Antalya Tarihi Kuruluş Öyküsü

Antalya Tarihi Kuruluş Öyküsü

Antalya, Türkiye’de, bugüne kadar bilinen en eski yerleşimlerin bulunduğu bölgelerden biridir. Şöyle ki; Antalya’ya 20 km. uzaklıkta ve Toros dağlarının Akdeniz’e bakan yamaçlarındaki Karain Mağarasında yapılan kazılarda; Paleolitik yerleşmenin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Yani; MÖ.220 bin yılına kadar inilmiştir.

Evet, daha sonra antik çağ. Homeros’un İlyada destanında, bu bölgede, bazı yer isimleri geçmekte. Dolayısı ile, antik çağlarda, Pamphylıa denilen bu bölge; MÖ.1200 yıllarında, bir yerli halkın varlığını ortaya koyuyor.

Bölge; ilk çağlarda, Lidya Krallığının, Persler’in ve Büyük İskender’in egemenliğine girmiş. MÖ.2’nci yüzyılda ise, Pamphylıa’nın batı kesimi olan bu bölge , Bergama Kralı II. Attalos’un eline geçer. Kral II. Attalos;” bana bir yeryüzü cenneti bulun ” diye emir verdiğinde, adamları, kendisine, Anadolu’nun en bereketli coğrafyası üzerindeki burayı gösterirler.

Bunun üzerine, Akdeniz’in batı kıyısında, kendi adı ile anılan (antik çağlarda, kentler, kurucusunun adı ile anılırdı) “Attalıa” kentini, yani bugünkü Antalya şehrini kurar. Attalıa ismi: “Attalos’un yurdu” anlamına gelir.
Arap kaynaklarında, şehrin adı: Antaliye olarak geçer. Türk kaynaklarında şehrin adı olarak ise: Adalya geçer. Şehir; 20’nci yüzyılın başından itibaren ise, Antalya olarak anılmaya başlanır.

Antalya’nın ilk surları; Kral II. Attalos zamanında inşa ettirilir. Ancak: III. Attalosun ölümünden ve Bergama Krallığının sona ermesinden (MÖ.133) sonra; kent, bir süre bağımsız kalır, daha sonra ise korsanlar tarafından ele geçirilir.

Daha sonraki dönemde, kent; MÖ.77 de, Komutan Servilıus Isaurıcus tarafından Roma topraklarına katılır. MÖ.67’de, Pompeıusun donanmasına üs olur. MS.130’da, Roma İmparatoru Hadrıanus’un, Attaleıa’yı ziyaret etmesi, şehrin gelişimini sağlar. Hadrıanus kapısı yaptırılır, surların doğu bölümü onarılır.

Roma imparatorluğundan sonra, MS.4’ncü yüzyılda ise, bölgede, Bizans egemenliği dönemi başlar. Şehir, piskoposluk merkezi olur. 1096 yılında ise; Selçuklu Sultanı I. Rüknettin Süleyman Şah tarafından, şehit fethedilir.1096 yılında haçlı seferleri başlayınca, şehir, Türklerin elinden çıkar.

Antalya Tarihi Kuruluş Öyküsü: Bu dönemde; Selçuklular; kara yolu ticaretini geliştirmeye çalışmaktadırlar ve en önemli hedeflerinde biri de, Akdeniz ticaretini ele geçirmektir. Stratejik öneminin yanı sıra, ticari açıdan da, Anadolu’yu diğer Akdeniz ülkelerine bağlayan bir liman olması nedeniyle, Antalya’yı almalarının gerekliliğine inanırlar. Mısır ve Suriye’den gelen tacirlerin, Antalya’yı geçiş yolu olarak kullanmaları da, onların Antalya’yı ele geçirme yönündeki isteklerini güçlendirir.

Nitekim; 1182 yılında, Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan, Antalya’yı kuşatır, ancak ele geçiremez. Takip eden dönemde, 1207 yılında ise; Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev, yerli halkında yardımı ile, iki aylık kuşatma sonunda, Antalya’yı ele geçirir.

Bunun üzerine: Antalya’ya: kadı, imam, hatip, müezzinler tayin edilir. Kale ve burçları onarılır, silah ve erzak depolanır. Böylelikle; Selçuklulara Akdeniz yolu açılmış olur. Antalya, Avrupa ve Mısır’la yapılan ticaretin merkezi olması yanı sıra, Selçuklu donanmasının da üssü haline gelir.

1212 yılında, Antalya’da yerli halk isyan eder ve yöneticileri öldürür. Bunun üzerine, Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavuz, 1216 yılında, şehri yeniden ele geçirir.

Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşama deneyimi, başarısızlıkla sonuçlanınca, güvenliği sağlamak için, şehir ikiye bölünür. Müslümanlarla, Hıristiyanların yaşadıkları mahalleleri birbirinden ayırmak için, iç sur yapılır. Hıristiyanlar şehrin doğusuna, Müslümanlar batısına yerleştirilir. Kentin batısındaki Türk nüfusunun artmasıyla, yeni bir sura gereksinim duyulur.

Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat döneminde, 1225 yılında, daha doğuda, denize doğru, ikinci bir sur yapılır. Böylelikle, şehir, Selçuklu Sultanlarının kışlık merkezi konumuna gelir. Kışları, çoğu zaman, Antalya’da ve 1223 yılında fetih edilen Alanya’da geçirmeye başlarlar. Hıristiyan nüfus ise, kentten ayrılıp, Tarsus ve Mersin çevrelerine yerleşir.

1389 yılında, Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt; Antalya ve çevresini Osmanlı topraklarına katar. Bu dönemde, surlarda fazla bir değişiklik olmaz. Bazı kapılar açılır, bazıları onarılır. Antalya, birinci dünya savaşına kadar, bir Osmanlı sancağı olarak görülür.

1917-1921 tarihleri arasında, şehir, İtalyanların işgali altında kalır. 1921 yılında ise; Cumhuriyet Hükümeti’ne bağlanır.

Modern şehir; antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanır.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk; 1930 tarihinde ilkbaharda, Antalya’ya ilk kez geldiğinde gördüğü; mavi deniz ve ardındaki dağların renk değişimlerini izlerken: ” Antalya, hiç şüphesiz ki Dünyanın en güzel yeridir ” sözünü söyler. Bu söz, halen: şehir girişinde, varyanttan inerken, görülmekte olup, gerek söyleyenin büyüklüğü ve gerekse şehrin büyüsü açısından, önem arz etmektedir.

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

 

Antalya Köprülü Kanyon

Antalya Köprülü Kanyon

 

İnsan ruhundaki heyecan ve macera duygularının en yüksek seviyelere ulaşmasını sağlayan bir parkur ve spor. Tam bir aksiyon. Yaşamak isteyenler, mutlaka tercih etmeli. Resimlerde; coşkun akan bir ırmak içinde, botla ve üstlerinde başlık ve diğer ilginç kıyafetler, ellerindeki kürekleri çekmeye çalışan ve suya düşmemek için mücadele eden insanlar. Evet; işte, köprülü kanyon ve rafting. Burada: köprülü kanyon milli parkında.

Denemek isteyenler mutlaka olacaktır. Gerekli emniyet tedbirleri alınsa da, unutmayın ki, öncelikle sizin kişisel güç ve kuvvetiniz gerekecek. Ama kesinlikle, bunları görünce veya duyunca büyük bir korkuya kapılıp, bu güzelliği yaşamaktan sakın vazgeçmeyin. Rehberler gayet bilinçli. Bunun sonucunda, tehlike yaşamak pek mümkün  değil, yaşanan aksiyonlar, rehber tarafından bilinçli yaratılıyor ve kontrollü.

Antalya-Alanya kara yolunda ilerlerken, köprülü kanyon tabelasını görünce, ana yoldan ayrılıyorsunuz ve Taşağıl ve Beşkonak’a giden 40 km. lik bir yolla, bu milli parka ulaşıyorsunuz. Ancak yol berbat, hatta berbat ötesi. Tamam asfalt ama, dar ve araç yoğunluğu o kadar fazla ki, zaman zaman, karşılıklı gelen iki araç, aynı anda geçemiyor.

Bir aracın karşıdan gelen araca yol vermesi şart, hele bir de düşünün ki, büyük otobüs ise. Bunun yanında: uzun süre, döne döne ine çıka ilerleyen araçların sürücülerinin, bazen aksiyon yaratacak hareketlerde bulunmaları, yolu zor durumdan tehlikeli hale getiriyor. Buraya giderseniz,  lütfen dikkatli araç kullanın. Ben sanırım, bu yol yüzünden uzun süre bir kez daha gitmeyi düşünmeyeceğim.

Milli parkın, önemli bir bölümünü oluşturan köprü çayı: göller yöresindeki Eğridir gölünün güneyindeki Toros dağlarından doğuyor. Değişik arazi kesimlerindeki vadisinde, 120 km. boyunca ilerleyip, buraya kadar geliyor. Buradan sonra ise; denize ulaşmak için, yüzlerce yıl, bu kesimdeki araziyi oymuş ve ortaya, bu doğa harikası kanyon çıkmış.

Bolasan köyünün altından itibaren, 14 km. uzunluğundaki bu kanyon; yörenin en ilginç yerlerinden biri. Yer yer: 400 metreye çıkan ve ortalama 100 metre yükseklikteki bir kanyon. Olukköprü’de bitiyor. Daha sonra ise, Köprüçay, tarihi Aspendos yakınlarından geçerek, Akdeniz’e dökülüyor.

Bu kanyon içinde yapılan rafting sporu, yöreye çok sayıda yerli ve yabancı turist çekmekte. Rafting parkuru: Olukköprü’nün, yaklaşık 100 m. aşağısında, suyun durgun olduğu yerde başlıyor. Kanyon duvarlarından dökülen su kaynakları, parkur boyunca ilginç görüntüler oluşturuyor. Amatör raftingcilerin; genellikle olukköprüde başladıkları parkur, yaklaşık 10 km. süren bir yolculuk sonrasında, Beşkonakların ilerisindeki beton köprüde bitiyor.

Beton köprüden sonraki, 3 km. lik son bölüm, tehlikeli olduğu için, daha çok profesyonel raftingciler tarafından tercih ediliyor. Zaten yol boyunca ilerlediğinizde, sol yanınızda, rafting yapmanızı sağlayacak birçok değişik firmanın barakalarını, bot, kano ve diğer ekipmanlarını görebiliyorsunuz. Özel aracınız ile giderseniz, yol boyu ilerleyin, sol yanınızdaki değişik firmalardan biri veya birkaçı ile görüşün. Görüştükten sonra, firma, muhtemelen her 8 kişi için bir bot tahsis ediyor. Raftinge katılacaklara, can yeleği, miğfer başlık, kürek veriliyor.

Antalya Köprülü Kanyon: Ayrıca, her bot için bir rehber görevlendiriliyor. Kıyıdan bota biniyorsunuz, rehberin sizi yönlendirmesi ile nehirde ilerliyorsunuz. Zaman zaman kürek çekiyorsunuz, zaman zaman dalgaların yoğunlaştığı yerlerde, rehber tarafından yaratılan kontrollü aksiyonlar, adrenalin seviyenizi yükseltmeye yetiyor. Zaman zaman ise, rehber, nehre girmenize, yüzmenize izin veriyorlar, mola veriyorlar.

Bu yüzme molalarından birinde, hemen kıyıda bulunan bir ağaçtan nehre atlamanız mümkün. Bir ara, geriye dönüp baktığınızda, hemen ufuk hattında, sanki sırt üstü yatmış gibi görünen ve yüzünün silüeti ufka yansıyan ATATÜRK bile göreceksiniz. Ayrıca, balık tutanlar, oltalarını nehre atıp, balık tutanları göreceksiniz.

Evet, rafting turunuz, gerek yolculuk ve gerekse molalar dahil, yaklaşık 1.5 saat sürüyor 1.5 saatlik süre sonunda, kıyıya yanaşıyorsunuz, kıyıya çıkıyorsunuz ve yine firmanın araçları ile, arabanızı park ettiğiniz, sizi ilk bota bindirdikleri yere götürüyorlar. Tüm bu süreç, yaklaşık 2 saat civarında sürüyor.

Fiyat mı, rafting heyecanı, muhtelif firmalarda farklı fiyatlar uygulanıyor, mutlaka araştırın, pazarlık yapın. Ama benim size önerim, ucuz fiyatları turları tercih etmeyin. Rehber çok önemli. Bota verilen rehber gerçekten çok önemli. Sonuçta, rehber sizi yönlendiriyor. İyi yönlendirilmediğiniz takdirde, bottan düşmemek mümkün değil. Ama iyi bir rehber, bottan düşmenizi önlüyor, en fazla ıslanıyorsunuz. Bu yüzden, iyi rehber veren firmaları tercih edin. Rehber niyetine, yanınıza bir çocuk verilirse, her ne kadar tehlikesiz de olsa, rafting yolculuğunuz sorun olabilir diye düşünüyorum.

Peki ya tehlike. Botlara baktığınızda, birçok insan ve hatta kucakta bindirilmiş bebekler bile göreceksiniz. Bunlar beni ilk anda elbette düşündürdü. Ama, sanırım bu insanlar, botun asla devrilmeyeceğini düşünerek, böyle yanlarında çocuk alıyorlar. Ama, yine de, tabiat ve doğa ile bir nebze de olsa mücadele ediyorsunuz, sonuçta tehlike oranı çok düşük.

Özellikle, rehberiniz iyi ise, üzerinize mutlaka can yeleği ve başınıza kask taktıktan sonra, tehlike riski yok denecek kadar az, en fazla ıslanıyorsunuz. Ama dedim ya, rehber çok önemli, acemi bir rehber tehlikeli sonuçlara sebep olabilir diye düşünüyorum.

Antalya Köprülü Kanyon: Bu arada, 8 kişilik büyük botlar yanında, iki kişi tarafından kullanılan kanolar var. Sanırım bu kanoları kullanmadan önce parkuru iyi bilmeniz şart. Çünkü, bu iki kişilik kanolarda rehber şansınız yok. Dolayısı ile, akıntının nerede aşırı hızlı olduğunu, olacağını kestiremezsiniz.

Bence, parkuru iyice belledikten sonra, rehberli tura katıldıktan sonra, iki kişilik kanoları denemelisiniz, yoksa sanırım tehlike olabilecektir. Tehlike dedim de ne olabilir. Aşırı akıntıda akıntıya kapılıp sürüklenmek, bu esnada, boğulmak, sığ yerlerde ve kayaların bulunduğu bölgelerde, baş veya vücudunuzun herhangi bir yerini kayalara çarpmak. Ama dedim ya, iyi bir rehber sizi bu tehlikelerden korur.

Köprülü kanyon milli parkı: elbette, yalnızca rafting yapmak için kullanılmıyor. Milli park; ülkemizin, en güzel bitki örtüsüne sahip yörelerinden biri. Son yıllarda; bilim adamlarının büyük ilgisini çeken bölgede, dünyada yalnızca burada yetişen, bitki türlerine rastlanmış. Bu durum; bölgeye olan ilgiyi arttırmakta. Bilim çevrelerine göre: bu bölgede, halen keşfedilmemiş ve keşfedilmeyi bekleyen binlerce çeşit bitki türü mevcut.

Bunların arasında dolaşabilir, ırmak çevresinde günübirlik piknik yapabilirsiniz. Ayrıca; köprüçay boyunca alabalık avlama imkanınız da var. Yani: rafting yapmayı düşünmezseniz, günübirlik piknik, yürüyüş parkurlarında tracking ve alabalık avı. Buyurun; bol seçenekli bir program. Tercih sizin. Balık avı merakınız varsa, burası gerçekten ideal, yanınızda mutlaka olta takımınızı bulundurmalısınız.

Zamanınız varsa, bu kanyon bölgesine gitmeyi değerlendirin. Ama en başta da yazdığım gibi, yol kötü. Buraya, bence sabah saatlerinde, saat 11 gibi gidin önce rafting ve arkasından tarihe merakınız varsa Selge antik kentini gezebilir, balık merakınız varsa balık tutabilirsiniz.

Bunun dışında, yanınızda mangal bulundurursanız, yiyecek bir şeyler hazırlayıp, güzel bir ortamda nehir kıyısında yemek yiyebilirsiniz. Nehir kıyısı o kadar güzel ki, rafting sırasında zaten hemen nehrin kıyısındaki çadırları görecek ve şaşıracaksınız. Bu çadırlarda genelde rafting rehberleri konaklıyor.

Evet, son olarak, bu kötü yola tahammül edebilirseniz ki, ben bir daha gitmeyi pek düşünmüyorum, görmediyseniz mutlaka gidin, ama yolda dikkatli olun ve rafting macerasını mutlaka yaşayın, çekinmeyin, korkmayın, iyi bir rehberle olay tehlikeli olmaktan çıkıyor.

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

Antalya Akseki

Antalya Akseki

Akseki, her ne kadar Antalya ilinin bir ilçesi olsa da, “Aksekilinin bir ayağı Konya’dadır” şeklindeki bir yakıştırma, sanırım hiç de yabana atılacak gibi değil. Çünkü, gerçekten Akseki Konya’ya çok yakındır. Aksekililer, ticari zekalarıyla öğünürler ve ticareti iyi yaptıklarını savunurlar.

Antalya Akseki

ULAŞIM

Akseki, bağlı bulunduğu il merkezi olan Antalya’ya 155 km. uzaklıktadır. Bunun yanında: İç Anadolu bölgesini, Konya-Seydişehir üzerinden, Antalya bölgesine bağlaması ile Akseki, önem kazanmaktadır.

Akseki-Konya arasındaki uzaklık: 154 km. Akseki-Manavgat arasındaki uzaklık: 76 km. Akseki-Seydişehir arasındaki uzaklık: 61 km. Akseki-Alanya arasındaki uzaklık: 111 km. Akseki-Beyşehir arasındaki uzaklık; 95 km.

TARİHİ

Yörede ilk yerleşimcilerin, Roma döneminde olduğu ve daha sonra ise, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de yerleşim olduğu bilinmektedir.

1872 yılında, Akseki’nin, Alanya’dan ayrılarak ilçe olduğu ve 1901 yılında ise, Konya’ya bağlandığı görülür. Takip eden dönemde ise, 1991 yılında, Gündoğmuş ve İbradı ilçesi, buradan ayrılmış ve Akseki yerleşimi sınırları daralmıştır.

Yörenin tarihi geçmişinde öne çıkan diğer bir özellik: yaşanan büyük yangın olaylarıdır. Şöyle ki, bu yangın olaylarından sonra, yörede yaşayan insanların birçoğu ülkenin diğer şehirlerine göçmüştür.

Bu göç dalgaları, özellikle: Aydın, İzmir, Manisa ve İstanbul yörelerine olmuştur. İstanbul’da: Kasımpaşa ve Küçükyalı semtlerinde, yoğun olarak Aksekililer yaşamaktadır

Yörenin tarihi süreçte kullanılan isimleri: Maruyye, Marala, Akseki. İlk kullanılan isim: Marla olup, bu isim, Türkçedir ve kelime anlamı “Yüksek Ulema Diyarı” dır. Akseki kelimesi ise; Teke Yörüklerinin bir kolunun ismidir.

Antalya Akseki

GENEL

Akseki’nin genel coğrafi yapısı: dağlıktır. Rakım: 1000 metre civarındadır. İlçe: Toros dağlarının denize yakın kesimine kurulmuştur. Toros dağları üzerinde bulunan “kardelen” çiçekleri, yörenin simgesidir.

Bu çiçekler, eksi 15  derecedeki soğukta bile canlılığını korumaktadırlar. Ama, kozmetik ve eczacılıkta kullanılan bu çiçeklerin soğanları, bilinçsizce toplanıp yurt dışına gönderilmeleri nedeniyle, yok olma tehlikesiyle baş başadır.

Önceki tarihi süreç incelendiğinde: Alanya-Konya tarihi ipek yolunun buradan geçtiği görülmektedir.

İklim şartları: bölgede kış mevsimi, sert geçer ve aşırı kar yağar. Ancak, güneye doğru indikçe iklim yumuşar. Hatta, bazen kuraklık bile görülür.

Yörenin ekonomik etkinlikleri: hayvancılık, ormancılık, bağcılık ve badem yetiştiriciliği üzerine yoğunlaşmıştır.

İlçe merkezinde, nüfus yoğunluğunun büyük kısmını öğrenciler oluşturur. Çünkü: Antalya-Akdeniz Üniversitesine bağlı Sağlık Yüksek Okulu ve Mobilya Dekorasyon ile, Elektrik Yüksek Okulları, buranın merkezindeki öğrenci yoğunluğunun en büyük sebebidir.

Son olarak: bölgede Güzelsu köyünde: dünya üzerinde nadir bulunan ve burada da koruma altına alınmış olan: Sedir ağaçları bulunmaktadır. Bu ağaçların bir kısmı özellikle muhteşem uzunluklarıyla dikkat çeker. Yaşları ise, muhtemelen 500 yıl ve üzerindedir.

NE SATIN ALINIR

Akseki yöresinde,  dokumacılık öne çıkmaktadır. Özellikle, ilçe merkezine bağlı bazı köylerde, kilim dokumacılığı önem kazanıyor. Ama, günümüzde pek yaygın  değil. Yani, her ne kadar dokumacılık öne çıkmış desem de, kilim dokumaları bulabilmek için, köylere ulaşmanız gerekiyor.

Bunun dışında, son yıllarda, burada arıcılık ta gelişmiş olup, bal satın alabilirsiniz. Son olarak: Akseki’den “tahta kaşık” satın alabilirsiniz. Çünkü: Bademli kasabasında, hemen hemen her evin altında, tahta kaşık yapım tezgahı bulunmaktadır.

KONAKLAMA

Öğretmenevi               Demirciler Mh. Hükümet Konağı Yanı.                 242-6782018

GEZİLECEK YERLER

Akseki’de turizm denilince, ilk sırada akla gelenler: ilçe merkezindeki tarihi evler ve dağlardaki “kardelen” çiçekleridir. Özellikle, bu kardelen çiçeklerini görmek için gelen, yabancı turist sayısı yoğundur. Bunun dışında, Akdeniz kıyısındaki yerleşimlerde yaşayanlar, sıcak yaz aylarında, yayla havası yaşamak için, burayı tercih etmektedirler.

Antalya Akseki Kartallı Mağara

KARTALLI MAĞARA

Kuyucak beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde, buranın yerleşim yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Ancak, burada herhangi bir resmi arkeolojik kazı çalışması yapılmamıştır.

DÜDENCİK MAĞARASI

Akseki-Beyşehir kara yolu üzerinde, Cevizli bucağı yakınlarındadır. Bu mağaranın öne çıkan özelliği: ülkemizin en derin mağarası olmasıdır.

Antalya Akseki Göktepe Yaylası-Dipsizgöl

GÖKTEPE YAYLASI-DİPSİZ GÖL

Burası, ilçe merkezine, yaklaşık 33 km. uzaklıktadır. Bu bölgenin en büyük yerleşim yeri: Sülek yaylasıdır. Burada: her ne kadar yayla denilse de, betonarme ve taş evler bulunmaktadır. Buradan yola devam ettiğinizde, karşınıza: dipsiz göl çıkıyor. Dipsiz göl: yaklaşık 1800 metre yükseklikte, bir krater gölüdür.

Su yüksekliği, yaz ve kış dönemlerinde değişmez, aynı kalır. Sülek yaylasına çok yakın olan bu  dipsiz göl,  tam bir tabiat harikası, üzerindeki nilüfer çiçekleri ve masmavi rengi ile, hemen dikkati çekiyor. Akseki yakınlarında, zamanınız olduğunda, burayı mutlaka görmenizi öneririm.

Antalya Akseki Kardelen

ÇİMİ YAYLASI

Yayla: 2400 metre yüksekliktedir. Burada, her yıl “Kardelen Şenlikleri” düzenlenmektedir. Burada bulunan kuyu mevkiindeki yaklaşık 70 metrelik Obruktan, yörede yaşayanlar, kar çıkarıyorlar ve yiyeceklerini sıcaktan koruyorlar. Bunun dışında, Çimi yaylası yöresinde, dikenli tellerle koruma altına alınmış bir sahada, sedir ağacı tohumlaması yapılmış görülüyor.

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.