İstanbul Galata Kulesi

İstanbul Galata Kulesi

Galata Kulesi, farklı bir konumda, 600 yıldır, burada” İnsanlar doğuyor, ölüyor, medeniyetler değişiyor, imparatorluklar yok oluyor, yeni devletler kuruluyor ve bu abidelerimiz; tüm bu olayların en canlı tanıkları, çünkü, yıllardır aynı yerde, uzaktan tüm olanlara şahitlik yapıyorlar. İstanbul gibi, abide bir kentin başlıca anıtlarından biri de, Galata Kulesi: İstanbul’da: gerek görünümü, İstanbul silüetine katkısı ve gerekse üstünden kanat takarak uçan insan, Hazerfen Çelebi ile öne çıkıyor.

Daracık sokaklardan, yokuş yukarı çıkarken, sizi neyin beklediğine karşı bir fikriniz olsa da; yani ilk defa çıkıyorsanız Galata’ya; çevredeki tuhaf tiplere, ister istemez bakıyorsunuz. Çünkü; Galata esnafı ilginç. Yabancı turistlerden daha yabancı. Buraya ulaşmanın birçok yolu var. Ama, ben size, Beyoğlu yolundan, İstiklal Caddesinden inerek gitmenizi önereceğim. Kulenin altındaki meydanda: birkaç bakkal dükkanı ve banklar var.

Kule girişinde ise: resepsiyona benzeyen biletçileri göreceksiniz. O kadar çok otel havasına bürünmüş ki; bilet aldıktan sonra, asansöre binerken, valizlerinizin eksikliğini hissedeceksiniz. Asansörden indikten sonra, ahşap bir merdivenle çıkışa devam edeceksiniz. İnanın; Galata Kulesi hakkında yazışmış güzel bir yazı okuyacaksınız ve oraya giderken, mutlaka bu yazının bir çıktısını yanınıza alın. Galata Kulesi nasıl gezilir, nerededir, özellikleri nelerdir, hepsi burada.

Evet, Galata Kulesi, ne zaman yapılmış?

İstanbul’un en eski ve en güzel kulelerinden biridir.

Kule; Ceneviz döneminde, kule; “Torre di Cristo” yani “İsa kulesi” olarak adlandırılmıştır. Çünkü: tepesinde, 8 metrelik bir haç varmış. Bizans döneminde ise kule “MegalosPyrgos” yani “Büyük Burç” olarak isimlendirilmiştir. 

Bizans imparatoru Justinianus zamanında, 528 yılında: ağaçtan yapılmış.

Daha sonra yıkılır ve 13’ncü yüzyılda; Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilir.

Muhtemelen; 1348 yılında; Cenevizliler tarafından; kenti çevreleyen surların 24 tane kulesi vardı ve Galata Kulesi, baş kule olarak bu 24 kuleden günümüze ulaşan tek kuledir. 

1402 yılında: Latin İstilasında, haçlılar tarafından, tahrip edilir.

Daha sonra Cenevizliler tarafından 1348-1349 yılları arasında günümüzde görülen kule yapılır.  

Gelelim Osmanlı dönemine şehir fetih edildikten sonra

Galata kulesi: Osmanlılar döneminde: yeniçeriler tarafından; zindan ve gözlem evi olarak kullanıldı.

Ancak: 1509 yılında, İstanbul’u sarsan ve “Küçük Kıyamet” adı verilen deprem de hasar görür. Sultan II. Beyazıt’ın buyruğu ile Mimar Murat bin Hayrettin tarafından onarılır.

16’ncı yüzyılda: Kasımpaşa’daki Tersane-i Amire’de çalışan Hıristiyan esirler için, barınak ve depo olarak kullanılır.

Sultan III. Murat’ın izniyle, burada, ünlü Türk Astronomu ve müneccim Takiyıddın tarafından bir rasathane kurulur. Ancak, bu rasathane; 1579 yılında kapatılmıştır.

İstanbul Galata Kulesi

Kulenin tarihi geçmişinde, en önemli olay, yine aynı yüzyılda yaşanır. Yani; 16’ncı yüzyılda, Hezarfen Ahmet Çelebi; tasarımını kendisinin yaptığı kanatlarla; bu binanın çatısından havalanmak suretiyle, Üsküdar Doğancılar Meydanı’na inmeyi başarır.

Her ne kadar, günümüzde, bu olayın yaşanmasının mümkün olamayacağı ve sadece bir hikaye olduğu söylense de: gerek Evliya Çelebi’nin yazıları ve gerekse bir kısım o döneme ait İngiliz belgelerinde; olayı doğrulayıcı kanıtlar görülmektedir. Bu insanlık tarihinde ilk uçan insanla ilgili daha ayrıntılı bilgi vermek gerekirse, şöyle denebilir.

HAZERFEN AHMET ÇELEBİ KİMDİR


Osmanlı döneminde, 17’nci yüzyılda, İstanbul’da yaşamış ve yaptığı kanatlarla uçmayı başarmış ilk havacıdır. Ünlü tasarımcı ve ressam İtalyan Leonardo Da Vinci’nin kuşların uçuşuyla ilgili yaptığı çalışmalardan etkilendiği sanılmaktadır. Galata Kulesinden uçarak boğazı geçmiştir. Hazerfan’ın arkadaşlarından Lagari Hasan Çelebi’de; ilk uçuşunu konik tepeli, içi barut dolu bir roket ile yapar. Ahmet Çelebi’ye çok bilgili olması nedeniyle “1000 bilim” anlamına gelen, Hazerfan ismi verilmiştir.

Uçmayla ilgili ilk çalışmalarında, onuncu yüzyılda yaşamış, Türk bilim adamı İsmail Cevheri’den etkilenir. Çelebi, Cevheri’nin buluşlarını dikkatle inceleyip, birçok defa denedikten sonra, 1638 yılında; Galata Kulesi’ne tırmanıp, kartal kanatlarını iki tarafına takarak, kendini rüzgara bırakmış ve Boğazı geçerek, Anadolu yakasına, Üsküdar sırtlarında Doğancılar’a inmiştir.


Bu olay büyük sansasyon yaratır. Avrupa’da ilgi ile karşılanır. İngiltere’de, bu uçuşu gösterir gravürler yapılır. Sarayburnun’daki Sinan Paşa Köşkünden uçuşu izleyen, Sultan IV. Murat; önceleri, bu işten çok memnun olur. Evliya Çelebi’ye göre; Ahmet Çelebiyi “ bir kese altınla “ sevindirir. Ancak; bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olacağını da düşünmeden edemez. Özellikle; Şeyhülislam tarafından aklı çelinir.

Hazerfan; Cezayir’e sürgüne gönderilir ve orada 31 yaşında ölür. Bugün; İstanbul’da önemli hava alanlarından birine; Hazerfan ismi verilmiştir. Evet, bu büyük bilgin; sırf yaptıklarının karşılığında yaşadığı bu sürgün olayı nedeniyle, genç yaşta ölüyor. Destek olunca, düşünün lütfen, belki de ne büyük başarılara imza atabilecekti.

İstanbul Galata Kulesi

Evet; daha sonraki yüzyılda; Sultan II. Mustafa döneminde (1695-1703); Şeyhülislam Feyzullah Efendi; bir Cizvit papazı ile birlikte, burada, bir gözlem evi kurmaya çalışır. Ancak; bu çabaları; 1703 yılında öldürülünce, yarım kalır.

Kule: 1717 yılından itibaren, yangın gözetleme kulesi olarak kullanılır. Yangın; ahalinin duyabilmesi için, büyük bir “kös” vurularak halk haberdar edilir. 

Sultan III Selim döneminde, 1794 yılında kulenin üst katına bir cumba eklenir.

1830 yılında yine bir yangın ve kule yine hasar görür. Sultan II Mahmut, 1832 yılında kuleyi onarttırır, bu sırada kulenin üst kısmına: dört tarafında camlı köşkler bulunan, divanhanesi, sofası ve birkaç odası bulunan bir “Cihannüma” yaptırır. Külah biçiminde olan ünlü dam örtüsüyle kulenin tepesini kapattırır. Bunun üzerine kuleye “Sultan II Murat Kulesi” ismi verilir. Bu cihannüma kısmı, 19’ncu yüzyıl başındaki yangında yanarak yok olur. 

Kulenin; konik tepesi, 1875 yılında bir fırtınada uçar ve daha sonraki restorasyon sırasında yenilenmez.

1894 yılındaki depremde yine zarar görülür.

Bundan sonra kule; 1964 yılına kadar; yangın kontrol istasyonu olarak kullanılır.

1967 yılında ise; turistik hizmete açılama kadar, restorasyon için kapalı bulundurulur. Bu restorasyon sırasında; Osmanlı döneminde yapılan değişiklikler de göz önüne alınarak, Cenevizliler dönemindeki yapıya daha uygun olması için, konik tepe tekrar eklenir.

Kulenin bugünkü ölçülerinin: Ceneviz dönemindekilerle aynı olduğu düşünülmektedir.

Kulenin Mimari Özellikleri

Kule, yığma moloz taş kullanılarak yapılmıştır. Dış cephesi, taş örgülüdür. Kule, 3’ncü katına kadar Ceneviz ve sonraki katlarda ise Osmanlı izleri taşır. Kulenin silindirik gövdesi üzerindeki pencereler, yuvarlak kemerli ve tuğla örgülüdür. Çatının altındaki seyir balkonu katını sarmalayan, metal süslemeli bir şebeke bulunur. Alt katında ise, yuvarlak kemerler ve içinde tuğla örgü yuvarlak kemerli pencereler vardır. 

Kule; Haliç kıyısından 435 m. uzaklıktadır. Denizden ise; 35 m. yüksekliktedir. Yani: Galata Kulesinin yüksekliği: 35 m. dir. Bir tepe üzerinde kuruludur. Yerden çatısının ucuna kadar olan yüksekliği ise: 69.90 m. dir. Yapılan statik hesaplamalara göre, kulenin ağırlığı 10 bin tondur. Kulenin çapı ise 165 metredir. 

Giriş kısmı: kulenin kuzeyinde; iki taraftan kıvrılarak gelen mermerden yapılmıştır. Girişteki kitabede: Pertev tarafından, kuleyi 1832 yılında restore ettirdiği için, Sultan II. Mahmut’a yazdığı; 16 mısralık methiye vardır. O zamana kadar; ahşap olduğu düşünülen giriş merdivenleri; Sultan II. Mahmut zamanındaki restorasyonda değiştirilmiştir.

Kapının üstündeki pencere; muhtemelen askerlerin nöbetçiye bakmaları için yapılmıştır. Kulenin dışarıdan; taban çapı: 16.45 m. ve iç çapı 8.95 metredir. Duvarlarının kalındığı ise: 3.75 metredir. Derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda; birçok kafatası ve kemik bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu; zindan olarak kullanılmıştır. Kulenin kalın gövdesi: işlenmemiş moloz taşıdır.

Yüksek giriş katından sonra; 9 kat bulunuyor. En üst katta; seyir balkonu var. Alt kattaki pencereler; küçük açıklıklar halindeyken, altıncı ve yedinci katta; daha geniştirler. Sekizinci katta: yay şeklindeki geniş pencereler, dokuzuncu katta büyük kemerli pencereler haline dönüşür.

Güneydeki geniş giriş kısmı; şu anda giriş lobisi olarak kullanılan ana hole açılıyor. Buradan; asansörler yedinci kata çıkmak mümkün. Asansörün üstünde, Muhteşem Süleyman’ın Baş Ressamı Matrakçı Nasuh tarafından, 1535 yılında yapılan Minyatür bronz rölyefi bulunmakta.

Daha önceleri, beşinci kata kadar taş merdivenler ve üst kısmında ahşap merdivenler kullanılırken; ahşap merdivenler, bugün yenilenerek Hazerfan Ahmet Çelebinin rölyefi olan, yedinci kattan yukarı çıkmak için kullanılmaktadır. Gözlem balkonu; yerden, 51.75 m. yukarıda, konik tepenin başlangıç noktası 62.59 m. ve tepe noktası 69.90 m. yüksekliktedir.

Kulenin tarihinde; bazı intihar olayları görülür. 1876 yılında, bir Avusturyalı; nöbetçilerin dalgınlığından yararlanarak, kendini, kuleden aşağıya atar. 6 Haziran 1973 günü ise, ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın 15 yaşındaki oğlu, Vedat, kuleden atlayarak intihar eder. Ümit Yaşar, bunun üzerine, Galata Kulesi şiirini yazmıştır.

RİVAYETLER


Söylenenlere göre: Galata kulesinin gözü tek bir şey görmektedir. Salacak açıklarında, hiçbir zaman kavuşamayacağı bir sevgilisi vardır Galata’nın. Kız kulesine sevdalıdır. İmkansız bir aşktır elbette bu. Galata’nın kendisi varamadığından mıdır Kız Kulesine bilinmez. Ama rivayetlere göre: günümüzde; “Galata Kulesine, ilk kez çıktığın kişi ile evlenirsin “ derler. Hurafe, rivayet ama ne derseniz deyin; Galata Kulesine ilk defa çıkacaksanız, beraberinizde çıktığınız kişiye aman dikkat.

BUGÜN


Boğaziçi, Haliç ve Marmara Denizine kadar seyredilebilen panoramik manzarası ile dikkat çekiyor. Günümüzde: bu manzaranın görülmesi için, kule ziyaret ediliyor. Kulede, ayrıca: restoran, kafe, bar ve gece kulübü gibi rezervasyonlu aktiviteler mevcut. Mutlaka gidin, zaman ayırın, özellikle kulenin panoramik manzarası muhteşem. Uzaktan, İstanbul silüetine bambaşka bir anlam veren, bu kuleyi görmenizi öneriyorum.

 

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi

MÜZELER BÖLÜMÜ

Osmanlı topraklarında, padişah izinleriyle yapılan ve “Bizde o taşlardan çok var” düşüncesiyle, daha sonra Louvre gibi, British Museum gibi, Berlin Müzesi gibi müzelerin salonlarını süsleyen kültür miraslarımızın gidişine; Osman Hamdi Bey’in, girişimleriyle çıkarılan kanunlar ile dur denilmiş. Bizzat, kendisinin de katıldığı arkeolojik kazılar da olan Osman Hamdi Bey; Arkeoloji Müzesini kurmuş, büyük bir insan.

Evet: Topkapı Sarayından çıkıp; aşağıya inen yolu takip ettiğinizde: sağda, Müzeler Bölümüne ulaşırsınız. Bu bölümde: Eski Şark Eserleri Müzesi, Arkeoloji Müzesi ve Çinili Köşk var. Buraya; Gülhane Parkının hemen sağ yanından giriliyor. 3 Müze ve atölyeler bulunuyor. Ana kapıdan girişten sonra bahçede hemen karşınıza bir ahşap tekne kalıntısı çıkıyor.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Sonra: en sağ bölümden yani Arkeoloji Müzesinden gezmeye başlayabilirsiniz. Ancak müzeleri gezmeye başlamadan önce, önemli bir husustan söz etmek istiyorum. Müzelerde yani her üç binada başka yerlerde birçok müzede gördüğüm gibi yerlerde gezilecek güzergahı belirleyen çizgiler bulunmuyor, yani yüzlerce-binlerce antik eser arasında kaybolup gitmek ve bazı eserleri görememek mümkün, bu yüzden, müzeye yere gezi güzergahını gösteren kırmızı ok işaretlerinin konulmasını kendi ve müzeyi gezecekler adına istiyorum, umarım bu satırları bir okuyan olur, aslında bunları müzelerin birçoğunda girişte bulunan deftere yazmak isterdim ama burada herhangi bir defter de yoktu.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Evet bu girişten sonra gelelim müze hakkında bilgiler vermeye. Müze bünyesinde; bir milyonu aşkın eser bulunmakta. Arkeoloji Müzesinde: restorasyon ve yenileme çalışmalarından sonra; sergilenen en önemli eserler şunlar: İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Satrap Lahdi, Sayda Kralı Nekropolü Lahitleri, Ana Tanrıça Kybele’ye ait adak stelleri, Bergama Zeus Sunağından arta kalan heykel parçaları, İskender Başı.

(Maalesef Temmuz 2018 tarihinde burayı ziyaret ettiğimde, Müzenin yıldız eseri, dünyaca ünlü İskender Lahdinin bulunduğu bölümün restorasyon nedeniyle kapalı olduğunu gördüm ve çok üzüldüm, daha da ötesi, müzenin girişinde bu bölümün kapalı olduğu hakkında herhangi bir bilgi yoktu. Umarım en kısa zamanda ziyarete açılır. )

Türkiye’de müzeciliğin kurucusu Osman Hamdi Bey tarafından yaptırılan her iki müze; dünya çapında üne sahiptir.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri; yüzüncü kuruluş yıl dönümü olan 1991 yılında; alt salonlarda yapılan yeni düzenlemeler ve ek bina sergilemesi nedeniyle; Avrupa Konseyi Müze Ödülünü ve 1993 yılında da; Avrupa’da Yılın Müzesi Ödülünü aldı.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Bina; 13 Haziran 1891 tarihinde; Osman Hamdi Bey tarafından, mimar: Alexandre Vallaury’ye; “Müze-i Hümayun” olarak yaptırılmış. Güney ve kuzey kanatları; 1902 ve 1908 yıllarında, ziyarete açılmış. İki katlı. Neoklasik dönemin en güzel ve görkemli örneklerinden biri.

Mekan: müze olarak inşa edilen ilk Türk binası. Dünyada; bu alandaki, on müze arasında yer alıyor. Ana bina ve ek bina olmak üzere; iki binadan oluşmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi İskender Lahdi

Dış cephesi

İskender ve Ağlayan Kadınlar Lahitlerinden esinlenerek yapılmıştır. Ama keşke İskender ve Ağlayan kadın lahitlerini görmek mümkün olsaydı. Yukarıdaki resim. müzenin bahçesinde çektiğim temsili resimdir.

MÜZENİN İÇİ

Giriş karşısında: iri ve ürkütücü; Tanrı Beş heykeli var.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Sağ tarafta: antik çağ heykelleri salonu uzanıyor. Arkaik çağdan, Roma devrine devam eden, eşsiz heykeller sıralanıyor. Salonların ilkinde: antik mezar taş ve rölyefler var. Sonra: Anadolu Pers egemenliği, Afrodisias buluntularının yer aldığı Kenan Erim Salonu; Efes, Milet ve Afdorisias’tan eserlerin sergilendiği; üç Mermer Şehri Salonu, Helenistik devir heykelleri, Menderes Manisa’sı ve nihayet Helenistik tesirli Roma ve Roma devri heykelleri salonları var.

Girişin sol yanında: hediyelik ve hatıra eşyaları satılan reyon bulunuyor. Sonra: Osman Hamdi Bey hatıra salonu. Takiben: Sayda krallar Nekrapolünden bizzat kendisinin kazıp çıkarttığı eserlerin salonları uzanıyor.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İlk üç lahit; Sayda kralı Tabnit ailesine ait. Benzersiz bir Likya lahdi ve Satrap Lahti de: burada sergileniyor.

Sonraki bölümde: (KAPALI) MÖ. 4’ncü yüzyıla tarihlenen; dünya ünlüsü, İskender ve Ağlayan Kadınlar Lahitleri var. Büyük İskender’e ait olduğu zannedilmiş olan lahdin; dört yüzü; Makedonyalılar ile Persler arasındaki savaş ve av sahnelerini gösteren, yüksek kabartmalar ile süslenmiş.

Ana binanın üst katında ise: küçük taş eserler, çanak ve çömlekler, pişmiş toprak heykelcikler, hazine bölümü, 80 bin sikke, mühür, nişan ve madalya sergileniyor.

Burada, İstanbul’un fethi sırasında, Haliç’e takılan zincirlerin bir parçası ve Sultanahmet meydanında bulunan yılanlı sütundan kalma bir yılan başı ve mısır orjinli mumyalar ilgimi çekti.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi

EK BİNA

Teşhir edilen eserlerin sığmaması nedeniyle; 1968 yılında, Osman Hamdi Bey binasının hemen arkasına, altı katlı olarak yapılmış. Müzenin, yüzüncü kuruluş yıl dönümü olan; 1991 yılında, halkın ziyaretine açılmış. Altı katlı. Dört katı; sergi salonu olarak düzenlenmiş.

Ek bina girişi, yan duvarında: Assos Athena mabedinin ön yüzü; bire bir ölçülerinde canlandırılmış.

Giriş katında:; Çocuk Müzesi ile mimari eserler sergisi bulunuyor. Çocuk Müzesinde: Tunç çağından, Bizans dönemine kadar, yazının icadı, çanak-çömlek yapımı ve kullanımı, paranın icadı gibi tarihte yaşanan ilkleri vurgulayan eserler ve canlandırmalar yer almakta.

Giriş katında; kod farkıyla oluşturulan bölümde

“İstanbul’un çevre kültürleri: Trakya, Bitinya ve Bizans “ sergileme salonları var. Bizans mezar taşlarına bakıp; üzerlerindeki kabartmalardan, kişinin mesleğini çıkarmaya çalışacaksınız. Kılıç yada miğfer; bu askermiş dedirtiyor, tarak yada lir; onun bir kadın olduğunu anlatıyor. Osmanlının mezar taşlarında da; üst kısmı çiçekli ise, adı okunmasa bile, o mezar taşının bir kadına ait olduğu hemen anlaşılıyor. Aslında; aynı topraklardaki kültürler, birbirinin devamı.

Birinci katında

Çağlar boyu İstanbul salonu var. Burada; İstanbul bölümünde: bugünde mevcut olan caddeler yapılırken ya da onarılırken, altından çıkarılan tarihi eserler sergileniyor. Örneğin; Kadıköy-Altıyol onarım kazılarından çıkarılanlar gibi. Sultanahmet Meydanındaki Burmalı Sütunun, Perslerden kazanılan savaş ganimeti silahlardan yapılan üç yılandan birinin başını; bu salonda görmek mümkün. (Bu yılan başları aslında üç tane, diğer biri Londra’da, diğer biri ise, hepten kayıp)

İkinci katında

Çağlar boyu Anadolu ve Truva. Burayı gezerken; Moskova’da Puşkin Müzesinde bulunan Truva Hazinesini düşünmemek elde değil. Alman Schieman; keşke çalmasaydın, burada sergilense idi, diye düşünmemek elde değil. Truva’nın dokuz katının buluntuları arasında: Troyalı kadınların ateşte ısıttıkları taşları, daha sonra yemekleri sıcak tutmak için kullandıkları anlaşılıyor.

Hitit yazıtlarındaki; “Aşk Mektuplarını, evlilik ve ticaret antlaşmalarını “ burada göreceksiniz. Hititlilerle Mısırlılar arasında yapılan; tarihin ilk yazılı antlaşması olan “Kadeş Antlaşmasını” bizzat gözlerinizle görmek, muhteşem bir duygu, bunu tadacaksınız.

Üçüncü katında

Anadolu’nun çevre kültürleri: Kıbrıs, Suriye, Filistin sergi salonları bulunuyor.

Diğer iki kat ise, depo olarak kullanılıyor.

Bahçe ise: yine bir o kadar hazine sunuyor. Küçük çay bahçesinde, sütun başı masalar üzerinde; Helenistik ya da Roma yazıtları arasında, hayatınızın en ilginç çayını içebilirsiniz. Bu arada; antik buluntular üzerindeki yazıları çözmeye çalışarak zamanı en keyifli şekilde geçirebilirsiniz.

ESKİ ŞARK ESERLERİ MÜZESİ

1883 yılında; Osman Hamdi Bey tarafından, Güzel Sanatlar Akademisi olarak yaptırılmış.

1917 yılında ise, Müzeye dönüştürülmüş. Ülkemizin en zengin ve en önemli müzesi.

Zaman içinde; gerek yapısal ve gerekse sergileme bakımından hizmet veremez duruma gelmiş ve onarım ihtiyacı gerekmiş. Bu dönemde: bir bankanın maddi desteğiyle; restorasyon ve yenileme çalışmaları yapılmış. 2000 yılında; modern teşhir yöntemleri uygulanarak, halkın ziyaretine açılmış. Müze: iki katlı.

Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap eserlerinin; Kadeş Antlaşmasının, Zincirli Heykelin sergilendiği bu müzede; 75 bin çivi yazılı belgenin bulunduğu; “Tablet Arşivi” ve 20 bine yakın arkeolojik eser bulunmakta. Bu çivi yazılı belge arşivi; dünyada ikinci. Ayrıca: Akad kralı Naramsin Steli de görülmeye değer eserlerden.

1992 yılında, Avrupa’da, 45 müzenin katıldığı yarışmada birinci olarak, Avrupa Konseyi tarafından, “Yılın Müzesi” seçilmiştir.

Arkeoloji müzesinden çıkıp, doğruca yürüdüğünüzde, Gülhane Parkına ulaşacaksınız.

ÇİNİLİ KÖŞK

Buraya; “Sırça saray” da deniliyor. Topkapı Sarayı içindeki köşklerden; Fatih Sultan Mehmet’in 1472 yılında yaptırdığı ve Hazine Dairesiyle bir bütün meydana getiren yapı. Yazlık saray olarak yaptırılmış. Çeşitli onarımlarla şekli bozulmuş. Son onarımıyla beraber, eski biçimine sokulmuş. Köşkün ön cephesinde, 14 sütunlu bir galeri var.

Giriş cephesindeki mozaik çiniler; Selçuklu dönemindeki çinilerin özelliklerini taşıyor. Çini süslemeler, yan cephelerde şeritler halinde uzanıyor. Arkada; sırlı tuğlalarla, çok güzel bir kompozisyon oluşturuyor. Bu çinilerde; daha çok firuze, lacivert, beyaz ve kahverengi kullanılmış.

Beş köşeli odanın, kubbesi motiflerle süslü. Köşk; 1875 yılında: müze haline getirilerek “Müze-i Hümayun “ olarak kullanılmış. 1953 yılında ise; Fatih Müzesi adı altında; Türk ve İslam eserleri sergilenmiş.

Daha sonra ise; Selçuklu ve Osmanlı çini ve keramikleri sergilendiği için; Çinili Köşk Müzesi olarak hizmet vermeye başlamış. 1990-1991 yıllarında yapılan çalışmalarda; çağdaş bir anlayışla yenilenmiş. Daha sonra, 2002 yılında, yine başlatılan onarım çalışmalarının ardından, Haziran 2005 tarihinde, ziyarete açılmış.

SEPETÇİLER KASRI

Sarayburnunda. Kenedy Caddesinde bulunuyor.

1643 yılında; Sultan İbrahim tarafından; Bizans’ın deniz surları önünde yaptırılmış. Topkapı Sarayının dış bahçesindeki ve kıyılarındaki çeşitli; kasır, köşk ve saraylardan, günümüze kadar gelebilen tek yapı olma özelliğini taşıyor.

Yapıldığı dönemde: Topkapı Sarayı sınırları içinde kalıyormuş. Sultan I. Mahmut döneminde (1739) yenilenmiş. Bu kasır; aynı zamanda, Padişahların kayıklarının bağlandığı, Padişahların donanmanın sefere çıkışını ve dönüşünü izledikleri bir yer.

Yapı: cumhuriyet döneminde; askeri ecza deposu olarak kullanılmış. Daha sonra ise, kendi haline terk edilmiş.

1980 yılında, orijinal durumuna sadık kalınarak, Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilmiş ve Uluslar arası Basın Merkezi olarak kullanılmış.

1998 yılında: Eminönü Vakfı tarafından; kafe ve restoran olarak kullanılmaya başlanmış.

2004 yılında ise; işletme hakları, bir otel şirketine verilmiş. Denizin üzerinde kurulu mekanda: restoran ve bar gibi farklı alanlarda hizmet veriliyor. Yazın boğaz manzaralı terasları, kışın ise şömineli iç mekanları ile güzel zaman geçirmek isteyenler için uygun bir mekan.

Ayrıca: buradaki açık ve kapalı alanlarında; çeşitli toplantılar, lansman ve düğün organizasyonları düzenleniyor. Otele ait tekneler; buradan hareket ederek, Boğaziçi’nde çeşitli organizasyonlarda kullanılıyorlar.

İstanbul-Günlük Gezi Planı-Gezi Yazısı

İstanbul günlük gezi planı: Bu gezi planının, yani bu sayfanın, sitede bulunan diğer sayfalarla bağlantısının sağlanması gerekiyor. Yani; örneğin, burada Topkapı Sarayını gezin derken, sitenin diğer bir sayfasındaki “Topkapı Sarayı” ayrıntılı gezi planını çıkarmanız gerek, yoksa elbette burada yalnızca bir yüzeysel plan söz konusu olur. Ayrıntıyı; yine siteden bulmanız ve çıkarmanız gerekiyor. Ayrıca bu plan bir öneridir. Tercihleri ve seçimleri, İstanbul’daki zamanınıza ve ilgilerinize göre siz yapacaksınız.

Evet; ülkemizin en güzel şehirlerinden biri; İstanbul. Bu arada: ben şu ana kadar 54 ülke gezdim, inanın İstanbul gerçekten birçok ülkenin birçok şehrinden daha güzel.

İstanbul’un Güzellikleri

Her ne kadar; yoğun trafik ve kalabalık ta olsa, insanların asla vazgeçemediği, binlerce yıldır yaşamın her kesimine ev sahipliği yapmış, güzellikler diyarı. UNESCO tarafından 2010 yılı, “Dünya Kültür Mirası Kent” listesine alınan, geçmişi ile iç içe yaşayan kültür kentimiz. İşte; bu kenti, yabancılar bizlerden çok iyi tanıyorlar ve hala İstanbul olarak değil de, belki de bazı şeyleri kabullenmek istemediklerinden “Konstantinapolis” olarak isimlendiriyorlar. Hayır. Bu kent, her ne kadar yüzlerce yıl; Roma ve Bizans egemenliğinin hüküm sürdüğü bir kent olarak kalmış olsa da; yüzlerce yıldır da, Türk egemenliği altında. Kentte; her ne kadar Roma ve Bizans kültür varlığı olsa da, o ölçüde ve hatta daha fazla Türk kültürüne ait eserleri görmek mümkün.

Burada; amacımız; İstanbul’da yaşayanlar için; belki de her gün önünden veya yakınından geçtikleri yapıları tanıtmak. İstanbul dışında yaşayanlar için ise; İstanbul’a geldiklerinde, en güzel şekilde ve en kısa sürede: günlük tur planları yapmalarına yardımcı olmak. Yani: İstanbul’da nereye gidelim, nereyi görelim, ne satın alalım, ne yiyelim, ne içelim, gezi planı nasıl yapalım, gezi güzergahımız ne olsun ve benzeri gibi tüm sorularınızın yanıtlarını, burada bulabileceksiniz. Bilgisayarınızdan alacağınız bir çıktı ile; çok güzel bir gezi rotası/planı yapabilir ve bu rota üzerindeki tüm eserleri, müzeleri; atlamadan, unutmadan, geçmeden görebilirsiniz. Evet; iyi geziler. İstanbul’u önce biz çok iyi tanıyalım, sonra yabancılara tanıtalım.

Yalnız; unutulmaması gereken hassas bir husus var. Gerek yabancı turistler ve gerekse bizler için, kutsal mabetlere/camilere girerken; kıyafet zorunluluğunu unutmayalım. Kolsuz kıyafet, kısa etek, şort gibi kıyafetler ve başı açık olarak ibadethanelere girilmemesi gerekiyor. Bu konuda tedbirli olunmasında yarar var, hatırlatırım.

1.GÜN

İstanbul gezi planı: Bu günlük gezide görülebilecek yerlere ait ayrıntılı bilgileri: yine bu sitede: İstanbul, Eminönü, Kumkapı sayfasında göreceksiniz.
İstanbul’daki 1.günümüzde, bulunduğunuz veya kaldığınız mekandan; herhangi bir vasıta ile; Galata Köprüsünün hemen ayağının bulunduğu yerdeki Eminönü Meydanına gelin.
Eminönü Meydanında; çiçekçiler çarşısı ve meydanda bir süre durduktan sonra; Yenicami’ye ve Mısır Çarşısına girin. Mısır Çarşısına mutlaka zaman ayırın. Yenicami’ye de girmenizi öneriyorum. Ama yine de tercih sizin. Mısır çarşısından çıktıktan sonra; Bankalar caddesine doğru yürüyün. Köşede Hidayet Cami var. Buradan sonra: Ankara caddesine çıkın. Karşınıza: Sirkeci Garı çıkıyor. Buradan: Mimar Kemalettin Caddesine ilerliyorsunuz ve karşınızda: Sansaryan Hanı. Yola devam ediyoruz, Hamidiye Caddesine geliyoruz. Burada: Abdülhamit Türbesi var. Türbenin karşısında: Vakıf Han. Mimar Vedat Bey Sokağından ilerliyoruz ve karşımıza Büyük Postane çıkıyor.
Evet, Büyük Postanenin önündeki caddeden, sola doğru yürüyoruz ve Ankara caddesine geliyoruz. Buradan: deniz yönü aksine doğru yürüdüğümüzde: İran Başkonsolosluğu Binası. Buradan: Türkocağı Caddesine girin; İstanbul Erkek Lisesi Binası.
Buradan tekrar geri dönüyoruz. Kazım İsmail Gürkan caddesine giriyoruz. Burada karşımıza: Cağaloğlu Hamamı çıkıyor. Cağaloğlu’nda, Yerebatan caddesinin sağ yanında.
Sonra; Alay Köşkü caddesi ve burada Beşir Ağa Camisi var. Sonra ise: Alay köşkünü göreceksiniz.

Gülhane Parkı

Gülhane Parkı girişinin hemen karşısında: Zeynep Sultan Cami var.
Yokuştan yukarı doğru yürüyün. Karşınıza: Cafer Ağa Medresesi gelecek. Buraya girip, bir süre dinlenebilirsiniz.
Sonra, daha yukarı yürüdüğünüzde, Yerebatan caddesinin başında, Yerebatan sarnıcı karşınıza çıkıyor. İşte, buraya mutlaka girin. Buraya, 1 saatinizi ayırın. İçeride gerçekten hoşunuza gidecek bir ortam var.
Yerebatan sarnıcından sonra; Sultanahmet meydanına dönüyorsunuz. Divanyolu caddesi üzerinde: Firuzağa cami var. Cadde üzerinde, Klot Farer sokağa girin. Solda parkın altında, ikinci bir kapalı su sarnıcı karşınıza çıkacak. Binbirdirek sarnıcı. Buraya da mutlaka girin ve gezin diye öneriyorum.

Klot Farer sokaktan aşağıya doğru yürüyün. Karşınıza Keçecizade Fuat Paşa Cami ve Türbesi çıkacak. Buradan, biraz daha aşağıya yürüdüğünüzde ise, sağdan Su Terazisi sokağa girin ve sağa dönün. Karşınıza: Sokullu Mehmet Paşa Cami çıkacak.
Caminin karşı kapısından çıkışta: Özbekler Tekkesi. Sonra: Şehit Mehmet Paşa Sokakta, tam karşıda, Çardaklı Hamam, hamamın hemen sağına dönünce, Küçük Ayasofya Cami görülecek.

Küçük Ayasofya caminden sonra: denize doğru yürüyün. Sola dönünce, Çatladıkapı. Sarayburnu’na doğru ilerleyin, Bukaleon sarayı kalıntıları. Sonra tekrar geri dönün ve Kadırga Limanı Meydanına geliyorsunuz.

Evet, burası son durak. Bu gezi: en iyi şartlarda; 8-9 saatlik bir zamanınızı alacak ve mutlaka yorulacaksınız. Ama, daha önce de söylediğim gibi; bu plan sizlere bir öneri. Bu gezilecek yerleri; yine bu sitede bulunan: Eminönü, Kumkapı sayfasından inceleyin, mutlaka görmek istediklerinizi işaretleyin ve ona göre rotanızı belirleyebilirsiniz. Benim önerim: yani mutlaka görmenizi önereceğim yerler: Yenicami, Mısır Çarşısı, Yerebatan Sarnıcı, Binbirdirek Sarnıcı, Küçük Ayasofya Camii.

2.GÜN

Evet, İstanbul günlük gezi planı: bugün gezimizi; yine bir tarih hazinesi olan ve açık hava müzesi statüsündeki bir alanda sürdüreceğiz: Sultanahmet meydanı. Bulunduğunuz yerden, herhangi bir vasıta ile; Sultanahmet meydanına ulaşıyorsunuz.

Meydanda; önce, Alman Çeşmesini görüyoruz.

Sonra; Dikilitaş, yılanlı sütun ve örme sütunu görüyoruz. Sonra ise: Türk ve İslam Eserleri Müzesine giriyoruz. (Buraya kadar olan gezi rotamızdaki objelere ait ayrıntılı bilgiyi; yine bu sitemizde, İstanbul, Sultanahmet Meydanı başlığı altından çıkarınız)

Müzeden sonra ise, sıra: muhteşem bir yapı, yabancıların Mavi Cami olarak isimlendirdikleri Sultanahmet camisinde. (Burası hakkında ayrıntılı bilgiyi, yine bu sitede, İstanbul, Sultanahmet camii başlığı altında bulacaksınız) Gününüzün, büyük ihtimalle, yarısı bu mekanlarda geçti.

Ayasofya

Öğleden sonraki bölüme; Ayasofya Müzesini gezerek başlayın. Buraya mutlaka bolca zaman ayırın. Bir zamanlar, dünyanın sekizinci harikası olarak nitelenen bu yapı, kesinlikle ilginizi çekecek. (Ayasofya ile ilgili ayrıntılı bilgiyi, yine sitede, İstanbul, Ayasofya Müzesi başlıklı yazıdan alabilirsiniz.) Daha sonra ise; Aya İrini demek istiyorum, ama burası kapalı, yani gezme şansınız yok. Belki; önünde, yapıyı izlemek için, birkaç dakika ayırabilirsiniz. Bir sanat etkinliğine denk gelirseniz, Aya İrini’nin içini görme şansınız olur.

3.GÜN

Evet; İstanbul günlük gezi planı: inanın, ben sizin yerinizde olsam, bugünü, yani tam günü; yalnızca Topkapı Sarayı/Müzesi için ayırırım. Çünkü: burayı, acele etmeden, tadını ala ala gezmek şart. Bulunduğunuz yerden, uygun bir araç ile (taksi öneriyorum) Topkapı Sarayı’na gidin, girin ve akşama kadar, yorulana kadar, orada gezin.
Büyük keyif alacağınıza, güzel bir tarih hazinesini keşfetmenin mutluluğunu yaşayacağınıza inanıyorum.

4.GÜN

Evet, bugün yine müzeler turu var. Fazla yorulmayacaksınız, ama göreceğiniz eserler; tarihi süreç içinde, sizleri başka alemlere götürecek.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Bugünkü; plan; İstanbul Arkeoloji Müzelerinin gezilmesi. Bu müzeler: üç tane. Arkeoloji Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk. Evet; bu üç müze; kesinlikle bir tam güne yakın zamanınızı alabilecek durumda. Gerek Topkapı Sarayı içinden ve gerekse Gülhane Parkından buraya ulaşmanız mümkün.

5.GÜN

Evet, bugün sizlere; daha değişik, tarih dışında bir tur önereceğim. Bugün; kaldığınız yerden, bir şekilde Beyazıt Meydanına gidiyorsunuz. Burada; Çemberlitaş ve Beyazıt kulesini görüyorsunuz ve sonra Kapalıçarşı’ya giriyorsunuz. Evet; dünyanın en eski ve büyük yapılı kapalıçarşı’sı. Burada; güzel ve ilginç bir gün geçireceksiniz ve sanırım özellikle kapalıçarşı; tüm gününüzü alacak. Çünkü; büyük bir mekan.

6.GÜN

Evet, İstanbul günlük gezi planında, bugün size; Haliç istikametini önereceğim. Bu gezi planında: Cibali, Fener, Ayvansaray, Balat, Eyüp semtlerini görebilirsiniz. Bu gezi planında; dini yerler ağırlıkta. Özellikle; Eyüp Sultan Türbesi, Müslümanlar için büyük önem taşımakta. Fener Rum Patrikhanesi ise, Ortodokslar için önemli. Bu arada; Pierre Loti kahvesine uğrayacağız. Evet, zamanınıza göre; bu günü, buralara ayırabilirsiniz. Tercih sizin.

Taksim Cumhuriyet Anıtı

7.GÜN

Evet, İstanbul günlük gezi planında, bugün sizlere; Taksim, Beyoğlu ve İstiklal Caddesinde gezi önereceğim. Bulunduğunuz yerden, herhangi bir araç ile Taksime ulaştığınızda geziniz Taksim Meydanından başlayacak ve Beyoğlu, İstiklal Caddesinde devam edecek ve son olarak Galata Kulesinde bitecek.

Galata Kulesi

İyi geziler diliyorum.

8. GÜN

Bilmiyorum, belki gün sayısı fazla gelmeye başladı. İstanbul’da bu kadar zamanınız olmayabilir. Ama, sonuçta bu gezi planları sizler için bir öneri. Gezilecek yerleri değerlendirip, içlerinden seçim yapabilir ve bu gezi günlerini daraltabilirsiniz. Bugün için örneğin size Dolmabahçe Sarayını gezmenizi önereceğim. Normal şartlarda; yaklaşık 4 saat civarında tutacak gezi süresi, İstanbul’daki zamanınıza göre daha kısaltılabilir.