Artvin Yusufeli

Artvin Yusufeli

Tarihi kalıntıları ile, turizmin ön plana çıktığı, dünya üzerinde 25 sıcak bölgeden biri özelliğine sahip bir ilçedir.

ULAŞIM

Yusufeli, il merkezi olan Artvin iline, 85 km. uzaklıktadır. Ulaşım: Erzurum-Artvin karayolundan yapılmaktadır.

İl merkezi tersinde, güney batıdaki İspir kazasına uzaklığı ise, 93  km. dir.

Artvin Yusufeli

TARİH

İlçenin tarihi geçmişinde, mimari yapılaşması, orta çağ döneminde, bölgede egemenlik kuran: Bağratlılar zamanına kadar ulaşmaktadır. Bağratlılar, Hıristiyan olduklarından, manastır yapılarına önem vermişler ve bu yapılar, günümüze kadar ulaşmıştır.

16.yüzyıldan sonra, bölgede Osmanlılar görülüyor. Bu kez, Türk-İslam eserleri yapılmaya başlanır. En önemli yapılar ise, camilerdir. Az da olsa, sivil mimari örneği, ev yapılarına rastlanır.

İlçenin ilk kuruluş yeri: Kiskim bölgesidir. Burası: bugün Alanbaşı köyü olarak geçer. İlçe merkezi, daha sonraki dönemlerde: Öğdem bölgesine nakledilir.

1894 yılında ise, bugünkü Kılıçkaya Beldesine gelir ve Ersis olarak isimlendirilir. 1926 yılında, yine Öğdem bölgesine nakledilir. 1950 yılında ise, bugünkü yerine nakledilerek, Yusufeli ilçe merkezi haline getirilir.

İlçe, bugünkü ismini: 1912 yılında, “Kiskem” ve “Keskin” isimleri karıştırıldığından, Veliaht Yusuf İzzettin Efendi’nin ismine izafeten almıştır.

Artvin Yusufeli

GENEL

İlçe merkezi: Çoruh Nehri ve Barhal Çayının birleştiği bir vadide kurulmuştur. Denizden yüksekliği: 560 metredir. Ancak: dağ yamaçlarındaki yerleşim yerleri ve tarımsal alanlardaki rakım, yer yer 2000 metreyi bulur. Yani, sonuçta coğrafi özellikler açısından: çok engebeli, dağlık bir alana sahiptir. Düzlükler yok denecek kadar azdır.

İlçe genelinde: Karadeniz iklimi ve karasal iklim arasında, bir geçiş iklimi hakimdir. Bunu sonucunda: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Akdeniz iklimini andırır. Böylece, Akdeniz ikliminin tipik bitki türleri olan: zeytin, incir, üzüm gibi meyveler bolca yetişir.

Vadinin yüksek kesimlerinde ise, karasal iklim hüküm sürer. Yıllık ortalama kar yağışlı gün sayısı: 5’dir. Çoruh Nehri vadisinde doğa yeşerirken, vadi yamaçlarının yüksek kesimleri karla kaplıdır.

Bunun sonucunda, ilkbaharda yetişen kiraz, erik gibi meyvelerle, yaz ortalarında yetişen şeftali, incir, üzüm gibi meyveler, yan yana bir arada görülebilir. Bu durum, ilçenin doğa yapısının çeşitliliğini göstermesi bakımından ilginçtir.

Artvin Yusufeli Altıparmak Dağları

ALTIPARMAK DAĞLARI

Bu dağlarda, ilginç bir doğa olayı meydana gelir. Şöyle ki: Sahil tarafından gelen bulutlar; Altıparmak Dağlarının üçüncü tepesine çarpar ve bu çarpma, gözle görülebilir. Burada: çarpma sonucu, bulutlar yağmura dönüşür.

Ama hemen sonra, havanın soğuk olması nedeniyle, yağmur taneleri buz tanelerine dönüşür ve zirveye dökülür.

Altıparmak Dağlarının, bu sözünü ettiğim üçüncü doruğunun yüksekliği ve yer şekilleri: diğer doruklarla aynıdır. Ancak: bu söylediğim olay, yalnızca bu dorukta oluşmaktadır ve bu nedenle ilginç bir durum ortaya çıkıyor.

Bu yakınlarda bulunursanız veya Yusufeli’ne giderseniz, mutlaka bu doğa olayını izleyin.

Artvin Yusufeli Çoruh Nehri

ÇORUH NEHRİ

Yusufeli’nin tam ortasından geçiyor. Burada, son yıllarda, rafting sporu en büyük turizm potansiyelini oluşturur hale gelmiş. Çünkü: Çoruh nehri: dünyadaki Zambezi Nehrinden sonra, rafting sporu için en ideal ikinci nehir seçilmiş.

Hatta: 4.Dünya Akarsu Kros Şampiyonası, Çoruh Nehrinden düzenlenmiş. Aynı zamanda, her yıl, Türkiye Şampiyonası da  burada yapılıyor.

Çoruh nehrinde, raftinge elverişli alan: İspir-Yusufeli sınırındaki Çamlıkaya köyünden başlayıp, Artvin’e kadar uzanan 127 km. lik parkur. Bu parkurun büyük bölümü: Yusufeli ilçesi sınırları içinden geçiyor.

BOĞA GÜREŞLERİ

Yusufeli ilçesinde, çeşitli dernekler tarafından, yılın belli zamanlarında, çeşitli yerlerde boğa güreşleri düzenleniyor. Örneğin: her yıl, 10 Nisan tarihinde, Dutluk Mevkiinde, 23-24 Nisan tarihlerinde, Derekapı Mevkiinde, 30 Nisan-1 Mayıs tarihlerinde, Havbağlığı mevkiinde.

NE YENİR

Yusufeli bölgesinde, buraya has tadabileceğiniz yemek cinslerinin başlıcaları şunlardır: Kaysefe, Peynir Kuymağı, Kavut Aşı, Hasuta, Hinkal, Mırkıl, Perverde.

Özellikle: Kaysefe, kurutulmuş kayısı ve ceviz içinden yapılan harika bir lezzettir.

Artvin Yusufeli

GEZİLECEK YERLER

OŞNAK KALESİ

Yusufeli-Erzurum yolunda, Tortum gölünü 1 km. geçince, Oşkvank levhasından sonra 7 km. daha gidilmesi gerekiyor.

Asıl adı: Oşki. Bir Gürcü kilisesidir. 973 yılında yapıldığı sanılıyor. Büyüleyici bir manzarası var. Ancak, günümüzde harap bir durumdadır.

Artvin Yusufeli Tekke Köy Kilisesi-Dört Kilise

TEKKE KÖY KİLİSESİ – DÖRT KİLİSE

Yusufeli-İspir karayolunun 7.km. den Tekkale köyü içinden geçen, işaretli yol ayrımından ulaşabilirsiniz. Köyün mezrasında, vadinin içinde bulunmaktadır. İlçe merkezine uzaklığı: 14 km. dir.

Buranın tamamen bir manastır kompleksi olduğu sanılıyor. Sade bir yapı. Batı Gürcistan hükümdarı, David Magostar tarafından yapılmış. Portresi de, doğu cephesindeki pencerenin içinde görülüyor.

16.yüzyıldan sonra işlevini yitirmiş ve terk edilmiş. Çevrede bulunan en büyük eğitim amaçlı kurumlardan biri olduğu sanılıyor.

Artvin Yusufeli işhan Kilisesi-Kanlı Kilise

İŞHAN KİLİSESİ (KANLI KİLİSE)

Yusufeli ilçesinin, 34 km. doğusunda, Dağyolu (İşhan) köyündedir. Olur-Oltu yol güzergahından gidilmektedir. Köyün içinde bulunan: manastır, kilise ve şapelden oluşmaktadır.

1008 yılında: Bağratlı Gürcüler tarafından yapılmıştır. Aynı zamanda, piskoposluk makamı olarak da kullanılmıştır. 1549 yılında, yöre, Osmanlılar tarafından ele geçirilince, camiye çevrilmiştir. 1983 yılına kadar ibadete açık tutulmuştur. Günümüzde ise, her iki yapı da terk edilmiştir.

Pencere kıyısındaki süslemeler arasında: ejderha ile aslanın boğuşmasını tasvir eden kabartma ilginizi çekecektir. Kilise: konik bir yapıda olup, orijinal halini korumaktadır. Turistik tercih edilirliği yüksek bir tarihi yapı.

İşhan kilisesinin, yıllarca toprak altında kaldığı  ve Selçuklu döneminde bulunarak, onarıldığı bilinmektedir. Kilise ile ilgili anlatılan rivayetlere göre: Selçuklu hükümdarı Alaattin Keykubatın elçisi Veliddin Ağa: bölgedeki Livana ve Tavusker kalelerinden vergi alması için elçi olarak gönderilir.

Veliddin Ağa: İşhan köyündeki tarihi kiliseyi görür ve burasının eğer bir üniversiteye dönüştürülürse, halkın kendilerine bağlanacağını, hükümdarına bildirir.

Alaattin Keykubat; bir sonraki yıl, Keyhüsrev Ağanın başkanlığındaki bir gurubu: kiliseyi onarması için gönderir. Kilisenin onarımı, 8 yıl sürer. Ancak, bu sekiz yıllık süre içinde, büyük bir isyan çıkar ve Keyhüsrev Ağa, görevden alınır. Kilisenin onarılması işlemini, bu kez, bölgedeki kale beylerinden birinin kızı olan “Eleni” üstlenir.

Güzelliği dillere destan olan Eleni, kendisi ile evlenmek isteyenlerin, kendi aralarında bir yarış yapmalarını ister.

Yarışmacılar

Kiliseden 2 km. uzaklıktaki mezarlıktan, bir ok atacaklar, atılan bu oku, kilisenin üzerinden aşırtan kişi ile, Eleni evleneceğini söyler. Aşıramayanların ise, okun düştüğü yerde öldürülüp, oraya gömüleceğini söyler.

Güzel Eleni ile evlenmek hayalindeki birçok delikanlı bu yarışa katılır, ancak birçoğu oklarını kilisenin üzerinden aşırtmayı başaramazlar ve oklarının düştüğü yerde öldürülürler.

Gençler arasında, yalnızca bir tanesinin attığı ok, tam kilisenin üzerine düşer ve o da öldürülerek, kiliseye gömülür.

Günümüzde: kilisenin önündeki ardıç ağacının, oku kilisenin üzerine düşen bu gencin gömüldüğü yerde biten ağaç olduğu söylenir. Oku kilisenin üzerinden aşırtmayı başarabilen tek kişi ise, bir Türk genci olan Şerif Bey olmuştur.

Ancak

O da, oku attıktan sonra, heyecandan, atını hızla koştururken bir ağaca çarparak ölür. Şerif Bey in gömüldüğü yere, Ramazan ayının 27.günü gecesi, ışık düştüğü söylentileri yaygındır. Bu olaydan sonra, Eleni, kilisenin onarımında görev yapan, Yahudi bir ustaya aşık olur.

Ancak Yahudi usta da, kilisenin onarımı sırasında üzerine düşen bir taşın altında kalarak ölür. İşte, tüm bu olaylar, tarihi İşhan kilisesinin “kanlı kilise” olarak anılmasına sebep olur.

Artvin Yusufeli Barhal Kilisesi

BARHAL KİLİSESİ

Kilise: İlçe merkezine 12 km. uzaklıkta, Altıparmak köy merkezinden, sol tarafa giden yolun, yaklaşık 2 km. yukarısındadır. Manastır, Vaftizci Yahya adına, 10.yüzyılda, II. Bağrat döneminde yapılmış. 16.yüzyıldan sonra ise camiye çevrilmiş ve günümüzde de cami olarak kullanımına devam ediliyor.

Kilise: üç nefli, bazilika planlıdır. Dıştan: 29 x 19 metre ölçülerine sahiptir. Aynı zamanda oldukça sağlamdır ve anıtsallığı dikkati çeker.

Biraz daha ayrıntılı bilgi vermek gerekirse, Barhal kelimesinin anlamını bilmek gerekir. MÖ.149-127 yılları arasında: Artvin ve çevresi, Arsaklı Devleti yönetimi altındadır. Bu dönemde, Barhal Çayı vadisine, Bulgar Türkleri yerleştirilir.

Kars bölgesinden gelip, buraları kendilerine yurt edinen Bulgar Türklerinin bir kısmı, Çoruh Nehrini geçerek, Yusufeli ilçesinde, bugünkü Sarıgöl hudutları bölgesine yerleşirler.

Buradan geçen çaya da, adlarını verirler yani Balkar/Bulgar/Barhal ismi.

Adana Aladağ

Adana Aladağ

 

Adana’nın Toros Dağları üzerinde bulunan İlçesidir. Adana’da “Aladağ’dan serin” diye bir söz vardır. Bu söz “vurdum duymaz insanlar” için söylenir. Ancak gerçekte, Adana ve yöresinin aşırı sıcak dönemlerinde Aladağ oldukça serindir. Hatta Aladağ ilçesinin girişindeki tabelada “Serin olun Aladağ’dasınız” yazar. Evet, Aladağ ilçesinin serin olmasının sebebi, sırtını dayadığı Aladağlardan gelir. Aynı zamanda, ilçe sınırlarından geçen Zamantı ırmağı da bu serinliğe katkı sağlar. 

Buranın turistik anlamda önemi, son yıllarda tespit edilen, Akören Kasabasındaki ören yeridir. Dört kilisenin bulunduğu bu bölgenin, antik dönemlerde, önemli bir yerleşim yeri olduğu ortaya çıkıyor. Özellikle: dinsel özelliklerin öne çıktığı düşünülüyor. İlginizi çekerse, gezilebilecek kalıntılar var.

Adana Aladağ

ULAŞIM

Adana’ya 105 km. uzaklıktadır. Bu uzaklık, binek araçlarla 90 dakika sürer. Ancak elbette kış şartlarında ulaşım biraz sıkıntı yaratıyor. Aladağ ilçesine en yakın ilçe İmamoğlu ise 60 km uzaklıktadır. Adana’ya ulaşım, bu ilçe üzerinden yapılıyor. 

Adana Aladağ

TARİHİ

Eski adı “Karsantı” dır. Ortaçağ’da Haçlı seferleri sırasında, bölgenin stratejik merkezi Barcıbert (Meydan kalesi) dir. Burada, Kilikya Ermeni krallığının askeri üssü bulunuyordu. Adana’dan Kayseri’ye giden kervan yolu Karsantı güzergahından geçerdi ve Aladağ bu noktada önemli bir geçit merkeziydi.

Bölge MS 12’nci yüzyılda Anadolu’ya gelen Türkmenlerin yurdu olmuştur. Oğuz boyuna ait “Üçoklar” ve Türkmen Beylerinden “Karaisa” bölgeye gelerek burayı yurt edinmiştir.

Selçuklu arşivlerinde, Anadolu’ya gelen bir kısım Türkmen aşiretinin, muhtemelen Aladağlar çevresine yerleştikleri bilinmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde

1572 yılında Osmanlı katipleri bölgeye gelerek yerleşik köylüler ve göçebelerin isimlerini defterlere kaydettiler. Bu kayıtlara göre, bölgenin en önemli idare merkezi “Meydan Mezrası” dır.

Diğer bir adı “Parsbit Kalesi” dir. 1808 yılında Menemenci Aşireti, Meydan kalesi eteklerinde, Karsantıoğulları aşiretiyle kanlı bir çatışmaya tutuşur. Karsantıoğulları yenilir ve bölge Karaisalı’nın idari alanı içinde kalır.

1860 yılında Adana valisi Halil Paşa, Karsantı’ya yaylaya çıkan Karahacılı aşiretini Sarıçam bölgesinde iskan ettirir. Yine aynı dönemde Aladağ yaylalarında yaylayan Yörükler, Çukurova’nın muhtelif yerlerine yerleşirler.

1865 yılında Osmanlı Reform Ordusu, Çukurova’ya gelir. Karsantı oğulları da sürgüne gönderilir ve göçebeler bu topraklara zorla yerleştirilir.

19’ncu yüzyıl sonunda ise, Aladağlar ve Karsantı yöresi, aynı zamanda, iç çatışmalar sonucu bulunduğu toprakları terk eden aşiret ve ailelerin sığınma yeri olur.

30 Mart 1920 tarihinde, Milli kuvvetler müfrezesi, Karsantı’ya gelir ve düşman askerlerini bölgeden atarlar. Sinan Tekelioğlu ve Türk birliklerinin Karsantı’ya girmesiyle, yöre halkı, Sinanpaşa’ya ve askerlere oldukça büyük sevgi gösterir. Fransızlar, Kilikya bölgesine kaçarlar. Karsantı yöresinde, Mansurlu kariyesinde Türkler ve Karaköy karinesinde ise Rumlar yaşardı. Türkler ve Rumlar, uzun yıllar dostane ilişkiler içinde yaşarlar. Rumlar demircilik ve el sanatları, Türkler ise hayvancılıkla uğraşırlardı.

Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra

Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi gereği, ilçede yaşayan Rumlar 1924 yılında Yunanistan’ın Selanik şehri yakınlarındaki Derya Piladi kentine yerleştirilir.

1973 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş, öncesinde Karaköy ismiyle Karaisalı ilçesine bağlıdır. 1987 tarihinde ilçenin ismi “Aladağ” olmuştur.

Aladağ tarihi denince, son bir not: 29.10.2016 tarihinde burada bulunan bir ortaokul düzeyindeki kız öğrenci yurdunda çıkan yangında, alevlerden kaçmak isteyen 12 kış öğrenci hayatını kaybetti, 22 öğrenci ise yaralı kurtuldu.

Adana Aladağ

GENEL

Aladağ, Yaşar Kemal’in başyapıtı “İnce Mehmet” in kol gezdiği topraklardır. Rakımı 1023 metredir. En düşük rakımı Çatalan barajında 130 metredir. En yüksek rakım ise, 3688 metre ile Demirkazık dağındadır. İlçe topraklarının % 97’si ormanlıktır. Bu ormanlık alanlarda 1108 bitki türü tespit edilmiş olup, bunlardan 26 tanesi sadece Aladağ yöresinde yetişir.

NE YENİR

Buralara yolunuz düşerse “kedi sıkması” yani ovalamaç denen yemeği mutlaka tatmalısınız. Saç ekmeği, beyaz peynir, soğan, domates, maydanoz ve biber kullanılarak yapılıyor. Kahvaltıda mutlaka bunu tadın. Bir de ince bulgurla yapılan “analı-kızlı” evet burada mutlaka tatmanızı önereceğim yöresel lezzetlerin başında bunlar geliyor.

ALADAĞ MESLEK YÜKSEK OKULU

Çukurova Üniversitesine bağlıdır. Üniversite yerleşkesine 100 km uzaklıktadır. Okul bünyesinde ormancılık bölümü ve madencilik ve maden çıkarma bölümü vardır.

Adana Aladağ

 

GEZİLECEK YERLER

Seyhan nehri üzerinde, Aladağ ve İmamoğlu ilçeleri arasında sınırı oluşturan “Boztahta köprüsü” nü geçerken yeşil ormanlar hemen dikkati çeker. Köprüyü geçince sol yana dönerseniz: Boztahta, Yüksek ören ve Topallı köylerini görürsünüz, ayrıca yeşil ormanlar içinde Çatalan baraj gölü manzarasını da izleyebilirsiniz. Eğer sağ yana dönerseniz: yeşil ormanlar ve simit şelalesi görülür. Karasu çayı üzerinde bulunan su değirmenlerini görebilirsiniz.

AKÖREN BELDESİ

Seyhan havzasında bulunan ve günümüzde Aladağ ilçesi sınırları içinde kalan Akören, Aladağ ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır.

Önce buraya neden Akören isminin verildiğine bakalım, 1375 yılında Ermeni krallığı bitince, bir dönem kapandı. Ramazanoğulları ve Osmanlı döneminde, bu tür tarihi yerler “Asarı atika” yani “Eski eser” denilerek kendi haline bırakılmıştır. Türkler, bölgedeki ikamet yerlerini ele geçirdiklerinde, buralara terk edilmiş ve yıkılmış şehir anlamında “Akören” ismini verirler. “Ak” büyük ve “Ören” ise harabe şehir anlamına gelir.

Akören, günümüzden 1500 yıl önce yapılmış muhteşem bir antik kenttir. Burası bir Roma köyüdür.

Burada günümüzde görülen yapılar Bizans döneminde yapılmış, Ermeniler tarafından da kullanılmıştır. Burada bulunan kiliselerin, 1198 yılında inşa edilen Agner manastırının bir parçası olarak kullanıldığı düşünülüyor. Akören beldesine en yakın köyün ismi Eğner köyüdür.

Akören beldesinin içinden geçerek, yaklaşık 1.5-2 km ilerideki ören yerine ulaşılır. Yani, ören yerine kadar araçla gitmek mümkün değil, biraz yürümek ve hatta tırmanmak gerekiyor. Ama, kalıntılar o kadar sağlam olarak günümüze gelmiş ki, inanın yorgunluğunuza değecektir.

Akören beldesi

Akören-1 (Gövören) ve Akören-2 diye adlandırılan iki yerleşimden oluşmaktadır. 1994 yılında burada bulunan iki yazıt incelenmiştir.

Yazıtlardan biri kuzeydeki kilisenin güneydoğu köşesinde olan bir blok üzerinde görülen yazıttır. Adağın hangi tanrıya yapıldığı, yazıtın ilk satırının kısmen tahrip olması nedeniyle anlaşılamamıştır.

Adağı yapanların büyük bir kısmının Kilikya Bölgesinde çok sık rastlanılan yerli halk isimleri olan Tarkondimotos ve Pilava gibi adlar taşıdıklarını ve bazılarının kendilerini Anarbasi yani Anazarboslu olarak tanımladıkları görülür.

Yazıtın birinci satırında verilen 101 yıl sayısı, MÖ 19 yılında başladığı bilinen Anazarbos takvimine göre MS 82 yılına tarihlenmektedir. Bu aynı zamanda Akören’de bugüne kadar bulunan 14 yazıt içinde en erkene tarihlenendir. Böylece bu yerleşme yerinin en azından MS 1 yüzyılın son çeyreğinden itibaren iskan edildiğini gösterir.

Akören’de bulunan ikinci yazıt bir mezar evinin batıya bakan girişi üzerindeki mezar yazıtıdır. Böylece Anazarbos’un kuzeybatı sınırının buraya kadar geldiği görülür. Akören’de 1996 yılında incelenen 2 yeni yazıt ile birlikte burada bulunan toplam yazıt sayısı 24 olmuştur.

Adana Aladağ Gövören

           

Gövören (Akören-1)

Bu kısım, köyün 1-2 km kadar üst tarafında, güney batı yamacındadır. Bulgulara göre, burada Bizans döneminde inşa edilen 30-40 kadar taş ev bulunmaktadır.  

Ayrıca, köy merkezinde bir kilise bulunuyor. Kilisenin kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı bilinmiyor. Ancak Bizans döneminde kilisenin tamir yani restore edildiği biliniyor. Yani, yapının Bizans dönemi eseri olduğu hemen dikkati çekiyor. Ancak daha sonra Ermeniler tarafından kullanılan yapı, Agner manastırı olarak isimlendiriliyor ve ismini yakınındaki Egner köyüne vermiştir.

Dimdik ayakta duran duvarlara ve giriş kapısı ile muhteşem bir dini yapıdır. Aslında, söylenenlere göre, kilisenin tavan kısmı da, 1950-60’lı yıllara kadar sağlammış, ancak kaçak defineciler tarafından tahrip edilmiş.

Dar sokak aralarında, birbirine bitişik evlerin arasındaki bu kilise, üç kubbelidir.

Kilisenin uzunluğu 18 metre ve eni 14 metredir. Yapı, iri kesme taş blokları birbiri üstüne oturtarak ve horasan harcı desteğiyle yapılmıştır. İç salon kısmında, 500 kişinin aynı anda ibadet edebileceği değerlendirilmiştir.

Kilisenin güney kapısının üstünde kalker taşından yapılmış bir konsol var, bunun üstünde “572” tarihi yazılıdır. Kilisenin giriş kapısının yanında, iki tane taş sütun var, sağ yandaki taş sütun üzerinde haç simgesine benzer bir görüntü ve iç kısmında Latince yazılar var. Sol yandaki taş sütunun üzerinde ise, yine haç ve çevresini süsleyen geometrik çizgiler görülüyor.

Evet, kilisenin ana kapısına yaklaştığınızda, sol yanda üzerinde Latince yazılar olan bir pencere göreceksiniz. Ancak kilisenin iç kısmı tam bir harabe, çevre duvarları oldukça sağlam olmasına rağmen doğu kısmındaki apsis bölümünde belirgin çatlaklar var.

Burada günlük yaşama ait çeşitli taşlar ve yağ yapımında kullanılan bir taş ilgi çekmektedir.  

Adana Aladağ Akören-2

Akören-2

Burası “Kayabaşı” olarak isimlendiriliyor. Bu bölümde de yan yana sıralanmış 50 kadar ev olduğu görülüyor. Güney batısında ise, kiliseye ait bir haç bulunuyor. Ayrıca birçok yazıt var, bunların bir tanesinde “MS 525” yazılıdır. Kuzey kısımda ise, ikinci bir kilise var.

Ancak bu kilisenin yapılış tarzı, diğer kiliseden farklıdır. Yani bu bölünde iki tane kilise mevcuttur. Kilisenin batısındaki duvarın önünde, haç ve dekoratif motiflerle süslenmiş iki tane kesme taş, dikili taş vardır. Ayrıca Bizans döneminden kalma, büyük ve ihtişamlı bir mezarlık bulunuyor. Bu mezar odası kalker taşından yapılmıştır.

Adana Aladağ Kral Mezarları

 

Kral Mezarı

Beldenin kuzey doğusunda, tepenin bitimine yakın bir yerde kral mezarı özellikleri gösteren bir yapı bulunuyor. Giriş kapısının üzerindeki kitabede Latince yazılar var. Oldukça sağlam durumdaki kral mezarının giriş yerindeki kitabede yazılanlar okunmadığından daha doğrusu çözümlenemediğinden, burada yatan kralın ismi, kimliği bilinmiyor. Mezarlıktaki ve kilise duvarlarındaki yazıtlarda, MS 525 tarihi görülür, mezar odaları görülmelidir.

 

Eğner Köyü

Roma dönemi yerleşim merkezidir. Su kaynaklarının bolluğu ve Seyhan Havzasındaki yolların kavşağı olması sebebiyle, oldukça rağbet görmüş bir yerleşimdir. 1988 tarihinde, Eğner köyü merkez mahallesinde, büyük bölümü toprak altında olan bir Roma hamamı tespit edilmiştir.

Yine köyün çakırlar mahallesinin kuzeyinde Burgaçbükü mevkiinde, Eğner-Akören sınır köprüsü kalıntıları bulunmuştur. Köprünün kemer kısmı kısmen yıkıktır. Ancak ayakları ve doğusundaki taş döşeli yolu sağlamdır. Eğner’de bunlardan başka Ortaçağa tarihlenen bir köprü ve su kemerleri de tespit edilmiştir.

 

İŞA KALESİ-EĞNİ GÖZÜ

Eğni deresini oluşturan Eğni kaynakları üzerindedir. Yani, buraya araçla ulaşmak mümkün değil, aracınızı bırakıp orman içinde bir süre yürümeniz gerekiyor.

Kalenin dış surlarının bir kısmı yıkılmış, dış cephesi dörtgen taşlarla kaplanmış, duvarların yapımında ise yontulmuş taşlar kullanılmıştır. Kalenin doğu tarafı, tamamıyla uçurum olup, yerden yüksekliği yaklaşık 110 metredir.

Bu kalenin karşısındaki taşlık tepe, köylü tarafından İslam kalesi olarak nitelendirilir. Kuzey tarafında Karanfil dağı, güneyinde ise Eğni gözü yaylası vardır. Söylentilere göre: İşa Kalesi ve Tamrut (Alişe kale) birbirine bağlantılıymış. Savaş ve olağanüstü durumlarda buradaki nöbetçi askerler ateş yakarak birbirleriyle haberleşiyorlarmış. 

 

BÜYÜK SOFULUK KÖYÜ

Köyün tarihi Roma dönemine kadar uzanıyor ve Roma döneminde köyün ismi Midillidir. Nüfusunun 60-70 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Türkler Anadolu’ya geldikten sonra, şehrin ismi bir dönem “Çeceli” olarak anılmıştır.

Köyde yaşam belirtilerinin tekrar oluşması, uzun yıllar önce Adana ilinin Sofular beldesinden birkaç sülalenin buraya gelip yerleşmesiyle olur. İsmini “Büyük Sofulu” koyarlar. Köye bu ismi kimin ve neden verdiği bilinmiyor. Köyde günümüzde 400-500 kişi yaşıyor.

Adana Aladağ Uzunkuyu-Kayabaşı

 

UZUNKUYU-KAYABAŞI

Kayabaşı, nüfus kaybı nedeniyle, Uzunkuyu köyüne bağlı bir sokağa dönüşmüştür. Yani Uzunkuyu köyü, iki parçadan oluşmaktadır. Uzunkuyu ismi, köyün meydanında bulunan tarihi kuyudan almıştır.

Tarihi siteleri, kiliseleri ve mezarları ile ünlüdür. Burada özellikle bir kilise tarihi açıdan önem kazanıyor.

Kayalık bir platform üzerine inşa edilmiş kilisenin taşları, kesme taş olup blok halinde kullanılmıştır. Bindirme tekniğiyle yapılmıştır. Ancak zaman içinde yapılan restorasyonlarda değişik taş ve örgü stilleri kullanılmıştır. Kilisenin apsisi (kilisenin en kutsal bölümü, adak odası da buradadır) tamamen yıkılmıştır.

Ancak güney duvarı ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Tüm duvarlar pencere hizasına kadar sağlamdır. Bazı taşlarda geometrik şekiller ve bitki şekilleri olan süslemeler ve haç motifleri görülür. Yapının ana dokusunda kullanılan düzgün taşlar, halen binanın dibinde dağınık biçimde durmaktadır.

Evet, Kayabaşı bölümünün tarihi oldukça eskilere gitmektedir, hatta burada bir yeraltı şehir kalıntıları da bulunmaktadır. Söylenenlere göre, eski dönemlerde buralarda yaşayan kavimlerin banka ve darphane gibi yerleri, burada bulunuyormuş.

Adana Aladağ Yeniköy/Mazılık köyü Harabeleri

YENİKÖY/MAZILIK KÖYÜ HARABELERİ

Akören kasabasının kuzeyinde yükselen Mazılık dağının eteğinde kurulmuş Mazılık köyü: Kozan ilçesine 32 km, Aladağ ilçe merkezine 8 km uzaklıktadır. Rakım 750 metredir. Köy, 1928 yılından beri aynı ismi taşımaktadır.

Mezarları, kilise kalıntıları taş işçiliği, revaklar ve avluları, su sarnıçları, taştan su kuyuları hemen dikkat çeker. Köyün içme suyu, günümüzde köyün içinde bulunan tarihi kuyulardan elde edilmektedir. Ancak bu kuyuların suyu, yazın biter ve Belediye araçlarıyla kuyulara su takviyesi yapılır.

Özellikle köyün güneybatısında, 1 km uzaklıkta, 6’ncı yüzyıla ait büyük bir kilise ve su sarnıcı kalıntısı vardır.

Kilisenin 3 tane, aynı büyüklükte penceresi bulunur. Kilisenin kubbeleri, dıştan bakıldığında üçgen biçimde şekillendirilmiştir. İki kapı, kuzey ve güney taraftadır. Kapıların üstünde, yuvarlak pencereler görülür. Kilisenin altında, kubbeli bir giriş vardır. Bu giriş, kendiliğinden oluşmuş olan mağaraya açılır.

Kilisenin güneyinde, kilise ile aynı döneme tarihlenen büyük bir yapı vardır. Bu yapıtın şekli ve konumu dikkate alındığında, kilise ve mağaranın neden burada bulunduğu anlaşılamaz. Büyük bir olasılıkla o dönemde burada çok saygı duyulan bir yer vardı.

Adana Aladağ Masiret Ovası Kalıntıları

MASİRET OVASI KALINTILARI

Masiret’in eski adı “Masaran” dır. Osmanlı Tahrir Defterine, bu isimle kaydedilmiştir. Masaran: üzümden şarap yapılan ve yağ yapılan yerler için kullanılmıştır. 

Masiret olarak isimlendirilen burada, giriş kısmındaki ören yerinde birçok hane, kilise ve mezar kalıntısı görülmekte olup, bir zamanlar burada büyük bir yaşam olduğuna inanılır. Burada bulunan mozaiklerden, buranın çok değer verilen bir yer olduğu anlamı çıkarılır. Masiret ovası tepelerinde mezarlar var. Üzerindeki yazıları mutlaka görün. Yel değirmenleri ve taş dinkleri var.

Adana Aladağ Gireği-Yeniköy Kalesi

   

GİREĞİ-YENİKÖY KALESİ

Aladağ ilçe merkezine 6.7 km uzaklıktadır. 1950’lere kadar Akören beldesine bağlı mahalle iken, daha sonra köy olmuştur. Vadi içindedir, arazisi düz değildir.

Gireği, pazaryeri anlamına gelir, burası 1924-1925 yıllarına kadar bir Pazar yeri konumundadır. Daha sonra nüfus mübadelesiyle birlikte, Rumlar bölgeden ayrılınca, Pazar olayı bitmiş ve köy tamamen Türkleşmiştir. Köyde yaşayan yaşlıların anlattıklarına göre, Türkler ve Rumlar, köyde uzun zaman birlikte yaşamışlar ve çok iyi geçinmişlerdir.

Tarihi kral mezarları kalıntıları, kilise kalıntıları, katakompları görmelisiniz. Köyün kalesi Roma dönemi yapısıdır. Gireği Yeniköy kalesi, 1’nci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Kalıntılar çok iyi korunmuş görülür. Kalıntılardan bu bölgenin önemli bir yerleşme alanı olduğu düşünülmektedir. Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerine tarihlenir.

Adana Aladağ Ağcakise Anıt Ağacı

AĞCAKİSE ANIT AĞACI

İlçe merkezine 2 km uzaklıkta Ağcakise yaylasındadır. Burası çok eski dönemlerden bu yana yayla ve ekim alanı olarak kullanılmıştır. Bu durum Osmanlı Tapu Tahrir defterlerinde kayıtlıdır. Burada bulunan anıt ağaç, koruma altına alınmıştır.

Adana Aladağ Meydan Yaylası Kalesi

MEYDAN YAYLASI KALESİ

İlçe merkezine 12 km uzaklıktadır. Kale Kızıldağ yaylasına 5 km ve Kalkat yaylasına 8 km uzaklıktadır.

1563 metre rakımlı tepe üzerinde, 1500 metre kare alan üzerine kurulu bulunan kale ilgi çeker. Büyük dağ silsileleri tarafından yüzük şeklinde kuşatılmıştır. Kale burçlarının bir tanesi, yarımay şeklinde öne çıkmaktadır. Surların bazı bölümleri yıkık vaziyettedir. 

Güneybatısında, iki tane gizli odacık vardır. Kalenin en dıştaki kısmı, dörtgen taşlarla örülmüştür. Kıyı kısımlarının bir bölümü yıkılmıştır. Üç bölümden oluşan bu kale, çevre duvarları, burçları, pencere ve kapıları, mimari özellikleri ayrı bir güzellik oluşturur.

Adana Aladağ Küp Şelaleleri

     

KÜP ŞELALELERİ

Öncelikle bilmenizde yarar var, Küp şelalelerini ziyarete giderseniz, mutlaka yanınıza mayo, havlu, terlik alın, yoksa oraya gittiğinizde, şelalelerin altına girenleri görüp özeneceksiniz.

Evet, Şelaleler, Aladağ ilçe merkezine 37 kilometre uzaklıkta Küp mahallesindedir. Eğer buraya Adana’dan gelmek isterseniz, Adana’ya uzaklık 120 km dir. Yukarıda da belirttiğim gibi, sadece son 25 km sorunludur.

Şelaleler: yaklaşık 1.5 km lik bir kanyon içindedir. Küp şelalesi uzun yıllardır akmasına rağmen, yolunun yeni yapılmış olması nedeniyle turistik önem kazanmıştır. Ancak her ne kadar ilçe merkezine 37 km dense de, yolun büyük bölümü yani son 25 km lik bölümü oldukça kötü, toprak yani taşlık ve tozlu, bu yüzden ulaşım halen sıkıntılı. Umarım bu toprak ve taşlı yol, en kısa zamanda yapılır.

İsmi neden “Küp”?

Çünkü yüzlerce metrelik oyuktan yere dik olarak akan su, dış çemberinin topraktan yapılan ve içinden soğuk su içilmesine yarayan su kaplarına benzediği için “Küp” olarak isimlendiriliyor. Halk dilinde, topraktan yapılan bu testilere küp deniyor.

Şelaleler “Zamantı ırmağı” üzerinde bulunuyor. Zamantı ırmağı, Seylan nehri ve havzasını besleyen iki ırmaktan biridir. Zamantı ırmağı, Kayseri Pınarbaşı ilçesinde Uzunyayla denen yerde 1500 metre yükseklikten doğar ve derin bir boğaz olan Zamantı Vadisi boyunca akar, Aladağ ilçesinin Akiner dağı yamaçlarında Göksu ırmağı ile birleşerek Seyhan nehrini oluşturur.

10 şelalenin ortak özelliği, suyun aktığı yüzeylerin yeşil bir yosun örtüsüyle kaplı olmasıdır. Yine bir farklılık, her bir şelalenin debisi farklı olduğu için, bu farklılığa bağlı olarak çıkarttıkları sesin yani melodinin farklı olmasıdır. Farklı seslerin ortak noktası ise, dinlerken çok sesli bir güzellik yaratmalarıdır.

Adana Aladağ Küp Şelaleleri

 

Şelalerin gezilmesi

Toplam 10 şelale, yaklaşık 700-800 metrelik bir alan üzerindedir. Ancak bu alan, doğal olarak oluşmuş bir boru görünümlü bir sarkıtı andıran yerde, şiddetli bir su aktığını görüyorsunuz.

İlk şelaleden sonra hafif bir yokuştan çıkarak ikinci şelaleye ulaşabilirsiniz. İkinci şelale, ilk şelaleye göre biraz daha güçlüdür.

Çevrede merdivenler ve köprüler vardır.

Yürüyüş esnasında, dünyanın en güzel seslerinden biri olan su sesini duyacaksınız, dik kayalardan süzülen billur gibi suları göreceksiniz. Suya girmek isterseniz, biraz cesaret gerektiriyor.

Çünkü bu bölgede, nehirdeki suyun hızı oldukça fazla ve yüzme imkanı yok, yine de suyun altına girmek tam olarak mümkün olmasa da girip ıslanabilirsiniz. Yüzlerce metre yükseklikteki dağın içinden açılmış boşluktan hızla aşağıya akan su, yere 90 derece dik açılı olarak iniyor, çapı 2 metreye yakın boşluktan yere dik olarak akan suyun tazyik ve soğukluğu inanılmaz.

Evet, şelalelerin bulunduğu vadide yürümeye devam edip, özellikle görmenizi önereceğim bir yer var. Güneye doğru yaklaşık 300-350 metre yürüdüğünüzde, bir tünelle karşılaşacaksınız. Zamantı ırmağının binlerce yıllık mücadelesi sonucu oluşmuş bu tünel, dünyada eşine az rastlanır bir doğa harikasıdır.

Tünelin uzunluğu 20 metre, genişliği ise 3 metre, yüksekliği ise 5 metredir. Su tünelin içinden hızla akıyor ve bu tünelin içinde suya girip, karşıya yüzmek gibi bir istek kesinlikle mantıklı değil. (bir ara not; 2018 yılında 6 genç insan bu tünele girip yüzmeyi deniyorlar, 3 tanesi kendi imkanlarıyla kurtuluyor, ama kalan 3 tanesi boğularak vefat ediyor.) Evet, bu tüneli, bu doğa harikasını sadece seyredin, zaten tünelin içindeki suyun akış şiddeti yanında, tünelin aşınmış yan yüzleri de tehlikelidir. Bu tünelin, bitiminde suyun aktığı yerde, suyun altına girip serinlemek mümkündür.

 

Ne yapılabilir

Şelalelerin çevresinde yaklaşık 5 kilometrelik bir kolay yürüyüş parkuru var, şelalelerin bulunduğu vadide ise 700-800 metrelik bir yürüyüş yapıp, tüm şelaleleri görebilirsiniz. Ayrıca, küçük göletlerde yüzebilirsiniz.

Adana Aladağ Madenli Köyü

MADENLİ KÖYÜ

Köyün ismi, buradan çıkarılan kömür madeninden gelir. 1970’li yıllarda burada linyit kömür madeni bulunmuş ve uzun yıllar çalıştırılmıştır. Ancak günümüzde maden ocakları atıl durumdadır.

Köy, Çukurova ve Toroslar arasındaki geçiş yerinde kuruludur. Eğimli bir arazi yapısı vardır. Köyün ilçe merkezine uzaklığı 18 km dir.

Kilise kalıntıları, tarihi mozaikler, kral mezarları koku taşları, taştan oyma küpler, dibekler ve yeraltı mağaraları. Madenli köyünde, bir okula ati bahçede mozaik taban örtüsü bulunmuştur. Çocukların oyun alanı olarak kullandıkları yerde, toprağın 25 cm altında bulunan taban mozaikleri, çıkarılarak sergileneceği günü bekliyor.

Bu mozaiğin zarar görmemesi için üzeri kapatılmıştır. Ayrıca yine madenli köyünde: değerli taş aletlerin ev ve duvar yapımında kullanıldığı görülür. Özellikle oldukça büyük bir taş tekerlek: bahçe duvarı olarak kullanılmıştır. Köylülerin sokuları yani taştan yapılan büyük havanları, kendileri ve ahırlarındaki hayvanların kullanımına soktukları, üzerinde kilise duvar süslemeleri bulunan taşları evlerinin duvar yapımında kullandıkları belirlenmiştir.

Köylüler, köyün ortasından geçen dere yatağını da, toprak altından çıkardıkları eski taşlarla yaptıklarını söylüyorlar.

Evet, inanılmaz bir yer, adeta tarih fışkırıyor, bu köyde çocuklar tarihi değirmen taşlarını oyunlarının bir parçası, tarihi mezarları ise, oyunlarında ev olarak kullanıyorlar. Hatta, Madenli köyü sakinleri, yıllardır köye define arayıcılarının geldiklerini ve altın aradıklarını belirtiyorlar.

Adana Aladağ Hotalan Harabeleri

HOTALAN HARABELERİ

İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır. Burada “Hotalan gözetleme kulesi” denen tarihi bir yer var. Posyağbasan köyündeki bu kule: araziye hakim kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. Kalker taş örgülü, tonozlu, tek mekanlı ve horasan harçlıdır.

Girişi batı tarafındandır. Muhtemelen bu yönden, üst kata geçişi sağlayan bir merdiven bulunuyordu. Yapı, doğu yönünde ovalleşir. Yapının iç ölçüleri, doğu batı uzantısında yaklaşık 9 metre, kuzey güney doğrultusunda ise 6 metredir. Girişte halen orijinal kapı sürgüsü deliği durmaktadır.

Adana Aladağ Dünyadibi Tarihi Kalıntıları ve Kitabeleri

DÜNYADİBİ (POSYAĞBASAN) TARİHİ KALINTILARI VE KİTABELERİ

Köy küçük bir tepenin üzerinde kurulmuştur, ancak çok büyük bir ovaya sahiptir. Köyün kuruluşu 150-170 yıl öncesine kadar gitmektedir. İlçe merkezine uzaklığı 40 km dir. Adana il merkezine uzaklığı ise 95 km dir.

Adana Aladağ Tamrut-Alişe Kalesi
Adana Aladağ Tamrut-Alişe Kalesi

         

Tamrut (Alişe) Kalesi

İlçe merkezinin batısında, Eğlence suyunun vadisi girişinde Posyağbasan köyündedir. Adana il merkezine 54 km ve Aladağ ilçe merkezine 24 km uzaklıktadır. Muhtemelen 1193 yılında yapıldığı düşünülür. Aynı bu köyde bulunan diğer yapı kalıntıları değerlendirildiğinde, burada orta çağ döneminde bir derebeylik olduğu kanısına varılmaktadır. Kale: Karsantı vadisini çevreleyen sert kayalar üzerine ovaya hakim bir noktada kurulmuştur.

Adana Aladağ Tamrut-Alişe Kalesi

 

Kalenin dış surları, kayaların yapısına göre, birden fazla kıvrım gösterir. Surlar, kabaca kesilmiş dörtgen taşlarla örülmüş, bazı blok taşlar dışa çıkıntılı şekilde yerleştirilmiştir. Kuzeybatı yönüne sur örülmemiştir, bu bölümde kayalık yapıdan yararlanılmıştır. Kalede 4 tane burç vardır. Bunlardan iki tanesi, girişin her iki yanında bulunur. Üçüncü burç, hemen güney ucunda ve dördüncü burç ise güneydoğudadır.

Güneydoğudaki bu burç içinde, üstü tonoz örtülü sarnıç vardır. Kalenin gözetleme birimleri, iç bahçeye normal, dış tarafa ise mazgallı olacak şekilde inşa edilmiştir. Kuzey ve güneydoğu yönünde,  tonoz örtülü, iki katlı mekanlar bulunur. Kalenin girişi, güney batıdadır. Giriş kapısını, her iki taraftan destekleyen, bir daire şeklinde kule bulunur. Kapı ve kapının çevresi özel taşlarla örülmüştür.

Kapının üstünde, dış cephede, kalker taşından yapılmış, yazılı kitabe vardır. Ancak bu yazının içeriği tam olarak çözülememiştir. Çünkü kalenin başka bölümlerinde, bu tür bir yazı örneği yoktur. Kalenin içindeki mekanlar, zirvenin kenarına inşa edilmiş, kalenin iç kısmı boş bırakılmıştır. Kalenin içinde doğu tarafında küçük bir kilise vardır.

 

ACIMAN YAYLASI VE ACI/SARI SU:

Sarı su diye bilinen şifalı su, o yöreye gelerek kamp kuranlar, mide, bağırsak ve böbrek, hastalıkları cilt hastalıklarına iyi gelir. Su nasıl içilmelidir. Sabah akşam yarım çay bardağı dozajında içilmeli ilk 3 gün hafif baş ağrısı, baş dönmesi yapabilir, bu olay tamamen geçicidir, 3 günden sonra böyle bir ağrı kalmaz. Geçirdiği hastalıklar en az 21 gün kalmak şartıyla tamamen tedavi eder. İliç gibi geçici tedavi etmez, unutmayınız. Acıman yaylasında kükürt yolu üzerinde yürüyerek yedi göllere çıkın.

Adana Aladağ Sarı Çiçek
Adana Aladağ Sarı Çiçek

 

SARI ÇİÇEK:

İlçe merkezine bağlı Ceritler köyündedir. Osmanlı Tahrir Defterinde buranın ismi “Sarı Buğet” olarak geçer. Buraya araçla ulaşmak mümkün değil, sadece yürüyerek yaya olarak ulaşabilirsiniz, zaten sanırım bu yüzden kilise yapısı sağlam kalmış.

Dağ ve ormanlar arasında kalmış, dar vadinin hemen kuzeyindeki dağ yamacına kurulmuştur.

Burada bir kilise bulunur. 12 ve 13’ncü yüzyılda yapıldığı tahmin edilen, üç katlı bu kilisenin duvarları, alt katta kalan odalarının sağlam olduğu görülür. Bizans’ın son dönemlerine ait olduğu düşünülmektedir.

Adana Aladağ Kızıldam Köyü

  

KIZILDAM KÖYÜ:

Köy Doğan çay yamacında kurulmuştur. Köy tarihi bir yerleşim yeridir. Ancak yeterli araştırma yapılmamıştır. Kızıldam köyü ve civarı: İlçenin 15 km batısında ve Seyhan nehrinin batı yakasında bulunan Kızıldam köyü ve civarında, Roma-Bizans devri yerleşmesi vardır.

Burada Roma devrine tarihlenen bir adak yazıtı, birinin girişinde oldukça silik durumda bir yazıt bulunan iki mezar evi, ana kayaya oyulmuş bir lahit teknesi ve kapağı ile bir kilisenin apsis kalıntısı ve aynı kiliseye ait bir yapı yazıtı bulunur. Aynı köye bağlı Körmesut mahallesi girişinde, Roma devrine ait üç mezar evi vardır. Bu mezar evlerinin yazıtları incelendiğinde, bu mezar evinin MS 154 yılına tarihlenmektedir.

Adana Aladağ Kapuzbaşı Şelalesi
Adana Aladağ Kapuzbaşı Şelalesi
Adana Aladağ Kapuzbaşı Şelalesi

 

KAPUZBAŞI ŞELALESİ:

Aladağ ilçesinde, ilçe merkezine 55 km uzaklıkta Kapuzbaşı köyü sınırları içindedir. Kayseri Yahyalı’ya 60 km uzaklıktadır ve her iyi yoldan ulaşım mümkündür. Yollardan biri yani 65 km olanı: Yahyalı-Dikme-Çamlıca-Ulupınar-Kapuzbaşı olarak gider.

Diğer yol ise: Yahyalı-Dikme-Delialiuşağı-Yeşilköy-Balcıçakırı-Kapuzbaşı güzergahıdır ki, bu yol da 55 km sürer. Bazı kaynaklarda, Kapuzbaşı şelalelerinin Kayseri Yahyalı’ya ait olduğu gösterilir çünkü Yahyalı’nın Kapuzbaşı köyünde bulunuyor.

Şelale, Türkiye’nin en yüksek ve dünyanın ise ikinci en yüksek şelalesidir. İrtifa akışı 76 metredir. Uganda’da bulunan Victoria şelalesinin ise 100 metredir. ABD bulunan Niagara şelalesinin 55 metre, Finlandiya’da bulunan İmatra şelalesinin 25 metredir.

Şelalenin aktığı yerin rakımı 700 metredir. Aladağ zirvelerinde Aladağ-Aksu çayları, eriyen kar ve buzul suları ile beslenir. Aslında Kapuzbaşı, bir şelaleler takımıdır, yani 3 tane yan yana olmak üzere toplam 7 tane şelale akıyor. Şelale çevresinde, bungalov tipi tesisler bulunuyor.

Bunlarda: çay kahve içebilir, manzaraya karşı yemek yiyebilirsiniz. Ayrıca piknik alanı var. Konaklamak da mümkündür. Burayı ziyaret eden birçok kişi, burada kamp yapıyor. Çadır düşünmeyenler bungalov tipi evleri de konaklamak için kullanabilirler.  

 

Muğla Milas

Muğla Milas

Kaptan Cousteau, Gökova ve Mandayla körfezlerindeki kıyıları gördükten sonra, “Dünyada cennet arayan, Gökova’da bulur” demiş. Ama, yalnızca cennet değil, Milas yöresi tam bir tarih hazinesi. Ben buraya gittiğimde, özellikle: Uzunyuva ve  Gümüşkesen mezar anıtı ve Müzeden etkilenmiştim. Tarihi atmosferi sevenler için, mutlaka zaman ayrılması ve gezilmesi gereken bir yer.

ULAŞIM

Uluslar arası Milas hava alanı, bu bölgeye ulaşımın en kolay yolu. Hava alanı, ilçe merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Kara yolu ile gelmeyi düşünenler için ise: gerek Aydın ve gerekse Söke üzerinden, buraya ulaşmak mümkün.

Muğla Milas

TARİHİ

Kentin kuruluşunun, MÖ.1000 yılına kadar uzandığı düşünülüyor. Bölgede, önceleri Karia ve daha sonraki dönemlerde ise, Menteşe Beyliğine başkentlik yapmıştır.

İlçenin, antik dönemdeki ismi: Mylasos ya da Mylasa. Karia bölgesinin ulusal tanrısı Zeus Karios Mabedi; bu bölgede bulunuyor ki, o dönemde Karialıların bir haç yeri gibi imiş.

Karialılar

Savaşçı milletti. Kalkan ve sorgucu bulmuşlardı. Denizlerde  de çok üstündüler. Korsan olan bu ırk; MÖ.7.yüzyılda, Mısır kıyılarına kadar inerler. Aynı yıllarda: Lidyalıların yanında, Pers savaşlarına katılırlar.

Lidya kralı Giges: kutsal emanet olarak saklanan, Herakles’in “Altın Savaş Baltası”nı; Karialılara hediye eder. Onlar da baltayı; Karya, Lidya ve Mysia’nın ortak haç yeri olan, Milas yakınlarındaki; biraz önce sözünü ettiğim, Zeus Karios Mabedine gömerler.

Zaten, Labranda’daki bu kutsal alana giden kutsal yolun başlangıç bölümü: Milas şehrinde, günümüzde “Baltalı Kapı” olarak tanınan ve alınlığında çift yüzlü Karya Baltası (Labros) bulunan kemerli anıtsal kapıdır.

Evet, tarihi süreç incelendiğinde: Mylasa isimli kentin, Karya bölgesinin batısındaki en büyük ve önemli kentlerden biri olduğu görülüyor. İsmindeki “Asa” eki: çok eski bir yerleşim yeri olduğunun ifadesidir. Şehir: MÖ. 450-440 yılları arasında: Attikadelos deniz birliği üyesidir. MÖ. 1’nci yüzyılda, şehrin liderliğini yapmış olan Euthydemos ve Heybreas adında iki önemli kişi yetişmiştir.

Tarihçi Strabon’a göre: Mylasa, iç Karia’nın 3 önemli kentinden biridir. Diğerleri ise: Alabanda ve Stratonikeia. Mylasa: MÖ.5.yüzyılda: İonia ayaklanmasına ve Pers ordularına karşı, bölge şehirlerinin direnişine katılır.

MÖ. 446 yılında, Berymdon Savaşından sonra: Pers hakimiyetinden kurtulurlar ve Attika Delos Deniz Birliğine katılırlar.

Mylasa

Diğer Karia kentleri gibi, MÖ.334 yılında, Büyük İskender tarafından, Karia kraliçesi Ada’ya teslim edilir. (Bu prensesin lahdi: belki dikkatinizi çekmiştir, Bodrum Kalesinde bulunmaktadır.)

Şehir: MÖ.129 yılında, Roma’ya bağlanır. Takip eden Bizans döneminde ise, piskoposluk merkezi haline gelir. MS.4.yüzyıldan sonra: şehir, yavaş yavaş önemini kaybeder. 5.yüzyılda, şehirde, küçük bir Hristiyan topluluğu olduğu görülüyor. 5.yüzyılın ikinci yarısında: Roma’dan gelerek, şehirde, Hristiyanlık için çalışan ve kızlar için manastır açan Kseni isimli, ünlü bir rahibenin yaşar.

Tarihi süreç incelendiğinde: 13.yüzyılda, Milas yöresi, Menteşe Oğulları Beyliği döneminde, Beylik merkezi olarak kullanılır. 17.yüzyılın ikinci yarısında, Milas bölgesine gelen Evliya Çelebi: ünlü Seyahatnamesinde, Milas için şunları yazar: Milas, Sodra dağı eteklerinde, 1000 kagir evin, tütünü ve narenciyesi bol, Şeyh es Şüşteri adlı evliyanın yaşadığı yer”

Şeyh Şüşterinin mezarı: günümüzde, Atatürk bulvarının tam ortasındadır. Mezar kaybolmasın diye, bir mermer üzerine adı yazılarak dikilmiştir.

İlçenin her yanı: mermerlerle kaplı. Doğal olarak, mabetler kenti adını almış. Milas sınırları içinde, 27 antik kentin kalıntılarını görmek mümkün. Özellikle: İasos, Labrabda, Euromos ve Heraklia öne çıkıyor ve bu şehirlerin kalıntıları ziyaret edilebilecek potansiyelde.

Takip eden dönemde, bölgede: Karialılardan sonra, Bizans, Selçuklu, Menteşe Beyliği ve Osmanlılar egemen olmuşlardır.

Milas isminin kaynağı: rüzgarlar  tanrısı Ailos’un soyundan gelen “Mylasos”dan gelmektedir.

Muğla Milas

GENEL

Milas: her ne kadar 27 antik kenti barındırarak, tarihi çekiciliğini öne çıkarsa da, doğal zenginliklerde barındırmaktadır. Milas yöresinde, iki göl var. Biri Bafa ve diğeri Tuzla gölleri. İkisi de denizden kopmuş, ikisi de tuzlu ama kuş zenginliği açısından büyük önem taşıyorlar.

Bafa gölü; Milli park olarak ilan edilerek koruma altına alınmış. Binlerce kuş barınıyor. Güllük deltasında ise, Tuzla sulak alanı bulunuyor. İlçe merkezine, 23 km. uzaklıkta, Sırtlandağı mevkiinde bulunan “Halep çamı” ormanı, tabiat koruma alanı olarak koruma altına alınmış. Çünkü: bu tür orman çok az yerde bulunuyor. Bu alanda: 40-50 yaş gurubu, Halem çamlarından oluşan bir orman var.

Muğla Milas Halıları

MİLAS HALILARI

Milas: Türkmen boylarının en eski yerleşim yerlerinden birisidir. Bunun doğal sonucu olarak, burada, kendine özgü karakteristik özellikler taşıyan halılar dokunmaktadır.

Halı geleneğinin, bölgede, 16.yüzyılda seccade halıları dokunmasıyla başlar. 18.ve 19.yüzyıllarda ise, renk ve özellik olarak, Barok stili özellikler taşıyan halılar dokunmaya başlanır. Dokumada, tamamen yün kullanılmıştır. Bu yünler: kök ve doğal boyalarla renklendirilmiştir.

Klasik el dokumaları: mihraplı, Milas seccadeleridir. “Ada Milas” isimli halılar, eski örneklerin başında gelir. Kenar süslerinin, yan yana sıralanmasından oluşur. Her suyun içindeki motifler, genelde birbirlerinin tekrarıdır.

Milas bölgesinde, başka bir gurubu oluşturan halılar da “Madalyonlu” örneklerdir. Bu halılar: kare, dikdörtgen, altıgen olarak, çeşitli tiplerde dokunur.

Günümüzde, Milas halıları, ilçenin şu köylerinde dokunmaktadır: Karacahisar, Ören Dört Tepe, Gereme, Bozalan, İkizköy, Pınarköy, Mezgit, Gürceğiz, Akçakaya.

Muğla Milas Evleri

MİLAS EVLERİ

Milas evleri: 19. ve 20.yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Büyük bölümü restore edilerek kullanılmaya devam edilmektedir. Bu evler: 2 katlıdır, giriş avludan yapılır. Evlerin: ahşap destekli çıkmaları, sokağa taşar. Zemin katlar: genellikle depo ve kiler olarak kullanılır. Mutfak, tuvalet ve ahır: avlunun bir köşesindedir. Avludan üst kata, ahşap yada mermer bir merdivenle çıkılır. İlginizi çekerse, evleri gezebilirsiniz.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Milas bölgesinde, zeytinyağlı yemekler yaygındır. Mumbar dolması, kabak çiçeği dolması, keşkek, çiçek kızartma, börülce, çaykama böreği düşünülebilir. Tatlılardan ise, zerde, mutlaka tatmanız gereken bir lezzet. Tabii bunların dışında, denize yakın bu bölgede: deniz ürünlerini de tatmanızı öneririm. Bunların dışında: Milas’ın köftesi de meşhurdur.

Labranda antik kent kalıntılarına giderseniz: buraya çıkarken Kargıcak köyündeki kır lokantasına mutlaka uğrayın. Burada: saçta yapılan oğlak kavurması ve tercihinize göre, mis gibi domateslerle hazırlanan menemen yemenizi öneriyorum.

NE SATIN ALINIR

Milas yöresinden: bu yöreye özgü, el dokuması halılar satın alabilirsiniz. Bunun dışında: İlçe merkezinde, Salı günleri Pazar kuruluyor. Bu Pazar, hem ucuz ve hem de renkli. Buraya, yerli ve yabancı turistler akın ediyorlar ve taze sebze ve meyveden, çam kokulu ballara, zeytinin her çeşidine, incecik işlenmiş yerel dokumalara kadar pek çok ürüne rastlamak ve satın almak mümkün.

GEZİLECEK YERLER

İLÇE MERKEZİNDE, GEZİ PLANI

İlçe merkezinde: Hisarbaşı mahallesinde bulunan, Zeus Karios Tapınağı var.

Muğla Milas Zeus Karios Tapınağı

ZEUS KARİOS  TAPINAĞI

Tapınağın Korint başlıklı tek sütunu: günümüzde ayakta olup görülebilir. Bu sütunun diğer ismi “Uzunyuva” Hisarbaşı mahallesinin doğusundadır. Tek bir sütundur. 3.5 metre yüksekliğindeki bir podyum üzerinde yükselir.

Tarihi yayınlarda: biraz önce sözünü ettiğim gibi: Zeus Kairos olarak bilinir. Ancak: üzerinde leylekler yuva yaptığı için, halk arasında, uzun yuva olarak adlandırılıyor. Sütunun uzunluğu: yaklaşık 10 metredir. Söylenenlere göre: bu sütun, Zeus adına yapılan bir tapınaktan geriye kalan tek sütundur.

Evet, maalesef, 2000 yıllık kaide mermerleri, birileri tarafından sprey boya sıkılarak boyanmış göreceksiniz. Ancak, özel bir teknikle eski haline getirilmesi için, bu mermer kaidenin temizlenmesi işi, İtalyanlara ihale edilmiş. Çünkü, mermer gözeneklere boya işlemiş.

Bu sütunun hemen başlangıç noktasındaki bir taş-yıkık barakada yapılan baskında: yerin 22 metre  derinliklerine kadar inen bir tünel ve bu  tünelin ucunda, Karya bölgesinin efsanevi ilk kralı Hekaios’un anıt mezarı bulunmuştur. Bu anıt mezar hakkında ayrıntılı bilgiyi, merak edenleriniz, yine bu siteden bulabilirler.

Kentin eski surlarından: günümüze gelen tek kalıntı: “Baltalı Kapı” olarak bilinen Kapı kemeridir.

Muğla Milas Baltalı Kapı

BALTALI KAPI

MÖ.1. yüzyılda yapılmıştır. Kapı kemerini: başlıkları bir sıra palmet ve yivle süslü iki paye taşımaktadır. Dış tarafındaki kilit üzerinde: çift yüzlü, balta kabartması bulunmaktadır. Zaten, kapı bu yüzden ismini almıştır. Kapının bulunduğu yer: Labranda’daki Zeus Tapınağına giden, kutsal yolun başlangıç yeridir.

Daha sonra: Gümüşkesen Anıtı görülmelidir.

Muğla Milas Gümüşkesen Mezar Anıtı

GÜMÜŞKESEN MEZAR ANITI

Sodra dağı eteğinde, Gümüşlük Semtindedir.

Mezar yapım tekniği ve mermer süslemelerin karakteristik özellikleri nedeniyle, MS.2.yüzyılın ortalarına tarihlenmektedir.

Antik kent nekropolü (mezarlığı) içindeki bu ihtişamlı anıt, Milas şehrinin yöneticisi, komutanı veya diğer bir üst düzey kişi veya aile için yaptırılmış olmalıdır. Çünkü: nekropol alanında, bu şekil bir yapı yapılması için, dönemin kent senatosunun izninin gerektiği biliniyor.

Mezar yapısı

Sodra Dağı ocaklarından çıkarılan, gri damarlı mermerden yapılmış. Arazi yapısı meyilli olduğu için, düz bir platform üzerinde yükseliyor. Yapı: 3 bölümden oluşuyor. Bunlar: gömülerin bulunduğu mezar odası, dinsel törenlerin yapıldığı ve sütunlarla çevrili orta kat ve bu sütunlar tarafından desteklenen çatı katı.

Giriş kapısı: batı cephesindedir. Mezar odasının zemininde: mevcut izlerden, ölülerin lahitlerin içine defnedildikleri anlaşılmaktadır.

İkinci katta

Çatıyı taşıyan sütunlar var. Bu sütunların arasında, zamanında ahşap korkuluklar bulunduğu anlaşılıyor.

Orta katın, zemin döşemesinde; kuzey tarafta bulunan ve huni gibi aşağıya doğru daralan delik: buradaki dinsel törenler sırasında, mezar odasına kutsal bir sıvı ya da kurban kanı akıtıldığını gösteriyor.

Çatının tavanı: mezarda yatan kişinin önemini vurgularcasına, geometrik ve bitkisel motiflerle, nakış gibi işlenmiştir.

Gezimize devam ettiğimizde, Firuz Ağa Camisi karşımıza çıkıyor.

Muğla Milas Firuzağa Camisi

FİRUZAĞA CAMİSİ

İlçede, Menteşe Oğulları döneminden kalma en önemli eserdir. Daha sonra: Osmanlı dönemine ait bir yapı görülebilir.

Muğla Milas Çöllüoğlu Hanı

ÇÖLLÜOĞLU HANI

İlçe merkezinde, Belen camisinin yakınındadır. 1737-1738 yılları arasında, Abdülaziz Ağa tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde özel mülkiyettedir ve yıkık durumdadır. Yapının: kuzey ve güneyde, iki girişi vardır. Güneydeki giriş, tam eksende, güneydeki ise sağ köşededir.

Girişten sonra: taş döşeli bir avlu ve avlunun çevresinde, çift katlı odalar bulunmaktadır. Alt kat binek hayvanlarına, üst kat ise insanların konaklamasına ayrılmıştır. Soğuk ve güvenlik nedeniyle, alt kat pencereleri küçük yapılmış, kapılar ise bunun tersine hayvanların girebilmesi için büyük yapılmıştır.

Elbette: Milas Müzesine mutlaka zaman ayırmalısınız.

Muğla Milas Müzesi

MİLAS MÜZESİ

İlçe merkezinde, Hayıtlı Mahallesindedir. İlçe ve çevresindeki ören yerlerindeki kazılarda elde edilen eserlerin bir kısmı, burada sergileniyor. Müze: 1987 yılında hizmete açılmış.

Müze Müdürlüğü: Milas Kültür Merkezi binası içinde bulunmaktadır. Kültür Merkezi: toplam 1.5 dönümlük bir bahçe içinde, bodrum katı da bulunan, 2 katlı bir yapıdır. Binanın ana giriş katında: Müze sergi salonu ve idari birimler var.

Muğla Milas Müzesi

Teşhir salonunda 11 vitrin bulunmaktadır. Bu vitrinlerde: Stratonikeia kazılarında ortaya çıkarılan: altın eserler, İassos kazılarında bulunan pişmiş toprak kandiller ve ayrıca: heykeller, heykel başları sergileniyor. Yani, sergilenen eserler: MÖ.6-5 bin yıllardan başlayarak, Roma dönemine kadar uzanan geniş bir dönem içerisinde tarihleniyor.

Sergilenen eserler arasında: seramikler, taş baltalar ve altın eserler ile mermer heykel başları ve torsolar bulunuyor. Müzede sergilenmekte olan, özellikle geometrik dönem (MÖ.10-8.yüzyıl) ve klasik dönem (MÖ.5-4 yüzyıl) seramik eserleri,  dönemlerinin özelliklerini son derece iyi ortaya koyan örnekler olması açısından ilgi çekiyor.

Bunların yanında: Iasos antik kenti kazılarında ele geçirilen, MÖ.6.yüzyıla ait bir av sahnesinin betimlendiği duvar kabartması ile yine İassos bölgesindeki Çanacıktepe de bulunan, Helenistik döneme ait, iki yanında koçları ile betimlenmiş, Artemis heykel gurubu, müzenin önemli eserleri arasında öne çıkıyorlar.

Bir diğer önemli obje ise

Karya’nın iki önemli kenti olan Latmos ve Pidasa arasında yapılan “Dostluk ve Kardeşlik Anlaşmasının” yazılı bulunduğu yazıt. 1998 yılında, Arkeologlar tarafından, Kapıkırı köyüne ait yayla evlerinden birinde bulunmuş. MÖ.2-3.yüzyıllarda gerçekleştirildiği tahmin edilen yazıtta: Latmos ve Pidasa kentlerinin dini törenlerden, kız alıp vermeye ve mülk edinmeye ve savaşlarda ortak hareket edeceklerine dair konuların ayrıntıları yer almaktadır. “Aralarında evlenme yoluyla akrabalık tesis etmeleri için, hiçbir Latmoslu bir başka Latmosluya kızını vermemeli veya kız almamalı ve 6 yıl süreyle, Latmoslu Pidasalıya ve Pidasalı Latmosluya kız verip almalı……..” Mutlaka görmelisiniz.

Bahçe ise, açık sergi alanı olarak kullanılıyor.

Evet, ören yerlerinde gerçekleştirilen kazı çalışmaları ile bulunan eserlerin tamamı, yer sıkıntısı nedeniyle açık teşhir edilemiyormuş. Bu nedenle: Türkiye Kömür İşletmeleri Milas Lojmanları önündeki, yaklaşık 14 dönümlük arsa, yeni müze yapımı için, tahsis edilmiş. 2009 yılı eser sayısı: yaklaşık 55 bine ulaşan müzedeki eserlerin, günümüzde yalnızca 569 tanesi kapalı teşhir ve vitrin, 430 tanesi Balıkpazarı ve Açıkhava müzesinde sergileniyor.

MİLAS’IN ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER

Muğla Milas Beçin Kalesi

Muğla Milas Beçin Kalesi

BEÇİN KALESİ

Milas-Ören karayolu üzerindedir. İlçe merkezine, 5 km. uzaklıktadır. Bizans yapısıdır. Menteşe Oğulları döneminde onarılmıştır. Milas şehrini merkez yapan Menteşe Oğulları, hükümet merkezini ise, savunması kolay olduğu için “Beçin” kalesine taşımıştır.

Kalenin güney bölümü: surlarla çevrilidir 1974 yılında restore edilmiştir. Kalede: hamam ve sarnıç kalıntıları görülebiliyor. Esas yerleşimin bulunduğu: 200 metre yukarıdaki iç kale bölümünde ise: Bizans şapeli, Menteşe oğulları döneminden kalma: Kara Paşa Medresesi, Türbe, Ahmet Gazi Medresesi, Orhan Bey Camisi, Hamam, Bey Hamamı, Kızılhan, Yelli Camisi ve Medresesi günümüze kadar ulaşmıştır ve görülebilir.

Muğla Milas Labranda

LABRANDA

Labranda ismi: Zeus’un sembolü, Amazonların savaş aracı olan, “çift yönlü” bir balta olan “Labrys”den gelmektedir. Aslında Zeus’un simgesi, elinde şimşek tutmasıdır.

Herakles (Herkül) Amazon Kraliçesi Hippolyte’yi öldürdüğü için çifte ağızlı baltayı; 3 yıl kölesi olarak yaşayacağı Lydia Kraliçesi Omphale’ye hediye eder. Bu balta uzun yıllar Lidya hazinesinde kalır. Aradan yıllar geçer. Lidya’da iktidarı elinde tutan Mermnad hanedanlığı, gücünü Milaslı muhafız Arselis’ten alır.

Ancak Gyges’in ayaklanması sırasında, Lidya hazinesi de yağmalanır. Hazineden çift ağızlı baltayı alan ve Milas’a getirip Zeus kült heykelinin eline veren kişi Arselis’tir. Yani: Arselis, Zeus’un Labraundos olarak anılmasını sağlayan kişidir. Böylece Zeus’un çift ağızlı balta ile anılmasını sağlar. Çift ağızlı balta taşıyan Zeus simgesi, Karya sikkeleri ve Roma dönemine kadar uzanan dönemde sıkça görülür.

Antik kent: İlçenin kuzeyinde, Koca Yayla bölümünde bulunmaktadır. İlçe merkezine, 14 km. uzaklıktadır. Denizden 650 metre yüksekliktedir. Antik Latmos dağ sırasının güneybatı bölümündedir. Bir antik kent olmaktan çok, bağımsız bir kutsal alan, bir kült merkezi olarak tasarlanmıştır.

Yolu iyi durumdadır

Ülkemizin, en iyi korunmuş antik kentlerinden biridir. Kayralıların, ikinci kralı, Mozolus burada doğmuş ve kral olduğunda, burayı başkent yapmıştır. Daha sonra ise, başkentini, harika mozolesini yaptırdığı, Halikarnassos’a taşımıştır.

Labranda: Zeus Labrandosun kutsal alanıdır. Antik dünyada tapınaklar tanrının evi olarak kabul edilmekteydi ve bu bağlamda Labraunda, sahip olduğu anıtsal tapınaklar ve bağlantılı yapıları ile Zeus Labraundos’un (Labraunda’lı Tanrı Zeus) evidir.

Burası muhtemelen kendi rahipleri tarafından yönetilmekte ve çevre yerleşimlerinin tamamına ait bir hac yeri olarak kabul görmekteydi. Buraya ulaşmak ve dini ritüellerini yerine getirmek isteyen Karyalılar, Milas’tan başlayarak 14 km boyunca devam eden, 8 metre genişliğindeki taş kaplamalı “Kutsal Yol” u büyük kortejler halinde ve coşku ile geçiyorlardı. Kutsal alan her yıl, büyük dinsel bayramlar için gelen ziyaretçileri 5 gün boyunca ağırlıyordu.

Bu bölgede: MÖ.600 yıllarından itibaren yerleşim bulunduğu öğrenilmiştir. Bu kutsal alanda yapılan araştırmalarda: MÖ.497 yılında, Karyalılar ile Persler arasında bir savaş yapıldığı ve Kayralıların yenildiği görülüyor.

MÖ.355 yılında, Labrandada yapılan kurban şöleninde: Karya kralı Mousolos, kendisine yapılan bir suikastten son anda kurtulur.

Bunun üzerine

Burada bir dizi yeni yapılanmaya gidilir. İlk önce: Hekatomnid yapı projesini hayata geçirmek için büyük mermer bloklarının taşınması gerekir ve Milas ile Labraunda arasına taş döşeli bir yol inşa ettirir. Suni teraslar, küçük bir Dor bina, anıtsal merdiven, iki geniş ziyafet salonu, sundurmalı yapı, stao ve çevresi sütunlu Zeus Tapınağı gibi yerler yapılır.

Mousolos öldüğünde kardeşi ve karısı olan Artemisia, Kraliçe olur. Ancak kendisi, Karya hükümdarı olarak sadece 2 yıl kalır. Ünlü antik dönem yazarı Strabon: kocasının acısına dayanamayan Artemisia’nın MÖ 351 yılında öldüğünden söz eder. (Kocası için yaptırdığı; dönemin sanat harikası mezar anıtı halen Londra British Museum’da sergileniyor.)

Artemisia&dan sonra Karya Kralı ve Satrapı olarak Anadolu’nun en zengin adamı olarak yazılan İdrieus başa geçer ve MÖ 344 yılına kadar ülkeye hükmeder. İdrieus, imar faaliyetlerini sürdürür, ilk olarak tapınağı genişletir. Ancak, MÖ.344 yılında, İdreus’un ölümü sonrasında, bu imar faaliyetleri biter.

Helenistik dönem sonrasında, şehir eski canlılığını kaybeder. Ancak, MS 1’nci yüzyılda Lbraunda yeniden önem kazanır. İmar çalışmalarında en göze batanı: ziyaretçilere hem ruhani hem de fiziki arınma imkanı sağlamak için tapınak girişleri arasına yapılan hamamdır. MS 2’nci yüzyılda, alana ticari ve dini yapılar eklenmeye devam edilir. MS. 4.yüzyılda: bölgede büyük bir yangın olur ve kutsal alanın, kült yeri olarak kullanılması sona erer.

Gelelim günümüze

Antik dönemde: Mylasa ve Labranda arasında, 8 metre genişliğinde ve 12 km. uzunluğunda kutsal bir yol vardı. Burası, zamanında, Mylasa’nın (bugünkü Milas) dinsel merkezi olarak kullanılan Labranda ile arasındaki bağlantı yolu idi. Günümüzde: bu kutsal yolun döşeme izlerini görmek mümkün.

Alana giriş, güney ve güneydoğuda bulunan iki giriş kapısından sağlanıyor. Bunlardan biri: “Dor binası” olarak isimlendirilen, dikdörtgene yakın ve düzensiz oluşumuyla dikkati çekiyor. Kuzeye dönük, 4 sütunlu, mermer cepheli. Roma döneminde, bu yapı, hamam kompleksinin içine dahil edilmiş.

Propylon bölgesi

Kuzeyde, uzun odalara açılan bir duvarla sınırlanıyor. Bu uzun odalar: depo veya hazine odaları olarak kullanılmış. 12 metre genişliğindeki merdivenlerle, orta terasa ulaşılıyor. Burası: Hekatommos sülalesinin başlattığı ilk yapıdır. Mabet benzeri bir binadır. Burada, büyük olasılıkla: Mausolosun karısı ve kız kardeşi olan Artemisia’nın ve belki de Zeus’un heykellerinin saklandığı düşünülüyor.

En üst terasta

Zeus Mabedi bulunuyor. Mabet:  doğu yönüne dönük. Cephede 6 ve yanlarda 8 olmak üzere, bir sıra sütun dizisi bulunuyor. Bu sütunlu mabet: İdrieus tarafından takdis edilmiş. Mimar Pytheos tarafından yapıldığı düşünülüyor. Evet, burası yerleşimin en iyi korunagelen yapısıdır. Güney duvarı, döşeme seviyesinden 8 metre yüksekliğindedir.

Kutsal alanın kuzeyinde, dik bir yokuş var. Bunun güney yamacında, mabedin üzerinde 15 metre uzunluğunda, bir mezar var. Mezar odası ve girişi: çıkıntılı tonozdur. Çatı: Dor düzeninde, granitten yapılmıştır.

Kutsal alanın, batısında, 200 metre uzaklıkta: stadyum bulunuyor. Bu bölüm, kentin Roma döneminde yapılmış. Stadyumun arkası, istinat duvarı ile sağlamlaştırılmış. Her iki başta da, yarışların başlama ve bitiş taşları bulunuyor. Bunları günümüzde de görebilirsiniz. Kutsal alanda yapılan, 5 günlük şölenlerde, burada yarışların düzenlendiği  düşünülüyor.

Kehanet ve su

Şehirde su işlevselliğiyle ön plana çıkmıştır. Hatta: burada “hydrophoroi” yani “su testisi taşıyan kadın” heykelcikleri bulunmuştur. Buna bakarak: şehrin Zeus tapınımından önce, Ana Tanrıça Kybele için bir kült yeri olduğu düşünülmektedir.

Ancak: burada suyun kehanetle ilişkisi de yoğun olarak izlenmektedir. Çünkü: şehir, bir kült alanı olmasının yanında aynı zamanda bir kehanet merkeziydi. Çünkü, MS 1’nci yüzyılda, antik dünyada birçok yerde, birçok kehanet merkezi vardı.

Arkeolojik verilere göre: Labraunda’da içinde süslü ve kutsal balıkların bulunduğu bir havuz varmış. Bu balıklara bir soru sorulur, ardından suya atılan yemleri yeyip yemediklerine bakılırmış. Yemleri yediklerinde “evet” ve yemediklerinde ise “hayır” olarak sorunun cevabı verilirmiş. Bu havuzdan evet yanıtı alındığında, havuza: altın takılar, bilezik ve küpeler atılırmış. Ünlü filozof ve devlet adamı Plinus: Labraunda’da yılan balıklı bir gölcük olduğundan söz etmiştir.

Evet, Labranda bölgesi kazıları

1948 yılında, İsveç Üniversitesi elemanları tarafından başlatılmış ve günümüze kadar devam etmiştir. İsveçli arkeolog Prof Axel Persson, tunç çağı buluntularını tespit etmek için geldiği Milas’tan, Labraunda’yı keşfederek ayrılmıştır.

Gerek Zeus Tapınağının dayanıklı temelleri ve gerekse kutsal balıkların havuzu olan mermer bir yapı, toprak altından henüz çıkarılamamıştır. Tapınak alanının üzerindeki yamaçta çıkarılanlar arasında: 2 metre kalınlığındaki duvarı olan ve “Andron” ismi verilen erkekler kulübü ve içinde, 3 adet, lahde benzeyen yapı ile birlikte bulunan bir abide benzeri mezar var.

Muğla Milas Euromos

Muğla Milas Euromos

EUROMOS

Milas-Söke karayolunun 12’nci km. dedir. Ana yol tam ortasından geçmektedir. Özellikle: antik kentin tapınağının sütunları, yoldan geçerken rahatlıkla görülebiliyor. Bu sütunlar yüzünden, yöre halkı, buraya: “Ayaklı” ismini vermiş.

Karia’nın önemli kentlerinden bir tanesidir. Antik dönemde önemli yolların kavşağında bulunması, kıyı Karya’yı iç Karya’ya bağlaması nedeniyle önemlidir.

Evet, şehrin ismine: tarihte ilk kez, MÖ.5.yüzyılda rastlanıyor.

Bu tarihte, Perslere karşı kurulan Attika-Delos Deniz Birliğine vergi veren şehirler listesindedir.

Euromos şehri: Mylasa ile vatandaşlık anlaşması yapar. Zaman zaman ise, Herakleia şehrinin saldırılarına maruz kalırlar ve Mylasa şehrinin yardımını isterler.

Likya egemenliği, arkasından Perslerin bölgeyi işgaliyle birlikte karmaşık bir süreç, daha sonra yapılan barış antlaşmasıyla Pers egemenliğinin kabullenilmesi, Büyük İskender ve sonrasında generalleri tarafından bölge değişik güçler tarafından el değiştirir. Sonra Romalılar bölgeye gelir ki, bugün kalıntıların büyük kısmı Roma dönemine aittir. Özellikle tapınak öne çıkar. Sonra Bizans dönemi, sonra Türk Beylikleri dönemi (14’ncü yüzyıldan sonra Menteşe Beyliği yöreye hakim olur) olur.

Şehrin Bizans döneminden  sonra yerleşime sahne olmadığı görülür. Bu bir şans, çünkü her yeni gelen topluluk, kendinden önceki kalıntıları değiştirerek ve tahribata uğratarak kullanır. Bizans’tan sonra yerleşim olmaması kalıntıların iyi durumda kalmasını sağlamıştır. Ancak kalıntıların ve özellikle mermerlerin büyük bölümü, kireç ocaklarına götürülmüş ve yok edilmiştir.

Yazılı kaynaklarda, Heredot buradan söz eder. Nis denen bir kişi öne çıkar. Bu kişi, kehanet merkezleri arasında bilgi alışverişi yapan veya kehanetlerin çözümlenmesine yardım eden kişidir. Heredot, bu kişiye Europos ismini verir. Çünkü Trakya’da Karca bir yazıtı okuması, Karca bilmesi ve ilaveten Europoslu olması, bu şahsın Euromoslu olduğu kanaatini uyandırır.

Neden Europos değil de Euromos? Çünkü Atika-Delos listelerinde ve bazı yazıtlarda kentin ismi Europos olarak geçer. Dolayısı ile Europe, kentin ismi, Euromos ise yakın bölgeye verilen isim olarak kabul görür.

Euromos, MS 4’ncü yüzyıldan itibaren karşımıza çıkar. Bu büyük ölçüde Pers Saprapı Mousolos’un bölgeyi Helenleştirme politikasının neticesi olarak verilmiş bir isim olmasıdır.

Kalıntılar ve surların içindeki yerleşime bakılınca, Euromos’un antik dönemde önemli bir yerleşim olduğu kesindir.

Euromos şehrinde, Zeus Lepsynos tapınağının UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesine dahil olması için çalışmalar sürdürülmektedir. Eğer asıl listeye girerse, özellikle Avrupa’dan önemli destekler alınır ve destinasyon olarak bütün dünyaca bilinir.

Günümüzde, antik şehirde görülebilecek kalıntılar şunlar: İmparator Hadrianus zamanına tarihlenen, Zeus Tapınağı. Bu tapınakta yapılan kazılarda, MÖ.6.yüzyıla ait kalıntılar bulunmuştur.

Tapınağın cephesindeki 8 sütun, günümüzde hala ayaktadır. Sütunların diğerlerinin de ayağa kaldırılması için çalışmalar sürdürülmektedir. Sütunlar üzerindeki kitabede: tapınağın yapımında para yardımında bulunanların isimleri yazılıdır.

Bunun dışında: surlar, tiyatro, agoradaki lahit mezarlar görülebiliyor. Tiyatronun, beş sırası görülebiliyor. Tapınağın karşısındaki yamaçlarda dolaşırsanız, sur kalıntılarını görebilirsiniz.

Muğla Milas Iassos

Muğla Milas Iassos

Muğla Milas Iassos

       

IASSOS

Kıyıkışlacık köyündedir. Maalesef, burada da, köy, antik şehir kalıntılarının hemen üzerine kurulmuştur. İlçe merkezine: 18 km. uzaklıktadır. Eskiden buraya yalnızca deniz yolu ile ulaşılıyorken, günümüzde karayolu bağlantısı da bulunmaktadır. Antik şehir: kıyıya çok yakın, kayalık küçük bir ada ile bu adanın karşısındaki alanda kurulmuştur. Adanın çevresi 2.5 km. ve yüksekliği 70 metredir. Zamanla, ada karayla birleşerek, yarım ada halini almıştır.

Ören yerinin girişinde: tabelalar ile, aydınlatıcı bilgiler verilmiş. Ancak, dediğim gibi, antik kent kalıntıları; gerek köylüler ve gerekse hayvanları tarafından, işgal edilmiş durumda. Biz yine de, İassos kentini anlatmaya devam edelim.

Kent: MÖ.9.yüzyılda, Argoslu kolonistler tarafından kurulmuştur. Daha sonra Milet şehrinden gelen göçmenler, kente yerleşmişlerdir. Bu yörede bulunan sikkelerde: sakallı bir kişinin başı üzerinde “kurucu İassos” diye yazdığı görülmektedir. Bu nedenle, şehrin adının buradan geldiği düşünülmektedir.

Bunların yanında: bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda: Miken çömleği, Miken evleri bulunmuş ve yerleşimin çok daha eskilere kadar gittiği değerlendirilmiştir.

Muğla Milas Iassos

Şehrin en önemli tanrıları

Apollo ve Artemis’tir. Şehirdeki kabartmalardan birinde: Artemis, Astias’ı gösterir. Bu yerel tanrıça: Astias isimli bu yerel tanrıça: Artemis’e benzemektedir. Şehirde, bu iki tanrı dışında tapınılan Diyonizos adına ise, festivaller düzenlenir. Bu festivallerde: müzik ve tiyatro gösterileri sunulur.

Şehir: tarihi süreç içinde: Perslerin, Ispartalıların eline geçmiş ve MÖ.403 yıllarında yağmalanmıştır. MÖ.386 yılında yapılan kral barışı ile, şehir, yine Pers egemenliği altına girer. Daha sonra ise, İskender, saldırarak burayı ele geçirir. MÖ.201 yılında, Makedonya kralı V. Philiph, MÖ.219 yılında Roma imparatorluğunun egemenliği görülür.

Romalılar döneminde, imparatorluğun bölgedeki en güçlü üçüncü şehri olur. Ancak, her ne kadar özel bir koruma alanına sahip olsa da, kent, uzun süre herhangi bir ulusun egemenliği altında kalmamıştır. Şehrin en  dikkati çeken yerlerinden biri olan surları ise, 19.yüzyıla kadar sağlam olarak gelmiş olsa da, günümüzde bu surlardan eser kalmamıştır.

Bunun dışında, İassos şehri, döneminde, bulunduğu konumun çok imtiyazlı olması, ünlü mermeri ve balıkçılık ile öne çıkmıştır. Antik çağlarda, bir ada üzerinde bulunan İassos şehri, bölümün başında söz ettiğim gibi, günümüzde bu adanın ana kara ile birleşmesi sonucu, anakaradan ulaşım mümkün hale gelmiştir.

Burada görebileceğiniz kalıntılar şunlar:

Zeus Megistos Tapınağı: kentin doğu bölümündedir. Burada: bir adak yapısı yani kutsal bir yer var.

Tiyatro: Zeus Tapınağının üstündedir. Kentin ortasında bulunan yükseltinin kuzey-doğu yamacındadır. Helenistik geleneklere göre kurulan yapı: Zopatros tarafından, Roma döneminde onarılmıştır. Tiyatro duvarındaki yazılarda: oyuncular, müzisyenler ve bu etkinliklere destek veren kişilerin isimleri yazılıdır.

Seyirciler kısmı, yuvarlatılmış kesme bloklardan yapılmıştır. Sıralar ise, beyaz mermerdir. Günümüzde yıkık durumda olan sahne binası ise, daha sonraki dönemlerde yapılmıştır.

Kale: kentin en üst noktasındadır.

Hıristiyanlık döneminden kalmadır. Limana hakim durumdaki kalenin içinde, tipik bir ortaçağ kulesi ve büyük bir sarnıç bulunmaktadır. Kale  duvarları, dıştan yuvarlak ve kare kalelerle desteklenmiştir.

Agora: Kent meclisi olarak kullanılan yapı: daire biçimli orkestra ve onun arkasındaki dört merdivenli, üç bölüme ayrılmıştır. Oturma sıralarının altları, tonozlarla desteklenmiştir. Agoranın çevresini saran stoalarda bulunan yazıtlara göre, yapım tarihinin, MS.130 yılları olduğu düşünülüyor. Agoranın, güneybatı köşesindeki geniş düzlükte, Artemis Astias Tapınağı bulunuyormuş.

Anıtsal Mezar: şehirdeki ilginç yapıların başında gelmektedir. Mezar odasının üzerinde, küçük bir korint tapınağı var.

Balık Pazarı: Roma dönemine ait, en ünlü mezar, halk arasında balık pazarı olarak bilinmektedir. Balık pazarı anıt mezarı: 1995 tarihinde “Balık Pazarı Açıkhava Müzesi “ olarak ziyarete açılmıştır. İassosta yaşayanların balık düşkünlüğünü, ünlü coğrafyacı yazar Strabon şöyle yazmaktadır.”

Bir gitar konserini dinleyen İassoslular, balık satışının başladığını bildiren kampana sesini duyunca, konseri bırakıp, balık pazarına inerler. Yalnız, kulağı ağır işiten biri kalır. Sanatçı, yerinden kalkar ve bu tek dinleyiciye doğru ilerler.

“Bana gösterdiğiniz hürmet ve müzik sevginiz karşısında minnettarım. Çünkü, kampana vurur vurmaz, sizden başka herkes kalkıp gitti” der. Adam “ Ne diyorsun, kampanamı çaldı? Öyle ise, bana da müsaade” diyerek, pazara  doğru koşmaya başlar.

Şehirde yapılan kazılarda bulunan pek çok para üzerindeki “Yunus balığını” gösteren resimler: ünlü İassos efsanesini anımsatır. Bu efsaneye göre: “ Yunus balığı ile çok iyi bir dostluk kuran İassos’lu bir çocuk, hem Plinius ve hem de Aelian tarafından zikredilir.

Plinyus: Büyük İskender’in, bu hikayeden çok etkilendiğini ve İassos’lu bu genci yanına aldığını ve hatta onu deniz tanrısı Poseydon’un rahiplerinin başına getirdiğini anlatır.

Son olarak: İassos bölgesini ziyaret ederseniz, müzede satılan küçük taş ve seramik heykelciklerden satın almayı unutmayın, güzel bir anı ve hediyelik olarak kullanabilirsiniz.

Muğla Milas Bargylia

Muğla Milas Bargylia

Muğla Milas Bargylia

BARGYLİA

İlçe merkezine, 25 km. uzaklıkta, Boğaziçi köyündedir. Eski bir Karia kentidir. Kentin adı: halk dilinde “Varvil”dir. Karya dilinde ise, kentin adı “Andanos” tur. Kentin isminin: MÖ.2000 yıllarında, Luwi veya MÖ.1000 yıllarında Karia dilinden geldiği ve “yüksek yer” anlamında kullanıldığı tespit edilmiştir.

Yine de, antik dönemlerde, şehir isimlerinin efsanelerle bağlantılı olduğu bilinmektedir. Bu şehre ait efsane ise şöyledir: “Bellerophon’un yakın arkadaşı Berglos, kendisinin kanatlı atı Pegasus’un attığı bir çifte ile ölür. Buna çok üzülen Bellarophon, arkadaşının anısına, bu kenti kurar ve kente, onun ismini verir. Bu yüzden, Barglia şehrinin sikkeleri üzerinde, Pegasus tasvirleri bulunur.

Tarihi süreç içinde, kentin ismine ilk kez: MÖ.5.yüzyılda kurulan Attika-Delos Deniz Birliğine ödenen vergi listesinde rastlanır. Büyük İskender’in, Karia bölgesini ele geçirmesinden sonra, kent, üs olarak kullanılır. MÖ.3.yüzyıldan sonraki dönemde gelişme gösteren kent, bu dönemde özellikle: Artemis Kindyas Tapınağına sahip olması ile ün kazanır. Helenistik dönemde de, kentin önemi vurgulanır ve Bergama krallığının donanmasının, kent limanından yararlandığından söz edilir. Hıristiyanlık döneminde ise, kent bir piskoposluk merkezi olarak öne çıkıyor.

Bir zamanlar deniz kıyısında bulunan kent önünde, zamanla bataklık oluşur. Bu bataklık, Osmanlı döneminde tuzla olarak kullanılır. 17.yüzyılda, burayı ziyaret eden Evliya Çelebi: Tuzla’da üretilen tuzun lezzetinden söz eder ve bu tuzun Batı Anadolu’da tüketildiği gibi, Fransa’ya ihraç edildiğini de yazar.

Kent ören yerinde

Bizans döneminde, savunma duvarları yapılmıştır. Bu duvarlar, kalıntılar boyunca uzanan tepelik üzerinde dağılmıştır. Kuzeye bakan bölümde ise: Helenistik bir tiyatro ve tapınak alanları görülmektedir.

Özellikle: Arthemis Kindyas’ın çok saygı gördüğü bu kentte, alçak bir tepeciğin kuzeyindeki kalıntılarda, Roma izleri açıkça görülmektedir. Kabartmalı sunak üzerinde, uzun elbiseli, elinde oku ile Arthemis Kindysos, Lir çalan Apollon ve uzun pelerinle bir erkek tasvir edilmiştir.

Bu erkek, kente adını veren, Bargyolos’tur. Tiyatronun güney duvar parçaları günümüze ulaşmıştır. Cavea’nın parçaları ise, yerlerinden sökülerek başka yerlerde kullanılmıştır. Oturma sıralarından günümüze herhangi bir iz kalmamıştır.

Muğla Milas Heraklia-Latmos

Muğla Milas Heraklia-Latmos

Muğla Milas Heraklia-Latmos

HERAKLİA-LATMOS 

Heraklia antik kentin kalıntılarına, günümüzde: Bafa gölünün, Bodrum yönündeki bitiminden, Çam içi köyünden dönülüp, 9 km. lik asfalt bir yol ile varılıyor. Kentin ilginç bir mitolojik hikayesi var. Şöyle ki: “Ay tanrıçası Selene; bir gece burada uyuyan çoban Endymion’u görür.

Ona aşık olur. Zeus; Selene’nin aşkını kıskanır ve genç çobana, öfkeyle bir ceza verir. Çobanı: hiç uyanmamaya, sonsuz bir gençlik uykusunda uyumaya, mahkum eder. Evet, çoban Endymion, o tarihten bu yana, hiç uyanmadan aynı yerde kalmıştır. O derin uykusunda düşler görürken, ay tanrıçası Selene, her gece gelip yanında yatarmış. Selene, Endymion’a, tam 50 çocuk doğurmuş. “

Burası, antik dönemde liman kenti olarak kullanılmış. Günümüzde ise, ön bölümünde “Bafa gölü” ve arkasında ise, antik dönemdeki ismiyle, Latmos dağları (günümüzdeki ismi: Beş parmak dağları) uzanmaktadır. Bilinen tarihi: MÖ.7.yüzyıla kadar uzanmaktadır. Helenistik ve Roma dönemlerinde parlayan kent, deniz ticaretiyle zenginleşmiştir.

Kent: yarı  tanrı Herakles adına istinaden: Herakleia adını almıştır. Surları; 6.5 km. uzunluğunda ve 26 kule ile desteklenmektedir. Bu derece görkemli surlar ve kuleler: şehrin savunmasına verilen önemi ifade ediyor.

Kent: düzenli bir plana sahiptir. Athena Tapınağı: bir kaya üzerindedir. Mermer yazıtından kolaylıkla görülmektedir. Agoranın doğusundaki bir ev avlusunda: Boulevterion bulunmaktadır. Kent: Bizans döneminde, piskoposluk merkezi olarak kullanılmıştır. Buranın kutsal alanı, Hıristiyanlık döneminde de kutsal sayılmıştır.

Antik kentte: günümüzde, çam içi köyünün gençleri tarafından, eşeklere binilerek, yaklaşık 5-6 saat süren turlar düzenleniyor. Arap Avlusu denilen bölgedeki, antik tiyatro kalıntıları görülebiliyor.

Antik kentte, bugün görebileceğiniz kalıntılar şunlar: Athena Tapınağı, Agora, Surlar, Mezarlar, Tiyatro, Bouleterion, Endiymion Tapınağı, Yediler Manastırı, adalarda kilise ve manastır kalıntıları görülebiliyor.

Muğla Milas Keramos

Muğla Milas Keramos

KERAMOS

Bodrum-Milas karayolu üzerinde, Beçinkale yoluyla ayrılan yerde, 45 km. lik asfaltla ulaşılır.

Eski adı: Gereme ve yeni adı “Ören Gökova”dır. Antik dönemde: Keramos kenti, Kayralıların Krysaor birliğinin bir üyesidir. Adının anlamı ise: “Çömlek” tir. Helenistik dönemde, kent, Rodos egemenliği altındadır. MÖ.129 yılında, Roma döneminde, kent, Romanın Küçük Asya eyaleti içinde yer alır ve daha sonraki dönemde, giderek önemini kaybeder.

Günümüzde burada görülebilecek kalıntılar şunlar: Meşekayası dağları üstünde, sur duvarları ve kayalık bir terasta bulunan ve yerel halk  dilinde “Bakıcak” diye bilinen yerde, kentin iki önemli tapınağı bulunmaktadır. Bu tapınaklar, 25 metreye varan uzunlukları ile dikkati çekmektedir.

Kurşunlu yapı, taşları birleştirmek için kullanılan kurşun zıvanalar nedeniyle, bu ismi almıştır. Teras duvarlarının doğu bölümü yıkılmıştır. Terasın üstündeki düzlemde ise: Korinth ve İyon düzeninde, yapı parçaları bulunmaktadır.