Trabzon’a çok yakın, hemen dibinde, sanki bir mahallesi gibi. Dolayısı ile, Trabzon ile iç içedir.
Merkezde yani İlçe merkezinde görebileceğiniz herhangi bir turistik yer yoktur. Turistik yani gezilmesi gereken yerler, özellikle Osmanlı döneminden kalma kalıntılar köylerdedir.
Yomra’nın en önemli özelliği: burada muhteşem inşaat faaliyetlerinin sürdürülmesidir. Çünkü: burada sanki bir Arap şehri kurulmaktadır. Şeyhin yaptırdığı lüks otele “Arap şehri” deniliyor.
Çünkü sadece bir otel binasından öte, tam bir yapılar kompleksidir, içinde yüzme havuzundan tutun alışveriş merkezine kadar her şey var ve burası gerçekten bir şehir gibi inşa edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir.
Araplar: buradan ev ve devre mülk alıyorlar veya ev kiralıyorlar. Çünkü Araplar, otel yerine evde kalmayı tercih ediyorlar. Hemen tepenin üst tarafına doğru yapılan yapılar, son 3 yıl içinde tamamlanmıştır.
Çünkü “Kıyı Sahil Kanunu” değişince, kıyı boyunda yüksek katlı binaların yapılması mümkün olmuş ve bu durum özellikle Yomra’da yoğun olarak kullanılmıştır. Hepsi deniz gören, çok katlı binalar, rezidanslar inşa edilmiş ve bir taraftan hala inşa edilmeye devam edilmektedir.
Buna bağlı olarak: burada çok sayıda Arapça tabela göreceksiniz. Hatta: oteller ve restoranlarda Arapça konuşan personel bulunuyor. Arapça biliyor diye, Afrika’dan bile buraya çalışmaya geliyorlar.
ULAŞIM
Trabzon il merkezine, 15 km. uzaklıktadır. Tipik, Doğu Karadeniz iklimi görülüyor. Ancak: arazi yapısı, deniz kıyısından iç kesimlere doğru yükseldikçe, iklim farklılıkları görülür.
Her 100 metre yükseklikte, sıcaklık 0.5 derece düşer. Yani: Ocak ayında, Yomra ilçe merkezinde sıcaklık 10 derece iken, Sırhanlı Yaylasında, sıcaklık, sıfırın altına düşer.
TARİHİ
Yörenin tarihi incelendiğinde: Hitit, Asur, İskit, Makron, Kimri, Amazon, Kloh gibi Türk topluluklarının bölgede yaşadıkları görülür.
Bu tarihi süreç içinde: elbette, Trabzon merkezli kurulan Pontus ve Bizans yerleşimleri de görülür. Ancak, bu bölgeye ilk yerleşenlerin, Kafkas taraflarından gelen bir ırk olduğu düşünülmektedir.
1461 yılından sonra, Fatih Sultan Mehmet’in tüm bu yöreleri ele geçirmesi ile, bölgede Osmanlı egemenliği görülür.
Tarih boyunca, birçok topluluğa yurt olmuş olan İlçe, uzun zaman Trabzon bünyesinde kalmıştır. Uzun yıllar: Trabzon’un tüm tarımsal ihtiyacı, buradan karşılanmıştır. Özellikle: armut, elma, fındık, kiraz, kara yemiş, üzüm, incir başta gelmektedir. Bunları niye yazıyorum? Gerçekten, bu meyveler, yörede büyük önem taşıyor.
17.yüzyılda, buradan geçen Evliye Çelebi, notlarında, burada gördüğü meyveler hakkında, şunları yazmaktadır.” Yiyeceklerinden, meyveleri, bilhassa kiraz, armut, elma, üzüm gayet nefis olur.” Gezgin bunların yanında,” Levrek balığı, kefal balığı gayet lezzetlidir.
Fakat, bunlardan en önemlisi: ticaretinin yapıldığı hamsi balığı vardır. Bu balık: Hamsin’den çıktığı için, bu adı almıştır.”
Evet, tüm bunların yanında: yakın geçmiş tarihi süreçte, Yomra’nın acı günlerinden biri yaşanır. 4 Nisan 1916 tarihinde, Rus donanması denizden karayı top atışına tutarak yakıp yıkar. Bunun üzerine, halk iç kesimlere kaçar.
Ancak, bu defa da, Ermeni ve yerli Rum milislerinin kahpe saldırılarına maruz kalırlar. Tüm bu olaylar, yöre insanının, muhacir olmasına ve bölgeden göçmesine neden olur.
1917 yılında, Rus Bolşevik isyanı sonucu, işgalci Rus birlikleri, yöreden çekilmeye başlarlar. 24 Şubat 1918 tarihinde ise, yöre, işgalden kurtarılır. Ancak; yörede yaşanan kısa süredeki tahribatlar, kolay kolay unutulur gibi değil.
Günümüzde: yaylalara ve merkezden uzak yerleşim birimlerine gidildiğinde: isimsiz, sayısız mezarlar, boş mermi kovanları, tüfek parçaları, insan kemikleri görmek mümkün. Rus işgali sırasında: en büyük çatışmanın: Sulaklı Yaylasının güneyinde bulunan “Çataltepe” mevkiinde yapıldığı söyleniyor. Burada: binlerce Türk askeri şehit olmuş ve gömülmüş.
Trabzon Yomra
GENEL
İlçenin ilk adı: “Durana” dır. İlçede yetişen bir tür elma olan “Yomra” elmasının adından ötürü, bu isim, zamanla “Yomra” olarak değiştirilmiş ve günümüze ulaşmıştır. Fındık, tüm yakın çevrede olduğu gibi, burada da tarımın ana metasıdır. Yani: ilçedeki tarımın ağırlığı, fındık üzerinedir. Bunun dışında: kivi ve ceviz yetiştiriliyor.
NE YENİR
Buraya has, başlıca yemekler şunlardır: Kuymak, lahana çorbası, lahana huliyas, lahana dolması, lapa, herle, kavut.
Kuymak: peynir, mısır unu, tereyağı ve kaymaktan yapılıyor. Kaygana: mısır unut, yumurta ve kılçıkları çıkarılmış hamsiden, tavada kızartılarak yapılır. Hamsikuşu: Köfte şeklinde yapılır. Kavut: mısır veya buğday unu örtülerek elde edilen undan yapılan bir tür yemek.
GEZİLECEK YERLER
TEPEKÖY KALESİ
İlçenin en büyük tarihi kalıntısıdır. Kale: Oymalı tepe ve Özdil vadisine hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Yomra’nın tek kalesidir. Ancak, günümüzde tahrip olmuş olarak görülmektedir.
Kalenin yapımında: Horasan kaynağı denilen bir madde kullanılmıştır. Söylentilere göre: Cenevizliler döneminden kalmadır.
OSMANLI ESERLERİ
Yomra’da Osmanlılar döneminden kalma, özellikle birçok çeşme yapısı, özellikle köylerde görülmektedir.
Trabzon Yomra Kemerli Köprü
KEMERLİ KÖPRÜ
Osmanlılar zamanından kalmadır. Govlagoz Yaylasındadır. Ulaşımı sağlamak için yapılmış taş köprü, halen sağlam olarak durmakta ve yöre halkına hizmet vermektedir.
Trabzon Yomra Şana Limanı
ŞANA LİMANI
Yomra sahillerinde, ilçenin limanının bulunduğu bir yer.
Evet, Erzurum denilince akla hemen: dadaş, Oltu taşı, palandöken ve kayak geliyor. Bu şehre: birkaç kez gittim ve bulunduğum sürede: güzel ve düzenli bir şehir olduğunu gördüm. Özellikle: büyük bir zevkle: Oltu taşı hediyelik tespih ve yüzük, küpe gibi güzel şeyler satın aldım.
Hatta: Oltu taşından tespihte, her tanenin üzerine: gümüş çok ince şeritler ile, bir harf yazmak suretiyle, adım ve soyadımı yazabildiklerini gördüm. Milli Mücadele öncesinde, ülkemizin bölünmez bütünlüğü yönünde karar alınan: Erzurum Kongresinin yapıldığı yeri gördüm.
Muhteşem bir tat: çağ kebabını yedim.
Çifte minarenin güzelliğini hayran hayran izledim. Rüstem Paşa Çarşısında dolaşıp, Aziziye Tabyasına çıktım. Gerçekten güzel bir şehir.
Erzurum
ULAŞIM
Uluslar arası Erzurum Hava Alanı: yıllık 2 milyon yolcu kapasitesine sahiptir. Aynı anda: 7 uçak barınabilmektedir.
ILS (aletli iniş sistemi) ile; 24 saat uçak inebilmektedir. Yurt dışından gelen uçakların, geçici gümrük işlemleri de yapılabilmektedir. Hava alanı: şehir merkezine 10 dakika uzaklıktadır. (uzaklık: 10 km. dir)
Demir yolu ulaşımı: İstanbul-Haydarpaşa-Kars demir yolu hattı, şehirden geçer. Doğu Ekspresi ve Mavi Tren, Erzurum’dan geçer.
Otobüs terminali, il merkezindedir. Erzurum-Ankara arası uzaklık: 873 km. Erzurum-İstanbul arası uzaklık: 1225 km. Erzurum-Sivas arası uzaklık: 435 km. Erzurum-Erzincan arası uzaklık: 189 km. Erzurum-Trabzon arası uzaklık: 303 km. dir.
Erzurum Tarihi
TARİHİ
Erzurum’un bilinen ilk adı: Bizans imparatoru II. Theodosios’a izafe edilen “Theodosiopolis’tir. Bu şehir: günümüzdeki Erzurum’un yerine; MS. 415 tarihinde kurulmuştu.
Erzurum adı ise: Erzen’in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine, burada yaşayan insanların “Theodopolis”e göç etmelerinden sonra; bu şehre, Erzen adı verilmesi şeklinde gelişmiştir.
Selçuklular tarafından, Erzurum’da basılmış paraların üzerinde, şehrin adı “Arzan al-Rum” olarak yazılmıştır.
Çünkü: aynı dönemde, Silvan-Siirt arasında da, Erzen isimli bir yerleşim yeri bulunmaktadır.
Oradan, burayı ayırmak için, buranın isminin sonuna: al-rum kelimesi eklenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk: 3 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum’a gelir. 5 Temmuz 1919 tarihinde, Erzurum kongresi toplanır ve bu toplantıda: milli mücadelenin temelini teşkil eden önemli kararlar alınır.
Erzurum
GENEL
Erzurum, arazi büyüklüğü bakımından: Türkiye’nin dördüncü büyük kenti durumundadır. İl: genel olarak yüksek arazilerden oluşur. Arazisinin büyük çoğunluğunda: karasal iklim özellikleri hakimdir.
Kışlar uzun ve sert, yazlar kısa ve sıcak geçer. İlde, en düşük sıcaklık: -35 derece olarak ölçülmüştür.
Kar yağışlı gün sayısı: 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi 114 gün kadardır. En yağışlı devre: ilkbahar ve yaz mevsimleridir.
Şehir gayet güzel, turistik anlamda anlatacak, yazacak çok şey var. Ama, daha önemli bir gerçekte şu ki: Erzurum’da halk fakir. Şehirde, elle tutulur bir sanayi yatırımı yok.
Şehrin: GSYİH’daki payı: 1979 yılında: binde 9.8 iken, 1997 yılında, yani aradan geçen 19 yıl sonunda: binde 6’ya düşmüş.
Buna karşın: ülke gelinin GSYİH’sı: aynı dönemde olmasa da, 1987-1997 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde: yüzde 50.7 oranında artmış.
Yani: ülke genelindeki artış, Erzurum şehrini olumlu yönde etkilememiş. Sebep: işsizlik.
Bu arada: Erzurum’da kadınlar tarafından giyilen ve sık sık göreceğiniz yerel bir kıyafet sembolü var. Bu sembol: kara çarşaf değil.
Erzurum kadını: ak yünden ihram giyiyor. Erzurum’da kadının yerel dış giysisi: yün ihram.
Erzurum
DADAŞ
Erzurum
Erzurum ve Erzurum denilince, en çok duyacağınız sözlerden biridir bu. Erzurum, dadaş ve bar; birbiriyle yoğrulmuş tek bir sözcük gibidir. Dadaş kelimesinin anlamı: kimine göre: mert, cesur, özü sözü doğru, zalimin karşısında, mazlumun yanında olan merhametli, yiğit biridir.
Kimilerine göre ise: bar tutan, at binen, cirit atan, kabadayı, tığ gibi bir delikanlıdır. Üniversiteler
BAR
Erzurum ve çevresinde, halk oyunlarına “bar” denir. Bar: davul-zurna eşliğinde, açık ve kapalı olmak üzere, iki şekilde oynanır. Açık barda, oyuncular birbirlerine uzak durarak dağılırlar ve el ele tutuşurlar. Kapalı barda ise, oyuncular birbirlerinin bellerini kavrayarak dizilirler.
CİRİT
Geleneksel spor dallarımızın en heyecanlısı olan cirit, Erzurum’da eski canlılığı ile yaşatılmaktadır. Atla, insanın birlikte mücadelesine dayanan ve erliğin bir göstergesi olarak kabul edilen cirit için, Erzurum’da özel sahalar var.
Geniş çayırlık alanlarda, özellikle hafta sonlarında düzenlenen karşılaşmalarda, oyuncular kadar seyirciler de büyük heyecan duyarlar.
Erzurum’da cirit mevsimi: ilkbaharda, kar kalkar kalkmaz başlar, sonbaharda biter. Ancak hava sıcaklığı -15 derecenin altına düştüğünde, kışın kar üstünde de oynanır.
23 Temmuz Doğu Fuar alanı içinde, dünyada ilk kez, cirit oyun alanı yapılmış ve hizmete sokulmuştur.
Erzurum Üniversiteler arası kış spor oyunları
ÜNİVERSİTELER ARASI KIŞ SPOR OYUNLARI (ERZURUM 2011 WİNTER UNİVERSİADE)
Oyunlar: FISU (Uluslar arası Üniversite Sporları Federasyonu) bünyesinde düzenlenmiştir. Federasyona 134 ülke üyedir.
FISU bünyesinde: Ya ve Kış Üniversite Oyunları ve Dünya Üniversite Şampiyonaları tertip ediliyor. Bu yarışmalar: olimpiyatlardan sonra, dünyanın ikinci büyük spor organizasyonlarıdır.
Erzurum Üniversiteler arası kış spor oyunları tesisleri
Erzurum’da konaklama tesisleriyle birlikte, toplam 8000 kişilik bir yatak kapasitesi mevcuttur.
Palandöken Kayak Merkezinde bulunan, 5 yıldızlı bir otel FISU karargahı olarak belirlenen ve FISU ailesinin kalacağı bu otelde, istenen tüm gereksinimler, en üst konfor ve kalite düzeyinde karşılanır.
Yarışmacılar ve görevliler için barınma tesisi: Atatürk Üniversitesi içinde bulunan ve tek bir yerde konuşlanan Oyunlar Köyü kullanılmıştır.
Oyunlar Köyünün, toplam yatak kapasitesi: 8000 olup: restoran, medya merkezi, akreditasyon merkezi, buz sporları alanları ile antreman alanları da, Oyunlar Köyü içinde bulunacaktır.
Her iki kişiye bir oda sağlanan köyde, odalarda FISU standartlarına uygun istenilen malzemeler ve olanaklar, sürekli olarak sağlanmıştır.
Erzurum Üniversiteler arası kış spor oyunları tesisleri
Tüm kapalı saha tesisleri: Oyunlar Köyünün yakınındadır. Buz hokeyi, curling ve buz pateni alanları, Üniversite ve Köye yürüme uzaklığındadır.
Alanlar konumlandırılırken, katılımcıların konforu, kaliteli hizmet ve oyunlar sonrasında kullanımın devamlılığının sağlanması hedeflenmiştir. Kapalı tesis olarak: Palandöken’de: 2000 kişilik buz hokeyi arenası, 500 kişilik buz hokeyi ringi, Yakutiye bölgesinde: 3000 kişilik buz pateni arenası, 500 kişilik buz pateni ringi ve Erzurum Merkezde: 1000 kişilik Curling arenası hazırlanmıştır.
Kış oyunlarında: 6 zorunlu ve ev sahibi ülkenin seçeceği 1 veya 2 isteğe bağlı spor dalında müsabakalar yapılmaktadır. Zorunlu dallar: Alp disiplini, Kuzey disiplini, Buz hokeyi, Hız pateni, Biatlon, Artistik Paten.
İki yılda bir yapılan oyunların, 2011 yılı organizasyonu: 27 Ocak – 6 Şubat tarihleri arasında, Erzurum’da yapılmıştır.
Erzurum rafting
RAFTİNG
Erzurum’un İspir ilçesi sınırlarından geçen Çoruh Nehri: rafting yapmaya en elverişli akarsulardan biridir. Derin kanyonları ile ilgi çeken Çoruh, her yıl turistlerin akınına uğrar. 1993 yılında; Dünya Rafting Şampiyonası, Çoruh Nehrinde yapılmıştır.
ERZURUM KONGRESİ
Anadolu’da milli mücadele birliği kurulmasındaki, ikinci adım: Erzurum’da atılmıştır. Kongre: 23 Temmuz tarihinde, bir okul salonunda 54 delegenin toplanması ile çalışmalarına başlar. Burada: milli mücadelenin temelleri açısından, önemli kararlar alınır. Alınan bu kararların başlıcası ise: “Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.”
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ
Cumhuriyet kurucusu Mustafa Kemal Atatürk: 1 Kasım 1937 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama yılının açılışı konuşmasında: Doğu Anadolu’da büyük bir Üniversite kurmanın gerektiğini ifade eder.
Bunun üzerine, çalışmalar başlar. Kurulan bir komisyon; 1951 yılında, Doğu Üniversitesinin Erzurum’da kurulmasını ve adının Atatürk Üniversitesi olmasına karar verir.
1957 yılında Atatürk Üniversitesi kurulur. Kuruluşundan itibaren, 14 yıl boyunca: üniversitenin görev kadrosu, Amerika’daki Nebraska Üniversitesi personeli tarafından takviye edilir. 1968 yılında: Fakültedeki kadrolar, Türk personel tarafından doldurulur.
Üniversite: günümüzde, 16 fakülte, 5 yüksek okul, 8 meslek yüksek okulu, 6 enstitü ve 15 araştırma merkezinden oluşmaktadır. 2008-2009 öğretim yılı itibarıyla; 33.544 öğrenciye eğitim verilmektedir. Evet, sonuç olarak, Üniversite: kuruluşundan bu yana, şanlı ismi ile, doğu bölgesinde eğitimsel ve kültürel temsilcilik görevini yürütmektedir.
NE YENİR
Geleneksel Erzurum mutfağını oluşturan yiyeceklerin başlıcaları şunlardır: Su böreği, ekşili dolma, kesme çorbası, ayran aşı, çiriş, şalgam dolması, yumurta pilavı, kadayıf dolması.
Bunların yanında: Erzurum’a gittiğinizde, mutlaka yemenizi önereceğim yiyecek, elbette: çağ kebabı. Bildiğiniz dönerin, dik olarak değil de, yatık olarak ve odun ateşinde pişirildiği bir şekli. Muhteşem bir lezzet, mutlaka denemelisiniz.
Bunun dışında: önerebileceğim lezzetler şunlar
HERLE AŞI
Bir miktar un, tere yağında kavrulur, üzerine bir miktar su konur ve devamlı karıştırılır. 20-25 dakika kaynatılır ve sıcak sıcak içilir. Bu çorba, özellikle kış aylarında yapılır. Hastalara, herle çorbası içirilerek terletilir ve şifa bulmaları sağlanır.
HINGEL
Yurdumuzun birçok yöresinde mantı olarak bilinir ve yenir. Erzurum’da: Hıngel(mantı) sulu ve susuz olmak üzere iki şekilde yapılır.
AYRAN AŞI
Bazı yörelerde Yayla Çorbası denen bu çorbaya Erzurum’da Ayran aşı denilir. Yoğurttan hazırlanan bir çorbadır.
CEVİZLİ KADAYIF DOLMASI
Burma kadayıftan yapılan bir çeşit tatlı. Üzerine kaymak ve dövülmüş ceviz ile süslenerek servis ediliyor.
Erzurum
NE SATIN ALINIR
Erzurum’dan, hediyelik veya kendiniz için alabileceğiniz: Oltu taşından tespihler, ağızlıklar, bilezikler, gerdanlıklar, broş, küpe, saç tokası olabilir. Bu ürünleri: şehir içinde, birçok dükkanda bulabilirsiniz.
Ama özellikle, Rüstem Paşa Çarşısına gidin. Oltu taşı: Erzurum yöresinin en önemli el işçiliklerinden biridir. Bu yüzden: Oltu taşı halkında daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum.
Erzurum oltu taşı
OLTU TAŞI
Oltu taşı: kıymetli bir maden taşı olup, yalnızca Oltu İlçesi ve çevresinde çıkar. Çıkarılması zor, rezervi az, fakat işlenmesi kolaydır. Taşın oluşumu: ağaçların reçinesi ile kil ve linyitin karışımıdır. Taşın çıkarıldığı köylerin arazisi, genellikle çok engebeli dik yamaçlardan meydana geldiği için, maden çıkarılan ocaklara ancak yaya ve zorlukla ulaşılır.
Kazma, kürek, murç ve çekiç gibi ilkel aletlerle çalışılır. Cevher: 3-5 cm. kalınlığında ve zaman zaman kaybolan, yani kırılmış damarlar halindedir. Maden cevherinin az ve çıkarılmasının zorluğu, Oltu taşının kıymetini daha da arttırmaktadır.
Taşın başlıca özellikleri şunlardır: Topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen, hava ile temas edince sertleşmektedir. İşlenmesi kolaydır. İşlendikçe sertleşir. Kullandıkça parlar, rengi genellikle siyah ve bazen de kahverengidir. Çıra gibi is çıkararak, alevli bir şekilde yanar. Sürtünme ile elektriklenir ve hafif cisimleri çeker.
Oltu taşından yapılanlar şunlardır: tespih, kolye, gerdanlık, fincan takımı, yüzük taşı, sigara ağızlığı, pipo, kol düğmesi, küpe, rozet, kravat iğnesi, yaka iğnesi. Bu saydığım mamuller içinde, en çok üretileni: tespihlerdir. Oltu taşı tespihlerin ünü: Türkiye dışında da birçok ülkeye yayılmıştır. Çünkü, bu tespihler çekildikçe parlayıp güzelleşirler ve insanlar bunlara karşı bağışıklık kazanır.
Erzurum’da Oltu taşı tespih satın almak istediğinizde, gerçek olup olmadığını anlamak için, birkaç küçük deney yapabilirsiniz. Oltu taşını elinize alıp nefesinizle buharlaştırdığınızda, buharı çeker ve üzeri nemlenir. Sürtünme ile elektriklendiği için, küçük kağıt parçalarını kendine çeker. Umarım, ilginizi çeker ve güzel bir Oltu taşı ürün alırsınız.
Erzurum
NERELER GEZİLİR
Erzurum arkeoloji müzesi
ERZURUM ARKEOLOJİ MÜZESİ
İlk olarak: Çifte Minareli Medrese’de: 1942 yılında faaliyete geçmiştir. 1967 yılında ise, yeni binasına taşınmıştır. Müzede sergilenen arkeolojik eserlerin çoğunu: Karaz, Pulur ve Güzelova buluntuları oluşturuyor.
Bunlar: Tunç çağı aletleri, Tunç çağı çanak-çömlekleri, kutsal ocaklar, ok uçları, Urartu kapları, madeni levhalar ve klasik Roma, Bizans çağına ait küçük buluntular şeklinde sergileniyor.
TÜRK-İSLAM ESERLERİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ
Yakutiye Medresesinde bulunmaktadır. Müzede: bölge kültürü ve sanatı ile ilgili Etnografik nitelikle eserler sergilenmektedir. Etnografik eserler salonunda: değerli altın, gümüş eserler, kemerler, başlıklar, yüzükler, bilezikler, giyim eşyaları, yazma kitaplar, sikkeler görmek mümkün.
Erzurum yakutiye medresesi
YAKUTİYE MEDRESESİ
Hoca Celaleddin Yakut tarafından, 1310 yılında yaptırılmıştır. O dönemde yaptırılan, 150 kadar medrese arasında, mukarnas örtüsü ile ayrı bir yer işgal eder.
İlhanlı döneminden günümüze kalan nadir eserlerden biridir. Selçuklu dönemi geleneksel mimari tarzı: Yakutiye Medresesinde de sürdürülerek, anıtsal bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Yapı: dört eyvanlı, kapalı avlulu medreseler gurubundadır.
Eyvanlar arasında, hücreler var. Batı eyvanı, değişik bir tarzda ele alınarak, iki katlı inşa edilmiş. Güney eyvanın bitiminde, kümbet var. Kümbette mezar yok. Medresenin dışa taşkın taç kapısı ve iki köşesindeki minareleriyle kurulan denge, yapının bütününde de cepheye karşılık kümbet yerleştirilerek sağlanmıştır.
1984 yılından, 1994 yılına kadar onarımı süren medrese, 29 Ekim 1994 tarihinde, Türk-İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Erzurum Palandöken dağı
PALANDÖKEN DAĞI
3271 metre rakımlı, tektonik bir dağdır. Şehrin: 10 km. güneyindedir. Erzurum şehir merkezinin rakımı: 1950 metreyi bulduğundan, şehir merkezinden, Palandöken Dağı, pek heybetli görünmez. Ancak: mitolojide ve Anadolu’daki birçok efsanede, dağın ismi geçmektedir.
Palandöken Dağının en yüksek noktası: Büyük ejder Tepesidir. Burada: iletişim vericileri ve özel bir işletmeye ait kafeterya bulunmaktadır.
Kayak sezonunda: telesiyej vasıtasıyla zirveye ulaşılabilir. Zirveden inen hat üzerinde, 2500 metre yükseklikte, Ejder Liftinin bitiminde de özel bir kafeterya bulunmaktadır.
Erzurum Palandöken dağı kayak tesisleri
PALANDÖKEN DAĞI KAYAK TESİSLERİ
Erzurum’un güneybatısında, şehir merkezine 5 km. uzaklıkta ve Palandöken Dağının kuzey yamaçları üzerinde, Palandöken Kış Sporları ve Turizm Merkezi bulunmaktadır. Kayak Merkezi: özel araç veya otobüs ile, kent merkezine: 10 ve hava alanına ise 20 dakika uzaklıktadır. Şehir merkezinden, kayak merkezine : tatil günlerinde Belediye otobüsleri ve diğer zamanlarda taksi ile gidilir.
Erzurum Palandöken dağı kayak tesisleri
10 Aralık-10 Mayıs tarihleri arasındaki dönem: kayak etkinlikleri için en uygun zamandır. 15 değişik pistte: sürekli olarak 5 km. boyunca kayma imkanı bulunmaktadır. Kayak alanı: 2150-3100 metre yükseklikte bulunmaktadır.
Normal kış koşullarında: 2-3 metre kar yağışı almaktadır. Karasal iklim nedeniyle: mevsim boyunca “toz kar” üzerinde kayak yapılmaktadır. Yeterli sayı ve nitelikte yarışma ve serbest kayak pistleri var.
Erzurum Palandöken dağı kayak tesisleri
Tesislerde: 1 adet tele ski, 3 adet telesiyej ve 1 adet tele kabin (3. km.) tesisi var. Alanda: hakim rüzgar yönü: güneybatı. Arazi mülkiyeti: özel ve kamuya aittir. Konaklama tesislerindeki, toplam yatak sayısı ise: 1150 yataktır.
Erzurum Palandöken dağı kayak tesisleri
Uluslar arası Kayak Federasyonu tarafından, dünyanın ikinci büyük kayak merkezi olarak seçilmiştir. 6.5 km. lik profesyonel kayak merkezi, yılın 180 günü (Kasım’dan Haziran’a kadar) kayak yapma imkanı tanımaktadır.
Erzurum çifte minareli medrese
ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın kızı Hüdavent Hatun tarafından, 1253 yılında yaptırılmıştır. Çifte Minareli Medrese: iki katlı ve açık avlulu olan medreselerin en büyüğüdür. Çini ve rölyef süslemeleri, ne yazık ki yarım kalmıştır. Taç kapısı: kabartma süslemeleriyle Selçuklu tarzının en güzel örneklerinden biridir.
Bugünkü durumuna, 13. yüzyıl sonlarında getirildiği anlaşılmaktadır. Cephede, taç kapısı formundan çok çeşme nişleri ile yarım yuvarlak iki payanda vardır. Taç kapının iki yanında yükselen silindir minareler, tuğla ve mozaik çiniler ile süslenmiştir. Taç kapıyı çeviren bölümdeki: bitki süslemeleri ve kalın silmeli panoların içindeki ejder, hayat ağacı, kartal motifleridir.
Erzurum çifte minareli medrese
Cephenin en gösterişli bölümüdür. Doğudaki tamamlanmış hayat ağacı ile kartal motifinin bir arma olmaktan çok: Orta Asya, Türk inanışına kadar uzanan gücü ve ölümsüzlüğü dile getirdiği düşünülür.
Erzurum iç kalesi ve saat kulesi
ERZURUM İÇ KALESİ VE SAAT KULESİ
Yaklaşık 2000 metre yükseklikte bir tepe üzerine inşa edilmiştir. 5. yüzyılda, Roma imparatoru Teodosyus tarafından yaptırılmıştır. Kale: 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. Erzurum kalesi: bulunduğu tepenin üzerinde, bir iç kale ve bunu çevreleyen dış kaleden oluşmaktaymış.
Ancak, günümüzde iç kale sağlam kalmış olmasına rağmen, şehri çevreleyen dış kale surları yok olmuştur. Günümüze ulaşan iç kalenin duvar kalınlıkları: 2-2.5 metre arasında değişmekte olup, halen 8 burcu ayakta durmaktadır.
Erzurum iç kalesi ve saat kulesi
Kalede bulunan: mescit ve saat kulesi, Türk mimari döneminin ilk örnekleri olmaları bakımından önem taşımaktadırlar. Her taraftan, çok rahatlıkla görülebilmektedir. Tepsi mimari olarak da adlandırılan kule; orta çağda, gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.
Osmanlı mimarisinin Barok çağında ise; saat kulesine çevrilmiştir.
Kale mescidi ise: 1132-1134 yılları arasında hüküm süren, Abdul Muzafferuddin Gazi tarafından yaptırılmıştır. Tek büyük bir kubbe ile örtülen mescit, geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşır.
Erzurum iç kalesi ve saat kulesi
Mescit: 12. yüzyılda Saltuklular zamanında yaptırılmıştır. Kıble duvarıyla iç surlara bitişen yapı, dikdörtgen bir plana sahiptir. Ortada, iki payeye oturan örtü sisteminde, girişte çapraz tonozla aynı genişlikte mihrap önü kubbesi var.
Yan mekanlar, beşik tonozludur. Derin mihrap, surların güneyindeki yarım yuvarlak burca oturtulmuştur. Erzurum’daki en eski Türk yapısı olarak kabul edilir. Mescit-türbe arasında ilginç bir mimari özelliği sahiptir.
Erzurum ulu cami
ULU CAMİ
Şehir içinde, Cumhuriyet caddesi üzerindedir. Anadolu Selçuklu Ulu Camilerinin tüm özelliklerini taşır. Cami dikdörtgen planlıdır. Esas itibarıyla, güney duvarına dikey uzanan 7 neften oluşmaktadır.
Geniş olan orta nef önünde: kademeleri, silmeler ve kavallardan hafif sivri kemerler üzerine oturan bir ahşap kubbe bulunmaktadır. Üst üste yerleştirilmiş kalaslardan oluşan bu kubbeye, halk tarafından “kırlangıç” denilir.
Kubbenin oturduğu “L” biçimli iki ayakla birlikte, yapının çatısını: sivri kemerlerin birbirine bağlandığı, 28 ayak taşımaktadır. Orta nefte, kubbenin önünde mukarnaslı iki ayna bulunmaktadır. Kubbenin küçük pencereleri ve bu tonozların ışıkları: orta nefi aydınlatmaktadır.
Yapının diğer bölümleri: beşik tonozla örtülmüştür. İç bölüm: cephelerdeki değişik sayıdaki pencerelerle, yukarıdan aydınlatılmıştır. İç süslemeler bakımından: mukarnaslı ikinci aynalı tonozla mihrap dikkati çekmektedir.
Mihrap nişinin çevresini, bir kısmı yok olmuş geometrik süslemeli kalın bir silme çevreler. Son onarımda, kubbe dıştan çokgen kesme taş tambur üzerine, çinko ile örtülmüştür. Cami, Osmanlı döneminde, 5 kez onarım görmüştür.
Erzurum lalapaşa camii
LALAPAŞA CAMİ
Erzurum’un merkezindedir. Erzurum’daki ilk Osmanlı camisidir. Merkez bir kubbe ile örtülü; klasik Osmanlı camilerinin tipik bir örneğidir. Kitabesine göre: 1562 yılında: Kıbrıs Fatihi olan ve Erzurum Beylerbeyi görevinde de bulunmuş Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Kesinlikle bilinmemekle birlikte, mimari özellikleri bakımından, Mimar Sinan’ın eseri olduğu söylenir. Bir hamam, muvakkathane, şadırvan, sübyan mektebi gibi ilavelerle, cami zamanla bir külliyeye dönüştürülmüştür.
Mimar Sinan’ın İstanbul Şehzade Camisindeki gibi, merkezi plan tipi ile inşa edilen cami, ortada dört payeye oturan merkezi kubbeyi, dört yandan destekleyen yarım kubbeler, köşelerde de, küçük kubbelerle derli toplu bir bütünlük gösterir. Caminin taç kapısı: 1870 yılında yenilenmiştir. Cami içinde: çini alınlıklardan başka, halı, şamdan ve hat örnekleri bulunmaktadır.
Erzurum Rüstem Paşa çarşısı
RÜSTEM PAŞA ÇARŞISI-TAŞ HAN
Burası daha çok “Taş Han” ismiyle tanınır.
Erzurum içindeki çarşı, özellikle Oltu taşı ve benzeri değerli taşlardan yapılan takıların satıldığı dükkanları ile ünlüdür. Şehir içinde, Menderes Caddesi üzerinde bulunur.
Kitabesinden anlaşıldığı kadarıyla: Osmanlı döneminde, 1544-1561 yılları arasında; Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa tarafından yapılmıştır. Kervansaray planlı, iki katlı düzenlemeye sahiptir.
1970 yılında restorasyon görmüştür. Dört yöne açılan kapısı bulunmaktadır. Ana girişi: batıda eyvan şeklindedir. Buranın üzerinde: mescit kısmı bulunmaktadır. Alt kat: 3 eyvanlı düzenlenmiş olup, 31 hücre bulunur.
Avlunun ortasında bir fıskiyeli havuz var ve avluda bulunan çeşme orijinal değildir, çünkü üzerinde bulunan kitabe, başka bir çeşmeden alınarak buraya getirilmiştir.
Erzurum Rüstem Paşa Çarşısı
Taşhan’ın üst katında, nişler içinde açılmış dükkanlar, iki sıra halinde, karşılıklı olarak devam eder. Köşeler: dört köşe kubbe ile örtülü olup, üst örtü tonuzdur. Üst kattaki dükkanların sayısı: 58’dir.
Burada: onlarca kuyumcu var. Rezervleri artık tükenmeye yüz tutmuş, Erzurum’un ünlü Oltu Taşı, gümüşle, altınla birleşmiş. El işçiliğinin nadide eserlerini burada bulabilirsiniz.
Erzurum Aziziye Tabyası
AZİZİYE TABYASI
Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz tarafından, devrin Erzurum Valisi Fosfor Mustafa Paşa zamanında yaptırılmıştır.
Aziziye Tabyası: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında: kahramanca çarpışmalara sahne olmuş tabyadır. Erzurum il sınırları içindeki, Top Dağının eteklerinde, güneyden kuzeye uzanan üç bölümdedir. Tabyalar: “C” şeklinde bir plan üzerinde yerleştirilmişlerdir. Kars yolunun geçtiği: Hamam Deresini tutmak için yapılmışlardır.
Erzurum Aziziye Tabyası
Evet: Aziziye tabyası denilince, akla “Nene Hatun” geliyor. 7 Kasım 1877 günü, bölge halkından olan, Osmanlı vatandaşı Ermeni çeteleri, Aziziye Tabyasına girmeyi başarırlar. Tabyayı koruyan Türk askerlerini öldürürler. Arkadan gelen Rus askerleri, bunun üzerine, hiçbir karşılık görmeden, tabyayı ele geçirirler.
Ancak: baskından yaralı olarak kurtulan bir asker, bu kötü haberi şehir merkezine ulaştırır. Sabah ezanından sonra, minarelerden şehir halkına duyuru yapılır. Bunun üzerine: silahını eline alan veya silahı olmayanlar balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak: Tabyaya doğru saldırırlar.
Evet: Erzurum halkı, ölüme gittiğini bildikleri halde, Aziziye Tabyasına doğru koşarlar. Tabyaya yerleşmiş olan Rus askerleri: gelenlere ateş açar ve ön saflardakiler ölürler. Ancak: halk daha kararlı olarak ileri atılır ve boğaz boğaza bir çatışma başlar. Mükemmel silahlarla donatılmış olan Rus askerleri; halk karşısında tutunamaz ve 2300 Rus askeri öldürülüp, Aziziye Tabyası geri alınır. Türkler: 1000 şehit verirler.
Erzurum Aziziye Tabyası
Halk arasında bulunan: Nene Hatun’un mücadelesi: tüm düşman Erzurum’dan atılıncaya kadar devam eder. Cephane taşır, hemşirelik yapar, yemek pişirir, su dağıtır, hizmetten hizmete koşarak destanlaşır. Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın zaferinde: Nene Hatun ve onun vatan aşkını paylaşan Erzurum halkının da payı vardır.
Bu kahraman Türk kadınının mezarı; günümüzde Aziziye Tabyalarında bulunmaktadır. Yalnız: Aziziye Tabyalarının toprak olan kötü yolunu ve Tabyanın bulunduğu bölümün kirliliğini burada yazmak istemiyorum, umarım ilgililer bu konularda gerekli ve yeterli önlemleri alırlar.
Çünkü: burayı ziyarete giden insanlar, bu çirkinlikleri görünce, tarihi geçmişimize yapılan bu saygısızlığa neden olan görevlileri, kötü sözlerle anıyorlar.
Erzurum Üç kümbetler
ÜÇ KÜMBETLER
Üç kümbetlerden: sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanın Saltuklu devletinin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılmaktadır. Tamamen kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin, diğer ikisinde kimlerin yattığı bilinmemektedir.
Genel olarak: 13. yüzyıl sonu veya 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul edilmektedir. Üç kümbetler: Türklere ait diğer kümbetlere nazaran, değişik planları, kullanılan malzeme ve süslemeleri açısından, dikkat çekmektedir.
Erzurum Atatürk Evi Müzesi
ATATÜRK EVİ MÜZESİ
Müze: Çaykara Caddesi, Çaykara Sokaktadır. 19. yüzyıl sonlarında, Erzurumlu bir zengin tarafından konak olarak yaptırılmıştır. 1915-1916 yıllarında, 9 aylık kısa bir süre için: Alman Konsolosluğu olarak kullanılmıştır. 12 Mart 1918 tarihinde, Erzurum’un kurtuluşundan sonra, Erzurum Valiliğine ikametgah olarak tahsis edilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk: Samsun’a çıkmasından sonra, kongre için gelmiş olduğu Erzurum’daki bu konağa, 9 Temmuz 1919 tarihinde, Hüseyin Rauf Bey ve arkadaşları ile yerleşmeleri, 29 Ağustos 1919 tarihine kadar 52 gün Erzurum Kongresi çalışmalarını sürdürmeleri ile, konak, tarihsel bir önem kazanmıştır.
Bodrum kat üzerine, zemin ve birinci kat ile çatı katından ibaret olan bina, onarılarak, 1984 tarihinde Atatürk Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Erzurum Kongre Salonu
ERZURUM KONGRE MERKEZİ-RESİM VE HEYKEL MÜZESİ
Kendi adını verdiği Kongre Meydanında bulunmaktadır.
Giriş ücretlidir, müze kart geçerlidir. Yapının hemen önünde, 2000 yılında 3’ncü Ordu Komutanlığı tarafından hediye edilen bronz “Atatürk” heykeli vardır.
Günümüzde burası “Erzurum Resim Heykel Müzesi ve Galerisi” olarak isimlendirilmiştir. Bina: 1864 yılında Mıgırdıç Sanasaryan tarafından yaptırılmıştır. Amaç “Sanasaryan Kolleji” yani Ermeni Kız Yatılı okulu olarak kullanmaktır.
Kendisi okulun giderlerinin karşılanması için, İstanbul Sirkeci’de bulunan Sanasaryan Hanını yaptırmıştır. Bu han, bir dönem Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılmıştır.
Yapı 1915 yılında terk ediliyor.
Erzurum Kongresi, 23 Temmuz ve 5 Ağustos 1919 tarihleri arasında burada toplanmış ve 14 gün sürmüştür. Kongreye 56 delege katılmıştır. Bu kongrenin en önemli yanı, burada manda ve himaye ret edilerek ilk kez koşulsuz ulusal bağımsızlık için karar verilmiş olmasıdır.
Binanın yapısal özellikleri:
U şeklinde bir plana sahip olan yapı, bodrum kat üzerine 2 katlıdır. Kuzey cephesi, 3 katlı bir düzenleme gösterir. Orta kısım, güneye taşkındır. Binanın tam ortasında, basık yay kemerli bir giriş kapısı ve üzerinde küçük bir balkon kapısı vardır.
Girişin tam karşısında, çift yönlü merdiven ile 2’nci kata çıkılır.
İkinci kat ortasında, bugün müze olarak kullanılan Kongre salonu var. Bu bölüm, küçük kubbeli ve fenerli bir açıklığa sahiptir.
İkinci katın doğu ve batısında odalar var.
Bina, 1924 yılında bir yangın geçirir ve ahşap kısımları tamamen yanmıştır. Daha sonra ise onarılır. 1926 yılında Gazi İlkokulu olarak kullanılmaya başlanır. Sonraki dönemde, zaman içinde Güzel Sanatlar Lisesi ve Sosyal Bilimler Lisesi olarak da kullanılmıştır.
Cumhuriyet öncesinde, bina satın alınarak, devlete kazandırılmıştır.
Okulun bir salonu, 1960 yılında, Atatürk ve Erzurum Kongre Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Erzurum Kongre Salonu
Bu salonda: kongre üyelerinin fotoğrafları, biyografileri, o dönemden kalma sıralar ve benzeri kongre belgeleri sergilenmektedir.
Odanın içinde o dönemde kullanılan sıralara benzer sıralar konmuştur, yani sıralar orijinal değildir. Sıraların üzerinde kongreye katılan delegelerin isimlerinin yazıldığı notlar ve resimler var, ayrıca kongre toplantı daha doğrusu yönetim masası var.
Salondan girilince, tam karşıda Atatürk heykeli, dört sıra halinde oturma gurupları, duvarlarda kongreye hangi illerden delegelerin katıldığını gösteren harita bulunmaktadır.
Kongre başladığında, Atatürk’e direkt başkanlık teklif edilir. Ama kendisi bunun doğru olmayacağını söyleyerek, kongre katılımcılarından en yaşlı üye olan Hoca Ragıp Efendi’nin kongre başkanı olmasını ister.
Hoca Ragıp Efendi başkanlığında yapılan ilk toplantıda, Mustafa Kemal Atatürk başkan seçilir. Bu gelenek, günümüzde halen TBMM de sürdürülmektedir yani meclis açıldığında ilk oturumda en yaşlı üye başkanlık yapar ve ilk toplantıda Meclis başkanı seçilir, bu gelenek Erzurum’dan gelmektedir.
Evet biraz önce belirttiğim gibi, eşyalar orijinal değil, üst katta sol köşede küçük bir oda var, o küçük odada oturma odası gibi koltuklar var, onlar orijinaldir, geri kalanlar orijinal değildir.
2011-2013 yılları arasında ise restorasyon yapılmış ve bina, Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmiştir.
Resim Heykel Müzesi
Müze 2016 yılından itibaren, Kongre binasında faaliyetini sürdürmeye başlamıştır. Kongre salonunun sol tarafında resim sergisi ve sağ tarafında ise hat sergisi var. Ülkemizde resim heykel galerisi statüsünde 3 müze merkezinden birisidir.
Müzenin koleksiyonu, Türk resim sanatının çeşitli dönemlerine ait sanatçıların eserleri sergilenmektedir. Müzede yaklaşık 250 eser vardır. Özellikle Türkiye’de tek olan Esmaül Hüsna koleksiyonu ilgi çeker.
Erzurum Tortum Şelalesi
TORTUM ŞELALESİ
Bu doğa harikası: Erzurum’un 123 km. kuzeyindedir. Tortum gölünün kuzey kenarında, son kısmındadır. Çağlayan’da dahil, bu çevrede çok yüksek bir su sporları (özellikle rafting) ve dağ sporları (kamping) turizmi potansiyeli bulunmaktadır.
Çağlayan: 48 metre yükseklikten dökülmektedir. Bu yükseklikten dökülürken; heybetli ve görkemli bir manzara oluşturuyor.
Erzurum Çoban Dede Köprüsü
ÇOBAN DEDE KÖPRÜSÜ
Erzurum-Kars kara yolunun, 58. km. de, Bingöl Çayı ile Hasankale Çayının birleşme noktasında bulunmaktadır. 1297-1298 yılları arasında, İlhanlıların veziri Emir Çoban Salduz tarafından yaptırılmıştır. Aras nehri üzerinde, 7 kemer gözlü olarak inşa edilen önemli bir yapıttır. Uzunluğu: 200 metredir.
Günümüzde: 6 kemer ve 130 metrelik bölümü ayaktadır. Üç renkli kesme taştan yapılan kemerlerin açıklıkları: 11-11.5 metre arasında değişmektedir. Köprü ayakları, ahşap ızgaralarla desteklenmektedir.
Kemer boyunca yükselen ve kesik koni şeklinde sonuçlanan ayaklar üzerinde, yatay kalın silmelerle Selçuklu üslubu ile işlenmiş, geometrik geçme motifli süsleme şeritleri bulunmaktadır.
Osmanlının Rumeli’de kurduğu ilk yerleşim yeri ve dünyanın en uzun taş köprüsünün bulunduğu ve bu özellikleriyle öne çıkan bir ilçedir. 2020 yılı Mart ayı başında birkaç günlüğüne buraya gideceğim, daha ayrıntılı gezi yorumları dönüşte, yine burada.
Edirne Uzunköprü
ULAŞIM
Uzunköprü, İstanbul arası: 250 km. Uzunköprü, Tekirdağ arası: 91 km. Uzunköprü, Edirne arası: 65 km. Uzunköprü, Kırklareli arası: 83 km. Uzunköprü, Lüleburgaz arası: 73 km. Uzunköprü, Çorlu arası: 125 km. Uzunköprü, Silivri arası: 173 km. Uzunköprü, Gelibolu arası: 115 km.
TARİHİ
İlçenin güneyinde, Kırkkavak köyü yolu üzerinde bulunan “Maslıdere” höyükte yapılan araştırmalarda, MÖ 8000-5500 yılları arasına tarihlenen çizgi ve baskı süslemeli çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Ancak resmi arkeolojik kazılar yapılmadığından ayrıntılı bilgi yoktur.
MÖ 1400’lü yıllarda ise Trak kabileleri bölgeye yerleşmeye başlamış ve uzun süre kalmışlardır. MÖ 431 yılında, Makedonya birliğini kuran Kral II. Flip, bölgedeki Trak devletini de bu birliğin hakimiyeti altına sokar. Ancak Roma imparatorluğu, Makedonları yenerek bu bölgedeki hakimiyetlerini bitirir. İmparator Kladius (44-46) tüm Trakya topraklarını ele geçirerek “Trakya Eyaleti” adı altında bir Roma Eyaleti kurar.
Bölgenin bu dönemdeki en önemli yerleşim merkezi ise, Plotinopolis kentidir. Kent, İmparator Trajan (98-117) döneminde ve kendisi tarafından karısı Plotina adına kurulmuştur. Kent kalıntıları: Uzunköprü ve Dimetoka arasında, Meriç nehrinin iki kenarında kurulmuştur. Hatta bazı kaynaklar, Plotinopolis kentini, eski Uzunköprü olarak tanımlar, kentin, Eskiköy, Hamitli ve Çakmak köyleri arasında bulunduğunu öne sürerler.
En son Bizans idaresinde olan bölge, 1363 yılında Edirne’nin Osmanlı Sultanı I. Murat tarafından, Sazlıdere savaşı sonunda ele geçirilmesinin ardından, tümüyle Türklerin egemenliğine girmiştir. Osmanlı Türkleri tarafından burası ele geçirildiğinde, şehirde Rum kültürü ile yaşamış, Hıristiyan dinini benimsemiş Traklar bulunuyordu.
Bu halk fethin şartları gereğince Osmanlı tebaasında olacaklar, Türkler onları koruyacaklar, dillerine ve dinlerine karışmayacaklardı. Ancak bu bilginin, Uzunköprü için geçerli olmadığını savunanlar da vardır. Çünkü birçok Osmanlı tarihçisine göre, Trakya akınları başladığında Uzunköprü diye bir yerleşim yeri yoktur.
Batı kaynaklarında Plotinopolis Uzunköprü olarak tanımlanmak istense de eski ve yeni kent arasında 20 km lik bir mesafe vardır. Yani Uzunköprü, Plotinopols kentinin üzerine değil farklı bir alana, Trakya akınları sırasında belirtildiği üzere bomboş, ormanlık, bataklık ve eşkıya barındıran bir bölgeydi ki bu tarif Uzunköprü’nün inşasını da gerekli gösteren bir tanımlamadır.
Sonradan Uzunköprü kendinin kurulacağı bu bataklık bölge, başkent Edirne’yi Gelibolu üzerinden Anadolu’ya bağlayan güzergah üzerinde bir menzillik mesafededir. Ergene nehri taştığı zaman yolculara ve ordulara yol vermez. Bu yüzden, Sultan II. Murat, 1427 yılında bu arazi üzerine uzun bir köprü inşa edilmesini ve yanına da Ergene adıyla bir şehir kurulmasını buyurur.
Sultan II. Murat tarafından kurulan ve Ergene ismi verilen bu yerleşim yeri, Osmanlı döneminde Rumeli yakasında kurulan ilk Türk kenti olarak önem kazanır.
Sultan II. Murat: Varna seferi dönüşünde, taşkın nedeniyle Ergene nehrini geçememiş, ahşaptan yapılan köprülerin dayanıksız olması nedeniyle, buraya bir köprü yapılmasını istemiştir. 1424 yılında yapılına başlanan ve 3 yılda bitirilen, 360 gözlü köprüyü, Sultan II. Murat yeterli bulmamış ve tümüyle yıktırmıştır.
Bunun üzerine, Uzunköprü olarak isimlendirilen ikinci (günümüzdeki) köprü yapılmıştır. (ayrıntılı bilgi aşağıdadır)
Köprünün yapımının uzun sürmesi nedeniyle: çalışanların ve bölgeyi korumakla görevli askerlerin ihtiyaçlarının karşılanması için: cami, imarethane, kervansaray, medrese, hamam ve iki adet yel değirmeni yaptırılmıştır.
Bu yerlerin bakımı ve imarı için, önce Edirne’nin köylerinden daha sonra da Rumeli’ye geçiş yapan Türkmen aşiretlerinden aileler buraya yerleştirilerek ilçenin temelleri atılmıştır.
Köprü: “Cisr-i Ergene” ismiyle bugünkü ilçenin kurulmasına başlangıç teşkil etmiş ve adını vermiştir.
Sonraki yıllarda iki kez büyük onarım gören ilçe, 19’ncu yüzyılda iki kez Rus işgaline uğradı.
İlçe topraklarını: Birinci Balkan Savaşından sonra Bulgarlar ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında ise Yunanlılar işgal etti. (25 Temmuz 1920-18 Kasım 1922 tarihleri arasında)
Kurtuluş Savaşının ardından, 18 Kasım 1922 tarihinde ilçe düşman işgalinden kurtarıldı.
Yerleşimin ismi “Cisr-i Ergene” olmasına rağmen, 1873 yılında yeni yapılan istasyon binasına “Uzunköprü” tabelası asıldı ve tren tarifelerinde burası Uzunköprü olarak geçti.
1917 yılında ise, İlçenin ismi resmi makamlar tarafından “Uzunköprü” olarak değiştirildi.
Edirne Uzunköprü
Edirne Uzunköprü
Edirne Uzunköprü
GENEL
Uzunköprü, Türkiye’nin en batı sınırındaki ilçedir. Edirne ilinin orta kısmındadır. Kapladığı yer bakımından, Edirne ilinin en büyük ilçesidir. İlçe merkezinde, köprünün bulunduğu yerin rakımı: 18 metredir. İlçe topraklarının yüzde 75’i düzlüklerle kaplıdır. İlçe topraklarının ortasını kaplayan Ergene ovası: Ergene ırmağı taştığı zaman, ovaya bolca mil bırakır.
Bu nedenle ova toprakları çok verimlidir. Her çeşit ürün yetiştirilir. Son yıllarda DSİ tarafından yapılan çalışmalarla Ergene nehrinin su taşkınları büyük ölçüde önlenmiştir. İlçede: deniz ve kara iklimleri arasında bulunan sert bir iklim hakimdir. İlçenin ekonomik etkinliği: buğday, pirinç, ayçiçeği, şeker pancarı yetiştiriciliğidir. Ayrıca mandıra peynirciliği yapılır.
Başlıca sanayi kuruluşları: peynir ve çeltik fabrikalarıdır. Ancak çeltik tarlaları nedeniyle, ilçede sinek boldur. Bu arada: Uzunköprü denilince, Ergene nehrinden söz etmemek olmaz. Istranca dağlarının batı eteklerinden akan bir takım dereleri alan Ergene nehri: ilçenin kenarından geçerek, İpsala ilçesinin Sarıcaali köyünden Meriç nehrine bağlanır.
Ancak özellikle, son yıllarda, Trakya bölgesinde kontrolsüz gelişen sanayi ve bunun sonucu çevre problemleri, Ergene nehrini kullanılmaz hale getirmiş. Öyle ki: Ergene nehri, sanayi atıklarından dolayı, her gün farklı renkte akar olmuş. Nehrin kokusu ise, tam bir felaket.
NE YENİR
Trakya’daki en iyi köfte “Uzunköprü köftesi” burada yapılır. (Benim favorim “Köfteci Niyazi” dir.) Köfte dışında, burada yiyebileceğiniz yöresel tatlar: ciğer kapama, Edirne ciğeri, beyaz yahni, kaşarlı köfte, pırasa pidesi, domates dolması ve yer elması çorbasıdır. Tatlı olarak ise: nektarinli fincan tatlısı, gül ve zerdali tatlısı, cevizli şekerpare denemelisiniz.
NE SATIN ALINIR
Uzunköprü’den: baldo pirinç, ayçiçeği yağı alabilirsiniz.
Edirne Uzunköprü Meslek Yüksek Okulu
MESLEK YÜKSEK OKULU
Trakya Üniversitesine bağlı olarak, 1994 yılında öğrenime başlamıştır. İlk programı: Muhasebe ve Pazarlamadır ve Uzunköprü Öğretmen evinde öğretime başlamıştır. 2003-2004 yılından itibaren ise, yeni hizmet binasında eğitim-öğretimi sürdürmektedir.
Edirne Uzunköprü
GEZİLECEK YERLER
Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü
Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü
Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü
ERGENE KÖPRÜSÜ
Köprü 2015 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici aday listesine alınmıştır. Ergene nehri üzerine, Osmanlı döneminde, Sultan II. Murat zamanında, Mimar Muslihiddin tarafından 1427-1443 yılları arasında 16 yılda inşa edilmiştir. 1444 yılında, Sultan II. Murat’ın katıldığı büyük bir törenle açılmıştır.
Dünyanın günümüze ulaşan en uzun taş köprüsüdür. Köprünün yapıldığı yer: Osmanlı devletinin başkenti Edirne ve Gelibolu ve Batı Rumeliyi birbirine bağlayan askeri ve ticari yolların kesişiminde yani oldukça önemli bir stratejik alandadır.
Bu ihtişamlı köprü: Orta Asya’dan, Balkanlara kadar, geniş bir coğrafyada farklı kültürleri bünyesinde barındıran Osmanlının, sanat ve estetik anlayışından motifler taşımaktadır.
Bu anıtsal köprü: kullanılan malzemenin seçimi, ayakların yerleştirilmesi, kemer açıklıklarının belirlenmesi, yükseklik eğimlerinin hesaplanmasındaki mühendislik bilgisi sayesinde: zorlu doğa şartları altında 600 yıla yakın bir süre ayakta kalmıştır.
Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü
Köprünün uzunluğu: 1270.41 metredir. Köprünün genişliği 5.24 metredir. Köprünün uzun yapılmasının sebebi: o dönemde bölgede geniş bataklıklar olmasıdır. Köprüde 174 tane kemer vardır. Bu kadar çok kemer yapılmasının sebebi, Ergene nehrinin yağışlı havalarda taşkınlara sebep olmasıdır, köprü yıkılmasın diye gözlere, tahliye delikleri eklenmiştir.
Bu kemerlerden 3 tanesi, bugünkü Uzunköprü ilçe merkezine bağlanan yolun altında kalmıştır. Köprünün kemerleri, çoğunlukla çift merkezli, sivri kemer formundadır. Ancak dairesel ve basık dairesel formlarda kemerler de vardır. Köprünün kanat ve kemerleri: aslan, fil, lale, kartal ve çeşitli geometrik kabartma motiflerle süslenmiştir.
Köprünün yapımında: kireç taşı ve traverten cinsi kesme taş blokları kullanılmıştır. Bu taş bloklar: ilçeye bağlı Eskiköy ve Yağmurca köyleriyle Yunanistan içinde kalan Hasırcıarnavut köyündeki taş ocaklarından getirilmiştir. Bunlar köprü yapılırken horasan harcı ile birleştirilmiştir.
Köprünün alüvyon zemin üzerine oturan temelleri, enerji sönümleyici ahşap ızgara sistemi üzerine inşa edilmiştir.
Yapılmasının ardından, birçok sel ve deprem felaketi geçiren köprü: Fatih Sultan Mehmet, Sultan II. Osman, Sultan II. Mahmut ve Sultan II. Abdülhamit zamanlarında onarımdan geçmiştir. Cumhuriyet döneminde ise, üzerinden motorlu araçların geçişini kolaylaştırmak için, 1964-1971 yılları arasında yapılan restorasyonla, köprü genişletilerek eni 5.24 metreden 6.80 metreye çıkarılmıştır.
Edirne Uzunköprü Kent Müzesi
Edirne Uzunköprü Kent Müzesi
Edirne Uzunköprü Kent Müzesi
KENT MÜZESİ
Müze Pazartesi hariç her gün açık, giriş ücretsizdir.
İlçe merkezinde eski Tekel binasının restore edilerek müzeye dönüştürülmesiyle 2013 yılında ziyarete açılmıştır. Müzenin bulunduğu bina, 1900’lü yılların başında Uzunköprülü Postacı ailesinin oğlu Mustafa Çakmaklı tarafından özel konak olarak yapılmıştır. Eşi Sıdaka ve evlatları Enver, Mahmut ve Maide ile 1930 yılına kadar burada yaşamış, taşınmış 27 Nisan 1939 tarihinde Maliye hazinesine satılmıştır.
Maliye tarafından binanın kullanım halkı Tekel idaresine bırakılmıştır. 1939 yılından sonra ise, Tekel depo ve lojmanı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Uzun yıllar Tekel İdaresinde görev yapan ve 1992 yılında Müdürlük görevinden emekli olan Mümin Soydaner ve ailesi burada yaşamıştır.
1990’larda ise burada Tekel işletmesi kaldırılınca, bina boş kalmış ve yıkılma noktasında iken, 2013 yılında restore edilerek müzeye dönüştürmüştür. 16 Aralık 2013 tarihinde ise Kent Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Müze 2 katlı ve 6 odalıdır. Her katın koridorları da teşhir amaçlı kullanılmaktadır. Müzenin birinci katında, 3 odada: tarihi paralar, tüfek ve kılıçlar, daktilo ve hesap makineleri, pikap ve radyolar, fotoğraf makineleri ve bakır kaplar sergileniyor.
Müzenin ikinci katında: koridorda Çanakkale savaşlarında Uzunköprü’nün önemini vurgulayan silikon asker heykeli, koridorun diğer ucunda kahve köşesi bulunuyor. Odalarda ise: Gelin odası, Yaşam odası, dikiş makinesi, ayna, bebek patiği, ibrik, bavul, kömür ütüsü gibi tarihi eşyalar sergileniyor. Burada ilginç bir yer daha var “Cazgır dondurmacısı”. Cazgır dondurmacısının kurucusu Maksut Dondurmacının da silikon heykeli üst katta sergileniyor.
Alt ve üst katın duvarlarında ise, Uzunköprü tarihine ait bilgi panoları ve fotoğraflar görülüyor. Güzel bir müze, güzel düzenlenmiş, bence mutlaka gidin ziyaret edin.
Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi
Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi
Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi
ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ ANITI-HÜRRİYET ANITI-HÜRRİYET ÇEŞMESİ
Ülkemizde bu konuda yapılan ilk anıttır. 20’nci yüzyıl başlarında Osmanlı devleti için zor yıllardı. 1889 yılında birkaç Tıbbiyeli, okulda kendi aralarında bir gizli ihtilal örgütü kurdular. Sonraki yıllarda bu örgüt “İttihat ve Terakki Cemiyeti” ismini aldı ve asker-sivil aydınlar arasında hızla yayıldı ve özellikle Rumeli’deki subaylar, bu ihtilalci örgütün lokomotifliğini yapmaya başladılar.
Çünkü Rumeli’deki askerler, diğerlerine nazaran daha yoğun ateş hattının ortasındaydılar. Fazla uzatmak istemiyorum, 17 Aralık 1908 tarihinde Kanun-i Esasi kabul edildi ve memleketin her yerinde hürriyet rüzgarları esmeye başladı. Bu arada: 1906 yılında Uzunköprü Kaymakamı olan Mazhar Müfit bey, Meşrutiyet heyecanı ile Uzunköprü’de bir anıt yapmaya karar verdi.
Mazhar Müfit: 1919 yılında Bitlis valisi iken istifa etmiş, Milli Mücadeleye katılmış ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşında, sürekli yanında bulunmuştur. Kendisi: 17 Ağustos 1904 yılından, 6 Ağustos 1910 yılına kadar, Osmanlı idaresine bağlı Cisr-i Ergene (günümüzdeki Uzunköprü) ilçesinde kaymakamlık yapmıştır.
Kendisi burada göreve gelir gelmez: aydın ve ilerici bir kadro ile ilçeye yeni eserler ve hizmetler vermeye başlamıştır. O dönemde, Mafhar Müfit bey, Uzunköprü Belediye Başkanı Hafız İsmail efendinin yardım ve destekleriyle ilçe girişinde, köprünün ilçeye bakan sol baş tarafına “Demokrasi Anıtı” yaptırdı.
Anıt 6 metre yüksekliktedir. 2 metre karelik zemin üzerine inşa edilmiştir. İlk yapıldığında, ön tarafına insanların, sol tarafına ise hayvanların kullanması için iki tane çeşme konulmuştur. Ancak 1938 yılında bu çeşmeler kaldırılmış ve üzeri kapatılmıştır. Anıtın dört cephesinde: Fransız Devriminden ilham alan, İttihat ve Terakkinin sloganlaştırdığı: Hürriyet, Adalet, Eşitlik ve Kardeşlik” ilkelerinin yazılı olduğu mermer kaideler vardır.
Evet, bu ilginç anıtla ilgili bir not: 1965 yılında Uzunköprü ilçesinin genişletme çalışmaları sırasında bu anıt sökülerek 1 metre uzağa taşınmış, bu yer değiştirme sırasında depoya kaldırılan mermer kitabeleri kaybolmuştur. Bunun üzerine, bir hat ustasına 4 ilke mermer üzerine yazdırılmış ve anıttaki yerlerine konulmuştur. Anıt son olarak tümüyle yenilenerek restore edilmiş ve 11 Aralık 2012 tarihinde ziyarete açılmıştır.
Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi
Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi
Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi
II.MURAT KÜLLİYESİ
İlçe merkezinde Muradiye mahallesindedir.
Caminin kitabesi: batıda bulunan ana giriş kapısı üzerindedir. Kitabe ünlü Osmanlı tarihçisi Abdurrahman Hibri tarafından yazılmıştır. Kitabede: caminin 1443 yılında Sultan II. Murat tarafından yaptırıldığı ve 1621 yılında ise Sultan II. Osman tarafından tamir ettirildiği yazılıdır.
Evet, cami, 1443 yılında köprü ile birlikte Sultan II. Murat tarafından yaptırılmıştır. İlk yaptırıldığında bir külliye şeklinde tasarlanmıştır. İçerisinde: imaret ve medresesi vardır.
Sultan II. Murat, Ergene kentinde oluşturduğu vakıf külliyesinin açılışında, büyük bir alçak gönüllülükle caminin mumlarını kendi elleriyle yakmış, Edirne’den davet ettiği ve Ergene kentine gelen konuklarına yemeklerini kendisi üleştirmiştir.
Ancak: günümüzde sadece cami ayakta kalmıştır. Cami: moloz taştan yapılmıştır. Uzunluğu 22 metre ve eni 19 metredir. Yüksekliği: 5.70 metredir. Dikdörtgen planlıdır.
İlk yapıldığında kubbelidir. Ancak 1621 yılında Sultan II. Osman döneminde yapılan onarım sırasında kubbesi yıkılmıştır. Bunun üzerine üzeri, çatı ile örtülmüş ve kurşun kaplanmıştır.
Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi Cami
Caminin hemen önünde: 3,80 metre eninde ve 22,20 metre uzunluğunda bir son cemaat yeri yapılmıştır. Başlangıçta 12 ahşap direğin taşıdığı bu sundurma, sonradan yapılan onarım sırasında direkleri kaldırılarak, bir duvar örülmüştür.
Caminin minaresi kesme taştan yapılmıştır. Minare gövdesi yuvarlak ve tek şerefelidir.
Camide ilginç bir de şadırvan bulunur. İlk yapıldığında suyu Malkoç yöresinden gelen su şebekesinden sağlanıyormuş, şimdi ise kent su şebekesine bağlanmıştır.
Cami avlusunda ve giriş kapısının karşısındaki şadırvanda, Osmanlılarda ibadetten sonra cemaate ikram edilmek üzere şerbet dağıtma geleneği, ilk olarak buradaki cami şadırvanının musluklarından şerbet akıtılmasıyla başlamıştır.
Caminin arka tarafında, bir mezarlık alanı bulunur.
Edirne Uzunköprü Gazi Turhan Bey Camisi ve Türbesi
GAZİ TURHAN BEY CAMİSİ VE TÜRBESİ
İlçe merkezine 8 km uzaklıktaki Kırkkavak köyündedir.
Gazi Turhan Bey: Sultan II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinin en önemli komutanlarından biridir. Ayrıca Sultan II. Murat’ın damadı ve Fatih Sultan Mehmet’in kayınbiraderidir.
Adına ilk defa 1423 tarihinde Mora’da süvari komutanı olarak rastlanır. Babası Paşa Yiğit Bey’in 1413 yılında ölmesi üzerine, Üsküp Sancakbeyi olur. Mora’yı Osmanlı topraklarına katar. Arnavutluk üzerine yürümüştür.
Turhan Bey, 1443 yılında Hunyadi Janos’a karşı yapılan Derbendi savaşında yenilince, o tarihlerde ünlü olan Tokat yakınlarındaki devlet hapishanesi Bedevi Çardak’a sürgün edilmiştir. Ömrünün yaklaşık 10 yılını burada geçiren Turhan Bey, Varna zaferi ve Rumeli beylerinin isteği üzerine affedilerek tekrar Mora akıncı beyliğine getirilmiştir.
Kendisi: II. Kosova ve Varna savaşlarında büyük yararlıklar göstermiştir. Balkanlarda fetih edilen yerlere Türkmen aşiretlerin yerleştirilmesinde etkili olmuştur. Oğullarıyla birlikte 1455 yılında Edirne’de görülen Turhan Bey, ilerlemiş yaşlarda, büyük olasılıkla 70 yaşında 1456 yılında ölmüş ve Kırkkavak köyünde kendisi için yaptırılan türbeye defnedildiği bilinmektedir.
Çünkü yaptığı hizmetler nedeniyle, Kırkkavak köyü kendisine vakıf olarak verilmiş, o da buraya köyün hemen dışında bir külliye inşa ettirmiştir.
Günümüzde bu külliyeden geriye sadece cami ve türbe kalmıştır.
Cami
Cami, günümüze minaresinin, üst örtüsünün, kapı ve pencerelerinin büyük bölümü yıkılmış ve harap halde gelmiştir. Yapıda: düzgün kesme ve kaba yontu ve moloz taş ve tuğla kullanılmıştır.
Yine, minare gövdesi ve kemerlerde tuğla kullanılmıştır. Kare planlı ve tek kubbeyle örtülü harim ile bunun kuzeybatı köşesinde bulunan minareyle yapı anıtsal bir görünümdedir.
Minare: caminin kuzeybatı köşesine dıştan bitişiktir ve günümüzde kaidesine kadar yıkıktır. Süsleme bakımından oldukça sade olan eserin tek süslemesi, alçı mihrabında ve köşelerdeki birer gül şeklindeki rozettir. İnşa ve onarımlarına ait herhangi bir kitabesi bulunmayan caminin, 1454 yılında düzenlenmiş ve 1455 yılında yazılmış bir vakfiyesi vardır.
Türbe
Gazi Turhan Bey, öldükten sonra kendisi için aynı yere yaptırılan türbeye gömülmüştür. Ancak günümüze ulaşmayan türbenin, 1930’lu yıllardaki sağlam durumunu gösteren fotoğraflarından anlaşıldığına göre, caminin doğusunda, yapıya 1-1.5 metre uzaklıkta ve sağlam olarak görülür.
1960 yılında dört duvarı ayakta, fakat oldukça tahrip olmuş durumda olan türbe, günümüzde yakın zamanlarda yapılmış bir mezar taşından ibarettir. İlk yapıldığı haliyle türbenin fotoğrafları incelendiğinde: sadece dış görünümü değerlendirilmekte, ne tür süslemeler olduğu bilinmemektedir.
İnşa ve onarımlarına ait kitabe de bulunmamaktadır. Daha da acı bir bilgi: türbenin taşları, 1930 yılında Uzunköprü Kaymakamı tarafından sökülerek yol yapılında kullanılmıştır.
Sonuç olarak: cami ve bahçesindeki türbenin, özellikle 1877-1878 Rus işgali sırasında tahrip edildiği düşünülmektedir.
Son zamanlara kadar oldukça kötü durumda olan cami ve türbe restore edilmiş ve 2008 yılında yeniden ziyarete açılmıştır.
Edirne Uzunköprü Aziz İoannis-Vaftizci Yahya Kilisesi
AZİZ İOANNİS (VAFTİZCİ YAHYA) KİLİSESİ
İlçe merkezinde Muradiye mahallesindedir. Günümüzde yapı, işlek bir yolun kıyısındadır ve diğer üç cephesi, tarihi özelliği olmayan binalarla çevrilidir.
Kilisenin kitabesi: batı cephesinde, ana giriş kapısı kemeri üzerinde, duvara gömülü, kare şeklindedir. Kitabeye göre: Vaftizci Yahya adına, 1875 yılında inşa edilmiştir. Kitabe oldukça basit ve süslemesi bile olmayan bir levhadır.
Muhtemelen, ana giriş kapısı üzerindeki kemer boşluğu içinde, daha gösterişli bir kitabe olabilir, ama cemaat buradan giderken onu da söküp götürmüş olma ihtimali yüksektir.
Yapılan karşılıklı mübadele sonucu Rumlar burayı terk edene kadar, kilisede 17 binden fazla kişinin vaftiz edildiği belirtilir. Rumlar giderken, kilisenin çanı dahil, kilise içinde bulunan bütün taşınır eşyaları beraberlerinde Yunanistan’a götürmüşlerdir.
Kiliseye ait çan, günümüzde İskeçe kilisesinde kullanılmaktadır. Buradaki kilise de, 2011 yılına kadar terkedilmiş ve atıl halde kalmıştır. Uzunköprü Belediyesi tarafından yapılan restorasyon çalışmaları 2011-2013 yılları arasında tamamlanmış ve kilise 11 Mayıs 2013 tarihinde yeniden açılmıştır. Kilise, günümüzde Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmet vermektedir.
Gelelim, mimari ve yapısal özelliklere: kilise: narteksi, naos ve yan nefleri ve dışa taşkın apsisi ile tipik bir bazilika planı gösterir. Yapının inşasında: büyük oranda taş ve kısıtlı miktarda tuğla kullanılmıştır.
Apsiste bulunan pencerenin altında, 3 sıra tuğla bulunur. Yarım kubbelidir. Orta nefin duvarlarında: sağda 6 ve solda 6 olmak üzere 12 havari tek tek freskler ile resmedilmiştir.
Edirne Uzunköprü İlk Belediye Binası
İLK BELEDİYE BİNASI
Uzunköprü’deki ilk belediye binasının temeli: Kaymakam Mazhar Müfit bey ve Belediye Başkanı İsmail efendi öncülüğünde ve halkın yardımlarıyla 1905 yılında atılmıştır. Bina aynı yıl tamamlanmış ve Padişah II. Abdülhamit’in hükümdarlık tahtına çıktığı günün yıldönümü olan 19 Ağustos’ta hizmete açılmıştır.
İlçenin girişinde bulunan, 2 katlı ahşap bina, zarif demir parmaklıklarla çevrili bahçesi, kurşun kubbeli bir saat kulesi ve bu kulede bir çalar saat varmış. Giriş balkonu üstündeki tabelada “Umur-ı Belediye” yazısı bulunurmuş.
Bu eski Belediye Binası: bugünkü Edirne Belediyesi (Selimiye camisinin hemen yanındaki) binasından daha küçüktür, o binanın bir minyatürüdür.
Evet bu belediye binası, 1953 yılına kadar hizmet vermiş, daha sonra artan personel için yeterli gelmemesi nedeniyle, yeni belediye binası yapılmasına karar verilmiştir. Bu yapılan ilk belediye binasının müze olarak kullanılması önerilmişse de, kabul edilmemiş, Cumhuriyet alanının genişletilmesi için yıktırılmış ve yerine yeni belediye binası yaptırılmıştır.