Alanya’da, sahile, limana indiğinizde: iskelenin hemen sağ yanında bulunan körfezin, kıyısındadır. Ama, aslında karadan da ulaşmak mümkün. Uzaktan görüntüsü, etkileyici ve güzel.
Tersaneye, denizden tekneyle veya Kızılkule’nin yanındaki surlardan, yürüyerek gitmek mümkün. Tersane; Selçukluların, Akdeniz’deki ilk tersaneleri. Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat tarafından, 1227 yılında yaptırılmış.
Daha önce Sinop tersanesini yaptıran sultan, böylece, iki denizin sultanı unvanına sahip olmuş. Kemerli ve beş gözden oluşuyor. Denize bakan cephesi, 56 metre. Derinliği ise 44 metre. Tersane için seçilen yer, gün ışığından en fazla yararlanılan yer olması nedeniyle önemli.
Tersanenin giriş kapısındaki yazıt: Sultan Keykubat’ın armasını taşıyor ve rozetlerle süslü. Tersanenin, bir yanında mescit diğer yanında ise muhafız odası var. Gözlerden birinde ise, zaman içinde körlenmiş bir kuyu görülmekte.
TOPHANE
Tersanenin hemen bitişiğinde. Denizden, 10 metre yükseklikteki bir kaya bloku üzerine, 1227 tarihinde, kesme taşlardan yapılmış. Amaç: tersaneyi korumak. Üç katlı ve dikdörtgen planlı. Aynı zamanda, burada, savaş gemileri için top döktürülüyormuş.
Antalya Düden Şelalesi; Antalya’da nereye gidelim, nereyi gezelim, nereyi görelim. Evet; Düden şelalesi. Antalya’ya yaklaşık 10 km. ve Varsak Beldesi’ne ise 1 km. uzaklıkta. Şehrin kuzeyinde. Belediye Halk Otobüsleri ve minibüsler ile şehir içinden ulaşım mümkün.
Özel aracı ile gidenler için; Antalya-Alanya çevre yolundan sola sapılarak gidebiliyor. Piknik alanı giriş kapısı önünde, büyük bir otopark var. Ücreti karşılığında, aracınızı rahatlıkla park edebilirsiniz. Ayrıca: piknik alanına giriş içinde, bilet almanız gerekiyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından işletiliyor. Yıllık ortalama: 450 bin kişi tarafından ziyaret edilmekte.
İSİM
Çeşitli kaynaklarda; İskender Şelalesi, Düden Şelalesi, Düdenbaşı Şelalesi olarak isimlendiriliyor. İskender ismi nereden geliyor?
Şöyle ki, Perge’den sonra Termessos’a gözünü diken Büyük İskender, burada konaklamış ve atlarını düdenin serin sularında suladıktan sonra yoluna devam etmiş.
GENEL
Antalya Düden Şelalesi: Ülkemizde; su çeken deliklere ” düden ” ismi verilmekte. Düden çayı da; kaynağından çıktıktan sonra ilginç bir yol izliyor. Uzun süre, yeraltından ilerliyor. Eski Burdur-Antalya asfaltının 22’nci km. de Kırkgözler ve 30’ncu km. deki Pınarbaşı isimli iki büyük kaynaktan çıkan sular, suyu bol iki nehir yaratıyor.
Bunlar, kısa bir akıştan sonra birleşerek, Bıyıklı Düden denilen mevkide kayboluyorlar. Yaklaşık 14 km. yer altından gidiyorlar ve sonra Varsak çöküntüsünün bir ucundan yer üstüne çıkıyorlar. Çok kısa bir akıştan sonra, çöküntünün öbür ucunda tekrar yerin altına iniyor ve 2 km. yer altından aktıktan sonra, Düdenbaşı denilen yerde, yerden bir nehir fışkırıyor.
Burada, Kepez Hidroelektrik santralına gelen su, daha sonra Düdenbaşı Şelalesine bırakılıyor. Yani; Düdenbaşı Şelalesinden akan su, Kepez Hidroelektrik santralından bırakılan su. Burada, yani şelalede: 20 m. yükseklikten, birkaç noktadan, aşağıya dökülüyor.
Eylül ayında, saniyede 5 metreküplük su akış hızı, Mayıs-Haziran aylarında, karların erimesiyle, saniyede 20 metreküpe kadar çıkıyor. Yaz aylarında ise; gerek kuraklık nedeniyle yeterli yağışın olmaması ve gerekse tarım alanlarındaki sulama nedeniyle, suyun akış hızı büyük ölçüde düşüyor.
Evet; cennetten akan bir doğa harikası. Çevresindeki bitki örtüsü ve kuşları ile, yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çekiyor. Antalya’nın en güzel şelalelerinden biri.
Burada; piknik yerlerinin yanı sıra restoranlar, kafeteryaların bulunduğu mesire yerleri ve bölgenin bolca turist çekmesinden dolayı, hediyelik eşyalar satan dükkanlar var.
Kapı dışında bulunan develere binmek, fotoğraf çektirmek de mümkün. 1970-1972 yılları arasında, DSİ Müdürlüğü tarafından, mesire yeri ve piknik alanları yaptırılmış. Piknik yapmayı sevenler ve tercih edenler için mesire alanında, bolca piknik masası var.
Ayrıca; balık restoranlarında oturup, balık da yiyebilirsiniz. Gerçekten, oturun herhangi bir yere, şelalenin karşısına, o suların yarattığı muhteşem görüntü ve ses ahengini seyredin, büyük keyif alacaksınız.
Hatta; mağaraya inin, çevrenizden, üstünüzden damlayan suların altında, yerdeki su birikintilerine basmadan, hemen önünüzdeki boşlukta, büyük bir hızla ve gürültü ile akan suların yarattığı ortamda yürüyün. Daha sonra; aşağıya inin, şelale sularının yere düştüğü noktaya.
MAĞARA
Antalya Düden Şelalesi: Evet, şelalede, bir de mağara var. Dar bir merdivenden inilerek gidilebiliyor. Bu mağara; şelaleyi daha bir güzel yapmakta. Bu mağaranın oyuklarından, düden çayının şelalesinin, büyük bir gürültü ile akan sularını izlemek ve sesi dinlemek, büyük bir heyecan ve keyif veriyor.
Türkiye’de bir çağlayan gürül gürül akarken, arkasından seyredebileceğiniz böylesine güzel bir yer yok. Yazın sıcağında, bir soğuk soluk gibi.
DÜDEN BAŞINDAN SONRAKİ BÖLÜM
Düden çayının önemli özelliklerinden birisi de; geçtiği yerlerde, eşsiz manzaralar oluşturan yeşil bitkilere hayat vermesi. Evet, düden başından sonra, Koyunlar regülatöründe iki kanala ayrılan düden çayı, yaklaşık 8 km. sonra, Antalya’nın doğusunda, 40 m. yükseklikten, Antalya falezlerindeki traverten bir eşikten, şelale yaparak, Akdeniz’e dökülüyor.
Buradaki ismi ise; Aşağı Düden veya Karpuzkaldıran Şelalesi.
Şelale; Akdeniz’e, su bulutu şeklinde akıyor. Şelalenin denize döküldüğü yerin hemen sağında ise, Gençlik Parkı var. Buradan; şelaleyi izlemek mümkün. Bunu izlerken; Antalya yat limanı veya yakın çevreden hareket eden, günübirlik gezi teknelerini ve diğer özel yatları görebilirsiniz. Yalnız, maalesef, bu yatların, bu bölgede, şelaleye güvenerek, sintinelerini yani pis atıklarını denize bıraktıklarını da sık sık görmeniz mümkün.
SONUÇ
Evet, özellikle, yazın sıcak günlerinde, biraz serinlemeye ihtiyaç hissettiğinizde, şehre yakın düden şelalesini tercih edip, rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Aracınızı park etme sorun olmaz. Şelalenin görülebileceği bir yere oturup, bir restoranda yemek yiyebilir veya kendi hazırladığınız yiyeceklerden tadabilirsiniz. Kesin olan şu ki; bu muhteşem manzarayı seyretmekten ve bu serin ortamda bulunmaktan büyük keyif alacağınız.
Çünkü; Antalya’nın en güzel şelalelerinden birisi burada.
Yalnız; bütün düden suyunun sulama suyu olarak kullanıldığı ve tarlalara verildiği, pamuk sulama mevsiminde giderseniz, bu anlattıklarımı yaşamanız pek mümkün olmayabilir. Malum; küresel ısınma, yeterli yağışların olmaması, kuraklık, sulama suyu olarak kullanım, tüm bunlar sonucu, özellikle yaz aylarında (Temmuz, Ağustos) şelale çok cılız veya yok denecek seviyede akmakta, ama bu durumun elbette bir standardı yok, yani aslında ne zaman az ne zaman çok akacağını kestirmek güç.
Side’ye birçok kez gittim, en son olarak Temmuz 2023 tarihindeki gezimde Side’de gördüklerimi, yani en yeni bilgileri, aşağıda siz okurlarıma sunuyorum.
Antalya-Alanya kara yolunun 72’nci km. den, güneye dönen yol ve 6 km. sonra, günümüzün en tanınmış turizm merkezlerinden biri olan Side’ye ulaşıyorsunuz. Manavgat’a uzaklık: 7 km.
GENEL
Side’de, 1947 yılından, günümüze kadar olan süreçte, kazı ve onarım çalışmaları sürdürülmekte. Bu çalışmalarda; bölgede bulunan yoğun Roma dönemi kalıntıları, ortaya çıkarılmış.
Günümüzde: Side; gerek tarih hazinesi antik çağ kalıntıları ve gerekse muhteşem güzellikteki denizi ve güneş, kumu ile turizmin tesisindeki birçok tesise sahip. Yani: burada, muhteşem bir turizm potansiyeli var.
Denizin en büyük özelliği: deniz içinde ilerlediğinizde, uzun süre sığ olması yani derinleşmemesi. Gerek kıyıda ve gerekse deniz içinde, tabanda ince kum var. Deniz özellikle sabah saatlerinde dalgasız. Akşam üstü, çoğu kez dalga çıkıyor. Dalga çıktığında, deniz bulanıyor, fazla derin olmadığından dipteki kum, suyu bulanıklaştırıyor.
Dalgalı denizi seven için bu durum ilginç olabiliyor, ama genelde, özellikle küçük çocuklu aileler için bu dalgalar pek hoş değil. Ama denizin sığ olması, Side merkezinde, birçok çocuklu turist ailesinin ve çocuk arabaları ile gezinen turistleri görebiliyorsunuz.
Dediğim gibi denizin sığ olması, çocuklar için çekici. Yaklaşık deniz içinde 100 metre ilerlediğinizde, denizin derinleşmediğini görebilirsiniz.
Sonuçta: Side de deniz, genelde akşam üstü saat 16.00 civarında dalgalanıyor. Tabii, bu söylediklerim, çok kesin değil, genel durumlardan söz ediyorum. Buranın diğer bir özelliği de, maalesef hiç ağaç yani yeşillik olmaması.
Yani, burada sokaklarda veya kıyıda gezinirken, herhangi bir gölgelik yer bulamazsınız. Yanınızda, özellikle şapka ve güneş kremleri bulundurmanızda yarar var.
Turizme yönelik eğlence merkezleri; diskolar, barlar da yoğunlukta. Akşam belli bir saatten sonra, merkezi yerleşimde, müzik sesleri üst düzeylere yükseliyor ve ışıklandırmalar, gökyüzünü tarayan lazerler, yöreye ayrı bir hava veriyor.
TARİHİ SÜREÇ
Side; Akdeniz’e uzanan, küçük bir yarımada üzerinde. MÖ.7’nci yüzyılda, Batı Anadolu’da yaşayan, Kymeliler tarafından kurulmuş. Şehirde kullanılan yerel dile göre: Side kelimesi “nar” anlamına gelmekte imiş. Nar; Anadolu’da, bereket sembolü. Şehir adına bastırılan sikkelerde de; şehrin sembolü olarak “nar” resmi kullanılmış.
Evet; şehir kurulduktan sonraki tarihi süreçte, bölgede görülen egemenlikler: MÖ.6’ncı yüzyılda Lidyalılar, MÖ.5’nci yüzyılda Persler, MÖ.4’ncü yüzyılda Büyük İskender ve ardından Helenistik krallıklar. MÖ.215 yılında, Suriye krallığının egemenliği dahi görülür.
Bu dönemde; şehir imar edilip, bir bilim ve kültür merkezi haline getirilmiş. Şehrin en parlak dönemi ise; MÖ.1’nci yüzyılda, Roma ile ilişkilerin kurulmasıyla başlar ve MS.3’ncü yüzyıla kadar sürer.
Şehir; bu dönemde, hem Akdeniz’in en önemli liman kenti ve en işlek esir pazarı, hem de kültür ve eğitim merkezi olur. Günümüze kadar ayakta kalmayı başaran yapıların hepsi, bu dönemde inşa edilir. Tüm bunların yanı sıra; şehrin geçmiş tarihi sürecindeki en önemli olay; Romalılar ile Suriye krallığı arasındaki deniz savaşının, Side önlerinde olması.
Rodos ve Bergama krallıkları tarafından da desteklenen ve Side tarafından da tutulan Romalılar, bu savaşta, Suriye krallığının donanmasını yenerler. MÖ.188 yılında yapılan, Apameia Barış Antlaşmasına göre; Pamphylia ve Side, Romalılar tarafından, Bergama krallığına verilir. Ancak, Side, hiçbir zaman Bergama krallığının egemenliğine görmez, tarihi süreçte, büyük ticaret donanması ile refaha ve zenginliğe kavuşur.
MÖ.2’nci yüzyılda, en parlak dönemini yaşayan kent; yüzyılın sonundaki yıllarda, korsanların eline geçer. MÖ.78 yılında, Romalı konsül Servilis tarafından yapılan mücadeleler sonucu, korsanlar atılır ve şehir kurtarılır.
MÖ.25 yılında, Roma imparatoru Augustus zamanında, eyaletlerin bağlantılarının düzenlenmesi sırasında, şehir, önce Galatia eyaletine ve daha sonra ise Pamphylia eyaletine bağlanır.
MS.3’ncü yüzyıla kadar, insanlar refah içinde yaşarlar. Daha sonra ise, dağlık bölgelerden gelen kavimlerin saldırıları görülür. Bu yüzden, MS.4’ncü yüzyılın ortalarında, şehri, ikiye bölen iç surlar yapılır.
Şehrin, kuzey doğu bölümü ise terk edilir. Gittikçe fakirleşen ve parlak dönemlerini yitiren şehir, MS.5 ve 6’ncı yüzyıllarda önemini yitirir.
MS.10’ncu yüzyıldan sonra; Arap akınları başlar. Aynı dönemde, korsanlar, yine şehre yerleşirler. Ayrıca: gerek depremler ve gerekse savaşlar nedeniyle, şehir yanar ve halkın büyük çoğunluğu Antalya’ya göç eder.
Bu yüzden, tarihçiler, şehrin korsan yatağı olduğunu ve yangınlar sonucu terk edilerek önemini yitirdiğini, halkının Antalya’ya göçtüğünde ise; buranın yani şehrin, ” yanık Antalya” olarak anılmaya başlandığını yazarlar.
Evet; bu dönemden sonra, şehir uzun süre, yalnızca küçük bir kısım Hıristiyan’ın yaşadığı bir yer olarak kalır. Ta ki, 1895 yılına kadar. Bu yılda: tehcir sonucu Girit’ten göçen Türkler, yarımadanın ucuna yerleştirilirler.
Zamanla kurulan köy (Selimiye Köyü) kalıntılar üzerine doğru ilerler ve yerleşim tüm yarımadayı kaplar. Halen; roma ve Bizans dönemlerinin yapı ve özelliklerini taşıyan kent surları; birçok yerde yıkılmış olmasına rağmen, kara tarafındaki surların büyük bölümü ayaktadır.
SİDE İÇİNDEKİ GEZİ PLANI
Anayoldan ayrıldıktan sonra; şehri çevreleyen ve MÖ.2’nci yüzyılda yapılan kara surlarının ana kapısından şehre giriyoruz. Kapı: Perge’deki Helenistik dönem kapısına benziyor. Eşsiz işçiliği, gerçekten mükemmel. Yanlarında: iki kule ile korunmakta ve yarım daire şeklinde bir avlusu var.
Bu kapının karşısında: surun dışında, yol kenarında bulunan üç nişli anıtsal çeşme. Bu çeşme, Anadolu’nun en büyük tarihi çeşmesi: nymphaeum.
Evet, kapıdan girdikten sonra, özel aracınız ile burayı ziyarete gittiyseniz, aracınızı bırakabileceğiniz otopark var. Yani, yerleşim yerine araç girmesi yasak.
Ama böyle düşünmeyin, çünkü içeriye girdiğinizde, içeride çok sayıda araç bulunduğunu görüyorsunuz ve kıyıdan kıyıdan gitmek zorunda kalıyor ve şaşırıyorsunuz.
Bu araçların buraya girişlerini yadırgamamak elde değil. Yine de, ben size aracınızı otoparka bırakmanızı öneriyorum, yerleşim yerini, tarihi kalıntıları yürüyerek gezmek en güzeli.
Ben yine, biraz önce sözünü ettiğim “çeşme” ye gelmek istiyorum. Yunan mitolojisinde: su, orman ve dağ perileri olan nymphaeum’a adanmış anıtsal bir çeşme. MS.2’nci yüzyılda yapılmış. Üç katlı ve çok güzel işlemeleri var. Bu çeşmenin, bugün, yalnızca birinci katındaki kalıntılar görülüyor.
Çeşmenin önünde, geniş bir havuz yeri var. Çeşmeye; Oymapınar baraj gölü içinde kalan, dumanlı kaynağından, 25 km. uzaklıktan, kimileri iki katlı olan, on su kemeri ile su getirtilmiş. En büyük su kemeri, Oymapınar barajının yakınlarında olup, 40 gözlü.
Bu kapıdan geçildikten sonra, yassı taşlarla döşeli olan, kentteki iki caddenin başlangıç yerine geliyoruz.
Tiyatronun yanından; köye doğru giden, sütunlu cadde, deniz kıyısına kadar uzanıyor. Cadde takip edildiğinde, yolun sağında, Bizans bazilikası, solunda ise hamam kalıntıları ve Bizans döneminden kalan ev kalıntıları görülebilir.
Caddenin sona erdiği yerde ise; deniz surları ile cadde arasında, merdivenlerle çıkılan, MS.3’ncü yüzyıla ait, Korint düzeninde ve yarım daire planlı bir tapınak var. Bu tapınağın, tanrı Men’e atfen yapıldığı sanılıyor.
Evet; diğer cadde, ana caddeden ilerlemeye devam ediyoruz. Bugün, cadde, her iki yanındaki dükkanlar ile, alışveriş merkezi haline gelmiş.
Burayı ziyaret edenler, zaten genellikle bu ana caddeyi kullanıyorlar, çünkü her iki yanında, alışveriş mekanları var. Özellikle, yabancı ziyaretçiler için bu alışveriş mekanları pek uygun, gerek göze ve gerekse cüzdanlarına olumlu etkiler sunuyor.
Antalya SideAntalya SideAntalya SideAntalya Side
Bu ana caddenin sonunda, liman var. Yaklaşık 250-300 metrelik bu caddenin sonunda, denizle karşılaşıyorsunuz. Ama, antik dönemde Akdeniz’in en işlek limanlarından biri. Bu yoğun işlerliğinden dolayı, liman, sık sık dolup kirleniyormuş.
Zamanla, bu güçlük, o hale gelmiş ki; yöredeki, bütün güç işler için: ” Senin işin, Side limanına dönmüş ” deyimi kullanılır olmuş.
Günümüzde, limanda, hemen dalgakıran bölümünün ardında, birkaç tekne demirlemiş görünüyor, bunun dışında, hemen sol bölümde, üzerinde yürüyüş yapılabilen, pek uzun olmayan dalgakıran bölümü var.
Liman kıyısında da, hemen yürüyüş yolu ve arkasında, kafeterya-restoran bölümleri var. Ziyaretçiler, bu mekanlara oturup, özellikle deniz üzerinden güneşin batışını izliyorlar. Liman bölümünde, bir de “Atatürk” heykelinin bulunduğu meydan var.
Evet; liman bölümünde, sola döndüğünüzde, yaklaşık 100 metre sonra, tarihi bir alanla karşılaşıyorsunuz. Burada: iki tapınak var. Bunlar, şehrin, en anıtsal Roma dönemi yapıları.
Antalya Side Apollon TapınağıAntalya Side Apollon TapınağıAntalya Side Apollon Tapınağı
Tapınaklardan biri: Athena, diğeri ise Apollon’a ait. Athena tapınağının, kısa kenarında 6 ve uzun kenarında 11 sütun var. Apollon tapınağı; 6 sütunlu. Her iki tapınak sütunları; Prof. Jale İnan ve ekibi tarafından, büyük uğraşlar sonucu, ayağa kaldırılmış.
Tapınak alanı gerisinde, Bizans bazilikası var. Kemerli ve devşirme malzemeler ile yapılmış. Özellikle: Apollon Tapınağının ayağa kaldırılarak gökyüzüne doğru uzanan sütunları, inanın çok muhteşem bir görüntü sunuyor. Bunun dışında, bölgeye dağılmış, çok sayıda, mimari kalıntı görülüyor. Bunların üzerinde, insanlar oturup, denizi-manzarayı seyrediyorlar.
Biraz daha mantıklı gözle baktığınızda ise, bu sütunların büyüklüğü ve sütunlar üzerine yerleştirilen mimari unsurlardaki kabartmaların güzelliği, inanılmaz. Yani: nasıl yapılmış, buraya nasıl yerleştirilmiş, inanmak mümkün değil.
İnsanlar, inandıkları değerler uğruna, özellikle dini değerler uğruna, muhteşem yapılar yapmışlar. Apollon tapınağı bölümünde, sütunlar ve taş kalıntılar arasında tarihi geçmişle iç içe güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz.
MÜZE
Eski Side ana caddesi üzerinde ilerleyerek, tiyatronun yanına dönüyoruz. Agoranın hemen karşısında. Yolun sağında; bugün müze olarak kullanılan ve MS.5’nci yüzyılda yapılmış, roma hamamı var. Burası: 1960-1961 yılları arasında restore edilerek müze haline getirilmiş.
Bölgenin, en güzel arkeolojik eserler koleksiyonu burada. Kazılardan çıkarılan: Hermes, Herakles ve Nike gibi, oldukça sağlam ele geçen roma dönemine ait heykeller, büstler ve lahitler sergileniyor. Sergilenen eserlerin büyük bölümü; Prof. Arif M. Mansel tarafından, 1947-1967 yılları arasındaki dönemlerde, antik kentte yapılan kazılarda bulunmuş.
Müzeye, doğu yönündeki kapıdan giriyoruz. Daha sonra, tabanı taşlarla kaplı ve hamamın ikinci bölümü olduğu anlaşılan bir avludan geçerek, büyük bir bahçeye çıkıyoruz. Bu avlunun etrafında ve bahçenin içinde, kentte yapılan kazılarda bulunan: lahitler, sütunlar, büstler, torsolar ( başı, kolları ve bacakları olmayan insan gövdesi heykeli), yazıtlar, heykeller, heykel kaideleri, sütun başlıkları, frizler sergileniyor.
Müzenin bahçesi, aslında Roma hamamının jimnastik salonu. Tabanı mermer parçaları ile kaplı olan bu avlunun içinde sergilenen en önemli eser: avlunun kuzey duvarında görülen, denizler tanrısı Poseidon’un mitolojik öykülerinin yer aldığı friz serisi. Burada: tanrı ve tanrıçaların, doğa ile olan ilişkisi tasvir edilmiş. Evet: Müzede, 4 salon var.
Bunlar, sırası ile
I.NOLU SALON: Geç Hitit dönemine ait, bazalt kraker, Helenistik devre ait silah kabartmaları, roma devrine ait güneş saati ve sunaklar var.
II.NOLU SALON: Roma devrine ait torsolar sergileniyor.
III.NOLU SALON: Helenistik devre ait yazıtlar, roma devrine ait amphoralar, herakles ve üç güzeller ve nike heykelleri ile kabartmalar var. Özellikle; üç güzeller, muhteşem.
IV.NOLU SALON: Roma devrine ait lahitler, Hermes, Hygieira, Athena, Nike, Apollon heykel ve portreleri var. Bu salona: iskelet havuzlu salon da denilmekte. Çünkü: tuğladan bir mezar yapılmış ve içinde bir erkek iskeleti teşhir edilmekte. Ama; kimliği bilinmiyor.
AGORA
Tiyatrodan sonra, geniş caddeden geçip, 100 x 100 m. boyutlarındaki anıtsal bir yere varıyoruz. Müzenin önünden, tiyatronun doğusundaki alan, kentin ticaret agorası. Yani: pazar yeri. MS.2’nci yüzyıla ait. Çevresi duvarlarla çevrili. Sütunlu portikolarla sınırlandırılmış. Üç yanında dükkanlar var. Agoranın tam ortasında ise; Tyche adına yapılmış, yuvarlak bir tapınak var.
Agoranın kuzeybatı köşesinde ise; eski tuvalet var, iyi durumda. Deniz kenarındaki yapı, kentin devlet agorası. Bir avlunun etrafını çevreleyen, 7 m. genişliğindeki, İon sütunlu koridor ile doğudaki üç büyük odadan oluşan bir yapı topluluğu.
Avlusu, pazar yeri olarak kullanılmış. Bu yapının, günümüzde, yalnızca doğu kısmı ayakta kalmış. İmparator salonu denilen bu salon, sütun ve heykellerle süslü. İki katlı olan yapının, orta odasının törenlerde kullanılmak üzere imparatora tahsis edildiği anlaşılıyor. Orta odanın iki yanındaki odalar ise, kütüphane yada arşiv olarak kullanılmış.
TİYATRO
Evet, anıtsal kapının yanındayız. MS.4’ncü yüzyılda kapatılan ve küçük bir kapı haline sokulan yer. Bu kapının yanında, restorasyon görmüş; Vespasianus çeşmesi var. Bu yapı; kentin başka bir yerinde iken, Vespasianus’a armağan olarak, buraya getirilmiş ve çeşmeye dönüştürülmüş. Bu alanda, bundan başka, iki çeşme kalıntısı daha var. Evet; kapıdan geçiyoruz ve kentin antik tiyatrosu karşımızda.
Side tiyatrosundayız. MS.2’nci yüzyılda yapılmış. 20 m. boyunda, iki katlı, kemer tonozlu galeriler üzerine inşa edilmiş. Sahne kısmı: üç katlı. Burada; heykeller ve mitolojik tasvirli kabartmalar var. Tipik roma devri özelliklerini taşıyor.
Yaklaşık 15 bin seyirci oturma yeri kapasiteli. 11 bölüme ayrılan oturma sıralarında, alt kısımda 29 ve üst kısımda ise 25 basamaklı merdivenler var. Geç roma döneminde, orkestra kısmı, gladyatör dövüşleri ve vahşi hayvan mücadeleleri sırasında, korkuluk ile çevrilmiş.
Tiyatronun yanında, yolun kenarında, anıtsal girişin önünde: küçük boyutlu, tiyatronun tanrısı olan Diansos’un anısına yapılan, erken roma dönemine ait tapınak var. Tiyatronun dışındaki galeride ise; 14 dükkan ve 5 giriş yeri var.
Burası, aynı zamanda, MS.5 ve 6’ncı yüzyıllarda, açık hava kilisesi olarak kullanılmış. Burada dikkat edilmesi gereken husus şu. Antik dönemde, bu tür tiyatrolar genellikle bir tepe veya yükselti eteğine bir yanı dayanılarak inşa ediliyor iken (Aspendos gibi), buradaki tiyatro, tamamen açık ve düz bir alana inşa edilmiş, kemerli mekanlar üzerine kurulmuştur. Pamphylia tiyatroları içinde, en büyük anıtsal yapıdır.
Evet; bu muhteşem, her anında tarih kokan; güneş, deniz ve kumu ile gerek tatil ve diskoları ile gerekse eğlencenin doruğunun yaşandığı beldemizden ayrılıyoruz. Gerçekten güzel bir yer. Kişisel olarak, buraya yapabileceğim tek tenkit, hiç ağaç olmaması. Özellikle, yazın gündüz saatlerinde güneş gerçekten yakıyor, kavuruyor.
Yine de; bu güzellikleri yaşamaya değer. Side’ye gittiğinizde, müzenin arkasındaki alanlarda mevcut otoparklara aracınızı park edin ve yürüyerek, bu güzellikleri, tarihi keşfedin.
Ülkemizin en büyük turizm merkezlerinden biri olan, Side mutlaka yolunuzun geçmesi gereken bir yer. Burada: tarihi, güneşi, denizi bir arada yaşayabilirsiniz. Attığınız her adımda, değişik bir tarihi kalıntı karşınıza çıkıyor, canınız güzel bir deniz ve bol güneş istediğinde ise, Side, size bunları da aynı yörede sunabilecek bir doğal yapıdadır.