Trabzon

Trabzon

Trabzon denince akla hemen ilk gelenler: hamsi, kemençe, fıkra ve elbetteeeeee Trabzonspor. Bunlar: gerçekten buranın kültürünün temel parçaları. Bu muhteşem güzel, benim ülkemizdeki en beğendiğim şehirlerin başında gelen yöre, gezilmesi, görülmesi gereken bir yer. Mutlaka gidin, görün, gezin beğeneceksiniz.

Son zamanlarda Trabzon’da en çok dikkati çeken husus: müthiş bir kentsel dönüşümdür. Neredeyse şehir baştan başa yeniden imar edilmektedir. Ziyaretiniz de, zaten bunu mutlaka hissedeceksiniz, her yer de inşaatlar yükseliyor.

ULAŞIM

Trabzon-Samsun arası uzaklık: 330 km. Trabzon-Ordu arası uzaklık: 175 km. Trabzon-Giresun arası uzaklık: 125 km. Trabzon-Rize arası uzaklık: 71 km. Trabzon-Artvin arası uzaklık: 230 km. Trabzon-İstanbul arası uzaklık: 1070 km. Trabzon-Ankara arası uzaklık: 752 km. Trabzon-İzmir arası uzaklık: 1345 km. Trabzon-Erzurum arası uzaklık: 302 km. Trabzon-Gümüşhane arası uzaklık: 110 km. Trabzon-Antalya arası uzaklık: 1295 km. Trabzon-Bursa arası uzaklık: 1090 km. Trabzon-Şanlıurfa arası uzaklık: 800 km. Trabzon şehirler arası yolcu terminalinin, şehir merkezine uzaklığı: 2 km. dir.

Otobüs terminalinden, şehir merkezine ulaşım: taksi ve dolmuşlar ile yapılmaktadır.

Trabzon’a deniz yolu ile de gitmek mümkündür. Limanın kent merkezine uzaklığı: 1 km. dir. Trabzon limanı, Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük limanıdır.

Trabzon hava limanı: ülkemizin ve bölgenin en büyük uluslar arası hava alanıdır. Şehir merkezine, 6 km. uzaklıktadır. Şehir merkezi ile ulaşım: taksi ve dolmuşlar ile yapılmaktadır.

Trabzon

TARİHİ

İl merkezinde, Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan bölüm düzgün değil. Burası: bir masa gibidir.

Bu bölümde: kentin bilinen en eski yerleşim kalıntıları bulunmuş. Bu nedenle: Trabzon isminin buradan geldiği düşünülüyor. Yani: eski Yunancada, “masa” veya “trapez” biçimi karşılığı olarak “Trapezos” kelimesi kullanılıyor. Kıbrıs’da yerliler masaya “trapez” derler. Trapez kelimesi: masa şeklinde yerleşim yeri, masa şehri gibi anlamlar taşır.

Trabzon isminin de, biraz önce söylediğim gibi, ilk kurulduğu yerin; bu biçime benzemesi nedeniyle, bu kelimeden geldiği düşünülüyor. Şehri kuranlar, limana geldiklerinde masa şeklindeki taşlar veya günümüzdeki Boztepe’nin üstündeki düzlük masaya benzetildiğinden şehre bu isim verilmiştir.

Bu kelimeye (Trapezos) ilk kez: MÖ.4. yüzyılda geçen bir olayın anlatıldığı ve Kesnophon tarafından kaleme alınan bir kaynakta (Anabasis isimli) rastlanıyor. Yani: Trabzon isminin, yaklaşık 2700 yıllık bir geçmişi olduğu söyleniyor.

Evet; ismin kaynağından sonra, bölgeye ilk yerleşimciler hakkında bilgi vermek istiyorum. İyon kökenli Miletoslular, Ege denizi kıyılarından yola çıkarak, MÖ.7’nci yüzyılda, Karadeniz’e gelmişler ve deniz kıyısında koloniler kurmuşlar.

Trabzon’da, Sinop gibi bölgenin en büyük kolonilerinden biri olarak öne çıkmış. Ancak: yapılan araştırmalarda, bu kolonicilerden önce; bu bölgede; Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimlerin yaşadıkları tespit edilmiş.

Nasıl? MÖ. 400 yıllarında, Trabzon’u ziyaret eden, Sokrates’in öğrencisi Zenefon’un günlüklerinde bu halkların ismi geçiyor, ama maalesef günümüze bunlar hakkında herhangi bir bilgi, kalıntı ulaşmamış.

Evet, bu dönemde: Orta Asya’dan ve Orta Doğu’dan gelen ticaret yolları, Trabzon bölgesinde denize ulaşıyordu. Bu yüzden: Trabzon ticari ve stratejik öneme sahipti. Bu durum: Ege kıyılarında yaşayan insanlar tarafından da biliniyordu.

Meşhur Arganotlar’ın “Altın Post” bulmak için yaptıkları efsanevi sefer de, bunu göstermektedir. Bazı söylentilere göre: madencilik sanatı, bu bölgede oturan kavimler tarafından bulunmuştur.

Aynı dönemde: yani kolonicilerin bölgeye geldikleri tarihlerde: Kafkasya’dan gelen Kimmerler ve onların ardından İskitler de, bölgeye akınlar yapmışlar. MÖ.6. yüzyılda ise, Perslerin egemenliği görülüyor. Bu dönemde: burada, Pont Kapadokyası adı verilen satraplık kurulmuş.

MÖ. 334 yılında, Makedon kralı Büyük İskender, tüm Anadolu’da olduğu gibi, bu bölgedeki Pers egemenliğine de son verir. Ancak: İskender’in ani ölümü üzerine, ortaya çıkan karışıklıklarda, burada; Pont Satrabı II. Ariantes’in oğlu Mithridates, yerli halkın de desteğini alarak: Karadeniz Pontus Devletini kurar.

Bu devletin merkezi Amasya’dır ve Trabzon, MÖ.280 yılına kadar, bu devletin egemenlik alanı sınırları içinde kalır.

MÖ.1’nci yüzyılda, Romalı’lar Anadolu’yu işgal ederler. Roma imparatoru Ponpeius tarafından; Kelkit vadisindeki çatışmada, Pontus kralı V. Mithridates yenilir ve Pontus krallığı sona erer. Bölgede: MÖ. 66 yılından itibaren, Roma hakimiyeti görülür.

Ünlü Roma İmparatoru Hadrian döneminde (117-138): tüm imparatorluk topraklarında olduğu gibi, Trabzon’da da önemli imar faaliyetleri görülür. Birçok dini ve askeri binalar ve su kemerleri yapılır.

Hatta: yapay bir liman inşaatı bile söz konusu olur. Ancak, imparator Hadrian’dan sonra, Trabzon yöresinin parlak dönemi biter. Roma döneminde: burada basılan sikkelerde, her ne kadar ön yüzünde Roma imparatorlarının büstleri olmasına rağmen, arkasında Pontus krallığı döneminden beri süregelen mitolojik tasvirler ve Grekçe yazılar kullanılmıştır.

Ama biraz önce de söylediğim gibi, parlak dönemin bitmesi ile, sikke basma yetkisi de elden alınmış.

395 yılında, Roma imparatorluğu ikiye ayrılınca: Trabzon, Bizans sınırları içinde kalır. Bizans imparatoru Justinianus, Trabzon’da kent surlarını restore ettirir. 1204 yılında: Bizans imparatorluğu, IV. Haçlı Seferini yapan Latinlerin eline geçince, Bizans imparatoru I. Andronikos Komnenos’un torunları İstanbul’dan kaçarak, Trabzon’a gelirler ve Trabzon’da, 1204 yılında, bağımsız “Komnenos” krallığını kurarlar.

Krallık: 1238-1265 yılları arasında, en parlak dönemlerini yaşarlar. Bu dönemde: Gümüşhane’deki gümüş madenlerinin etkisiyle, ekonomik olarak güçlenen Manuel I’in sikkeleri üzerinde “en mutlu” unvanı yazar.

1461 yılında: Fatih Sultan Mehmet öncülüğündeki Osmanlı kuvvetleri, Trabzon’u ele geçirir ve Komnenos krallığına son verir. Osmanlı döneminde: Trabzon, bir eyalet ve sancak olarak; şehzadeler tarafından yönetilir. Kanuni Sultan Süleyman, burada doğar.

1840 yılında, Trabzon ile Marsilya şehri arasında, direkt gemi seferleri yapılıyordu. Aynı dönemde: Trabzon’da: Amerikan, İngiliz, Fransız ve İtalyan başkonsoloslukları bulunuyordu. 1867 yılında, Trabzon’da büyük bir yangın çıkar.

Kent, daha sonra yeniden düzenlenir. 1868 yılında vilayet olur. I. Dünya Savaşı sırasında, Ruslar, 1916 yılında, Trabzon’a saldırırlar. Trabzonlu yerel milis güçler, bu saldırı sırasında, birçok çatışmaya girerler. Ancak, düşmanın Trabzon’a girmesine engel olamazlar.

Ruslar, 14 Nisan 1916 tarihinde, Trabzon’u işgal ederler. 1917 yılında, Rusya da, Bolşevik ihtilali olması, Rus ordusunda panik oluşmasına neden olur ve Ruslar, Trabzon’dan çekilirler. 24 Şubat 1918 tarihinde, Trabzon geri alınır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında: Trabzon’da: opera, tiyatro binaları vardı. Sinemalarda sessiz filmler ve Kurtuluş Savaşı belgeselleri gösteriliyordu. Ana meydandaki restoranlarda: piyano resitalleri veriliyordu. Yani: şehrin kültürel yapısı ve büyüklüğünü ifade etmek adına, bunları yazıyorum.

Ulu Önder Atatürk: Cumhuriyet döneminde, üç kez, Trabzon’a gelir. İlk geldiği tarih olan, 15 Eylül tarihi, Trabzonlularca “Atatürk Günü” olarak kabul edilir.

Trabzon

GENEL

Şehir merkezi: denizden tatlı bir meyille yükselen, parçalı bir kıyı üzerinde kurulmuştur. Şehrin kurulduğu alan: Değirmendere’den, Fatih Mahallesine kadar uzanıyor iken, günümüzde: bugün, ilaveten, Çimenli ve Beşirli Mahallelerini de kapsamaktadır.

Trabzon ilinin yeryüzü şekillerine bakıldığında: kıyı çizgisi boyunca, Doğu-Batı doğrultusunda uzanan dağlık alanlar var. Bunlar arasında: mevcut akarsuların oluşturduğu vadiler ve deltalar bulunuyor. Yörenin nemli iklimi nedeniyle, akarsuların havzalarının akışı hızlı ve oldukça fazladır. Bu yüzden: yük taşınmasına uygun değildir.

İklim değerlendirildiğinde: yağışlar kıyıla yakın yerlerde yağmur, yüksek kesimlerde ise genellikle kar şeklinde düşer. Bahar mevsimleri: bol yağmurlar ile dikkati çeker.

Trabzon, yer altı kaynakları, madenler bakımından oldukça zengindir. Bölgedeki kaynaklar, 17. yüzyıldan günümüze kadar, yerli ve yabancı şirketler tarafından işletilmektedir.

Şehrin ekonomisi: tütün, mısır, fındık ve çay tarımına dayanmaktadır. Ülkemizdeki tütün üretiminin, % 20 si Trabzon’dan karşılanmaktadır. Ayrıca: elbette balıkçılık yapılıyor. Ülkemizin balık üretiminin % 20”si Trabzon’dan elde edilir. Keten dokumalar, kuyumculuk, bakırcılık gibi geleneksel el sanatları da hala canlılığını korumaktadır.

Trabzon bölgesinde müzik: mahalli özellikler taşımaktadır. Geleneksel çalgılar: şimşir, kaval, kemençe, davul-zurna ve tulum. Ayrıca: kadın ve erkekler tarafından topluca oynanan geleneksel dans olan “horon” yaygındır.

Bunun dışında, bölgede Türkmenler saz çalar ve saz eşliğinde çeşitli oyunlar oynarlar. Özellikle: kolbastı oyunu, 1930 yılında, Trabzon’un Faroz mahallesinde başlamıştır. Farozlu balıkçıların kendi aralarında oynadıkları bir oyundur. Ama, günümüzde, tüm ülke çapında yaygınlaşmıştır.

TRABZONSPOR

Trabzon denir de “Trabzonspor” akla gelmez mi? Elbette gelir. Trabzon yöresinde gezerken, bir taksinin arka camında Trabzonspor takım posterini gördüm, ancak ilginç olan bu posterin ters asılması idi, yani futbolcular baş aşağı duruyordu, nedeni merak ettim ve öğrendiğinde: o ve aynı düşüncede olan bazı taraftarların “takımda oynayan futbolcuların aklı başlarına gelene kadar posteri ters asmaya karar verdiklerini” öğrendim.

Peki ya Trabzonspor’un renklerinin anlamı nedir? Mavi: denizi temsil eder. Bordo ise: Hamsi balığını temsil eder deniliyor. Trabzon gezisinde, şehrin hemen çıkışında, yeni yapılan muhteşem Stadyumunu da görebilirsiniz, özellikle uzaktan mimari açıdan gayet güzel görünüyor.

Trabzon Hasır Bilezikler-Telkari

TRABZON İŞİ TAKI VE DOKUMA SANATI

HASIR BİLEZİKLER

Hasır bilezikler: altın yada gümüş ince tellerden yapılır. Hasır bilezik: 31-32 mikron inceliğindeki altın yada gümüş tellerin: ilmek ilmek örülmesiyle yapılır. Tamamen el emeği, göz nuru olan bu sanat, Trabzonlu genç kızlar ve kadınlar tarafından dokunmaktadır. Örme gümüş ve altın “tespih püskülleri” de Trabzon’a has örneklerdir.

KAZAZ SANATI (KAZAZİYE İŞİ)

İpek veya naylon tel üzerine, burularak sarılan, çok ince, altın ve gümüş teller ile yapılan, yöresel bir el sanatıdır. Altın ve gümüş tellerin sarılması sırasında: içte kalan ipek yada naylon iplik, kıvrık tutularak, sarma işlemi yapılır. Sonuçta, bitmiş bir telin kalınlığı: 03-05 mm. kalınlığa ulaşır.

Bu ürünler: kolye, küpe, bilezik, tespih ve tespih püskülleridir. I. Dünya Savaşı yıllarında, Trabzon’da, 50’nin üzerinde kazaz dükkanı varken, günümüzde, bu sanat, sınırlı sayıda sanatkar tarafından yürütülüyor.

TELKARİ İŞLEMECİLİĞİ

Tel işi anlamına gelir. Trabzon işi telkariler: likör ve kahve takımı, çay tepsisi, takunya ve ev ve mutfak eşyaları.

HEYBE

İşte, alışverişte, pazarda: erzak ve ihtiyaç maddelerini koymaya yarar, geniş bantlar arasında, ince çizgiler  taşıyan bir dokumadır. Ağız kısımları, kendi ipiyle büzülür.

KEŞAN

Tahta el tezgahlarında dokunur. Yöre kadınları: başlarına, peştemallere ise bellerine bağlarlar. Her yörenin, birbirinden farklı desenli peştemalleri vardır. Kök boyadan yapılan Keşan ve peştemaller, el dokuması çarşaf ve kumaşlar: hem günlük yaşamda hem de dekoratif amaçlı olarak kullanılır.

KUŞAK

Kalın yün iplikten yapılır. Genellikle bölgede yaşayan kadınlar, bellerine dolarlar.

ÇORAP

Boyanmış ya da boyanmamış yünden örülür. Boyanmamış yünler: beyaz ve kahverengi doğal renklerdir. Trabzon yapımı çoraplar: erkek çorapları, kadın çorapları ve çocuk çorapları olarak örülürler.

Çorap süsleri: genellikle üçgen motifli, Trabzon örneği özelliğini taşırlar. Nazara karşı önlem olarak kullanılırlar. Evet, sanırım en çok bu özellikleri, turistlerin ilgisini çekiyor.

Trabzon

NE YENİR

Yörede: bölge mutfağının temel besin maddeleri olarak: karalahana, mısır ve hamsi kullanılmaktadır. Kış aylarında avlanan hamsi: oldukça lezzetli. Yöre mutfağının adeta bir sembolü. Bu üç ürünün; her türlü yemeği yapılmaktadır. Ama, özellik arz edenler şunlardır:

Kuymak: mısır unundan yapılır.

Haçapur:

Hamsili ekmek,

Lamelsi ekmak,

Karalahana’dan yapılan: çorba ve sarma.

Tatlı olarak: kabak tatlısı, kabak pilavı,

Hamsi balığından yapılan: buğulama, hoholli hamsi, hamsili ekmek, kaygana,

Fasulyeden yapılan: turşu kavurma,

Mısır’dan: korkot (mısır çorbası)

Trabzon pidesi: kıymalı ve peynirlisi yapılan ünlü Trabzon pidesi, özellikle kış aylarında, hafta sonu kahvaltıların vazgeçilmez yiyecekleri arasındadır.

Trabzon ekmeği: Taş fırındı pişirilir. İl genelinde, ilçelerde de üretilir. Uzun süre taze kalışı ve büyüklüğü ile ünlüdür.

Bu yörede: yukarıda yazdığım yemekleri deneyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Trabzon’da: maden ve ağaç işlerine  dayalı el sanatları, yüzyıllardır sürdürülmektedir. Bu el sanatlarının başında: bakırdan yapılan kap-kacak yapımı önde gelmektedir. Yerel zevklerle şekillendirilen mutfak aletleri: yüzyıllardır yapılagelmektedir.

Ayrıca: gümüşün işlenmesiyle yapılan: gümüş işi hasır bilezik, telkari denilen ve gümüşten yapılan, çeşitli süs eşyaları, oldukça ilgi çekmektedir. Bunun dışında: renkli dokuma kilimler, peştamal, sırt ve omuz çantaları, yün çoraplar, yük taşıma ipleri; buradan satın alabileceğiniz objeler.

Evet, özellikle: ekonomik şartlarınıza göre: buraya has, gümüş objeler gerçekten, özellikle bayanlar için çekici.

Nereden alışveriş yapabilirsiniz? Daracık Arnavut kaldırımları olan, tek katlı arasta biçimli ve koridoru andıran sokakları olan: Kemeraltı. Buradan: tüm Trabzon halkı da alışveriş yapmaktadır. Ayrıca: kunduracılar caddesi ve uzun sokak da, gözde alışveriş merkezlerinden.

Bu alışveriş mekanlarında: yukarıda sözünü ettiğim ve özellikle: el tezgahlarında dokunan: Keşan, peştamal, kuşak ve yöresel elbiseler satın alabilirsiniz. Ama: yine yukarıda söylediğim gibi: Trabzon’a has “Trabzon işi” olarak ünlenen “hasır bilezik ve telkari usulü ile yapılan gümüş ve altın işlemeler” gerçekten görüntü olarak muhteşem. Altıncılar ve gümüşçüler çarşılarını, mutlaka gezmelisiniz.

Trabzon Yayla Turizmi

YAYLA TURİZMİ

İl merkezine bağlı, iki yayla kent inşa edilmiş ve özel sektöre kiralanarak, turizmin hizmetine sunulmuş. Bu yaylalar: Hıdırnebi ve Kayabaşı yaylaları. Bir diğer yayla kentinin ise yapımı devam ediyormuş. Bu da: Savandoz mevkiindeki Hakça Yaylası. Bu yaylalarda: çok sayıda turistik tesis bulunuyor.

1966 yılında ise: Üniversite, bugünkü merkez kampüsüne taşınmıştır. Günümüzde: Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesinde: 14 fakülte, 1 konservatuvar, 3 yüksekokul, 7 meslek yüksek okul ve 3 enstitü bulunmaktadır. Bu kurumlarda: 1800 akademik kadro ve yaklaşık 40.000 öğrenci, eğitim görmektedir.

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

Üniversite: 1955 yılında kurulmuş. İstanbul ve Ankara illeri dışında kurulan, ilk üniversitedir. Kuruluşundan, yaklaşık 8 yıl sonra: 1963 yılında, Rektörlük ve Fakülte kadroları verilerek, Temel Bilimler, İnşaat-Mimarlık, Makine-Elektrik ve Orman Fakülteleri kurulmuştur.

GEZİLECEK YERLER

2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.2a
Trabzon Atatürk Köşkü
2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.5a
Trabzon Atatürk Köşkü

ATATÜRK KÖŞKÜ

Giriş ücreti, sivil 5 TL ve öğrenci 2 TL dir. Ziyaret saatleri: 08.00-19.00 arasındadır. Müze kart geçersizdir.

Trabzon ilinin Soğuksu semtindeki bu yapı, yazlık konut olarak 1890 yılında Osmanlı vatandaşı Konstantin Kabayanidis tarafından yaptırılmıştır. Kendisi çok zengindir, arazileri vardır ve özellikle bankerdir, gemileri vardır, armatörlük, taşımacılık yapar. Trabzon şehrindeki en zengin ailelerden biridir. Rum kökenlidir. 1890 yılında bir yazlık konut yaptırmak ister.

Temmuz ve Ağustos ayları burada “çürük ayı” olarak bilinir. Nem çok fazladır, nem çok fazla olunca sahil kenarında durulmaz. Denizden 300-400 metre yükseğe çıkınca yani köşkün bulunduğu yerde nem yoktur.

Kabayanidis: yurt dışında buna benzer birçok küçük köşk görür ve o gördüklerinin daha büyüğünü buraya yaptırmaya karar verir. Köşkün bütün parçaları yurt dışından gemilerle gelir ve burada yani Soğuksu’da birleştirilir.

Özellikle, köşkün dış cephesinin taş işçiliği çok güzeldir. Bahçesi çam ağaçlarıyla çevrilidir. İç cephede tuğla kullanılmış, merdivenler ahşap ve korkuluklu olarak yapılmıştır. Su ve ısı tesisatı ise, zamanın ileri teknolojisiyle döşenmiştir.

Avrupa mimarisinin izlerini taşıyan köşk 4 katlı ve kagirdir. En küçük ayrıntı düşünülür. Örneğin: kapıların çarpmasını engelleyecek sistem geliştirilmiştir.

Köşk; 1924 yılına kadar bu aile tarafından kullanılmıştır. Ancak, 1924 yılındaki mübadelede, burada yaşayan aile burayı terk eden ve köşk, hazineye kalır.

Atatürk: 15 Eylül 1924 tarihinde, Atatürk, Trabzon şehrine yaptığı ilk ziyaretinde burayı gezmiş ve çok beğenmiştir.

İkinci kere, Trabzon şehrine geldiğinde ise, burada kendisi şerefine bir akşam yemeği organize edilir. Köşk çok hoşuna gider. Bunun üzerine, Trabzon İl Daimi Encümeni, 18.05.1931 tarih ve 361 sayılı kararıyla, Trabzonluların bir hediyesi olarak köşk, Atatürk adına temlik ettirilmiştir.

Atatürk: 10-12 Haziran 1937 tarihinde, Trabzon şehrine yaptığı son ziyarette, burada 3 gün, 2 gece kalır ve bu sırada: mal varlığını hazineye bağışlama kararını alır, vasiyetini burada yazar.

2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.20b
Trabzon Atatürk Köşkü

Köşkün gezilmesi

Köşk: çok güzel bir bahçe içinde bulunuyor. Bahçede, özellikle Atatürk’ün bir büstü dikkat çekiyor. Bahçe ve köşkün katlarından ise, Trabzon şehrinin güzel bir manzarası izleniyor.

Ancak, eskiden sahilden köşk görülürken, günümüzde önde bulunan ağaçlar nedeniyle, köşk sahilden görülmüyor. Güzel bir yapı: Trabzon ilini ziyaret edenlere, bu güzel ve ilginç, Atatürk’ün anıları dolu yapıyı mutlaka gezmelerini öneriyorum.

Köşk: bodrum katı ile birlikte 4 katlıdır.

Köşkün iki girişi vardır. Ön taraftaki giriş, özel davetler olduğunda misafirler geldiğinde kullanılır. Arka taraftaki kapı ise gündelik kullanım kapısıdır. Yapıya, orta katından yani giriş katından girilir. En üst kata kadar çıkılabilir. Köşkte küçük tip mobilyalar kullanılmıştır ki, bunlar o dönemin özelliğini yansıtmaktadır.

Giriş katında: hemen yan tarafta; vestiyer, ayakkabılık, asa ve şemsiye konulan yerler vardır. Giriş katında: oturma, dinlenme, yemek ve misafir odaları vardır. Ayrıca yine giriş katında: Atatürk’ün 1924 yılında, buradaki yemekte yaptığı konuşmanın yazılı metni asılıdır. Salonun ortasında bilardo masası bulunur.

Hemen girişte, sağdaki odada yerde bir halı görülüyor. Bu halı: İran Şahı tarafından, Atatürk’e hediye edilmiştir. Bu konu ile ilgili bir anı vardır. Atatürk, İran şahına, bu halı karşılığında iki bidon turşu gönderir.

İran şahı: “Ben sana çok değerli bir halı gönderdin, sen bana turşu gönderdin”  diye sitem edince, Atatürk “Sen halıyı bana devlet hazinesinden gönderdin, ben turşuların parasını kendi cebimden ödeyerek sana gönderdim” der.

Varenda, kış bahçesi olarak kullanılır. Her odanın yer karosu, İtalya’dan getirilmiştir ve farklıdır. Yemek odasında, servis yapılan kapı dikkat çeker. Kapılar sürgülü kapıdır, servis yapıldıktan sonra sürgülü kapı kapatılır ve böylece hiç kimse içeriyi göremez.

Burada dikkati çeken bir diğer husus: kalorifer peteğinin ortasında bir fırın bulunmasıdır ve burası, kuzine gibi kullanılır, yemeklerin sıcak kalması sağlanır.

Pencerelerde çift pencere sistemi vardır. Camların arasında yukarıdan aşağıya çekilen kepenek sistemi bulunur. Yukarıda ise ahşap pancur sistemi bulunur. Sahilden bakınca: pencere ve kapılar aynı şekilde, içeride saklanmış gibi görülür. Kapıların arkasında pimler bulunur, kapı çarpınca bu pimler kilitlenir.

Aşağıda kalorifer kazanları vardır. Sıcak su buharı: duvarlar içinde, birçok noktadan geçerek yukarı çıkar ve böylece binanın ısınması sağlanır.

Birinci katta: çalışma odası, büyük yatak odası, bekleme odası ve toplantı odası vardır. Yatak odasında, lavabo ve banyo bölümlerine içten geçilir. Yani, bir anlamda, o yıllarda “ebeveyn banyosu” yapılmıştır.

Bu katta bulunan odalar arasındaki salon duvarında, Atatürk’ün bizzat kendi kurşun kalemi ile işaretlediği, Türkiye haritası bulunur. 1934 yılı yapımı bu harita çok detaylıdır. 1937 yılında Dersim isyanında, bu harita Atatürk tarafından kullanılmıştır. Haritanın üstünde, Atatürk’ün kendi el yazısı ile yazdığı notlar görülür.

İkinci katta: salon ve salona açılan iki oda bulunur. Bu odalardan birinde, Atatürk vasiyetinin bir kısmını yazmıştır. Ancak vasiyetinde bu köşkü belirtmemiştir. O yüzden, ölünce köşk, kız kardeşi Makbule hanıma kalır. Makbule hanıma intikal eden köşk: 06.04.1943 tarihinde Trabzon Belediyesi tarafından satın alınarak “Atatürk Müzesi” olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.2b
Trabzon Ayasofya Müzesi

AYASOFYA MÜZESİ

Trabzon  şehir merkezinin 2 km batısındadır. Giriş ücretsizdir, yapı halen cami olarak ibadete açıktır. Ancak gezilmesi mümkündür.

Yapılışı

1204 yılında, İstanbul Latin Haçlı ordusu tarafından işgal ve talan edilince: Komnenos sülalesi Karadeniz üzerinden kaçarak buraya gelir. Onlara teyzeleri Gürcü kraliçesi yardım eder ve Trabzon şehrinde Pontus Rum Devletini kurarlar. Rum denilen kişiler, aslında Romalıdır. Burada: o devleti kurunca ellerindeki en değerli yer “Sümela Manastırı” dır. İstanbul’daki hayatlarını özlerler, orada bir Ayasofya vardır. Burada ise sadece kale içinde, küçük iki kilise vardır.

1238 yılında Komnenos Kralı I. Manuel Komnenos (1238-1263), büyük bir kilise inşa ettirmek ister. Ancak maddi durumları elvermez, ticaret yollarına önem verirler. Selçuklularla yakın ilişkiler kurarlar, kız verirler, akrabalık ilişkileriyle birlikte, ticaret hacmi de artar.

Farklı ticaret yolları geliştirmeye çalışırlar. Zilkale yapılarak yolun güvenliği sağlanır ve bu şekilde ticareti arttırırlar, paralar kazanmaya başlarlar ve kazandıklarını imara harcarlar. Ayasofya kilisesinin yapılışı, maddi sıkıntılar nedeniyle yaklaşık 30 yıl sürer.

“Aya”  kutsal ve “Sofya” ise hikmet, bilgelik demektir. Bir sürü Ayasofya vardır, en meşhuru ise İstanbul şehrindedir, sonra İznik ve sonrasında Trabzon şehrindeki Ayasofya gelir. Burası bir Ortodoks kilisesidir. “Orto” doğru ve “doks” ise yol demektir. “Doğru yol” doğru şeyi kabul eden demektir. Ortodokslar, bu kiliseye girerken, dünyanın sonu gelecek “iyiler cennete, kötüler cehenneme” gidecek derler.

Önemi

Bölgenin, son Bizans dönemi yapılarından en önemlisidir. Taş süslemeleri ve freskleri çok zengindir. Özellikle: batı cephesindeki mukarnas nişler, sütun başlıkları ve kuzey cephesindeki geometrik kompozisyonlu madalyon, Selçuklu taş işlemeciliğinin çok güzel örneklerindendir. Özellikleri nedeniyle, yüzyıllardır şehri ziyaret eden seyyah ve araştırmacıların ilgisini çeker.

Mimarisi

Yan tarafında çan kulesiyle beraber 3 mimari usulle inşa edilmiştir, Romalılarda yunan kapalı haç planı vardır, o planla inşa edilmiştir. Roma, Gürcü, soğan kubbesi Gürcü üslubu, taş işçiliği de Selçuklu, Türkler de bunun inşasında yardımcı olmuşlardır.

Yapı: çok iyi bir taş işçiliğine sahiptir. Taş süsleme ve fresk bakımından oldukça zengindir. Yüksek bir merkezi kubbe bulunur. Narteks denilen giriş holündeki bina: 3 neflidir. Nartaksin üstünde şapel vardır. Yapının kuzey, batı ve güney kısımlarında, üç revaklı girişler vardır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.12c
Trabzon Ayasofya Müzesi

Freskler ve Resimler

Kilisenin içindeki çok zengin figürlerde: Adem ve Havva’nın cennetten kovulmaları, tahta oturmuş Meryem, Hz İsa’nın göğe yükselişi, doğumu, mucizeleri, son akşam yemeği ve cennete inişi, vaftiz, İncil yazarlarının sembolleri gibi tasvirler vardır. İsa’nın vaftiz töreni, vaftizci Yahya ve hemen yan tarafında, körün gözlerinin açılması mucizesi resmedilmiştir. “Kana düğün sahnesi” görülür.

Herkes düğüne gelir, hiç şarap kalmaz, Hz İsa elini gezdirdiğinde, bütün küplerde bulunan sular şaraba dönüşür. Felçli adamı iyileştirir, resimde felçli adamın sırtında yatağı görülür. Şeytan çıkarma sahnesi görülüyor, resimdeki kişinin ağzına baktığınızda kötülüğün ağzından çıktığı görülür.

Yakarış sahnesinde: insanların günahlarını affetmesi için Meryem, Hz İsa’ya dua etmektedir. Ayrıca: tek başlı kartal, hayali yaratıklar, geometrik bitkisel süslemeler ve kuş figürleri bulunur.

Gemi resimleri

Yapının dış tarafında: duvarda gemi resimleri göreceksiniz. Buraya gelen gemiciler, geceyi burada geçirirler, Karadeniz’in azgın sularından kendilerini korumak için, gemilerinin resimlerini buraya duvara kazırlarmış. Bu kült uzun zaman devam etmiştir. Hatta İslam döneminde de devam etmiştir.

Hatta: Çanakkale Asos-Behramkale’de bulunan caminin duvarlarında da gemi resimleri, Arapça ve Osmanlıca yazılar vardır. Buradaki yazılar tek bir dilde yazılmamıştır. Gemilerin armaları görülür, armalar Ceneviz, Venedik, Selçuklu armalarıdır, yani burada birçok gemi arması görülür, hatta Gürcü gemileri, Yahudi gemileri armaları bile görülür.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.40b
Trabzon Ayasofya Müzesi Kral Kapısı
2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.41b
Trabzon Ayasofya Müzesi Kral Kapısı

Kral kapısı

Kilisenin arka bölümünde, ağacın hemen yanındadır.

Kilisenin 3 kapısı vardır. Burada görülen Kral kapısı alışkanlığı, zaman içinde Osmanlı’ya da geçer. İstanbul’da camilerde Sultan mahfilleri vardır. Bunların amacı güvenlik sağlanmasıdır. Biraz gösteriş ve şaşa vardır ama en önemli işlevleri: güvenliğin sağlanmasıdır. Bu yüzden, Osmanlı’da Sultanlar için ayrı kapılar yapılmıştır.

Buraya gelince: Kral kapısı, gayet şaşalı ve gösterişli inşa edilmiştir. Ancak burada daha da farklı bir şey karşımıza çıkar. Hıristiyanlık’da eski ve yeni ahitler vardır. Eski ahit “Tevrat” ve yeni ahit ise “İncil” dir.

İncil, Tevrat’ın devamı şeklindedir ve Tevrat’tan alıntılar bulunur. Bu alıntılardan bir tanesi “Dünyanın yaratılışı” dır. Buna göre: Tanrı dünyayı 6 günde yarattı ve 7’nci gün, yani Cumartesi günü dinlenmeye çekildi. Bu yüzden, Yahudiler Cumartesi günleri çalışmazlar, günahtır. Pazar günü ise, Hıristiyanlarda kutsaldır.

Pazar günü, birinci gündür, çünkü tanrı dünyayı yaratmaya Pazar günü başlamıştır. Bu yüzden, Pazar birinci gün, Cumartesi son gündür. Bütün her yerde Pazar birinci gün olarak kabul edilir. Evet, Tanrı dünyayı yarattı, Adem’i bahçesine koydu, bu bahçenin sınırları Fırat-Dicli-Pişoncon nehirleridir. (Pişoncon nehrinin nerede olduğu bilinmemektedir.)

Bu durum Tevrat’ta net olarak geçer. Adem; cennetteki hayvanları sayarken bütün hayvanların çift olduğunu görür, cennette bir çok iş vardır ve kendisine bir eş ister.

Tanrı: ona uykuyu verir ve sağ kürek kemiğinden Havva’yı yaratır.

Şimdi: Kral kapısının hemen üstündeki taş tasvirlere bakınız. En sağda, en başta kabartma şeklinde Havva’nın yaratılışı görülüyor. Aslında, bizde de yani Müslümanlıkta da Havva’nın Adem’in sağ kürek kemiğinden yaratıldığı anlatılır. Bu hikaye: İslamiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da aynı geçer.

Tasvirlere bakmaya devam ediyoruz. Cennetten kovulmaya neden olan yasak meyvenin yenilmesi ve şeytan tarafından kandırılma, burada sarmal şekilde yılan görülür, yılan: Havva’ya cennetten kovulmaya neden olan yasak meyveyi yemesini söyler ve yasak meyveyi Havva’ya uzatır.

Havva yasak meyveyi yer ve Adem’e uzatır ve her ikisi de yasak meyveyi yerler. Ardından utanırlar, cennette 3 gün boyunca saklanırlar ve sonunda Cebrail, onlara cennetten kovulduklarını tebliğ eder. Tebliğden sonra, tekrar cennete girmek isterler. Çünkü: ölümsüzlük meyvesi cennettedir.

Yine kapının üstündeki tasvirlere bakıyoruz. Sütunun tam üstünde, Cebrail, cennetin kapısında bekleyen bir melek olarak tasvir edilmiştir.

Tekrar cennete girmek istediklerinde: Tanrı “sen kadın toprağa ihanet ettin, doğum yaparak çoğalacaksın ve  doğum yaparken acılar çekeceksin, senin cezan budur. Sen Adem: toprağa ihanet ettin, emek vermeden toprak ta sana ekmek vermeyecektir. Sen yılan: toprağa ihanet ettin, toprakta yaşayacaksın ve toprak yiyerek hayatını sürdüreceksin” der.

Adem: çiftçiliğe başlar, çocukları ikiz olur, büyük erkek ile küçük kız evlenir, bu şekilde bir eşleşme söz konusudur. Habil ve Kabil hikayesi, ilk cinayet Tevrat’ta geçer. Habil: küçük ikizinin kızıyla evlenecektir, bu şekilde olması gereklidir. Kabil: kendi ikiz kardeşinin kızı ile evlenmek ister, isyan eder, Adem “Her kez Tanrı’ya adaklarını sunsun, kimin ki kabul olur ise, onun dileği olacaktır” der. Habil: hayvancılıkla uğraşmaktadır, adak olarak en güzel kuzusunu getirir.

Kabil ise tarımla uğraşmaktadır, adak olarak en çürük meyveleri getirir. Bu bir yakma törenidir. Habil’in adak kuzusu yanar ve yükselir. Fakat: Kabil’in çürük meyveleri yanmaz ve yükselmez. Kabil buna dayanamaz ve yerden aldığı bir taş parçasını kafasına vurarak abisi Habil’i öldürür. (Yine tasvirlere bakıyoruz. Öldürme sahnesi, en sondaki kemerin bittiği nokta, Habil’in öldürülme sahnesidir, yani tarihteki ilk cinayet, orada betimlenmiştir.)

Evet, en sağdan en sola doğru bir film şeridi gibi uzayan tasvirler, bu anlattıklarımı açıklamaktadır.

Bu tasvirlerin üstünde, mitolojik alıntılar görülür. Bunlar: kanatlı at ve aslan figürüdür. Bunlar mitolojik canlılardır. Yukarıda: sağ tarafa bakan bir kartal görülür, kartal onların simgesidir. İki tarafa bakan güvercin ise Hıristiyanlık simgesidir.

Burada daha da ilginç bir simge görülüyor. Pencerenin sağ tarafından “ay-yıldız” görülüyor. Ama yıldız çok köşelidir, Selçuklu döneminde yapılmıştır, Türklüğün simgesidir.

Kule

Kule: kilisenin hemen yanı başında yükselir. 1427 yılında yapılmıştır. Şapel olarak kullanılan kulenin birinci katı yıkılmış, çatı tonozları düşmüş ve üzerindeki resimler tahrip olmuştur. Bununla birlikte, şapelin duvarları üzerindeki tasvirler, günümüze iyi şekilde ulaşmıştır. Kulenin güneyinde bir merdivenle çıkılan apsis bölümü vardır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.30a
Trabzon Ayasofya Müzesi

Camiye dönüşüm

1461 yılında, Trabzon şehri Fatih Sultan Mehmet tarafından alınınca, burası da camiye çevrilir. Ancak, Müslümanlıkta tasvirler günah olduğundan, yani resim yasak olduğunda resimlerin bulunduğu üst bölüme tente çekilir. (Kubbenin üstündeki tente, üst bölümdeki resimlerin görülmesini engeller, yan taraftan bu resimleri uzaktan görmem mümkündür) 1868 yılında harap durumda olan cami: Bursalı Rıza Efendinin gayretleriyle onarılır.

I. Dünya savaşı yıllarında yapı depo ve hastane olarak kullanılır. 1964 yılında ise Vakıflar Müdürlüğü tarafından restore edilerek ziyarete açılır.

TRABZON MÜZESİ

Burası: 1900’lü yılların başında: Banker Kostaki Teophylaktos isimli bir rum tarafından yaptırılmış. Zeytinlik caddesi üzerinde. Mimarının kim olduğu bilinmiyor. Ancak: yapıda kullanılan malzemelerin çoğunluğunun İtalya’dan getirilmiş olması, mimarının da İtalyan olabileceğini düşündürüyor.

Yapının sahibi: Kostaki, 1917 yılında iflas edince, diğer tüm mal varlığı ile birlikte, bu yapıya da haciz konmuş ve konak: Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınmış.

Yapı: Milli Mücadele yıllarında, karargah olarak kullanılmış. 1924 yılında, Atatürk, Trabzon’a ilk kez gelişinde, eşi Latife Hanım ile birlikte, bu yapıda konaklamış.

Yapı: 1937 yılında, Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilmiş ve bir süre, 50.Yıl Kız Lisesi olarak kullanılmış. Ancak: daha sonra, 1987 yılında, Kültür Bakanlığına tahsis edilmiş ve 13 yıl süren restorasyon sonucu, 2001 yılında müze olarak hizmete açılmış.

Konağın: bodrum kat hariç, tüm kat duvarları: tamamen kalem işi ile bezenmiştir. Bu katlarda: kronolojik sıraya göre düzenlenen arkeolojik eser seksiyonları: 4 mekandan oluşur.

Giriş salonu: MS.2’nci yüzyıla tarihlenen Roma dönemine ait, normal insan boyutunda, bronz Hermes heykeli var. Heykel: müzenin en önemli eserleri arasında. Bu bölümde ayrıca, bir kazıda çıkarılan mermer tapınak buluntuları, Roma dönemi mermer mimari parçalar ve Osmanlı dönemi mermer mimari parçalar bulunuyor. Bunun dışında, arkeolojik eserler seksiyonunda bulunanlar:

1.Bölüm: Asur dönemi, silindir mühür.

2.Bölüm: Roma ve Helenistik dönemlere ait: bronz, pişmiş toprak ve cam eserler ve sikkeler.

3.Bölüm: Bizans dönemi sikkeleri, ikonalar ve Osmanlı dönemi objeleri var.

Bu katta, ayrıca, ziyaretçi bekleme salonu ve kafeterya olarak düzenlenen bir salon da bulunuyor.

Birinci Kat: Giriş katına göre, daha sade. Etnoğrafik eserler burada sergileniyor. İslami eserler, silahlar, yazma eserler, dokumalar, takılar, giysiler var.

Asma Kat: Trabzon Müzeler Müdürlüğü olarak düzenlenmiş. İdari kat olarak ayrılmış.

Bahçe düzenlemesi: konağın hemen girişinde, Tyke (Şehirlerin kurucu tanrıçası) heykeli var. Bahçedeki diğer süslemeler ise: doğu köşesinde, ortasında alttaki daha geniş iki kenarlı dilimli çanakları bulunan şadırvanlı havuz bulunuyor. Ayrıca: çam, palmiye ağaçları ve çeşitli çiçekler var.

ST.ANNA/ KÜÇÜK AYVASIL KİLİSESİ

Trabzon’da, şehir içinde, Çarşı mahallesinde, Maraş caddesi Hartama sokak üzerindedir.

Kilise, 1923 yılına kadar, faal olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, Belediyenin ambarı olarak kullanılmıştır. Bina: 1999 yılında Trabzon Valiliği tarafından önerilmiş. Günümüzde ise, herhangi bir şekilde kullanılmıyor.

Trabzon’un, günümüze kadar ulaşmış, ayakta kalan en eski kilisesidir. Narteksi yoktur. Nefler, içten ve dıştan yuvarlak planlıdır. 7. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. 9. yüzyılda, onarım görmüş.

Aslında, küçük boyutlu bir kilise. İç duvarlarındaki fresklerinin büyük bölümü tahrip edilmiş. Güneyindeki giriş kapısının üzerinde: bir Bizans kabartması ve bir kitabe var. Bu kitabenin, Roma döneminde, I. Basil dönemine (884-885) ait olduğu sanılıyor ve onarım yapıldığını yazıyor.

Zeminin altında, bir mezar odası var. Batı duvarı dışında kalan izler, yapının bir zamanlar, başka bir yapıya bağlı olduğunu göstermektedir. Yapıda: fresk kalıntıları var ama çok bozulmuş durumda.

Trabzon Santa Maria Kilisesi

SANTA MARİA KİLİSESİ

1845 yılında, Rus Çarı I. Nikolas’ın emri üzerine, 8 bin kişilik, İtalyan rahipler gurubu, Rusya’dan kovulurlar ve Trabzon’a varırlar. Trabzon’da, Fransız konsolosunun katkıları ile, bir dernek kurarlar. 1952 yılından, 1854 yılına kadar, bu manastırı ve ana binayı inşa ederler. Karadeniz manzarasına sahip olan bina: tamamen taştan inşa edilir. Bütün kapı ve pencerelerinin dışa bakan cepheleri, oyma taştan çerçevelerle süslenir.

28 Şubat 1855 yılında, Kırım Savaşı sırasında, Sultan Abdülmecid, Trabzon’u ziyarete gelen Hıristiyanların kullanabilmesi için; bir kilise yapılmasına izin verir. 4 Ekim 1869 yılında, kilisenin inşası için ilk taş konur. İnşaatın yapımına: Trabzon’da yaşayan tüm Hıristiyanlar katılır. Sonuçta: kilise, 2 Şubat 1874 tarihinde hizmete açılır.

Kilise: günümüzde, ziyarete açıktır. Karadeniz’e gelen hacılar, turistler ve ticaret için şehre gelen Hıristiyanlar burayı kullanmaktadırlar. Geçen yakın zamanda, belki hatırlayanlar olabilir, buranın rahibi vuruldu. Burada en dikkati çeken husus şu. Bu kilise: Vatikan tarafından yaptırılmıştır, yani Katoliklere ait. Ancak, bu bölgede yaşayan yoğun Rum nüfus, kendileri Ortodoks oldukları için, bu kilisenin yapımını engellemeye çalışmışlardır.

Trabzon St Eugeneus Kilisesi-Yeni Cuma Camisi

ST.EUGENEUS KİLİSESİ. YENİ CUMA CAMİSİ

Trabzon şehrinde, Cuma mahallesindedir.

Bizans döneminde, Trabzon şehrinin korucusu azizi olduğuna inanılan; St Eugenios’a atfen yapılmış.

Yapılış tarihi olarak: 13. veya 14.yüzyıl düşünülüyor. Ama, ne zaman yapıldığı net olarak bilinmiyor.

Yapının, bugün narteksi bulunmuyor. Merkezi kubbe: doğuda haç biçimli iki ayağa, batıda yuvarlak iki Dorik sütuna pandantifler yardımıyla oturur. Yan neflerin üzeri, tonozlarla örtülmüştür. Bu yapıda da fresk izleri ve zemin mozaiklerinin kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca, orta apsisin dışında kartal ve güvercin kabartmalarına yer verilmiş.

Trabzon’un fethinden sonra camiye çevrilen yapıya: kuzey giriş kısmı ile minare ilave edilmiştir. Büyük apsisten bir giriş daha açılmıştır. Taştan yapılan mihrap, barok karakterlidir. Minberi ahşaptan yapılmış olup, sade bırakılmıştır. Mahfilde, iyi bir ahşap işçilik görülür. Bu ilavelerden başka, caminin içinde çok değerli kalem işi süslemeler var. Kullanılan diğer kısımlardaki yazı ve nakışlar yenilenmiş.

ÇARŞI CAMİSİ

Kemer altı semtinde, Çarşı mahallesinde, Bedesten karşısındadır.

Cami: 1839 yılında, Trabzon Valisi, Osman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin kurulduğu saha eğimli olduğu için, kuzey cephesinin son cemaat yerinin altına dükkanlar yerleştirilmiştir. Şehrin en büyük camisidir. Ancak, günümüzde daha büyük camiler yapılmış.

Muntazam  taş işçiliği hemen göze çarpıyor. Örtüsü: tamamen kurşunla kaplanmış. Kapı ve pencerelerinde, barok süslemeli bordürler görülüyor.

Trabzon Kalesi

TRABZON KALESİ

Evet, şehirde bugün mevcut bulunan surlar: Roma döneminde, MS.5’nci yüzyıla tarihleniyor. Kale: 3 bölüme ayrılıyor. Bunlar: Yukarı Hisar, İçkale ve Aşağı hisar. Yukarı hisar ile Orta hisar: Kuzgun Dere ile İmaret deresi arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulmuş. Bu bölüm, kalenin en eski bölümü. Ancak: kaba olarak, bir yamuğa benziyor.

Bu yamak şekli nedeniyle: şehrin isminin “Trapez-Trabezus” isminden türediği bilinmektedir. Hatırlarsanız, tarih bölümünde bu konuyu anlatmıştım.

Yukarı Hisar: İç kaleyi koruyan ve Akrapol ile, bu kısmın en eski ve şehrin içinde kapalı bir sitedir. İlk yapıldığı tarih, MÖ. 2000 yıllarına kadar gitmektedir.

Doruğunda: imparator ve imparatoriçenin ikametgahları, bunların çevresinde prensler ve diğer soyluların binaları bulunur idi. Bu binalardan başka: kale muhafızlığı, katip ve hizmetçiler sınıfının bulunduğu yapılar yer almakta idi.

Orta Hisar: Yukarı hisar ve iç kalenin devamı olan bu kısım: yamuksu şeklindedir. İç kaleden, bu kısma, iki kapı ile geçilmektedir. Bu bölümde: Ortahisar camii, eski Hükümet konağı, Zağnos köprüsü, kule ve çifte hamamlar, Amasya camisi, Şirin Hatun camisi, Musa Paşa camisi var. Kule hamamı, çifte hamamı, Amasya camisi, günümüzde yıkık durumdadır. Bu kısımdaki surlar: Trabzon imparatoru Alexsioz II, zamanında yukarı hisardan aşağı hisara kadar yaptırılmıştır.

Aşağı Hisar: Bu kale, batıdan Zagnos burcunun yanı başından başlayıp denize kadar inen surlardan meydana gelmiştir. Bu kısım surların Sotka kapısı adı verilen iki kapısı var. Günümüzde “kale kapısı” ismi verilen mevkide, suru delinerek taşıtların geçmesine elverişli duruma getirilen kısmı, daha yüksek duvarlardan meydana gelmiştir.

Aşağı hisarın çevrelemiş olduğu bölgede, St. Andrea kilisesi, Molla Siyah Camii, Hoca Halil Camii, Pazarkapı Camii, Kundupoğlu ve Yarımbıyıkoğlu Evleri, Sekiz direkli hamam, Tophane hamamı, Hacı Arif hamamı, İskenderpaşa Çeşmesi gibi tarihi eserler var.

Trabzon Kalesi Cephanelik

CEPHANELİK

Burası: Fatih Kulesi veya İrene Kulesi olarak da biliniyor. Ancak; yapılışına ait herhangi bir kitabe yok. Kulenin: imparatoriçe Irene (1340-1341) tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Trabzon aristokratları, burada toplantı yapıyorlarmış.

Kapısı üzerinde, Sultan II. Abdülhamit tuğrası ve kitabesi var. Buna göre: cephaneliğin bugünkü yapısı, 1887 yılında yaptırılmış. Çünkü: Yıldız Sarayı Albümünde fotoğrafı var.

Burası: yaklaşık 25 metre yüksekliğinde ve 40 metre çapında, iç içe iki bölümden oluşuyor. İç bölüm:4 ve dış bölüm ise: 3 katlı.

1916-1918 Rus işgali sırasında, mühimmat deposu olarak kullanılmış ve 9 Temmuz 1919 tarihinde, bir patlama ile, hasar görmüş. Günümüzde: özel sektör tarafından, aslına uygun olarak restore edilme çalışmaları sürdürülüyor.

Trabzon Gülbahar Hatun Camisi ve Türbesi

GÜLBAHAR HATUN CAMİSİ VE TÜRBESİ

Şehir merkezinde, Atapark’ın güneyinde bulunuyor. Yavuz Sultan Selim zamanında, annesi Gülbahar Hatun adına, 1514 yılında yaptırılmış. Zamanla: çevresinde oluşturulan: medrese, imaret, mektep, türbe ile birlikte bir külliye oluşturulmuş. Ancak: günümüze, yalnızca türbe kalmış. Diğerleri yok.

Cami: tek kubbeli, kesme taşlardan yapılmış. Kuzey cephesinde ana giriş kapısı var. Cümle kapısı, sivri kemerli ve basık kemerlidir. Bu kapının üzerinde: 1883-1884 yıllarında yapılan onarıma ait, bir kitabe var. Minarenin şerefesi: üç sıra ve iri bademli ve sarkmalıdır. Korkuluk altı ise, köşe kabartmalıdır.

Trabzon Boztepe Mesire Yeri

BOZTEPE MESİRE YERİ

Şehir merkezine 2 km. uzaklıkta ve 250 metre yüksekliktedir. Çam ağaçları ile çevrili bir tepedir. Burada: her türlü yeme-içme tesisi bulunmaktadır.

Trabzon 100 Yıl Parkı

100.YIL PARKI

Trabzon-Rize kara yolu üzerindedir. Şehir merkezine 3 km. uzaklıktadır. Deniz kıyısında, Trabzon Belediyesi tarafından işletilen güzel bir piknik yeri.

TRABZON KIYILARI-PLAJLARI

Trabzon: yaklaşık 115 km. lik kıyı şeridine sahip. Güneşli günlerin azlığı ve bol yağışlı iklim nedeniyle, deniz turizmi istenilen ölçüde gelişmemiş durumda.

Ayrıca: son yıllarda yapımı devam eden Sarp-Samsun kara yolu nedeniyle, Karadeniz kıyı bandının önemli bir kısmına, dolgu yapılıyor. Bu dolgu çalışmaları, kıyılardaki doğal alanları olumsuz etkilemiş. Böylece de, deniz turizmi olumsuz yönde etkilenmiş.

Beşikdüzü Pirinçlik Plajı, Çarşıbaşı Halk Plajı var. Bunlar merkezdeki plajlar. Bunların dışında: Trabzonspor Tesislerinin hemen yanında bir marina yapılmış, burası yüksek kapasitede yat barındıracak büyüklükte.

Trabzon Kızlar Manastırı (Panagia Theosepastos)

KIZLAR MANASTIRI (PANAGİA THEOSKEPASTOS)

Trabzon’da, Boztepe’ye çıkan yol üzerindedir. Belediye tarafından onarılarak ziyarete açılmış. Boztepe’nin yamacında, şehre hakim bir noktada kurulmuş olup, iki teras üzerindeki kayalar işlenerek inşa edilmiş.

Çatısı kayalardan oluştuğu için: manastır adı “Tanrının örttüğü” olarak ortaya çıkmıştır. Manastır kompleksinin çevresi, yüksek koruma duvarları ile çevrilidir.

14.yüzyılda, III. Alexios döneminde, Boztepe’nin güney yamaçlarındaki bir kaya kilise çevresinde yapılmıştır. Daha sonraki dönemde, 19’ncu yüzyılda genişletilmiş ve bugünkü şeklini almıştır.

İlk olarak, güneyde, içinde kutsal su bulunan kaya kilisesi ve onun girişindeki şapel ve birkaç hücreden ibarettir. Kaya kilisenin içinde: kitabeler ve Alexios III. karısı Theodora ve annesi Eirene’nin portreleri var.

Theoskepastos kelimesi: yukarıda sözünü ettiğim gibi; “Tanrı tarafından örtülmüş ve korunmuş” anlamına gelir. Geniş kütlesi ile ayakta kalarak günümüze kadar ulaşmış olması, buranın önemini ortaya koyuyor. Ayrıca: Aleksios’un oğulları: Anrokinos ve Manuel, burada gömülü.

Günümüzde: burada: Anakaya kilisesi, çan kulesi, öğrenci yurtları, misafir odaları, mezar şapeli, çilehane ve kutsal su gibi yerler var. Zaten, 1923 yılına kadar fiilen kullanılmış olan manastır, daha sonra terk edilmiş. Kent merkezinde kalan tek manastır özelliği taşıyan yapıyı görmenizi öneriyorum.

Trabzon Peristere Manastırı (Kuştul Manastırı)

PERİSTERA MANASTIRI (KUŞTUL MANASTIRI)

Trabzon-Maçka kara yolunun 22. km. de, Şahinkaya yol ayrımından 14. km. daha gidildikten sonra ulaşılıyor.

Sümela manastırına benzeyen bu manastır, sanki Sümela’nın küçüğü. 300 metrelik dik bir kaya kütlesinin üzerine kurulmuş. Kale gibi, vadiye hakim bir tepede kurulmuş. 752 yılında kurulduğu tahmin edilen manastır: 1230 yılında yağma edilmiş ve terk edilmiş. Ancak: 1393 yılında tekrar kurulmuş ve 15.yüzyıl başlarında, eski önemini kazanmış.

Ancak: 1906 yılında, burada büyük bir yangın çıkıyor ve sonra her ne kadar onarım da yapılsa, Karadeniz bölgesinin önemli bir kartal yuvalarından biri olan manastır, terk ediliyor.

Manastıra: batı cephesindeki bir merdivenle çıkılıyor. Büyük kilise: açık hollü ve galeri İtalyan stilinde yapılmış bir bina olarak öne çıkıyor. Manastır: defineciler tarafından, maalesef aşırı miktarda tahrip edilmiş. Günümüzde: büyük kilise yıkılmış durumda. Eskiden: bir merdivenle alt avluya bağlanıyormuş.

Erzurum

bar oyunu.1
Erzurum

 

Evet, Erzurum denilince akla hemen: dadaş, Oltu taşı, palandöken ve kayak geliyor. Bu şehre: birkaç kez gittim ve bulunduğum sürede: güzel ve düzenli bir şehir olduğunu gördüm. Özellikle: büyük bir zevkle: Oltu taşı hediyelik tespih ve yüzük, küpe gibi güzel şeyler satın aldım.

Hatta: Oltu taşından tespihte, her tanenin üzerine: gümüş çok ince şeritler ile, bir harf yazmak suretiyle, adım ve soyadımı yazabildiklerini gördüm. Milli Mücadele öncesinde, ülkemizin bölünmez bütünlüğü yönünde karar alınan: Erzurum Kongresinin yapıldığı yeri gördüm.

Muhteşem bir tat: çağ kebabını yedim.

Çifte minarenin güzelliğini hayran hayran izledim. Rüstem Paşa Çarşısında dolaşıp, Aziziye Tabyasına çıktım. Gerçekten güzel bir şehir.

genel.1
Erzurum

ULAŞIM

Uluslar arası Erzurum Hava Alanı: yıllık 2 milyon yolcu kapasitesine sahiptir. Aynı anda: 7 uçak barınabilmektedir.

ILS (aletli iniş sistemi) ile; 24 saat uçak inebilmektedir. Yurt dışından gelen uçakların, geçici gümrük işlemleri de yapılabilmektedir. Hava alanı: şehir merkezine 10 dakika uzaklıktadır. (uzaklık: 10 km. dir)

Demir yolu ulaşımı: İstanbul-Haydarpaşa-Kars demir yolu hattı, şehirden geçer. Doğu Ekspresi ve Mavi Tren, Erzurum’dan geçer.

Otobüs terminali, il merkezindedir. Erzurum-Ankara arası uzaklık: 873 km. Erzurum-İstanbul arası uzaklık: 1225 km. Erzurum-Sivas arası uzaklık: 435 km. Erzurum-Erzincan arası uzaklık: 189 km. Erzurum-Trabzon arası uzaklık: 303 km. dir.

cirit.1
Erzurum Tarihi

TARİHİ

Erzurum’un bilinen ilk adı: Bizans imparatoru II. Theodosios’a izafe edilen “Theodosiopolis’tir. Bu şehir: günümüzdeki Erzurum’un yerine; MS. 415 tarihinde kurulmuştu.

Erzurum adı ise: Erzen’in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine, burada yaşayan insanların “Theodopolis”e göç etmelerinden sonra; bu şehre, Erzen adı verilmesi şeklinde gelişmiştir.

Selçuklular tarafından, Erzurum’da basılmış paraların üzerinde, şehrin adı “Arzan al-Rum” olarak yazılmıştır.

Çünkü: aynı dönemde, Silvan-Siirt arasında da, Erzen isimli bir yerleşim yeri bulunmaktadır.

Oradan, burayı ayırmak için, buranın isminin sonuna: al-rum kelimesi eklenmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk: 3 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum’a gelir. 5 Temmuz 1919 tarihinde, Erzurum kongresi toplanır ve bu toplantıda: milli mücadelenin temelini teşkil eden önemli kararlar alınır.

genel.4
Erzurum

GENEL

Erzurum, arazi büyüklüğü bakımından: Türkiye’nin dördüncü büyük kenti durumundadır. İl: genel olarak yüksek arazilerden oluşur. Arazisinin büyük çoğunluğunda: karasal iklim özellikleri hakimdir.

Kışlar uzun ve sert, yazlar kısa ve sıcak geçer. İlde, en düşük sıcaklık: -35 derece olarak ölçülmüştür.

Kar yağışlı gün sayısı: 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi 114 gün kadardır. En yağışlı devre: ilkbahar ve yaz mevsimleridir.

Şehir gayet güzel, turistik anlamda anlatacak, yazacak çok şey var. Ama, daha önemli bir gerçekte şu ki: Erzurum’da halk fakir. Şehirde, elle tutulur bir sanayi yatırımı yok.

Şehrin: GSYİH’daki payı: 1979 yılında: binde 9.8 iken, 1997 yılında, yani aradan geçen 19 yıl sonunda: binde 6’ya düşmüş.

Buna karşın: ülke gelinin GSYİH’sı: aynı dönemde olmasa da, 1987-1997 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde: yüzde 50.7 oranında artmış.

Yani: ülke genelindeki artış, Erzurum şehrini olumlu yönde etkilememiş. Sebep: işsizlik.

Bu arada: Erzurum’da kadınlar tarafından giyilen ve sık sık göreceğiniz yerel bir kıyafet sembolü var. Bu sembol: kara çarşaf değil.

Erzurum kadını: ak yünden ihram giyiyor. Erzurum’da kadının yerel dış giysisi: yün ihram.

genel.3
Erzurum

DADAŞ

genel.6
Erzurum

Erzurum ve Erzurum denilince, en çok duyacağınız sözlerden biridir bu. Erzurum, dadaş ve bar; birbiriyle yoğrulmuş tek bir sözcük gibidir. Dadaş kelimesinin anlamı: kimine göre: mert, cesur, özü sözü doğru, zalimin karşısında, mazlumun yanında olan merhametli, yiğit biridir.

Kimilerine göre ise: bar tutan, at binen, cirit atan, kabadayı, tığ gibi bir delikanlıdır.
Üniversiteler

BAR

Erzurum ve çevresinde, halk oyunlarına “bar” denir. Bar: davul-zurna eşliğinde, açık ve kapalı olmak üzere, iki şekilde oynanır. Açık barda, oyuncular birbirlerine uzak durarak dağılırlar ve el ele tutuşurlar. Kapalı barda ise, oyuncular birbirlerinin bellerini kavrayarak dizilirler.

CİRİT

Geleneksel spor dallarımızın en heyecanlısı olan cirit, Erzurum’da eski canlılığı ile yaşatılmaktadır. Atla, insanın birlikte mücadelesine dayanan ve erliğin bir göstergesi olarak kabul edilen cirit için, Erzurum’da özel sahalar var.

Geniş çayırlık alanlarda, özellikle hafta sonlarında düzenlenen karşılaşmalarda, oyuncular kadar seyirciler de büyük heyecan duyarlar.

Erzurum’da cirit mevsimi: ilkbaharda, kar kalkar kalkmaz başlar, sonbaharda biter. Ancak hava sıcaklığı -15 derecenin altına düştüğünde, kışın kar üstünde de oynanır.

23 Temmuz Doğu Fuar alanı içinde, dünyada ilk kez, cirit oyun alanı yapılmış ve hizmete sokulmuştur.

fisu. amblemi.1
Erzurum Üniversiteler arası kış spor oyunları

ÜNİVERSİTELER ARASI KIŞ SPOR OYUNLARI (ERZURUM 2011 WİNTER UNİVERSİADE)

Oyunlar: FISU (Uluslar arası Üniversite Sporları Federasyonu) bünyesinde düzenlenmiştir. Federasyona 134 ülke üyedir.

FISU bünyesinde: Ya ve Kış Üniversite Oyunları ve Dünya Üniversite Şampiyonaları tertip ediliyor. Bu yarışmalar: olimpiyatlardan sonra, dünyanın ikinci büyük spor organizasyonlarıdır.

üniv.oyunları.1
Erzurum Üniversiteler arası kış spor oyunları tesisleri

Erzurum’da konaklama tesisleriyle birlikte, toplam 8000 kişilik bir yatak kapasitesi mevcuttur.

Palandöken Kayak Merkezinde bulunan, 5 yıldızlı bir otel FISU karargahı olarak belirlenen ve FISU ailesinin kalacağı bu otelde, istenen tüm gereksinimler, en üst konfor ve kalite düzeyinde karşılanır.

Yarışmacılar ve görevliler için barınma tesisi: Atatürk Üniversitesi içinde bulunan ve tek bir yerde konuşlanan Oyunlar Köyü kullanılmıştır.

Oyunlar Köyünün, toplam yatak kapasitesi: 8000 olup: restoran, medya merkezi, akreditasyon merkezi, buz sporları alanları ile antreman alanları da, Oyunlar Köyü içinde bulunacaktır.

Her iki kişiye bir oda sağlanan köyde, odalarda FISU standartlarına uygun istenilen malzemeler ve olanaklar, sürekli olarak sağlanmıştır.

üniv.oyunları.2
Erzurum Üniversiteler arası kış spor oyunları tesisleri

Tüm kapalı saha tesisleri: Oyunlar Köyünün yakınındadır. Buz hokeyi, curling ve buz pateni alanları, Üniversite ve Köye yürüme uzaklığındadır.

Alanlar konumlandırılırken, katılımcıların konforu, kaliteli hizmet ve oyunlar sonrasında kullanımın devamlılığının sağlanması hedeflenmiştir. Kapalı tesis olarak: Palandöken’de: 2000 kişilik buz hokeyi arenası, 500 kişilik buz hokeyi ringi, Yakutiye bölgesinde: 3000 kişilik buz pateni arenası, 500 kişilik buz pateni ringi ve Erzurum Merkezde: 1000 kişilik Curling arenası hazırlanmıştır.

Kış oyunlarında: 6 zorunlu ve ev sahibi ülkenin seçeceği 1 veya 2 isteğe bağlı spor dalında müsabakalar yapılmaktadır. Zorunlu dallar: Alp disiplini, Kuzey disiplini, Buz hokeyi, Hız pateni, Biatlon, Artistik Paten.

İki yılda bir yapılan oyunların, 2011 yılı organizasyonu: 27 Ocak – 6 Şubat tarihleri arasında, Erzurum’da yapılmıştır.

tortum şelalesi.rafting resmi.1
Erzurum rafting

RAFTİNG

Erzurum’un İspir ilçesi sınırlarından geçen Çoruh Nehri: rafting yapmaya en elverişli akarsulardan biridir. Derin kanyonları ile ilgi çeken Çoruh, her yıl turistlerin akınına uğrar. 1993 yılında; Dünya Rafting Şampiyonası, Çoruh Nehrinde yapılmıştır.

ERZURUM KONGRESİ

Anadolu’da milli mücadele birliği kurulmasındaki, ikinci adım: Erzurum’da atılmıştır. Kongre: 23 Temmuz tarihinde, bir okul salonunda 54 delegenin toplanması ile çalışmalarına başlar. Burada: milli mücadelenin temelleri açısından, önemli kararlar alınır. Alınan bu kararların başlıcası ise: “Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.”

 
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ

Cumhuriyet kurucusu Mustafa Kemal Atatürk: 1 Kasım 1937 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama yılının açılışı konuşmasında: Doğu Anadolu’da büyük bir Üniversite kurmanın gerektiğini ifade eder.

Bunun üzerine, çalışmalar başlar. Kurulan bir komisyon; 1951 yılında, Doğu Üniversitesinin Erzurum’da kurulmasını ve adının Atatürk Üniversitesi olmasına karar verir.

1957 yılında Atatürk Üniversitesi kurulur. Kuruluşundan itibaren, 14 yıl boyunca: üniversitenin görev kadrosu, Amerika’daki Nebraska Üniversitesi personeli tarafından takviye edilir. 1968 yılında: Fakültedeki kadrolar, Türk personel tarafından doldurulur.

Üniversite: günümüzde, 16 fakülte, 5 yüksek okul, 8 meslek yüksek okulu, 6 enstitü ve 15 araştırma merkezinden oluşmaktadır. 2008-2009 öğretim yılı itibarıyla; 33.544 öğrenciye eğitim verilmektedir.
Evet, sonuç olarak, Üniversite: kuruluşundan bu yana, şanlı ismi ile, doğu bölgesinde eğitimsel ve kültürel temsilcilik görevini yürütmektedir.

NE YENİR

Geleneksel Erzurum mutfağını oluşturan yiyeceklerin başlıcaları şunlardır: Su böreği, ekşili dolma, kesme çorbası, ayran aşı, çiriş, şalgam dolması, yumurta pilavı, kadayıf dolması.

Bunların yanında: Erzurum’a gittiğinizde, mutlaka yemenizi önereceğim yiyecek, elbette: çağ kebabı. Bildiğiniz dönerin, dik olarak değil de, yatık olarak ve odun ateşinde pişirildiği bir şekli. Muhteşem bir lezzet, mutlaka denemelisiniz.

Bunun dışında: önerebileceğim lezzetler şunlar

HERLE AŞI

Bir miktar un, tere yağında kavrulur, üzerine bir miktar su konur ve devamlı karıştırılır. 20-25 dakika kaynatılır ve sıcak sıcak içilir. Bu çorba, özellikle kış aylarında yapılır. Hastalara, herle çorbası içirilerek terletilir ve şifa bulmaları sağlanır.

HINGEL

Yurdumuzun birçok yöresinde mantı olarak bilinir ve yenir. Erzurum’da: Hıngel(mantı) sulu ve susuz olmak üzere iki şekilde yapılır.

AYRAN AŞI

Bazı yörelerde Yayla Çorbası denen bu çorbaya Erzurum’da Ayran aşı denilir. Yoğurttan hazırlanan bir çorbadır.

CEVİZLİ KADAYIF DOLMASI

Burma kadayıftan yapılan bir çeşit tatlı. Üzerine kaymak ve dövülmüş ceviz ile süslenerek servis ediliyor.

genel.2
Erzurum

NE SATIN ALINIR

Erzurum’dan, hediyelik veya kendiniz için alabileceğiniz: Oltu taşından tespihler, ağızlıklar, bilezikler, gerdanlıklar, broş, küpe, saç tokası olabilir. Bu ürünleri: şehir içinde, birçok dükkanda bulabilirsiniz.

Ama özellikle, Rüstem Paşa Çarşısına gidin. Oltu taşı: Erzurum yöresinin en önemli el işçiliklerinden biridir. Bu yüzden: Oltu taşı halkında daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum.

oltu taşı.1
Erzurum oltu taşı

OLTU TAŞI

Oltu taşı: kıymetli bir maden taşı olup, yalnızca Oltu İlçesi ve çevresinde çıkar. Çıkarılması zor, rezervi az, fakat işlenmesi kolaydır. Taşın oluşumu: ağaçların reçinesi ile kil ve linyitin karışımıdır. Taşın çıkarıldığı köylerin arazisi, genellikle çok engebeli dik yamaçlardan meydana geldiği için, maden çıkarılan ocaklara ancak yaya ve zorlukla ulaşılır.

Kazma, kürek, murç ve çekiç gibi ilkel aletlerle çalışılır. Cevher: 3-5 cm. kalınlığında ve zaman zaman kaybolan, yani kırılmış damarlar halindedir. Maden cevherinin az ve çıkarılmasının zorluğu, Oltu taşının kıymetini daha da arttırmaktadır.

Taşın başlıca özellikleri şunlardır: Topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen, hava ile temas edince sertleşmektedir. İşlenmesi kolaydır. İşlendikçe sertleşir. Kullandıkça parlar, rengi genellikle siyah ve bazen de kahverengidir. Çıra gibi is çıkararak, alevli bir şekilde yanar. Sürtünme ile elektriklenir ve hafif cisimleri çeker.

Oltu taşından yapılanlar şunlardır: tespih, kolye, gerdanlık, fincan takımı, yüzük taşı, sigara ağızlığı, pipo, kol düğmesi, küpe, rozet, kravat iğnesi, yaka iğnesi. Bu saydığım mamuller içinde, en çok üretileni: tespihlerdir. Oltu taşı tespihlerin ünü: Türkiye dışında da birçok ülkeye yayılmıştır. Çünkü, bu tespihler çekildikçe parlayıp güzelleşirler ve insanlar bunlara karşı bağışıklık kazanır.

Erzurum’da Oltu taşı tespih satın almak istediğinizde, gerçek olup olmadığını anlamak için, birkaç küçük deney yapabilirsiniz. Oltu taşını elinize alıp nefesinizle buharlaştırdığınızda, buharı çeker ve üzeri nemlenir. Sürtünme ile elektriklendiği için, küçük kağıt parçalarını kendine çeker. Umarım, ilginizi çeker ve güzel bir Oltu taşı ürün alırsınız.

genel.5
Erzurum

NERELER GEZİLİR

arkeoloji müzesi.1
Erzurum arkeoloji müzesi

ERZURUM ARKEOLOJİ MÜZESİ

İlk olarak: Çifte Minareli Medrese’de: 1942 yılında faaliyete geçmiştir. 1967 yılında ise, yeni binasına taşınmıştır. Müzede sergilenen arkeolojik eserlerin çoğunu: Karaz, Pulur ve Güzelova buluntuları oluşturuyor.

Bunlar: Tunç çağı aletleri, Tunç çağı çanak-çömlekleri, kutsal ocaklar, ok uçları, Urartu kapları, madeni levhalar ve klasik Roma, Bizans çağına ait küçük buluntular şeklinde sergileniyor.

TÜRK-İSLAM ESERLERİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ

Yakutiye Medresesinde bulunmaktadır. Müzede: bölge kültürü ve sanatı ile ilgili Etnografik nitelikle eserler sergilenmektedir. Etnografik eserler salonunda: değerli altın, gümüş eserler, kemerler, başlıklar, yüzükler, bilezikler, giyim eşyaları, yazma kitaplar, sikkeler görmek mümkün.

yakutiye medresesi.1
Erzurum yakutiye medresesi

YAKUTİYE MEDRESESİ

Hoca Celaleddin Yakut tarafından, 1310 yılında yaptırılmıştır. O dönemde yaptırılan, 150 kadar medrese arasında, mukarnas örtüsü ile ayrı bir yer işgal eder.

İlhanlı döneminden günümüze kalan nadir eserlerden biridir. Selçuklu dönemi geleneksel mimari tarzı: Yakutiye Medresesinde de sürdürülerek, anıtsal bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Yapı: dört eyvanlı, kapalı avlulu medreseler gurubundadır.

Eyvanlar arasında, hücreler var. Batı eyvanı, değişik bir tarzda ele alınarak, iki katlı inşa edilmiş. Güney eyvanın bitiminde, kümbet var. Kümbette mezar yok. Medresenin dışa taşkın taç kapısı ve iki köşesindeki minareleriyle kurulan denge, yapının bütününde de cepheye karşılık kümbet yerleştirilerek sağlanmıştır.

1984 yılından, 1994 yılına kadar onarımı süren medrese, 29 Ekim 1994 tarihinde, Türk-İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

palandöken.1
Erzurum Palandöken dağı

PALANDÖKEN DAĞI 

3271 metre rakımlı, tektonik bir dağdır. Şehrin: 10 km. güneyindedir. Erzurum şehir merkezinin rakımı: 1950 metreyi bulduğundan, şehir merkezinden, Palandöken Dağı, pek heybetli görünmez. Ancak: mitolojide ve Anadolu’daki birçok efsanede, dağın ismi geçmektedir.

Palandöken Dağının en yüksek noktası: Büyük ejder Tepesidir. Burada: iletişim vericileri ve özel bir işletmeye ait kafeterya bulunmaktadır.

Kayak sezonunda: telesiyej vasıtasıyla zirveye ulaşılabilir. Zirveden inen hat üzerinde, 2500 metre yükseklikte, Ejder Liftinin bitiminde de özel bir kafeterya bulunmaktadır.

palandöken.2
Erzurum Palandöken dağı kayak tesisleri

PALANDÖKEN DAĞI KAYAK TESİSLERİ

Erzurum’un güneybatısında, şehir merkezine 5 km. uzaklıkta ve Palandöken Dağının kuzey yamaçları üzerinde, Palandöken Kış Sporları ve Turizm Merkezi bulunmaktadır.
Kayak Merkezi: özel araç veya otobüs ile, kent merkezine: 10 ve hava alanına ise 20 dakika uzaklıktadır. Şehir merkezinden, kayak merkezine : tatil günlerinde Belediye otobüsleri ve diğer zamanlarda taksi ile gidilir.

palandöken dağı.2
Erzurum Palandöken dağı kayak tesisleri

10 Aralık-10 Mayıs tarihleri arasındaki dönem: kayak etkinlikleri için en uygun zamandır. 15 değişik pistte: sürekli olarak 5 km. boyunca kayma imkanı bulunmaktadır. Kayak alanı: 2150-3100 metre yükseklikte bulunmaktadır.

Normal kış koşullarında: 2-3 metre kar yağışı almaktadır. Karasal iklim nedeniyle: mevsim boyunca “toz kar” üzerinde kayak yapılmaktadır. Yeterli sayı ve nitelikte yarışma ve serbest kayak pistleri var.

palandöken.5
Erzurum Palandöken dağı kayak tesisleri

Tesislerde: 1 adet tele ski, 3 adet telesiyej ve 1 adet tele kabin (3. km.) tesisi var. Alanda: hakim rüzgar yönü: güneybatı. Arazi mülkiyeti: özel ve kamuya aittir. Konaklama tesislerindeki, toplam yatak sayısı ise: 1150 yataktır.

palandöken.6
Erzurum Palandöken dağı kayak tesisleri

Uluslar arası Kayak Federasyonu tarafından, dünyanın ikinci büyük kayak merkezi olarak seçilmiştir. 6.5 km. lik profesyonel kayak merkezi, yılın 180 günü (Kasım’dan Haziran’a kadar) kayak yapma imkanı tanımaktadır.

çifte minareli medrese.2
Erzurum çifte minareli medrese

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın kızı Hüdavent Hatun tarafından, 1253 yılında yaptırılmıştır. Çifte Minareli Medrese: iki katlı ve açık avlulu olan medreselerin en büyüğüdür. Çini ve rölyef süslemeleri, ne yazık ki yarım kalmıştır. Taç kapısı: kabartma süslemeleriyle Selçuklu tarzının en güzel örneklerinden biridir.

Bugünkü durumuna, 13. yüzyıl sonlarında getirildiği anlaşılmaktadır. Cephede, taç kapısı formundan çok çeşme nişleri ile yarım yuvarlak iki payanda vardır. Taç kapının iki yanında yükselen silindir minareler, tuğla ve mozaik çiniler ile süslenmiştir. Taç kapıyı çeviren bölümdeki: bitki süslemeleri ve kalın silmeli panoların içindeki ejder, hayat ağacı, kartal motifleridir.

çifte minareli medresi.1
Erzurum çifte minareli medrese

Cephenin en gösterişli bölümüdür. Doğudaki tamamlanmış hayat ağacı ile kartal motifinin bir arma olmaktan çok: Orta Asya, Türk inanışına kadar uzanan gücü ve ölümsüzlüğü dile getirdiği düşünülür.

erzurum kalesi ve saat kulesi.1
Erzurum iç kalesi ve saat kulesi

ERZURUM İÇ KALESİ VE SAAT KULESİ

Yaklaşık 2000 metre yükseklikte bir tepe üzerine inşa edilmiştir. 5. yüzyılda, Roma imparatoru Teodosyus tarafından yaptırılmıştır. Kale: 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. Erzurum kalesi: bulunduğu tepenin üzerinde, bir iç kale ve bunu çevreleyen dış kaleden oluşmaktaymış.

Ancak, günümüzde iç kale sağlam kalmış olmasına rağmen, şehri çevreleyen dış kale surları yok olmuştur. Günümüze ulaşan iç kalenin duvar kalınlıkları: 2-2.5 metre arasında değişmekte olup, halen 8 burcu ayakta durmaktadır.

erzurum kalesi.1
Erzurum iç kalesi ve saat kulesi

Kalede bulunan: mescit ve saat kulesi, Türk mimari döneminin ilk örnekleri olmaları bakımından önem taşımaktadırlar. Her taraftan, çok rahatlıkla görülebilmektedir. Tepsi mimari olarak da adlandırılan kule; orta çağda, gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.

Osmanlı mimarisinin Barok çağında ise; saat kulesine çevrilmiştir.

Kale mescidi ise: 1132-1134 yılları arasında hüküm süren, Abdul Muzafferuddin Gazi tarafından yaptırılmıştır. Tek büyük bir kubbe ile örtülen mescit, geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşır.

saat kulesi.1
Erzurum iç kalesi ve saat kulesi

Mescit: 12. yüzyılda Saltuklular zamanında yaptırılmıştır. Kıble duvarıyla iç surlara bitişen yapı, dikdörtgen bir plana sahiptir. Ortada, iki payeye oturan örtü sisteminde, girişte çapraz tonozla aynı genişlikte mihrap önü kubbesi var.

Yan mekanlar, beşik tonozludur. Derin mihrap, surların güneyindeki yarım yuvarlak burca oturtulmuştur. Erzurum’daki en eski Türk yapısı olarak kabul edilir. Mescit-türbe arasında ilginç bir mimari özelliği sahiptir.

ulu cami.1
Erzurum ulu cami

ULU CAMİ

Şehir içinde, Cumhuriyet caddesi üzerindedir. Anadolu Selçuklu Ulu Camilerinin tüm özelliklerini taşır. Cami dikdörtgen planlıdır. Esas itibarıyla, güney duvarına dikey uzanan 7 neften oluşmaktadır.

Geniş olan orta nef önünde: kademeleri, silmeler ve kavallardan hafif sivri kemerler üzerine oturan bir ahşap kubbe bulunmaktadır. Üst üste yerleştirilmiş kalaslardan oluşan bu kubbeye, halk tarafından “kırlangıç” denilir.

Kubbenin oturduğu “L” biçimli iki ayakla birlikte, yapının çatısını: sivri kemerlerin birbirine bağlandığı, 28 ayak taşımaktadır. Orta nefte, kubbenin önünde mukarnaslı iki ayna bulunmaktadır. Kubbenin küçük pencereleri ve bu tonozların ışıkları: orta nefi aydınlatmaktadır.

Yapının diğer bölümleri: beşik tonozla örtülmüştür. İç bölüm: cephelerdeki değişik sayıdaki pencerelerle, yukarıdan aydınlatılmıştır. İç süslemeler bakımından: mukarnaslı ikinci aynalı tonozla mihrap dikkati çekmektedir.

Mihrap nişinin çevresini, bir kısmı yok olmuş geometrik süslemeli kalın bir silme çevreler. Son onarımda, kubbe dıştan çokgen kesme taş tambur üzerine, çinko ile örtülmüştür. Cami, Osmanlı döneminde, 5 kez onarım görmüştür.

lalapaşa camii.1
Erzurum lalapaşa camii

LALAPAŞA CAMİ

Erzurum’un merkezindedir. Erzurum’daki ilk Osmanlı camisidir. Merkez bir kubbe ile örtülü; klasik Osmanlı camilerinin tipik bir örneğidir. Kitabesine göre: 1562 yılında: Kıbrıs Fatihi olan ve Erzurum Beylerbeyi görevinde de bulunmuş Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Kesinlikle bilinmemekle birlikte, mimari özellikleri bakımından, Mimar Sinan’ın eseri olduğu söylenir. Bir hamam, muvakkathane, şadırvan, sübyan mektebi gibi ilavelerle, cami zamanla bir külliyeye dönüştürülmüştür.

Mimar Sinan’ın İstanbul Şehzade Camisindeki gibi, merkezi plan tipi ile inşa edilen cami, ortada dört payeye oturan merkezi kubbeyi, dört yandan destekleyen yarım kubbeler, köşelerde de, küçük kubbelerle derli toplu bir bütünlük gösterir. Caminin taç kapısı: 1870 yılında yenilenmiştir.
Cami içinde: çini alınlıklardan başka, halı, şamdan ve hat örnekleri bulunmaktadır.

rüstempaşa çarşısı.1
Erzurum Rüstem Paşa çarşısı

RÜSTEM PAŞA ÇARŞISI-TAŞ HAN

Burası daha çok “Taş Han” ismiyle tanınır.

Erzurum içindeki çarşı, özellikle Oltu taşı ve benzeri değerli taşlardan yapılan takıların satıldığı dükkanları ile ünlüdür. Şehir içinde, Menderes Caddesi üzerinde bulunur.

Kitabesinden anlaşıldığı kadarıyla: Osmanlı döneminde, 1544-1561 yılları arasında; Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa tarafından yapılmıştır.
Kervansaray planlı, iki katlı düzenlemeye sahiptir.

1970 yılında restorasyon görmüştür. Dört yöne açılan kapısı bulunmaktadır. Ana girişi: batıda eyvan şeklindedir. Buranın üzerinde: mescit kısmı bulunmaktadır. Alt kat: 3 eyvanlı düzenlenmiş olup, 31 hücre bulunur.

Avlunun ortasında bir fıskiyeli havuz var ve avluda bulunan çeşme orijinal değildir, çünkü üzerinde bulunan kitabe, başka bir çeşmeden alınarak buraya getirilmiştir.

rüstempaşa çarşısı.2
Erzurum Rüstem Paşa Çarşısı

Taşhan’ın üst katında, nişler içinde açılmış dükkanlar, iki sıra halinde, karşılıklı olarak devam eder. Köşeler: dört köşe kubbe ile örtülü olup, üst örtü tonuzdur. Üst kattaki dükkanların sayısı: 58’dir.

Burada: onlarca kuyumcu var. Rezervleri artık tükenmeye yüz tutmuş, Erzurum’un ünlü Oltu Taşı, gümüşle, altınla birleşmiş. El işçiliğinin nadide eserlerini burada bulabilirsiniz.

aziziye tabyası.2
Erzurum Aziziye Tabyası

AZİZİYE TABYASI

Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz tarafından, devrin Erzurum Valisi Fosfor Mustafa Paşa zamanında yaptırılmıştır.

Aziziye Tabyası: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında: kahramanca çarpışmalara sahne olmuş tabyadır. Erzurum il sınırları içindeki, Top Dağının eteklerinde, güneyden kuzeye uzanan üç bölümdedir. Tabyalar: “C” şeklinde bir plan üzerinde yerleştirilmişlerdir. Kars yolunun geçtiği: Hamam Deresini tutmak için yapılmışlardır.

aziziye tabyası.1
Erzurum Aziziye Tabyası

Evet: Aziziye tabyası denilince, akla “Nene Hatun” geliyor. 7 Kasım 1877 günü, bölge halkından olan, Osmanlı vatandaşı Ermeni çeteleri, Aziziye Tabyasına girmeyi başarırlar. Tabyayı koruyan Türk askerlerini öldürürler. Arkadan gelen Rus askerleri, bunun üzerine, hiçbir karşılık görmeden, tabyayı ele geçirirler.

Ancak: baskından yaralı olarak kurtulan bir asker, bu kötü haberi şehir merkezine ulaştırır. Sabah ezanından sonra, minarelerden şehir halkına duyuru yapılır. Bunun üzerine: silahını eline alan veya silahı olmayanlar balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak: Tabyaya doğru saldırırlar.

Evet: Erzurum halkı, ölüme gittiğini bildikleri halde, Aziziye Tabyasına doğru koşarlar. Tabyaya yerleşmiş olan Rus askerleri: gelenlere ateş açar ve ön saflardakiler ölürler. Ancak: halk daha kararlı olarak ileri atılır ve boğaz boğaza bir çatışma başlar. Mükemmel silahlarla donatılmış olan Rus askerleri; halk karşısında tutunamaz ve 2300 Rus askeri öldürülüp, Aziziye Tabyası geri alınır. Türkler: 1000 şehit verirler.

aziziye tabyası.nene hatun.1
Erzurum Aziziye Tabyası

Halk arasında bulunan: Nene Hatun’un mücadelesi: tüm düşman Erzurum’dan atılıncaya kadar devam eder. Cephane taşır, hemşirelik yapar, yemek pişirir, su dağıtır, hizmetten hizmete koşarak destanlaşır. Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın zaferinde: Nene Hatun ve onun vatan aşkını paylaşan Erzurum halkının da payı vardır.

Bu kahraman Türk kadınının mezarı; günümüzde Aziziye Tabyalarında bulunmaktadır. Yalnız: Aziziye Tabyalarının toprak olan kötü yolunu ve Tabyanın bulunduğu bölümün kirliliğini burada yazmak istemiyorum, umarım ilgililer bu konularda gerekli ve yeterli önlemleri alırlar.

Çünkü: burayı ziyarete giden insanlar, bu çirkinlikleri görünce, tarihi geçmişimize yapılan bu saygısızlığa neden olan görevlileri, kötü sözlerle anıyorlar.

üç kümbetler.1
Erzurum Üç kümbetler

ÜÇ KÜMBETLER

Üç kümbetlerden: sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanın Saltuklu devletinin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılmaktadır. Tamamen kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin, diğer ikisinde kimlerin yattığı bilinmemektedir.

Genel olarak: 13. yüzyıl sonu veya 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul edilmektedir. Üç kümbetler: Türklere ait diğer kümbetlere nazaran, değişik planları, kullanılan malzeme ve süslemeleri açısından, dikkat çekmektedir.

atatürk evi.1
Erzurum Atatürk Evi Müzesi

ATATÜRK EVİ MÜZESİ 

Müze: Çaykara Caddesi, Çaykara Sokaktadır. 19. yüzyıl sonlarında, Erzurumlu bir zengin tarafından konak olarak yaptırılmıştır. 1915-1916 yıllarında, 9 aylık kısa bir süre için: Alman Konsolosluğu olarak kullanılmıştır. 12 Mart 1918 tarihinde, Erzurum’un kurtuluşundan sonra, Erzurum Valiliğine ikametgah olarak tahsis edilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk: Samsun’a çıkmasından sonra, kongre için gelmiş olduğu Erzurum’daki bu konağa, 9 Temmuz 1919 tarihinde, Hüseyin Rauf Bey ve arkadaşları ile yerleşmeleri, 29 Ağustos 1919 tarihine kadar 52 gün Erzurum Kongresi çalışmalarını sürdürmeleri ile, konak, tarihsel bir önem kazanmıştır.

Bodrum kat üzerine, zemin ve birinci kat ile çatı katından ibaret olan bina, onarılarak, 1984 tarihinde Atatürk Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

kongre binası.1
Erzurum Kongre  Salonu

ERZURUM KONGRE MERKEZİ-RESİM VE HEYKEL MÜZESİ

Kendi adını verdiği Kongre Meydanında bulunmaktadır.

Giriş ücretlidir, müze kart geçerlidir. Yapının hemen önünde, 2000 yılında 3’ncü Ordu Komutanlığı tarafından hediye edilen bronz “Atatürk” heykeli vardır.

Günümüzde burası “Erzurum Resim Heykel Müzesi ve Galerisi” olarak isimlendirilmiştir. Bina: 1864 yılında Mıgırdıç Sanasaryan tarafından yaptırılmıştır. Amaç “Sanasaryan Kolleji” yani Ermeni Kız Yatılı okulu olarak kullanmaktır.

Kendisi okulun giderlerinin karşılanması için, İstanbul Sirkeci’de bulunan Sanasaryan Hanını yaptırmıştır. Bu han, bir dönem Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılmıştır.

Yapı 1915 yılında terk ediliyor. 

Erzurum Kongresi, 23 Temmuz ve 5 Ağustos 1919 tarihleri arasında burada toplanmış ve 14 gün sürmüştür. Kongreye 56 delege katılmıştır. Bu kongrenin en önemli yanı, burada manda ve himaye ret edilerek ilk kez koşulsuz ulusal bağımsızlık için karar verilmiş olmasıdır. 

Binanın yapısal özellikleri:

U şeklinde bir plana sahip olan yapı, bodrum kat üzerine 2 katlıdır. Kuzey cephesi, 3 katlı bir düzenleme gösterir. Orta kısım, güneye taşkındır. Binanın tam ortasında, basık yay kemerli bir giriş kapısı ve üzerinde küçük bir balkon kapısı vardır.

Girişin tam karşısında, çift yönlü merdiven ile 2’nci kata çıkılır.

İkinci kat ortasında, bugün müze olarak kullanılan Kongre salonu var. Bu bölüm, küçük kubbeli ve fenerli bir açıklığa sahiptir.

İkinci katın doğu ve batısında odalar var. 

Bina, 1924 yılında bir yangın geçirir ve ahşap kısımları tamamen yanmıştır. Daha sonra ise onarılır. 1926 yılında Gazi İlkokulu olarak kullanılmaya başlanır. Sonraki dönemde, zaman içinde Güzel Sanatlar Lisesi ve Sosyal Bilimler Lisesi olarak da kullanılmıştır.

Cumhuriyet öncesinde, bina satın alınarak, devlete kazandırılmıştır.

Okulun bir salonu, 1960 yılında, Atatürk ve Erzurum Kongre Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. 

kongre binası.2

Erzurum Kongre Salonu

Bu salonda: kongre üyelerinin fotoğrafları, biyografileri, o dönemden kalma sıralar ve benzeri kongre belgeleri sergilenmektedir. 

Odanın içinde o dönemde kullanılan sıralara benzer sıralar konmuştur, yani sıralar orijinal değildir. Sıraların üzerinde kongreye katılan delegelerin isimlerinin yazıldığı notlar ve resimler var, ayrıca kongre toplantı daha doğrusu yönetim masası var. 

Salondan girilince, tam karşıda Atatürk heykeli, dört sıra halinde oturma gurupları, duvarlarda kongreye hangi illerden delegelerin katıldığını gösteren harita bulunmaktadır.  

Kongre başladığında, Atatürk’e direkt başkanlık teklif edilir. Ama kendisi bunun doğru olmayacağını söyleyerek, kongre katılımcılarından en yaşlı üye olan Hoca Ragıp Efendi’nin kongre başkanı olmasını ister.

Hoca Ragıp Efendi başkanlığında yapılan ilk toplantıda, Mustafa Kemal Atatürk başkan seçilir. Bu gelenek, günümüzde halen TBMM de sürdürülmektedir yani meclis açıldığında ilk oturumda en yaşlı üye başkanlık yapar ve ilk toplantıda Meclis başkanı seçilir, bu gelenek Erzurum’dan gelmektedir. 

Evet biraz önce belirttiğim gibi, eşyalar orijinal değil, üst katta sol köşede küçük bir oda var, o küçük odada oturma odası gibi koltuklar var, onlar orijinaldir, geri kalanlar orijinal değildir.

2011-2013 yılları arasında ise restorasyon yapılmış ve bina, Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmiştir.

Resim Heykel Müzesi

Müze 2016 yılından itibaren, Kongre binasında faaliyetini sürdürmeye başlamıştır. Kongre salonunun sol tarafında resim sergisi ve sağ tarafında ise hat sergisi var. Ülkemizde resim heykel galerisi statüsünde 3 müze merkezinden birisidir.

Müzenin koleksiyonu, Türk resim sanatının çeşitli dönemlerine ait sanatçıların eserleri sergilenmektedir. Müzede yaklaşık 250 eser vardır. Özellikle Türkiye’de tek olan Esmaül Hüsna koleksiyonu ilgi çeker.

tortum şelalesi.2
Erzurum Tortum Şelalesi

TORTUM ŞELALESİ

Bu doğa harikası: Erzurum’un 123 km. kuzeyindedir. Tortum gölünün kuzey kenarında, son kısmındadır. Çağlayan’da dahil, bu çevrede çok yüksek bir su sporları (özellikle rafting) ve dağ sporları (kamping) turizmi potansiyeli bulunmaktadır.

Çağlayan: 48 metre yükseklikten dökülmektedir. Bu yükseklikten dökülürken; heybetli ve görkemli bir manzara oluşturuyor.

çobandede köprüsü.1
Erzurum Çoban Dede Köprüsü

ÇOBAN DEDE KÖPRÜSÜ

Erzurum-Kars kara yolunun, 58. km. de, Bingöl Çayı ile Hasankale Çayının birleşme noktasında bulunmaktadır.
1297-1298 yılları arasında, İlhanlıların veziri Emir Çoban Salduz tarafından yaptırılmıştır. Aras nehri üzerinde, 7 kemer gözlü olarak inşa edilen önemli bir yapıttır. Uzunluğu: 200 metredir.

Günümüzde: 6 kemer ve 130 metrelik bölümü ayaktadır. Üç renkli kesme taştan yapılan kemerlerin açıklıkları: 11-11.5 metre arasında değişmektedir. Köprü ayakları, ahşap ızgaralarla desteklenmektedir.

Kemer boyunca yükselen ve kesik koni şeklinde sonuçlanan ayaklar üzerinde, yatay kalın silmelerle Selçuklu üslubu ile işlenmiş, geometrik geçme motifli süsleme şeritleri bulunmaktadır.

Erzurum Oltu tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Edirne Uzunköprü

Edirne Uzunköprü

Osmanlının Rumeli’de kurduğu ilk yerleşim yeri ve dünyanın en uzun taş köprüsünün bulunduğu ve bu özellikleriyle öne çıkan bir ilçedir. 2020 yılı Mart ayı başında birkaç günlüğüne buraya gideceğim, daha ayrıntılı gezi yorumları dönüşte, yine burada.

Edirne Uzunköprü

ULAŞIM

Uzunköprü, İstanbul arası: 250 km. Uzunköprü, Tekirdağ arası: 91 km. Uzunköprü, Edirne arası: 65 km. Uzunköprü, Kırklareli arası: 83 km. Uzunköprü, Lüleburgaz arası: 73 km. Uzunköprü, Çorlu arası: 125 km. Uzunköprü, Silivri arası: 173 km. Uzunköprü, Gelibolu arası: 115 km.

TARİHİ

İlçenin güneyinde, Kırkkavak köyü yolu üzerinde bulunan “Maslıdere” höyükte yapılan araştırmalarda, MÖ 8000-5500 yılları arasına tarihlenen çizgi ve baskı süslemeli çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Ancak resmi arkeolojik kazılar yapılmadığından ayrıntılı bilgi yoktur.

MÖ 1400’lü yıllarda ise Trak kabileleri bölgeye yerleşmeye başlamış ve uzun süre kalmışlardır. MÖ 431 yılında, Makedonya birliğini kuran Kral II. Flip, bölgedeki Trak devletini de bu birliğin hakimiyeti altına sokar. Ancak Roma imparatorluğu, Makedonları yenerek bu bölgedeki hakimiyetlerini bitirir. İmparator Kladius (44-46) tüm Trakya topraklarını ele geçirerek “Trakya Eyaleti” adı altında bir Roma Eyaleti kurar.

Bölgenin bu dönemdeki en önemli yerleşim merkezi ise, Plotinopolis kentidir. Kent, İmparator Trajan (98-117) döneminde ve kendisi tarafından karısı Plotina adına kurulmuştur. Kent kalıntıları: Uzunköprü ve Dimetoka arasında, Meriç nehrinin iki kenarında kurulmuştur. Hatta bazı kaynaklar, Plotinopolis kentini, eski Uzunköprü olarak tanımlar, kentin, Eskiköy, Hamitli ve Çakmak köyleri arasında bulunduğunu öne sürerler.

En son Bizans idaresinde olan bölge, 1363 yılında Edirne’nin Osmanlı Sultanı I. Murat tarafından, Sazlıdere savaşı sonunda ele geçirilmesinin ardından, tümüyle Türklerin egemenliğine girmiştir. Osmanlı Türkleri tarafından burası ele geçirildiğinde, şehirde Rum kültürü ile yaşamış, Hıristiyan dinini benimsemiş Traklar bulunuyordu.

Bu halk fethin şartları gereğince Osmanlı tebaasında olacaklar, Türkler onları koruyacaklar, dillerine ve dinlerine karışmayacaklardı. Ancak bu bilginin, Uzunköprü için geçerli olmadığını savunanlar da vardır. Çünkü birçok Osmanlı tarihçisine göre, Trakya akınları başladığında Uzunköprü diye bir yerleşim yeri yoktur.

Batı kaynaklarında Plotinopolis Uzunköprü olarak tanımlanmak istense de eski ve yeni kent arasında 20 km lik bir mesafe vardır. Yani Uzunköprü, Plotinopols kentinin üzerine değil farklı bir alana, Trakya akınları sırasında belirtildiği üzere bomboş, ormanlık, bataklık ve eşkıya barındıran bir bölgeydi ki bu tarif Uzunköprü’nün inşasını da gerekli gösteren bir tanımlamadır.

Sonradan Uzunköprü kendinin kurulacağı bu bataklık bölge, başkent Edirne’yi Gelibolu üzerinden Anadolu’ya bağlayan güzergah üzerinde bir menzillik mesafededir. Ergene nehri taştığı zaman yolculara ve ordulara yol vermez. Bu yüzden, Sultan II. Murat, 1427 yılında bu arazi üzerine uzun bir köprü inşa edilmesini ve yanına da Ergene adıyla bir şehir kurulmasını buyurur.

Sultan II. Murat tarafından kurulan ve Ergene ismi verilen bu yerleşim yeri, Osmanlı döneminde Rumeli yakasında kurulan ilk Türk kenti olarak önem kazanır.

Sultan II. Murat: Varna seferi dönüşünde, taşkın nedeniyle Ergene nehrini geçememiş, ahşaptan yapılan köprülerin dayanıksız olması nedeniyle, buraya bir köprü yapılmasını istemiştir. 1424 yılında yapılına başlanan ve 3 yılda bitirilen, 360 gözlü köprüyü, Sultan II. Murat yeterli bulmamış ve tümüyle yıktırmıştır.

Bunun üzerine, Uzunköprü olarak isimlendirilen ikinci (günümüzdeki) köprü yapılmıştır. (ayrıntılı bilgi aşağıdadır)

Köprünün yapımının uzun sürmesi nedeniyle: çalışanların ve bölgeyi korumakla görevli askerlerin ihtiyaçlarının karşılanması için: cami, imarethane, kervansaray, medrese, hamam ve iki adet yel değirmeni yaptırılmıştır.

Bu yerlerin bakımı ve imarı için, önce Edirne’nin köylerinden daha sonra da Rumeli’ye geçiş yapan Türkmen aşiretlerinden aileler buraya yerleştirilerek ilçenin temelleri atılmıştır.

Köprü: “Cisr-i Ergene” ismiyle bugünkü ilçenin kurulmasına başlangıç teşkil etmiş ve adını vermiştir.

Sonraki yıllarda iki kez büyük onarım gören ilçe, 19’ncu yüzyılda iki kez Rus işgaline uğradı.

İlçe topraklarını: Birinci Balkan Savaşından sonra Bulgarlar ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında ise Yunanlılar işgal etti. (25 Temmuz 1920-18 Kasım 1922 tarihleri arasında)

Kurtuluş Savaşının ardından, 18 Kasım 1922 tarihinde ilçe düşman işgalinden kurtarıldı.

Yerleşimin ismi “Cisr-i Ergene” olmasına rağmen, 1873 yılında yeni yapılan istasyon binasına “Uzunköprü” tabelası asıldı ve tren tarifelerinde burası Uzunköprü olarak geçti.

1917 yılında ise, İlçenin ismi resmi makamlar tarafından “Uzunköprü” olarak değiştirildi.

Edirne Uzunköprü

Edirne Uzunköprü

Edirne Uzunköprü

GENEL

Uzunköprü, Türkiye’nin en batı sınırındaki ilçedir. Edirne ilinin orta kısmındadır. Kapladığı yer bakımından, Edirne ilinin en büyük ilçesidir. İlçe merkezinde, köprünün bulunduğu yerin rakımı: 18 metredir. İlçe topraklarının yüzde 75’i düzlüklerle kaplıdır. İlçe topraklarının ortasını kaplayan Ergene ovası: Ergene ırmağı taştığı zaman, ovaya bolca mil bırakır.

Bu nedenle ova toprakları çok verimlidir. Her çeşit ürün yetiştirilir. Son yıllarda DSİ tarafından yapılan çalışmalarla Ergene nehrinin su taşkınları büyük ölçüde önlenmiştir. İlçede: deniz ve kara iklimleri arasında bulunan sert bir iklim hakimdir. İlçenin ekonomik etkinliği: buğday, pirinç, ayçiçeği, şeker pancarı yetiştiriciliğidir. Ayrıca mandıra peynirciliği yapılır.

Başlıca sanayi kuruluşları: peynir ve çeltik fabrikalarıdır. Ancak çeltik tarlaları nedeniyle, ilçede sinek boldur. Bu arada: Uzunköprü denilince, Ergene nehrinden söz etmemek olmaz. Istranca dağlarının batı eteklerinden akan bir takım dereleri alan Ergene nehri: ilçenin kenarından geçerek, İpsala ilçesinin Sarıcaali köyünden Meriç nehrine bağlanır.

Ancak özellikle, son yıllarda, Trakya bölgesinde kontrolsüz gelişen sanayi ve bunun sonucu çevre problemleri, Ergene nehrini kullanılmaz hale getirmiş. Öyle ki: Ergene nehri, sanayi atıklarından dolayı, her gün farklı renkte akar olmuş. Nehrin kokusu ise, tam bir felaket.

NE YENİR

Trakya’daki en iyi köfte “Uzunköprü köftesi” burada yapılır. (Benim favorim “Köfteci Niyazi” dir.) Köfte dışında, burada yiyebileceğiniz yöresel tatlar: ciğer kapama, Edirne ciğeri, beyaz yahni, kaşarlı köfte, pırasa pidesi, domates dolması ve yer elması çorbasıdır. Tatlı olarak ise: nektarinli fincan tatlısı, gül ve zerdali tatlısı, cevizli şekerpare denemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Uzunköprü’den: baldo pirinç, ayçiçeği yağı alabilirsiniz.

Edirne Uzunköprü Meslek Yüksek Okulu

MESLEK YÜKSEK OKULU

Trakya Üniversitesine bağlı olarak, 1994 yılında öğrenime başlamıştır. İlk programı: Muhasebe ve Pazarlamadır ve Uzunköprü Öğretmen evinde öğretime başlamıştır. 2003-2004 yılından itibaren ise, yeni hizmet binasında eğitim-öğretimi sürdürmektedir.

Edirne Uzunköprü

GEZİLECEK YERLER

Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü

Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü

Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü

ERGENE KÖPRÜSÜ

Köprü 2015 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici aday listesine alınmıştır. Ergene nehri üzerine, Osmanlı döneminde, Sultan II. Murat zamanında, Mimar Muslihiddin tarafından 1427-1443 yılları arasında 16 yılda inşa edilmiştir. 1444 yılında, Sultan II. Murat’ın katıldığı büyük bir törenle açılmıştır.

Dünyanın günümüze ulaşan en uzun taş köprüsüdür. Köprünün yapıldığı yer: Osmanlı devletinin başkenti Edirne ve Gelibolu ve Batı Rumeliyi birbirine bağlayan askeri ve ticari yolların kesişiminde yani oldukça önemli bir stratejik alandadır.

Bu ihtişamlı köprü: Orta Asya’dan, Balkanlara kadar, geniş bir coğrafyada farklı kültürleri bünyesinde barındıran Osmanlının, sanat ve estetik anlayışından motifler taşımaktadır.

Bu anıtsal köprü: kullanılan malzemenin seçimi, ayakların yerleştirilmesi, kemer açıklıklarının belirlenmesi, yükseklik eğimlerinin hesaplanmasındaki mühendislik bilgisi sayesinde: zorlu doğa şartları altında 600 yıla yakın bir süre ayakta kalmıştır.

Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü

Köprünün uzunluğu: 1270.41 metredir. Köprünün genişliği 5.24 metredir. Köprünün uzun yapılmasının sebebi: o dönemde bölgede geniş bataklıklar olmasıdır. Köprüde 174 tane kemer vardır. Bu kadar çok kemer yapılmasının sebebi, Ergene nehrinin yağışlı havalarda taşkınlara sebep olmasıdır, köprü yıkılmasın diye gözlere, tahliye delikleri eklenmiştir.

Bu kemerlerden 3 tanesi, bugünkü Uzunköprü ilçe merkezine bağlanan yolun altında kalmıştır. Köprünün kemerleri, çoğunlukla çift merkezli, sivri kemer formundadır. Ancak dairesel ve basık dairesel formlarda kemerler de vardır. Köprünün kanat ve kemerleri: aslan, fil, lale, kartal ve çeşitli geometrik kabartma motiflerle süslenmiştir.

Köprünün yapımında: kireç taşı ve traverten cinsi kesme taş blokları kullanılmıştır. Bu taş bloklar: ilçeye bağlı Eskiköy ve Yağmurca köyleriyle Yunanistan içinde kalan Hasırcıarnavut köyündeki taş ocaklarından getirilmiştir. Bunlar köprü yapılırken horasan harcı ile birleştirilmiştir.

Köprünün alüvyon zemin üzerine oturan temelleri, enerji sönümleyici ahşap ızgara sistemi üzerine inşa edilmiştir.

Yapılmasının ardından, birçok sel ve deprem felaketi geçiren köprü: Fatih Sultan Mehmet, Sultan II. Osman, Sultan II. Mahmut ve Sultan II. Abdülhamit zamanlarında onarımdan geçmiştir. Cumhuriyet döneminde ise, üzerinden motorlu araçların geçişini kolaylaştırmak için, 1964-1971 yılları arasında yapılan restorasyonla, köprü genişletilerek eni 5.24 metreden 6.80 metreye çıkarılmıştır.

Edirne Uzunköprü Kent Müzesi

Edirne Uzunköprü Kent Müzesi

Edirne Uzunköprü Kent Müzesi

KENT MÜZESİ

Müze Pazartesi hariç her gün açık, giriş ücretsizdir.

İlçe merkezinde eski Tekel binasının restore edilerek müzeye dönüştürülmesiyle 2013 yılında ziyarete açılmıştır. Müzenin bulunduğu bina, 1900’lü yılların başında Uzunköprülü Postacı ailesinin oğlu Mustafa Çakmaklı tarafından özel konak olarak yapılmıştır. Eşi Sıdaka ve evlatları Enver, Mahmut ve Maide ile 1930 yılına kadar burada yaşamış, taşınmış 27 Nisan 1939 tarihinde Maliye hazinesine satılmıştır.

Maliye tarafından binanın kullanım halkı Tekel idaresine bırakılmıştır. 1939 yılından sonra ise, Tekel depo ve lojmanı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Uzun yıllar Tekel İdaresinde görev yapan ve 1992 yılında Müdürlük görevinden emekli olan Mümin Soydaner ve ailesi burada yaşamıştır.

1990’larda ise burada Tekel işletmesi kaldırılınca, bina boş kalmış ve yıkılma noktasında iken, 2013 yılında restore edilerek müzeye dönüştürmüştür. 16 Aralık 2013 tarihinde ise Kent Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Müze 2 katlı ve 6 odalıdır. Her katın koridorları da teşhir amaçlı kullanılmaktadır. Müzenin birinci katında, 3 odada: tarihi paralar, tüfek ve kılıçlar, daktilo ve hesap makineleri, pikap ve radyolar, fotoğraf makineleri ve bakır kaplar sergileniyor.

Müzenin ikinci katında: koridorda Çanakkale savaşlarında Uzunköprü’nün önemini vurgulayan silikon asker heykeli, koridorun diğer ucunda kahve köşesi bulunuyor. Odalarda ise: Gelin odası, Yaşam odası, dikiş makinesi, ayna, bebek patiği, ibrik, bavul, kömür ütüsü gibi tarihi eşyalar sergileniyor. Burada ilginç bir yer daha var “Cazgır dondurmacısı”. Cazgır dondurmacısının kurucusu Maksut Dondurmacının da silikon heykeli üst katta sergileniyor.

Alt ve üst katın duvarlarında ise, Uzunköprü tarihine ait bilgi panoları ve fotoğraflar görülüyor. Güzel bir müze, güzel düzenlenmiş, bence mutlaka gidin ziyaret edin.

Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi

Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi

Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi

ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ ANITI-HÜRRİYET ANITI-HÜRRİYET ÇEŞMESİ

Ülkemizde bu konuda yapılan ilk anıttır. 20’nci yüzyıl başlarında Osmanlı devleti için zor yıllardı. 1889 yılında birkaç Tıbbiyeli, okulda kendi aralarında bir gizli ihtilal örgütü kurdular. Sonraki yıllarda bu örgüt “İttihat ve Terakki Cemiyeti” ismini aldı ve asker-sivil aydınlar arasında hızla yayıldı ve özellikle Rumeli’deki subaylar, bu ihtilalci örgütün lokomotifliğini yapmaya başladılar.

Çünkü Rumeli’deki askerler, diğerlerine nazaran daha yoğun ateş hattının ortasındaydılar. Fazla uzatmak istemiyorum, 17 Aralık 1908 tarihinde Kanun-i Esasi kabul edildi ve memleketin her yerinde hürriyet rüzgarları esmeye başladı. Bu arada: 1906 yılında Uzunköprü Kaymakamı olan Mazhar Müfit bey, Meşrutiyet heyecanı ile Uzunköprü’de bir anıt yapmaya karar verdi.

Mazhar Müfit: 1919 yılında Bitlis valisi iken istifa etmiş, Milli Mücadeleye katılmış ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşında, sürekli yanında bulunmuştur. Kendisi: 17 Ağustos 1904 yılından, 6 Ağustos 1910 yılına kadar, Osmanlı idaresine bağlı Cisr-i Ergene (günümüzdeki Uzunköprü) ilçesinde kaymakamlık yapmıştır.

Kendisi burada göreve gelir gelmez: aydın ve ilerici bir kadro ile ilçeye yeni eserler ve hizmetler vermeye başlamıştır. O dönemde, Mafhar Müfit bey, Uzunköprü Belediye Başkanı Hafız İsmail efendinin yardım ve destekleriyle ilçe girişinde, köprünün ilçeye bakan sol baş tarafına “Demokrasi Anıtı” yaptırdı.

Anıt 6 metre yüksekliktedir. 2 metre karelik zemin üzerine inşa edilmiştir. İlk yapıldığında, ön tarafına insanların, sol tarafına ise hayvanların kullanması için iki tane çeşme konulmuştur. Ancak 1938 yılında bu çeşmeler kaldırılmış ve üzeri kapatılmıştır. Anıtın dört cephesinde: Fransız Devriminden ilham alan, İttihat ve Terakkinin sloganlaştırdığı: Hürriyet, Adalet, Eşitlik ve Kardeşlik” ilkelerinin yazılı olduğu mermer kaideler vardır.

Evet, bu ilginç anıtla ilgili bir not: 1965 yılında Uzunköprü ilçesinin genişletme çalışmaları sırasında bu anıt sökülerek 1 metre uzağa taşınmış, bu yer değiştirme sırasında depoya kaldırılan mermer kitabeleri kaybolmuştur. Bunun üzerine, bir hat ustasına 4 ilke mermer üzerine yazdırılmış ve anıttaki yerlerine konulmuştur. Anıt son olarak tümüyle yenilenerek restore edilmiş ve 11 Aralık 2012 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi

Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi

Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi

     

II.MURAT KÜLLİYESİ

İlçe merkezinde Muradiye mahallesindedir.

Caminin kitabesi: batıda bulunan ana giriş kapısı üzerindedir. Kitabe ünlü Osmanlı tarihçisi Abdurrahman Hibri tarafından yazılmıştır. Kitabede: caminin 1443 yılında Sultan II. Murat tarafından yaptırıldığı ve 1621 yılında ise Sultan II. Osman tarafından tamir ettirildiği yazılıdır.

Evet, cami, 1443 yılında köprü ile birlikte Sultan II. Murat tarafından yaptırılmıştır. İlk yaptırıldığında bir külliye şeklinde tasarlanmıştır. İçerisinde: imaret ve medresesi vardır.

Sultan II. Murat, Ergene kentinde oluşturduğu vakıf külliyesinin açılışında, büyük bir alçak gönüllülükle caminin mumlarını kendi elleriyle yakmış, Edirne’den davet ettiği ve Ergene kentine gelen konuklarına yemeklerini kendisi üleştirmiştir.

Ancak: günümüzde sadece cami ayakta kalmıştır. Cami: moloz taştan yapılmıştır. Uzunluğu 22 metre ve eni 19 metredir. Yüksekliği: 5.70 metredir. Dikdörtgen planlıdır.

İlk yapıldığında kubbelidir. Ancak 1621 yılında Sultan II. Osman döneminde yapılan onarım sırasında kubbesi yıkılmıştır. Bunun üzerine üzeri, çatı ile örtülmüş ve kurşun kaplanmıştır.

Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi Cami

Caminin hemen önünde: 3,80 metre eninde ve 22,20 metre uzunluğunda bir son cemaat yeri yapılmıştır. Başlangıçta 12 ahşap direğin taşıdığı bu sundurma, sonradan yapılan onarım sırasında direkleri kaldırılarak, bir duvar örülmüştür.

Caminin minaresi kesme taştan yapılmıştır. Minare gövdesi yuvarlak ve tek şerefelidir.

Camide ilginç bir de şadırvan bulunur. İlk yapıldığında suyu Malkoç yöresinden gelen su şebekesinden sağlanıyormuş, şimdi ise kent su şebekesine bağlanmıştır.

Cami avlusunda ve giriş kapısının karşısındaki şadırvanda, Osmanlılarda ibadetten sonra cemaate ikram edilmek üzere şerbet dağıtma geleneği, ilk olarak buradaki cami şadırvanının musluklarından şerbet akıtılmasıyla başlamıştır.

Caminin arka tarafında, bir mezarlık alanı bulunur.

Edirne Uzunköprü Gazi Turhan Bey Camisi ve Türbesi

GAZİ TURHAN BEY CAMİSİ VE TÜRBESİ

İlçe merkezine 8 km uzaklıktaki Kırkkavak köyündedir.

Gazi Turhan Bey: Sultan II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinin en önemli komutanlarından biridir. Ayrıca Sultan II. Murat’ın damadı ve Fatih Sultan Mehmet’in kayınbiraderidir.

Adına ilk defa 1423 tarihinde Mora’da süvari komutanı olarak rastlanır. Babası Paşa Yiğit Bey’in 1413 yılında ölmesi üzerine, Üsküp Sancakbeyi olur. Mora’yı Osmanlı topraklarına katar. Arnavutluk üzerine yürümüştür.

Turhan Bey, 1443 yılında Hunyadi Janos’a karşı yapılan Derbendi savaşında yenilince, o tarihlerde ünlü olan Tokat yakınlarındaki devlet hapishanesi Bedevi Çardak’a sürgün edilmiştir. Ömrünün yaklaşık 10 yılını burada geçiren Turhan Bey, Varna zaferi ve Rumeli beylerinin isteği üzerine affedilerek tekrar Mora akıncı beyliğine getirilmiştir.

Kendisi: II. Kosova ve Varna savaşlarında büyük yararlıklar göstermiştir. Balkanlarda fetih edilen yerlere Türkmen aşiretlerin yerleştirilmesinde etkili olmuştur. Oğullarıyla birlikte 1455 yılında Edirne’de görülen Turhan Bey, ilerlemiş yaşlarda, büyük olasılıkla 70 yaşında 1456 yılında ölmüş ve Kırkkavak köyünde kendisi için yaptırılan türbeye defnedildiği bilinmektedir.

Çünkü yaptığı hizmetler nedeniyle, Kırkkavak köyü kendisine vakıf olarak verilmiş, o da buraya köyün hemen dışında bir külliye inşa ettirmiştir.

Günümüzde bu külliyeden geriye sadece cami ve türbe kalmıştır.

Cami

Cami, günümüze minaresinin, üst örtüsünün, kapı ve pencerelerinin büyük bölümü yıkılmış ve harap halde gelmiştir. Yapıda: düzgün kesme ve kaba yontu ve moloz taş ve tuğla kullanılmıştır.

Yine, minare gövdesi ve kemerlerde tuğla kullanılmıştır. Kare planlı ve tek kubbeyle örtülü harim ile bunun kuzeybatı köşesinde bulunan minareyle yapı anıtsal bir görünümdedir.

Minare: caminin kuzeybatı köşesine dıştan bitişiktir ve günümüzde kaidesine kadar yıkıktır. Süsleme bakımından oldukça sade olan eserin tek süslemesi, alçı mihrabında ve köşelerdeki birer gül şeklindeki rozettir. İnşa ve onarımlarına ait herhangi bir kitabesi bulunmayan caminin, 1454 yılında düzenlenmiş ve 1455 yılında yazılmış bir vakfiyesi vardır.

Türbe

Gazi Turhan Bey, öldükten sonra kendisi için aynı yere yaptırılan türbeye gömülmüştür. Ancak günümüze ulaşmayan türbenin, 1930’lu yıllardaki sağlam durumunu gösteren fotoğraflarından anlaşıldığına göre, caminin doğusunda, yapıya 1-1.5 metre uzaklıkta ve sağlam olarak görülür.

1960 yılında dört duvarı ayakta, fakat oldukça tahrip olmuş durumda olan türbe, günümüzde yakın zamanlarda yapılmış bir mezar taşından ibarettir. İlk yapıldığı haliyle türbenin fotoğrafları incelendiğinde: sadece dış görünümü değerlendirilmekte, ne tür süslemeler olduğu bilinmemektedir.

İnşa ve onarımlarına ait kitabe de bulunmamaktadır. Daha da acı bir bilgi: türbenin taşları, 1930 yılında Uzunköprü Kaymakamı tarafından sökülerek yol yapılında kullanılmıştır.

Sonuç olarak: cami ve bahçesindeki türbenin, özellikle 1877-1878 Rus işgali sırasında tahrip edildiği düşünülmektedir.

Son zamanlara kadar oldukça kötü durumda olan cami ve türbe restore edilmiş ve 2008 yılında yeniden ziyarete açılmıştır.

Edirne Uzunköprü Aziz İoannis-Vaftizci Yahya Kilisesi

AZİZ İOANNİS (VAFTİZCİ YAHYA) KİLİSESİ

İlçe merkezinde Muradiye mahallesindedir. Günümüzde yapı, işlek bir yolun kıyısındadır ve diğer üç cephesi, tarihi özelliği olmayan binalarla çevrilidir.

Kilisenin kitabesi: batı cephesinde, ana giriş kapısı kemeri üzerinde, duvara gömülü, kare şeklindedir. Kitabeye göre: Vaftizci Yahya adına, 1875 yılında inşa edilmiştir. Kitabe oldukça basit ve süslemesi bile olmayan bir levhadır.

Muhtemelen, ana giriş kapısı üzerindeki kemer boşluğu içinde, daha gösterişli bir kitabe olabilir, ama cemaat buradan giderken onu da söküp götürmüş olma ihtimali yüksektir.

Yapılan karşılıklı mübadele sonucu Rumlar burayı terk edene kadar, kilisede 17 binden fazla kişinin vaftiz edildiği belirtilir. Rumlar giderken, kilisenin çanı dahil, kilise içinde bulunan bütün taşınır eşyaları beraberlerinde Yunanistan’a götürmüşlerdir.

Kiliseye ait çan, günümüzde İskeçe kilisesinde kullanılmaktadır. Buradaki kilise de, 2011 yılına kadar terkedilmiş ve atıl halde kalmıştır. Uzunköprü Belediyesi tarafından yapılan restorasyon çalışmaları 2011-2013 yılları arasında tamamlanmış ve kilise 11 Mayıs 2013 tarihinde yeniden açılmıştır. Kilise, günümüzde Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmet vermektedir.

Gelelim, mimari ve yapısal özelliklere: kilise: narteksi, naos ve yan nefleri ve dışa taşkın apsisi ile tipik bir bazilika planı gösterir. Yapının inşasında: büyük oranda taş ve kısıtlı miktarda tuğla kullanılmıştır.

Apsiste bulunan pencerenin altında, 3 sıra tuğla bulunur. Yarım kubbelidir. Orta nefin duvarlarında: sağda 6 ve solda 6 olmak üzere 12 havari tek tek freskler ile resmedilmiştir.

Edirne Uzunköprü İlk Belediye Binası

İLK BELEDİYE BİNASI

Uzunköprü’deki ilk belediye binasının temeli: Kaymakam Mazhar Müfit bey ve Belediye Başkanı İsmail efendi öncülüğünde ve halkın yardımlarıyla 1905 yılında atılmıştır. Bina aynı yıl tamamlanmış ve Padişah II. Abdülhamit’in hükümdarlık tahtına çıktığı günün yıldönümü olan 19 Ağustos’ta hizmete açılmıştır.

İlçenin girişinde bulunan, 2 katlı ahşap bina, zarif demir parmaklıklarla çevrili bahçesi, kurşun kubbeli bir saat kulesi ve bu kulede bir çalar saat varmış. Giriş balkonu üstündeki tabelada “Umur-ı Belediye” yazısı bulunurmuş.

Bu eski Belediye Binası: bugünkü Edirne Belediyesi (Selimiye camisinin hemen yanındaki) binasından daha küçüktür, o binanın bir minyatürüdür.

Evet bu belediye binası,  1953 yılına kadar hizmet vermiş, daha sonra artan personel için yeterli gelmemesi nedeniyle, yeni belediye binası yapılmasına karar verilmiştir. Bu yapılan ilk belediye binasının müze olarak kullanılması önerilmişse de, kabul edilmemiş, Cumhuriyet alanının genişletilmesi için yıktırılmış ve yerine yeni belediye binası yaptırılmıştır.