Öncelikle, Saklıkent denilince, burayı Antalya-Saklıkent ile karıştırmamak gerekiyor. Burada: “Saklıkent Milli Park” alanı içinde “Fethiye Saklıkent Kanyonu” bulunuyor.
Fethiye Saklıkent ulaşım, iki yönden de olabilir. Antalya üzerinden gelirseniz; karadan ve kıyıdan olmak üzere iki yol var. Karadan olan yol: Antalya-Korkuteli-Kızılcadağ istikametinde ilerleyerek gidiyorsunuz.
Yaklaşık; 150 km. sonra anayoldan, Saklıkent tabelasını görünce sapıyorsunuz ve 16 km. sonra oradasınız. Zamanınız varsa, Korkuteli’nde; çok güzel ” Et Restoran” ları var. Uğramanızı özellikle öneriyorum, muhteşem damak tadı yemekleri var.
Evet, bu yol nispeten asfalt ve rahat. Muhtemelen 2 saat civarında, bu yolu alabiliyorsunuz. Ben bu yolu kullandım ve öneriyorum. Sahil yolu çok zamanınızı alacaktır.
Saklıkent-Fethiye arası karayolu uzaklığı ise; 43 km. Fethiye’nin merkezinden kalkan dolmuşlar ile, 40 dakikada ulaşmak mümkün. Yorucu olmayan rahat bir yol.
Saklıkent Kanyonu
FETHİYE SAKLIKENT KANYONUNUN OLUŞUMU
Esençay vadisi, kuzey-güney yönünde, Akdeniz’e kadar uzanan bir çöküntü alanı. Kanyonun doğusunda, Esen çayı ile aynı yönde uzanan 3024 m. yüksekliğinde Akdağ var. Bu dağın, batı etekleri, kırık hatlar (faylar) ile kesilmiş. Bu büyük kırıklar, 2000 m. üzerinde kalındığı olan Akdağ kireç taşını parçalayarak, Saklıkent kanyonunu meydana getirmiştir.
Fethiye Saklıkent
FETHİYE SAKLIKENT MİLLİ PARKI
Fethiye Saklıkent Milli Parka giriş ücretlidir.
1996 yılında Milli Park olarak ilan edilen alan: dağlardan geçen vadiyi kapsar. İçinde: nehir akıntıları, akarsular, şelaleler ve kayalıklar vardır. Ama ana kaynak, 1000-1100 metre yükseklikte ve oldukça dik vadi yamaçları bulunan “Saklıkent Kanyonu” dur.
Park alanı içinden “Eşen Çayı” geçer. Eşen çayı kaynağını Akdağlardan alır.
Milli Parkın, alt seviyelerinde kızılçam toplulukları ve yukarılarda ise karaçam ve sedir ağaçları bulunur.
Fethiye Saklıkent
FETHİYE SAKLIKENT KANYONU
Fethiye Saklıkent Milli Parkı içindedir. Kanyona giriş ücretlidir. Kanyonun içinde ve dışında yeme-içme mekanları bulunmaktadır.
Kanyon, vahşi ve dik yapısı ile görülmeye değerdir. Burayı gezmeye giderseniz, yanınızda mayo veya şort olmalıdır, ayaklarınızda ise lastik tabanlı terlik veya deniz ayakkabısı bulunmalıdır. Çünkü kanyon içinde ilerlerken bazı yerlerde buz gibi suların içinden geçmeniz gerekir. Dizlerinize veya biraz daha fazla suya batmanız gerekecektir.
Burada; kalma yeri sıkıntılıdır. Ama, insanlar buraya genellikle, günübirlik olarak geliyorlar. Bu yüzden, restoranlar ön plandadır. Yani kalmaya gelen pek yoktur. Özellikle; Fethiyeliler, yazın sıcak günlerinde, buraya piknik yapmaya geliyorlar. Ağustos ayının 40 derece sıcaklığında, burada üşünecek ölçüde serin bir hava bulmak mümkündür.
Fethiye Saklıkent
FETHİYE SAKLIKENT KANYON ÖZELLİKLERİ
Fethiye Saklıkent kanyonun uzunluğu 18 km dir.
Ortalama derinlik ise 200 metredir. Bazı yerlerde yükseklik o kadar fazladır ki, güneş ışığı görülmez.
Eşen çayının bir kolu olan “Kocaçay” kanyonun içinde akar. Kanyonun girişindeki su debisi saniyede 14-17 metre küptür yani oldukça fazladır.
Evet, kanyondaki yürüyüş alanının toplam uzunluğu 18 km dir ve bu yolu bitirmek profesyonel almayanlar için mümkün olmaz. Zaten parkurun birçok yerinde, tehlikeli geçişler bulunuyor. Bu yüzden gidebildiğiniz kadar gidip, sonra geri dönmelisiniz.
Giriş için son bir not: kanyon içinde bazı yerlerde suların içinden ilerlemek gerekiyor, bu yüzden kanyon gezisi küçük çocuklar için pek uygun olmamaktadır.
Fethiye Saklıkent
FETHİYE SAKLIKENT KANYONDA GEZİ PLANI
Antalya-Fethiye karayolundan, Fethiye Saklıkent tabelasını gördükten sonra anayoldan sapıyorsunuz. Dar bir yoldan yaklaşık 16 km. ilerledikten sonra, Fethiye Saklıkent’e varıyorsunuz.
Ücretini ödeyerek, özel aracınızı park edebileceğiniz otopark var. Sorun yok. Burada, gayet lüks tuvalet bile yapılmış. Sonra: nehrin aktığı yerin hemen kıyısından, kayaların arasına açılmış demir parmaklıklı bir kapıdan kanyon bölgesine giriyorsunuz. ( Ücret ödemeniz gerekiyor.)
Nehrin hemen solunda, kanyon duvarına tutturulmuş tahta iskeleler var. Bu tahta iskeleler, kayalara açılan deliklere bağlanmış. İlk anda, bunlar sizi ürpertebilir.
Hani güvenlik problemi olabilir mi diye?
Buranın tek tehlikesi, birkaç yıl önce, nehrin doğduğu bölümün yukarı kısmından yani kuru bölümden, gelen ani bir sel, bu kuru bölümde yürüyüş yapan insanların güvenliği açısından tehlike yaratmış.
Yoksa, bu tahta iskeleler ile ilgili herhangi bir sorun yaşanmamış.
Ama, umarım günü geldiğinde ki çünkü bunların bölgedeki nemli ortam nedeniyle belli bir kullanım süresi vardır, bu iskeleleri yenileriyle değiştirirler.
Evet, devam ediyoruz
Bu tahta isleler üzerinden, bazen tek sıra halinde, bazen iki sıra halinde yürüyorsunuz.
Fethiye SaklıkentFethiye Saklıkent
Yaklaşık 100 m. yürüdükten sonra, Karaçay’ın, büyük bir gürültü ile patlayarak, yeryüzüne çıktığı yere geliyorsunuz.
Bu bölüm: 50-60 m. genişliğinde. Kanyonun en geniş yeridir.
Evet; burada, yani Karaçay’ın doğduğu (sol yanda) yerin hemen önünde, su sığdır. Mevsime göre, suyun yüksekliği yaklaşık 120-140 cm olabiliyor.
Zaten yağışın bol olduğu ve sel tehlikesi olduğunda, kanyon girişini ziyarete kapatıyorlar.
Akıntı hızlı ama suyun sığ olması nedeniyle, ziyaretçiler burada, nehrin karşı kıyısına, çapraz geçerek, kuru bölüme ulaşıyorlar.
Yani; suyun içine, diz ve biraz üstü seviyeye kadar girerek, karşı tarafa geçebilirsiniz.
Yalnız; su aşırı soğuk ve ayrıca, nehrin tabanı yani suyun içi, çakıllı ve mevcut kayalar kayıyor.
Yani: ayağınızda, altı kaymayan bir terlik, tokyo bulunması şart. Eyer, bunları yanınızda getirmedi iseniz, unutmayın, kanyon bölgesine girmeden önce, terlik-tokyo kiralayan birkaç yer var. Buradan temin edebilirsiniz.
Evet, burada gerçekten su çok soğuk ve nehrin tabanı kayıyor. Tedbirli olmanız şarttır.
Karşıya geçmeden, bulunduğunuz yerden, bu doğa harikası olayı seyretmekle de yetinebilirsiniz.
Ancak; nehrin karşısına geçmenizi mutlaka öneriyorum. Yine de, küçük çocuklar için uygun değildir.
Evet, nehrin karşısına geçtiniz.
Burada, nehrin kıyısında kuru bölüm vardır. Yani, nehrin doğduğu ve aktığı bölümün, üst kısmına geçtiniz. Nehir, aşağı doğru akıyor. Ama, kanyon yukarı doğru da devam ediyor. Bu bölümde, yürüyerek ilerliyorsunuz.
Eşen çayı ve Karaçay’ın birleştiği yerde bulunan çamur havuzunda, çamur banyosu yapmak mümkündür. Akdağ zirvesinden yoğrularak gelen, zengin mineral bileşimi çamurun cilde çok faydalı olduğu söyleniyor.
Çamur havuzunda 30 dakika boyunca çamura bulanan ziyaretçiler, bir süre de birbirlerine su ve çamur atma savaşı yapıyorlar, ardından Karaçay ve Eşen çayının birleştiği yerde, buz gibi suya atlayarak yıkanıyor ve vücutlarındaki çamuru temizliyorlar.
Ancak bu su aşırı soğuktur. Son bir not: çamur havuzuna girildiğinde rehberler guruba bir şaka yapıyorlar “Çamur banyosunun aslında Fethiye’nin lağım suyu ile dolu olduğunu söylüyorlar”
Evet kanyonda ilerlemeye devam ediyoruz
Burada, ilerleyince, tabandan 2-3 m. yükseklikte, incir ağaçları ile kaplı alanlar göreceksiniz.
Düzlüğün hemen arkasında ise, yamaçlardan küçük çağlayanlar, sular akıyor. Bu bölümde, kanyon yamaçlarında, birbirinden farklı yüksekliklerde 20’ye yakın irili-ufaklı mağara var. Bu mağaralarda, sağ yamaçtaki büyük mağara 150 m. uzunluğunda imiş. Sol yamaçtaki mağaraya ise, 50 m. lik bir galeriden sonra giriliyormuş. Kanyonda, fazla ilerlemenizi önermiyorum. Zaten, bazı yerler öyle dar ki, gökyüzü görünmüyor. Bazı yerlerde ise, ilerlemek için, büyük kayaların üzerinden aşmanız gerekiyor.
KANYONDA GERİ DÖNÜŞ
Aynı yoldan geri dönüyorsunuz. Çıkışta; sizi halk pazarı karşılıyor. Hemen otopark ile nehir arasındaki bölümdedir. Burada, yöreye uygun: baharat, meyve ve hediyelik eşyalar bulmanız mümkündür.
Satışlar pazarlıklıdır. Size tavsiyem: mısır inciri denilen, buraya has bir meyve var, onu tadın. Son derece güzel bir tadı var.
Ayrıca; halk pazarını gezdikten sonra; suların üzerine kurulmuş ahşap balkonlarda; sedir ve kilimlerin üzerinde mutlaka alabalık yemelisiniz. Muhteşem bir tat. Alabalığın lezzeti başka yerlerdekilere benzemiyor.
Zaten, bölgede çok miktarda alabalık çiftliği var ve özellikle soğuk sularda yetiştirilen, üretilen alabalıkların lezzetinin muhteşem olduğu söylenir. Balık sevmezseniz, çayınızı yudumlarken, gözleme yemeyi tercih edebilirsiniz.
SAKLIKENT MİLLİ PARKI VE YAKINLARINDAKİ DİĞER YERLER
Gizlikent Şelalesi
Gizlikent Şelalesi
Fethiye Saklıkent Milli Parkında, kanyonun biraz ilerisinde 1 km uzaklıktadır. Yani Saklıkent kanyonundan araba ile 5 dakika uzaklıktadır. Araçlar için otopark parası 10 TL. dir.
Ancak arabadan indikten sonra da şelaleye ulaşmak için yürüyüş gerekiyor.
100-150 basamaklı bir merdivenden aşağıya inip, yaklaşık su içinde, 300-350 metre yürüdükten sonra şelaleye ulaşılıyor. Yürünen su soğuk değil, yani yürümesi nispeten keyifli ancak uygun ayakkabı yani terlik giymelisiniz.
Yani, uzun ve zorlu bir patikadan sonra buraya ulaşabilirsiniz.
Ancak bu zorlu yürüyüşün sonunda muhteşem güzel bir tabiat harikası göreceksiniz. Şelaleye vardığınızda, şelalenin döküldüğü yerde suya girebiliyorsunuz.
Ayrıca “zipline” yapabilirsiniz.
Yalnız unutmayın: şelaleye gitmek yani bu zorlu yolculuğu yapmak için yaş durumuna dikkat etmek gerek, yüzlerce basamak çıkıp derede yürümek oldukça yorucu oluyor, küçük çocuklarla da bu yolculuğu denemeyiniz. Bu yolculuk gidiş olduğu gibi bir de aynı yoldan dönüş yani merdiven yukarı çıkış vardır.
Şelalenin girişince çok büyük bir restoran bulunuyor. Bu restoranda yemek yerseniz, girişte ödediğiniz ücreti, yemek bedelinden düşüyorlar.
Şelale YakaparkŞelale Yakapark
Şelale Yakapark
Gökpınar Mahallesi Yakaköy içindedir. Yakaköy’den 1 km yukarıdadır. Jeep safarilerin uğrak noktasıdır. Tlos antik kentini gezip dönüşte dinlenmek için uğranılır. Tlos antik kentine 2 km uzaklıktadır. Otoparkı vardır. Yolu sıkıntılıdır, köy yolu ve yokuştur. Oldukça fazla ağaçlık bir yerdir. Anıt ağaçlar vardır.
Şelale Yakapark
Sulara iyi yön vermişler, kademeli teraslar, havuz, su kanalları ve su sesinin yoğun olduğu ve yeşillikli bir ortamdır. Ayrıca hamaklar ve salıncaklar vardır. Restoran bölümünde taş masalar ve köşkler, yani özel bölümler bulunmaktadır.
Burası: asırlık çınar ağaçları arasına kurulmuş ve yer sofralarında doğal ortamda pişirilen saç ekmeği yiyebileceğiniz, bal, tereyağı, zeytin ve köy yumurtası tadabileceğiniz ideal kahvaltı mekanları vardır.
Şelale Yakapark
Burada, gezi gurupları, genellikle mola veriyor ve kahvaltıda, yukarıda sözünü ettiğim doğal gıdalar yeniliyor veya öğle ve akşam yemeklerinde ise “alabalık” servis ediliyor. Tamamen doğal bir ortamdır. Ortalıkta dolaşan tavuklar-horozlar vardır. Bu doğal ortamı yaşamak isteyenler, gidebilirler.
Tlos antik kenti Tiyatrosu
TLOS ANTİK KENTİ
Fethiye-Korkuteli karayolu üzerindeki Kemer bucağından 13 km uzaklıktaki Yaka köyünde, Kale Mahallesinde Akdağların yamacındadır. Fethiye merkeze toplam 35 km uzaklıktadır. Saklıkent’e ise 8 km uzaklıktadır. Giriş ücretlidir, giriş ücreti 10 TL dir.
Ören yerinin girişinde, yol kıyısında çok miktarda çay bahçesi vardır. Dönüşte burada yorgunluğunuzu özellikle köpüklü ayran içerek giderebilirsiniz.
Şehrin Hikayesi
Bölgenin en eski kentlerinden birisi olarak, ilk kuruluşunun MÖ 2000’li yıllara kadar uzandığı sanılmaktadır. Çünkü burada tesadüfen bulunan bir balta, MÖ 2000’li yıllara aittir.
Yani şehir MÖ 2000’li yıllarda “Talawa” ismiyle yazılı kaynaklarda görülmektedir.
Bu yöre hakkında, MÖ 14’ncü yüzyıldaki Hitit yazılı belgelerinde, Lukka topraklarındaki “Dlawa” kenti diye söz edilmektedir. Bölgedeki Hitit dönemi yerleşimi, arkeolojik buluntularla kanıtlanmıştır.
Öte yandan, bu bölgedeki ilk yaşam izleri, Hititlerden de önceye gitmektedir. Bu durum: Tlos Teritoryumunda bulunan kalıntılar ve arkeolojik verilerle kanıtlanmıştır.
Dlawa kelimesi zamanla “Tlawa” olarak değişmiş ve ardından Likçe bir ifade olan “Tlos” kelimesi kullanılmaya başlanmıştır.
Yunan mitolojisine göre
Kentin ismi “Tlos”, Tremilus ile Prokside’nin 4 oğlundan biri olan Tlos’dan gelir.
Şehir, MÖ 2’nci yüzyılda, Lykia Birliğine girer ve Likya uygarlığının 6 büyük kentinden birisi olur.
Ancak spor merkezi olarak öne çıkmaktadır.
Bizans döneminde de varlığını sürdürür ve 19’ncu yüzyıla kadar varlığını sürdürebilmiş nadir antik dönem şehirlerinden birisidir.
Şehir: 19’ncu yüzyılda ise terk edilir.
ANTİK KALINTILAR
Kent, aslında geniş bir alana yapılmış olmasına rağmen, kalıntılar, Akropol çevresinde yoğunlaşmıştır. Ama özellikle antik kent girişinde, Akropolün hakim görüntüsü, sizi hemen etkileyecektir.
Akropol
Ören yerinin önünde, Osmanlı yapısı bir kalenin gizlediği ve 500 metre yükseklikteki bir tepenin üzerinde kentin Akropol’u bulunmaktadır. Akropolün çevresi yer yer sur duvarlarıyla çevrilidir. Akropolün hemen kuzeydoğu yönünde ise, sur duvarları ve kaya mezarları vardır ki, bunların Likya döneminin kültürünü yansıtan önemli eserler olduğu görülür.
Akropolün eteğinde: stadyum, hamam, tiyatro ve bazilika kalıntıları vardır.
Tlos antik kenti mezarlar ve Roma hamamı
Mezarlar ve Roma Hamamı
Antik şehirde ilk dikkati çeken, kent Akropolünün kaya bloğu üzerine kurulmuş olan mezarlıktır.
Bu mezarlıkta: Likya uygarlığının en güzel ev tipi mezarlarını görebilirsiniz.
Buradaki gezinizde, Agoranın taş kemerli kapılarından girdiğinizde, karşınıza, hemen bir “Roma Hamamı” çıkar. Ama o günün koşullarında yapılmış, alttan ısıtmalı bir yapı olması ilginçtir. Hamamda: termal su kullanılıyormuş.
Hamamın giriş kısmında soyunma odası vardır. Sıcak odada terleyen, dönemin ziyaretçileri, yıkanıp kurulandıktan sonra, dinlenme odalarına geçiyorlar ve oradaki sedirlere uzanarak şarap içiyorlarmış.
Bellerophon ve Pegasus Mitolojisi
Tlos şehrinde, antik dönemde anlatılan efsanelere göre, mitolojik kahramanlardan “Bellerophon” yaşamıştır.
Bellerophon, uçan kanatlı atı “Pegasus” ile bilinmektedir. Bellerophon’un maceraları, kazara bir kişiyi öldürmesiyle başlar. Bu cinayetin ardından, şehri terk eder ve günahlarından arınmak için Kral Proitos’un yanına gider. Kral Proitos’un karısı Bellerophon’a aşık olur ve ondan bir buluşma ister.
Bellerophon bunu kabul etmez, bunun üzerine Bellerophon’un kendisini baştan çıkarmak istediğini söyleyerek kocasına şikayette bulunur.
Kral Belerophon’a bir mektup vererek onu Lykia Kralı İobates’e gönderir. Mektupta: İobates’ten bu mektubu getireni öldürmesini ister.
İobanes, mektubu okuduktan sonra Bellerophon’na canavar Khimaira’yı öldürmesini ister. İobates, Bellerophon’un tek başına canavarın üstesinden gelemeyeceğini düşünmüştür.
Ama Bellerophon bir gün Korinthos’ta Peirene pınarından su içmekteyken bulduğu kanatlı at Pegasus’a binerek havalanır ve doğruca Khimara Canavarı’nın tepesine çöküp onu bir vuruşta öldürür.
Bellerophon Kaya Mezarı
Akropolun kuzeyinde, titan kayalığının düzleştirilmiş bir terasın önünde oluşturulmuş ve 4 sütundan ibaret bir İon tapınağının cephe düzenlemesini yansıtan görkemli bir mezar bulunmaktadır.
Bunun süslemeleri arasında en dikkat çeken: “Kanatlı atı Pegasus’un üzerinde, üç başlı canavar Chimera ile savaşırken” yaşananlar resmedilmiştir.
Bu mezar yapısı: giriş bölümündeki 2 sütun ve 3 bölümlü duvar ve ortada süslerle bezenmiş kapı motifi, iki yandan mezar odasına giden kapılar ile ilgi çeker.
Yan yana iki mezar odası ve girişte bir ön odadan oluşan kaya mezarının içinde: diğer mezarlarda olduğu gibi ölü yatakları yani klineler vardır.
Tiyatro
Şehrin diğer önemli yapısı: “Tiyatro” dur.
Tiyatroda, sahne ile seyirci arasında bir duvar yoktur. Bu yüzden, buranın bir arena değil, sadece konser ve gösteri amaçlı kullanıldığını ifade etmektedir.
Geniş kapılar ilginçtir. Sanırım giriş-çıkışların çabuk yapılması için böyle düzenlenmiştir. Aynı zamanda, mükemmel bir akustik vardır.
Sahnedeki taşlar arasında, çift başlı kartal ve insan kabartmalarına dikkat edin.
Tiyatroda yapılan araştırmalar sırasında bulunan heykellerden 3 tanesi erkek ve 2 tanesi kadındır.
Her biri 2.10 metre yüksekliğinde olan erkek heykelleri, askeri zırh içindedir. Roma imparatoru Hadrianus, Marcus Aurelius ve Antonius Pius’dur. Bu heykeller günümüzde Fethiye Müzesinde sergilenmektedir.
Kemerli Kapı
Kalenin altındaki düzlükte, Likya dönemine ait duvar-sur kalıntıları görülmektedir. Bunların arasında kemerli kapı ilgi çeker. Kapı 9 metre genişlikte ve 6 kemerlidir.
Evet, Bodrum merkezinden; yarımada da bulunan, diğer güzel yerleşim yerlerine ulaşmak mümkün. Merkezden, bu yerleşimlere sürekli olarak: dolmuş tipi, toplu ulaşım araçları gitmektedir. Bu araçlar, Bodrum yarımadasında birçok yere gidiyor ama yine de elbette gitmek istediğiniz yer için, mutlaka sürücülere danışmanız şart.
Bu yerleşim yerlerini: Bodrum merkezden uzaklıkları sırasına göre; ayrı ayrı inceleyeceğim. Sizler; bu beldelere ait yazıları okuduktan sonra, tercihlerinize göre, kendinize bir gezi planı yapabilirsiniz.
Bodrum Yarımada Gümbet
GÜMBET
Bodrum’un, yalnızca 3 km. güneyinde kalıyor. Adını: sayısız, beyaz kubbeli yağmur sarnıçlarından alıyor. Yarımadanın, en uzun ve ünlü kumsalları burada. Deniz: sığ. Sahilden ilerledikçe: yavaş yavaş derinleşiyor. Uzun kumsalı ile ilgi çekmesinin yanında: deniz, güneş ve kum kombinasyonu da, buranın popüler olmasında etken.
En sıcak günlerde bile: koyun, boğazdan içeri giren, serin bir esintisi var. Burada: ufak, kiralık sandallar, su kayağı, sörf ve diğer su sporlarını da yapmak mümkün.
Gümbet’in diğer bir özelliği: gece yaşamının hareketli olması. Sokaklarda: gece, gün doğumuna kadar, barlardan ve yol kenarındaki kafelerden gelen müzik seslerini duyabilirsiniz.
Burası: yabancı turistler tarafından, özellikle tercih ediliyor. Süslü ve renkli çarşısının ve barlar sokağının; yapay bir havası var. Kendinizi: bir film setinde gibi hissedeceksiniz.
Gençler ve orta yaşın altındaki turistler için; burası, tam bir cennet. Eğlence ve gece yaşamı: muhteşem. Yabancı turistler: ülkelerindeki yaşamı, burada sürdürebiliyorlar. Türkçe bir tabelaya rastlamanız mümkün değil. Kısaca, burada: İngilizler, Türklerden daha fazla.
Yarımadanın en çok tercih edilen otelleri ve pansiyonları burada. Otellerin genellikle deniz kıyısında oluşu ve merkeze yürüme mesafesinde bulunması, özellikle çocuklu aileler için, burayı cazip kılıyor.
Bodrum Yarımada BitezBodrum Yarımada Bitez
BİTEZ
Bodrum merkeze; 8 km. uzaklıkta. Vızır vızır çalışan minibüsler ile, 10 dakika içinde ulaşım mümkün. İsterseniz, yürüyerek, 1 saatte de gidebilirsiniz.
Evet, Bitez’de: geniş kumsal var. Kıyı boyunda: denize girmek ve güneşlenmek için inşa edilmiş, küçük iskeleler uzanıyor. Kumsalın arkasında ise; kurumuş nehir yataklarında ilerlediğinizde, yüzlerce dönümlük mandalina bahçelerini görebilirsiniz. Yani: burası, yarımadanın, en önemli narenciye yetiştirme alanı. Aynı zamanda: Bodrum yarımadasının en sakin koyu.
Bitez’in diğer adı: Ağaçlı. Esas yerleşim yeri olan köy: sahilden içeride kalıyor. Köyün sahil kesimine ise: “Bitez Yalısı” deniliyor. Meşhur türküden hatırlayabilirsiniz. Nasıldı? “Çökertmeden çıktım da Halilim, Aman başım selamet.
Bitez yalısına varmadan Halilim, Aman koptu kıyamet.” Bu türküye konu olan hikaye şöyle: “ Gülsüm ve Halil, birbirini çok seven iki aşık. Yasak aşk yaşıyorlar. Çökertmeden yola çıkarlar, hedefleri: Aspat’a varmak. Kaçmalarına yardım edecek olan arkadaşları, “kalleşlik” yapıyor. Yemeklerine konulan bir uyutucu bitki ve sonunda iki aşık, gözlerini: Bitez’de açıyorlar.
Arkadaş kazığı sonucu; yasak aşkları, ölümle sonuçlanıyor. “ Evet, köye gitmeyi bence ihmal etmeyin, gidin. Köy kahvehanesi çok güzel. Bir de, özellikle öğleden sonraları açılan: kadınlar kahvehanesi var. Bir sürü kadın: fasulye ayıklamaya ve örgü örmeye buraya geliyorlar. Köydeki Bitez dondurmacısının, meyveli dondurmasından tatmayı da sakın ihmal etmeyin.
Evet, Bitez kumsalı: su sporları meraklıları ve güneş aşıkları ile ünlü. Plaj çok güzel. İnsan yüzmeye doyamıyor. Göz alabildiğince: şezlong ve şemsiye var. Açılmadığınız sürece, deniz sığ. Özellikle: çocuklu aileler için çok uygun bir ortam var.
Arada: macera isterseniz, su sporları merkezi, bu ihtiyacınızı karşılıyor. Bu arada: koyun ucunda, sanki iklim değişiyor. Koyda bulunmayan rüzgar nedeniyle: sörfler ve yelkenliler, denizin üstünde adeta uçmaya başlıyorlar.
KARGI
Ortakent sahilinden geçerek, devam ettiğinizde, Kargı koyuna varacaksınız. Güneydeki, sahil yolundan geçen dolmuşlar, Kargı’ya da uğruyorlar.
Buradaki kumsal, yarımada üzerindeki birçok sahilden çok daha güzel. Hem yüzmeye daha elverişli ve hem de daha tenha. Kalabalık yok. Ayrıca, kıyıdaki birkaç taverna, standart kıyı tarifelerinden daha farklı fiyatlarla, yani uygun fiyatlı menülerle hizmet sunuyor.
Evet, Kargı denilince, insanların aklına develer geliyor. Bu develer: uzun yıllardır, müşterilerini: sahilde, bir aşağı, bir yukarı taşıyorlar ve bakım masraflarını çıkarıyorlar. Buraya: bu yüzden, “deve plajı” da deniliyor. Yabancılar: develere binmek için, inanamayacaksınız, sıra oluşturuyorlar. Bir tur: ya 10 Euro.
Bodrum Yarımada Bağla Koyu
BAĞLA KOYU
Merkeze: toplam: 22 km. Kargı’yı geçtikten sonra, deniz yolu ile gidildiğinde, ufak bir burnu geçerek varılıyor. Karadan gidildiğinde ise, parmak parmak uzanan bayırlardan birini tırmanarak, arkasındaki ufak Bağla Koyuna varabilirsiniz.
Bağla Koyunda: sahilden açıklara kadar, denizin dibinde, eski çağlardan kalan, kalıntılar görebilirsiniz. Bu çevrede: bu koy, yüzmeye en elverişli yerlerden biri. Bağla Koyu: her gün buraya uğrayan, günübirlik tekneler için önemli bir durak.
Bodrum Yarımada Yahşi
YAHŞİ
Ortakent’de, Bitez gibi kumsaldan içeride kalan bir yerleşim yeri. Ortakent’den, ileriye doğru gidilince varılıyor. Anayol üzerinde.
Ama: yarımadanın en eski yerleşim yerlerinden biri. Büyük bir mandalina üretim merkezi. Bodrum suyu: buradan sağlanıyor. Buradan küçük bir yol: otel ve restoranlarla, birkaç küçük iskelenin bulunduğu, geniş kumsala uzanıyor. Bu kumsalın kıyısında, çeşitli oteller, restoranlar var.
Özellikle: Yahşi bölgesindeki restoranlarda rahatlıkla yöresel otlardan yapılan lezzetli mezeler ve balık yiyebilirsiniz. Çünkü: Bodrum yöresinde balık yemek isterseniz, özellikle Gümüşlükten sakınmanızı ve Yahşi bölgesinde balık tatmanızı öneririm, yoksa muhteşem bir hesap ödemek zorunda kalabilirsiniz. Yahşi bölgesindeki bir restoranda: iki kişilik doyurucu bir yemek, içki dahil, muhtemelen 150 TL. civarında hesap ödemenize karşılık gelecektir.
Evet, bu kıyıdaki restoranların bir kısmı denize sıfır yani hemen deniz kıyısında konumlanmış durumdadır. Bunun haricinde, kıyıda, bazı restoranların hemen önünde, kumsal bulunuyor. Kumsalda, şezlonglar ve şemsiyeler var. Kumsal; tamamen ince kum değil ama rahatsız etmiyor. Denize gelince: deniz soğuk veya rüzgar karadan estiğinde deniz soğukmuş.
Aniden derinleşiyor yani beş altı metre gittiğinizde, deniz boy derinliğine ulaşıyor. Elbette, herhangi bir cankurtaran veya şamandıra sistemi yok, bu yüzden özellikle çocuklu ailelerin denize giren çocuklarına dikkat etmeleri şart. Deniz kıyısında, uzunca bir tahta iskele var. Bu iskele üzerinden denize atlamak yasak, ancak balık tutma meraklıları bu iskeleyi kullanıyorlar.
Güneş, hemen sağ yanda bulunan tepenin üzerinden batıyor, yani denize batma keyfini burada alamıyorsunuz. Yahşinin en büyük özelliğinin Bodrumun diğer birçok yöresine nazaran uygun fiyatlarının olduğunu öğrendim ki gerçekten öyle.
Çevredeki, 13 orijinal kuleli ev: burada. 1601 yılında inşa edilmiş olan kuleli Mustafa Paşa konağının damında ve 60 cm. kalınlığındaki duvarlarında: top ateşlerinin açtığı gedikleri görmek mümkün. Son bir not: deniz kıyısında, hemen karşıda Yunanistan’ın Kos adası bulunuyor, ada o kadar yakın ki, akşam saatlerinde ada üzerindeki ışıklar rahatlıkla görülebiliyor.
Bodrum Yarımada AkyarlarBodrum Yarımada Akyarlar
AKYARLAR
Bodrum merkeze: 25 km. uzaklıkta. Aspat dağı geçilerek, eski bir balıkçı köyü olan Akyarlar’a varmak mümkün. Aspat dağının : tepesinde Osmanlı ormanları ve yamaçlarında ise, tarihi bir Yunan kilisesinin kalıntıları var.
Sahildeki birkaç evden de anlaşılacağı gibi: Akyarlar, eskiden ünlü bir Rum yazlık beldesiymiş. Yakın zamana kadar, Akyarlar’ın asıl geçim kaynağı: balıkçılık imiş. Kıyıdaki küçük liman, yerli balık tekneleriyle dolarmış. Ancak: günümüzde, Rumlar: 5 km. uzaklıktaki, İstanköy adasında yaşıyorlar.
Balıkçı teknelerinin yerini ise: tur tekneleri almış durumda. Ancak: Akyarlar, halen, o kendisine has atmosferini koruyor. Bugün: koyun bir ucunda liman var. Diğer ucunda ise, kumsal var ve dönemeç yaparak gözden kayboluyor. Sahil boyunda: küçük pansiyon ve restoranlar bulunuyor.
Bodrum merkeze: 22 km. uzaklıkta. Bodrum yarımadasında bulunan, ikinci en büyük kasabadır. Burası: konuklara yani turistlere, gerçek Türk yaşamıyla, yeterince dinlendirici ortamı bir arada sunuyor. Bodrum yarımadasında, Bodrum merkez dışında en büyük yerleşim yeri olarak dikkat çekiyor. Ayrıca: deniz kıyısındaki caminin muhteşem iki minaresi de hemen dikkati çekiyor ve silüeti etkiliyor.
Turgut Reis e geldiğinizde, gayet güzel bir yoldan buraya giriyorsunuz ve kıyıya ulaştığınızda, Marina bölgesinde aracınızı park edebiliyorsunuz. Marina: buraya yanaşan yatların ve teknelerin sahiplerinin alışveriş yapmaları için düzenlenmiş bir kısım mağazadan oluşuyor.
Ama, bir kahve markasının yeri, bölgenin en ilgi çeken yeri. Burada, deniz kıyısında küçük bir mola verip, bir kahve içebilirsiniz. Bunun dışında, diğer mağazalar, genellikle yatlarla burayı ziyaret eden zengin müşterilerini bekliyorlar.
Marina dan sonra, sağ bölüme yürüdüğünüzde: ilk karşınıza çıkan, törenlerin yapıldığı ve Atatürk heykelinin bulunduğu alan. Daha sonra, buranın en meşhur yeri olan “Amiralin kahvehanesi” karşımıza çıkıyor ki, burada gayet uygun fiyatlar var, mutlaka zaman ayırın ve bir çay için.
O anda, sizinle birlikte, burada birçok ve özellikle “emekli” müşterilerin sabah keyfi veya çay keyfi yaptığına şahit olacaksınız. Hatta, pazardan gelenler bile, burada bir süre dinlenip, sohbet, muhabbetin ardından evlerine gidiyorlarmış.
Bodrum Yarımada Turgut Reis
Daha sonra: yürümeye devam ettiğimizde, dalgakıran yani yat limanının devamı olan yeri görüyoruz. Burada, dalgakıran ucundaki “deniz kızı” heykeli de ilgi çekiyor. Dalgakıran da, “Turgut Reis” ve “Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir” in büstlerini de görebiliyorsunuz.
Kasabaya: “Turgut Reis” adı; 16’ncı yüzyılda, burada doğan, aynı isimdeki büyük Türk Amirali Turgut Reis’in anısına verilmiş. Batı dünyasında:”Dragut” adı ile anılan Turgut Reis, özellikle, Osmanlı donanmasının Malta Kuşatması ile tanınır. Kasabanın birkaç kilometre dışında, deniz kenarındaki bir anıt, onun ilk yelken açtığı yer olarak biliniyor.
Büyük Amiralin adını taşıyan kasaba; halen, yarımadanın batısındaki bir ticaret merkezi. Çevre köylerde üretilen ürünler, buradan nakliye şirketlerine veya fırın, dükkan ve diğer servis noktalarına ulaştırılıyor.
Bodrum Yarımada Turgut Reis
Daha çok dinlenmek isteyenler için, Turgutreis’deki kilometrelerce uzunluğundaki kumsal ve kıyılar var. Buralarda: Türk damak tadını sunan restoranlar ve barlara, mutlaka uğrayın. Bodrum yarımadasının en büyük yerleşim yeri, burada mutlaka güzel zaman geçirecek yerler bulacaksınız. En ilgimi çeken, tepelere büyük devasa “Türk Bayrağı” dikilmesi oldu.
Bodrum Yarımada Kadı Kalesi
KADI KALESİ
Turgutreis’in 6 km. kuzeyindedir ve Gümüşlük yolundadır.
Karadan ulaşılan, küçük bir sahil köyü. Köyün tepesindeki Rum kilisesi, yaklaşık olarak, 100 yıldan uzun bir zamandır burada ve iyi durumda korunarak günümüze ulaşmış. Kapısının arkasındaki Rum tasvirleri, hiç örselenmemiş. Bu özelliği ise, şaşırtıcı. Küçük kumsal: köyü yaz rüzgarlarından koruyor. Bazı iskele ve restoranlar, bu sakin kıyıda, dağınık olarak bulunuyorlar.
Bodrum Yarımada Gümüşlük
GÜMÜŞLÜK
Bodrum merkeze: 22 km uzaklıkta. Huzur dolu bir köy. Yarımada üzerindeki en eski yerleşim yerlerinden biri. Fakat: köy genişleyemiyor. Çünkü: burası, resmi olarak, arkeolojik SİT alanı olarak ilan edilmiş bir bölge. Doğal görünümü değiştirecek herhangi bir yapılanma ve kazı kesinlikle yasak.
Bu arada: anayoldan ayrıldıktan sonra, buraya ulaşan yolun rezalet ve berbat olduğunu söylemem gerek, özellikle mi yapılmamış anlamadın ama yapılmış olsa bile, yol üzerinde herhangi bir işaret olmadan, sık aralıklarla ani tümseklere rastlıyorsunuz ve arabanız la hoplaya zıplaya gümüşlük merkezine ulaşıyorsunuz ki, yetkililer lütfen bu tümsekleri boyayın veya işaret koyun, insanlara ve arabalarına yazık.
Bu arada, Gümüşlük yolunda, hemen tepenin üzerinde eski yel değirmenleri de ilginizi çekecektir zaten onları görmeseniz bile, köy içinde, hediyelik eşya satan yerlerde, “yel değirmeni” minyatürlerini bolca göreceksiniz.
Evet: Gümüşlük köyünün altında; antik “Mindos” sitesi var. Mindos: orijinal bir Likya kenti. MÖ.4’ncü yüzyılda, Kral Mozolus, yeni bir şehir kurmayı düşünür ve burada Mindos kentini kurar.
Günümüzden; yaklaşık yüz yıl önce, burada, görülmeye değer kalıntılar (bir tiyatro ve stadyum gibi) varmış. Ancak; bu antik yapılara ait taşlar; yavaş yavaş sökülerek, bina duvarlarında kullanılmış, artık burada, pek görülecek bir şey kalmamış. Yalnızca, hemen yakındaki ada üzerindeki antik kalıntılar uzaktan da olsa görülebiliyor.
Eğer: Gümüşlük’ün kuzeydoğusundaki koya doğru; 10 dakika yürürseniz, bir yamacın kenarından denizin içine doğru yönelen bir duvar görebilirsiniz. Deniz içinde daha pek çok duvar ve antik dönemden kalan dalgakıranı da görebilirsiniz. Ancak: buranın arkeolojik statüsü: denize tüple dalmayı yasaklıyor.
Yalnızca; şinolker ile dalış yapmak mümkün.
Buraya teknesi ile gelenler: sualtı kalıntılarına çarpmamak için, girişe yakın ada yakınlarına demirlemek zorunda kalıyorlar. Biraz önce sözünü ettiğim gibi, koy istikametinde yürürseniz: hemen deniz kıyısında ve denize sıfır bir kısım evleri görebilirsiniz ki, sanırım bu evlerin ücretleri, para ile ölçülmeyecek kadar yüksektir.
Bu evlerin hemen önünde ise, denize sıfır konumda: restoranlar var ki, bu restoranlarda özellikle balık ve yöreye özgü otlarla yapılan mezeler servis ediliyor. Ancak, daha önce sözünü ettiğim gibi, Gümüşlük, Bodrum yöresinin en pahalı restoranlarının bulunduğu bir yer olarak bilinip tanınıyor.
Yani, iki kişi, bir balık yemeyi düşündüğünüzde, asgari 500 TL. civarında bir hesap ödemenizin gerektiği söyleniyor. Bir de bu restoranlarda, genellikle “mavi-beyaz” renkler tercih edilmiş ki, sanırım Yunan adaları özentisi olarak böyle seçilmiş ki, bence hiç gerek yok.
Bu restoranlar hattında yürümeye devam ederseniz, sonlara doğru, denize sıfır konumda bulunan “Erkek Berberi” mutlaka dikkatinizi çekecektir ki, bence bu berber, dünyanın en güzel konumlandırılmış berberi olsa gerek, saç tıraşı olurken, cennet gibi bir yerde bulunmak hoş olsa gerek.
Bodrum Yarımada Gümüşlük
Bir de, yine sonlara doğru, deniz içinde bulunan ve sanırım sonradan yerleştirilmiş olsa gerek, bir “dilek ağacı” görülüyor, ağacın üzerindeki renkli şeritler, sanırım dilek tutanlar tarafından bağlanmış ama, bu ağaca dilek şeridi veya bir şeyler bağlamak isterseniz, dizinize kadar denize girmek gerekiyor.
Bir de, yine en son restoranın menü tahtasında yazanları unutmam mümkün değil, adını sorduğumda “Konyalı” olarak tanındığını söyleyen bir arkadaş, bu menü tahtasında yöresel lisan kullanarak ilginç şeyler yazmış ki, en ilgi çekeni “kahve iç, neden içtin diye mi soracağız, para da istemeyeceğiz” yazısı ve buna istinaden “hadi ver iki kahve” dedik, hemen Türk kahvesi servis edildi ve ısrarlarımıza rağmen, ücret almadı. Gümüşlük pahalı derken, bu tür insanların da bulunduğunu yazmam gerek.
Bodrum Yarımada GümüşlükBodrum Yarımada Gümüşlük
Daha sonra
Gümüşlük ün hemen merkezinde, çamlar altında, deniz kıyısındaki bir restoranın ilgi çektiğinden söz etmem gerek. Bu restoranın hemen önünde insanlar denize girebiliyorlar, istemeyenler ise, restoranda, çamların altında gölgede oturup, bir şeyler yiyip içiyorlar.
Gümüşlük köyünün en büyük özelliklerinden birisi de, hani tarih yanında, marjinal tiplerin ve birçok ünlü sanatçı, şarkıcı, tiyatrocunun burada yazlığı bulunması, tatil için burayı tercih etmesidir. Burada gezerken, denize girerken veya bir restoranda otururken, mutlaka tanıdık bir yüz görebilirsiniz.
Hatta: saçlarını gayet marjinal yaptırmış, sakal ve bıyıkları ilgi çeken insanlara da rastlayabilirsiniz. Hatta: buraya yolunuz düşerse, hemen iç sokaktaki “hamur işleri” satan dükkana mutlaka uğramanızı ve buradan “dereotlu-peynirli poça” almanızı ve yine yöreye özgü, muhteşem lezzetli “mandalina gazozu” içmenizi öneririm.
Bu ada: tavşan adası. Gümüşlük’ün: açık denizden korumalı iki koyunu birbirinden ayırıyor. Eğer: kıyıda bir restorana oturarak bir süre bakarsanız, adanın üzerinde tavşanları görebilirsiniz. Dizboyu suda, deniz içinde yürüyerek, bu adaya gitmek mümkün. Ayrıca: adada; kayaların arasında güneşlenmek ve denize girmek de mümkündür.
Evet, kıyıdan iki tane yol var. Bir tanesi: sonradan antik dönemde döşenmiş kayalar üzerinden adaya gidilen yol ki, bu tercih edilmiyor, çünkü kayalar kaygan, ikinci yol ise, deniz tabanında kum/çakıl zemin üzerinden yürünerek adaya ulaşan yol ki, genellikle biraz önce sözünü ettiğim gibi dizlerinize kadar denize girmeyi göze alırsanız adaya kadar yürüyebiliyorsunuz, ama adaya giriş yasak, çünkü adanın üzerindeki arkeolojik kalıntıları zaten uzaktan da olsa görebiliyorsunuz.
Adanın hemen girişinde balık tutanları gördüm, balık tutma meraklıları varsa, adanın hemen girişinde balık tutmayı deneyebilirler. Öte yandan, adaya giriş yasak dedim ama, bu yasak yalnızca tabela koymakla kalmış, isteyenler, küçük bir çit üzerinden atlayıp, adayı ve üzerindeki tarihi kalıntıları ziyaret edebiliyorlar ki, umarım bir yetkili bu satırları okur da, kalıntıların ziyaretçiler tarafından tahrip edilmemesi için gerekli önlemleri alırlar.
Kalabalığın az olduğu Gümüşlük’de: restoranlardaki yiyeceklerin kalitesi, şaşılacak derecede güzel. Ancak, yukarıda belirttiğim gibi, sizi ısrarla restoranlarına davet eden ve taze balıkları gösteren garsonların ısrarına kapılıp bir yere girmeden önce, mutlaka fiyatları inceleyin diyorum, aksi halde kötü sürprizle karşılaşabilirsiniz.
Çünkü, gerçekten fiyatlar aşırı pahalı ve mekan sahipleri, yılın yalnızca üç/dört ayı çalıştıklarını ve kazandıklarını tüm yıl harcadıklarını söylemek gibi bir mazeretleri var. Yine de, Bodrum yöresine gelen bir çok ziyaretçi, bilmedikleri için, bu mekanlara girip, bir kez de olsa, deniz ürünleri tadıp bu aşırı yüksek ücretleri ödüyorlar ve bir daha gelmemek üzere, mekanlardan ayrılıyorlar.
Bodrum Yarımada Yalıkavak
YALIKAVAK
Bodrum merkeze:22 km. uzaklıkta. Bodrum’dan Yalıkavak’a yapılan yolculuk sırasında: yarımada üzerinde, en çok görülmesi gereken, en güzel manzarayı görebilirsiniz. Verimli vadilerden yukarı doğru tırmanıyorsunuz. Sonra: yol, dağın tepesini keserek, aşağıya doğru, yarımadanın ortasına iniyor. Yalıkavak’a varmadan önce ise, yöreyi ve güney kıyılarını: ortadan ikiye ayırıyor.
Yalıkavak: yıllarca, Ege’nin Türk kıyılarındaki en önemli balıkçılık merkezlerinden biri olmuş. Balık ve sünger avcılarının teknelerinin sığındığı bir liman olmuş. Günümüzde, yerli halkın büyük çoğunluğu, hala denizcilik yapıyor.
Yalıkavak; bir yandan, denizin ağır işçiliği olan balıkçılığı ve diğer yandan ise, çağın günümüze getirdiği: kafe, restoran ve barları barındırıyor. Getirdikleri deniz ürünlerini boşaltan balıkçı motorları ve yolcularını karaya çıkaran yatları bir arada görebilirsiniz. Bu eşsiz atmosfer: durmaksızın işliyor.
Bodrum Yarımada Gündoğan
GÜNDOĞAN
Bodrum merkeze: 22 km. uzaklıkta. Yalıkavak’tan, birkaç dakika doğuya ilerlediğinizde buraya varmak mümkün. Ama varmadan önce: harika kaya oluşumlarını ve çam ormanlarıyla örtülü yüksek tepeleri geçiyorsunuz. Bu yol, sizi Gündoğan köyüne çıkarıyor.
Köyün eski adı: Farilya. Eski bir Rum sözcüğü. Yani: güneşin doğuşu demek. Yol üzerindeki bazı yol tabelalarında: hala, bu sözcüğü görmek mümkün. Bir zamanlar, halkın çoğunluğu sahilde yaşıyormuş. Balıkçılık ve sünger avcılığı yapıyorlarmış. Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngiliz savaş gemilerinden bir kısmı, buradaki halkı korkutmuş. Onlar da, iç kesimlere kaçarak, rıhtımı, öylece, olduğu gibi ıssız bırakmışlar.
Bugün, buranın en önemli geçim kaynağı: tarım. Özellikle: narenciye. Bunun yanında, elbette turizm var. Sahilde: birkaç, konforlu ama küçük otel mevcut. Çok özel kıyı restoranları, Gündoğan balıkçılarının gün boyu yakaladıkları balıkları ve diğer deniz ürünlerini, müşterilerine sunuyorlar.
Sahili, baştan başa geçen yol, kumsalı da kapsıyor. Kıyıdan denize uzanan küçük iskelelerin üzerinde denize giriliyor ve güneşleniliyor. Küçük limanda ise, günübirlik gezi tekneleri var.
Gündoğan’da, ayrıca bazı tarihi kalıntıları da görebilirsiniz. Koyun karşısındaki: Küçük Tavşan Adası’nın yamacında, eski bir Rum kilisesi var. Köyün, üst yanından, yamaca doğru, dikçe bir tırmanıştan sonra ise: kayalara oyulmuş, 50 taş basamak sizi karşılayacak.
Buradan da, küçük fakat harika görünümlü bir manastır girişine çıkılıyor. Bundan başka: Yalıkavak-Torba anayolunun biraz ilerisinde, köyün yukarı kısmının karşısındaki çam ormanının arasından, başı göğe doğru yükselen, eski bir Osmanlı kulesi görülüyor.
Bodrum Yarımada Türkbükü
TÜRKBÜKÜ
Evet, buradaki koyun batı yakası: tepeler arasında gömülü ve önündeki iki ada ile korunmuş. Balıkçılar, burada sahilden denize doğru çıkık, pek çok küçük tahta iskeleden hareket ediyorlar. Koyun hemen çıkışında ise, dil balıklarının yataklarının bulunduğu söyleniyor.
Bodrum Yarımada Gölköy
GÖLKÖY
Yarımadanın, kuzey kıyısı boyunca uzanan yolun ortalarında ve büyük koyda kurulu bir köy. Önünde, upuzun uzanan kumsal ile, küçük pansiyon ve restoranlar var. Gölköy’de; keyif çıkaracak pek çok şey arasında: belki de ilk akla gelen, modern yaşamın parıltısından çok uzaklarda, sessiz sedasız çalışmalarını sürdüren halkın: balıkçılık ve çiftçilik uğraşlarını ve koşuşturmalarını seyretmek.
Bodrum Yarımada Torba
TORBA
Yarımadanın en kuzeydoğu ucunda kalıyor. Korumalı bir koyu var. Sakin ve huzurlu atmosferi ve Bodrum’a kolayca ulaşılabilecek yakınlıkta oluşu; buranın popilitesini arttırıyor. Uzun kıyısı boyunca, küçük pansiyonlar, barlar ve özel güneşlenme iskeleleri var.
Koya: yatçılar sıkça uğruyorlar. Yerli halk ise, balıkçılık yapıyor. Ayrıca: her gün, feribotla, henüz bozulmamış Güllük körfezinden karşıya geçerek, Didim’e gitmek mümkün. Böylece: bir yandan muhteşem Apollo Tapınağı’nı seyrederken, diğer yandan da, hoş bir vapur seferi yapmak mümkün.
Bodrum Yarımada GüllükBodrum Yarımada Güllük
GÜLLÜK
Bodrum-Milas karayolu üzerinden, sağa ayrılan 8 km. uzunluğundaki yol, sizi Güllük’e ulaştırır.
Güllük’ün anlamı: gül bahçesi demektir. Güllük: Ege kıyılarında uzanan küçük bir balıkçı köyüdür. Kendine ait küçük bir limanı ve çok keyifli plajları var. Bu sevimli ve küçük tatil beldesi: özellikle yerli turistler tarafından, uzun zamandır özellikle tercih edilmekte. Bodrum’un kalabalığından hoşlanmayanlar, Güllük’ü tercih ediyorlar.
Güllük: Türkiye’nin balık cenneti olarak biliniyor. Kasaba’da: deniz levreği ve mercan gibi, spesiyal balık yemekleriyle ünlü restoranlar bulmak mümkün. Kasabanın kuzeyinde kurulu Dalyan’da ve denizde çok iyi balık çıkarılıyor.
Yılan balığı da, burada sık avlanan deniz ürünü. Adının yılan oluşu sizi itmesin, gerçekten lezzetli. Ayrıca: çevredeki koyların çoğunda, kültür balıkçılığı da yapılmakta, çipura ve levrek yetiştirilmekte.
Tüm bunların yanında: buraya has bir özellik daha var. Çevrede çıkarılan “boksit” madeni, Güllük limanından ihraç ediliyor. Zaten: yolda sıkça boksit madeni taşıyan kamyonları görmeniz mümkün. Kasabaya girerken ki yüksek yerden, limana baktığınızda ise, mutlaka bu madeni taşıyan, ağır tonajlı gemileri de görebilirsiniz.
Buranın yapısı nedeniyle: sahilden hemen sonra yükselen tepelere yerleştirilmiş oteller ve evler, hep deniz görüyor.
Diğer bir özellik ise: Güllük’de, komşusu Bodrum gibi, bölgeye has tekneler (gulet) yapılan tersaneler bulunması. Bunların görünüşü güzel ama limanda, maden taşımak üzere bulunan şileplerin görüntüleri için aynı şeyi söylemek mümkün değil.
Bodrum Yarımada Yalıçiftlik ve Çiftlikköy
YALIÇİFTLİK VE ÇİFTLİKKÖY
Bodrum’a 22 km. uzaklıkta. Dolmuşla 20 dakikada ulaşmak mümkün. Çam ormanları arasında, kıvrıla kıvrıla giden yol üzerindeki Gümbetlerin önünden geçilerek, buraya varılıyor.
Burada: çevreye serpiştirilmiş, birkaç restoran bulunmakta. Kıyının doğu yanı kumluk. Biraz daha ilerideki ıssız kayaların arasında, denize girmek ve güneşlenmek mümkün.
Yalıçiftlik’den 4 km. sonra, tarımla uğraşan insanların yaşadıkları; Çiftlikköy’e ulaşılıyor. Taştan yapılmış çiftlik evleri, tepenin eteklerine yayılmış. Belli başlı ürünler: ormandaki kovanlarda toplanan çam balı ve çevredeki bahçelerde yetiştirilen: incir.
Turizm elinin değmediği bu köy, Bodrum yarımadası üzerindeki çiftlik yaşamından örnekleri, gözler önüne sermesi bakımından ilginç.
Evet, değerli konuklar. Benim, Bodrum yarımadasında, görüp sizlere anlatabileceğim yerleşim yerleri bunlar. Bunlar dışında, benim görmediğim yerler, mutlaka vardır.
Buraların küçük özelliklerini sizlere anlatmaya çalıştım. Sizler, tercihleriniz doğrultusunda, kendinize bir rota ve plan çizebilir ve Bodrum merkezinden zamanınız kaldığında, yarımadanın bu yerleşim birimlerini de gezebilirsiniz. Çok keyif alacağınızdan eminim. Zamanınız ve imkanınız olursa, bu geziyi mutlaka deneyin.
Datça Knidos, Datça merkeze 33 km uzaklıkta, yarımadanın en uç noktasında Tekir Burnundadır. Tekir Burnu: Akdeniz ile Ege denizinin birleştiği bir yerdir. Buraya: Palamütbükü yöresinden, kara veya deniz yolu ile gidebilirsiniz.
Ancak karayolu ile giderken oldukça fazla dikkatli olmanız gerekiyor, çünkü karayolu biraz tehlikeli, genelde tek şerit ve bir taraf uçurum, uçurum kenarında bariyer yok. Yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor.
Datça Knidos antik kentinin, Datça merkeze uzaklığı ise yaklaşık 50 dakikalık bir yolculuk gerektirir.
Datça Knidos
Şehrin Tarihi Geçmişi
Şehrin ilk kuruluşu
Antik dönemde Karia bölgesi sınırları içinde kalan yarımadadaki en eski yerleşim “Knidos” şehridir. Knidos şehri, Pelopohneus’tan gelen Dor’lar tarafından kurulmuştur.
Bunlar, MÖ 1000 yıllarında, Trakya’dan güneye inerek Yunanistan üzerinden buraya gelirler ve MÖ 4’nci yüzyılda günümüzdeki Datça ilçe merkezinin 2 km kuzeydoğusundaki Dalacak burnundaki “Burgaz” denen yerde “Knidos” şehrini kurarlar.
Şehrin bugünkü yerine taşınması ve yeniden kurulması
MÖ 4’ncü yüzyılda şehir; o dönemde çok gelişen deniz ticareti için yarımadanın uç noktasına yani mevcut şehirden 35 km öteye bugünkü kalıntıların bulunduğu “Tekir Burnuna” taşınır.
Şehir, ilk olarak: kıyı ile kıyıya yakın ada (Kap Krio adası) üzerinde kurulmuştur.
Daha sonra ada ile kıyı arasındaki deniz doldurulmuştur. Daha doğrusu yüzyılların getirdiği çamur ve kum nedeniyle ada ve yarımada birleşmiştir. Ana kara ve Kap Krio’nun birleşmesiyle, kıstağın doğusunda ve batısında iki koy ortaya çıkar. Ağız kısımlarında düzenleme yapılarak koylar koruma altına alınmış ve birer liman oluşturulmuştur.
Çünkü: o dönemdeki gemiler için Knidos, gerek erzak temin etmek ve gerekse dinlenmek için önemli bir merkez olur. Bölgeden geçen gemiler Knidos şehrine uğramadan buradan geçmezlerdi.
Ayrıca, şehirde bulunan iki liman, kötü havalarda gemiler tarafından sert hava koşullarından ve denizden korunmak için tercih ediliyordu.
KNİDOS ŞEHRİNİN MİMARİ DÜZENİ-IZGARA PLANI
Tarih ve coğrafyacı Strabon’a göre: şehirde önce surlar yapılmış, daha sonra sokaklar ve evler, ızgara planına göre ve teraslama yapılarak kurulmuştur.
Şehir yatay ve dikey caddelerden oluşmaktadır. Bu caddelerin bir kısmı merdivenlidir.
Doğu-batı yönünde 4 geniş cadde birbirine paralel uzanır. Bu caddeler şehrin en ünlü caddeleridir. Doğu-Batı yönündeki bu caddeler şehrin en ünlü caddeleridir. Çünkü bu caddeler üzerinde: stoa, meclis binası, oldukça güzel tapınaklar, şehrin önemli kişilerin konutları bulunmaktadır.
Kuzey-güney yönünde ise bir cadde bulunur.
Bu caddeler ve aralarındaki sokaklar: araziye uygun olarak birbirlerini dik açılı olarak keserler.
Ancak bu planlama ile Knidos şehrinde sıra dışı bir uygulama yapılarak, Liman merkezli bir yerleşim düzeni kurulmuştur. Çünkü: şehir etrafını saran adalar gurubunun bir üyesi gibi denize bağımlı bir kenttir.
Datça Knidos
KNİDOS’LU ÜNLÜ KİŞİLER
Eudoksos
MÖ 409-355 yılları arasında yaşamış olan ünlü: astronom, filozof ve matematikçidir. Fizik alanında da çalışmalar yapmıştır.
Aynı zamanda “yasa koyucu” olarak da tanınır. Knidos için bir yasa kodeksi hazırlamıştır. Knidos şehri için hazırladığı yasa “Demokrasiye” geçişte etkin bir rol oynamıştır. Aristoteles’in “Politika” sında, Knidos Demokrasisi ve Senatosu hakkında önemli bilgiler aktarılmaktadır.
Eudoksos: gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu bulmuştur. Çünkü o dönemde en önemli gözlemevi, Knidos şehrinde bulunmaktaydı. Zaten yarımadanın nemsiz oluşu ve gökyüzünün parlaklığa sayesinde, yıldızlar çok güzel gözlemlenmektedir. MÖ 355 yılında ölmüştür.
Sostratos
Mısır’daki ünlü ve Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen İskenderiye Fenerinin mimarıdır.
Polygnotos
Ünlü ressam: MÖ 450 yılında oldukça güzel duvar resimleri yapmıştır.
Plinus
İnsanlık tarihinin ilk ansiklopedisini yazan kişidir.
Euryhon
Ünlü bir doktor olarak tarihte yerini almıştır.
TIP OKULU
Kent: döneminin ikinci büyük tıp okuluna ev sahipliği yapmaktadır. (Birinci Tıp Okulu, Kos’ta bulunuyordu.) Knidos Tıp Okulu: Euryphon ve öğrencileri tarafından MÖ 700 yılı civarında kurulmuştur.
Bu okul; Tıp konusunda, komşu ada olan Kos’daki Hipokrat’ın okulu ile rekabet edebilecek konumdaydı.
Pers ve Hindistan üzerine çalışan ve Pers Kralı Artakserkses’in hekimi olan tarihçi ve doktor Ktesias Knidosludur ve aynı zamanda Knidos Tıp Okulunun bir üyesidir.
Datça Knidos
KNİDOS BÖLGESİNDE GEZİLECEK YERLER
NEKROPOL
Datça Knidos şehrinin nekropolü, şehrin doğu girişindedir. Yani, Knidos şehri kalıntılarına gelmeden 4-5 km önce, Nekropol alanı başlamaktadır.
Yaklaşık 7 km lik büyük bir alana yapılmış olan nekropol, antik çağda bilinen en büyük nekropollerden birisidir. Yol kenarında ve yamaçlarda mezarlar görülür.
Burada çeşitli mezar tipleri vardır. Oda mezarlar, büyük tip çok odalı aile mezarları, kubbeli mezarlar, kaya mezarları, toprağa kazılmış mezarlar ve benzerleridir.
ASLANLI MEZAR
Datça Knidos şehrine gelmeden 4 km önce, deniz kıyısında bir tepenin üstünde bir mezar yapısı vardır.
Tapınak formu bu mezar anıtı: Erken Helenistik döneme aittir. Aslanlı mezarın, Komutan Konan’a ait olduğu tahmin edilmektedir.
Mezarın üzerinde bulunan: yekpare mermerden yapılmış 3 metre boyunda, 1.5 ton ağırlığında bir aslan heykeli bulunuyor iken, 1858 yılında Charles Newton tarafından alınarak Londra British Museum’a kaçırılmıştır. (Nasıl kaçırıldığı hakkındaki ayrıntı, aşağıdadır.)
Ancak bu mezarın bulunduğu yer oldukça zorlu bir tırmanış gerektirir, gitmek isteyenler için duyurulur.
Knidos Aslanı Heykeli
İhtişamlı aslan heykeli tek parça mermerden yapılmıştır. Ağırlığı 6 tondur. Yüksekliği 1.8 metre ve uzunluğu 3 metredir. Muhtemelen MÖ 2’nci yüzyılda yapılmış bir mezarın üzerinde durduğu tahmin edilmektedir.
Evet, heykel, 1858 yılında Osmanlı Padişahının izni ile bölgede araştırmalar yapan İngiliz Charles Newton tarafından bulunmuş ve Londra British Museum’a götürülmüştür.
Bu aslan heykelinin kıyıda bekleyen savaş gemisine götürülmesi için, 100 işçi 3 gün çalışmış, buradan sahile özel yol yapılmıştır. Bindirildiği saldan gemiye yüklenmesi ise, bir ay sürmüştür. Aslan Londra’ya kaçırılmış, günümüzde Datça Limanında bu aslanın kopyası bulunmaktadır.
Aslan heykelinin benzeri, günümüzde Datça İskele mahallesinde bulunmaktadır.
Son olarak duyduğuma göre, gerek Demeter ve gerekse bu aslan heykelinin geri iadesi için çeşitli kampanyalar yapılıyormuş, kesinlikle vermezler.
Aynı tarihlerde yine Padişahın onayı ile, Lord Elgin isimli bir İngiliz, Atina şehrindeki Akropol alanındaki mermer heykelleri alıp Londra’ya götürüyor, Yunanlılar bunların iadesi için yıllardır uğraşıyorlar, İngilizler heykellerin Lord Elgin tarafından parası verilip satın alındığını iddia ediyorlar, ancak elbette parasını vererek satın aldıklarını söyledikleri heykelleri, dönemin Atina Osmanlı valisinden almışlar,
Yunanlılar bunu kabul etmiyor ama İngilizler de heykelleri geri vermiyorlar. Zaten Londra British Museum’a gidenleriniz varsa bilirler, müzeye giriş ücretsiz, çünkü bütün dünyadan, birçok eser, kalıntı objeyi alıp buraya getirmişler, girişten ücret almıyorlar.
OTOPARK VE GİRİŞ GİŞESİ
Daha sonra aracınızı otoparka bırakarak, gişeden giriş biletinizi satın alabilirsiniz.
Buraya sıcak yaz günlerinde özellikle öğleden sonra gitmenizi ve buradan mutlaka akşam güneşinin batışını izlemenizi öneririm. Bir önemli not daha, cep telefonları Yunanistan kanallarına bağlanıyor, yani aşırı bir ücret ödemek istemiyorsanız, burayı gezerken cep telefonlarınız ile konuşmamanızı öneririm.
Kalıntıların bulunduğu ören yerine giriş ücretlidir, ancak müze kart geçiyor.
Datça Knidos Kent Surları
KENT SURLARI
Datça Knidos şehrinde, MÖ 5’nci yüzyılda kent suru yoktur.
MÖ 4’ncü yüzyılda, kent yeniden planlanırken: Akropolis, ana kara ve Kap Krio adasına kent suru inşa edilmiştir.
Surlar: arazinin yapısına bağlı olarak yerel kireç taşı bloklardan örülmüştür. Yer yer blokların kullanıldığı bölümler de bulunmaktadır.
Surların en sağlam bölümü Akropolis surlarıdır.
Burada bulunan kuleler, küçük boyuttaki dört giriş ve kuleler arasında farklı örgü tekniklerine sahip, sur bedenlerinden oluşur.
Bunlar, zamanın ve doğanın tahribatına rağmen günümüzde tüm görkemiyle görülebilmektedir.
Akropolis bulunan yerde, sadece sarnıçlar bulunmakta, başka bir yapı kalıntısı bulunmamaktadır. Bu yüzden, burası büyük olasılıkla, Knidos halkı tarafından, tehlike anında sığınılan bir “Sığınak Kalesi” olarak kullanılmış olmalıdır.
Ana karadaki surlar
Bunlar: Askeri limandan başlar, teraslar üzerinden doğal kayalık takip edilerek Akropolis’e kadar uzanır. Ancak: Yuvarlak Tapınak Terasından sonra sur bedenleri görülmez. Ancak Akropolis’e kadar olan sur duvarlarının temelleri görülmektedir. Surların toplamı 4 kilometre uzunluktadır.
Doğudaki surlar
Kentin ana karadaki doğu bölümü; karadan gelecek saldırılara karşı en açık ve savunmasız bölümdür. Bu yüzden, buradaki surların yapımında büyük bloklar kullanılmıştır. Kent surlarının en kalın bölümü (5 metreye yakındır) burada bulunur. Ancak günümüzde bu surların hiçbir bölümünde, üst bitim noktası görülmez.
Evet, kentin doğusundaki surlar: Demeter Kutsal Alanının doğusundaki, doğu-batı doğrultulu fay dikliğinden kıyıya iner. Buradan kıyı hattını takip eder, Ticaret Limanının kuzey dalgakıranı üzerinde bulunan kuleye ulaşır. Bu surların Demeter kutsal alanı doğusundaki bölümü tamamen yok olmuştur. Güney yönü, denize çok dik bir yar olarak indiği için, buraya sur yapılmamıştır.
Kap Krio bölümündeki surlar
Burası: kuzeyden güneye doğru yükselen bir tepe görünümündedir. Yani, adanın topoğrafik durumu buraya doğal bir tahkimat sağlamıştır. Sadece eksik bölümler sur ve kulelerle takviye edilmiştir. Adanın batısı ve doğusu birbirinden bağımsız savunma hatlarına sahiptir.
Güneyde ise arazi çok sarptır ve dik bir uçurumla sonlanır. Bu yüzden, güneyde herhangi bir savunma hattı yoktur. Adadaki surlar, yer yer temel seviyesine kadar korunarak günümüze ulaşmıştır.
Datça Knidos Dionysos Terası ve Tapınağı
DİONYSOS TERASI VE TAPINAĞI
Datça Knidos şehrinin batı bölümünde en alt kısımdadır.
Doğusunda Küçük Tiyatro, batısında Liman Caddesi ve kuzeyinde Stoa bulunmaktadır. Güneyinde ise kentin iki limanı bulunmaktadır. Deniz yolu ile Knidos şehrine gelenleri, muhteşem görüntüsü ile Dionysos Tapınağı karşılıyordu.
Teras, ismini burada bulunan Dionysos Tapınağından alır. Tapınak: İon düzenindedir. Tapınağın alt kısımları beyaz renkli yöresel mermerden oluşur. Üst kısımları ise mavi-beyaz renkli ve Rodos’tan getirilen mermerlerden yapılmıştır.
Tapınakta bulunan Dionysos konulu frizlerden bazıları günümüze ulaşmıştır.
Dionysos: “Şarap ve Bağbozumu Tanrısı” olarak tanınır. Knidos şehri asıl olarak şarap ticaretinden zengin olmuştur. Bu yüzden Dionysos onuruna her yıl bağ bozumu törenleri yapılmaktaydı.
Roma dönemde tapınak kiliseye çevrilmiştir. Tapınağa ait mermerler ve diğer objeler, kilisenin yapımı sırasında kullanılmıştır.
Günümüze sadece temel kısmı ve üzerine geç antik dönemde yapılmış olan apsisli bir kiliseye de hizmet etmiş olan stylobanın bir kısmı ulaşmıştır. Erken Hıristiyanlık döneminde eklenmiş olan kilise inşaası sırasında tapınağın ve hemen yanındaki stoanın gerek duvar ve gerekse stylobat blokları kullanılmış ve kilisenin zemininde, tapınağın stylobatının da yer yer korunduğu anlaşılmıştır.
DİONYSOS STOASI
Stoalar: antik dönemde kentlerde bir sokak veya agora yanında bulunan, üstü kapalı sütunlu galeridir.
Dionysos Stoası, Dionysos Terasının kuzeyindedir. 130 metre uzunluğundaki Stoa; Dionysos Tapınağı ile Küçük Tiyatro arasındaki terasta bulunmaktadır.
Burada, yan yana dizilmiş 4 x 5 metre boyutlarında 25 ayrı mekan bulunmaktadır. Bu mekanlar, dükkan ve depo olarak kullanılmıştır. Dükkanların dış cepheleri, renkli mermer levhalarla kaplıydı.
Bu mekanların arkasında ise bir duvar bulunur. Bu mekanların batısında ise kült odaları vardır.
Stoa: Helenistik dönemde yapılmıştır. Knidoslu ünlü mimar Sostratos tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. MS 2’nci yüzyılda ise yenilenmiştir.
Knidos şehrindeki Aristokleidas’ın oğlu tarafından finanse edilerek yapı, oldukça görkemli bir şekilde, sütunlu galeri ve mermer kaplamalar ile bezenmiştir. Bu yenileme aşamasında, ön tarafına sütunlu bir galeri yapılmıştır.
Dükkanların önünde, Korint başlık taşıyan, 5 metre yükseklikteki, yivsiz sütun dizisi vardır.
MS 3’ncü yüzyılda Stoa bir yangın sonucunda yıkılır ve bu alan bir daha kullanılmaz.
Kazılar sırasında, Dionysos Stoasında güçlü bir tahribat ve yangın tabakası görülür, buna bağlı olarak MS 3’ncü yüzyıl ortalarında, Knidos şehrinin hem ana kara bölümlerinde hem de Kap Krio adasında bir felaket olmuştur. Yukarıda söz ettiğim gibi, Stoa, bu felaketten sonra onarılmamıştır ve buranın üzerine bir süre sonra basit ölçekli yapılar inşa edilmiştir.
Samsatlı Lukianos’un Erotika kitabı
Samsatlı Lukianos; MS 2’nci yüzyılda yazdığı “Erotika” adlı kitabında: isimleri Kharikles ve Kallikradites olan iki arkadaşın Knidos şehri ve Afrodit heykelini ziyaretini anlatır.
“Kutsal bahçenin yanına geldik. Güzel kokular bizi sarhoş etti. Defne, mersin, selvi ağaçları. Tapınağa girdik, ortada heykel duruyordu. Dudaklarında çekingen, utangaç bir tebessüm. Güzelliğini, sol elinin hafif bir eğimle kapattığı yer dışında, hiçbir şey örtmemişti. Güzelliğine çarpıldık, Tanrıçanın her tarafını inceleyip öptük”
Öncesinde ise “Afrodit’i görmeye gitmeden önce, Sostratos’un revakları içinde gezinmişler ve burada satılan erotik tasvirli hatıra eşyalarına gülmüşlerdi. “Stao kazılarında, güldükleri tasvirlerden bol miktarda bulunmuştur.
Yine aynı kitaptan bir alıntı daha “İki arkadaş, kutsal alandaki mis kokulu güzel bahçelerden geçtikten sonra tapınağa girerler. Heykelin güzelliği karşısında büyülenirler. Heykelin arkasını da görmek için tapınağın arkasına dolanırlar.
Onlara yaşlı bir kadın, kilitli kapıyı açar ve içeriye girerler. Heykelin arkası önü kadar güzeldir. Ancak Tanrıçanın kalçasının iç tarafında bir leke vardır. Aralarında konuşurlar “Heykeltıraş mermerin lekesini ne dahice gizlemiş” derler.
Yaşlı kadın ise “hayır, düşündüğünüz gibi değil” der ve lekenin hikayesini anlatır. “Bir zamanlar Tanrıçaya aşık bir genç yaşardı. Her gününü, akşama kadar tapınakta geçirirdi. Bir gün tapınakta saklanıp, kapılar kapanınca içerde kalmayı başardı.
Sabah olduğunda anlaşılmış ki, genç Tanrıçayla sevişmişti. İşte bu leke, o sevişmenin izidir.”
Datça Knidos Limanlar
LİMANLAR
Askeri Liman-Doğu Limanı
Kuzeyde olan Ege denizi tarafındaki liman: “askeri” amaçlarla kullanılmıştır. Boyutları nedeniyle burası “Küçük Liman” olarak nitelendirilir. Kap Krio ve anakaradan devam eden surlar, askeri liman girişine kadar devam eder.
Girişi oldukça dardır ve çevresinde çok sayıda kule ile desteklenmiştir. Bu liman türü, kapalı veya kapatılabilen bir liman özelliğindedir. Limanın batısı, anakaradan Kap Krio’ya doğru uzanan bir mendirek ile kapatılmıştır.
Datça Knidos Deniz Feneri
Deniz Feneri
Datça Knidos askeri limanının girişinde bulunan yuvarlak kule, konum itibarı ile bir deniz fenerine benzetilmektedir. Askeri limanın girişinde, mendireğin güneybatısında bulunan yuvarlak kule deniz feneri olarak kullanılmış olması olasılığı yüksektir.
Antik çağda deniz fenerleri, hep limanların girişine inşa edilmiştir. Ticaret limanında ise yine deniz feneri bulunduğu düşünülmektedir. Ancak Knidos deniz fenerlerinin muhtemel yeri ile ilgili olarak ilk akla gelecek yer, dalgakıranların uç kısımlarıdır ki, her iki dalgakıranın uç kısımları, günümüzde sualtındadır.
Su altında yapılan arkeolojik araştırmalarda ise, dalgakıranların uç kısımlarında bir yapı kalıntısı görülmemiştir.
Sonuç olarak, Knidos deniz feneri için en uygun yer: Kap Krio adasının doğu ucudur.
Datça Knidos Ticaret Limanı-Batı Limanı
Ticaret Limanı-Batı Limanı
Güneydeki daha büyük olan liman ise “ticaret” için kullanılmıştır. Boyutları nedeniyle burası “Büyük Liman” olarak nitelendirilir.
Limanın giriş kısmında: Kap Krio ile ana kara arasındaki açıklık, yaklaşık 450 metredir. Burada rüzgarlardan korunmak için, Kap Krio doğu ucu ile anakara aksı arasında dalgakıran yapılmıştır.
Böylece liman girişi daraltılmış ve savunma hattı oluşturulmuş, ayrıca rüzgarlardan korunmuştur. Bu dalgakıranlardan, Kap Krio ile bağlantılı güney dalgakıranı, günümüzde su üzerinde görülmektedir. Uzunluğu 120 metredir.
Kap Krio bölümünde, rıhtımın hemen üstündeki teraslarda, bazı liman yapıları bulunuyordu. Kazılarda ortaya çıkarılan bu alanlarda: sarnıçlar, dükkanlar, işlikler ve bu yapıları rıhtıma bağlayan cadde ve sokaklar bulunmuştur. Çünkü: burası Knidos kentinin ticari faaliyetlerinin merkezi durumundaydı.
Şehir Dorlar zamanında özellikle şarap ihraç eden bir yer olarak önem kazanmıştır. Diğer ihraç ürünleri ise, sirke ve zeytinyağıdır.
Neden şarap? Çünkü Knidos şarabının o dönemde “hazmı kolaylaştırıcı etkisi” olduğuna inanılıyordu ve bu şarabın ünü, Doğu Akdeniz’den, Atina’ya kadar gider. Bu şarabın ihracı ile ilgili olarak bölgede çok sayıda amfora bulunmuştur.
Ticaret Limanının kıyı hattı yaklaşık 900 metre uzunluğundadır ve bu hattın büyük bir bölümü, liman duvarı ile çevrilerek liman havzası koruma altına alınmıştır. Günümüzde, Knidos’a gelen ziyaretçilerin bir kısmı, burada bulunan sahilden denize giriyorlar.
Batı Limanı Şapel Kompleksi
Batı Liman mendireği üzerindedir. Şapel ve kuzeyindeki yapı kompleksi: 16 x 13 metre boyutlarındadır. Knidos’taki diğer kiliselerde olduğu gibi doğu-batı yönünde yerleştirilmiştir.
Şapel: naos ve apsis bölümlerinden oluşur. Yapının zemini: traverten, mermer ve pişmiş toprak plakalarla kaplanmıştır.
Limanların günümüzdeki durumu
Gelelim günümüzde bu iki limanın durumuna: kuzeyde askeri amaçla kullanılan liman toprakla dolduğu için sadece balıkçı gemileri tarafından kullanılıyor.
Burada özel bir durum var, bu liman niye toprakla dolmuş derseniz, Amerikalı Irıs Love tarafından 1967-1977 yılları arasında yapılan kazılarda çıkarılan topraklar bu liman bölgesini doldurulmuş, liman bataklığa dönüştürülmüş, sabotaj gibi bir durum, bile bile toprakla doldurulan ve yok edilen bir liman.
Askeri liman günümüzde sadece 1 metre derinliğe sahiptir. Günümüzde buraya sadece küçük motorlar girebilmektedir.
Peki öbür büyük liman: günümüzde halen kullanılıyor, yatlar ve gezi teknelerinin demirlemesi için kullanılıyor. Koy içinde, Datça Kaymakamlığı tarafından işletilen 10 tekne kapasiteli bir iskele bulunmaktadır. Kıyıda ise bir lokanta bulunmaktadır. Koyda bir de Jandarma Karakolu vardır.
Başka hassas bir konu, elbette Knidos derinliklerinde azgın dalgalara yenilmiş birçok tekne batığı bulunmaktadır, ancak burada “Dalış Yasaktır”
KAP KRİO ÖREN YERİ
Buranın çevresi tellerle çevrilidir, buraya girmek için kapıda, tekrar biletinizi göstermenizi istiyorlar. Kapının hemen yanındaki büfeden, Knidos hakkındaki yayınlar ve hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.
KNİDOS (DEVEBOYNU) FENERİ
Önce fenere nasıl gidebileceğinizi anlatmak gerek. Knidos antik şehri kalıntılarında, iki limanı birbirine bağlayan, dar kara parçasını geçip, yol boyunca siyah kabloları takip ederek, fenere ulaşabilirsiniz. Bu yürüyüş yolu gidiş-dönüş yaklaşık 2.2 km uzunluğundadır.
Kap Kario adası ve antik kent arasındaki denizin doldurulmasıyla elde edilen Kap Krio yarımadasının batısında, kayalıklar üzerindeki tepededir. Denizden 104 metre yüksektedir.
Akdeniz ve Ege denizi sularının birleştiği yerde bulunması nedeniyle büyük öneme sahiptir.
Fener, 1931 yılında inşa edilmiştir. Anadolu’nun Akdeniz’e uzanan en uç noktasındadır. Fenerin görüş mesafesi, 12 mildir. Fenerin bulunduğu yerde, günümüzde Helenistik dönemden kalma antik fener ve sur kalıntıları görülmektedir. Bir zamanlar, burada bulunan antik dönem fenerinde yakılan ateş, gemilere yol gösterirmiş.
Günümüzdeki fener ise, güneş enerjisiyle çalışan elektrik lambalarına sahiptir. Kıyı Emniyet Müdürlüğü tarafından restore edilen fener, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Burayı gezdikten sonra yine anakara bölümüne geçiyoruz
Datça Knidos Liman Caddesi
LİMAN CADDESİ
Kuzey-güney aksındaki cadde Limanlar Caddesi olarak adlandırılır.
Datça Knidos şehrinin en batısındadır. Caddeni genişliği yaklaşık 6 metredir. Eğime bağlı olarak kademeli yükselen basamaklara sahiptir.
Caddenin başlangıcı askeri limandır. Askeri limandan yukarıya doğru çıkan merdivenlerle bu caddeye ulaşılır. Bu merdivenlerin yanında, iki gümrük odası ve ileride ise anıtsal çeşme bulunmaktadır.
Liman caddesi boyunca: oyalanmak için yapılan oyun taşları görülür. Sağ altta: “mankala” denen bir zeka oyunu tablası var. Bu oyun antik dönemde yaygın olarak oynanırdı.
Liman caddesi askeri limandan başlayınca, Propylona kadar gider.
Caddenin hemen batısında “D” kilisesi vardır. Güney kısmında ise anıtsal çeşme bulunur.
D KİLİSESİ
Askeri Limanın doğusunda Limanlar caddesinin batısındadır. Stoa’dan askeri limana doğru yürürken görülür.
Kilise ilk olarak 1960’lı yıllarda Amerikalı arkeolog Iris Love tarafından tespit edilmiştir.
Kilise yapısının uzunluğu 36 metre ve genişliği 15 metredir. Muhtemelen, antik bir tapınak veya bazilika üstüne inşa edilmiştir. Çünkü kilise yapılırken çakın çevresindeki eski yapılara ait malzemeler devşirme olarak kullanılmıştır.
Özellikle: kilisenin orta aksisinde: Knidoslu zengin tüccar Theopompos ve ailesini onurlandırmak için yapılmış, yuvarlak formlu bir anıta ait, gri-mavi renkli mermer bloklar dikkat çeker.
Kilisenin: ilk olarak MS 5’nci yüzyıl sonu ile MS 6’ncı yüzyıl başlarında inşa edildiği düşünülür. Üç nefli, bazilika planına sahiptir. Ana nefte bulunan altar odasının önü: gri, beyaz ve kırmızı renkli, yıldız motifli mermer mozaiklerle süslenmiştir.
Nartekse, batıda bulunan 8 basamaklı bir merdivenle ve iki ayrı kapıdan girilir.
Girişin bu derece yüksek olmasının sebebi, yapının yükseltilmiş bir yerde inşa edilmiş olmasına bağlanmaktadır.
Datça Knidos Anıtsal Çeşme
MYMPHEİON-ANITSAL ÇEŞME
Çeşme yazıtında, çeşmenin kentin su işleri müdürü Boulakrates tarafından yaptırılarak halka sunulduğu yazılıdır.
Liman caddesinin ilerisindeki anıtsal çeşmenin parçaları, günümüze kadar ulaşmıştır, ancak restorasyon yapılmamıştır. Günümüzde temel seviyesinde olan çeşmenin mimari unsurları, restorasyon projesiyle tekrar bir araya getirilmesi düşünülüyormuş. Çeşme, tamamlandığında yaklaşık 7 metre yüksekliğinde olacak ve çevresinde mini aslan başları bulunacakmış.
Datça Knidos Yuvarlak Tapınak Terası-Dor Tapınağı
YUVARLAK TAPINAK TERASI-DOR TAPINAĞI
Datça Knidos şehrinin, Batı uç noktasındadır. Apollon Karneios Kutsal Alanı, Tapınak ve Altarın üst kısmındadır.
Tapınak alanına giriş: doğu tarafındaki bir merdivenden girilir.
MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir. Tapınağın çapı, yaklaşık 17.30 metredir. Korint düzenindedir. Yuvarlak teras, 15 sütunlarla çevrilmiştir. Sütunların üst tarafında Korint başlıkları bulunur.
Tapınağın temel podyumu gri mermerdir. Üst kısımları ise yumuşak posos taşından yapılmıştır.
Yuvarlak tapınak terasının doğu ve batısında iki yapı temeli görülür. Bu yapıların hazine daireleri olduğu düşünülüyor. En doğudaki uzun bina ise, dini tören ve ziyafetler için kullanılmış olmalıdır. Bu alanda, bir Dionysos yazıtı ele geçmiştir.
Sunak yapının doğusundadır. Dörtgen planlıdır.
Datça Knidos Yuvarlak Tapınak Terası
Gelelim tapınağın en önemli özelliğine
Yuvarlak tapınak olarak da bilinen tapınak Aşk ve Güzellik Tanrıçası Afrodit’e aittir. Ancak bu kanıtlanamamıştır. Aşağıda: Praxsitelles ve Afrodit bölümünde belirttiğim gibi, bu tapınakta büyük sanatçı Praxsitelles tarafından yapılan “Çıplak Afrodit Heykeli” bulunuyordu.
Datça Knidos Afrodit Heykeli
Afrodit Heykeli
Datça Knidos kentinin efsaneleşmesine neden olan dünyaca ünlü bu heykelle ilgili biraz bilgi vermekte yarar var.
Ünlü sanatçı, heykeltıraş “Prassitelles” aslen Atinalı olmasına rağmen, uzun yıllar Knidos şehrinde yaşamıştır.
Kendisi, taşa yani mermere bir ruh kazandıracak ölçüde usta bir sanatkar olarak tarih sahnesinde yerini almıştır.
Bu sırada yarattığı eserlerinin birçoğu günümüze ulaşmamış olsa da, üstün sanatı hakkında yazılı bilgiler günümüze ulaşmıştır.
Yaptığı en ünlü ve o dönemde oldukça büyük bir çevrede tanınan eseri Knidos Afroditi Heykelidir.
Heykelin yapılış hikayesi
MÖ 350’li yıllarda, Elausis kutsal gün yortusunda, şehirden ve çevreden gelen 20 bin kişi sahilde toplanır.
Afrodite Tapınağının rahibesi “Phryne”: denizde ağır ağır dalgalara doğru yürürken, tüm giysilerini çıkarır ve kumsala atar. Saçlarını açıp omuzlarına dağıtır ve ağır adımlarla denize girer.
Seyredenler arasındaki ünlü heykeltıraş Praksiteles, bu olağanüstü güzellik karşısında büyülenir ve rahibeyi “Afrodite” benzetir, bu doyumsuz güzelliği ölümsüz kılmak için heykelini yapmaya karar verir.
Tapınak rahibesi Phryne ile ilgili anlatılan bir söylenti daha var. “Phryne birini öldürür. Mahkemede rahibeyi avukat Heperides savunuyordu.
Avukat savunmasının bir yerinde, Phryne’nin gerdanını ve göğsünü örten giysisini yırttı ve “Bu güzelliği nasıl ölüme mahkum edebilirsiniz” dedi.
Bir diğer söylentiye göre ise, yine aynı tarihlerde, Dor şehirlerinden biri olan Kos şehri: ünlü heykeltıraş Praxsitelles’dan bir “Afrodit heykeli” yapmasını isterler.
Sanatçı bunun üzerine biri çıplak ve diğeri giysili (üzerinde kıvrımlı kumaş bulunur) iki heykel yapar ve bunları satışa sunar.
Kos şehri, ilk tercih hakkını kullanarak, daha çok paraları olmasına rağmen, çıplaklıktan korkarlar ve iffetli yani giyinik olan heykeli seçer.
Çıplak olan ise Knidos şehrinde kalır ve Knidos şehrinde yapılan dairesel planlı ve pembe mermerlerden yapılmış “Knidos Aphrodite Tapınağı” na konur.
Peki niye tapınak yuvarlak yapılmıştır? Çünkü tapınakta bulunan Afrodit heykelinin her taraftan görülmesini istiyorlardı.
Knidoslular, heykelin hem ön ve hem de arkadan görülebilmesi için tapınağa iki yönde giriş açarlar.
Heykelin önemi
Afrodit heykeli, dönemin oldukça önemli bir sanat yapısı olarak bilinir.
Heykel hakkında da, heykelin nasıl olduğu hakkında da hiçbir bilgi yok, sadece çeşitli varsayımlar yürütülüyor, ancak bölgede bulunan bazı paraların yüzlerinde Afrodit heykeli portresi kabartması bulunuyor.
Buna göre, heykel hakkında fikirler yürütülmektedir.
Heykel, tarihte yapılmış ilk anıtsal “nü” heykelidir. Dünyada çıplak olarak tasarlanmış ilk tanrıça heykelidir. O tarihe kadar sadece erkek heykelleri çıplak yapılıyormuş, tanrıça heykellerinin ise sadece gerdan ve göğsü açık olurmuş.
Özellikle Paros mermerinin saf beyazlığı ile göz kamaştırır.
Bu çıplak heykelin en büyük özelliği, ilk defa bir kadın vücudunun böyle cesurca işlenmiş olmasıdır.
Bir saç bandı ve kolundaki bilezik dışında, tamamen çıplak olarak görülür. Knidos Afroditi’nin bir eli cinsel organını kapatırken, diğer eli havlu tutmakta, yani çıplak, sudan yeni çıkmış olarak yapılmıştır.
Çıplak bedeninin güzelliği dilden dile dolaşır ve çevreye yayılır.
O dönemde birçok insan, bu heykeli görmek için uzaklardan Knidos şehrine gelirler.
Hatta: Btinya Kralı Nikomedes, heykeli satın almak ister, heykel karşılığında Knidosluların bütün borçlarını silmeyi teklif eder, ancak Knidoslular bunu kabul etmezler.
İon şehirleri tarafından düzenlenen dini festivallerde, Afrodit her zaman önde tutulmuştur.
Denizciler, Afrodit’in kendilerine şans getireceğine inanırlardı.
Evlenecek olanlar, Tanrıçaya bir çift kumru hediye ederlerdi.
Ancak: “Afrodit Heykeli” günümüze kadar bulunamamıştır.
Bu konuda birçok söylenti vardır.
Knidos şehrinde takip eden Roma, Bizans döneminde Hıristiyanlık kabul edilince, bu tür Pagan tanrı ve tanrıça heykelleri yok edilmiştir.
1800’lü yıllarda yapılan kazılarda bu heykel bulunmuş ve başka bir ülkeye kaçırılmıştır.
Antik dönem yazarlarından birisi, heykelin İmparator Theodosius tarafından, İstanbul’a Lousos Sarayına aldırıldığını, 475 yılındaki yangında yok olduğunu yazmaktadır.
Heykelin kopyaları
Heykel bulunamayınca bugün dünyada heykelin Roma döneminde yapılan 53 kopyası vardır ve bunlar değişik müzelerde sergilenmektedir.
En önemli ve güzel kopyalar: Vatikan Müzesi, Paris Louvre Müzesi ve Münih Müzesinde sergilenmektedir.
Evet, günümüzde orijinal heykel yok, bulunamadı ve nerede olduğu bilinmiyor.
Tapınakta günümüzde Afrodit heykeli yok ama heykelin; Amerikalı Irıs Love tarafından bulunan gri mermerden kaidesi duruyor.
Love, yine bu alanda, doğal boydan daha uzun, başsız bir kadın heykeli daha buldu, bu heykel Ören yerinin müzesinde sergileniyor.
Yine tapınak alanında, çok sayıda pişmiş figürün ele geçirilmiştir. Yüzlercesinin üzerinde, erotik ve pornografik tasvirler yer almaktadır. Lucian yazılarında, bu figürinlerden söz etmektedir.
APOLLON KARNEİOS KUTSAL ALANI VE PROPYLON
Datça Knidos şehrinin kuzeyinde, merdivenli caddenin hemen solundadır. Knidos şehrinin en önemli tapınağıdır.
Bu kutsal alana: Liman Caddesi ve Doğu-batı caddesinde bulunan “Propylon” dan girilir. Propylon, büyük ve gösterişli bir kapıydı. Propylon bir kapıyla kapatılırdı. Eşik taşında, kapı milinin izleri görülebilir.
Ziyaretçiler, bu yolda arındıktan sonra tapınağa girerlerdi. Propylon’dan günümüze ulaşan mimari elemanlar değerlendirildiğinde, yanının muhtemelen MÖ 330 yılında yapıldığı tespit edilmektedir. Propylon’dan günümüze sadece sütun kaideleri kalmıştır.
Tapınak orta teras bölümünün güneyindedir. Dor stilinde yapılmıştır. Tapınağın ölçüleri: 11,20 x 8,10 metredir. Doğu-Batı yönünde konumlandırılmıştır. Ancak yumuşak poros taşlardan inşa edildiği için zaman içinde çabuk yıpranmıştır.
Tapınağın yan bölümündeki yapılar, Hıristiyanlığın kabulünün ardından, yok edilerek kiliseye dönüştürülmüştür.
Tapınağın bulunduğu “Orta Teras” bölümünde: “Apollon Karneios” şenlikleri yapılıyormuş. “Karneios Şenlikleri” 9 gün sürer ve sonunda festival çadırlarında şenlik yemeği verilirdi.
Halk, terasın kuzeyinde bulunan sıralara oturarak şenlikleri izliyordu.
ALTAR
Altar: tapınakta kurban kesilen ve tanrıya sunu yapılan yerdir.
Tapınağın hemen karşısındadır. Tapınaktan daha iyi durumda, günümüze ulaşmıştır. MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenir.
Dikdörtgen planlıdır. Boyutları 11.20 x 6.70 metredir.
Ön taraftaki merdivenlerle; Altar masasına ulaşılır.
Bu masa: beyaz mermer bloklardan yapılmış bir friz bloklarıyla sarılmıştır. Kazılar sırasında, bu frizler bulunmuş ve günümüzde Marmaris Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Oldukça güzel olan bu frizlerde: Nympheler dans ederler, ayrıca Irmak Tanrısı tasvir edilmiştir. Ayrıca: bloklar üzerinde bulunan yazıtta, bir frizleri yapan heykeltıraşların ismi de yazılıdır.
Ayrıca: yine Altara ait iki yazıt daha vardır ki, bunların üzerinde “Apollon Karneios” yazmaktadır.
Sunağın bulunduğu terasın arkasında ise, bir başka teras bulunmaktadır ki, bu terasta Helenistik duvar işçiliği görülür.
Sunağın kuzeyinde, bir mağara ve su kaynağı bulunmaktadır.
KORİNT TAPINAĞI TERASI
Küçük tiyatronun üzerindedir. Bulunduğu yer, tüm şehre hakim bir tepenin üstüdür. Buraya 7 basamaklı bir merdivenle çıkılırdı.
MS 2’nci yüzyıla tarihlenir. Tapınak ünlü mimar Stratos eseridir.
Tamamı beyaz mermerden, Korint düzeninde yapılmıştır. Ölçüleri 15 x 9.20 metredir. Yüksek podyum üstünde yerleştirilmiştir. Ön alınlıkta “kalkan figürü” kabartması görülür. Yapı, ilginç mimarisi ve görkemli mermer mimarlık unsurlarıyla önem kazanmaktadır.
Evet tapınağın hangi tanrıya adandığı bilinmemektedir. Ancak bir görüşe göre, burası Afrodit Tapınağıdır.
Datça Knidos Güneş Saati
GÜNEŞ SAATİ
Korint tapınağının yanındadır. MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenir.
Eudoksus tarafından geliştirilmiştir. Genellikle mermer bir blok üzerine, zamanı gösteren sayılar işaretlenir, merkeze yerleştirilen bir çubuğun gölgesi hangi rakamın üstüne düştüyse saat ona göre belirlenirdi.
Evet, zamanı belirlemek için gölgelerin hareketleri kullanılmıştır. Çubuğun gölgesinin kısalması ise, öğlen zamanını ifade ediyormuş. Günümüzde hala görülebilmektedir.
BOULEUTERİON
Corint tapınağının bulunduğu terasın en dış, batı kenarındadır.
Yapılış tarihi olarak MS 2’nci yüzyıl düşünülmektedir. Oturma sıraları yarım daire şeklinde düzenlenmiştir. Ancak günümüze bu oturma sıralarının sadece temel kısımları gelmiştir. Bu temel kısımları ise, taş kırıklarından oluşmaktadır.
Bu taş kırıkları: sağlam bir şekilde harçla bütünleştirilmiş ve üzerine oturma sıraları inşa edilmiştir.
Datça Knidos Küçük Tiyatro
KÜÇÜK TİYATRO
Datça Knidos şehrinde ana kara bölümünde, yamacın güneyinde ve Ticari Liman’a hakim bir konumdadır. Denize oldukça yakın bir yerdedir. “Liman Tiyatrosu” olarak da bilinir.
İlk olarak MÖ 2’nci yüzyılda Helenistik dönemde inşa edildiği düşünülüyor. MS 1 ve 2’nci yüzyıllarda ise Roma döneminde son şeklini yani günümüzdeki şeklini almıştır.
Yaklaşık 5300 kişiliktir. 35 sıra oturma basamaklarını oluşturan tüfler üzerine ön sıralarda mermer plakalar, arka sıralarda ise kireç taşı kullanılmıştır.
Orkestra bölümü, at nalı şeklindedir. Ancak orkestra bölümündeki mermerler sökülerek götürülmüş ve günümüze sadece basamaklı seyirci oturma yerlerindeki mermerler kalmıştır.
Datça Knidos Küçük Tiyatro
Tiyatronun tonozlu girişleri, seyirci sıralarının iki ucunda doğu ve batı yönündedir.
Sahne binası: 2 katlı ve 3 kapılıdır. Takip eden dönemde, birçok onarım görmüştür.
Kazılarda ortaya çıkan bulgulara göre: Sahne binasında nişler bulunduğu ve bu nişlerin içine süsleme için heykeller yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Bazı heykeller kazılarda ele geçirilmiştir.
Datça Knidos Agora
AGORA
Kuzey-güney doğrultusundaki caddenin batısında, askeri limanın kuzeyinde, Küçük Tiyatronun batısındadır. Burada “E” ve “D” kiliselerinin arasındaki yapı, Agora olarak tespit edilmiştir. Sonraki yıllarda buraya büyük bir kilise yapılmıştır.
MUSALAR KUTSAL ALANI
Datça Knidos şehrinde tiyatronun doğusunda, konut alanının kuzeyindedir.
Burası, Charles Newton tarafından kısmen kazılmıştır. Bu kazılarda bulunan bir yazıtta “Musalara Adak” yazılı olduğu için buraya “Musalar Kutsal Alanı” ismi verilmiştir. Newton burada, çok sayıda yarı çıplak (Hymphe) heykeli bulmuştur.
KONUTLAR BÖLGESİ-HELENİSTİK EV
Datça Knidos şehrinin konut bölgesinde, Amerikan kazıları sırasında 1970-1972 yıllarında bir villa kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Helenistik döneme ait olduğu düşünülen villa, muhtemelen MÖ 3 veya 2’nci yüzyılda yapılmıştır. Villa, oldukça güzel fresklerle bezenmiştir. Bu durum, Knidos şehrinin zenginliğini ifade eder.
Anakara ve Kap Krio adasında bulunan, Helenistik dönem konut alanı, Roma döneminde de kullanılmayı sürdürdü.
Ancak Hıristiyanlığın kabulünün ardından, konut alanları, fonksiyonlarını kaybeden kutsal alanlara doğru yapılmaya başladı.
Burada bulunan konutlar: mozaik ve zengin fresklerle bezeliydi. Bu konutlar, şehrin ileri gelenleri ve varlıklı kişilerin konut alanlarıydı.
ODEON
Limanın yukarısında, kente giriş kapısının biraz ilerisinde deniz kıyısındadır.
Burada bulunan yapının, küçük boyutlu olması nedeniyle muhtemelen müzik gösterilerinin yapıldığı bir yer olduğu düşünülüyor.
Yapının boyutları 20 x 12 metredir. Uzun bir dikdörtgen formundadır. Oturma sıralarının planı, çeyrek daire şeklindedir. Oturma yerleri için burada bulunan kayalık düzeltilmiş ve sonra önlerine gri mermer basamaklar yerleştirilmiştir.
Seyirciler, her iki yanda bulunan giriş kapılarından içeri girer, ortadaki merdivenlerden çıkarak oturma yerlerine dağılırlardı.
Basamaklar: kireç taşından yapılmış ve mermerlerle kaplanmıştır.
Basamaklar üzerindeki sütun sırası, sahne sonunu oluşturur.
Bu bölümün ön tarafında: üç adet kaba taş levha bulunmaktadır. Bunun muhtemelen bir konuşmacı kürsüsü veya altar olduğu düşünülmektedir.
ÖREN YERİNDEKİ DİĞER KALINTILAR
DEMETER KUTSAL ALANI
Demeter: Tarım ve Bereket Tanrıçasıdır. Demeter kült alanları genellikle şehir merkezlerinin dışındadır.
Demeter kutsal alanı: Akropol altında, insan eliyle düzeltilmiş gibi görünen kayadan yapılmış bir teras üstündedir.
Üç tarafı polygonal teknikle örülmüş Temenos duvarıyla çevrilidir. Alanın ortasında bulunan tapınaktan günümüze herhangi bir iz kalmamıştır.
Bu ana kayanın, düz bir hat şeklinde yükseldiği bazı kısımlarında nişler bulunmaktadır. Newton, bu nişlerin içinde heykeller bulunduğunu tahmin ederek bunların çevresinde araştırmalar yapar. Bu araştırmaları sonucunda ise, niş oyuklarının altında, en büyük oyukta, oturur durumdaki “Tanrıça Demeter” heykelini bulur.
Oldukça güzel olan bu heykelde: yüz hatları mağrur, koruyucu ve takip eden dönemlerde yapılacak olan azize heykellerine örnek olacak şekilde “masumdur”.
Heykelde, Tanrıçanın giysisinin işlenişindeki incelik te olağanüstü güzelliktedir.
Yine kaya üzerindeki küçük bir oyukta ise, Demeter’in kızı Persephone’ye ait bir heykel bulunur.
Evet, olağanüstü güzellikteki Demeter Heykeli, günümüzde Londra Brisith Museum’da sergileniyor.
Heykelin bir kopyası ise, yine günümüzde Datça İskelesinde görülebilir.
Evet, buradaki asıl kutsal alan: altta bulunan, 75 x 40 metre boyutlarındaki büyük terastadır.
Demeter Heykeli, bulundu ve kaçırıldı, bu yüzden biraz Newton’dan söz etmek gerekir.
İngiliz Arkeolog Charles Newton: 1857-1858 yılları arasında burada kazılar yapmıştır.
Bu kazılarda bulduğu “Knidoslu Demeter” heykelini, bulduğu diğer muhteşem eserlerle birlikte savaş gemilerine yükletip ülkemizden kaçırmıştır. Halen bu heykel, Londra Brisith Museum’da sergilenmektedir.
Sırf Demeter heykeli mi, elbette değil. Newton Demeter heykeliyle birlikte, Dionysos heykeli (Bryaksis tarafından yapılmıştır) ve Rahibe Nikokleia Heykeli’ni de yine savaş gemileriyle Londra’ya gönderir.
Tüm bu başarıları nedeniyle, İngilizler tarafından kendisine “Sir” ünvanı verilir. Ancak, her ne kadar bu kişinin yaptığı bir hırsızlık gibi düşünülse de, o dönemde, Padişahın izni ile bu araştırmaları yaptığını unutmamak gerekiyor.
Bugün, hala bu bölgede, Newton tarafından kazdırılmış çukurlar görülebilmektedir.
Tehesmophoria Şenlikleri
Demeter, bereket tanrıçasıydı. Burada her yıl Ekim ayında 3 gün, o yılın bereketli geçmesi için Thesmophoria Şenlikleri yapılırdı. Bu şenliklere sadece evli kadınlar katılabiliyordu. İlk gün, tanrıçaya adaklar kurban edilir, külleri gübre niyetine toprağa karıştırılırdı. 2 ve 3’ncü günlerde, kadınlar çayırlarda sere serpe otururlar, eğlenirler, birbirlerine yaptıkları kaba saba şakalarla deşarj olurlardı.
BÜYÜK TİYATRO
Datça Knidos şehrinin oldukça büyük olan bu tiyatrodan günümüze sadece bir duvar kısım kalmıştır.
Tiyatronun yapımında “Paros” ve “Pentelikon” mermerleri kullanılmıştır.
Bu tiyatronun mermerleri, taşları ve Afrodit tapınağının sütunları: 1830 yılında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yağmalanmış ve gemilerle Kahire şehrine götürülerek kendi sarayında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.
Hatta Knidos şehrinden taşınan mimari unsurlar ile Kahire şehrinde daha pek çok bina yapıldığı söylenmektedir.
Mermerlerin bir bölümünün ise, İstanbul Dolmabahçe Sarayı yapımında kullanıldığı söyleniyor. İzzettin Vapuru, Knidos mermerlerini İstanbul’a taşımıştır. Büyük Tiyatronun, oturma sıraları, Dolmabahçe sarayının iç merdivenleri olmuştur.
AKROPOL
290 metre yüksekliktedir. Günümüzde burada sur duvarları ve yapı kalıntıları görülmektedir.
LİDYA VE PERS SALDIRILARI
MÖ 550’li yıllarda, Persler, Karya satrabı Harpagos komutasındaki ordu ile Datça Yarımadası yakınlarına gelirler. Bunu haber alan Knidoslular, bir savunma hattı olarak yarımadanın en dar yerini kazarak açmak ve Gökova Körfeziyle Hisarönü körfezini birleştirmek isterler.
Böylece iki deniz birleşecek ve yarımada ada olacak, karadan yapılacak saldırılara karşı korunma sağlanacaktır.
Ancak: bu zorlu çalışma sırasında, kazılmaya çalışılan yerlerin sert kayalık olması, ölümcül kazalar, salgın hastalıklar ve özellikle çalışanların gözlerindeki yaralar nedeniyle bu düşüncelerini gerçekleştiremezler.
Bunun üzerine, Knidoslular, Delphoi Tapınağındaki bir kahin rahibeye başvururlar.
Kahin Pitya şöyle cevap verir “Kıstak ne kale ister ne de kazılmak, Zeus isteseydi kayayı da yapmaz mıydı sanki, Eğer Zeus gerek görseydi, burayı ada yapardı”. Bu cevap üzerine, çalışmadan vazgeçilir.
MÖ 545 yılında ise, Knidos, Persler tarafından ele geçirilir. Ancak Knidoslular yapılan anlaşma gereği savaşmadan şehri Perslere verirler ve bunun üzerine Persler şehri yakıp yıkmazlar. Ardından Knidos şehri giderek gelişir ve zenginleşir.
MÖ 333 yılında ise, şehir Büyük İskender tarafından ele geçirilir.
ROMA DÖNEMİ
MS 167 yılında, şehir Roma imparatorluğu egemenliğine girer. Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasının ardından ise, Bizans hakimiyetine girer.
Bizans döneminde, eski önemini yitirmiş, bir süre Piskoposluk merkezi olarak gündeme gelmiştir. Çünkü MS 4’ncü yüzyılda ve erken Bizans döneminde, şehrin merkezi alanlarına ve bazı eski kutsal alanların üzerine, bazilikal tipte 5 farklı kilise inşa edilmiştir.
Daha sonra ise, şiddetli depremler ve korsan saldırılarından olumsuz etkilenen şehir, MS 7’nci yüzyılda terk edilmiştir.
Çünkü MS 7’nci yüzyılda, Anadolu’nun Akdeniz kıyılarındaki önemli liman kentlerine Arapların deniz yolu ile akınlar yaptıklarını ve böylece bu kentlerin büyük ölçüde tahrip edildiği bilinmektedir ki, Knidos’da bu saldırılardan etkilenmiştir.
Önce Kap Krio bölümü terk edilmiştir. Çünkü Kap Krio bölümünde, MS 6’ncı yüzyıl ortalarından sonra herhangi bir buluntu yoktur.
Daha sonra 1261 yılında, bir dönem Menteşeoğulları hakimiyeti görülür.
1424 yılında ise Osmanlı topraklarına katılan şehir “Datça” ismini almıştır.
KAZILAR VE YAĞMALAR
Datça Knidos bölgesindeki ilk arkeolojik araştırmalar bir İngiliz tarafından yapılır.
1812 yılında bir gurup İngiliz tarafından, Knidos’ta ilk büyük ve kapsamlı araştırma yapılır.
İngiliz Charles Newton, 1857 yılında, kraliyet tarafından kendisine tahsis edilen bir savaş gemisi, 250 tayfa ve bir miktar para ile Knidos’a gelir ve kazılara başlar.
Bu sırada bulunan birçok tarihi kalıntı (heykel, sikkeler ve kandiller gibi) 212 sandıkla 384 günde savaş gemisine yüklenir ve kaçırılmış ve İngiltere Britihs Museum’a götürülmüştür.
Bir söylentiye göre, Newton “Bu taşlar size lazım değilse alıyoruz” demiş ve bunun karşılığında ise o dönemin mantığı ile “onlardan bizde çok var” denmiş ve bunun üzerine gemiye yükselip götürülmüştür.
Kaçırılanlar arasında: meşhur “Aslanlı Mezar”ın aslanı ve Demeter Heykeli de bulunmaktadır.
Ancak bu kaçırma işlemlerini, sadece bir yıl içinde yapmak için oldukça hızlı hareket etmiş ve bu sırada kalıntılara büyük zarar vermiştir.
Bir söylentiye göre, yörenin köylüleri ona “Toprakta delikler açan deli İngiliz” diyorlarmış. Ancak Newton, bu çalışmaları veya bu kaçırdıkları nedeniyle, Londra Üniversitesi tarafından “Arkeoloji Doktoru” ünvanına layık görülmüştür. İngiltere Kraliyeti ise, kendisine “Sir” ünvanı vermiştir.
Büyük tiyatronun mermer taşları ise, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından, Kahire şehrindeki sarayında kullanılmak üzere yağmalanmıştır.
Datça Knidos Irıs Cornelia Love Knidos katili bir kadın
IRIS CORNELİA LOVE
Daha sonra, 1967-1977 yılları arasında Amerikan Long Island Üniversitesinden Profesör Irıs Cornelia Love bölgeye gelir. Kazı iznini “Ankara” dan alır. Arkeolog olduğunu söyler.
Her yıl, 200 işçi çalıştırarak bölgeyi bir köstebek gibi kazar.
Ama özellikle çok ünlü Afrodit Heykelini bulmak istemiş ve hatta heykeli bulmak için dinamit patlatmış, taş taş üstünde kalmadığı görülmüştür. Ayrıca kazılardan çıkan tarihi eserleri de yurt dışına kaçırmıştır.
Yapılan kazılarda, ortaya çıkan harfiyat, küçük limana dökülerek adeta bataklığa dönüştürülmüştür. Bu yüzden ne yazık ki küçük liman kullanılamayacak hale gelmiştir. Deniz seviyesi düşmüş ve içeriye teknelerin bile girmesi imkansız hale gelmiştir.
Tarihi limanın bir arkeolog tarafından bu hale getirilmesi rezalettir. Hatta yuvarlak yani Afrodit tapınağı kazılarında ortaya çıkan harfiyat ta, aynı şekilde para ve zaman tasarrufu sağlamak için metrelerce yükseklikten denize dökülmüştür. Bir de Iris Lowe’un arkeolog değil sanat tarihçisi olduğu ortaya çıkar.
Bunun üzerine, 1977 yılında kazı iptal edilir ve ülkesine geri döner.
Ancak kendisinden geriye, Knidos antik kentinde, mezar gibi çukurlar kalmıştır. Bir bilim insanı olmasına rağmen, hırs ve şöhret uğruna, bugünkü rezalet görüntüyü arkasında bırakmıştır. Heykeli değil ama kaidesini bulur.
Kendisi 17 Nisan 2020 tarihinde 86 yaşında Amerika’da Covid-19 nedeniyle ölmüştür.
Datça Knidos şehrinde 1987-2006 yılları arasında ise, Prof. Dr. R. Özgan başkanlığında kazılar sürdürülmüştür.
Sonuç: Knidos antik kenti, ülkemiz için, ülkemiz arkeolojik değerleri için çok önemli bir kalıntıdır. Bu yüzden, buraya mutlaka gidip görmenizi öneririm.