Bolu Dörtdivan

Bolu Dörtdivan


Bolu şehrinin küçük bir ilçesidir. Almancısı çoktur, halkının büyük kısmı da Ankara’da yaşar. Bayramlarda ve yaz aylarında, son model otomobiller ilçenin cadde ve sokaklarını süsler. Bura insanının ata mesleğinin “boyacılık” olduğu söylenir. Ben buradan defalarca geçtim ve özellikle: Bolu şehrinde yaşarken burayı sık sık ziyaret ettim.

Bolu Dörtdivan

ULAŞIM

TEM otoyolu, ilçe merkezinden geçmektedir. Ancak, otoban açılması sonucunda, bu yolun eskiye oranla önemi kalmamıştır.
Dörtdivan-Bolu arasındaki uzaklık: 42 km. Dörtdivan-Ankara arasındaki uzaklık: 156 km. Dörtdivan-Gerede arasındaki uzaklık: 116 km. Dörtdivan-Yeniçağa arasındaki uzaklık: 7 km. Dörtdivan-İstanbul arasındaki uzaklık: 310 km. dir.

Bolu Dörtdivan

TARİHİ

1071 yılındaki Malazgirt savaşının ardından Anadolu’ya giren Oğuz Türklerinin Kayı boyundan bir bölümü: bu yöreye yerleşirler ve yerleştikleri yerlere: Oğuz boylarının isimlerine özgü isimler verirler.

Dörtdivan ise, bir yerleşim yeri olarak: muhtemelen 1197 yılında, Selçuklular döneminde, I. Alaaddin Keykubat döneminde kurulmuştur. Ünlü gezgin Evliya Çelebinin yazdıklarına göre: Selçuklu Sultanı Keykubat: Bolu beyi iken, ele geçirdiği bu dağlarda “Divan Kösü” çaldırmış, bu nedenle bu bölgeye “Divan” denilmiştir. Bu divanlar, başlangıçta 7 iken, daha sonra küçük olan 3 tanesi kapatılmış ve 4 tanesi kalmıştır. Bu yüzden, bölgeye “Dört divan” denilmiştir.

Bunun yanında, bölgenin tarihi süreç içinde bir başka rolü daha bulunmaktadır. Ankara savaşında bozguna uğrayan Osmanlı ordusu geri çekilirken, bu bölgede, yani Gerede-Dörtdivan arasındaki bölgede, yöre halkının yardımlarıyla toparlanmaya çalışmıştır.

Son olarak: ünlü halk ozanı Köroğlu’nun, Dörtdivan ilçesi Aşağısayık köyü Hesinler Mahallesinde doğduğu söylenmektedir.
Yöre: 1990 tarihinde, İlçe oluştur.

Bolu Dörtdivan

GENEL

İlçenin denizden yüksekliği: 1340 metredir. Volkanik Köroğlu dağları, 2378 metre yükseklik ile, yörenin en büyük yükseltisidir. Tarım alanları ve yerleşim birimleri ise, genellikle düzlük ve ovalık bölümlerde kurulmuştur. Bu yüzden, yerleşim yerleri yani köyler birbirine çok yakındır.

Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında: tarım gelmektedir. Tarımsal faaliyetler: arpa, buğday ve patates olarak çeşitlenir. Bunun yanında, yörede “kümesçilik” yani “tavukçuluk” yapılmaktadır. Sanayi yok denecek kadar azdır. Bu yüzden, başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çok sayıda Dörtdivanlı bulunmaktadır.

KÖROĞLU

Köroğlu: 16’ncı yüzyılın ikinci yarısında, Dörtdivan-Sayuk köyünde doğmuştur. Köroğlu: asayişin son derece bozuk olduğu ve özellikle Celali isyanlarının olduğu dönemde: ezilen, soyulan ve mağdur edilen Anadolu halkının yanında ve kurtarıcısı olarak gündeme gelmiştir. Hatta: onun, Oğuz geleneklerinin “Alp” i olduğu bile söylenir. Köroğlu: çevresine topladığı adamlarla birlikte, dağlarda yaşamış, cesareti ve kahramanlığı, haksızlık ve zulme karşı mücadelesi, günümüze kadar aktarılarak bir efsane olarak gelmiştir.

Köroğlu’nun ortaya çıkış hikayesiyse şöyledir: Bir zamanlar, İstanbul’dan Bolu şehrine bir Sancak Beyi gönderilir. Mehmet Bey isimli bu sancak beyi: paraya düşkün, ahlaksız ve şirret kimliğiyle tanınır. Köroğlu’nun babası Deli Yusuf ise, bu Mehmet Bey’in seyisidir. İyi ve cins atlara düşkünlüğü ile tanınan Mehmet Bey: seyis Yusuf’tan, kendisi için iyi bir at yetiştirmesini ister. Ancak, seyis Yusuf, Sancak Bey’i için, daha sonra Köroğlu’nun atı olarak “Beyaz atı” önerir. Ancak, bey, buna kızar ve seyis Yusuf’un gözlerini dağlatır.

Bu olay üzerine: babasının intikamını almak ve artık dayanılmaz hale gelen Bolu Beyinin zulmüne dur demek üzere, Köroğlu, otoriteye başkaldırır.
Yıllarca mücadele eder ve kendisine katılan diğer yiğit kişilerle birlikte, Bolu Beyini perişan eder. Ancak: tüfeğin icat edilmesi ve bunun özellikle Köroğlu’na karşı kullanılmasıyla birlikte, Köroğlu’nun sonu gelir. Bunun üzerine, Köroğlu, yörede daha fazla dayanamayacağını anlar ve Anadolu’nun doğu illerine gider ve böylece, Anadolu’nun doğu illerinde de Köroğlu efsanesi yayılır.

GELENEKSEL DÖRTDİVAN EVLERİ

Bu yörede yapılan evler: kendine has özellikler göstermektedir Bunlar: yerden 50 ile 100 cm. yükseklikte yapılırlar. Evlere: tahta döşeli ve ayakkabıların çıkarıldığı bir yerden girilir. Alt katta: geniş bir salon ve salona açılan iki-üç oda, kiler ve tuvalet bulunur.

Salondan merdivenler ile çıkılan üst bölümde ise, küçük bir salon daha, iki veya üç oda, tuvalet ve banyo bulunur. Yakın zaman öncesinde, betonarme yapılara dönülmesi sonucunda, bu içten yukarı çıkılan merdivenler, dıştan yukarı çıkılan merdivenlere dönüştürülmüştür.

NE YENİR

Dörtdivan yöresine yolunuz düşerse, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz “kaz kızartması” önerebilirim. Hindi dolması da düşünebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Dörtdivan yöresinde, Cuma günleri pazar kurulur. Bu nedenle: yöre insanı tarafından Dörtdivan ilçesine “Cumayeri” de denilir. Cuma günleri, ilçe merkezinde çevre köylerden gelenler nedeniyle büyük bir yoğunluk görülür. Kırsal bölgelerden ilçe merkezine gelenler pazar ile birlikte, diğer işlerini de bugün hallederler.
Yani, Dörtdivan yöresine yolunuz düşerse ve günlerden Cuma ise, mutlaka bu pazara uğramalısınız.

Bolu Dörtdivan Kartalkaya
Bolu Dörtdivan

      

GEZİLECEK YERLER

KARTALKAYA

Ülkemizin en büyük kış kayak turizm merkezlerinden biri olan “Kartalkaya” bu yörenin bir parçasıdır. Kartalkaya: Bolu şehir merkezine 50 km. ve Dörtdivan ilçe merkezine 29 km. uzaklıktadır. Köroğlu dağlarında 2200 metre yüksekliktedir.
Ben, Kartalkaya hakkında, yine bu sitede, ayrı bir yazı yayınladım. Meraklıları, oradan Kartalkaya hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşabilirler.

Kartalkaya tanıtımı hakkındaki yazıma ulaşmak için. 

 

BİZANS KALE KALINTISI

İlçe merkezine bağlı, Yağbaşlar köyü Mürseller mahallesindedir. Muhtemelen Bizans döneminden kaldığı düşünülmektedir.

HİMMET DEDE TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı, Yukarısayık ve Sorkun köyleri arasındaki bir tepede bulunmaktadır. Kendisi: 17’nci yüzyılda, Bolu’nun Gice köyünden Hacı Ali Merdan isimli zatın oğludur. Memleketine atfen, Bolulu Himmet Efendi olarak bilinir. Köydeki türbesi: taştan yapılmış, tek odalı ve çatısı kiremit örtülüdür.

AYVADİBİ ŞİFALI SUYU

İlçe merkezine bağlı, Yağbaşlar köyü Mürseller mahallesindedir. Şifalı bir su olduğu söylenmektedir. Asarlar höyüğünün hemen yanındaki bu şifalı su kaynağı: düzenlenerek kullanışlı hale getirilmiştir.

Ayvadibi suyu hakkında anlatılan bir hikaye var. Söylenenlere göre, zamanın birinde, Ümmi Kemal isimli bir zat: günümüzdeki Mursallar bölgesinden geçerken, öğlen namazı kılmak için su arar. Ancak su bulamaz ve bunun üzerine, bulunduğu yerde, asasını yere batırır ve burada, bu şifalı su çıkmaya başlar.

Peki, bu şifa olayı nedir derseniz: Ayvadibi şifalı su ve çamurunun: günümüzde, cilt hastalıkları başta olmak üzere, birçok hastalığa iyi geldiği söylenmektedir. Cilt hastalıkları için, özellikle çamur banyosu yapılması önerilmektedir.

Gerede tanıtımı.

Yeniçağa tanıtımı.

Bolu tanıtımı.

Denizli Babadağ

Denizli Babadağ

Babadağ yöresine yolunuz düşerse: özellikle yerel dokumalardan satın alın, keşkek yiyin, Babadağ evleri arasında sokaklarda dolaşın, tarihi evlerin güzelliklerini görün, ama eğer tarihe ve tarihi yerlere ilginiz varsa, mutlaka mutlaka Hisarköy’de bulunan köyün altında bulunan Attuda antik kenti kalıntılarını gezin, bir zamanlar antik dönemde oldukça büyük ve önemli bir kent olan Attudanın günümüze kadar ulaşan kalıntılarını görünce, neden burada daha ayrıntılı arkeolojik resmi araştırmalar yapılmaz diye düşüneceksiniz, ama elbette bu kalıntıların üzerinde bulunan köy evleri ve yaşayanları görüp şaşıracak ve hatta isyan edeceksiniz.

ULAŞIM

Babadağ, Denizli arası uzaklık: 36 km. Babadağ, Sarayköy arası uzaklık: 18 km.

TARİHİ

1386 yılında, Oğuz Türklerinden bir Yörük aşireti, Babadağ’a 3 km uzaklıktaki Oğuzlar köyüne yerleşirler. Daha sonra 4 km uzaklıktaki Yeniköy’e ve oradan da günümüzdeki konuma yerleşmişlerdir. Yerleşimin ilk adı Beşikkayadır. Daha sonra “Sarayköy’de oturan Kadının oturduğu yer anlamında” Kadıköy (Kadıkeriyesi) adını almıştır.

Bölgeye demiryolu gelmesiyle Sarayköy ilçe, Kadıköy nahiye olur. Babadağ, 1877 yılında Belediye olur. İlçe 1’nci Dünya Savaşı sonrası ve Kurtuluş savaşı öncesinde işgale uğramamıştır. Sivas kongresine üye göndermiş, Kurtuluş savaşı sırasında da milis kuvvetlerine asker göndermiş, malzeme yardımında bulunmuştur. 1935 yılında ise bölge İstanbul-Kadıköy ile karıştırıldığından, ilçenin ismi, eteklerinde kurulduğu Babadağın ismini almıştır. 1988 yılında ilçe olur.

Babadağ ilçesinin tarihi geçmişini bitirmeden önce bu bölge ile ilgili anlatılan bir rivayet var, ondan söz etmek istiyorum. “Selçuk Beylerinden birinin 3 oğlu vardır. Bunlar babalarıyla anlaşamazlar ve yurtlarını terk ederler. Bir tanesi: Ahıllı, diğeri Oğuzlar köyüne ve üçüncü geçen ise Babadağ yöresine yerleşir. Ahıllı ve Oğuzlar köyleri, su sıkıntısı ve coğrafi koşulların yetersiz olması nedeniyle gelişememiştir. Babadağ’a yerleşen genç ise, çobandır ve şanslıdır.

Çünkü, yörede 105 tane su kaynağı vardır. Çevrenin doğal örtüsü hayvancılık için oldukça elverişlidir. Bu gencin sürüsünün hayvanlarının çalılara takılan yünlerini eğirerek: heybe, halı ve kilim dokunmaya başlanır. Bu ürünler: solmayan ve bozulmayan kök boyalarla boyanır. Yöredeki tekstil sektörü bu şekilde gelişir.

Denizli Babadağ

GENEL

İlçe: güneyinde Babadağ sırtları ile çevrilidir. Denizden yükseklik 850 metredir. Arazi dağlık ve engebeli olduğundan tarım ve yerleşim zordur. Tarımsal üretim olarak sadece yem bitkileri ve kavunculuk yapılır.

Bu yüzden: halk, tekstil üretimine yönelmiştir. Ancak, ilçedeki tekstil imalatının sağlam zemine dayanmaması ve fason üretime dayalı olması ve tekstil sektöründe yaşanan krizler nedeniyle ilçeden dışarıya göç artmış, son zamanlarda ise azalmıştır. Yöreye dışarıdan göçler gelmektedir. Bölgede Akdeniz bölgesinin iç kısımlarında görülen iklim hakimdir.

Denizli Babadağ

BABADAĞ

İlçe merkezinin güney tarafından bulunan Babadağ, 2308 metre yüksekliktedir. Heybetli ve oldukça diktir. Tavas ovası, Aydın ovası ve Denizli ovasına hakim bir dağdır. Eteğinde yaylalar vardır. Denizli tarafında suları boldur. Dağ sporları için oldukça elverişlidir. Dağın tepelerinde yaz-kış kar bulunur.

DOKUMACILIK

Dokumacılık, yaklaşık 600 yıllık bir geçmişe sahiptir. 1965 yılından sonra yarı otomatik tezgahlara, 1985 yılından sonra ise tam otomatik tezgahlara geçerek sürekli canlılığını korumayı sürdürmüştür. İlçe merkezinde dokumacılık üzerine 19 fabrika ve 60 civarında atölye mevcuttur. Yaklaşık 800-900 civarında tam otomatik tezgah vardır. Günümüzde aile dokumacılığının devam ettiği ilçede, taş ve kerpiç evlerin böldüğü dar sokaklarda tezgahlardan gelen sesler yankılanmaya devam etmektedir.

NE YENİR

Bu yöreye yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, “et kapaması, et çevirmesi, keşkek” diyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Yörede geleneksel nostaljik eski el tezgahlarında üretilerek satılan Babadağ dokumaları ve natürel el dokumaları, bez, pike, kanaviçe, havlu, çarşaf ve çocuk bezi satın alabilirsiniz.

Denizli Babadağ

GEZİLECEK YERLER

Denizli Babadağ Cumhuriyet Mahallesi

CUMHURİYET MAHALLESİ

Babadağ’a özgü mimarisiyle dikkat çeken tarihi Babadağ evleri, ilçenin geneline yayılmış olmasına rağmen, ilçe merkezinde Cumhuriyet mahallesinde yoğunlaşır. Evlerin yapım tarihleri 18 ile 20’nci yüzyıllar arasına tarihlenir. Babadağ evleri genellikle tek veya iki katlıdır. Nadiren üç katlı olanlara rastlanır.

Çoğunluğu cumbasız ve balkonlu olup, eyvan tipi girişe sahiptir. Evlerin genelinde kapı ve pencereler dikdörtgen formlu ve ahşaptır. Bazı yapıların kapı ve pencerelerinde yuvarlak, basık veya sivri kemerler dikkat çeker. Yapıların geneli sade bir görünüme sahip olup, sadece basit süslemelerle bezenmiştir.

Denizli Babadağ Kırcataş camisi

KIRCATAŞ CAMİSİ

İlçe merkezinde Gündoğdu Mahallesindedir. 1800 yılında yapılan cami, Osmanlı dönemi mimari özelliklerini yansıtır. Geçmiş yıllarda bir yangın geçiren cami, daha sonra tamamen yenilenmiştir. Caminin batı duvarında, yüksek bir noktada küçük bir kitabe vardır. Bu kitabede, 1801-1802 tarihleri okunmaktadır. Cami, günümüzde ibadete açıktır.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

ATTUDA ANTİK KENTİ

İlçe merkezine bağlı Hisarköy beldesinde, ilçe merkezine 32 km uzaklıktadır. Babadağ’ın kuzey eteklerinde, doğal bir kale görünümünde yüksekçe bir tepe üzerinde bulunur.

Attuda, Salbakos dağı üzerinde önemli bir geçiş noktasında bulunduğu için Hellenistik dönem öncesine ait tarihi bir geçmişe sahip olmalıdır. Ancak bu dönem ile ilgili yeteri kadar arkeolojik kalıntı ya da yazılı belge yoktur. Kentin Pergamon Krallığı tarafından kolonize edilmesinden sonra, Attuda ön plana çıkmış ve adı daha çok duyulmaya başlanmıştır.

Bunlara göre, Attuda ile ilgili en eski bilgi ve buluntular, MÖ 200 yıllarına aittir. Pergamon krallığının verdiği ayrıcalıkla bir bütünlük oluşturacak şekilde kentin oldukça hızlı bir gelişim ve etkileşim içinde olduğu anlaşılmaktadır. Kentte bulunan Hellenistik yazıtlardan üç tanesi, Pergamon krallığı ile ilgilidir.

Attuda şehri, MÖ 1’nci yüzyıldan itibaren kendi adıyla sikke basmaya başlamıştır. Bunlardan biri İmparator Marcus Antonius zamanında, yaklaşık MÖ 39-35 yılları arasında basılmıştır. Bu gümüş sikkenin ön yüzünde “Tykhe”ya da “Kybele” başı, arka yüzünde “çıplak, ayakta bir Apollon heykeli” ve kentin adı olan “Attoyaeon” yazısı vardır.

Yerleşim içinde bulunan mimari elemanlar değerlendirildiğinde, Attuda’nın yakın ilişkide bulunduğu Aphrodisias kentinin etkisi altında imarını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. İki kent arasındaki ilişki sadece mimari alanda kalmaz. Roma imparatorluk döneminde de bu ilişki artarak sürmüştür.

Şehirdeki yapılaşma:

MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda da artarak devam etmiştir. Bulunan yazıtların büyük çoğunluğu bu döneme aittir. MS 3’ncü yüzyıl başlarında, Carmini ailesinden olanların aldıkları önemli görevler ve inşa ettikleri yapıların, Attada için büyük bir katkı sağladığı bellidir.

Özellikle Aphrodisias Aphrodite Tapınağı gibi önemli bir kült alanının başkanlığı ve veznedarlığının Attudalı bir aileden birinin elinde olması ve bu aileden kişilerin sürekli önemli üst görevlere getirilmesi dikkat çeker. Bunlar: Salbakos dağı üzerinde, tam geçiş yerindeki Attuda’nın bu dönemlerde de kendi varlığını hissettirdiğinin göstergesidir.

431 yılında Ephesos’ta toplanan 3’ncü Ekümenik Konsile Attudalı piskoposlar da katılmıştır. Şehirdeki yaşam: MS 6’ncı yüzyıl ve sonrasında zayıflamaya başlamış ve tekrar canlanması ise Türk dönemiyle birlikte olmuştur.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

Evet, bu tarihi gelişim sonrasında, gelelim kentin bulunması ve arkeolojik araştırmalara:

Hisarköy ve çevresinde bulunan seramik ve heykeltıraşlık gibi küçük buluntuların tamamı, Hierapolis Arkeoloji Müzesine götürülmüştür. Diğer bir kısım mimari eser ise, halen köy camisi önünde muhafaza edilmektedir. Antik yerleşimin izleri, mahallenin ortasındaki Asar Tepe’den aşağı doğru teraslar halinde genişleyerek yayılır. En alttaki vadi yamaçlarında ise, kentin nekropolüne ait mezarlar bulunmaktadır.

Asar Tepe

Buraya çıkışı sağlamak için doğal kayalar kesilip, teraslar yapılarak yollar oluşturulmuştur. Son dönemlerde yapılan tüm değişikliklere rağmen, Asar Tepe’nin en üst noktası yer yer doğal taşlardan oluşturulmuş düz alan şeklindedir. Burası ilk olarak, antik çağda kullanılmış bir toplantı yeri veya dinsel seramoni yeridir.

Heredot’a göre: Persler, gelenek ve görenekleri gereği, özellikle dinlerinin Zeus’a kurban kesmeyi gerektirir ve bunu dağ başlarında yaparlar, Zeus dediklerinin de gök kubbe olduğunu belirtir. Bu tören ve toplanma yeri uygulamaları: Hıristiyanlık inancında, Bizans dönemi boyunca ve Beylikler döneminde de görülen bir uygulamadır.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

Mimari Kalıntılar

Toplanan mimari elemanlar, mahalle camisi önünde, Tekke çeşmesi çevresinde ve türbe içinde olmak üzere 3 yerde toplanmıştır. Ayrıca ev duvarlarında da yazıtlı ve yazıtsız birçok tarihi eser bulunur. Mimari elemanların büyük çoğunluğu kireçtaşı ve mermer sütun kaidesidir ve Helenistik ile Roma dönemlerine tarihlenir.

Kültler ve Tapınaklar

Attuda şehrinin bulunduğu bölgede en yaygın olan kültler Men ve Ana Tanrıça kültüdür. Men isimli tanrının bu bölgedeki en önemli kült yeri ve kutsal alanı: kesin yeri bilinmeyen Men Karou Tapınağıdır.

Ünlü coğrafyacı tarih yazarı Strabon: Menderes ve Lykos vadileri boyunca giden yolu takip ederken, Men Karou Tapınağını gördüğünü yazar. Men Karou Tapınağının Attouda sikkeleri üzerinde bulunması, bu kutsal mekanın kesinlikle Attouda sınırlarında bulunmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden, kent merkezinde olmayan kutsal alanın, vadi içindeki bir yerde olabileceğine inanılmaktadır.

Ayrıca, dağlık yerleşimler ve dağ zirvelerinde Ana Tanrıçaya adanmış kült yerlerinin yaygınlığı bilinmektedir. Hisarköyde çarşıdaki caminin kuzeybatı köşesine yerleştirilmiş olan Meter Adraston adının geçtiği yazıt da bu tanrıça ile ilişkilendirilir. Tanrıçanın adının geçtiği yazıtlara göre, attouda kentinde  ve çevresinde Meter kültürünün saygın bir yere sahip olduğu ve kentin baş tanrıçalarından birisi olarak tapınım gördüğü kesindir.

Kültler konusunda eldeki en kesin bilgiler, sikkeler üzerindeki betimlemelerdir. Bu betimlemelere göre: kentte başta Apollon olmak üzere Kybele, Tykhe, Zeus, Athena, Asklepios, Helios, Serapis, Dionysos, Artemis, Anatis gibi tanrıların ismi geçer. Tüm bunlara rağmen, Attouda içinde yeri kesin olan ve planı tam bilinen bir tapınak kalıntısı yoktur. Ancak tahminlere göre, burada birden fazla tapınak olmalıdır.

Öte yandan: İncil’de söz edilen 7 kiliseden birisi de “Laodikeia kilisesi” dir ve burada ortaya çıkarılmıştır.

Doğuya doğru uzanan bir sırt üzerinde kurulan kentin, kuzeyindeki Arap deresi ile güneyindeki Bakla deresi, mahallenin doğusunda birleşerek Menderes ırmağına doğru akmaktadır. Bu dereler hem antik, hem de modern yerleşimin üç yönünde doğal bir sınır hattı oluşturmaktadır.

Antik kalıntılar üzerinde kurulan Hisarköy, Osmanlı döneminden beri varlığını sürdürmektedir ve bazı dokuların yok olmasına sebep olmuştur. Köy yerleşimi en üst tabakada halen varlığını sürdürmektedir. Her taraf tarihi yapılarla ve onların yıkıntılarından kalan taşlarla doludur. Evlerin altında mezar tipi mekanlar, mağaralar ve kayalardan oyma mezarlar gibi birçok farklı kalıntılar bulunuyor.

Köylüler, 1970’li yıllarda küçük ölçekli bir köy müzesi kurmuşlardır, ama bu müze günümüzde boş ve kapalıdır. Çünkü köy halkı tarafından açılan bu müze hazine avcıları tarafından  defalarca soyulmuştur.

Ancak, Hisarköyün başka bir yere taşınması faaliyetlerine başlanıldığını ve devam ettiğini öğrendim. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2005 yılında köyün 2 km ilerisindeki Çamlar Mevkiinde konutlar yapılmıştır, ancak Hisarköylülerin bu konutlara taşınmayı kabul etmedikleri söyleniyor.

Denizli Babadağ Trapezopolis antik kenti

TRAPEZOPOLİS ANTİK KENTİ VE NEKROPOLÜ

İlçe merkezine 13 km uzaklıktaki Bekirler köyü kuzeydoğusunda Boludüzü mevkiindedir.

Antik kent, Bekirler köyü etrafındaki tepecikler ve eteklerine yayılmıştır. Antik kentin kuzeyden güneye doğru uzanan düzlük üzerine, arazinin coğrafi yapısına göre kurulduğu anlaşılmaktadır.

Trapezopolis şehri, Karia ve Phrygia sınırında antik bir kenttir. Şehrin isminin anlamı, Helen dilinde “Düzlük” anlamına gelir.

19’ncu yüzyıl sonlarında, Anderson bu bölgede bir araştırma yapmış ve Seyre’de bir takım yerleşim izlerine rastlamışsa da kesin bir yargıya varamamıştır.

Denizli Babadağ Trapezopolis antik kenti

Sadece burada üzerinde “Trapezopolis” ismi olan bir yazıt bulmuştur.

Bugün, bu bölgede zemin seviyesinin yaklaşık 70-100 cm altında, etrafı kayraktaşı veya tuğla ile çevrilmiş, silindirik formlu ve kapaklı, pişmiş toprak lahit mezarlar bulunmaktadır. Bunların üzeri yine kayrak taşı ve tuğla ile kapatılmıştır.

Yüzeyde bazı yapı kalıntıları izlenir. Yüzeydeki kalıntılar, Roma ve Bizans dönemi özellikleri göstermektedir.

YARDAN ÇAYI

Belediye tarafından şelalenin çevresinde yapılan çevre düzenleme çalışmaları sonucunda, burada oldukça güzel bir mesire alanı oluşturulmuştur.

 Denizli Bozkurt gezi yazısı hakkında  Bozkurt

Bilecik

Bilecik

Bilecik denilince, akla ilk gelen: Osmanlı imparatorluğunun burada kurulup, dünyaya yayılması. Son derece küçük, sosyal imkanları kısıtlı bir şehir. Ama: İstanbul yönünden gelenlerin, güneye ve özellikle Antalya’ya inerken kullandıkları yolu üzerinde. Toprakları killi olduğu için, özellikle ve sadece seramikçilik gelişmiş. Birçok kez içinden geçerken zaman ayıramadığım şehirde, 2018 yılında, iki gün kaldım ve gezme fırsatım oldu.

Bilecik

ULAŞIM

Bilecik  denilince, ilk akla gelenler: soğuk ve virajlı yolları. Bir yanda Bursa, öbür yanda Eskişehir. Bilecik-Bursa arası uzaklık: 95 km. Bilecik-Eskişehir arası uzaklık ise: 80 km. ve bu yol: yaklaşık 1 saat 15 dakika sürmektedir. Hatta: terminalden, Eskişehir’e direkt araba bulunmamaktadır. Tüm bunların yanında: hani Bilecik için hiçbir sosyal etkinliği yok diyenler olsa da, bu küçük şehir: İstanbul’a sadece: 250 km. uzaklıktadır. Yani, şehir merkezinden çıktığınızda, en fazla 4 saat sonra İstanbul’da olursunuz.

Son olarak, birkaç yer bağlantısı daha vermek istiyorum. Bilecik-Kütahya arası uzaklık: 110 km. Bilecik-Afyon arası uzaklık: 211 km. Bilecik-Ankara arası uzaklık: 313 km.

İl merkezinden,  demir yolu geçmektedir. Ankara-İzmir demir yolu şehir merkezinden geçiyor. Hatta: tren istasyonunun bulunduğu yerde, eski Bilecik şehrinin kurulu bulunduğu, ama Yunanlılar tarafından işgal yıllarında tamamen yakılıp yok edildiği için, yeni şehrin bugünkü yerinde kurulduğu söyleniyor.

Bilecik

TARİHİ

Bölgedeki ilk yerleşimin: MÖ.3000 yıllarına kadar indiği düşünülmektedir. Şehrin, bilinen en eski adı: Agrilion.

Takip eden dönemde: yörede, Bizanslılar egemen olurlar. Bu dönemde, şehre verilen isim: Belekoma. Ancak, o dönemdeki şehir yerleşimi: bugünkü yerde olmayıp, bugünkü yerleşimin doğusunda, Hamsu-Tabakhane derelerinin oluşturduğu vadiler arasında, bir kaya çıkıntısının üzerine inşa edilen kale ve çevresindedir.

Daha sonra: 1230 yılında: Selçukluların bir kolu olan Kayıların bir bölümü, Ertuğrul Bey idaresinde, Söğüt ilçesi ve çevresine yerleşirler. 1231 yılında ise, Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat, sınır ihlallerinde bulunan Bizanslılar üzerine bir sefer düzenler ve bu sefere bir akıncı olarak, Ertuğrul Bey’de katılır. Selçuklu ordusu, bu sefer sırasında, Bizans ordusunu yener ve Belekoma (Bilecik) tekfuru, vergiye bağlanır. Bu savaşta, Selçuklu ordusuna büyük katkıları olan Ertuğrul Gazi’ye ise, armağan olarak Domaniç bölgesi verilir.

Evet, şehrin, tarihindeki en öne çıkan özelliği: Osmanlı imparatorluğunun kurulduğu topraklar olmasıdır.

Çünkü: takip eden  dönemde: Kayıların başına geçen Osman Bey tarafından, büyük Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu gerçekleştirilmiştir. 1299 yılında, Bilecik yani Belekoma şehri, Osman Bey tarafından ele geçirilir. Bu tarihten sonra, şehir, Osmanlı yönetiminde giderek gelişmiş, ancak, bulunduğu yer, fazla gelişimi engellemiştir. Osman Gazi tarafından, ilk fethedilen kale olması ve Şeyh Edebali’nin türbesinin burada bulunması, şehre daima ilgi gösterilmesine neden olmuştur. Önceleri: kale çevresinde kurulu olan şehir: zamanla Şeyh Edebali’nin Türbesi, Orhan Gazi Camisi yakınlarına doğru büyümeye başlamıştır.

Şehir: 8 Ocak 1921 tarihinde Yunanlılar tarafından işgal edilir, ancak I. İnönü savaşları sonucu, bu işgal, sadece 4 gün sürer. 23 Mart 1921 tarihinde ise, II. İnönü savaşı başlar. Gerek I. İnönü ve gerekse II. İnönü savaşları, Bilecek toprakları üzerinde geçer. Ancak, daha sonraki dönemlerde, şehir, Yunanlılar tarafından yeniden işgal edilir ve bu işgal sırasında ve şehri boşaltırken: birçok yerde yangınlar çıkararak, şehri harabeye çevirmişlerdir.

Özellikle: Ertuğrul Gazi türbesinde, duvarlarda, günümüzde bile, mermi izlerini görebilirsiniz. Söylenenlere göre: Yunanlılar bu türbeye girerek, küstahça “Ertuğrul Gazi, yattığın yerden kalk ta, ardıllarını kurtar” çığlıkları atarak, türbeyi kurşunlamışlardır.

Bilecik

GENEL

İl, Marmara bölgesinin güneydoğusundadır. Ama, coğrafi bakımdan: ülkemizde, dört coğrafi bölgede de toprakları olan bir il olarak öne çıkmaktadır. Çünkü: il toprakları: Marmara-Karadeniz-İç Anadolu-Ege bölgelerinin kesişim noktasındadır. İl’in coğrafi özelliklerinden bir diğer öne çıkanı: Türkiye’nin küçük illerinden biri olmasıdır. En küçük il olmasa da, kapsadığı alan bakımından, son sıralardadır.

İl merkezinin, denizden yüksekliği: 500 metredir. Güneye, Karasu vadisine gidildikçe, yükseklik iyice azalmaktadır. İl topraklarının, yaklaşık % 50’lik bölümü ormanlıktır.

Coğrafi özelliklere bağlı olarak, il genelinde, 3 farklı iklim çeşidi görülür. İl merkezinde: İç Anadolu iklimi egemendir.

Tüm bunların yanında, Bilecik denilince, burada bulunan askeri birlikler de öne çıkıyor. Çünkü: tatil günlerinde, özellikle şehir merkezinde, büyük bir asker yoğunluğu görmek mümkün. Evet, bu şehirde “Jandarma acemi erlerinin eğitim gördüğü” bir askeri birlikte var ve buraya çeşitli fasılalarda gelen asker adayı gençler ve hatta aileleri, Bilecik şehrini hareketlendiriyorlar.

Yani: şehir ekonomisi: bizzat ziyaret ettiğim: bu şehre izinli çıkan askerler, Polis Okulu öğrencileri ve Üniversite öğrencileri üzerine yoğunlaşmış.

ŞEYH EDEBALİ

Edebali; Osmanlı imparatorluğunun kuruluş yıllarında, imparatorluk insan yapısının sağlam temellere oturmasında büyük emeği geçmiştir. Bu anlamda, Osmanlının manevi mimarı sayılmaktadır. Aslen: bir Selçuklu din büyüğüdür. Aynı zamanda: Osman Gazi’nin kayınpederidir.

Bu büyük insan için: her yıl, Eylül ayı başında, “Şeyh Edebali Kültür Şenlikleri” düzenlenmektedir. Bu şenliklerde: çeşitli folklor, sanat ve kültürel etkinlikler yapılıyor.

ERTUĞRUL GAZİ

Ertuğrul Gazi: Sivas yakınlarında: Moğol ordusu ile savaşan Selçuklu ordusunun yardımına koştuğu ve Selçuklu ordusunun zafer kazanmasında yardımı olduğu için, Selçuklu hükümdarı Alaeddin tarafından; toprak verilerek ödüllendirilir. Ankara taraflarına yerleşen Ertuğrul Gazi ve aşireti: daha sonra, 1231 yılında, Söğüt ve Domaniç bölgesine yerleşirler.

Aşiret: komşularıyla daima iyi geçinmeyi prensip edinir ve bunun sonucu olarak, güçlü bir durumda, rahat ve huzur içinde yaşarlar. Ertuğrul Gazi’nin ölümünden sonra ise, aşiretin başına, küçük oğlu, Osman Gazi geçer. Ertuğrul Gazi, yukarıda sözünü ettiğim, dönemin Ahi Şeyhi Edebali’den büyük destek ve yardımlar görmüş ve oğlu Osman Gazi’ye de, vasiyetinde bu durumu açıkça belirtmiştir.

 

OSMAN GAZİ

1258 yılında, Söğüt’te doğmuştur. Osmanlı devletini ve Osmanoğulları’nı kurmuş ve devlete ve soyuna adını vermiştir. 24 yaşında iken, babasının yerine geçer. 1289 yılında, Edebali’nin kızı ile evlenince, nüfusu ve gücü artar. Hükümdarlığı süresince, birçok fetihlerde  bulunur ve 1324 yılında, beyliği, Orhan Bey’e devreder. 1324 yılı, Şubat ayında, 67 yaşında iken, Bursa’nın fethini göremeden vefat eder. Vasiyeti üzerine: 1326 yılında, Bursa’daki türbesine gömülür.

BİLECİK ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, 2007 yılında kurulmuştur. Rektörlüğe bağlı olarak bulunan üniteler: Fen-Edebiyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Fen Bilimleri Enstitüsü. 2010 yılı itibarı ile, üniversitenin bünyesinde: 8000 civarında öğrenci eğitim görmektedir.

NE YENİR

Bilecik merkezinde yöresel lezzetler tatmak isterseniz: alternatifleriniz şunlar olabilir. Dağ eriği ekşili kesme çorbası, bıldırcın kebabı ve nohutlu mantı. Tatlı olarak ise, büzme tatlısı deneyebilirsiniz.

Bunları bulamazsanız veya tercih etmezseniz: üzerine ekmek dilimleri kapatılmış, saç kavurma yemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Bilecik şehrinde, ilginizi çekerse: seramik hediyelik eşyalardan satın alabilirsiniz. Daha öncede sözünü ettiğim gibi, bu yörede, toprağın killi olması nedeniyle, seramik üretimi yaygın. Hatta, şehir merkezi yakınlarında, yol üzerinde bulunan fabrikaların; fabrika satış mağazalarında, mutlaka ilginizi çekecek bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Bilecik Şeyh Edebali Türbesi

ŞEYH EDEBALİ TÜRBESİ

Türbe: eski Bilecik şehrinin kurulduğu vadinin sırtında, küçük bir tepe üzerinde; mütevazi bir yapıdır.

Orhan Gazi tarafından yaptırılmıştır. Bu türbeye, taş merdivenlerle çıkılır. Ulaşım kolaydır. Bu yüzden: şehirde kaldığım sürede, burayı ziyaret ettim.

İlk yapıldığında kubbeli olan türbenin üstü, zamanla kiremitle örtülmüştür. Türbe yapısı: bir salon ve iki odadan oluşmaktadır. Büyük olan odada: mihraplı bir mescit bulunmaktadır. Diğer oda ise, sohbethane ve misafir ağırlamak için kullanılmıştır. Ortada, sandukaların bulunduğu ana kubbeli bölüm, kare şeklindedir. Bu bölümde, yedi büyük ve dört küçük sanduka bulunmaktadır. Tek bir giriş var. Yanlardaki duvarlarda görülen pencerelerdeki güzel işçilik, 16-17. yüzyıllardan kalmadır. Türbenin içinde: kıble yönünde, Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası var. Çünkü: bu türde, Sultan tarafından tamir ettirilmiş.

Türbenin avlusunda, doğu yönündeki taş merdivenlerden indiğinizde ise, yine küçük bir türbe göreceksiniz. Burada da, Edebali’nin eşi ve kızı Malhatun gömülü.

Burada anlatılan ilginç bir söylentiden söz etmek istiyorum. Şöyle ki, Yunanlılar tarafından çıkarılan yangında, bu bölgede bütün yapılar yanmış olmasına rağmen, denilen o dur ki, bu türbe yanmamış. Hatta, türbeye baktığınızda, yangın izleri bile görünmemektedir.

Bilemiyorum, belki de sonradan yeniden inşa edildi. Bir de şu var: Türbe kayıtlarında şöyle bir not geçer: “ Türbenin çok kıymetli olan ve altın yaldızla tezyin edilmiş olan tavanı, II. Abdülhamit’in emriyle İstanbul’a nakledilmiştir.” Ancak, öğrendiğime göre, bütün araştırmalara rağmen, bu tavanın İstanbul’da nereye konulduğu veya nereye götürüldüğü bulunamamış.

ORHAN GAZİ CAMİSİ

Edebali Türbesinin 50 metre uzağındadır. Yani: bugünkü Bilecik şehrinin, 500 metre güneydoğusunda, eski Bilecik diye anılan yerdedir.

Cami: 1392 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından dedesi Orhan Gazi adına yaptırılmıştır. Ama, bazı kaynaklara göre ise: bu caminin, 1331 yılında, bizzat Orhan Bey tarafından yaptırıldığı da belirtilmektedir.

Yapı: dik bir uçurumun kenarında inşa edilmiştir. Uçurumun ön kısmında, kalın ve sağlam bir duvar üzerine oturtulmuştur. Genel plan olarak, kareye yakın, dikdörtgen şeklindedir. Ebatları: 17 x 16.5 metredir. Kalın duvarları, kaba taştan örülmüştür.

Asıl minaresi: ana binadan, 30 metre uzakta, bir kayanın üzerine inşa edilmiştir. Diğer iki minare ise, yapıya sonradan ilave edilmiştir. Ön cephenin iki yanında bulunmaktadır. Bu minareler, yapıya ait 1882 yılı fotoğrafında görülmemekte olup, sonraki bir tarihte yapıldığı sanılmaktadır. Bunların, Padişah II. Abdülhamit tarafından yaptırıldığı sanılıyor.

Yapı: II. Abdülhamit döneminde, önemli onarım görmüştür. 400 kişiye yakın cemaat alabilmektedir. Cami yapısı, sanat tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü: Osmanlı devri mimari sanatında, ilk kubbeli yapı örneğidir. Yani, bu yapıdan önce, gerek Selçuklular ve gerekse Osmanlılarda, kubbeli bir yapı görülmemektedir. Caminin 9.50 metre çapındaki basık kubbesi: sekizgen biçimli, dar bir kasnak üzerinde bulunmaktadır.

Biraz önce sözünü ettiğim onarım/restorasyon sırasında: kubbe üzeri, kurşunla kaplandığı için, yörede, cami “Kurşunlu cami” olarak da bilinmektedir.

Bilecik Saat Kulesi

SAAT KULESİ

İl merkezinde, şehre hakim bir yamaç üzerinde: Anadolu Lisesinin bahçesindedir.

Giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre: 1907 yılında, Sultan II.  Abdülhamit döneminde, Musa Kazım Bey tarafından yaptırılmış ve 1987 yılında Bilecik Valisi Adil Yazar tarafından tamir ettirilmiştir.

Kule: yukarıdan aşağıya doğru genişleyen bir yapım usulü göstermektedir. Alttan itibaren, yukarıya doğru ilk iki kat ile kesme taştan başlayan yapı, yukarıda ahşaptır. En alt katta: kemerli büyük kapı üzerinde, yuvarlak bir pencere görülüyor. İkinci katta ise, balkon var. Balkonun hemen üzerinde ise, kadranlı saat var. Kulenin üzeri ise, piramidal bir külahla örtülmüş. Günümüzdeki görünümü, 1907 yılındaki orijinal görünümünün aynıdır.

İpekyolu üzerinde hareket eden hacı kafileleri, ticaret kervanları ve tüccarlar, bu saat kulesinde, saat başı çalan çanın sesi ile, zamanı öğrenirlermiş.

Bilecik Belekoma Kalesi

BELEKOMA KALESİ

Şehrin tarihi bölümünde belirttiğim gibi, eski Bilecik şehri, bu kalenin çevresinde kurulmuştur. Kalenin: yapıldığı dönemde, iki kısımdan ibaret olduğu ve şato şeklindeki birinci kısımda: Tekfur, ikinci kısımda: Tekfur ailesinin oturduğu ve diğer kadınların bulunduğu söylenmektedir. Günümüzde, kalenin surlarından eser kalmamıştır. Sadece, doğu cephesinde, kayaların boşluklarında, kalenin surlarının temel kalıntıları görülebiliyor.

ORHANGAZİ İMARETİ (AŞEVİ)

İl merkezinde: eski Bilecik şehri bölgesindedir. Orhan Gazi döneminde yapılmıştır. İpekyolu’nun Bilecik topraklarından geçen önemli bir bölümü üzerinde inşa edilmiştir. Bu nedenle, yapıldığı dönemde büyük hizmet görmüştür. Yapı: yüksek, iki kubbeli bir orta sahan ile, alçak, iki kısa bölümden oluşmaktadır. Yunan işgali sırasında, bu yapı, büyük hasar görmüştür.

Bursa şehri tanıtımı.

Eskişehir tanıtımı.