Yedigöller’e, özel aracınız ile, iki şekilde gitmeniz mümkün. Geliş yönünüz: Ankara veya İstanbul üzerinden gelirken aşağıda belirteceğim noktalarda, otoyoldan çıkmanız gerek.
Tercih sizin, sonuçta iki yolda birbirinin benzeri. Yalnız, özellikle kışın gelmek isterseniz, Bolu içinden ayrılan yol kapalı, kesinlikle bunu tercih etmeyin, öbür yoldan gitmeniz gerek. Çünkü: Bolu içinden ayrılan yol, yüksek rakım nedeniyle daha fazla kar yağışı alıyor ve uzun süre kar nedeniyle kapalı kalıyormuş. Ben; baharda, Bolu içinden giden yolu kullandım.
Bolu Yedigöller
Evet devam ediyorum
Bu yollardan birincisi: Ankara-İstanbul otoyolunda, Yeniçağ’da otoyoldan çıkmanız gerek. Yeniçağ’dan çıktıktan sonra, Bolu-Gerede yoluna gireceksiniz ve 19’ncu km.de “Yedigöller” tabelasını görünce, buradan sapacaksınız. Bu dönüşten sonra, yol, stabilize ve toprak. Yani, tam bir rezalet mi demeli felaket mi demeli bilmiyorum.
Altı yere yakın araç ile sakın gitmeyin. Nispeten yerden yüksek bir araç ile gitmeniz şart. Aksi halde; yolun sıkıntılarını sürücü veya yolcu olarak zaten yaşayacaksınız, altınızdaki araba da, size ilave sıkıntı yaratmasın. Yani: toz yuta yuta gidiyorsunuz. Bu sıkıntılı yol, muhtemelen 3-4 saat sürüyor.
İkinci alternatif yol ise; Bolu şehir içinden, otoyolda çıkmanız gerekiyor. Bolu ilinde, otoyoldan çıktıktan sonra, şehir içinde, kuzeyde, ayrılan bir yol ile Yedigöller istikametine dönüyorsunuz. Bu yol uzunluğu: 42 km. Ama yol sıkıntılı olduğundan, bu yolu yaklaşık 3-4 saat civarında alıyorsunuz.
Tabii, sinirlenip, o kötü yolda hız yaparsanız, 3 saat da olabiliyor. Yol önceleri asfalt ama daha sonra virajlı ve stabilize. Aynı zamanda dar, karşıdan kamyon gelmesin diye sürekli tedirgin oluyorsunuz. Yolun bir tarafı dağ, diğer tarafı yamaç. Bir süre orman içinde gidiliyor. Hani, diğer yol kötü demiştim ya, bununda ondan pek farkı yok.
Sonuçta Yedigöller’e ulaşım problemli.
Bir zamanlar, Bolu Valisine, “niye ulaşım için doğru dürüst bir yol yaptırılmıyor? ” diye sormuştum. Aldığım cevap: ” Buraya yol yaptırmak sorun değil, ama düzgün bir yol yapılırsa, burası da Abant gibi olur, insanlar yoğunlaşır, kirlilik artar, bu güzellik elden çıkar” demişti. Bilmiyorum, bu cevap içinde, hem mantık, hem de anlaşılmaz bir tutum var. Mantık var, söylenenler doğru. Anlaşılmaz tutum ise, bu ülkenin bir insanı olarak, ülkemin güzellikleri görmenin en doğal hakkım olduğunu düşünüyorum.
Ama, biliyorsunuz, bir sorun varsa tedbir alarak onu çözümlemek yerine, kapat gitsin. Sorunu çözmek gerekir, insanları bilinçlendirmek, insanların çöplerini, kirliliklerini bulundukları yere bırakıp gitmemeleri için, onların eğitilmesin gerekir diye düşünmemek elde değil. Yoksa; buraya kimse gelmesin, temiz kalır demek çözüm mü?
Neyse, biraz sıkıntıya katlanın, çünkü, oraya varınca sizi bir cennet bekliyor. Muhteşem keyif alacağınız bir yer. Buna inanın ve sıkıntıya katlanın. Yeter ki, altınızdaki aracınız, bu yolu gitmeye uygun olsun. Veya size daha gerçekçi bir öneri sunmak istiyorum. Buraya kendi aracınız ile değil de, herhangi bir seyahat firmasının, tur organizasyonu ile gidin, rahat edin.
Bolu Yedigöller
GENEL
Yedigöller havzası, kayan kütlelerin, vadiler ve akarsuların önünü kapatması sonucu oluşmuş. Yüzeysel ve yeraltı suları ile, bu göller birbirine bağlı. İsimleri: Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Kurugöl, Seringöl.
Yöre: 1965 yılında, Milli Park Statüsüne alınmış. 2900 hektarlık bir alan. Yeşil denizinin ortasında, yedi tane mavi ada. Kuzeyden, güneye doğru, 1500 m. lik bir aralan sıralanmış, yedi tane göl. Kademeli vadide yer alan bu göllerin bazılarının arasında küçük çağlayanlar göreceksiniz.
Seyir terasları ve göl kıyılarındaki tahta iskeleler de, muhteşem.
Milli park içinde; kayın, meşe, gürgen, kızılçam, karaçam, sarıçam, köknar, ıhlamur ve benzeri birçok ağaç görmek mümkün. Toplam 238 farklı bitki türü varmış. Ülkemizin en güzel karışık doğal ormanı burada. Bölge, doğanın yarattığı bir Arboretum (canlı ağaç müzesi) görünümlü. Ayrıca, zamanı geldiğinde, gölün yüzeyindeki Nilüfer’ler bambaşka güzellik katıyor.
Buranın en ilginç özelliği: burada mevcut ağaçların aralarından sızan gün ve güneş ışığının, yarattığı renk armonisi. Ayrıca, bu görüntüler, göl kıyısında, göl yüzeyine yansıyarak, çok güzel görüntüler oluşturuyor. Sonbahar ve kış mevsiminde, ağaçların rengi turuncu ve kızıl arasında dolaşırken, bu renk armonisi doğaya bambaşka bir güzellik yansıtıyor. Zaten, bu görüntüleri ve renk çeşitliliğini başkaca bir yerde görmek mümkün değil. Kendinizi cennette hissedeceksiniz.
İnsanlar, Yedigöller’e ne için geliyorlar? Dinlenmez, gezi, piknik amaçlı olarak geliyorlar. Bunun yanında, botanikçiler ve fotoğraf meraklıları da buraya geliyor. Evet, Yedigöller’i ziyaret etmek için en uygun tarih?
Nisan ve Mayıs aylarında. Yanınıza, mutlaka kalın giysilerinizi ve uygun (altı kaymayan) ayakkabılarınızı almanız şart. Özellikle, burada ve yakın çevresinde, hiç bir alışveriş merkezi olmadığını unutmayın. Yani; yanınıza, her türlü ihtiyaç duyacağınız şeyi almanız şart. Ayrıca; burada cep telefonu da çekmiyor. Yani, yakınlarınız sizi aradığında bulamayacaklar.
Bolu Yedigöller
YEDİGÖLLER EFSANESİ
Burada malum yedi tane göl var. Şöyle ki; ” Zamanın birinde, buraya 7 tane evli çift gelir ve farklı yerlere yerleşirler. Bunlardan, en büyük yaşı olan çift, büyük gölün bulunduğu yere yerleşir. Yaşı en küçük olan çift, küçük gölün bulunduğu yere yerleşir. Sazlı gölün bulunduğu yerdeki çiftin damadı, sürekli saz çalmaktadır. Nazlı gölün bulunduğu yerdeki çiftin gelini ise, çok nazlıdır. Bu çiftlere, buraya yerleştikten bir zaman sonra burada bu göller oluşur. Evet, lütfen mantık aramayın. Sonuçta, efsane bunlar.
ALABALIK
Buradaki göllerde, muhteşem lezzeti olan alabalık bulmak mümkün. Ama, balıkçıların, Abant’tan getirdikleri alabalık türü, buranın doğal alabalığının yumurtalarını yiyerek, yok olma noktasına getirmiş. Bunun yanında, 1969 yılında, milli parkın kuruluşu ile, burada ülkemizin ilk alabalık üretim istasyonu da kurulmuş. Hala, faaliyetlerini sürdürüyor.
Çevresinde, yüksek tellerle çevrili bir göl. Burada, alabalık satın alma şansınız var. Mangalda güzel bir alabalık ziyafeti için, mutlaka buradan alabalık satın alın. Ama, hayır ben alabalık tutmak ve kendi tuttuğum alabalıkları yemek istiyorum derseniz, o da mümkün.
Ücreti karşılığı, göllerde alabalık tutabiliyorsunuz. Yeter ki, olta takımınız ve birazcık yem olarak ekmek içi olsun. Tabii, biraz da sabır gerekli. Evet, Yedigöller’de, olta balıkçılığı, balık tutmak mümkün. Ücretini ödeyin, görevliler zaten sürekli dolaşıyorlar.
Bolu Yedigöller
PİKNİK-YEDİGÖLLERDE NE YENİR
Milli park alanı içinde, pikniğe gelenler için tahta masalar ve ocaklar var. Yiyecek ve içeceklerinizi mutlaka beraberinizde getirin. Aksi halde, burada yalnızca alabalık satın alabilirsiniz. Veya, amatör balıkçılık yeteneğiniz varsa, göllerden tutacağınız balıkları mangalda pişirme şansınız olacak.
NE SATIN ALINIR
Yol kıyısında, yolda ilerlerken, yörenin insanları çeşitli şeyler satıyorlar. Özellikle, alıç almanızı öneririm. Napolyon kirazı büyüklüğünde, iplere dizilerek satılıyor. Beyaz renkli bu meyveyi mutlaka tadın. Meyveleri kokulu ve lezzetli. C vitaminince zengin. Dokularında elma asidi var. İdrar söktürücü olduğu söyleniyor.
KONAKLAMA
Bungalov evler rezervasyon 374-2178086
GEZİ PARKURU
Evet, bir şekilde ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra Yedigöller’e vardınız. Önce küçük bir kulübe sizi karşılıyor. Giriş ücretli. Kişi sayısı ve araç büyüklüğüne göre, giriş bileti almanız gerekiyor.
Arazi düzleşince, Orman Bölge Müdürlüğünün konaklama tesisini göreceksiniz. Hemen yanında idare binası. Orman Bakanlığına ait bu tesiste: 40 yatak var. Bungalov tipi evlerde var. Sınırlı kapasitedeki bu tesiste kalabilmek için önceden rezervasyon yaptırmanız şart. Ankara da Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğünün ilgili birimine rezervasyon için telefon açmanız gerekli.
Tabii, öncelik kendi personellerin de olmak üzere, boş yer kalırsa, ücreti karşılığı rezervasyon yapıyorlar. Ama, bu tesiste, yemek yok. Yemek yapmak için gerekli düzen (ocak vs.) var. Yani, yemek malzemenizi yanınızda getirmeniz şart. Hatta, yanınızda çarşaf bile götürmenizi öneririm.
Bu misafirhaneden yararlanmayı düşünmez iseniz, burada çadır kurmanız mümkün. Çadırlı kamping alanı var. Ama, özellikle hangi mevsimde giderseniz gidin, geceleri serin.
Yanınıza, gerekli kıyafetleri almanız şart, yoksa üşürsünüz. Tabii, bu arada, gerekli yiyecek maddelerini de almanız şart. Daha önce söylediğimi gibi, burada alışveriş yapabileceğiniz hiçbir yer yok.
Evet, gezmeye devam edelim.
Ön tarafta, hemen girişte otopark var. Aracınızı burada bırakın. Konaklama yerinin önünde, göl isimleri ve yerlerini gösteren pano var. Bu panoya paralel olarak ilerlediğinizde, araçların park edildiği alandan sonra, tesisin hemen yanında, iç içe girmiş iki göl göreceksiniz.
Muhteşem görüntü ve kuş sesleri, sizi hemen büyüleyecek ve yolda çektiğiniz sıkıntıları unutacaksınız. Uzun boylu ağaçlar arasından gün ışığı yansıyor. Göl; ilginç akustik yaratıyor. Konuşmalar, çevredeki kuşların seslerine karışıyor. Ekolu ve farklı olarak duyuluyor. Göl yüzeyinin bir bölümü yeşil bitki örtüsüyle örtülü. Gölün uzak kıyısı ise, yosunlu bitkiler, bodur çalılarla kaplı.
Yedigöller’de, herkesin gidebileceği oldukça kolay yürüyüş parkurları var. Parkuru tamamen gezmek, yaklaşık 2-3 saat alabiliyor. Evet, gezi parkurunda yürümeye devam edin. Bu gölden sonra, daha büyük bir göl göreceksiniz. Ama, ikisinin arasında, küçük boyutlu şelalelerin yarattığı güzellik, etkileyici. Bu bölüm: piknik masaları ile, piknik yapmaya gelenler için düzenlenmiş.
Burada, göl kıyısında, bir de ağaç seyir terası var. Burası; Yedigöller’in en keyifli bakış açısına sahip yeri. Göl yüzeyine baktığınızda, suya vuran farklı renklerdeki göl yüzeyi göreceksiniz.
KAPANKAYA MEVKİİ VE ANIT ÇAM AĞACI
Yaklaşık 900 m. yüksekliğinde bir yer. Tabelaları takip ederek gidebilirsiniz. Tırmanma ve inme zor. Tercih sizin. Ama kendinize güveniyorsanız, mutlaka gidin ve görün. Oldukça dik bir yamaca tırmanmak gerek. Aşağı yukarı 15-20 dakika zaman alıyor. Bu tırmanıştan sonra, tepeye Kapanyaka Mevkiine ulaşıyorsunuz.
Buradan, tüm milli park alanını ve Yedigöller’den, aynı anda üç-dört tanesini görebileceksiniz. Yalnız, dikkat, bu yamaçtan inerken, çıkıştan daha tehlikeli bir durum oluşuyor. Ayakkabılarınızın, mutlaka altı kaymayan cins olması gerek. Aşağı indikten sonra, tabelaları takip ederek, anıt çam bölümüne gidin.
Ana yoldan ayrılan dik bir patikada 30-40 m. ilerledikten sonra, karşınıza çıkıyor. Son derece sağlıklı. Büyüklüğü 30 m. den fazla. Çapı ise; 2 m. civarında. Bu dev karaçam ağacının 550-600 yaşında olduğu söyleniyor. Düşünebiliyor musunuz, İstanbul fetih edildiğinde, bu çam ağacı bir fidan imiş. Kabuklarının rengi de, diğer karaçam kabuklarına nazaran farklı, gri ve beyaz.
BÜYÜK GÖL
Çam ve kızılçamların yoğun olduğu bir göl. Yüz ölçümü 24 bin metre kare. Yedi gölün en büyüğü. Gölün kıyısında: Milli Parklar Müdürlüğünün idare binası ve misafirhanesi var. Bu gölün sonunda: aşıklar köprüsü olarak adlandırılan bir yer. Yedigöller’in simgesi bu köprüyü mutlaka görün.
SERİNGÖL
Burada alabalık yetiştiriliyor. Malum, alabalık soğuk suyu sever. Yedigöller alabalık üretim istasyonu burada. Gölün çevresi: yüksek kafes telleri ile örtülmüş. Seringöl’ün hemen arkasında, ücreti karşılığı alabalık satın alabiliyorsunuz.
GEYİK ÜRETME ÇİFTLİĞİ
Burası Milli Park olmadan önce, geyik sürüleri varmış. Tabii, zamanla bu sürüler bitmiş ve buradaki geyik nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Bunun üzerine, geyikler koruma altına alınmış. Tabelaları takip ederek, burayı ziyaret edebilirsiniz. Özellikle, çocukların ilgisini çeken bir yer.
Evet; Yedigöller böyle. Ulaşım zor, ama hayatınızda bir kez de olsa, mutlaka gidin ve bu doğal cenneti görün. Burada sizi: sessizlik, sakinlik, kuş sesleri, muhteşem bir orman, yeşilin her tonu, su yüzeyine çok güzel görüntülerin yansıdığı göller, merakınız varsa alabalık, tertemiz ve bol oksijenli bir hava bekliyor.
Tarih meraklılarının mutlaka gidip görmesi gereken bir yer. Tam bir tarih cenneti.
Aksaray Güzelyurt
ULAŞIM
Güzelyurt, Aksaray il merkezine, 35 km. uzaklıktadır. Güzelyurt-Niğde arası uzaklık: 80 km. Güzelyurt-Nevşehir arası uzaklık: 70 km.
Aksaray Güzelyurt tarihi
TARİHİ
Günümüzde, Yüksek kilise olarak bilinen “Analipsis Tepesi” ve çevresinde yapılan araştırmalarda, bol miktarda bulunan işlenmiş obsidiyen (volkanik cam) taş baltaları ve seramik parçaları: bölgede, Kalkolitik çağda, insanların yaşadıklarının belirtisidir.
İlçe toprakları üzerinde: MÖ.2000’lerden itibaren, Hititler yaşamıştır. Bunun izleri ise: Sivrihisar geçidi yolu üzerindeki “Kulaklı Tepe” kale kalıntısı ve Analipsis Tepedeki kilisenin üzerinde oturduğu duvardan anlaşılmaktadır. Mamasun baraj gölü çevresinde de, Hitit kabartma ve yazıtları bulunmaktadır.
Takip eden tarihi süreçte, bölgede Pers egemenliği görülür. Persler, bölge insanını çok etkilerler ve bunun sonucunda, Büyük İskender’in bölgeyi işgali sırasında, bölge insanı, İskender’e boyun eğmez ve Pers soylularından birini, kral olarak kabul ederler. MÖ.332 yılında Kapadokya Krallığını kurarlar.
Bölge: MÖ.17 yılında, Romalılar tarafından ele geçirilir. Bu dönemde: köle durumunda bulunan halk arasındaki St. Paul’un bölgeye getirdiği Hıristiyanlık, hızla yayılmaya başlar. İlk yıllarda tepki görse de, zamanla, imparatorluk tarafından resmi din olarak kabul edilinceye kadar, bu dine inananlar, Güzelyurt ve çevresinde, Ihlara Vadisi, Soğanlı gibi yerlerde saklanırlar.
Güzelyurtlu Gregorius Teologos ve Kayserili Basilus: birlikte ortaya koydukları fikirler ile, zaman içinde Ortodoks mezhebinin kurucusu olurlar. Buna bağlı olarak da, ilk manastır hayatı, Güzelyurt’ta yaşanmaya başlanır. Bu dönemde, Bizans imparatoru Teodosius tarafından, bölgede, 385 yılında, Gregorius Teologos adında bir kilise yaptırılır.
12.yüzyılda,
Selçuklular yörede hakim olurlar. Ancak, Selçuklular toprağı işlemeyi iyi bilen yerel Rumların buradan göçmelerini engellemek için, kendilerine bazı imtiyazlar tanırlar. Böylece: Müslüman ve Hıristiyan halk, birlikte yaşamaya başlar. Bu durum: özellikle: Belisırma’da bulunan “St.Georges” yani “Kırk Damaltı” kilisesinde bulunan, Türk kıyafetleri içinde resmedilmiş, Sultan II. Mesut resminden anlaşılmaktadır.
Bölge: 1470 yılında Osmanlı hakimiyetine girer. Takip eden süreçte ise, benim en çok ilgimi çeken şu oldu. 1924 yılındaki mübadeleden hemen önceki yıllarda: burada bulunan kilise idaresi, Osmanlı devletinden aldığı özel izinle: “para” bastırır. Bu paraların üzerinde: Aziz Gregorius”un resimleri bulunur. Bu para: yörede, hem Rumlar ve hem de Türkler tarafından kullanılır.
Evet
1924 yılı mübadele dönemi ve Rumlar bölgeyi terk ederler. Ancak: Yunanistan-Kavala yakınlarında, “Nea Kalvari” isimli, yeni bir köy kurarlar ve Güzelyurt bölgesindeki kilisenin aynısını, orada inşa ederler.
Buradan, yanlarında götürdükleri kutsal eşyaları da, orada teşhir edecek bir müze kurarlar. Bunların yöreden ayrılması sonucu, Yunanistan’dan ülkemize gelen vatandaşlarımız ise, Rumlardan kalan evlere yerleştirilmişlerdir.
1989 yılında, yöre, ilçe olur. İlçede ve Manastır vadisinde, Bizans ve Osmanlı döneminden kalma, kayalara oyulmuş, 50 civarında kilise bulunmaktadır. Ayrıca: 3 yer altı şehri ve bir kaya cami var. İlçe merkezindeki evler ise: yarı kayadan oyma, cepheleri işlemeli ve muhtemelen 100-200 yıllıktır.
Bu evler: yöredeki taş ustaları tarafından: kesme taşlardan, 7-8 metre yüksekliğinde yapılmıştır. Bunların en çarpıcı özellikleri: doğal havalandırmalarıdır. Bu havalandırmalar: klima görevi görürler. Kapı girişleri ve tavanlar işlemelidir. İç mekanların yüksekliği: 5-6 metre civarındadır. Alt katlarında: mahzen, hayvan barınağı, ibadethane ve taş fırın bulunmaktadır.
İlçenin eski sokaklarında dolaşırken: mimari güzellikleri görebilirsiniz.
Aksaray Güzelyurt
GENEL
İlçe, Hasandağı eteklerinde kurulmuştur. Deniz seviyesinden 1485 metre yüksekliktedir. Bu yükselti ile, yörede tamamen bir yayla havası hüküm sürmektedir.
Bu iklim etkisiyle, yörede pek çok bitki yetiştirilmektedir.
Günümüzde, ilçe halkı, geçimini: tarımcılık, hayvancılık ve büyük şehirlerde ve yurt dışında inşaatçılık yaparak sağlamaktadırlar.
NE YENİR-NE İÇİLİR
İlçede: özellikle “Gelveri ekmeği” ve “Pekmez” tadına bakmalısınız. Hatta: pekmez satın alabilirsiniz.
Aksaray Güzelyurt Ne Satın Alınır
NE SATIN ALINIR
Güzelyurt ilçesinde: çini imalathanelerinin satış reyonlarından, el yapımı çini tabaklar satın alabilirsiniz.
Aksaray Güzelyurt Gezilecek Yerler
GEZİLECEK YERLER
Aksaray Güzelyurt Hotel Karballa-Kızlar Manastırı
HOTEL KARBALLA (KIZLAR MANASTIRI)
1856 yılında, yörede yaşayan Hıristiyanlar tarafından, okul olarak yapılmıştır. 1924 yılındaki mübadeleden sonra ise, İlkokul ve Jandarma Karakolu olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, 1989 yılında: Yıldız Üniversitesi tarafından restore edilerek turizmin hizmetine verilmiş ve otel olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yapım tekniği açısından: yazın sıcaklarda, odalar, klima varmış gibi serin, kışın ise ılık olmaktadır.
Aksaray Güzelyurt Kilise Camii-Aziz Gegorius Kilisesi-Küçük Ayasofya
MÖ.17.yüzyılda: bölge, Roma imparatorluğu topraklarına katılır. Bu dönemde: kral gücündeki dini liderlerin yani rahiplerin yönetimi, MS. 2’nci yüzyıla kadar sürer. Bu dönemde: köle durumunda bulunan halk arasında, Hz. İsa’nın havarilerinden, St. Paul’un yöreye getirdiği Hıristiyanlık hızla yayılmaya başlar.
Ancak, ilk yıllarda, Bizans idaresi tarafından büyük tepki gören Hıristiyanlık, resmi din olarak kabul edilinceye kadar, bu dini kişisel olarak kabul eden insanlar büyük sıkıntılar çekerler. Bu insanlar: Güzelyurt ve çevresi, Ihlara vadisi ve soğanlı gibi yerlere yerleşerek saklanırlar. 329 yılında, Güzelyurt’ta, Arianzos denilen bir çiftlikte doğan Gregorius Teologos, zaman içinde Ortodoks mezhebinin kurucusu durumuna gelir ve ilk manastır hayatı “Güzelyurt” yöresinde başlar ve Hıristiyanlık, Anadolu’da yayılmaya başlar.
Takip eden tarihi süreçte, ilçe merkezinde, Aşağı mahallede: Bizans İmparatoru Teodoslus tarafından, MS.385 yılında bir kilise yaptırılmıştır. Bu bilgi: kilisenin üç kapısından birinin üzerinde bulunan kitabedeki yazıttan anlaşılmıştır. Bu kitabede: “Bu haç, Bizans İmparatoru Theodoslus tarafından inşa edilmiştir. İmparator Gregorios Nazianzo ile de kutsal hacın bir parçasını kiliseye hediye etmiştir.” Yazmaktadır. Aslında, başka yazılar da var ama bunlar okunamamış.
Aksaray Güzelyurt kilise
Kilise yapısı
385 yılından sonra, önemli değişiklikler geçirmiştir. En önemli değişiklik ise, 1835 yılında olur. Kilisenin onarımı için büyük baskılar yapan Rumlar, aynı yıl, İstanbul’dan, Sultan’dan ferman çıkarttırırlar. Bu onarım da: kilise yapısı, Yunan Haçı şekli değiştirilerek, 3 nefli ve kubbeli, bazilika tipine geçilmiştir.
Bahçenin kuzeyinde: kilise misafirhanesi var. Bu yapıda: kilise heyeti toplanır ve bölgenin sorunlarını görüşürlermiş. Bölgenin ileri gelenleri, buradan geçtiklerinde, bu misafirhane de ağırlanırlarmış. Misafirhanenin alt katında: buğday ve yağ depoları ile, bahçesinde fırın bulunmaktadır. Doğuda ise, kilise papazlarının oturdukları ev bulunuyor. Güney doğuda: 35 basamaklı bir merdivenle inilen, yer altı suyu yani “Ayazması” var.
Takip eden tarihi süreçte
Selçuklular, toprağı işlemeyi bilen Rumların başka yerlere göçünü önlemek için, bazı imtiyazlar tanırlar. Böylece: Müslüman ve Hıristiyan halk, birlikte yaşamaya başlarlar. Bu kilisede bulunan bir freskte: bölgenin, o dönemdeki Beylerbeyi olana Basil Güyaüyakupos: Türk kıyafetleri içinde resmedilmiştir. Freskin kitabesinde ise: Sultan II. Mesud için: “ Çok yüksek ve asil bir sultan” olarak söz edilmektedir.
1924 yılına gelindiğinde ise, 15.5 asır süresince kilise olarak hizmet veren yapının, camiye çevrildiği görülür. Çan kulesi (15 metre yüksekliğindedir): tuğla ile örülerek, minareye dönüştürülür. Dış cephede, başkaca herhangi bir değişiklik yapılmaz. İç kısımdaki freskler ve duvar süsleri olan bezemelerin üstü ise: kireç badana ile boyanarak kapatılmıştır. Kilisenin malzemeleri (çanı, kandilleri, avizeleri, cam bardaklar, İsa-Meryem-Üç Baş Rahip-Vaftizci Yahya ikonları, kutsal haç parçaları gibi) ise: Rumlar tarafından, giderken, yanlarında götürülmüştür.
Aksaray Güzelyurt Ahmatlı kilisesi
AHMATLI KİLİSE
Kilise caminin kuzey batısında, kaya oyma bir kilisedir. Birbirine simetrik iki neften oluşan kilisenin girişi, güney duvarındaki kapıdan sağlanmaktadır. Ancak, buranın üstüne kayalar düştüğü için, günümüzde bu giriş kullanılmamaktadır. Nefler, birbirlerine, ortadaki duvarın doğusundaki yuvarlak kemerli, iki kapı ile bağlanmaktadır.
Kilisedeki freskolar: kubbe ve kısmen de apsiste bulunmaktadır. Tonoz yanlarında, iki sıra halindeki freskolar, konuludur. Ancak: gerek is ve gerekse atılan taşlardan, bu freskolar oldukça yıpranmıştır.
Aksaray Güzelyurt Sivişli-Aziz Anargiros kilisesi
SİVİŞLİ (AZİZ ANARGİROS) KİLİSESİ
İlçe merkezinde: Aşağı Mahallededir.
Kubbesi ve 4 sütunu ile, kayaya oyulmuştur. Giriş bölümünde: çömlek pişirme fırınları ve onun hemen üstünde hastane olarak kullanılan yer bulunmaktadır. Burada: Aziz Anargiros Bayramında gelen hacılar ve hastalar karşılanır, 1 Kasım günü, burada bulunan hastalara, sabahlara kadar dua edilirmiş. Bunlardan iyileşenlere: Azizler tarafından şifa verildiğine inanılırmış. Hastanenin hemen üstünde: kayadan oyma kilise binası ve bunun güney kısmında ise, kayadan oyma papaz odası var.
Burada: 1877 yılından kalma duvar resimlerini görebilirsiniz. Kilise yapısı: mübadele sonucu, Rumların bölgeyi terk etmelerinden sonra: bir süre çömlek atölyesi olarak kullanılmıştır. Kilisenin üzerindeki tepeden, bölgeden panoramik manzarasını seyredebilirsiniz. Zaten, günümüzde, Vatikan’dan buraya gelip hacı olan Hıristiyanlar var. Bunlar, özellikle 1 Kasım günü burayı ziyaret ediyorlar.
Aksaray Güzelyurt Yüksek Kilise-Analipsis Kilisesi
YÜKSEK KİLİSE (ANALİPSİS KİLİSESİ)
İlçenin batısında, Silla Vadisinin güneyinde, Analipsis Tepesi var. Bu tepede: Bizans döneminde, küçük bir kilise varmış. 1895 yılında: Başrahip İoannes Ieimonidis, Rusya-Odessa kentinde oturan Gelverililerden yani Güzelyurtlulardan topladığı para ile: bu tepeye, büyük bir kilise olan “Analipsis” kilisesini yaptırır.
Kilise yapısı: Manastır binası ve kilise binası olmak üzere, 2 bölümden oluşmaktadır. Doğal ve yüksek bir kaya üzerinde bulunan binaların çevresi: yer yer taş duvarlarla çevrilmiştir. Kilise ile manastır binalarının arasında ise, su toplama sarnıcı ve toplantı yeri var. Bu toplantı yeri: aynı zamanda, muhteşem bir seyir terası gibi.
Kilise: tek nefli ve dikdörtgen planlıdır. Kaya oyma ve taş duvar karışımıdır. Çatı örtüsü, taştır. Kilisenin giriş kapısı: batı duvarındadır. Giriş kapısının üzerindeki kitabede, yapılış tarihi olarak: 1894 yazılıdır.
Manastır Binası: dikdörtgen şekildedir. Bina, 2 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm: giriş kapısı, uzun bir koridor ve 5 oda ile 1 toplantı salonundan oluşmaktadır. Kinci bölüm ise: güneydoğu duvarındaki giriş kapısı, bir koridor ve bu koridora bağlı iki odadan oluşmaktadır. İki kat arasındaki döşeme, ahşaptır.
Kilise yapısı: taş ustası Ionnis Panteleımonidis tarafından yapılmıştır. Ayrıca, seyir terası olarak kullanılan avluda, daha önceki yıllarda bulunan ve kapalı olan tünel, 2002 yılında, Müze Müdürlüğü tarafından temizlenmeye başlanmıştır. Yörede: çok sayıda, obsidiyen’den yapılmış aletler bulunmuştur. Yani, burada, Neolitik dönemde de, bir yerleşim bulunduğu sanılmaktadır. 2006 yılında ise, bölge, Bakanlar Kurulu tarafından Sit alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır.
Aksaray Güzelyurt Kızıl Kilise-Cafalar kilisesi
KIZIL KİLİSE (CAFALAR KİLİSE)
Sivrihisar-Niğde istikametinde, Güzelyurt ilçe merkezine 6 km. uzaklıkta Sivrihisar köyü yöresindedir.
Kilise: 6.yüzyılda, traşit taşından yapılmıştır. Sekizgen üzerine kurulmuş kubbesi, haç şeklindeki yapısıyla güzel bir mimari sunmaktadır.
10.yüzyıldan kalma ve hala iyi durumdaki freskleri görülmelidir. Yapıldığı dönemden sonra değişikliğe uğramamış nadir yapılardan biridir. Yani, bütün Kapadokya yöresinde, taştan yapılmış kiliseler arasındaki en güzel örnektir. Fresklerinde: İncil’den sahneler ve havarilerin portreleri var.
Aziz Gregorius, yaşamının son günlerini, bu kilise yakınlarındaki çiftliğinde geçirmiştir.
ILISU KASABASI
İlçe merkezine 10 km. uzaklıktadır. Melendiz ırmağının kıyısına kurulmuştur. Burada: Varvara isimli bir azize adanmış kaplıcalar bulunmaktadır. Müslüman ve Hıristiyan halk: hastalarını iyi etmek için bu kaplıcaya getirirlermiş.
Burada, Roma döneminden kalma bir “Roma hamamı” bulunuyor. Bu antik Roma hamamı, klasik Türk hamamı mimari özelliklerini taşıyor.
Günümüzde de, dinlenmek için ideal bir yer.
ÇANLI KİLİSE
Güzelyurt-Aksaray istikametinde olup, ilçe merkezine 25 km. uzaklıktadır. Çeltek köyüne ise 2 km. uzaklıkta bulunan kilise: tuğla ve taştan yapılmıştır. Yapı içinde: yüksek kaliteli freskler bulunmaktadır ve bunlar 11.yüzyıldan kalmadır.
Bu kilisede: Hıristiyanlar tarafından: Hz. İsa’nın “Göğe çıkma” yortusu kutlanmaktadır. Çevresinde, çok sayıda kayadan oyma kilise ve manastır bulunmaktadır. Kiliseden, 1995 yılında, 3 adet mumya çıkarılmıştır.
VİRANŞEHİR YAPILARI
Aksaray Güzelyurt Helvadere Köyü ve Antik Nora Kenti
HELVADERE KÖYÜ VE ANTİK NORA KENTİ
Helvadere köyü, Hasandağı eteklerinde kurulmuştur. İlçe merkezine, 25 km. uzaklıktadır. Hasandağı’nın, kuzey eteğinde, 1350 metre rakımda kurulmuştur. Buraya gittiğinizde, gölet çevresindeki tesislerde, mutlaka alabalık yemelisiniz.
Evet, köyün üzerinde: Roma imparatoru Justinyen tarafından yaptırılmış olan Nora isimli bir garnizon şehri bulunmaktadır. Bu antik şehir, inanılmaz büyüklükteki taşlardan yaptırılmıştır.
Günümüzde, Nora kenti çevresinde: Sarıgöl kilisesi, Yardıbaş kilisesi, Süt kilisesi, Bozboyun kilisesi, Tepe kilisesi, Çukurkent kilisesi, Kale kilisesi ve Selçuklulardan kalma “Karahan” görülmeye değer tarihi güzellikler olarak öne çıkmaktadır. Bunlar: Bizans dönemine aittir.
Burada: planlı yol ağı yoktur. Savunma amaçlı kurulmuş bir yerleşim yeridir. Temsili yapı olarak, yalnız yukarıda sözünü ettiğim kiliseler kalmıştır. Bu kiliselerin hepsi, haç planlıdır. Bazilikaları bulunmamaktadır. Tarihlenebilen en eski yapı, MS.7.yüzyıla aittir.
YARDIBAŞ KİLİSESİ
Viranşehir’in 1 km. güneybatısında: Karbeyaz oteli yakınındadır. Haç planlıdır. 5.yüzyılda yapılmıştır.
SÜT KİLİSESİ
Viranşehir’in 1 km. batısındadır. Haç planlıdır. 5.yüzyılda yapılmıştır.
VİRANŞEHİR KİLİSESİ
Viranşehir’de, Hasandağı yakınındadır. Haç planlıdır. 5’nci yüzyılda yapılmıştır.
Aksaray Güzelyurt Manastır Vadisi
MANASTIR VADİSİ
İlçe sınırları içinde, 4-5 km. uzunluğunda bir vadidir. Burayı: yaklaşık 2.5 saatlik bir yürüyüş ile gezebilirsiniz. Burada: yapıldıkları dönemin özelliklerini taşıyan, 28 kaya oyma kilise ve yer altı şehri bulunmaktadır. Bu özellikleriyle, küçük bir “Ihlara” görünümü vermektedir.
Buradaki kaya oymalarda: ön cephe yaratılarak, kabartma süslemelere yer verilmiş ve böylece anıtsal bir görüntü yaratılmaya çalışılmıştır. Hıristiyanlık dininde, manastır yaşamının, ilk kez burada, 3. ve 4’ncü yüzyıllarda başladığı tespit edilmiştir.
YER ALTI ŞEHRİ
İlçeye bağlı, Manastır vadisi girişindedir. Bizans dönemi yapısıdır. Giriş kısmında: hayvan barınağı var. Yan duvarlarında: kaya oyma yemlikler ve bağlama yerleri görülüyor. Buradan başlayan tünel, küçük bir mekana ulaşıyor. Üst katta ise: ahır var ve merdiven ile ulaşılıyor.
Ayrıca, dışarıdan giriş te mümkün. Bu mekanda, taş merdivenlere çıkıldığında: kapak bulunan üst bölümde, gözetleme yeri var. Gözetleme yerinden, yukarıya doğru devam eden tünelde, sürekli su akıyor ve bu yüzden, bu tünelden ilerleme imkanı yok.
KULUK ALİNİN EVİ- YER ALTI ŞEHRİ
Manastır vadisi girişindedir. Bizans dönemi yapısıdır. 3 katlıdır. Ancak, bir kısmı kapalıdır. Girişte, genişçe bir yer ve sonra, ikinci bir yere geçiliyor. Burada: tandır duvarı nişleri ve mutfak var.
Mutfak duvarlarında ise, çeşitli malzemeler için nişler açılmış. İkinci mekandan aşağıya, asansör bir merdivenle iniliyor. Buradaki duvarlarda da, küçük nişler bulunuyor. Duvar dibinde ise, derin bir su kuyusu var.
Manastır vadisi içinde, büyük bir kaya kütlesine oyulmuş ve çok sayıda mekanın merkezi durumundadır.
Giriş kapısı üzerinde: kabartma tekniğiyle yapılmış haçlardan oluşan, zengin bir mimari bezeme görülüyor. Kilise yapısı: 690 yılında, Aziz Simeon tarafından yaptırılmıştır. Güney nefin, batı duvarındaki niş içinde: bir vaftiz teknesi var.
YALNIZ KİLİSE
Manastır vadisi girişindedir. Apsis kısmının iki yanında: dikdörtgen çerçeveler içine alınmış, 4 portre bulunmaktadır. Beyaz sıva üzerinde: siyah sıva ile yapılan boyamalar, yerel bir ustanın elinden çıkmıştır. Ancak, portrelerden sadece üçü tanınabilecek durumdadır.
Aksaray Güzelyurt Kaya Camii
KAYA CAMİSİ
Manastır Vadisinin, kuzeyindeki kayalıklar üzerinde bulunmaktadır.
Kitabesi bulunmadığından, kim tarafından ve hangi yıl yapıldığı bilinmemektedir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, yöreye yerleşen ilk Müslümanlar tarafından yapılmış olabileceği görüşü hakimdir. Tek bir kaya bloku oyularak yapılmıştır. Bir ana mekandan ve okuldan oluşmaktadır.
Tonoz tavanlı, son cemaat yeri yapılırken, ön bölümdeki meyilli kayalar, bir duvar gibi düzeltilmiştir. Bu duvara ise: mihrap ve kandiller oyulmuştur. Yan taraftaki okul ile cami arasında, küçük bir pencere var. Bu pencere: cemaatin çok olduğu günlerde, okulun da cami olarak kullanıldığını gösteriyor.
Çünkü, imamın sesi buradan duyulabiliyor. Caminin minaresi ise: 90 cm. çapındaki bir oyuk şeklinde yapılmıştır. Cami yanındaki küçük okulu da gezebilirsiniz. Tavanı düz olan okul yapısının içinde: bir ocak ve oturmak için kaya sedir var. Kaya duvarlarda ise, oyuklar var. Pencerelerden, Manastır vadisinin muhteşem manzarasını, mutlaka izleyin.
ÇÖMLEKLİ KİLİSE
Tek neflidir. Güzelyurt yöresinde, içinde freskleri en iyi korunmuş kilise yapısıdır. 9. ve 10.yüzyıllara tarihlenmektedir. Kilisenin ana giriş kapısı üstünde, kubbe ve apsisinde: freskler görülmektedir. Giriş kapısı üzerindeki fresklerde: bu tabakanın üzeri, beyaz boya ile boyanmış ve kiremit rengi boya ile haç motifleri çizilmiştir. Kubbede ise, güneyde: Meryem’e müjde ve İsa’nın doğumu ve kralların secdesi betimlenmiştir. Kuzeyde ise: Yahuda’nın ihaneti ve Çarmıhta İsa betimlenmiştir.
GÖZYAŞI YER ALTI ŞEHRİ
Göz kayası mevkiindedir. Bizans döneminde yapılmıştır.
Giriş iki türlüdür.
Büyük kaya bloğu üzerinden, kaya merdiven kullanılarak girilir.
Zeminden, düz bir girişin son kısmı kullanılarak girilir, ancak bu bölümdeki basamaklar yıkılmış durumdadır. Zemin girişi ise, kayaların çökmesi sonucu tam belli değildir.
Şehrin derinliği: 20 metredir. Girişteki tünel: 20 metre uzunlukta ve 2.5 metre genişlikte ve 3 metre yüksekliktedir. Ancak, koridor zemini kaygan ve çok dik olduğundan, ilerlemek mümkün olmamaktadır. Belediye tarafından bu bölümde temizlik çalışmaları sürdürülmektedir. Göz kayasının en üst bölümünde, bir değirmen olduğu söyleniyor.
Aksaray Güzelyurt Ziga Kaplıcaları
ZİGA KAPLICALARI
İlçenin, Yaprak Hisar köyünde, Ihlara vadisinin yanındadır. Bölge: kaynak kirlenmesinin önlenmesi için, yapılaşmaya kapatılmıştır. Yani, Bakanlar kurulu tarafından, koruma altına alınmıştır. Sular: köyün arkasındaki düzlükten, birkaç yerden çıkıyor.
Aksaray Güzelyurt Ziga Kaplıcaları
Burada, günümüzde bir tesis var. Tesis: 4 yıldızlı ve 200 yataklı.
Kaplıca suyu: 47 derece sıcaklıkta çıkıyor. Mineral bakımından oldukça zengin ve romatizmal hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. Ayrıca: metabolizma bozuklukları, göz rahatsızlıkları ve kadın hastalıklarına da iyi geliyormuş. En önemli özelliklerinin başında: suyun iyot ve bromca zengin olmasıdır.
Aksaray Güzelyurt Belisırma Bölgesi Yapıları
BELİSIRMA BÖLGESİ YAPILARI
Belisırma köyü, Güzelyurt ilçesine bağlıdır. Burası: Aksaray il merkezine 42 km. ve Güzelyurt ilçe merkezine ise, 11 km. uzaklıktadır. Ancak, yolu kötü. Güzelyurt-Belisırma köyü arasındaki yol, felaket.
Köy: Ihlara vadisinin tam ortasında bulunuyor ve içinden Melendiz çayı geçiyor. Bölgeye gelen turistler, özellikle Ihlara vadisini gezerken, yemek ihtiyaçlarını, Belisırma köyündeki 4 restorandan karşılıyorlar. Yaz döneminde: Melendiz çayı üzerinde kurulan masalarda, muhteşem güzel yemek yemek mümkün. Akarsuyun üzerinde kurulan şark köşesinde dinlenin, suyun serinletici etkisini yaşayın.
Size önerebileceğim yemek: fırında balık. Her şey iyi güzel, ama bu köy: her ne kadar turistik olarak öne çıksa da, gerekli birkaç basit tedbir bile alınmamış. Yani: bir başı-boşluk var ve bunu hemen hissedeceksiniz.
Tabii, bu arada, yörede bulunan kaya oyma kiliseleri de ziyaret etmek mümkün. Ancak, birçok kilise bulunmasına rağmen, ben bunlardan, sadece ziyaret edebilecekleriniz ve hatta ziyaret etmenizi önereceklerimi anlatacağım.
Bu bölümdeki kiliseler, Bizans tipindedir. Ancak, küçük ayrıntılar dışında, daha doğudan gelen örnekler gösterilse de, genellikle üslup Bizans’tır.
KARAGEDİK KİLİSESİ (SAİNT ERMOLAOS KİLİSESİ)
Melendiz çayının doğusundadır. Bu kilise yapısının en büyük özelliği: yörede yapılan bütün kiliselerin kayaya oyularak yapılmış olmasına rağmen, bu kilise: taşlar ile örülerek yapılmıştır.
10.yüzyılda yapılmıştır. Dik kayaya yaslanmış ve otlarla örtülmüş bir tepe üzerindedir. Bizans üslubuyla yapılmıştır.
Belisırma Rumları: bu kilise yapısına: Saint Ermolaos ismini vermişlerdir.
Büyük bir kilisedir. Yapı: Çanlı kiliseyi andırmaktadır. Kilise: üzerinde bulunan bir kayanın koparak düşmesi sonucu, büyük oranda çökmüş durumdadır.
Yapı duvarlarında, az da olsa bir kısım fireskler görülmektedir. Bunlarda işlenen konular: St. Georgenin şehit edilmesi. Bu freskten, bir kısım resim günümüze ulaşmıştır. Özellikle: St. George’nin: kralın huzurunda ve işkence çarkı, güneydoğudaki hücrelerin duvarlarında görülmektedir. Ancak, resimlerdeki sanat seviyesi, fazla yüksek değildir.
AZİZ GEORGİOS KİLİSESİ-KIRK DAMALTI KİLİSESİ
Melendiz çayının batı kıyısındadır. Bahattin Samanlığı kilisesinden, Ihlara beldesine doğru, vadiyi takip ederek yürürseniz, 10 dakikalık bir yürüyüş sonunda, buraya ulaşabilirsiniz. Yani, kilise, Belisırma köyü merkezine, yaklaşık 1 km. uzaklıktadır.
Bölgedeki en yüksek kilisedir. Vadi tabanından oldukça yüksekte, kayaların içine oyularak yapılmıştır. İstanbul’daki Ayasofya’dan daha eski, Küçük Ayasofya olarak da bilinmektedir. İnanç turizminin merkezlerinden biridir.
1283-1295 yılları arasında; Amirarzes Basileios ve eşi Tamara tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Giriş kısmını oluşturan bölüm, kayaların bir bölümünün kopması sonucu, tahrip olmuştur. Apsis kısmı, sonradan yıkılmıştır. Giriş kısmı yıkıldığı için, bugün yapıya, bu apsis kısmından giriliyor. Kilisenin tavanı düz. Altıgen plana sahiptir.
Kilise: cenaze törenleri için kullanılmıştır. Yapıldığı dönemde, en çok ziyaret edilen bölge kiliselerinden biridir. Zemin içinde oyulmuş, birçok mezar bulunmaktadır. Ancak, günümüzde, kilisenin içi yer yer toprakla dolu olduğundan, bu mezarların sayısı tam olarak bilinemiyor.
Kilisenin Yunanca kitabesi, yapının tüm çevresini dolanmaktadır.
Kilisedeki fresklerde işlenen konular: İncil’de hikaye edilen konulardır. Ancak, tüm bunların yanında: daha önce sözünü ettiğim gibi, bu kilisede: Selçuklu Sultanı II. Mesud’un resmi tasvir edilmiştir. Çünkü: kilisenin yapıldığı dönem, Anadolu Selçuklu Devletinin, bölgede egemen olduğu dönemdir.
Kilisenin yapılışında, Selçuklu Sultanı II. Mesud’un ordusunda görev yapan, yukarıda isimlerinden söz ettiğim Hıristiyan bir komutan ve eşinin, önemli katkılarının bulunduğu sanılmaktadır. Bu kişiler: kiliseyi “Aziz Georgios”a adamışlardır. Bu olayın resmedildiği, adak sunma sahnesi, kilisenin en güzel freskleri arasındadır.
Ayrıca, burada, biraz önce sözünü ettiğim, Sultan figürünün bulunması da, ortaya muhteşem bir güzellik çıkarıyor. Tüm bunların yanında: fresklerde görülen atların kuyrukları “Türk usulü” bağlanmış. Türk tarzı giysiler ve giysilerde kullanılan motifler, Türk kültür tarihinin o dönemi yansıtan örnekleri olması açısından öne çıkıyor.
Evet, bu resimleri yani freskleri mutlaka görün, çünkü yeryüzünde, kilise içinde, bu tür bir resim, tek, yalnız burada görülebiliyor.
BAHATTİN SAMANLIĞI KİLİSESİ
Melendiz çayının batısındadır. Direkli kiliseden, Ihlara yönüne doğru, vadiyi takip ettiğinizde, 50 metre kadar ileridedir.
10.yüzyılda yapılmıştır. Kiliseye: yöre halkı tarafından, burayı samanlık olarak kullanan kişinin adı verilmiştir. Irmağın batı yakasında, Belisırma köyü karşısındaki kayalıklara oyulmuştur.
Tek koridoru bulunan bir kilisedir. Kuzey ve batı yan duvarlarına oyulmuş, birer hücre ve güney duvara oyulmuş, 3 hücre var. Kubbesi: beşik çatı şeklindedir. Freskler biraz kararmış olmasına rağmen, yine de iyi korunmuş durumdadır. Bunların: 10.yüzyıl ortasından itibaren, 11.yüzyıl başına kadar olan dönemde yapıldığı tahmin edilmektedir.
Kilisedeki firesklerde işlenen konular: Müjde, ziyaret, su deneyi, doğum, üç müneccimin tapınması, Yusuf’un rüyası, mabede takdim, son akşam yemeği, ihanet, İsa çarmıhta, anastasis.
Aksaray Güzelyurt Direkli Kilise
DİREKLİ KİLİSE
Bahattin Samanlığı kilisesinin, 50 metre kuzeyinde, Melendiz çayın batı kısmındadır. Köyün karşısındaki kayalara oyulmuştur.
Yörede, yapılış tarihi tespit edilebilen ender kiliselerdendir. 976-1025 yılları arasında yapıldığı öğrenilmiştir. Merkezi kubbe ve 3 mihraptan oluşan kilise, haç şeklindedir ve 6 direk üstüne oturmaktadır.
Bu direkler nedeniyle, yapıya “Direkli kilise” ismi verilmiştir. Freskler, oldukça tahrip edilmiş durumdadır. Cenaze törenlerinin yapıldığı bölümde, sadece birkaç geometrik desen kalmıştır. Bu süslemelerin: 726-843 yılları arasında, İkonoklasm döneminde yapıldığı düşünülmektedir.
Kilisenin içindeki kapıdan: keşişlerin türbelerine ve kilise görevlilerinin kaldıkları yerlere geçilmektedir. Kilise üstündeki sütunlarda: ikişer sıra halinde resimler var. Bu resimlerde: Azizlerin ve Havarilerin iki taraflarında, kitabeler görülüyor.
BATKIN (AÇIKEL AĞA) KİLİSE
Melendiz çayının batısındadır. Yürüyerek ulaşabilirsiniz. Manzara terasının üzerinde bulunan kaya bloğunun tam altındadır. Yapı: 8’nci yüzyıla aittir. İçindeki freskler tahrip edilmiş. Görülmeye değer herhangi bir özelliği yok. Yani, gitmenize gerek yok.
Aksaray Güzelyurt Ala Kilise ve Bezirhane
ALA KİLİSE VE BEZİRHANE
Melendiz çayının doğu kenarında, köyün kuzeyinde ve vadinin doğu yamacındadır. Güzelyurt ilçesine giden yol üzerinde, sağ taraftadır. Kayaya oyulmuş bir kilisedir. Manastır şeklinde yapılmış olan yapı, haç planlıdır. Merkezi bir kubbesi var.
11.yüzyılda, bölgede Hıristiyanlığın serbest kalmasından sonra yapılmıştır. Cephesinin üst kısmında: Havarilerin ve Azizlerin resimleri var. Kilisenin freskleri büyük ölçüde tahrip olmuştur. Bunlarda işlenen konular ise: doğum, Anastasis, Kudüs’e giriş, Mısır, Meryem’in takdis edilmesi. Ancak, bunlar da, yoğun is tabakası ile kaplıdır.
Kiliseye bağlı bölümlerden birinde, sonradan yapılmış bir “Bezirhane” bulunmaktadır. Anadolu’da, elektriğin olmadığı dönemlerde, aydınlatma için “bezir çırası” kullanılmaktaydı.
Bu yörelerde de yoğun olarak kullanılan beziryağı: bezirhane denilen bu tür işletmelerde: keten, zeyrek ve ızgın tohumlarının ezilmesiyle elde ediliyordu. Burgularla hasırlar arasında otları sıkar, küpe akıtır, sonra da elde ettikleri bu yağı, lambalarda yakarlarmış.
Zaten: Kapadokya’nın tümünde, birçok bezirhane yapısı görülmektedir. Bunun sonucu olarak, bu bölgede, bezir yağı üretiminin, insanların ihtiyacı üzerinde, ticari amaç güdülerek yapıldığını da gündeme getiriyor.
Ancak: gazyağının ortaya çıkması sonucu, 20.yüzyıl başlarından itibaren, beziryağı ve bezirhanelere olan gereksinim bitmiştir. Ancak, bezir yağı üretiminin revaçta olduğu dönemlerde, Müslümanlık sonrasında, yöredeki çoğu kilisede, bezir yağı üretiminin yaygın olduğu görülmektedir.
Şarköy’ün, kumsalının uzunluğu: 60 km. Evet, bu uzunlukta sahil: Türkiye’de yok, yani ülkemizin en uzun sahili. Dünya sıralamasında ise, sahil, bu uzunluğu ile, 12’nci sırada. Bu uzun sahil: deniz, balık, üzüm ve karides merkezi. 2006 ve 2007 yıllarında: denizi ve kumsalın temizliği nedeniyle “Mavi Bayrak” almış. Yaz tatilinde, en iyi kafa dinleyebileceğiniz yerlerden biri. En çok yaz aşkı yaşanılan tatil yeri olarak, hafızalara işlenmiş.
Tekirdağ Şarköy
ULAŞIM
Şarköy: İstanbul’a 2.5 saat uzaklıkta. İstanbul-Şarköy arası uzaklık: 218 km.
Tekirdağ’dan sonra, uzanan dağların tepesinde, denizi görmeden geçen 1 saatlik yolculuktan sonra, ulaşılıyor. O dağları geçip ulaşmaya gerçekten değer bir yer. Bu yolun uzunluğu, Tekirdağ-Şarköy arası uzaklık: 93 km. dir. Tekirdağ-Malkara karayolunun 48’nci km. de, Karıştıran mevkiinde, güneye ayrılan 38 km. lik yolla bağlantılı.
Hele deniz kıyısındaki yoldan gelirseniz: sol taraf boğaz ve alabildiğine uçurum. İki arabanın geçmesi, neredeyse imkansız. Bazı yerlerde gerçekten imkansız. Bir araba, diğerini uzaktan görünce, en uygun yerde, onun geçmesini bekliyor. Derken “Uçmakdere” denilen bir yere iniyorsunuz. Özetle: Şarköy’ü Tekirdağ’a bağlayan sahil yolu, yeterince kullanılabilecek durumda değil. Bu sahil yolunun uzunluğu: 68 km. dir.
Şarköy-Gelibolu arasındaki uzaklık ise: 54 km.
ŞARKÖY’DE NE YENİR-NE İÇİLİR
Deniz ürünleri konusunda zengin bir mutfağa sahip Şarköy’de, meşhur karidesi, uğmaç çorbası, kayık yemeğini, peynir helvasını mutlaka tadın. Şarköy şarapları, zaten tüm ülkede meşhur olmuş durumda. Tercihinize göre, tadabilirsiniz.
GENEL
KONAKLAMA
Şarköy’de, birçok konaklama tesisi bulunuyor. Bunun yanında: öğretmen evi var. 120 yataklı. Kalmak için, şartları tutanlara, uygun bir mekan. Birkaç tane daha, resmi kurum misafirhanesi bulunuyor.
HAVASI
Ağustos başı dışında, insanı aptal edecek kadar rüzgarlı olan bir havası var. Kış ve bahar aylarında, gerilerde yetişen ormanlar; Şarköy’e farklı bir hava hissettiriyor.
YOLLARI
Dolaşmaya müsait, incecik yolları var. Küçük evleri ve evlerinin orta gelirli sevimli insanları var.
Tekirdağ Şarköy denizi
DENİZİ
Denizi dalgalı ve pek temiz değil. Minicik bir iskelesi var.
DEPREM
Her an şiddetli bir deprem beklenen, bir fay hattı üzerinde kurulu. Marmara çukurları ile Ganoz körfezi arasında, Muratlı ve Çorlu’dan başlayarak, güneybatıya uzanan 3 fay hattı bulunmaktadır. Bundan dolayı, Şarköy-Mürefte-Tekirdağ, Türkiye’nin depreme hassas bölgelerindendir. MTA Enstitüsü tarafından, bölge, birinci derece deprem bölgesi ilan edilmiştir.
Tekirdağ Şarköy Şarabı
MEŞHUR
Şarabı ve zeytini gerçekten çok meşhur. Özellikle: şarabı.
Tekirdağ Şarköy Yamaç Paraşütü
YAMAÇ PARAŞÜTÜ
Şarköy’de, yamaç paraşütü sporunu sevenler için yeni bir çekim merkezi. Şarköy’e bağlı Uçmakdere Köyünde, 2009 yılında, ilk kez, 1.Yamaç Paraşütü Şenliği düzenlenmiş. Paraşütçüler için atlama sahası olarak belirlenen, Postacı Şehitliği Mevkiinden, sahildeki Ayvasıl Mevkiine iniş yapılıyor. Yamaç paraşütüne ilginiz varsa, Şarköy yakınlarda bir fırsat, sizin için.
Çeşme-Alaçatı gibi merkezlerden daha fazla rüzgar alan Şarköy’de, sörf yapılabiliyor. Haziran aylarında sakin rüzgarı ile , rüzgar sörfü bilmeyenler için de, öğrenim için uygun bir hava ve ortam sağlıyor. Temmuz ortalarında ise, daha profesyonel rüzgar sörfçüleri için, sert rüzgarlar oluşuyor.
GECE HAYATI
Şarköy, diğer tatil yerlerinden çok daha büyük bir ayrıcalığa sahip. Birçok disko ve bar bulunuyor. Eğlenmek için gelen turistlerin tercih ettikleri bir mekan.
TARİHİ
Şarköy’ün batısında: MÖ.6000-3000 yıllarına ait yerleşim yerleri tespit edilmiş. Bu yerleşim yerlerinde: savaş ve günlük kullanım aracı olarak kullanılmış taş baltaların üretildiği ortaya çıkarılmış. MÖ.750-550 yılları arasında, Yunanlılar, Traklar’la karşılıklı anlaşarak, il kıyılarında koloniler kurmuşlardır. Bu koloniler, batıdan doğuya doğru: Heraklea (Eriklice), Hora (Hoşgör), Ganos (Ganoz) ve Bizathne-Panion (Barbaros).
MÖ.168 ve MS.395 yılları arasında, bölgeye Romalılar hakim olurlar. Bu dönemde: Traklar, Roma hakimiyetine uzun süre direnirler. Bizans idaresinde ise 1000 yıla yakın kalan Traklar, bu dönemde, Balkanlardan gelen akınlarla uğraşmak zorunda kalırlar. Hunlar, Avarlar, Slavlar, Peçenekler, Bulgarlar, Haçlılar ve Latinler; Şarköy’un başına sürekli sıkıntı yaratırlar.
Daha sonraki tarihi süreçte, Rumeli’yi fetheden Orhan Bey’in, en büyük oğlu Süleyman Paşa zamanında, “Şehrköy” diye anılan adı, buraya Anadolu’dan göç eden Yörük Türklerinin ağzında, şehirden Şar’a dönüştürülmüş ve “Şarköy” diye söylenmiştir.
GEZİLECEK YERLER
ÇEVRE GEZİLERİ
Haftanın belirli günlerinde, Şarköy’den: Avşa, Marmara Adası ve birçok turistik mekanlara, motor gezileri düzenleniyor.
İĞDEBAĞLAR (ARAPLI)
Üzümü, zeytini ve içimi güzel suyu ile tanınan bir belde. Şarköy’e 5 km. uzaklıkta. Kaymak gibi bir asfalt yoldan, buraya ulaşıyorsunuz.
Bu köyün: her evinden, ova ve deniz görünüyor. Rumlar kurmuş. Milli mücadeleden sonraki değişimde, buradaki Rumlar Selanik’e ve Selanik’teki Türkler ise, buraya taşınmışlar. Uzaktan resim gibi görünen köyün toprak yollarında, zorlukla yürünebiliyor.
Rumlardan kaldığı belli olan taş evler, bakımsız. Ahşap evlerin ya bir, ya iki duvarı kalmış. Köy boş. Evlenenler, zamanla Şarköy’de ev kiralayıp yada satın alıp, köyden ayrılmışlar. Köyde, yalnızca yaşlılar kalmış. Onlar da, kadın-erkek üzüm ve zeytin çapasına gidiyorlar. Her kez tarlasında bir şeyler uğraşıyor. Yani: bunları niye söylüyorum? Köye gittiğinizde, karşılaşacağınız manzara bu.
ERİKLİCE
Denizi, üzümü, balığı ve zeytini ile zenginleşmiş bir beldedir. En önemli tarihi yerleşim yeridir. Burası, piknik yapmaya, deniz üzerinde kaş zıplatmaya, müsait yosun kokulu, esintili sahilinde dalyanı ile dikkati çekiyor. Burada: çok miktarda zeytinlik var. Kıyı boyunca eski zeytinliklerin, üzüm bağlarının üzerine kurulan sitelerde, hareket yok. İnşaatı tamamlanan çok sayıda bina alıcı bekliyor. Kıyı boyunda, çirkin bir yapılaşma var.
Tekirdağ Şarköy Uçmak Dere
UÇMAK DERE
Şarköy ile arasında, 36 km. var. Tekirdağ-Barbaros-Naip-Mermer ve Yeniköy üzerinden gidiliyor. Harika, doğa manzarasına sahip. Doğal güzellikleriyle, Marmara kıyılarının ender köşelerinden biridir. Eşsiz güzelliği ile, sevimli bir yerleşim merkezine sahip. Restoranları, birçok yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. Ağaçlık bir köy görünümündedir.
Kışın ulaşımının zor olması nedeniyle, doğası bozulmamıştır. Ganos dağı eteklerinde yol alırken, Marmara Denizini, hiç bu kadar yüksekten ve böyle bir açıdan görmediğinizi fark edeceksiniz. Karşınızda uzanmış duran Marmara Adası, hemen önünüzde Hayırsız Ada. Birbirini takip eden koyları, üzüm bağları, kızaran kütükler, rengarenk çiçekleriyle doyumsuz bir manzara karşınızda. Şirin mi şirin Yeniköy’ü, anıt çınar ağacını görüp, köyün kahvesinde dinlenip, yorgunluğunuzu atabilirsiniz.
Burada tarihi kalıntılar da var. Tarihi kalıntılara bakılırsa, köyün tarihi çok eskilere gidiyor. Üzerinde, çift başlı kartal kabartması bulunan lahit taşına benzer bir mermer parçası, zamanında şaraphane olarak kullanılan bir binanın bahçesinde, içki imalinde kullanılan sarnıç, tuğla ve ahşap yapımı Rum evlerinde Grek alfabesiyle kazınmış yazılar, köy girişindeki çeşmede bir yazıt, kahvehanenin karşısındaki bakkalın damını tutan saç kaplı iri konsollar, üzerinde yaprak motifi bulunan ahşap bir tavan göbeği, tarihi bir atmosferin keyfini yaşatıyor.
Daha önce sözünü ettiğim gibi, buradan son yıllarda, yamaç paraşütü yapılmakta.
Tekirdağ Şarköy Mürefte
MÜREFTE
İstanbul’un 227 km. uzağında bulunuyor. İstanbul’dan Mürefte’ye gitmek için: TEM Otoyolunu kullanıp, Kınalı çıkışından, Tekirdağ yönüne devam etmek gerekiyor. Tekirdağ’dan sonra, Karıştıran sapağından Şarköy istikametine doğru gidiyorsunuz. Yolculuk, İstanbul’dan yaklaşık 3.5 saat sürüyor. Şarköy’e ise, yalnızca 13 km. uzaklıkta.
Kuruluşu MÖ.2000 yıllarına dayanan Mürefte, adını “Binbir çiçek” anlamına gelen, Miryefton’dan almıştır. Toprağın bereketi, beldeye bu ismi vermiş. Bölgede, Doluca Tepesi denilen yerde bulunan volkanik dağlan çıkan lavlar, toprak kalitesini arttırmış ve tamamıyla humus olan toprak sayesinde, üzüm bağlarını, Dünya standartlarına çıkarmıştır.
Mürefte, çok temiz ve pırıl pırıl deniz kıyılarına sahip olan bir beldedir. Mürefte kasabasının çok önemli tarihi geçmişi var. En büyük özelliği: üzüm bağları ve şarap sahili tabir edilen bölgesidir. Beyaz şarabı ünlüdür. Türkiye’nin şarap üretiminin % 30’u burada yapılıyor.
Tekirdağ Şarköy Mürefte
Mürefte civarında, beşi büyük, otuz civarında şarap tesisi var. Türkiye’deki, ilk şarap müzesi, Müreftededir. Bu müzede: eski kollu presler, küfeler, şarap şişeleri, fıçılar, amforalar gibi bir çok orijinal alet sergileniyor. Burada, şarabın tarihsel öyküsüne nostaljik bir tur yapabilirsiniz.
Sahilinde küçük bir meydanı, uzun bir iskelesi ve balık lokantaları, birkaç banka ATM si, bir ilköğretim okulu, bir lise ve bir sağlık ocağı bulunur. Kutman ve Sevilen şarapçılık gibi, birçok firma, orijinallerine sadık kalarak, ön cephesi ve içi yenilenmiş, tertemiz şarap imalathanelerinde, en kaliteli şarapları, konuklarına tattırmaktadırlar.
Bu arada: imalatın yapıldığı tanklar, dekoratif ahşap fıçılar, üretim safhaları da görülebilmektedir. Misafirler, tadım sırasında, satış elemanları tarafından şarap anlatımları ve broşürlerle bilgilendirilirler.
Yazlık bir belde olduğundan, yazın nüfus sayısında artış yaşanır. Daha çok İstanbul ve çevresinden, insanlar rağbet eder. Denizi: derin ve temizdir. Yaz-kış, yeşil kalan zeytin ağaçları ve masmavi denizi, Mürefte’yi, mavi ile yeşilin böyle uyumlu buluştuğu, ender yerlerden biri yapar. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü burada, ılıman iklim koşullarından ötürü, genellikle zeytin üretimi ve üzüm üretimi yapılır. Buna ek olarak, Mürefte’nin köylerinde, son zamanlarda, kiraz üretimi de ağırlık kazanmıştır.
Tekirdağ Şarköy Hoşköy
HOŞKÖY
Şarköy ile arasında 16 km. uzaklık bulunuyor. Kasabanın tarihi önemi oldukça fazladır. Turistler için vazgeçilmez bir güzellik. Evet, buraya gittiğinizde, sizi, denizcilerin dostu, “Hoşköy Hora Feneri” karşılıyor. 1876 yılı Fransız yapımı fener: 96 kristalden oluşmuş. Kendi ekseni etrafında, 360 derece dönerek görev yapıyor.
Bölgenin, ikinci büyük feneri olma özelliğine sahip. Yanına çıkan patikadan geçerek gelince, ufuk hattına bakarken, kendinizi bir nebze olsun kaptan sanabiliyorsunuz. Sahil boyunca yolun kara tarafı, iki katlı yazlıklar sıralanıyor. Yürüyüşe çıkanlar, balık tutanlar, çiçekli bakımlı bahçeler, nostaljik bir hava veren ve klip çekmeye müsait karikatür gibi görünüşe sahip balık dalyanları arasından Mürefte görünüyor.
GAZİKÖY
Eski adıyla “Ganos Kalesi” ve günümüzdeki adıyla “Gaziköy” olan yörede: Bizans uygarlığına ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Şarköy ilçe merkezine, 25 km. uzaklıktadır. Köyün, 100 metre yüksekliğindeki yamaçlarında, istiridye kabukları ve balık fosillerine rastlanılması sonucu, buradaki jeolojik devirlerde bir deniz olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan arkeolojik kazılarda, bir tünel ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca: Gaziköy Çeşme Yazıtı ve Koca Çeşme Yazıtı dikkat çekicidir.
Tekirdağ ŞarköyTekirdağ Şarköy
SONUÇ
Hafta sonunda veya kısa tatillerde, biraz dinlenmek ve açık havanın keyfini çıkarmak isterseniz, İstanbul’a 230 km. uzaklıktaki Şarköy, sizin için en uygun adreslerden biri. Hele, şaraba ve şarapçılığa da ilgi duyuyorsanız, Şarköy, size güzel şeyler vaat eder. Burada; Şarköy’den başlayıp, Mürefte, Hoşköy, Uçmakdere’ye kadar, 30’a yakın şarap mağazası ve şarap imalathanesini görmeniz mümkün.