Konya Karapınar

Konya Karapınar

Obruklar gerçekten tabiat harikası yerler ve mutlaka görülmesini, görmenizi öneriyorum, ayrıca ilçe merkezinde yine bir mimari tarihi eser, II Selim Külliyesi, bence buraya zaman ayırın, mutlaka gidin obrukları ve külliyeyi görün.

ULAŞIM

Karapınar, Konya’yı doğuya bağlayan çok önemli ve işlek bir kara yolu üzerindedir. Karapınar, Konya il merkezine 94 km uzaklıktadır. Karapınar, Ankara arası uzaklık 335 km. Karapınar. Adana arası uzaklık 241 km. Karapınar, Mersin arası uzaklık 236 km. Karapınar, Afyon arası uzaklık 316 km. Karapınar, İstanbul arası uzaklık 765 km. Karapınar, Karaman arası uzaklık 77 km.

TARİHİ

Bölge: MÖ 3000-2000 yılları arasında Proto Hititler tarafından yerleşim merkezi olarak seçilmiş ve “Hyde” isimli bir yerleşim yeri kurulmuştur. Hyde kenti, Hititlerin yarı bağımsız ve rahip krallar tarafından yönetilirken, Truva krallığının hakimiyetine girer.

Daha sonra da bölge çeşitli uygarlıkların hakimiyeti altında kalır. En büyük tarihi özelliği “İpek yolu” üzerinde bulunmasıdır. 832 yılında, Memun: Karapınar ve çevresinin gelirlerini Medine Vakfı’na bağlar. Bu vergi, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar döneminde devam eder.

Ancak Sultan II Abdülhamit döneminde biter. 1308 yılında yörede Karamanoğulları hakimiyeti görülür. 1467 yılında ise Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu II Selim, Konya valiliği sırasında Karapınar’ın imarına önem verir.

Sultan Selim Camisini tamamlattırır. İlaveten ilçeye kervansaray, han, hamam ve 39 dükkanlı bedesten, 2 yel değirmeni ve 5 çeşme yaptırır. Takip eden süreçte, ilçede Sultan II Selim’in eserleri nedeniyle, buraya Sultanlar Şehri anlamına gelen “Sultanhisar” ismi verilir.

1868 yılında çıkarılan bir ferman ile Konya’ya bağlı bir ilçe olur. 1882 yılında Belediye kurulur. Cumhuriyet döneminde yani 1934 yılında “Sultaniye” ismi “Karapınar” olarak değiştirilir. İlçenin isminin kaynağı “Pınarbaşı” denen yerden çıkan “Karasu” kaynağı ile ilgilidir. Ancak Karasu kaynağı günümüzde kurumuştur.

Konya Karapınar

GENEL

Buranın en önemli özelliği burada Türkiye’nin tek “çöl toprağı” bulunmasıdır. Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1026 metredir. Karacadağ volkanı, ilçe sınırları içerisindedir. Ayrıca yine bir başka volkanik kütle Üzecek dağı vardır.

Bu iki dağın arasında Karapınar ovası bulunur. İlçe bu ova üzerinde kurulmuştur. İlçenin kuzeyi; obrukları barındıran Obruk platosu ile çevrilidir. En önemli obruklar: Meke tuzlası, Acıgöl, Meyil gölü ve Çıkarı gölüdür.

Bunlardan: Meke tuzlası ve Acıgöl, volkanik patlamalarla oluşmuş iki patlama krateri olarak dünyaca meşhurdur. Güneyde ise, ülkemizde en fazla rüzgar erozyonunun etkili olduğu alan bulunur. Rüzgar erozyonu büyük hasar yaratır.

Yöredeki topraklar, yüzde 60’lara varan oranlarda kireçlidir. Bölgede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazlar çok sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

Bitki örtüsü yağışın azlığına bağlı olarak zayıftır, bölgede ormanlık alan yoktur. İlçede yaşayanların geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

Konya Karapınar

KARAPINAR AYDOĞANLAR MESLEK YÜKSEK OKULU

Konya Selçuk Üniversitesine bağlıdır.

 

NE YENİR

Bu yöreye yolunuz düşerse özellikle “bamya çorbası” tatmanızı öneririm. İkinci bir öneri de “Arabaşı” çorbası olacaktır.

Konya Karapınar

GEZİLECEK YERLER

Konya Karapınar Sultan Selim Külliyesi

SULTAN SELİM KÜLLİYESİ

İlçe merkezinde Pınarbaşı caddesindedir.

Külliye 1563 yılında Sultan II Selim tarafından: İstanbul Bağdat posta ve ticaret yolunun güvenliğini sağlamak için yaptırılmıştır. (cami kapısı üzerinde kitabe vardır.)

Bazı kaynaklara göre ise, caminin temelinin Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran seferine giderken atıldığı, caminin Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu olan II. Selim tarafından bitirildiği yazılıdır. Öte yandan caminin mimarı konusunda da çelişkili ifadeler bulunmaktadır.

Külliyenin yapımı için Halepli mimar Cemaleddin görevlendirilmiştir. Ayrıca: Mimar Sinan tarafından da caminin inşası için Hassa Mimarlar Ocağından Mehmet görevlendirilmiştir. Buna göre: Külliyenin yapımında baş mimar Halepli Cemaleddin olup, hassa mimari Mehmet, caminin yapımında ona yardım etmiştir.

Yani sonuçta: Sultan Selim Külliyesinin mimarı olarak Mimar Sinan ve Halepli Mimar Cemaleddin üzerinde durulmaktadır. Bu iki mimar dışında, bir de Mimar Sinan tarafından görevlendirildiği iddia edilen Mimar Mehmet adlı üçüncü bir mimar mevcuttur.

Ancak yine kayıtlarda, caminin bizzat Mimar Mehmet tarafından inşa edilmediği, ama Mimar Mehmet’in caminin yapımında başından sonuna kadar hizmette bulunduğu yazılıdır. Ancak yine kayıtlara göre Mimar Mehmet, caminin yapımından sonra tek başına ödüllendirilmiştir.

Neyse bu konuya fazla girmeyelim, zaten bu konu hakkında hala araştırmalar sürdürülmektedir. Biz yapıların mimarına değil güzellikleri ve özelliklerine değinelim.

Külliyede: cami, imaret, bedesten, han ve hamam bulunur. Bunlar oldukça simetrik bir şekilde yerleştirilmiştir. Caminin kapısı, han kapısı ve çeşme aynı hizadadır. Caminin kapısından, çeşme rahatlıkla görülebilir.

Külliyenin merkezinde cami bulunur. Cami: imaret ve kervansarayın güney ucunda, hamam ise bu yapılar topluluğunun doğusunda, bağımsız olarak yer almaktadır.

Günümüze: cami, çeşme ve hamam ulaşmıştır. Tabhane ve imaretin bazı bölümleri, arasta ve kervansarayın ise sadece temel izleri kalmıştır.

Konya Karapınar Sultan Selim Külliyesi Cami

Cami

Cami, külliyenin güneyindedir. Külliyedeki yapılar içinde en bakımlısı olarak günümüze ulaşmıştır. Caminin giriş kapısı üzerinde kitabe bulunur. Giriş kapısı üzerindeki mermer taşlar, dişli olarak birbirine geçirilmiştir.

Caminin giriş kapısı: iki kanatlı ve ahşaptır. Kapılar geçmeli olarak yapılmıştır. Bronz kilit ağızları ve halkaları ile bezenmiştir. Caminin dış cephesinin yapımında: bölgede gök taş denilen koyu gri, koyu ve sarımtırak renklerdeki taşlar kullanılmıştır.  

Kare planlı olan caminin her bir kenarı 15 metre uzunluktadır.

Caminin içi: kubbe ve tromplar göz kamaştıran bitkisel çiçek motifleriyle süslenmiştir. Camide, üstü kurşunla kaplı büyük bir kubbe bulunur. Bu büyük kubbe tromplar üzerinde yükselir.

Caminin girişinde, 6 tane beyaz mermer sütuna oturtulmuş, 5 tane küçük kubbe daha bulunur. Caminin içinde: irili ufaklı 21 tane pencere vardır. Bu pencereleri içten kapatan tahta kapaklar, geometrik motiflerle süslenmiştir.

Üst bölümdeki pencereler kafes şekillidir. Bunlar küçük küçük geometrik şekillere bölünmüş ve bu bölümlere renkli camlar yerleştirilmiştir. Camide iki minare vardır.

Selimiye Şadırvanı

Caminin kuzeyindedir. Onarım kitabesine göre, şadırvan 1569 yılında inşa edilmiş ve 1596 yılında onarım görmüştür. 1956 yılında şadırvan tamir edilmiş, yakın bir zamanda yerinden kaldırılarak ve asli hüviyeti bozularak daha batı yöne nakledilmiştir.

Konya Karapınar Sultan Selim Külliyesi Valide Sultan Hamamı

Valide Sultan Hamamı

Külliyenin doğusundaki sokağın karşısında yani külliyenin dış bölümünde bulunmaktadır. Hamam: Sultan II Selim’in annesi Hürrem Sultan tarafından 1542-1544 yılları arasında yaptırılmıştır. Hamamın mimarisi, cami kadar başarılı değildir.

Kare biçimindedir. 10 x 10 metre ölçülerindedir. Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Doğuda ve batıda olmak üzere 2 tane kapısı vardır. Batı cephesinde bulunan giriş kapısından soyunmalık bölümüne girilir. Burada bulunan salon: 10 x 10 metre ebatlarındadır.

Kenarları troplar üstüne yükseltilmiş ve tek ve büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Hamamın yıllar içinde bakımına gerekli özen gösterilmemiştir. Bu yüzden 20’nci yüzyıl başında hamam yarı harabe halindedir. Sadece 1940 yılında esaslı bir tamirat yapılmıştır. 2007 yılında hamamda ayrıntılı onarım yapılmıştır.  

Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

İmaret

İmaretin orijinal hali hakkında bilgi yoktur. 18’nci yüzyıldaki kayıtlara bakıldığında, üzeri kubbe ile örtülü birçok yapıdan oluştuğu anlaşılmaktadır. Bunlar: imaret, mutfak, kiler, un-buğday ve arpa ambarları, fırın ve odun deposudur.

19’ncu yüzyıl ortalarında bakımsız kalan imaret, bir süre ambar olarak kullanılmıştır. 20’nci yüzyıl başlarında yıkılmaya başlamış ve terk edilmiş, zamanla ortadan kalkmıştır. 1991 yılında yapılan kazıda mutfak bölümü temelleri ortaya çıkarılmıştır.

Arasta

Arasta: çifte han ile tabhane arasındadır. Tonoz örtülü iki sıra halinde 39 dükkan vardır. 1844-1847 yılları arasında yapılan onarımda, dükkanların üstündeki kurşun değiştirilmiştir. 20’nci yüzyılın başında kullanılmaz hale gelmiş ve zamanla ortadan kalkmıştır.

Han

Caminin kuzey tarafındadır. Çifte han olarak eski Konya-Ereğli yolu üzerine kesme taştan yapılmıştır. Bu taşlar, birbiriyle çok sıkı birleştirilmiştir. Handa kuzeyden güney uzunca bir avlu ve dört tarafa açılan bir kapısı vardır.

Han içinde: aş evi, ambar, imarethane, at ahırı, dinlenme odaları gibi bölümler bulunur. 1836 yılında harap durumdaki hanlar, 1844-1847 yılları arasında yeniden yapılmıştır. Bu sırada han sayısı bire indirilmiş ve boyutu küçültülmüştür.

Kurtuluş Savaşı sırasında deve ahırı olarak kullanılan han, daha sonra harap hale gelmiş ve 1991 yılında yapılan araştırmalarda, çifte hanlardan bir tanesinin temelleri bulunmuş ve eski temeller üzerine 1991-1992 yıllarında eski temeller üzerine çifte han şeklinde yeniden yapılmıştır. Günümüzde kafeterya olarak kullanılıyor.

Konya Karapınar

ÇARŞI ÇEŞMESİ

Çeşme, Selimiye Mahallesi Selimiye Külliye çarşısının karşısındadır. Bulunduğu meydanın simgesidir.

Sultan II. Selim, Konya şehrinde vali iken, Karapınar’a yaptırdığı külliye için: Padişah olduktan sonra Karacadağ’ın ovacık yaylasından memba suyu getirtmiş ve 1569 yılında bu çeşmeyi yaptırmıştır. Çeşmenin mimari Mimar Sinan’dır.

Çeşmenin üzerinde iki ayrı mermer üzerine yazılmış Farsça kitabe bulunur. Kitabeye göre, çeşme H 977 yılında yaptırılmıştır. Mimari tarzı klasik üsluptadır. Çeşmenin yapımında muntazam yontu taş malzeme kullanılmıştır.

Çeşmenin ön kısmında bulunan dikdörtgen yalak ızgara ile kapatılmıştır. En son yapılan restorasyon çalışmalarında: çeşmenin bitişiğinde yapılan kazı çalışmaları sonucu, dikdörtgen formlu birbirine bitişik üç adet yalak ortaya çıkarılmış ve bitişiğinde oval ağızlı bir kuyu bulunmuştur.

Kuyunun ağzı betonarme bir kapakla kapatılmıştır. Kuyu kapağının 1962 yılında yapıldığı yazılıdır. Bu tarihi 3 yalak ve oval su kuyusu cam çerçeve içine alınarak korumaya alınmıştır.

ASMAN KALESİ

Yeşilyurt kasabasındadır. Burayı görmek isterseniz, Ovacık yaylasından yaklaşık 1 saatlik bir tırmanış ile ulaşabilirsiniz. Kaleye çıkan yolda, bolca meşe ağaçları bulunuyor.

Bölgede bulunan Karacadağ, korunaklı ve uygun yapısı nedeniyle, tarih boyunca bir çok stratejik yerine kale yapılmıştır. Asman kalesi: 1650 metre yükseklikte ve Ovacık yaylasının girişinde hakim bir noktadadır. Muhtemelen Geç Hitit ve Bizans döneminde kullanılmıştır.

Kaleden günümüze: güney, kuzey ve batı duvarlarının yaklaşık 200 metrelik bölümü sağlam olarak gelmiştir. Ayrıca giriş kapısı da nispeten sağlamdır. Kale içinde ise yerleşim izlerinin kalıntıları görülebilir. Kalenin doğu tarafı ise: 30-40 metrelik doğal kaya duvarlarından ve sarp yamaçtan oluşur.

MEYİL GÖLÜ

İlçe merkezinin 35 km kuzeybatısındadır. Karapınar ovasındadır.

Dairevi biçimdeki gölün uzun ekseni 650 metredir. Obruk yamacının kuzey bölümü daha dik ve yüksektir. Güney yamacı ise daha az eğimli ve alçaktır. Obruk içinde, göl kıyısına inen yol, daha az eğimli olan güney yamaçtadır.

Maksimum derinliği 40 metre olan gölün su rezervi oldukça fazladır. Buradan yaklaşık 20 metre yukarıya su basılarak sulama suyu temin edilir. Çünkü gölün suyu tatlıdır. Zaten bu yüzden gölde çeşitli canlılar da (balık, su yılanı, kurbağa gibi) yaşamaktadır. Derinliği 40 metredir.

Konya Karapınar Acı göl

ACI GÖL

Meke gölünün kuzeydoğusunda Karapınar-Ereğli kara yolunun 8’nci kilometresindedir.

Volkanik patlamalar sonucu oluşan çukurda meydana gelmiştir. Karacadağ’ın güneydoğu kenarındadır. Gölün çevresi dik yamaçlarla ve volkanik küllerle kaplıdır. Göl kıyıları bu yüzden oldukça diktir.

Gölün derinliği 300 metreyi geçmektedir. Derinliği bakımından dünyada 3’ncü sırada olduğu söyleniyor. Göl daire şeklindedir. Deniz seviyesinden 70 metre daha aşağıdadır.

Göl suyu acı ve tuzludur, çünkü içeriğinde magnezyum sülfat vardır. Bu yüzden, göl suyunda canlı yaşamaz. Zaten göl ismini, suyunun acı olmasından almıştır. Suyun içindeki minerallerin; insan vücudunda kaşıntı, sivilce, yara ve benzeri rahatsızlıklara iyi geldiği söyleniyor.

Acıgölle ilgili anlatılan bir efsane ile tanıtımı bitireyim: “Çok eski zamanlarda bir derviş acı gölün bulunduğu yere gelir. Ancak o dönemde acı göl yoktur, burada büyük bir dağ ve bu dağın eteklerinde küçük bir göl vardır.

Derviş, köylülerden ekmek ister, ancak hangi kapıyı çaldı ise ekmek verilmez, kovulur. Sadece iki çocuklu bir gelin, kendisine gizlice ekmek verir ve onu ağırlar, ibadet etmesi için yer ayarlar. Derviş bu geline şöyle der “kızım şimdi burayı terk et ve her ne sebeple olursa olsun arkana bakma” Bunun üzerine gelin iki çocuğunu sırtına alır ve hızlıca köyden uzaklaşır.

Ancak köyün bulunduğu yerden büyük bir gürültü gelince merak eder, arkasına döner bakar ve o anda, bulunduğu yerde taşlaşır. Evet, bu efsane ile ilgili kaya halen gölün kıyısında durmaktadır. Elbette bazı okurlar bu efsanenin oldukça tanıdık geldiğini söyleyeceklerdir, çünkü benzer efsaneler birçok yerde anlatılmaktadır.

Bitirmeden, acı göl ile ilgili bir söylenti daha var. Söylenenlere göre “Acı göl ile Akdeniz arasında bağlantı vardır ve bu yüzden Acı gölde, suyun seviyesi her zaman aynı kalır, hiç azalmaz veya artmaz.”

Bu satırları okuyanlar, sanırım bu göle yüzmek için girmeye cesaret edemeyeceklerdir, çünkü gölün dibinin olmadığı, yüzmek için girenleri içine çektiği gibi şeyler de söylenmektedir ama bence inanmayın, sadece tedbirli olun, kıyıdan fazla açılmayın, unutmayın ki, dünyanın en güzel doğal mekanlarından olan Burdur Salda gölü de aynı efsanelere yani dibinin olmadığına, dibinden Akdeniz’e bağlı olduğuna dair söylentiler olsa da, insanlar kıyıdan fazla açılmamak şartıyla her yıl Salda gölüne binler, hatta on binlerce insan yüzmek için girmektedir, burası da aynı, efsaneler elbette var ve var olacaktır, kıyıdan açılmadan yüzmenin tadını çıkarın.

Konya Karapınar Çıralı Göl

ÇIRALI GÖL

İlçe merkezine 26 km uzaklıktadır.

Buranın en büyük özelliği: birbirlerine koridorlarla bağlı yeraltı mağara ve şehirlerinin girişindeki göl manzarasıdır. Bu manzara özellikle yerli ve yabancı turistlerin, fotoğraf tutkunlarının ilgisini çekmektedir.

Bu mağaralarda Roma dönemine ait çeşitli kalıntılar bulunmuştur. Deniz seviyesinin 80 metre altındadır. Gölün ağız genişliği 375 metredir. Ortalama derinliği ise 35 metredir. Bu gölün kıyısında kamp kurup yüzmek mümkündür.

MEKE GÖLÜ/TUZLASI

Meke gölü ile ilgili ayrıntılı gezi yazımı, yine bu sitede bulabilirsiniz.

AKÖREN OYMALI YERALTI ŞEHRİ

MS 8 ve 10’ncu yüzyıllar arasında, bölgede yaşayanlar, Arap akınlarından korunmak için Karacadağ vadilerinde yeraltı şehirleri yapmışlardır.

Savunma amaçlı yapılan bu yeraltı şehirlerinde: kilise, sarnıç, zindanlar, odalar, galeriler ve hava bacaları bulunmaktadır. Galerilerin geneli, sadece bir insanın geçebileceği büyüklüktedir. Şehirler ise, zaman içinde odalar eklenerek büyütülmüştür.

Oda tavanlarındaki basıncı azaltmak için, tonozlu sistem uygulanmıştır. Bazı galeriler kuyu tipindedir. Yanlarda ayak koymak için kertikler açılmıştır. Burada: çocukları ve eşyaları indirmek için, makara sistemi kurulmuş ve böylece dünyanın ilk asansörü oluşturulmuştur.

Konya Beyşehir hakkındaki gezi yazım için  Beyşehir

Konya Şeb-i Aruz

şebi aruz.1
Konya Şeb-i Aruz

Konya Şeb-i Aruz: Konya denince ilk akla gelen elbette Mevlana’dır. Ünlü Türk felsefecisi Mevlana’dan söz edince: onunla ilgili ilk akla gelenler “Mesnevi” ve günümüze kadar ulaşan bir gelenek “Şeb-i Aruz” törenleridir.

Burada: Mevlana’nın kimliği, yaşamı, düşünceleri hakkında uzun uzadıya konuşmak mümkün, ancak ben sizlere her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında, Konya’da düzenlenen “Şeb-i Aruz” törenlerinden söz etmek istiyorum.

Törenlerin yapılış şekli, törenlerde görev yapanlar, giysileri, hareketleri ve bunların anlamları hakkında bilgi sahibi olmak, bu törenlere gidip katılmayı düşünenler için mutlaka yararlı olacaktır. Bu yazıyı okuduktan sonra Şeb-i Aruz törenlerini kolaylıkla anlamak mümkün olacaktır.

Konya Şeb-i Aruz: Öncelikle Mevlana ve yaşam öyküsü hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Çünkü: Şeb-i Aruz törenlerini anlamak için, Mevlana ve öğretilerini tanımak gerekir.

Asıl ismi “Muhammed Cemaleddin” olan bu ünlü felsefeci, 1207 yılında günümüzde Afganistan ülkesi sınırları içinde kalan Horasan eyaletinin Belh şehrinde doğdu. Babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden ve “Bilginlerin Sultanı” ünvanı bulunan Bahaeddin Veled’tir.

Muhammed Cemaleddin: çok küçük yaşta, babasından felsefe, din ve filoloji dersleri almaya başladı. 1213 yılında, yaşadıkları bölgedeki siyasi olaylar ve Moğol istilası nedeniyle aile ve bazı dostları hep birlikte Belh şehrinden ayrıldı ve 1214 yılında Bağdat ve ardından 1218 yılında Karaman iline geldiler.

Bu yıllarda, Anadolu’nun büyük kısmı “Selçuklu devleti” hakimiyetindeydi ve Konya, bu devletin başkentiydi. Bu yüzden: şehir sanatkarlar ve bilim adamlarıyla doluydu ve sanat eserleriyle donatılmıştı.

Bahaeddin Velet ve yakınları, Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine, 1228 yılında Konya şehrine gelip yerleştiler. Bahaeddin Veled, 1231 yılında vefat etti ve Selçuklu Sarayı gül bahçesine gömüldü.

Konya Şeb-i Aruz: Ardından: Muhammed Cemaleddin, buradaki medrese de dersler vermeye başladı. Öğrencileri ve sevenleri tarafından, kendisine “Mevlana” yani “Efendi” lakabı takıldı. Batıda bulunan Anadolu Selçuklu topraklarına Rum diyarı denildiğinden, isminin sonuna “Rum-i” yani “Rum diyarında yaşayan” eki konuldu.

Mevlana, öldüğü güne kadar aşktan başka hiçbir şey konuşmamıştır. Sevgiyi, hoşgörüyü, yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi, hiç kimseyi ayırmadan insanlara sevgi, saygı duyan, yaratılan her şeyi Allah’tan dolayı seven bir kişidir.

Bu yüzden: ölümü bir son değil, gerçek alemde bir başlangıç olarak görür. Ölüm gününü: dünya gurbetinin son bulduğu gece, insanın aslına rücu ettiği, nihayet evine kavuştuğu gece olarak kabul eder.

“Kardeşim benim mezarıma sakın defsiz gelme, çünkü Allah sevenlere, O’nun huzurunda olanlara dertli olmak, kederli olmak yakışmaz” der. Cenaze neyler çalınarak, davullar ve kenarları zilsiz defler dövülerek, besteler okunarak ve sema edilerek götürülür ve bu gelenek daha sonraki cenazelerde de devam eder.

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleriyle özetleyen Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde vefat eder. Bu yüzden: Şeb-i Aruz törenleri her yıl 17 Aralık tarihinde düzenlenmektedir.

şebi aruz.2

ŞEB-İ ARUZ

Konya Şeb-i Aruz: Şeb-i Aruz: kelime anlamı “Düğün gecesi” demektir. Mevlana: bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğünden “Düğün gecesi” olarak kabul etmiştir.

Yani ölüm günü: Mevlana için “Hakk’a vuslat” yani “Yaratana kavuşma” günüdür. Ölümü: cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçması olarak kabul eder. Zaten Müslümanlık öncesinde, Türkler de ölüm bu şekilde tasvir edilirdi.

ŞEB-İ ARUZ TÖRENLERİ

Törenler, her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında yapılır. Alaaddin Keykubat Tepesi yakınlarında, Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin buluştuğu yer olarak kabul edilen noktaya: Mahracel Bahreyn (iki denizin buluşması) kandili yerleştirilmiştir. Törenler, burada bulunan kandilin yakılmasıyla başlar ki buna “kandil uyandırma merasimi” denir.

SEMA TÖRENLERİ

Sema törenleri: 10 bin seyirci kapasiteli Konya Kongre Merkezinde: gündüz ve gece seansları olmak üzere yapılır. 6 yaşından küçük çocuklar törene kabul edilmez. Tören başladıktan 5 dakika sonra salona girilmez. Ayrıca: törenler sırasında: flaşlı fotoğraf çekimi ve sesli kayıt aletlerinin kullanılması yasaktır.

Sema törenleri: genellikle öncesinde Türk tasavvuf müziği orkestrası eşliğinde Ahmet Özhan konseri ve ardından, onların eşliğinde yapılan sema gösterileriyle devam eder ve ortalama 1.5 saat sürer.

Tasavvuf Müziği

Sema, bu müzik dinlenirken yapılır. Çünkü, müzik insan kalbinin atış ritmini takip eder. Mevlana’nın: müzik olmadan sema yaptığı, hatta çarşıda, sokakta, camide sema yaptığı söylenir. Müzik yapanlara “mutriban” denir. Bu heyet içinde, derviş olmayan kişiler de bulunabilir. Önemli olan tasavvuf müziği makamlarını bilmek ve bunları seslendirebilmek ve çalabilmektir.

Semahane

Mevlevilerin sema yapması için düzenlenen yerlerdir. Sema yapanların her yere ve herkese aynı mesafede olması için, semahaneler daire şeklinde düzenlenir.

Semazenler

Sema eden kişilere “semazen” denir. Toplu sema törenlerine, dervişler yani tarikat öğrencileri katılır. Ancak tarikat dışındaki kişiler de sema yapabilir. Her Mevlevi, mutlaka sema yapmasını bilir. Meşk edip sema etmeyi öğrenmeye “sema çıkarmak” ve sema öğrenmiş kişiye “semazen” denir.

Semazen olmak için yapılan eğitimlerde: yuvarlak bir tahtanın ortasına, sabit bir şekilde sema yapmaya alışmak için bir çivi çakılır. Çivinin bulunduğu yere “tuz” dökülür. Sol ayak; başparmağı ve ikinci parmak arasına, bu çivi sokulur ve çark atılır. İlk başlarda 18 çark atılırken, daha sonra her gün sayı arttırılır.

Bu sırada: bakıldığında “1” sayısı gibi gözükmek için eller çapraz şekilde omuzlarda kavuşturulur. Böyle durulmasının amacı: “Allah’a şehadet ediyorum” demektir. Atılan çarklar fazlalaştıkça, yavaşça kollar açılır, belli bir süre sonra tennure giyilir.

Mevlevi olmadan semazen olunmaz. Çünkü sema, Mevleviliğin bir bölümüdür. Sema “aç karnına” yapılır. Önemli olan dönerken “Allah’ı” düşünmektir.

Sema

Sema kelime anlamı “dönmek” değildir, yani Mevlevilikte “dönmek” tabiri yoktur. Sema kelimesi “evren, gök” anlamına gelir. Mevlevilikte sema “evrenin sesini işitmek”, Allah’ın yaptıklarının sesini duymak ve bu sese cevap vermek demektir.

Sema: tek başına veya toplu olarak yapılabilir. Toplu halde yapılan semaya “Sema töreni” denir.

Sema’nın düzenli olması çeşitli kurallar konulmuştur ve böylece törenin Farsça “Mukabele” ye dönüşmesi sağlanmıştır. Sema törenleri: Mevleviler tarafından yapıldığı için törene “Mevlevi Mukabelesi” denir.

Mevlana zamanında, belli bir düzen olmadan,  din ve tasavvuf coşkusuyla yapılan sema Mevlana’nın ölümünden sonra oğulları tarafından bir disiplin içine alınmıştır, öğrenilir ve öğretilir olmuştur. Sema törenleri, son şeklini ise, Pir Adil Çelebi zamanında, 1460’lı yıllarda almıştır.

Sema hareketleri

Sema hareketleri, sembolik olarak kainatın oluşumu, alemde insanın dirilişi ve Yüce Yaratıcıya olan aşk ile harekete geçişi ve kulluğunu idrak edip insanın bilgi ve olgunlaşmaya doğru yönelişini ifade eder.

şebi aruz.3
Konya Şeb-i Aruz

Sema törenleri hakkında bilinmesi gerekenler

Postniş

Semahane içinde, kapının tam karşısında bulunur. Kuzu veya ceylan derisinden yapılır. Diğer dervişlerin postlarıyla karışmaması için kırmızı renklidir.

Postnişin

Mevlevi tarikatı şeyhini yani “makamı” temsil eden kişidir. Bu makamdaki kişi, tarikat içinde zamanla kıdem alır ve çeşitli görevlerden sonra buraya gelir. Bu kişinin kullandığı başlığa “postnişin sikke” denir. Kahverengi keçeden yapılan ve yaklaşık 40 cm yüksekliğinde, silindir şeklindeki bu başlığın tepesi ovaldir. Üzerinde 3 şerit, yeşil kuşak bulunur.

Semazenbaşı

Semanın düzenli yapılması için görevlendirilen kıdemli derviştir.

Dervişler

Tarikat üyelerine “derviş” denir. Dervişler “sikke” denen başlık takarlar. Kahverengi keçeden yapılan, yüksek silindir külah şeklindeki bu başlığın tepesi düzdür. Bu başlığa tasavvufta “mezar taşı” denir.

Dervişler “tennure” denen giysi giyerler. Tennure: gömlek, yelek, kuşak, pantolon ve etekten oluşur. Beyaz renkli bu giysi, pamuklu kumaştan yapılan bir tür tören kıyafetidir. Bu kıyafete tasavvufta “kefen” denir.

Mevlevilerde şeyhler ve halifeler “destar” denen sarık sararlar. Eğer şeyh peygamberimiz Hz Muhammed soyundan ise destarı yeşil yoksa beyaz renklidir. Halife ve çelebiler, bakılınca siyah görünecek mor renkli destar sararlar. Çelebiler destarı alttan sikke yani başlık görünmeyecek şekilde, çelebi olmayanlar ise destarı alttan sikke yani başlık görünecek şekilde sararlar.

Dervişler, tabanı yumuşak bir tür patik yani “mes” giyerler. Bunlar siyah renklidir ve kuzu derisinden yapılır.

Tennure denen giysi üzerine giyilen, siyah veya kahverengi hırka, ayak bileğine kadar uzanır. Tasavvufta hırka anlamı “mezarı örten toprak” demektir.

Hırka ve Post öpülmesi geleneği

Dervişlerin oturdukları post “bu dünyayı yani hayatı” simgeler. Sırtlarına aldıkları hırka ise “öbür dünyayı yani ölümü” simgeler. Hayata ve ölüme duyulan saygı nedeniyle: dervişler yaşadığı için postu, öleceği için hırkayı öperler.

Sema törenleri öncesi

Baş semazen (semaya katılacak ekibin sorumlusu): Semahaneye girer, meydana selam verir, meydanın sağ tarafına gider ve Post’u yere serer. Post başında: bağışlama duası okunur.

Sonra meydanın sol tarafından devam ederek, meydana çıkar. Saz heyeti ve ayine katılacaklar, Semahanede yerlerini alırlar.

Semazenbaşı eşliğinde, tüm semazenler, sema meydanını selamlayarak Post’un sağ tarafındaki yerlerine geçerler.

Ardından “Postniş” sema meydanına girer, sema meydanını selamlar ve Hatt-ı İstiva (Semahane kapısından, postun olduğu yere giden manevi çizgi) üzerinden Post’a yürür, selam vererek Post’a oturur.

1.Bölüm

Hz Muhammed ve diğer Peygamberler ve her şeyi yaratan Allah’ı metih eden “Nat-ı Şerif” yani “övgü şiiri” okunur. (Nat-ı Şerif: Mevlana tarafından yazılmış, kainatın yaratılmasına vesile olan, yaratılmışların en yücesi Hz Muhammed’i öven bir şiirdir.)

2.Bölüm

Kudüm denen küçük davulu çalan “Kudümzenbaşı” birkaç darbe vurur ve bu vuruş “Allah’ın alemleri yaratışındaki kün/ol emrini yani yaratılışı temsil eder.

3.Bölüm

Neyzenbaşının görevlendirdiği bir neyzen, her şeye “Hay” ismiyle hayat veren nefesi temsil eden “ney” taksimine başlar. Buna “Post Taksimi” denir.

Taksim bitince Postniş ve semazenler, sağ ellerini sertçe yere vurarak ayağa kalkarlar. Semazenler, ayakta hırkalarını düzeltirler ve sağa doğru, birbirlerine yanaşırlar.

4.Bölüm

Postniş, postun üç adım önüne çıkar, eğilerek selam verir. Bu üç adım, şeriat, tarikat ve hakikat yani bilgiyi simgeler. Tüm ekip, topluca selamlamaya katılır. Ardından “Devr-i Veled” başlar. Postnişin önünde, semazenler birbirlerine üç kere selam verirler, dairevi bir yürüyüş yaparlar ve yerlerini alırlar.

5.Bölüm

Postnişin ve semazenler, topluca selam verirler ve hepsi hırkalarını çıkarır. Tekrar topluca selam verilir, Semazenbaşı, Postnişin yanına gelir, eğilerek selam verir, Postnişin karşısına geçilir ve topluca selamlama yapılır. Semazenbaşı, semazenlere “destur” verir ve semazenler Postnişin elini öper, sema izni alır ve sema başlar.

Semazenlerin duruş ve hareketlerinin anlamı

Semazenler, semaya kalkmadan önce, Postnişten onay beklerken: kollar kapalı, sol ayak sağ ayağın üzerinde dururlar. Bu duruşun anlamı: “Elif” harfi ve “1” rakamıdır. Tasavvuftaki anlamı “Allah’ın birliği” dir.

Semazenler, sema yaparken kollarını iki yana açarlar. Sağ el yukarı ve sol el aşağıya dönüktür. Bu hareket: “Hak’tan alıp halka dağıtmak” anlamındadır. Tasavvuf anlamı ise: “sağ elle Hak’tan alınan bilginin, sol elle halka dağıtılması” demektir.

Çünkü dervişler dünyevi hayatla ilgilenmezler ve Hak’tan alabilecekleri maddi yani dünyevi olmaz, Hak’tan sadece bilgi alırlar.

Semazenlerde: genel olarak başın dik olması, kolların tam olarak iki yana açık olması ve ellerin dengeli şekilde yukarı-aşağı dönük olması uygundur. Zihin ve akıl Sema’nın içsel yükseliş aşaması olan “ölmeden ölmek” fikrine kanalize olur.

Sema törenlerinin yapılışı

Sema törenleri dört bölümdür.

1.Bölüm

Bu bölüm Selamlamadır. Bu bölüm: insanın kendi kulluğunu anlama bölümüdür. Saz heyeti ilahiyi tamamlar, sema kesilir, semazenler oldukları yerde durur, geriye çekilir ve en yakınındaki semazene yanaşarak en az iki kişi olarak toplanırlar. Bunun anlamı, hayatta hiçbir şey “tek başına” değildir.

Semazenler yavaşça postların bulunduğu yere gelirler. Bu sırada, Semahanenin Hatt-ı İstiva (bu çizginin sağ tarafı bu dünyayı ve canlıları temsil eden dünyevi bölüm, sol tarafı ise öbür dünyayı, ruhları temsil eden ahiret bölümüdür) çizgisini geçerken eğilerek selam verirler.

2.Bölüm

Bu bölümün anlamı: Allah’ın kuvvet ve kudreti karşısında hayranlık duymaktır.

3.Bölüm

Selamlama olarak isimlendirilen bu bölüm: insanın rabbine olan hayranlığının aşka dönüşmesi ve aklın aşkta yok olmasıdır.

4.Bölüm

İnsan manevi yolculuğunu tamamlar, yaratılışına uygun olarak makamların en yücesi olan “kulluk” makamına geri döner. Bu bölüm başlayınca, hırkasını çıkarmadan ve kollarını açmadan Postnişde semaya katılır.

Postundan, sema meydanının ortasına kadar dönerek gelir ve yine dönerek posta gider. Buna “Post seması” denir. Postnişin posttaki yerini almasının ardından, sema biter ve semazenler yerlerini alırlar, toplu selamlama yapılır.

Ardından: makamına uygun olarak Kur’an okuma yapılır. Daha sonra, Postniş, bütün Peygamberlere, alimlere, şehitlere ve tüm Ümmet-i Muhammed’e dua eder.

Postniş “Hu” sözüyle bir “gülbank” (bu tören için özel yapılan bir tür dua) okur, sonra “El Fatiha” denir ve son selamlama yapılarak sema töreni biter.

Mevlana Müzesi ayrıntılı tanıtımı hakkındaki yazım için.

 

Giresun Bulancak

Giresun Bulancak

Bulancak, Giresun arası uzaklık: 15 km. Bulancak, Piraziz arası uzaklık: 11 km. Bulancak, Ordu arası uzaklık: 31 km.

TARİHİ

1071 Malazgirt zaferinden sonra, Selçuklu Türkleri, Karadeniz sahillerini Türk hakimiyetine alır. 1204 yılında yörede Trabzon Pontus devleti hakimiyet kurar. 1397 yılında ise, Çepni Türk Beyliğinin en büyük beylerinden biri olan Süleyman Bey, bölgeyi fetheder. Osmanlı döneminde tapu tahrir defterleri tutulduğunda yörenin ismi “Niyabet-i Kebsil” olarak geçer. Canik-i Bayram kazasına bağlı bir nahiyedir. “Başköy” anlamındaki “Kebsil” kelimesi büyük olasılıkla daha önce burada yaşayan Rumlar tarafından konulmuş ve değiştirilmeden kullanılmıştır.

Kayıtlarda: 1547 yılında ilk olarak Bulancak ismine rastlanılır.1871 yılındaki kayıtlarda ise “Akköy” nahiyesi olarak geçer. Akköy, daha sonra sahile iner ve Bulancak ismini alır. 1887 yılında Belediye teşkilatı kurulur. 1928 yılında Bulancak ismiyle Giresun kazasına bağlıdır. 1934 yılında ilçe olur.

Giresun Bulancak

 

GENEL

Bulancak, Giresun ilinin en büyük ilçesidir. Karadeniz sahil şeridinde yerleşiktir. Rakımı yani denizden yüksekliği ortalama 10 metredir. İlçenin coğrafi yapısı, tipik Karadeniz coğrafi yapısı özellikleri gösterir. Sahilden itibaren hızlı bir yükselti başlar ve bu yüzden arazi oldukça engebelidir. Bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. Kıyıdan başlayan fındık bahçeleri, 2000 metre yüksekliğe kadar devam eder. Daha sonra kestane ağaçlarının bulunduğu ormanlık alanlar bulunur. Yörenin iklim şartları ise, her mevsimi yağışlı, yazları serin, kışları ise çok soğuk olmayan bir özellik gösterir. Yörede yaşayanların ekonomik etkinliklerinin başında tarım gelir. Tarımsal ürün olarak ise fındık başı çeker. Yüksek köylerde yaşayanlar ise hayvancılıkla geçinir. Balıkçılık ta önemli bir geçim kaynağıdır.

 

NE YENİR

Burası Karadeniz sahili, elbette burada mısır ekmeği, pancar çorbası, fasulye kavurması, pazı mıhlaması ve balık (hamsi buğulama, hamsi böreği) yemelisiniz.

Giresun Bulancak Kültür ve Sanat Şenliği

 

BULANCAK KÜLTÜR VE SANAT ŞENLİĞİ

Her yıl geleneksel olarak Temmuz ayı içerisinde yapılır. Şenlikler, merkeze bağlı Erikli köyünde yapılır.

Giresun Bulancak Kadir Karabaş Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu

 

 

BULANCAK KADİR KARABAŞ UYGULAMALI BİLİMLER YÜKSEK OKULU

Giresun Üniversitesine bağlıdır. 2008 yılında kurulmuştur. 2011 yılında ise ismi “Bulancak Kadir Karabaş Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu” olarak değiştirilmiştir.

Giresun Bulancak

GEZİLECEK YERLER

 

Giresun Bulancak Sarayburnu Camii

 

SARAYBURNU CAMİİ

İlçe merkezinde, batı girişte, sahildedir. Giresun-Ordu kara yolunun 16’nci kilometresindedir.

Giresun Bulancak Sarayburnu Camii

İstanbul Saraçhane’de bulunan Şehzadebaşı camiine benzer planda ve görünüşte yapılmıştır. Şehzadebaşı camisinin ölçüleri baz alınarak yapılmıştır. Temeli 1987 yılında atılmıştır. Cami 2016 yılında tamamlanmıştır, yani 29 yıllık bir süreçte tamamlanmıştır. İçinde fıskiyeli bir süs havuzu var. Kubbe yüksekliği 38 metredir. Minare yüksekliği 70 metredir. Minareler Osmanlı motifleri taşıyor. Duvar kalınlıkları ise 1.30 metredir. Duvar yüksekliği 16 metredir. Kapalı alan 2558 metre karedir. İrili ufaklı 17 kubbesi vardır. Aynı anda 4500 kişi ibadet edebilmektedir. Dolayısı ile caminin yapımında oldukça fazla malzeme kullanılmış, yoğun işçilikle yapılmıştır. Diğer büyük camilerde iç mekanlardaki kemerler, kırmızı boya ile gösterilmesine rağmen, burada kırmızı taş konularak belirlenmiştir. Yani, bir ölçüde maliyet de oldukça yüksektir.

Giresun Bulancak Sarayburnu Camii

Caminin en büyük özelliği, Cumhuriyet döneminde, Osmanlı tarzında yapılan ilk camidir. Tamamen taştan yapılan caminin ömrünün 500 yıl olacağı söyleniyor. Yeni bir yapı, ancak bulunduğu yer itibarı ile ilçenin birçok yerinden görülmektedir, büyük olasılıkla siz de burayı gezerken göreceksiniz.

Giresun Bulancak Sanat Galerisi

 

BULANCAK SANAT GALERİSİ

İskeleye giden yolda, Bulancak Belediyesi tarafından 2016 yılında Sanat Galerisi yapılmıştır. Aslında ilçede vatandaşların ilçe merkezi ve Bulancak iskelesi arasındaki kullanmayı pek tercih etmedikleri alt geçit Belediye tarafından yeniden düzenlenmiştir.

Giresun Bulancak Sanat Galerisi

Alt geçitte tarihi Giresun evlerinin görüntüleri oluşturulmuş, çay ocağı kurulmuştur. Ama en ilginç yönü, tabanda bulunan üç boyutlu resimler yani derinliği olan, gerçekçiliği yüksek resimlerdir. Bu üç boyutlu resimler, köpekbalığı, kaplumbağa gibi deniz canlılarıdır.

Giresun Bulancak İskelesi

 

BULANCAK İSKELESİ

Ülkemizin en uzun iskelesidir. İskele, 1953 yılında 272 metre olarak yapıldı. Ancak günümüzde Karadeniz sahil yolu için dolgu yapıldığından uzunluğu 190 metredir. Türkiye’nin en eski ve en uzun iskelesidir.

Giresun Bulancak İskelesi

2019 yılı Mart ayında, iskelede yenileme çalışmaları yapılmış, korkuluklar ve ışıklandırmalarla iskele modern bir görünüm kazanmıştır.

Giresun Bulancak İskelesi

Evet, buralara yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, çünkü iskele, denizin sesi ve güneşin doğuşu ile batışının izlenebildiği muhteşem güzel bir yerdir.

Giresun Bulancak Acısu Kaya Kilisesi

 

ACISU KAYA KİLİSESİ

İlçe merkezinin güneyinde, merkeze 2 km uzaklıktadır. En büyük özelliği, kaya oyma tekniğiyle oluşturulmuş bir kilise olmasıdır.

İlçe merkezinden Erdoğan köyüne giden yolun ve İncüvez Deresinin batısında, bir fındık bahçesinin içerisindedir. Bahçenin batısındaki kayalık alan oyularak bu iki katlı kilise yapılmıştır. Kilise, mağaranın yakınında bulunan sodalı su kaynağı nedeniyle “Acısu” ismini almıştır. Kilise halk arasında “At Mağarası” ve “Acısı Mağarası” olarak da tanınır ve bilinir. Hangi tarihte ve kimler tarafından yaptırıldığına dair bir kayıt yoktur. Ancak muhtemelen Bizans dönemi yapısı olduğu tahmin edilmektedir. Kilisenin giriş katı, her bir bölümde apsis bulunan şapel görünümlü üç kısımdan oluşmaktadır. Üst kat dikdörtgen bir mekandır. Bitişiğinde küçük bir inziva odası bulunur. Yukarıda bulunan bu kısma girmek için içeriden veya dışarıdan herhangi bir merdiven izi yoktur. Hatta, kilisenin herhangi bir yerinde yazıt veya işaret yoktur. Kilise, 1990 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Giresun Bulancak Burunucu Köyü

 

BURUNUCU KÖYÜ

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Giresun Bulancak Burunucu Köyü

Burada: Ayvasıl plajı ve Ofran burnu plajı gibi denize girilebilecek yerler vardır.

Giresun Bulancak Şeyh Ali Ağa Camii

 

ŞEYH ALİ AĞA CAMİİ

Bulancak-Giresun kara yolu üzerindedir.

Caminin kuzey cephesinde 1896 tarihi yazılıdır. Ancak ilk yapılışı, muhtemelen 15’nci yüzyıldadır. 1456 yılına ait tahrir defterinde, caminin Şeyh Ali Ağa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Caminin giriş kapısı demirden ve çift kanatlıdır. Kapının tablaları baklava dilimi motif ile süslenmiştir. Yapı: kagir sistemle yapılmıştır. Uzunlamasına dikdörtgen planlıdır. Beden duvarlarında moloz bazalt taş, son cemaat yerinde ise kesme andezit taşı kullanılmıştır. Yerden hafif yüksekte olan son cemaat yerine, dört basamaklı bir merdivenle çıkılır. Minare: son cemaat yerinin batısındadır. Kare kaideli, çokgen gövdeli, iki şerefelidir. Şerefe korkulukları demirdir. Minarenin üstünde konik külah vardır.

Giresun Bulancak Paşakonağı Yaylası

 

PAŞAKONAĞI YAYLASI

İlçe merkezine bağlı 34 km uzaklıktaki Kovanlık Beldesindedir.

Yani ilçe merkezine oldukça yakındır. Denizden yükseklik 1450 metredir. Eşsiz bir doğa harikası yayladır. Yaylada gezilecek yerler: Karasay şelalesi, Geçilmez vadisi, Çiğseli gölü ve Kızılot çayırıdır. Yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası olan bölge, günübirlik gezilere ev sahipliği yapar. Yaylada konaklanabilecek tesis, doğal yapının korunması amacı ile inşa edilmemiştir. Ancak 5 km uzaklıkta bir konaklama tesisi bulunmaktadır. Ayrıca yaylada çadır kurarak kamp yapabilirsiniz.

Son bir not, burada Yıldız Tepesi mevkiinde her yıl geleneksel şenlikler yapılıyor. Fındık bahçelerinden gelen vatandaşlar, şenliklerde çalınan müzikler eşliğinde horon teperek doyasıya eğleniyorlar. Ayrıca yine Paşakonağı Yaylasında off-road şenlikleri yapılıyor.

Giresun Bulancak Bektaş Yaylası

 

BEKTAŞ YAYLASI

İlçe merkezine 60 km uzaklıktadır. Yolu asfalttır ve tüm yıl boyunca açıktır.

Bektaş ismi, Hacı Bektaş-ı Veli müridleri Türkmen Çepnileri tarafından onun hatırasına hürmeten verilmiştir. Denizden yüksekliği 2100 metredir. İlçenin en meşhur yaylasıdır. Çünkü kırsal iklim örtüsü, diğer yaylalara nazaran farklı ve daha güzeldir. Doğu Karadeniz’in nüfus olarak en büyük yaylalarından birisidir. Yaylada hareketlenme karların erimeye başladığı Nisan aylarında başlar ve yaklaşık Kasım ayına kadar yerleşme vardır. Yoğun kar yağışının olduğu kış aylarında, yaylada devletin görevlendirdiği bekçi ve birkaç meraklıdan başka kimse yaşamaz. Tüm ulaşım yolları karla kaplı olduğu için kış aylarında yaylaya ulaşmak oldukça zordur.

Giresun Bulancak Bektaş Yaylası

Gelelim yaz aylarına: Yaylanın havası ve suları çok soğuktur. Yaz aylarında bile soba yakmak gerekir. Yağış mevsiminde hava genellikle sislidir. Fakat hava açık olduğunda muhteşem bir doğa manzarası izlenir. Vadilere çöken bulutlar inanılmaz güzel görüntüler yaratır. Bektaş Turizm Merkezi: Kulakkaya yaylası, Melikli obası yaylası, Kurttepe mevkii ve Alçakbel orman içi piknik alanı ile birlikte, bir bütündür. Kurttepe mevkiinde, kayak yapmaya uygun doğal alan vardır. Yörede elektrik, su ve telefon gibi altyapı hizmetleri vardır. Ayrıca 80 yatak kapasiteli, iki yıldızlı bir de otel bulunur. Doğa yürüyüşü yapanlar için çok uygun parkurlar vardır.

Giresun Bulancak Bektaş Yaylası

Ayrıca: 30 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında, yaylada geleneksel şenlik düzenlenir. Bu şenliğe civar halk yoğun olarak katılır.

Piraziz tanıtımı.

Giresun tanıtımı.

Ordu tanıtımı.