Denizli Pamukkale

Denizli Pamukkale

Denizli Pamukkale; Türkiye denildiğinde, gerek yerli gezginler ve gerekse yabancı turistlerin aklında kalan, belli-başlı resimlerden biri Pamukkale. Uzaktan bakıldığında gerçekten o muhteşem beyaz görüntü insanı büyülüyor. Umarım bu beyazlık, bizlerden önce günümüze kadar olduğu gibi, gelecek nesillere de daha yüzlerce yıl sonralarına kadar aynı güzellikle, aynı beyazlıkta kalarak, devam eder.

Ama elbette bu dileklerin olabilmesi için, mutlaka çeşitli önlemlerin alınması gerekiyor. Başlıca önlem ise: temizlik, bölgede temizlik çok önemli. Travertenlerin sularının, otellere verilerek tamamen heba edilmesi önlenmeli, travertenlerin üzerinde gerek insanların yürümek suretiyle ve gerekse çöp atmak suretiyle oluşturdukları kirlilik kesinlikle önlenmeli. Yoksa, bu doğanın binlerce yılda oluşturduğu güzellikler çok daha kısa sürelerde kaybolacak.

Denizli Pamukkale; Denizli’ye ulaşım: Ankara’dan 477 km., İstanbul’dan 649 km. ve İzmir’den ise 224 km. Ancak; Pamukkale’ye gitmek için, ince bir ayrıntı var. Pamukkale; Ankara karayolunda, yani Denizli’ye yaklaşık 4 km. uzaklıkta yol sapağı var. Ankara’dan gelenler için; Denizli’ye varmadan, tabelalar bulunan bir sapaktan; sağa dönmeniz gerekiyor. Sonra; yine, güzel bir yol ve yaklaşık 18 km. ilerleyeceksiniz.

Yol üzerinde: bol miktarda; otel, motel, pansiyon ve alışveriş mağazaları var. Bunların önünden geçtikten sonra, kilometrelerce uzaktan, bembeyaz ve parlak kayaları görmek ve bunların büyüsüne kapılmamak mümkün değil. Evet; bu beyaz kayaları; çok uzaktan göreceksiniz. Bulunduğu bölgedeki, gri tonların arasında, bembeyaz bir gölge.

Kalacağınız otel, Karahayıt’da ise, bu yol üzerinden, hiç ayrılmadan, doğruca ilerleyin, bu yol sizi Karahayıt otellerinin bulunduğu yere götürecek. Günübirlik geliyor iseniz; Pamukkale’ye girmek için, iki giriş kapısı var, doğal olarak iki seçeneğiniz var. Güney ve kuzey. Gezinize başlamanız için, bunlardan birini tercih etmeniz gerek.

Denizli Pamukkale; Güney kapısını tercih ederseniz; Pamukkale travertenlerini gördüğünüz anda, merkezdeki bir sapaktan, sağa dönmeniz gerek, sonra bir rampa çıkacaksınız ve travertenler. Hayır; kuzey kapısından gireyim derseniz, yine aynı yolda ilerleyin, Karahayıt oteller bölgesine varmadan, sağ yanınızda, kuzey giriş kapısını göreceksiniz. Bu bölgede; yamaç paraşütü de yapılıyor, paraşütçülerin gökyüzünde süzülme görüntülerini de izleyebilirsiniz.

KENTİN TARİHİ

Denizli Pamukkale: Antik dönem coğrafyacısı Strabon’a göre; buradaki ilk yerleşim Frigler döneminde olmuş. Yine de, şehir hakkında, Helenistik dönem öncesine ait herhangi bir bilgi ve belge yok. Yalnızca: Hierapolis olarak kurulmadan önce, ana tanrıça Kyble’ye ait bir kültürün varlığından söz etmek mümkün. Anadolu halkları, Hitit ve Frig dönemlerinde; bu tür termal su kaynaklarının bulundukları yerlere, tapınak inşa ederler ve bu olağanüstü doğa olaylarına tapınırlardı.

Termal kaynağın bulunduğu yerde; Frig döneminde inşa edildiği belirlenen küçük tapınak, belki de başlangıç yıllarında, bölgenin ibadet yeri olmuş ve sonradan inşa edilecek ve gelişecek olan Hierapolis şehrinin de çekirdeğini teşkil etmiştir. Yine de, bir yerleşim olduğu kesin ama, kimler, bu net değil.

Neyse, Hierapolis olarak kent; Bergama krallarından, II. Eumenes tarafından , MÖ.197 yılında kurulmuş. Bergama’nın efsanevi kurucusu, Telephosos’un karısı Hiera’ya atfen, şehre, Hierapolis ismi verilmiş.

Antik dönemde; burası, bir kür merkezi olarak uzun yıllar kullanılmış. O devirlerde, burada 15 tane hamam olduğu söylenmekte. Zamanın büyük devlet adamları ve zengin kişileri, tedavileri için buraya gelirlermiş. Tedavileri ise; din adamları ve antik dönem hekimleri tarafından yürütülürmüş.

Şehir; Roma imparatoru Neron döneminde, MS.60 yılında, çok büyük bir deprem geçirir. Çünkü; bulunulan bölge, deprem kuşağı üzerindedir. Zaten; termal suyun çıkmasını da buna bağlamak mümkün.

Denizli Pamukkale: Malum, fay tabakaları arasından çıkıyor. Deprem felaketleri, şehri, bir süre üst üste etkilemiş. Ama, her seferinde de, şehir yeniden onarılmış. Ancak; Helenistik mimari özelliklerini yitirmiş ve tamamen bir roma şehri görünümüne kavuşmuş.

Takip eden dönemde, şehirde, Bizans egemenliği görülür. Egemenlik el değiştirse de, şehir, yine çok önemli bir merkez olma özelliğini sürdürmüş.

ŞEHRİN DİNİ VASFI

Denizli Pamukkale: Şehir; Pagan döneminde, su kaynağının yakınına kurulan dini yapı ile, kutsal bir kimlik kazanmış. Daha sonra ise; MS.80 yıllarında, Hz. İsa’nın havarilerinden, Aziz Philip, burayı ziyaret eder, ancak dini yayma girişimleri nedeniyle, çarmıha gerilerek öldürülür. Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinden sonra ise, Aziz Philip’in burada öldürülmesi, şehit edilmesi olarak düşünülür ve MS. 4’ncü yüzyılda, çarmıha gerildiği yere, bir şehitlik yapılır.

Bu yapıyı, aşağıda daha ayrıntılı anlatacağım. Burada; şehrin nasıl dini merkez olma özelliğini kazandığını ifade etmek istedim. Tabi, bunun yanında, şehirde, tarihi süreç içinde, birçok dini yapı daha yapılır. Böylece; buraya, muhteşem bir inanç turizmi potansiyeli ön plana çıkar ve çevreden insanlar akmaya başlar. Şehrin; arkeolojik literatürdeki ismi olan ” Hall City” (kutsal kent)de bunu kanıtlamaktadır.

Şehir; MS. 12’nci yüzyıl sonlarına doğru, Türklerin egemenliğine girer.

MS.1354 yılında, yine büyük bir deprem olur. Şehir, yine bir taş yığını haline gelir. Terk edilir, yüzyıllar boyunca, sular altında kalır ve harabeler, kalın bir traverten tabakası ile örtülür. İlk defa 1887 yılında, Berlin Üniversitesinde görevli Prof. Human’ın başkanlığındaki bir heyet tarafından kazı yapılır. Dar kapsamlı kalan bu kazıdan sonra ise, 1957 yılında Prof. Paola Verzane başkanlığında çalışmalara başlayan İtalyan heyeti, çok başarılı kazı çalışmaları yürütür.

GENEL

Denizli Pamukkale: Evet, Pamukkale, Türkiye’nin en tanınmış, doğa harikası bir bölge. Yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı. Türkiye’de bu tür yerler olsa da, bu boyutta, bu büyüklükte yok. Şehrin kurulu olduğu yer: Çökelez dağı ve yüksekliği 160 metre. Bu yükselti üzerinde, termal suyun oluşturduğu beyaz görünümlü bölgenin uzunluğu ise, 2700 metre.
2008 yılında, bölgeyi ziyaret eden turist sayısı: 2.800.000. Bölge: 1988 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınmış.
Evet; buralara gelirseniz ve yöresel yemek kültürünün başlıca örneğini tatmak isterseniz, mutlaka Denizli şehrinin içine girin ve çarşıda, tandır kebabı tadın. Mutlaka beğeneceğiniz bir lezzet.

Özellikle; çarşı içinde çok güzel yapan yerler. Bu arada; bu bölgeye geldik, ne alabiliriz, hediyelik veya kendimiz için alışveriş olanakları nedir derseniz. Bu bölgede; çok miktarda, tekstil üretimi üzerine yoğunlaşan fabrikalar var. Yani: bu bölgeden; bornoz, havlu, yatak takımları, nevresim, çarşaf gibi, masa örtüsü alabilirsiniz. Denizli şehir içinde, merkezde, bu tür şeylerin satıldığı alışveriş merkezleri var.

Ama şehre inemezseniz, Pamukkale yolunda da, bu tür alışveriş yapabileceğiniz mağazalar var. Fiyatlar turistlere yönelik olsa da, sonuçta etiketi kontrol edip alabiliyorsunuz. Ne alabilirim, ne satılır, ne alınmalı, ne yenir, ne yenmeli, meşhur yemeği nedir. Denizli ve Pamukkale yöresinde işte bunlar.

GEZİ PLANI

Denizli Pamukkale: Evet, Pamukkale’de nereyi gezelim, nereyi görelim, en güzel, en ilginç, en orijinal yerleri neresi. Ben bir gezi planı yaptım ama bu gezi planı, çok doğal olarak, size öneri mahiyetindedir. Gezilecek yerleri seçerek, kendinize uygun bir plan elbette yapabilirsiniz. Neyse; dedim ya öneri. Burada; gezi planını vereceğim, aşağıda ise, gezilecek yerleri ayrıntılı olarak tanıtmaya çalışacağım.

Karahayıt bölgesinde, çok güzel oteller var. Gün boyu, Hierapolis’te gezinip, sonra bu bölgedeki otellerden birine gelip, açık veya kapalı havuzunda, bütün gün yorgunluğunu giderebilirsiniz. Gerçekten muhteşem güzel ve sessiz bir ortam var. Yalnızca; hafta sonlarında, kalabalık turist gurupları geldiğinde, oteller hareketleniyor. Genelde, hafta içi, çoğunlukla sakin.

Evet; Karahayıt bölgesinden ilerlediğimizde 3-4 km. ötede, Pamukkale’nin kuzey girişini görmek mümkün. Buradaki gişeden biletimizi aldıktan sonra, özel aracımız ile içeriye girebiliyoruz. İçeride; nispeten dar bir asfalt yol var.

Dar çünkü yolun her iki kıyısı da, tamamen, antik kalıntılarla, mezarlarla dolu. Yolda; çevrenizdeki antik kalıntıları izleyerek ilerleyin ve bir süre sonra; aracınızı en uygun bir alanda, yolun kıyısına park edin. Çünkü; antik caddeyi ve antik kapıları görmelisiniz. Evet; aracınızı park ettikten sonra; bir süre, antik mezar yapılarının arasında; tamamen doğal bir ortamda, dolaşabilir, yapıları gezebilir ve inceleyebilirsiniz.

Yeterli tanıtıcı tabela olması güzel bir uygulama. Sonra: antik cadde, sütunları, antik kapılar, tapınaklar, kiliseler, hamamlar, evler ve anıtsal sokaklar. Şehrin ana caddesine girişi sağlayan antik kapıyı görün. Caddenin zemini, tamamen büyük taşlarla kaplı. Ortasından, üzeri yine taşlarla kaplı olan su kanalı geçiyor. Anıtsal sütun blokları, Roma’nın gösteriş ve ihtişamının izlerini taşıyor. Bu bölgede; gönlünüze göre gezin, tarihi canlandırın, o insanların yaşadığı yerde bulunmanın heyecanını yaşayın. Cadde üzerindeki iki anıtsal çeşmeyi görün.

Sonra; yine arabanıza biniyorsunuz ve aynı yoldan ilerlemeye devam ederek; büyükçe bir alana çıkana kadar ilerliyorsunuz. Bu alanın: sağ yanı, travertenler, tam karşıda, müze olan roma hamamı, sol yanda ise, Kleopatra havuzu.

Aracınızı; merkezdeki otoparklardan birine bırakın. Artık; yürüyüş zamanı. Yalnız: ayaklarınızda özellikle terlik olmasına dikkat etmelisiniz, aksi halde travertenlerde, su havuzlarında gezemezsiniz veya gezmeniz zor olabilir.

Evet; önce, sağ yana, travertenlere ilerleyin. Ayakkabı veya terlikle girmek yasak. Suların bulunduğu havuzlar; yer yer derinleşse de, en derin yeri, diz hizasında. Yalnızca: ayaklarınızın ıslak zeminde kaymaması için, biraz dikkat yeterli. Bir de, burada asla ve asla, temizlik kurallarına uymanız gerek. Yani: sigara, kuruyemiş veya kirlilik yaratacak başka herhangi bir şey olmamalı.

Evet, devam ediyoruz, bu pamuk gibi bölgede; nispeten ılık suların içinde, bir süre dolaşıyoruz ve son yıllarda oluşan kirliliği, yani beyazdan öze gri rengin oluşumunu üzülerek izliyoruz ve buna sebep olanlara kızıyoruz. Evet; bazı yerler grileşmiş. Sular; sürekli olarak verilmiyor, özellikle yaz aylarında; suların sık verilmemesi nedeniyle, bazı bölgelerdeki havuzların suları yok, zemin kuru, renk gri.

Travertenlerde dolaştıktan ve muhteşem manzara karşısında fotoğraflarımızı çektikten sonra; çıkıyoruz ve hemen yan taraftaki müzeye giriyoruz. Müzede geziyoruz. Müzeden çıktıktan sonra ise, biraz uzunca bir yol bizi bekliyor. Uzaktan görülen tiyatroya, hafif bir rampadan yukarı yürüyerek çıkıyoruz. Evet: tiyatroda geziyoruz.

Sonra, geldiğimiz yoldan, rampa aşağıya tekrar iniyoruz ve solumuzda kalan, antik havuza girmemiz gerek. Yanınızda; mayo varsa ki, kesinlikle olmalı, mutlaka antik havuza girmeyi tercih edin. Hoş, kalabalık olması belki sizi etkileyecektir ama, girmeseniz bile içeri girip, havuzu görün, içindeki tarihi kalıntılar ile, gerçekten ilginç bir görüntü sunuyor.

Evet; daha öncede söylediğim gibi; Hierapolis yani Pamukkale güzel bir yer. Turistik açıdan birçok görülmesi gereken mekan var. Bunları; kendi tercihlerinize göre, bir sıraya da koyup gezebilirsiniz. Kesin olan şu ki, Pamukkale’ye gitmekten büyük keyif alacaksınız.

TRAVERTENLER BÖLGESİ

Denizli Pamukkale: Evet, travertenler ve üzerlerinde, çeşitli büyüklükteki havuzlar. İsterseniz, önce travertenler ve sonrada bu travertenler üzerindeki beyaz örtünün nasıl oluştuğunu bilelim.
Evet; traverten sözü, nereden geliyor? İtalya’dan. Şöyle ki, İtalya’da, geniş traverten çöküntülerinin bulunduğu bir yer var. Tvoli kenti. Bu kentin; Roma imparatorluğu dönemindeki adı ise: Tivertino. Traverten sözü, işte buradan gelmiş. Biraz geniş ve saçma bir bağlantı diyebilirsiniz, ama sonuçta, bu bilginin doğruluğuna inanmak durumundayız.

Evet: travertenler nasıl oluşuyor? Çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı olarak, kimyasal reaksiyon sonucu, çökelme ile oluşuyor. Bu bölgede; sıcaklıkları 30-90 derece arasında değişen, yirmiye yakın su kaynağı var ki, bu kaynakların varlıkları, antik devirden günümüze kadar geçen yüzlerce yıla dayanıyor. Bu termal su kaynaklarından çıkan su; yaklaşık 300 metre uzunluğundaki bir kanalı geçiyor ve traverten başına geliyor ve buradan, traverten katlarına, aşağıya doğru dökülüyor.

Bu katlarda: suyun aldığı mesafe ise; 250-300 metre. Bu mesafede, traverten katlarında ilerlerken, suyun içindeki kalsiyum karbonat çökeliyor ve başlangıçta ince bir jel halindeki bu beyaz çökelti, zaman içinde kat kat sertleşerek, traverteni oluşturuyor. Beyazlığın oluşumunda; hava şartları, ısı kaybı, akışın yayılımı ve süresi çok etkin. Yapılan hesaplamalara göre, yılda, yaklaşık 1 mm. yani bir tırnak kalınlığında bir beyaz katman oluşuyor.

Bu katman; herhangi bir dış tesir, yani kirlilik olmaz, üstüne basılmaz ise, belli bir süre sonra sertleşiyor ve beyaz bir tabaka oluşuyor. Kirlilik olur, üstüne basılırsa, jel dağılıyor veya tabaka, beyaz değil, gri oluşuyor.

Evet, bu oluşum, günümüzde de halen devam etmekte. Biraz öncede söylediğim gibi, üstte ince bir jel tabakası var. Havuzlara, bu yüzden kesinlikle ayakkabı ile girilmemeli ve çöp atılmamalı. Aksi halde, bu jel tabakası sertleşmeden, su ile akıp gidiyor. sonuçta ise, beyaz tabaka, zamanla kaybolmaya başlıyor. Yani: tedbir alınması şart.

Travertenler böyle oluşuyor. Tabi, bu oluşumu sağlayan suyun; bu beyazlığı yaratma gücü yanında, çeşitli hastalıklara iyi gelen özelliği de var. Bu havuzlardaki termal suların sıcaklıkları, yaz-kış değişmiyor. Hep aynı, 35 derece. Termal sular; iki türlü sağlık etkisi yaratmakta.

İçine girildiğinde: kalp, damar sertlikleri, tansiyon, romatizma, deri, göz, raşitizm, felç, sinir hastalıklarına iyi geliyor. İçildiğinde ise: (elbette kaynağın bulunduğu yerden içildiğinde) mide rahatsızlıklarına iyi geliyormuş. Ayrıca: idrar söktürücü özelliği ve böbrek taş ve kumlarını dökücü özelliği de varmış.

AZİZ PHİLİPPUS ŞEHİTLİĞİ

Denizli Pamukkale: Dini ve ruhani merkez olarak yapılmış bir yapı. Ortasındaki mermer kaplı alanda, azizin mezarı var. Yaklaşık: 20 metre çapındaki sekizgen bölümün üstü, kurşun kaplı bir kubbe ile örtülmüş. Yapıda: dua edilmesi için, küçük şapeller mevcut. Günümüzde, burada, birçok kilise, Aziz Philippus bayramı kutlayıp, ayin düzenliyorlar.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Denizli Pamukkale: Hierapolis kentinin en büyük yapısı. Aslında; bir Roma hamamı. Bu yapı: MS.60 yılındaki büyük depremden sonra, şehirdeki inşaat faaliyetleri sırasında, MS.2’nci yüzyılda yapılmış. Amaç: hemen arkasındaki önemli bir su kaynağından yararlanmak. Kaynaktan çıkan sular, travertenlerin bulunduğu vadiye akmadan önce, bu hamamın kalıntıları üzerinden geçmekte. Akan suyun, kalker oluşturma özelliği devam ettiğinden, bugün, hamamın orijinal tabanı, 4 metre kalındığında bir kalker tabakası altında kalmış.

Roma hamamı; 1984 yılında, restore edilerek, müze olarak hizmete açılmış. Müzedeki; 3 kapalı mekan ve doğu bölümündeki kütüphane, teşhir alanları olarak düzenlenmiş. Açık teşhir alanlarında ise, mermer ve taş eserler sergileniyor. Sergilenen eserler, Hierapolis kazılarından çıkarılan buluntular. Ayrıca; çevredeki, antik kentlerden gelen eserlerde, burada sergileniyor. Biz, sergilenen eserleri salon salon gezmeye başlayalım, mutlaka girin, güzel bir müze.

LAHİTLER VE HEYKELLER SALONU

Denizli Pamukkale: Hierapolis ve Laodikeia kazılarından çıkarılan eserler sergileniyor. Lahitler, heykeller, mezar taşları, mimari sütun başlıkları ve yazıtlar var. Mezar taşları içinde; yöreye ait gelenekleri simgeleyen, aile mezarları ile ilgili örnekleri görebilirsiniz. Müzenin en güzel eseri ise, buradaki: Leodiekima kentinde bulunan bir lahit. Arhon isimli, şehir meclisi üyesi birine ait.

KÜÇÜK ESERLER SALONU

Denizli Pamukkale: Burada; MÖ.4 binli yıllardan beri, birçok uygarlığa damgasını vuran küçük buluntular sergilenmekte. Bunlar; Denizli ve çevresindeki yerleşim yerlerinde ele geçmiş buluntular. Dönemine göre; eski uygarlıkların eserlerinin en güzel örneklerinden olan; Beycesultan höyüğünden çıkarılan eserler, ayrı bir önem taşıyor.

Pişmiş toprak testi, tören kapları ve taş eserler var. Salonun diğer bölümünde ise, Frig, Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait; pişmiş toprak kandiller, adak kapları, cam kaplar, kolyeler, madeni takılar sergilenmekte. Ayrıca: sikkeler var.

HIERAPOLİS TİYATROSU BULUNTULARI SALONU

Denizli Pamukkale: Tiyatronun sahne bölümünü süsleyen eserlerin birçoğu, burada sergileniyor.

Bunlar: Apollon ve Artemis’e ait mitolojik kabartmalar, Roma İmparatoru Severus’un taç giyme töreni, Apollon, Leto, Artemis, Hades ile ilgili heykeller, sfenksler, büst heykelleri ve mimari kabartmalar. Ayrıca; kent tanrıçasının taç giyme töreni ve tiyatro ile ilgili meclis kararlarını belirten yazıtlar.

Evet: buradaki, MÖ.3’ncü yüzyılda yapıldığı sanılan, bir kabartmanın üzerinde, figürlerle anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum. Şöyle ki: ” Hierapolis’te, en iyi müziğin kim tarafından yapıldığı konuşulduğunda, Marsyas isimli bir şehir yerlisi, ortaya çıkarak, tanrı Apollon’a rağmen, kendisinin en iyi müziği yaptığını iddia eder. Marsyas ve tanrı Apollon arasında, yarışma yapılır.

Neticede, Marsyas yenilir ve tanrı Apollon ile yarışmaya girme densizliğini gösterdiği için, şehir meclisi tarafından, derisi yüzülerek öldürülmesine karar verilir. Bu görev için, bir İskitli bulunur. Kabartmada: Marsyas, kollarını kaldırır ve ellerinden bir çam ağacına bağlanır. Karşısında ise: bir iskitli, diz çökmüş, büyük bir taş üzerinde bıçağını bileylemektedir.

Bu sırada, başını kaldırıp, Marsyas’a bakıyor. Arkada ise, tanrı Apollon, bu olayı izlemekte. Marsyas’ı yendikten sonra, iki peri tarafından, kendisine, defne tacı giydirilmiş. Apollon, elinde zafer palmiyesi tutmakta, şerefe içki içerek, olayı ve başarısını kutlamakta.” Evet: kabartma üzerindeki tasvirin hikayesi bu. Bu kabartmayı izlerken, hikayeyi bilirseniz, daha olumlu gözle, kabartmayı izleyebilirsiniz.

ANTİK TİYATRO

Denizli Pamukkale: Yamaca yaslanmış olarak inşa edilmiş. MS.62 yılında, yani depremden sonra, Flavuslar döneminde inşasına başlanır ve MS.206 yılında, Severuslar döneminde inşaat bitirilir. Yani: yaklaşık 144 yıllık bir süreç.

Evet; tiyatronun bugünkü durumu güzel ve çoğu ayakta. Seyirci bölümünde: 50 oturma sırası var. Bu sıralar, 8 merdiven sırası ile, 7 bloka ayrılmış. Tam ortada: krallık locası var. Orkestranın bulunduğu sahnenin önünde, 3.66 metre yüksekliğinde bir duvar ve duvarda ise, 5 kapı ve 6 niş bulunmakta. Bunların önünde ise, 10 sütun var ve mermer sütunların üstleri, istiridye kabuğu şeklinde motiflerle dekore edilmiş. Araları ise, heykellerle süslenmiş.

Kabartma firizde; birçok olay tasvir ediliyor. Özellikle: mitolojik konuların işlendiği sahnelerde, Helenistik dönem heykel sanatının etkilerini görmek mümkün. Bu sahne binasının, kabartmalı frizle süslenmesi geleneğini: Perge, Side ve Nysaa antik şehirleri tiyatrolarında da görmek mümkün.

Nysaa antik kenti tanıtım yazısı.

Perge tanıtım yazısı.

Side tanıtım yazısı.

NEKROPOLLER (MEZARLIKLAR)

Denizli Pamukkale: Kent surlarının dışında ve ova dışındaki tüm yönlerde, bunları görmek mümkün. Mezarların yapımında: kireçtaşı ve mermer kullanılmış.

KUZEY NEKROPOLÜ

Denizli Pamukkale: Anıtlar iyi durumda korunarak, günümüze kadar gelmiş. Yayıldığı geniş alanda, çok sayıda traverten lahit görmek mümkün. Gerçekten, etkileyici bir görünüm. MÖ.2 ve 1’nci yüzyıllardan kalma. Helenistik döneme ait. Sayıları 2000 civarında. İki tür mezar var. Birinci türde: düzgün kesilmiş taşlardan örülü mezar odası ve yapıya girince, küçük bir koridor sonunda, mezar odasına ulaşılıyor. Yapının üstü ise, koni biçiminde toprakla örtülüyor.

Daha çok, seçkin kişilere ait bir mezar modeli. Diğer bir tür mezar ise, bir kaide üzerinde, lahit şeklinde. Bu tür mezarlarda, kaide üzerinde bulunan yazıtta: Yunanca ” bomos ” kelimesi yazılı. Bu kelime: ölünün, yüksekte duran vücudu ile bağlantılı olarak, ” anısını yücelten ” simgesel bir anlam taşımakta. Bu tümülüsler den ve kaide üzerindeki lahitlerden, ortadaki asfalt yol boyunca ve doğuya çıkan bayırda, çok sayıda var.

GÜNEY NEKROPOLÜ

Geniş traverten düzlük, depremin etkisiyle tamamen alt-üst olmuş. Çukur mezarlar ve taş ocağına ait izler var. Bu alanın kuzeyinde, kazı çalışmaları halen sürdürülmekte. Yamaçta, Bizans surlarının bulunduğu yerdeki mezar yapılarında, taş bir kaide üzerinde duran, figürlü, mermer lahitler bulunmuş. Çatı kısmı: kerpiç tuğlalar ile yükseltilmiş ve kiremit örtülmüş. Mezar yapısının içi ise; renkli fresklerle süslenmiş. Değişik bir roma mezar yapısı tarzı olması nedeniyle önem taşıyor.

ANTİK HAVUZ (KLEOPATRA HAVUZU)

Denizli Pamukkale: Muhteşem bir mekan. Sıcak bir su ve, havuzun içinde, bir sürü tarihi kalıntı, sütun başlıkları, büyük mermer parçaları. Binlerce yıl öncesine sizi götüren bir ortam. Pamukkale’nin simgesi olmuş bir mekan. Bir zamanlar, Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın da burada yüzdüğü rivayet edilmekte. MS.60 yılındaki büyük depremden sonra, bu havuz oluşmuş.

Havuzun içinde: bir kısım, antik mimari kalıntılar göreceksiniz. Gerçekten çok orijinal bir görüntü. Bu kalıntılar üzerinde yüzüyorsunuz. Havuzun derinliği fazla değil, su ılık. Ama, dediğim gibi, mimari kalıntılar var, su berrak, bunları görebiliyor ve üzerlerine basarak yürüyor veya yüzebiliyorsunuz.

Sütunlu caddenin yanındaki agoraya ait bir yapı, depremde etkilenerek, bu havuzun bulunduğu yere, yıkılmış. Bu yapının parçaları, halen havuzun içinde. Suyun sıcaklığı nedeniyle, havuz suyunun rahatlatıcı bir etkisi var. Sıcaklık: 35-55 derece arasında. Ayrıca: havuzdaki suyun, birçok hastalığa iyi geldiği söylenmekte, çünkü termal su.

Ücret ödeyerek girebiliyorsunuz. Kabinler var. Bunlarda: mayonuzu giyebilir ve bu ilginç havuzda, elbette kalabalığı yadırgamaz iseniz, yüzebilir veya yüzmek pek mümkün değil ama, suyun içinde, bir kenarda öylece durabilirsiniz. Yine de; mutlaka deneyin.

APOLLON TAPINAĞI

Denizli Pamukkale: Burası; şehirde yaşayan yerli halkın, en eski dini merkezi. Tapınağın altında; pagan dönemine ait, dini değeri büyük bir mağara bulunmakta imiş. Tanrı Apollon, bölgenin ana tanrıçası Kyble ile burada buluşmuş.

Antik kaynaklar; ana tanrıça Kyblee rahibinin bu mağarada yaşadığını ve mağarada bulunan zehirli gazlardan etkilenmediğini yazıyormuş. Hıristiyanlık öncesi, Anadolu inanışında, cehenneme açılan kapı olarak gösterilen kutsal yer; Plotonium, işte burası imiş.

Evet; mağaranın üstüne, zamanla bir tapınak yapılır. MS. 3’ncü yüzyıla tarihlenen tapınak, Apollon tapınağı ismiyle anılıyor. Sütunlu ana girişi ve merdivenleri ayakta. Cephesinin uzunluğu 70 metre. Mermer levhalar ile kaplı birde podyumu var. Tapınağın arka bölümünde ise, merdiven, sütun gövdeleri, başlıklar, kaideler ve sonradan doldurulmuş bir alan var.

Tapınakta; MÖ. 4’ncü yüzyıl yapımı, kıvrımlı giysili, bir kadın heykeli bulunmuş. Bu heykel; Teuxis kızı Apphia’ya ait. Tapınağın önünde, duvarla çevrili bir koruma alanı var.

Tapınağın tabanında, ” Apollon kehanetine ait ” bir yazıt bulunmuş. Yani: burası, bir kehanet merkezi imiş. O dönemde, bölgeye gelen insanlara, kehanet merkezinde, alfabetik sıraya göre, fallarına bakılıyormuş. Kitabede, bu anlatılmış.

ANTİK CADDELER VE KAPILAR

Denizli Pamukkale: Kentin en önemli ve en geniş ana caddesi, 1 km. uzunluğunda. Kenti, bir ucundan, diğer ucuna ikiye bölüyor. Kuzey-güney doğrultusunda uzanıyor. İki yanında, sütunlu revaklar ve önemli kamu binaları varmış. Her iki ucunda ise, anıtsal kapılar bulunmakta.

FRONTINUS KAPISI

Kapı: Julius Sextus Frontınus tarafından, MS.82-83 yıllarında yaptırılmış. Bu nedenle. kapıya, Frontinus kapısı denilmekte. Roma döneminde, kentin anıtsal giriş kapısı olarak kullanılmış. 14 metre genişliğinde, ana caddenin hemen başlangıcında. Düzgün, traverten bloklardan yapılmış.

Üç kemerli girişi, basit bir korniş süslüyor. Her iyi yanda; yuvarlak kulelere yaslanmış. Frizinde, imparator Domitiana’ya atfen yapıldığı yazılı olan bir yazıt var. Bu nedenle: Domitiana veya Roma kapısı olarak da isimlendiriliyor. Bu kapıdan, güneye inen yolun, surla kesiştiği yerde: Kuzey Bizans kapısı var.

GÜNEY ROMA KAPISI

Traverten bloklar ve içinde mermerlerinde bulunduğu malzeme ile yapılmış. Yanlarında, iki adet, dikdörtgen planlı kulelere yaslanmış. Nefis bir bölge manzarasına sahip.

SURLAR

MS. 5’nci yüzyılda, Roma imparatorluğunun, diğer kentlerinde olduğu gibi; Hierapolis kenti de, surlarla çevrilmiş. Surlar;

KUZEY BİZANS KAPISI

Sur sistemine dahil bir kapı. MS.5’nci yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Bizans döneminde, kentin anıtsal girişi olarak kullanılmış. Agora’nın yıkıntılarından alınan, devşirme malzeme ile yapılmış.

Yanlarındaki, kare planlı iki kuleye yaslanıyor. Girişin iki yanında ise, şehri kötü etkilerden korumak için konulmuş konsollar var. Bunlar; aslan ve panter başlı. Günümüze kadar ulaşmışlar, mutlaka görün. İznik surları, giriş kapısında da, bunlardan görmek mümkün.

GÜNEY BİZANS KAPISI

MS.5 nci yüzyılda inşa edilmiş. Traverten bloklar ve mermer malzemeden yapılmış. Sonradan yapıldığı için, burada da devşirme malzeme kullanılmış. İki adet kuleye yaslanıyor.

KARAHAYIT

Pamukkale’yi geçtikten sonra, bir süre daha ilerliyorsunuz ve Karahayıt köyü bölgesine geliyorsunuz. Yani: Denizli’ye toplam 23 km. uzaklıkta. Burası: Pamukkale’ye ise 4 km. uzaklıkta. Ancak; önce yani köye varmadan önce, yolda, sağlı-sollu, beş yıldızlı oteller göreceksiniz.

Bu oteller: Karahayıt suyunu bağlatmışlar, yani, gerek tatil ve gerekse sağlık turizmi açısından, bu otelleri tercih edebilirsiniz. Açık ve kapalı havuzları var. Kapalı havuzlarında termal su var. Açık havuzları ise, gerek tatlı su ve gerekse termal sulu olmak üzere, iki tane. Aslında, bu termal su derken, termal çamurlu su demek daha uygun. Çünkü; su, bildiğiniz berrak su değil, içinde yoğun olarak çamur tabakası var. Zaten, gerçek şifalı olduğu söylenen de, bu çamur imiş.

Köy; oteller bölümünden daha ilerde. Büyük olasılıkla, zaten, köye girmeyeceksiniz. Çünkü: Karahayıt otellerinde kaldığınızda, Pamukkale’ye gidiş-gelişlerde köye uğramaya gerek kalmıyor.

Neden, Karahayıt?

Evet, özellikle yazın, sıcak zamanlarda buraya gittiğinizde, göreceğiniz gibi, bölgede bol miktarda, küçük çalılık var. Bunlara: “hayıt” ismi veriliyor. İşte, bu nedenle, bölgeye karahayıt denilmekte. Birde, bir zamanlar, köye, kara yiğit isimli, Yörük aşireti gelir ve köye yerleşir. Bunların ismine atfen de, bölgeye karahayıt denilmekte olduğunu söyleyenler var.

Evet, oteller, bildiğiniz klasik otel tipi. Burada, sanırım size, sudan bahsetmem gerek. Çünkü, burada, buraya has bir su var. Suyun rengi kırmızı. Çünkü: içinde bol miktarda kükürt bulunmakta. Termal suyun sıcaklığı ise, 25-67 derece arasında değişiyor. Radyoaktivitesi yüksek. Kalp, damar sertliği, yüksek tansiyon, romatizma, siyatik, deri ve sinir hastalıklarının bir kısmına iyi geliyormuş.

Banyo yapılırsa; genişleyen damarlar, kan basıncını düşürerek, kalbi rahatlatıyormuş. Astım hastalarına da faydalı olduğu söylenmekte. Çamur banyosu yapıldığında ise: vücudun dayanıklılığını ve direncini arttırıyormuş. Yanlız, yine bir ipucu: su havuzları, bazen çok sıcak olabiliyor. Havuza birden girmeyin, suyun sıcaklığını mutlaka kontrol edin. Su sıcaklıkları, Pamukkale’deki termal suların sıcaklığından yüksek.

Burada, özellikle, bazı otellerde görebileceğiniz gibi, travertenler beyaz değil, kırmızı ve yer yer yeşil olarak oluşuyor. Bu rengin oluşumunda; suyun içindeki maden oksitleri etkili. Kırmızı renkli travertenler, 60 derece sıcaklıkta çıkan suyun çevresinde oluşmakta.

Evet, Karahayıt’ta böyle. Otellerle, güzel bir pazarlık sonucu anlaşarak, burada kalabilir ve Pamukkale’ye gelmişken, Karahayıt suyundan da yararlanabilirsiniz. İyi tatiller.

LEODİKEİA ANTİK KENTİ

Roma dönemi antik yapılarına ilgisi-merakı olanların mutlaka gidip görmesini öneriyorum. Muhteşem bir antik kent kalıntısı, burada görecekleriniz sizi tam bir antik rüya alemine götürecektir, mutlaka ama mutlaka gidin ve görün.

Burası: Hierapolis kentine yakın, MÖ.3’ncü yüzyılda (261-263) Hierapolis termal su kaynağının, 8 km. yakınında kurulan bir şehirdir. Selevkid ailesinden Antiokhos II. Teos tarafından kurulmuş ve karısı Leodikeia’nın ismi verilmiştir.

Çürüksu (Lykos) ırmağının güneyinde kalıyor.

GENEL

Şehir, kuruluşunu takiben sonraki yıllarda: bir dokumacılık ve ticaret merkezi olmuştur. Hıristiyanlık döneminde ise, Batı Anadolu’da kurulan 7 ünlü kiliseden biri, burada kurulmuştur. Romalılar: kente özel bir önem vermişler ve eyalet merkezi yapmışlardır. İmparator Caracalla zamanında, burada bir seri kaliteli sikke basılmıştır. Halkın katkılarıyla, kentte, çok sayıda anıtsal yapı inşa edilmiştir.

Şehir: MÖ.3’ncü yüzyıldan, MS.7’nci yüzyıla kadar olan 1000 yıllık bir süreçte etkin yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Kalıntılar arasında gezerken: evlerin önünde, ana caddede kaldırımlar göreceksiniz. Onun gerisinde dükkan sıraları ve  daha geride depolar bulunuyor.

Bu dükkanların ön kısmında ise: günümüzde Denizli şehrindeki gelenek olduğu üzere, dükkan sahipleri, müşteri beklerken, diğer dükkan sahipleriyle oturup oyun oynuyorlarmış, yani oyun konsolları görülüyor. Bu oyun konsolları: ortaya bir başlık konulmuş, bunun düz zemin şeklindeki üzerinde, 18 adet taşla oynanan, dama benzeri bir oyun şekli var. Evet,  dükkan sahipleri müşteri beklerken, zamanlarını oyun oynayarak geçiriyorlarmış.

Gezimize devam ediyoruz. Şimdi: kuzeye doğru ilerleyen bir sokak üzerindeyiz ve sağ yanda bir kaldırım var. Bu kaldırımdan: bir eve giriyoruz. Bu evin: meyhane olarak adlandırılan bölümünü görmelisiniz. Burada: küçük bir havuz, 4 tane sütun, sundurma çatı ve su var. Ayrıca: zeminde, kenarda bir kuyu görülüyor. Kuyunun içine: antik dönemde, şaraplar indiriliyormuş.

Dışarıdaki sıcaklık: 36-37 derece iken, kuyunun içindeki sıcaklık, sabit: 16-17 dereceyi geçmiyor. Hatta: şarap uzmanlarının söylediklerine göre, şarabın en iyi içilme sıcaklığının: 16-17 derece olduğu söyleniyor. Evet, antik dönem insanı, buraya şişeyi indiriyor ve sonra müşterisine ikram ediyormuş.

Buradan çıktıktan sonra: şehrin en büyük özelliklerinden biri olan, su dağıtım kanallarını görüyoruz. Özellikle: bir sokağın başında bulunan ve MS.5’ncü yüzyılda yapılan bir su dağıtım terminalini görmelisiniz. Burada: ana borunun çevresinde, üçer tane boru var. Bu üçer tane borunun giriş kısımları birbirinden farklıdır.
Giriş kısımları: biri açık, biri kapalı, biri süzgeçlidir.

Ana su borusundan su geliyor ve 4 sokağa buradaki 12 boru vasıtası ile dağıtılıyor. Herhangi bir problem olduğunda veya sokak oturanları su parası ödemediklerinde, o sokağın boru kısmının başındaki süzgeç kapatılıyor ve su kesilmiş oluyordu. Evet, erken Bizans dönemine ait bu sokak su dağıtım terminalini görmeniz gerek.

Evet, şehirde gezimize devam ediyoruz. Kentin su ihtiyacını karşılayan kanallar ve künkler görülüyor. Biraz önce sokak su dağıtım terminalini görmüştük. Su dağıtımını sağlayan, beşer tane pişmiş topraktan yapılmış su borularının hemen yanında, kirli suyun tahliyesi için ayrı bir su borusu var. Yani: kanalizasyon sistemi. Mükemmel bir alt yapı sistemi kurulmuş. MS.5’nci yüzyılda kurulan ve yaklaşık 1500 yıllık bir su dağıtım sistemi.

Gezimize devam ettiğimizde, şehrin en muhteşem ve önem kazanan yapısına geliyoruz.

KİLİSE

Kutsal haç kilisesi olarak isimlendirilen yapı, ilk olarak 2010 yılı kazılarında ortaya çıkarılıyor. Antik dönemin en önemli ve kutsal yapısı olarak önem kazanıyor. Anadolu’da, 7 kiliseden biridir. MS. 1’nci yüzyılın ortalarında yapıldığı düşünülüyor. Aslında: 7 kilise deyimi, halkı, yani halkın Hıristiyanlığın yayılmasına katkısını ifade ediyor.

İmparator Konstantin gelinceye kadar, Hıristiyanlık dini, evlerde ve gizli mekanlarda, gizli olarak yayılmıştır. Ancak: İmparator Konstantin: 313 yılında, Milano fermanı ile dini yani Hıristiyanlığı serbest bırakıyor. Yani, o döneme kadar, yasak olan dinin, bir anlamda, gizli gizli sürdürüldüğü kentlerden biri, Leodikeia. Burada, dikkat edilmesi gereken husus şu: Hıristiyanlık 313 yılında serbest bırakılmasına rağmen, bu kilisenin 320 yılında faaliyette bulunduğu görülüyor, yani bir anlamda, kilisenin yapılması için 7 yıllık sürenin yeterli olduğu  düşünülemez, kilisenin bundan önce yani 320 yılından önce yapılmaya başlanmış olması büyük ihtimal. Yani: burası, yeryüzünün ilk kilisesi olmalıdır. 313 yılında Hıristiyanlık serbest bırakıldığında, aynı yıllarda, bu kilisenin yapımına başlandığı düşünülüyor.

Antik kaynakların verdiği bilgilere ve kazılardan elde edilen bilgilere göre: MS.1’nci yüzyıldan itibaren, Hıristiyanlık, burada gizli gizli yayılmaya başlıyor. Bu yönü ile, kent, Hıristiyanlar için çok özel ve önemli bir yere sahiptir. MS.4’ncü yüzyılda: ilk 7 kilise ortaya çıkıyor. 4’ncü yüzyıldan sonra ise: Hıristiyan dünyasının ilk dindarları, hacı olmak için kilise ziyaretlerine başlıyorlar.

Biz yine, şehrin kilise varlığına dönelim. Şehirde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu: yaklaşık 15 tane kilise kalıntısı bulunmuştur. Bu çok önemli bir durumdur ve başka şehirlerde böyle bir duruma rastlanmaz. Çünkü: bu şehirde yaşayan zengin ve varlıklı aileler, kendilerine özgü kiliseler yaptırmışlardır. Hıristiyanlığın yayılması için o dönemlerde paraya ihtiyaç bulunmaktadır ve Leodikeialı zenginler, Hıristiyanlığın yayılması için çok para harcamışlar ve birçok kilise yaptırmışlardır.

Hatta, bu durum yani şehrin dini önemi o kadar yoğunlaşmıştır ki, Hıristiyanlık dünyasında, o döneme ait ayetlerde “Leodikeia meleğine sorun” şeklinde, deyimler bulunmaktadır.

Her ne kadar, şehirde 15 civarında kilise kalıntısı bulunmuş olsa  da, yukarıda belirttiğim gibi, bunlardan en önem kazananı: Kutsal Haç Kilisesidir. Bu kilise: 320 yıllarında yapılmıştır ve her şeyi ile, orijinal olarak günümüze ulaşmıştır. Bugün, dünyada, Konstantin döneminde yapılıp, orijinal halini korumuş başkaca bir kilise yapısı bulunmamaktadır.

Halbuki, Konstantin döneminde, 8 kilise yapıldığı bilinmektedir. Burası ise, 9’ncu kilise olarak, hem anıtsal hem de yapıldığı dönemin tüm özelliklerini yansıtması açısından, Hıristiyanlık için ve Hıristiyanlık kilise mimarisinin öğrenilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Evet, Kutsal Haç Kilisesini geziyoruz. Buranın, iki giriş kapısı var. Bu girişlerden: birinciyle doğrudan kilisenin içine giriliyor. Ancak: kuzeydeki kapı, kilisenin içine değil, vaftizhaneye açılıyor. Konstantin döneminde: insanlar yeni yeni Hıristiyanlaştıkları için, Hıristiyan olmayanların kilise içine girmeleri yasakmış. Bundan dolayı, kuzeydeki kapı: Hıristiyan olmayanlar için yapılmıştır.

O dönemde, Hıristiyan olmayanlar, yani pagan olup çok tanrılı dine inananlar, Hıristiyan olmak istediklerinde, kuzeydeki kapıdan giriyorlar ve orada vaftiz ediliyorlarmış. Buradan yani kuzeydeki kapıdan girdiğinizde, vaftizhane odasının holü ile karşılaşıyorsunuz. Burada: Hıristiyanlık dünyası içinde, günümüze ulaşabilen; orijinalliği bozulmamış en erken tarihli ve en eski vaftizhane havuzu bulunuyor.

Hıristiyan olmak isteyen ziyaretçiler: bu havuza bir yanından iniyorlar, kutsal suyun içine giriyorlar, havuzun iki yanındaki  din adamları tarafından vaftiz ediliyorlar ve havuzun hemen karşısındaki yandan dışarı çıkıyorlar. Ama, inanmış bir mümin yani Hıristiyan olarak çıkıyorlar. Elbette: kiliseye girme hakkını elde ediyorlar.

Evet: diğer kapıdan: kilise yapısının içine giriyoruz. Burada: narteks denilen son cemaat yeri için ayrılmış bölüm, kuzey-güney doğrultusunda uzanıyor. İki yanlarında, yarım daire, niş  denilen apsisler var. Burada, kilisenin naosuna geçilen kapı, kapının hemen yanında, fresklerden yapılmış parapert ve üstünde cennet bahçesi figürleri var. Yani: bu kapıdan, kiliseyi girilen bu kapıdan: bir anlamda cennete giriliyor.

Devasa yapının içine girildiğinde, 8 tane muhteşem ayak görülüyor. Üst çatı, bu 8 ayak tarafından taşınıyor. Ayakların üstünde: kırma çatı ve ahşap konstriksiyon söz konusu. Kilisenin içinde: çok zengin özel işlemeler var. Erken dönemde: geometrik ve iç içe geçmiş süslemeler tercih ediliyor.

Bunlar: ölümsüzlüğü sembolize ediyor. Burada: yerde mozaikler var. Bunları mutlaka görmelisiniz, muhteşem güzel. Çünkü: çok ince işçilik söz konusu. Geometrik ve iç içe geçmiş süslemeler, gamalı haçlar, çok güzel. Tarz: Roma tarzı. Örgü süsleme olarak isimlendirilen süslemeler, yer mozaiklerinin temizlikleri tamamlandıktan sonra,  daha da belirginleşecek.

Evet: yerdeki mozaik süslemelerin yan tarafında örgü süslemeler ve ortada haç görülüyor. Bu süslemeler çok kutsal, çünkü: İncil’de, kilise için vahiy söylenmiştir. Kilise: Leodikeia antik kentinin sembolüdür.

Günümüzde: her ne kadar bizim insanımız, bu antik kenti pek yoğun olarak ziyaret etmese de, Hıristiyanlar için burası bir haç merkezi haline gelmiş durumdadır. Burayı ziyaret eden, orta yaşlı Hıristiyanların büyük çoğunluğu, hacı olmak için geliyorlarmış.

Kilise içinde, diğer dikkati çeken bir husus: atlarında, haç işaretleridir. Bunlar: yaklaşık 1700 yıllık haç işaretleridir. Bu taşlar: hemen çevredeki mermer ocaklarından, Baba dağından getiriliyorlar. Şehir büyürken, Baba dağı, Çökelez dağı, Burdur, Afyon ve Kütahya bölgelerinden, birçok mermer buraya getiriliyor.

Hatta: ovanın ortasında, günümüzde bulunmayan bir göl var ve bu gölde, sal taşımacılığı yapılarak, Menderes nehri kanalı ile, bu mermerler ve ticaret malları, denize kadar ulaştırılıyor. Hatta: bu mermerlerin, deniz kanalı ile, Roma şehrine kadar ulaştırıldığı ve birçok yapının, bu kaliteli mermerler ile yapıldığı biliniyor. Roma için: İspanya’nın buğday tarlaları kadar, Anadolu’nun yeraltı kaynakları ve mermer ustaları da muhteşem önem kazanmıştır. Bu ustalar ve kaliteli mermerler ile, Roma döneminde muhteşem yapılar ve eserler ortaya çıkarılmıştır.

Gezimize devam ediyoruz. Bu kez: şehrin tapınak alanına geliyoruz.

TAPINAK ALANI

Burası: MÖ.2-3’ncü yüzyıllardan itibaren kullanılmaya başlanmış ve günümüze kadar sağlam olarak gelebilmiştir. Bu alan: Antoninler dönemine ait tapınak alanı olarak kullanılmıştır. Aslında; alanda eskilere inildiğinde, her uygarlığın burada, kendi tapınaklarını, bir öncekinin üstüne inşa ettiği görülür.

Tapınak alanı: hem tanrı Apollon ve hem de İmparator ve ailesine tapınmak için yapılmıştır. Tanrı yontusunun yanında, İmparator veya eşinin yontusu bulunuyormuş, aynen Mısır’daki firavun kültürü gibi, tanrı yanında, canlıya da tapınılıyormuş.

Evet: alanda, geniş bir avlu var. Avluda, 54 sütun ve hemen gerisinde 4 sütunlu tapınak alanı var. Burada: en ilgi çekici özellik: Denizli horuzu yontusunun bulunması. Kapı bölümünün hemen üstünde: süslemeli bir bölüm var. Buranın üzerinde, MS.150 yıllarına ait, 1850 yıllık “horoz” figürü görülüyor.

Çünkü: horoz, antik dönemde bu bölgede çok sevilen bir hayvan ve coğrafyanın sembolüdür. Hatta: Helenistik dönemde, kandiller üzerinde bile, Denizli horozu figürlerinin görüldüğü söyleniyor. Yani: Denizli horozunun, buradaki varlığının 2200 yıl geriye doğru gittiği belgeleniyor.

Tapınak alanının hemen yanında: gurur duyduğum bir yapılaşma görüyorum. Burası: çelik konstrüksiyon ve kırılmaz camlar ile kaplanarak koruma altına alınmış bir bölüm. Tapınak alanının: hediyelerinin ve hazinelerinin saklandığı alt mekan.

Duvarlarında çeşitli figürler bu alanın korunması için, özel bir önlem alınmıştır. Buranın üstüne çıktığınızda ise: ova ve Pamukkale’nin muhteşem güzel görüntüsüyle karşılaşıyorsunuz. Yani:  Pamukkale ve Leodikeia şehirleri, karşılıklı olarak duruyorlar. Burada yapılan ayinler, sunular: karşı taraftan görülüyor. Ama: zaten, Pamukkaleliler, buraya sık sık geliyorlarmış, çünkü: Leodikeia antik kenti, o  dönemde, bir eğlence ve kültür merkezi olarak önem kazanıyor.

Evet, eğlence ve kültür denilince akla hemen tiyatro geliyor. Ama, bu şehir, Anadolu’da, iki tiyatrosu bulunan bir şehir olarak tek.

BÜYÜK TİYATRO

Bu iki tiyatrodan, birincisi: MS.3’ncü yüzyılda yapılmıştır. Günümüzde olmayan ve o dönemde bulunan göl manzaralı muhteşem bir tiyatro. Anadolu’da, bir ara sokağın, direkt üst gezinti alanına girişi sağlayan tek örnek tiyatro. Burada: devasa harflerle yazılmış bir yazı var.

Bütün oturma basamaklarında, bu tür yazılar var. Bu yazıların anlamı: bu yöredeki bütün antik kentlerin önde gelenleri, Leodikya antik kenti önderliğinde, burada toplanıyorlar ve kendilerine ayrılan sıralarda oturuyorlar ve ticaret ile ilgili genel kararlar alıyorlarmış. Yani, bir anlamda, günümüz Avrupa Birliği benzeri bir yapılaşma.

Tiyatronun seyirci kapasitesi: antik dönemde 12 bin kişi, günümüzde ise 20 bin kişidir. Antik dönemde, insanlar yayıla yayıla ve köleleriyle oturdukları için, oturma kapasitesi nispeten azdır. Tiyatronun sahne binası: yay şeklinde kavisli ve çok büyük bir orkestrası bulunuyor. Biraz önce söz ettiğim gibi, günümüzde olmayan ama o dönemlerde tiyatronun yanında bulunan gölet nedeniyle: tiyatroda, su oyunları da  düzenleniyormuş.

Bu yönü ile de tiyatro önemli. Su oyunları: gemi maketleri-modellerinin yüzdürülmesi, insanların suyun içinde değişik sportif yarışmalar yapması ve ayrıca su içinde değişik çılgınlıkların yaşanması ve mitolojik hikayelerin canlandırılması şeklinde yürütülüyormuş. Ancak, bu eğlencelerin temelinde, şarap tanrısı Dionysos prensipleri esas alınırmış ve bu yüzden, Hıristiyanlık yayılınca, bu su çılgınlıkları da yasaklanmıştır.

Buradaki kazılarda öğrenildiğine göre: bir sanatçı, oyununu o kadar güzel icra etmiş ki, sonuçta, yalnızca Leodikeialılar değil, Bergamalılar da, o sanatçının bronzdan bir heykelini yaptırmışlar. Demek ki, o dönemde, sanata ve sanatçıya çok önem veriliyormuş ve komedyenlerin bronzdan heykeli dikiliyormuş.

KÜÇÜK TİYATRO

Bu tiyatro, daha erken dönemde yapılmıştır. Büyük tiyatronun, 300 metre kuzeybatısındadır.  Helenistik dönem özellikleri gösterir. Alt bölümleri mermer, üst bölümleri ise travertendir. Yaklaşık 15 bin kişi seyirci kapasitelidir. Tiyatro: batıya bakıyor. İmbat denilen esintileri alıyor. Aynı zamanda: karşıda bulunan bir çardak bölümüne bakıyor.

O çardak bölümü, kentin ilk ve en erken yerleşim alanıdır. Bu yerleşim alanında yapılan arkeolojik kazılarda: o dönemlerden kalan: dokuma tezgahı, boya atölyesi, yün boyamacılıkta kullanılan yünler tortu halde bulunmuştur. Yani: Denizli yöresi, demek ki, tekstil kenti olması yönünde, 5500 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Tiyatrodan çıktıktan sonra, antik kentte yürümeye devam ediyoruz ve Anadolu’nun en geniş tören caddesiyle karşılaşıyoruz. Batıda, Efes caddesine ulaşan tören alanı için yapılmıştır. 30.5 metre genişliğindedir. Anadolu’da, antik dönemden kalma, bundan daha geniş cadde yoktur.

Buradan sonra, karşımıza, kentin birinci yani ana su  dağıtım terminali çıkıyor. Buradan: kentin hamam ve jimnazyum bölümlerine su dağıtılıyor. Ama, sular kireçli olduğu için borular zamanla  tıkanmış ve değiştirilmişlerdir. Denizli tarafından gelen su, buradan yukarıya çıkarılıyor ve dağıtım yapılıyor. Evet, bu yönü ile, antik dönemden kalan, tek su dağıtım sistemidir, eşi ve benzeri yok.

Hemen biraz ileride, yeryüzünün en büyük antik döneme ait stadyumu görülüyor. Hemen arkasında, hamam ve cimnazyum yapısı var. Sporcular burada yıkanıyor, cimnazyumda antraman yapıyorlarmış.

Stadyumum seyirci kapasitesi, 25 bin kişidir. Kentin güneybatısındaki yapı: MS.79 yılında yapılmıştır. Uzunluğu: 350 metredir. Genişliği: 60 metredir. Amfi tiyatro şeklinde yapılmış olup, 24 basamaklı oturma sırası bulunmaktadır. Büyük bölümü, tahrip olmuştur.

Burası yalnızca sportif etkinliklerde değil, aynı zamanda gladyatör dövüşlerinde ve gladyatörlerin vahşi hayvanlarla yapılan mücadelelerinde de kullanılıyormuş. Hatta, bu gösteriler o kadar seyirci çekiyormuş ki, çevre şehirlerden de, yüzlerce kişi, buraya geliyormuş.

KENTİN TERK EDİLMESİ

Antik dönemin en önemli kentlerinden biri olan Leodikeia; iki önemli nedenden dolayı terk edilmiştir. Bunlardan birincisi: kentin suyu, Denizli’den yaklaşık 8 km. öteden geliyormuş. Çünkü: kentin bulunduğu yer, ovanın ortasında, yüksek bir platformda, bir masa gibidir.

Çevresinde ise: 3 tane ırmak (Gümüşçay, Başlıçay, Çürüksu) bulunmaktadır. Ama, söylediğim gibi, yükseklik nedeniyle, bu ırmakların suyu kente çıkmıyor ve kentin suyu, su yolları yapılarak Denizli’den getiriliyor. Zamanla, su yolları bozuluyor ve susuzluk sıkıntı yaratıyor.

Diğer bir neden: MS. 5’nci yüzyılda, Sasani ve ardından Arap saldırıları, ovanın ortasındaki bu kenti yaşanmaz hale getiriyor.

Sonunda halk, günümüzde kale içi ve hisar olarak adlandırılan ve suyu bol alanlara yani modern Denizli yöresine taşınıyorlar.

Evet, Leodikeia antik kentinde, 8 yıldır, resmi arkeolojik kazı çalışmaları sürdürülüyor. Antik dünyanın ticaret merkezi, hatta Avrupa’ya medeniyet taşıyan bir kent. Daha sade bir ifade ile, Romanın Anadolu’daki en önemli irtibat noktası ve Hıristiyanlığın öncü yerleşimlerinden biri.

Dünyanın en görkemli antik kentini: mutlaka gidin ve görün, tarihe ve tarihi yerlere ilgisi olanların muhteşem mutlu bir şekilde, şehirden
döneceklerine inanıyorum.

Denizli şehrinin tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için. 

Denizli Çal

Denizli Çal

İlçe, en erken dönemlerden itibaren, leziz şarapları ile ün salmıştır. Hatta, Çalkarası olarak adlandırılan ve dünya çapında tanınan üzüm türüne adını vermiştir. Denizli-Çal arasında karayolunda ilerlerken, bir süre sonra, sağ yanda, bir cami minaresi göreceksiniz.

Ancak, ortada cami yok, yalnızca minare var. Bu ilgimi çekmişti. Bu minare: daha sonra öğrendiğime göre: Şapcılar köyünde “kırık minare” olarak anılıyor.

Burası: aynı zamanda, eski “kayı pazarı” imiş. Daha ayrıntılı bilgi, aşağıda vereceğim.

Bunun dışında, Çal denilince, tamamen yeşilliklerin içinde bir yer olarak hatırlıyorum. Bir de, buranın bir kasabası vardı, Bekilli (Şimdi ilçe olmuş, bu yüzden “Bekilli” başlığı altında, ayrı bir yazıda buradan söz edeceğim ), özellikle şarap üretimiyle öne çıkan bir yer.

Denizli Bekilli hakkındaki yazımı okumak için Denizli Bekilli

Bu kasabaya gittiğimde, iki katlı bir ev büyüklüğünde bir imalathane vardı.

Önünde, bir taşıyıcı kamyon bulunan bu imalathane de, içeri girdiğimizde, buranın sahibiyle tanışma imkanı oldu. Evet, sahibi ile tanıştık ve aynı anda, buranın meşhur şaraplarından ikram edildi. Daha sonra ise, bu şarapların hikayesi.

Sahibinin anlattıklarına göre, özellikle yörede vişne yetiştirilmesine öncülük etmiş, daha sonra vişne şarapları üretilmeye başlanmış. Bu bayağı ünlü bir marka, meyve şarapları üretiyorlar, küçücük bir yer, ama bu markanın şaraplarını birçok ilde bulmak mümkün.

Denizli Çal

ULAŞIM

İlçe, il merkezi olan Denizli il merkezine; 64 km. uzaklıktadır. Çal-Bekilli arasındaki uzaklık: 19 km. Çal-Güney arasındaki uzaklık; 36 km.

Denizli Çal

TARİH

İlçenin, antik dönemdeki adı “Mosyna” dır. Türkler, bölgeye gelene kadar, yöre, bu isimle anılmıştır. Çal adı ise, Çağatay lehçesine göre “yüksek yer” veya “yayla” anlamına gelmektedir. Bu isim, elbette, ilçenin  doğal yapısı nedeniyle buraya verilmiştir.

Çal’ın, bugün bulunduğu yerdeki yerleşimin eski adı ise “Demirciköy”. Çünkü, bu bölgeye yerleşenlerin büyük çoğunluğu, demircilikle uğraşırlarmış.

Çal yöresi: Anadolu Selçukluları döneminde, Türklerin egemenliğine girer. Selçukluların kayı boyundan gelen Türkler, Çardak üzerinden günümüzde Boğaziçi denilen bölgeye gelir ve yerleşirler. Yöre: Sultan II. Murat döneminde, Osmanlı topraklarına katılır ve 1886 yılında, bir kaza haline gelir.

İlçe, Kurtuluş savaşı öncesinde Yunan işgaline uğramaz. Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi’ye, Kurtuluş Savaşında yaptığı hizmetlerden dolayı “İstiklal Madalyası” verilir.

Denizli Çal

GENEL

İlçe, Denizli’nin doğusundaki Çekelez Dağının doğu eteklerinde kurulmuştur. Dağın batı eteklerinde ise, Pamukkale bulunmaktadır.

İlçenin rakımı, yani denizden yüksekliği: 800 metredir. Çal yakınlarından, Büyük Menderes nehri geçmektedir. Nehirde, kısmi olarak balık yetiştiriciliği yapılmaktadır. İklim değerlendirildiğinde ise: kışları soğuk ve uzun süreli, yazları ise serin ve kurak geçer.

İlçe halkı, geçimini: tarımdan sağlamaktadır. İlçede yetiştirilen ürünlerin başında: şaraplık üzüm var. Bu üzümlerden, “Çalkarası” olarak bilinen tür, dünyaca meşhur. Bu çalkarası üzümlerden, ev şarapları yapılıyor.

İlçede bir şahsın heykeli var. Ama bu şahıs, elbette ilçenin isminin duyulmasında büyük emeği geçen biri. Ünlü ressam: İbrahim Çallı.

Pamukkale Üniversitesinin, “Bağcılık ve Organik Tarım” üzerine eğitim veren, iki yıllık yüksek okulu da, ilçede bulunuyor.

Son olarak: Çal insanının genellikle çalışkanlığı ve zekasıyla tanındığını söylemeliyim. Bir  de: Çallı ve yılanı aynı çuvala koymuşlar, biraz sonra, yılan “beni bu çuvaldan çıkarın” diye yalvarmış.

GEZİLECEK YERLER

Denizli Çal Kayıpazarı camii kırık minare

KAYIPAZARI CAMİİ KIRIK MİNARE

Yukarıda kısaca söz ettiğim gibi, Şapçılar köyü, Pazaraltı mevkiinde bulunuyor. Çal-Bekilli kara yolunun 6.km.dedir.

Kayı Pazarı camisi minaresi, 1997 yılında koruma altına alınmış. Minare, temelde kare planlı, silindirik gövdeye kadar moloz taş örgülü, silindirik gövde ise, tuğladan inşa edilmiştir. Şerefeye geçiş, kirpi saçak örgü sistemiyle sağlanmıştır.

Tuğla örgülü petek kısmının üzerinde, külahı yok. Minarenin gövdesinde: kaide üzerindeki bileziğin bulunduğu yerde, enine büyük bir çatlak sonucu, gövdenin aksanından kayması nedeniyle: 2005 yılında Denizli Valiliği tarafından yeniden örülmüştür.

2005 yılında verilen kazı izni sonucu yapılan kazılarda: caminin temellerine rastlanmamış. Ancak, kazı buluntularında, caminin çatısının alaturka kiremit örtülü olduğu anlaşılmış. Yapılan incelemede ise: caminin, pazarın Çal ilçe merkezine taşınması nedeniyle yıkıldığı anlaşılmıştır.

Caminin hemen yanından geçen, Çal-Bekili kara yolunun inşasında ise, buradaki cami ve diğer yapıların taşları kullanılmış. Pazarda: bu camiden başka: yerli Rumların işlettiği bir han, fırın, kahvehane ve dükkanlar bulunuyormuş.

Denizli Çal Sakızcılar Şelalesi-Ağlayan kaya

SAKIZCILAR (AĞLAYAN KAYA) ŞELALESİ

Sakızcılar köyündedir. İlçe merkezine uzaklığı: 22 kilometredir. Şelale, aynı zamanda; suların kayaların üzerinden yere düşmesi nedeniyle “Ağlayan kaya” olarak da biliniyor. 30 metre yükseklikten dökülüyor.

Şelalenin döküldüğü yerde ise, alabalık besleniyor. İlçe halkı tarafından “Hocanın yeri” olarak da bilinen mesirelik, özellikle yaz günlerinde yoğun talep görüyor, zamanınız varsa sizde gitmelisiniz.

Denizli Çal Çakırlar köyü mağarası

ÇAKIRLAR KÖYÜ MAĞARASI

Çakırlar köyü, bodrum mevkiindedir. 1’nci Derece doğal Sit alanı olarak tescil edilerek, koruma altına alınmıştır. Mağara, birbirine bağlı, iki galeriden oluşmaktadır.

Yaprak şeklinde, sarkıt-dikitler bulunuyor. Maradan traverten alımları sırasında giriş kapanmış, mağaraya giriş, ancak sürünerek yapılabiliyor yani zor bir mağara. Amatör gezginler için pek uygun değil.

Denizli Çal Dionisopolis antik kenti

DİONİSOPOLİS ANTİK KENTİ

İlçenin 8 km. kuzeybatısındadır. Ortaköy kasabası yakınlarındadır. Suriye krallığı döneminde kurulmuş olup, daha sonra Bergama krallığı egemenliği altına girmiştir. Tiyatro: dünyada, ilk kez burada oynanmıştır. Bu nedenle, büyük önem taşımaktadır.

Denizli Çal Apollon Nairbenos tapınağı

APOLLON LAİRBENOS (APELLON LERMENOS) TAPINAĞI 

Bahadınlar köyüne 4 km. uzaklıkta, Menderes vadisine hakim, Asartepe olarak isimlendirilen, küçük bir tepe üzerindedir. Bahadınlar köyü ile tapınak arasındaki, yaklaşık 4 km. lik yolun, malzemeli bakımı yapılarak, stabilize hale getirilmesine çalışılıyor.

Buranın diğer benzeri tapınaklardan ayrı, özel bir durumu var. Burada: “katagraphe” ismi verilen ve bazı insanların: mülklerini “tanrıya tahsis etme” anlamını taşıyan yazıtlar var. Ayrıca: sadece Batı Anadolu’da görülen ve daha sonraları Hıristiyanlar tarafından da benimsenen: itiraf (kefaret) geleneğini kanıtlayan yazıtlar bulunmuş.

Şöyle ki: buraya gelen kişiler: kendi istekleri ya da tanrının emri uyarınca: çocukları, evlatlıkları ya da kölelerini; birer “kutsal personel” olarak, tanrı Apollon’un hizmetine tahsis ettiklerini gösteren ve katagraphe adı verilen yazıtları adamak için buraya gelmektedirler.

Ayrıca: kişiler, işledikleri bir günahı itiraf etmek (günah çıkartmak) ve bunu kefaretini ödemek için adak yazıtı sunmak üzere, buraya gelirlermiş.

Bu iki özellik: diğer kutsal alanlarda görülmüyor. Diğer kutsal alanlar: insanların olağan ibadetlerini (kurban kesmek, ilahiler söylemek, tanrılardan yardım ve şifa dilemek, tanrılara şükranlarını sunmak gibi) yaptıkları yerlerdir.

Özellikle, günah çıkartmak, daha sonra Hıristiyanlarca da kabul görmüş, dini bir alışkanlık.

Biraz önce söylediğim gibi: “insan bağışlama şeklindeki bu ibadet türü”, başka bir yerde görülmemektedir. Tanrıya adanan kişi “köle” ise; bu durum köleye özgürlük verildiğini de ortaya koymaktadır.

Fakat, bu özgürlük şarta bağlı idi. Yani, kölenin, adandığı tanrının tapınağında, belli zamanlarda hizmet etme zorunluluğu vardı.

Denizli Çal

Kutsal alanda: sunaklar ve steller üzerindeki yazıtların çokluğu: burada, stel satıcılarının ve taşçı ustalarının yoğunluğunu da ifade etmektedir. Kutsal alan ve çevresindeki buluntuların büyük bölümü: köle ve özgür vatandaşların tanrıya ithaf edilmesini belirten, katagraphe yazıtlarıdır.

Ayrıca, aslında birer adak yazıtı olan, günah çıkartma (kefaret) ya da itiraf (confessio) yazıtları da bulunmuştur. İtiraf yazılarında, kişiler işledikleri bir suçun günahını itiraf ettikten sonra, tanrıya adaklar sunmuşlardır.

Günah çıkartma yazıtları: bu adakları sunan kişilerin, samimi itiraflarını barındırmaları ve bulundukları yörenin sosyal ve kültürel yaşamı hakkında önemli bilgiler vermektedirler. Bu yazıtlardan anlaşıldığına göre, Roma İmparatorluğu döneminde, bölgede, dinin günlük yaşam üzerinde yoğun bir etkisi bulunmaktadır.

Öyle ki, bu tür yazıtlarda, tanrıların, tapınağın arazisinde bulunan yerleşimlerin sahipleri olduğunu belirten ifadeler bile bulunmaktadır. Yani, dinsel bir iktidarın varlığından söz etmek mümkün.

Evet, burası bir Anadolu tanrısı olan “Apollon Lairbenos” adına adanmış bir kutsal alan. Büyük olasılıkla, MS.2.yüzyılda, İmparator Hadrianus döneminde inşa edildiği düşünülüyor.

Kutsal alanın en batısında, Menderes vadisine hakim bir noktada, tanrının tapınağı yerleştirilmiş. Tapınak: ana kayayı kullanan, yüksek bir podyum üzerinde, ön cephesinde dört sütun bulunan plan tipinde ve korinth düzenindedir.

Apollon Lairbenos isimli tanrı: bu tapınak alanındaki tasvirlerde: bir elinde buğday başağı, meşe dalı ya da sunu kasesi, diğer elinde ise çifte balta taşır vaziyette betimlenir. Bazen de omzunda çevresini bir yılanın sarıldığı, çifte balta taşıyan süvari biçiminde betimlenmiştir.

Denizli Çal Hançalar köprüsü

HANÇALAR KÖPRÜSÜ

Hançalar kasabası yakınlarında, Büyük Menderes nehri üzerindedir. Ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Ancak: 1886-1934 yıllarında, köprü tamir görmüş ve bu durum, üzerinde bulunan kitabelerde yazılmıştır.

Çal-Bekili kara yolu buradan geçiyor. Osmanlılar döneminde yapılan köprü, o dönemde, Kayı Pazarına giden yolun üzerinde bulunması nedeniyle, yöreden geçen kervanlar tarafından yoğun olarak kullanılırmış.

Köprü: üç kemerlidir. Orta kemer, yan kemerlerden yüksek ve geniştir. Bu nedenle, Roma dönemi köprülerinin özelliklerini taşımaktadır.

Denizli Çal Bayırlan köprüsü

BAYIRLAN KÖPRÜSÜ

Roma döneminden kalma, tek kemerli bir köprüdür. Bayıralan köyü girişindedir. Köprü: Baklan ovasından, Çürüksu vadisine geçişi sağlayan yol güzergahında bulunmasıyla önem kazanmaktadır.

Denizli Sarayköy gezi yazım için  Sarayköy

Denizli Sarayköy

Denizli Sarayköy

 

Sarayköy denilince aklımda kalan tek özellik Kaplıcalardır. Buralara yolunuz düşerse mutlaka İn Hamamı Kaplıcalarına gidin, özellikçe çamur kürünü deneyin.

 

ULAŞIM

Sarayköy, Denizli arası uzaklık 23 kilometredir. Sarayköy, Aydın arası uzaklık 106 km. Sarayköy, İzmir arası uzaklık 204 km. Sarayköy, Afyonkarahisar arası uzaklık 241 km. Sarayköy, Manisa arası uzaklık: 186 km.

 

TARİHİ

İlçe merkezinin bulunduğu geniş ova, bataklık ve kısmen göl halinde idi ve “Sarıgöl” ismiyle biliniyordu. Zamanla, kuzeyde Buldan yolu üzerinde “Bayramyeri” denen bir adacık oluştu. Bu adacık üzerine “Sarıbey” adında bir aşiret reisi yerleşti.

Aşiret, Oğuz Türklerinden olup, geçimlerini hayvancılıkla sağlayan, sık sık yer değiştiren ve kendilerine Yörük denen bir topluluktur. Sarayköy ismini, bu yöreye ilk yerleşen “Sarıbey” isimli aşiret reisimden almıştır. Bu isim zaman içinde: Sarıgöl ve Sarayköy olarak değişmiştir.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde buranın ismini “Ezineyi Abat” ve “Ezineyi Lazkiye” diye yazmıştır.

1520 yıllarında, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Saraya mensup ve kendini seyyah olarak tanıtan bir görevli, Acısu köyünde misafir kalır. Ertesi günü yola çıktığında ilçenin eski “Pazaryeri” olarak bilinen yerinde, birkaç kadının mallarını satmak üzere toplandıklarını görür.

Bunun üzerine, Saraya mensup görevli bir ferman hazırlatarak tepe üzerine bir kazık çaktırır. Bu kazık üzerine, yazılı ferman bağlatır ve oradan ayrılır. Altın sarısı ve parlak renkli yazılı bu kağıdı görenler burada haftanın “Cumartesi” günleri Pazar kurulmasının yazılı olduğunu görürler. Bu ferman üzerine, o yıllardan bu yana her Cumartesi günü, ilçede Pazar kurulur. Bu Pazar zamanla tanınır, ünlenir ve hatta Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bile yazılır.

Evet gelelim ilçenin tarihi geçmişine: 1763 yılına kadar burası bir köydür. Aynı tarihte Aydın iline bağlı bir bucak olur. 1867 yılında Denizli’nin kaza olmasıyla, Denizli iline bağlı bir nahiye olur. 1882 yılında ise Denizli sancak olunca, Sarayköy, Denizli Sancağına bağlı bir kaza olur.

Her yıl 24 Mayıs günü “Milli Mücadeleye Katılış” günü şenlikleri yapılır.

 

Denizli Sarayköy

GENEL

İlçe Aydın dağları ve Menteşe dağları arasında akan Büyük Menderes nehri nedeniyle, aynı ismi alan ovada yerleşmiştir. Bazı köyler ise çevredeki dağ eteklerindedir. İlçe merkezinin kuzeyinden Büyük Menderes nehri geçer. Nehrin suladığı Sarayköy ovası, sulu tarımın yapıldığı verimli bir arazidir.

Özellikle: erik, kayısı ve şeftali üretimi yoğundur. Ayrıca seracılık yoğundur. Yörede Akdeniz iklimi hakimdir. Buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise çok soğuk ve yağışlı geçer. Yöre insanının en büyük ekonomik etkinliği, dokumacılıktır.

Eski zamanlardan bu yana Babadağ ve köylerinde yürütülen dokumacılık, son yıllarda Sarayköy’ün çevre köylerine de girmiştir. Burada genellikle fason ham bez üretimi yapılmak, desen baskılar yapılarak çarşaf ve nevresim halinde piyasaya sürülmektedir. Bölgede yurt dışına ihraç yapılan iki fabrika bulunmaktadır.

 

Denizli Sarayköy Deve güreşleri

DEVE GÜREŞLERİ

Her yıl Ocak-Şubat aylarında geleneksel deve güreşleri yapılarak kış turizminin yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır. 

 

Denizli Sarayköy

GEZİLECEK YERLER

 

Denizli Sarayköy Ahmetli Köprüsü

AHMETLİ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Ahmetli Mahallesinde, Büyük Menderes nehri üzerindedir. Bölgedeki en eski köprülerden birisidir. Roma dönemi mimari özelliklerini yansıtır. Dört kemerli olan köprünün uzunluğu 55 metre, genişliği 4.75 metredir. Kemer açıklıkları ise 5.50 metredir.

Köprü yuvarlak kemerli olup tamamen traverten malzemeden yapılmıştır. Kuzey tarafındaki iki kemer, 1’nci Dünya Savaşı sırasında Batı Anadolu’yu işgal eden Yunanlıların Denizli’ye geçişini engellemek amacıyla, Türk kuvvetleri tarafından yıkılmıştır.

Yıkılan kemerler, Cumhuriyet döneminde orijinal ayaklarının üzerinde betonarme tabliyelerle onarılmıştır. Yakın zamana kadar kullanılan köprü, hemen yanına yeni bir köprü yapılmasından dolayı kullanım dışı kalmıştır.

 

Denizli Sarayköy Tren İstasyonu

SARAYKÖY TREN İSTASYONU

İlçe merkezinde bulunan istasyon, 1896 yılında İngiliz Oriental Railway Company tarafından İzmir-Aydın ve Şubeleri Demiryolu Hattı kapsamında yapılmıştır. Alanda idari bina ile ahşap ambar binası bulunur. İdari bina, dikdörtgen planlı, tek katlı, taş örgülü ve kırma çatılıdır.

Ön ve arka cephesinin bir kısmını kaplayan ahşap sundurması batı cephesinden dolanarak U şeklini almıştır. Sundurma ahşap direkler üzerine oturtulmuştur. Yapının kapı ve pencereleri dikdörtgen formlu ve ahşaptır.

Düz sövelerle çevrelenmiş olan kapı ve pencerelerin üzerine tuğladan basık kemerler yapılmıştır. Cephelerinin köşeleri şaşırtmalı şekilde döşenmiş kesme taşlarla hareketlendirilmiştir. İstasyon günümüzde kullanılmıyor.

 

SULTAN SARI BABA TÜRBESİ

 İlçe merkezine bağlı Tekke Mahallesindedir. 18 veya 19’ncu yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Türbe, Anadolu’nun Türkleşmesi sırasında Horasan’dan geldiği söylenen din büyüğü Sarı Baba’ya aittir. Türbe yapısı, orijinalinde birbirine bitişik iki sekizgen planlı odadan meydana gelmektedir.

Ancak bilinmeyen bir tarihte yapılan tadilatla giriş kısmı değiştirilmiştir. Duvarları karkas tekniği üzerine taş malzeme ve harçla yapılmıştır. Yapının çatısı kiremitle kaplıdır. Çatı saçağı kademeli yapısıyla dikkat çekmektedir. Türbenin giriş kısmı üç ahşap sütun üzerine oturtulmuş 2 adet Bursa kemerine benzer kemere sahiptir.

Giriş kapısı oldukça alçak bir noktada olup ahşaptır. Giriş kapısının iki yanında birer adet yekpare taş söve vardır. Kapının üzeri kilitli taşlardan yapılmış basık kemerle çevrilidir. Sanduka odasına, türbedar odasının içinde bulunan oldukça alçak bir kapıdan girilir. Sanduka odasının tavanı, ortasında iç içe yerleştirilmiş yıldız motifleri bulunan işlenmiş ahşap plakayla süslenmiştir.

Her yıl çok sayıda kişinin ziyaret ettiği Sultan Sarı Baba Türbesi, 2012 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir.

 

TEKKE CAMİSİ

İlçe merkezine bağlı Tekke mahallesindedir. 1900 yılında yapılan cami, Osmanlı dönemi mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Caminin bahçesinde Sultan Sarı Baba Türbesi bulunur. Bahçenin bitişiğindeki parselde ise caminin haziresi vardır. Hazirede 1873 ile 1874 ve 1911-1912 yılları arasında mezar taşları bulunmaktadır.

Kare planlı olan caminin duvarları yığma moloz taş olarak inşa edilmiştir. Son cemaat yerinin üst örtüsü, beş adet ahşap sütun üzerine oturtulmuştur. Bu üst örtüde 4 adet Bursa kemerine benzer kemer yer almaktadır. Son cemaat yerinde, üst örtüyü yarıp geçen oldukça yaşlı bir ardıç ağacı vardır. Harime giriş son cemaat yerinin ortasında bulunan dikdörtgen formlu ahşap kapıdan sağlanmaktadır.

Harim kısmının zemini ve tavanı tamamen ahşaptır. Camini mihrabı iki kademeli bir nişten meydana gelmektedir. Mihrap duvarının her iki yanında birer ahşap pencere vardır. Mihrap duvarının sol köşesinde ahşap kürsü bulunur. Mihrap ile duvardaki sağ pencere arasında ahşap minber bulunur. Caminin batı duvarında da iki adet pencere mevcuttur.

Pencereleri dikdörtgen formlu ve ahşaptır. Doğu duvarının tam ortasında bulunan kare formlu küçük pencere açıklığı dikkat çekmektedir. Son cemaat yerinin harim duvarındaki kapının solunda bir pencere daha vardır.

2012 yılında Sultan Sarı Baba Türbesi ile birlikte aslına uygun olarak restore edilen Tekke camisi, günümüzde ziyarete ve ibadete açıktır.

Denizli Sarayköy İn hamamı kaplıcaları

İN HAMAMI ILICALARI

 

Denizli-Aydın karayolu üzerinde, Sarayköy ve Buharkent’e 10 km uzaklıkta, Kızıldere Mahallesine 5 km uzaklıktadır.

Tekke hamamı mevkiinde bulunan kaplıcalar halk arasında “Kokar Hamamı” diye de biliniyor. Termal su, yüzeye yakın bir yerden 90 derece sıcaklıkta çıkıyor ve 38-40 derecede termal tedavilerde kullanılıyor. Öte yandan açılan kuyulardan ve sondajlardan çıkarılan suyun sıcaklığı 140 dereceye kadar çıkıyor ve kaplıca haricinde bu su seraların ısıtılmasında kullanılıyor.

İzmir Bölge Hıfzısıhha Enstitüsü Müdürlüğü tarafından 2004 yılında yapılan analiz sonuçlarına göre, kaplıcada çıkan sodyum bikarbonatlı, sülfatlı kükürtlü, florürlü ve termomineralli suyun kimyasal özellikleri ortaya konulmuştur. Buna göre: Kaplıca: banyo uygulamaları şeklinde değerlendirildiğinde, romatizmal hastalıklardan romatoid, artrit, ankilozon başta olmak üzere kronik dönemlerde kronik bel ağrısı, eklem hastalıkları ve yumuşak doku rahatsızlıklarında etkilidir.

Denizli Sarayköy İn hamamı kaplıcaları

Kaplıca çamur kürleri şeklinde de kullanılır. Bu çamura: turba çamur deniliyor. Çamur organik ve inorganik bileşenlere sahip ve binlerce yılda oluşmuştur. Suda çözülebilen kremsi yapısı sayesinde deriden kolay çıkabilen turba çamur, biomineraller, vitaminler ve diğer pek çok organik madde içeriyor.

Çamur kürleri, özellikle cilt hastalıklarında oldukça yoğun kullanılıyor. Ayrıca mantar, kaşıntı, uyuz, sedef gibi hastalıklarda hızlı ve etkin sonuçlar verdiği söyleniyor. Hatta, bölgeden çıkarılan sudan: kremler, şampuanlar ve sabunlar üretiliyor.

Sonuç olarak, burada iki tane termal otel bulunuyor. Bu tesisler oldukça lükstür.

 Denizli Bekilli gezi yazısı hakkında  Bekilli