Antalya Beldibi

Antalya Beldibi

Antalya’nın 25 km. batısında. “Olympos Beydağları Sahil Milli Park” ı içinde. 4000 dönümlük, ince uzun bir ova üzerinde. Yüz elli yıl öncesine kadar, buralar, tamamen meşe ormanları ile kaplı imiş.

Beldibi denince, aslında buraya varmadan, hemen yolun solunda, yol ile deniz arasında kalan güzel bir plaj bölgesi ve hemen kının karşısında yöre halkının “sıçan adası” olarak isimlendirdikleri bir ada göreceksiniz.

Topçam plajı: Antalya’nın en çok ilgi gören, çam ormanları içinde bir plajı. Dalış yapmak isteyen amatör dalgıçlar için, bu sahil ideal bir yer.

NESOS LYRMATEİA-REŞAT ADASI/SIÇAN ADASI/GÜVERCİN ADASI:

Topçam plajının hemen karşısındadır. Zaman içinde değişen isimleriyle bilinir. “Lyrnas Adası” anlamındaki adını, karşı kıyıdaki Lyrnas’tan aldığı anlatılmaktadır. 

Pseudo Skylas: “Lyrnateia” olarak söz eder. Roma dönemindeki adı “Çekirge Adası” anlamındaki “Attelebusa” dır. İtalyan denizcilere yol gösteren bahriyenamelerde Renathia, Aratia gibi isimlerle geçer. Piri Reis 1522 tarihli eserinde Güvercin adası demiştir. 18-19’ncu yüzyıl kaynaklarında rasat olarak geçmesi nedeniyle, burada köle satışının yapıldığı düşünülmüştür. 

Antalya limanının hemen batısında, kıyıdan 700 m açıkta, küçük, kayalık bir adadır. 

Bir yanı dik, ulaşılmaz bir kayalık, diğer yanı denizden itibaren dik yamaçlanan kayalık yapıdadır. 

Sahile bakan tarafında su kotuna yakın paralel bir koruma duvarı uzanır. İşçiliği Bizans dönemine işaret eder. Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Asıl erken kalıntılar tam tepededir. Kuş pisliklerinin kapladığı yoğun cangıl içinden sürünerek zorla çıkılır. Ve, adının neden güvercin/kuş adası olduğu da böylece anlaşılır.

Tepede kule bulunmaktadır ve işçiliği Helenistik dönemdendir. Kule, Antalya tarafında ve tüm Akdeniz’e bakmaktadır. Kulenin sahil tarafındaki yamaçta yoğun bitkiler arasında birkaç yapı bulunur. Bunlardan ikisi, iyi yalıtılmış sarnıçtır. Bunların da işçiliği tepedeki kuleyle aynıdır. Anlaşılan burada bir deniz garnizonu konumlanmıştır. Bugün ise hemen dibinde Balıkçı Barınağı bulunuyor.

Söylentiye göre: Harrunnür Reşit zamanında, bu ada Arap donanması için bir süre donanma üssü olarak kullanılmış ve adaya bu nedenle, bu isim verilmiş. Ancak yerli halk, daha öncede söylediğim gibi, adanın kıyıdan görünümü sıçana benzediğinden, adaya sıçan adası ismini takmış.

Ada, görüldüğünde sanki kıyıya yakın gibi duruyor ve buna güvenip veya aldanıp demek sanırım daha doğru olur, adaya kadar yüzmeyi deneyenler oluyormuş. Başarıp ta adaya yüzebilenler ise, adanın çevresindeki muhteşem akıntıya kapılıp gidiyorlarmış, yani “böyle bir denemeyi aklınıza bile getirmeyin “demekte yarar var.

Evet; Beldibi, 1994 yılında belde olmuş.

Doğası, narenciye ürünleri, yürüyüş yolları, günübirlik piknik alanları, turistik tesisleri ve çevresindeki alışveriş merkezleriyle, bugün önemli turizm merkezlerinden biri haline gelmiş.

Buranın en büyük özelliklerinin başında: çok miktarda ve ülke turizmine büyük hizmet veren; tatil köyleri ve otellerin bulunması.

Ayrıca: mağaraları ile ünlü. Sarıçınar, Hayıtlıgöl, Belbaşı, Haçlı ve Beldibi Mağaraları var. Bu mağaralar yol üzerinde değil. Mağara gezilmesi yönündeki tercihinizin olması ve de ana yoldan sapmanız gerekiyor.

Bu nedenle; ayrıntıya girmiyorum. Yalnızca, yol üzerindeki bir mağaradan kısaca söz edilebilir. İlginizi çekerse, kısa bir mola verip, ana yoldan fazla ayrılmadan, bu mağarayı görebilirsiniz. Evet, bu mağara, Beldibi (Kumbucağı ) Mağarası. Sınığak biçiminde. Beldibi plajının yakınında.

Denizde 50 metre uzakta ve 25 metre yükseklikte. Çamdağ Tüneli, mağarayı bulmanıza yardımcı olabilir. Şöyle ki, tünel girişinin yanında, mağaraya gelen ziyaretçiler için otopark var. Tel örgü ile çevrili olan mağaranın ön kısmında, Antalya Müzesi tarafından konulan bir tanıtım levhasını görebilirsiniz.

Mağarada yapılan araştırmalardaki buluntular, buradaki yaşamın, neolitik çağlara yani MÖ.10 binlere kadar gittiğini ve devamlı olarak iskan yeri olarak kullanıldığını belirliyor. Buluntular arasında; çakıl taşına boyama ve kazma yolu ile işlenmiş veya heykel şekline getirilmiş sanatsal nitelikte eserler yer almakta. Bunlar; Antalya Müzesinde.

Günümüzde, mağarayı, dar bir kumsalın denizden ayırdığı mağara içinde neler görülebilir? Arka duvarlarında bulunan resimler dikkati çekiyor.

Çok eski devirlerden kalan bu resimlerin benzerlerine, ne Anadolu’nun başka diyarlarında ne de dünyanın başka bölgelerinde rastlamanın mümkün olmadığı sanılıyor, yani çok ender bulunabilecek orijinli, ilginç 15 tane resim var.

 

LYRNAS-BELDİBİ-HAYITLIGÖL  

Evet Beldibi günümüzde her ne kadar tatil köyleri ve otellerin yoğun olduğu bir yer olsa da bir  zamanlar yani antik dönemdeki Beldibi nasıldı? Şimdi ondan söz edeceğim.

Miletli Hekataios: “Lyrnas’ın Pamphylia’da bir polis olduğunu” söyler. Helenistik dönemde ise bir kasaba olarak söz edilmektedir. 

Thebe ile aralarında 7.5 km mesafe vardır. 

Lyrnas, Homer’de “Lyrnessus” olarak Thebe ile birlikte anılır. Beldibi’nin 3 km kuzeydoğusunda, Hayıtlıgöl’dedir. 

Küçük bir kayalık üzerinde kurulu kentten 30-40 civarında Helenistik ve Roma yapısı günümüze kalmıştır. Bizans dönemine ait bir yapı gurubu da gözlenmiştir. Yapıların kaya kesimleri görünür. Helenistik bir yazıtta “Tenedos ile Phaselis arasında bir anlaşma yapıldığı” öğrenilir. Yalın lahitler, basit kiremit mezarlar ve khamosorion mezarların varlığı görülür. Arapsuyu’nda yapılan bir kazıda Lyrnas’taki gibi kiremit mezarlar bulunmuştur. 

Stadiasmus Maris Magni’den yola çıkılarak Konyaaltından Beldibine kadar Tenedos, Thebe ve Lyrnas’ın lokalizasyonu bilinmektedir. Ancak bu küçük yerleşimlerin sahil kolonileri olduğu düşünülür. 

BELDİBİ MAĞARASI:

Beldibi çevresindeki dağlarda çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bunların bir kısmının prehistorik adam tarafından kaya sığınağı olarak kullanılmış olduğu saptanmıştır.

Kumbucağı, Hayıtlıgöl, Sarıçınar ve Haçlı mağara, duvarlarında kaya resimleriyle 15-20 bin yıl önceye, Üst Paleolitiğe tarihlenir. Demir oksitten elde edilmiş kırmızı boya ile çizilmişlerdir. Çok basit çizgisel şekillerden oluşan kaya resimlerinin konusu belirsizse  de haç biçimindeki çizimlerin insanı temsil ettiği öngörülmektedir. Bunlar, muhtemelen o mağarada yaşayanların resimleridir. Yani ilk Beldibi sakinlerinin fotoğraflarıdır. Beldibinde 6 tane Paleolitik sığınak olduğu belirtilir. Bu kültürler topluluğu, Beldibi prehistorik kazılarını yürüten uzmanlar tarafından “Beldibiyen, Kemeriyen, Belbaşıyen” olarak adlandırılmış ve bölge prehistoryası, yerel isimlerle simgelenmiştir. 

Beldibi-Kumbucağı sığınağının 2.5 km kuzeybatısında Belbaşı sığınağı bulunur. Burası Beldibinden daha sonra iskan görmüş ve aynı zamanlarda terkedilmiştir. Çok sayıda kemik aletler, mikrolitikler genellikle avlanmak ve deri işçiliği gibi işlerle ilgilidir.

Avlayıp besledikleri hayvanların çoğunluğunun geyik, dağ keçisi ve domuz olduğu, ele geçen yanmış hayvan kemiklerinden anlaşılmıştır. Asıl ilginç olan ise, bir genç kıza ait yanmış kemiklerin bulunmasıdır. Kemik üzerindeki çentiklerin, içteki iliğin çıkarılması amacıyla yapıldığının kesin olduğu, dolayısıyla sığınakta insan da yenmiş olabileceği düşünülür. 

Hisarçandır’da bulunan Karain sığınağı, bölgede dönemler  boyunca kullanılmış daha pek çok sığınak olabileceğini gösterir. Karain sığınağı duvarlarında insanlar, geyik ve dağ keçileri resmedilmiştir. 

Yazısız zamanların ardından, 3 binden itibaren yerli Solymlerin yaşadığı bölgeye dahildir. Pamphylia denizinin batısında sahili perdeleyen Bey Dağlarının batısına Lykia Bölgesi halkları ve doğu kesimine de Greklerin gelmesiyle asıl yerli halk, topraklarından olmuş, merkez Termessos’a, Mnara’ya ve dağlara doğru geri çekilmiştir. 

Beldibi, sarp kayaların sahile dik indiği zor bir arazi yapısına sahiptir. Bugün, sık sık tünellerle geçilmesi bundandır. Bu zorluğu, yolsuz zamanlarda, herkes gibi, İskender de yaşamıştır. Makedon kralı İskender’in, Klimaks (Merdiven) dağlarının aşılmaz kayalıkları karşısında sahilden, çoğu zaman deniz içinden ilerleyebilmiştir.

Bu  durumu Strabon şöyle anlatır: “Pamphylia Denizi kenarında Klimax olarak adlandırılan ve sahil kenarında, durgun havalarda yolcuların ancak geçebileceği kadar meydana çıkan, deniz kabardığında ise  dalgalar ile tamamen örtülmüş dar bir geçit noktası bırakan bir dağ bulunmaktadır. Dağ aşırı giden yol dolambaçlı ve dik olduğu için iyi havalarda sahil yolu kullanılır. İskender ise, kışa yakalanmasına rağmen şansına aşırı inanan biri olarak, dalgalar çekilmeden önce yola çıktı ve askerleri bütün gün göbeklerine kadar suya batarak yürüdüler”

Evet, Beldibi hakkındaki bu ana girişten sonra, Şimdi Beldibi Mağarası:

Beldibi Mağarası: Antalya-Kemer sahil yolunda Çamdağ tünelinin çıkışındadır. Denize 800 metre uzaklıktadır. Denizden 25 m yüksekliktedir.

Mağara Kemer merkeze 19 km uzaklıktadır. Giriş ücretsizdir.

Mağara: 1956 yılında keşfedilmiştir. Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Kemer Beldibi Mağarası

Mağaranın genişliği 5 metre, derinliği 4 metre ve yüksekliği 3.5 metredir. Sığınağın taban kodundan 12 metre yukarıdadır. Mağara: 12 metre kalınlığında dolgu toprağına sahiptir.

Mağarada yapılan kazılar sonucunda: mağarada 6 farklı katmanla karşılaşılmıştır. Eski dönemlerde mağarada yaşayan toplumların, avcı ve toplayıcı oldukları anlaşılmıştır.

Mağara içinde: Paleolitik, Metolitik ve Neolitik dönemlere ait buluntular vardır.

Ancak günümüzde mağaranın içinde bulunan dolgu tabakaları, yağmur suları ve rüzgarların oluşturduğu doğal tahribat nedeniyle yok olmuştur.

Mağarada yapılan arkeolojik araştırmalarda: toplam 6 tabaka teslim edilmiştir. Üst Paleolitik ve Mezolotik döneme ait çakmaktaşı aletler bulunmuştur.

Beldibi mağarası iki bölüme ayrılmaktadır.

Bu bölümler: Yukarı Beldibi ve Aşağı Beldibi bölümleridir.

Aşağı Beldibi Mağarası-Kaya Sığınağı:

Mağaranın altında: kayalığın yarım daire biçiminde, teras halinde denize uzanan kısmında, terasın genişlediği yerde 3 metre uzunluğunda cephesi olan, derinliği ise birkaç metreyi geçmeyen bir “Kaya Sığınağı” vardır.

Esas kazı yapılan yer burasıdır.

Burada: 6.20 metre derine inilerek kazılar yapılmıştır.

BULUNTULAR:

Bu sığınakta yapılan çalışmalarda çok sayıda bulgu elde edilmiştir. Üst Palaolitiğe ait olan bu bulguların en ilginci: üzerinde insan çiziminin bulunduğu bir çakıl taşıdır. En önemlilerinden biri de 16 cm uzunluğunda bir balık figürüdür. Gözü, ağzı ve hatta üstündeki pulları bile işlenmiş olan balık, Anadolu’da bilinen en eski heykelciktir. 

B tabakasında çanak-çömlek bulgularla Neolitik katman tanımlanır. Artık tarım zamanıdır ve artık mağara terkedilmiştir. Bunun ardından Beldibin’de ilk köy kurulmuş olmalıdır. 

Kaya sığınağının arka duvarında: 1956 yılında boyalı resimler keşfedilmiştir. Kaya altı sığınağı duvarlarında; şematize edilen insan, dağ keçisi ve geyik resimleri bulunmaktadır.

2014 yılında duvar resimleri levha ile kaplanarak koruma altına alındı. Ayrıca mağaranın girişi de define avcılarından korunması için, tel örgü ile çevrildi. Ancak günümüzde bu koruma şemsiyesinin de tahrip edildiği görülmektedir.

Ayrıca: burada çeşitli objeler bulunmuştur. Burada, çakmak taşından olta benzeri aletlerle birlikte çeşitli çakmak taşı aletler bulunmuştur. Bunlar: muhtemelen değişik bir ok ucu veya delici olarak işlev taşımaktadır.

 

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Kemer Phaselis

Kemer Phaselis

Antalya-Kemer arasındaki yolda ilerlerken; Kemer-Phaselis tabelasını gördüğümde, hiç tereddüt etmeden yoldan saptım ve kısa bir süre sonra bu güzel antik kentin kalıntılarını, muhteşem bir doğa ve deniz manzarası eşliğinde yeniden izleme fırsatı buldum.

Evet Phaselis antik kenti, günümüzde Kemer ilçesi Tekirova Beldesindedir. Phaselis antik kenti ve çevresi, Olympos-Bey Dağları Milli Parkı içinde, tarihi ve doğasıyla güvenceye alınmıştır. Kentin arkasında 2400 m yükseklikteki Tahtalı Dağı görülür. 

Burada Kemer Phaselis antik kalıntıları gezebilir, büyük çam ağaçlarının gölgesinde oturup, denizi izleyebilir, belki de kitabınızı okuyarak, dinlenebilirsiniz.  

 

ULAŞIM:

Antalya-Kumluca kara yolunun, 57.km.sinden, güneye dönünce, yaklaşık 1 km. sonra, Phaselis antik kentine ulaşmanız mümkün. Şehrin: Kemer merkeze uzaklığı, toplam 16 km. Antalya’dan gelenler, Kemer’e varmadan, tabelayı gördüğünüzde, sola dönmeniz gerekiyor.

Bölgenin en güzel plajlarından biri burada. Çam ormanı, çevreyi kaplayan çam kokuları, cır cır böceklerinin uğultusu ve muhteşem bir manzara. Denizi akvaryum gibidir.

Giriş ücretlidir. Ama, buranın giriş kapısında da, geçici müze kartı almanız mümkün ki, kesinlikle müze kartı almanızı öneririm.

Kemer Phaselis Genel Özellikleri

KENTİN ADININ ÖYKÜSÜ:

Kentin adı konusunda çeşitli öneriler vardır. Bir iddiaya göre” Sami kökenli dillerden gelir ve anlamı “Tanrının Koruluğu” dur. Bir diğer görüşe göre: “Luvice Passala’dan gelen adının anlamı gibi tam bir deniz kentçiğidir.” Yunanca’da bir fasulye/bezelyeye benzeyen tekne formundan geldiği en yaygın iddiadır. Latince de “Phaselus” bir tekne tipi için kullanılır. 

 

Kemer Phaselis kentin kuruluş öyküsü

PHASELİS KENTİ HAKKINDA ANTİK DÖNEMDEN KALAN KAYITLAR; 

Strabon: “Pamphylia sınırına doğru kurulmuş olan Phaselis Lykia’dır. Fakat genel bir ilişkisi yoktur ve başlı başına bir kuruluştur” der.

Titus Livius: “Phaselis Lykia-Pamphylia sınırındadır. Dibe doğru uzanır ve Kilikya’dan Rhodos’a giden yolcular tarafından ilk görülen kara parçasıdır ve gemilerin uzaktan bile görünmesini sağlar” der.

KENTİN KURULUŞ ÖYKÜSÜ:

MÖ 690 yılında: Rodoslu Lakios ve arkadaşları: kent kurmak için Phaselis’i seçtiklerinde: bu bölgenin: Kylabras adlı bir çobana ait olduğunu öğrenirler.

Çobanla pazarlık yaparlar ve kendisine bir parça mısır ya da bir parça kurutulmuş balık teklif ederler.

Çoban Kylabras: kurutulmuş balığı tercih eder. Kent halkı, daha sonraki tarihlerde, her yıl tuzlu balık yaparak, Kylabras’ın anısına saygı dururlar, yıllık festivaller yapılıyordu. 

Phaselis’te: tanrılara kurutulmuş balık sunulur. Antik çağda: bu durum; alay konusu olur ve ucuz adak anlamına gelen “Phaselis Adağı” deyimi ortaya çıkar.

Bu durumdan çıkarılan sonuçlardan ilki: savaşmadan uzlaşılarak kentin yeni sahiplerini bulmasıdır. İkincisi ise, sonradan bir külte dönüşen balığın, 5’ncü yüzyıl Phaselis kent sikkelerinde artık bir simgeye dönüşmesidir. 

 

Kemer Phaselis Kentin Hikayesi

KENTİN TARİHİ:

MÖ 3 ve 2’nci yüzyıl içinde bir Rhodos kolonisidir. Yukarıda da söz ettiğim gibi, MÖ 690 yılında, kent, Rhodoslu kolonistlerden Lakios önderliğinde kurulmuştur. Halbuki buranın çok yakınlarındaki Beldibi Mağarası, Prehistorik yani binlerce yıl önceki iskan izlerini taşır. 

Lykia’nın kuruluşu sırasında, Perikle’ye karşı kurulan saflarda yer alarak, Lykia’dan olmadığını bir kez daha göstermiştir. 

Kimon, MÖ 470 yılında, Phaselis bölgesini yakıp yıkar ve egemenliğine alır ve Eurymedon Savaşı için Phaselis’ten asker alır. 

Kent, Delos Deniz Birliğinin üyesi olur ve 415 yılına kadar birliğe sadık kalır. 

MÖ 334 yılında, İskender kışı geçirmek üzere şehre gelir. (Ayrıntı aşağıdadır)

İskender’in ölümünden sonra, şehir, MÖ 309 yılından, 197 yılına kadar, Mısır’daki Ptolemaiosların elinde kalır. Apameia Barışı ile, diğer Lykia şehirleri gibi Rhodos krallığına verilir. 

MÖ 190-160 yılları arasında, Rhodosluların egemenliğinde kalır. 

MÖ 160 yılından sonra ise Roma egemenliği söz konusudur.

MÖ 1’nci yüzyıldan başlayarak yoğun korsanlık faaliyetleri nedeniyle, kent sıkıntılı günler yaşar. Bir süre, Zenekites isimli korsan bölgeye hakim olur, ancak korsanlığa son vermek için, MÖ 77’de Romalı Komutan Vatia, şehre gelir. Zenekites, Romalılara yenileceğini anlayınca kendini ve ailesini ateşe vererek intihar eder.

MÖ 75 yılında Gümrük Limanıdır. 

MÖ 42 yılında Brutus kente gelir ve Roma’ya bağlar. Bundan sonra kentte büyük bir gelişim olur. 

MS 129 yılında, Roma İmparatoru Hadrianus, kenti ziyaret eder. Kent, İmparatoru onurlandırmak için, İmparatorluk gemisinin yanaşacağı limanın yoluna da kalıntıları halen görülebilen anıtsal Hadrianus Kapısını ve Agorasını inşa ederler ve heykeller dikerler. 

MS 130 yılından itibaren sadece 30 yıl boyunca Lykia Birliği üyesi olmuştur. 

Sonrasında Bizans dönemi gelir. Şehir, bu dönemde Piskoposluk merkezi olarak öne çıkar. Limanların elverişli olması nedeniyle, MS 3 ve 4’ncü yüzyıllarda tekrar korsan saldırıları başlar. Daha sonraki dönemde, şehir önemini kaybeder, takip eden dönemde ise Arap akınları artar. 

Ardından, Attaleia’nın yükselmesiyle buradan yapı taşları taşınarak iyice zayıflatılır.

MS 8-11’nci yüzyıllarda piskoposluk kenti olarak görünse de artık sadece bir liman olarak çalışmıştır. 

MS 11’nci yüzyılda şehirde yaşamak olanaksız hale gelir. Selçukluların: Alanya ve Antalya limanlarına önem vermesi nedeniyle, şehrin limanları da önemini kaybeder ve şehir tarihin yanlızlığına gömülür. 

Şehrin yok olmasında veya terk edilmesindeki en büyük nedenlerden iki tanesinin, kente yaban arılarının saldırmış olabileceği veya denizciler tarafından kente sıtma salgınının getirilmiş olabileceği söylenmektedir. 

 Yani, Phaselisliler  kötü çevre şartlarına, baskınlara, doğal felaketlere ve eşek arılarına yenilmişlerdir. Doğal şartlara yenilip dolmaya başlayan limanla beraber kent önemini tamamen yitirir.

 

BÜYÜK İSKENDER:

Büyük İskender; Persleri yendikten sonra, kentin güzelliğine kapılır ve konaklamak için 334 yılında Phaselis’i seçer ve kışı burada geçirir. İskender, şehre gelmeden önce, şehrin elçileri, kendisine altın bir taç gönderir. 

Birçok Lykia kenti elçilerini gönderip davet etmiş, ancak O, Phaselis’i tercih etmiştir.

İskender, Pamphlia şehirlerinin birçok elçisini burada kabul eder, kıyı kesimindeki şehirleri ele geçirerek Gordion’a ulaşır.

Büyük İskender’in Phaselis’te geçirdiği günler, kaynaklarda şöyle anlatılır. “Limanı, geniş caddesi ve tiyatrosuyla olağanüstü güzel kentin her yanı (kış olmasına karşın) çiçeklerle doludur. Şehir yöneticisi tüm evini krala verdiği halde, Büyük İskender sadece küçük bir oda aldı. Memurlar diğer evlere dağıldı ve askerler de kendi kurdukları çadırlarda kaldılar.

İskender ilk olarak Akhilleus’un ünlü kırık mızrağının bulunduğu Athena Tapınağı’nı ziyaret etti. Sonra Herakles Tapınağında kurbanlar kesti. Güzel bir içkili öğle yemeği ardından yürüyüşe çıktı ve meydanda Phaselisli filozof Theodektes’in heykelini gördü ve heykelin ayakları önüne çekengler bıraktı. Bu davranışla, düşünceye ve bilgiye önem verdiğini göstermek istedi. Theodektes, İsokrates’in öğrencisidir. Bilmece üretmekle ünlüdür.

Örneğin: “İlk doğduğunda çok büyük, olgunken çok küçük ve öldüğünde yine çok büyüktür? Yanıt: Gölge. Ya da “İki kız kardeş vardır. Birinci ikinciyi, ikinci birinciyi doğurur? Yanıt: Gece ve gündüz.

Evet, MÖ 4’ncü yüzyıl düşünürlerinden Theodektes, ünlü Sokrates’in öğrencisidir. 

 

Kemer Phaselis Arkeoloji Araştırmalar

GENEL ÖZELLİKLERİ:

Kent merkezi ile, 70 m yükseklikteki plato üzerine kurulmuş olan yerleşim arasında, su kanalları vardır. 

Her ne kadar Lykia şehri olduğu söylense de, yapılan kazılarda ve araştırmalarda ne Lykia dilinde bir yazıt ne de Lykia tipi mezar anıtına rastlanmamıştır. 

Yazıtlarında, MÖ 300 yılına dek, Dor lehçesinin Rhodos’a özü biçimi kullanılmıştır. 

Phaselis’in günümüzde görünen şehri Roma dönemi yerleşimidir. Anadolu Roma dönemi kentlerinde görüldüğü üzere, sütunlu cadde etrafına yapılmış merkezi kamu yapıları kenti biçimlendirir. Topoğrafya şehir planlamasında belirleyici olmuştur. Liman kullanımına uygun iki koy ve doğuda deniz tarafında yükselen Akropol Tepesi kenti çevreler. Kuzeybatı tarafındaki boyunla yerleşim arazisi dağlara bağlanır. Hamamların kapasitesi kentin değil, limanların kapasitesini karşılamıştır. Belli ki Phaselis’in  dışarıdan aldığı geçici nüfus hayli fazladır. 

 

TİCARET:

Attika-Delos Deniz Birliğinde, Efes düzeyinde vergi vermesi, tüm Lykia kentlerinin önünde bir gelir düzeyi olduğunu düşündürür. Yani, Lykia birliğinin zengin küçük kardeşidir. Burada ticaret her şeye egemendir. Halkı da tüccardır. Solymon dağının kıymetli kerestesini ve gül yağı asal pazar mallarıdır. 

Kent: yaban gülleri ve gül yağı parfümü ile ün kazanmıştır. Ancak kentliler genel anlamda, fırsatçı ve aç gözlü olarak tanınırlar. Yani, ticari ünleri çok kötüydü. 

Demosthenes: “Dolandırılan Atinalı vatandaşı savunmasında: “Phaselislilerin bunu ilk kez yapmadıkları, dolandırıcı ve onursuz tüccarlar oldukları, merhametsiz ve gaddar insanlar olduklarını, borç aldıklarında çok kurnaz ve açıkgöz davrandıklarını anlatır. Borç aldıklarını unutuyorlar, hatırladıklarında da bilmemezlikten gelir ya da bir özür bulurlar.” der.

Limanda, borçlarını asla ödemek istemeyen tüccar öyküleri anlatılır. Çünkü aldıkları borçları öderlerse, kendi malları eksilmiş duygusuna kapılırlarmış. Tüccar olan halk, sırf işleri bozulmasın diye, Pers istilasında bile onlara yataklık etmiştir. 

Devrin tanınmış müzisyenlerinden Statonikos: bir içki meclisinde, kendisine yöneltilen “dünyadaki aşağılık insanların kimler olduğu” sorusuna şöyle yanıt verir. “Pamphylialılar’ın en aşağılık insanları Phaselisliler, tüm dünyanın en aşağılık insanları ise Sidelilerdir” der.

Yine bir yazara göre: Phaselisliler, hazinelerini doldurmak için, her dönem 100 drakhmon ödeyeni, yurttaşlığa kabul ederlerdi. Anlaşılıyor ki pek çok işe yaramaz adama, yurttaşlık hakkı tanımışlardı. Çünkü Phaselisli olmak ayrıcalıkmış. 

 

SİKKELER:

En eski Phaselis sikkesi, MÖ 550-480 tarihli Pers stateridir. Bu sikkelerin bir yüzünde gemi pruvası, diğer yüzünde geminin arka yüzü betimlenir. Phaselis sikkelerinin basımı MS 3’ncü yüzyıla kadar devam eder. Lykia Birliğinin erken yıllarında gümüş drahmi, üzerinde Apollon ve İyrasıyla federal tiptedir. Son sikke: III Gordianus dönemindedir. Tüm alışverişlerde kullanılan Phaselis sikkelerinin belirteci “ticaret gemileri” dir.

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Kent: 1811 yılında yeniden keşfedilir ve yüzyıl başlarından itibaren, gezginlerin uğrak yeri olur. İlk ziyaretçisi: Beaufort. Ancak: kente ulaşımın güç olması ve gelenlerin sıtmaya yakalanarak ölmeleri: kentin kötü bir üne sahip olmasına neden olur.

Schlager ve ekibi: 1967-1970 yılları arasında, yüzey araştırmaları yaparlar. Bu ekipten iki araştırmacı: genç yaşta, kendi hayatlarına kıyarlar.

1981-1985 yılları arasında yapılan kazılarda: Liman caddesi boyunca dikili duran heykellerin kaideleri, Latrina, Hamam ve Agora’daki düşük taşlar, denizden çıkarılır.

Hadrian kapısı ortaya çıkarılır. Hadrian ve Domitian Agoralarının bazı mimari elemanları ayağa kaldırılır. O yıllara kadar gezilmesi mümkün olmayan kent, temizlenerek, gezilebilir duruma getirilir.

Kemer Phaselis Gezi Planı

GEZİ PLANI:

Girintili çıkıntılı Lykia sahilleri, ideal gemi sığınakları olarak denizcilere doğanın bir armağanıdır. 

Yarımadayı iki yanından sarmalayan limanlarıyla özel bir kenttir. Bu limanlar: Askeri Liman, Güney Limanı ve Kuzey Limanıdır. 

Askeri Liman: yerleşim yerinin kuzeydoğusunda, güney ve kuzeyinde ticari limanlar vardır. 

Askeri Liman: girişinin duvarlarla kontrol altına alınmış olması ve limanın güneybatı tarafında liman tesislerinin kalıntılarını barındırmasıyla dikkat çeker.

Güney Liman: ticaretin yoğun olduğu limandır. Çünkü ana cadde ve anıtsal girişler, bu limana yönelik biçimlendirilmşitir. 

Şehir, esas olarak kuzey ve güney limanlarının daraldığı yarımada üzerinde kuruludur. 

Bizans dönemi limanı yapılırken, birçok yapı elemanı kullanılmıştır. Biraz önce söylediğim gibi, 1981-1986 yılları arasında yapılan kazılarda: bu yapı elemanlarının taşlarının büyük kısmı, denizden çıkarılıp, yerlerine konulmuştur.

Kuzey Limanı: kıyısında: bir lahit duruyor. Bu lahit üzerinde: aslan başları ve uzanmış bir kadın figürüyle bezenmiştir.

Askeri Liman: Burada, mendireğin izlerini görmek mümkün.

Surlar: Surlar, yer yer görülebiliyor. Güney limandan,  doğuya doğru giderseniz, kıyı boyunda, görkemli geç devir surlarıyla karşılaşabilirsiniz.

Kemer Phaselis Gezi Planı

Ana yoldan ayrılıp, buranın yoluna saptığınızda, çamların arasında: hemen sağda bir yapı kalıntısı vardır. Büyük İskender’in sunularda bulunduğu Athena Tapınağındın iz yoktur. Kaynaklar: Phaselis şehrinde Athena, Hermes, Herakles ve Hestia Tapınaklarının bulunduğunu anlatır. Kentin asıl tanrısı Athena, bu statüsüne bağlı olarak Polias sıfatıyla anılır. Kent sikkelerinde de gemi üzerindeki betimiyle tanrıça kendini gösterir. En az Athena kadar köklü ve yaygın olan diğer asal tanrı ise Phaselis kolonisinin kurucusu Rhodos’un asıl tanrısı olan Helios’ttur. Kent kurulduğundan itibaren tapınım görmüştür. Şimdi gelelim: yukarıda sözünü ettiğim yapı kalıntısına:

Tiyatronun 120 m güneybatısındaki yamaçta inşa edilmiş kare bir yapının kalıntılarıdır. İçinde Zeus Boulaios’a adanmış bir altar bulunur. Sunaktan doyalı yapının bir tapınak olduğu akla gelse de hem kare yapısı nedeniyle hem de planı uygun değildir, hem de “Meclise iyilikler bahşeden” anlamındaki Boulaios epithetonu genellikle Meclis Binalarında görülmekteydi. Dolayısıyla Zeus inancına tanık olunan bu yapının işlevi konusu net olarak bilinmiyor.

ÖREN YERİ:

Evet yukarıda belirttiğim gibi yalnızca, tapınak olduğu bildirilmiş, ama belli belirgin bir yapı. Daha sonra: solunuz da da bir kısım yapı kalıntısı görüyorsunuz, ama yine ayrıntılı bilgi edinmek mümkün değil. Neyse, dersen bilet ücret gişesi karşınıza çıkıyor.

Giriş işlemleri bitiyor ve hemen sağınızda, günümüzden kısa bir süre önce yapıldığı belli bir yapılar topluluğu var.

Buranın önünde, büyük bir tabela “Tuvalet”. Arabanız ile, buraya park edip, tuvalet düşünürseniz, gayet güzel ve temiz bir tuvalet ile karşılaşmak güzel bir şey, ama bu yapı bloku içinde, önünde “mağaza, müze vb.” gibi tabelalar bulunan, bir kısım yapının kapalı olduğunu ve içerisinin harabe halinde bulunduğunu görünce, moraliniz bozulabilir.

Elbette, bu konuda yani bu yapıların niçin kapalı bulunduğu konusunda bilgi alabilmek mümkün değil, umarım en kısa zamanda, bu yapılar aktif hale getirilir, çünkü, gerçekten burada büyük bir ziyaretçi akımı var, buralar aktif hale getirilirse, sanırım gerek idari açıdan ve gerekse burayı ziyaret edenler açısından, faydalı olabilecek şeyler olur.

Yani, burada bir hediyelik eşya satış mağazası olabilir, müze? Bilmiyorum, sanırım güvenlik tedbirlerinin sağlanması açısından sakıncalı. Aynı zamanda, burada tam bir kazı çalışmaları yapılmamış, Antalya müzesine giderseniz, bu bölgedeki buluntuların, bir camekanlı sergileme bölümünün çok küçük bir alanında sergilendiğini görürsünüz.

Peki, bu kadar önemi vurgulanan bir şehirde, buluntuların daha yoğun olması gerekmez mi?

Neyse, bilet işlemi bittikten sonra, gayet geniş ve rahat bir otopark alanı var. Aracınızı oraya park edin. Sizi hemen günümüze güzel bir şekilde ulaşmış kalıntılar karşılayacak.

ANTİK ŞEHRİN KALINTILARI

Şehrin su ihtiyacı: Sarnıçlarla sağlanan su ihtiyacı Roma Döneminin büyüyen nüfusunu karşılamaya yetmediğinde, kente 12 metreyi bulan yükseklikteki anıtsal kemerlerle su taşınmıştır. Hamamlara, evlere ve çeşmelere, Roma su mühendisliği devreye girer ve kemer kemere bağlanıp dağlardan su taşınır. Şehrin kuzeyindeki bir kaynaktan, su kemerleri ile Hadrian Agorasının arkasındaki tepeye su getirilir.

Buradan: künkler ve kanallarla, getirilen su şehre dağıtılır. Bu bölümde, yanı otoparkın hemen yanındaki su kemerleri, gayet sağlam olarak günümüze ulaşmış.

Otoparkın hemen arkasında ise, zamanında burada büyük bir göl bulunduğu yazılmış, günümüzde burası sazlık bir alan.

Kemer Phaselis Gezi Planı

Su kemerlerinin altından geçerek, sağ yönde ilerlediğinizde, karşınıza büyük ve geniş bir cadde çıkıyor.

Caddenin her iki yanında; merdiven gibi, üç basamaklı bir oluşum var.

Biraz sonra sözünü edeceğim gibi, bunlar yaya kaldırımlarına çıkan basamaklar. Bu oluşumun hemen arkasında ise, yapılaşma var.

Liman Caddesi-Ana Cadde:

Şehrin esas kalıntıları: askeri liman ve güney limanı birbirine bağlayan ana caddenin; iki yanında bulunuyor.

Bu ana cadde: 225 metre uzunluğunda ve 20-25 metre genişliğindedir. Caddenin her iki yanında: üçer basamaklı yaya kaldırımları var.

Bu iki yanda: ayrıca, gezinti yolları ve  dükkanlar bulunuyor. Cadde, her iki taraftan araç trafiğine kapalı idi. Efes’te bulunan Kuretler Caddesinde olduğu gibi: her iki tarafında da heykeller vardı.

Bazı heykellerin kaideleri günümüzde görülüyor. Ancak Agora önündeki heykelleri çoktan kaybolmuş sadece altlıkları var. Heykel kaideleri ve tiyatronun sahne binasının kesme taş malzemeleri Bizans mendireği ve surların yapımında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Ana Cadde: Hadrian kapısında bitiyor. Bu kapıdan: Güney Limanının görüntüsü muhteşem.

Evet, Hadrian kapısına varmadan, liman caddesinde görebileceklerinizden söz etmek istiyorum. Caddenin hemen yanında: Hamam, Agora ve Tiyatro gibi yapılar var. Tüm bu yapıların tarihinin: MÖ.1.ve 2’nci yüzyıllara kadar indiği ileri sürülüyor.

Cadde: ortalarda bir meydan oluşturduktan sonra, güney limanına ulaşıyor. Cadde: düzgün taşlarla döşenmiş ve altında: kanalizasyon ile drenaj sistemleri var. Caddenin güney ucunda: Hadrian kapısı var.

Yolun kuzeyi boyunca, hamam-gynasium ve agoralar sıralanır.

Kemer Phaselis Gezi Planı
Hadrian Kapısı:

Hemen limanın yanı başında, kentin en önemli caddesinin hemen başlangıcındadır. Ama kapıyı oluşturduğu söylenen “Taktan” herhangi bir eser kalmamıştır. Sadece yeri bellidir. Bir de yere yığılı taş blokların üzerindeki bir kısmı yontma motif ve şekillerden, bu kapının yapıldığı zamanlarda gerçekten güzel bir görünüm sunduğu düşünülür. 

Evet: İmparator Hadrian’ın şehre ikinci gelişinde (MS.131 yılında) bitirildiği tahmin ediliyor. Dört köşesi: aslan ayağı profilleriyle süslüdür. Tek kemerli bir kapıdır. Frizinde: ünlü yazıtı var.

Küçük Hamam-Tiyatro Hamamı: Tiyatronun önündeki yapı. MS.3-4.yüzyıllara tarihleniyor. Büyük kısmı: ayakta, görülebiliyor.

Birbirine paralel üç mekan var.

İlk mekan: içinde havuz bulunan soğukluk, ikincisi ılıklık ve içinde külhanın bulunduğu sıcaklık. Sıcak havanın, döşeme altında dolaşmasını sağlayan tuğla payeler: günümüzde görülebiliyor.

Büyük Hamam-Gymnasıon:

Yazıtlardan anlaşıldığına göre, şehirde, zamanında, iki büyük atletizm yarışması düzenleniyormuş. Ancak bir stadium ya da başka uygun bir alan henüz bilinmiyor. Çünkü yoğun bitki örtüsü ve toprağın altında neler saklandığı araştırılmamış. 

Gymnasion: sonraki devirlerde başka amaçlarla kullanılmış ve özgün planını kaybetmiştir. Palaestrası: mozaik döşenmiştir.

Bu mozaikler: 2006 yılında, Ebruly isimli gezgin tarafından keşfedilmiş ve tekrar gün yüzüne çıkarılırken, yörenin bekçisi tarafından engellenmiştir.

Büyük Hamam ise:

Buraya güneyden iki kapı ile giriliyor. Önce soyunma bölümüne, buradan da soğukluk ve ılıklık bölümüne giriliyor. Yapı: 3.yüzyıla tarihleniyor. Duvarları ve döşemesi: mermer kaplı imiş.

Latrina:

Burası, kentin mozaik döşeli umumi tuvaletleri. Kalıntıları: caddenin kenarında görebilirsiniz.

Hadrian Agorası:

Hadrian dönemine (MS.117-138) tarihlenmektedir.  

Agora üç yönden dükkanları buluşturan ve önlerinin portikoyla çevrelendiği ticari bir düzenleme sunar. Kazılmamış olan bu yapının, sadece caddeye bakan yüzü temizlenmiştir.  

Büyük bir kapı ile: kent meydanına giriş sağlanıyor. İmparator Hadrianus’a ithaf edilen yazıtta: “Dikdörtgen Agora” diye anılıyor. Agoranın çevresi: stoalarla çevrili ve bunların gerisinde dükkanlar var.

Kuzeybatı bölümüne, MS.5-6.yüzyıllarda bir Bazilika yapılmış. Bu yapının: üç penceresi ve apsisi halen ayakta ve görülebiliyor.

Burada: büyük bir sarnıç ta var. Caddeye bakan duvarın kenarında ise: bir çeşme ve heykeller var.

Bunların arasında: Rhodiapolisli Opramoas (Agora kapısının iki yanında, şükran kitabesi görülüyor) ve Saxa Amyntianus heykelleri varmış.

Domıtıan Agorası:

Caddeye bakan iki kapısı var. Birisinin üzerinde: İmparator Domitian (MS.81-96)’ın onur yazısı var. Agoranın avlusu, gerisinde dükkanlar olan stoalarla çevrilmiştir.

Nymphaionlar:

Domitian ve Hadrian Agoralarının arasındaki sokakta, Agoralara bitişik yapılmışlardır. Kalıntılardan anlaşıldığına göre: tek katlı, yalaklı ve sütunlu cephelere sahip oldukları anlaşılıyor.

Tiyatro:

Ana caddeden, taş merdivenlerle ulaşılıyor. Caddede ilerlerken, sol yanda kalıyor. Sonradan buraya ulaşmak için yapılmış, tahta merdivenler çıkılarak ulaşılıyor.

Giriş: iki yandan. Helenistik  dönemde yapılan tiyatro, Roma döneminde değişikliğe uğramış. Cavea: yarım daire şeklinde. 20 oturma sıralı ve 1500-2000 seyirci kapasitelidir. 4 merdivenle, oturma sıralarına ulaşılıyor.

İki katlı sahne binasının üst katı yıkık. Sahneye: beş ayrı kapıdan giriliyor.

Sahne altına açılan altı küçük kapı: hayvan gösterilerinin yapıldığı  dönemlerde, hayvanların orkestraya alınmalarıyla ilgilidir.

Zeus Tapınağı:

Zeus Boulaios Tapınağı: tiyatronun güney ucunda. Ufak bir tapınak. Tapınak yapısı içinde: Nero ve Antoninus Pius’a ait yazıtları içeren, sunaklar ve heykel kaideleri bulunuyor.

Gümrük Binaları:

Liman caddesinin kuzey ucundadır. Buradaki yapılar, gümrük binaları olarak adlandırılıyor.

Akropol:

Tiyatronun üst kısmında bulunan Akropol: bitki örtüsüyle kaplı. Burada: Athena Tapınağı vardı. Büyük İskender: bu tapınağı ziyaretinde, ünlü kahraman Akhilleus’un dişbudak ağacından yapılmış, kırık mızrağına dokunmuştur.

Şehirde, bu bölümde: Herakles, Hestia, Hermes Tapınakları bulunuyormuş.

Nekropol:

Liman çevresi dirilere olduğu kadar ölülere de hizmet vermiştir. Yoksulu da varsılı da, kendince ve parası kadar, su kıyısında bir mezar yeri bulmuştur. Kente batıdan inen yamaç üzerinde mezarlar ve anıt mezar kalıntıları bulunur. Kuzey limanın yakınındaki anıt mezar, en niteliklisidir. Podyum üzerinde duran, beşik tonoz örtülü tek odadan ve hyposoriondan oluşur. Lykia’daki benzerlerine göre MS 2’nci yüzyıldandır. 

Evet, mezarlar özellikle kuzey limanın yanındaki deniz kıyısında yoğundur. Kabartmalı lahit kapakları: denizin içinden bile görülür.

Denizin görüldüğü noktada: kuzeye doğru bakınca, bir teras üzerinde, sütun tamburlu bir alan görülüyor. Burası:  tapınak formlu, çok büyük anıtsal bir aile mezarıdır.

Evet, liman caddesindeki gezinizi bitirdikten sonra, geriye dönerek, caddenin hemen başladığı bölümde, limanın bulunduğu küçük tepelik yere çıkabilir ve buradan aşağıya, üstünüzde çam ağaçlarının yarattığı gölgede otururken, denizi izleyebilirsiniz.

Hemen karşınızda, kuzey limanı, sol yanında, güney limanı uzaktan size görünür.

Hadrian kapısının önündeki limanda ise: buraya gezinti tekneleri ve yatlarla gelen ziyaretçilerin kalabalığını göreceksiniz.

Gerçekten; yapıldığı dönemlerde, burada büyük bir şehir bulunduğunu hissedeceksiniz. Düşünün ki, bu gezdiğiniz liman caddesinde: 2600 yıl önce insanlar yaşamış, Büyük İskender, Roma İmparatorları ve yine birçok insan, bu caddede yaşamış.

Bu toprakları gezerken, bu duyguları yaşamamak mümkün değil. Zamanınız varsa, buraya mutlaka uğrayın, hatta gezintinizi yaptıktan sonra, mutlaka buradaki banklara oturun ve çevrenizi izleyin, belki de hayallere dalacak ve binlerce yıl önceki yaşamı beyninizde canlandırabilecek ve ayrı bir heyecan alacaksınız.

İşte, bu heyecana hazırsanız, burası tam size göre, çünkü: herhangi bir planlı kazı yapılmamış olsa da, burası antik yapılarının günümüze kadar, gayet sağlam ve ayakta gelmesiyle öne çıkan, güzel bir antik kent.

Kemer gezilecek yerler

Ulupınar gezilecek yerler

Kiriş-Çamyuva gezilecek yerler

Göynük gezilecek yerler

Tekirova gezilecek yerler

Çıralı gezilecek yerler

 

Kemer Göynük

Kemer Göynük

Kemer Göynük, Kemer merkeze 9 km ve Antalya merkeze 35 km uzaklıktadır.

Tarihi:

Göynük ismi “gökbük” kelimesinden türemiştir ve kelime anlamı, Luwi dilinde “mavi gökyüzü, mavinin birleştiği yerde nehir kıyısındaki verimli ova” demektir. 11’nci yüzyılda Altınkaya ve Cuma yaylalarına Türkmen Yörükleri yerleşirler.

Bunlar, sahile iniş için bölgenin kuzeyinde eski yol olarak isimlendirilen yolu kullanırlardı. Daha sonra ise, Göynük beldesini kurmuşlardır.

Bu yöre ile ilgili antik dönemde ilginç bilgiler bulunmaktadır. Mitolojik anlatımlara göre: “Bengisu” yani “ölümsüzlük suyu” kaynağı: Kemer körfezinin güneybatı ucundaki Ağve deresinin aktığı burnun, denizden kalan kısmında bir yerde imiş.

Luwilerin “Abaawa” yani “Kutsal su kaynağı” olarak isimlendirdikleri bu yöre, daha sonraları buraya gelen Türkmen Yörükleri tarafından aynı söyleyişle “Ağva” olarak isimlendirilmiştir.

Ölümsüzlük suyu kaynağı hakkında, mitoloji de yine bir söylence vardır. “Baş tanrı Adra, boğa başlı ve erkeklik timsalidir. Bir gün, denizde, yunusların yüzmesini takip ederken, bundan çok hoşlanır ve kendisi de Tahtalı dağından denize dalar.

Gördüğü en güzel renkli balığın peşine düşerek yüzer. Çalış dağının, denize dik geldiği kıyıya kadar gelir. Adra, burada “Bengisu” yani “Kutsal ölümsüzlük suyunun kaynağını” bulur, sudan içer ve ebedi ölümsüzlüğe kavuşur.

Bunun üzerine, Luwiler tarafından, ölümsüzlük suyu kaynağının bulunduğuna inanılan bu yere bir tapınak dikilir. Tapınağın ismi ise, Adranın ülkesi anlamında “Adrawana” dır.

Tapınak kalıntısı günümüzde yoktur. Çünkü Toroslardan inen sel sularının katıldığı Ağva çayı, çok sık taşar ve sonunda tapınak yıkılır ve kalıntıları ise, alüvyon toprakların altında kalır.

 

THEBE-GÖYNÜK-REZBURNU:

Thebe antik kenti kalıntıları: sahilin 500 m batısında, 256 m yükseklikteki Rez Burnu Tepesinde Göznük düzlüğüne hakim konumdadır. 

Strabon: “Attaleia ile Phaselis arasında, Lyrnas’tan sonra olduğunu ve bu kentin Troia’dan gelen Kilikyalılar tarafından kurulduğunu” anlatır. 

Kıyı şeridi, Geç Bronz çağdan itibaren önce Finike, sonra Yunan kentlerinin egemenliğine girmiştir. Yunanlılar, rakipleri Finikelileri bölgeden tamamen çıkararak bazı liman yerleşimleri kurmuşlardır. Bunlar güneyden kuzeye şöyledir: “Melanipe, Phaselis, İdyros, Olbia, Thebe ve Lyrnas” tır. Bunlardan sadece Phaselis önemli hale gelebilmiştir. 

Doğu-batı yönünde uzanan sırt boyunca, bu küçük yerleşimden beklenmedik nicelikte ve nitelikte yapılarla karşılaşılır. Klasik ve Helenistik dönemlerde yoğun yerleşim gördüğü anlaşılmıştır. Yapıları tanımlamak zorsa da çoğunun konut olduğu ve güney taraftaki güçlü duvarın surdan kalan son kısım olduğu söylenebilir. Tepe eteklerindeki tarım terasları kent halkının zeytincilik başta olmak üzere tarımla ve hayvancılıkla geçindiğini gösterir.

 

Kemer Göynük

Genel:

Göynük: bir yarım daire şeklindeki ovadır. Ova: Beldibinden başlar, Kemer’e kadar uzanır. Göynük çam ormanları içinde kalır.

Arkada ise Beydağları uzanır. Köklü tarihine rağmen, bakir doğasını korumayı başarmış olan Göynük: disko, bar ve restoran gibi birçok mekana yakın konumdadır.

Kemer Göynük Sahil Plaj

Sahil-Plaj:

Göynük sahili, 2.9 kilometre uzanır. Plaj taşlıktır. Sahil, tamamen oldukça büyük ve lüks otellerle doludur ve sahil, bu oteller tarafından parsellenip kullanılmaktadır.

Kemer Göynük Sahil

Deniz:

Göynük sahilleri ve deniz Mavi Bayraklıdır. Deniz pırıl pırıl ve berraktır. Masmavi deniz hafif dalgalıdır. Denizin sığlığı ise fazladır.

Kemer Göynük Atatürk Parkı Halk Plajı

Göynük Atatürk Parkı Halk Plajı:

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmektedir. Burada bir restoran ve market bulunmaktadır.  Giriş ücretsiz, ancak şezlong ve şemsiye kiralanıyor.

Normalde sahilde duş, tuvalet yok, ancak sahilde bir kafe var, bu kafede tuvalet, duş ve giyinme odası bulunuyor. Sahil, taş ve çakıllıdır.

Plajın uzunluğu 200 metredir. Genişliği ise 30 metredir. Deniz ise, taşlık ve çabuk derinleşiyor. Denizin berraklığı olağanüstü güzeldir. Bu yüzden Mavi Bayraklıdır.

Bu yüzden, denize girerken ve çıkarken mutlaka deniz ayakkabınız olması gerekir. Burası, genellikle karavancılar tarafından konaklamak ve yerel halkın piknik yapmak için gittiği bir yer olarak öne çıkıyor.

Göynük Mutfak Sanatları Meslek Yüksek Okulu

GÖYNÜK MUTFAK SANATLARI MESLEK YÜKSEKOKULU:

Akdeniz Üniversitesine bağlıdır. Göynük merkez Cumhuriyet Mahallesindedir.

Okulun binası, 2011 yılında Göynük Belediyesi tarafından yaptırılmıştır. Kemer ve civarındaki ilk ve tek yükseköğretim kurumu olma özelliği taşımaktadır. Ülkemizde mutfak sanatları alanında ön lisans eğitimi veren ilk tematik yüksekokul olmuştur.

Meslek yüksek okulunda, öğrencilerin teorik ve uygulamalı eğitimleri, okul binasında verilmektedir. Öğrenciler, gerek okulun bulunduğu bölgedeki konaklama tesislerinde ve gerekse okul binasında bulunan uygulama alanlarında, uygulama yapma imkanı bulmaktadırlar.

Kemer Göynük Kanyonu

GÖYNÜK KANYONU:

Beldibi Mahallesi Çomaklar Mevkiindedir. Ormanın içine gizlenmiş muhteşem bir doğa harikasıdır. Kanyonun içinden Göynük çayı akmaktadır.

Göynük merkeze 4 km uzaklıktadır.

Kanyonun denizden yüksekliği yani rakımı 350 metredir. Genişliği ise 6 metredir. Kanyonda: doğal havzalar ve göletler bulunuyor. Göletlerde yüzme şansı vardır. Burayı ziyaret etmek isterseniz: havlu, mayo, şort, lastik ayakkabı ve rahat kıyafetler tercih etmelisiniz.

Ayrıca: kanyon içinde yiyecek ve içecek sokmak yasaktır. Özel aracınız ile kanyonun giriş yerine kadar gidip aracınızı girişte bulunan otoparka park edebilirsiniz.

Kemer Göynük Kanyon Turu

KANYON TURU:

Kanyon turu, 1 saat sürmektedir.

Kanyon ziyaretçileri, suyun milyonlarca yılda oyarak oluşturduğu, eşsiz güzellikteki Göynük Kanyonun parkurunu, deneyimli ekip liderleri eşliğinde geçmektedirler. 

Evet özel aracınızı veya buraya ulaşılan araç vadinin girişindeki otoparka bırakıldıktan sonra: kanyon girişinde olan minik şelaleye ulaşmak için 3 kilometrelik bir yol gitmek gerekiyor. Bu yolu gitmek için 2 alternatif var.

1’nci alternatif: yürümek.

Ancak orman içinde yürünen patika yol, sürekli yokuş yukarıdır, yani tepeye tırmanılıyor ve yaz sıcağında bu yürüyüş zorlu olmaktadır. Ayrıca: bu zorlu yürüyüşten sonra yorulur ve kanyonda yüzecek enerjiniz kalmaz.

Yürüyüş sırasında, yol üzerinde birkaç yerde yüzülecek küçük doğal havuzlar ve su içilebilecek kaynaklar bulunmaktadır.

2’nci alternatif: araç ile ulaşım,

Şelaleye gidiş yokuş yukarı olduğu için yürümek zorlu olabilir, yürümek istemeyenler için, girişte araçla ulaşım sağlamak için ücret ödeniyor. Araç sizi götürüyor ama dönüşü turla yapmak zorundasınız.

Zaten dönüş yolculuğu genellikle yokuş aşağıya inmek olduğundan pek zor olmuyor, yani dönüş yolculuğu gezmek gibi rahat ve keyiflidir.

Ekipman:

Ekipman kanyona vardığınızda yerde satılıyor. Kanyonda yüzmek için ekipman almak şarttır. Bu ekipmanlar: kask, deniz ayakkabısı ve can yeleğidir. Bunları satın alırken, bence daha uygun fiyatlı genel bir paket var, yani ulaşım, zıpline ve body rafting koruyucu ekipmanlarının tümünün satıldığı paket, onu satın almanızı öneririm.

Ekipmanla ilgili son bir not: ekip lideri görevli, mayonuz varsa giysiye gerek yok diyor, yani ekipman içinde bir de giysi var, ama siz ona inanmayın ve mutlaka bu giysiyi giyin, çünkü bu giysi soğuk geçirmeyen bir giysi, suya girdiğinizde aşırı üşüyüp geri dönerek giysiyi giymek için çabalamayın, baştan giysiyi de giyin.

Kemer Göynük Kanyonu Şelale

Kanyona ulaştığınızda:

Sadece yürüyüş için kanyona gidenler:

Herhangi bir ekipman almanız gerekmiyor, ama ekipman olmadan kanyona girip yüzmek yasaktır.

Kemer Göynük Body Rafting

Body Rafting:

Başlangıçta Body Rafting yapacağınızı söyleyip ekipman ücretini öderseniz, yukarıya yani kanyon girişine, biraz önce sözünü ettiğim araçla ücretsiz gidebiliyorsunuz. Kanyona ulaştıktan sonra daha yukarılara doğru 200-300 metrelik parkurda body rafting yapabilirsiniz.

Body rafting: görevli bir ekip lideri rehber eşliğinde yapılıyor. Evet ekipmanı taktıktan sonra, önce buz gibi soğuk suya girip iplere tutunarak ilerliyorsunuz ve 100 metre kadar sonra, su sığlaşıyor ve yürümeye başlıyorsunuz.

İlerleme merdivenli bölüm hariç zor değil ve çok keyiflidir. Merdivenli bölüme gelince ayağınızı kayanın üst kısmına çok dikkatli basmanız gerekir, çünkü kayalar ıslak ve kaygandır.

Kanyon içinde 200-300 metrelik bölümü gerek yüzerek ve gerekse yürüyerek geçtikten sonra, suyun kaynağı olan minik şelaleye ulaşılıyor. Burada yolculuk sona eriyor ve geri dönüş başlıyor. Özellikle kanyonun sonunda tamamen suya girmek gerekiyor, bunu unutmayınız.

Sadece yüzmek isteyenler:

Kanyona vardığınızda, kanyonda yüzmek isterseniz, ekipman olmadan yüzmeye izin verilmediğini bilmeniz gerekiyor.

Geri dönüş:

Giriş yerine yani otopark bölümüne kadar olan 3 kilometre uzunluğundaki parkurda geri dönüş için araç yok, yani yürüyerek dönmek zorundasınız, ama bu dönüş tamamen yokuş aşağı olduğundan yorucu olmuyor, geze geze aşağıya inebilirsiniz.

LİKYA YOLU-TREKKİNG-DOĞA YÜRÜYÜŞÜ:

Dünyanın en iyi 10 trekking parkuru arasında gösterilen Likya Yolunun bir bölümü, Göynük Kanyonu içinden geçmektedir. Likya yolunda: Hisarçandır bölümünde 18 km ve Gedelme bölümünde ise 8 km bölümü Göynük Kanyonu içindedir.

ECOFUN ADVENTURA PARK:

Göynük Kanyonundadır. Bir macera parkıdır. Park alanında, birçok aktivite bulunmaktadır. Bunlar arasında öne çıkanlar ise: Kanyon Safari ve Zipline’dır.

Kanyon Safari:

Yukarıda anlattım.

Zıpline:

2 tane Zıpline parkuru bulunmaktadır. Bu parkurlar: girişten birkaç dakika uzaklıkta, göletlerin bulunduğu alandadır. Burada: aktivite sırasında kullanılan emniyet askısı, kask ve Zıp makarasından oluşan ekipman veriliyor. Yerden 40 metre yüksektedir. Binme yeri, hemen gölet bölgesinin yanı başındadır.

Tur üzerinde iki uçuş istasyonu, asma köprü geçişi ve göletin hemen üzerinden ve kafeterya terası önünden geçen son hattan kayarak tur tamamlanıyor. Tur yaklaşık 30 dakika sürmektedir. Tur esnasında saatte 65 km hıza ulaşılıyor.

Kemer Göynük Dinopark

DİNOPARK-DİNOGÜL-DİNOSERA:

Esentepe Mahallesi, Adnan Menderes Bulvarındadır. Kemer merkeze 10 km uzaklıktadır. Türkiye’de ilk ve tek, Avrupa’da ise en büyük dinozor temalı parktır.

Burada: fıstık ve kızılçam ormanları arasındaki 30 dönümlük arazide, dinozor maketleri bulunmaktadır. Bunlar gerçeğine uygun birebir boyutlarda üretilmiştir.

Kemer Göynük Dinopark

Dinozor maketlerinden 26 tanesi hareketli ve 30 tanesi hareketsiz ve uçan dinozorlardır. Dinozorların doğal seslerini de çıkarabilirler.

Bakışları ve nefesleriyle canlı hisse verirler. Bu dinozorlar Çin’de üretilmiş ve Çinli mühendisler tarafından parka yerleştirilmiştir.

Kemer Göynük Dinopark

Aynı zamanda; Tırmanma duvarı, 7D Sinema, Çarpışan botlar (bunlar su içinde çarpışan arabalara benzemektedir), havuz oyunları, palenetaryum, sinema, fosil havuzu ve trambolin bulunmaktadır.

Çocuklarla yüzebileceğiniz bir havuz vardır. Güzel bir kafe bulunuyor, kahvaltıdan hamburgere kadar birçok şey vardır.

Tavşanları, keçileri besleyebileceğiniz küçük bir hayvanat bahçesi de bulunuyor.

Çocuklarınız, Ponilerle/Midillilerle tesisi at üzerinde turlayabilirler.

Kemer Göynük Dinopark

Bir de korku tüneli var, Deepfear ismi verilen burada gerçekten güzel bir düzenleme yapılmış, yani oldukça korkutucu, bu korku tünelinden küçük çocukları uzak tutmak gerekir.

Korku tünelinde mekanik ve zamanlamalı maketler yerine canlı oyuncuların performansları izleniyor. Özel ışıklandırmalar ve ses efektleri de vardır.

Burada labirent şeklinde 13 tane oda bulunuyor. Bu odaların temaları ise, Tımarhane ve diş hastanesini anımsatmaktadır. Odalarda bulunan her görevlinin belli bir vazifesi var ve senaryo gereği görevini yapıyorlar.

Bu senaryolar dahilinde, ziyaretçilerin bazıları bir sosyopatı, bazıları bir vampiri, bazıları ise bir zombiyi canlandırıyor. Bu canlandırma esnasında, ziyaretçilere kostümler verilip makyajları yapılıyor.

Park alanının gül bahçesi de oldukça güzeldir, hatta misafirlere akşam saatlerinde park kapanmadan önce gül ikram ediyorlar.

Evet, burası özellikle çocukla için harika bir eğlence noktasıdır ve bu yüzden çocuklu aileler tarafından yoğun tercih edilir.

Çocuklar yanında yetişkinler de dinozorların farklı dünyalarını görme imkanı buluyorlar.

Kemer gezilecek yerler

Ulupınar gezilecek yerler

Phaselis gezilecek yerler

Kiriş-Çamyuva gezilecek yerler

Tekirova gezilecek yerler

Çıralı gezilecek yerler