Fethiye Saklıkent

 

Fethiye Saklıkent

Öncelikle, Saklıkent denilince, burayı Antalya-Saklıkent ile karıştırmamak gerekiyor. Burada: “Saklıkent Milli Park” alanı içinde “Fethiye Saklıkent Kanyonu” bulunuyor.

Fethiye Saklıkent ulaşım, iki yönden de olabilir. Antalya üzerinden gelirseniz; karadan ve kıyıdan olmak üzere iki yol var. Karadan olan yol: Antalya-Korkuteli-Kızılcadağ istikametinde ilerleyerek gidiyorsunuz.

Yaklaşık; 150 km. sonra anayoldan, Saklıkent tabelasını görünce sapıyorsunuz ve 16 km. sonra oradasınız. Zamanınız varsa, Korkuteli’nde; çok güzel ” Et Restoran” ları var. Uğramanızı özellikle öneriyorum, muhteşem damak tadı yemekleri var.

Evet, bu yol nispeten asfalt ve rahat. Muhtemelen 2 saat civarında, bu yolu alabiliyorsunuz. Ben bu yolu kullandım ve öneriyorum. Sahil yolu çok zamanınızı alacaktır.

Sahil yolundan giderseniz; Antalya-Kemer-Finike-Demre-Kaş-Kalkan yolundan ilerliyorsunuz. Fethiye’ye varmadan, Saklıkent’e dönüyorsunuz.

Saklıkent-Fethiye arası karayolu uzaklığı ise; 43 km. Fethiye’nin merkezinden kalkan dolmuşlar ile, 40 dakikada ulaşmak mümkün. Yorucu olmayan rahat bir yol.

Saklıkent Kanyonu

FETHİYE SAKLIKENT KANYONUNUN OLUŞUMU

Esençay vadisi, kuzey-güney yönünde, Akdeniz’e kadar uzanan bir çöküntü alanı. Kanyonun doğusunda, Esen çayı ile aynı yönde uzanan 3024 m. yüksekliğinde Akdağ var. Bu dağın, batı etekleri, kırık hatlar (faylar) ile kesilmiş. Bu büyük kırıklar, 2000 m. üzerinde kalındığı olan Akdağ kireç taşını parçalayarak, Saklıkent kanyonunu meydana getirmiştir.

Fethiye Saklıkent

FETHİYE SAKLIKENT MİLLİ PARKI

Fethiye Saklıkent Milli Parka giriş ücretlidir.

1996 yılında Milli Park olarak ilan edilen alan: dağlardan geçen vadiyi kapsar. İçinde: nehir akıntıları, akarsular, şelaleler ve kayalıklar vardır. Ama ana kaynak, 1000-1100 metre yükseklikte ve oldukça dik vadi yamaçları bulunan “Saklıkent Kanyonu” dur.

Park alanı içinden “Eşen Çayı” geçer. Eşen çayı kaynağını Akdağlardan alır.

Milli Parkın, alt seviyelerinde kızılçam toplulukları ve yukarılarda ise karaçam ve sedir ağaçları bulunur.

Fethiye Saklıkent

FETHİYE SAKLIKENT KANYONU

Fethiye Saklıkent Milli Parkı içindedir. Kanyona giriş ücretlidir. Kanyonun içinde ve dışında yeme-içme mekanları bulunmaktadır.

Kanyon, vahşi ve dik yapısı ile görülmeye değerdir. Burayı gezmeye giderseniz, yanınızda mayo veya şort olmalıdır, ayaklarınızda ise lastik tabanlı terlik veya deniz ayakkabısı bulunmalıdır. Çünkü kanyon içinde ilerlerken bazı yerlerde buz gibi suların içinden geçmeniz gerekir. Dizlerinize veya biraz daha fazla suya batmanız gerekecektir.

Burada; kalma yeri sıkıntılıdır. Ama, insanlar buraya genellikle, günübirlik olarak geliyorlar. Bu yüzden, restoranlar ön plandadır. Yani kalmaya gelen pek yoktur. Özellikle; Fethiyeliler, yazın sıcak günlerinde, buraya piknik yapmaya geliyorlar. Ağustos ayının 40 derece sıcaklığında, burada üşünecek ölçüde serin bir hava bulmak mümkündür.

Fethiye Saklıkent

FETHİYE SAKLIKENT KANYON ÖZELLİKLERİ

Fethiye Saklıkent kanyonun uzunluğu 18 km dir.

Ortalama derinlik ise 200 metredir. Bazı yerlerde yükseklik o kadar fazladır ki, güneş ışığı görülmez.

Eşen çayının bir kolu olan “Kocaçay” kanyonun içinde akar. Kanyonun girişindeki su debisi saniyede 14-17 metre küptür yani oldukça fazladır.

Evet, kanyondaki yürüyüş alanının toplam uzunluğu 18 km dir ve bu yolu bitirmek profesyonel almayanlar için mümkün olmaz. Zaten parkurun birçok yerinde, tehlikeli geçişler bulunuyor. Bu yüzden gidebildiğiniz kadar gidip, sonra geri dönmelisiniz.

Giriş için son bir not: kanyon içinde bazı yerlerde suların içinden ilerlemek gerekiyor, bu yüzden kanyon gezisi küçük çocuklar için pek uygun olmamaktadır.

Fethiye Saklıkent

FETHİYE SAKLIKENT KANYONDA GEZİ PLANI

Antalya-Fethiye karayolundan, Fethiye Saklıkent tabelasını gördükten sonra anayoldan sapıyorsunuz. Dar bir yoldan yaklaşık 16 km. ilerledikten sonra, Fethiye Saklıkent’e varıyorsunuz.

Ücretini ödeyerek, özel aracınızı park edebileceğiniz otopark var. Sorun yok. Burada, gayet lüks tuvalet bile yapılmış. Sonra: nehrin aktığı yerin hemen kıyısından, kayaların arasına açılmış demir parmaklıklı bir kapıdan kanyon bölgesine giriyorsunuz. ( Ücret ödemeniz gerekiyor.)

Nehrin hemen solunda, kanyon duvarına tutturulmuş tahta iskeleler var. Bu tahta iskeleler, kayalara açılan deliklere bağlanmış. İlk anda, bunlar sizi ürpertebilir.

Hani güvenlik problemi olabilir mi diye?

Buranın tek tehlikesi, birkaç yıl önce, nehrin doğduğu bölümün yukarı kısmından yani kuru bölümden, gelen ani bir sel, bu kuru bölümde yürüyüş yapan insanların güvenliği açısından tehlike yaratmış.

Yoksa, bu tahta iskeleler ile ilgili herhangi bir sorun yaşanmamış.

Ama, umarım günü geldiğinde ki çünkü bunların bölgedeki nemli ortam nedeniyle belli bir kullanım süresi vardır, bu iskeleleri yenileriyle değiştirirler.

Evet, devam ediyoruz

Bu tahta isleler üzerinden, bazen tek sıra halinde, bazen iki sıra halinde yürüyorsunuz.

Fethiye Saklıkent
Fethiye Saklıkent
Yaklaşık 100 m. yürüdükten sonra, Karaçay’ın, büyük bir gürültü ile patlayarak, yeryüzüne çıktığı yere geliyorsunuz.

Bu bölüm: 50-60 m. genişliğinde. Kanyonun en geniş yeridir.

Evet; burada, yani Karaçay’ın doğduğu (sol yanda) yerin hemen önünde, su sığdır. Mevsime göre, suyun yüksekliği yaklaşık 120-140 cm olabiliyor.

Zaten yağışın bol olduğu ve sel tehlikesi olduğunda, kanyon girişini ziyarete kapatıyorlar.

Akıntı hızlı ama suyun sığ olması nedeniyle, ziyaretçiler burada, nehrin karşı kıyısına, çapraz geçerek, kuru bölüme ulaşıyorlar.

Yani; suyun içine, diz ve biraz üstü seviyeye kadar girerek, karşı tarafa geçebilirsiniz.

Yalnız; su aşırı soğuk ve ayrıca, nehrin tabanı yani suyun içi, çakıllı ve mevcut kayalar kayıyor.

Yani: ayağınızda, altı kaymayan bir terlik, tokyo bulunması şart. Eyer, bunları yanınızda getirmedi iseniz, unutmayın, kanyon bölgesine girmeden önce, terlik-tokyo kiralayan birkaç yer var. Buradan temin edebilirsiniz.

Evet, burada gerçekten su çok soğuk ve nehrin tabanı kayıyor. Tedbirli olmanız şarttır.

Karşıya geçmeden, bulunduğunuz yerden, bu doğa harikası olayı seyretmekle de yetinebilirsiniz.

Ancak; nehrin karşısına geçmenizi mutlaka öneriyorum. Yine de, küçük çocuklar için uygun değildir.

Evet, nehrin karşısına geçtiniz.

Burada, nehrin kıyısında kuru bölüm vardır. Yani, nehrin doğduğu ve aktığı bölümün, üst kısmına geçtiniz. Nehir, aşağı doğru akıyor. Ama, kanyon yukarı doğru da devam ediyor. Bu bölümde, yürüyerek ilerliyorsunuz.

Fethiye Saklıkent Çamur Banyoları
Fethiye Saklıkent Çamur Banyoları

Çamur Banyosu

Eşen çayı ve Karaçay’ın birleştiği yerde bulunan çamur havuzunda, çamur banyosu yapmak mümkündür. Akdağ zirvesinden yoğrularak gelen, zengin mineral bileşimi çamurun cilde çok faydalı olduğu söyleniyor.

Çamur havuzunda 30 dakika boyunca çamura bulanan ziyaretçiler, bir süre de birbirlerine su ve çamur atma savaşı yapıyorlar, ardından Karaçay ve Eşen çayının birleştiği yerde, buz gibi suya atlayarak yıkanıyor ve vücutlarındaki çamuru temizliyorlar.

Ancak bu su aşırı soğuktur. Son bir not: çamur havuzuna girildiğinde rehberler guruba bir şaka yapıyorlar “Çamur banyosunun aslında Fethiye’nin lağım suyu ile dolu olduğunu söylüyorlar”

Evet kanyonda ilerlemeye devam ediyoruz

Burada, ilerleyince, tabandan 2-3 m. yükseklikte, incir ağaçları ile kaplı alanlar göreceksiniz.

Düzlüğün hemen arkasında ise, yamaçlardan küçük çağlayanlar, sular akıyor. Bu bölümde, kanyon yamaçlarında, birbirinden farklı yüksekliklerde 20’ye yakın irili-ufaklı mağara var. Bu mağaralarda, sağ yamaçtaki büyük mağara 150 m. uzunluğunda imiş. Sol yamaçtaki mağaraya ise, 50 m. lik bir galeriden sonra giriliyormuş. Kanyonda, fazla ilerlemenizi önermiyorum. Zaten, bazı yerler öyle dar ki, gökyüzü görünmüyor. Bazı yerlerde ise, ilerlemek için, büyük kayaların üzerinden aşmanız gerekiyor.

KANYONDA GERİ DÖNÜŞ

Aynı yoldan geri dönüyorsunuz. Çıkışta; sizi halk pazarı karşılıyor. Hemen otopark ile nehir arasındaki bölümdedir. Burada, yöreye uygun: baharat, meyve ve hediyelik eşyalar bulmanız mümkündür.

Satışlar pazarlıklıdır. Size tavsiyem: mısır inciri denilen, buraya has bir meyve var, onu tadın. Son derece güzel bir tadı var.

Ayrıca; halk pazarını gezdikten sonra; suların üzerine kurulmuş ahşap balkonlarda; sedir ve kilimlerin üzerinde mutlaka alabalık yemelisiniz. Muhteşem bir tat. Alabalığın lezzeti başka yerlerdekilere benzemiyor.

Zaten, bölgede çok miktarda alabalık çiftliği var ve özellikle soğuk sularda yetiştirilen, üretilen alabalıkların lezzetinin muhteşem olduğu söylenir. Balık sevmezseniz, çayınızı yudumlarken, gözleme yemeyi tercih edebilirsiniz.

SAKLIKENT MİLLİ PARKI VE YAKINLARINDAKİ DİĞER YERLER

Gizlikent Şelalesi

Gizlikent Şelalesi

Fethiye Saklıkent Milli Parkında, kanyonun biraz ilerisinde 1 km uzaklıktadır. Yani Saklıkent kanyonundan araba ile 5 dakika uzaklıktadır. Araçlar için otopark parası 10 TL. dir.

Ancak arabadan indikten sonra da şelaleye ulaşmak için yürüyüş gerekiyor.

100-150 basamaklı bir merdivenden aşağıya inip, yaklaşık su içinde, 300-350 metre yürüdükten sonra şelaleye ulaşılıyor. Yürünen su soğuk değil, yani yürümesi nispeten keyifli ancak uygun ayakkabı yani terlik giymelisiniz.

Yani, uzun ve zorlu bir patikadan sonra buraya ulaşabilirsiniz.

Ancak bu zorlu yürüyüşün sonunda muhteşem güzel bir tabiat harikası göreceksiniz. Şelaleye vardığınızda, şelalenin döküldüğü yerde suya girebiliyorsunuz.

Ayrıca “zipline” yapabilirsiniz.

Yalnız unutmayın: şelaleye gitmek yani bu zorlu yolculuğu yapmak için yaş durumuna dikkat etmek gerek, yüzlerce basamak çıkıp derede yürümek oldukça yorucu oluyor, küçük çocuklarla da bu yolculuğu denemeyiniz. Bu yolculuk gidiş olduğu gibi bir de aynı yoldan dönüş yani merdiven yukarı çıkış vardır.

Şelalenin girişince çok büyük bir restoran bulunuyor. Bu restoranda yemek yerseniz, girişte ödediğiniz ücreti, yemek bedelinden düşüyorlar.

Şelale Yakapark
Şelale Yakapark

Şelale Yakapark

Gökpınar Mahallesi Yakaköy içindedir. Yakaköy’den 1 km yukarıdadır. Jeep safarilerin uğrak noktasıdır. Tlos antik kentini gezip dönüşte dinlenmek için uğranılır. Tlos antik kentine 2 km uzaklıktadır. Otoparkı vardır. Yolu sıkıntılıdır, köy yolu ve yokuştur. Oldukça fazla ağaçlık bir yerdir. Anıt ağaçlar vardır.

Şelale Yakapark

Sulara iyi yön vermişler, kademeli teraslar, havuz, su kanalları ve su sesinin yoğun olduğu ve yeşillikli bir ortamdır. Ayrıca hamaklar ve salıncaklar vardır. Restoran bölümünde taş masalar ve köşkler, yani özel bölümler bulunmaktadır.

Burası: asırlık çınar ağaçları arasına kurulmuş ve yer sofralarında doğal ortamda pişirilen saç ekmeği yiyebileceğiniz, bal, tereyağı, zeytin ve köy yumurtası tadabileceğiniz ideal kahvaltı mekanları vardır.

Şelale Yakapark

Burada, gezi gurupları, genellikle mola veriyor ve kahvaltıda, yukarıda sözünü ettiğim doğal gıdalar yeniliyor veya öğle ve akşam yemeklerinde ise “alabalık” servis ediliyor. Tamamen doğal bir ortamdır. Ortalıkta dolaşan tavuklar-horozlar vardır. Bu doğal ortamı yaşamak isteyenler, gidebilirler.

Tlos antik kenti Tiyatrosu

TLOS ANTİK KENTİ

Fethiye-Korkuteli karayolu üzerindeki Kemer bucağından 13 km uzaklıktaki Yaka köyünde, Kale Mahallesinde Akdağların yamacındadır. Fethiye merkeze toplam 35 km uzaklıktadır. Saklıkent’e ise 8 km uzaklıktadır. Giriş ücretlidir, giriş ücreti 10 TL dir.

Ören yerinin girişinde, yol kıyısında çok miktarda çay bahçesi vardır. Dönüşte burada yorgunluğunuzu özellikle köpüklü ayran içerek giderebilirsiniz.

Şehrin Hikayesi

Bölgenin en eski kentlerinden birisi olarak, ilk kuruluşunun MÖ 2000’li yıllara kadar uzandığı sanılmaktadır. Çünkü burada tesadüfen bulunan bir balta, MÖ 2000’li yıllara aittir.

Yani şehir MÖ 2000’li yıllarda “Talawa” ismiyle yazılı kaynaklarda görülmektedir.

Bu yöre hakkında, MÖ 14’ncü yüzyıldaki Hitit yazılı belgelerinde, Lukka topraklarındaki “Dlawa” kenti diye söz edilmektedir. Bölgedeki Hitit dönemi yerleşimi, arkeolojik buluntularla kanıtlanmıştır.

Öte yandan, bu bölgedeki ilk yaşam izleri, Hititlerden de önceye gitmektedir. Bu durum: Tlos Teritoryumunda bulunan kalıntılar ve arkeolojik verilerle kanıtlanmıştır.

Dlawa kelimesi zamanla “Tlawa” olarak değişmiş ve ardından Likçe bir ifade olan “Tlos” kelimesi kullanılmaya başlanmıştır.

Yunan mitolojisine göre

Kentin ismi “Tlos”, Tremilus ile Prokside’nin 4 oğlundan biri olan Tlos’dan gelir.

Şehir, MÖ 2’nci yüzyılda, Lykia Birliğine girer ve Likya uygarlığının 6 büyük kentinden birisi olur.

Ancak spor merkezi olarak öne çıkmaktadır.

Bizans döneminde de varlığını sürdürür ve 19’ncu yüzyıla kadar varlığını sürdürebilmiş nadir antik dönem şehirlerinden birisidir.

Şehir: 19’ncu yüzyılda ise terk edilir.

ANTİK KALINTILAR

Kent, aslında geniş bir alana yapılmış olmasına rağmen, kalıntılar, Akropol çevresinde yoğunlaşmıştır. Ama özellikle antik kent girişinde, Akropolün hakim görüntüsü, sizi hemen etkileyecektir.

Akropol

Ören yerinin önünde, Osmanlı yapısı bir kalenin gizlediği ve 500 metre yükseklikteki bir tepenin üzerinde kentin Akropol’u bulunmaktadır. Akropolün çevresi yer yer sur duvarlarıyla çevrilidir. Akropolün hemen kuzeydoğu yönünde ise, sur duvarları ve kaya mezarları vardır ki, bunların Likya döneminin kültürünü yansıtan önemli eserler olduğu görülür.

Akropolün eteğinde: stadyum, hamam, tiyatro ve bazilika kalıntıları vardır.

Tlos antik kenti mezarlar ve Roma hamamı

Mezarlar ve Roma Hamamı

Antik şehirde ilk dikkati çeken, kent Akropolünün kaya bloğu üzerine kurulmuş olan mezarlıktır.

Bu mezarlıkta: Likya uygarlığının en güzel ev tipi mezarlarını görebilirsiniz.

Buradaki gezinizde, Agoranın taş kemerli kapılarından girdiğinizde, karşınıza, hemen bir “Roma Hamamı” çıkar. Ama o günün koşullarında yapılmış, alttan ısıtmalı bir yapı olması ilginçtir. Hamamda: termal su kullanılıyormuş.

Hamamın giriş kısmında soyunma odası vardır. Sıcak odada terleyen, dönemin ziyaretçileri, yıkanıp kurulandıktan sonra, dinlenme odalarına geçiyorlar ve oradaki sedirlere uzanarak şarap içiyorlarmış.

Bellerophon ve Pegasus Mitolojisi

Tlos şehrinde, antik dönemde anlatılan efsanelere göre, mitolojik kahramanlardan “Bellerophon” yaşamıştır.

Bellerophon, uçan kanatlı atı “Pegasus” ile bilinmektedir. Bellerophon’un maceraları, kazara bir kişiyi öldürmesiyle başlar. Bu cinayetin ardından, şehri terk eder ve günahlarından arınmak için Kral Proitos’un yanına gider. Kral Proitos’un karısı Bellerophon’a aşık olur ve ondan bir buluşma ister.

Bellerophon bunu kabul etmez, bunun üzerine Bellerophon’un kendisini baştan çıkarmak istediğini söyleyerek kocasına şikayette bulunur.

Kral Belerophon’a bir mektup vererek onu Lykia Kralı İobates’e gönderir. Mektupta: İobates’ten bu mektubu getireni öldürmesini ister.

İobanes, mektubu okuduktan sonra Bellerophon’na canavar Khimaira’yı öldürmesini ister. İobates, Bellerophon’un tek başına canavarın üstesinden gelemeyeceğini düşünmüştür.

Ama Bellerophon bir gün Korinthos’ta Peirene pınarından su içmekteyken bulduğu kanatlı at Pegasus’a binerek havalanır ve doğruca Khimara Canavarı’nın tepesine çöküp onu bir vuruşta öldürür.

Bellerophon Kaya Mezarı

Akropolun kuzeyinde, titan kayalığının düzleştirilmiş bir terasın önünde oluşturulmuş ve 4 sütundan ibaret bir İon tapınağının cephe düzenlemesini yansıtan görkemli bir mezar bulunmaktadır.

Bunun süslemeleri arasında en dikkat çeken: “Kanatlı atı Pegasus’un üzerinde, üç başlı canavar Chimera ile savaşırken” yaşananlar resmedilmiştir.

Bu mezar yapısı: giriş bölümündeki 2 sütun ve 3 bölümlü duvar ve ortada süslerle bezenmiş kapı motifi, iki yandan mezar odasına giden kapılar ile ilgi çeker.

Yan yana iki mezar odası ve girişte bir ön odadan oluşan kaya mezarının içinde: diğer mezarlarda olduğu gibi ölü yatakları yani klineler vardır.

Tiyatro

Şehrin diğer önemli yapısı: “Tiyatro” dur.

Tiyatroda, sahne ile seyirci arasında bir duvar yoktur. Bu yüzden, buranın bir arena değil, sadece konser ve gösteri amaçlı kullanıldığını ifade etmektedir.

Geniş kapılar ilginçtir. Sanırım giriş-çıkışların çabuk yapılması için böyle düzenlenmiştir. Aynı zamanda, mükemmel bir akustik vardır.

Sahnedeki taşlar arasında, çift başlı kartal ve insan kabartmalarına  dikkat edin.

Tiyatroda yapılan araştırmalar sırasında bulunan heykellerden 3 tanesi erkek ve 2 tanesi kadındır.

Her biri 2.10 metre yüksekliğinde olan erkek heykelleri, askeri zırh içindedir. Roma imparatoru Hadrianus, Marcus Aurelius ve Antonius Pius’dur. Bu heykeller günümüzde Fethiye Müzesinde sergilenmektedir.

Kemerli Kapı

Kalenin altındaki düzlükte, Likya dönemine ait duvar-sur kalıntıları görülmektedir. Bunların arasında kemerli kapı ilgi çeker. Kapı 9 metre genişlikte ve 6 kemerlidir.

Fethiye ören yerleri.

Fethiye merkezi gezilecek yerler.

Fethiye Kayaköy ve çevresi.

Fethiye Ölüdeniz.

Fethiye genel bilgiler.

Fethiye Göcek ve çevresi.

Fethiye Girme Kaplıcaları.

Kastamonu Bozkurt

Kastamonu Bozkurt


Ülkemizde, tamamen Türkçeden başka dil konuşulmayan ve Gayrimüslim bulunmadığı söylenen merkezlerden biri olarak önem kazanmaktadır. Doğal güzellikleri öne çıkan ve önem kazanan bir yer.

Burayı ziyaret ederseniz, deniz kıyısındaki köylerinin imkanlarından yararlanabilirsiniz. Bir şeyler yemek istediğinizde ise, yine muhteşem deniz ürünlerini tadabilirsiniz.

Kastamonu Bozkurt

ULAŞIM

Bozkurt, bağlı bulunduğu il merkezi olan Kastamonu’ya 95 km. uzaklıktadır.
Bozkurt-Abana arasındaki uzaklık: 2 km. İlçe Abana-Kastamonu karayolu üzerindedir. Bozkurt-Ankara arasındaki uzaklık: 311 km. ve Bozkurt-İstanbul arasındaki uzaklık ise, 588 km. dir.

TARİHİ

Her ne kadar resmi arkeolojik çalışmalar yapılmamış olsa da, gerek Yakaören köyü girişindeki burç ve gerekse çok miktarda bulunan Gayrimüslim mezarları, yörede, çok eski dönemlerden itibaren yerleşim bulunduğunu kanıtlamaktadır.
Özellikle, Bizans ve Pontus yerleşim yerleri, kullanılan isimleriyle dikkat çekmektedir.

Bu yerleşim yerleri, genellikle Karadeniz kıyısında yoğunlaşmıştır. Çünkü, bölgenin iç kesimlerine olan kara yolu bağlantısı, eski dönemlerde bulunmamaktadır.
Bölgedeki Türk egemenliği ise, güneyden yani dağlar üzerinden gelerek, sahile doğru inmiştir. Malazgirt savaşından sonra Danişmentliler, MS.1100 yılında bölgeyi ele geçirirler. 1460 yılında bölgede Osmanlılar görülür.

Bölgede, ilk kez Türklerin görülmesi hakkında şunlar anlatılmaktadır. Türkler, bölgeye geldiklerinde, Ezine çayını takip ederek, sahile inmeye başlamışlar ve bu sırada karşılarına çıkan bir köy halkı, direnişte bulunmuştur. Bu direniş sırasında: Türklerin başındaki komutanlardan Aynar ve Bayramgaziler, şehit olmuşlardır.

Ancak, çatışmayı Türkler kazanmış ve yollarına devam ederek, bugünkü Bozkurt ilçesinin bulunduğu yere gelmişlerdir. Buraya: bir cami yaparlar ve bir de Pazar yeri kurarlar. Özellikle, Pazar yeri, zamanla yörenin en canlı ve hareketli pazarı olur.

Pazar, Perşembe günleri kurulduğu için, yöre insanı tarafından “Perşembe pazarı” olarak bilinir. Bazı insanlar tarafından ise, Pazaryeri olarak isimlendirilir. Evet, bu Pazar, günümüzde de eski canlılığını korumaktadır.

Kastamonu Bozkurt

GENEL

Buranın en büyük özelliği: Karadeniz kıyısındaki Abana ilçesine olan 2 km. uzaklığıdır, evet, ülkemizde, birbirine en yakın bu iki ilçe arasındaki uzaklık, yalnızca 2 km. dir. Yani, Bozkurt ilçesinin denize uzaklığı, 2 km. dir.

Evet, ilçe, Ezine çayının doğu ve batı yamaçlarında bulunan düzlüklerde kurulmuştur. Ezine çayının uzunluğu, 60 km. dir. Bölgedeki İlişi çayının uzunluğu ise, 40 km. dir.

Yerleşim yeri merkezinin, denizden yüksekliği, yani rakımı: 30-250 metre arasında değişmektedir. Arazi engebeli ve dağlıktır. Sarp yamaçlar ise ormanlarla kaplıdır. Yöredeki en geniş düzlük, yalnızca ilçe merkezinin üzerine kurulduğu ovadır.

Kastamonu Bozkurt

GEZİLECEK YERLER

Kastamonu Bozkurt Yakaören-İlişi Köyü

YAKAÖREN/İLİŞİ KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı bu köy, deniz turizmi açısından önem kazanmaktadır. Bu köye gitmeyi düşünürseniz, sahil yolu üzerinde Cenevizliler döneminden kalma, denizden geçen gemileri gözetlemek için yapıldığı düşünülen tek burçlu küçük bir kale kalıntısı görebilirsiniz.

Ancak, günümüzde harabe halindedir. Biraz önce söz ettiğim gibi, bu köyde plaj bulunuyor. Plajda, soyunma kabinleri ve duş imkanı var.

Kastamonu Bozkurt Beldeğirmen Köyü
Kastamonu Bozkurt Beldeğirmen Köyü

    

BELDEĞİRMEN KÖYÜ

İlçe merkezine uzaklık,12 km. dir. Bozkurt-İnebolu karayolu ile ulaşılır. Köyün ismi, büyük çınarın arkasında, günümüzde yalnızca zeminde temelleri görülen Beldeğirmenden gelmiştir.
Burası da deniz turizminin önem kazandığı ve konaklama imkanları bulunan bir yer olarak öne çıkmaktadır. Burada, sahil kenarında, muhtemelen 584 yaşında olduğu düşünülen çınar ağacını görmelisiniz. Koruma altında bulunan bu çınar ağacının yakınlarında park ve konaklama tesisleri var.

Kastamonu tanıtımı.

Taşköprü tanıtımı.

Tosya tanıtımı.

Kastamonu Abana

Kastamonu Abana

Abana ilçesine giderken, buraya ulaştığınızda caddede bir süre ilerledikten sonra çarşıya varılıyor. Çarşı bayağı büyük, fakat deniz kıyısında değil, şehirler arası yol çarşının içinden geçip devam ediyor, yani deniz kıyısına uğramıyor. Deniz kıyısına ulaşmak için yoldan sapmak gerekiyor. Abana’da yollarda hep 34 plaka araçlar görülüyor, sanırım tüm İstanbul buraya gelmiş diyebilirsiniz.

Evet, gelelim Abana’yı anlatmaya: Karadeniz kıyısında, yemyeşil bir yerdir. Turizm açısından çevrenin en gelişmiş ve tercih edilen yöresidir. Buna bağlı olarak, ilçenin kışın 3 bin kişi olan nüfusu, yaz aylarında 10 ile 15 bin civarına yükselir.
Evet, ben size bu şirin ilçeyi anlatmaya başlamadan önce, Behçet Kemal Çağlar’ın, çok hoşuma giden ve yöreyi anlatan bir şiirinden söz etmek istiyorum: “Hiç yüz vermez; geriye, kötüye, yabana. Başı dik, alnı açık Atatürkçü Abana. Mavi suyla, yeşil dağ arasında mutlu-hür. Abana yürekten bağlı büyük Atatürk sana. “

Kastamonu Abana

ULAŞIM

Abana ilçesinin, bağlı bulunduğu il merkezi olan Kastamonu iline olan uzaklığı: 90 km. dir.
Abana-Bozkurt arasındaki uzaklık: 2 km. dir ki, bu uzaklık nedeniyle, bu iki ilçe, ülkemizde birbirine en yakın iki ilçe olma özelliğini kazanmaktadır.

Abana-İnebolu arasındaki uzaklık: 13 km.
Abana-Çatalzeytin arasındaki uzaklık: 20 km.
Abana-İstanbul arasındaki uzaklık: 620 km.
Abana-Ankara arasındaki uzaklık: 340 km.
Abana-Sinop arasındaki uzaklık: 132 km.
Abana-Amasra arasındaki uzaklık: 196 km.

Kastamonu Abana

TARİHİ

Yörenin tarihi geçmişinin, çok eskilere dayandığı görülmektedir. Yörenin tarihi süreçte kullanılan isimleri: Abonou, Taikhes, Abonou hisarı, Aben hisarı. Özellikle: Aben sözcüğünün, sonraki dönemde geliştirilerek “Abana” isminin ortaya çıktığı görülmektedir. Sözcüğün kökeninin: Anadolu Luwi diline dayandırılır.
Yöredeki en eski yerleşim ise “Hacıveli” köyü bölgesindedir. 2 km. doğudaki bu yer, daha sonra terk edilerek, günümüzdeki yerleşim yeri kurulmuştur.
Osmanlı döneminde, Yıldırım Beyazıt tarafından yöre, Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1871 yılında ise nahiye olmuştur. 1945 yılında ilçe statüsü kazanır. Ancak, yine aynı yıl, iktidar partisine oy verilmemesi üzerine, 1953 yılında, Bozkurt ilçesine nakledilir ve 1967 yılında, Anayasa Mahkemesinin bu kanunu iptal etmesi üzerine, yeniden ilçe statüsü kazanır.
Abana tarihinde yakın dönemdeki diğer önem kazanan bir etkinlik ise, 1956 yılında, burada oluşturulan İngilizce konuşma kampıdır. Aynı yıllarda, Abana tamamen İngilizce konuşulan bir mekan olması düşünülerek, böyle bir uygulamaya geçilmiş, uygulama yaklaşık 20 yıl boyunca sürdürülmüştür. Bu sürede, bölgeye birçok yerli ve yabancı dil öğretmeni gelmiştir. Özellikle, Limasollu Naci isimli bir şahsın, bu faaliyetlerde fikir ve uygulama açısından büyük emeği geçtiği söyleniyor.

Kastamonu Abana

GENEL

İlçe Karadeniz kıyısındadır. Karadeniz ve dağ arasındaki, 150 metrelik alana kurulmuştur.
İlçenin kumsallarının uzunluğu, yaklaşık 6 km. dir. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği, 300 metredir. Topraklarının büyük bölümü, ormanlıktır.

Yörenin turizm aktivitelerinin başında, trekking gelmektedir. Buna bağlı olarak, yörede çok sayıda trekking parkuru bulunmaktadır. Özellikle “Hacıveli deresi” kanyonu, trakking yani doğa yürüyüşü sevenler tarafından tercih edilmektedir.

Denize girmek isteyenler ise “Hacıveli” mevkiini tercih etmektedirler. Ancak, denizin soğuk, sürekli dalgalı olduğunu, kumsalın ise taşlı-kumlu olduğunu unutmamak gerekir.

Yörede: canlı müzik yapılan barlar bulunmakta olup, tatil için gelenler, eğlenceyi de yaşamaktadırlar.

Yörede, her yıl, Temmuz ayının sonlarında, üç gün süreli “Abana Kültür-Sanat ve Deniz Şenlikleri” düzenlenmektedir. Bu etkinliklerde: spor yarışmaları, konserler ve çeşitli sosyal etkinlikler düzenlenmektedir.

Abananın iklimi, Karadeniz iklimidir ve buna bağlı olarak yazları sıcak ve kışları ise ılık geçer. Yağışlar, her mevsimde görülmektedir.

NE YENİR NE İÇİLİR

Elbette, Karadeniz kıyısındaki bu yöredeki başlıca lezzetler, balıktır. Özellikle: kefal ve barbunya tercih edilebilir. Balık dışındaki yöresel lezzetler ise: etli yaprak sarması, güveç, hodan, kaşık helvası, kulaklı makarna tercih edebilirsiniz. Kulaklı makarna, bir tür mantıdır.

Kastamonu Abana

GEZİLECEK YERLER

Kastamonu Abana

ABANA MÜZESİ

Hükümet konağı bahçesindedir. Abana Turizm ve Kültür Derneği tarafından işletilmektedir. Genellikle ülkemizde ilçelerde pek müze bulunmaz, bu yüzden burası ilginizi çekebilir.
Müzede: yörede, tarihi süreç içinde kullanılan eski eşyalar ve bir kısım tarihi dökumanlar görülüyor. Yani, çok zengin olmasa da, ilginizi çekebilir.

HACIVELİ KÖYÜ

Burası, yörenin en eski yerleşim yerlerindendir. Burada, bir zamanlar “Hacı Velo” isimli biri yaşarmış ve bunun ismine istinaden, yörenin ismi “Hacıveli” olmuştur.
Hacı Velo: denizcilikle uğraşırmış ve söylenenlere göre 18 oğlu ve 18 gemisi varmış. Bir gün, Hacı Velo, denizde demirli bulunan 18 gemiye bakarak öğünür ve der ki “bundan sonra yoksulluk görmeyeceğiz;”
Ancak: bir süre sonra 18 gemi batar ve 18 oğlu boğularak ölür. Geçim sıkıntısına düşer. Hacıveli’nin oğullarının mezar taşları, Hacıveli camisi bahçesinde görülmektedir.

Kastamonu Abana

HACIVELİ KONAĞI

Konak, özellikle deniz manzarası ve doğal ortamı ile ilgi çekmektedir. Yapı, 1935 yılında yapılmış ve ilk olarak okul olarak kullanılmıştır. 1992 yılında okul hizmeti sonlandırılmış ve yapılan restorasyon sonucunda: konakta restoran ve kafeterya oluşturulmuş ve ziyarete açılmıştır.
Burayı ziyaret ederseniz, özellikle: okulun ilk kurulduğu yıllardan kalma ve kömürden yapılmış kara tahtayı görmenizi öneririm, yapıldığı ilk günkü gibi duruyor.

HACIVELİ KANYONU

İlçe merkezinde Karadeniz’e dökülen Hacıveli çayı: yaklaşık 3 km. uzunluğunda bir kanyona sahiptir ve bu kanyon içinde düzenlenen yürüyüş yolu, özellikle trekking yapanlar tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir. Bu yürüyüş sırasında, kanyon içinde bulunan: doğal kayalıklar, ağaçlar ve eski değirmen kalıntısını görebilirsiniz. Ayrıca, tahta köprüler de ilgi çekiyor. Ancak, özellikle kış döneminde, bu bölgenin tehlikeli olduğunu belirtmem gerek.

VAFTİZ TEKNESİ

Günümüzde, Abana Belediyesi bahçesinde durmaktadır.
Vaftiz teknesinin: Bizans kalıntısı olmadığı söyleniyor. Çünkü üzerinde “haç” işareti bulunuyor. Üzerindeki yazıların bir kısmı okunabiliyor. Ancak, bu vaftiz teknesi, bulunduğu yerden çıkarıldıktan sonra, uzun süre çeşme yalağı olarak kullanılmış ve bu sırada, üzerindeki yazıların bir kısmı kesilmiş ve kalanlar da zamanla yıpranmış, yani günümüzde üzerinde yazılanların okunması mümkün değildir.
Yine Belediye bahçesinde, İlk çağdan kaldığı tahmin edilen, 4-5 mimari parça daha görülüyor. Bunların en göze batanı: korinthos sütun başlığıdır. Bu sütun başlığı, günümüzdeki çarşı ile Abana çayı arasındaki araziden çıkmıştır.

Kastamonu Abana

HACIVELİ CAMİSİ

Cami, 1805 yılında yapılmıştır. 1839 yılında ise, Hacıyüzbaşı Ahmet tarafından onartılmıştır.

HARMASON CAMİSİ

Cami; 1846 yılında yapılmıştır. Mevlana camisi olarak da isimlendirilir. Selçuklu mimarisi egemendir. Caminin 5 metrelik giriş bölümü, sonradan ilave edilmiştir. Caminin ilk yapılması amacının, tekke-zaviye veya dergah toplantı yeri olduğu ve daha sonra camiye çevrildiği düşünülmektedir.

TOZA SEYİR TEPESİ

Konakören mahallesindedir.
Burası, özellikle manzara fotoğrafı çekmek isteyenler tarafından tercih edilmektedir, çünkü çevrenin panoramik manzarası muhteşemdir. Tepe üzerinde bulunan 2 gözetleme balkonundan, panoramik manzarayı izleyebilirsiniz.

HACIVELİ KOYU

Deniz kıyısındaki bu mekan bir zamanlar korsanlara ev sahipliği yapmıştır. Koyun bir ucunda, Siyelik kayalıkları bulunmaktadır ki, bunların üzerine oturarak, denizi seyretmelisiniz. Bu Siyelik kayalıklarının çevresinin, 10 metre yüksekliğinde duvarları bulunan bir kale ile çevreli olduğu ancak bu kalenin zamanla yıkıldığı, taşlarının deniz dalgaları ve yöredeki insanlar tarafından yerlerinden alındığı söylenmektedir.
1942-1943 yılları arasında, bu kale yıkıntıları taşların arasında, tesadüfen bir kaya bulunur. Bu kaya: kanatlı at başı şeklinde işlemelidir ve günümüzde Kastamonu Müzesinde sergilenmektedir. Kaya parçasının Hitit dönemine ait olduğu tahmin edilmektedir.

Bozkurt tanıtımı.

İnebolu tanıtımı.

Çatalzeytin tanıtımı.

Kastamonu tanıtımı.