Yalova Çınarcık

Yalova Çınarcık
 

Yalova Çınarcık; İl merkezine 17 km uzaklıktadır.

Çınarcık-Armutlu arası 37 km, Çınarcık-Termal arası 8 km, Çınarcık-Çiftlikköy arası 23 km, Çınarcık-Kocaeli arası 88 km, Çınarcık-İstanbul arası 188 km. Çınarcık-Bursa arası 88 km, Çınarcık-Gemlik arası 61 km. dir.

İstanbul’dan deniz otobüsü (İDO) ile Yalova’ya yaklaşık 45 dakikada ulaşılır, oradan Çınarcık’a kara yolu ile 20-25 dakikada gidilebilir. Ayrıca özel araçla Osmangazi Köprüsü üzerinden 1.5 saat civarında Çınarcık’a ulaşmak mümkündür. 

TARİHİ

Çınarcık ilçesinin bulunduğu topraklarda, MÖ 4000-3000 yıllarında kurulmuş yerleşim yerleri vardır.

Roma imparatoru Constantinus zamanından kalma kalıntıları, Çınarcık ve köylerinde rastlamak mümkündür.

1325 yılında Türklerin eline geçen Çınarcık, Kurtuluş savaşı yıllarında, üç kez işgal edilmiş ve 1921 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır.

Bu işgal dönemlerinde, ilçenin Ortaburun köyü, Aşağı Kocadere ve Yukarı Kocadere köy halkının malları, Rumlar tarafından alınmış ve mal sahipleri öldürülmüştür.

Yalova Çınarcık
 

Kocadere köyündeki mezalim, soykırım, yakıp-yıkma hepsinden korkunç olmuştur.

İşgal günlerinde Yunanlılar tarafından köyden toplanan insanların bir kısmı denize dökülerek öldürülmüştür.

Geri kalan kadın, çocuk ve yaşlılar ise, Bekir Onbaşıya ait bir eve doldurularak yakılmıştır.

880 kişinin can verdiği bu katliamın anısına, aynı yerde yapılan şehitlik her yıl 29 Nisan tarihinde anma törenleriyle dolup taşmaktadır.

Fakat ne kadar ilginçtir ki, burada böyle bir olay olduğunu ben buraya görünce öğrendim, keşke bu olay daha etkin kutlansa, bu katliamdan bütün dünyanın haberi olması gerekir, umarım anma törenlerine basın ilgi gösterir.

Çınarcık’ın Rumlar dönemindeki ismi “Kio” dur.

Temiz havası olan şehir anlamına gelen bu sözcükten sonra da, sahip olduğu ulu çınarlardan dolayı “Çınarcık” ismini almıştır.

Ancak Fevzi Çakmak, burayı ziyaretinde Belediye Parkındaki (Çınaraltı Gazinosu) anıt çınarı gördüğünde “Çok yazık etmişler buraya Çınarcık demekle, Koca Çınar demeliydiler” demiştir.

Evet, bölgenin tarihindeki en önemli olay “deprem”, 17 Ağustos 1999 tarihindeki Marmara Depreminde, ilçede toplam 5077 konut zarar görmüştür.

Yalova Çınarcık
 

GENEL

Çınarcık, plajları ve kampları ile öne çıkan bir turizm merkezidir.

Özellikle bayram tatillerinde, ilçenin nüfusu 10 katına kadar çıkmaktadır.

Başta İstanbul olmak üzere çevre illerden buraya yoğun ziyaretçi akını yaşanmaktadır.

İlçenin nüfusu normalde 18 bin civarında iken bayram tatillerinde 200 binlere kadar çıkar.

Deniz seviyesinden yükseklik ortalama 30 metredir.

Kolay ulaşımı, temiz denizi, orman ve sayfiye alanları ile her dönemde olduğu gibi, bugünde çekiciliğini korumaktadır.

Ormanlarla kaplı Samanlı dağlarının kuzey yamacında, denize uzanan Çınarcık ilçesi, doğal bitki örtüsü ve dört mevsim turizme açık olan alanları ile bölgenin en fazla talep gören turizm alanıdır.

Koru köyden başlayıp Esenköy’e kadar uzanan bir kıyı şeridi üzerinde bulunan ilçede Paşa Limanı Burnu, Kocadere Burnu, Dikilitaş Burnu, Dermaz Burnu, Baba burnu, Orman Uçuğu Koyu, Engere Koyu, Mersin Burnu gibi doğal güzellikler vardır.

Çiçek bahçeleri, koyları, temiz sahil şeridi ve her yaşa hitap eden eğlence merkezleriyle gerçekten güzel bir yerleşim yeridir.

Yine de Çınarcık denince, akla yazlıklar gelir.

Sırtını ormana vermiş, onar katlı apartmanlar.

Bunun yanında Çınarcık ve Teşvikiye’yi geçtiğinizde, evler ve apartmanlar biter.

Yemyeşil bir doğa ile baş başa kalınır.

Yaşlı çınarlar altında bulunan çay bahçelerinde, toprağa basarak oturma imkanı vardır.

Derken Şarköy’e gelinir. Burada görkemli bir çınar ağacı bulunuyor.

Çınarcık ile ilgili önemli bir not, burası (Koru beldesi) ülkemizdeki kesme çiçekçiliğin merkezidir. Burada: 406 dekar serada çiçek yetiştiriciliği yapılmaktadır.

Çınarcık Altın Çınar Festivali
 

ALTIN ÇINAR FESTİVALİ

Bu geleneksel festival, 1994 yılından beri Temmuz ayı ortasında düzenlenmektedir.

Çünkü festival döneminin okulların kapanması ve yazlıkçıların geldiği döneme denk getirilmesi düşünülmüştür.

 

ŞENKÖY KIZILCIK ŞENLİKLERİ

Her yıl Ağustos ayının ilk haftasında düzenlenir.

Köy meydanı süslenir, köy halkının ev sahipliğindeki şenlik coşkuyla kutlanır.

Ana tema, kızılcığın yararlarıdır.

Çünkü Şenköy yöresinde uzun yıllardır kızılcık üretimi yapılmaktadır ve yaklaşık 5000 ağaçtan yıllık 250 ton kızılcık elde edilir.

Yalova Çınarcık işi

NE SATIN ALINIR

Burayı ziyaret eder ve yöreye özgün bir şeyler satın almak isterseniz “Çınarcık işi” denen bir el işi satın alabilirsiniz.

Ham ipek, pamuklu ve keten kumaşlar üzerine iplik çekilmesi ve doğal ipliklerle, kumaşın işlenmesiyle yapılır.

Çınarcık haricinde, diğer ilçelerde ve başka yerlerde yaygın olmadığından halk arasında “Çınarcık işi” olarak adlandırılır.

En eski örnekleri 80 yıllık olup Yalova Kent Müzesinde sergilenmektedir.

 

NE YENİR:

Çınarcık yöresinde kızartma balık ve midye tava yenir. Sahil boyunca taze deniz ürünleri bulabilirsiniz. Ayrıca: Mısır ekmeği, yaprak sarma, keşkek ve köy peynirleri de yörede sıkça bulunur. 

 

 

Çınarcık Çınar Ağacı
 

ÇINAR AĞACI

Şarköy’dedir. Üzerinde 3000 yaşında olduğu yazılıdır.

Gövde içi 36 metre kare olan alanda lokanta vardır.

Türkiye’nin en yaşlı anıt çınarı olduğu söylenen bu ağacın dış çapı 30 metreden fazladır.

Çınarcık
 

GEZİLECEK YERLER

Çınarcık Kum Plajı
 

KUM PLAJI

Çınarcık ve Esenköy arasında doğal bir plaj alanıdır.

Yalova’ya 16 km uzaklıktadır.

Bu plaj özellikle İstanbul, Yalova ve Bursa’dan gelenler tarafından denize girmek için kullanılır.

Plajın “Mavi Bayrağı” vardır. Burada gündüzleri güneşlenip yüzmek ve akşamları ise eğlencelere katılmak mümkündür.

Çınarcık Hasan Baba Türbesi ve Mesire Alanı
 

HASAN BABA TÜRBESİ VE MESİRE YERİ

Yalova yöresi, 1325 yılında Orhangazi tarafından Bizanslılardan ele geçirilmiştir.

Ardından bölgeye Türk göçleri artmıştır.

Ancak devam eden süreçte Türkler ve Bizanslılar arasında çatışmalar devam etmiştir.

Bir çatışmada yanında iki arkadaşı ile birlikte Hasan Baba, yaralı olarak günümüzdeki piknik alanının bulunduğu yere çekilmişlerdir.

Rivayete göre, burada Hasan Baba, kılıcına yaslanmış ve kılıcın battığı yerde, günümüzde Hasan Baba suyu denen su kaynağı çıkmıştır.

Hasan Baba ve arkadaşları, bir süre su kaynağında dinlenmişler ve ardından Bizanslıların ikinci saldırısına uğramışlardır.

Üç kahraman burada şehit düşmüşlerdir.

Arkadaşları, üç şehidi, bu bölgede toprağa gömmüşlerdir.

Hıdırellez günlerinde Hasan Baba’nın mezarı ziyaret edilmektedir.

Su kaynağı, yüzyıllar boyunca korunarak günümüze ulaşmıştır.

Hasan baba mesire yeri olarak isimlendirilen koruya: Yalova-Çınarcık karayolundan ayrılarak çıkılır.

Termal ve Çınarcık ilçeleri arasında, Çınarcık sırtlarında 1967 yılında kurulmuştur.

Çınarcık’a yaklaşık 4.5 km uzaklıktadır.

Denizden 120 metre yükseklikteki bu tepe, her mevsim yeşil bitki örtüsü ile kaplıdır.

Yalova’da kalabalığın karmaşasından kaçanların,  huzura kavuşabilecekleri bir mesire yeridir.

Koru: ismini, Yalova’da söylenen efsanelerde adı geçen Hasan Baba adlı ermişten alır.

Yaz aylarında küçük gezintilere çıkmak ve piknik yapmak için buraya gidebilirsiniz.

Aşağısında uzanan ormanları ve sahili, tepeden seyredebilirsiniz, ziyaretçilere doyumsuz manzaralar sunar.

Binlerce kişiyi (3000 kişi kapasitelidir) aynı anda ağırlayabilecek büyüklüktedir.

Bir tane havuzlu, çok soğuk ve iyi kalite suyu vardır.

Burada, geyik koruma alanı ve bir restoran bulunuyor.

 

ŞENKÖY KİLİSE KALINTISI

Çınarcık ilçesi Şenköy bölgesindedir.

Denize karşı yüksek bir tepede kurulmuştur.

Yapılan incelemede: denize uzanan engebeli bir arazi olduğundan, kilise olarak adlandırılan kalıntılar, denize doğru çıkıntı yapan uç kesimdedir.

Günümüzde sadece batı duvarına ait bazı temel izleri görülmektedir.

Mevcut duvarlardan kilisede tuğla, yerel taş ve horasan harcı kullanıldığı tespit edilmiştir.

Bitki örtüsü yapının üzerine büyük ölçüde kaplamıştır. Harap durumdadır.

 

KORUKÖY FIRIN

İlçe merkezine bağlı Koruköy’dedir.

Tek katlı binadır.

Ortada yarısı gömülü fırın ocağı bulunur.

Ocağın üstünde hamur hazırlama yeri ve bu kısma çıkılan 5 basamaklı merdiven bulunur.

Koridorun iki yanında, simetrik birer gözlü dükkan vardır.

Çatı tamamen çökmüştür.

Fırın ocağı ve koridor ve dükkan, tamamen molozlarla doludur.

Arka tarafındaki yarı tuğla yarı taş kaplama duvar ortasından yıkılarak, binayı ikiye ayırmıştır.

Bina yapıldığı dönemde, içten tamamen sıvalıdır.

Dışta ise ön ve sağ yan cephe takoz işlemeli tuğla ve yine sıvalıdır.

Fırın giriş cephesindeki basık tuğla kemer ortasından çatlamıştır.

Bina virane halindedir.

Çınarcık Teşvikiye Antik Su Sistemi
 

TEŞVİKİYE ANTİK SU SİSTEMİ

Su sistemi: Güngörmezler mevkiinden, Kemertepe mevkiine kadar uzanan kanal ve kemerlerden oluşur.

Başlangıç kısmı: kaya içindeki, doğal bir kovuğun, insan eliyle oyularak ve harçlı moloz taş duvar örgüsüyle şekillendirilerek oluşturulmuştur.

Bu bölünden sonra Teşvikiye deresinin doğusunda bulunan tepelerin yamaçları boyunca yaklaşık Çınarcık Belediyesi sınırına kadar 7 km uzanır.

Güney-kuzey doğrultusunda uzanan kanal, yaklaşık 150 metre kodundan, 50 metre koduna doğru, hafif bir eğimle alçalır.

Üst kısmı tonozludur.

Yüksekliği 1.80-2 metre ve genişliği 1-1.20 metredir.

Moloz taştan, kireç harcı kullanılarak yapılmıştır.

Hat boyunca, havalandırma bacaları ve dinlendirme havuzları bulunur.

Kanalın önemli kısmı, toprak altında olup, bazı bölümler yüzeyde ilerler.

Kemertepe doğrultusunda, yaklaşık 200 metrelik bölümü izlenebilen “Akuadükt” kalıntısı vardır.

Kemerlerin genişliği 5 metre, yüksekliği 5 metredir.

Sadece 2-3 tanesi halen ayaktadır.

Toplam 5-6 tane olduğu tahmin edilmektedir.

Tuğla ve moloz taştan, almaşık teknikle yapılan kemerlerin üst bölümündeki su kanalı, halen iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.

Kemertepe’nin, kuzeydeki kıyı bölgesinde, bugün Paşalimanı olarak adlandırılan bölgedeki orta ve büyük ölçekli antik yerleşimin su ihtiyacını karşılamak için yapıldığı düşünülmektedir.

 

DELMECE YAYLASI

Teşvikiye beldesinden çıkılır.

Sahile 17 km uzaklıktadır.

Yaylada: orman arazisinde, meşe, kestane, ıhlamur ve çam ağaçları vardır.

Yakınlarında, şifalı su olarak isimlendirilen bir su kaynağı vardır.

Bu yaylada farklı parkurlarda doğa yürüyüşü yapabilirsiniz.

 

ERİKLİ YAYLASI

Teşvikiye beldesinin 8 km yukarısındadır.

Kamp ve doğa yürüyüşü yapılabilir.

Özellikle Teşvikiye deresi üzerinde bulunan ikiz şelaleler ilgi çekmektedir ki, burası yürüyüş parkuru üzerindedir.

Ayrıca, Erikli yaylasında irili ufaklı birçok şelale bulunmaktadır.

Yürüyüş parkuru üzerinde kamp alanları bulunmaktadır.

Çınarcık Erikli Şelalesi
 

Erikli Şelalesi

Erikli’de Erikli deresi üzerindedir.

Erikli deresi, irili ufaklı birçok şelaleler oluşturarak akar.

Bunlardan: Delmece yaylası yakınlarındaki en büyüğü Erikli Şelalesidir.

Burada: kamp kurulabilir ve doğa yürüyüşü yapılabilir.

Çınarcık Koru Beldesi
 

KORU BELDESİ

1924 yılına kadar buranın nüfusunun tamamı, yerleşik Rumlardan oluşuyordu.

1924 yılında yapılan mübadele sonucunda, Rumlar Yunanistan’ın Selanik şehrine gitmiş, Darama ilçesinde yaşayan Türkler ise buraya gelmişlerdir.

Rumlar döneminde beldenin ismi, güzel orman anlamına gelen “Kuri” dir.

Türk nüfus bölgeye yerleşince ismi “Koru” oluştur.

Beldede: Bizans imparatorluğu döneminden kalan Eudoskia sarayı, Deveboynu mevkii, liman bölgesinde olması nedeniyle iki liman bulunmaktadır.

Buranın bir diğer önemli özelliği, kesme çiçekçiliğin merkezi olmasıdır.

 

SU DÜŞEN ŞELALESİ

 

 

 

 

 

Yalova şehir merkezi tanıtım ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Niğde Bor

Niğde Bor

Eskiden her ne kadar “Yeşil Bor” olarak bilinse de günümüzde yeşil özelliği kısmen kaybolmuş olan bu şirin ilçemiz hakkında, mutlaka duymuşsunuzdur “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” şeklinde bir söylenti vardır. Yazının hemen başında, bu söylentiden söz etmek istiyorum.

Haftanın “Salı” günlerinde Bor ilçesinde Pazar kurulur. Ancak, bir gün öncesinde, Pazartesi günleri, hazırlık günüdür ve yöresel deyimle, bu hazırlık günü “Deri pazarı” olarak bilinir. Salı günleri kurulan pazara ise “Ulu pazar” denir.

Uzak diyarlardan, 35-40 km. uzaklardan, Bor ilçesindeki pazara gelecek olanlardan bir ziyaretçi: yazdan kalma bir gün, erken saatlerde, 40 km. uzaklıktaki köyünden yola çıkar ve ilçenin yakınlarındaki bağlar bölümüne geldiğinde mola verir.

Eşeğini dinlendirmek için, yükünü sırtından indirir ve pazardan alacaklarının hesabını yaparken, içi geçer ve derin bir uykuya dalar. Bu sırada eşek, önündeki yiyecekleri bitirir ve bağlı bulunduğu ağacın kabuklarını kemirmeye başlar.

Deri pazarı günü uykuya başlayan pazarcı, Ulu pazar günü ikindi vaktine kadar uyumaya devam eder ve uyanınca, ilçenin pazarının yolunu tutar, ancak pazardan dönenlerle karşılaşır.

Pazar yerinden dönenlere, neden Ulu pazara gitmiyorsunuz, geri dönüyorsunuz diye sorduğunda ise, aslında Ulu pazara uğramış ve Pazar alışverişini yapmış olan bir pazarcı: ertesi günü, Niğde pazarını işaret ederek “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” der.

Niğde Bor

ULAŞIM

İlçe: Konya-Kayseri, Adana-Kayseri, Niğde-Ankara kara yolları kesişim noktasındadır. Bor, bağlı bulunduğu Niğde il merkezine, 14 km. uzaklıktadır. Ayrıca: Bor İstasyonundan, her gün: Adana-Ankara-Kayseri istikametine tren seferleri bulunmakta olup, yörenin ulaşım problemi yoktur.

Niğde Bor

TARİHİ

Yörenin tarihi geçmişinin, günümüzden 5000 yıl öncesine kadar gittiği düşünülmektedir. Hititler zamanında, yörede, günümüzdeki “Niğde” şehrinin bulunduğu yerde “Nahita” isimli bir şehir bulunmaktaydı. Hitit devletinin yıkılmasının ardından, bölge, MÖ.8’nci yüzyılda bu kez, Frigler tarafından işgal edilir.

Daha sonra ise, Persler görülür. 333 yılında, Makedonyalı İskender, Persleri yenince, bölge yine el değiştirir. İskender’in ölümü üzerine, bölgede ortaya çıkan Selevkoslar hükümranlığı, Kapadokya krallığı dönemine kadar devam eder.

Daha sonra Romalılar ve ardından, Bizanslılar ve 707 yılına gelindiğinde ise, bu kez Emeviler görülür. Emeviler döneminde, bölgeye “Tavana” ismi verilir.
1476 yılında, bölge, Karamanoğullarından, Osmanlılara geçer. Yıldırım Beyazıt, burayı ve çevresini, Osmanlı idaresine katar.

Evet, gelelim, ilçenin isminin kaynağına. İlçenin isminin bir Rumca kelimeden geldiği söylenmektedir. Rumca “Poros” ve Fransızca “Bore” denildiğinde, “Bor” ismi anlaşılmaktadır. Kelimenin anlamı: tarıma elverişli olmayan toprak demektir. Ama, kelime anlamı olarak, Rumcadan esinlenilmiş ise; Rumca da, kelime anlamı “yol ve deniz limanı” demektir.

Niğde Bor

GENEL

Burası, 40 bin nüfuslu; Niğde ilinin güneyinde, 1100 rakımlı Bor Ovasında kurulmuş bir ilçedir. Topraklarının büyük bölümü: Obruk Platosundadır. Yörenin, kuzey-güney ve güneydoğusu dağlıktır. Başlıca akarsuları: Küçüköz deresidir.

Yörede yaşayanların büyük bölümü: mübadele sonucu buraya yerleşen: Arnavutluk-Yunanistan ve Bulgaristan göçmenlerinden oluşmaktadır. İnsanların ekonomik etkinliklerinin başında: tarım, halıcılık ve dericilik gelir.

Ancak, genel olarak, arazinin tarıma elverişli olmadığı bir gerçektir. Bunun sonucunda, yöre insanı, okumaya veya yöreden göç etmeye yönelmiştir. Ekonomik etkinliklerden öne çıkan biri de: Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı, Lojistik Komutanlığının Bakım Komutanlığının, burada, Şehit Nuri Pamir Kışlasında bulunmasıdır.

Burada: Türk Silahlı Kuvvetlerinde törenlerde kullanılan: kılıç ve meçler üretilmektedir. Ayrıca: çeşitli ikmal maddelerinin depolandığı, bakım ve dağıtımının yapıldığı bir yerdir. Tüm bu askeri üniteler, yörede, büyük bir kalabalık yaratmaktadır.

Bunun dışında, burada, yine çok büyük bir “Fizik Tedavi Hastanesi” bulunuyor ki, bütün çevrede, bu husustaki rahatsızlıkları olanlar, burayı tedavi için tercih etmektedirler.

Yörede, İç Anadolu bölgesinin step iklimi görülür ve buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk geçer. İlkbaharda, en fazla yağış görülür.

İlçede, Niğde Üniversitesine bağlı: Bor Meslek Yüksek okulu ve Bor Halil Ataman Meslek Yüksek okulu bulunmaktadır.

Yörede, her yıl: Temmuz ayının son günlerinde “Kemerhisar Kültür ve Turizm Festivali” düzenlenmektedir. Festival bünyesinde: çeşitli gösteriler, halk oyunları şenliği ve paneller ile konserler düzenlenmektedir. Elbette, yörenin ünlü antik kenti “Tyana” nın tanıtılması açısından çok olumlu bir etkinlik olduğu kesindir.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Burada, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: Arap aşı yiyebilirsiniz. Koyun-tavuk veya hindi etinden yapılan çorba ve muhallebi kıvamındaki bir yemeğin birlikte yenilmesi.

NE SATIN ALINIR

Bor denilince akla hemen “dabakanecilik” yani “dericilik” geliyor ama eskisi kadar yaygın değil. Bunlar, geleneksel yöntemlerle üretim yapan küçük imalathaneler olarak görülüyorlar. Acıgöl mevkiinde bulunan bu deri imalathanelerinden, hoşunuza gidecek ürünler bulup satın alabilirsiniz. Bunun dışında, köylerde günümüzde de dokunmaya devam edilen halı-kilim bulup satın alabilirsiniz.

KONAKLAMA

Bor Öğretmen evi Belediye Yanı. Bor 388-3116395

Niğde Bor

GEZİLECEK YERLER:

Niğde Bor Kemer Hisar-Tyana

 

KEMERHİSAR-TYANA

İlçe merkezine, 1 saat uzaklıktadır. Niğde il merkezinin ise, 23 km. güneyindedir.

Antik kent kalıntılarının bulunduğu höyük: tarihi süreç içinde ilk olarak: 1880’li yılların başında ortaya çıkarılmıştır.

Yöredeki ilk yerleşimin, MÖ. 5 ile 6 binli yıllara kadar uzandığı bilinse de, yazılı tarihi daha yakın dönemlere aittir.

Kayseri ve Nevşehir arasındaki Geç Hitit Devrine (1200-700) ait bulunan bazı yazılı hitabelerden birkaçı yine Kilisehisar çevresinde hüküm süren Tuvanuva Kralı Varpalava’dan bahsetmektedir.

Tuvanuva adıyla anılan şehir, bu devirde önemini muhafaza ettiği gibi, daha da genişleyerek muhtemelen Tabal memleketlerinin merkezi statüsüne ulaşmıştır.

Evet, burası: Hititler tarafından, Tuvanuva olarak isimlendirilen şehirdir. Hitit krallığının, ikinci başkenti olarak önem kazanmıştır. Hitit ve Asur metinlerinde şehrin ismi geçer.

Yunan tarihçi Ksenophon “Anabasis” adlı eserinde: “Büyük ve zengin olarak nitelendirdiği bu kenti “Dana” ismiyle anmış, Helenistik dönem boyunca da kent bu isimle anılmıştır.

Klasik Yunan çağında zengin ve büyük bir şehir olarak tanımlanan Tyana kenti, doğu ile batı arasındaki bir köprü görevi üstlenmiştir. Aynı zamanda kale, sınır kapısı olarak nitelendirilmiştir. Toros sıradağlarındaki ender geçitlerden biri olan Gülek Boğazı, Kilikya kapıları ile İç Anadolu platolarını kıyıya bağlayan yol üzerindedir.

Hatta: Asurluların efsanevi kraliçesi ve Babil şehrinin Asma Bahçelerinin kurucusu olan Semiramis’in; bu şehrin kuruluşunda etkin olduğu söylenmektedir.

Ancak, bu isim Romalılar tarafından “Tyana” olarak değiştirilmiştir.

MÖ. 42 yılında, Arkelaous, Kapadokya kralı olur.

Arkelaous: burada, eski şehir yerine, yepyeni bir şehir kurar ve bu yeni şehri, kendisi için “taht şehri” olarak seçer, aynı zamanda, şehre kendi adını verir.

Daha sonra: MÖ.17’de, yörede, Roma dönemi başlar.

MS. 399 yılına kadar süren Roma döneminde, şehir, birçok yapı ve kurum tarafından donatılır ve Romanın ihtişamlı bir ili olur.

Şehir nüfusu hızla artınca, su ihtiyacını karşılamak üzere: sarı trakit taşından su kemerleri yapılarak, köşk pınarı mevkiinden, şehre su getirilir. Bu su kemerlerinin arasından aynı zamanda, şehirdeki, ünlü “Jüpiter Tapınağı”na giden, kutsal yol geçmektedir.

Türkler döneminde ise, buranın ismi, Hıristiyan kasabası anlamında “Kilise Hisar” ve daha sonra ise “Kemerhisar” olarak isimlendirilmiştir.

Niğde Bor Tyana

Günümüzde, burada görebilecekleriniz:

Roma döneminden günümüze sağlam olarak gelebilmiş olan “su kemerleri” ve “Roma havuzu” dur.

Niğde Bor Roma Havuzu

ROMA HAVUZU:

İlçede Bahçeli kasabasındadır. Kasaba merkezine yaklaşık 4 km uzaklıkta Köşk Höyük’ün hemen yakınındaki kayalığın yanında yer almaktadır.

Havuzu besleyen Köşk Pınarı olarak adlandırılan kaynak suyu, kayalığın eteğindeki kireçtaşı katmanların arasından çıkmaktadır. Günümüzde halen daha sürekli bir şekilde akan bu su, gerek yakınlardaki Neolitik Döneme kadar geri giden Köşk Höyük yerleşmesini ve sonrasında Tyana yerleşmesini besleyen önemli bir kaynaktır. Bu yüzden Roma havuzunun burada yapılmasındaki en önemli faktörün, burada bulunan kaynak suyu olduğu düşünülmektedir.

Havuzun Roma dönemine ait olduğu, özellikle Hadrian ve Trajan dönemlerinde (MS 2’nci yüzyıl) yapıldığı düşünülür.

Dikdörtgen bir plana sahip olan havuzun doğu kısa kenarı 20.75 metre, uzun kenarları ise 62 metredir. Havuzun derinliği yaklaşık 224 cm olarak ölçülmektedir. Olağanüstü boyutlara sahip bu havuzun günümüze kadar iyi durumda korunagelmesinde içindeki uzun süreli çöküntü dolgunun etkili olduğu söylenir. Havuzun sadece güneybatı köşesinde küçük bir bölüm eksik olup buna bu kısımdaki arazideki eğim etkili olmuş olmalıdır.

Öte yandan, gerek havuzun dikkat çekici ölçüleri gerekse gösterişli mermer kaplamaları havuzun bir su depolama alanından farklı bir fonksiyona sahip olabileceğini akla getirmektedir. Kente taşınması gereken suyun öncelikle bir rezervuarda toplanması gerekliydi. Ancak bunun için küçük ve sade bir havuz yeterliydi.

Araştırmacılar tarafından ileri sürülen düşüncelere göre: havuz sahip olduğu büyük boyutları ve özenli kaplamasıyla Tyana su sisteminin başlangıç noktası olmasının yanı sıra başka bir amaç için de inşa edilmiş olmalıydı.  Havuz muhtemelen kent dışında yer alan bir yapı gurubunun bir parçası veya bir yüzme havuzu işlevi görmekteydi.

Hatta: havuzun, “dünyanın ilk açık olimpik yüzme havuzu” olduğu ifadesi kullanılmaktadır.

Havuz çevresinden gelen ve İmparatorluk dönemine tarihlenen bir dizi heykeltıraşlık eser de havuzun kırsal bir bahçenin veya villanın bir parçası olabileceğini düşündürür.

Havuzun duvarları temel seviyesindeki büyük gözenekli bloklar ve bunun üzerine yerleştirilmiş mermer bloklardan inşa edilmiştir.

İki kısımdan oluşan kaide kısmı en altta düzgün mermer bloklardan ve üzerine yerleştirilmiş düz, geniş bir kymaya sahip kaide kısmından oluşmaktadır. Kaidenin üstünde yukarı kısmında band kuşağı yer alan orthasdat bloklar ve bununda üzerinde öne doğru çıkıntı yapan bir baş profili yer almaktadır. Uzun kenarların her birinde doğu köşelerde, kaide profilinin altıda kanal açıklıkları yer almaktadır. Bu noktalarda havuza su girişi veya su çıkışı tespit edilemediğinden bu açıklıkların işlevi anlaşılamamıştır.

Havuzun zemini bugün kaynak suyunun getirmiş olduğu çakıl taşları ile kaplı olduğu için tabanın döşemesi ile ilgili bir şey söylemek mümkün olmaz. Ancak oldukça gösterişli mermer düzenlemeye sahip havuzun tabanının yine mermer bir döşeme ile tamamlanmış olabileceği düşünülür. Yöre sakinleri havuz tabanında mozaik döşeme olduğunu söylerler. Buna karşın gerek havuzun içindeki dolgu gerekse sürekli akan su dolayısıyla bu bilgiyi doğrulayacak bir araştırma yapılmamıştır. Bununla birlikte havuzun doğu kısmında suyun büyük bir basınçla fışkırması zeminin mozaik bir döşemeye sahip olabileceğini düşündürür.

Evet, havuz;  erken İmparatorluk döneminde, MS 1’nci yüzyılın ikinci yarısına veya 2’nci yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Ancak havuzun, su iletim sistemini oluşturan kanal ve su kemerleriyle aynı dönemde planlanmış ve inşa edilmiş olabileceği de gerçektir. 2003 yılında havuzun batıda kalan kısa kenarında suyun tahliye kanallarını belirlemek için yapılan kazılarda, MS 3’ncü yüzyıl başlarına ait sikkeler ele geçirilmiştir.

 Şimdi gelelim suyun taşındığı sisteme:

Tyana kentinin ihtiyaç duyduğu suyu kente taşıyan sistem esasen iki aşamalı bir sistemdir. Bu sistemin en önemli ayağını ise su kemerleri oluşturmaktadır. Ancak Roma Havuzundan suyun çıkışı direkt su kemerleri ile gerçekleşmemiştir. 1996 yılında Saray Camii yakınlarında yer alan Bahçelideki yapı çalışmaları sırasında yaklaşık 2 metre derinlikte su kanalına ait oluk taşları bulunmuştur. Kaba yontulmuş ince gözenekli bloklardan oluşan oluk taşlarının uzunluğu 1.5-2.1 metre arasında, oluk kısmı ise 26, 30 cm derinlikte ve 27-33 cm genişliğindedir. Çalışmalar sırasında su kanalına ait oluk taşları ile birlikte çeşitli ölçülerde muhtemelen oluk kısmını kapatmakta kullanılan taş bloklar ele geçmiştir. Su kanalına ait buluntular göstermektedir ki Tyna şehrine iletilen su Roma Havuzu ile Saray camii arasında yer altına düzenli bir eğimli döşenmiş kanallardan iletilmekteydi.

Su daha sonra yüzeydeki su kemerleriyle kente aktarılırmış.

Evet, havuzun bulunduğu yerde: Tanrı Jüpiter için, bir mermer tapınak yapılır ve tapınağın hemen önünden çıkan bu su, kendisi adına adanır.

Jüpiter Tapınağının yapımında kullanılan ve daha sonra çevrede dağınık olarak bulunan mermer parçalar günümüzde, Kemerhisar açık hava müzesinde görülüyor.

Özellikle: su perilerini gösteren alınlık ve friz parçalarından bir kısmı ise, günümüzde Niğde Müzesinde sergilenmektedir.

Tüm bunların yanında: Semiramis tepesinde, Dorik tarzda bir mermer sütun görülmektedir.

Sonuç olarak, zaman içinde havuzun onarımları yapılmış, ancak birçok durumda orijinal özelliklerini büyük ölçüde korumuştur.

Niğde Bor Su Kemerleri

SU KEMERLERİ

Bu su kemerleri: Adana-Kayseri yolu ve Roma havuzunun kesişim noktasının, 4 km. kuzeyindedir.

Günümüzde halen küçük bir bölümü ayakta kalabilen su kemerleri, 2 mil uzaklıktaki büyük bir kaynağın sularını (Bahçeli kasabasındaki Köşk Pınarı suyunu)  Tyana şehrindeki büyük sarnıca ulaştırıyordu. 2002 yılında su kemerlerinin bitiş noktasında kentin su dağıtım havuzunu bulmaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda su dağıtım havuzunun kemer ayaklarının hemen bitiş noktasında olmadığı, muhtemelen daha batıda olabileceği anlaşılmıştır.

Buradan tesis edilen şehir içi su şebekesi sayesinde bütün mahallelerin sudan faydalanması sağlanıyordu.

Evet, Su kemerleri, 15 adet kemerden oluşmaktadır.

Su kemerlerinin en yükseği 7-7.5 metredir. En yüksek su kemeri, kente en yakın konumdaki kemerlerdir.

Kemer ayakları mesafe, yaklaşık 3.34-3.56 metre arasında değişir. Kemer ayaklarının bitiş noktasında, kemer yayının başlangıcında aynı malzemeden yapılmış bir taç bulunur.

Kemerler, büyük, kaba ve yontulmuş bloklardan harç kullanılmadan oluşturulmuştur.

Matematikteki altın oran kullanılarak yapılan 4.3 km uzunluğundaki tarihi su kemerleri, 30 bin kişinin su ihtiyacını karşılayabiliyormuş. Yapımında büyük boyutlu bloklar kullanılan kemerlerde, ince taş işçiliği görülmemektedir.

Niğde Bor Su Kemerleri

Evet günümüzde su kemerlerinin sadece 1.3 km lik bölümü ayakta kalmıştır. Köşk Pınarı kesiminde toprak altında olan kesimlerinde yörede yapılan tarımsal faaliyetler sırasında çeşitli kazılarda ortaya çıkan traverten bloklar, bazı kesimlerdeki bahçe duvarı ve yol amaçlı yükseltilerin altında olduğu tahmin edilmektedir.

Kemerler düz bir hat üzerinde olmayıp, dalgalı bir hat sunmaktadır.

Kemerhisar kasabasının yerleşiminin kuzeydoğu giriş kesiminde toprak üstüne çıkan kemerlerden alınan taşlar ile yöre halkı bahçe duvarı, mesken duvarı gibi alanlarda kullanarak tahribatı hızlandırmıştır.

Evet, MS 98 yılında Roma imparatoru olan Traianus döneminde inşasına başlanan görkemli su kemerleri, İmparator Hadrianus döneminde  bitirilmiştir.

Kaynak suları: yer altı kanalları ile yolculuğuna başlar, daha sonra yüzeye çıkar ve kalıplaşmış beyaz taşlarla döşeli, dikdörtgen şeklindeki Roma havuzunda toplanır ve uzun bir çizgi halinde uzanan kemerler üzerinde taşınır.

Ünlü tarihçi Ramsay, 1882 yılında Tyana’yı ziyaret ettiğinde kemerlerin tamamının eksiksiz olduğunu ifade etmiştir.

 

DÜŞÜNÜR APOLLONİUS;

Çünkü, burası, ünlü düşünür “Apollon” un doğum yeridir. Tynalı Apollonius; 1’nci yüzyılda yaşamış, ünlü bir öğretmen ve filozoftur.

Aynı zamanda Hz İsa’nin çağdaşıdır. Hayvan kurbanlarının kınayan, et yemeyen, yün elbise giymeyen ve varlığını fakirlere dağıttığı söylenen Apollonius’un yaşam öyküsü, Kemerhisar’da bugün bile dilden dile dolaşmaktadır.

Hatta: Batı dünyasının en ünlü filozofu olarak da tanımlanır. Kendisi: Türkiye’nin büyük bölümünü, İran, Hindistan ve Mısır bölgelerini gezmiştir. Bu seyahatlerinde, doğuya özgü mistisizmi öğrenmiştir.

Düşünceleri ve inançları ile, o dönemdeki bir çok lidere karşı gelebilmeyi göze almıştır. Genel anlamda: mucizeler yaratan biri olarak bilinir ve tanınır.

Hatta: 80’li yaşlarda iken, hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuş ve böylece, insanlar onun ölümsüz olduğuna inanmışlardır.

Niğde Bor Vaftizhane Kilise

VAFTİZHANE VE KİLİSE:

Kentin kuzeydoğu yamacında, güneydoğu-kuzeybatı doğrultusunda, sekizgen planlıdır ve Anadolu’da örneğine az rastlanır.  Kapadokya’da bu boyutta tek örnek kilisedir.

Kilisenin MS 4’ncü yüzyıldan kaldığı düşünülüyor.

Kuzeydoğuya bakan duvarının ortasında, beş cepheli apsis yer alır.

Yapının ortasında beyaz mermerden yekpare bir vaftiz teknesi bulunur.

Vaftizhanenin 15 metre kadar güneybatısında, üç nefli bazilikal planlı bir kilise yer alır.

Evet: zamanında Kapadokya’nin piskoposluk merkezi olarak kullanılan kilisede, kazı çalışmaları devam etmektedir. Kilisedeki çalışmalar tamamlanıp restore edildiğinde, önemi daha iyi anlaşılacaktır. Kapadokya’daki kiliselerin merkezi olacaktır.

Niğde Bor Sarı Saltuk Türbesi

SARI SALTUK TÜRBESİ:

Sarı Saltuk, Hacı Bektaşi Veli ile çağdaştır. Anadolu’da tasavvuf kültüründe önemli bir şahsiyettir.

Türbe: İlçe merkezinde Çarşı Mahallesindedir. Yanının 13’ncü yüzyıla ait olduğu düşünülür. Giriş kapısı yan taraftadır. Yanında demir parmaklıklı bir pencere bulunur. Kesme taşlarla onarılmıştır. İçi kare planlı, üzeri kubbe örtülüdür. Yuvarlak kemerle kareye çevrilmiştir. Arka cephede bir pencere bulunur. Haziresinde 7 adet mezar mevcuttur.

Evet günümüzde türbe inanç turizmi açısından sık ziyaret edilen bir yerdir.

Niğde Bor Bilginler Konağı

BOR BİLGİNLER KONAĞI:

İlçe merkezine bağlı Sokabaşı Mahallesinde yeni Öğretmen Evi yakınındadır.

Eski Hal binasının arkasındadır. Yani ilçe merkezine yürüme mesafesindedir. Konak: iki katlıdır. Kerpiç ve moloz taştan yapılmıştır. Ayrıca dış yüzeyler çamur sıvalıdır. Üst katta cumbalı biçimde parselin tamamı üzerine oturan kısımlar vardır. Cephelerde çıkmalar ve cumba detayları mevcuttur.

Evet konağın mimari üslubu, Geç Osmanlı dönemi özelliklerini taşıyor. Yapım tarihi olarak 1900’lü yılların başı kabul edilir. Konak. 2000 yılında sahipleri Bilgin ailesi tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığına, kültürel ve sanatsal faaliyetlerde kullanılması için bağışlanmıştır. 2007 yılında restorasyonu tamamlanmış, bodrum ve zemin kat kütüphane, 1 nci kat kültür ve sanat olarak hizmet vermektedir.

Konağın içinde Atatürk’e ait gömlek ve ayakkabı sergileniyor.

Niğde Bor Ermeni Kilisesi

ERMENİ KİLİSESİ:

Eski Saray mahallesindedir.

Bazilikal planlı kilise kesme taşlardan yapılmıştır. Kapısı önünde bulunan iki tane sütun, günümüzde araları taşlarla örülerek revaklı avlunun ana unsurlarını teşkil etmektedir. Esas giriş batı yönde olup, kitabe yeri boştur. Çevresi kabartma haç şeklindedir. Freskler tamamen tahrip edilmiş olup, izleri ancak kemer içlerinde görülebilmektedir. Sütun başlıkları da yaprak motifleriyle süslüdür. Kırma çatısında bazalt taş plakalar ile kaplıdır. Yapı, muhtemelen 19’ncu yüzyıla tarihlenmektedir.

 

Adıyaman Tut

Adıyaman Tut

Bulunduğu karayolu üzerinde, son ulaşım noktasıdır. Bu yüzden, herhangi bir yere gelip-giderken uğrayıp görebileceğiniz bir yer değil. Özellikle, ana yoldan sapıldıktan sonraki 14 km. lik bölüm oldukça virajlı ve zor bir yoldur.

Adıyaman Tut

ULAŞIM

Tut, bağlı bulunduğu Adıyaman il merkezine 47 km. uzaklıktadır. İlçe: Adıyaman-Malatya kara yoluna 14 km. lik bir ara yol ile bağlanmaktadır. Söz konusu yolun en büyük özelliği ise, çok virajlı olmasıdır. Bu yol üzerinden Adıyaman iline varılır. İlçe Adıyaman hava alanına 60 km uzaklıktadır.

TARİH

Tut ve çevresi tarihi çok eskilere gitmektedir. Kaşlıca ve Sürmene yöresinde tarihi eserler bulunur. Kurulan deresi yanında Ermişdere adında bir kale bucağın batısındaki Sürmen denen yerde ise ev kalıntıları, yatak yerleri ve mezarlar vardır.

1560 yılına ait Kanuni Sultan Süleyman dönemi tahrir defterindeki kayıtlara göre, ilçe o dönemde önemli bir yerleşim yeridir. Yerleşim biriminin Şeyh Abdurrahman Erzincani vakfı olduğu belirtiliyor.

Yöredeki yerleşim: Oğuz boyları ile Türkmen ve Yörük izleri taşır.

Tut, Kaşlıca köyünün yerinde kurulmuş ve burada Türkler ve Rumlar birlikte yaşamışlardır. Ancak, Türkler çıkan bir anlaşmazlık sonucu köyden ayrılırlar ve şimdiki yere taşınırlar.

Adıyaman Tut

GENEL

Bölge: Güneydoğu Toros dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Güney ve batı bölümler, Göksu ırmağı ile çevrilmiştir. Arazi genellikle dağlık ve engebelidir.

Denizden yükseklik, 1050 metredir. Bunun sonucu olarak, ilçe merkezi bir yayla konumundadır.

Fırat nehrinin bir kolu olan Göksu ırmağı, ilçenin güneyinden geçer. Göksu ırmağı nedeniyle, yörede her türlü meyve ve sebze yetiştirilmektedir.

İlçe halkının büyük kısmı ise, yurt dışına işçi olarak çalışmaya gitmiştir. Çünkü: tarım alanları kısıtlıdır ve sanayi kuruluşu bulunmamaktadır.

Bu yüzden, yörede oturan gençlerin büyük çoğunluğu: yaz döneminde Adana ve Mersin yörelerine mevsimlik işçi olarak çalışmaya gitmektedirler.

Bunun dışında, yörede, 1950’li yıllara kadar “Tut bezi” olarak önem kazanan bir dokuma türü, ekonominin başlıca etkinliği olmuştur.

Ancak makineli üretim yüzünden, günümüzde, bu el sanatı yok olmuştur. Bugün ilçede tamamen doğal yollarla yapılan halıcılık önem kazanmaktadır.

Yörede: kalitesi ve güzelliğiyle göze çarpan “Azeri” halıları dokunmakta ve çoğu yurt dışına ihraç edilmektedir. Halılar, özellikle, Amerikalılar tarafından tercih edilir.

Yörenin iklimine gelince: burada yayla iklimi görülür. Güney kısımlarda ise, sahil iklimi egemendir. Buna bağlı olarak, yazları kurak ve sıcak, kışları ise yükselti nedeniyle soğuk ve kar yağışlıdır.

İlçenin her yeri dut ağacı ile doludur. Ayrıca ceviz, badem ve öteki meyve ağaçları da boldur. Yüzyıllardır sağlık iksiri dut, bu topraklarda yetiştirilir.

Hatta “Tut” ilçesinin ismi “Dut” tan geliyormuş. Çünkü bu ilçede duta, tut deniliyor. Evet burada önce dut geliyor.

Yörede bu meyveden çok şifalı olduğu bilinen dut pekmezi yapılıyor.

Ayrıca kurutularak pestil yapılıyor ya da kurut dut olarak çerez şeklinde oldukça fazla tüketiliyor. İlçede, duttan sonra ise incir gelir. Hem tazesi, hem kurusu, sonra yaş ve kuru üzüm. Hem karası hem kırmızısından.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Tut yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz önereceklerim: Maş Aşı yani Muaşer Cıvığı olabilir.

Nohut ve bulgur ile yapılan bu yemek, yöresel özellikler taşımaktadır. Bir diğer önereceğim yemek ise, Kara Şoğra’dır. Mercimek, döğme ve nohut ile yapılır.

 

Abdurrahman Erzincani

Tut yöresinde, Osmanlı-Türk yerleşiminin öncüsü, Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğlu Mehmet Erzincani’dir.

Kendisi, söylentilere göre: Erzincan’dan Adıyaman’ın merkez Zey köyüne gelerek yerleşmiştir.

Oğlu Mehmet Erzincani ise, Zey yönünden Tut’a gelmiş ve buradaki Türk İslam hareketine öncülük etmiştir.

Mehmet Erzincani, burada ilk olarak Ulu Cami’yi yaptırmış, ayrıca Göksu çayı üzerindeki Vijne köprüsü, Şepker çayı üzerindeki Şepker köprüsü, Ayniye mahallesi ve Fethiye arasındaki Dışpınar çeşmesini yaptırmıştır.

Adıyaman Tut Abdurrahman Erzincani Türbesi

Abdurrahman Erzincani Türbesi

Türbe şehir merkezine 8 km uzaklıktaki İndere (Zey) köyündedir.

Kendisi Adıyaman’a geldiğinde bu köyde yaşamıştır.

Doğum tarihi net olarak bilinmez. Ancak söylentilere göre, Sultan IV. Murat döneminde yaşamıştır.

Türbesi, köye hakim bir tepe üzerindedir.

Günümüzde bir ziyaret yeri olarak kullanılmaktadır.

Halk arasındaki inanışlara göre, türbeyi ziyaret edenlerin akıl ve sinir hastalığından şifa bulacağına inanılır.

Hatta, yine burada misafirler için 100 adet yatak temin edilmiştir.

Ancak sadece hastalar değil, dilek dilemek ve adak adamak isteyenler de burayı ziyaret ederler.

Türbenin çevresinde çeşitli ilaveler yapılmış, türbe yeşil renge boyanarak tarihi dokusu kaybolmuştur.

Türbenin içinde, kendisi ve ailesinin sandukaları vardır.

 

Adıyaman Tut Yamaç Paraşütü ve Hava Sporları Festivali

YAMAÇ PARAŞÜTÜ VE HAVA SPORLARI FESTİVALİ

Yamaç paraşütü şenliği, her yıl Haziran ayında Tut ilçesinde yapılmaktadır.

Festival, Tut Kaymakamlığı ve Tut Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenir. Uçuşlar Ali Dağı mesire alanında, Atatürk Barajına doğru yapılıyor.

 

 

Adıyaman Tut

GEZİLECEK YERLER

Adıyaman Tut Ulu cami

Adıyaman Tut Ulu cami

ULU CAMİ

İlçe merkezindedir.

Minaresinin kaidesi üzerindeki yapım kitabesine göre 1736 yıllarında Hacı Hasan tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.

Selçuklu ve Osmanlı mimarisini barındırmaktadır.

Düzgün kesme taştan yapılmış minareye sahip caminin doğu ve güney cephe beden duvarları da kesme taştan yapılmıştır.

Caminin iç kısmı, 12 sütun üzerine kurulmuş olup, taş sütunlar Osmanlı motifleri ve desenlerle simetrik süslenmiştir.

Son cemaat yeri iki kemerlidir.

Caminin üzeri düz dam olup saç ile örtülüdür.

Caminin içinde dörtgen ayaklara ve sütunlara oturan üç sıra kemerli yapı ve üzeri tavan ahşap kaplamadır.

Minaresi tek şerefeli ve taştan yapılmıştır. Caminin son onarımı, 1953 yılında yapılmıştır.

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli büyük depremde Ulucami, yıkılmış minaresiyle hakikaten terk edilmiş durumdadır. Ancak camide ne kadar hasar olduğu ve depremden sonra herhangi bir restorasyon yapılıp yapılmadığı hakkında, bilgi bulamadım.

Tut Anıt Çınar Ağacı

Anıt Çınar Ağacı

Ulu caminin yakınındadır.

Doğal su kaynağı başında bulunan ve yaklaşık 600 yıllık olduğu tahmin edilen çınar ağacı, doğal sit alanı olarak tescillenmiştir.

Gövdesi 5.40 metre olan çınar ağacının uzunluğu 45 metredir. Yaşı, tepe çapı, gövde çapı, boy uzunluğu gibi kriterlerle, kendi türünün standartlarının çok üzerinde olan ağaç, önemli tabiat varlıkları arasında yer almaktadır.

Tut ilçesine ziyarete gelenler mutlaka çınar ağacını da görmektedirler.

Tut Anıt Çınar Ağacı

Evet son bir not, ilçe merkezinde anıt çınar ağacının dibinde yapılan izinsiz doğal gaz kazı çalışmasında, iş makinası ağacın köklerini parçalamıştır. Olayın sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur, sonuç mu ne? Bilmiyorum, bilen varsa yazarsa biz de öğreniriz.

 

ŞEBKER KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Tepecik köyü ile Adıyaman’ın merkeze bağlı Şerefli köyünü birbirine bağlar.

Tut ilçesinin sınırlarını çizen Şebker çayının dar ve kayalık bir kısmına oturtulmuştur. Şebker çayı, Mestikeoğlu, Köseli ve Muş (Pınarbaşı) yerleşim birimlerinin arazilerini sulayarak Göksu’ya ulaşmaktadır.

Köprü oldukça eski bir yapıdır ve doğal formundan dolayı (dar kayalık kısımda olması) nedeniyle bu güne kadar ayakta kalmayı başarmıştır.

 

Tut Kaşlıca kalesi Mihri Babil Kalesi

KAŞLICA KALESİ/MİHRİBABİL KALESİ

Kaşlıca köyünün doğusunda, Aşağı evler denilen mevkidedir.

Köy ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Kale, Aşağı evler mezrasının yanında, derenin içinde inşa edilmiştir.

Babil krallığı zamanında yapıldığı düşünülmektedir.

Bu yüzden, halk arasında Mihri Babil kalesi olarak da bilinir.

Kaleler genel olarak yüksek yerlere yapılmasına rağmen, Kaşlıca kalesi, Kaşlıca-Aşağı evlerin bulunduğu vadi içine yapılmıştır.

Düz ve uzun bir vadi üzerinde yaklaşık 50 metre yükseklikte bir kayalığın üzerinde yer alır.

Genel olarak kaleler yüksek yerlerde kurulmasına karşın, bu kale vadi içinde yapılmıştır. Kale duvarları moloz taş örgü ile yapılmıştır.

Kalenin girişinin sağında ise sarnıç bulunmaktadır.

Kalenin içinde yüksek noktalarda halkın karakol ya da gözetleme yeri dediği yerler vardır.

Battal Gazi’nin Malatya’dan gelerek bu kaleyi fethettiği rivayet ediliyor.

Günümüzde kalenin içinde: duvar kalıntıları, ok mahmuzları ve kenar kısımlarında su kanalları kalıntıları bulunur.

 

MALKAYISI

Meryemuşağı köyü yakınlarındadır.

Köy ilçe merkezine 9 ve il merkezine 62 km uzaklıktadır.

Osmanlı döneminde, Trabzon’dan gelip Halep’e giden kervan yolu buradan geçerdi.

Burası Osmanlı döneminde, eşkıyaların yol kestiği ve kayaları oyarak yol açtıkları bir yerdir. Bu yolun belli kısımları hala görülebilmektedir.

Tut Şeyh Ali Baba Türbesi

ŞEYH ALİ BABA TÜRBESİ

İlçe merkezinde, Fatih Mahallesi Tepebağ denilen mevkidedir.

Halk arasında: Şeyh Ala Baba olarak bilinen şahsa aittir. Kendisi, Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğludur. Buraya yerleşmiş, evlenmiş ve burada şehit olmuştur. Kanuni dönemi tahrir defterlerinde Tut ilçesinde Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğlu olarak Mehmed-i Erzincani görünmektedir. Muhtemelen zaman içinde Mehmed-i Erzincani Şeyh Ali Baba olarak anılmıştır.

Menkıbelere göre, babasının yaptırdığı caminin mihrabının Kıble’ye bakmadığını söyleyip durmuştur. Babası daha fazla dayanamamış ve onu elinden tuttuğu gibi mihraba götürmüştür. Şeyh Ali Baba baktığında caminin mihrabının Kıble’ye doğru olduğunu görmüştür. Bunun üzerine utancından bir daha babasının yüzüne bakamamış ve Tut’a gelip yerleşmiştir.

Burayı ziyarete giden felçli ve akıl sağlığı bozuk olan hastalar: gelenekler gereği: bir gece burada yatarlar, pilav pişirirler ve çevredeki evlere dağıtırlar. Böylece: hastalıklarına şifa umarlar.

 

EVRENTEPE TÜRBESİ

Burası da ilçe merkezine bağlı Akçatepe köyündedir.

Türbe yakınında bulunan mezar taşının ilginç bir hikayesi var ve bu hikaye Adıyaman merkez ve ilçeleriyle köylerde anlatılmaya devam ediliyor.

“Bir zamanlar, zamanın kralının güzel bir kızı varmış. Bu kızı gören Hüseyin Gazi, amcasının oğluna kızın güzelliğini anlatır. Ancak: yine aynı dönemde Hüseyin Gazi: kralın adamları tarafından öldürülür.

Bunun üzerine, Hüseyin Gazi’nin sülalesi, intikam almak için kralın kızını kaçırmayı planlarlar ve bunun için, yakışıklı bir genç olan “Güzel Oğlan” görevlendirilir.

Güzel oğlan, kaleye gelir, kralın kızını kaçırır, ancak kalenin 3 km. kuzeyinde, günümüzdeki türbenin 500 metre doğusunda kralın adamları tarafından yakalanırlar ve her ikisi de öldürülür.

Öldürüldükleri yerde, ufak bir taş, mezar taşı olarak kullanılır.

 

PINARBAŞI MESİRE ALANI

İlçe merkezine çok yakındır.

Doğal kaynak suları, ağaçlık alanları ve piknik yerleriyle özellikle yaz aylarında yöre halkının sıkça gittiği bir mesire yeridir. Modern kamelya ve yeşil alanları bulunmaktadır.

Pınarbaşı mesire alanında kapalı alan yapımı da tamamlanmıştır ve böylece mesire alanı 4 mevsim hizmete girmiştir.