Muğla Ula

Muğla Ula

 

Ula ilçesinde en göze batacak husus: bolca bisiklet olmasıdır ki, Ulalılar merkezdeki ulaşımlarında, genellikle bisiklet kullanıyorlar.

Tabii bunun en doğal sonucu, temiz hava ve huzurlu, sessiz bir yerleşim yeri ortaya çıkıyor.

Muğla il merkezinin hemen yakınında, hatta bir mahallesi gibidir. Ana yoldan, yalnızca 4 km. ayrıldığınızda, bu şirin yöreye varabilirsiniz.

ULAŞIM

Muğla il merkezinden sonra, 12 km. ilerlediğinizde, Gökova’ya inen Sakar geçidine girmeden, sola dönüp, yaklaşık 3 km. ilerlediğinizde, buraya ulaşabilirsiniz.

Ula-Muğla arasındaki uzaklık: 15 km. Ula-Marmaris arasındaki uzaklık: 48 km. Ula-Köyceğiz arasındaki uzaklık: 54 km. Ula-Bodrum arasındaki uzaklık: 122 km. Ula-Dalaman arasındaki uzaklık: 81 km. Ula-Fethiye arasındaki uzaklık: 130 km. Ula-Datça arasındaki uzaklık: 125 km.

TARİH

Yöredeki ilk yerleşimcilerin, MÖ.6’ncı yüzyılda buraya geldikleri tahmin edilmektedir.

MÖ.1440 yıllarında, İyonlularla yapılan anlaşmada: Atina belgelerinde, Karyalılar’a ait şehirler arasında “Ola” isimli bir şehirden söz edilmektedir.

Evliya Çelebi ise, seyahatname yazılarında: buranın Menteşe Beylerinden Ulama Bey tarafından ele geçirildiğini ve bu yüzden Ola olan adının, Ula olarak değiştirildiğini yazmaktadır.

1954 yılına gelindiğinde, Ula’nın, ilçe olduğu görülür.

 

GENEL

Bölgenin yüzölçümü: 407 km. karedir. Deniz seviyesinden yükseklik ise, 600 metre civarındadır. Yörenin dört bir tarafı dağlarla çevrilidir. Arazi engebelidir ve % 65’lik bölümü ormanlarla kaplıdır.

Yörede, Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak yazları kurak ve sıcak, kışları ise ılık ve yağışlıdır.

Yörede, her türlü tarım ürünü yetişir. Özellikle: tütün, üzüm ve zeytin yetiştirilir.

Yöre insanının en büyük ekonomik etkinliklerinin başında ise, arıcılık gelmektedir.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Bu yörede, balık ve deniz ürünleri tatmanız gerekir. Ancak, malum, bu balık restoranlarında, bir seçimde bulunduğunuzda, fiyat konusunda ilk etapta konuşma yapmanız şarttır.

Bunun dışında, Ula bölgesi “sarımsak” ile ünlüdür.

Yani, burada sarımsak yetiştiriliyor ve birçok yemek türünde, sarımsak kullanılıyor.

Özellikle: mahalli yemeklerden tatmak isterseniz: börülce, saç böreği, börülce çorbası, galli patlıcan gibi yemeklerden tatmanız gerekir.

Son bir not: ekşili tavuk denilen bir yemek türü de, burada öne çıkıyor. Ula kebabını, Ula dolması ve Ula ciğeri de deneyebilirsiniz.

 

NE SATIN ALINIR

Bu yörede, Cuma günü giderseniz, ilçenin geleneksel pazarını görebilirsiniz.

Bu pazarda: özellikle kırlardan toplanan birçok ot türü, el işleri, hasır el sanatı ürünleri satılmaktadır.

 

 

GEZİLECEK YERLER

 

 

 

ULA EVLERİ

Turizm yönünden, buranın en büyük özelliği: sivil mimari örneklerinin bulunmasıdır.

Çünkü, Ula, özellikle yapı ustaları ile tanınıp biliniyor.

Bu evlerin en büyük özellikleri: ahşap işçilikleridir.

Evlerin içindeki dolap kapakları, tavan işlemeleri görülmeye değer güzelliktedir.

İlçenin ara sokaklarında dolaşırsanız, bu eski yapıları görebilirsiniz.

Ula Yedi Delik Kaya Mezarları

YEDİ DELİK KAYA MEZARLARI

İlçe merkezinin doğusunda, Alicin dağının yükseldiği yerdedir.

Burada yumuşak kayalara oyulmuş, Karya dönemine ait, 14 tane mezar bulunuyor.

Antik dönemdeki inanışa göre: ölüler dirildiklerinde, bunlara insanların saldırmamaları için, mezarlar, yüksek kayalara, yani insanların ulaşamayacakları yerlere yapılırlarmış.

 

GÖKOVA KÖRFEZİ

Muğla-Marmaris karayolu üzerinde ilerlerken 15’nci km. de, ovaya doğru kıvrıla kıvrıla inen 7 km. lik yolun üzerinde, manzara seyretmek için bulunan park yerlerinde mutlaka birkaç dakika duraklayın ve körfezin muhteşem manzarasını izleyin.

Ula Akyaka Sakartepe Seyir Terası

SAKARTEPE SEYİR TERASI

Ula’dan Gökova Körfezine inen Sakar Geçidinin üzerindeki seyir noktasında yer alan manzara alanıdır.

Körfez manzarası eşliğinde, yürüyüş, fotoğraf çekimi ve doğa keyfi için oldukça idealdir.

Özellikle gün batımında etkileyici görüntüler sunuyor.

 

AKYAKA

Burası: merkez ilçeye bağlı bir belde olarak, deniz kıyısında bulunduğundan, yoğun yerli ve yabancı ziyaretçi akımına uğramaktadır.

Özellikle, yaz aylarında, buranın nüfusunun iki katına çıktığı görülmektedir.

Akkaya: sırtını yüksek Sakartepe’ye dayamıştır.

Belde içi: özellikle, ahşap yapılarının ortaya koyduğu mimarisi bulunan evleriyle önem kazanıyor.

Ahşap evler, gerçekten ilgi çekiyor. Akaya bölgesindeki birçok otel ve motel, bu ahşap ve özel mimari tarz taşıyan evlerden oluşmaktadır.

Akkaya bölgesinde, şehir merkezine girip orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz; 3 km. uzaklıktaki Çınar plajı ile karşılaşırsınız.

Burada: deniz oldukça sığ ve dalgalıdır ve bu yüzden su bulanıktır.

Azmak deresi, burada denize dökülüyor. İsterseniz, burada tek veya çift kişilik kano kiralayarak Azmak deresine girebilirsiniz.

Özellikle, hafta içinde burası sakin ve huzurlu bir yer, tabii hafta sonunda günübirlik tatilciler tarafından kalabalıklaştırılıyor.

Akkaya’nın diğer yönü ise, hemen yanı başında bulunan çam ormanlarıdır.

Burada, Orman Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen kamp ve piknik alanları bulunuyor.

Ayrıca, konaklamak için bungalov tarzı yerler de var.

 

Ula Azmak Nehri

AZMAK NEHRİ

İlçe merkezine bağlı Akyaka beldesinde, berrak ve soğuk suyu ile bilinen bir nehirdir.

Nehir kenarında tekne turları yapılabiliyor, su altı zenginliği ve doğasıyla keyifli bir gezi imkanı sunuyor.

Nehir kıyısındaki restoranlar ve yürüyüş yolları ile hem dinlenme hem de fotoğraf çekimi için uygun bir rotadır.

Ula Akyaka Halk Plajı

HALK PLAJI

İlçe merkezinden ulaşımı kolaydır.

Sığ ve sakin denizi sayesinde özellikle aileler ve yüzme bilmeyenler için tercih edilen bir plajdır.

Çevresinde kafe ve restoranlar bulunuyor.

 

 

NAİL ÇAKIRHAN EVİ

Bu ahşap evlerden öne çıkanı: Nail Çakırhan isimli şahsa ait evdir.

Akaya bölgesindedir.

Kendisi Ulalı olan bu şahıs: Akyaka bölgesinde, Ula tarzı bir ev yaptırır.

Bu yapıda gerek Ula evlerinin geleneksel mimari özelliklerini ve gerekse kendi zevkini yansıtır.

Bu güzellik: “Ağa Han Mimarlık Ödülü” ile ödüllendirilir.

Günümüzde, Akaya bölgesindeki evlerin birçoğunda, bu mimari tarz kullanılmaktadır.

Yani: bir anlamda, Ula geleneksel mimarisi: Nail Çakırhan tipi mimari tarza bürünmüş oldu.

 

SEDİR ADASI-KEDRAİ ANTİK KENTİ

Muğla-Marmaris karayolunun 24. km. den sapın ve 6 km. sonra Gökova körfezinin bir başka noktası olan, Çamlı iskelesine ulaşabilirsiniz. Çamlı iskelesinden kalkan tekneler ile, Sedir adasına gidiliyor.

Kedrai

“Sedirler” anlamına geliyor.

Ancak: antik dönemde, özellikle gemi omurgası yapımında kullanılan dayanıklı sedir ağaçlarının bu ada üzerinde bulunduğuna dair herhangi bir emare görülmüyor.

Yani, buraya neden “sedir” isminin verildiği meçhul.

Tarihi süreç içindeki yazılanlar kontrol edildiğinde: MÖ.405 yılında, Atina-Isparta arasındaki Peloponnessos savaşlarında, şehir Atina yandaşı olması nedeniyle, Ispartalı Lysander tarafından saldırıya uğrar.

General adayı ele geçirir ve halkını köleleştirir.

 

Sedir adası

Özellikle üzerinde bulunan antik Kedrai kenti ve Cleopatra plajı ile tanınıyor.

Yani: altın sarısı kum ve mavinin birçok tonunu yansıtan denizi, ilgi çekiyor.

Özellikle, buraya has ve dünya üzerinde yalnızca buruda görülen özel yapılı kumu çok ilgi çekiyor.

Evet: Kedrai şehri, kurulu bulunduğu dönemde, surlarla çevrilmiştir.

Kale ve sur duvarları, uzaklardan görülebilen kentin orta bölümünde: Dor yapı tarzında yapılmış Apollon Tapınağı bulunuyormuş.

Bu tapınağın yerine, sonradan kilise yapılmıştır. Günümüze ulaşan kalıntı, bu kiliseye aittir.

Doğu kesimde ise, kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda günümüze gelebilen tiyatro görülüyor.

Ayrıca: antik liman kalıntıları da görülebilmektedir.

Gelelim, Cleopatra plajına: adanın altın sarısı kumsalları ile öykülendirilen bu durum, anlatılanlara göre, Kraliçe Kleopatra’nın, Romalı sevgilisi Antonius ile burada buluşması ve bu nedenle, bu kumların, Mısır’dan gemilerle buraya getirilmiş olmasıyla bağlantı kurulmaktadır.

Adanın bir diğer özel yanı: kuzey bölümünde bulunan kumların özelliğidir.

Bu kumlar: özel olarak oluşan kalker damlacıklarıdır ve burası dışında, yalnızca Girit adasında görülmektedir, yani başka bir yerde benzer kum oluşumu yoktur.

Bu kumlar: deniz suyuna karışan, karbonatça zengin tatlı sulardaki karbonatın: ince bir kum tanesi çevresinde halkalar halinde birikerek oluşturduğu kum tanecikleridir.

Kalsiyum karbonat: denizdeki dalga hareketleriyle, ufak kırıntılar üzerinde birikiyor ve bu oluşum: Anadolu denizlerinde başka yerde görülmeyen bir durumdur.

Yani, Girit haricinde, dünya üzerinde başka yerde örneği görülmemektedir.

Bu kum: sodalı suda çoğalır, ateşe tutulduğunda yanar ve büyüteç altında incelendiğinde ise, hareket ettiği görülür.

Ula Gölet

GÖLET

İlçe merkezine 2 km. uzaklıktaki bu suni gölet: ovanın su ihtiyacının karşılanması için yapılmıştır.

Ancak, gölet kıyısında güzel bir lokanta görülüyor.

Bu lokantada, yöresel yemeklerden tadabilir ve gölette, amatör balık avcılığı yapabilirsiniz.

Ula Kapuz

KAPUZ

İlçe merkezinin kuzeyinde ve halk arasında “Urganlık” olarak isimlendirilen bu yerde, bir şelale bulunuyor.

Şelale, özellikle kış aylarında suyun yoğun olduğu dönemlerde, 250-300 metrelik bir vadiden, aşağıya dökülmektedir.

Tabii bu görüntü, yeşillikler içinde, izleyenlere büyük bir güzellik sunmaktadır.

Ula Kyllandos

KYLLANDOS-OKKATAŞ ANTİK KENTİ

İlçe merkezinin batısında, Okkataş denilen tepe üzerindedir. Muğla-Marmaris karayolu üzerinde, Ula kavşağına, 200 metre kala, yoldan sapın ve Okkataş mevkiine ulaşın, burada yamaçtaki mezarları görebilirsiniz.

Burada: Karia döneminden kaldığı düşünülen bir antik şehrin kalıntıları bulunmaktadır.

Ula Kyllandos

Evet, yamaçtaki mezarlar yanında, Akropolis durumundaki tepeye çıktığınızda ise, tepe üstündeki düzlükte, bir tapınağın temel kalıntılarını, birkaç su sarnıcını ve sur kalıntılarını görebilirsiniz.

 

Muğla Kavaklıdere

Muğla Kavaklıdere


Deniz kıyısına uzak. Muğla’nın deniz kıyısında ve turistik özellikleri ön plana çıkan ilçelerinin yanında, bu yüzden, biraz daha sakin, sessiz ve geride kalmıştır.

Kavaklıdere denince, aklıma ilk gelen: bakır ve mermer. Özellikle, yörede bakır el sanatları o kadar yoğun ve çeşitli ki, inanın Bakırcılar çarşısına girdiğinizde, mutlaka satın alacak bir şeyler bulabilirsiniz ki, mutlaka girin.

Öte yandan: Kavaklıdere denildiğinde, Muğla ilinin bu ilçesi yanında, birçok Kavaklıdere buluntusu çıkıyor. Özellikle: Ankara’nın Kavaklıdere semti ile ilgili aramalarda da, burası karışıyor.

Muğla Kavaklıdere

ULAŞIM


Muğla-Aydın karayolunun 24’ncü kilometresinde, ana yoldan sapın ve Yatağan-Bozdoğan karayolunun 26’ncı kilometresinde, buraya ulaşabiliyorsunuz.
Kavaklıdere-Bozdoğan arasındaki uzaklık: 40 km. dir. Kavaklıdere-Yatağan arasındaki uzaklık: 28 km. Kavaklıdere-Muğla arasındaki uzaklık: 55 km.

 

TARİH


Yörenin kuruluşuna ve ilk yerleşimcilerinin kimliğine ait yapılan araştırmalarda: bölgede göçer durumda yaşayan Yörüklerin, buranın uygun bitki örtüsüne ve iklim şartlarına sahip olması, çevredeki küçük derecikler ve çevresinin dağlarla çevrili olması nedeniyle, güvenli ve güzel bir yerleşim olarak görülüp, kabul edildiği ve zamanla yerleşik hayata geçildiği anlaşılmıştır.

Zaten, bölgenin bu özellikleri nedeniyle, Kavaklıdere olarak isimlendirildiği söyleniyor. Bölgede, 19’ncu yüzyılda, Belediye teşkilatı kurulmuştur.

1919-1921 yılları arasında, yöre, İtalyan birlikleri tarafından işgal edilmiş, 1921 tarihinde işgal sona erdirilmiştir.

1956 yılında, bölge bucak haline gelmiş, 1990 yılında ise ilçe yapılmıştır.

Muğla Kavaklıdere

GENEL


Yörenin denizden yüksekliği: 800 metredir. Yüzölçümü: 363 km. karedir. İlçe merkezi, yapı olarak tepelere ve yamaçlara kurulmuş, tipik bir yerleşim yeridir.

Yörenin en yüksek yeri, güneydeki Göktepe’dir.

Coğrafi konum olarak, bölgenin birçok yeri, ormanlarla kaplıdır.

Bu oran: yaklaşık % 70 kadardır. Ancak, bu ormanlarda çok sayıda yaban domuzu yaşadığı biliniyor ve zaman zaman bunlar avlanıyorlar. Yani, yörede domuz avcılığı yapılmaktadır.

Yerleşim yeri, deniz seviyesinden yüksek olduğundan, çevredeki diğer yerleşimlere göre, iklim nispeten daha serttir. Yaz aylarında havalar serindir.

Yörede, Yörük kültürü hakimdir ve bu kültür: özellikle düğünlerde ve yayla şenliklerinde öne çıkmaktadır.

Muğla Kavaklıdere

BAKIRCILIK


Yörede, insanların en büyük geçim kaynağı: bakırcılık ve kalaycılıktır.

Buna bağlı olarak: her türlü bakır mutfak eşyaları yapılmaktadır.

Zaten, bölgenin büyük kısmının mutfak eşyaları, çelik kullanılmaya başlayıncaya kadar, bu yöreden sağlanmıştır.

Yöredeki bakırcılık geçmişine bakıldığında ise, Türkmen bakırcılığının 400-600 yıllık bir geçmişe dayalı olduğu görülür.

Tarihi süreç içinde, bakır ticaretiyle uğraşanlara ise “Kayaf” ismi verilmiştir.

Tüm bunların yanında, yörede yaşayan bakırcılar, kendi aralarındaki konuşmalarda kullandıkları, özel bir bakırcılık dili geliştirmişlerdir.

Bakırcılar çarşısında, bu konuşmaları duyup anlayamadığınızda, bu yazdıklarımı hatırlayın, çünkü gerçekten değişik bir dil geliştirmişler ve konuşmalarında sıkça kullanıyorlar.

Günümüzde, bakır işçiliği, mutfak eşyalarından ziyade, hediyelik ve süs eşyalarının üretimi şeklinde yürütülüyor ki, Bakırcılar çarşısında, mutlaka hoşunuza gidecek bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.

Günümüzde, yörede: hediyelik eşya olarak 3, mutfak eşyası olarak 6, antik çalışma olarak 2, dekorasyon olarak 2 işyeri olmak üzere, toplam 13 işyeri hizmet vermektedir.

Özellikle: ağırlığı 100-300 kg. arasında değişen bakır çerez tavaları yapılmaktadır. Bunlar, leblebiciler tarafından kullanılıyor.

 

BAKIR VE MERMER FESTİVAL


Her yıl, Ağustos ayının 2’nci haftasında yapılmaktadır. Festivalin amacı: yörenin el sanatları, yaylalarının tanıtımı, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler ve yarışmaların yapılması, belde halkının eğlendirilmesidir.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR


Bu yörenin; kestanesi, cevizi, elması ve pekmezi öne çıkmaktadır.

Muğla Kavaklıdere

NE SATIN ALINIR


Buralara yolunuz düşerse, yöresel el sanatlarından “bakır” süs eşyalarından satın alabilirsiniz. Hatta: yine buraya has, yöresel el sanatlarından olan “halı” da satın alabilirsiniz.

 

 

ŞENLİKLER:

BEŞPINAR GÜREŞLERİ:

Her yıl Haziran ayında Beşpınar yaylasında düzenlenen, renkli ve eğlenceli bir şenliktir. Geleneksel bir atmosferde gerçekleştirilen etkinlik, bölgenin kültürel mirasını yansıtan birçok aktiviteyi barındırır. Şenlik, bir gece öncesinden halk türkülerinin icra edildiği konserlerle başlar. Ertesi gün başlayan güreş müsabakaları ise yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekerek büyük bir heyecanla izlenir. Beşpınar Güreşleri, hem kültürel zenginlikleri yaşamak hem de eğlenceli bir zaman geçirme isteyenler için mükemmel bir fırsat sunmaktadır. 

 

KURUCUOVA KEŞKEK FESTİVALİ

Festival, her yıl bölgedeki buğday hasadının ardından Ağustos ayında düzenlenen özel bir etkinliktir. Anadolu’nun dört bir yanında bilinen ve sevilen “Keşkek” Muğla ve çevresinde de kendine has bir üne sahiptir. Bu geleneksel festival, bölgenin kültürel zenginliğini ve gastronomi mirasını kutlamak amacıyla düzenlenir. Festival boyunca, keşkek yemeğinin yanı sıra çeşitli kültürel etkinlikler ve sosyal aktiviteler de yer alır. 

 

 

Muğla Kavaklıdere

GEZİLECEK YERLER

 

Muğla Kavaklıdere Kamil Ağa Konağı

KAMİL AĞA KONAĞI


İlçe merkezinde, turistik özelliklerin ön plana çıkarıldığı, ilçeye hakim bir tepede kurulmuş bir yapıdır.

Yapım tarihi tam olarak öğrenilememiş yapının mimarisi ve yapım tekniği olarak 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başı olarak tahmin edilmektedir. 

Kavaklıdere Kamil Ağa Konağı

İlk yapıldığı dönemde, bodrum katı ahır olarak kullanılmakta, at ve eşek barındırılmaktadır. Onun üstündeki oda ise esas yaşam alanıdır. Mutfak ve tuvaletler ise bahçededir. Taş duvarlı yapının dış yüzeyi sıvasızdır. Sadece üst kattaki odanın iç duvarları sıvalıdır. Odanın kapısı günümüze kadar özgünlüğünü yitirmeden gelmiştir. 

Sonraki dönemde, Kamil Ağa, babasının evinin yanına yığma ahşap bina yapmıştır. Çatı sorununu çözmek için dede evinin üzerine de bir kat ilave edilmiş ve böylece çatı bir bütün olarak uygulanmıştır. 

Ahşap evde alt katlar hizmetli odası, üst katlar ise esas yaşama mekanları olarak kullanılmıştır. 

Alt katta manzaraya bakın cepheye, korkulukların üzerine bir abdestlik yerleştirilmiştir. 

Üst katta ahşap kerevet ve ahşap kafesler, binanın güneybatı ve güneydoğu cephesi boyunca devam etmektedir. 

Kavaklıdere Belediyesi tarafından Kamil Ağa Konağı mal sahipleriyle imzalanan protokol gereği, kullanma, restore ettirme ve belli bir süre kullanma hakkı elde etmek için Kavaklıdere Sosyal yaşamına ve turizmine kazandırılması için, uzun zamandır metruk halde bulunan yapıda 2008-2009 yılları arasında çalışma yapılmıştır. 

 

Kavaklıdere Bakırcılar Çarşısı

BAKIRCILAR ÇARŞISI

İlçenin merkezindedir.

İlçede bakır el işlemeciliğinin yoğun olarak görüldüğü ve ziyaretçilerin el işi bakır ürünleri görebileceği bir yerdir. 

Bakırcılığın önemli bir geçim kaynağı haline gelmesini sağlayan ana faktörlerden biri bakırın desenli bir şekilde pazarlanmasıdır. Eşya üzerine desen yapılması, birkaç şekilde gerçekleştiriliyor. Bunlardan biri kazıma, diğeri ise döğme tekniğidir. 

Bir hatıra ya da yerel ürün olarak bakır el işi almayı düşünenler için iyi bir seçenektir. 

Ziyaret için sabahın erken saatleri tercih edilir, atölye ve dükkanların açılışını göz önünde bulundurmakta yarar var. 

 

Kavaklıdere Gökçukur Yaylası

GÖKÇUKUR YAYLASI

İlçe merkezi ve Gökçukur Yaylası arasındaki yolda kilitli parke döşeme çalışmaları tamamlanmıştır. 

Deniz seviyesinden 1700 metre yüksekliktedir.

Yayla, tamamen ormanlarla kaplıdır.

Burada, ayrıca Orman İşletme Müdürlüğüne ait bir konaklama tesisi bulunuyor.

Kavaklıdere Gökçukur Yaylası

Yaylada kışın kar kalınlığı 20 cm kadar ulaşmaktadır. 

Yayla doğa yürüyüşü, fotoğraf çekimi ve sakin zaman geçirmek isteyenler için uygundur. 

Son aldığım bilgiye göre, Gökçukur Yaylası, karavan ve çadır turizmine açılacakmış. Projeye göre, çadır, karavan ve bungalov ev projesinin ilk etabı, yapımı devam etmektedir. Gökçukur çadır kamp alanında, yürüyüş yolları otopark alanları, tuvalet ve duş alanları yapılmaktadır. 

Atıcılık Şenliği:

Her yıl : Kavaklıdere Avcılar ve Atıcılar Derneği tarafından, burada Avcılık ve Atıcılık Şenliği düzenlenmektedir. 

 

MENTEŞE BELDESİ


Burası, ilçe merkezine bağlı, bir Yörük yerleşimidir. Önceki ismi “Çardaklı” dır. 

İlçe merkezine 5 km. uzaklıkta, güneydoğudadır. Coğrafi konum olarak: Kocaçay’ın aktığı vadinin dik yamaçlarına kurulmuştur.

Güneybatı Anadolu’nun ormanları arasında yer almaktadır. 

Antik çağda Menteşe bölgesi, Karia’nın bir parçasıydı. 

1955 yılında burada büyük bir yangın çıkmış olmasına rağmen, günümüzde, burada tarihi evlerin bir kısmını görebilirsiniz.

 

 

Muğla Kavaklıdere Yerküpe Yaylası

YERKÜPE YAYLASI/MAĞARASI VE MESİRE ALANI


İlçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Menteşe yaylasına ise, 2 km. uzaklıktadır.

Bölgenin en tercih edilen yaylasıdır. Denizden yükseklik 800 metredir.

Yerküpe yaylası, asırlık çınarları, 5 ayrı yerden kaynayan buz gibi doğal kaynak suları, geniş çayırlık alanı, çağlayanı ve mağarası ile bir doğa harikasıdır. 

Kavaklıdere Yerküpe Mağarası

Yerküpe Mağarası:

Mağara, Menteşe kasabasının 2 km güneyindedir. 

Yerküpe Mağarasını: geçmişte Yörük çobanlarının çınar ağaçlarının altında hayvanlarını serinletip, elde ettikleri ürünleri saklamak için kullanmışlardır. Yani bu yönüyle mağara “doğal bir buzdolabı” özelliği taşır. Öyle ki yaz aylarında bölgedeki hava sıcaklığı 38 derece iken mağaranın sıcaklığı 5 dereceye kadar düşer. 

Doğu Menteşe dağları üzerinde bulunan Yerküpe mağarası: Genek çayının bir kolu olan Hebil deresi üzerindedir. 

Mağaranın yakınında Kavaklıdere-Menteşe-Çamyayla köyü geçmektedir. 

Yerküpe mağarası genç bir mağaradır. 

Doğal köprü özelliği olan mağara, oluşum ve gelişim yönünden ilginçtir. 

Mağaranın toplam uzunluğu 100 metre olup, tek bir galeriden meydana gelmiştir. 

Genel olarak vadi tabanının eğimine uygun şekilde uzanan mağaranın üst girişi ile alt çıkışı arasında 17 metrelik bir yükselti farkı vardır. 

Mağara içinde küçük iniş ve çıkışlar, tavandan düşen bloklar ve damlataş birikimlerinden kaynaklanmaktadır. 

Genişliği: 3-10 metre, tavan yüksekliği 2-8 metre arasında değişir. 

Tabanda kum ve çakır yığınları bulunur. 

Tabana yakın kenarlarda ve yan duvarlarda, sarkıt ve dikitler mevcuttur. 

Özellikle havuz ilginç bir görünüme sahiptir. 

İçleri su ile dolu olan havuzların boyutları ve derinlikleri, bulundukları bölgeye göre değişmektedir. 

Gerek mağara içi damlataşları ve gerekse doğal çevrenin güzelliği nedeniyle turizm amaçlı kullanıma son derece uygundur. 

Mağara, Belediye olanaklarıyla ziyarete açılmıştır.  

Evet mağarayı ziyaret ederseniz, hemen girişinde muhteşem bir manzara yaratan şelaleyi görebilirsiniz.

Ancak mağara rehber eşliğinde gezilmektedir. 

Mağara doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

Mesire Alanı:

Yerküpe mağarasının hemen üzerinde bulunan düzlük; piknik ve güreş alanı olarak düzenlenmiştir. 

 

 

Muğla Kavaklıdere Hyllarima Antik Kenti

 

Muğla Kavaklıdere Hyllarima Antik Kenti

HYLLARİMA ANTİK KENTİ 

Yeri:

Kavaklıdere-Yatağan yolu üzerinde, Çayboyu köyünden geçip, Derebağ köyüne ulaştığınızda: bu antik kentin bir tepe üzerine yayılmış kalıntılarına ulaşabilirsiniz.

Yani, ilçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Yöre halkı, buraya kale diyor.

 

Önemi:

Kent, Marsyas (Çine çayı) ve Harpasos (Akçay) vadileri arasında dağlık bir alanda yer almaktadır. 

Menderes vadisini iç Karia ve oradan da kıyı kesimlere bağlayan önemli bir geçiş noktası üzerindedir. 

Roma döneminde kentte sikke basılmıştır. 

Kentin tarihi geçmişine bakıldığında, Luvi soyundan gelen Karyalılara ait bir kent olduğu tahmin edilmektedir.

Hyllarima’daki yapılar, MÖ 4’ncü yüzyıl ile MS 7’nci yüzyıl arasına tarihlenir. 

Hititler:

Ancak, kentteki ilk yerleşimin tarihi Hitit dönemine yani günümüzden 3500-4000 yıl öncesine kadar gider.

Kentin Hyllarıma ismi Luwi kökenli olup, Hitit yazıtlarında ismi geçen Wallarima’dan geldiği ve yerel dilde Ullarima olabileceği sanılmaktadır.

Çünkü Hitit metinlerinde, bölge yerleşmelerinin adı, Hitit krallarının Anadolu’ya gerçekleştirdikleri seferler sırasında izledikleri güzergahları ve ele geçirdikleri krallık ve kentlerin anlatıldığı metinlerde karşımıza çıkar.   

Asarcık Tepe’nin yaklaşık 1.5 km kuzeydoğusundaki tepede, ilk çağ kenti Hyllarima yer alır. İsim benzerliğinden dolayı, bu yerleşim veya bölgenin Hitit metinlerinde adı geçen Wallarima olduğuna inanılır. 

Ancak günümüzdeki kalıntılar: Klasik, Helenistik ve Roma dönemine aittir. 

 

Mimari özellikleri:

Kentin doğu yarısı, savunması kolay bir kaya kütlesi üzerinde kuruludur. 

Kentin bu bölümünde: Aphrodisias yönüne açılan Doğu kapı ve buradan tümülüs (Kahraman Mezarı), Bouleuterion (Meclis Binası) ve Agoraya (pazar yeri) ulaşan doğu-batı yönlü ana cadde bulunur.

Kentin batı bölümünde: Anıtsal teras duvarları ve geresindeki yapı kalıntıları bulunur. Konut kalıntıları bu bölümdedir. 

Kentin orta bölümünde: Tiyatro, Boueuterion, Agora gibi önemli kamu yapıları bulunur. 

Kentin güneydoğusunda, Nekropol alanı vardır. 

Kavaklı Hyllarima Tiyatrosu

Tiyatro:

Roma döneminden kalma tiyatronun skenesi yıkılmışsa da yamaca dayalı oturma kademeleri oldukça iyi durumda günümüze ulaşmıştır. 

Tiyatronun bulunduğu yerin, deniz seviyesinden yüksekliği: 780 metredir.

Tiyatro: tek kademelidir.

Kavaklıdere Hyllarima Tiyatro

İzleyicilerin oturdukları bölüm, sahne binasının çevresinde, 180 derece dönmektedir.

Ancak, tiyatroda, resmi kazı çalışmaları yapılmamıştır.

Görünürde dört yol bulunmasına rağmen, sıra başlarındaki muhtemel iki yolla toplam altı merdivenli yol olduğu düşünülmektedir. 

Orkestranın bulunduğu bölüm: 20 metre civarındadır.

Seyircilerin oturduğu bölümlere ise, 6 merdiven yolu ile çıkılabilmektedir.

Tiyatronun 1200 seyirci kapasiteli olduğu tahmin edilmektedir.

2023 yılında Tiyatroda yapılan araştırmalarda, tiyatronun sahne bölümü bir deprem sonucu yıkılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Agora

Agora:

Agora’da 2023 yılında yürütülen çalışmalarda Agoranın stoasının bir depremde yıkıldığı anlaşılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Agora

Kazı çalışmalarında kentin merkezi noktasında bulunan Agoradaki sınırları belirlenen dükkanlar gün yüzüne çıkarılmıştır. Dükkanlar ana kayaya oyulmuştur. Dükkanların arkasındaki anıtsal çeşme ile dükkanlar arasındaki sokak ve dükkanların önündeki sütunlu alan ve agora meydanı kazıları yapılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Surlar

Surlar:

Tiyatro dışında bölgedeki surlar görülebilir. 

Surlar: kaba işlenmiş, dikdörtgen taş bloklarından yapılmış olup, kalınlıkları yer yer 2 metreyi bulmaktadır.

Surların uzunluğu ise yaklaşık 2 km dir. 

Surlar, Legel yapılarındaki taş işçiliği ile yakın benzerlikler gösterir. 

Bu bakımdan kentin tarihinin Dor göçünden önceki yıllara indirmek mümkündür. 

 

Kapı:

Kente girişi sağlayan batı yönündeki kapı ise, gayet iyi korunarak günümüze ulaşmış olup, MÖ.400 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir.

 

Nekropol:

Kentin Nekropol alanı ise, delik deşik görüntü vermektedir ki, defineciler tarafından soyulan bir bölüm olarak görülmektedir.

 

Günümüz:

Antik kalıntılar: tüm görkemiyle, geniş bir alana yapılmış ve çoğu çalılar ve toprak altındadır.

Bugün buraya gelen birini yer yer 3.5 metre yüksekliğini korumuş kulelerle desteklenmiş, 2.5 metre yükseklikte ve 2 metre kalınlıkta sur duvarları karşılar. 

Evet, buraya giderseniz, günümüzde burada görebilecekleriniz: Roma dönemine ait bir tiyatro, kaya mezarları ve sur kalıntılarıdır. Burayı özellikle tarih meraklıları ziyaret edebilirler.

Muğla Kavaklıdere Kyon Antik Kenti

KYON ANTİK KENTİ

Yeri:


Menteşe beldesi yakınlarında, Çamyayla (Bellibal) köyündedir.

 

Önemi:

Kelime anlamı, Helencede “köpek mezarı” dır.

Bizans döneminde ise, buraya: Paliapolis denir.

Kentin ismi ünlü coğrafya yazarı Strabon’un satırlarında geçmesine rağmen yerleşim hakkında başkaca bir bilgiye rastlanmamıştır.

Yörede arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından ve yazılı kaynaklarda, buranın yalnızca ismi zikredildiğinden, antik şehir hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.

Kavaklıdere Kyon Tiyatro

Tiyatro:

Antik kalıntılar içinde en öne çıkanı, tiyatrodur.

Tiyatro: tepeye yaslanmıştır ve evlerin arasındadır.

Oturma sıraları taşlarının işçiliği: komşu kent Hyllarima tiyatrosunun sıraları ile benzerlik göstermektedir.

Ama, bu sıralardan, yalnızca 13 sıra, günümüze ulaşmıştır.

Orkestra çukurluğu altta kalmış ve birkaç sıra üstüne, günümüzde kullanılan Belediye otoparkı yapılmıştır. (Sonradan yani günümüzde bu otopark kaldırılmıştır.)

 

Kalıntılar ve Günümüz:

Bölgeye gittiğinizde, burayı tanıtan herhangi bir levha görmeniz pek mümkün değil.

Aynı zamanda, bölge insanı, burayı ziyarete gelenlere, pek hoş davranmıyor.

Sanırım, kaçak define avcılığının önlenmesi mi demeli, veya bilemiyorum başkaca ne amaçları olabilir, ama dediğim gibi, bu antik kentin ziyaret edilmesine pek anlamlı bakmıyorlar ki, buna kesinlikle hakları olmadığı kesin.

Sonuç olarak, biraz sıkıntılı bir geziye katlanacaksanız, gidin, bu antik şehrin kalıntılarını gezin-görün. Aksi halde, gitmemek te tercihiniz olabilir.

Buradaki antik kent kalıntıları içinde, günümüzde görebilecekleriniz:

Roma dönemine ait bir tiyatro ve çeşitli sunak taşları kalıntılarıdır.

Ancak, Roma döneminde sikke basıldığı bilinen şehrin: sonuçta, nadir sikke basan önemli şehirlerden biri olduğu düşünülmektedir.

 

Muğla Kavaklıdere İnce Kemer Köprüsü

İNCE KEMER KÖPRÜSÜ


Çavdır-Kurucova köyleri arasındadır. Eski Aydın-Muğla karayolu buradan geçmektedir.

Köprü: mitolojideki adı “Marsyas çayı” olan “Çine çayı” üzerindedir.

Köprünün, Roma döneminde, karşıdaki bir yerleşim yerine, borularla su götürülmesi amacıyla yapıldığı düşünülmektedir.

Ancak, köprü, her yapılışı ardından, sel gelir ve yıkılır.

Bu dönemde, burada yaşayan bir kralın çok güzel bir kızı vardır.

Kral: köprüyü, yıkılmayacak şekilde yapacak ustaya, kızını vereceğini söyler.

Bunun üzerine, genç bir usta, yardımcılarını yanına alarak, gece-gündüz çalışarak, günümüzdeki ince kemerli köprüyü yapar.

İçme suyu boruları, köprü üzerine döşenerek, karşı yakaya geçirilir.

Köprü, aradan geçen sürede, yağmur ve seller olsa da yıkılmadan kalır.

Ancak: kızını, ustaya vereceğini söyleyen kral, sözünde durmaz.

Bunun üzerine, köprüyü yapan usta, bir gece kazmasını alır ve köprüyü yıkmaya çalışır.

Bu durumu haber alan kralın adamları: köprüye gelirler ve ustayı köprüden aşağıya atarak öldürürler.

Ancak, usta ölmeden önce, kralın kızı için “mutlu olmaması, köprüden geçtiği takdirde evlat yüzü görmemesi” şeklinde beddua eder.

Bu yüzden: aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, yörede yaşayan genç kızlar: köprü üzerinden geçmezler ve yöre insanı, köprüye “gelin geçmez” köprüsü ismini verir.

Son bir not

Çay üzerinde yapımı sürmekte olan Çine Barajı bitirildikten sonra, bu köprü, barajın su göletinin içinde kalacaktır.

Bu yüzden, bu yakınlarda burayı ziyaret etmenizi öneririm, yoksa bir daha görme şansı kalmayacaktır. Bu arada, ilginç gelişmeler yaşandığını duydum.

Söylenenlere göre: İzmir Anıtlar Kurulu, köprünün başka yere taşınması yönünde karar alırken, Muğla anıtlar kurulu: baraj sularının 50 yıl sonra çekileceği ve köprünün yine, bulunduğu yerde ortaya çıkacağını ifade ederek, köprünün başka yere taşınmasına engel olmuşlardır.

Yıllarca sular altında kalacak köprü, ne kadar sağlam kalarak gelecek nesillere aktarılır, bilemiyorum, umarım bu yönde karar alanlar, işin bilimsel yönünü biliyorlardır ve köprünün, sular altında geçecek 50 yıllık süreçte herhangi bir zarar görmeyeceğini düşünüyorlardır, yoksa öte yandan, 50 yıl sonrasının belirsizliği kimseyi ilgilendirmiyor mu?

Öte yandan, bugüne kadar: ömrünü tamamlayıp, suları çekilen baraj gördünüz mü?

Ülkemizdeki iki resmi kurumun, kendi arasında farklı görüşler öne sürmesi sonucu, 2300 yıllık köprü sular altında kaldı.

Evet, güncel bir not: ince kemer köprüsü, yörede inşa edilen Adnan Menderes Barajının su gölet alanı içinde kalarak, kaybolmuştur.

2300 yıllık geçmişi olan köprü, bir kalemde gözden çıkarılıyor. İşte, tarihe ve tarihi kalıntılara bakış açısı.

Kavaklıdere Asarcık

ASARCIK

3500 yıllık geçmişi olduğu bilinen Asarcık, İlçe merkezine bağlı Çayboyu Mahallesi Asarcık Tepesindedir. 

Arkeolojik araştırma sonuçlarına göre: Asarcık Tepesindeki son yerleşim evresi Anadolu Selçuklu Devleti dönemidir. Türklerin fethinin izlerini birçok yerde görülmektedir. Tepe ele geçirildikten sonra 1240-1250’li yıllarda buraya gelen ilk Türklerin tepenin yamaçlarında bir yerleşim kurduğu görülür. Ön bilgilere göre, bu süreç yaklaşık 100 yıl sürmüştür. 100 yıllık bir Türk dönemi, Asarcık Tepenin son kültürel dönemini oluşturuyor. Türkler açısından ilk yerleşimciler tepenin doğu ve güney yamaçlarında tek mekanlı konutlar oluşturmuşlar ve sur duvarları boyunca bu konut dizileri içerisinde birkaç kuşak boyunca yaşamışlardır. Onlardan bugüne ulaşan en temel veri ise fırınlarıdır. Yapıların içerisinde ve çevresinde fırınlar inşa ettikleri tespit edilmiştir.

Burada arkeolojik kazı çalışmaları devam etmektedir. 

 

 

Bodrum

Bodrum

Bodrum’a üç şekilde ulaşabilirsiniz. İsterseniz, öncelikle uçak ile ulaşımı değerlendirelim. İstanbul-Bodrum arası uçak yolculuğu, yaklaşık 1 saat sürüyor. Ankara-Bodrum arasındaki uçak yolculuğu da, yaklaşık 45 dakika sürüyor.

Bodrum için uçaklar; yeni açılan Milas havaalanına iniyorlar. Havaalanı gayet güzel, ferah ve rahat kullanımlı. Alana girince, hemen bagaj bölümü karşınıza çıkıyor ve sonra alanın dışına çıkıyorsunuz.

Buradan, Bodrum merkeze ulaşım ise, 40 km. Yani: yaklaşık olarak 40 dakika sürüyor, Havaş otobüsleri var ve bunlar havaalanı ile Bodrum Otogarı arasında ulaşım sağlıyorlar.
Bu arada: İzmir-Dalaman havaalanı üzerinden de, Bodrum’a ulaşmak mümkün. Ancak: burası, Bodruma uzak, yaklaşık 4 saatlik bir yolculuk gerekiyor.

Evet: diğer alternatif: karayolu ulaşımıdır. Bodrum’a karayolundan ulaşmak için birçok alternatif mümkün. İstanbul-Yenikapı’dan feribot ile Bandırma’ya gelebilirsiniz. Buradan da: sırasıyla, Balıkesir, Manisa, İzmir, Söke, Milas yolunu takip ederek, Bodrum’a ulaşmanız mümkün. İstanbul-Bodrum arası uzaklık: 700 km. Bu yol: otobüsle, 10 saat civarında sürüyor. İzmir-Bodrum arası otobüs yolculuğu ise: 4 saat sürmekte.

Ankara ve bu yöreden, Bodrum’a gelmek isteyenler için ise: Ankara, Eskişehir, Bursa, Balıkesir, Manisa, İzmir, Söke, Milas karayolunu takip ederek ulaşım mümkün. Ama: esas tercih edilen yol: Ankara, Afyon, Denizli, Aydın, Söke, Milas üzerinden Bodrum’a ulaşabilirsiniz. Bu arada: Denizli’den sonra, Kale ilçesi üzerinden Muğla’ya ve oradan da, Yatağan üzeri, Bodrum’a ulaşmak mümkündür.

Ben bu yolu da denedim, harita da nispeten pek iyi bir yol olarak görülmese de, çok da kötü bir yol değil. Ormanlık alanların içinden, yer yer virajlar halinde süregelen bu yolu, dinç bir zamanınızda kullanarak da Bodrum’a ulaşmanız mümkün. Ankara-Muğla arası: 622 km. Muğla’dan Bodrum’a ulaşım ise: 120 km. civarında. Yani: toplam, Ankara-Bodrum karayolu uzunluğu: 750 km. civarında. Bu yolu, Ankara’dan hareket eden otobüsler: yaklaşık 12 saatte alıyorlar.

Aslında, belki de pek ilginizi çekmeyecek bir ulaşım alternatifi daha var. Şöyle ki: Bodrum kalesi önünden, Datça ve Didim’e feribot seferleri yapılıyor.

Tüm bunların yanında: Bodrum’a ulaştığınızda: diğer yakın turistik yerlere olan uzaklıklar ise şöyle: Efes: 180 km., Pamukkale: 280 km., Dalyan: 174 km., Marmaris: 144 km.

Bodrum

TARİHİ SÜREÇ

Bodrum, inanılmayacak kadar zengin bir tarihi geçmişe sahip. Birçok uygarlık ve tarihi olayların içinde veya yakınında olmuş. Evet: bu bölgede yapısal izler bırakan ilk yerleşim yeri: Aziz Peter (St. Peter) kalesinin bulunduğu, günümüzdeki küçük kayalık ada.

Burada ilk yapılan kalenin çevresi, tamamen surlarla çevriliymiş. St. John şövalyeleri: kendi kalelerini inşa etmek için geldiklerinde; MÖ.1100 yıllarında “Dorlar” tarafından yapılmış, daha eski bir kalenin kalıntılarıyla karşılaşmışlar.

Yani: Polonez’in doğu kıyılarından, buraya gelen Dorlar: Bodrum’daki ilk yerleşimi kurmuşlar. Yeni kurdukları şehirlerini: Karyalılar olarak bilinen, bölge yerlilerinin yoğun ve şiddetli saldırılarından korumak için; kale surları yaparlar. Ancak: zamanla, Dorlar ve Karyalılar, dost olurlar ve barış içinde yaşamaya başlarlar.

Karşılıklı ticaret ilişkileri gelişir. Hatta: bir Yunanlı; Salmakis’de bir han açar. (Bu han: günümüzde, Bodrum limanının batısında, şimdiki Bardakçı Koyu’nun suları altında kalmıştır) Antik çağ da açılan bu han hakkında, söylence şöyle: “ Güzellik tanrıçası Afrodit’in delikanlılık çağına gelen oğlu, bir gün, bu handa bulunan çeşmeden akan suyun oluşturduğu gölde yüzer.

Gölün perisi Salmakis: ona aşık olur. Tanrılara; tek vücutta yaşamak istediğini söyler ve yalvarır. Dileği kabul edilir. Tanrılar; Afrodit’in oğlunu: yarı erkek, yarı dişiden oluşan, “Hermanfrodit” haline getirirler. “

Evet: tarihi süreç içindeki kısa yolculuğumuza devam edelim. Tarihe meraklı olanlar varsa bilirler, tarihin babası olarak kabul edilen, ünlü yazar “Heredot”, MÖ. 5’nci yüzyılda, Halikarnas’da doğmuştur.

MÖ. 546 yılında, Persler, kıyılardaki Yunan şehirlerini işgal ederler. Halikarnas’da, diğer şehirler gibi işgal edilir. Pers idaresinde, birçok hanedan şehri yönetir.

Ancak: bunlardan en önemlisi, yani iz bırakanı: MÖ.480 yılında, yönetime geçen: I. Artemis’tir. Özellikle: Yunanistan’ı istila eden, İon ortak donanmasının başındaki Zerzes’in donanmasındaki tavır ve davranışları, yazar Heredot’u etkileyecek ölçüde büyük olmuştur.

Takip eden tarihi süreçte

MÖ.377 yıllarında: Kral Mozolus: Karya ve Halikarnas valisi olarak, bölgeyi yönetir ve büyük izler bırakır. Kral Mozolus dönemine kadar, Halikarnas, küçük bir şehir niteliğinde iken, daha sonra, bölgenin istihkam ve ticaretinde, büyük atılımlar yapılan bir yer haline gelmiştir.

Bölgenin, başkenti; Milasa (günümüzdeki Milas) buraya taşınır. Şehrin çevresine: büyük ve uzun duvarlar inşa edilir. Bu duvarların, günümüze kadar ulaşan bölümleri, halen Bodrum’da görülebilmektedir.

Mozolus; bölge nüfusunu arttırmak için, diğer 6 şehir yerleşim yerini de, buraya taşıtır. Ayrıca: klasik çağda, Bodrum’dan günümüze ulaşabilen tek yapı olan: “Antik Tiyatro” yine, aynı dönemde yaptırılır.

MÖ. 353 yılında, Kral Mozolus ölür. Yerine: karısı Artemis II. geçer. Bu dönemde, tarihi süreci etkileyen en önemli olay: tarihsel çağların, yedi harikasından biri olarak kabul edilen, Kral Mozolus’un mezarının yaptırılmasıdır. (Günümüzde de kullanılan, “Mozole” sözcüğü, buradan alınmıştır) Bu mezar hakkında: yazının takip eden bölümlerinde daha ayrıntılı bilgi vereceğim.

Evet, devam ediyoruz. MÖ.334 yılında: Büyük İskender, Halikarnas’ı ele geçirir. Ancak, burada büyük direnişle karşılaşır. Halkın bu direnişi, İskender’i kızdırır. Yine de, İskender şehri ele geçirdiğinde, ceza olarak, her şeyin yığınlar halinde yakılmasını emreder. Ancak, yerli halka dokunmaz. Yine de: Halikarnas, bir daha eski gücünü kazanamayacak şekilde, tahrip olur.

MS.400 yıllarında, Roma’nın düşüşü ve Hıristiyanlığın yükselişi:

Burayı bir piskoposluk merkezi haline getirir. 13’ncü yüzyıl sonlarına doğru, Karya olarak bilinen bu bölge, Menteşe Beyliğinin eyaletlerinden biri haline gelir.

1392 yılında ise, Sultan Beyazıt tarafından, Osmanlı egemenliğine sokulur. Bu yıllarda: Aziz John şövalyelerinin bölgedeki kalesi: Simirna (bugünkü, İzmir) da bulunmaktadır.

Bu şövalyeler, bulundukları yerden kovulurlar. Ancak: Halikarnas’da yerleşmelerine izin verilir. Şövalyeler: burada, yeni bir kale inşa ederler. Bu yeni kaleyi inşa ederlerken, yazının başında söylediğim gibi; daha önce yapılmış kalenin üzerine, yeni kaleyi inşa etmeyi tercih ederler.

Şövalyeler: yeni inşa ettikleri bu kalede, 100 yıldan fazla kalırlar. 1523 yılında ise, Kanuni Sultan Süleyman tarafından, şövalyeler, Halikarnas dan da kovulurlar.

Yakın tarihi süreçte: Bodrum, 1919 yılında, İtalyan’lar tarafından işgal edilir. Ancak, Kurtuluş Savaşı sonucunda, 1922 yılında, İtalyan’lar, buradan kovulurlar.

GENEL

Bodrum; Türkiye’nin en gözde turistik bölgelerinden birisidir. Bunun en büyük nedeni ise: deniz, güneş ve kumsalın yarattığı ortam ile birlikte; sahip olduğu muhteşem güzellikte ve büyüklükteki mekanlar ile, her türlü eğlencenin mümkün olması ve mevsimsel özellikler.

Yani: burada, yazın en sıcak zamanlarında bile, havanın nemli olmaması nedeniyle, yaşamı sıkıntıya sokacak derecede, aşırı sıcak ve terleme yok. Zaten, insanlar sırf bu nem olmaması nedeniyle burayı tercih ediyorlar.

İklim: Ege ve Akdeniz iklimlerinin sentezini oluşturan bir özelliğe sahiptir. Yarımada olarak: mikro klima alan özelliği gösteriyor. Yaz aylarında; biraz önce de söylediğim gibi hiç nem yok. Bu özelliği: buranın çekiciliğinin en büyük etkenidir. Kış aylarında da, nem oranı düşüktür.

Yaz ayları: sıcak ve kurak, Kış ayları ise: ılık ve yağışlı geçiyor. Buraya gittiğinizde göreceğiniz gibi: büyük bir insan topluluğu, burada uzun süre ve hatta yıl boyunca kalmaya devam ediyorlar. Yani: burası, yalnızca bir yazlık yer olarak kullanılmıyor.

Kışın dahi, burada hayat sürüyor. Çünkü: kışın hava ne çok soğuk, ne de sıcak. Ilıman bir hava hakim. Bu da yaşamı olumlu yönde etkiliyor.

Deniz denince

Evet, Bodrum denizi: soğuk veya belki şöyle demek gerek, tam sıcak değil, biraz serin. Hani: Akdeniz’in o sıcak denizinde bunalanlar için, Bodrum denizinin soğukluğunu görünce, önceleri biraz ürperiyorlarsa da , buranın denizi, soğuk denizi sevenler için ideal bir deniz.

Derinlik mi? Çoğu yerde, birden bire derinleşen bir deniz değil.

Aniden derinleşen yerler de var elbette. Ama, genelde yavaş yavaş derinleşiyor. Dalga var mı? Hayır, buranın denizi dalgalı değil. Çünkü: zaten merkezde, yat limanı aynı zamanda dalgakıran görevi görüyor. Bölgenin koy olması nedeniyle, dalga yok.

Bodrum: pek çok insanda, özel bir yer tutar. Türk sanatçı ve entelektüelleri için popüler bir yer.

Burada yaşadığı bilinen ilk yazar olan “Halikarnas Balıkçısı” lakaplı “Cevap Şakir Karaağaçlı”. 1923 yılında, Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra, günün politikasına ters düşen görüşleri nedeniyle, Bodrum’a sürülmüş.

Buradaki yaşam hakkında yazmış olduğu roman ve öyküler ise; kendisi gibi romantik olan insanları buraya çekmiş. Adı, Türkiye dışında pek bilinmese de, Cevat Şakir, en az kral Mozolus kadar, Bodrum’da ünlü.

Bodrum’daki “Divan Palmira Otel”:

Dünyaca ünlü Londra kaynaklı otel kataloğu “Conde Nast Johanness” tarafından: “Avrupa’nın En Çekici Oteli” ödülüne layık görülmüş. 2006 yılı için, 9 ayrı kategoride yapılan değerlendirmede: kendi kategorisindeki 380 otelle yarışan bu otelimizin ödüle layık görülmesi; gerçekten güzel bir olay.

Bodrum denince: hemen merkezde bulunan: ülkemizin en büyük askeri kamplarından birini de görmeden geçmek mümkün değil. Merkeze yakın, Bardakçı Koyu ile merkez arasında: Bodrum Askeri Kampı var.

Bunun dışında, Bodrum’da mutlaka vardır ama ben resmi-özel kurumlara ait kamp göremedim. Evet, askeri kamp, dışarıdan bakıldığında: tek ve iki katlı, beyaz badana boyalı moteller, ağaçların altına, yeşilliklerin arasına yerleştirilmiş.

Uzaktan bakıldığında, göze batacak derecede, büyük ve saçma sapan yapı yok. Bu güzel. Kampın: merkeze yakın olması ve merkeze yürüyerek gidilebilmesi büyük avantaj. Gerek denizden yararlanılması ve gerekse merkeze yürüyüş mesafesi kadar yakın olması: kampın en önemli özellikleri.

Bunun yanında: denize; gerek kumsal ve gerekse beton bölümden merdivenlerle girmek mümkün. Kumsalda bulunan ağaçlar, yarattıkları gölge ile güzelliği pekiştirmiş.

Bunun yanında

Kampın hemen güneyindeki tepe üzerinde: yüzme havuzu bulunması ve bu havuzun tüm Bodrum manzarasına hakim olması, güzelliklere güzellik katıyor. Zaten: kampın her noktasından: Bodrum kalesi ve limana giriş çıkış yapan tekne ve yatları görmek ve izlemek mümkün.

Yalnız: sanırım Bodrum merkezli eğlence mekanların, gecenin ilerleyen saatlerindeki yüksek volümlü müzik sesi; kampta kalan ve sakin bir tatil düşleyenler için, sabaha kadar süren bir gürültü kirliliği işkencesi yaratıyor.

Yani: büyük olasılıkla, sabahın ilk ışıklarına kadar, yüksek volümlü müzik sesi, kamp bölgesindeki insanları etkiliyor olsa gerek. Bu arada: kampta yer bulamayanlar için, kampın hemen karşısındaki bölümlerde çok sayıda pansiyon bulunuyor. Bu pansiyonlarda, yalnızca oda karşılığı anlaşmak ve uygun fiyatlarla kalmak mümkün. Sonrası: kamptan.

Bodrum

ALIŞVERİŞ-BODRUM’DAN NE SATIN ALINIR

İskele Meydanından başlayan Kale Caddesinde: çok sayıda, mücevher, derici ve butik bulunuyor. Bodrum’un en ünlü alışveriş caddelerinden bir diğeri ise, Cumhuriyet caddesidir. Burada da: birçok hediyelik-hatıralık eşya, kuyumcu, deri ve kitapçı dükkanı bulmak mümkün.

Burası, Bodrum’un en kalabalık caddesidir. Akşam saatlerinde, yan yana yürümek bile mümkün olmuyor. Bu caddelerin bitiminde: Barlar Sokağı olarak isimlendirilen bölge başlıyor. (Aşağıda, eğlence mekanlarında, ayrıntılı anlattım.)

Bunun dışında: beyaz badanalı evlerin arasında kalan dar sokaklarda, alışveriş yapmanın da zevkini tatmanız gerek. Türk el emeğinin ürünleri, alışveriş yapmama direncinizi kıracaktır. Tatilciler için, en çekici gelen ürünler, elbette: halılar.

Ancak, çeşitli, deri, bakır ve bronz eşyalar, altın ve gümüş, nakış işleri ve ünlü Türk lületaşı ve damarlı akik taşı, pek çok turistin alışveriş listesindedir. Özellikle: yabancı turistler, bunları tercih ediyorlar. Yerli turistler ise: küçük hediyelik veya hatıra eşyaları tercih ediyorlar.

Bodrum Osmanlı Minyatürleri

Osmanlı Minyatürleri

Öncelikle aklınızda bulundurmanız gereken, size sunulan minyatür ne kadar gerçek ve eski görünürse görünsün, orijinal olmadığıdır. Sultanların emrinde çalışan birkaç ressam tarafından yapılan, bütün orijinal minyatürler müzelerde sergilenmektedir. Ancak, dekoratif amaçlı kullanırsanız, bunlar yine de çok güzel görünüyorlar.

Bu ülkede, güzel sanatlar akademilerinde, eski minyatür resim sanatının tekrar ele alınması ve öğretilmeye başlanması, gerçekten takdir edilecek bir olaydır.

Günümüzde, resimler antik karakterin korunması için, eski kitap sayfalarına yapılmaktadır. Kitapta resmin yapılması gereken sayfa, öncelikle saydam beyazla tamamen boyanır.

Eğer bir resmin gerçek olup olmadığını test etmek isterseniz, minyatürü ışığa tutun. Eski yazının üstüne boyanmış olan siyah yamayı görürsünüz. Yazılı metinleri resimleme geleneği, Türklerin İslamiyet’i kabulünden önceki dönemde, sahip olduğu kültürün bir parçasıdır.

Bodrum Türk Halıları

Türk Halıları

Türkiye’de halı denince akla, düğümlü halılar ve kilim denince ise dokuma halılar gelir. Türkiye’den, evinize götürebileceğiniz en klasik hediye, bir halıdır. Bodrum, Milas, Mumcular İlçelerinin köylerinde: halı ve kilimler, hala geleneksel usulde, elle dokunmaktadır.

İyi bir halı, yüz yıldan fazla bir süre, bozulmadan dayanabilir. Ancak, böyle bir halıya, sanat eseri olarak bakılmalıdır.

Bodrum Bakır Eşyalar

Bakır Eşyalar

Türkiye’de, uzun yıllar önce, sokak köşelerinde, zanaatkarları tarafından üretilen türde, el yapımı bakır eşyalar, hala imal edilmektedir. Bakır eşyaların nasıl yapıldığını İstanbul’daki Kapalı Çarşı’nın ortamında izlemek mümkündür.

Ayrıca, Bodrum yakınlarında, böyle bir bakır köyü var. (Burası, Bakırköy olarak biliniyor) Köyün adı, Kavaklıdere’dir ve Bodrum’un yaklaşık 100 km. doğusunda, Yatağan İlçesinin yakınlarında bulunmaktadır.

Tekstil ve Deri

Deri ve pamuktan yapılan ürünler, geleneksel olarak Türkiye’deki mağazalarda satılıyor. Pamuk, Türkiye’de, hemen her yerde yetiştirilmektedir. Hatta, Türkiye, dünyanın üçüncü en büyük pamuk üreticisi ülkedir.

Bodrum Lületaşı Pipolar

Lületaşı Pipolar

Lületaşını oyarak pipo yapılması, Türkiye’de uzun bir geçmişe sahiptir. Osmanlı dönemlerinde bile, dünyanın her yerinde tanınmakta olan, bu pipolar, aslen Eskişehir İlinde ortaya çıkmıştır.

Bodrum Eğlence Hayatı

BODRUM’DA EĞLENCE HAYATI

Evet, Bodrum: tarihi ve doğal güzellikleri yanında; gece kulüpleri, barları, diskoları, restoranları ve kafeleriyle de, sezon boyunca, Türkiye’nin gözde eğlence yeri olma özelliğini elde etmiş bir yer. Her zevke ve her yaş grubuna göre, eğlence yerleri bulmak mümkün.

Dilerseniz, dünyaca ünlü gece kulüplerinde eğlenebilir ve dilerseniz sahildeki restoran ve kafelerde, daha sakin ve keyifli zaman geçirebilirsiniz.

Sahil boyunca sıralanmış: barlar, restoranlar ve kafeler ile dolu olan, Barlar Sokağında (Dr. Alim Bey Caddesi) keyifli bir yürüyüş yapın.

Arzu ederseniz, hepsi birbirinden alternatifli eğlence mekanlarından birini seçebilirsiniz. Bunları beğenmeseniz; Bodrum’un dünyaca ünlü gece kulüplerinden birine girebilirsiniz.

Bodrum Clup Halikarnas

CLUP HALİKARNAS

Bodrum gece hayatının simgesi olmuş bir yer. Kapasitesi, 5500 kişilik. Dünyanın en büyük, açık hava diskolarından biri. Her yıl: binlerce yerli ve yabancı turist, buradaki şovları ve eğlenceleri izliyor ve katılıyor.

Akşam saat: 22.00 de başlayan eğlence ve şovlar, sabahın ilk ışıklarına kadar sürüyor. Giriş ücretli, aldığınız giriş bileti ile birlikte, ücretsiz herhangi bir yerli içki alabiliyorsunuz.

Bodrum Catamaran Night Club

CATAMARAN NİHGT CLUB

Dünyanın en büyük, yüzen diskosu. Ege’nin büyüleyici güzelliğinde, unutulmaz bir gece geçirmeniz mümkün. Yıllardır, Bodrum’un en gözde eğlence merkezlerinden biri olmuş bir yer. Gecede: 5000 konuk ağırlama kapasitesi var.

Akşam, saat: 22.00 de başlayan eğlence, saat: 01.00 den itibaren, limandan uzaklaşılarak, geride bırakılan Bodrum gece manzarası ile daha muhteşem ve heyecan verici hale sokuluyor.

Zemini tamamen cam olan Katamaran’da, dans ederken, altınızdan gelip geçen balıkları izlemek inanın muhteşem bir keyif.

Bodrum Club Hadigari

CLUB HADİGARİ

Bodrum kalesinin bitişiğinde, deniz kıyısında. Şüphesiz, Bodrum gecelerinin en gözde eğlence yerlerinden biri. Daha çok yerli turistlere hizmet veriyor. Sezon boyunca, caz dinletileri, konserler ve çeşitli aktiviteler var. Yazın sıcaktan bunalanların tercih ettiği bir yer. Hemen deniz kıyısında olması nedeniyle, daha serin bir ortam yaratılmış.

KÜBA BAR

Yarı Türk ve yarı Küba motiflerinin işlendiği bir yer. Sosyetenin rağbet ettiği eğlence merkezlerinden biri olarak, İstanbul gecelerini aratmayacak bir yapısı var. Ağırlıklı olarak, Latin müzikleri çalınıyor. Akşam, saat: 21.00 de başlayan program, sabahın erken saatlerine kadar devam ediyor. Yat Limanı, marinanın hemen karşısında.

GÜMBET BARLARI VE DİSKOLARI

Son yıllarda, giderek popülitesi artan Gümbet, birçok gece kulübü, bar ve diskosuyla, Bodrum gece hayatında önemli bir yer tutmuş durumda. Bodrum-Gümbet arasında, 24 saat çalışan dolmuşlar var.

Ulaşım sorun değil. Değişik bir mekan arayanlar için, Gümbet barları ve diskoları alternatif. Ulaşım problemi olmaması, avantaj.

Bodrum

BODRUM İÇİNDE, DENİZE GİRİLEBİLECEK YERLER

Bodrum Kumbahçe Sahili

KUMBAHÇE SAHİLİ

Kumbahçe Sahili, Bodrum içinden denize girilebilecek bir yer olarak görülüyor. Ancak: sahil içinde demirleyen teknelerin, özellikle hava kararınca denize verdikleri atık suları tam bir rezalet. Özellikle: bu atık sular yüzünden, bir çok sabah, bu sahile denize girmek için gelen insanlar, leş gibi bir görüntü ile karşılaşabiliyor.

Teknelerden denize atılan meyve kabukları, naylon poşetlerdeki tekne çöpleri, bir tuvaleti dahi olmayan bu müthiş halk plajında denize girenlerin, tuvaletlerini denize yaptıklarını ve yanlarında getirdikleri yiyeceklerin çöplerini ise, dönerken taşımamak için kuma gömdükleri, olağan davranış ve görüntüler.

Bana diyeceksiniz ki, madem bu kadar kötü, Bodrum’da, merkezde, nereden denize girilecek. Sonuçta: denize girilecek fazla bir yer yok. Bir de, Paşa Tarlası sahili var. Ama; her iki sahilde de, sahile demirleyen tekneler, hele uzun süre, bazen üç-dört ay burada kalıyorlar ve bu teknelerin sintinelerini yani kirli atıklarını herhangi bir yere atma şansı yok.

Yalnızca: bulundukları yere yani, insanların denize girme şansının kısıtlı olduğu bu sahile bırakıyor oldukları kesin. Ben bunları yazarken, gerek sizleri uyarmak ve kirlilik durumunu kontrol ederek denize girmeniz yönünde uyarmak ve gerekse de, ilgili ve yetkilileri, bu bölgelerin temiz bulundurulması ve aksine hareket edenlerin cezalandırılması yönünden uyarmak için bunları yazdım.

Bodrum Bardakçı Koyu

BARDAKÇI KOYU

Bodrum Limanının hemen dışındadır. Eskiden su satıcılarına “bardakçı” denilirmiş. Bu isim, belki detahihi Salmakis çeşmesinin bardakçısından yani su satıcısından kalmadır. Efsaneyi, daha önce tarihi süreç bölümünde anlatmıştım. Buranın en önemli özelliği: Hermanfroditus’un yani çift cinsiyetli (aynı bedende hem erkek, hem dişi) kişinin, burada yaratılmış olması.

Tanrıça Artemis’in oğlu. Bugün, Bardakçı’da lüks oteller, küçük pansiyonlar ve kumsal boyunca uzanan restoranlar var. Yerel günlük teknelerin uğrak yeri olan Bardakçı’ya, Marina ile Gümbet arasındaki tepeden yürüyerek, birkaç dakikada ulaşmak mümkün. Zeki Müren Müzesi de burada. Askeri Kampın hemen yanında. Arkada kalan tepelerde ise, yel değirmenlerini göreceksiniz, panoramaya değişik bir hava katıyor.

BODRUM MERKEZ İÇİNDE, GEZİ ROTASI

Evet, İskele Meydanı, Bodrum’un en merkezi yeridir. Burası: önemli buluşma yeri ve şehri keşfetmek için önemli bir başlangıç noktasıdır.

Bodrum’da ilk ziyaret etmeniz gereken yer: iskele meydanından 5 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz Bodrum Kalesi ve onun dünyaca ünlü, Sualtı Arkeoloji Müzesidir. St. John şövalyeleri tarafından inşa edilen kalenin duvarlarını süsleyen, 250 civarındaki arma ve kitabeler ve çok iyi korunmuş mimarisi nedeniyle, kale, gerçekten ziyaret edilmesi gereken bir yapı.

Ayrıca, kalede, büyük emeklerle oluşturulmuş ve dünyanın en önemli müzeleri arasında sayılan Sualtı Arkeoloji Müzesi de, kesinlikle görülmesi gereken bir yer.

Kaleyi ve Sualtı Arkeoloji Müzesini gezdikten sonra: Bodrum’un ikinci önemli müzesi, şüphesiz, antik çağlarda, dünyanın yedi harikasından biri olma gururunu yaşamış olan, anıtsal kral Mozolos’un Mausoleion’unun (mezarının) kalıntıları. Yat Limanındaki Tepecik Camiinden, yukarı doğru çıkan sokak, sizi, buraya götürecek.

Burayı da gezdikten sonra: kısa bir tırmanıştan sonra, Bodrum’un ünlü antik tiyatrosuna ulaşacaksınız. MÖ. 4’ncü yüzyılda inşa edilen ve günümüzde hemen anayolun yanı başında bulunan, yani ulaşım sorun olmayan tiyatro ve bu noktadan, Bodrum’un muhteşem manzarasından, mutlaka etkileneceksiniz. Gitmeli ve görmelisiniz.

Eğer, antik Halikarnas şehrinin, önemli anıtlarının tümünü görmek isterseniz: Myndos Kapısına da uğrayın. Yakın tarihte restore edilen bu kapı: özellikle, Büyük İskender’in Asya Seferi sırasında, kanlı savaşlarla adından söz ettirmiştir. İşte, şu ana kadar gördükleriniz, antik şehirden günümüze kalan anıtlar.

Şüphesiz, yerli turistler için, mutlaka görmelerini önerebileceğim bir müze daha var. Bu: Türkiye’de, bütün zamanların en çok sevilen ve tanınan Türk Müziği sanatçısı Zeki Müzenin müzeye çevrilen evi.

Ünlü sanatçının, Bodrum’da satın aldığı ve hayatının son dönemlerini geçirdiği bu ev, Kültür Bakanlığının katkıları ile müzeye çevrilmiş. Bu müze evde: Zeki Müren’in şahsi eşyaları, sahnede giydiği kostümler, desenleri, fotoğrafları, hayranlarından gelen mektupları sergileniyor.

Bodrum Antik Tiyatro

ANTİK TİYATRO

Bodrum’un ortasındaki, Göktepe Dağının güney eteklerindeki bu tiyatro: Anadolu’nun en eski tiyatrolarından biridir. Tiyatro her ne kadar; dağın güney eteklerinde kalsa da; zamanınız ve gücünüz varsa; Göktepe Dağına kısa bir tırmanış yapabilirsiniz.

Bu tırmanış sırasında: taştan oyulmuş kaya mezar taşları göreceksiniz. Roma ve Helenistik çağdan kalma, bu oyulmuş mezar taşları, üzerlerinde: bir zamanların ölüm sembollerini taşıyorlar.

Bu sembollerden birisi de: küçük gözyaşı kapları. Bu yüksük büyüklüğündeki kaplar, yas tutanların gözyaşları ile doldurularak, ölü ile birlikte mezara gömülürmüş. Bir kişinin önemi arttıkça, gözyaşı kaplarının sayısı da artmakta imiş.

Biz, yine tiyatroya gelelim. Evet, tiyatro: MÖ.337 yıllarında, ünsü Satrap Kral Mozolus döneminde yaptırılmıştır. At nalı planında. Yamaca dayalı. Toplam seyirci kapasitesi: 13.000 kişi. Her koltuk arasında: 40 cm. lik bir mesafe bırakılmış ve seyircilerin rahat oturmaları sağlanmış.

Tiyatronun ilginç nitelikleri arasında: oyunlardan önce, Tiyatroların koruyucusu olarak kabul edilen Tanrı Diyonyus uğruna; kurbanlar kesilen sunak ve bazı koltukların arasında görülen ve o zamanlarda gölgelik olarak kullanılan objelerin bağlandıkları sanılan deliklerin bulunması.

1960 yıllarında, bir gurup Türk tarafından restore edilerek günümüze kadar ulaştırılmış ve günümüzde ise Bodrum’da ki birçok festivale sahne olmaktadır. Bodrum Müze Müdürlüğü tarafından kamulaştırılan tiyatro: yakın geçmişte, Ericson-Turkcel tarafından restore edilmiş.

Her gün ve günün 24 saati açık olup, ücretsiz gezilebilmektedir. Tiyatroyu gezmeye gelen, yerli ve yabancı turistler; oturup, limana yaklaşan ve limandan çıkan tekneleri izliyorlar, sizlerde gidin bu keyfi yaşayın.

Bodrum Kral Mozolus Mezarı

KRAL MOZOLUS MEZARI

Denizden 50 m. yükseklikte bulunan antik tiyatronun, biraz daha aşağısında.
MÖ.353 yılında dolaylarında, kral Mozolus için, karısı Artemis II. tarafından yaptırılmış.

Mezar: deniz üzerinde, oldukça uzak bir noktadan bakıldığında: 20 katlı bir bina yüksekliğinde görülecek şekilde inşa edilmiş. Bugün; burayı görmeye gittiğinizde, yapıldığı çağlardaki görkemi: yalnızca hayal edebiliyorsunuz.

Çünkü: o görkemli halinden, günümüze pek bir şey kalmamış. Yapıldığı zamandaki özellikleri ise, muhtemelen şöyle imiş: Boyu, eninden uzun ve dört bölümden oluşuyormuş. Sağlam bir taban üzerine yapılmış.

Sıra halinde dizili, 36 kolonluk bir salon ve sonra da 24 basamaklı bir giriş merdiveni. Bu basamakların en üstünde ise; Kral Mozolus’un ve Tanrıça Artemis’in heykelleri bulunan ve dört at tarafından çekilen bir arabanın heykeli de bulunan, büyükçe bir piramit yapı.

Mozole: 1500 yıl boyunca ayakta kalabilmiş ise de; 1308 yılındaki büyük Anadolu depremi sonucu yıkılarak, harabeye dönüşmüş. Daha sonra ise; Aziz John şövalyeleri, buraya geldiklerinde, kendi kalelerini inşa ederken, harabedeki kalıntıları kullanmışlar. Elbette; kalenin duvar taşları olarak.

Bunun yanında: Mozole ilk yapıldığında, duvarların dört bir yanı: zamanın en büyük ustalarının freskleriyle bezenmiş. Zaten, mozolenin bu derece muhteşem bir yapı olmasının en büyük nedeni de; bu duvar freskleriymiş. Bunların bazı parçaları: günümüzde, İngiltere’deki British Museum’da bulunuyor.

19’ncu yüzyılda, bu muhteşem anıtı, Bodrum evlerinin altında bulan, Sir Newton, anıta ait: birçok kabartma, heykel ve mimari parçayı, İngiltere’den gönderilen özel bir gemiye yükleyerek çalıp götürmüş.

Günümüzde

Buraya, yalnızca: bir kısım sütun ayakları ve bloklar görebileceksiniz. Kral Mozolus’un mezar odasının temel kalıntılarını da görmek mümkün. Volkanik kayalar kesilerek temelleri atılan “Mausoleion” un, mimari parçalarının bir kısmı, ama çok küçük bir kısmı. Burada: yerel bir müze de var. Hem antik Halikarnas’ın planını ve hem de anıtın mimari parçalarının resimlerini göstermesi açısından, bu müze önemli.

Bir de, Bodrum Kalesini gezerken, biraz önce de söylediğim gibi, kalenin duvarlarındaki taşlara iyi bakın, bu taşların bir kısmının farklı olduğunu hissedeceksiniz, evet bu farklı taşlar da, mozole’den getirilip, kalenin sur duvarlarının yapımında kullanılmış. Aklınıza şu soru gelebilir. Herhangi bir şey görmeyeceksem, buraya neden gideyim?

Gerçekten, burada sizi bekleyen, büyük antik kalıntılar yok. Yalnızca: gittiğiniz ve gördüğünüz bu alanda, bir zamanlar, gerçekten dünyanın yedi harikasından biri olan, kocaman bir yapının bulunduğunu hayal edin, inanın, tarihe merakınız varsa, bu hayal bile güzel gelecek size.

Bodrum Antik Şehir Duvarları

ANTİK ŞEHİR DUVARLARI

Kral Mozolus döneminde inşa edilmiş ve yaklaşık 8 km. uzunluğunda. Günümüze kadar iyi korunarak gelmiş ve görmek mümkün. Şehrin, bu duvarlar üzerinde bulunan çok önemli iki kapısından biri olan: Milas kapı ise tamamen tahrip olmuş. Ama: Myndos kapısı, bütün ihtişamı ile, günümüze kadar ulaşmış.

Duvarlar; yer yer tahrip olmuş olsa da, bir çok yerde, bütün ihtişamı ile karşınıza çıkıyor. MÖ. 4’ncü yüzyılda inşa edilmiş antik kent duvarlarının aradan geçen 2500 yılın ardından, günümüze kadar ulaşması, gerçekten muhteşem.

Bodrum Myndos Kapısı

MYNDOS KAPISI

Büyük İskender’in seferinde sözü edilen kapı. Bu kapının bulunduğu yerde: çok kanlı çatışmaların geçtiği; antik çağ tarih yazarlarının eserlerinde yazılı.
Evet, bu muhteşem kapı: Turkcel-Erıcson firmalarının katkıları ile restore edilmiş.

Bodrum Kalesi

Bodrum Kalesi

Bodrum Kalesi

Bodrum Kalesi

 

BODRUM KALESİ

Bodrum’un simgesi haline gelmiş bir yapı. Bodrum’da hemen gözünüze çarpacak ve merkezde bulunduğunuz her noktadan görebileceğiniz bir yapı.

Kale: Pazartesi günleri kapalı oluyor. Diğer günler ise: 08.00-12.00 ve 15.00-19.00 saatleri arasında ziyarete açık. Ücret ödeyerek gezilebiliyor. Günümüzde: Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılıyor. Özellikle: burada sergilenen; Doğu Roma Batığı, Cam Batığı, Uluburun Batığı, Karya Prensesi Ada Salonları görülmeye değer.

Bu müze; 1995 yılında, Avrupa’da, “Yılın Müzesi” ödülüne layık görülmüş.

Kalenin ilk yapımı; Halikarnas’ın ilk yerleşimcileri olan: Dorlar. Daha sonra; bölgeye gelen şövalyeler tarafından, eski kalenin kalıntıları üzerine, yeni yani günümüzde görülen kale inşa edilmiş. Kim bu şövalyeler? Aziz John şövalyeleri organizasyonu : 11’nci yüzyılda, basit bir kurum olarak başlamış.

Başlangıçta; Kudüs’te, yalnızca dini amaçları olmasına rağmen, daha sonraki süreçte, büyük bir askeri güç haline gelirler. Kutsal topraklara giden insanlara: yiyecek ve sağlık hizmetleri verip, aynı zamanda güvenliği sağlarlar. Amaçları: haç yapan Hıristiyanlara yardım etmektir.

Kendilerine: İsa’nın askerleri ve kutsal yerlerin koruyucuları adını verirler. Zamanla: savaşlarda başarılar kazanırlar ve üne ve paraya kavuşurlar. Kudüs ve kutsal topraklar, Arapların eline geçince, ilk önce Kıbrıs’a ve daha sonra ise, 1309 yılında, Rodos adasına çekilirler.

Bu süreçte: Ege bölgesinde, birçok yere kaleler inşa ederler. Ama; bunların en önemlisi, İzmir-Kadifekale’de inşa edilir. Ancak: Osmanlı Padişahı, Yıldırım Beyazıt, Moğol İmparatoru Timur’un ordularına yenilip, İzmir’den çekilmek zorunda kalınca, şövalyeler de, İzmir’den çekilirler ve Halikarnas’a gelirler. Buradaki kaleyi inşa ederler. İnşa tarihi olarak: 1406-1523 yılları arasındaki dönem tahmin ediliyor.

Kale: iki liman arasında, kayalık bir alan üzerine kurulmuş. Antik çağda: önce ada olan bu alan, sonraları kente bağlanarak yarımada haline getirilmiş. Kale: kare planlı olarak yapılmış. Ölçüleri: 180 x 185 m. 33.5 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş.

İç kalede, değişik ülke adları verilmiş kuleler var. En yüksek kule: deniz seviyesinden 47.5 m. yükseklikte olan Fransız kulesidir. Diğer kuleler ise: İtalyan kulesi, Alman kulesi, Yılanlı kule ve İngiliz kulesidir.

Kalenin; doğu duvarı dışında kalan bölümleri: çift beden duvarları olarak inşa edilmiş. İç kaleye: 7 kapı geçilerek ulaşılıyor. Kapılar üzerinde: armalar var. Bu armaların sayısı: 249 adet. Armalar: kulelerin savaş stratejilerinin gelişmesiyle, yapılan eklentiler ve onarımların yapılış tarihlerini belirtmesi açısından, önem taşıyor. Armalar üzerinde ise: haçlar, düz ve yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunuyor.

Ayrıca: 14 sarnıç var. Kalede, göze çarpan ve görülmesi gereken yerler: kale korugan, çiftli duvarlar arasında su hendeği, asma köprü, kontrol kulesi, Sultan II. Mahmut Tuğrası.

Bodrum Kalesi

KALE GEZİ PLANI

Bodrum kalesi ve müzesi hakkında, en güzel gezi planı şöyle olabilir. Müze ana giriş kapısına gelip, ücret ödedikten sonra, kapıdan giriyorsunuz. Hemen sonra, sol yanda: Amfora parkı var.

Bodrum Kalesi Amforalar

AMFORALAR

Bunlar: antik çağlarda: şarap, tahıl, zeytin, zeytin yağı taşımak için kullanılan ve değişik form ve ebatlarda üretilen amforalar. Aslında: amfora: iki kulplu, “taşınabilir testi” anlamına geliyor. Kulpları ve sivri dipleri nedeniyle, gerek taşımada ve gerekse depolamada kolaylık sağlıyorlar.

Bu nedenle de; antik çağlarda, çok yoğun olarak kullanılmışlar. Depolama sırasında: çalı ve hasır gibi şeylere sarılıyorlar ve halatlarla bağlanarak, geminin gövdesine zarar vermeleri önleniyor.

Evet;: amforaların izolasyonunda, içinde taşındıkları nesneye göre: mum, sakız veya reçine kullanılıyor. Ağızları; pişmiş toprak tıpalarla kapatılıyor. Kulpları üzerine: şarabın imal edildiği şehir veya taşınan kargo için verilen garantiyi gösteren damgalar vuruluyor.

Bunların, su altı arkeoloji müzesine en büyük katkıları ise: arkeologlara yol göstermeleridir. Deniz dibinde yatan ve kumlarla kaplı, binlerce batığın, görünen yüzü amforalar olmuş. Formları, kulplarındaki damgaları ve taşıdıkları kargo ile, arkeologlara, daha kazı yapmadan, çok büyük bilgiler verirler.

Evet, iç kalede gezdiğiniz her yerde: sizi: tavus kuşları, güvercinler, firavun tavukları karşılayacak. Renk renk begonviller, karanfiller, çeşitli kaktüsler, çam gölge ağaçları, Akdeniz iklimine uygun her türlü çiçek ve ağaçları ise, doğal bir görüntü güzelliği oluşturuyor. Sanki: doğal bir parka girdiğinizi düşünüyorsunuz.

Dut ağacının gölgesindeki şapel; gotik tarzda yapılmış. Kalenin en güzel yapısıdır. Bu şapel içinde: Doğu Roma Batığı sergileniyor.

Bodrum Doğu Roma Batığı Salonu

DOĞU ROMA BATIĞI SALONU

Şövalyelerin inşa ettiği İspanyol Şapelinin içinde; bir gemi batığı ve batıktan ele geçirilen eserler sergileniyor.

Turgutreis yakınlarındaki Yassıada’nın yakınlarında, gemi tuzağı olarak isimlendirilen sığlıkta, kayalara çarparak battığı sanılan birçok gemi batığının bulunduğu tespit edilmiş. Yüzyıllar boyunca, adeta bir gemi mezarlığına dönüşmüş olan bu tehlikeli bölgede yapılan araştırmalarda, birçok batığa rastlanılmış.

Özellikle: 4’ncü yüzyıl, 7’nci yüzyıl ve 16’ncı yüzyıl batıklarının bulunduğu bu bölgede: amfora parçaları ve bir Osmanlı gemisinin topları da bulunmakta. Bu batıklara, son olarak, 1993 yılında, bir Lübnan gemisi de eklenmiş.

Evet: Yassıada’nın 75 metre güneyinde, denizin dibinde, bu bölgedeki kayalara çarparak batan bir gemi: günümüzde, burada sergileniyor. Sergilenen gemi batığı: 7’nci yüzyıla ait. Geminin: 1/1 ölçeğindeki ve zamanında gemi yapım tekniğinin uygulanması ile yapılan “kıç tarafı” şapel içinde sergileniyor.

Geminin baş tarafı ise: amforalarla dolu olarak gösterilmiş. Yaklaşık 900-1000 amfora taşıyan, 20 metre uzunluğunda, 5 metre genişliğinde bir gemi. Geminin: MS.626 yılında, Bizans imparatorluğu savaşlarla sarsılırken, adanın bu bölgesinde battığı sanılıyor. Yaklaşık: 60 ton taşıma kapasitesine sahip olduğu sanılıyor.

Gemi batığı: 1961-1964 yılları arasında, arkeolog George Bass ve ekibinin gerçekleştirdiği, 3553 dalışla, bilimsel bir şekilde incelenmiş. Hiçbir obje yerinden oynatılmadan, sert fırçalar ile temizlenmiş ve etiketlenmiş. Eğimli bir yamaçta ve 32 ile 36 metre arasında değişen bir derinlikte, yayılmış halde bulunan batığa ait eserler: 18 yıl süren çalışmalar sonucu temizlenmiş ve çıkarılarak tarihlendirilmiş.

Kazı çalışmaları yapılan alan: 12 x 6 metre büyüklüğünde ve tamamen amforalarla kaplı. Bu eğimli ve kumlu arazinin üst tarafında, geminin çapaları, alt tarafında ise geminin mutfağına ait çatı kiremitleri ve geminin ocağına ait tuğla parçaları bulunmuş. Bu buluntular ve ele geçirilen çanak-çömlek, gemide bir mutfak olduğunu işaret etmekte ve geminin özelliğini daha da üst seviyeye çıkarmakta.

Gemide bulunan diğer eşyalar arasında: balık ağlarını, mutfak çanak-çömlek parçalarını, balık avlamakta kullanılan zıpkını, üzerinde “Georgios” yazılı büyük bir kantar var. Antik çağlardan, günümüze ulaşmış kantarlar arasında, en büyüğü olma onuruna sahip bu kantarın üzerinde, geminin kaptanı veya sahibinin olduğu tahmin edilen kişinin ismi (Georgios) yazılı.

İsmin arkasında ise, birkaç haç şekli var. Kantarın yanında bulunan bir ağırlık seti, geminin marangozuna ve geminin lostromosuna ait ve odun toplamaya ve su için kazmaya yarayan aletler, oldukça ilginç. Bunları görebileceksiniz.

Geminin Karadeniz’den veya Costantinapolis yakınlarındaki bir limandan, son yolculuğuna çıktığı sanılıyor.

Gemide bulunan ve imparator Heraklitus dönemine tarihlenen 15 adet altın ve tunç para, geminin tarihlendirilmesine yardım etmesi açısından, büyük önem taşıyor.

Perslerin ve Arapların, birbiri ardına Bizans’a savaş açtıkları bu sorunlu döneme ait olan paralar, geminin tarihlendirilmesini sağlamış. Diğer buluntular ve özellikle paraların yardımı ile, batığın battığı tarihin: MS.626 yılları olduğu sanılıyor.

Gemide bulunan diğer ilginç buluntular ise şunlar: amforaları eğmeden içinden şarap çekmeye yarayan ve şarap hırsızı diye adlandırılan alet. Geminin kıç tarafındaki mutfak bölümünde ise, çok sayıda pişmiş toprak kaplar, 24 adet kandil ve hatta bakır kaplar bulunmuş ve sergileniyor.

Ayrıca: batıkta ele geçirilen kurşun levhalar ve kurşun eritme potası, yolculuk sırasında bile, balık ağlarına takılan kurşun ağırlıkların üretildiğini göstermesi bakımından ilginç.

Şapelden çıkıyorsunuz, hemen sağında , Türk Hamamı göreceksiniz. Sonra: Şapelin solundaki yoldan, amfora parkının yanından, yukarı doğru yürüyün. Karşınıza gelen yapı: Cam Salonu.

CAM SALONU

Bu Salon: Paşabahçe Şişe Cam Fabrikasının katkıları ile açılmış.

Bu salonda: MÖ.14’ncü yüzyıl ve MS.11’nci yüzyıl arasına tarihlenen, su altı ve toprak altı cam objeler var. Bodrum yarımadası ve çevresindeki antik şehirlerden gelen cam eşyaların yanı sıra, su altı kazılarda ele geçirilmiş objelerde bu salonda sergileniyor. Özellikle, altlarından yapılan ışıklandırmalı sergileme yöntemiyle, muhteşem bir renk cümbüşü sunuyor.

Buradaki en eski parçalar: MÖ.1400 yıllarına tarihlenen cam külçeler (ingotlar) dir. Ayrıca: Kaunos antik kentinden, Stratonikea kentinden ve Serçe Limanı batığından bulunan cam eşyalarda sergileniyor.

Cam salonunda: 1:20 ebatlarında yapılmış olan akvaryum göreceksiniz. Burada, su altı çalışmalarının nasıl gerçekleştirildiği gösteriliyor. Yassıada Doğu Roma batığı kazısı canlandırılmış.

Bodrum Uluburun Batığı

Bodrum Uluburun Batığı

Bodrum Uluburun Batığı

Bodrum Gelidonya Batığı

GELİDONYA BURNU VE ULUBURUN BATIKLARI

Antalya körfezinin en batı ucundaki Gelidonya Burnu (Cape Gelidonia-Hicra Akra) günümüzdeki ismiyle Taşlık Burnunun güneyinde sıralı 5 adadan en büyüğünün güneydoğusunda kayalara oturmuştur.

İlk kez Bodrumlu sünger avcısı Aras tarafından bulunmuş ve haber verdiği Amerikalı gazeteci ve armatör arkeolog Throckmorton tarafından 1959 yılında gerçekleştirilen dalışla keşfedilmiştir.

Gordion’u kazan Young’ın maddi ve bilimsel desteğiyle 1960 yılında kazılara başlamıştır.

İlk su altı bilimsel kazısıydı. Young’un verdiği en önemli  destek, en iyi öğrencilerinden olan Bass’ı kazılara göndermesi oldu. Bu bilimci daha sonra Uluburun Batığını da üstlenecektir.

Evet dünyanın en eski ticaret gemisi olarak bilinen ve son 100 yılın en önemli 10 arkeolojik keşfinden biri olmayı hak eden ünlü batık, 11 sezonluk toplam 22.400 dalışla ortaya çıkarılmıştır.

 

Gelelim batık gemilerin tanıtımına:

Gelidonya Burnu batığının tarihi yaklaşık MÖ 1220’dir. Bu tarihleme, gemideki ağır yüke yataklık etmesi amacıyla tekne zeminine yerleştirilen çalı çırpının analizinden çıkmıştır.

1982 yılında, Kaş yakınlarındaki 8.5 k m güneydoğuda, Uluburun açıklarında, derin sularda (40-60 metre) bulunan diğer gemi ise MÖ 14’ncü yüzyıl sonlarında batmıştır.

Bu geminin gövdesi Gelidonya batığınınkinden çok daha iyi durumdaydı.

 

Gemileri yapım tekniği:

Her iki gemi de “önce gövde” yöntemiyle yapılmıştı.

Gemiye, gövdeyi oluşturan tahtaların eklendiği bir omurgayla başlamak yerine, gemi ustaları önce gövdeyi yapıyordu.

Önce gövdenin tahtalarını yerleştiriyor, tahtaların uçlarını zıvanalarla birleştiriyor, tahta çivilerle yerlerine sabitliyor ve son olarak da omurgaya karşılık gelen iç destekleri ekliyorlardı.

MÖ 26’nci yüzyıldan itibaren Mısırlılarca ve daha sonra Yunanlılar ve Romalılarca da benzer bir teknik kullanılırdı.

Bu uygulamaya MÖ 14’ncü yüzyıl sonlarında rastlamak çok ilgi çekici.

Modern, “önce omurga” sistemine ilk olarak ortaçağlarda, Marmaris’in batısındaki Serçe Limanında bulunan bir MS 11’nci yüzyıl batığında rastlanır.

 

Gemilerin maiyeti:

Gemilerden biri ya da ikisi Kenanlı olabilir, ama gemilerin milliyeti tartışmalara yol açmış ve bazı uzmanlar Mykenaili olduklarını savunmuştur.

Geleneksel olarak yabancı ülkelerde en kolay göze çarpan nesnelerden biri Mykenai çömlekleriyken, Levand kökenli nesnelere Ege’de pek rastlanmamıştır.

Bu nedenle, özellikle tarih öncesi Ege uzmanları, Mykenai gemilerinin egemen olduğu bir Doğu Akdeniz ticareti tablosu çizmeye meyilli olmuştur.

Bu görüşe karşı olanlar ise, bunun arkeolojik kalıntıların korunma derecelerinden kaynaklanan bir tuhaflık olduğunu düşünür.

Levantlıların, Mykenai çömlekleri ve içeriklerine karşılık olarak verdikleri maddelerin, özellikle de tüketilen (gıda gibi) veya imalatta kullanılan ham maddelerin arkeolojik kayıtlarda iz bırakmayabileceğine inanırlar.

Gelidonya Burnu ve Uluburun’dan elde edilen sonuçlar, ham madde ticaretinin gerçekten de önemli olduğunu ve Kenanlılar ile  diğer Levantlıların deniz ticaretine katıldığını göstermiştir.

Deniz ticareti Mykenaililerin tekelinde değildi.

 

Gemilerdeki eşyalar:

Gelidonya Burnu batığı denizcilerin şahsi eşyaları Yakındoğu kökenliydi.

Suriye ve Mısır’dan ağırlıklar, bir Kenan lambası, silindir bir mühür gibi.

Asıl yükü oluşturan mallar metaldi.

Kıbrıs’tan öküz derisi şekilli külçeler, yine Kıbrıs’tan hurda tunç aletler ve kaynağı bilinmeyen kalay külçeleri gibi.

Aslında Mykenai kökenli nesneler, sadece geç tunç çağı Ege çömlekçiliğine özgü olan iki üzengi kulplu küptü.

Dolayısıyla Kenanlı kaptan ve tayfalarıyla birlikte geminin bir Levant veya Kıbrıs limanından yola çıkmış ve Gelidonya Burnu açıklarında battığından Ege’ye doğru yol alıyor olması ihtimali güçlüdür.

Uluburun batığı da benzer özelliklere sahiptir. Ama bu gemi Gelidonya’dakinden daha büyük (yaklaşık 10 metreye karşılık 17 metre), yükü daha zengin ve çeşitliydi. Eni ise 5 metreydi.

Geminin tarihi olan MÖ 14’ncü yüzyıl Mykenai çömleklerinden ve Ahenaton’un eşi Mısır kraliçesi Nefertiti’nin adı yazılı bir altın bok böceğine dayanarak tespit edilmiştir. Gemide Firavun Akheneton’un karısı Nefertiti’ye ait altın bir mühür de bulunmuştur. Bu mühür, adı geçen kraliçenin günümüze kadar ulaşabilen tek mührü olması açısından ilginçtir.

Yük, Kıbrıs’tan gelen toplam 1 ton ağırlığındaki 318 adet dört kulplu bakır külçelerdi. Ayrıca: 1 tonluk kalay külçeleri olmak üzere metal ağırlıklar vardı. Yani, geminin silah yapımında kullanılan ana malzemeyi taşıdığı düşünülür.

Suriye-Filistin’den yola çıkmış gemi, batmadan önce son olarak Kıbrıs limanına uğramıştır.

Diğer hammaddeler arasında şunlar vardı: Çeşitli renklerde 170’den fazla cam külçe, bulunan en eski örneklerdir. Fildişi; fillerin dişi gibi oyulmak üzere su aygırı dişleri, kaplumbağa kabukları, Afrika’dan siyah ağaç odunu, devekuşu yumurtası kabukları ve Kenanlı amforalarda, anlaşıldığı kadarıyla özellikle Mısırlılarca tütsü ve Mykenaililerce de parfüm olarak kullanılan 150 testi içinde 1.5 ton  menengiç reçinesinin kalıntıları, 160 adet tartı ağırlıkları, havanlar ve bir adet bilezik.

Burada en önemli husus: cam üretimi Mykenai’den önce Ortadoğu’da idi ve deniz ticaretiyle de aynı şekilde Akdeniz’in doğu kıyılarında gelişmişti.

Yükün önemli kalemlerinden biri de Kıbrıs çömlekleriydi.

Yeni Kıbrıs çanak ve küpleriyle dolu birkaç pithos vardı.

Bulunan besin maddeleri arasında incir, zeytin, üzüm, badem, nohut, nar ve sumak ile kişniş gibi baharatlar yer alıyordu.

Bu şaşırtıcı envanterde işlenmiş ürünler de vardı.

Kenanlı ve Mykenai tarzı kılıçlar, çeşitli yerlerden mühürler, gümüş bilezikler, kehribar boncuklar ve yukarıda bahsedilen Nefertiti’nin altın bok böceği gibi mücevher ve değerli eşyalar.

Yakındoğu veya Kıbrıs tipi 24 taş çıpa.

Ayrıca minik bir diptik ile bir ikincisinin tek tarafı da bulunmuştu.

Her sayfasında yeni bir ileti yazılmak istendiğinde düzlenerek silinebilecek mum için oyuklar bulunan bu fildişi menteşeli katlanır ahşap kitaplar, bu tür yazım araçlarının en eski örnekleridir. Ancak ne yazık ki, gemide bulunan defterin balmumu sayfaları erimişti, bu yüzden defterde neler yazıyordu, en ilginç bilgiler içeriyordu bilinmiyor.

Gemideki hammaddeler, bu geminin de Gelidonya Batığı gibi yolculuğuna Levant’ta başladığını ve Kıbrıs yolu ile batıya doğru yol aldığını ima eder.

Uluburan batığındaki nesnelerin heterojenliği, geminin bandırasını belirlemeyi zorlaştırır.

Bu konuda çeşitli görüşler vardır. Belki Gelidonya batığı gibi bu da Kenanlı idi, ama Ege’ye dönüş yolundaki bir Mykenai gemisi de olabilir.

Doğrusu ne olursa olsun, her iki gemi batığı da geç tunç çağında Akdeniz’deki ham ve işlenmiş madde ticaretinin uluslararası doğasını ve karmaşıklığını açıkça ortaya koyar.

Sonuç:

Elde edilen bulgular, 1999 yılında yeniden modellenerek Bodrum Sualtı Müzesinde sergilenmektedir. Batıktan çıkan eserler, Kasım 2008-Mart 2009 tarihleri arasında Amerikan Metropolitan Müzesinde de sergilenmiştir.

 

TEKTAŞ BURNU BATIĞI

1999 ve 2001 yılları arasında, Çeşme’nin güneyindeki Tektaş Burnunda, klasik döneme tarihlenen bir batık bulunur. Çeşme ve Sığacık arasındaki kıyı şeridinde bulunan bu batık: klasik dönemde batan ve bu döneme ait bilgileri günümüze iletmesi açısından önem taşır.

Bu batıktaki en önemli buluntulardan biri: antik çağ vazolarının üzerinde görülen, ama bu batıkta fiilen ele geçirilen: göz imajıdır.

GÖLCÜK KAYIĞI

2001 yılında, Ödemiş yakınlarındaki Gölcük gölünün su seviyesi, 2 metre azalınca, bu kütük kayık ortaya çıkar ve yapılan çalışmalar sonucu, buraya getirilerek sergilenir.

Evet: kayık: o yıllarda Uğur ve Rose Bengisu tarafından bulunur ve Ödemiş Müze Müdürlüğüne haber verilir. Bu arada: kayığı kendi bahçelerine çeken Bengisu çifti: sürekli ıslak kalabilmesi için, yaş bezlerle ve otlarla kaplayıp korumaya çalışırlar.

Daha sonra. Kültür Bakanlığının kontrolü altında, kayık, Bodrum’a taşınır.

Kayık: kestane ağacının gövdesinin içi oyularak yapılmış. Uzunluğu: 4.40 metre ve genişliği ise 0.75 metre. Yüksekliği: 0.38 metre. Yapımı: MS. 13’ncü yüzyıla tarihleniyor.

Köşeli burnu, basık ve genişleyen arka kısmı dikkate alındığında, balıkçılık ya da nakliye işlerinde kullanıldığı tahmin ediliyor.

Yaklaşık 700 yıl su içinde kalan bu kütük kayık, yine, su içinde sergilenmek zorunda. Suya doymuş ahşap: su içinde korunmadığı takdirde, kısa bir süre sonra parçalanır ve toz olur. Bu nedenle: su dolu bir akvaryum içinde sergileniyor.

Bu akvaryum içinde: 17 tane de balık göreceksiniz. Bunlar, kütük kayığı larvalardan koruyorlar. Aynı salonda: yani burada: Apollo Tapınağı (Didim) ve Kral Mozolus’un saray kalıntılarının da sergilenmesi düşünülüyor.

Bunun yanı sıra, dünyada, yalnızca 3 örneği bulunan, Roma imparatorluğu dönemine ait, bir tunç çapa da, ilerde sergilenecekmiş.

Cam Salonundaki güzelliklerden çıkıyorsunuz. Karşınıza gelecek olan, dikdörtgen görünümlü taş yapı: 11’nci yüzyıl, Serçe Limanı Batığının sergilendiği salon.

Ancak: yapıya girmeden önce, öndeki duvar kalıntılarının, MÖ. 4’ncü yüzyılda yapıldığı sanılan Kral Mozolus’un sarayının temelinin kalıntılarının olduğu sanılmakta. Bu duvar kalıntılarını izlerken, bu özelliğe dikkat edin.

Bodrum Serçe Limanı Batığı Sergi Salonu

Bodrum Serçe Limanı Batığı Sergi Salonu

 

SERÇE LİMANI BATIĞI SERGİ SALONU

Marmaris yakınlarında, Serçe Limanında, 1977 yılında, bir cam batığı bulunur. Gerek taşıdığı kargo ve gerekse geminin gövdesinin korunması açısından, dünyanın en önemli batıklarından birisidir.

Batık: 16 metre uzunluğundadır. Alt tabanı düz olması nedeniyle, sığ sularda seyreden nehir gemilerini andırır. Yaklaşık: 35 metre derinlikte bulunan cam batığı kazısında, arkeologlar, 100 ton kumu temizlemişler ve kazıyı gerçekleştirmişlerdir.

11 nci yüzyıla tarihlenen gemi, cam eşyaların yanı sıra, 2 tona yakın cam külçe ve 1 ton civarındaki kırık cam taşımakta imiş. Arkeologlar, geminin güney Suriye’den yola çıkıp, Karadeniz’e, Kırım’a veya Güney Tuna boylarına doğru gittiğini düşünüyorlar.

Gemide: 110 amfora bulunmuş. Bunların çoğunda: şarap ve gemideki yolcular ve mürettebat için: su ve yiyecek taşındığı sanılıyor. Gemide ele geçen: ıslama paralar ve eşyalar: geminin bir Müslüman gemisi olduğunu gösteriyor.

Öte yandan, gemide bulunan domuz kemikleri ve üzerinde Hıristiyan azizlerinin bulunduğu bazı eşyalar ise, gemide aynı zamanda Hıristiyan yolcuların da bulunduğunu göstermesi açısından ilginç.

Serçe Limanı Batığının sergilendiği salondan çıkıyorsunuz. Sağ tarafa dönün, bir sarnıç göreceksiniz. Bu sarnıç: Kral Mozolus döneminden günümüze kalmış.

Evet; devam ediyorsunuz. Birkaç basamak çıkıyorsunuz, sağ tarafınızda, iki yüksek kule görünüyor. Bunlar: İtalyan ve Fransız kuleleri. Bu kulelerin bulunduğu alana: gotik tarz, kaburgalı bir tonozdan geçeceksiniz.

Burası: Bodrum’u, Ege Denizindeki İstanköy Adasına kadar görebileceğiniz en güzel manzaranın bulunduğu bir köşe. Evet: tonozlu bölümü geçin ve karşınıza, Karyalı Prenses Ana bölümü geliyor.

Bodrum Karyalı Prenses Ada Salonu

KARYALI PRENSES ADA SALONU

Kralın ve eşinin ölümü üzerine, iktidara gelen İdrieus; Prenses Ada’yı, Alinda kentine sürgüne gönderir. Ancak: Büyük İskender’in bölgeye gelişi sırasında, İskender ile Alinda’da görüşen Prenses Ada, İskender’in Halikarnas’ı ele geçirmesi üzerine, yönetime geçer.

Kırk yaşlarında öldüğü sanılan (MÖ.379 yılında doğmuş ve 330 lu yıllarda ölmüş olmalı) Prenses Ada’nın; Karya’da ne kadar süre Satraplık yaptığı bilinmiyor

1990’lı yıllarda, şehrin kuzeyinde, tesadüfen bir mezar bulunuyor. Mezar odasının eşsiz güzelliği ve burada sergilenen mücevherler, bu mezarın önemli birine ait olduğuna işaret ediyor. Yapılan çalışmalar sonucu, özellikle de iskeletin kafatasının, İngiltere’de Manchester Üniversitesinde etlendirilmesi sonucu, tesadüfen bulunan mezarın, Prenses Ada’ya ait olduğu ortaya çıkıyor.

Evet, günümüzde, İtalyan kulesinin hemen altındaki odada, mezar buluntuları sergileniyor. Burada: altın taç ve kıymetli takılar göreceksiniz.. Ama: Bodrum kalesinde, sonsuza kadar, ziyaretçilerini ağırlayacağı kesin. Burayı görmeden sakın kaleden ayrılmayın.

Gerçekten, Prenses Ada’nın tamamen gerçeğe yakın görüntüsünü yansıtan manken ve lahit; görülmesi gereken objeler. Lahit içinde, küçük bir fare iskeleti göreceksiniz, hemen ayak ucunda, dikkatli bakarsanız görmemek mümkün değil. Tabii, bu fare iskeletini görmek değil de, onun lahde nasıl girdiği tam bir muamma.

Prenses Ana, salonundan çıkıyorsunuz. Sola dönün, merdivenleri çıktığınızda, İngiliz kulesinin önüne geleceksiniz. Avlu: bir ortaçağ bahçesi gibi düzenlenmiş. Kendinizi, ortaçağda yaşayan biri gibi hissedeceksiniz. Ortaçağ giysileriyle giydirilmiş mankenler ve ortaçağ müziği, duvarlara işlenmiş yazılar, sizi bir anda o günlere götürecek.

Evet, İngiliz kulesinden çıkın ve sonra batıya doğru ilerleyin.

Karşınıza, küçük bir kule çıkacak. Alman kulesi. Tıpkı İngiliz kulesi gibi, ortaçağ şövalyelerinin yaşamını anımsatacak şekilde düzenlenmiş. Daha sonra göreceğiniz yılanlı kulede ise: doğum, yaşam ve ölüm üçlemesini anlatan bir salonu var.

Alman kulesinin arkasından dönüp, Osmanlı dönemine ait tuvaletlerin bulunduğu bölgeye geçin. Karşınıza: ortaçağ vahşetini, tüm detaylarıyla gösteren zindan (işkence odası) çıkıyor.

Evet, burayı da gördükten sonra, manzarayı içinize çeke çeke, dönüş yoluna geçin. Alman kulesinin hemen yanındaki kafeteryada, küçük bir mola verebilir veya çiçeklerin arasından, Şapelin bulunduğu yere kadar yürür ve sonra arka bahçeye geçebilirsiniz.

Ağaçların üzerinde asılı olan tüm levhalar, sizi mitoloji dünyasına götürür. Kalenin kuzeybatısında, birinci kapının bulunduğu kısımda, festivallerin, konserlerin yapıldığı, bir zamanlar top koruganı olarak kullanılmış, şimdi ise, Bodrumlu sanatseverlere hizmet veren sanat galerisi bulunuyor.

Bodrum Zeki Müren Müzesi

ZEKİ MÜREN MÜZESİ

Son yıllarını geçirdiği Bodrum ve insanı çok seven Zeki Müren: Bardakçı Koyunda bir ev satın alır. Bodrum insanı da, ölümü üzerine, bu koya: Zeki Müren Koyu ismini verir.

Evet, Zeki Müren, ölümünde: evinin hemen üstünde bulunan, Yalıkavak tepelerindeki yel değirmenlerinin yakınında gömülmek istediğini söylermiş. Ama, mezarı, günümüzde burada değil, Bursa’da.

Bu müze: yılda, yaklaşık 40 bin turist tarafından ziyaret ediliyor. Burada: Zeki Müren’in: eşyaları, sahne kostümleri, kendi yaptığı tabloları, ödülleri ve yaşamına ait her şey sergileniyor. Ayrıca: Müze bahçesinde, sanatçının dev bir heykeli de görülüyor.

Yaşı, belli bir ortalamanın üzerinde olanlar: Zeki Müren’in sağlığında, gününüm büyük bölümünü evinde geçirirken bir bölümünü de, Bodrum caddelerindeki kafelerde geçirdiğini bilirler. Yani: Zeki Müren, kafelerde, yanındaki insanlarla konuşurken, bir yanı daima boş bulunurdu.

İnsanlar; bu yana oturup, resim çektirmeyi, Zeki Müren ile birlikte resim çektirmeyi bir alışkanlık haline getirmişlerdi. O büyük sanatçı, sanatının en zirvesinde olduğu o anlarda, bu istekleri asla kırmaz ve insanlara çok mütevazi görünürdü. O yıllarda, Bodrum’a gitmiş olanların, Zeki Müren ile büyük olasılıkla resimleri vardır.

Evet, Bodrum: Türkiye’nin en güzel, en kalabalık ve canlı: tatil ve eğlence bölgelerinin başlıcalarından biri.

Gerçekten: güzel, serin ve dalgasız deniz, güneş, kumsal ve 24 saat eğlence arıyorsanız, cadde ve sokaklarındaki hareketi, canlılığı yaşamak istiyorsanız, barlar sokağında, barlardan sokağa taşan müzik ve eğlencenin tadını çıkarmak istiyorsanız, dünyaca ünlü eğlence mekanlarındaki şovları yaşamak istiyorsanız ve en önemlisi, yazın en sıcak günlerinde bile, terlemeden, nem den boğulmadan bu aktiviteleri yaşamak istiyorsanız, Bodrum’a gidin.

Sakin bir tatil düşlüyorsanız, hayır Bodrum size göre değil. Bodrum’da, 24 saat hareket, canlılık ve eğlence var.

Güzel bir günde:

Bodrum Marina sahilinde  dolaşın, dükkanlara bakın, yeşil alandaki banklara oturup, gelip-geçeni izleyin, sonra: sahildeki caddenin kıyı tarafında kalan kafeteryalara oturun, bir şeyler yiyip-için, bu sırada, büyük bir olasılıkla mutlaka ünlü birileriyle karşılaşacaksınızdır.

Kahve içmek isterseniz “Starbucks” olabilir, ancak: diğer bölümdeki Starbucks tercih etmenizi öneririm, çünkü: tam deniz kıyısında ve deniz seyrederken kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

Canınız bir şeyler yemek isterse “Sünger Pizza” uygun bir seçim olacaktır. Muhteşem bir pizza, salata veya deniz mahsullerinden oluşan bir şeyler yiyebilirsiniz. Bu sırada, aynı mekanda, mutlaka ünlü birilerini görebilirsiniz.

Sonra: yürümeye devam edin, sahilin diğer bölümüne geçmeden önce: çarşıya uğrayın. Özellikle: birçok markanın taklit, çanta-ayakkabılarını, fiyatlarının düşüklüğüne hayret ederek izleyin, bir diğer caminin bulunduğu yere vardığınızda: bence “Denizciler Derneği” lokalinde, açık havada, uygun fiyatları dikkate alarak, bir şeyler yiyip-için.

Buradan sahilden yürümeye devam ederseniz, hemen solunuzda bir iki dakika sonra kale girişi var. Hayır: Dernekten çıkıp, iç kesime doğru yürürseniz, bu kez “Barlar Sokağı” denilen yere ulaşacaksınız. Burayı gündüz gezerseniz: nispeten sakin bir ortam göreceksiniz.

Sokağın sağ yanında, deniz kıyısında barlar ve kafeler var. Burada: Starbuck’a uğrayıp, deniz kıyısında kahve içebilirsiniz. Sokağın sol yanında ise dükkanlar var. Yürümeye devam ettiğinizde: birçok oturacak mekan bulabilirsiniz.

İyice ilerlediğinizde ise, sağ yanda kumsal ve denize girenler, sol yanda ise yine restoranlar ve kafeler görülüyor.

İşte:

Bodrum şehir merkezindeki gezimiz böyle olabilir. Tarihi yerleri gezmenin dışında, şehir merkezinde, bu tür bir gezi, terletmeyen yani sıcak olmasına rağmen nemli olmayan bir havada: inanın muhteşem bir keyif.

Ama: gelelim tenkitlere, keşke: sahilde, bu denli bol tekne demirlemiş olmasa.

Sahilde yani kıyıda yürürken: kıyıya yanaşmış teknelerden (Marina haricindeki bölgeden söz ediyorum, çünkü Marina sonuçta teknelerin yanaşması için düzenlenmiş bir yer) denizi, manzarayı görmek mümkün değil.

Bu teknelerin yanaşacağı başkaca yerler olmalı, çünkü gerçekten deniz yöresinde, denizi tekneleri arasından, birkaç santimlik yerlerden görebiliyorsunuz.

Sonuç olarak: Bodrum: gerek ülkemiz sosyetesi tarafından ve gerekse dünya turizm sektöründe bilinen ve tanınan bir yer olarak önem kazanıyor.

Tatil için burayı tercih ederseniz: her düzeyde gelire uygun kalma yeri bulabilir, eğlenmek için yine her düzeyde eğlenmeye uygun yerler bulabilirsiniz.

Çünkü: Bodrum, yılın tümünde burada yaşayan binlerce insanın yılın tümünde hareketlendirdiği, özellikle yaz aylarında ise eğlencenin doruğa çıktığı bir yer olarak önem kazanıyor.