?

Evet, ayakta zor durabilen bir kasaba. Birecik tersanesinde: Osmanlı devleti zamanında faaliyet göstermiş tersanede, Fırat ve Dicle üzerinde çalışan küçük boyda ırmak gemileri yapılırmış.  1571yılında, 400 geminin yapıldığı kaydedilmiş. Bunların: 250 si askerler için ve 150 si zahire için inşa edilmiş gemilerdir.

Şimdi kayık bile yapılmıyor. Bir de kelaynak kuşları. Üretim istasyonuna gidip görün. Gerekli tedbirler alınmamış olsa, nesilleri tükenecekti.

Kendircilik derseniz? Fırat kıyısında yetişen kendir bitkisinin işlenmesi bu zanaatı geliştirmiştir. Genellikle evlerde kadınlar tarafından işlenen kendir bitkisi nehir kıyısında kurulan “Kabiye” lerde işlenerek halat haline getirilmektedir. Çok az sayıda usta tarafından sürdürülen bu el sanatı bütün fabrikasyon ürünlerine rağmen hala yaşamaya devam etmektedir.

ULAŞIM

Gaziantep-Şanlıurfa karayolu üzerindedir. Şanlıurfa-Birecik arası uzaklık: 80 km. dir.

Şanlıurfa Birecik

GENEL ÖZELLİKLERİ

İlçe Fırat nehri kıyısında konumlanmıştır. Hem nehir hem de karayolu bağlantıları ilçenin genel özelliklerinde önemli yer tutar.

1951-1956 yılları arasında Fırat nehri üzerine, o dönemde Türkiye’nin en uzun köprüsü olarak yapılan Birecik köprüsü; sonucunda, bölgede büyük gelişmeler yaşanır. İlçenin rakımı 450 metredir.

Birecik ismi, Aramice/Süryanice de “Birthe/Birtha” kökenlidir ve kale/gözetleme yeri anlamına gelmektedir.

NE YENİR

Birecik’te buraya has: Mumbar (koyun bağırsağından yapılır), yeşil mercimekten yapılan Haspeli Aşı, çiğköftelik etten yapılan Şırşırlı deneyebileceğiniz tatlardan. Özellikle: mumbar.

Birecik Kelaynak Kuşları

KELAYNAKLAR

Nuh Peygamberin bereket sembolü olarak “Tufan” da gemisine aldığı kelaynaklar, geçmişte Türkiye’den Kuzey Afrika’ya, Arap Yarımadasından Fasa kadar, çok geniş bir bölgede ürerlermiş.

Ancak: avcılık, üreme alanlarında rahatsız edilmeleri, yaşam alanlarının değişmesi ve beslenme alanlarında kullanılan zirai ilaçlardan zehirlenmeleri sonucunda, sayılarında ciddi azalmalar ve dağılım olmuştur.

Günümüzde, kelaynaklar, nesli tükenmekle karşı karşıya olan kuş türlerinden biridir. Dünyada yalnızca Nil Vadisinde ve Birecik’te bulunmaktadırlar.

Birecik’te üremek için “Kayalar altı” denilen bölgeyi seçmişlerdir.

Bu seçimde: Aşağı Fırat Havzasının, Güneydoğu platolarına göre ılımlı ikliminin, tarlalardaki haşaratın bu kuşların besinleri oluşunun, İlçenin jeolojik yapısına dahil kayaların: alkalik, yani ak ve yumuşak olduğundan dolayı kolay işlenir olmasının ve de halkın söylentisine göre “Allah’ın bir bereket müjdesi” olduğu bilinci ve inancıyla, bu kuşlara ve yumurtalarına zarar vermemeleri etken olmuştur.

Günümüzdeki deyimiyle, “Sevgililer günü” olarak kutlanan 14 Şubat tarihinde, bu kuşlar Birecik’e göç ederler.

Önceki yıllarda, gökyüzünün bu kuşlarla kaplandığı bilinir.

Bunların geliş tarihinde; yörede etkinlikler düzenlenir, esnaflar ve Fırat kıyısındaki kayıkçılar başta olmak üzere, ilçede bayram havası yaşanır.

Kelaynak kuşları: başlarında tüy olmaması nedeniyle, kelaynak ismini alırlar.

Boğazı ve gagası erişkinlerde koyu kırmızıdır.

Ortalama ömürleri: 25-30 yıl kadardır. 1-1.5 kg. ağırlığa kadar erişirler. Bu kuşların en önemli özelliği: tek eşli olmalarıdır.

Eşlerine çok sadıktırlar. Öyle ki eşi ölen bazı kelaynak kuşlarının, yemeyi-içmeyi terk edip, ya da kendini kayalardan aşağıya bırakarak intiharı seçtikleri çok görülmüştür.

Birecik Kelaynak Kuşları Üretim İstasyonu

KELAYNAK KUŞLARI KORUMA İSTASYONU:

Evet, Birecik’te kelaynak kuşlarının üremeleri için “Üreme İstasyonu” yapılmış. Baraj gölü kıyısında Birecik çıkışındadır.

1997 yılında Kelaynak Üretim İstasyonu kurulmuş, 2 adet ergin ve 9 adet yavrunun doğadan yakalanıp kafeslere alınmasıyla çalışmalar başlatılmıştır. 2021 tarihinde 72 rekor yavru üretilmiştir.

Birecik Kelaynak Kuşları Üretim İstasyonu

1990 yılına kadar göç etmesine izin verilen kelaynakların dönüşleri devam etmiş. Ancak 1990 yılında, yalnızca bir kuş, göçten dönmüştür. Ancak, dönüş sürekli aksayınca, 1998 yılından itibaren göç için bırakılma bitirilmiştir.

 

KELAYNAK ÇEVRE FESTİVALİ:

Yörede bolluk ve bereket sembolü olarak görülen ve kutsal sayılan kelaynaklar adına 1984 yılından bu yana düzenlenmekte olan bir festivaldir. Festivalin amacı: ilçe ekonomisine katkı sağlamak, turizm faaliyetlerini yörede canlandırmak ve bir çevre koruma bilinci oluşturmaktadır.

 

Şanlıurfa Birecik

TARİHİ

Birecik, gerek yüzey şekillerinin elverişliliği ve gerekse Fırat nehri kıyısında bulunması nedeniyle, tarih boyunca önemli medeniyetlerin yerleşimlerine sahip olmuştur.

Tarihi süreç içinde: MÖ.9’ncu yüzyılda Asurluların eline geçen şehir, sırasıyla Pers, Makedonya, Roma ve Bizans egemenliklerine ev sahipliği yapar.

780 yılında Arap işgaline uğrar. 11’nci yüzyılın sonlarında ise; Selçuklu egemenliği görülür. 1517 yılında, Osmanlı topraklarına katılır. 1919 yılında bir süre İngiliz işgali altında kalır.

Şanlıurfa Birecik Köprüsü

BİRECİK KÖPRÜSÜ

Köprü Fırat nehri üzerinde Birecik ve Nizip ilçelerini birbirine bağlayan D 400 karayolu üzerindedir.

Köprü olmadan önce, ulaşım feribotlar ile sağlanıyordu. Köprü 1951-1956 yılları arasında yapılmıştır. Köprünün uzunluğu 720 metre, genişliği 11 metredir. Köprü Türkiye’nin ikinci büyük betonarme nehir geçiş köprüsüdür. (Birinci köprü: Fırat üzerinde bulunan Karkamış çelik demiryolu köprüsüdür.)

Birecik Köprüsü

Her iki tarafta 1.5 metre yaya kaldırımı bulunur. Nehir üzerinde beş kemer vardır. Kemerlerin her birinin açıklığı 57 metredir.

Son bir not, köprünün şantiye mühendisi Yüksek Mühendis Kadri Çile, 1953 yılında işten çıkarılan bir işçi tarafında, şantiye de görevinin başındayken öldürülmüştür. Mezarı köprü başındadır.

Birecik

GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Birecik Kalesi

BİRECİK KALESİ

Fırat’ın doğu yamaçlarında yükselen kale; kalker üzerinde kurulmuştur. Yüzey şekillerinin elverişliliği ve Fırat kıyısında bulunmasından dolayı, tarih boyunca önemli yerleşimlere sahne olmuştur.

Şanlıurfa Birecik Kalesi

Kale, tek önemli tarihsel yapıdır. İlçe merkezinde yer alır. Asurlular zamanında yapılmıştır. Dönemin hükümdarı II. Salmaneser’in MÖ.859-824 yılları arasına onartarak, kendi adını verdiği kalenin son biçimi ise, 13’ncü yüzyılda atılmış. Çeşitli dönemlerde onarım görmüştür. Üzerine inşa edildiği, beyaz kalker tepeden dolayı; Beyaz kale olarak da isimlendirilmektedir.

Birecik Kalesi

Büyük kesme taşlardan yapılan yapıda; yüksekliği 30-40 metreyi bulan duvarları üstünde, 12 burç bulunmaktadır.

En büyük yenilemeyi, Memluklar zamanında yaşamış olan kale, Yavuz Sultan Selim zamanında da tamir edilmiştir.
Kalenin büyük kısmı tahrip olmuştur. Halen bir kısmında restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.

Şanlıurfa Birecik Surları

BİRECİK SURLARI

Kent doğuda, güneyde ve kuzeyde bir sur duvarıyla sınırlandırılmıştır. Bu sur duvarı kısmen günümüze kadar ulaşmıştır. Sur duvarı dışında yer alan teraslar üzerinde bağlar ve bağ evleri bulunmaktadır.

İlçe merkezini çevreleyen surlar, büyük tahribata uğramış ve günümüze yalnızca; bazı burç kalıntıları ve kısmen ayakta kalan iki kapısı gelmiştir.

Birecik Surlar

Ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmeyen surların; 2 kapısı 1 burcu ve duvarında bir kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabelere göre; 1483 yılında, Memluklu döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Ayakta kalıp günümüze ulaşan kapıları: Urfa kapısı ve Meçan kapısı olarak bilinir. Günümüze ulaşamayan diğer kapılar ise kuzeybatıdaki Bağlar Kapısı ve güneydeki Meydan Kapısıdır.

 

URFA KAPISI-BAB-I RUHA

Birecik’in doğu tarafındaki sur duvarlarının üzerinde yer almakta olup, Urfa yönünden girişi sağlamaktadır. Tam olarak ayakta kalarak, günümüze kadar gelmiştir.

Sur dışına açılan doğu kapısını, boydan boya dolaşan şerit kitabeye göre; 1483 yılında Memluklu Hanı Kayıtbay tarafından, Yunus Şeref’e yaptırılmıştır.

Kapının ana yapım malzemesi: kesme taştır.

Kapının kuzey tarafında sur duvarına bitişik “Kule Mescidi” güney tarafında ise iki adet dikdörtgen mekan bulunmaktadır.

Birecik Meçan Kapısı

MEÇAN KAPISI-VADİ-İ CENG

Şehir surlarının güneydoğu tarafında yer almaktadır.

Kuzeybatı ve doğu duvarları tamamen ayakta iken, güney duvarı ise kısmen yıkılmış durumdadır.

Günümüzde, ancak bir bölümü görülmektedir. Kapıyı; batı ve güneyden kuşatan, şerit kitabeye göre; bu kapının da, Memluklu Sultanı Kayıtbay emriyle Yunus Şeref’e yaptırıldığı anlaşılmış olup, yapım tarihi 1484 yılıdır.

Meçan kapının kuzeybatı ve doğu duvarları, tamamen, güney duvarı ise kısmen ayaktadır.

Şanlıurfa Birecik Rum Kale-Hromgla

RUM KALE (HROMGLA) 

Rumkale, Birecik Ovasının kuzeyinde, Fırat nehrinin kıyı kesiminin doğusunda, Şanlıurfa yoluna bakan bir tepe üzerindedir. Birecik’i kuzeyden ve kuzeydoğusundan sınırlar. 20’nci yüzyılın başlarında, kuzeyden Hısn-ı Mansur, doğudan Urfa ve Suruç kazaları, güneyden Birecik, batıdan Pazarcık ve Ayıntab (Antep) kazaları ile çevrili olduğu belirtilir. Kazanın merkezi: Halfeti kasabasıdır.

Yerleşimi nedeniyle Rumkale; Asur kralı III. Salmanassar tarafından, 855 yılında alınan Şitamrat Şehri olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık: Nöldeke, yerleşimi Fırat kıyısında, bugünkü Belkıs köyünün yukarısındaki Urum (Hörum) olarak kabul etmiş, sonraki araştırmacılar Urima’nın, Rumkale olduğunu öne sürmüşlerdir.

Urima Piskoposluğundan Ermeni Kogh Vasil; Franklardan almış olduğu Harsn Msur, Sareş ve Uremn havalisini, Antakyalı Tancredeye geri verir. Süryani vakahinamecilerine göre: Kogh Vasil ve sonra dul zevcesi adına yönetimin başına geçen Kürtig’in elinde, Kayşum Raban, Behesne ve Kal’a şehirleri bulunmaktadır. Rumkale, Süryanice isimli olan Kala’a, büyük bir olasılıkla Kogh Vasil’in Uremn’ine karşılık gelmektedir.

13’ncü yüzyılda

Rumkalede, birçok Yahudi bulunmaktaydı. Yahudi patriği: II. Ignece, diğer eserlerinin yanı sıra, Rumkale’de muhteşem bir kilise yaptırır. Sonraları, kaleyi patriklik makamı olarak seçer. 1252 yılında Rum kalede ölür ve yerine Yukubi patriği geçer. Rumkale de bu olaylar yaşanırken, aynı zamanda yerleşim, Memluklu saldırılarına maruz kalır. Memluklu hükümdarı Kalavun zamanında, Baysarı’nın komutasındaki Mısır Ordusu; Suriye güçleriyle birleşerek, 1279 yılında Rumkale üzerine yürür ve kaleyi ele geçirirler.

1516 yılında, Mercidabık Savaşından sonra, Rumkale, Osmanlı egemenliğine girer. 17’nci yüzyılda, Rumkaleyi ziyaret eden Evliya Çelebi, şöyle yazar.” Bir tepe üzerinde de gayet sağlam ve müstahkem bir kale olduğunu, 1516 tarihinde Mısır Hakimi Melik Gavri’den Sultan Selim tarafından alınarak imar edilmeye çalışıldığını, ancak 17’nci yüzyılda o kadar mamur olmadığını, dışarıda camisi, hanı, hamamı ve küçük çarşısı bulunduğunu, Merzeban suyunun kale dibinde Fırat’a karıştığını belirtir.”

1838 yılında

Rumkaleyi ziyaret eden Maraşal Von Moltke, eski Roma Surlarının kalıntılarını dolaştığını, derin ve sarp vadi içinde akmakta olan Fırat nehrinin, gümüş bir şerit gibi, ayaklar altında uzandığını, bir zamanlar İskender, Kurus Ksenefon, Sezar Julianın: ay ışığında bu nehri atlarının sırtında geçtiğini yazar.

Eskiden Fırat nehri üzerinde bir köprü bulunduğu, Romalıların burada hemen hiç yolu bulunmayan bir bölgede koloni kurmalarının sebebinin bu olabileceğini belirtir. Rumkale’de, kayanın nerede bittiği ve insan eserinin nerede başladığını kestirmenin güç olduğunu, kaya duvarının üzerinde beyazımsı taştan 60 ayak yüksekliğinde mazgallar, burçlar ve kulelerle donatılmış surlar bulunduğunu, altı kule kapısının olduğunu söyler.

Şanlıurfa ile Gaziantep arasında sınır oluşturan Fırat Nehri kıyısında yükselen Rumkale’den güneye doğru nehir kıyısı izlenirse, Suriye sınırları içindeki Carabulus’a kadar birçok kalenin yer aldığı görülür. Aynı noktadan kuzeye doğru yol alındığında, Samsun’a kadar başlıcalarını Amasya, Tokat ve Sivas kalelerinin oluşturduğu tahkimat yapılarıyla karşılaşılır. Rumkale, bu kaleler zincirinin en önemli halkasıdır.

Fırat’ın batı yamaçlarında ve sert kalkerli kayalar üzerinde inşa edilmiştir. Doğu, kuzey ve batısındaki duvarlar, yüksek kayalarla çevrilidir. Kale günümüzde harap durumdadır. Büyük ve kesme taştan inşa edilen kalenin güneydoğuya açılan tek kapısı var. Kalede, kale beyinin konağının kalıntıları, 17’nci yüzyılın ikinci yarısına ait Aziz Merses Ermeni Kilisesi, çok sayıda kalıntı, su sarnıçları ve bir de kuyu bulunmaktadır.

Evet, Rumkalede, neler görebilirsiniz?

Kale, Aziz Nerses Kilisesi ve Barşavma Manastırını görebilirsiniz.

Bu arada: inşaatı sürmekte olan Birecik Barajı bu kaleyi de etkileyecektir. Yaklaşık 500 metre yükseklikte bir tepe üzerinde konumlandırılmış olması nedeniyle, Rumkale, barajın 385 metreye kadar yükselecek suları altında kalmayacak, ancak zaten güç olan ulaşımı, daha da zorlaşacaktır. Halen Rumkale’ye ulaşmak için üç yol var. Birinci yol: Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesine gidip, sal ile Fırat Nehrinden Kale meydanı köyüne geçip, sonra da yaklaşık 45 dakika süreyle, engebeli arazide zor bir yürüyüşü göze almak gerekiyor.

Ulaşımın ikinci yolu ise: Gaziantep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Kasaba Köyü üzerinden ve Kasabadan sonra yaklaşık 45 dakika sürecek bir yürüyüşün ardından, Merzimen Çayının geçilmesi gerekiyor. Son olarak Nizip’in Kamışlı Köyü üzerinden, yaklaşık bir saatlik bir yürüyüş ile Rumkale’ye ulaşılıyor. Her üç güzergahta, Rumkale’nin yakınlarına ulaşılarak görkemli manzarayı fotoğraflamak imkanı var. Kalenin üstüne tırmanmak ise, ayrı bir çaba gerektiriyor.

Birecik Ulu Cami

BİRECİK ULU CAMİİ:

Yerleşmenin kuzey-batı yönünde yükselerek Ortaçağ kentini taçlandıran tarihi kalenin güney eteklerinde ve vaktiyle Fırat nehri kıyısında yer aldığı anlaşılan Ulu Cami, kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı bir oturum alanına yayılan ve farklı tarihlerde yapılan tamir, tadil ve tevsii işlemleriyle günümüze ulaşmıştır.

Günümüzde, sıkışık ve düzensiz bir kentsel alanda ve çevresi üç yönden konutlarla çevrili durumdadır. Yapının geçmişte Fırat nehri kenarında yer alan batı cephesinin tamamı, kenti batı sahili boyunca kat eden geniş bir cadde oluşturmak amacıyla, 1970’li yılların başında doldurulmuştur. Bu fiziki değişiklik sırasında, anılan cephenin asli unsurları da caddeni dolgu toprak kotunun altında bırakılmıştır.

Caminin güney cephesinin doğu kanadındaki pencere üzerinde yer alan iki satırlık sülüs hatlı Arapça kitabede, “1215 senesinde bu mescidin yapılmasına, Ahmet Efendi oğlu Hacı Mustafa çaba göstermiştir” yazılıdır.

Cami avlusunun kuzeyindeki tek şerefeli minarenin kapısı üzerinde yer alan Osmanlıca üç satırlık kitabede ise, yapım tarihi olarak 1232 yazılıdır.

Evet sonuç olarak: yapılış tarihi bilinmediği halde, 1364-1365 yıllarında Memlük Sultanı Melik Eşref Şaban tarafından inşa ettirildiği düşünülmektedir.

Birecik Keloşk Yapıları

KELOŞK YAPILARI KALINTILARI

İlçe merkezine bağlı İnceler köyünde yer alan yapılar, yöre halkı tarafından “Kalecik” anlamına gelen “Keeloşk” olarak bilinmektedir.

Roma dönemine tarihlenen alanda, iki yapı kalıntısı ve bir kaya mezarlığı bulunmaktadır.

Bilecik Keloşk Yapıları
Büyük Yapı Kalıntısı:

Uzun kenarı doğu-batı yönünde, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Yapının yarıdan itibaren batı bölümünün iki katlı, doğu bölümünün tek katlı olduğu anlaşılmaktadır. Kalıntılara ve mimari izlere dayanarak yapının üzerinin düz direk damlı olduğunu söylemek mümkündür. Büyük blok kesme taşların üst üste konulmasıyla yapının tüm cephelerinde yüksek ve dar dikdörtgen pencere açıklıkları açılmıştır. Bu açıklıkları şebekeye benzeten köylüler, buraya Kafesli Kilise-Şebekeli Kilise anlamına gelen “Deyr Şebek” adını vermişlerdir. Roma devrine ait olduğu tahmin edilen büyük yapının mahiyeti anlaşılamamıştır.

 

Küçük Yapı Kalıntısı:

Büyük yapının 5 metre kuzey doğusundadır. Doğu batı yönünde, dikdörtgen planlı olan bu yapının doğu, batı ve kuzey kenarlarındaki nişlere dayanarak büyük bir anıt mezar olduğu tahmin edilmektedir. Doğudaki nişin kemeri durmakta olup örtüsü yıkılmıştır. Kuzey ve batıda yer alan niş kemerleri yıkılmış olup, ancak temel kalıntılarından tespit edilebilmektedir.

Kaya Mezarı:

Büyük yapı kalıntısının yaklaşık 50 metre güney doğusunda, küçük yapı kalıntısının 100 metre güneyinde, kayalıkların doğuya bakan yamacına açılmış bir kaya mezarıdır. Giriş doğudan olan kare planlı mezarın kuzey, güney ve batıda kayaya oyulmuş birer arkosoliumu bulunmaktadır. Güney ve kuzeydeki arkosoliumlar lahitli, batıdaki arkosolium lahitsizdir. Herhangi bir kitabe, kabartma, mozaik ya da fresk süslemesi bulunmayan bu kaya mezarı, uzun yıllarda çobanlar tarafından barınak olarak kullanıldığından içerisinde yakılan ateş sonucu duvarları kararmış durumdadır.

 

Alanda çevreyi gözetleyebilecek bir konumda inşa edilmiş olan yapının “Keçiburcu” ve “Harapsor” kalıntısı gibi Roma dönemine ait bir karakol olduğu tahmin edilmektedir.

 

 

 

Ardahan Damal

Ardahan Damal

Damal denince ilk akla gelenler, Atatürk silueti ve Damal bebekleri. Belediye ilçenin tanıtımında çok etkili olan Atatürk siluetini Belediye hizmet binasının ön kısmına resmettirdi, Belediye bahçesine ise Damal Bebeği maketi diktirdi, bence güzel bir uygulama.

En azından, yöredeki birçok yer tarafından yaptırılmayan, turizme önem veren bir uygulama.

ULAŞIM

Damal Ardahan arası : 44 km. Damal Kars arası: 106 km. Damal Posof arası: 36 km. Damal Hanak arası: 16 km. Damal Çıldır arası: 55 km. Damal Erzurum arası: 269 km.

TARİHİ

1453 yılında Maraş yöresinden gönüllü getirilen Dulkadurlu topluluğundan Türkmenler buraya yerleştirilmiştir.

Türkmenler, Ulgar ve Cin dağlarını yaylak edinerek bölgeye köyler kurmuşlar ve günümüze kadar kendi gelenek ve göreneklerini yaşatmışlardır.

Bölge 1876-1920 yılları arasında Rus işgaline uğrar, 44 yıl Rus işgali yaşamalarına rağmen gelenek ve göreneklerinden taviz vermemişlerdir.

Rusların geri çekilmesiyle İngilizler, Ermeni ve Gürcü işgalleri görülür. 1 Mart 1921 tarihinde bölge işgalden kurtarılmıştır.

Damal, Gürcü kaynaklarında Tamali olarak geçer. Türkler yörede egemen olunca buranın ismi Damal olarak değiştirilmiştir. 

Ardahan Damal

GENEL

İlçe toplam 74 km kara sınırına sahiptir. Rakımı 2000 metredir. Arazi plato görünümünde olup, ilçenin bitki örtüsü yeşil çayır şeklindedir.

Karasal iklim hüküm sürer, ancak yağış ülke ortalamasının altındadır. Sıcaklık kış mevsiminde, aşırı düşer. İlçe sınırlarında Çikora ve Bağırsak çayı bulunur.

Bu bölgenin en önemli özelliklerinden birisi, kadınların Orta Asya Oğuz Türklerinin kıyafetlerini kullanmalarıdır.

Bu kıyafetler üç etek, önlük, şalvar, yelek, gömlek, cepken, göğüslük, takke, fes, tor, kolçak gibi parçalardan oluşur. Bu kıyafetler günümüzde de kullanılmaktadır.

Sadece giyenin sosyal durumuna ve ekonomik gücüne göre değişiklik gösterir.

Örneğin: yaşlı kadınlar ve dul kadınların giydiği kıyafetteki göğüslük, koyu renkli kumaştan yapılır. Halbuki gençlerin göğüslükleri tamamen boncuktan yapılır.

Kadınların taktığı başlık ta farklı özellikleri ifade eder. Yeni evli kadın, en az beş entari giyer, üç etek, bir yeleği bir arada giyer.

Geçmişte de kadınlar bu kıyafetleri küçük ağaçtan yapılmış bebeklere giydirerek çocuklarına oyuncak yaparlarmış.

Günümüzde ise bu alışkanlık plastik bebeklere giydirilen kıyafetlerle sürdürülüyor. 

Ardahan Damal Atatürk Gölgesi-Atatürk’ün izinde ve gölgesinde Damal şenlikleri

ATATÜRK GÖLGESİ-ATATÜRK’ÜN İZİNDE VE GÖLGESİNDE DAMAL ŞENLİKLERİ

Damal yöresinin en büyük özelliklerinden birisi Atatürk’e benzeyen gölgesidir.

Gölge, her yıl Haziran-Temmuz döneminde saat: 17.50 – 18.10 arasında “Karadağlar” a yansır ve Damal ilçesindeki Ata Mahallesinde 1996 yılından bu yana “Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri” etkinliği düzenlenir.

Atatürk silueti, ilk olarak 1954 yılında Yukarı Gündeş köyünde çobanlık yapan Adıgüzel Kırmızıgül tarafından keşfedilmiştir.

1975 yılında ise, Siluetin fotoğrafı gazeteci Erdoğan Kumru tarafından çekilerek Genelkurmay Başkanlığına gönderilmiştir.

Ardahan Damal Atatürk Gölgesi

Şenliklerin ilk bölümünde: halk oyunları gösterisi, yerel sanatçılar ve ozanlar, Kafkas Gurubu Halk oyunları gösterileri yapılır.

Daha sonra, Ata mahallesindeki seyir alanına geçilir ve gölgenin karşısındaki sırtlarda toplanan yüzlerce ziyaretçi ve resmi mülki makamlar, siluetin karşı sırtlarda belirmesini beklemekte, siluet belirdikten sonra, alkış ve ardından istiklal marşı ve göndere bayrak çekilmektedir.

Seyir alanına, siluetin rahat izlenebilmesi için yaklaşık 1000 kişilik bir amfi tiyatro alanı yapılmıştır.

Evet, Damal ilçesinde bir doğa olayı olarak ortaya çıkan Atatürk siluetinin bulunduğu arazi 2019 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “Doğal Sit Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescillenmiştir.

Ardahan Damal Bebekleri

NE SATIN ALINIR

Buralara yolunuz düşerse dünyaca ünlü “Damal bebekleri” satın alabilirsiniz.

Damal ilçesinde kadınların ürettiği Türkmen kıyafetli Damal bebeği, seri üretime geçilmesiyle birlikte ailelerin geçim kaynağı olmuştur.

Damallı bir kadının hediye ettiği bebek, İstanbul’da bir sergide çok beğenilmiş ve 1986 yılında Japonya’da yarışmaya katılmıştır.

Yöresel kıyafetler kategorisinde katıldığı yarışmada Türkmen kıyafetleri giydirilen Damal bebeği birinci seçilmiştir ve dünya birincisi seçildikten sonra büyük rağbet gören Damal Bebeğini 70 ile 100 lira arasında satan Damallı kadınlar, elde ettikleri gelirle aile ekonomisine katkı sağlıyorlar.

Damallı kadınlar 13-14 yaşında bu bebekleri yapmaya başlıyorlarmış. Damal bebeklerinin en önemli unsuru olan kıyafeti, üç etik, önlük, gömlek, şalvar, yelek, cepken-göğüslük, tor, fes, take ve kolçak gibi 37 parçadan oluşuyor.

 

Kumaş, bez ve boncuk kullanılarak yapılan ve farklı renkleri bir arada barındıran Damal bebeği, muhteşem renkleriyle doğayı temsil ediyormuş.
2002 yılında Kaymakamlık tarafından Damal Bebeği patenti alınmış ve Barbie bebeklerinin rakibi olarak piyasaya sürülmeye başlanmıştır.

Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damal Festivalinde, Damal Bebek Yarışması yapılıyor.

GEZİLECEK YERLER

Damal Küçük Damal Köyü Kilisesi

ESKİ KÜÇÜK DAMAL KÖYÜ KİLİSESİ-KÜÇÜK TAMALİ KİLİSESİ:

Damal Merkez Konuksever Mahallesindedir. 

10’ncu yüzyıla tarihlenen tek nefli küçük bir kilisedir. Gürcülerden kalmadır. Küçük bir kilisedir. 

Dolgu duvar tekniğiyle inşa edilmiş, kare planlı ve tek nefli küçük bir yapıdır. Ölçüleri 8 x 4 metredir. Çatısı çökmüştür. 

Büyük ölçüde yıkılmış olan kilisenin, günümüze kalan duvarlarının yüksekliği 6 metreyi bulur. Kalan duvarların yüksekliği ise 3.5 metre civarındadır. 

Kilisenin apsisi, yarım daire şeklindedir. Kilisenin inşasında sarımsı ve gri renkli taşlar kullanılmıştır. Kapısı batıya, pencereleri de güneye ve doğuya bakar. 

Dıştan ve içten duvarları yontulmuş taşlan yapılmıştır. Duvarlarda Horasan denilen harç kullanılmıştır. Horasan yumurta ve kireç karışımı bir harç olup sökülmesi zor ve dayanıklı bir harçtır. Üst tavan kısmı, kubbe şeklinde olup sökülmüştür. 

Duvarların bir kısmı kaçak kazılar sonucu sökülüp tahrip edilmiştir. 

Etrafında insan kemikleri ve iskeletler çıkmaktadır. 

Damal Ilgar Dağı

ILGAR DAĞI:

Bu dağ 2950 metre yüksekliktedir. Damal-Posof ilçe sınırında bulunur. Bir gelin duvağını andırır. Volkanik bir dağ olduğu, püskürttüğü kayalardan anlaşılmaktadır. Bu dağın ziyaret olduğu da söylenmektedir. Hatta insanlar birbirlerine beddua ederken “Çağırırım ki sana Ulgar’dan bir zeval ola” derler.

Damal Ilgar dağı

Herhangi bir çıkmazı ve isteği olanlarda Ilgardan medet umar yalvarırlar. “Döndüm Ilgar’a çağırdım Allah’a” diyerek dilek dilerler. 

Bu dağın arka yamacı olan Eşek Sırtı denilen yerde ve Şülgür Deresinde Türk-Rus savaşları olmuştur. Kısın Kasım ayından Nisan ayı sonlarına kadar karla kaplı olan dağın başından duman eksik olmaz. Yaz gelince yemyeşil ve çiçeklerle bezenir. Yamaçlarında çok soğuk ve içimi hoş sular fıştırmaktadır. 

 

Damal İkizdere Köyü

İKİZDERE:

Rakımı yaklaşık 2022 metredir. Damal ilçe merkezine 6 km uzaklıktadır. Ardahan il merkezine olan uzaklığı 30 km dir. Köyün eski ismi Nunusi’dir.  

 

NUNUSİ KİLİSEKİ

Nunusi kilisesi köyün merkezine yakın bir yerdedir. Caminin yanında bir kilise kalıntısı bulunduğu söylenmektedir. Ancak kilisenin bugün nerede ve hangi durumda olduğu konusunda net, detaylı bilgi yoktur. Büyük ölçüde harabe durumundadır. 

 

Damal Nunusi Kalesi
NUNUSİ KALESİ:

İkizdere köyü sınırları içindedir. 

Kalenin eski dönemlerden kaldığı, muhtemelen Orta çağ ya da daha önceki tarihlerden kaldığı düşünülür. 

Kale, işlenmemiş yontu taşlarla yapılmıştır. Günümüze kalan duvarların yüksekliği yaklaşık 1-1.5 metredir. Kalınlığı ise yaklaşık 2 metredir. Kalın duvar ve büyük taş yapı, savunma amaçlı bir yapıyı gösterir. Ancak iç mimari detaylar (kule, şapel, iç avlu, mahzeni gibi öğeler) konusunda bilgi yoktur. 

Güneydoğu kısmı, diğer kısımlara göre daha iyi korunarak günümüze ulaşmıştır. Evet kale herhangi bir restorasyon görmemiştir. 

 

Damal Burmadere Köyü

BURMADERE:

Köyün rakımı yaklaşık 1950 metredir. İlçe merkezine uzaklığı 8 km dir. Köyün eski ismi Sorsi’dir. İlçe merkezinin güneybatısında, Hanak Suyunun yakasındadır. 

Damal Sorsi Kilisesi
SORSİ KİLİSESİ:

Bugünkü köy merkezinin yaklaşık 2 km kuzeyindedir. Gürcü döneminden kalmadır. Kilisenin büyük kısmı harabe halindedir. Duvar kalıntıları, temel parçaları ve yapının izleri gözle görülebilecek durumdadır. Malzeme olarak taş kullanılmıştır. Duvarların bir kısmı yıkılmış, bazı bölümlerde hala yükselen duvar izleri mevcuttur. 

Evet kilisenin yapım dönemi kesin değildir. Restorasyon yapılmamıştır. 

Damal Otağlı Köyü

OTAĞLI:

Köyün eski adı Arzada veya Erzede’dir. Ardahan il merkezine 50 km ve Damal ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Rakımı 2150 metredir. 

Arzada köyü, 1928 yılında Erzede adıyla Kars vilayetinin Ardahan kazasının Damal nahiyesine bağlıdır. 1959 yılında köyün ismi Otağlı olarak değiştirilmiştir. 

 

ARZADA KALESİ-GACİBE KALESİ:

Köyün kuzeyinde: Otağlı yaylasına yakın, deniz seviyesinden 2160 metre yükseklikte, bir tepede kale kalıntıları bulunmaktadır. Daha doğrusu bir gözetleme kulesi vardır. Tepenin yamacında yerleşim yeri kalıntıları mevcut olup zaman zaman kaçak define aramaları yapılmaktadır. 

Arzada kalesinin boyutları 26 x 23 metredir. Kuzey tarafında siper izleri görülür.

Bir rivayete göre: Kerem, Aslı’yı ararken Gacibe Kalesinden geçmiş ve burada konaklamıştır. Gündeş Köyünden geçerken Kerem’i taşladıkları rivayet edilir. 

Günümüzde harabe durumundaki yapı, bütünüyle ayakta değildir. Restorasyon çalışmaları yapılmamıştır. 

Damal Dereköy

DEREKÖY:

1886 yılından bu yana bu adı taşımaktadır. Rakımı yaklaşık 2044 metredir. Dereköy, 1928 yılında Kars Vilayetinin Ardahan Kazasının Damal nahiyesine bağlıydı. Ardahan il merkezine 48 km ve Damal ilçe merkezine 3 km uzaklıktadır. 

 
Damal Dereköy Kalesi
DEREKÖY KALESİ-KARANLIK KALE:

İlçe merkezinin 3 km doğusundadır. Kale, doğal kayalıkların üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır.

Kuzey ve kuzeydoğu yönleri doğal kayalıklarla korunmuş, güney ve batı yönlerinde ise sur duvarları izlenmektedir.

Kalenin yaklaşık 300 metre doğusunda, kayaya oyulmuş bir basamaklı tünel bulunmaktadır. Bu tünel, kuzeydoğuya doğru uzanmakta ve Keten Deresine kadar devam etmektedir. Tünelin uzunluğu yaklaşık 16.7 metredir. 

Kale, Bizans dönemine tarihlenir. Ancak Pontos krallığı dönemine ait olabileceği de düşünülür. Daha sonraları, Osmanlı döneminde kargaşalık döneminde buralarda küçük çaplı çetelerin olduğu ve bu kalede ikamet ederek yöre halkına zulüm yaptıkları, adam vurdukları ve ev soydukları söylenmektedir. Kıçatan isminde bir eşkiyanın buralarda insanlara eziyet ettiği söylenir. Top yolu denilen tarihi yok, bu kalenin üst tarafından geçmektedir. 

Evet, bölge, 1 derece arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon projesi bulunmamaktadır. 

Damal Obrucak Köyü Halil Hocanın Mezarı

OBRUCAK KÖYÜ ANIT MEZAR-HALİL HOCA’NIN MEZARI:

Obrucak köyünün içinde bir tepe üzerindedir. Halil Hoca, 1948 yılında bilmeyerek yolunu kaybetmiş ve Sovyetler Birliğine geçmiştir. 7 yıl Sovyetler Birliğinde kalmıştır. Eski Türkçe okumuşluğu olan bu Üçdere köylü vatandaş, halk tarafından sevilip sayılan ve iyi birisi olarak tanınmaktadır.

Sovyetler Birliğinden geldiğinde Türkiye’de bir yeri tanımamış, ancak Ardahan’a getirildiğinde Demirköprü’yü tanıyarak burası Ardahan demiştir. Tanıyanlar çıkmış.

Evine gelince pek konuşmaz olmuştur. Geldikten 1 yıl sonra vefat etmiş ve kendisi Üçdere köylü olmasına rağmen isteği üzerine Obrucak köyüne defnedimiştir. 

Rivayete göre mezarında bazen ateş yandığı söylenir. Bayramlarda mezarı halk tarafından ziyaret edilmektedir. 

 

Damal Seyitviran Kalesi

SEYİTVİRAN KALESİ:

Kale doğal kayalıklar üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Ancak yapının tam olarak nasıl bir yapıya sahip olduğu konusunda detaylı bilgi yoktur.

Kale, Bizans dönemine tarihlenmektedir. Bölge, 1 nci derece Sit alanı olarak tescillenmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon çalışması yoktur. 

 

SEYİRÖREN KÖYÜ-KIZLAR KAYASI KÖYÜ:

Köyün yakınında, hakim bir tepe üzerinde yerleşim yeri vardır. Burada yaşayanları: bir kız bey’in idare ettiği yani yönettiği rivayet edilir. Bu yönetici kız, düşmanları tarafından bir savaş sırasında öldürülür. Bu kıza bir anıt mezar yaptırılır. Mezarın üzerine bir taş kule inşa edildiği söylenmektedir. Zaman zaman burada da kaçak kazılar yapılmıştır. 

 

HANİORA KALESİ:

Haniora köyü yakınlarındadır. Bizans dönemine tarihlenmektedir. Kale, doğal kayalıkların üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Kuzey ve kuzeydoğu yönleri doğal kayalıklarla korunmuş, güney ve batı yönlerinde ise sur duvarları izlenmektedir. Bölge, 1 nci derece Sit alanı olarak tescillenmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon çalışması yoktur. 

 

 

 

 

Ardahan Çıldır

Artvin Şavşat

Artvin Şavşat
 

Şavşat Artvin arası 71 km, Şavşat Ardahan arası 46 km. dir. Artvin-Şavşat-Ardahan yolu, Karadeniz’i Gürbulak ve Türkgözü sınır kapılarına bağlayan en kısa yoldur.

Artvin Şavşat
 

TARİHİ

Bölgenin tarihi geçmişi incelendiğinde,  MÖ 900 yıllarında burada Urartu ve Kimmer kabilelerinin yaşadığı görülür. Daha sonra ise, Saka Türkleri, Romalılar ve Sasaniler yerleşir.

Yavuz Sultan Selim, Trabzon şehrinde vali iken, buraları Osmanlı topraklarına katmıştır.

Yavuz Sultan Selim, Trabzon’dan ayrıldıktan sonra, fetih edilen bölgeler Osmanlı topraklarından ayrılmış ve Gürcistan vilayeti olmuştur.

I. Dünya savaşının başlaması ile birlikte Rus kuvvetleri sınırı geçmiş ve 1 Kasım 1914 tarihinde bölgeye girmiştir. Ermeni mezalimi de birleşince bölge halkı buradan ayrılarak Anadolu içlerine göç etmiştir.

23 Şubat 1921 tarihinde ise, Kazım Karabekir Komutasındaki Türk güçleri, bölgeyi yeniden fetih eder ve Anavatana dahil ederler.

Şavşat ismi Gürcücede “Şavi Şeti” olarak biliniyor bunun anlamı “Kara Orman” dır.

Gerçekten de Şavşat ve çevresi kocaman ve kopkoyu yeşil Doğu Ladin ağaçlarıyla doludur.

Uzaktan bakıldığında, kara çam orman denizi gibi görünüyor.

Artvin Şavşat
 

GENEL

Şavşat, dağlık ve engebeli bir arazi üzerine yayılmıştır. İlçenin dört bir tarafı yüksek dağlarla çevrilidir.

En yüksek dağ sırası, 3537 metre ile Karçkal dağlarıdır. İlçenin rakımı 950 metredir. Bazı yerlerde ise 1800 metreye kadar çıkar. Merkezin rakımı ise 1100 metredir.

İlçe akarsu bakımından zengindir. Ayrıca çok sayıda göl vardır. Göllerin en büyüğü, Karagöl dağlarında bulunan ve bu dağa ismini vermiş olan “Karagöl” dür.

Ancak Meşeli köyü orman içi mevkiinde, Milli Park içinde, ikinci bir Karagöl daha vardır ve burası piknik ve mesire yeri olarak kullanılır.

Pınarlı gölü yakınlarında ise Balık gölü bulunur. Arsiyan yaylasında Kız gölü, Boğa gölü ve Koyun gölü bulunur.

İlçede Karadeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak yüksek rakımlı yerlerde kışlar çok uzun sürer.

Kasım ayında başlayan kar yağışı, Nisan ayı ortalarına kadar sürer.

Artvin Şavşat
 

CİTTASLOW ŞEHRİ

Şavşat bir Cittaslow şehridir yani İtalyanca “Sakin şehir” dir.

Bu unvanı 2015 yılında almıştır. Ülkemizde 11 tane Cittaslow şehri vardır.

Bunların amacı: “Şehirlerin kendi kimliklerine sahip çıkarak, küreselleşme sonucu ortaya çıkan şehirlerin birbirine benzemesinin, aynılaşmasının önüne geçilmesidir.

Şehirlerin yönetilirken yerel yemeklerine, yöresel mimariye, gelenek ve göreneklerine, zanaatlarına, esnafına sahip çıkması ve desteklemesi, birliğin üye şehirleri için ortaya koyduğu kriterler vasıtasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır.”

Evet, Şavşat bu kriterlere uymaktadır ve Cittaslow şehri olarak seçilmiştir.

NE YENİR

Şavşat yöresine yolunuz düşerse ve yerel lezzetleri tatmak isterseniz sinor, peynir eritme, armut pekmezi denemelisiniz.

Şavşat Veli köy karüstü karakucak güreşleri
 

ŞAVŞAT VELİKÖY KARÜSTÜ KARAKUCAK GÜREŞLERİ

1370 metre rakımlı Veliköy’de düzenlenen güreşlere, Artvin ve Rize, Ardahan, Kocaeli, Tokat, Erzurum, İstanbul, Sivas, Samsun illerinden ve ayrıca Gürcistan, İran, Ukrayna ve Azarbeycan’dan güreşçiler katılıyorlar. Kar üstündeki güreşler 11 kategoride düzenleniyor.

ŞAVŞAT MESLEK YÜKSEK OKULU

Artvin Çoruh Üniversitesine bağlıdır. 2015 yılında kurulmuştur. Yüksekokul bünyesinde Sağlık Bakım Hizmetleri Bölümü Yaşlı Bakım Programı, Yönetim ve Organizasyon Bölümü, Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programı ve Hukuk Bölümü Sosyal Güvenlik Programları bulunmaktadır.

Artvin Şavşat
 

GEZİLECEK YERLER

Şavşat ilçesinde çok sayıda köy var ve bunların hepsi tam bir doğa harikasıdır, ancak ben sizlere özellikle gidip görmenizi önereceğim köylerden bazılarını anlatmayı tercih ettim.

Şavşat Kalesi

ŞAVŞAT KALESİ:

İlçe merkezine 3 km uzaklıkta Söğütlü Mahallesindedir. Artvin-Ardahan karayolu üzerindedir. 

Burada yaklaşık 10 yıldır sürdürülen kazı çalışmalarında: kalenin 10’ncu yüzyılda var olduğu ve 1850’li yıllara kadar kullanıldığı tespit edilmiştir. Ancak kitabesi yoktur.

Kalenin ilk dönemi, bölgede egemen olan Hıristiyan Gürcü Bagratlı Beyliklerine aittir. Kale, muhtemelen 1554 yıllarında Osmanlı Devleti idaresine geçmiş ve 1850’de ocaklık ve yurtluk sisteminin kaldırılmasının ardından tek edilmiştir. 

1878’deki Osmanlı-Rus harbinden sonra 43 yıl devam eden Rus yönetimi zamanında da herhangi bir amaçla kullanılmamıştır. 

Kazı sırasında, Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait altın sikkeler ile top gülleleri, sırlı ve sırsız seramik kapların da arasında yer aldığı yaklaşık 50 taşınabilir kültür varlığı bulunmuştur. Bu buluntular Rize Müzesinde sergilenmektedir. 

Günümüzde kale içinde sarnıç ve şapel kalıntıları bulunmaktadır. Surların ise bir kısmı ayaktadır.

Doğudan başlayıp batı ucuna kadar devam eden çevresinde, yaklaşık 13 metreye kadar yükselen 4 adet ve dikdörtgen formdaki, silindirik burçlarla, bunların yarısına kadar çıkan surlar yer almaktadır. İç mekanda, kalenin güneybatı surunda, dışa burç şeklinde yansıyan, 6.10 x 5.35 metre ölçülerinde, 15 metre yüksekliğindeki silindirik planlı kule bulunmaktadır. Asıl mekandan günümüze, 8 x 4.80 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlı ve üstü iki pahlı çatılı şapel kalıntısı ile hemen kuzeybatısında ana kayaya oyulmuş bir sarnıç ulaşmıştır. 

Kalenin doğu yönünde, birbirine bitişik olarak düzenlenmiş, 2.4 metre genişliğinde, dikdörtgen planlı, üstü tonozla örtülmüş iki burç yer almaktadır. Orta duvarında dışa açılan küçük bir pencere bulunur. Hemen yanındaki mekanda ise, yine dikdörtgen formlu, kapı yer almaktadır. İç kısmı bozulan ve üst duvarları yıkılan kule, yaklaşık 7 metre yüksekliğindedir. Kalenin tüm birimlerinde moloz taş ve kireç harcı kullanılmıştır. 

Evet, kalede restorasyon çalışmaları da sürdürülmektedir. 

 

Şavşat Efkar Tepesi
 

EFKAR TEPESİ

Buradan Şavşat ilçesinin birçok köyü görülebiliyor. Ayrıca Kaçkar dağlarının nefis manzarası da görülür. 

Fakir Baykurt isimli yazarımızın “Efkar Tepesi” isimli romanı, ismini buradan alıyormuş.

Yazar Şavşat’ta Türkçe öğretmeni olarak yaşarken köylerin ve köylülerin sorunlarına yönelik olarak bu romanı yazmıştır. Fakir Baykurt eserini bu tepeden aşağıyı seyrederken yazmıştır. 

Şavşat Efkar tepesi
 

Efkar Tepesine yolunuz düşerse, çaylarınızı içmeyi unutmayın. Ayrıca burada bir de restoran var. Efkar Tepesindeki işletme, Konya Selçuklu Belediyesi tarafından yaptırılıp Şavşat Belediyesince 10 yıllığına bedelsiz Şavşat Kaymakamlığına tahsis edilmiştir. Ancak kısa bir süre önce işletme yine Belediye tarafından devir alındı. 

Evet bu restoranda Türk mutfağının zengin bir menüsü sunulmaktadır. Özellikle kahvaltı seçenekleri öne çıkmaktadır. Buraya yolunuz düşerse, önereceğim yerel lezzet “Forma Kebabı” dır.

İlçede bütün sosyal etkinlikler burada düzenleniyor.

 

YAVUZ KÖYÜ

Eski adı “Mamanelisi” dir. Köyün ismi, 1925 yılında Milli Mücadelede göstermiş olduğu kahramanlık nedeniyle Yavuzköy olarak değiştirildi. 

Yavuzköy, ilçe merkezine 4 km uzaklıktadır. Artvin’den Ardahan’a giderken yol üzerindedir. 

Özellikle “Seyir Terası” mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yerdir.

Şavşat Yavuz Köyü Şavşat Evi

 Şavşat Evi

İlçe merkezindeki Şavşat Evi, 2012 yılında Şavşat Kaymakamlığı tarafından yaptırılmıştır. 2025 yılında ise yenilenerek yeniden hizmete açılmıştır. 

Mimari olarak yörenin ahşap mimarisini taşımaktadır. İki katlı ahşap mimari örneği taşıyan Şavşat eviyle, tarihi ahşap yapı olan Şavşat evlerinin yöresel dokusunu tanıtma amaçlanmaktadır. 

Burada Şavşat’ın yöresel yemekleri sunuluyor.

Ama buranın en büyük özelliği muhteşem manzarasıdır. Burada peynir eritmesi ve silor yemelisiniz, üstüne ise sütlaç deneyin.

Bu restoran hakkında son dönemlerde olumsuz görüşler belirtiliyor, umarım daha titiz ve itinalı servis yapılıyordur.

Şavşat Yavuz Köyü Seyir Terası
 

Seyir Terası

Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde 8’nci kilometrededir. Ulaşım kolaydır. Karagöl Sahara Milli Parkına yakındır. Dağların arasında bir vadide bulunan seyir terasından, Şavşat tamamen görülüyor, fotoğraf çekmek mümkündür. 

 

Mamanelisi Kalesi:

Yavuz köyün bilinen tek tarihsel yapısıdır. Köyün güneyinde bir derenin sağ kıyısında yer alır. Yüksek kayalık bir tepede, kaba yontu iri taşlarla inşa edilmiş olan kale, asimetrik bir plana sahiptir. Kalenin surları ile iç kısmında bazı yapı kalıntıları günümüze ulaşmıştır. 

Bu surlar geniş bir alanı çevrelemektedir. Surların çevrelediği alan içinde çeşitli yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bu kısımda daha çok bir tahkimatı andıran bir yapı da bulunmaktadır. 

Köyün sakinleri burayı “Rabat” olarak adlandırmaktadır. Buna göre, buranın sadece bir kale değil, aynı zamanda bir yerleşim yeri olduğunu gösterir. 

 

Şavşat Arsiyan Yaylaları

ARSİYAN YAYLALARI

Şavşat’ın: Pınarlı, Demirkapı, Ilıca köyleri ve Ardahan’ın Posof ilçesi arasında kalır.  

Yanlızçam dağları silsilesinin kuzeydoğu ucundadır. Şavşat Arsiyan arasındaki yol düzenli çalışır. 

En yüksek yerleri: Kençiyan Tepesi ve Kanlıtepe’dir. Dağcılık sporuna uygundur.

Kuzeyinde ve Batısında Gürcistan sınırı, güneyinde Ilıca köyü, güneydoğusunda Pınarlı köyü, Cin dağı ve doğusunda ise Posof bulunur.

Yaylada bulunan irili ufaklı 20 gölden biri olan Yüzen Adalar Gölü üzerindeki adacıkların rüzgarda yer değiştirmesi, efsanelere konu olan Boğa Gölü ve Kız Gölü ise hikayeleriyle ilgi çekiyor. Kız gölü, çok güzel bir kızın göldeki bir taş üzerinde altın tarağıyla saçlarını taramasıyla bilinir. Boğa gölü, göl çevresinde yaşayan yenilmez boğa olarak adlandırılan boğanın hikayeleriyle ünlüdür.

Şavşat Arsiyan Yaylası Yüzen Adalar

Yüzen adalar ise: keçeye benzeyen ve saç gibi birbirini tutan bitkilerin, sudan daha az yoğun bir kara kütlesi oluşturmasıyla meydana gelmektedir. Birbirine tutunan bu bitkiler, suyun üstünde sal gibi yüzmeye başladıktan sonra üzerinde bitki, ağaç yetişebilmektedir. Rüzgarın estiği yöne doğru yer değiştiren bu adalar, büyüklüklerine göre sırıkla da itilebilmektedir. 

Göllerin bulunduğu alanda ortalama 2.500 metre olan rakım, Genciyan Tepesi adı verilen zirvede ise 3.500 metrelere kadar çıkar. 

Arsiyan yaylası otu, suyu, balığı ile diğer yaylalardan farklıdır. Ayrıca tuz kayaları, kömür madeni ve irili ufaklı birçok çermik vardır.

Şavşat Bilbilan Karagöl
 

BİLBİLAN KARAGÖL-SAHARA MİLLİ PARKI

Karagöl-Sahara Milli Parkı, Türkiye’deki milli park alanlarından  birisidir. Park: Karagöl ve Sahara Yaylası olarak iki ayrı sahadan oluşur. 

İlçe merkezine 25 km uzaklıktadır. İlçe merkezine bağlı: Dalkırmaz, Çiftlik, Savaş, Çavdarlı köyleri üzerinden geçilerek göle ulaşılır.  

Karagöl bakirliğini korumuş, betonlaşma yoktur.

Denizden yükseklik 3200 metredir. Bu yüzden, göle sadece yaz aylarında gidilebilir.

 

Şavşat Bilbilan Karagöl

Üç büyük gölden oluşur. Bu göllerde, dünyada nadir olarak yetişen kırmızı benekli alabalık vardır.

Karagöl ve çevresinde, genel olarak paleojen ve neojen araziler yer alır. Kayaçlar genellikle sedimenter kökenlidir. Karagöl ve çevresi yer yer vadilerle yarılmıştır. Bu yarılmalar yörede heyelan ve kütle hareketlerinin aktif olmasına neden olmaktadır. Karagöl, rotasyonel olarak kayan kütlelerin gerisindeki çanakta biriken suların meydana getirdiği bir heyelan gölüdür. 

Göl çevresi ladin ve çamların meydana getirdiği yoğun ormanlarla kaplıdır. Ormanlarla çevrili olan Karagöl, ender manzara güzelliklerine sahiptir. Ayrıca gölün kuzeydoğusunda Bagat mevkii ve çevresinde çim kayağı pisti niteliğine sahip alanlar vardır. 

Muhteşem bir doğa görüntüsüne sahip olan bu gölün çevresinde yaz aylarının ortasında bile kar vardır. 

Ancak burada çadır kurmak serbest olsa da gölde yüzmek ve balık tutmak yasaktır.

Gölde alabalık ve Japon balıkları bulunuyor, bunları sahilde ekmekle beslemek güzel bir eğlencelik oluyor.

Şavşat Karagöl Kır Gazinosu

Sonuç: Karagöl, bir sezonda yaklaşık 30 bin kişiyi ağırlamaktadır. Karagöl’de kır gazinosu olarak kullanılan ve 12 yataklı konaklama hizmeti veren bir de tesis bulunmaktadır. 

Şavşat Sahara Yaylası

Sahara Yaylası:

İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır. Sahara yaylasının yörenin genel olarak örtü bazaltlarından meydana gelen bir jeolojik yapısı vardır. Örtü bazaltlarının sıyrıldığı yerlerde tersiyer arazisi ortaya çıkar. Yer yer derin vadilerle parçalanan yörede, eğim değerleri oldukça yüksektir. Sahara bu eğimli arazide 1700-1800 metrelerde yer alan sınırlı düzlüklerdendir. Orman örtüsü, ladin ve göknarlardan meydana gelmiş olup alt bölümlerde sarıçam da bulunur. 

Laşet deresi kenarında 1700-1800 metrelerde kademeli olarak yer alan düzlükler aynı zamanda “Sahara Pancarcı Şenlikleri” nin yapıldığı yerdir. Bu şenliklere ilçe dışında oturan yöre insanları da katılarak bölgeye iç turizm açısından ekonomik katkı sağlamaktadırlar. Sahanın sahip olduğu bu rekreasyonel potansiyelin ve doğal güzelliklerinin korunması amacıyla 1994 yılında Milli Park kapsamına alınmıştır. 

 

Şavşat Kocabey Köyü
 

KOCABEY KÖYÜ

İlçe merkezine 12 km uzaklıktadır. Şavşat-Ardahan karayolu kenarında ilçenin en büyük köylerindendir. Sahara Karagöl Milli Parkı sınırları içindedir. Sahara dağı eteklerindedir. 

Eski ismi “Kuçeni” köyüdür. Gürcüce kelimenin anlamı “kısa boylu ve küçük” demektir. 1925 yılında ismi “Kocabey” olarak değiştirilmiştir. 

Kocabey Kışla evleri, kendine özgü ahşap mimari özellikleriyle ilgi çeker.

Burada bir de 115 yıllık Kocabey camisi var. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen caminin ahşap kaplama minaresi ilgi çekiyor, minare orijinal ağaçtan yapılmıştır.

Bu yörede her yıl Temmuz ayının 4’ncü haftasında Sahara Pancarcı Festivali düzenlenmektedir.

Kışlada kamp ve karavan turizmi yapılır.

Şavşat Kocabey Cami

Kocabey Köyü Camii:

Kitabesine göre, Kanioğlu Ali Usta Torunoğlu Hasan Usta ve Piroğlu Ali Usta tarafından inşa edilmiştir. 1890 yılında inşa edilmiştir. 

Malzeme olarak taş ve ahşap kullanılmıştır. Cephe; farklı tonlardaki kesme taşlardan oluşmaktadır. 

Yapı zemin kat, bir normal katta oluşur. Caminin revaklı girişi bulunmaktadır. Cami minaresinde ahşap malzeme kullanılmış olup cami tek minareli ve şerefesizdir. Çatı ahşap konstürsiyona sahip, dört yönde kırma çatı olup, üzeri alaturka kiremitle örtülüdür. 

Yapının ana girişi kuzey yöndendir. Yapının cephesinde ortada usta ismi görülmektedir. Usta isminin iki yanı ise ay-yıldız ve selvi ağacından oluşan kabartma ile süslenmiştir. Ana giriş kapısı ahşap ve işlemelidir. Mihrap kesme taş malzemeden yapılmıştır. Vaaz kürsüsü de orijanal olmayıp açık kahverengi ahşap malzemeden yapılmıştır. 

Tavan ahşap sade ve işlemesizdir. 

 

 

Şavşat Maden Köy
 

MADEN KÖYÜ

İlçe merkezine 37 km uzaklıktadır. Köyün başlangıç seviyesi deniz seviyesinden 1749 metre, en yüksek tepesi olan Sazgirel Tepesi ise yaklaşık 2430 metredir. 

Eski ismi ile Bazgiret olarak adlandırılan ve yeni ismi ile Maden köyü olarak geçen köy, kesin olarak bilinmemekle birlikte, Bazgiret adı vadideki bitki örtüsünden (Dikenli yapraklı çalı) esinlenerek verildiği tahmin edilmektedir.

Diğer bir olasılık ise, vadiye ilk yerleşen ailenin şimdiki Çimen soyadı yani Gürcüce ise Bezgi-yent olarak geçen soyun olması sonucu, Bazgiret adının bu aileden türemiş olabileceği söylenir.

Evet Maden köyü, yörenin çok eski köylerindendir. 

Köyde hiçbir şeyden etkilenmeden gelenek ve görenekler hale sürdürülüyor. Köyde aralarında yarım asırlık yapıların da yer aldığı 74 ahşap ev yıllara meydan okurken, köyün yaz aylarındaki muhteşem görünümü dikkat çekiyor. 

Köyün adı ile adlandırılan Maden Deresi, 2500 metre yükseklikteki Kotela dağından doğar, tamamı 5 şelaleden oluşan Maden köyü şelalelerinden sonra, köy arazini bölerek köyün kuzeyinden doğusundaki Çağlayan köyüne akar. 

Üç tarafı kayalık ve ormanlarla kaplı köyde, kışlar çok sert geçiyor. Madenköy yöresinde, her yıl Ağustos ayının ikinci haftasında “Marioba Şenlikleri” yapılıyor.

Şavşat Maden Köyü Şelalesi

Maden Köy Şelalesi-Bazgiret Şelalesi:

Yaklaşık 40 dakikalık patika yollar yürünerek, akarsular aşılırken, sarp kayalıkların arasından dik bir şekilde dökülen suyun gürültüsü ve heybetli görüntüsüyle karşılaşılır. Özellikle Karçal Dağlarında karların erimesiyle şelale daha coşkulu akmaya başlıyor. 

Suyun: 3 koldan dereye ulaşmasındaki heybeti izlemek mümkündür. 

Şavşat Cancır Yaylası

Cancır Yaylası

İlçe merkezine bağlı Maden köyü yaylasıdır. Burada ilginç ahşap mimari yapılar bulunmaktadır. Rakımı 2170 metredir. Maden Köyünde (Bazgiret) yaşayanların kullandığı bir yayladır. 

Yaylanın en önemli özelliği Marioba şenlikleri burada düzenlenmektedir. 

Şavşat Marioba Şenliği

Marioba Şenliği:

Marioba veya Mariamoba, Gürcüstan’da Cavaheti bölgesindeki Gürcülerin kullandığı bir bayram veya şenliktir. 

1970’li yıllardan beri eski geleneğe uygulanmayan Marioba Şenliği, 2005 yılından bu yana Mariyoba Festivali adıyla yeniden organize edilmektedir. 

Maden köyünün Cancir yaylasında, her yıl Ağustos ayının ikinci haftasında 7 gün 7 gece kutlanır. Yörenin Meydancık Gevrek Festivalinden sonra, yerel ve uluslararası en çok ilgi toplayan etkinliğidir. 

Festivalin en dikkat çekici aktivitesi bir halk tiyatrosu olan Berobana oyunudur. Bundan biraz söz etmek istiyorum.

Berobana oyunu yaylaya çıktıktan sonra yaylanın düz yeri olan Kalo’da oynanan bir köy halk tiyatrosudur. Hiçbir yazılı metni olmayan, tamamen doğaçlama olan bu oyunda birçok hayvan maske ve figürleri ile ziller, çıngıraklar, güğümler kullanılır.

Güğümlerin içine çakıl taşı doldurulup Beri’nin beline bağlanır. Berobana oyununda Gelin (Pate), gelinin korumaları (Takhi) ve yaşlı adam olan Beri, gelinin sahibi olarak oyunda yer alır. Oyunda gelin de dahil tüm oyuncuları erkeklerden oluşmaktadır.

Oyunda genellikle hayvan postlarıyla hazırlanan maske ve giysiler kullanılır. Gelinin kostümü kadın giysileridir.

Gelinin korumaları eski elbiseler giydirilmiş yüzleri çeşitli boyalarla boyanmış kişilerdir. Evet biraz uzun oldu ama bir gün olurda yolunuz buraya düşerse oyunu izlerken daha bilinçli izlersiniz.  

Şenliğin yürüyüşü geleneksel olarak: köyün başlangıç noktası olan Komoban’dan (Aşağı Mahalle) başlamaktadır. Yayla yürüyüşünde önce kadınlar ve kızlar rengarenk geleneksel bir tür kıyafet olan buzmalarını giyerler.

Yaylaya gitmek isteyenler yürüyüşe katılmakta ve kalabalık çoğalmaktadır. Daha sonra Zemoban’a (Yukarı Mahalle) çıkılmakta ve oradaki insanların katılımıyla yürüyüş devam etmektedir. 

Yürüyüş sırasında görülen düzlüklerde, tulum ve akerdeon eşliğinde horon oynanır ve geç kalanların gruba yetişmesi beklenir.

Günümüzde şenliklerde sadece akordeon çalınmaktadır. Burada ekerdeon’a ayrı bir başlık açmak lazım. Akerdeon en yaygın çalgı aletidir, hemen hemen her evde bulunan bu müzik aleti sayesinde, insanlar küçük yaşta akerdeon çalmayı öğrenir. 

Yürüyüş sonunda yaylaya varıldığında, oraya daha önceden çıkan yaylacılarla birleşilir ve 7 gün 7 gece yaylada eğlence yapılır. Köydeki işlerin durumuna göre bu süre uzayabilmektedir. 

Şenlikteki başlıca gelen aktivitelerden biri, müzik eşliğinde köy halkının koyunları Koyun Yıkama Deresine götürüp yıkamasıdır. Daha sonra akordeion ve tulum eşliğinde, yöresel müzikler eşliğinde yaylaya geri dönerler. Bu etkinliğin amacı koyun yünlerinin temizlenmesi ve koyundan elde edilen yünden yorgan, yastık, ip yapmaktır. Koyun kırkımı yapılmadan önce, koyunları yıkama işlemi tüm yayla halkı tarafından birlikte yapılmaktadır. Koyunlar yaylaya döndükten sonra kırkılır ve yünler toplanır. 

Şavşat Bazgireti Kilisesi

Bazgireti Kilisesi:

Bazgireti köyünün batısında, deniz seviyesinden 2430 metre yükseklikte, köylülerin Sazgirela, Sazgireli Düzü olarak adlandırdıkları yerde bulunmaktadır. Bu ad “Satskerela” dan yani “gözetlemeden” geliyor olabilir. Burası ayrıca Kiliseler adıyla da bilinmektedir. 

16’ncı yüzyılda inşa edildiği düşünülür. Tek neflidir.

Kilise, köyün batısında deniz seviyesinden 2430 metre yükseklikte bulunmaktadır. Büyük ölçüde yıkık olan yapının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Büyük ölçüde yıkık olan kilisenin güney tarafına bitişik 10 x 9 metre boyutlarında bir yapının bulunduğu, bugüne kadar ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Doğu ve kuzey duvarlarının yüksekliği 1 metreyi bulur. Diğer duvarlar ise daha alçak seviyede olup yıkıntılar altında kalmıştır. Güney tarafındaki bitişik binanın duvarları daha aşağı seviyededir. Kilise sarımsı renk taşlarla harç kullanılmadan inşa edilmiştir. 

Şavşat Meydancık Köyü

 

MEYDANCIK KÖYÜ

Eski ismi “Diyobani” köyüdür. İlçe merkezine uzaklığı 33 km dir. Ulaşım: Artvin-Şavşat karayolundan Şartul mevkiinden ayrılarak Meydancık Çayı kenarından devam eden karayolu ile sağlanır. 

Köyün isminin Gürcüce de anlamı “Büyük yer” demektir. Bu yer adı Türkçeye Diyoban olarak geçmiştir. 

1993 yılında Meydancık (Diobani) köyü ile Balıklı (Tskalsimeri), Mısırlı (İveti) ve Taşköprü (İphrevi) köyleri birleşerek Meydancık Belediyesi kuruldu.2013 yılında Belediye varlığı sona erince Meydancık yine bağımsız bir köy oldu. 

Yörenin sınırları içindeki Papart Vadisinin bir bölümü, 2010 yılında 1 ve 3’ncü derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. 

Son bir not: Burada bir askeri birlik var. 3’ncü Hudut Bölük Komutanlığı. 

Şavşat Meydancık Köyü Papart Vadisi

Papart Vadisi:

İnsan yerleşiminin doğal dokuyu bozmadan, çevresiyle uyum içinde geliştiği alan yöreye özgü ahşap mimari örneklerini barındırmasının yanı sıra, nitelikli ormanları içeren hareketli topoğrafyanın oluşturduğu ilginç kompozisyonlar ve peyzaj bütünlüğü nedeniyle 2010 yılında büyük kısmı Birinci derece, birkaç yerleşim alanı ise üçüncü derece olmak üzere Doğal Sit alanı olarak belirlenmiştir. 

Evet, Türkiye-Gürcistan sınırı yakınlarında yer alan 1650 metre yükseklikteki yayla doğal orman örtüsü ve meraları görülmeye değer bir doğal güzelliktir. 

Papart deresi vadisi Karçal Dağları Önemli Doğa Alanı sınırları içerisinde bulunan bir doğal alandır. Büyük ölçüde volkanik kayaçlardan oluşan bir dağ sisteminin parçası olan Karçal Dağları, önemli doğa alanının doğusundadır. Alan, ani yükseklik değişmeleriyle ortaya çıkan ekosistem çeşitliliği, yüksek endemizm oranı ve zengin yaban hayatıyla dikkat çeker. 

Alanda 26 bitki toksonu kriterlere uymaktadır. Alanda üreyen kuşların başında dağ horozu ve ürkeklik yer alır. Bölge yırtıcı kuşların göç yolu üzerinde olmasından dolayı, zengin kuş varlığıyla da ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Özellikle son bahar aylarında yoğun bir yırtıcı kuş göçüne ev sahipliği yapmaktadır. 

 

 

Şavşat Meydancık Köyü Taş Kemer Köprüsü

Meydancık Taş Kemer Köprüsü:

Köprü, ilçe merkezine bağlı Taşköprü Mahallesinde, Bocanat Deresi üzerindedir. 

Yapının kitabesi yoktur. Muhtemelen Orta Çağ döneminde yapılmıştır. Tek gözlü ve yolu düz köprüler gurubundadır. Köprü gözü basık kemerli olup, korkulukları yoktur. Köprü, tümüyle kaba yontu taşıyla yapılmıştır. 

Günümüze kadar sağlam olarak ulaşmıştır. 

Şavşat Sateve Yaylası

Sateve Yaylası

İlçe merkezine bağlı Meydancık beldesine bağlıdır. İl merkezine 44 km uzaklıktadır. 

Yaylaya ulaşım nispeten kolaydır, minibüs dahil her türlü araç ile gidilebilir.  

Yükseklik yaklaşık 1778 metredir. Yaylanın çevresinde ormanlık alanlar, otlaklar ve doğal peyzaj özellikleri mevcuttur. Yaylanın doğası büyük ölçüde el değmemiştir. Yapılaşma sınırlıdır. 

Şavşat Satave Gevrek Festivali
SATAVE Gevrek Festivali:

Festival alanı, Şavşat ilçe merkezine 44 km uzaklıktadır. 

Her yıl Temmuz ayının 2’nci hafta sonu, 1400 rakımlı Sateve Yaylasında “Gevrek Festivali” düzenlenir.

Bu festival yöresel kültür unsurlarını ve özellikle Gürcü gelenekleri ve halk müziklerini yaşatmayı amaçlar. Gürcistan sınırındaki 20 köyün ortak katkısıyla organize edilen bu festival, yöre halkı tarafından “Gürcü Festivali” olarak da biliniyor. 

Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen vatandaşlar, Türkçe ve Gürcüce seslendirilen şarkı ve türküler eşliğinde horon oynayarak dolasıya eğlenirler. Katılımcılardan bazıları festival alanında etkinlikleri takip ederken, bazıları da çevredeki ormanlık alanda kurdukları çadırlarda piknik yaparak doğayla iç içe vakit geçirirler. 

Festivalde katılımcılara, etkinliğe adını veren ve kaymakla hazırlanan geleneksel kuzineden pişirilen gözlü ekmek olan çeşit çeşit “gevrek” ikram edilir. 

Şavşat Kirazlı Köyü

KİRAZLI KÖYÜ

İlçe merkezine 21 km uzaklıktadır. Eski ismi “Balvana köyü” dür. Sahara dağı eteklerinde kuruludur. Balvana kelimesinin anlamı, Gürcüce de kiraz anlamındaki bali kelimesinden türemiştir. Kirazlı, kiraz ağaçlarıyla zengin anlamına gelir. 

Şavşat Balvana Manastırı

Balvana Manastırı-Sulesi Manastırı:

Kirazlı köyü sınırları içindedir. Kirazlı köyünün 1.5 km doğusunuda, Oşoreti deresinin sağ kıyısında, bugün de sadece bir patika ile ulaşılan bir kayanın dibinde ve bu kayaya yaslanmış olarak inşa edilmiştir. 

Evet, 10’ncu yüzyılda Gürcü Krallığı zamanında inşa edilmiştir. Sulesi ve Balvana köyleri sınırında bulunduğu için Sulesi Manastırı olarak da bilinir. 

Manastır kompleksi içinde, kuzey tarafından bitişik yapısıyla ana kilise ön önemli yapıdır. 

Birkaç katlı yapıda, iki mezar odası ve içinde keveri denilen küplerin bulunduğu mahzen vardır. 

Kayanın üst kısmında, kayaya oyulmuş basamaklar ile duvar kalıntıları görülür. 

Manastır bölümlerinin bir kısmının bu üst katta olduğu tahmin edilmektedir. 

Manastırın ana kilisesinin bir cephesi kayaya yaslanmıştır. 

Kuzey tarafında bitişik bir yapı bulunan kilise, iki katlıdır. 

Kilisenin ana mekanına küçük bir holden girilir ve buradaki girişin üç kenarı da kabartmalarla süslenmiştir. 

Kilisenin ana mekanının alt katında tonozla örtülü bir oda bulunmaktadır. Bu oda “kemiklik” olarak da bilinen mezar odasıdır. 

Gelelim günümüze: manastır harabe durumundadır, yapının bazı kısımları büyük ölçüde ayakta olsa da tam restorasyon görmemiştir. Erişim mümkündür ancak yollar genellikle patika şeklindedir. Araçla değil yürüyerek gitmek gerekir. 

 

 

Kirazlı Köyü Kaya Odaları

Manastırın kuruluşundaki adı bilinmediği için bu komplekse, Türkçe Kaynaklarda “Kraliçe Tamar’a atfen “Tamara Odaları”, Kirazlı köyünde bulunmasından dolayı “Kirazlı Köyü Kaya Odaları” gibi adlar verilmiştir. 

Meskun mahalden uzakta, sarp bir kayalıktadır. Kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Hangi tarihte yapıldığı kesin değildir.

 

Şavşat Söğütlü Mahallesi

SÖĞÜTLÜ MAHALLESİ

İlçe merkezine 2 km uzaklıktadır. 

 

Şavşat Söğütlü Mahallesi Şato

Şato:

Yapı, kitabesine göre 1833 yılında inşa edilmiştir. 19’ncu yüzyılda yönetim binası olarak kullanılan yapı, Rus işgali sırasında çıkan bir yangın nedeniyle orijinal durumunu koruyamamıştır. 

Yığma yapım sistemiyle inşa edilen yapıda moloz ve kesme taş malzeme kullanılmıştır. Üst katları yıkılmış olan yapının iki katı günümüze ulaşmıştır.

Ana kapıdan avluya girilen yapıda, alt kat depo üst kat konut olarak kullanılmaktadır. Bazı yerlerde tuğladan ekler yapılmış ve yapının mimarisi bozulmuştur. 

Yapı, vadi yükseltisi üzerinde bulunan doğu yönünde düz bir arazide bulunmaktadır. Cephe duvarları 1.20 metre kalınlığındadır. Yapının cephesinde dolgu tekniği kullanılmıştır.

Cephenin bir bölümünde, kapılarda ve köşelerde iki renkli düzgün kesme taş kullanılmıştır. Yapının diğer bölümlerinde moloz taş kullanılmıştır. Yapı bulunduğu bölgede pek rastlanmayan bir yapı örneği olması nedeniyle ilgi çeker. 

Günümüzde konak olarak kullanılmaktadır.

 

Şavşat Satlel Kilisesi

Satlel Kilisesi ve Mezarlığı

İlçe merkezine bağlı Söğütlü mahallesindedir.

Değişik zamanlarda onarım geçirdiği anlaşılan yapı, muhtemelen Ortaçağ döneminden sonra kilise olarak inşa edilmiştir.

Daha sonra kilise büyütülmüştür. 1923 yılında kilise camiye çevrilir.

Günümüzde herhangi bir amaç için kullanılmıyor. Vakıf arazisi üzerindedir.

Çevresi Osmanlı döneminden kalma hazire ile çevrilidir. Kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen plandadır.

Kuzeyde ve güneyde, dikdörtgen planlı iki mekan bulunur.

Tüm yapı, dıştan kuzey-güney doğrultusunda çatıyla örtülmüştür.

Yapı, plastik ve freskli süsleme açısından sadedir. Ancak doğu cephesinde haç motiflerinden oluşan plastik süslemelere yer verilmiştir. Cephe duvarları, dolgu duvar tekniğiyle örülmüştür. Yer yer düzgün kesme taş malzeme de kullanılmıştır. 

Kuzey cephesi dışında, diğer tüm cepheleri sağlam olan yapının özellikle kuzey mekanın (son cemaat yerinin) üst örtüsü tümüyle çökmüştür. Çatısı onarıma muhtaçtır. Minberi yerinden alınmıştır. 

Şavşat Satlel Kalesi

Satlel Kalesi

İlçe merkezine 2 km uzaklıktaki Söğütlü mahallesindedir. Artvin-Şavşat karayolu üzerindedir. Yüksek bir ana kaya üzerine kurulmuştur.

Kuzeyden batıya doğru devam eden bölümünde ise, surlar yok denecek kadar azdır.

Doğudan başlayıp, batı ucuna kadar devam eden çevresinde ise, yaklaşık 13 metreye kadar yükselen, 4 adet ve dikdörtgen formdaki, silindirik burçlarla, bunların yarısına kadar çıkan surlar yer alır.

İç mekanda, kalenin güneybatı surunda, dışa burç şeklinde uzayan ve 15 metre yükseklikte, silindirik planlı kule bulunur.

Asıl mekandan, günümüze dikdörtgen planlı ve üstü çatılı şapel kalıntısı kalmıştır. Ayrıca hemen kuzeybatısında, ana kayaya oyulan bir sarnıç ulaşmıştır.

Kalenin doğu yönünde, birbirine bitişik olarak düzenlenmiş, üstü tonozla örtülmüş iki burç bulunur. Orta duvarında dışa açılan küçük bir pencere bulunur.

Hemen yanındaki mekanda ise, dikdörtgen formlu kapı vardır.

İç kısmı bozulan ve üst duvarları yıkılan kule, yaklaşık 7 metre yüksekliktedir. Kalenin tüm birimlerinde moloz taş ve kireç harç kullanılmıştır.

Yapının kitabesi olmadığından: kesin olarak hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor.

Plan ve mimari özellikleri bakımından, Bagratlı krallığı kalelerine benzer. Bu benzerlik dikkate alındığında, 9’ncu yüzyılda inşa edildiği söylenebilir.

Şavşat Demirci Köyü

 DEMİRCİ KÖYÜ

Eski ismi “Dada” köyüdür. Gürcüce olan kelimenin anlamı “Köy, kasaba” demektir. İlçe merkezine 25 km uzaklıktadır.

Şavşat Demirci Köyü Köprüsü

Demirci Köyü Köprüsü

Kitabesi yoktur. Ancak, yörede elde edilen bilgilere göre: aslen Demirciler köyünden olup, Köstence’de valilik yapmış “Osman Paşa” tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi olarak, muhtemelen 18’nci yüzyıl tahmin edilmektedir.

Köprü, tek gözlü ve yolunun eğimli olduğu köprüler gurubuna girer.

Köprünün uzunluğu 33 metre, genişliği 2.8 metredir.

Köprü gözü, iki kademeli sivri kemerle belirlenmiştir. Kemer: düzgün kesme taş, diğer yerleri moloz taşla inşa edilmiştir. Yol döşemesi moloz taştır. Her iki yöndeki korkuluk duvarları sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

Şavşat Muratlı Köyü
 

MURATLI KÖYÜ

Köyün eski ismi “Maradit” dir. Bu kelimenin anlamı Gürcü dilinde “büyük geniş düzlük çayır” demektir.

Çünkü Maradit, yaklaşık 5 kilometrelik bir düzlüğe sahiptir. Kelimenin bir diğer anlamı ise, şarap kapılan küp demektir.

Hopa-Borçka üzerinden buraya gelirseniz, yol üzerinde 2005 yılında yapılmış Muratlı Barajı gölünü görebilirsiniz.

Bu göl suları altında bir köy kalmıştır ve Karşıköy isimli bu köyün cami minaresi ve çay fabrikası bacası, gölün ortasında görülüyor.

Bu durum elbette turistlerin ilgisini çekiyor, baraj gölünde sandalla gezmek mümkün.

Şavşat Muratlı Camii
 

Muratlı Camisi

İlçe merkezine bağlı Muratlı köyündedir.

Kapının üstündeki kitabeye göre, 1846 yılında, Ahmet Usta tarafından yapılmıştır.

Yine bu kitabeye göre: 1847 yılında Uzunhasan Zade Hüseyin Alemdar tarafından minberi, Sağıroğlu Hüseyin Ağa tarafından mahfil katı yaptırılmıştır.

Yöredeki Rus işgali sırasında, iç mekanda meydana gelen tahripler nedeniyle, onarım gören caminin orijinal minaresi, 1979 yılında yeniden yaptırılmıştır.

Minaresi ve bodrum bölümü dışında, tüm yapı ahşaptır. İç mekanın en önemli süsleme bölümü, ajur tekniğiyle ele alınan minberidir.

Giriş kapısı ve minberi ağaç oymalı çeşitli motiflerden ve süslemelerden oluşmaktadır.

Cephelere sonradan sürülen yağlı boya, yapının orjinalliğini bozmuştur.

Ancak zengin süslemeli harimin halen vernikle korunan birimleri, büyük bir kazançtır.

Yapı, geç devir Osmanlı camileri içinde, bölgeye özgü zengin ağaç oyma süslemeleri açısından önemlidir. Cami, günümüzde ibadete açıktır.

Şavşat Cevizli Köyü-Tibet

CEVİZLİ-TİBET KÖYÜ

Cevizli, ilçe merkezine bağlı ve 13 km uzaklıktadır. Eski adı “Tibet köyü” dür.

Köydeki bazı insanların misal Terzioğulları mahallesindeki bazı kişilerin, Uygurlara benzer göz yapısı vardır.

Ayrıca Turutlar mahallesi bir Kıpçak boyunun ismini taşımaktadır ki, bu kökeni gösteren bir işarettir. Artvin-Erzurum-Ahıska ve Ardahan Kıpçak Türklerinin yaşadığı yerlerdeki Türk kültürü gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.

Eski Türklerin yaşam biçimi olan yaylacılık, Tibetliler tarafından hala devam ettirilmektedir. Gürcistan’ın özerk cumhuriyeti Acaristan sınırındaki Arsiyan Yaylasına çıkılmaktadır.

Geçmişte güçlü şekilde yapılan yaylacılık artık yok olmaya yüz tutmuş vaziyettedir.

Yazılı kaynaklara göre yapı, 899-914 yılları arasında bölgeye hakim olan Bagratlı Prenslerinden Aşot Koukhi döneminde yaptırıldığı anlaşılan ve yontma taştan yapılmış, dört yüzeyden ibaret olan çatısının her yüzeyinde “Koç heykeli” bulunan iç mekanda “Havari” figürleri mevcut olan kilisesi ve ahşap evleri ile dikkat çekmektedir.

Şavşat Tibeti Kilisesi

Tibeti Kilisesi

İlçe merkezine bağlı Cevizli köyündedir.

Günümüze ulaşan herhangi bir kitabesi bulunmamaktadır.

Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre; 899-914 yılları arasında bölgede egemen olan Bagratlı Prenslerinden Aşut Koh tarafından yaptırılmıştır.

11’nci yüzyıldan sonra yörenin önemli dini merkezleri arasında anılan yapı, 12 ve 15’nci yüzyıllarda dışı kesme taş tekniğiyle örülerek onarım görmüştür.

Bölgenin İslamiyeti kabul etmesiyle birlikte cami olarak kullanılan yapı, 1885 yılında kubbesine ve haç kollarına yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüş ve 1889 yılında kaderine terk edilmiştir.

1953 yılında kubbesi çökünce iyice harabeye dönmüştür.

Kilise günümüze gelen şekli ile serbest haç planlı olup, dıştan 26 x 25.50 metre ölçülerindedir.

Dıştan onaltıgen, içten yuvarlak bir yapıya sahiptir. Nedeni bilinmemekle birlikte, 11’nci yüzyılda kilisenin üzerine bir kilise daha yapılmıştır.

Yapıdan günümüze sadece cephe duvarları kalmıştır. Çünkü uzun yıllar define avcıları tarafından harap edilmiştir. 
Heykelleri sökülmüş, kazılmış ve hatta söylenenlere göre, 1950’li yıllarda kimliği bilinmeyen bir Kaymakam tarafından 19 noktasından dinamitlenerek yıkılmak istenmiş, ancak dinamitlerden 18 tanesi patlamış, 1 tanesi patlamamış, kilise yine de ayakta kalmıştır. 
Dinamit yuvalarını kilisenin çeşitli yerlerinde görmek mümkündür.

Kiliseye çevresinde yaşayan köylüler sahip çıkmıştır.

Bu kilise, özellikle Gürcüler tarafından ziyaret ediliyor. Fakir Baykurt “Efkar Tepesi” isimli kitabında, bu kiliseden bahseder.

 

 

Artvin şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Ardahan şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.