Antalya’ya, yaklaşık 64 km. uzaklıktadır. Kemer merkeze ise 20 km uzaklıktadır. Yol boyunca, eşsiz dağ ve deniz manzaralarını seyretmek mümkündür.
Genel:
Tekirova, Kemir’in güneyinde şirin bir tatil yeridir.
Torosların uzantısı olan Beydağları (Tanrılar dağı) nın, hemen eteklerine kurulmuştur. Üç tarafı dağlarla çevrilidir. Yemyeşil çam ormanları ve masmavi deniz mükemmel bir tatil için her şeye sahiptir. Alanda. kızılçam orman örtüsü baskındır.
Burada: 500-600 yıllık çam ağaçlarının oluşturduğu çam ormanları, kıyılara kadar iner. Bu yüzden, 2016 yılında “Tekirova Tabiat Parkı” olarak ilan edilmiştir.
Bu özel konumu ile, iklim, çevreye nazaran ; kışın 5 derece daha sıcak, yazın ise 5 derece daha serin olmaktadır.
Yörenin bu harika doğasının en güzel kısımlarını büyük ve son derece lüks oteller kapmıştır. Beldenin kalan yerleri ise, turistlere ve özellikle Rus turistlere yönelik ürünler satan deri mağazalarıyla doludur.
Diğer özellik ise, kış aylarında yani sezon dışında, buranın tam bir terk edilmiş, hayalet kasabaya dönüşüyor olmasıdır.
Kemer Tekirova Sahili
Sahil:
Tekirova bölgesinde 3.7 kilometre uzunluğunda sahil bulunmaktadır. Ancak sahilde bulunan otellerin kendilerine ait plajları bulunmaktadır, yani günübirlik ziyaretçilerin bu plajları kullanması mümkün değildir.
Kemer Tekirova Sahili
Tekirova Halk Plajı:
Günübirlik ziyaretçiler için “Tekirova Halk Plajı” vardır. Plaj köyün ortasında sahilde yer almaktadır. Ancak bu halk plajı, 3.7 kilometre uzunluğundaki sahilde sadece 60 metre uzunluktadır.
Hatta son aldığım bilgiye göre, bu halk plajının bulunduğu bölüm de otellere tahsis edilecekmiş.
Çünkü kıyı şeridinin kalan kısmı, söylediğim gibi oteller tarafından paylaşılmıştır ve sadece kendi müşterilerine tahsis edilmiştir.
Halk plajı: çakıl taşlıdır. Temizliği nedeniyle Mavi Bayraklıdır.
Denizde derinlik kademeli olarak artar ve deniz tabanı çakıllıdır. Su kristal berraklığındadır ve dalga yoktur.
Denizin temiz ve berrak olması ise; özellikle Akdeniz fokları ve daha birçok deniz canlısı için; bir yerleşim ve üreme yeri olarak seçilmesine neden olmuş.
Kemer Tekirova Ekopark
EKOPARK:
Ekopark Tekirova merkezde Phaselis Caddesi 1015 Sokaktadır. Tekirova merkezden buraya yürüyerek yaklaşık 10 dakikada ulaşabilirsiniz.
Parka giriş ücretlidir. 6 yaşına kadar olan çocuklardan ücret alınmıyor.
Bu ücrete rehberlik hizmeti de dahildir. Çünkü park alanında rehbersiz gezilmiyor. Uluslararası ekopark kurallarına göre, vahşi hayvanların yaşadığı parklarda rehbersiz gezmek yasaktır. Rehberin öncülüğünde yapılan gezi, yaklaşık 2 saat sürüyor.
Kuruluş hazırlıkları 1994 yılında başlayan Ecopark alanı 2005 yılında ziyarete açılmıştır. 40 bin metre karelik oldukça büyük bir alanda kuruludur. Park alanının dünyada başka bir benzeri, eşi yoktur.
Kemer Tekirova Ekopark
Parkta neler var:
Burada, dünyada ve ülkemizde soyları ve türleri yok olma tehlikesi altında bulunan sürüngenler ve bitkiler bulunmaktadır.
Ekopark alanında bulunan bitkiler:
360 bin kök şifalı bitki ve 1.5 milyon kaktüs vardır. Bunların arasında: dünyanın birçok bölgesinden getirilmiş, egzotik bitki ve ağaç türleri de bulunmaktadır.
Ekopark alanında bulunan sürüngenler:
3500 yılan, onbinlerce kurbağa ve kertenkele vardır. Bunlar arasında: ülkemiz sınırlarında bulunan zehirli ve zehirsiz tüm yılan türleri, kertenkele türleri, bukelamunlar bulunmaktadır.
Ayrıca ülkemiz dışından getirilen: piton-mercan ve boğa yılanları anakondalar, engerek yılanları, kobralar, çıngıraklı yılanlar, timsah türleri ve pek çok kaplumbağa vardır.
Kemer Tekirova Ekopark
Diğer Özellikleri.
Tesiste ayrıca, tamamı doğal malzemelerden yapılmış iki büyük lokanta, bir kafeterya, spor alanları, kütüphane ve otopark bulunmaktadır.
Ayrıca: park alanında bulunan her türlü zehirli ve tehlikeli sürüngenlere karşı, uzman sağlık ekipleri görev yapmaktadır.
Kemer Tekirova Üç Adalar
ÜÇ ADALAR:
Tekirova sahil yolunda yürürken, karşıda Üç Ada göreceksiniz. Adalar sahilden yaklaşık 5 km açıktadır.
Denizde yan yana dizilmiş, üç küçük ada vardır. Ancak Üç Adalar denen bu adaların aslında birer isimleri de bulunmaktadır ve bunlar toplam dört tanedir, ama biri diğerinin arkasında kaldığından buraya üç adalar denilmektedir.
Tekirova sahilindeki üç adalar özellikle dalış meraklıları tarafından yoğun ziyaret edilmektedir. Üç adalar bölgesinde 9 resif ve 2 tane su altı mağarası vardır.
Çevresinde birçok dalış bölgesinin bulunması, çok çeşitli derinliklere sahip olması, dip yapısının Antalya’ya oranla zengin olması, görüş netliği ve birçok dalış merkezine yakın olması nedeniyle, en popüler dalış bölgelerinden birisidir.
Tekirova’nın tatil köylerinde ve otellerinde, amatör dalgıçlar için, eğitim veren dalgıç eğitim merkezleri var.
Dalış yapılan yerde, eşlerine az rastlanan orfoz, müren, akya ve papaz balıkları görülebilir.
Üç adalardan sonra gelen Finike Akçaörü burnu ile Kaş İnceburun arasındaki büyük bölge dalışa yasaktır.
Ayrıca, üç adalar Mavi tur ve günübirlik tur teknelerinin uğrak yeridir.
Kemer Tekirova Tahtalı Dağı
TAHTALI DAĞI:
Tahtalı dağı, Batı Toroslarda, Bey dağları gurubu içindedir. Teke yarımadasında bulunmaktadır.
Tahtalı dağının yüksekliği yani rakımı 2365 metredir.
Antik dönemde, Tahtalı dağının ismi “Solyma” dağıdır. Homeros’un anlatılarına göre “Tanrı Poseidon, Aithioposlulara yaptığı bir ziyaretten dönerken, Solyma dağına geldiğinde, düşmanı olan Odysseus’un denize açılmakta olduğunu görür.
Amacı Truva savaşı sonrası ülkesine dönmek isteyen Odysseus’a engel olmaktır. Phaselis önünde deniz karışır, dalgalar birkaç gemi yüksekliğine ulaşsa da Odysseus bu tehlikeden kurtulmayı başarır.
Antik dönemde yaşamış bir diğer kişi, Coğrafyacı Strabon, Tahtalı dağından, Phaselis şehrini anlatırken söz eder.
Korykos’dan sonra Phaselis gölü ve söz edilmeye değer üç limana sahip Phaselis kenti gelir. Bu kentin üzerinde Solyma dağı yükselir.
Tahtalı dağı zirvesine, Olimpos’dan teleferikle çıkılır.
Buradan çevrenin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.
Dağın zirvesinde yani teleferiğin gittiği yerde: kapalı ve açık restoran, toplantı salonu, yamaç paraşütü uçuş alanı ve seyir terası bulunmaktadır.
Kemer Tekirova Teleferik
TELEFERİK-SEATOSKY:
Teleferik: Kemer merkeze 35 km ve Antalya merkeze 56 km uzaklıktadır. Çamyuva ve Tekirova beldeleri arasındadır. Antalya-Kemer yolunda, Tahtalı Teleferik tabelasını gördükten sonra yaklaşık 7 km ileridedir.
Olimpos teleferik ana istasyonu, buradadır. İstasyonda ücretsiz otopark bulunmaktadır.
Kemer Tekirova Teleferik Biniş İstasyonu
Teleferik: Avrupa’nın en uzun ve dünyanın 2’nci uzun teleferiğidir. Hattın uzunluğu 4350 metredir.
Kabinler 80 kişiliktir. Panoramik kabinler, geniş camlarla donatılmıştır. Özel tasarımı nedeniyle, tüm bölgeyi 360 derecelik bir açı ile izlemek mümkündür.
Teleferik yolculuğu 10 dakika sürer.
Kemer Tekirova Teleferik
Bu yolculuk sırasında, 726 metrelik alt istasyondan, 2365 metre yükseklikteki zirve istasyonuna çıkılır.
Teleferik hattının bulunduğu direklerin uzunluğu 55-60 metre arasında değişmektedir.
Teleferik hattında, ağaç örtüsünün bittiği ve dağın saf kireç taşı yüzeyinin görülmeye başlandığı yerde, yükseklik deniz seviyesinden 1900 metredir. Ormanlık alanda, sedir ve çam ağaçları bulunmaktadır.
Kemer Tekirova Tahtalı dağı zirvesi
ZİRVEDE NELER YAPILABİLİR.
Zirvede gün doğumu manzarasını izlemek, muhteşem manzaralar eşliğinde temiz havanın tadını çıkarmak ve dinlenmek oldukça güzel aktivitelerdir.
Ancak gün doğumu ve gün batımı etkinlikleri, haftanın sadece 2 günü düzenlenmektedir.
Yamaç Paraşütü:
Tahtalı dağında, 2011 metre yükseklikte yamaç paraşütü kalkış alanı vardır. Dünyanın en yüksek yamaç paraşüt merkezi buradadır.
Burası, dünyanın en uzun parkuru olması nedeniyle gerek profesyonel ve gerekse amatör yamaç paraşütçüleri tarafından yoğun tercih edilmektedir. Uçuş yaklaşık 40 dakika ile 1 saat arasında sürmektedir.
Kemer Tekirova Tahtalı dağı zirvesi
Bungee Caatapult:
Burada, tüm güvenlik önlemleri alındıktan sonra, emniyet kemerli bir oturma düzeneğine bindirilen kişi: bir savaş uçağı pilotunun yaptığı manevralar simülize edilerek, değişik bir atmosfer yaratılıyor.
Oturma yerinin bağlı bulunduğu mancınık, bir operatör tarafından kontrol ediliyor. Adrenalin dolu saltolar ve heyecanlı salınımlar yaratılıyor.
Serbest düşüşler ise en büyük heyecan yaratan aksiyondur. Mekanizmaya kurulan esnek iplerin, motorla gerilip serbest bırakılmasıyla ziyaretçi, 18 metre yüksekliğe fırlatılıyor.
Trekking-Doğa Yürüyüşü;
Tahtalı dağı zirvesinden Beycik köyü istikametine 4 saat ve Çukuryayla istikametine 6 saatlik doğa yürüyüşü parkurları bulunmaktadır.
Kayak:
Tahtalı dağında, 700 ile 1500 metre arasında değişen dört kayak pisti vardır.
Isparta Aksu: Isparta’nın merkeze uzak ilçelerinden biri, zengin tarihi kalıntıları ile öne çıkıyor. Antik çağlarda, önemli iki kent, burada kurulmuş.
ULAŞIM
Aksu ilçesinin, Isparta il merkezine uzaklığı: 62 km. dir. Eğirdir ilçesinin doğusunda, Eğirdir’e 22 km. uzaklıkta, Isparta’nın merkezi bölgelerine biraz uzak bir ilçe. Tek ulaşım yolu: Eğirdir üzerinden.
TARİH
Günümüzdeki Aksu ilçesinin, Akcaşar Mahallesi: bir antik kent üzerine kurulu. Bu antik kent: Timbriada. Bu şehir: MÖ.2000 yıllarında: Arzava krallığına bağlı Pisidia bölgesinin önemli şehirlerinden biri.
Şehir: Romalılar zamanında, en parlak dönemlerini yaşamış. Yöredeki buluntular: bu şehirde, MÖ.1 ve 2.yüzyıllarda, sikke basıldığı ve önemli bir yerleşim yeri olarak öne çıktığı görülüyor. En büyük özelliği ise: önemli ticaret yolu üzerinde bulunması imiş.
Roma imparatorluğunun parçalanmasından sonra, yöre; Bizans toprakları içinde kalmış, Akrotiri (Eğirdir) Piskoposluğuna bağlı bir yerleşim yeri olarak varlığını sürdürmüştür.
1080 yılında, yörede, Anadolu Selçuklularının hakimiyeti görülüyor. Beylikler döneminde ise: bu kez, Hamitoğulları Beyliği, yörede etkinliğini hissettiriyor. Bu dönemde yörenin ismi: Anamas.
16.yüzyılda, ulaşım şartlarının zorluğuna rağmen, Anamas’ın bazı köylerinde, pazarlar kurulduğu öğreniliyor. 18 ve 19. yüzyıllarda ise, Yılanlı oğulları isimli göçebe oba hayatı yaşayan Yörüklerin, bölgeye yerleştikleri görülür.
Ancak, bunların yöre halkına baskısı neticesinde, Anamas yöresindeki halkın göç etmek zorunda kaldıkları da, tarihi kayıtlara işlenmiştir. Sonraki dönemde: 1965 yılında, Anamas beldesi, Aksu ismini alır ve 1987 tarihinde ilçe statüsü kazanır.
GENEL
İlçe, 1250 metre rakımda bulunmaktadır. Eski adı: Anamas. Çünkü: İlçe coğrafyasına hakim, 2388 metre yüksekliğinde, Anamas dağı var. Zaten ilçenin büyük bölümü: dağlar ve ormanlarla kaplı.
Bu dağlar, pek çok tabii mağaranın oluşumunu sağlamış. Bu mağaralardan en önemlisi, 765 metre uzunluğundaki zindan mağarası. Bunun dışında: Sorgun mağarası ve Gümüş ini mağaraları var.
İlçe, iklim bakımından İç Anadolu’nun karasal iklim özelliklerine sahiptir. Kışları uzun, yağışlı ve soğuk, yazları ise kısa ve ılıman geçer.
Aksu ilçesinin bulunduğu bölgede yapılan kazılarda: ilk çağlardan bu yana iskan bulunduğu görülmüştür. Yörede: Helenistik döneme ait, MÖ. 2. ve 1.yüzyıllardan kalma sikkeler bulunmuştur. Cumhuriyet döneminde: Eğirdir’e bağlı bir bucak olarak Yenice adı altında varlığını sürdüren Aksu, 1988 yılında İlçe statüsüne kavuşmuştur.
İlçede, önemli bir akarsu: Köprü çayı. 156 km. uzunluğundaki bu çay, ilçe merkezine 5 km. uzaklıktaki Sorgun yaylasından doğuyor. Bu ırmak: ilçeyi ikiye bölerek, Aksu ovasını suluyor ve daha sonra Serik ilçesi yakınlarından Akdeniz’e dökülüyor.
İlçenin ekonomik durumu: temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Ayrıca, ağaç işleri üzerine kurulu, küçük atölyeler var. Elma üretimi önemli bir yer tutuyor. Yılda, yaklaşık 13 bin ton elma üretiliyor.
NE SATIN ALINIR
Aksu yöresinde arıcılık yaygın, güzel bal bulup satın alabilirsiniz.
GEZİLECEK YERLER
Isparta Aksu
TYNADA
İlçe merkezinin 8 km. doğusunda, Terziler köyündedir. Antik kente ulaşmak biraz zahmetli. Terziler köyünden stabilize bir yol ile gidiliyor. Şehrin hangi tarihte ve kimler tarafından kurulduğu, net olarak bilinmiyor. Ama şehrin isminin, yörenin ismi olan “Tuwana”dan geldiği düşünülüyor. Bina kalıntılarından ise, kuruluş yıllarının, Helenistik döneme ait olduğunu ortaya koyuyor.
Şehirdeki en önemli yapı: sivri tepenin güney yamacında bulunan: kaya mezarı.
Günümüzde, bu antik şehirde: tapınak ve bina kalıntıları ile, yazıtlar ve mezar taşları bulunuyor. Bunları görebilirsiniz.
Isparta Aksu
TİMBRİADA
İlçenin, Akcaşar Mahallesinin kuzeyinde, Asartepe civarındadır. Bu antik şehir, bu bölgede büyük bir alana yapılmaktadır. İlçe merkezine, yakındır, stabilize bir yolla, rahatça ulaşılıyor.
Şehrin net kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte, MÖ.1.yüzyılda kurulduğu sanılıyor. Şehirde: Helenistik döneme ait, MÖ.2.yüzyılda basılmış sikkeler bulunmuş. Özellikle: İmparator Hadrianus döneminden (17-138) İmparator Maximunus dönemine kadar (222-235) sikke basıldığı tespit edilmiş. Bu sikkelerden bir kısmı ve mezar taşları, günümüzde Isparta Müzesinde sergileniyor.
Şehir: Bizans döneminde, Akrotiri (Eğirdir) piskoposluk merkezine bağlı bir yer imiş. Adının anlamı ise: Gürsu.
Antik şehirde, herhangi bir resmi kazı çalışması yapılmamış. Ancak, günümüzde, burada: bina ve tapınak kalıntıları görülüyor.
Isparta Aksu
EURYMEDON KUTSAL ALANI
Kentin zindan mağarası önünde, Eurymedon Tanrısına (Köprüçay tanrısı) adanmış, bir Açıkhava tapınağı bulunuyor.
Bu Açıkhava tapınağı: Romalılar döneminde inşa edilmiş ve ibadet yeri olarak kullanılmış. Mağara önünde, sırası ile üç teras var. Mağara ağzı taş duvarlarla örülüyor. Mağara girişinin hemen sağ tarafında: Eurymedon tanrısının insan ölçülerindeki heykelinin durduğu niş var. (heykel, halen Isparta Müzesinde) Eurymedon tanrısının durduğu bu yerden: köprü çaya inen merdiven basamakları bulunuyor.
Kutsal alanın hemen karşısında ise, mezarlık var.
Kutsal alanın önüne, Roma döneminde tonozlu bir köprü yapılarak, kutsal alan ile güneydeki mezarlık birbirine bağlanmıştır.
Isparta Aksu
ZİNDAN KÖPRÜSÜ
İlçenin 2 km. kuzeydoğusunda, Zindan mağarası önünde, Köprüçay üzerindedir. Tek kemerli ve yuvarlaktır. Kilit taşı üzerinde: Eurymedon (Köprüçay) Tanrısının, sakallı büst heykeli var. Blok taşlarla yapılan köprünün yan taraflarında, nehre inen bir merdiven de var.
Isparta Aksu
ZİNDAN MAĞARASI
Mağaranın toplam uzunluğu: 765 metre. Mağaranın ilk girişinde: yükseklik 8 metre ve genişlik ise 12 metredir. Mağara girişi geniş olmasına rağmen, daha sonra daralan bir koridora sahip. Geniş olan ağız kısmının tavanında, binlerce yarasa var.
Mağara: önünde akan köprü suyu çayından; 12 metre daha yüksektedir. Mağaranın içinde: ilginç sarkıt ve dikitler var.
Mağara: Pisidia döneminde kutsal alan ve Bizans döneminde ise kilise olarak kullanılmıştır. Bu dönemlerde: mağaranın ağzı kapatılıyormuş ve aynı zamanda bir sığınak olarak da kullanılmış.
Mağara içinde yer altı deresi var. Bu suyun: cilt ve deri hastalıkları için iyi geldiği söyleniyor. Ayrıca: mağara içindeki havanın, astım hastalığına iyi geldiği söyleniyor. Mağaranın önünde bulunan: Eureymedon tanrısı heykeli, buradan taşınmış ve halen Isparta Müzesinde sergileniyor. Bu tanrı heykelinden de, biraz önce söylediğim gibi, buranın kutsal bir alan olarak kullanıldığı belirleniyor. Mağara ışıklandırılmış. Gezmek mümkün. Özellikle: yarasa kolonisinin kaybolmaması için, mağara Sit alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmış.
Isparta Aksu
KÖPRÜÇAY KANYONU
Köprüçay: İlçenin, 8 km. kuzeyinde bulunan Anamas Dağlarının güney yamacından doğar. Bölgede, küçük bir dere niteliğindedir. Bu küçük dere, Sorgun Yaylasına ulaştığında, Anamas Dağlarının haşin yapısından kurtulmanın rahatlığı ile salınarak akmaya devam eder. 4.km.lik Sorgun yaylasını geçtikten sonra, güneye yönelir ve Aksu kaynağının sularını da alarak, Zindan Boğazına girer.
Bu alanda coşar ve şelaleler oluşturur. Derenin buradaki adına: Aksu çayı denilir. Zindan Boğazı: güneyde Aksu ve Yılanlı Ovasına açılır. Burada: Kanyonun suları, ovanın şah ve kılcal damarlarını oluşturarak ilerler. Aksu çayı: daha sonra güneydoğuya yönelir ve Belence Boğazına girer. Daha sonra güçlenerek, Kasımlara doğru yönelir. Buradan sonra, adı Köprüçay ırmağıdır.
Kartoz çayının da desteğini alarak, kalın kireçtaşlarını delmeye hazır bir potansiyel oluşturur. Bu nehir: 12 km. boyunca, yalnızca, kireçtaşları arasından yoluna devam eder. Bu kesimde: kendisinden 200-300 metre yüksekliğe ulaşan, derin bir kanyon oluşturur. Kanyon boyunca: kanyonun iki tarafındaki yüksek kayalar yer yer birbirlerine yaklaşmakta ve yöre halkı tarafından kayalara “Öpüşen Kayalar” ismi verilmektedir.
Nehir: Değirmenözü Köyünün güneybatısında, bir menderes yaparak, tekrar güneye yönelir ve ikinci bir kanyona girer. Bu kanyonun uzunluğu: 1.5 km.dir. Bu kısa kanyondan sonra: nehir kıvrımlar çizerek, adacıklar oluşturur. Çaltepe güneyine kadar, yaklaşık 15-20 km. boyunca yöre halkının “Uyuyan Su” dedikleri, durgun su şeklinde akar.
Çalltepe güneyinde, tekrar karbonatlı kayaçlar içine giren su: Oluk köprüye kadar, dar ve derin bir kanyon daha oluşturur. Bu kanyonun uzunluğu; 15 km. den fazladır. Burada, nehir zaman zaman, kayalar altında kaybolur. Köprüçay: Antalya Serik yakınlarında, Akdeniz’e dökülür.
Diyarbakır Çınar ilçesine bağlı 13 km uzaklıktaki Demirölçek köyündedir. Demirölçük köyüne olan uzaklık 1 km dir. Diyarbakır il merkezine ise, 45 km uzaklıktadır. Antik kent, Diyarbakır-Mardin karayolunun hemen yakınında olması nedeniyle ulaşımı oldukça kolaydır. Diyarbakır’dan sonra Çınar ilçesini geçtikten sonra 15 dakika uzaklıkta, Zerzevan tabelasını görünce yoldan sapıp kaleye çıkabilirsiniz.
Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra oldukça dik basamaklı bir yoldan yukarı çıkmak gerekiyor.
Bu yüzden, aşırı sıcak bir havada gitmenizi önermiyorum, sabah erken saatlerde gitmeniz önerilir. Hatta, yine alanı gezerken lastik ayakkabı giymeniz uygun olur. Bölgeyi gezerken, her kalıntının yakınında açıklayıcı tabelalar bulunması çok uygun.
Neden “Zerzevan” ismi: 1880’li yılların başında yöreyi ziyaret eden gezginler tarafından kaleye “Kasr Zerzaua” ismi verilmiştir.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Yöredeki ilk yerleşim
Yöredeki ilk yerleşim MÖ 882-611 yılları arasında, Asur döneminde olmuştur.
Asur döneminde burada “Kinabu” isimli bir kalenin varlığı bilinmektedir. Çünkü yapılan kazılarda, bu döneme ait kalıntılar bulunmuştur. Birçok bronz eser ile birlikte bulunan bir mühür oldukça önemlidir.
Asur dönemine ait 3000 yıllık bir mührün içinde bir delik bulunmaktadır. Bu delik, ip geçecek büyüklüktedir ve muhtemelen mührü kullanan kişinin, mührü bir ip ile boynuna astığı düşünülmektedir.
Mühür kil üzerine baskı için yapılmıştır. Üzerinde tanrı figürü vardır. Tanrı figürünün karşısında ise, bir hayat ağacı figürü bulunuyor. Tanrı figürünün arkasında ise, bir kuş vardır. Mührün üzerindeki tanrı figürü, elindeki kozalak ve kovadaki kutsal suyla hayat ağacına can veriyor. Üst kısımda ise, güneş ışınları görülüyor. Güneş ışınlarının olması ve tanrının başının gökyüzüne kadar uzanmasının kutsal bir anlamı vardır.
Peki bu mühür ne için kullanılmıştır? Muhtemelen Asur döneminde gönderilen mektup, belge, tablet ve eşyalar gönderilirken, mühür, kilin üstüne bastırılarak mühürleniyordu.
Böylece mühürlenen eşya veya belge, gittiği yere vardığında açılmadan kim tarafından gönderildiği belli oluyordu. Böylece, mührün önemi ortaya çıkıyor, çünkü mührü kullanan kişi, oldukça önemli biri olmalıdır. Muhtemelen bir üst düzey yönetici veya Asurlu bir general olmalıdır.
Pers döneminde ise, buradaki kale, MÖ 550-331 yılları arasında, burada Kral yolunun ve aynı zamanda antik ticaret yolunun güvenliğini sağlamak için kullanılmıştır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Roma Dönemi
Yerleşim yeri: 491-518 yılları arasında hüküm süren İmparator Anastasios döneminde ve 527-565 yılları arasında hüküm süren İmparator Justinianos I zamanında onarım görmüş veya bazı yerler yeniden yapılmıştır.
Evet, kalenin Roma dönemindeki ismi “Samachi” dir.
Önemi: Roma imparatorluğunun bir doğu sınır garnizonu olmasıdır. Bu yüzden Roma imparatorluğu için çok önemlidir ve burada yaklaşık 1000 askerin görev yaptığı tahmin ediliyor. Ayrıca sivil yerleşim yerinde de yüzlerce sivilin yaşadığı tahmin ediliyor.
Bu kale düştüğünde, Diyarbakır ve Anadolu’nun düşmesi de gündeme gelecekti. Zaten, kale daha sonraki dönemde Sasaniler tarafından ele geçirilince, Sasaniler Anadolu içlerine kadar ilerlemişlerdir.
Kale: hem Pagan Roma dönemi ve hem de devamındaki Hıristiyan Roma döneminde kullanılmıştır.
Gerek Zerzevan kalesi ve gerekse kale dışındaki askeri yerleşim yeri, yer altı ve yer üstü yapılarıyla, dünyanın en iyi korunmuş Roma garnizonlarından birisi olarak günümüze ulaşmıştır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Roma dönemindeki önemi
Zerzevan: Amida ve Dara arasında stratejik bir konumdadır.
Ayrıca: antik dönemde “Kral yolu” olarak bilinen günümüzdeki Diyarbakır-Mardin karayolundadır. Bu yol aynı zamanda antik dönem ticaret yoludur.
Bu yüzden: Zerzevan kalesi, Romalılar ve Sasaniler arasında büyük çatışmalara sahne olmuştur.
Sasaniler: MS 359, 502 ve 604 yıllarında yapılan batı seferlerinde, bu yolu kullanmışlardır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Yerleşim
Yöredeki yerleşim kalıntıları ve surlar, yaklaşık 60 dönümlük bir alanda kurulmuştur.
Bu büyük alanda: siviller su bakımından zengin vadide tarımla uğraşmışlar, herhangi bir tehlike durumunda ise, kaleye sığınmışlardır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
KALE KISMI
Kale: yerleşimin güney kısmında, 124 metre yükseklikteki bir tepe üzerindedir. Bu yüzden, bütün vadiye hakim bir konumdadır.
Kale bölümü: surlarla çevrilidir. Gözetleme ve savunma kuleleri bulunmaktadır. Ancak gerek sur duvarları ve gerekse gözetleme ve savunma kulelerinin mimarisi eşsiz güzelliktedir.
Kalenin yapımında kullanılan taşların, 2 metre boyunda ve yarım metre genişliğinde, dikdörtgen biçimdeki şekilleri ilgi çekmektedir.
Sur duvarları
Kaledeki sur duvarlarının uzunluğu 1200 metredir. Yüksekliği 12 ile 15 metre arasında ve kalınlıkları ise, 2 metre ile 3.5 metre arasında değişmektedir.
Sur duvarlarıyla birlikte, şehrin etrafında: gözetleme ve mancınık kuleleri bulunmaktadır.
İki burç arasında, geniş bir giriş bulunuyor. Bu anıtsal girişin kalenin esas girişi olduğu tahmin edilmektedir.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Güney Kulesi
Günümüze oldukça sağlam olarak gelen kule: güneyde bulunmaktadır, bu 3 katlı gözetleme kulesinin yüksekliği 21 metredir. Bu kulenin; günümüze 19 metresi sağlam olarak ulaşmıştır.
Güney kulesinin altında, gizli bir geçit bulunmaktadır.
Geçit, muhtemelen: kaleden dışarıya haberci göndermek, şehrin önde gelenlerini buradan kaçırmak veya buradan bazı askerleri dışarıya çıkarabilmek için yapılmış olmalıdır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Geçit, günümüzden yüzlerce yıl önce, bloklar ve harçlarla kapatılmıştır. Bunun sebebinin muhtemelen, dışarıdan içeriye sızmaya karşı bir önlemdir. Bir diğer iddia ise, bu tünel ile, Diyarbakır-Mardin karayolu kenarındaki derelerden su temin etmektir.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Sur duvarlarının içi
Sur duvarlarının içinde yapılan araştırmalarda: Romalı askerler ve sivillerin günlük yaşamları ve yörede yaşanan savaşlar hakkında önemli bilgiler edinilmiştir.
Güney bölümde, surlarla çevrili bölümün içinde: tahıl depoları, su sarnıçları, kilise, idari bina, cephanelik, kaya sunağı ve kaya mezarları gibi yerlere ait kalıntılar bulunmuştur.
Sur duvarlarının dışı Askeri Yerleşim
Bölgenin güneyinde bulunan sur duvarlarının dışındaki alanda ise; su kanalları ve taş ocakları vardır.
Kuzeyde: cadde ve sokaklar ve evlerin kalıntıları görülmektedir.
Yer üstündeki bu eserler yanında, yer altında da: birbiriyle bağlantılı; gizli geçit şeklinde tüneller ve sığınaklar bulunmaktadır.
Askeri yerleşim bölgesinin altında: 400 kişinin konaklayabileceği bir yer altı sığınağı vardır. 1500 yıllık bu dev yeraltı sığınağının yüksekliği 2.5 metredir ve altında havalandırma boşluğu bulunmaktadır. Savaş dönemlerinde yüzlerce insanın burada geçici olarak barındığı düşünülüyor.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Surların dışında, yerleşime su sağlayan 54 tane su sarnıcı ve bunlara kaynaktan su getiren 800 metrelik bir kanal bulunmaktadır. Bu kanal tam bir mühendislik harikası olarak nitelendiriliyor. Çünkü kanalın yapımında, milimetrik eğimler kullanılmış ve kanalda su bırakıldığı zaman, doğrudan kaleye geliyormuş.
Kanallarla kaleye ulaşan su, önce devasa büyüklükteki ana depoyu dolduruyor ve daha sonra diğer küçük sarnıçlara akıyormuş. Bu sistem sayesinde, şehirde 400 yıllık süreçte su sıkıntısı yaşanmamıştır.
Ayrıca: yine bu bölgede: yeraltı sığınağı ile birlikte, fonksiyonları henüz belirlenememiş birçok yapı ve bir de Mithras Tapınağı bulunmaktadır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Nekropol Alanı-Ölüler Şehri
Yerleşim alanı dışında: güney ve kuzey kulelerin dışında bulunan alanda: kayaya oyulmuş farklı tipte mezarlar bulunmaktadır. Pagan döneminde yapılmış mezarların bir kısmı, Hıristiyanlık döneminde de kullanılmıştır. Ayrıca: askeri yerleşimin güneyinde, yüksek bir tepe üzerinde kaya mezarları vardır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Bu mezarların: genel olarak basamaklı bir girişi bulunmaktadır. Bu basamaklı girişler, doğrudan mezar odasına açılmaktadır. Mezar odasında ise, ölülerin yatırılması için 3 kline açılmıştır.
Ayrıca, kaya mezarlarından farklı olarak: lahit biçiminde, ana kayaya oyulmuş mezarlar da bulunur. Ancak bu lahit mezarların kapakları, günümüze ulaşmamıştır.
Evet, tüm mezarlar su dışında iken, sur içindeki yerleşim yerinde sadece bir mezar vardır. Bu özel yapılmış tek kişilik, iki tonozlu mezarın bir üst düzey yönetici veya generale ait olduğu düşünülüyor.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
MİTHRAS TAPINAĞI
Tanrı Mithras
İlk çıkışının MÖ 600 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu tanrı: Pers kökenli bir “Işık” yani “güneş” tanrısıdır. Kült, “güneşe” tapınmaya dayanır. Aynı zamanda “arabuluculuk” anlamına gelen “anlaşma ve dostluk” kavramlarının tanrısıdır. İlaveten: ışığın, savaşın, adaletin ve inancın sembolüdür. Öğretisi: dünyanın yaratılışıyla ilgilidir. Aynı zamanda: evreni kontrol eden tanrı olarak bilinir.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Tauroktoni miti
Tanrı Mithras: takım yıldızlarını simgeleyen: akrep, yılan ve köpek gibi figürleri ve gezegenleri simgeleyen yıldızlar eşliğinde “Tauroktoni” denen “bir boğayı öldürmek” sahnesinde görülür. Astronomi bilimine göre: ekinoks, Yunan ve Roma dönemlerinde “boğada” imiş. MÖ 4000 ile 3000 yılları arasında gerçekleşen “Boğa Çağı” bitimi, bu boğa öldürme miti ile betimlenmiştir.
Aynı dönemde, Perseus yıldızlarının tam boğa üzerinde bulunması, boğanın “Perseus” tarafından öldürüldüğünü izah etmektedir. Bu sahnede Perseus’un yerine geçen Tanrı Mitras, boğanın gücünü yok ediyor ve ekinoksu, boğa burcundan çıkarıp, koç burcuna sokuyor. Yani “Boğa Çağı” bitip, başka bir çağ başlamaktadır.
Mitras ayinlerinde, kurban edilen boğanın kanı içilir ve bu kan ile aynı zamanda yıkanılırmış. Böylece, yok olan bir çağı simgeleyen boğanın gücüne ve ölümsüzlüğüne ulaşılacağına inanılırmış.
Dini törenler, dışarıya kapalı yani gizlidir. Bu yüzden, Mithras’a ait yazılı kaynaklar yoktur.
Törenlere sadece erkekler kabul edilir.
Dinin mensupları: 7 aşamadan ve 12 zulümden geçmek zorunda kalırlardı. Bu konudaki bir diğer ifade: 7 hafta sürecek 12 eziyetten geçme şeklindedir.
Mitrasçılar tapınakta, kendi derecelerine göre oturuyorlar, en üst seviye 7’nci derecedir.
Törenler: yer altındaki mağaralar ve tapınaklarda yapılırdı.
Bunlar yüzünden, Mithras dininin sırları, sadece tarikata kabul edilenlere açıklanıyordu. Yani, sırları sadece tarikata kabul edilenlerle paylaşılmıştı. Bu yüzden, yüzyıllardır bu sırlar, tam olarak açığa çıkarılamamıştır.
Romalılarda Mithras kültü
Doğuya yapılan seferlerin ardından, Mithras dini, ilk olarak Romalı askerler tarafından, Roma imparatorluğuna getirilmiş ve MS 2 ile 3’ncü yüzyıla kadar Roma imparatorluğunda özellikle askerler ve tüccarlar arasında oldukça yaygın olmuştur.
Çünkü Roma askerleri: bu tanrının savaşlarda “asla yenilmez ve yok edilemez tanrı” olduğuna inanırlardı.
Mithras inanışı, Roma topraklarının bütününde hakim olsa da, Mithras dininin Perslerden geldiği kabul edilince, Zerzevan kalesindeki Mithraeum tapınağı, Mithras dininin ilk tapınağı olarak kabul edilmektedir.
MS 1’nci yüzyıldan itibaren Anadolu’da yayılmaya başlayan Mithras kültünün; MS 3’ncü yüzyılda Avrupa’da İskoçya ve Afrika’da Büyük Sahra bölgelerine kadar ulaştığı söyleniyor.
MS 4’ncü yüzyılda Roma topraklarında Hıristiyanlığın yayılması ile, Mithras kültü önemini kaybetmiştir.
Mithraeum
“Mithraeum” olarak isimlendirilen tapınak: Zerzevan bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır.
Buluntunun ardından, dünyanın dört bir yanından buraya ziyaretçi akını olmuş ve olmaktadır.
Çünkü: dünya üzerinde birçok insan “Mithras” ın gizemini merak etmektedir.
Hatta: günümüzde “illuminati” ve benzeri gizli tarikatlar, “Tapınak şövalyeleri” ve “Masonik” yapılar da, Mithras kültürünü kendi ataları olarak kabul etmektedirler. Çünkü: işaretler bu gibi örgütlerin buradan doğduğu iddialarını kuvvetlendirmektedir.
Evet, Mithraeum Tapınağı: Roma imparatorluğu döneminde, doğu sınırındaki ilk tapınaktır.
Dünyada ise, ortaya çıkarılan son Mithras tapınağıdır.
Bu yüzden: Mithras kültürünün dünyadaki en iyi korunmuş tapınaklarından birisidir.
Anadolu’da bir başka Mithareum: Gaziantep Doliche’de bulunan iki doğal mağaradır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Tapınağın Özellikleri
Evet tapınak: Zerzevan kalesinin en önemli yapısıdır.
Ana kayanın altına yani yeraltına oyularak yapılan tapınak: surların kuzey ucundadır. Tapınak tek girişlidir. Yapının giriş kapısında: çeşitli semboller ve yazıtlar açıkça görülmektedir. Tapınağın uzunluğu 7 metre, genişliği 5 metredir. Yükseklik ise 2.5 metredir. Toplam 35 metre kare büyüklüktedir. Buradaki tapınakta yapılan gizli ayinlere, 40 kişinin katıldığı tahmin edilmektedir.
Doğu duvarında ise: ana kayaya oyulmuş sütunlar vardır. Ayrıca yine doğu duvarında: Mithras sembollerinden biri olan “ışın tacı motifi” oyulmuştur ve günümüzde görülmektedir.
Koridorlar
Tapınak içinde 2 koridor bulunmuştur. Mithras kültünde belli mertebeler vardır. Bu yüzden: muhtemelen: belli sınıftaki insanlar bir koridoru ve Mithras’a yeni girecek kişiler ise, diğer koridoru kullanıyorlardı.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Nişler
Ortada ise, 1 büyük niş ve iki yanda küçük nişler bulunur.
Büyük Niş:
Ortadaki büyük nişte oyulan yere: Mithras’ın boğayı yenerek kurban ettiği sahnenin bulunduğu plaka konuluyormuş. Büyük nişin çevresinde, 2 sütun üzerindeki boya kalıntıları ise, yükselen bir kuşaktan kalmadır. Bu boyalı kuşakta bir zamanlar, muhtemelen Mithras inanışına ait semboller vardı.
Küçük Nişler:
İki yanda bulunan küçük nişler: bunlardan birinde, oldukça düzgün oyulmuş bir boğa kanı veya su çanağı bulunur. Yerde de bir havuz bulunur. Kan/su kasesi ve havuz: duvar içinden bir kanal ile birbirine bağlanmıştır.
Bu çanak ve havuz muhtemelen Mithras dini törenlerinde su veya boğa kanı için kullanılmış olmalıdır. Çünkü Mithras dini törenlerinde, boğa kanı ile birlikte su da kullanılmaktadır.
Ayrıca: yine dini törenlerde, kurban edilen hayvanları asmak için, tavanda 4 tane simetrik nokta bulunmaktadır.
Bu asma noktaları: Mithras ritüellerinde kurban edilen boğaları asmak için kullanılmıştır.
Hatta: uyuşturularak tavana ayaklarından asılan boğa kurban edildikten sonra, bu kandan içen kişilerin, günahlarından arındığına ve Mithras dinine girdiğine inanılıyormuş. Bu boğa kanı ile ayrıca dine yeni giren kişiler yıkanarak vaftiz ediliyormuş.
Hırıstiyanlığın yayılması ile, Mithraeum Tapınağı: kiliseye dönüştürülmüştür.
Enerji
Evet, tapınak hakkında bilgileri aktardıktan sonra, konuyu kapatmadan tapınağın bir özelliğinden de söz etmek de gerekir.
Mithras tapınağında yoğun bir enerji bulunduğu iddia ediliyor.
Çünkü: Mithras kültü inananlarının hepsinin gökyüzü ile ilgilendikleri, gezegenlerin bulundukları konuma göre, tapınağın bulunduğu konumda çok büyük bir enerji toplandığına inanılıyor.
Zaten, tapınağın duvarlarında, Mithras’ın 7 aşamasının simgesi olarak Merkür’den Venüs’e kadar olan 7 gezegenler sembolize ediliyormuş.
Hatta: burası keşfedildikten sonra, yurt dışından önemli ziyaretçilerin geldiği de söyleniyor.
Hatta: yine söylentilere göre, yurt dışından gelen bir gurubun, tapınakta gizlice enerji ölçümü yaptığı söyleniyor.
Bir kısım ziyaretçilerin tapınakta gecelemek istedikleri ancak bu isteklerinin kabul edilmediği de söyleniyor.
Yine söylentilere devam edelim. Tapınak içi ve yakınlarında cep telefonlarının çekmediği söyleniyor. Hatta: Dron ile yukarıdan çekim yapmak istenildiğinde, tapınağın üstten resminin alınamadığı da yine söylentilerdendir.
Evet, bütün yazdıklarımı “söyleniyor” olarak tamamladım, evet bunların gerçekliği henüz kanıtlanmış değil, çünkü Zerzevan kalesi ve yaşam bölgesinin henüz yüzde 1’ lik bölümü ancak kazılmıştır. Toplamda 30 yıl süreceği tahmin edilen kazılar ilerledikçe, daha ilginç ve güzel buluntuların ortaya çıkarılacağı kesindir.
Kilise
Roma topraklarında Hıristiyanlığın kabul edilmesiyle burada da 6’ncı yüzyılda bir kilise yapılmıştır ve bu kilise, büyük ölçüde ayakta kalmış yani korunmuş olarak günümüze ulaşmıştır.
Hiristiyanlığa geçişte, çok tanrılı Roma döneminde önemli bir kişinin mezarı olan bu bölüm ibadethaneye dönüştürülerek Romalı askerler tarafından kullanılmıştır. Yani, bölgedeki en eski kiliselerdendir.
İbadethanenin duvarlarında “Aramice” yazılar bulunmaktadır.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi
Vaftiz Kovası
Burada bulunan “vaftiz kovası”: 1895 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesine götürülmüştür ve sergilenmektedir.
Kova: 5 ile 7’nci yüzyıllar arasına tarihlenmektedir. Yıkanmadan farklı olarak, bu üzeri süslü işlemeli kova bir kiliseye bağışlanmış ve muhtemelen ayinlerde kullanılmıştır.
Kesik gövdeli kova, düz bir tabaka ve hareketli bir kulpa sahiptir. Kovanın üzerindeki bir sıra haç motifli bezeme, kazısız ve baskı tekniğiyle yapılmıştır. Ayrıca üzerinde bir yazıt vardır. Bu yazıt: “…………… dileğinin veya adağının kabul edilmesi için Tanrı sizi korusun”
Bu vaftiz kovasının bir hikayesi var. Zerzevan köylüleri tarafından anlatıldığına göre: bir köylü, Zerzevan kalesindeki evini sıvamak için toprak kazarken bir kova bulur. Toprak altında yüzyıllardır kalan ve kararan kovayı, bir süre hayvanlarını sulamak için kullanır.
Ardından, köye gelen bir kişiye, kovayı, bir çift çarık karşılığında verir. Sonrası bilinmiyor, kova günümüzde yukarıda belirttiğim gibi, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Kiliseyi anlatmaya devam edelim.
Daha sonra Hıristiyanlığa geçenlerin sayısı artınca eski Mithraeum tapınağı yetmemiş; askerlerin ve burada yaşayan sivil halkın ibadet edebileceği daha büyük bir kilise yapılmıştır. (günümüzdeki kilise)
Kilisenin vaftiz havuzu: ana kayaya yapılmıştır. Havuzun boyu büyüktür. Çünkü: Hıristiyanlığa ilk geçenlerin yaşı büyük olduğu için, vaftizhanenin dışına büyük bir havuz inşa edilmiştir.
Kilise olarak kullanılan bu yapı: Arap akınları sonucu kale fetih edilince terk edilmiş ve çok sonraları ise barınak olarak kullanılmış ve tahrip edilmiştir.
Zerzevan kalesi’nde Roma dönemi sonrası
MS 639 yılında, Zerzevan kalesi Halid Ben Velid önderliğindeki İslam orduları tarafından fetih edilmiştir. Ardından uzun bir süre boş kalmıştır.
Yakın geçmiş ve günümüz
1890’lı yılların başında kaleye bir aile yerleşir, daha sonra ise bunlar çoğalarak kalede 17 hane yaşamaya başlar. Bunlar, kalede yaşadıkları yerleri, kaleden elde ettikleri taşlarla yaparlar.
1967 yılında ise su sıkıntısı ve ulaşım zorluğu nedeniyle bu insanlar kaleden ayrılırlar ve 2 km uzaklıktaki yerde yeniden yerleşim kurarlar. Bu yerleşimin ismi ise günümüzdeki ismiyle “Demirölçek Köyü” dür.
Evet: her ne kadar küçük çaplı tahribatlar ve define arayıcıların hasarlarına karşı, Zerzevan kalesi ve çevresi, oldukça iyi korunarak günümüze ulaşmıştır. Bundaki en büyük etken ise, Zerzevan kalesi ve çevresinde modern kullanım veya yerleşim olmamış olmasıdır.
Bu yüzden, burası günümüzde “Efes” benzeri bir yer olarak önem kazanmaktadır. Güney kulesi, kilise, tonozlu sarnıçlar, kaya mezarları, kaya sunağı, yer altı kilisesi, yer altı sığınağı ve Mithraeum Tapınağı, iyi korunmuş olarak günümüze ulaşmıştır.
Günümüzde: Zerzevan kalesi ve çevresi, 1’nci derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesinde bulunan kale ve çevresinin en kısa zamanda kesin listeye dahil edileceğine inanılıyor.
Evet muhteşem güzel ve mutlaka gidilmesi gereken bir yer olarak gidip görmenizi öneriyorum. Mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer. Tam bir tarih hazinesi ve özellikle Mithraeum Tapınağı oldukça büyük ilgi çekiyor.