Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi

 

 Müzeyi ve müzede sergilenen eserleri anlayabilmek için: mutlaka gerek Zeugma şehrinin yeri ve önemi, gerekse şehirdeki yapılaşma, mozaik sanatı, sanatın önemi hakkında mutlaka öncelikli bilgi sahibi olmanızda yarar var, bu durumda müzede gördüğünüz eserleri daha bilinçli ve anlamlı izleyebileceksiniz ki, bu aşağıda sizlere anlatacaklarımın guruplarda, sizlere anlatıldığını veya anlatılacağını düşünmüyorum.

ZEUGMA ŞEHRİ-KISA KRONOLOJİK TARİHİ

Evet; müzedeki eserlere geçmeden önce, bu bölümde, kısaca Zeugma şehrinin öneminin anlaşılması açısından: kronolojik tarihi bilgiler vermek istiyorum.

Çünkü: mozaiklerin anlaşılabilmesi için, bunların yaratıldığı Zeugma şehrini tanımak gerekir. Şehri tanırken, özellikle şehrin bulunduğu mevkii iyi bellemek gerekir.

Zeugma: Fırat nehri üzerinde, nehrin iki yakası arasındaki bağlantıyı yani geçişi sağlayan bir konumdadır ve bu yüzden, her iki yaka arasında yapılacak ulaşımda: bu durum çok önemlidir, çünkü Fırat nehri 1-2 yerden karşıdan karşıya geçiş imkanı sağlamaktadır.

Zeugma, bunların başındadır ve Zeugma şehri karşısında nehrin ortasında adacıklar bulunur ve bunlar arasına büyük olasılıkla ahşap tekneler yerleştirilerek gerek tüccarların ve gerekse orduların karşıdan karşıya geçiş sağlanmaktadır ki, bu Zeugma’nın öneminin artmasının başlıca sebebidir.

Şehir tarihinde en büyük etkiler: Roma, İran, Bizans ve İslam dönemlerinde ve özellikle Roma döneminde IV. Lejyonun yani paralı askeri birliklerin buraya ve civara yerleşmesiyle yaratılmıştır.

Edinilen bilgiler ve değerlendirmeler: buluntular ve kilise kayıtlarından derlenmiştir. Roma döneminden önce ise: buralarda yani Fırat vadisinde, buzul çağından itibaren insan yaşamı tahmin edilmektedir.

İki kıyıda oturan insanlar, yüzyıllar boyunca: birbirleriyle avlanma ve ticaret alanında ilişkide bulunmuşlardır.

Yine de, yazılı kayıtlarda burada ilk yerleşim olarak: MÖ.229 yılında: Büyük İskender’in ölümünün ardından, generallerinden Suriye’de hüküm süren ve Seleukoslar Devletinin kurucusu I. Seleukos Nikator’un: Fırat nehri üzerinde buradaki geçidi korumak amacıyla, burada bir şehir imar ettirdiğidir.

Bu şehre “Seleukeia ad Euphretes” ismi verilmiştir. Bunun kelime anlamı Fırat Seleukeiasıdır ve sonradan Zeugma olarak değiştirilmiştir.

Zeugma, eski Yunanca bir isimdir ve “geçit yeri-köprü geçidi-kavşak yeri” gibi anlamlar taşımaktadır. (Zeugma ismi MÖ.31 yılından sonra görülmeye başlanmıştır)

Aynı general: yeni şehrin hemen karşısına, nehrin karşı kıyısına, Pers asıllı karısı Apama’nın adını verdiği ayrıca bir şehir daha kurdurmuştur. Bu şehrin adı da “Apemeia” dır.

Helenistik dönemde önem kazanmaya başlayan Zeugma şehri: devletin düzenlediği yol güzergahları, resmi, ticari ve idari tercihler nedeniyle özellikle ticaret alanında hızla gelişmeye başlamıştır.

Helenistik kader tanrıçası Tykhe’nin tapınağı: özellikle tüccarların uzaktan da olsa görebileceği ve dua edebileceği kadar yükseğe, yani Akropol tepe noktasına yapılarak bir cazibe yaratılmıştır.

Akropol tepesi ve Kader tanrıçasının tapınağının oluşturduğu silüet: o kadar etkiliydi ki, Zeugma şehrini ziyaret edenlerin hafızasında, bu görüntü kalıyor ve şehir bununla hatırlanıyordu.

Hatta: Roma dönemi sikkelerinde de bu görüntü kullanılmıştır.

MÖ.61 yılında; Amisos (Samsun) şehrinde yapılan hükümdarlar toplantısında: Doğudan sorumlu Roma konsülü Pompeius tarafından: Kommagene kralı I. Antiochos’a aynı zamanda Zeugma şehri de verildi.

Bunun üzerine: Kral I. Antiochos: Zeugma şehri akropolüne, propaganda amacıyla, kendisini kuvvet tanrısı Herakles (Herkül) ile tokalaşırken gösteren bir kabartma taş diktirdi. (Bu kabartma taşı, hemen müzenin girişinde göreceksiniz)

Bu taşı diktirmenin amacı: halkına, Herakles ile aynı güçte ve mevkide olduğu mesajını vermekti. Zaten, bu kral ülkesinin birçok yerine, kendisini diğer tanrılarla tokalaşırken gösteren bu tür kabartmalı taşlar diktirmiştir.

MÖ.54 yılında: Roma konsülü Crassus: imparatorluğun doğusunda İran’daki Park krallığına sefer açtı ve büyük bir ordu ile gelerek, Zeugma’da Fırat geçidinden geçerek, İran seferine çıktı.

MÖ.51 yılında Part kralı Pakoros ve Osakes emrindeki İran ordusu: Zeugma geçitlerini aşarak, Fırat nehrini geçtiler ve batıya doğru istilaya başladılar, Suriye ve Kilikya (Çukurova) bölgelerini ele geçirdiler.

MÖ.38 yılında: Kommagene Kralı I. Antiochos; Gindaros’da yapılan savaşta ölen Park Kralı Pakoros’un geriye çekilen askerlerini Zeugma şehrine kabul etti.

Bunun üzerine, Roma imparatorluğunun doğusundan sorumlu olan Marcus Antonius; Kommagene krallığına savaş açtılar.

Roma ordusu Kommagene krallığının başkenti olan Samosata (Samsat) şehrini kuşattı, ancak başarılı bir şekilde savunma yapan kral I. Antiochos: uygun barış koşulları kabul ederek kuşatmanın kaldırılmasını sağladı.

MÖ.31 yılında: Zeugma, MÖ.65-64 yıllarında hakimiyetine girdiği Kommagene krallığından 33 yıl sonra kesin olarak ayrıldı ve Roma imparatorluğunun Suriye Eyaletine dahil edildi.

MS.18 yılında: Roma imparatorluğunun X. Lejyonunun ordugahı: Kilis yakınlarındaki Kyrrhos bölgesinden kaldırılıp, Part krallığına doğrudan sınır olan Fırat nehri kıyısındaki Zeugma yakınlarına yerleştirildi.

MS.64: Bu tarihin özel bir önemi vardır. Çünkü: Zeugma’da bulunmuş birçok mezar taşında tarih yazılı olmamasına karşın, bu mezar taşları içinde belirlenen en erken tarih: MS.64 yılıdır.

MS.69: Zeugma’da bulunan X. Lejyon karargahı ile IV. Scythica (İskit) Lejyonu yer değiştirdi. Bölgeye yeni gelen IV. Scythica Lejyonu: Zeugma şehrinin 15 km kuzeyindeki Arulis’te bulunan taş ocağını işletmeye başladı ki, Zeugma şehrinde bulunan: askeri, resmi ve bazı sivil yapıların bütün malzemeleri buradan elde edilmiştir.

Sonraları Roma ordu düzenine göre, bu lejyon: IV. Lejyon (Legion III) adıyla yeniden düzenlenmiştir.

Askerlerin şehre getirdikleri canlılık inkar edilemez boyutlardaydı. Bunların hepsi paralı askerdi ve maaşları önemli bir yekun teşkil ediyordu.

Şehirdeki zenginlik açısından şöyle bir örnek verilebilir. Lejyona aylık ortalama 100 bin denarius dağıtıldığı varsayılırsa: bunu günümüzdeki satın alım gücü ile orantılayabiliriz. 

MS.1.yüzyıl ortalarında 16 litre şarap: 1 denaruis idi. Günümüzde 1 litre en ucuz şarap 10-20 TL. diye düşünülürse: 16 litre en ucuz şarabın 160-320 TL. olduğu varsayılır.

Yani: 1 denarius’un satın alma gücü günümüz değerleriyle 70 TL. dir. Yani: buna göre, Zeugma şehrine, ayda ortalama yanlıca asker maaşı olarak 6-7 milyon TL. gibi bir sıcak para meblağı giriyordu.

MS.98-211 yılları arasında: İmparator Traianus ve Septimus arasındaki zamanda, parlak bir dönem geçirmiştir. Şehir, bu dönemde, eski Helenistik döneme göre bir hayli büyümüştür.

Yine aynı dönemde: Roma imparatorluğu tarafından doğuya gerek Parklara ve gerekse Ermenistan üzerine yapılan seferler, hep Zeugma’dan başlamıştır.

Yine bu dönemde önemli bir gelişme; Zeugma’da, IV. Scythica Lejyonunda bir subay olarak görevli Septimus Severus’un sonradan Roma İmparatoru olmasıdır.

MS.197-199 yılları arasında ise: İranlılar, kendi ülkelerine yapılan tüm seferlerin Zeugma üzerinden başladığını düşünerek, batıya yaptıkları ilk büyük sefere, Zeugma üzerinden başlamışlar, şehri yakıp yıkarak adeta intikam almışlardır.

Sonraki dönemde şehir yeniden imar edilmiş ve MS.216-218 yılları arasında Roma imparatoru yardımcısı Marcrinus: emrindeki ordu ile çıkacağı Part seferi öncesi yine Zeugma başlangıç noktası olarak kullanılmıştır.

Bu dönemde: şehirde: İmparator Caracalla portresi ve unvanları bulunan gümüş sikkelerden bolca bulunmuştur. Çünkü: doğu seferinde askerlerin maaşları bu sikkelerle karşılanıyordu.

MS.256 yılı: İran’da yeni bir hanedan başlamadan “Sasaniler”: kral I. Şapor emrindeki orduları ile Suriye ve Kilikya seferi öncesinde, Fırat nehrini Zeugma geçitlerinden geçerler ve bu sırada Zeugma şehrini yakıp yıkarak İran seferlerinin intikamını alırlar.

Bu saldırıda çok büyük yıkıma uğrayan Zeugma şehri: bir daha eski zenginlik ve ihtişamına kavuşamayacak şekilde tahrip edilmiştir.

1048 yılında, Zeugma şehri hakkındaki tarihi bilgiler sona ermektedir. 11. yüzyılda şehrin sahip olduğu Fırat geçitleri ve ticaret merkezi olma gibi önemli özellikleri: doğusundaki Birecik’e taşınmıştır.

Haçlı seferleri sırasında önemli rol oynayan Birecik kalesi: 1098 yılında haçlıların eline geçmiş ve 50 yıl süreyle, Urfa Haçlı Kontluğu hakimiyetine girmiştir.

Takip eden dönemlerde: Zeugma şehrinin sahip olduğu Fırat nehri üzerindeki geçitlerin tamamen unutulmadığı, acil durumlarda tali güzergah olarak ara sıra kullanıldığı görülmüştür.

Tarihi süreçle ilgili son bir not: 16-17. yüzyıllarda bu bölgeye yerleştirilen Türk boyları: ilk kez karşılaştıkları antik mimari eserleri gördüklerinde, burayı: dini hikayelerde anlatılan “Saba Melike”si Belkıs’ın ülkesine benzettikleri için, buraya “Belkıs Harabeleri” ismini vermişlerdir.

Daha sonra buranın yakınına kurulan köye de, Belkıs köyü ismi verilmiştir. Ancak, daha önce söz ettiğim gibi, 2000 yılında Birecik barajında su tutulmaya başlanınca, bu Belkıs Köyü de 300 yıllık geçmişiyle birlikte suların altında kalmıştır.

 

 

ZEUGMA MOZAİKLERİ

Evet, tarihi süreç incelendiğinde, MÖ.300 yıllarında Seleukeia ad Euphrates adıyla yeniden kurulmuş olan şehir, Roma imparatorluğu döneminde Zeugma adıyla anılırken, stratejik konumu dolayısıyla özel bir önem verilmiş, bundan dolayı da giderek Romalı karakter kazanmıştır.

Roma kültüründe: zenginlik ve önemli kişilerin şehrin yükseklerinde, gösterişli villalarda oturmaları bir gelenekti. Zeugma’da: Akropolü oluşturan Belkıs Tepesinin Fırat nehrine bakan yamaçları da bu iş için adeta biçilmiş kaftandı.

Geç Helenistik dönemden beri, biraz da topoğrafyanın mecbur etmesiyle başlayan, rüzgara açık yamaç yerleşmeleri, zenginliğin bir hayli arttığı MS.1-3.yüzyıllarda, kendini göstermek isteyen hemen her Zeugmalı zenginin sahip olmak için çırpındığı villa yaptırma yarışına sahne olmuştur.

Bu villalar hakkında özellikle Posseidon evinin yemek odasında bulunan “Pisaphae-Daidalos” mozaiğinde görsel bilgiler verilmektedir.

Bu mozaikte, 3 katlı bir evin kapı ve pencereleri, dış duvarları, yatay ahşap hatıllar ve kırmızı kiremit kaplı üst örtü açık-seçik görülmektedir.

Peristilli evler (peristil sütunlu ev demektir): tüccar, doktor veya komutanlardan oluşan Zeugmalı zenginlere aitti.

Bunun yanında: Zeugma’da birkaç odadan oluşan fakir evleri veya orta sınıf kişilerin yaptırdığı, avlulu ve aşırı süslü olmayan evler de vardı.

Evin gösterişi ve sütü: evin sahibinin zenginliğini vurguluyordu. Özellikle: zenginliğin göstergesi olarak tabanların mozaiklerle döşeli olması, şehirdeki en büyük statü göstergesiydi.

Antakya ve Efes bölgesindeki yamaç evleriyle benzerlik gösteren bu peristilli evler: yamaçlarda yapılan teraslara inşa edilmiş ve Fırat Nehri manzaralılardı. Tepelerin eteğine inşa edilmeleri nedeniyle, önce düzgün yapılaşma için, bu alanlara birbirlerini kesen, kalın istinat duvarları olan teraslar inşa edilmiştir.

Daha sonra ise, alt yapı sistemi ve teraslar arasında geliş-gidişi sağlayan taş basamaklı merdivenler yapılmıştır.

Her terasta: terasın büyüklüğüyle orantılı olarak, bitişik nizamda çok sayıda ev inşa edilmiştir. Bazen: buralara yapılan iki evi, dar bir sokak ayırıyordu.

Prestilli Zeugma evleri: 15-25 odalı olup, yaklaşık 700 metre karelik bir alanı kaplıyordu. Evlerde inşaat malzemesi olarak: taş temel üzerine kerpiç ve çamur harcı, tonozlarda ise kireç harcı ve kırma taş kullanılıyordu.

Peristilin çevresindeki odaların duvar örgülerinde ise, yaklaşık 2 metre yüksekliğe kadar kesme blok taş, daha sonra ise kerpiç kullanılıyordu.

Evlerin zemin katında: sütunlu avlu çevresinde: yemek, dinlenme, oturma gibi odalar bulunuyordu. Odalar: yumuşak kalker kayanın düzleştirilmesi veya oyulmasıyla yapılmıştır.

Odalarda: kline (yastıklı divan) ve çeşitli mobilyalar (tabure, sehpa gibi) kullanılıyordu. Oda içlerini: tanrı Hermes, Serapis, Apollon, Eros, Herakles ve tanrıçalar Athena, Artemis ve Aphroride heykelcikleri süslüyordu.

Yapılar iki katlı olarak hazırlanıyor ve genellikle üst katta: yatak odaları bulunuyordu. Bu durum: zemindeki odalar üzerine düşen, üst katların taban mozaiklerinden ve merdiven podyumlarından anlaşılmaktadır. Yine üst katta: köle ve hizmetçilerin odaları bulunuyordu.

Peristilin köşesinde ise: sarnıç, mutfak ve tuvaletler vardı. Avlu çevresinde dizilen odaların: ışık ve temiz hava alması için tek veya çift kanatlı kapılar ve geniş pencereler ile peristilli bölüme bağlanıyordu.

Demir korkuluklu pencereler, düz camla kaplanmıştı. Eve gelen konuk: koridora açılan küçük bir ön mekanda bekletiliyordu ve daha sonra doğrudan yemek odasına veya koridordan evin merkezi avlusuna alınıyordu.

Ev içinde: odaların, sığ havuzların ve çeşme teknelerinin tabanlarına mozaik döşeniyordu. Bu mozaikler: gerçek anlamda bir ustalık eseri ve ev sahibinin ince zevkini yansıtıyordu.

Zeugma evlerinin su ihtiyacı ise: Fırat Nehrinin yanı başında olmasına rağmen, tepelerin yamacında kurulduğundan, Fırat Nehrinden sağlanamıyor ve ancak 5-7 km kuzey batı bölgesindeki dağlardaki pınarlardan toplanan sulardan şehre getiriliyor ve ana kayaya oyulan kanallardan yapılan su şebekesiyle evlere dağıtılıyordu.

Künk borular ve kalker ana kayaya oyulan kanallarla evlerde sürekli akar su sağlanıyor ve bunun için avlu ve iç avlulara, sığ havuzlar ve çeşmeler yaptırılıyordu.

Bu sığ havuzlara ayrıca fıskiyeler yapılıyor, gerek çeşmelerden akan ve gerekse fıskiyelerden fışkıran su: yemek odası, dinlenme odası veya balkonda oturan zengin Zeugmalılar için büyük keyf kaynağı oluyordu.

Akşamları, odaları aydınlatmak için pişmiş topraktan ve bronzdan yapılan kandiller kullanılıyordu. Bu kandillerin “zeytin yağı” konulur ve fitili tutuşturularak karanlık aydınlatılırdı.

Odaların duvarları ise: freskler ve stucco kaplanmıştı. Bu duvar resimleri: aynı zamanda Fırat vadisinin hava ile temasında çatlayıp parçalanan kalker yapı taşlarını da korumaktaydı. Zamanla: çizilme ve kirlenme nedeniyle eskiyen duvar resimleri yenileniyordu.

Yenilenen duvar resimleri: harcının duvara yapışması için eski duvar resimlerinin üstü çentikleniyordu. Zeugma evlerinde: 2-4 kat arasında duvar resimlerine rastlanmıştır.

MS. 2’nci yüzyılda: duvar resimlerinde kalitenin sürekli olarak düşmeye başladığı ve yine aynı dönemde taban mozaiklerine ilginin arttığı görülür.

İşte, bu yüzden, villalar çağı olarak da değerlendirilen bu dönem: mozaik sanatına olan rağbetin had safhaya çıktığı dönemdir. Çünkü: mozaiksiz bir villa düşünmek mümkün değildir. Bunda: iklimin de payı vardır.

Çünkü: Fırat vadisinin sıcak yazlarında, villalarda oda tabanlarını ıslatarak serinletmek en geçerli yoldu.

Fakat: bölgede, döşeme için kullanacakları ne sert kalker, ne de mermer gibi döşeme taşları bulunmuyordu. Tek çare olarak: çakıl taşlarını zemine döşeyip sert ve çamurlaşmayacak bir yüzey elde etmekti. Bunun sistematiği ise, mozaik yapımından geçiyordu.

Önceleri: çay-derelerde; en çok bulunan beyaz ve gri renkteki taşlar: düz veya rastgele desenli tabanlar olarak döşendi. Fakat: MS.1.yüzyılda ve ardından: Romalı düşünce tarzını yansıtan modalar nedeniyle, antik teknoloji ürünü mozaikler döşenmeye başladı.

Şehre akın etmeye başlayan mozaik sanatçılarıyla birlikte: daha karmaşık geometrik düzenlemeler ve nihayet figürlü sahneler ortaya çıkmaya başladı.

Mozaiklere olan bu rağbetin bir sebebi de: heykel, resim, halı, kilim, keramik, madeni eserler gibi sanatsal ifade araçlarının ayrı ayrı yansıtıldığı estetik ve dini duyguların hepsini birden kapsayabilmesiydi.

Buna: imal edildiği ana madde olan taşın: çok ucuz ve bolca bulunabilmesi, kullanımındaki kolaylık ve onarabilme pratikliği de eklemek gerekir.

Sipariş veren ev sahibi tarafından tercih edilen mitolojik sahnelerdeki: tanrı, tanrıça veya kahraman figürleri içinde, yaptıran ve ailesiyle de özdeşleştirme düşüncesinin belirdiği görülmektedir.

Kim bilir kaç villa sahibi: belki de evinin kaç odasının mozaikli süslü olduğunu, hangi mitolojik sahneleri resmettirdiğini, hatta hangi ustaya yaptırdığını söyleyerek övünüyordu.

Sınır ve ülkeler ötesi ticaretiyle zenginleşen Zeugma şehrindeki bu villa ve mozaik furyası: yukarıda da söz ettiğim gibi MS.256 yılında, Sasani saldırısıyla son bulmuş, zenginliğine set vurulmuş Zeugma’da bu tarihten sonra villa yaptırılmadığı gibi sanatı da gerileyerek bir süre sonra ortadan kalkmış, mozaik sanatçıları başka şehirlere göç etmişlerdir.

 

GAZİANTEP MÜZE MÜDÜRLÜĞÜ

Gaziantep Müze Müdürlüğü, 1944 yılında kurulduğundan itibaren, Belkıs Harabeleri yani Zeugma ören yeri ile ilgilenmiştir. Başlangıç döneminde tesadüfen görülen kaçak kazı çukurları, daha sonra bulduklarını bölüşemeyen kaçakçıların birbirlerini ihbar etmeleriyle ortaya çıkan buluntular ile artmıştır.

Fakat, yine de uzun süre: Belkıs Harabelerinde bulunan buluntuların nitelik ve nicelikleri hakkında ayrıntılı bilgiler edinilememiştir. Çünkü: Kaçakçılar, Belkıs’tan çıkardıkları eserlerin nasıl eserler olduğunun bilinmesini istemiyorlardı. Hatta: Belkıs Harabelerinin kökeninin nereye dayandığı bile bilinmiyordu.

Sonuçta, 1976 yılında tamamlanan bir doktora tezinin ardından, Belkıs Harabelerinin, ünlü “Zeugma” antik şehri olduğu kesinleştir. Ardından: taşlar yerine oturmaya başladı ve yurt dışında çeşitli müzelerde bulunan “Zeugma” kökenli eserlerin, Belkıs ören yerinden çıkarılarak kaçırıldığı anlaşıldı.

Bunun üzerine, Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından “Zeugma” yani Belkıs Harabelerinde ayrıntılı kazı çalışmaları başladı, 1987 yılında mezar odaları, 1992 yılında Roma villaları ve mozaikleri bulundu.

Bu tarihten başlayarak yürütülen çalışmalarda 13 villa bulundu. Bunların bir kısmı tamamen kazılarak planları elde edildi, bir kısmı kaçak kazı yapanların başlattığı yerlerde kurtarma kazısı şeklinde yürütüldü.

Buluntuların yerinde ziyarete açılması düşünülürken, birden ören yerinin üzerine kara bulut gibi çöken “Birecik Barajı” projesi gündeme geldi. Çünkü: Birecik Barajında su tutulmaya başlaması ile, Zeugma antik şehri, baraj gölünün sularının altında kalacaktı.

Bunun üzerine: yapılan uluslar arası çağrılar sonucu gelen ekiplerle birlikte, hızla, Zeugma antik kentinde kurtarma kazısı çalışmalarına başlandı. 1996-2000 yılları arasındaki bu çalışmalardaki buluntuların büyük bölümü, villalar içindeki mozaik döşemelerdi.

Ancak: villaların hepsi; yamaçlara yapıldığı için eğimden dolayı bazen zemin kayasının oyulmasıyla elde edilmiş oda ve mahzenlere, hatta ara katlara sahiptiler.

Zeugma’nın yakın çevresinde: sert taşlar olmadığı için, uzaktan getirilenler ancak sütunlarda ve binaların köşelerinde kullanılmış, duvarlar kerpiçten yapılmıştı. Sıcak iklim için, kerpiç iyi bir yalıtım malzemesiydi ve bölgede bin yıldır kullanılıyordu.

Her kerpiçin üzerini örtmek hem de killi-kireçtaşı yapıdaki ana kaya yüzeylerini çatlamadan korumak için kalın sıvaların yapıldığı görülmektedir.

Öyle ki, bunların birkaç kat yapılmaları halinde 6-8 cm kalınlığa ulaştıkları görülmüştür. Tabii ki, sıvalı duvarların da malum Roma gelenekleri gereğince boyanmaları ve resimlendirilmeleri gerekiyordu.

Zeugma villalarında böylece fresko tekniğinde yapılmış zenginlik alameti, birçoğu figürlü duvar resimleri de mozaikler ile birlikte yerini almış oldu.

Önceleri: bulunan villalar, burayı kazan arkeologların isimleriyle anıldı. 1992 yılında bulunan villaya “Ergeç villası” ismi verildi. 1993 yılında bulunan villa da, kazı ortağı Avustralyalı arkeoloji ekibi başkanının adıyla yani “Kennedy villası” olarak anıldı.

Fakat giderek artan villa sayısı nedeniyle, isim bulmaya dahi zaman kalmadığı için, villalar artık, daha pratik bir uygulama ile, en gösterişli mozaik panodaki mitolojik kişinin adı ile anılmaya başlandı.

Müzeye taşınan mozaikler: günümüzden 1800 yıl önce: Zeugma’da mozaik sanatı, şehir halkının buna verdiği önem ve büyük olasılıkla burada bir mozaik okulu ve birden çok mozaik atölyesi olabileceğini gündeme getirdi.

EVLERDE MOZAİK KULLANILAN BÖLÜMLER

Sığ Havuz-Impluvium

Sığ havuzlar genellikle: 20-30 santim derinliktedir ve tabanı mozaik döşelidir. Çünkü: bu sığ havuzlardan: hem görsel, hem de serinleme, dinlenme ve yağmur sularının toplanmasında yararlanılırdı.

Bu havuzların taban mozaik süslemelerinde ise: genellikle: balık, ahtapot ve benzeri gibi su canlıları ile birlikte Denizler Tanrısı Poseidon, Okyanusa adını veren tanrı Okeanos ve eşit Tethis, Eros, Nereid vb. gibi mitolojik figürler resmedilmişti.

Mozaik döşeli havuzun merkezinde bazen fıskiye bulunurdu.

Çeşme

Sığ havuzun kenarında, tekneli çeşmeler bulunuyordu. Çeşmenin teknesi: mermer veya mermer görünümlü duvar resimleriyle süslenirdi. Eve getirilen su: çeşmelerde bronz aslan başı lülelerden akarak, tekneyi doldururdu. Bu çeşmelerden en iyi örnek: Poseidon evinde bulunmuştur.

Triclinium-Yemek Odası

Evlerde avludan sonra en büyük alan, yemek odasıdır. Oda: geniş kapıları ve pencereleri açılınca, sütunlu avludan ışık ve temiz hava alırdı. Yemek odalarının tabanında bulunan mozaik panolar ise “T+U” şeklinde düzenlenmiştir.

Odaların: konuk üzerinde etki bırakması için: tabana yapılan dikdörtgen biçimdeki pano: odaya giren kişiye dönük olarak yapılmıştır.

Zeugma şehrinde, bu tür örnekler: Euphrates ve Poseidon evlerinin yemek odalarındaki mozaiklerde görülmektedir.


Zeugma mozaiklerinde: kişilerin yemek odalarındaki oturma düzenleri de görülmektedir. Çingene kızı (Mainad) evindeki Akratos-Ephrosyne mozaiğinde: figürler, yataklı divana yan uzanarak şaraplarını içerken, Dionysos villasındaki “Dionysos ve Ariadne’nin düğünü” mozaiğinde: figürler divana oturur ve şarap içerken betimlenmişlerdir.

Bunlar düşünülerek, Zeugma evlerinin yemek odalarında: hem yan yatılan yataklı divan ve hem de oturulan divanlar kullanıldığı öğrenilmiştir.

Dinlenme Odası-Cubiculum Diurnum

Burası: ev sahibinin dinlendiği ve günün yorgunluğunu attığı yerdir ve Zeugma evlerinin en gözde yeridir. Ancak, yemek odası kadar büyük değildir.

Bu odaların tabanlarına: Dionysos, Eros ,Aphrodite gibi daha çok aşk, sevgi ve eğlence ile ilgili mozaikler yapılmıştır. Bu odaların duvarları da resimlerle süslenmiştir.

Odanın camlı ve demir parmaklıklı geniş pencereleri ise: impluvium ve peristil bölümlerine açılır ve buradan yansıyan su sesi ve temiz hava, odayı doldurur.

 

MÜZE GEZİSİ

Evet, Zeugma şehri, Zeugma şehri tarihsel süreci, Zeugma mozaikleri, Gaziantep Müzesi hakkında açıklayıcı bilgiler verdikten sonra, Gaziantep Mozaik Müzesi ve müzede bulunan eserlerle ilgili bilgiler vermeye sıra geldi.

Genel bilgiler

Müze gerçekten Türkiye’de gördüğüm en güzel müzelerden birisidir. Müze: 9 Eylül 2011 tarihinde açılmış, toplam kapalı alanı 32.764 metre kare ile, dünyanın en büyük mozaik müzesidir. Bunun ardından Tunus-Bardo müzesi ve daha sonra ise Hatay Müzesi gelmektedir. Müzede aynı anda 800 ziyaretçi bulunabiliyor.

Müzede: 1450 metre kare mozaik, 140 metre kare duvar resmi, 4 Roma dönemi çeşmesi, 20 sütun, 4 kireç taşı heykel, bronz Mars heykeli, mezar stelleri ve lahitler sergilenmektedir.

Müze: şehir merkezinde, Şehitkamil ilçesinde, Sani Konukoğlu bulvarında, Gaziantep Üniversitesi yolu üzerindedir. Yolun hemen ortasındaki refüjde: deve heykelleriyle bir ticaret kervanı görüntüsü, yaratılması gerçekten ilginçtir.

Müzeye giriş ücreti: …..   dir, ayrıca müze kartı geçerlidir. Müzeye girişte: bir broşür istedim, ancak görevliler olmadığını söylediler, bunu kabullenmek mümkün değildir. Lütfen müze ve mozaikler ile ilgili her ne kadar kulaklıklı olarak bilgi veren sistem kurulu ise de, yazılı bilgiler sunan broşürler bulundurun.

Hemen girişte, bence yazılı ve görsel uyarı bulundurulması gereken bir olay daha var. İçeride lütfen her kim olursa olsun flaşlı resim çekilmemeli, çünkü bu panoların üzerindeki boyaların flash ışığına karşı hassas olduğu kesin. Bu konuda gerekli uyarılar güvenlik görevlilerince yapılıyor ama bence müze girişinde, bu konu yazılı ve görsel olarak panolar ile yapılmalıdır.

Müzenin içinde gezi güzergahı: oklarla belirlenmiş ki, bu gayet olumlu, çünkü ziyaretçi tüm eserleri bir sıra dahilinde görebiliyor.

Güvenlik: içeriye girişte, kapıda: metal dedektör kapısından giriliyor ki, bu gayet olumlu bir durum. Bütün yurt dışı önemli müzelerinde, bu tür güvenlik önlemleri, üst düzeyde alınıyor.

Ayrıca: içeride güvenlik personeli sayısı bayağı çoktu ve bunu da olumlu karşılıyorum, çünkü: bu eserlere insanların ulaşımı herhangi bir şekilde kısıtlanmamış yani üstlerine cam bir pano konulmamış. Bu nedenle: çok sayıda güvenlik elemanının bulunmasını olumlu karşıladım.

Özellikle: Çingene kızı sergilenen yerde: sırf bu eser için sürekli bir güvenlik elemanı bulunması, eserin hemen önünde, esere uzanmayı, dokunmayı engelleyici alarm sisteminin de bulunması olumlu ancak: bence buraya Avrupa’daki benzerler gibi ön bölüme bir cam pano ilavesi gerekir.

Çünkü: esere yapılabilecek boyalı bir saldırıyı engellemek mümkün değil, saldırı olduktan sonra da saldıranı en ağır şekilde cezalandırsanız ne çare, lütfen bunun önüne bir cam pano yerleştirerek eseri tam koruma altına alalım.

Hemen girişte: sol bölümde: bir sinevizyon bölümü var, burada Zeugma hakkında 15 dakikalık bir film gösterisi düzenleniyor. Gösteride 3 boyutlu film gösteriliyor ve gözlük almanız (5 TL karşılığında) gerekiyor. Bence, bu gösteriyi mutlaka izleyin.

Müzede: tuvaletler, her katta bulunuyor ve gayet temiz.

Müze: 2 katlıdır ama bir de bodrum katı var. (ben ziyaret ettiğimde bodrum katı kapalı idi, yine de yukarıdan bodrum kattaki eserler görülebiliyor, ama yine de neden kapalı olduğunu anlamak mümkün değil) Katlar arasında bir asansör düzeni de yapılmış, engelli ziyaretçiler için muhteşem bir incelik.

Müzenin çıkışında: iki adet hediyelik eşya satış yeri var ve buralarda içecek servisi de yapılıyor. Servis ötesinde, buralarda oturacak masa ve sandalyelerin bulunması da yorulan ziyaretçilerin biraz nefeslenmesi, dinlenmesi için çok iyi düşünülmüş uygulama.

Ama: bu satış yerlerinde, Zeugma veya Müze ile ilgili buzdolabı yapışkanı yani stikır bulamadım, tek bir çeşit vardı kapak açacağı olarak da kullanılabilir bu çeşit ise 12 TL. yani bayağı pahalı idi, ilgililere duyurulur, bu satış mağazalarına çeşitli stikırlar getirilmelidir.

Öte yandan: müzede, hemen girişte bir memnuniyet veya anket defteri bulundurulması rica olunur. İnanın, ziyaretçilerin en az yüzde 90’lık bölümü bu deftere memnuniyetlerini yazacaklardır, diğer tenkit yazanlar ise, sizin gözünüzden kaçan hususları değerlendirmeniz için nazik uyarılar şeklinde olacaktır.

Müzeye girişte, hemen karşımıza bu anıt çıkıyor

 

Kral I. Antiokhos yazıtı

Zeugma antik şehrinde: Helenistik Agora’nın kuzeyinde 2000 yılında yapılan kurtarma kazılarında: ön yüzünde ” Kral I. Antiokhos Theos ile tanrı Apollon-Mithras-Hellos” el sıkışır sahnesinin görüldüğü, bazalttan bir stel ortaya çıkarılmıştır.

2002 yılında, baraj gölünün sularının çekilmesiyle, aynı kutsal alana ait bir diğer stel bulunmuştur. Bu stel üzerinde ise: Kommagene Kralı I. Antiokhos; Herakles ile el sıkışır pozisyonda gösterilmiştir.

Her iki stelin arkasında bulunan nomos (kanun) yazıtları: Antiokhos’un yönettiği topraklar üzerindeki Yunanlı ve Persli tanrıları birleştirme politikaları için yazılmıştır. Yazıtlar: kutsal alanlarda uyulması gereken kuralları antalatn bir kanun metni niteliği taşımaktadır.

Kral I. Antiokhos ile tanrı Herakles’in tokalaşmasının betimlendiği stelin arkasında kazınan yazıtta: Antiokhos şöyle söylemektedir; “ …. Ve inanıyorum ki, onlar tanrılara ait olduğu onuru bahşederek güzeli örnek alacaklar ve aynı şekilde, benim için olması gerektiği gibi tanımlamalar ve süslü sözcükleri onların çiçekler açan yıllarının bilgeliğinde dile getireceklerdir.

Böyle davrananlar için: hem Pers ve Makedonya ülkelerinin tanrılarına hem de anavatan Kommagene’nin tanrılarına, onlara saygılı davranışlarından ötürü bağışlayıcı olmaları için dua ediyorum.

Ve her kim ki: bu egemenliği gelecekte uzun zamanlar için elinde bulunduracaksa, o bu yasayı ve bizim saygılı davranışımızı sürdürerek, tüm tanrı ve tanrıçaların bağışlayıcılığına, benim yakarışlarım sayesinde mazhar olacaktır.

Tanrısal buyruklarla, bu yazıtı benim dindarlığımın bir dışa vurumu olarak kutsal harflerle, kısık sesle tanrıların yüce anlam taşıyan buyruklarını vatandaşlarıma ve bu yazıtı okuyan yabancılara ilan ediyorum”

 

Dionysos Mozaiği

MS.2-3.yüzyıl.
Bu eser: Okeanos villasına ait bir odanın taban mozaiğidir. Dionysos büstü ve “Dionysos’un Ariadne ile buluşması” olarak adlandırılan mozaik, kazılar sırasında Zeugma antik şehrinden çıkarılan ilk eserlerden birisidir.

Mozaik 3 ayrı panodan oluşmaktadır. Kısmen tahrip olmasına rağmen, bu eserin sol tarafında: Tanrı Dionysos’un büstü görülür. Dionysos’un çevresinde bulunan siyah ve beyaz üçgenler ile sanal bir perspektif yaratılarak bakışlar figüre odaklanmıştır.

Mozaik panonun ortasında bulunan ve “Dionysos’un Ariadne ile buluşması” olarak adlandırılan sahnede: kahraman Teseus tarafından Raksos adasında terk edilen Minos kralının kızı Ariadne’nin Dionysos tarafından bulunarak onunla evlenmesi tasvir edilmiştir.

Panoda bir ağaç altında Dionysos, Ariadne, Dionysos öğretisinde yer alan Silen ve Çoban Tanrısı Pan görülür.

En sağda bulunan panoda ise: çeşitli hayvan ve bitkilerden oluşan betimlemeler görülür. Bu 3 farklı konuyu: dalga ve örgü motifleriyle yer aldığı bir bordür birleştirir.
Panoların büyük kısmı tahrip olmuştur.

 

 

Okeanos ve Tthys Mozaiği

MS.2-3 yüzyıl.
Bu mozaik: Okeanos villasının sığ havuzunun taban mozaiğidir.
Erken Roma imparatorluk dönemine ait olan bu mozaikte: hayatın kaynağı olan ırmak tanrısı Okeanos ve eşi Tethys konu edilir.

Geometrik üçlü örgü bordür ile çerçevelenmiş mozaikte ortada Okeanos ve eşi Tethys görülür. Çevrelerinde ise denizin verimliliğine işaret eden, çeşitli balık türleri ve yunuslara binmiş Eroslar görülür. Okeanos’un en sık tasvir ed ilen atribüleri, yani simgeleri yılan ve balıklardır.

Mozaikte: Okeanos, başında yengeç kıskaçlarıyla görülür. Bu kıskaçlar: onun en belirgin özelliğidir. Karısı Tethys: Okeanos’un hemen yanında ve alnında kanatlarla tasvir edilmiştir.

Ortalarında: mitolojik bir deniz yaratığı olan yılan gövdeli, Ketos adı verilen ejder görülür. Bu iki ana figür dışında, mozaiğin sağ üst kısmında, bir kayanın üzerine oturmuş balık avlayan ve çobanların koruyucu tanrısı Pan olabileceği düşünülen, genç bir erkek figürü görülür.

Kenar figürleri olan Eroslar ve Pan’ın dışa dönük olarak resmedilmesi, havuzun çevresinde dolaşılacak şekilde olduğunu gösterir.

Mitolojide: Okeanos’un okyanus olmayıp dünyayı saran ırmak olarak ifade edilmesi, güneşin sıcaklığıyla buharlaşarak yağmur olup doğaya hayat veren suyun doğa tarafından kullanıldıktan sonra ırmaklar kanalı ile tekrar denize kavuşturulması anlatılmaktadır.

Bu döngü ile su, ne olduğunun ve ne işe yaradığının farkına varmaktadır. Bu olay mozaik panoda Okeonos’un Tethys ile birleşerek çeşitlenmesi ve doğurgunlaşması olarak gösterilmiştir.

 

Akratos ve Euprosyne Mozaiği

MS.2-3 yüzyıl.
Akratos ve Euprosyne Mozaiği: “Menad” Villasının bir odasına ait taban mozaiğidir. Gaziantep Müzesinin 1998 yılında yaptığı kurtarma kazısında Çingene Kızı olarak tanımlanan mozaiğin yan odasından çıkarılmıştır.

Mozaikte: adı “yönetici-aktarıcı” anlamına gelen Akratos ile “neşe ve sevinç veren” anlamına gelen su perisi Euprosyne görülmektedir.

Kompozisyonda: Akratos’un ilahi kaynaktan alınan altın krater içindeki kutsal şarabı, bereket boynuzu ile Euprosyne’ye sunması tasvir edilmektedir.

Sağ tarafta Euprosyne, bir ağacın altında uzanır vaziyette resmedilmiştir.

İçkinin verdiği rahatlık, her iki figürün duruşunda ve yüz ifadelerinde sezilir.

Kompozisyonun sol tarafında yer alan çan karakterinin, figürlere oranla büyük ve onların üzerine resmedilmesi, önem noktasını bu kutlamaya ve şaraba çekmekle birlikte kutsallığına da çağrışım yapmaktadır.

Gezimize devam ettiğimizde

 

Euphrates villasında bulunan duvar resimli oda görülür. Burası: MS.2-3 yüzyıla tarihlenir.

 

Ardından: Oturan kadın heykeli ve oyun taşı bulunuyor. Bunlarda, Zeugma antik kentinde bulunmuş, Roma dönemine ait, kalker yontulardır.

 

Yine, Zeugma antik kentinde bulunan MS.2-3 yüzyıla tarihlenen duvar resimli bir oda ve daha sonra Poseidon ve Euphrates villasında bulunan, MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Geometrik Oda” görülür.

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi çocuklu kadın heykeli

Daha sonra: Euphrates villasında bulunan, MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Dionysos ve Ariadne Mozaiği” ve daha sonra şehirde bulunan, Roma dönemine ait, kalker, “Çocuklu kadın heykeli” görülür.

 

Euphrates villasında bulunan, MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Geometrik Havuz Mozaiği” ve ardından yine aynı villada bulunan “Euphrates (nehir tanrıları) mozaiği görülür.

 

Poseidon villasında bulunan “Akhilleus mozaiği”;
Bu mozaik: Poseidon villasında, kare planlı 10-15 cm derinliğinde, fıskiyeli sığ havuz (impluvium) taban mozaiğidir.

Havuzun tabanı figürlü ve geometrik desenli mozaikle süslüdür. Siyah çizgilerle çevrili ve 1.70 x 1.70 metre ebatlarındaki panoda: Roma dönenimde mozaiklerde yaygın olarak kullanılan Akhilleus’un Skyros Adasının kralı Lykomedes’in sarayında Odyseus tarafından bulunması konutu betimlenmiştir.

Panoda 9 figür bulunur. Merkezdeki Akhilleus bulunur ve sağ elinde mızrak, sol elinde kalkan görülür. Kendisinin sağında: sevgilisi kralın kızı Deadameia ve kral Lykomedes, solunda ise Odyseus ve borazan çalan miğferli, ayakta bir asker görülmektedir.

Arka planda ise, Lykomedes’in ayrıntılı olarak betimlenmiş sarayı bulunur. Mozaikte: dışa doğru düz ve ters bitiştirilmiş çanlarla: dalgalı hat oluşturan kuşak deseni görülür.

Mozaik sanatçısı: Akhilleus’un sağ ayağından; ayakkabısı çıkmış olarak tasvir etmiştir. Çünkü: ölümlü yanının sadece topuğu olduğunu belirtmek istemiştir.

Çünkü: mitolojiye göre: annesi Thetis: ölümsüz yapmak için bebek Akhilleus’u topuğundan tutarak Styks ırmağına: tan yeri ağarırken daldırmıştır. Bu yüzden: Akhilleus’un suya dalan gövdesi: ölümsüz olurken, annesinin tuttuğu topuğu ise ölümlü kalmıştır.

 

Posseidon villasında bulunan “Poseidon mozaiği”;
Dikdörtgen planlı ve 10-20 cm derinliğindeki sığ havuz (impluvium) çevresinde, yüksekliği 4.37 metreye kadar uzanan sütunlar bulunmaktadır.

Havuzun tabanı mozaik döşelidir. Bu mozaikte: dikdörtgen panoda: gövdesinin üstü at, arkası balık olan Hippokampos’un çektiği altın renkli arabada, denizler tanrısı Posseidon görülmektedir.

Gövdesi sağa, başı sola dönük tanrının sağ elinde üç dişli zıpkın bulunur. Araba ile aynı hizada: yüzleri birbirine zıt yönde betimlenmiş, ön planda ırmaklar tanrısı Okeanos ve eşi Tethis büstü görülür. Omuzlarında ise, yılan biçimli iki ırmak canavarı tasvir edilmiştir.

Tanrı ve tanrıçaların tasvirlerinin çevresinde deniz canlıları görülür. Panonun köşelerinde: dört yunus balığı ile birlikte, karides, ıstakoz, ahtapot, deniz minaresi, deniz yılanı ve çeşitli balıklardan oluşan 29 deniz canlısı tasvir edilmiştir.

Poseidon tasviri, yaygın olarak diğer birçok antik şehirde de kullanılmıştır. Bu da, Zeugma’daki mozaik atölyelerinde, benzer figürlerin şablon halinde çeşitli yerlerde kullanıldıklarını kanıtlamaktadır.

Posseidon villasında bulunan “Pasiphae ve Daidalos mozaiği”;
Daidalos’un yaptığı işlerin betimlendiği bu mozaik: Posseidon villasının yemek odasının taban mozaiğidir. Mozaikte altı figür görülür.

Soldan sağa: oturan Pasiphane, ayakta duran kızı Ariadne, Daidalos’la sohbet eden Tropos, ahşap yontan İkaros görülür. Sağ alt köşede ise, Minos boğasının kesik başına ok tutan Eros, sağ üst köşede ise Labyrinthos sarayı görülür ki, 3 katlı yapının kapı ve pencereleri, dış duvarları, yatay ahşap hatıllar ve kırmızı kiremit kaplı üst örtü açık-seçik görülmektedir. Bu görüntü dönemin evleri-konutları hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir.

 

Poseidon villasında bulunan “Perseus ve Andromeda mozaiği”;
Dedesi Akrisios’un zulmünden kaçan Perseus ve annesi Danae: Seriphos kralı Polydektes’in yanına sığınırlar. Perseus: genç ve kudretlidir ve kısa zamanda kralın öz oğlu gibi olurken, annesi Danae de kralın aklını başından almıştır ve kral, onunla evlenmek istemektedir.

Ancak, bu evlenme durumunda, kral Perseus’un gençliğinin verdiği heyecanla bir aksilik yapacağını düşünür ve onun ortadan kaldırılmasına karar verir.
Bu arada: kral ülkenin en güzel kızlarından Hippodameia ile evleneceği haberini yayar. Ve şenlikler sırasında herkes krala hediye vermek için sıra beklerken, Perseus: krala hediye olarak ne istediğini sorar. Kral: atlardan hoşlandığını söyler ve Perseus: krala şerefli bir hediye sunmak istediğini ve Medusa’nın başına getirebileceğini söyler.

Kral buna bir yanıt vermez, bunun üzerine Perseus, krala bir at hediye eder, ancak kral bu hediyeyi kabul etmez ve söz verdiği üzere Medusa’nın başını getirmesini ister.

Kralın amacı: Perseus’u bu imkansız göreve göndererek, annesini metresi yapmak isteğidir. Çünkü: Medusa yenilmez ve korkunç bir yaratıktır.
Perseus: Hermes ve zeka tanrıçası Athenanın yardımlarıyla Medusa’yı yener ve kapasını koparır ve heybesine koyar. Perseus: memleketine dönerken: uğradığı ülkede Kephesus adlı bir kral hüküm sürmektedir. Kephesus: karısı Kassieperia’nın gurura kapılarak kendisinin Nereidlerden daha güzel olduğunu söylemesi üzerine, kızlarının küçüksenmesine kızan Tanrı Posseidon tarafından ülkeye musallat edilen deniz canavarı ile uğraşmaktadır.

Tanrılara danışan kral Kephesus: bu canavardan kurtulmak için güzel kızı Andromede’yi kurban etmesi gerektiğini öğrenir.
Perseus: ülkeye geldiği zaman, güzel Andromedei’yı koca bir kayaya bağlı olarak bulur ve kıza aşık olur. Tam o sırada korkunç deniz canavarı ortaya çıkar ve uzun uğraşlardan sonra Andromede’yi kurtarır ve kral baba Kephesus’un onayı ile evlenirler.

Daha sonra her ikisi de ülkelerine doğru yola çıkarlar. Annesi, Seriphos kralı Polydektes’in sahip olmak istemesi üzerine mabede sığınmıştır. Kralın huzuruna çıkan Perseus: Mesuda başı heykelini heybesinden çıkararak krala uzatır ve kral Medusa’nın kesik başını görünce, tahtında taş kesilir.
Medusa başı: mitolojide sık olarak kullanılan ve görenin taş kesileceği belirtilen bir simgedir. Hatta: Roma kılıçlarının kabzalarında Medusa başı kullanılırmış. Mitolojide, Medusa göründüğünde, çıplak gözle ona bakmamak gerektiği belirtilir.

 

Posseidon villasında bulunan “Satyros ve Antiope mozaiği”;
Antıope: ırmak tanrısı Asopos’un kızlarından biridir. Zeus: olağanüstü güzellikteki bu kıza aşık olur ve Satyros kılığına girerek onunla birleşir. Bunun sonucunda: Antiope: Zeus’tan Zethos ve Amphion isimli ikizleri doğurur. Ancak, çocukların doğumundan öcne, Antiope, babasının öfkesinden korkarak evden kaçar ve Siklon kralı Epopeus’un yanına sığınır.

 

Posseidon villasında bulunan “Venüs’un doğuşu mozaiği”: görülür.
Poseidon villasında: 5.50×4.50 metre boyutlarındaki dinlenme odasına koridordan girilir. Kuzeydoğu köşesinde: koridora açılan büyük bir giriş kapısı vardır. Duvar resimleriyle kaplı diğer odaların aksine, bu odanın duvarları stucco ile kaplanmıştır. Güney duvarında, yerden 2.20 metre yükseklikte Ion kymation kuşağı görülür. Bunun altında 55 cm. lik panoda:

kıvrık dallı bitkisel görüntü hakimdir. Bunun altında ise, yatay, üç silmeli kuşak vardır. Doğu duvarında 4 pano mevcuttur. Panoların merkezinde, ip şeklinde kabartmalar görülür.
Odanın tabanı mozaik döşelidir. 1.75 x 1.30 metre ebatlarındaki merkez panoda: Aphrodite’in taçlandırılması betimlenmiştir. Bu mozaik MS.3.yüzyıla tarihlenmektedir.

Aphrodite: doğadaki coşkunun sevgi yönünü temsil etmektedir. Bu sevgi: soyut varlıklar (arzu, göze hoş gelen şeyler, doğadaki tanrısal uyum vs. gibi) ve kuşlardan: kuğu, güvercin ve serçe, çiçeklerden ise gül ve mersin; tanrıçaya adanmıştır.

Bu mozaikte: çıplak Aphrodite: doğal yaşamı simgeleye çerçeve içinde, sola dönük olarak istiridye üzerinde oturmaktadır. Yanlarında iki eğitici usta görülmektedir. Başı: yangında tahrip olmuştur. Üstte: sırt üstü uçan iki Eros, çelenkle Aphrotide’i taçlandırmaktadırlar. Ancak çelenkler tahrip olmuştur. Bu konu da, antik dönem mozaiklerinde sıkça görülmektedir.

Betimlenmek istenen konu: “bu yaşam şartları içinde ömrünüzü boşa geçirmeyin, sevgiyi yakalayın”
Aphrodite’nin yüzü: 256 yılındaki savaş sırasında ait olduğu mimarinin yıkılması ile tahrip olmuştur. Mozaik Samsatlı ünlü sanatçı Zosimos tarafından yapılmıştır. Çünkü: panonun en büyük özelliği: panonun üzerinde bulunan Yunanca harfler kullanılmış yazıttır. Bu yazıtta: mozaiğin Samosata (yani Samsat) lı usta Zosimos tarafından yapıldığı belirtilmektedir. Zosimos evinde, yine bu ustanın “Kahvaltıdaki Kadınlar” mozaiği bulunmuş ve müzeye getirilmiştir.

 

Metiokhos ve Parthenope mozaiği”:
Metiokhos: aslan Phrygia’lıdır ve kendisi gibi Phrygia’lı olan Parthenope ile olan ölümsüz aşkları mitoloji de çok ünlüdür. Parthenope: bakire kalmaya yemin etmiş ancak kendisine aşık olan Metiokhos gibi, o da ona aşıktır. Ancak: yeminini bozmak istemiyordu. Saçlarını kestirdi ve kendisini tapınaktan sürgün ettirdi.

Campania (günümüzdeki İtalya-Napoli şehridir) denilen yere gitti ve orada şarap tanrısı Dionysos için kendini adadı. Ancak: Aphrodite kendisini affetmedi ve onu: kuş vücutlu kadın başlı deniz canlısı olan Siren’e çevirdi.
Mezarının Napoli şehrinde olduğu söyleniyor. Çünkü: kendisini denize attığında dalgaların cesedini Napoli sahillerine sürüklediği söylenir. Günümüzde Napoli sahillerinde onun için bir anıt dikilmiştir.

 

Kointos villasında bulunan, MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Theonoe mozaiği”;
Bu mozaik: Zeugma antik şehrindeki “Kointos Villası” olarak adlandırılan yapının taban mozaiklerindendir.
71.57 m kare boyutu ile Zeugma koleksiyonunun en büyük mozaiğidir.
Mozaiğin ana panosunda: Theonoe ve rahip kılığındaki kız kardeşi olan Theonoe, bir gün kumsalda oynarken görülür.
Hikayeye göre: kahin Kalkhas’ın kız kardeşi olan Theonoe: bir gün kumsalda oynarken korsanlar tarafından kaçırılır ve Karia kralına satılır. Babası Thestor: onu aramaya çıkar ama gemisi batar ve Karia kıyılarına çıkar ve kralın sarayına köle olur.
Ne kız kardeşinden ne de babasından haber alamayan Leukippe: onları aramak için saçlarını kesip genç bir rahip kılığına girer ve yola çıkar. Karia’ya geldiğinde, onu tanımayan Theonoe: rahip kılığındaki kız kardeşine aşık olur ve ona teklifte bulunur.
Leukippe: bu teklife yanaşmayınca Thestor’U onu öldürmekle görevlendirir.
Hikayenin sonunda, iki kız kardeş ve baba: birbirlerini tanırlar. Karia kralı da onlara armağanlar sunarak yurtlarına geri gönderir.

Kompozisyonda yer alan sunağın üzerine mozaik sanatçısının “Kointos Kalpurnios, bunu en iyi şekilde yaptı” yazısı dikkati çekmektedir. Diğer sahnede: Akhilleus’un Troya Savaşına götürülmesi tasvir edilmiştir.

Mozaik, Zeugma’da kazısı yapılmamış bir alanda, dalgaların yüzeydeki toprağı eritmesi sonucunda, suların altında ortaya çıkmıştır. Mozaiğin bir bölümü: uzun süre yaklaşık 2 metre derinlikteki suyun altında görülebilmiştir. 2002 yılında barajda meydana gelen teknik bir sorun nedeniyle su seviyesinin zorunlu olarak düşürülmesi sonucu kurtarılmıştır.

 

Okeanos villasında bulunan ve MS.3.yüzyıla tarihlenen “Hamam mozaiği
MS.3.yüzyıla ait olan bu mozaik 1996 yılında bölgeye yapılan Birecik Barajının su havzasındaki tarım toprağının kaldırılması çalışmalarında mimariye rastlanması üzerine, Gaziantep Müzesi tarafından yapılan kurtarma çalışmalarıyla müzeye kazandırılmıştır.

Mozaik, baraj altında kalacak alandan ilk kurtarılan eserlerden biridir.
Okeanos Villasının hamam ve spor kompleksinde yer alan bir odanın tabanına ait olduğundan “Hamam Mozaiği” olarak adlandırılmıştır.

Mozaiğin ortasındaki kare pano, üç ayrı tonda simetrik olarak yerleştirilmiş dikdörtgen prizmalarla bezelidir. Farklı renklerdeki bu formlar, sanal bir perspektif algısı yaratmakta, bakış yönüne göre bir illüzyonla izleyeni takip ediyor hisse vermektedir.

 

Dionysos villasında bulunan ve MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Geometrik mozaik”;

 

Okeanos villasında bulunan ve MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Geometrik mozaik”;
Zeugma antik şehrinde “Okeanos Villası” olarak adlandırılan yapının taban mozaiğidir.

MS.2-3. yüzyıllara tarihlenen kırmızı ve siyah renkteki kareler ile sarı ve beyaz renkli eşkenar dörtgenlerin sanal perspektif yöntemine göre dizilmesiyle oluşturulan pano, ilüzyon etkisi yaratmaktadır.

 

Dionsyos villasında bulunan ve MS.2.yüzyıla tarihlenen “Dionysos ve Ariadne’nün düğünü mozaiği”;
Bu dünyanın en özel mozaiklerinden birisidir. Ancak, müzenin değerli eserlerinden biri olan bu mozaik te hırsızlığa maruz kalmıştır. Mozaiğin bir bölümü 1997 yılında çalınmıştır. Çalınan bölümlerin yeri bilinmemektedir. Bu yüzden, mozaiğin eksik bölümünün fotoğrafı, eserin üzerine yansıtılmaktadır. Böylece, belki biri tanır ve ihbar eder diye düşünülüyor. Evet, dediğim gibi mozaiğin çalınan bölümlerinin fotoğrafı, lazer sistemiyle mozaik üzerine yansıtalarak bütünlük sağlanıyor.

Sahnede: Dionysos ve Ariadne: divanda oturmaktadırlar. Çevrelerinde: 3 adet Menad, müzisyen, düğün tanrısı ve iki siren vardır.
Mozaik: kullanılan renk zenginliği, ışık-gölge oyunları ile bir tablo etkisi vermektedir.
Kompozisyonda çok fazla figür bulunması, figürlerin resim kalitesinin çok yüksek olması mozaiğe ayrı bir özellik katmaktadır.
Dionysos Villası: 1992 yılında kaçakçıların kazı çalışmaları yaptıkları ihbarı üzerine Müze Müdürlüğü tarafından koruma altına alınarak kurtarma kazıları yapılan villadır.

Kazılar sonrasında: villanın içerisinde birkaç geometrik mozaik ile birlikte bu görülen mozaik ortaya çıkarılmıştır.
Figürlerin anatomilerindeki doğruluk, kullanılan perspektif ve renk zenginliği açısından dünyadaki önemli ve değerli mozaiklerden biridir.

Müze Müdürlüğü: eseri olduğu yerde, doğal bir biçimde tespit etmek için çalışmalar yapmıştır. Ancak 1998 yılında, eski eser kaçakçıları tarafından mozaiğin 3/2’lik gibi büyük bir kısmı tespit edildiği yerden çalınmıştır ve bu parçalar günümüze kadar bulunamamıştır. Eserin çalınmasından sonra kalan bölümleri yerinden kaldırılarak Gaziantep Müzesine taşınmış ve restore edilerek teşhire konulmuştur.
Mozaiğin çalınan bölümlerine ait yer ise boş bırakılmıştır. Parçaların bulunabilmesi için Interpol aracılığı ile araştırmalar sürdürülmektedir.

Dionysos villasında bulunan ve MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Mask mozaiği”;
Geometrik motiflerle süslenmiş bu mozaiğin merkezini: küçük panolar halinde masklar çevrelediği için “Mask Mozaiği” olarak adlandırılmıştır.
Mask: tiyatro sanatında yüze takılarak verilmek istenen kimliği güçlendirici bir araçtır.
Mozaiğin bir kısmı düzleştirilmiş ana kaya üzerine, bir kısmı ise dolgu zemin üzerine döşenen mozaik zaman içinde oluşan doğal tahribata bağlı olarak dolgu zeminle birlikte eğimi yönünde akmış ve orijinal konumunda akış yönüne doğru serpilerek dağılmıştır.
Mozaik, araziden kaldırılıp müzeye getirilmiş ve dağılan parçaları, Gaziantep Müzesi mozaik laboratuvarında çok uzun uğraşlar sonucu bütünleştirilmiş ve restorasyon yapılarak teşhire sunulmuştur.
Mozaiğe yapılan uygulama restorasyonu, bu hususun ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından önemlidir.

 

MS.3.yüzyıla tarihlenen, Gymnasion kompleksi, “Roma hamamı” tasviri:
Birecik Barajının gövde duvarının temel kazısı sırasında mozaik parçalarına rastlanması üzerine: Gaziantep Müzesi tarafından 1996 yılında kurtarma kazısı başlatılmıştır.

Yapılan kazıda: Hipokaust sistemle yapılmış hamam yapısı ortaya çıkarılmıştır.
Yapıda: 3 adet calidarium (sıcaklık odası), 3 adet tepidarium, 3 adet havuz, 2 adet apoditerium (soyunma odası), 2 adet frigidaium ile latrina (tuvalet) ve külhan açığa çıkarılmıştır.
Hamamın odaları geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Bu mozaikler ve hamama ait taşınabilir yapılar kaldırılarak Gaziantep Müzesi’ne getirilmiş ve restorasyonu yapılarak teşhire sunulmuştur.

Yapı M.3 yüzyıla aittir.

HAMAM-A: Roma hamamının sıcaklık odasının taban mozaiğidir.
HAMAM-B : Roma hamamının ılıklık bölümünün taban mozaiğidir.
HAMAM-C : Roma hamamında apsisli odanın taban mozaiğidir.

 

MS.3.yüzyıla tarihlenen “Telete” yani “Mevsimler mozaiği”;
Mozaik, 1994 yılında tarihi eser tacirleri kaçırmak üzereyken Gaziantep Müzesinin yaptığı kurtarma kazıları sonucu çıkarılmıştır.
Zeupma tepelerinin batıya bakan yamacındaki bir villa terasında taban mozaiği olarak bulunmuştur.

Pano: 9 bölüme ayrılmıştır.

Orta panoda: mitolojik betimlerden oluşan başı çelenkli Eros ve Dionysos’un kızı Tebete, yan yana bir divanda oturmaktadır. Bu tasvir: aşkı henüz tatmaya, olgunlaşmaya aday olan genç bir kızın buna hazırlanmasını konu edinmektedir.
Köşelerdeki kare bölümlerde, mevsim tanrılarının büstleri görülür.
Sol alt köşedeki Bahar Tanrıçası Earl’ın çelenkli başı, hafifçe sağa dönüktür. Boynuna çiçekli bir gerdanlık takılmıştır. Sağ omuzu çıplak olup, sol omzunda pelerinin kıvrımları görülmektedir.
Panonun sağ üst köşesinde ise: nehir tanrısının büstü bulunmaktadır.
Alt kısımdaki dikdörtgen panoda, çimenlerin üzerine yatmış bir oğlak ve kova resmedilmiştir.
Bunun kenarındaki dikdörtgen panoda ise, bir av sepetine girip çıkan 4 adet balık figürü işlenmiştir.
Sağ dikdörtgen panoda: bir tavşan figürü görülür.
Bu mozaikte: mitolojik yaşam ile doğa iç içe işlenmiştir.

 

MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Europe’nin kaçırılışı mozaiği”:
Günümüzdeki Avrupa kıtasının isminin temelinde bu öykü yatmaktadır ve bu öyküyü betimleyen :”bir boğa üstünde dünya küresi bulunan heykel” günümüzde, Belçika-Brüksel şehrinde Avrupa Birliği Merkezinde bulunmaktadır.
Gelelim: bu mozaiğin öyküsüne:

Bu mozaik: Zeugma antik şehrinde, “B Bölgesi” olarak adlandırılan alanda yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
Kompozisyonda: Tanrı Zeus’un boğa kılığına girerek Suriyeli kız Europe’yi kaçırışı tasvir edilmiştir.
Mitolojide: Olympos’un hakimi, tanrıların tanrısı Zeus: aşklarıyla ünlüdür.
Mitolojiye göre: Fenike kralı’nın kızı Europhe’nin güzelliğine aşık olan Zeus, bir boğa kılığına girerek deniz kenarında eğlenen kızın yanına gelir. Europe: bu uysal görünümlü hayvanı okşar ve üzerine binerek boynuzlarını çiçeklerle süsler. O sırada boğa, büyük bir hızla koşmaya başlar.

Europe ise düşmemek için bir eliyle boğanın boynuna sarılır, bir eliyle de elbisesinin eteğini, ıslanmaması için tutar.
Mozaik, B Bölgesinde yapılan kazılar sırasında, Birecik Barajı Gölü sularının mozaiği yutmasından bir gün önce kaldırılarak Gaziantep Müzesi’ne getirilmiştir. Mozaiğin kaldırılması sırasında suların zeminden yükselmesi nedeniyle Europe figürünün yüzü sulardan zarar görerek tahribata uğramıştır. Restorasyon sırasında eldeki verilere dayanılarak orjinale uygun yeniden dizilmiştir.

Üst kata çıkmadan önce: bodrum katta bulunan bir sütun üzerine yerleştirilmiş “Mars heykeli” ni mutlaka inceleyin. Bu heykel ilk anda dikkati çekmiyor, ama gerçekten muhteşem bir heykel olarak önem arz ediyor.

 

Mars heykeli

Müzenin kıymetlilerinden biri olan bu heykel: 2000 yılı kazılarında Posseidon villasının kalıntılarında bulunmuştur. MS.256 yılında Sasani saldırısı sırasında villanın içine gizlendiği tahmin ediliyor. Çünkü: normalde bir meydan heykeli olduğu hemen göze çarpıyor.

Çarpma ve yoğun yangın nedeniyle: hasar görmüş olarak toprak altında bulunmuştur. Heykelin gövdesinde, sağ göğsünde ve kasığında hafif çökükler ve ezikler görülmüştür. Sol ayağı ise, diz altından kırılarak yamulmuştur. Bunun üzerine, heykel: Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından, İtalyan CCA denilen bir restorasyon ekibine verilmiş ve heykel yine bu ekip tarafından restore edilerek müzede sergilenmeye başlamıştır.
Heykel miğferlidir, yukarı kalkık sağ elinde büyük olasılıkla bir mızrak veya kama tuttuğu varsayılıyor ve çatık kaşları da değerlendirilince, heykelin: savaş tanrısı Mark (yani Ares) e ait olduğuna karar verilmiştir.

Çıplak Mark heykeli: 1.50 metre yüksekliğinde, bronzdan yapılmış ve ayakta durmaktadır. Cidarı 2.4 mm kalınlıktadır. Sağ ayağı, vicut ağırlığını taşır. Dizden bükük ve hafif geri çekilen sol ayağı ise, ayak parmakları ile yere basmaktadır. Sağ eli yukarı kalkıktır. Sol elinde kıvrık dal tutar. Sol kolu: omuzdan kırık olup restorasyon sırasında omuza monte edilmiştir. Yüzünde öfke ve kızgınlık ifadesi vardır. Baş: sert şekilde hafifçe sağa dönüktür.

Titizlikle yapılan temizleme çalışmaları sonunda, göz akının gümüş olduğu ve göz bebeğinin üstünde, daire şeklinde altın bir kakma yapıldığı görülmüştür. Gözleri iri badem şeklindedir ve sabit bir noktaya bakmaktadır. İnce ve uzun burunludur.
Heykelin ayak ucunda: 30 cm yükseklikte, bronz ve dikdörtgen heykel kaidesi kırılmış ve yamulmuş olarak bulunmuştur.

Heykelin 6.60 metrelik bir sütun üzerinde ve 30 cm. lik bazalt bir kaide üzerine yerleştirildiği düşünülüyor.
Evet, bu heykelde: doğanın yeniden doğuşu ve insandaki karşı koyma güçleri birlikte simgelenmiştir.

Daha sonra 1.kata çıkıyoruz
Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi Çingene Kızı Mozaiği

 

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi Çingene Kızı Mozaiği
Çingene kızı

Evet bu bölümde: yani: 1.katta: müzenin ve hatta dünyanın en ünlü mozaik panosu ile karşılaşacaksınız. Bu ünlü eserin ihtişamına örnek olarak: karanlık bir koridora giriyorsunuz ve 4-5 metre sonra sola döndüğünüzde, yine karanlık bir odaya ulaşıyorsunuz ki, hemen karşınızda, üzerine yansıtılmış bir ışık ile muhteşem bir pano, mozaik eser karşınızda duruyor. Fonda ise, mistik bir müzik çalıyor ve ortam gerçekten mükemmel yaratılmış.

Oda yeteri kadar büyük, çünkü insanlar burada fazla kalmıyorlar, ama ben şahsen bu odayı müzede kaldığım süre içinde 2 kez gezdim, bu muhteşem eseri hani derler ya doya-doya seyrettim. Eserin hemen önünde: esere ellenmesini engellemek için bir alarm sistemi bulunuyor ve aynı zamanda bir güvenlik görevlisi müze açık bulunduğunda sürekli olarak burada bulunuyor.

Ama: bence Avrupa’daki benzerleri gibi, bu eserin önüne de bir cam pano yapılmalı, çünkü delinin biri, bu eserin üzerine boya atmaya kalkarsa, eser zarar görür ve boya atanı 40 yıl hapse tıksanız ne çare, eser zarar gördükten sonra. Lütfen bu eserin önüne bir cam pano koyulsun.

Evet, şimdi gelelim: eserle ilgili bilgiler vermeye. MS.2-3 yüzyıla tarihlenen bu eser: Zeugma antik şehrinde, Gaziantep Müzesi Müdürlüğünce yapılan kazılarda “Menad Evi” olarak adlandırılan mekanda: 300 m.karelik yemek odasının taban kısmında ortala çıkarılmıştır. Yapılan kazılarda mekanda bulunan mozaiklerin hemen hemen tamamının eski eser kaçakçıları tarafından kaçırıldığı anlaşılmıştır.

“Çingene Kızı” olarak adlandırılan figür yapılan kaçak kazı yapanların, kaçak kazı sırasında attıkları toprağın altında kaldığından, şans eseri kaçakçıların gözünden kaçmış ve müzeye kazandırılmıştır. İlk bulunduğunda: deprem nedeniyle üstüne düşmüş sütunlar olduğu görülmüş ve bu sütunlar temizlendiğinde eser ortaya çıkarılmıştır. Eser: halen Gaziantep Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı tarafından bulunmuştur.

Ancak: bunu, Hatay yöresinde bulunan ve Hatay Mozaik Müzesinde sergilenen ve hatta: Hatay yöresindeki bir kısım objede simge olarak kullanılan benzer portre mozaik ile karıştırmamak gerekir. Hatay yöresine gidenler bilirler, orada da buna benzer bir kadın başı portresi, birçok yerde simge olarak kullanılmaktadır.

Evet: biz yine Çingene kızına gelelim. Çene kısmı ve aşağısı tahrip olmuş, kaybolmuştur.
Şeffaf başlığı altındaki dağınık saçları, çıkık elmacık kemiği ve dolgun yüzü, kulağındaki küpeleriyle ortaya çıkarıldığında kazı ortamı şakası olarak; bir arkeolog tarafından, ilk anda; Çingene Kızına benzetilmiş olup, sonraki süreçte bu isim ile anılagelmiştir. Öte yandan: burun yapısından dolayı ilk anda erkek olduğu ve hatta saçlarının ortadan ikiye ayrılması nedeniyle Büyük İskender olduğu da düşünülmüştür. Öte yandan: bunun yer tanrısı ve tanrıların anası “Gaia” olduğu da düşünülmektedir.

Ancak, takip eden dönemde yapılan araştırmalar sonucunda, kesin olmamakla birlikte, başının yanındaki asma filizlerinden dolayı: Şarap tanrısı Dionysos’un: şenliklerinde yer alan, tanrının kadın müritlerinden biri yani Menadlardan biri olduğuna karar verilmiştir.

Menadlar: içtiği şarabın verdiği tatlı sarhoşlukla, Dionyzos şenliklerine neşe katan, çılgınca dans eden, şarabın-müziğin ve dansın etkisiyle kendinden geçen, kontrolden çıkan birileridir.

Mozaiği bu kadar gizemli kılan özelliği gözleridir. Mozaikte Çingene Kızının bakışlarını etkin kılmak için özel bir teknik kullanılmıştır. Gözleri: kendisine bakanı her yönden takip etmektedir. Çünkü: gözler 180 derece dönmektedir. Hatta: tabanda olmuş olsaydı 360 derece döneceği biliniyor.


Dikkatle bakarsanız, gözlerde, göz bebeğinde siyah nokta yanında beyaz bir nokta görülmektedir. O beyaz nokta: kurşun kalemle siyaha boyanınca, bütün büyü bozuluyor, üç boyutluluk bozuluyor. Yani, o beyaz küçücük taş, oraya milimetrik hesaplarla koyulmuştur. Bu özellik: Helenistik dönemde resim sanatında kullanılan “üç-çeyrek bakış” olarak ifade edilen teknikle yapılmıştır.

Bu teknik: daha sonraki yüzlerce yıl süresince de resim sanatının büyük ustaları tarafından kullanılmıştır. Bunların başında ise, Leonardo da Vinci gelmektedir ki, dünyaca ünlü eseri “Mona Lisa” bu teknikle yapılmıştır ve her gün Paris-Louvre müzesinde binlerce kişi tarafından: her yönden kendilerini izleyen bu tablo ziyaret edilmektedir.

Ancak, arada küçük bir fark var, Leonardo o tabloyu, Çingene kızından yüzlerce yıl sonra yapmıştır. (arada 1300 yıl vardır ve biri boyalarla, diğeri ise minik taş parçaları ile aynı havayı yaratmayı başarmıştır)

Yüzündeki sevinç ve hüznü aynı anda yansıtması da portre sanatında ulaşılan noktayı göstermektedir. Özellikle: portrede hüzün hakimdir ve bunun nedeninin: ya mozaiği yapan sanatçının o anda hüzünlü olduğu ya da mozaiği yaptıran şahsın o anda hüzünlü olduğu düşüncesidir.
Evet, Çingene kızı: gözlerindeki bu özellik ve hüzünlü bakış ifadesiyle, Zeugma ve Gaziantep ilinin simgesi haline gelmiştir.

Zosimos villasında bulunan ve MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Kahvaltıdaki kadınlar mozaiği”;

Kahvaltıdaki Kadınlar Mozaiği: Zeugma antik kentinin teras villarından Zosimos villası’nın bir odasının taban mozaiğidir. Zosimos villası olarak adlandırılan alanda yapılan kazıda ortaya çıkan mozaiklerden en zengin içerikli olan “Kahvaltıdaki Kadınlar” konulu mozaik, kazı ekiplerinde yerinden kaldırılarak müzeye nakledilmiştir.
Alanda bulunmuş olan diğer mozaikler o dönemde koruma çalışmaları yapan ekibin koruma anlayışı doğrultusunda üzerleri kapatılarak sular altında bırakılmıştır. Ancak dalgaların sahildeki etkileri ile ilgili gözlemler sonucunda bu mozaiklerin dalgalar nedeniyle yok olduğu gözlemlenmiştir. Mozaiğin bulunduğu villanın mimari kalıntıları, günümüzde baraj gölü kıyısında suyun altında rahatlıkla görülebilmektedir.
Antik dünyanın inanç sisteminin bir kısmını tiyatro oyunları oluşturmaktaydı. Her antik şehrin en az 2000 kişilik olmak üzere tiyatrosu bulunmakta ve bu tiyatrolarda mitolojik konular, tanrıların davranışları, siyasi olaylar ve halk inanışları vb konular sahnelenmekteydi. Bu panoda: Antik dönemin (MÖ.4 yüzyıl) ünlü yazarlarından Menandros’un kahvaltı sofrası adlı komedi oyunundan bir sahne resmedilmiştir. Pano, bizlere o günün yaşam tarzını anlatmaktadır.
Bu yapıt, müzede Samsatlı Zosimos’un imzasını taşıyan ikinci mozaiktir. Usta sanatçı Zosimos’un şehri olan Samsat, Zeugma’ya bir günlük mesafede olan Kommagene Krallığının merkezi olan bir şehirdir. Günümüzde bu antik şehir, Atatürk Baraj Gölünün suları altında kalmıştır.

Daha önce söylediğim gibi, müzede bulunan tüm mozaikler, yalnızca Zeugma ören yerinden değil, bölgenin farklı yerlerinden bulunup buraya getirilmiş ve daha yeni dönemlere aittir. Bunlar: 1.katta: yan binada bulunuyorlar ve ziyaretçilerin bir kısmı burayı unutup geçebiliyorlar, gezinizde, burayı da mutlak görmenizi öneririm. Hıristiyanlığın kabulü ile , mozaiklerde mitolojik tanrılar, tanrıçalar ve figürler terk edilmiş: özellikle kilise ve dini yapıların tabanlarında kullanılan mozaiklerde geometrik desenler, hayvan figürleri kullanılmaya başlanmıştır.

Çörten mozaiği”

MS.3-4 yüzyıla tarihlenmektedir.
Bölgede bulunan ve MS.4.yüzyıla tarihlenen mozaikte: inanç değişikliğinin bir sonucu olarak resimli tasvirin yerini geometrik figürler alıyor. Roma Döneminde sivil mimaride kullanılan mozaik sanatı, bu dönemle birlikte dini yapılarda da kullanılmaya başlanır. 6’ncı yüzyıl ile birlikte geometrik simgeler anlatım anlayışına tekrar dönülür.

Çörten mozaiği: Kilis ilinin Çörten köyü sınırları içinde yer alan Sinnep Höyüğünün batısına konumlandırılmış üç nefli bir kilisenin taban mozaiğidir. Alanda gözlemlenen illegal faaliyetler nedeniyle 2010 yılında Gaziantep Müze Müdürlüğünce yapılan kazı sonrasında eser müzeye getirilmiş: restorasyonu yapılarak teşhire sunulmuştur.

Mozaiklere kaçakçılar tarafından iki farklı yolla tahribat yapılmaktadır. Birincisi eski eser kaçakçılarının mozaikleri çalması, ikincisi ise define avcılarının eserleri tahrip etmesidir. Define avcıları: özellikle kuş ve bazı hayvan motiflerinin altında define olduğu inancıyla mozaikleri parçalamaktadırlar. Bu mozaikteki bazı bölümlerde define avcılarının acımasız tahribatı görülmektedir.

 

Salkım mozaiği

MS.5.yüzyıla tarihlenmektedir.
Gaziantep ili Nizip ilçesi, Salkım köyünde Gaziantep Müzesi Müdürlüğünce 1986 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Mozaiğin çıktığı mimari üç nefli, yüksek apsisli bir kilise kalıntısı olduğu anlaşılmıştır. Mozaikler MS.5.yüzyıl sonuna tarihlenmektedir.
Mozaiği: dışta iki silmeli basit bir kenar bordürü sınırlamaktadır. Figürler krem renk zemin üzerine tüm alanı kapsayan çiçek motifleri arasına beyaz, sarı, krem, bej, gri, kahve, kırmızı ve siyah renk doğal taşlardan oluşturulan tesseralar şekillendirilmiştir.

Figürler doğal ölçüleriyle değil alandaki boşlukları dolduracak büyüklükte figürler oluşturulmuştur.
Figürler, hareket halinde olup aslan, geyik, turna kuşu gibi dinsel literatürde anılan semboller yanında sırtlan, köpek, tavşan, leylek gibi hayvanlar da yer almaktadır. Mozaikteki tahribat ağaç dikimi, sürüme dayalı tarım faaliyetleri yanında alanın yakın çağda mezarlık olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

Sulu mağara mozaiği”

MS.5.yüzyıla tarihlenmektedir.
Gaziantep ili İslahiye ilçesi, Altınüzüm Beldesinde yer alan Sulumağara Mozaiği, üç nefli, yüksek apsisli ve orta nefte ilahi korosunun yer aldığı antik dönem kilisesinin sol hücresinin taban mozaiğidir. 5.01 x 5.63 metre ebatlarındadır. Eser MS.5.yüzyılın 2 yarısına tarihlenir.

Mozaikte: kahverengi dalga kuşağının çevrelediği kare panoda 32 hayvan tasviri bulunur. Panoda: önde ve ortada kutsal emanetlerin konulduğu sandık, bu sandığın iki yanında devasa boyutlu aslan ve boğa figürleri yer almaktadır. Bu figürler: apotropeik (koruyucu) amaçlı kullanılmıştır. Bu hayvanlar aynı zamanda eski dini inancın sembollerindendir. Boğa ve aslanın üstündeki ikinci kademede, iki dağ keçisi kovalayan bir leopar tasvir edilmiştir. Üçüncü kademede; solda dağ keçisi, sağda ayı figürü karşı karşıya tasvir edilmiştir. Panonun tepe noktasında, dördüncü kademede ise baklava dilimi biçiminde eşkenar dörtgen deseninin her iki yanında bakışımlı tavus kuşları betimlenmiştir.

Panoda, iri ebatlı hayvanların arasında, küçük hayvanlar da tasvir edilmiştir. Bunlar: ördek, karga, leylek, keklik kovalayan av köpeği, tilki, kuş, kaplumbağa, horoz ve kertenkeledir.
Panonun kuzey bitişiğindeki küçük ebatlı dikdörtgen panoda, boynunda tasma olan bir av köpeğinin ceylanı kovalama sahnesi tasvir edilmiştir.

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi Çanakçı Mozaiği
Çanakçı mozaiği”

MS.4.yüzyıla tarihlenmektedir.
Gaziantep ili Nizip ilçesi Çanakçı köyü sınırları içinde yer alan, doğu batı akslı tek mekanlı bir dağ kilisesine aittir. MS.4.yüzyıl sonlarına tarihlenir.
Mozaik 2002 yılında tespit edildiğinde üzerinde yer alan kuş figürü ve bazı geometrik figürler, takip eden süreçte eski eser kaçakçıları ve define avcıları tarafından tahrip edilmiştir. Yerinde korumanın mümkün olmadığının görülmesi üzerine Gaziantep Müze Müdürlüğünün girişimi ile kazısı yapılarak müzeye getirilmiş, 2010 yılında yapılan restorasyon çalışması sonrasında teşhire sunulmuştur.

Mozaik ortada ana pano ve ana panoyu çevreleyen kalın geometrik bordürden oluşmaktadır.
Ana panoda: içinde dönem kültüründe sevilerek kullanılan kalın örgü kuşağı ile çevrili farklı tipte geometrik şekiller ile bu şekiller içinde rozetler, güneş sembolü ve yonca yaprağı figürleri yer alır.
Mozaiğin kuzey doğu köşesinde giriş kapısı önünde, sekiz satırlık Grekçe yazıt bulunmaktadır. Yazıtta: kilisenin yapımına katkıda bulunan kişi anılmaktadır.

Nizip tanıtımı.

Gaziantep tanıtımı.

Zeugma antik şehri tanıtımı.

Adana

Adana

 

Adana, ülkemizin en büyük ve yoğun nüfuslu şehirlerinden biridir. Seylan, Yüreğil, Sarıçam ve Çukurova isimli 4 merkez ilçeden oluşuyor ve ben size Adana şehrini tanıtırken, burada günlük gezi planından söz edeceğim ve sizler bu plana göre şehri gezerken, ayrıntıları o merkez ilçenin adı altındaki yazılarda bulacaksınız. 

Buyurun, bu güzel şehrimizi birlikte öğrenelim ve gezelim. Kesinlikle bu geziden mutlu olacağınıza inanıyorum. Özellikle: sıcak yaz günleri dışında, Adana’nın tüm güzelliklerini en iyi keşfedebileceğiniz zamandır, ama aşırı sıcaklardan pek hoşnut olmazsanız, ilk veya sonbahar mevsimlerinde Adana’ya mutlaka gidin ve bu güzel şehri gezin.

 

ULAŞIM


D-400 Karayolu ve uluslar arası TEM Otoyolu ile Adana’ya ulaşılır. Ankara-Adana arası uzaklık: 472 km. dir. Ankara-Aksaray-Pozantı üzerinden gelinir. İzmir-Adana arası uzaklık: 873 km. olup, İzmir-Afyon-K. Ereğli üzerinden ulaşılır. İstanbul-Adana arası uzaklık: 909 km. olup, İstanbul-Bolu-Ankara-Aksaray-Pozantı üzerinden ulaşım mümkündür.

Otobüsler ile, Adana’ya gelirseniz, otogar, şehrin 5 km. dışındadır.

Havayolu ulaşımı: Adana’da havayolu ulaşımı: Şakirpaşa Hava Limanından sağlanmaktadır. Uluslar arası trafiğe açık bir havaalanıdır

NE YENİR-NE İÇİLİR

Adana yöresinin zengin bir mutfağı vardır. Bu yüzden, turizm denince yemekleriyle öne çıkan bu şehri anlatmaya başlamadan önce, meşhur yemekleri ve içeceklerinden uzun uzun söz etmek istiyorum. 

Adana yöresinin kendine has, ünlü yemeği Adana Kebabıdır. Adana şehrinde kebap: zırh denilen satıra benzer bir bıçakla elde kıyılan parça etten yapılan bir kebap çeşididir. Bunu diğer kebaplardan ayıran özelliği, içinde kullanılan ettir. Yanında, bol yeşillik ve sumaklı soğan salatası ile yenir, Şalgam suyu, ayran veya aşlama (meyan kökünden yapılır) için. 

Eğer şehri ziyaret ettiğinizde, Kazancılar çarşısı ve Tarihi saat kulesi yanındaki kebapçılardan birine giderseniz, masaya oturduğunuz gibi (eğer hafta sonu akşam giderseniz mutlaka rezerve yaptırmanızı öneririm, çünkü yer bulamazsınız, beklemek zorunda kalırsınız) kağıt kaplı masanızın üzerine mezeler ve salatalar gelmeye başlar, baş köşeye ise şalgam suyu konur. 

Peki bunun dışında yani sabit yerler dışında kebap yenir mi? Elbette Adana’da çok miktarda tablacı denen seyyar kebapçılar var ve bunlara rağbet oldukça fazladır. Kazancılar çarşısında bol bol tablacı ve farklı, fasıllı yani müzikli kebapçılar vardır. 

 

Peki bu kebaplar nerede yenir? Bence, metrelik kebapları oldukça meşhur olan Kolcuoğlu Kebap düşünülebilir, Adnan Menderes Bulvarı üstündedir. 1 ile 4 metre arasında kebap hazırlıyorlar. Fiyatlar biraz yüksek ama kalite de yüksektir. Salata ve mezeler için de ayrı ücret isteniyor. Şık bir mekanda kebap yemek isteyenler için tercih edilebilir.

Bir diğer seçenek: Tarihi Öz Asmaaltı Kebapçısıdır. Kocavezir mahallesi Pazarlar caddesindeki bu mekan, Adana şehrinin en iyi kebapçılarından birisidir. Özellikle “tereyağlı humus” yemenizi öneririm. Sarıyakup mahallesinde bulunan Tarihi Adana Kazancılar Kebapçısı ise, şehrin en eski kebapçısıdır, 1908 yılında açılmıştır. 

Adana

 

Adana’da yemek denilince “lahmacun” olmadan olmaz. Şehrin en önemli lahmacunu “fındık lahmacun” olarak bilinir, orta boyludur, yuvarlaktır ve genellikle yemekten önce atıştırmalık olarak istenir, yenir. Yemek olarak sipariş verirseniz, bir porsiyonda 5 lahmacun gelir. En önemli özelliği, sıcak, yumuşak ve kağıt gibi ince olmasıdır. 

Adana

Son bir not

Adana denince elbette “şırdan” da akla geliyor. Şırdan, koyun midesinin temizlendikten sonra, baharatlı pirinç doldurulup dikilmesi ve pişirilmesiyle yapılıyor. Meraklıları: bol pul biberli, az kimyonlu, bol kimyonlu, limon soslu veya bol kimyonlu, az biberli ve tuzlu şırdan tadabilirler. Kocaceviz mahallesinde, Karacaoğlan caddesinde şehrin en ünlü şırdancısı var. 

Adana

Çorba

Gelelim çorbaya: Adana denince ilk akla gelenler kebap ve ciğer şiş olmasına rağmen, bu şehirde gece ve sabah erken saatlerde paça çorbası da yoğun tercih edilir. Adana’da çorba denince ilk akla gelenler “çürük çorbası” ve “paça çorbası” dır. Çürük çorbası: hayvanın yanak kısmındaki siyah etlerden yapılır. Paça çorbası için, şehirde “Seyhan Paça Çorba salonunu” öneririm. Cemalpaşa Mahallesi, Gazipaşa bulvarındadır. 

Kahvaltı

Kahvaltı denince Adana’da ilk akla gelen sıkmadır. Sıkma, elde hazırlanan lavaş ekmeğinin içine, patates ya da peynirli soğanlı ve bol maydanozlu  harç ilave edilerek hazırlanır. Oldukça doyurucudur, mutlaka tatmanızı öneririm. Yanında yayık ayranı için.

Adana
Gelelim ciğere:

Adana’da gerçek bir kahvaltı ritüeli ciğerdir. Kahvaltıda, ciğer şiş yenir. Güne farklı bir başlangıç için, sizde Adana ziyaretinizde sabah kahvaltıda ciğer şiş yemelisiniz. 

Kahvaltı için bir diğer alternatif Adana böreğidir. Adana’da bol peynirli, dışı çıtır, Adana’ya has bu börekten mutlaka yemelisiniz. Peynirli yanında kıymalısı da vardır. En büyük özelliği baklava hamuru ile yapılmasıdır. Yanında ayran, domates ve turşu yemelisiniz. 

Aperatifler

Muzlu süt

Pek anlamlı değil, yani bu kadar güzel yemek yanında muzlu süt basit gelebilir, ama inanın hayatınızda bu kadar lezzetli muzlu süt içmemişsinizdir. Cemalpaşa mahallesindeki Kazımın Büfesinde, mutlaka muzlu süt ve sandviç (yengen) yemelisiniz. Kazımın Büfesi, Türkiye’de en iyi büfeler seçmesinde, ilk ona girmiştir. 

Şalgam

Adana’nın bu mucizevi içeceği, kimileri tarafından kebabın yanında kimileri tarafından ise rakının yanında içilir. Şalgam, bir parça kırmızı havuç eşliğinde sunuluyor. Adana şehrinde ikram edilen şalgamlarda acı bulunmaz. Çünkü Adanalılar iyi şalgamın içinde acı olmaz derler. 

Adana Fellah Köftesi

Fellah köftesi

Adana yöresinde sarımsaklı köfte de denen bu yemek, ince ve tercihan esmer bulgurdan yapılıyor ve bol sarımsaklı sosta pişiriliyor. 

İçli köfte

Bu içli köfte haşlanarak yapılıyor, ince uzun değil, yuvarlak şekil veriliyor ve hamuru pembemsidir. Bunu limon, bol sarımsak ve maydanozla yemelisiniz. 

Tüm bunların yanında salata denince Adana’da “sumak salatası” akla gelir. Elde kıyılmış soğan, bol sumakla elle karıştırılarak hazırlanır ve üzerine tuz, maydanoz ilave edilerek servis edilir. 

Adana Karpuz

Karpuz

Tüm bunları söylerken, belki aklımıza gelmedi, ama biliyorsunuz; bu güzel şehrimiz Adana’nın karpuzu çok meşhurdur. Tüm bu yiyeceklerin üstüne, güzel bir Adana karpuzu yemelisiniz.

Adana

Tatlı

Ama illaki tatlı derseniz, Adana mutfağında oldukça meşhur tatlılarda var. İlk örnek “bicibici” Adana’nın en meşhur bu tatlısı, sıcak yaz aylarında nişastadan yapılmış muhallebinin üzerine buz rendelenerek hazırlanır. Sonrasında buzun üzerinde açılan oyuğa pudra şekeri konur ve özel bici şerbeti dökülür.

Başkaca bir örnek: “karsambaç”, Bu tatlı türü Adana ve Mersin yöresinde oldukça çok tüketiliyor, temiz karın üzerine tatlı bir şurup eklenerek hazırlanıyor. Farklı bir tat arayanlar için: karakuş tatlısı ve taş kadayıf olabilir.

Adana şehrinde adım başı sıcak şerbetli tatlı satan yerler görülür. Her iki tatlı türü de sıcak sıcak servis ediliyor. Tatlılar için son bir not elbette “cezerye” Büyük saat kulesi önünde bulunan tarihi bedesten yani kapalı çarşıda, yöreye has cezerye satın almayı sakın unutmayın. 

 

ADANA KEBAP VE ŞALGAM FESTİVALİ

Dünya Rakı Günü olarak anılan ama bu isim bazı kesimlerin tepkisini çekmesi üzerine ismi “Adana Kebap ve Şalgam Festivali” olan her yıl “Aralık” ayının ikinci Cumartesi günü düzenlenen festival: Kazancılar Çarşısı ve Büyük saat civarında yapılıyor.

Festivalde, bu bölgedeki kebapçılarda kebap yeniliyor ve rakı içiliyor. Ancak bu rakı konusu nedeniyle yetkili makamlar, festivale destek vermiyorlar. Hatta, bir aralar Valilik yasaklama kararı aldı, bunun üzerine insanlar başka yerlerde bu festivali kutladılar. Festival dışında da olsa, insanlar bu mekanlardaki kebapçılara yoğun olarak gidiyorlar. 

Adana

NE SATIN ALINIR


Adana’da, geleneksel el sanatları çok gelişmiştir. Keçecilik, koşumculuk, at arabacılığı, demircilik ve bakırcılık, yemenicilik, mermercilik, kilimcilik, hasır ve boyra örücülüğü, İlin önemli el sanatları arasında yer alır. Bunun yanında, ilginizi çekerse, Karatepe kilimlerinden alınabilir.

Adana Altın Koza Film Festivali

ALTIN KOZA FİLM FESTİVALİ


Çukurova’nın ürünü pamuğu simgeleyen “Altın Koza Film Festivali” ilk olarak 1969 yılında yapılmıştır. O tarihten bu yana, her yıl zenginleşen içeriğiyle ülkemizin en önemli kültür ve sanat etkinliklerinden birisi olmuştur. Festival 2005 yılından sonra, Dünya Sineması ve Akdeniz Filmleri Seçkisiyle uluslararası kimliğe bürünmüştür. Festival her yıl Eylül ayının son haftasında yapılıyor. Eğer festival zamanı şehirde bulunursanız, Adana şehrinde 5-6 sinema salonunda yapılan festivaldeki filmleri izleyebilirsiniz. 

Adana

GENEL

Adana il merkezinde, merkezi ilçeler: Seyhan, Yüreğil, Çukurova ve Sarıçam’dır. Bunlar arasında: öne çıkanlar Seyhan ve Yüreğil’dir.

Seyhan: denizden 40 km. içeridedir. Seyhan Nehrinin iki yakasına yayılmış olmakla birlikte, batı yakada Seyhan, doğu yakada ise Yüreğil ilçesi yer alır. İki ilçe; 317 metre uzunluğunda ve MÖ.6’ncı yüzyılda yapılmış, 21 gözlü, tarihi “Taşköprü” ile birbirine bağlanmıştır.

Seyhan Nehri: Akdeniz’e dökülen en büyük nehirdir. Tarsus Çayı ile birleşerek, Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehrinin, taşarak şehre zarar vermesinin önlenmesi için, Seyhan Baraj Gölü yapılmıştır. Seyhan Baraj Gölü ise, Seyhan ilçesinin, deniz görünümlü bir şehir olmasını sağlar.

Evet, daha önce söylediğim gibi, merkezin diğer ilçesi: Yüreğil. İlçenin en önemli eseri: Ceyhan nehri kıyısında, bugün Yakapınarı’nın bulunduğu yerde kurulan Misis Antik Kentidir. Kent: Roma ve Memluk Dönemlerinde de önemini korumuştur.

Adana  Tarihi

TARİHİ


Adana’ya ait en eski yazılı kaynak olan Hititlerin Kava Kitabelerine göre: Anadolu’nun en köklü medeniyetlerinden olan Hititler, Adana ve çevresinden: Uru Adanıa (Adana Beldesi) olarak bahsederler.

Yöreye: Milattan Önce yaşayan kavimlere: Danuna ismi verilmiştir. Bir efsaneye göre: gök tanrısı Uranüs’ün, Adanus ve Sarus isimli iki oğlu: savaşarak Adana civarına gelirler. Adanus, adını, kendi kurdukları şehre verir. Seyhan Nehri de: Sarus’un adını alır.

Hitit etkisinde kalan Fenikeliler, tarım ve bitki tanrılarının ismi olan: Adonis’i, bereketli topraklarından dolayı, Adana’ya isim olarak verirler.

MS.7’nci yüzyıldan itibaren, İslam ordularının bölgeye gelişiyle birlikte, Arap tarihçileri Adana isminin, eski peygamberlerden Yasef’in torunu, Ezene’den geldiği fikrini ortaya atarlar.

Türkler: Torosları aşıp güneye indiklerinde, buraya “Çukurova” adını verirler. Çukurova’nın tarihteki adı: Kilikya’dır. Kilikya adını kireç yataklarından almıştır.

Sümerlerden kalma Gılgamış Destanından itibaren, sayısız kaynaklarda, sayısız olaylarla açıklanmaya çalışılan yöre adı çok renkli bir gelişim takip eder.

Evet, Adana’nın tarihsel süreç içindeki hikayesi şöyle.


Eski çağlarda: Adana bölgesini egemenlik altında bulunduran guruplar şunlar: Luvi krallığı, Arzava krallığı, Hitit krallığı, Kue krallığı, Asur krallığı, Kilikya krallığı, Pers Satraplığı, Helenistik dönem, Selökidler, Korsanlar dönemi, Romalılar dönemi ve Bizans dönemidir. 

Çukurova’yı Roma imparatorluğuna dahil eden Pompey döneminde, burada Adana adında bir şehir olduğu biliniyor. Romalılar, erken tarihlerden itibaren şehre gereken ilgiyi gösterirler. Taşköprü’nün büyüklüğü ve sağlamlığı, Adana’nın önemli bir merkez olduğunu ispatlar. Buna karşılık kutsal kitaplarda Adana adı geçmez. Ancak yeni bir inanışın öğretilerini yayan Aziz Pavlus’un, Tarsus ve Antakya arasındaki gidiş gelişlerinde Adana’dan geçtiği kesindir. Bu durum, şehrin Roma geleneklerine bağlı olmasıyla açıklanabilir. 

MS.638 yılında, Emeviler zamanında, Çukurova fethedilmiş, Abbasiler döneminde buraya yerleşilmiştir. MS.1083 yılında, Çukurova Anadolu Selçuklu Devletine katılmıştır. Haçlı seferleri sırasında Ermenilerin eline geçen Çukurova, bir süre sonra yeniden Konya Selçukluları tarafından alınmıştır.

Anadolu’nun, Moğol istilası Anadolu Selçuklu Devleti’ni zayıflatır ve beylikler dönemi başlar. Bu dönemde, Çukurova’da kurulan beylik, Ramazanoğulları olur. Mısır seferine giden Yavuz Sultan Selim, Beyliği Osmanlı Devletine katar. Ramazanoğulları; 1516 yılında Osmanlı eyaleti olmasına rağmen, 1608 yılına kadar içişlerinde serbest bir beylik olarak devam eder. Pir Mansur’un, kendi isteği ile idareyi bırakması sonucu, Osmanlı Devletine, tam bağlı bir eyalet haline gelmiştir.

Adana, bir ada devlete baş kaldıran Mısırlı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından işgal edilir ve Mısır’a bağlanır. Ancak, 1840 yılındaki Londra Antlaşması ile, bölge, yeniden Osmanlı imparatorluğuna bağlanır.

1840 yılından sonra, merkezi idaredeki bozukluklar ve ağır vergiler yüzünden, aşiretler, merkezi idareye karşı isyan ederler. Bu durum, 1865 yılına kadar sürer. Sonuçta, aşiret reisleri, beylik unvanıyla başka yerlere yollanır, göçebe durumları, gurupları zorla yerleşik hayata geçirilmiştir. 1867 yılında, idari teşkilat kurularak, Adana il haline getirilir.

20’nci yüzyılda, Osmanlı Devletinde, büyük değişiklikler başlar. 1908 yılında: Ermeni, Hınçak ve Taşnak Komitelerinin gayretleriyle, Adana’da büyük bir baskın ve kaçış yaşanır. Ermeni isyanları ile Avrupa Devletlerinin işe karışması ile zemin hazırlanır.

Tüm olaylar sürerken, I. Dünya Savaşına girilir ve 1918 tarihinde Mondros Ateşkes antlaşması imzalanır. Antlaşmayı takiben, 1918 yılında Adana, Fransız işgaline ve ermeni terörüne sahne olur. Fransızlardan destek alan Ermeniler, Türk halkına büyük eziyetler yaşatırlar. Adana halkının bir bölümü, silahlanarak dağlara çekilir, bir bölümü de şehir içinde çete harbine başlar.

Tarihi süreç içinde: işgal biter, Ermeniler kaçar ve Adana ve yöresi; özgürlüğe kavuşur.

Adana

ADANA GÜNLÜK GEZİ PLANI

Önce Seyhan merkez ilçesini gezeceğiz, burası Adana il merkezinin en büyük merkez ilçesidir. Adana şehrinin tüm turistik ve tarihi kalıntıları buradadır, yani şehrin en önemli ve ilgi çeken turistik bölgesi burasıdır.

Seyhan ilçesinin ilk olarak gezilmesi gereken yeri Tepebağ Mahallesidir. Burası Adana şehrinin ilk yerleşim yeri olarak önem kazanır ve geçmişi MÖ 2000 yılına kadar gider. Tepebağ mahallesindeki korunan evleri gezin, görün.

Tepebağ mahallesinde Bebekli kilise var. Önce burayı görün. İsmi ilginç, neden bebekli kilise, ziyaret edin, içine girmeden, dışından bakın, hemen tepesinde bir heykel var, Meryem Ana heykeli, bu heykel bebeğe benzetildiği için kiliseye bu isim verilmiş, ama eminim siz bu heykeli bebeğe benzetmeyeceksiniz, çünkü benzemiyor, peki niye bebekli kilise, bilmiyorum.

Sonra tam ters istikametteki Atatürk Müzesine gidiyoruz. Burası Suphi Paşa Konağı olarak da geçer. Büyük Atatürk, Adana’yı ziyaret ettiğinde bu konakla kalmıştır, konak daha sonra müze olarak düzenlenmiştir.

Müzenin hemen yanında, Sinema Müzesi var. Adanalı sanatçılara ayrılan bu müzede: sinema tarihimize ait bazı objeler ve Adanalı sanatçıların bal mumu heykelleri sergileniyor.

Sonra yeni köprüye doğru yürüyün, yeni köprünün hemen yanında Merkez Park ve bunun kenarında Sabancı Merkez Camisi var.

Merkez park: Türkiye’nin en büyük park alanıdır, park alanının hemen yanında dizili yüksek apartmanlar, burayı New York şehrindeki Central Park’a benzetilmesine sebep olmuştur. Özellikle havuzları görün, dünya haritası bulunan küreli havuz ilginçtir. Sinan Paşa köprüsünden geçin. Adana şehrindeki festivaller burada düzenleniyor.

Sabancı Merkez Camisi: Seyhan nehri kıyısındaki bu caminin en büyük özelliği, çok uzaklardan da görülen uzun minareleridir. Cami Türkiye ve Ortadoğu’nun en büyük camisidir. 1988-1998 yılları arasında 10 yılda yapılan cami, mimari değerleriyle gizli şifreler taşıyor, bu şifreleri ayrıntılı tanıtım yazısında okuyabilirsiniz.

Caminin hemen önünde ise Atatürk Parkı bulunuyor.

Atatürk Parkı; Resmi törenler burada düzenleniyor, güzel bir park, zamanınız varsa, gidin gezin. Buraya yolunuz düşerse aşk ve sadakat köprüsünü görün, hatta bir kilit takın, anahtarını göle atmayı unutmayın.

Sonra kıyıdaki ana caddeden yürüyerek Taş köprüye gidin.

Taş köprü: Seyhan nehri üstündedir. Adana şehrinin simge yapılarındandır. Seyhan ve Yüreğil ilçelerini birbirine bağlar. Köprü MS 384 yılında, Roma döneminde yapılmıştır.

Oradan şehir merkezine doğru ilerleyin.

Ulu camiyi göreceksiniz. Taşköprü ye 200 metre uzaklıktadır. Şehirdeki en büyük ikinci camidir. 1513 yılında Ramazanoğulları Beyliği döneminde yapılmıştır.

Ulu caminin hemen ilerisinde tarihi saat kulesi ve kulenin hemen yanında ise tarihi bedesten ve kazancılar çarşısı bulunuyor.

Tarihi saat kulesi: Hemen Ulu caminin Medresesinin yanındadır. 1881 yılı yapımıdır, kule 32 metre yüksekliğindedir ve ülkemizin en yüksek saat kulesidir, yine bunun da içine girmek mümkün değil, dışarıdan izleyin. Ancak bu kuleyi ziyaret ettiğinizde, kulenin çevresindeki yoğun kalabalığı görünce şaşırmayın, gündüzleri şeker ve lokum satıcıları var, el sanatlarını satanlar var, akşamları ise, kulenin çevresindeki kebapçılar doluyor.

Saat kulesinin hemen yanında: kapalı çarşı yani bedesten, kazancılar çarşısı ve ciğerciler sokağı bulunuyor.

 Tarihi kapalı çarşı, diğer ismiyle Bedesten, 1800’lü yılların sonunda yapılmıştır. Yapıldığında üstü kapalı olduğu için kapalı çarşı diye anılıyor, şimdi üstü açıktır, neden, çünkü Adana’nın iklimi malum aşırı sıcak, sırf iklim nedeniyle çarşının üstü sonradan açılmış.

Kazancılar çarşısı: Hükümet konağı, ulu cami ve yağ camisine komşudur. Bu çarşıda, kalaycılar, bakırcılar, ahşap işlemecileri bulunuyor. Bakır kazan imal edenler var, kalaycılar var. Çarşı Pazar günleri kapalıdır.

Ancak, eğer zamanınız uygun olurda burayı bir Pazar sabahı ziyaret ederseniz, özellikle erken saatlerde (örneğin 06.00 gibi) burada bulunan ciğercilerden ciğer de yiyebilirsiniz.

Ulu camiden sonra Yağ camisine yürüyün.

Yağ camisi ve Ramazanoğulları Medresesi: Ulu camiye yakındır, 1501 yılında eski bir kilisenin, Ramazanoğulları Beyliği döneminde camiye dönüştürülmesiyle oluşmuştur. 1542 yılında ise, hemen yanına medrese eklenmiştir. Caminin özellikle giriş kapısını mutlaka görün.

Yağ camisinden sonra sırada Arkeoloji Müzesi var, burası biraz uzak, yürümek istemeyenler için, taksi tutulması düşünülebilir.

Arkeoloji Müzesi; Reşatbey mahallesi Fuzuli caddesindedir. Müze yeni açıldı, taksi tutarsanız veya sormak isterseniz, Milli Mensucat Fabrikası olarak sorun, yoksa eski müzeye gidersiniz. Burada daha önce Milli Mensucat Fabrikası varmış, fabrika müze olarak düzenlenmiş ve 2017 yılında ziyarete açılmıştır.

Mutlaka gidin ve görün, müzenin tamamını gezin, yaklaşık 2 saatinizi alır, ancak zamanınız az ise, müzede mutlaka görmenizi önereceğim eserler: Hitit fırtına tanrısı Tarhunda’nın taş heykeli, Adana Karataş’ta denizden çıkarılan bronz erkek heykeli, Roma dönemine ait iki lahittir. (bunlar Tarsus ta bulunarak buraya getirilmiş Akhilleus lahdi ve Antropoid lahittir.

Yine uzak bir yerde bulunan Etnografya Müzesine gidebilirsiniz.

Etnografya Müzesi: Kuru köprü mevkiindedir. 1845 yılında yapılan bir kilise sonradan müze olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır. Müzede özellikle Toroslarda yaşayan aşiretlerin el dokuma kilim örnekleri, halı, heybe, seccade ve yastık örnekleri sergileniyor.

Evet, şehirde zamanınız varsa, yani 2’nci bir gününüz varsa, gezmenizi önereceğim yer Yüreğil ilçesi sınırları içindedir. 

İl merkezindeki bu ilçenin en büyük özelliği, Adana Şakir paşa hava alanının bu ilçede bulunmasıdır.

Yüreğil ilçesinde “Tek kubbeli kübik mescit” i görebilirsiniz. Ulu camiye yakın: Tek kubbeli kübik mescit, akça mescit; 1489 yılı yapımıdır. Yani Adana’nın en eski yapısıdır.

Yüreğil ilçesinde mutlaka görmenizi önereceğim diğer yer ise antik Misis şehridir: İlçeye bağlı, Ceyhan ırmağı kıyısında Yakapınar köyündedir. Burayı ziyaret ederseniz yaklaşık 7000 yıllık bir yerleşim yerini yani Misis şehri kalıntılarını görebilirsiniz. Şehrin ilk olarak Hititler tarafından, MÖ 5500’lerde kurulduğu düşünülüyor.

Burayı ziyaret ederseniz: Höyük ve Akropol çevresindeki çoğu tahrip olmuş surların bir kısmını, sur duvarı parçalarını görebilirsiniz. Geniş bir alana yapılan Nekropol alanında kalkere oyulmuş oda mezarları görebilirsiniz. Günümüzde Adana Arkeoloji Müzesinde sergilenen “Misis Lahdi” burada bulunmuştur. Yine burayı ziyaret ederseniz, Ceyhan (Pyramos) nehri üzerindeki “Misis Köprüsü” nü görebilirsiniz.

Köprü MS 250’li yıllarda Roma döneminde yapılmıştır. Bu köprünün üstünde gezinirken, Lokman hekimin ölümsüzlük sırrı yazılı defterini, bu köprünün üstünden geçerken Ceyhan ırmağına düşürdüğü hikayesini hatırlayınız. Sonra Misis Kervansarayı ve muhteşem mozaiklerin sergilendiği, bulunan mozaiklerin korunması için üstüne müze yapılan “Misis Mozaik Müzesini” görün.

Buraları yani Seylan ve Yüreğil ilçelerini gezdikten sonra yine merkeze bağlı ilçeler Sarıçam ve Çukurova’da bulunuyor ama buraların turistik ve tarihi önemi bulunmuyor. 

Sarıçam

Burası Adana şehrinde Çukurova Üniversitesi merkez kampüsü, İncirlik Amerikan üstü ve Hacı Ömer Sabancı Organize Sanayi bölgesinin bulunduğu bir yerdir yani herhangi bir turistik ve tarihi yeri yok.

Çukurova

İl merkezindeki bu ilçede: özellikle akşamları geniş kaldırımlarda, mevsiminde portakal çiçeği kokuları içinde yürüyüş yapabilirsiniz. Ancak yine burada da Adana şehriyle ilgili herhangi bir tarihi ve turistik yer yok, burada sadece Seyhan Baraj gölü kıyısındaki parklarda ve yollarda yürüyüş yapabilirsiniz.

Sonuç

Adana şehrini ziyaret ederseniz, yukarıdaki gezi planına göre rotanızı yapabilirsiniz. Bu planda kısaca belirttiğim yerlerle ilgili ayrıntılı tanıtım yazıları, görmeyi istediğiniz yerin ilçesine ait yazıda bulabilirsiniz. Adana güzel bir yer, gerek mutfağı, lezzetli yemekleri, kebapları, tatlıları ve içecekleri ile ve gerekse tarihi yerleriyle mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer, mutlaka gidin. 

 

Fethiye Merkez Gezilecek yerler

Fethiye Merkez Gezilecek yerler
 

Fethiye Merkez Gezilecek yerler rotamızda ilk yer “Karagözler Mahallesi” dir.

 

KARAGÖZLER MAHALLESİ

Fethiye Merkez Gezilecek Yerler, ilk Mahalle: Birinci Karagözler ve İkinci Karagözler diye iki kısma ayrılır. Her iki Karagözler bölümleri de, iki ucundaki dik yokuşlarla birbirine bağlanan, denize paralel ikişer sokaktan oluşur. Bu teraslanmış yapısı nedeniyle, evlerin çoğunun önü açıktır ve deniz görür.

Karagözler, yazları serin ve kışları ise oldukça soğuktur. Ancak unutmamak gerekir ki yaz döneminde Fethiye sıcaktan kavrulurken buranın serinliği insanları buraya çekiyor.

Çünkü sırtını dağa vermiştir ve denizin rüzgarı burayı fazla etkilemektedir. Güneyi kapatan tepeler nedeniyle az güneş alır.

Özellikle güneş almayan evlerin, kışın çok soğuk olduğu söyleniyor.

Yörede oldukça fazla İngiliz nüfus bulunuyormuş.

Birinci ve İkinci Karagözler plajlarında, denizde asla dalga olmaz, yüzmek için oldukça idealdir.

Fethiye Merkez Gezilecek Yerler, Karagözler mahallesinde: Kuleli ve Boncuklu gibi koylara ulaşmak oldukça kolaydır. Hatta, Fethiye merkeze, bisiklet ile 3-5 dakikada gidilebilir. Çalış plajı 15 dakika uzaklıktadır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler
 

Fethiye Kürek Yarışları Kamp Alanı

Plajda, Belediyeye ait “Kayıkhane Tesisi” bulunmaktadır. Burada her türlü su sporu yapılabilmektedir. Hatta her yıl geleneksel olarak 9-10 Şubat tarihlerinde burada “Akdeniz Kupası Kürek Yarışları” yapılır. Burada 1000 metrelik parkur bulunuyor.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Aşıklar Tepesi
 

AŞIKLAR TEPESİ

Fethiye Merkez Gezilecek yerler, Fethiye ilçe merkezindeki Aşıklar Tepesi, Karagözler Mahallesinden başlar ve Kesikkapı Mahallesinde biter. Burası bir seyir terasıdır.

Dağ üstünde kalan uzun yol kısmı “Aşıklar Tepesi” olarak isimlendirilir.

Burada özellikle akşamları, Fethiye merkezinin muhteşem bir manzarasını görmek mümkündür.

Tepede, piknik masaları bulunmaktadır.

Gençler genellikle otomobil ve motosikletleriyle çıkıp, ilçeyi kuş bakışı izlemektedirler.

 

CUMHURİYET MAHALLESİ

Fethiye Merkez Gezilecek yerler, Cumhuriyet Mahallesi, şehir merkezinin mahallelerinden biridir.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Balık Pazarı
 

BALIK PAZARI

Fethiye Merkez Gezilecek Yerler den Cumhuriyet Mahallesinde 96 Sokakta bulunan Balık Pazarının ilk kuruluş yılları, 1957 yılına kadar gidiyor. O yıllarda, burada sadece haftanın Salı günleri kurulan bir Pazar var ve pazarda, çevreden gelen üreticiler ürettikleri ve yetiştirdikleri ürünleri satıyorlardı.

Yine o yıllarda, çarşı içinde “Balık Taşı” denen bir yer vardı ve balıkçılar orada kendi tuttukları günlük balıkları satıyorlardı. Daha sonra burası kasapların yoğunlukta olduğu bir yere dönüşünce “Kasaplar Çarşısı” ismiyle anılmaya başlandı.

1999 yılında ise çarşıda balık satan dükkanlar artmaya; kasaplar ve peynir satan dükkanlar yerini balık pişiren meyhanelere bırakıyor.

Ancak aynı dönemde burada Türkiye’de benzeri olmayan bir uygulama da başlıyor.

Burada “balığını al, pişirmesi bedava” diye bir sistem devreye sokuldu.

Çember şeklindeki restoranların ortasındaki avluda: balık pazarı bulunuyor. Balık pazarından satın aldığınız balık tezgahta temizleniyor ve oturduğunuz restorana getiriliyor, burada cüzi bir pişirme parası verdiğinizde balığınız pişirilip size servis ediliyor. Öncesinde ise, oturduğunuz restoranda yöreye has mezeler servis ediliyor. Tabii isteyenler için alkollü içecek servisi de vardır.

Evet, sonuç olarak günümüzde burada açık havada faaliyet gösteren 10 tane balık restoranı bulunuyor.

Evet sonuçta restoranlar, burada balık dışındaki ilave harcamalarınızdan, meze ve salatalar ile ve özellikle içeceklerinizden para kazanıyorlar. Fiyatlar da pek fazla aşırı değildir ama yine de sipariş vermeden önce fiyatları kontrol etmenizi öneririm, aksi halde yüksek faturalar ödeyebilirsiniz.

Mezeler ve salatalar gayet lezzetlidir. Çalışanlar da ilgilidir. Zaten ilçe merkezinde akşam saatlerinde en kalabalık yer burasıdır. Özellikle sezonda burada yer bulmak mümkün değil.

Ama sonuçta burası deniz kıyısı bir yer, balık yemek ve deniz ürünlerinden tatmak da ziyaretçilerin en büyük tercihlerindendir.

Son bir not, balık sevmeyip de ortamı görmek isteyenler de burayı ziyaret edebilirler, balık sevmeyenler için et, köfte ve tavuk gibi değişik ürünler de servis ediliyor.

Evet burası zaman zaman aşırı kalabalık oluyor, burayı ziyaret etmek isterseniz biraz erken gitmenizi öneririm.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Paspatur
 

PASPATUR

Cumhuriyet Mahallesinde 45 Sokaktadır.

Fethiye Marina’dan yürüyerek buraya ulaşabilirsiniz.

İsmini: yüzyıllardır ortasından akan “Paspatur suyundan” almıştır. Eskiden evlerde buzdolabı olmayan dönemlerde, halk suyu testilere doldurup soğuması için paspatur suyunun içinde bekletirmiş. Çevredeki esnaf ise, gündüz pazardan aldığı meyvesini, kavun ve karpuzunu soğuması için suya koyar, akşam evine soğuk götürürmüş.

Evet, günümüzde ördekli havuzun bulunduğu yere “Paspatur Suyu” deniliyor. Havuzun yanında bir kahve bulunuyormuş. Şehrin eşrafı, bu kahveyi yoğun olarak kullanıyormuş.

Ördekli havuzun yanından kaynayan su, üstü açık kanallarla evlerin önünden geçerek denize bağlanıyordu. Evlerde kullanılan su ise bu kanallara dökülerek denize ulaşıyordu.

Yörede yaygın söylentiye göre: Paspatur suyunu için herkes tekrar Fethiye’ye gelirmiş ve hatta buraya yerleşirmiş.

Ancak, yukarıda belirttiğim gibi evlerdeki kullanılan sular, evlerin önünden geçen kanallara dökülüyormuş yani bu suyun içilmesi, muhtemelen ördekli havuzun yanındaki kaynaktan içildiği tahmin ediliyor, yani hijyen nedeniyle suyun içilmesinin pek mümkün olmadığı söyleniyor.

Gelelim Paspatur kelimesinin anlamına:

Paspatur kelime anlamı “Eski Kent” demektir.

Ancak buranın ismiyle ilgili bir başka bağlantı da söyleniyor. Şöyle ki, 1800’lü yıllarda burada bulunan krom madeni Fransızlar tarafından işletilmektedir, “Paspatur” kelimesi de Fransızca “geçmek, adımlamak, turlamak” anlamındadır.

Fethiye yöresinin en eski yerleşim yeridir.

Burası denize yakın olması nedeniyle, Fethiyeli tüccarların ticarethaneleri buradaymış.

Cumhuriyetten sonra mübadele nedeniyle, Rumlar buradan ayrılınca evlerini boşaltmışlar, bu evlerin bir kısmı bölgede üretilen mahsuller (palamut, tütün, susam gibi) için depo olarak bir kısmı ise marangoz, demirci ve tamirci olarak kullanılmıştır. Tüccarlar tarafından burada depolanan ürünler, bir süre sonra gelen gemilerle başka yerlere gönderilirmiş.

Daha sonra ise bu ahşap cumbalı evler restore edilmiş ve günümüzdeki otantik çarşı oluşturulmuştur.

Çarşının ortasından su kemeri geçmektedir.

Günümüzde burada: hediyelik eşya dükkanları, halıcı ve kilimciler, kuyumcular ve butikler bulunmaktadır. Şemsiyeli sokak oldukça fazla ilgi çekmektedir. Önceki yıllarda yöreye gelen turistler bütün alışverişlerini buradan yaparlarmış. Ancak sonraları Belceğiz, Çalış ve Hisarönü yörelerinde kendi çarşıları açılınca, burası eskisi gibi yoğun tercih edilmez olmuştur.

Ayrıca barlar, restoranlar ve kafeler vardır ve akşam saatlerinde burada yoğun kalabalıklar görülür.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Hamamı
 

Fethiye Hamamı

Burada bir de “Fethiye Hamamı” bulunuyor. Hamam Sokak 4 numaradadır. Hamam Osmanlı dönemi yapısıdır. 1891 yılında yapılmıştır. Günümüzde de hamam olarak hizmet vermektedir.

 

Eski Camii

Caminin 1791 yılında inşa edildiği söyleniyor, yani Fethiye merkezinde günümüze ulaşan en eski yapılarından birisidir. Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmıştır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Kalesi
 

FETHİYE KALESİ

Çarşı caddesinde ilçe merkezine 2-3 km uzaklıkta, kaya mezarlarının yanında, şehre hakim bir tepe üzerindedir. Kaleye ulaşmak için son bölümde 40-50 basamak çıkmak gerekir. Ancak kalenin çevresinde oldukça fazla kayalık alan bulunmaktadır ve bunlar tehlikeli olabilmektedir.

Çoğu burcu ve duvarı yıkık durumdadır.

Kayıtlarda, Roma döneminden kaldığı yazılıdır. Daha sonra ise, MS 15’nci yüzyılda Rodos Şövalyeleri tarafından onarılıp kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Kalesi
 

Kalenin üzerinde oldukça büyük bir Türk bayrağı, şanlı bayrağımız dalgalanmaktadır.

Buraya çıkarsanız, sadece muhteşem güzel bir Fethiye manzarası izleyebilirsiniz. Bunun haricinde kale de sadece, duvarlara oyulmuş birkaç yazı ve tarihi belirsiz birkaç sarnıç bulunmaktadır. Harabeye dönmüş haldeki kalenin ayakta kalabilen kuzey kısmındaki surların temel hizasındaki taşlarından bazılarının Helenistik, bazılarının ise Roma dönemine ait olduğu görülür.

Kalenin yanında “Amintas Kaya Mezarları” bulunmaktadır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Amintas Kaya Mezarları
 

AMİNTAS KAYA MEZARLARI (KRAL MEZARLARI)

Kesikkapı Mahallesindedir. Giriş ücretlidir, giriş ücreti 10 TL. dir

Kaya Mezarları: Telmessos antik kentinin hemen yanında Fethiye güneyindeki dik kayalık yamaçtadır. Buraya ulaşmak için, yaklaşık 100 basamak çıkmak gerekir. Özellikle en görkemli mezar olan Amintas mezarına ulaşmak için oldukça düzgün merdivenler bulunur.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Amintas Kaya Mezarları
 

Bu kayalara oyulmuş mezarlar, Likya döneminden yani MÖ 4’ncü yüzyıldan kalmadır. Yani Helenistik dönem yapısıdır. Kaya mezarlarından 3 tanesi tapınak tipinde, diğerleri ise sivil mimari örnekleridir. Tapınak tipinde olan 3 mezardan en görkemli olanı: “Harpapos oğlu Amintas” a aittir.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Amintas Kaya Mezarları
 

Amintas Mezarı

Diğerlerine nazaran daha iyi durumda günümüze ulaşan bu mezar, halk arasında “Kral Mezarı” olarak bilinir. Kral mezarının sütunları yıpranmış olmasına rağmen yıkılmamıştır.

Soldaki sütunun orta bölümünde MÖ 4’ncü yüzyıl ve ayrıca: Herpamiasoğlu Amintas” yazılıdır. Ancak, burada ismi yazılı Amintas denen kişinin kim olduğu bilinmemektedir.

Mezar odasına açılan bölümde, dört ana panele ayrılmış bir kapı tasviri görülür. Odanın iç kısmında ise, düz ve kaba işlenmiş bir tavan ve 3 tane kline, yani üzerine ölü yatırılan sedir vardır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Amintas Mezarı
 

Diğer iki mezarın ise: sütunları ve mezar konturları hasarlıdır.

Kaya mezarlar, daha önceki dönemlerde soyulmuş ve Hıristiyanlık döneminde ise insanlar tarafından büyük fiziki zarar görmüşlerdir.

Telmessos antik kenti ve kaya mezarları, tarihi süreç içinde birçok kişi tarafından ziyaret edilmiştir. 1850’li yıllarda ise, Fransız Charles Texier, burayı ziyaret etmiş, anıtların çizimlerini yapmış ve anıtın sol üst köşesine “İsmini” kazımıştır.

 

PATLANGIÇ MAHALLESİ

CEZAYİRLİ CAMİİ

Fethiye Merkez Patlangıç Mahallesinde Cezayirli Hasan Paşa Caddesindedir.

Cami, 1791 yılında Cezayirli Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Hasan Paşa, ayrıca Kemer Köprüsü, yayla yolundaki Paşa Hanı, Yaka köyündeki su kemerleri gibi birçok yer yaptırmıştır.

Hasan Paşa: aslen Fethiye Yaka Kalelidir. Yani Cezayirli değildir. Orada Cezayir Dayısı ünvanı aldığından kendisine Cezayirli Hasan Paşa denilmiştir. Cezayirli olmadığı, Fethiye’nin Kale Köyünde doğmuş ve Türk olduğu bilinmektedir.

 

TAŞYAKA MAHALLESİ

Fethiye ilçe merkezinde, deniz kıyısında olmayan iç kısımlardaki bir mahalledir. Mahalle Ölüdeniz yoluna doğru olan son toplu yerleşim alanıdır. Tepelik ve merkeze uzaktır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Şehit Fethi Bey Parkı
 

ŞEHİT FETHİ BEY PARKI

Bölgenin en büyük parkı, daha önce bataklık olan alana yapılmıştır. Park alanı içinde: 800 metre koşu bandı, 650 metre sahil yolu, 800 metre bisiklet yolu, 5 bin metre karelik çocuk oyun alanları, seyir terası, su ve yel değirmenleri, çeşitli aktivitelerin yapılacağı büyük bir meydan bulunmaktadır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Şehit Fethi Bey Anıtı
 

Şehit Fethi Bey Anıtı

Yüzbaşı Fethi Bey (1887-1914) ilk Türk pilotlarından birisidir. Ayrıca ilk hava şehidimizdir. Fethi Bey ve Sadık Bey: İstanbul-Kahire uçuşunu yaparken, 27 Şubat 1914 tarihinde Şam’ın Taberiye ilçesi yakınlarında uçağı düşerek şehit olur. Mezarı Şam yakınlarında Selahattin Eyyübi Türbesindedir.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Şehit Fethi Bey Anıtı
 

Muğla’nın Meğri kasabasının ismi de, onun anısına “Fethiye” olarak değiştirilir. Anıt, daha önce başka yerde iken, (antik tiyatronun hemen karşısında bulunan parkın içinde) bu park alanında düzenlenen rekreasyon alanına taşınmıştır. Anıt, Helkeltıraş Onur Uslu tarafından yapılmıştır. Yüksekliği 4 metredir. Ağırlığı 2 tondur.

 

FOÇA MAHALLESİ

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Çalış Plajı
 

ÇALIŞ PLAJI

Fethiye merkeze 3 km uzaklıktadır. 10 dakikalık bir araç yolculuğu ile buraya ulaşmak mümkündür. Kumsalın toplam uzunluğu 4 km dir. Yani oldukça uzundur, neredeyse şehir çıkışına yakındır. Bu yüzden bölgede çok fazla sayıda otel ve yazlık ev bulunmaktadır. Çalış Plajı: Çalış Koruma Derneği tarafından işletilmektedir.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Çalış Plajı
 

Çalış isminin kaynağı: Ahmet Gazi isimli bir Osmanlı Komutanının, Çalış sahiline yakın bir yerde katıldığı bir savaş sırasında, düşman saldırıları karşısında direnen bir askere “Dayan baba, biraz daha çalış, düşmanı yenmemize az kaldı” şeklindeki sözlerinden kaynaklandığı söylenir.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Çalış Plajı
 

Deniz

Deniz aniden derinleşiyor, çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler için uygun değildir.

Deniz kum ve ince çakıllıdır, normal derinliktedir. Denizin içindeki taşlar rahatsız edici olabiliyor, bu yüzden deniz ayakkabısı ile girilmesi öneriliyor, çünkü taşlar ile birlikte denizde nadir de olsa olta, kanca vs bulunduğu da söyleniyor.

Burada deniz, Ölüdeniz’e göre daha dalgalı olduğu için deniz suyu biraz bulanıktır. Ancak bu bulanıklık kirlilik değildir.

Körfezin yapısı gereği, deniz sabah saatlerinde durgun, öğleden sonra ise biraz hareketlidir. Saat: 18.00’den sonra da durgundur.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Çalış Plajı
 

Buna bağlı olarak, özellikle yörenin yerlileri, burada sabah saat 10.00’dan sonra denize girmezler.

Çünkü yosunlar ve dalgalar nedeniyle denizin keyfi kaçıyor. Deniz dalgalı olduğu için dipteki kum ve taş kalkıyor ve oturmadan başka yeni bir dalga geliyor.

Bu durumda elbette çevrede birçok alternatifler bulabilirsiniz.

Burada su sporları yapabilirsiniz.

Ayrıca: burada; Nisan ayından itibaren Caretta Carettaların doğumu ve denize yürümeleri görülebilir. Plaj, Caretta Carettaların yumurtalarının korunması için Üniversiteli öğrenciler tarafından iki ay gözlemleniyor. Bu süreçteki barınma ve yiyecek ihtiyaçları ise, yöre halkı tarafından sağlanıyor. Bu dönemde, yavruların denize ulaşabilmeleri için, plaj, akşam saat 19.30 civarında kapatılıyor.

Sahil

Plaj bölümü: geniş ve güzeldir.

Ancak kum değil taşlıktır bu yüzden özellikle çocuklar sahili sevmiyorlar. Çocuklu aileler buna dikkat etmelidir.

Evet: Çalış plajı: Fethiye yöresinde, oldukça bilinen bir yer olmasının yanında, birçok sosyalleşme alanına da sahip olmasıyla öne çıkmaktadır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Çalış Plajı gün batımı
 

Burası, özellikle “Günbatımı” izlenmesi için oldukça uygundur. Banklara oturarak güneşin batışını mutlaka izlemenizi öneririm.

Sahil boyunca: barlar, otel ve restoranlar bulunmaktadır. Sahil boyundaki yürüyüş yolu yani “Kordon” 3 km uzunluktadır.

Akşamları burada yürüyüş yapılmaktadır.

Çünkü burada çok fazla sayıda kafe, restoran, eğlence mekanı ve hediyelik eşya dükkanları bulunmaktadır.

Çalış sahilinde 10 tane beş yıldızlı otel de vardır.

Safari ve tekne turları buradan düzenleniyor.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Çalış Kuş Cenneti
 

Çalış Kuş Cenneti

Çalış Kuş Cenneti, Fethiye girişindedir. Fethiye Belediyesi tarafından “Doğa Park Alanı” ilan edilmiştir.

Her yıl göçmen kuşlar ve flamingolar burada belli bir süre kalmaktadırlar.

Burada şimdiye kadar 222 ile 242 arasında kuş türü sayılmıştır. (Ancak şimdilerde bu kadar kuş türü görülmüyor.) Çünkü: alanın büyük bölümü sazlıktır. Bu bölge, canlılara zarar verilmemesi için koruma altına alınmıştır. Çalışın en ucunda “Sat” diye bir beach club var. Kuş cenneti tarafındaki bu plajın suyu çok daha durgun olduğu için daha temiz duruyor.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Şövalye Adası
 

Şövalye Adası

Çalış plajının karşısındadır. Eski ismi “Meğri Adası” dır. “Meğri” kelime anlamı: “uzak diyar”dır.

Ada ismini, 15’nci yüzyılda burada bulunan Rodos Şövalyelerinden almıştır. Adada: Rodos şövalyelerinin yaptırdığı kale kalıntıları ve sarnıçlar görülmektedir. İki küçük tepeden oluşan adada, antik dönemlerdeki yerleşim, Zeytinli tepenin kuzey ve güney yamaçları ve iki tepe arasındaki düzlükte olmuştur. Zeytinli tepenin kuzey yamacındaki sur duvarları, yaklaşık 1 metre kalınlığındadır. Sur duvarlarının günümüze ulaşan toplam uzunluğu ise sadece 3 metredir. Sonuç olarak, adada günümüze ulaşmış kalıntıların çoğu Bizans döneminden kalmadır ve Bizans döneminde, günümüzde olduğu gibi ada konut alanı olarak kullanılmıştır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Şövalye Adası
 

 

Fethiye körfezini ince uzun ve bir lades kemiği şeklinde kapatır. Fethiye limanını korunaklı hale getirir. Adanın doğusunda Çalış plajı, batısında Kızılada, güneyinde Fethiye ve kuzeyinde açık deniz vardır.

Sessiz ve sakinliğiyle ilgi çeker. Dinlenmek ve kalabalıktan uzaklaşmak için güzel bir yerdir.

Adada birçok canlı türü yaşamaktadır. Buraya geçmek için Çalış sahilinin başında bulunan Şat iskelesi kullanılır. Şat iskelesinden motorlarla buraya ulaşmak mümkündür. Ancak adada inerken merkeze döneceğiniz saati kaptanınızda teyit edin ve bence kaptanınızın cep tel numarasını mutlaka alınız.

Bölgeyi çevreleyen birçok adalar zincirinde yerleşim yeri olan yer adadır. Daha da ötesi ülkemizde yerleşime açılmış nadir adalardan birisi olarak kabul edilir.

Adada günümüzde 4 konaklama tesisi ve 70 bina bulunmaktadır. Çünkü Şövalye adası 1970’li yıllarda imara açılmıştır. Çalış plajı tarafından, deniz altından adaya su ve elektrik gelmektedir.

Bu yüzden özellikle yabancıların ilgisini çekmektedir. Şövalye adası, İngiliz basınında her dönem kendisine yer bulmuştur.

Yabancı turistler, adada bulunan tarihi kalıntıları da gezmektedirler.

Özel plaj alanı ve restoranı vardır. Ancak plaj taşlık ve yanınızda deniz ayakkabısı götürmeniz şiddetle önerilir. Restoran derseniz, fiyatları pahalı, bunu düşünerek restoranı değerlendiriniz.

Ada, 1994 yılında “Doğal Sit Alanı” ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Ördek Adası
 

Ördek Adası

Ördek adası, Çalış plajına 2 km ve Fethiye ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Kuş cennetiyle aynı bölgede olup kuş koruma alanı olarak düzenlenmiştir. Sahil bandının düzenlenmesi sırasında Fethiye Belediyesi tarafından oluşturulan Ördek Adası, ziyarete açılınca, büyük ilgi çekmiştir. Ziyaretçiler, burada bulunan ördekleri beslemektedirler.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Yörük Çadırı Kerimoğlu Müzesi
 

Yörük Çadırı, Kerimoğlu Müzesi

Çalış mevkiinde bulunan müze kıl çadır içindedir. Burada, eskiden yörede kullanılan tüm malzemeler sergilenmektedir.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Yörük Çadırı Kerimoğlu Müzesi
 

Özellikle Yörükler tarafından kullanılan malzemeler bulunuyor. Ayrıca, burada “Yörük Çadırı Restoranı ve Kıl Çadırı Türkü Bar” bölümü bulunmaktadır. Burada diskotek kültüründen ayrı olarak her yöreden halk türküleri söyleniyor.

KESİKKAPI MAHALLESİ

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Müzesi
 

FETHİYE MÜZESİ

Fethiye Merkez Gezilecek Yerler, Kesikkapı Mahallesi 505 Sokaktadır. Müzeye giriş ücretsizdir.

Müzenin çekirdek eserleri, 1960 yılından itibaren toplanmaya başlamıştır. Toplanan eserler, bir depoda korunmuştur. 1987 yılında ise yeni bir müze binası yapılmış ve eserler, ziyarete açılmıştır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Müzesi
 

Müze: 2 salondan oluşmaktadır.

1-Arkeoloji Salonu.

2-Etnoğrafya Salonu.

Arkeoloji Salonu:

Burada sergilenen eserlerin çoğunluğu, seramik gurubu eserlerdir. Eserler: MÖ 3 binli yıllardan, Bizans dönemi sonuna kadar uzanan döneme aittir.

Heykeller

Müzede özellikle 2010 yılında Tlos antik kenti tiyatro kazısında bulunan Roma imparatorları Hadrianus ve Antoninus Pius’un heykelleri görülmelidir.

Kaunos Antik Kenti Figürü-Kaunos Kybelesi

Kaunos antik kentinden çıkarılan bu figür, yarım metre uzunluğundadır. Üstünde: Nike, iki geyik, sekiz aslan ve akrep kabartması bulunmaktadır.

Tringual Stel

Bu bölümdeki en önemli eser, Lykia dilinin çözülmesini sağlayan “Stel” dir. Stel: bir Makedon savaşı sonrasında 2 Atinalının, Kaunoslular tarafından şereflendirilmesine aittir. Bu stel üzerinde, 3 değişik dilde (Likçe, Grekçe, Aramice) yazılmış bir metin bulunmaktadır. Bu stel, klasik çağdaki yöre halkının dili olan Likçe’nin çözümlenerek okunmasında önemli rol oynamıştır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Müzesi Kumrulu genç kadın
 
Kumrulu Genç Kız Heykeli

Müzedeki bir başka önemli obje: “Kumrulu Genç Kız Heykeli” dir. Yanında iki kadın heykeli bulunmaktadır. Bu heykel: Artemis kültürü ile ilgilidir. Ancak en önemli yanı, yörede antik dönemde bir Artemis Tapınağının bulunmasının kanıtlanmasıdır. Ayrıca: Tanrı-Kahraman Kakasbos’a adanan adaklar bulunmaktadır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Müzesi mozaik buluntular bölümü
 
Mozaik Buluntular bölümü

Letoon antik kentinde bulunan Apollon Tapınağının taban süslemesi bulunduktan sonra buraya getirilmiştir. Mozaik panonun ortasında bulunan “güneş” motifi ilgi çekmektedir. Motif: Işık ülkesi Lykia’yı, soldaki ok ve yay Tanrıça Artemis’i ve sağdaki betimleme Tanrı Apollon’u tasvir etmektedir.

Azize Katherina Heykeli

Bu heykel, gemilerin önüne takılırdı ve koruyucu özelliği olduğuna inanılır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Müzesi Etnografya Salonu
 

ETNOĞRAFYA SALONU

Burada, yöreye has çeşitli el işlemeleri, el dokumaları, üç etekler, kaftanlar, gümüş takılar gibi objeler sergilenmektedir.

Bu bölümde, ahşaptan bir “Dastar Tezgahı” sergileniyor. Bu eser, Üzümlü çevresinde dastar dokumacılığında kullanılan bir tezgahtır ve halen çalışır durumdadır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler Fethiye Müzesi açık mekanlar
 

Açık Mekanlar

Müzenin açık mekanlarında: lahit mezarlar, büyük taş objeler ve Izraza anıtı sergileniyor.

Fethiye Ören yerleri.

Fethiye Kayaköy ve çevresi.

Fethiye Ölüdeniz.

Fethiye genel bilgiler.

Fethiye Göcek ve çevresi.Fethiye Göcek ve çevresi

Fethiye Girme kaplıcaları.

Fethiye Saklıkent.