Bayburt

Bayburt

Bayburt: Ülkemizde, en az nüfusa sahip olan ildir. Hemen il merkezinden geçen Çoruh nehri, buraya bambaşka bir hava verir.

Gezinti  derseniz, bir baştan diğer başa: yarım saat.

Turistik güzellikler derseniz: Bayburt kalesi, saat kulesi. Ama, kale de harap vaziyette.

Bayburt

ULAŞIM

Bayburt-Gümüşhane arasındaki uzaklık; 78 km. Bayburt-Erzincan arasındaki uzaklık: 135 km. Bayburt-Erzurum arasındaki uzaklık: 126 km. Bayburt-Rize arasındaki uzaklık: 250 km. Bayburt-Ankara arasındaki uzaklık: 798 km.

TARİH

Şehir, Azziler tarafından kurulmuş ve takip eden dönemlerde, Kimmerler ve İskitler tarafından ele geçirilmiştir. Daha  sonraki dönemlerde ise, Medler ve Persler burada egemenliği ele geçirirler. Sonradan, İskitler gelir. Yani: Saka Türkleri. Bunlar, şehirde, 4500-5000 yıl hüküm sürerler.

MÖ. 40 yıllarında, Romalılar bölgeye gelirler. MS.705 yılında, bu kez, Emeviler görülür. 715 yılında ise, Bizanslılar. 850 yılından sonra ise, Türkler.

1054 yılında, Selçuklular, yöreyi işgal ederler. 1081 yılında, Saltuk oğulları ve Mengücek oğulları, bölgede egemen olurlar.

14’ncü yüzyıla gelindiğinde ise, bu kez, yörede Akkoyunlu devleti görülür. 1514 yılında ise, bölge Osmanlılar tarafından ele geçirilir.

1828 yılına gelindiğinde, Rus işgali görülür ve işgal, Ekim 1829 tarihinde biter. 1916 yılına gelindiğinde ise, bu kez, Ermeniler ile birlikte, Ruslar yine bölgeyi işgal ederler.

Özellikle, Ermeniler tarafından, bu dönemde büyük katliamlar yapılır ve birçok Bayburtlu öldürülür.

İşgalin bitmesinin ardından, 1917 yılında Bayburtlular şehirlerine geri dönerler.

1927 yılına kadar Erzurum iline bağlı bir ilçe olarak bulunan yöre, bu tarihte Gümüşhane’ye bağlanır. 1989 yılında ise, İl statüsü kazanır.

Şehrin isminin kaynağı hakkında söylenenler şöyle: şehrin tarihi süreç içinde kullanılan isimleri: Payberd, Payper, Baberd, Paypert. 1647 yılında, şehri ziyaret eden Evliya Çelebi: Bayburt kelimesini, “zengin” anlamına gelen “Bay” ve “belde” anlamına gelen “yurt” ile belirlemektedir.

Osmanlı döneminde ise, şehir “Bayburt” olarak isimlendirilir.

Bayburt

GENEL

Şehir, Çoruh ırmağının kıyısında kurulmuştur. Çoruh ırmağı: bölgenin en önemli su kaynağıdır. Mescit dağlarında, 3300 metre yükseklikte doğar.

Birçok başka su kaynağını da alarak, Bayburt şehrine ulaşır. Şehir merkezinde, güney-kuzey doğrultusunda ilerler ve şehir çıkışında, Değirmencik deresinin suyunu da alır ve iyice hızlanarak akımına devam ederek il sınırlarını terk eder.

Evet, Çoruh ırmağı gerçekten bu ilin sosyal hayatında çok etkin. Sesi dinlendirir, huzur verir.

Bu nehrin kıyısında otururken yenecek bir et dönerin tadını, inanın başka bir yerde zor bulursunuz. Ancak, yine de, bu güzelim ırmak, Bayburtlular tarafından çöplük olarak kullanılır.

Ellerine ne geçerse, nehre atarlar. Yani, biraz önce söyledim ya, lezzetli bir et döneri yerken, nehir üzerinden geçen pet şişeler yanında, yatak-yorgan, teneke kutular vs. görebilirsiniz.

Bayburt

İl merkezinin denizden yüksekliği: 1560 metredir.

Yörede: Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu iklimleri, birlikte görülmektedir. Bunun sonucunda; yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçer. Ancak, yükseltilerin fazla olmaması nedeniyle, Doğu Anadolu’ya göre, iklim biraz daha yumuşaktır.

Şehrin ekonomisi: tarım ve hayvancılığa dayanır.

Bayburt Taşı

BAYBURT TAŞI

Yüksek kaliteli Bayburt taşı, yörede ilkel yöntemlerle çıkarılıyor. Rezervleri yüksek olsa da, ilkel yöntemlerle çıkarılma sırasında, büyük zaiyatların söz konusu olduğu söyleniyor. Bayburt yöresinde, bu taştan yapılmış, ilginç yapılar görebilirsiniz.

Bayburt Dede Korkut Uluslararası Kültür Sanat Şöleni

BAYBURT DEDE KORKUT ULUSLAR ARASI KÜLTÜR SANAT ŞÖLENİ

Dede Korkut: bütün Türk kavimlerinin atasıdır. Türk destanları ve halk hikayelerinde: Dede Korkut adına ve onun söylediklerine, sıklıkla rastlanır. Dede Korkut’un, Bayburt ve çevresinde bir dönem yaşadığına inanılıyor.

Ancak, günümüzde de, bir diğer ismi “Korkut Ata” olarak anılan şahıs: sütün Türk  dünyası tarafından yakından bilinmektedir. Mezarının, aşağıda ayrıntılı anlatacağım üzere, il merkezine bağlı Masat köyünde olduğuna inanılıyor.

Her yıl: Temmuz ayının 3. haftasında, burada, uluslar arası düzeyde, Dede Korkut Kültür ve Sanat Şöleni düzenleniyor. Bu şölen kapsamında: konserler, sergi, sempozyum, şiir yarışmaları düzenleniyor.

BAYBURT ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, 2008 yılında kurulmuştur.

Üniversite bünyesinde: 3 fakülte ve 2 meslek yüksek okulu var. Ayrıca: Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler Enstitüleri var. Fakülteler: İktisadi-İdari Bilimler, Mühendislik ve Eğitim Fakültesidir.

Meslek Yüksek Okulları ise: Bayburt Meslek Yüksekokulu ve Bayburt Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu.

Halen, Üniversite bünyesinde: 1350 öğrenci eğitim görmekte olup, ileriki yıllarda bu sayısın 3000’in üzerine çıkacağı düşünülmektedir. Eğitim kadrosu ise: 92 akademik personelden oluşmaktadır. Ayrıca: 110 idari personel görev yapmaktadır.

Öğrenciler için, barınma imkanları düşünüldüğünde: il merkezinde, 204 kız ve 292 erkek öğrencinin barınabileceği yurtlar bulunmaktadır.

Merkezdeki kampüs: Dede Korkut Kampüsü olarak isimlendirilmektedir.

Bayburt Ne Yenir

NE YENİR

Bayburt yöresine yolunuz düşerse, mahalli lezzetleri tatmak isterseniz, öncelikle önereceklerim: ekşi lahana, yeşil mercimekten yapılan galacoş, tel helvası ve yine lahana ile yapılan, yalancı dolma. Çünkü, yörede lahana çok fazla miktarda yetiştiriliyor.

Bunlarla bitmiyor, ilaveten yöreye has lezzetler: gındırlama köyfesi ( bir diğer ismi Bayburt köftesi), kefenli kebap yani Bayburt Taskebap. Aslında, bu tas kebap, bildiğimiz tas kebabından çok da farklı değil.

NE SATIN ALINIR

Bayburt yöresinde yaşayanların el sanatları olarak, ilk sırayı: ihram alır. İhram, her ne kadar yöredeki kadınların örtünmek için kullandıkları bir eşya ise de, günümüzde ihram dokunduğunda, ortaya daha değişik ürünler çıkmaya başlamış.

Bunlar: yelek, heybe, şal, fular, yatak örtüsü, kravat gibi. Bunlardan: arzu ettiklerinizi, kendiniz ve yakınlarınız için satın alabileceğiniz yerler, Halk Eğitim Merkezi.

Bunun dışında, yöreden: el işlemeli bakır ürünler satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Bayburt Ulu Cami

ULU CAMİ

1285-1295 yılları arasında, Selçuklu Sultanlarından II. Gıyasettin Mesut tarafından yaptırıldığı biliniyor. 1967 yılında büyük bir onarımdan geçirilmiştir.

Günümüzde: caminin minaresi ve asıl ibadet alanına açılan iki kapı, orijinalliğini korumaktadır. Diğer bölümler, onarımlar sırasında, orijinallikten uzaklaşmıştır. Minare: caminin kuzey doğusundadır ve kare kaide üzerine, yuvarlak gövdeli olarak yapılmıştır.

Gövde üzerinde: geometrik ve bitki motifli mozaik çiniler görülüyor. Caminin en büyük özelliği: yaklaşık 2000 kişinin aynı anda ibadet edebileceği büyüklükte yapılmış olmasıdır. Ancak, yapıldığı dönem düşünüldüğünde, bu büyüklüğün nedeni anlaşılamamaktadır.

SAAT KULESİ

İl merkezinde, Vali konağı yakınındadır.

I. Dünya savaşı yıllarında, Rus işgalinden çekilerek, Çorum yöresine sığınan Bayburtlular, işgalin ardından geri dönünce, Çorumda gördükleri saat kulesinin aynısını, Bayburt’ta: Bayburtlu ustalara yaptırılmıştır.

Bu saat kulesi, Cumhuriyetin 1’nci kuruluş yıl dönümü olan, 29 Ekim 1924 tarihinde açılmıştır. Saat aksamı ise: Almanya’dan getirilmiştir. Kulenin yüksekliği: 22 metredir. En üst bölüme çıkılmak için, yaklaşık 42 basamaklı bir merdiven var.

TAŞHAN-BEDESTEN

İl merkezinde, Ulu cami yakınlarındadır. Yapılış tarihi ve yaptıran bilinmemektedir. Mimari özellikleri: taş ve tuğlada yapılmıştır. Giriş bölümü üzerinde, bir aydınlık feneri var. Bedesten yapısının: Yavuz Sultan Selim döneminde, hapishane olarak kullanıldığı biliniyor.

Günümüzde ise, bedesten: depo olarak kullanılıyor. Çevresi dükkanlarla çevrili. İçeriye girmek isterseniz, kuzeydoğu köşesinde ana kapı var.

Bayburt Şehit Osman Türbeleri

ŞEHİT OSMAN TÜRBELERİ

İl merkezinin batısında, Şehit Osman Tepesi olarak isimlendirilen: 1685 metre yükseklikteki yerde, iki türbe var. Bunların, Saltukoğulları döneminden kaldığı sanılıyor. Ancak, kitabeleri silik olduğundan, yaptıran ve yapılış yılları bilinemiyor.

Ancak: sarı taştan yapılmış bu türbeler, taş işlemeciliği açısından görülmeye değer. Mezar taşlarının, muhtemelen 600-700 yıllık oldukları sanılıyor. Yani her iki yapının da: 13-14’ncü yüzyıllarda yapıldıkları sanılıyor.

Türbelerde: Saltukoğulları Komutanlarından, Mengücük Gazinin erkek kardeşi Osman Gazi ve kız kardeşine ait olduğu sanılıyor.

Bayburt Kalesi

BAYBURT KALESİ

Urartular tarafından yapılan kale, Romalılar döneminde, onarım görmüştür. Ama, en büyük onarım, 1200’lü yılların başında, Selçuklu Sultanı Süleyman Şahın kardeşi tarafından yaptırılmıştır.

Kale üzerinde, bu büyük onarımı belirleyen, birçok “Arapça” kitabe bulunmaktadır. Bu 20 kitabeden, 17 tanesi, Tuğrul Şah dönemine aittir.

Kalenin çevresi, 3 km. dir. En geniş kısmı: 950 metre ve en dar yeri ise, 450 metredir.

Kaleye: Çinimaçin kalesi de deniliyor. Çünkü: kale yapısının batı ve güneş dış cephelerinde, mor ve yeşil firüze çinileri kullanılmıştır.

Özellikle, bu çiniler, güneşin doğuşu sırasında, güneş ışınlarını yansıtarak, muhteşem bir renk ve ışık çeşitliliği yaratıyorlarmış. Ancak, bugün bu çinileri görmeyi düşünmeyin, çünkü tamamen tahrip edilmişler.

Kale: 1514 yılında, Osmanlılar tarafından ele geçilir.1647 yılında yöreyi ziyaret eden Evliya Çelebi: kale içinde: bir mahallede, 300 ev bulunduğunu ve ayrıca bir cami bulunduğunu yazmıştır. Ancak, özellikle, 1828 yılındaki savaşta, kale, Ruslar tarafından büyük tahribata uğratılmıştır.

Bugün, kale içinde görebileceğiniz yapılar: ambar, su depoları, hapishane, koğuşlar ve hamam var. Ayrıca, surlar üzerindeki mazgallar ve siperlikler de ilgi çekici. Ayrıca, güney batı bölümünde bir cami var.

Caminin ismi: Ebul Fetih Camisi. Tüm bunların yanında, bir de kilise görülüyor. Kilise, kale içinde, hakim bir noktada. Kilise de, özellikle yabancı turistler tarafından ziyaret ediliyor.

BENT HAMAMI

Bayburt kalesi eteklerinde, Çoruh ırmağına yakın bir yerdedir. Muhtemelen 16’ncı yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Yapının dış bölümü, çeşitli onarımlar nedeniyle orijinalliğinden uzaklaşmış olsa da, iç bölümü yani iç yapısı orijinaldir. İlginizi çekebilir.

Bayburt Bey Böyrek Türbesi

BEY BÖYREK TÜRBESİ

İl merkezinin 2 km. doğusunda, Erenli köyündedir. Peki, Bey Böyrek kimdir? Bu şahıs, Dede Korkut hikayelerinde adı geçen önemli bir kişidir. Günümüzde, burası, halk tarafından ziyaret yeri olarak değerlendiriliyor. Türbenin bulunduğu  tepe, şehir merkezinden de görülebiliyor.

KIRKPINAR KÖYÜ-ŞİFALI YILANLAR 

İl merkezine 22 km. uzaklıktadır.

Köyün eski ismi: Çıpkınıs. Cumhuriyet döneminden sonra ise, Kırkpınar olarak değiştirilmiştir. Köyün özelliği: Mayıs ayında çıkan yılanlar. Hatta: köy, bu nedenle “Yılanlı” ismiyle de anılıyor.

Gelelim, belki okurken biraz ürkeceğimiz bu yılanlar konusuna: Mayıs-Haziran aylarında, bu yılanlar toprak altından ve de özellikle köy girişinde bulunan Kırkpınar dağında ortaya çıkıyorlar.

Ancak, bu doktor yılanların: Behçet, yılancık, egzama, sedef gibi bir kısım hastalıkların tedavisinde iyi geldiği söyleniyor. Köye gelenler ve durumu bilenler: yılanları, vücutlarının rahatsız bölgelerine koyarak, rahatsızlıklarının tedavi edileceğine inanıyorlar.

Köy halkı: bu yılanlı tedaviyi ekonomik bir getiriye dönüştürmüş. Köye gelen ve yılanlardan şifa arayan ziyaretçiler, köy halkı tarafından, küçük bir ücret karşılığında, yılanlı tedaviye alınıyorlar.

Burada, her yıl Mayıs ayı içinde, Şifalı Yayınlar Festivali düzenleniyor. Bu festival sırasında, özellikle tedavi için, gerek yurt dışı ve gerekse yurt içinden birçok ziyaretçi bölgeye geliyor.

Bayburt Korgan Köprüsü

KORGAN KÖPRÜSÜ

İl merkezine bağlı Akşar beldesindedir. Yani: Bayburt-Gümüşhane kara yolunun 25’nci km. dedir.

Tarihi ipek yolu üzerinde bulunması ile önem kazanmaktadır. Halk arasında: Meliğin Köprüsü olarak da isimlendirilir.

Köprünün: 13-14’ncü yüzyıllarda yapıldığı düşünülüyor. Klasik Osmanlı dönemi köprülerine büyük benzerlik göstermektedir. Uzunluğu: 43 metre, genişliği ise 4 metredir. İki gözlüdür.

Kemerler ve korkuluklar sarı  taştan, diğer kısımlar ise moloz taştan yapılmışlardır. Kemer yüksekliği: su yüzeyinden yaklaşık 5 metredir.    Günümüzde de kullanılmaktadır.

Bayburt Aslan Dağı-Vilayet Ormanı

ASLAN DAĞI-VİLAYET ORMANI

Burada görebilecekleriniz: Orman evi, gölet, yarı olimpik yüzme havuzu, mesire alanı, çocuk oyun alanı, suni bir şelale, kamelyalar, hayvan barınakları, yürüme parkuru.

Ayrıca: 1996 yılında, yöreye çok miktarda ağaç dikilerek, yeşillendirme çalışmaları yapılmıştır.

SARUHAN KALESİ

İl merkezine yaklaşık 35 km. uzaklıkta, Saruhan köyündedir. Kitabesi bulunmadığından, hangi yıl ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Ancak, büyük ihtimalle, Trabzon imparatoru Mithridates tarafından, savunma ve gözetleme amacıyla yaptırıldığı sanılıyor.

Bayburt Dede Korkut Türbesi

DEDE KORKUT TÜRBESİ

İl merkezine, 39 km. uzaklıkta, Masat köyündedir.

Mimari özellikleri düşünüldüğünde, çok eski dönemlerde yapıldığı belirlenmiştir. Halk arasında: “Ali Baba” yani “Büyük Baba” türbesi olarak bilinir. Ancak, buranın en büyük özelliği ve önem kazanan yanı, Dede Korkuta ait olduğunun düşünülmesidir.

Bilindiği gibi, Dede Korkut, Türk dünyası için önemli bir kişiliktir. Türbe yapısı üzerinde: 718 rakamı görülmektedir ve bu yapılış yılı olarak değerlendirilmektedir.

KOP DAĞI VE KAYAK SPORLARI TURİZM MERKEZİ

İl merkezine, yaklaşık 40 km. uzaklıktadır. Bayburt-Erzurum kara yolu üzerindedir.

Burası: Bakanlar Kurulu tarafından, 1991 yılında, Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. Ancak, Turizm Bakanlığı tarafından henüz tam olarak yatırımlar yapılmamıştır.

Bölge, özellikle kayak sporları için çok uygun. Çünkü, kış mevsimi, burada uzun ve yoğun geçiyor. Yılın, yaklaşık 8 ayında, kar var. Dolayısıyla kayak yapma imkanı oluyor. Ayrıca: 1250 metre uzunluğunda ve 70 adet askılı teleksi tesisi var.

Kayak pistleri ise: 3000 metrelik zirveden başlıyor. Konaklama derseniz: yaklaşık 100 yataklı bir kayak evi, konaklama için hizmet veriyor.

Ardahan

Ardahan

Ortasından geçen Küra nehrinin, bambaşka bir güzellik kattığı, Doğu Anadolu bölgemizdeki güzel şehirlerimizden biridir.

ULAŞIM

Ardahan-Artvin arası uzaklık; 119 km. Ardahan-Kars arası uzaklık: 91 km. Ardahan-Posof arası uzaklık: 81 km. Ardahan-Bayburt arası uzaklık: 358 km. Ardahan-Ankara arası uzaklık: 1110 km.

TARİH

Şehrin önceki adı: Artan. Yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe sahip yörede, 628 yılından sonra Hazar Türklerinin bir kolu olan Arda Türklerinin yerleştikleri görülür ve buna istinaden, bölgeye “Ardahan” ismi verilmiştir. 1068 yılında ise, bölge Selçuklular tarafından ele geçirilir.

1555 yılına gelindiğinde: Amasya Antlaşması ile, Osmanlılar bölgeyi ele geçirirler.

1876-1877 Osmanlı-Rus savaşı bitiminde, bölge, Kars ve Batum ile birlikte, savaş tazminatı olarak: Ayastefanos anlaşması sonucu Ruslara verilir.

1918 yılında imzalanan Brest-Litovsk anlaşmasıyla geri alınmıştır. Bu dönemde: Kazım Karabekir paşanın: “Boğazlar boğazımız, Kars-Ardahan Bel kemiğimizdir” sözü, yörenin önemini açıklaması bakımından öne çıkmış ve tarihe mal olmuştur.

Daha sonra: 1919 yılında, Gürcüler tarafından işgal edilen yöre, 23 Şubat 1921 tarihinde kurtarılarak, ülkemiz topraklarına dahil edilmiştir. 1926 yılında ilçe yapılan Ardahan, 1992 yılında, ülkemizin 75’nci ili olarak seçilmiştir.

Atatürk Silüeti

ATATÜRK SİLÜETİ

Ulu önderimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün silüeti: 1952 yılında, Damal dağına düşmüş ve fotoğrafçı Erdoğan Kumru tarafından çekilerek, Genelkurmay Başkanlığına gönderilmiştir.

Bu muhteşem fotoğraf, günümüzde Anıtkabir’de sergileniyor. Ancak, silüet görüntüsü, her yıl tekrarlanıyor. Şöyle ki: her yıl 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında, saat: 18.00’de, Karadağ sırtlarında, Atatürk silüeti, yaklaşık 20 dakika canlı olarak izlenebiliyor.

GENEL

İl, coğrafi konum olarak, Acaristan Özerk Cumhuriyeti, Gürcistan ve kısmen Ermenistan ile çevrilidir. Güney ve batısında ise, Kars, Erzurum ve Artvin illeri var.

Şehrin ortasından: Kura nehri geçiyor.

Deniz seviyesinden: 1800 metre yüksekliktedir. Yani, il toprakları yüksek ve engebelidir. İl sınırları içinde, 3000 metreyi geçen birçok yer var.

İklim değerlendirildiğinde: bölgede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak, kışlar: sert, kar yağışlı ve uzun, yazlar ise, kısa ve serin geçiyor.

Yörenin ekonomik etkinlikleri: sanayi yok denecek kadar azdır. Genel olarak sanayi tesislerinde, hayvansal ürünler işlenmektedir. Ekonomi, genel olarak tarım ve hayvancılık üzerine kuruludur.

ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ

Ardahan Üniversitesi, 2008 yılında kurulmuş ve 2009 yılından itibaren eğitime başlanmıştır. Günümüzde, üniversitenin bünyesinde: Sosyal ve Fen Bilimleri Enstitüleri, İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Mühendislik Fakülteleri, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu bulunmaktadır.

NE YENİR

Ardahan yöresinde yenebilecek en muhteşem lezzet: alabalık. Bunun dışındaki yöresel lezzetler: kuymak, ekmek aşı, elma  dolması, evelik aşı, pişi, bozbaş.

NE SATIN ALINIR

Ardahan yöresinin: kaşar peyniri ve balı; ülkemiz çapında büyük üne sahiptir. Bunun dışında: yörede, gümüş işlemeciliği ve halıcılık öne çıkıyor. Özellikle: gümüş kemerler, takılar ve başlıklar, mutlaka ilginizi çekecektir, bunların satıldığı yerleri gezin ve tercihinize göre, kendiniz veya yakınlarınız için satın alın.

Atatürk Silüeti

GEZİLECEK YERLER

Kale

ARDAHAN KALESİ

Kale: şehir merkezinde, Kura ırmağının hemen sol kıyısındadır.

Yapı: 1544 yılında, Osmanlılar döneminde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Bu durum, kapısı üzerindeki kitabede yazılıdır.

Mimarisi: dikdörtgen planlıdır. İstanbul-Rumelihisarı’nı andırmaktadır. Sur duvarlarının uzunluğu: 750 metredir. Surların en yüksek yeri: 31 metredir.

Kapısı: batıdadır. Anıtsal kapının iki yanında, kuleler var. Konum olarak: bütün Kür nehrini ve Ardahan ovasını görecek şekilde yapılmıştır. Günümüzde, kale içinde görebilecekleriniz: mescit ve hamam kalıntısı.

DERVİŞ BEY CAMİSİ

Şehir merkezinde, askeri yerleşimin hemen yanındadır.

Yapıya adını veren “Derviş Bey” hakkında ayrıntılı bilgi yok. Yapının: 1285 tarihinde yapıldığı sanılıyor. Duvar kalınlıkları: bir metreye yakın. Minaresi: kesme taştan yapılmış.

Caminin sağ ve sol tarafındaki panolarda “İslam’dan daha yüksek bir şeref yoktur” yazısı var.

 

İskenderun

İskenderun

İskenderun: Akdeniz kıyısında, gayet modern bir yerleşim yeri olarak dikkatimi çekmişti. Birkaç kez gittim, caddelerinde, sokaklarında, parklarında, deniz kıyısında sahilde yürüdüm. Arsuz, Gülcihan bölgelerini gezdim. İskenderun güzel bir yer, buraya mutlaka zaman ayırın ve bu güzel yöremizi gezin-görün.

İskenderun

ULAŞIM:

İskenderun, İl merkezi olan Antakya’ya: 45 km. ve Adana havaalanına: 130 km. uzaklıktadır. İskenderun, ulaşımı rahat olan bir yer. Ülkemizin çoğu yerinden, sorunsuz bir şekilde, buraya ulaşmak mümkün.

İskenderun

TARİHİ:

İlçe, Büyük İskender’e izafeten, MÖ. 333 yılında, kendisi veya komutanlarından Antigore tarafından “Alexandirya” ismiyle kurulmuştur.

Roma hakimiyetini takiben, bölgede Perslerin istilası görülür. Persler, şehri yakıp-yıkarlar ve daha sonra ise, şehir yeniden inşa edilir, yeni ismi ise: “Alexandreia Scabiasa”.Ancak: 4.yüzyıldan sonra, yöreye “Küçük İskenderiye” ismi de verilmiştir.

16.yüzyılda, Osmanlılar yörede egemenliği ele geçirirler. Bu dönemde, şehir, ticari ve stratejik özelliğini sürekli arttırmıştır. Özellikle;  Doğu Akdeniz ticaretinde, önemli bir liman görevi görmüştür.

1832 yılında, bölgede: Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yönetimi görülüyor. 1839 yılında, yöre, Adana eyaletine bağlanır. 1872 yılındaki depremde ise, büyük hasar görülür.

19.yüzyıl sonlarında, Osmanlı topraklarında, ilk petrol, İskenderun Çengen köyünde bulunur. Ancak, bölgede açılan kuyular, verimli olmadıkları gerekçesiyle kapatılır.

I. Dünya Savaşı sonunda, yöre, 1918  yılında İngilizler tarafından işgal edilir ve daha sonra Fransızlar gelir. 1938 yılında Bağımsız Hatay Devleti kurulması ve takiben 1939 yılında bu devletin Anavatana katılması sonucu, bölge işgalden kurtulur. 1939 yılında, Hatay vilayeti kurulur. İskenderun da, Hatay iline bağlı bir ilçe haline getirilir.

İskenderun

GENEL:

Kıyının hemen gerisinde, bir duvar gibi yükselen Nur dağlarına, sırtını vermiştir. Yani: İlçe, Amanos dağlarının eteğinde, 5 km. lik yalı ovasında kurulmuştur. Batıdaki burun, yöreyi, şiddetli lodos rüzgarlarından korumaktadır.

İşlek bir ticaret limanı olarak öne çıkıyor. İSDEMİR, 1970 tarihinde, İskenderun’un 17 km. kuzeyinde “Payas” yöresinde kurulur. Takip eden dönemde: TCDD İskenderun Limanı ve 7 adet özel liman kurularak, ilçe ekonomisinin kalkınmasında büyük hamleler yapılır.

İskenderun

Bölgede: tamamen Akdeniz iklimi hakimdir. Yazın sıcaklık 40 derece civarında oluşur, kışın ise yağmurlu ve ılıman bir hava hakimdir. Ancak: burada bulunduğunuz sürede mutlaka dikkatinizi çekecek bir coğrafi oluşumdan  söz etmek istiyorum.

Burası: İlçe manzarasının hemen arkasında bulunan, yükseltilerin arasında bulunan büyük bir boşluk, daha doğrusu bir “yarık” benzeri boşluk.

Buraya: “Yarık kaya” deniliyor. Bazen; kış ve ilkbahar aylarında, güneydoğudan esen ve hızı zaman zaman 140 kilometreyi bulan rüzgarlar, buradan hızla esiyor ve kentte bir süre hayatı kısmen durduruyor.

İskenderun
Bölgenin en büyük ekonomik etkinliği: 1970’li yıllarda faaliyete geçen: İskenderun Demir Çelik Fabrikasıdır.

Burası: İskenderun ve yöresinin canlanmasına sebep olur. Kırsal kesimde ise, tarımla uğraşılır. Başlıca tarımsal ürünler: buğday, narenciye, zeytincilik ve meyveciliktir.

İskenderun güvercini: Büyük İskender tarafından, posta güvercini olarak kullanılmış ve ünü günümüze kadar ulaşmıştır. Bu güvercinin tanıtımı için, İskenderun yöresinde “İskenderun Güvercini Festivali” düzenleniyor.

İskenderun Festival

İSKENDERUN TURİZM VE KÜLTÜR FESTİVALİ:

Her yıl, ilçede, Temmuz ayının ilk haftasında, bu festival düzenleniyor. Festivalde, çeşitli gösteriler yapılarak, yörenin kültürel ve turizm etkinlikleri arttırılıyor.

İskenderun Festival

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Bölgede: nar ekşisi, biber, domates, şalgam turşusu çok kullanılan katıklardandır. Çiğ köfte, içli köfte, oruk yanında arap kebabı. Tatlı denilince ise: künefe, cezerye, güllaç, lokma ve müşebbek tatlı meşhurdur. Bunların yanında, meze olarak yenilenler: humus, cevizli biber, çökelek salatası, küflü çökelek (sürk) başta gelir.

Ben burada bulunduğum sırada: özellikle “humus” ve “künefe” tatmaya çalıştım. Humus için, lüks yerleri değil de, çarşı içinde bulunan ve humusun muhteşem bir şekilde yapıldığı, küçük yerleri tercih etmelisiniz. Küçük bir masa ve bir tabure üzerinde oturarak, humusun en muhteşemini yiyebiliyorsunuz.

NE SATIN ALINIR:

Bölgeden: turunç ve ceviz reçeli satın alabilirsiniz.

İskenderun Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER:

İskenderun Teknik Üniversitesi

İSKENDERUN TEKNİK ÜNİVERSİTESİ:

Üniversite İskenderun şehir merkezindedir. Üniversite 23 Nisan 2015 tarihinde kurulmuştur. Bünyesinde, 8 fakülte, 3 yüksekokul ve 1 devlet konservatuvarı ile 7 enstitü ve 5 meslek yüksek okulu bulunmaktadır.

İskenderun Ulu Cami-Kaptanpaşa Camii

ULU CAMİ-KAPTANPAŞA CAMİİ:

Savaş Mahallesi Ulu Cami Caddesindedir.

1864 yılında Kaptan Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Ahşap bina ve tek şerefeli taş minareden oluşur. Kare kaide üzerinde yükselen silindirik gövdeli minare, iki renkli kesme taş işçiliği gösterir. Minare gövdesi, kalın bir bilezikle ikiye bölünürken, daha zarif bir bilezikle şerefe altında sınırlanır.

Sade bir altlıkla, demir korkuluklu şerefeye geçilir. Minare silindirik bir petek ve konik külahla son bulur. Günümüzde minare kapısı kapatılmış durumdadır.

Ancak bu ilk yapılan caminin ahşap kısmı, 1974 yılında yıkılmış ve bugünkü betonarme ve tek kubbeli cami yapılmıştır.

İskenderun Ulu Cami-Kaptanpaşa Camii

İlk yapılan minareye dokunulmamış, ilaveten iki minare daha eklenmiştir. Bu yeni eklenen minareler, 40 metre yükseklikte ve ikişer şerefelidir. Ancak bu iki minare, çatlaklar yüzünden 2005 yılında yıktırılmıştır. Bu yıktırılan iki minarenin yerine yeni bir minare yapılmıştır.

Evet, sonuç olarak ilk yapılan camiden, günümüze sadece minaresi orijinal kalmıştır.

İskenderun Sahil Şeridi

İSKENDERUN SAHİL ŞERİDİ:

Temiz ve güzel bir sahil şerididir. Oldukça uzun bir sahil şerididir.

İskenderun Sahil Şeridi

Yürüyüş boyunca birçok yerde yemek yiyebilirsiniz. Belediyeye ait ve özel işletmelere ait restoranlar ve kafeteryalar vardır.

İskenderun Sahil Şeridi

Yaz akşamlarında, şehrin yarısı buraya gelirler. Sahilde, Atatürk anıtının arkasından, tekne turlarına katılabilirsiniz.

İskenderun Sahil Şeridi Tekne Gezisi yeri

Ayrıca büyük bir lunapark bulunmaktadır.

İskenderun Sahil Şeridi Atatürk Anıtı

Atatürk Anıtı:

Bu güzel anıt hakkında, anıtın ne zaman ve kim tarafından yapıldığı hakkında yaptığım tüm araştırmalara rağmen bilgi sahibi olamadım.

İskenderun Sahil Şeridi Atatürk Anıtı

Umarım bu anıt hakkında bilgi sahibi olan okurlar yorum yazarlar.

Kore Şehitleri Anıtı:

Atatürk anıtının karşısındadır. 25 Haziran 1950-27 Temmuz 1959 tarihleri arasında, Kora Savaşına katılan ve orada şehit olan Türk askerleri anısına yapılmıştır.

İskenderun Sahil Şeridi Park Forbes AVM

Park Forbes Avm

Sahilde, deniz manzaralı bir alışveriş merkezidir. Atatürk Bulvarı üzerindedir.

17 Haziran 2016 tarihinde hizmete açılmıştır.

İskenderun Sahil Şeridi Park Forbes Avm

Temizlik iyidir, ancak marka çeşitliği açısından zengin değildir. 108 mağazalar ve 24 restoran-kafe bulunmaktadır. Restoran ve kafeler, deniz manzaralıdır. Ayrıca 7 salonlu ve 585 seyirci kapasiteli sinema salonları bulunmaktadır.

İskenderun Sahil Şeridi Park Forbes Avm

Merkezin en güzel yanı: İskenderun körfezine olan cephesidir bu manzarayı seyrederken yemek yemek veya çay içmek muhteşem güzeldir.

İskenderun Sahil Şeridi Nihal Atakaş Camii

Nihal Atakaş Camii

Sahil Yolu Yenişehir Mahallesindedir. Deniz doldurularak yaptırılmıştır. Sahil kenarında, deniz doldurularak yapılmıştır. Denizin doldurulması sırasında, her biri 32 metre derinliğe kadar inen, 1.5 metre genişliğinde, 100’den fazla fore kazık çakılmıştır.

İskenderun Sahil Şeridi Nihal Atakaş Camii

Sahil kenarında deniz doldurularak yapılan caminin bir benzerinin dünya üzerinde sadece Macaristan Budapeşte şehrinde bulunduğu söyleniyor.

Osmanlı ve Selçuklu mimarisi hakimdir.

Cami, merkezi ana kubbe ve çevresine yerleştirilen dört tonozdan oluşmaktadır. Kubbeyle beraber, tonozlar kullanılarak daha ferah bir iç mekan algısı oluşturulmuştur. Giriş cephesinde, Selçuklu Taç kapısının bir yorumu kullanılmıştır.

Taç kapı sivridir. Deniz cephesinde kademelenerek inen ikişer kubbe ile de piramidal bir etki yaratılarak güçlü bir giriş cephesi oluşturulmuştur.

Cephelerde, Selçuklu tarzı olan sivri kemerli büyük pencerelerle, aydınlık ve ferah bir iç mekan olgusu yaratılmıştır.

İskenderun Sahil Şeridi Nihal Atakaş Camii

Ana kubbe yüksekliği 26 metre, çapı ise 18 metredir. Ana kubbede: 32 parçadan oluşan, altın varak kaplamalı, yıldız motifli 32 farz temsil edilmektedir. Tonozlarda, sivri pencere kemerlerinin üst kısımlarında, çini üzerine yazılmış hat sanatı görülür.

Minarelere gelince, camide 40 metre yükseklikte, tek şerefeli iki minare bulunur. 2018 yılında yapılarak ibadete açılmıştır. 3000 kişi aynı anda ibadet edebilmektedir.

ŞATO KALINTISI-KARAKOL ŞATOSU:

Şehir merkezinde Mareşal Çakmak Caddesindedir. Catoni acentasının bahçesindedir. Yapı: Ortaçağ Alexandreia Skabias Liman kalıntısıdır ve aynı zamanda savunma kalesidir. Günümüzde denizden 100 metre içeride kalmıştır.

İskenderun Fransız Askeri Mezarlığı

FRANSIZ ASKERİ MEZARLIĞI:

Mezarlık günümüzde, Numune Mahallesi Dr Sadık Ahmet Caddesi üzerindedir. İskenderun Halk Eğitim Merkezinin güney duvarlarına, ortak duvarları bulunmaktadır.

Mezarlık içinde: mezar anıtı, iki toplu mezar ve 300 ayrı mezar bulunmaktadır.

İskenderun Adliyesi ve Primemal alışveriş merkezi tarafından: Fransız askerleri için yapılmış anıt, görülebilmektedir.

İskenderun Fransız Askeri Mezarlığı

1914-1918 yılları arasında, 1’nci Dünya Savaşında hayatını kaybeden Fransız askerleri için 1935 yılında İskenderun-Antakya yolu üzerinde yapılmıştır.

Türkiye ve Fransa arasında, 23 Haziran 1939 tarihinde yapılan anlaşmaya göre, mezarlık alanının muhafaza ve bakımı için bir bekçi atanmıştır. Bu amaçla, mezarlık kapısından girer girmez, sağ kısımda, duvara bitişik derme çatma yapılan kulübe de bulunmaktadır.

Girişin hemen karşısındaki haçvari düzendeki yolun, dört adasında yer alan mezarlıkların taşları yuvarlak kemerli, düz yüzeyli dikdörtgen biçimde yapılmışken diğer alanlardaki mezarlıklarda haç şeklindeki taşlar tercih edilmiştir.

Mezarlığın dış duvarı ise kesme taştan inşa edilmiştir. Alan, 1987 yılında tescil edilerek Sit alanı ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

İskenderun Deniz Müzesi

İSKENDERUN DENİZ MÜZESİ;

Süleymaniye Mahallesi Atatürk Bulvarı 512 Sokaktadır. Giriş ücretlidir. Giriş ücreti 7 TL dir.

Müzenin bulunduğu bina: 1930 yılında inşa edilmiş, 3 katlı bir binadır. Bu bina, 1942 yılında Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınmış ve 2008 yılına kadar İskenderun Deniz Üs Komutanlığı Karargah Binası olarak kullanılmış, 2009 yılında ise müze olarak düzenlenmiştir. Ülkemizdeki 3’ncü Deniz Müzesidir.

İskenderun Deniz Müzesi

Müzede 6 tane salon bulunuyor.

1’nci Salon: Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen salonudur.

2’nci Salon: Hatay’a giren ilk Türk birliklerinin komutanı Albay Şükrü Kanatlı salonudur.

3’ncü Salon: Barbaros Hayrettin Paşa salonudur.

4’nci Salon: Cezayirli Gazi Hasan Paşa salonudur.

5’nci Salon: Cumhurbaşkanlığı yatı Savarona’ya ayrılmıştır.

6’nci Salon: Rauf Orbay Salonudur. Kendisi Kurtuluş Savaşında, Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında bulunan isimlerden biridir.

İskenderun Deniz Müzesi

Bu salonlarda: Hatay’ın kurtuluşu, İskenderun Tarihi, Deniz Harp tarihiyle ilgili olarak 320 civarında obje ve 200 kitaplık bir kütüphane bulunmaktadır. Ayrıca: müze bünyesinde: kurslar, sergiler ve atölyeler gibi faaliyetler gösterilmekte olup bünyesinde kiralanabilir sergi salonları ve 20 kişilik sinevizyon odası bulunmaktadır.

MARCİRCOS KİLİSESİ-RUM ORTODOKS KİLİSESİ:

İlçe merkezinde, Denizciler Caddesindedir.

1585 yılında yapılmıştır. Günümüzde: gerek ibadet ve gerekse adakta bulunmak için kullanılmaktadır. Her yıl, kilisede 5 Mayıs tarihinde “Hıdır İlyas Şenlikleri” ve 6 Mayıs tarihinde ise “Aziz’in İsim Günü Kutlamaları” yapılmaktadır.

5 Mayıs günü, Hz Hızır ve İlyas Peygamberlerin yeryüzünde buluştukları gün olarak kabul edilmektedir. Umutlar kadar baharın da simgesi olarak bilinir.

Bu gün Rum Ortodokslar, Aya Yorgi ve Katolikler ise Aziz George günü olarak kutlarlar.

İskenderun Aziz Nikola Rum Ortodoks Kilisesi

AZİZ NİKOLA KİLİSESİ-RUM ORTODOKS:

Şehit Pamir Caddesindedir. 1870 yılında yapılmıştır. Kilise halen ibadete açıktır. Kilisede paha biçilmez tablolar bulunduğu söylenmektedir.

İskenderun Katolik Katedrali

İSKENDERUN KATOLİK KATEDRALİ:

Yenişehir Mithatpaşa caddesindedir. Yapı, 1888 yılında büyük bir restorasyon geçirmiştir. Toplam 14 sütun üzerine oturur. Halen ibadete açıktır.

İskenderun Millet Parkı

İSKENDERUN MİLLET PARKI:

İsmet İnönü Caddesindedir. Fener Mahallesindeki eski Karayolları arazisine yapılmıştır. Büyüklük yaklaşık 50 dönümdür.

İskenderun Millet Parkı

İskenderun Belediyesi tarafından düzenlenen park alanı, 2019 yılında ziyarete açılmıştır. Giriş ücretsizdir.

İskenderun Millet Parkı

Park alanı içinde: 1 kilometre uzunluğunda yürüyüş, koşu ve bisiklet yolu, amfi tiyatro, yazlık sinema, büyükçe bir otopark ve spor sahaları bulunmaktadır. Ayrıca kendi kendini temizleyen, 3000 metre karelik bir biyolojik gölet vardır. Gölet büyüklüğü 2640 metre karedir.

MERKEZ YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER:

ALEXANDRETTA:

Bugünkü İskenderun kentinin, ilk yerleşimidir. Ancak, maalesef günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. 1973 yılında, Esentepe bölgesinde yapılan kazılarda, antik kent kalıntılarına rastlanmış ve “Büyük İskender’in bir büstü” bulunmuştur.

MYRİANDOS LİMAN KENTİ

İskenderun merkezin 5 km güneybatısında, deniz kıyısındadır.

Heredot’a göre: buradaki körfez “Myriandos Körfezi” olarak isimlendirilir.

Yörede bilinen en eski yerleşim yeridir. Fenikeliler tarafından MÖ 1500’lerde kurulduğu tahmin edilir. Myriandos kentinin kelime anlamı: “Mura-wand” yani “Muralı-Mura’ya tapan halk” demektir. Ancak bu şehirden günümüze ulaşan herhangi bir kalıntı yoktur.

Çünkü ören yerindeki yapıların hepsi, 1822 yılındaki depremde yıkılmıştır. Ardından tam deniz kıyısında olan kentin yapı taşları, yeni yapılarda kullanılmak üzere teknelerle başka yerlere taşınmıştır.

Kentin tarihi geçmişinde: MÖ 333 yılında, Büyük İskender, Pers Kralı Darius’u pusuya düşürmek için buraya gelir, ancak iki ordu arasındaki savaş burada değil İssos yakınlarında olur. İsos savaşını kazanan Büyük İskender: Myriandos kenti yakınlarında, “Issum” yani “dağlık” ismi verilen bir şehir kurar. Evet, Myriandos kentinden günümüze hiçbir kalıntı kalmamıştır.

Son bir not: Bazı kaynaklarda, kayıt “Atlantis kentinin”: Kıbrıs ve Suriye arasında bir bölgede bulunduğu ve hatta Myriandikos körfezinde olduğunu iddia etmektedirler.

İskenderun Karaağaç Plajı

KARAAĞAÇ PLAJI:

Karaağaç Mahallesindedir. İskenderun merkeze en yakın plajdır.

Plaja giriş ücretlidir. Plajın kumları, altın sarısıdır. Plajda, doğal dalgakıran bulunması nedeniyle, çok fazla dalga olmuyor. Ancak deniz girişi taşlıktır, bu yüzden deniz ayakkabısı kullanmanız önerilir. Denizin aniden derinleşmiyor olması nedeniyle, özellikle çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler tarafından tercih edilmektedir.

Plajın kenarında, çok sayıda: çadırlı kamp alanı, piknik alanı ve restoran bulunuyor. Ağaçlık alanda çocuk oyun parkı da vardır.

SARISEKİ TURUNCU PLAJI:

Sarıseki Mevkiindedir. Plaja giriş ücretsizdir, ancak otoparka araç bırakmak ücretlidir. Plaj: kum ve çakıl karışımıdır. Duş ve tuvalet vardır. Ayrıca yiyecek sağlanabilecek mekanlar da bulunmaktadır.

İskenderun Suçıkağın Çağlayan Şelalesi

ŞALAN KALESİ-SUÇIKAĞI ÇAĞLAYAN ŞELALESİ:

Sakıt Yaylası Suçıkağı (Sakıt) Mahallesindedir.

Kale “Şivlan Kale” olarak da bilinir. İskenderun körfezini, Kırıkhan ovasına bağlayan Değirmendere köyü yakınlarındadır. Amanos dağlarının sarp ve kayalık bir tepesine kurulmuştur. Helenistik dönemde yapılan kale, Bizans ve Haçlılar tarafından: karakol, gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.

İskenderun Suçıkağın Çağlayan Şelalesi

Suçıkağı Çağlayan Şelalesi:

İlçe merkezine uzaklık 5 km dir. 2007 yılında hizmete açılmıştır.

Çınar ağaçlarının gölgesinde, buz gibi akan suyun içindeki masalarda farklı bir ortam bulunuyor. Çağlayan alabalık tesisleri var. Buraya yolunuz düşerse: kaşarlı balık, balık ızgara, kiremitte balık ve kebap çeşitleri bulabilirsiniz. Menülerde kullanılan tüm malzemelerin, doğal olduğu söyleniyor.

İskenderun Yunus Sütunu-Sarıseki

YUNUS SÜTUNU-SARISEKİ:

İskenderun-Payas demiryolu üzerinde Sarıseki Mahallesindedir. Sarıseki girişinde, yolun deniz kenarında burunda, Nato iskelesi yanında, antik bir sütun görülür. Günümüzde, sütun oldukça bakımsızdır ve taşları sağa-sola dökülmüştür.

Sütun: Sarıseki kanyonu içinden akan Sakıseki çayının iki kıyısındadır. Her iki sütun arasındaki mesafe, 200 metredir. İki sütun, birbirine paraleldir.

Sütunlarla ilgili 2 inanış vardır.

1’nci İnanış:

Yöre halkının inanışına göre: “Yunus Peygamber, yunus balığı karnında burada karaya çıkmıştır.” İsmini de bu olaydan alır.

“Yunus Peygamber, Allah tarafından, Asur şehirlerinden olan Ninova halkını doğru yola davet etmek için görevlendirilir. Ancak Ninovalılar, Yunus Peygamberin sözlerini dinlemezler. Bunun üzerine Hz Yunus çok kızar ve Allah’ın iznini beklemeden Ninova şehrinden ayrılır.

Yafa şehrine gelir. Bir gemi bulur, ücretini verir ve gemiye biner. Yolculuk sırasında büyük bir fırtına çıkar, gemi batacak gibi olur ve bunun üzerine Hz Yunus, gemidekilere “beni denize atın, fırtına durur” der.

Ancak gemidekiler ona uymazlar, gemiyi karaya çekmek isterler ancak başaramazlar, bunun üzerine Hz Yunus kendi rızasıyla denize atlar, Allah’ın emriyle Hz Yunus’u bir balık yutar, üç gün üç gece balığın karnında kalır.

Sonra, balığın karnından karaya çıkar. Nereye? İki dağ arasındaki bir yere. Evet, buranın yani Hz Yunus’un karaya çıktığı yerin, burası olduğuna inanılır.

2’nci İnanış:

Bu sütunların dini yani manevi anlamları olduğu gibi, tarihi anlamları da vardır.

Yöredeki taş kalıntıları, Amanos dağlarının tepelerinden, denize kadar inen bir kale görünümündedir. Sütunların bulunduğu dar geçit ve Belen geçidi: Kral yolunu Antakya’ya bağlayan yerdir.

Yani, tarihin her döneminde, önemli bir geçit yeri olmuş, önemli olaylara şahitlik etmiştir. Anadolu’yu Suriye’ye bağlayan en önemli geçitlerden birisidir.

Sütunlar: tarihi süreçte Perslere hem maddi hem de siyasi kazanımlar sağlamıştır. Bu yüzden, İskender, bu geçidi tutmaya karar verir. Bu sırada, Per ordusu, İsos civarında Pinaros suyunun denize döküldüğü yerdedir. İskender, deniz kıyısı boyunca güneye ilerler.

Birliklerini: Yunus sütunlarının ve körfez ve Amanos sıradağlarının arasına yerleştirir. İskender ve Darius arasındaki İsos savaşı: Yunus sütunlarının 15 km kuzeyinde, ovanın oldukça dar ve Kuruçay dolaylarında yapılır.

Bu savaşta, İskender 500 ve Persler ise 10 bin asker kaybederler. Bu olaydan sonra İskender’e “Büyük” lakabı verilir. Evet, bu bölge bu ünlü savaşın geçtiği yerlerdir.

Günümüzde burası Kilikya ve İskenderun şehrinin giriş kapısı olarak kabul edilir. Tapınak ve Cenevizlilerden kaldığı düşünülen kale kalıntıları vardır, ancak yukarıda belirttiğim gibi, kalıntılar oldukça harap bir durumdadır.

3’ncü İnanış:

Yine rivayetlere göre, Büyük İskender’in cenazesi, bu kemer üzerine yerleştirilmiştir.

4’ncü İnanış:

Bence doğruluğu yüksek olan bir varsayıma göre: MS 194 yılında, Roma İmparatoru Septimus Severus: Pescennius Niger’i yenince, İskenderun yerleşiminin 8 km kuzeyinde, Amanos dağlarının deniz kıyısına ulaştığı yerde bir “Zafer Anıtı” yaptırmıştır.

Bu tak, halk arasında “Yunus Sütunu” olarak bilinmektedir. Günümüzde yakın çevrede görülebilen kalıntılar şunlardır: Su depoları, kemerler, tapınak ve Cenevizlilerden kaldığına inanılan bir kale kalıntısıdır.

İskenderun Soğukoluk Yaylası

SOĞUKOLUK YAYLASI:

Günümüzdeki ismi: Güzelyayla. İlçe merkezine: 18 km. uzaklıktadır. Arsuz’a ise: 40 km. uzaklıktadır. İskenderun halkının en çok tercih ettiği yerlerin başında gelir. Tepede, orman içinde harika yapılar bulunuyor.

Yazın 5-6 bin olan nüfus, özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde 15-20 bine yükseliyor. Çevreden gelen işadamları ve yöneticiler, burada: yeşil tepeler üzerinde, birbirinden güzel binalar inşa ettirmişler.

Ama hiçbir bina, bir ağaç boyunu aşmıyor. Yani, görüntü kirliliği yok. Bu bölgeye, karşıdan bakanlar, bu binaları, taş yapıları göremiyorlar.

Burası: gayet serindir. Suyu ve havasıyla, çok güzel bir çamlık yayladır. Amanos dağlarının 800-1000 metre yükseklerinde bir bölge.

Ama; elbette yaşı belli bir seviyede olanlar, buranın eski ününü mutlaka hatırlamışlardır. Burası, bir zamanların, ülkemiz genelindeki en büyük “kadın ticaretinin yapıldığı, genç kızların kaçırılıp hapsedildiği ve pazarlandığı bir yer olarak öne çıkmış ve emniyet birimleri tarafından yapılan büyük operasyonlar sonucu, tamamen çökertilerek, günümüzde sadece anılarda kalmıştır.

Günümüzde, burada bulunan oteller virane halde ve onarılmayı bekliyor. Bazıları: Milli Eğitim Bakanlığına verilmiş ve Öğretmenevi-misafirhane yapılmış. Soğukoluk bölgesine tırmanış bittikten sonra, sizi bir meydan kahvesi karşılıyor.

Burada, bahçede ağaçlar altında dinlenebilirsiniz. Kahvehanenin hemen karşısında, bir dükkan var, bu dükkandan, mutlaka ceviz satın alın, satılan cevizlerin şifalı olduğu söyleniyor. Hatta, ceviz reçeli bile bulabilirsiniz.

Kınalıtepe, tüm bölgenin en gözde piknik alanı. Milli Parklar koruma alanı içinde bulunuyor. Tahta masalar var. Araçların girişi için yollar yapılmış. Kınalıtepede bulunan restoranda: özellikle kaz dolması yemenizi öneririm. Yanında ise, humus.

Evet, burası yeşillikler içinde bir cennet. Bir şekilde, bu yöreden geçerseniz: buradaki restoranlarda, tereyağında bıldırcın tava yemeyi, sakın ihmal etmeyin.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı.

Dörtyol merkezi gezi ve tanıtım yazısı.

Kırıkhan gezi ve tanıtım yazısı.

Belen gezi ve tanıtım yazısı.

Samandağ gezi ve tanıtım yazısı.