Afyonkarahisar Şuhut

Afyonkarahisar Şuhut


Buranın en büyük özelliği: Synnada denilen antik kentin bulunması, ancak bu antik kent ile ilgili hiçbir araştırma yok, tanıtım yok, hatta bu kentin varlığını bilen bile yok.

Bu kent, bir zamanlar, Frigyalılara başkentlik yapmıştır.

Tabii bir de daha yakın geçmiş var, Kocatepe ve Zafer Yolu. İlçe Merkezindeki Atatürk Evi.

ULAŞIM

İl merkezine 29 km uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Şuhut

GENEL

Batı Anadolu’yu İç Anadolu’ya bağlayan eşik arazi üzerindedir. 

Rakımı 1200 metredir, Afyonkarahisar il merkezinden daha yüksektedir. Kaynağını Kumalar dağından alan Kali çayı üzerinde, ilçe merkezinden 15 km uzaklıkta Selevir barajı kurulmuştur. 

İlçe merkezi ve çevresi Ege bölgesine dahil olmakla birlikte, burada İç Anadolu’nun karasal iklimi görülür. 

Şuhut; 1862 yılında, büyük bir deprem geçirir ve sonucunda, birçok bina ve tarihi anıt yok olur. Şuhut’un isminin kelime anlamı; tanıklar/şehitler demektir.

 

TARİHİ

Hitit döneminde, Afyonkarahisar ve Kütahya illerinde hüküm süren Mira krallığına bağlı bir prenslik olan Kuvalya’nın başkenti Şuhut olmuştur. 

Bu bölgedeki ilk yerleşim: Akamos, Truva savaşına katılmış, yenilince birliklerini buraya kadar çekmiş ve MÖ 1180 yılında, bölgede “Synnada” şehrini kurmuştur. 

Şehir takip eden dönemde, Lidya, Pers, Roma ve Bizans egemenliğine girer. 

Bizans döneminde şehrin ismi değişmiş ve “Cfut” ve sonrasında “Çıfut” olmuştur. 

1219 yılında ise yörede Türk hakimiyeti görülür.

Bu dönemde, İslam askerleri arasında bulunan Şeyh Şuhudi Ömer Efendiye izafeten şehrin ismi “Şuhut” olmuştur.

Şuhut, Kurtuluş Savaşı sırasında, kısa süre Atatürk ve Başkomutanlık karargahına ev sahipliği yapmıştır. 1946 yılında ilçe olur.

Şuhut Patates

PATATES

Şuhut ilçesinin Atlıhisar beldesinde yetişen patates, Türkiye’nin en iyi patatesi olarak ün kazanmıştır.

Şuhut’a patatesi ilk getiren kişi Hacı Veli Ağa’dır. 1895 yılında İzmir’e bağlı Ödemiş ilçesinden getirttiği patates tohumlarını kendi adıyla anılan meşhur bahçeye ekerek ilk hasadı yapmıştır. 

Patatesin rengi oldukça sarıdır ve normal patates ile karşılaştırıldığında lezzeti de farklıdır. Yemeklik olmakla birlikte parmak patates ve cips olarak kullanılmaya uygun, yumru et rengi koyu sarı, kabuk rengi ise sarı ve pürüzsüzdür. 

Kızartma için özellikle Şuhut ve Sandıklı patatesleri tercih edilmektedir. 

Şuhut Keşkeği

NE YENİR

Buraya yolunuz düşerse kesinlikle “keşkek” yemelisiniz. Şuhut keşkeği tescillidir, doğum, asker uğurlama, düğün, kutlama, bayram, hacı uğurlama, adak, hayır, buluşma gibi özel zamanlarda yapılmaktadır. Günün her saatinde tüketilebilir. 

Afyonkarahisar Şuhut Meslek Yüksek Okulu

ŞUHUT MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Caddesindedir. 

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1993 yılında kurulmuş ve İşletmecilik ile Dericilik programları ile eğitime başlanmıştır.

2017 yılında ise, ilçe merkezinde kendi binası tamamlanarak yeni binasına taşınmıştır. Okul bünyesinde 4 ayrı bölüm vardır.

Bunlar: Muhasebe ve Vergi uygulamaları, Gıda Teknolojisi, Laborant ve Veteriner Sağlık bölümleridir. İlçe merkezinde Kredi Yurtlar Kurumunun 350 öğrenci kapasiteli 2 ayrı bloktan oluşan yurdu vardır. Afyonkarahisar’a 24 km uzaklıktadır ve Şuhut-Afyonkarahisar arasında her 15 dakikada bir karşılıklı minibüs seferleri vardır. 

Afyonkarahisar Şuhut

GEZİLECEK YERLER

Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami

 

ULU CAMİ

İlçe merkezindeki bu cami, Cami-i Kebir ve Büyük Cami isimleriyle de tanınır.

Caminin günümüze ulaşan kitabesi yoktur. 

1415 tarihli bir vakfiye örneğine göre, yapı Sarı Demirtaş Paşa oğlu Hamza Bey tarafından yaptırılmıştır. 

Cami, önünde şadırvanı ve ahşap medrese odaları ile bir külliye halinde idi. 

Caminin yanına yapılan ve tarihi bilinmeyen Şuhudi Medresesi günümüze ulaşmamıştır. 

Şuhut Ulu Camii, 1885 yılı salnamesine göre, o dönem kasaba durumundaki ilçede bulunan iki önemli camiden biridir. 

Caminin güney cephesinde bir kitabe bulunmaktadır.

Kitabe:

Batı cephesine yakın yerde saçak altında bulunan bir niş içine yerleştirilmiş olan kitabede şunlar yazılıdır “^Maşallah Tarih-i zelzele. Sene 1279” Buna göre Şuhut Ulu Camii, 1862 yılında meydana gelen depremden sonra onarılmıştır. 

 

Mimari yapı

Şuhut Ulu Camii doğusunda yer alan geniş bir avlu tarafından çevrelenmiştir.

Avlunun orta kısmında bir şadırvan, kuzeydoğu köşesinde ise abdestlik yer alır.

Sütunlu ve ahşap tavanlı camiler tipindeki yapı, kareye yakın dikdörtgen planlıdır.

Caminin içinde dört sıra halinde 16 adet mermer sütun bulunmaktadır. Bu sütunların antik Synnada şehrinden kalan direk, başlık gibi unsurlardan faydalanıldığı düşünülmektedir.

Caminin batı duvarı doğu duvarına göre daha uzundur.

Bu durum yapıda özgün olmayan bir planı meydana getirir.

Cami üstünü örten kırma çatı kiremit kaplı olup tepe noktasında alemi bulunmaktadır.

Caminin içindeki kıbleye dikey, her sırada dörder tane olmak üzere dört sıra sütun bulunmaktadır.

Yapı beden duvarlarında moloz taş kullanılmıştır.

Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami

 

Minare

Caminin güneydoğu köşesinde tek şerefeli minaresi yer almaktadır.

Synnada’nın kale kapılarından kalma 6 mermer direk üzerine, tuğla ile örülmüş olan minaresi toprak damlı ve kagirdir. 

Kürsü ve pabuç kısmı tamamen mermer bloklardan oluşmaktadır.

Gövde, şerefe ve petek kısmı tuğla örgülüdür.

Gövdenin bitiş ve başlangıç kısımlarında birer taş bilezik bulunmaktadır.

Gövdeye göre ince olan petek kısmının üzerinde külah ve alem yer almaktadır.

Yapını çeşitli kısımlarında görülmekle birlikte devşirme malzemenin en yoğun kullanıldığı yer minaredir. Bunlar Bizans dönemine ait toplama taşlardır. 

Bu devşirme malzemeler Bizans dönemine ait mermer bloklardır.

 

Şadırvan

Avlu ortasında yer alan şadırvan sekizgen bir alanın ortasına inşa edilmiştir ve üstü kapalıdır.

Her bir köşede bulunan ahşap sütunlar tarafından taşınan ahşap çatının üzeri metal kaplamadır.

Ahşap sütunların oturduğu kaideler birbirinden farklı işlenmiştir.

Afyonkarahisar İli Şuhut İlçesi İplik Mahallesinde kayıtlı bulunan Ulu Cami, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 1993 tarihli kararı ile 1’nci Gurup Korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiştir. 

Caminin son olarak restorasyonu 2013 yılında yapılmış ve 2015 yılında ibadete açılmıştır.

2020 yılında Şuhut Ulu Cami bahçesinin restorasyonu yapılmıştır. Bu çalışmada yeni oturma alanları ve abdest alma alanları yapılmıştır. 

Afyonkarahisar Şuhut Tarihi Hamam

 

ŞUHUT TARİHİ HAMAMI

İlçe merkezinde yaklaşık 600 yıllık olduğu öne sürülen tarihi Şuhut hamamı; 2012 yılı başlarında kapanmış ve yapılan restorasyon ardından tekrar açılmıştır.

3 kısımdan oluşan Şuhut Hamamı, benzerlerine nazaran son derece kullanışlıdır.

Hamamın girişinde, soyunma odalarının da bulunduğu selamlık bölümü bulunur. Selamlık kısmında, 9 tane ahşap soyunma kabini vardır.

Şuhut Tarihi Hamamı

Yine bu bölümde, ortada mermer bir süs havuzu ve havuzun tam üstünde ise havalandırma kubbesi bulunur.

Buradan sonra, ılıklık denen bölüme geçilir.

Sonra dar bir koridordan sıcaklık denen hamamın iç kısmına geçilir.

Bu bölümde, kurna bulunan genel yıkanma salonu bulunur.

Ortada ise 4 metre karelik sedir vardır.

Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla orijinal yapısı korunarak yenilenen Şuhut Hamamı, yenilenen yüzüyle 1 Temmuz 2024 tarihinden itibaren ziyaretçilerini bekliyor. 

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi

BÜYÜK TAARRUZ KARARGAHI ATATÜRK EVİ

İlçe merkezinde; Yalı Mahallesi İsmail Bey Sokakta bulunan Hacıvelioğlu Konağı, Atatürk’ün Büyük Taarruz öncesinde Şuhut’ta kaldığı konaktır.

1896-1897 yıllarında Şuhutlu Hacı Veli tarafından yaptırılmış olan konak yaklaşık 560 metre karelik bir alan üzerine inşa edilmiştir. İnşaatı yapan Taşçı Yahni ustadır.  

Konak, 20’nci yüzyıl sivil mimari özelliklerini taşımaktadır. 

 

Atatürk ve Beraberindekilerin Şuhut’a ulaşım:

25 Ağustos 1922 sabahı Afyon-Şuhat doğrultusunda Akşehir’den hareket eden Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Başyaver Salih ve ikinci yaver Muzaffer ile birlikte, Sultandağı-Çay üstünden Şuhut’a gelen Gazi Mustafa Kemal, Hacı Velioğlu Evinde, İsmet ve Fevzi Paşalar ise bu evin karşısındaki evde, karargahın bir kısmı da Mollazade Hacı Hüseyin Ev’inde misafir edildiler.

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana genel taarruz icra olunacaktır emrini verdiği 93 Nolu cephe emri, 25 Ağustos 1922 günü, Şuhut’taki karargahtan verilmiştir.

Gazi Mustafa Kemal, konakladığı Hacı Velioğlu Ev’inde silah arkadaşlarıyla önemli bir toplantı yapmış ve Anadolu ile dış dünya arasındaki bütün haberleşmelerin kesilmesi emrini verdikten sonra, 26 Ağustos’un ilk saatlerinde saat 00.30’da Kocatepe’de olmayı düşündüğünden, at arabası, kağnı gibi ilkel araçlarla Kocatepe’ye hareket etmiş, burada yatmamıştır. (Bazı kaynaklar, burada birkaç saat yattığını yazarlar.)

Mustafa Kemal Atatürk, “Nutuk” eserinde belirttiği gibi 24 Ağustos 1922 tarihinde Türk ordusunun karargahı Akşehir’den taarruz cephesi geresindeki Şuhut kasabasına taşınmıştır. 

Burada konaklayan Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa (Çakmak) ile görüşüp taarruz ile ilgili son incelemelerini yapmıştır ve buradan taarruzun yapılacağı Kocatepe’ye geçmiştir. 

Evet, bu 2 katlı ev: 24 Aralık 1999 tarihinde Kültür Bakanlığı adına Hazine tarafından kamulaştırılmış ve 2003 yılında restore edilerek 2005 yılında ziyarete açılmıştır.

20’nci yüzyıl sivil mimari özellikleri taşır.

Ancak asıl önemli tarafı, Büyük Taarruzdan önce, Mustafa Kemal Paşa tarafından karargah olarak kullanılmasıdır.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi
Evet, Atatürk evi hakkında sizleri gezerken aydınlatacak notlarım

İki katlı kagir yapıdaki bina, iki sokağın köşesine konumlandırılmıştır ve arka cephede de bahçesi vardır. 

Bir tanesi güneyde (arka cephede), biri kuzeyde ve ikisi batıda olmak üzere toplam dört kapısı vardır ama batıdaki iki kapı aktif olarak kullanılmamaktadır. 

Binanın ana kapısından, sadece hane sahibi girer çıkarmış.

Batı tarafındaki iki kapının birinden hayvanlar girip çıkarmış, diğerinden ise hizmetkarlar girip çıkarmış.

Arka bahçede bulunan iki kapıdan ise, konağa gelen misafirler girip çıkarmış.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi

Konak genel özellikleri:

Evde bulunan yüklük kısımlarına eski yer yatakları, yorgan ve benzeri eşyalar konulduğunda, bir odadan diğerine ses geçmez.

Konakta hane halkı ve hizmetkarlar ayrı ayrı yaşarmış.

Hane halkı ile hizmetkarları ayıran bölüm, güney tarafta bulunan iki kapılı bir geçittir.

Hane halkından birisi, hizmetkarları çağıracak olduğunda, kendi kapılarını tıktıklar, hizmetkarlar da kendi kapılarından gelirlerdi.

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi
Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi

 

Evin içi

Kuzey girişinden mermer zeminli bir sofaya girilir. 

Günümüzde sofanın solundaki oda semt kadınlarına kültürel amaçlı kursların verilmesi için kullanılmaktadır. 

 

Alt katta

Burada: hole açılan 4 oda vardır.

Evin içinde, alt katta, bugün yağlı boya tabloların bulunduğu bölüm, eskiden ahır olarak kullanılmış.

Buranın tavanı, kamış ve kerestedir.

Çünkü kamışlar, hayvanların kokusunu alır ve çevreye koku salgılamazmış.

Diğer odalarda, tavan alçı ve ahşap kaplamadır.

Mutfak olarak kullanılan bölümde, şömine yakıldığında ve ocakta herhangi bir şey pişirildiğinde: şömine üstünde bulunan su deposundaki suyu ısıtır ve hamamda kullanılacak sıcak su elde edilirmiş.

Zaten, konağın hamamı da, şöminenin hemen arkasındadır. Dar bir koridordan geçilerek 2 metre karelik hamama geçilir.

Alt katın bir bölümü: kültürel amaçlı kurslar için ayrılmış, 50 m. Karelik bölümde ise, bağımsızlığın panoraması, yağlı boya 11 tablo ile canlandırılmış. Bu tablolar Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Aydan Ayan ve öğrencileri tarafından hazırlanmıştır. 

Sergilenen 11 Tabloda: “Kuvay-ı Milliye Destanı” anlatılıyor.

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi
Üst kat

Üst kata çıkış, girişteki sofada bulanan merdivenlerden sağlanmaktadır. 

Üst kat geleneksel Şuhat yaşam tarzını yansıtacak şekilde tefriş edilmiştir. 

Sofaya açılan odalar: yatak odası, oturma odası, mutfak şeklinde düzenlenmiştir. 

Bakır zini, güvem ve kaplar, dantel örtülerle süslenmiş sedirler, kanaviçe işlemeli örtüler ve mankenler üzerindeki kıyafetler geleneksel Şuhut kültürünü yansıtmaktadır. 

Buradaki ilk oda: haremliktir. Eve gelen misafir ya da hane halkı, ayrı ayrı oturur, kadınların oturduğu bölüme haremlik denirdi.

Soldaki ilk oda: Selamlık bölümüdür. Hane sahibi, oğlu ile birlikte bu odada hem oturur, hem de gelenleri ağırlardı.

Haremliğe erkekler, selamlığa kadınlar girmezdi.

Hizmetkarlar içinde bu geçerliydi.

Haremliğe kadın hizmetkarlar, selamlığa erkek hizmetkarlar girerdi.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi Atatürk Çalışma Odası
Çalışma odası:

Mustafa Kemal Atatürk’ün konakta kaldığı çalışma odası özgün haliyle düzenlenmiştir. 

Bu oda özellikle tavanı ile dikkat çekmektedir. 

Ahşap tavan iç içe daralan üç bölümlü ve iç bükey eteklidir. 

Oda sade bir dekorasyona sahiptir, karşısındaki iki küçük pencere önünde bulunan bir sedir, yanında bir yüklük ve dolap, dolap önünde bir masa bulunmaktadır. 

Dolabın karşısındaki duvarda Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aydın AYAN tarafından yapılmış bir Atatürk Portresi yer alır. 

Mustafa Kemal Paşa, bu konaktan ayrıldıktan sonra silah arkadaşları ile birlikte Kocatepe’ye geçmiştir ve Büyük Taarruzu başlatmışlardır.

Atatürk burada bulunan cumbalı odada çalışmış ve dinlenmiştir.

Atatürk’ün kaldığı odada ilginç bir detay var. Tavan işlemesinde 2 adet tabutu hatırlatan figür bulunuyor.

Osmanlı döneminde, akşam yatmaya çekilen ev ahalisinin, ölümü düşünerek, kendi hayat muhasebesini yapması için tabut biçiminde figürler yapılmıştır.

Yine bu tabut figürlerinin ayrı ayrı olmasının sebebi, o dönemde aile eşrafının ayrı yatmasından ve herkesin ayrı ayrı hesaba çekileceğinin göstergesi olarak ayrı yapılmıştır.

 

Bahçe bölümü

Atatürk evinin arka bahçesinde yan yana 2 kapı bulunur.

Bunlardan birisinden bayanlar, diğerinden erkekler girer. Solda bulunan kapı açıksa, eve erkek geldiği, sağdaki kapı açıksa, bir bayan geldiği bilinir.

Onu karşılayacak hizmetkarında erkek erkeğe, bayan bayana karşılayıcı çıktığı bilinmektedir.

Evin bahçesinde iki tane birbirinden farklı tuvalet taşı vardır.

Bunlardan mermer olan taş hane sahiplerine aittir.

Diğer yani taştan yapılmış taş ise, hizmetkarların kullandıkları tuvaletin taşıdır.

Evin bahçesinde hamam yapısı vardır.

Bu yapı, ev yapısından farklı olarak: kiremit ve dayanaklı tuğladan yapılmıştır.

Evin yapısında ise, taş ya da balçık kullanılmıştır.

Çünkü, ocak sürekli yandığı için sıcağa dayanması için farklı bir taş ve tuğla kullanılarak yapılmıştır.

Bahçede, bodrum kapısı gibi bir kapı vardır.

Bu kapı evin aşağısına iner ve aslında burası gizli bir geçit kapısıdır.

Bu kapıdan, dışarıdaki 2 eve gizli bir geçiş yolu vardır.

Atatürk, bu evde gizli toplantıyı yapmak için, bu gizli geçidi kullanarak gelmiştir.

Günümüzde, o geçitten sadece 5-6 metre uzunlukta bölümü kalmıştır.

Evet, günümüzde burası “Şuhut Atatürk Kültür ve Sanat Evi” olarak kullanılıyor.

Mustafa Kemal Paşa’nın konakta kaldığı çalışma odası, özgün haliyle düzenlenmiştir.

Ayrıca konağın birinci katında, Kurtuluş savaşını konu alan yağlı boya tablolardan oluşan sergi vardır.

Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri
Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri
Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri

 

BİNİNLER VE YERALTI ŞEHRİ

İlçe merkezine bağlı Senir köyünün 4 km batısında, oldukça yüksek, yayla özellikli bir alandadır.

Burada insanların konaklamak için kayalara oyarak yapmış oldukları yerlerin sayısının çokluğuna atfen “Bininler” olarak isimlendirilmektedir.

Anadolu’da nadir derli toplu kaya yerleşim alanı olarak önem kazanır.

Burada kayalıklarda bir yerleşim kurulmuştur.

İlk yerleşimin tarihi ise, MS 800’lü yıllara uzanıyor.

Yani burada Geç Roma döneminden itibaren yerleşim olduğu düşünülmektedir.

Ören yerinin sokakları belirgin ve yapılaşma temelleri görülür.

Yer yer 5-6 metre yüksekliklerdeki andezit türü kayalar: tek, iki ve üç katlı evler biçiminde, yan yana uzanır.

Ayrıca, kiliseler, küçük şapeller de bulunuyor.

Evlerin alt katı hayvanlar için, üst katlar ise insan barınması için düzenlenmiştir.

Çünkü yörede hem bir yerleşme görülür hem de bölgede daha çok hayvancılıkla geçim sağlanır.

Bazı kayalar ise mezar teknesi veya mezar odası şeklinde düzenlenmiştir.

Arazinin sarp olması nedeniyle, bölgedeki kaya evlerinin hepsine ulaşılamıyor.

Sonuç, maalesef burada gerekli ve yeterli arkeolojik araştırmalar yapılmadığı için ayrıntılı bilgi yok, bu yüzden burayı ziyaret ederseniz, sadece buranın muhteşem yapısını görüp etkilenebilirsiniz, ama ayrıntılı bilgi yok. Günümüzde, burası yayla barınağı olarak kullanılıyor.

Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe

KOCATEPE

Kocatepe; Afyon ovasına hakim, 1874 metre yükseklikte bir hakim tepedir.

Burası ilçe merkezine 11 km, Çakırözü köyüne 6 km uzaklıktadır.

Başkomutan Tarihi Milli Parkının, Afyonkarahisar tarafında kalan kısmı “Kocatepe” bölümüdür.

Kocatepe bölümünde: Kocatepe anıtı ve kitabesi, Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği, Zafer Müzesi, Büyük Taarruz şehitliği ve Başkomutan Mustafa Kemal Anıtı, Albay Reşat Çiğiltepe şehitliği bulunmaktadır.

Büyük Taarruzun ilk karargahı Kocatepe’de kurulmuştur.

26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Büyük Taarruz, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından buradan yönetilmiştir.

Tepeye ulaşım:

Bu tepeye iki yoldan ulaşılır.

Yollardan birincisi: Şuhut ilçe merkezinden geçer derenin hemen yanından ayrılır ve “Zafer Yolu” olarak adlandırılır.

İkinci yol: Afyon şehir merkezinden, Konya yolu üzerinden ayrılan yoldur.

Bu yol üzerinde Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği mutlaka ziyaret edilmelidir. Ayrıntılı bilgi aşağıdadır. 

Her iki yolda Kocatepe’de birleşir.

Şuhut merkezinden 11 km, Çakırözü köyünden 6 km de bulunan Gazi Paşa çeşmesi bulunmaktadır. 

Büyük önder Atatürk, 25 Ağustos 1922 günü gecesi, Kurtuluş savaşı planlarının son şeklini, Atatürk evinde vermiş ve Çakırözü köyünden geçen Zafer Yolundan orduları nakletmiştir.

Bugün Kocatepe üzerinde: boy çukuru, Atatürk Anıtı, Kitabe ve Seyir Terası vardır.

 

Yüzbaşı Agah Efendi Şehitliği

Kocatepe karargahını korumakla görevlendirilen 150 kişilik asker, Büyükkalecik Köyü Kurtkayası mevkiinde yerleşerek, 25 Ağustos sabahı Büyük Taarruz emriyle harekete geçmiş ve Yunan kuvvetleri Başkomutanı Hacı Anesti General Trikopis’in buraya yardımcı kuvvet gönderilmesi isteğini reddederek “Ben o mevzileri gezdim Türkler o tel örgüleri değil aşmak asla yanına bile yaklaşamazlar” dediği tel örgülerini bir anda aşarak Yunan tümeniyle savaşa başlamıştır. 

27 Ağustos 1922 günü, Kurtkaya Tepesinde şehit düşen Bayburtlu Ziver Bey oğlu Yüzbaşı Agah Efendi, Sinoplu Üsteğmen Feyzullah Efendi ve 100 Mehmetçik adına yapılan şehitlik, 26 Ağustos 1972 yılında inşa edilmiştir. 

 

Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği

1591 metre rakımlı Şehitlik, Afyonkarahisar’ın 43 km güneybatısında yer alan Çiğiltepe’de yer almaktadır. 27 Ağustos 1922 Muharebelerinde şehit düşen askerlerimizin anısına yapılmıştır. O anıyı, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa 4 Ekim 1922 günü TBMM’de yaptığı konuşmasında şöyle anlatır.” Bu taarruz gününde en sol cenahta bir tümenimiz taarruzunu tevcih ederken kuvvetlerini biraz yekdiğerinden uzakça bulundurmuştur. Bu itibarla düşman üzerindeki müessir bir tazyik yapamıyorduk. O tümen komutanı Reşat Bey, namında bir zattı. Bu zatı çok önceden tanıyorum, Muş’ta beraber muharebe yaptık. Çok kıymetli bir askerdi, şahsen bana çok muhabbeti ve kıymeti vardı. Telefonda sordum, Niçin hedefinize (Çiğiltepeye) vasıl olmadınız. dedim. Cevaben, Yarım saat sonra hedeflere vasıl olacağı dedi. Halbuki meateessüf yarım saatte bu hedefler elde edilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey’in son bir veda namesini okudular. Orada diyordu ki “Yarım saat zarfında size o mevkileri almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğundan dolayı yaşayamam” Kısa süre sonra Çiğiltepe alınmış, ancak Şehit Komutan Albay Reşat Bey bu müstesna anı görememiştir. 

 

 

Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe Anıt

Kocatepe Anıt

25 Ağustos 1922 ünü akşamı Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal; Kalecik sivrisi dağı arka sırtlarında, Afyonkarahisar’ın 20 km güneyinde Kocatepe (Büyükkalecik) kasabasından 8 km daha yukarıda, 1874 rakımlı Kocatepe’ye, şu anda anıtın bulunduğu noktaya geldi.

Taşlarla örülmüş siperlere yerleşti.

26 Ağustos 1922 tan yeri ağarırken, hazırlıklar tamamlandı.

Görülen tepeler aydınlanırken bütün cephelerde büyük taarruz başladı.

Büyük Taarruz, Türk tarihinde bir dönüm noktası ve Türk milletinin ebediyen hür, bağımsız yaşama azminin muhteşem bir sembolüdür.

 

Anıt;

Evet, anıtın kaidesinde yazan bu cümleye son harfine kadar katılmamak mümkün mü “Eşsiz Kahraman Atatürk, Vatan sana minnettardır.”

Anıt 1953 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından, kesme taştan yaptırılmıştır.

Anıttaki Atatürk heykeli, merhum heykeltıraş Tankut Öktem tarafından 1992 yılında yapılmış ve Kocatepe’ye yerleştirilmiştir. Çünkü yaklaşık 20 yıldır hava koşullarından olumsuz etkilenen anıt, bakımının yapılması amacıyla yerinden sökülerek, Karabüs’e gönderilmiştir. Onarımı 3 günde tamamlanan anıt, Afyonkarahisar’a getirilerek 10 kişilik ekip tarafından vinç yardımıyla yeniden yerine konmuştur. Bu sırada, anıtın yanında bulunan Türk bayrağı da yenilenmiştir. 

Evet anıta devam edelim.

Üzerine çiçek kabartmalı mermer yazıt konulmuştur.

1993 yılında ise Kültür Bakanlığı tarafından Atatürk Anıtı ve çevre düzenlemesi yapılarak, ziyarete açılmıştır.

Kocatepe anıtı 4 ton ağırlığında, bronzdan yapılmıştır. Kaidesiyle birlikte yüksekliği 7.5 metredir. Atatürk heykeli, 3 ton ağırlığında ve 2.4 metre yüksekliktedir. 

Anıtın mermer kaidesinde: Büyük Taarruza katılan bütün komutanların ve birliklerin isimleri, diğer yüzündeki mermer bloğa ise, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emri ve direktifleri yazılıdır.

Anıtın her iki yanında, savaş sahnelerini canlandıran 45 metre karelik iki büyük rölyef vardır.

Alandaki haritalar, ziyaretçilere savaşla ilgili bilgi veriyor.

Toplar ise, savaştan çok sonraki dönemlere aittir.

Süs olarak konulmuştur.

Taarruz hedefleri olan tepelere hücum eden tümenlerin numarası, büyük olarak Kocatepe’den görülecek şekilde yazılmıştır.

Bu sayede alanın önemi de vurgulanıyor.

Şuhut Gazi Paşa Çeşmesi

Gazi Paşa Çeşmesi

İlçe merkezine 6 km uzaklıkta, Çakırözü köyündedir.

25 Ağustos 1922 günü gecesi, Büyük Taarruzu sevk ve idare etmek üzere, Şuhut’tan Kocatepe’ye giden Atatürk, gece saat 02.30 civarında bu çeşmede durur, bir süre dinlenir ve su içer.

Atatürk’ün bu suyu çok sevdiği söylenir.

Afyonkarahisar Şuhut Zafer Yolu

Zafer Yolu

Her yıl Belediye tarafından “Zaferyolu Kültür ve Sanat Etkinlikleri” adı altında Şuhut’tan hareketle başlatılan Büyük Taarruz anılmaktadır.

Afyonkarahisar Şuhut Zafer Yolu

Etkinlikler: İlçe merkezinde Büyük Taarruz Karargahı olarak kullanılan Atatürk Ev’inde başlayıp, Şehir Stadyumunda halk konseri ve askeri gösterilerle devam eder.

Stadyumdaki programın ardından Çarkıözü köyüne intikal edilir ve buradan Kocatepe’ye hareket edilir.

İlçeye bağlı Çakırözü köyünde, her yıl geleneksel olarak 25 Ağustos tarihini 26 Ağustos tarihine bağlayan gece, Zafer yolu yürüyüşü yapılır.

Gece saat 24.00 de başlayan yürüyüşte 16 km lik yol geçilir ve saat 05.30 sıralarında Kocatepe’ye ulaşılır.

Yürüyüşün en güzel tarafı: gece zifiri karanlıkta, meşaleler eşliğinde yürüyüp, sabaha karşı güneş doğarken Kocatepe’ye varmaktır.

Yürüyüşün sonunda Kocatepe, 1874 metrelik rakımı ile, tüm Afyonkarahisar ovasına hakimdir.

Afyonkarahisar Şuhut Synnada
Afyonkarahisar Şuhut Synnada

 

SYNNADA ANTİK KENTİ

Antik kent kalıntıları, ilçe merkezindedir.

Synnada, Hititler döneminde, Afyon ve Kütahya yörelerinde hüküm sürmüş olan Kuvala Prensliğinin başkentidir.

Phrygia bölgesinin “Büyük Phrygia” denilen merkezi kısmında önemli kentleri arasında yer almıştır.

Kentin içinde bulunduğu alan, Pisidia dağlarının sınırında bulunması nedeniyle “Phrygia Paroreia” olarak da adlandırılmıştır.

3’ncü yüzyıl sonlarında, kent ve çevresi, yapılan yeni eyalet reformu sonucunda oluşturulan “Phrygia Salutaris” bölgesine dahil edilmiştir.

İlk olarak 19’ncu yüzyılda bazı araştırmacılar, antik kaynaklara dayanarak, Synnada şehrinin, bugünkü Afyonkarahisar il merkezinde veya çok yakınında olabileceğini ileri sürerler.

Ancak yine 19’ncu yüzyılda bu bölgede araştırma yanan Choisy, eski adı “Çıfut Kasabası” olarak tanınan bugünkü Şuhut ilçesinin bulunduğu yerde, Synnada kentinin adının geçtiği bir yazıt bulmuş ve antik Synnada şehrinin yerinin Şuhut ilçesinin bulunduğu yer olduğunu belirlemiş ve ilan etmiştir.

19’ncu yüzyıldan yani şehrin yerinin tespitinden sonra, Şuhut ilçesi ve çevresinde saptanan kalıntılar, çeşitli müzelere ve koleksiyonlara yayılmış muhtelif eserlerde haricinde, günümüze kadar olan süreçte resmi ve sistematik bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

Sadece, ilçe merkezinde bulunan ve “Hisar” olarak isimlendiren höyükte, Afyon Müze Müdürlüğü tarafından bir yüzey araştırması yapılmıştır.

Bu araştırmada, MÖ 3’binli yıllara ait seramik örnekleri ele geçmiştir.

Yani, Hisar höyüğündeki ilk yerleşimin Erken Tunç çağına kadar gittiği anlaşılmıştır.

Günümüzde, bu höyük üstünde “Şuhut Belediye Parkı” vardır.

İlçe merkezinde bugüne kadar bulunan çeşitli objeler, Afyon müzesi açılmadan önce İstanbul ve Ankara Müzelerine ve sonrasında Afyon Müzesine götürülmüştür.

Ayrıca, yine ilçe merkezinde bulunan eski tarihli yapıların birçoğunda, antik döneme ait mimari parçaların devşirme malzeme olarak kullanıldığı görülür.

Synnada şehrindeki yerleşimin tarihini, MÖ 3’binli yıllara kadar götüren Şuhut (Hisar) höyüğüdür.

Bu höyüğün yüksekliği 20 metre ve çapı 200 metredir.

İlçenin bulunduğu ovadaki en yüksek höyüktür.

Bu höyük üzerinde: Erken Tunç çağı ve Hititlerin Anadolu’ya hakim oldukları MÖ 2’binli yıllara kadar giden döneme ait objeler bulunmuştur.

Hitit imparatorluğu döneminde yani MÖ 1500-1200 yılları arasında, bu bölgede Mira-Kuvalya prensliğinin bulunduğu düşünülmektedir.

Ardından bölgeye Frigler gelir.

Bunun ispatı olarak: Şuhut yakınlarında bulunan, Sandıklı ilçesinin kazası Çepni köyü yakınlarında, MÖ 7-6’ncı yüzyıllara tarihlenen bir Phryce kaya yazıtı bulunmaktadır.

MÖ 545 yılında, Persler Lydia kralı Kroisos’u yenince, tüm Anadolu ile birlikte Phrygai bölgesi de Pers hakimiyetine girer.

Pers kralı I. Kyros döneminde, Synnada’nın da içinde bulunduğu Büyük Phrygia Bölgesi, Satrap Artakames tarafından yönetilmiştir.

MÖ 334 yılında Büyük İskender, Perslerin Anadolu’daki hakimiyetini bitirir.

Antik dönem yazarlarından Stephanus Byzantius: Synnada şehrinin kuruluşu hakkında verdiği bilgiye göre, şehir Theseus’un oğlu Akamas tarafından kurulmuştur.

Truva savaşından sonra Phrygia’ya gelen Akamas, burada yerel bir prensliğe yardım ederek ülkelerini geri vermiştir.

Ayrıca Hellas’tan gelen Makedonyalıları toplayarak kent halkını oluşturmuştur.

Bu yüzden, kent adı önce “Synnaia” dır, ancak zamanla “Synnada” ya dönüşmüştür.

Akamas’ın burada yerel bir prensliğe yardım ettiğini biraz önce belirtmiştim.

Bu prenslik: Synnada şehrinin MS 3’ncü yüzyılda bastığı sikkelerde görülen, başı diademli ve sakallı olarak tasvir edilmiş kişi olmalıdır.

Bu sikkelerle birlikte ilçe yakınlarında bulunmuş olan ve Roma imparatorluk dönemine ait “Thynnaros oğulları” ibareli yazıt da, kentin yerel kahramanı olarak “Thynnaros”u işaret eder.

Yine Roma imparatorluğu dönemine ait sikkelerin bazılarının ön yüzünde “Akamac” ismi ve Akamas’ı temsil eden tasvir vardır.

Böylece kentin kurucusunun Atinalı kahraman Akamas olduğu kesindir.

Şuhut Synnada

Roma dönemi

Kilikya (Çukurova) Valisi Proconsul Marcus Tullius Cicero, Efes’ten Kilikya’ya giderken Synnada şehrinden geçtiğini ve şehirde 3 gün kaldığını belirtiyor.

Bu geçişi sırasında, MÖ 51 yılında, şehirde yağ bitkisi olarak haşhaş ekildiğini gördüğünü yazar.

Cicero’nun çok sayıda yazışma metni, Kilikya Eyaletinin politik, idari ve sosyo-ekonomik durumuna ışık tutar.

Augustus’un imparator olmasıyla, Synnada kenti gelişmeye başlamış ve önem kazanmıştır.

Şehir, Roma döneminde de yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Diocletian döneminde, iki büyük yolun kesiştiği noktada, şehir Asya eyaletinin metropol başkenti oldu.

Yazılı kaynaklara göre, Roma konsolosu Gnaeus Manlius Vulso, MÖ 189 yılında, Galatyalılara karşı yaptığı seferde, bu şehirden geçmiştir.

Şehir, Roma dönemi boyunca, yakındaki Dokimeion taş ocaklarından gelen ve genellikle “Synnadic mermeri” olarak adlandırılan güzel bir mermerin ticaretini yaparak, zenginleşti.

Bu mermer, açık renkli, mor lekeler ve damarlarla bezeliydi.

Bu mermerler, MS 1’nci yüzyıldan başlayarak eyaletin diğer şehirlerine ve asıl Pazar olarak Roma’ya kadar gönderilmiştir.

Dokimeion’daki (günümüzdeki İscehisar) mermer ocaklarını yöneten Romalı memurların yerleri, Synnada şehrindeydi.

Mermerler Roma şehrine deniz yolu ile ve büyük olasılıkla Efes şehri üzerinden gönderiliyordu.

Ephesos şehrinde basılan bir Homonia sikkesinde, mermer sevkiyatı ile ilişkili olarak Ephesos ve Synnada şehirleri arasında ticari bir ilişki bulunduğu görülmektedir.

Roma döneminde şehir kendi adına sikkeler bastırmıştır.

Helenistik dönemden başlayarak İmparator Gallienus dönemi sonuna kadar sikke basımı devam etmiştir.

Bu sikkelerde, özellikle haşhaş resimlerinin kullanılmış olması, haşhaş kültürünün ne kadar eski olduğunun kanıtıdır.

Synnada şehrinde basılmış bir sikke: başı örtülü kadın figürünün (Tanrıça Demeter) sağ elinde buğday başakları ve haşhaş bulunduğu, sol elinde tuttuğu asa olarak yorumlanan nesnenin ise, yere dayalı uzun meşale olduğu anlaşılmaktadır.

Buğday başakları ve haşhaş, toprak ve bereket tanrıçası Demeter’i simgeler.

Aynı tanrıça resmi amorium (Emirdağ Hisarköy) sikkesinde de vardır.

Bunlardan anlaşıldığına göre: MÖ yıllarda, Afyonkarahisar yöresinde haşhaş yani afyon bitkisi ekimi yapılıyordu.

Gallienus’un hükümdarlığından sonra kaybolan sikkelerinde, şehir sakinleri kendilerine “Dorian” ve “İyonyalı” diyorlardı.

Şuhut Synnada

Bizans dönemi

Synnada şehri, Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerinde de önemini korumuştur.

Hıristiyanlık, Synnada’ya erken tarihlerde geldi.

Latin (Katolik) ve Yunan (Ortodoks) kiliseleri tarafından aziz olarak kabul edilen St Trophimus için, Schifout kasabasında, bu kişinin kemiklerinden bazılarını içeren bir lahit şeklinde rölyef bulunmuş ve Bursa şehrindeki müzeye taşınmıştır.

230-235 yıllarında, yeni bir konsey düzenlendi. Synnada piskoposu olarak Aziz Agapetus, konseye katıldı.

Şehir, MS 4’ncü yüzyıldan itibaren, yeni idari bölge Phrygia Salutaris’in baş şehri ve Piskoposluk merkezi olmuştur.

Şuhut’ta yapılan bir inşaat temel kazısı sırasında ortaya çıkan ve Bizans dönemine ait mermer parçası üzerindeki yazıtta, Aziz Trophimos adına yapılmış bir kilisenin varlığından söz edilmektedir.

Türk hakimiyeti dönemi

1277 yılında, sultan II. Kılıçaslan döneminde, bölge Türk hakimiyetine geçer.

Osmanlı yönetimi döneminde, şehir, Broussa (Bursa) vilayetinde bulunan Schifout kasabasına bağlandı.

Hisar Tepesi kalıntıları

Gelelim günümüze; Hisar tepesi eteklerindeki kalıntıların birçoğu sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

Bu kalıntılar arasında: insan tasviri olan heykeller, çiçek motifli bezemeler, sütunlar ve geometrik şekilli taşlar, haç sembolleri olan mezar taşları görülür.

Ancak burada bulunan kalıntılar, çevresine bir dikenli tel hattı çekilerek koruma altına alınmış sayılmaktadır, hava şartlarına ve doğal etkilere açık olan bu kalıntıların ne kadar süre korunabileceği meçhuldür ve bir yandan da kaçak kazılar devam etmektedir.

Umarım, en kısa sürede, burada resmi arkeolojik kazı çalışmaları başlar ve bir zamanların bu büyük kenti, Efes kenti ile birlikte dönemin en büyük kenti ortaya çıkarılır.

Zaten höyüğün üstünde bugün bir park alanı var. 

Burayı ziyaret ederseniz, inanın sağa sola saçılmış güzel kalıntılar görebilirsiniz.

TOPRAKKALE

Şuhut’un 6 km. batısındadır.

Senir köyü yakınlarındadır.

Burada bulunan 2000 metre yüksekliğindeki bir tepe üzerine yapılmıştır.

Ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Günümüze yalnızca duvar kalıntılarını pek azı gelebilmiştir.

 

Şuhut Dört göz köprüsü

DÖRT GÖZ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Hisar mahallesinin kuzeyinde, Kali çayı üzerindedir. 

Osmanlı döneminden kalma, dört gözlü taş köprüdür. Batı yüzünde Roma dönemine ait mermer taş parçaları görülmektedir. Bunlardan biri kapı tipi mezar taşı, diğeri ise üzerinde yazı vardır ancak okunamamaktadır. 

 

Şuhut Kurtuluş Savaşı Şehitliği

ŞUHUT KURTULUŞ SAVAŞI ŞEHİTLİĞİ

İstiklal Harbi sırasında şehit düşen askerler için yapılmış bir şehitliktir. 

16 Ağustos 1922 tarihinden itibaren, yaralı ve hastalanan subay ve erler burada tedavi edilmiş, ardından cepheye gönderilmiştir. Şehitler daha sonra buraya nakledilmiş ve şimdiki Demirciler Çarşısı civarındaki mezarlıklara gömülmüştür. Daha sonra halen şehitlik olarak kullanılan arsaya nakledilmiş ve anılarına 1971 yılında küçük piramidal bir anıt yapılarak üzerine “İstiklal Harbinin Aziz Şehitleri” kitabesi yazılmıştır. 

 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Afyonkarahisar Çobanlar

Afyonkarahisar Çobanlar
 

Afyonkarahisar Çobanlar: Küçük bir yer, tarihi ve turistik özellikleri pek ön plana çıkarılmamıştır,  

 

ULAŞIM

İl merkezine 25 km uzaklıktadır. İlçe Konya karayoluna 6 k m ve Çobanlar Tren istasyonuna ise 4 km uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Çobanlar
 

 

GENEL

İlçe düz ve geniş bir arazi üzerinde konuşlanmıştır. Orta dereceli yüksek dağlar arasında kalır. Deniz seviyesinden yükseklik 990 metredir. İlçe merkezinde tipik Osmanlı yapısını andıran avlulu evler bulunmaktadır.

Ancak eski yapı bu kerpiç evler, 2002 tarihindeki depremde ağır hasar görmüş, oturulamaz hale geldiklerinden daha sonra yıkılmışlardır.

İlçede İç Anadolu ve Ege bölgesi iklimleri görülür. Türkiye’nin en iyi domatesi burada yetiştirilir ve yetiştirilen domateslerin büyük bölümü yurt dışına ihraç edilir.

 

TARİHİ

Akarçay kenarındaki höyük, bu bölgede eski Tunç çağından başlayan bir yerleşim bulunduğunu gösterir.

Bir söylentiye göre: Danişmentlileri oluşturan Avşar boylarından Süleymanlı koluna mensup bir gurubun bu bölgeye yerleştiği, Çobanlar, Işıklar ve Sülümenli beldelerinin bu oymak tarafından kurulduğu, hatta kurucuların kardeş olduklarıdır.

Danişmentlilerin dağılmasıyla onlara bağlı birçok oymak ve boy, baştan başa özellikle batı Anadolu başta olmak üzere Anadolu’nun birçok yerine dağılmışlardır.

Çobanlar halkının kökenini bu aşirete mensup olduğu, hatta birkaç kitapta Çobanların 1151 yılında fetih edildiği yazılıdır.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında vergi kayıtlarında Çobanlar isminin Çobanlar-ı Kebir (Büyük Çobanlar) olarak adlandırıldığı görülür.

İlçe 1926 yılında nahiye yapılmış ve 1955 yılında belediye olmuş ve 1990 yılında ilçe olmuştur.

 

GEZİLECEK YERLER

Çobanlar Termal Kaplıca
 

 

ÇOBANLAR TERMAL KAPLICA

Termal kent Mahallesindedir.  

Termal kaplıca 5000 metre kare kapalı alana sahiptir. Kaplıca Çobanlar Belediyesi tarafından bir özel firmaya 29 yıllığına kiralanmıştır ve 1.5 yıllık tadilat ve altyapı çalışmalarının ardından, 2.7.2025 tarihinde kaplıca hizmete alınmıştır. 

Bayanlar ve erkekler olmak üzere 2 bölümdür.

Çobanlar Termal Kaplıcaları

Her bölümde ayrı ayrı olmak üzere zemin katta 123 metre karelik termal havuz, termal havuz içinde jakuzi, 4 tane şelaleler ve havuz kenarında şezlonglar vardır.

Çobanlar Termal Kaplıca
 

Ayrıca havuz kenarında bir adet Şok havuzu vardır. 

Türk hamamı kısmındı ise göbek taşı, kese odası ve banyo için kurnalar, sauna, buhar odası vardır.

Termal havuz bölümünde buharlaşma oluşmaz çünkü tesiste iklimlendirme sistemi vardır. Kaplıca suyunun özellikle romatizmal hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.

Tesisin önünde: mangal alanı ve çocuk bahçesi bulunuyor. 

Çobanlar Göynük Beldesi
 

 

GÖYNÜK BELDESİ

İlçe merkezine 15 km uzaklıkta, il merkezine ise 39 km uzaklıktadır.

Göynük kelimesinin anlamı: güneşte yanmış, acısı olan, elemli, üzüntüden ağlar duruma gelmiş, kızarmış, hicran, ızdırap, keder ve hararet gibi anlamlara gelmektedir.

Göynük beldesi civarında, önemli Frig şehirlerinin kurulduğu tahmin edilmektedir.

Tarihi kaynaklar ve bu bölgede bulunup, günümüzde Afyonkarahisar Müzesinde sergilenen bazı buluntular, bu fikri doğrulamaktadır.

 

Tekke

Köyde bulunan tekke, Yargeldi Sultan (köydeki inanışa göre Akşemsettin) tarafından kurulmuştur.

Yargeldi Sultan; çağdaşları Karaca Ahmet Sultan, Seyyid Hasan Basri ve Hayran Balı Sultan ile birlikte Hacı Bektaş Dergahında eğitim almıştır. Rivayetlere göre, Afyonkarahisar’ın fethine katılmış ve daha sonra Göynük köyüne yerleşerek burada tekkesini kurmuştur. 

14’ncü asırda yaşadığı düşünülmektedir. 

Yargeldi Sultan’ın türbesi de buradadır. Türbenin halk hekimi olarak bir takım rahatsızlıkları tedavi ettiğine inanılır. Çevre halkı tarafından ziyaret edilen türbenin: bayılma ve benzeri hastalıklar için şifa bulunacağına inanılıyor. 

 

Kara kuyu

Rivayete göre:

Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin, Hicaz’a gitmek üzere 1458 yılında yola çıkmış, bugünkü Göynük köyünün bulunduğu yere geldiğinde yanındakiler iyice susadıklarını belirtmek için “Göynüdük” demişlerdir.

Akşemsettin elindeki asayı yere üç defa vurmuş, oradan temiz, sol, soğuk su fışkırmıştır.

Susayanlar kana kana içmişlerdir.

O suyun başında konaklamışlar, ancak o sırada Akşemsettin hastalanıp ölmüştür.

Vasiyeti üzerine oraya gömmüşlerdir. Kara kuyu hala bol ve temiz suyu ile köylülerin susuzluğunu giderir.

Özellikle Ramazan ayında her aile oruçlarını Kara kuyunun suyu ile açmak ister, kuyu başında kalabalık kuyruklar olur.

Çobanlar Akşemsettin Türbesi

Akşemsettin Türbesi

Göynük köyünde Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin’in mezarı bulunduğu söyleniyor.

Burada ben daha önce Bolu şehrinin Göynük kazasında da Akşemsettin türbesi bulunduğunu ve hatta yılın bir döneminde Akşemsettin şenlikleri düzenlendiğini biliyorum, bu yüzden burada da gerek beldenin isminin Göynük olması ve gerekse Akşemsettin türbesinin bulunması, bilmiyorum, sanırım Akşemsettin, bu iki yöre arasında paylaşılıyor, yorum yapmıyorum.

Ancak burada bulunan Akşemsettin Türbesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından “Dinsel yapı” olarak tescillenmiştir.

 

KOCAÖZ KASABASI

Bu kasabanın eski ismi Fekeli’dir.

Kasaba il merkezinin 36 km doğusundadır. İlçe merkezine ise 6 km uzaklıktadır. Bolvadin ilçe merkezi ise 25 km uzaklıktadır.

Yapılan çevre incelemelerinde, beldenin tarihinin Arkaik döneme kadar uzandığı bilinmektedir. Nehir kenarında bulunan mezar höyüklerinin Bronz çağından kaldığı düşünülmektedir. Antik çağda, Anabura kasabası buradaydı.

Çobanlar Anabura-Anabora
 

 

Anabura-Anabora

Şehir kalıntılarında yapılan çevre incelemesinde tarihi Arkaik devre kadar uzanmaktadır.

Frig vadisinin önemli şehirlerinden olan Anabura, Roma döneminde de gelişmiş ve bölgenin en önemli şehirlerinden birisi haline gelmiştir.

Bu şehrin harabeleri, Ilıca mevkiindedir. Akşehir’in Ulupınar köyündeki yaylada tek parça 30 cm yükseklikteki kaya üzerinde Antıocheia-Anaboyria yazılı sınır yazısı, Anabora şehrinin sınırlarının Yalvaç’a kadar uzandığını gösterir.

Çobanlar Anabura-Anabora
 

Şehir harabeleri, kaya mezarlar, çeşmelerdeki Grekçe kitabeler ve mimari parçalar, buranın tarihinin birer vesikasıdır.

Feleli Molla oğlu çeşmesi aynasında, Roma dönemine ait mezar steli vardır.

İstiklal Mahallesindeki İzzetlerin çeşmesindeki Grekçe kitabe, Roma dönemine ait olup, bu harabelerden gelen mimari parçalardır.

Afyonkarahisar müzesinde bulunan Artemis heykeli buradan çıkmıştır.

Ancak böyle yazmama rağmen, Afyonkarahisar arkeoloji müzesinde bu heykeli bulup göremedim, resmini çekemedim, yani Artemis heykelleri genellikle Efes yöresinden çıkar, burada Artemis heykeli, keşke görseydim veya bir resmi olsaydı, sizlerle paylaşırdım.

Evet hani üst kısımda buranın yani Anabura kentinin, Frig ve devamında Roma döneminde çok önemli bir şehir olduğunu belirttim ama inanın daha fazla bilgi, ayrıntılı bilgi yok.

 

Yeraltı şehri

2003 yılında çiftlik yapımı için temel kazılırken bir yeraltı şehri bulunmuştur. Yeraltı şehrinde incelemelerde bulunan Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi yetkilileri, MS 2 ile 4’ncü yüzyıla tarihlenen yer altı şehrinin 8 kat olduğu, ancak 2 katını gördüklerini söylemişler, gerekli temizlik çalışmalarından sonra ayrıntılı bilgi sahibi olunacağını söylemişlerdir.

Ancak aradan geçen yıllara rağmen burada herhangi bir araştırma yapılmamış ve yeraltı şehrinin girişi toprakla kapanmıştır.

Evet isterdim ki, size bu yeraltı şehri hakkında ayrıntılı bilgi vereyim ve siz de gidin burayı görün, ancak gitmeyin, görmeyin, çünkü tüm uğraşıma rağmen hiçbir bilgi bulamadım, yetkililerin mazereti sağlam, ödenek yok.

Sadece bilginiz olsun, olur da ileride burayı turizme açmaya niyetlenirlerse bir gittiğimizde umarım görürüz, veya bir gören olursa bilgi verirse seviniriz.

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Afyonkarahisar Sultandağı

Afyonkarahisar Sultandağı
 

Afyonkarahisar Sultandağı: Sırtını Sultandağı’na vermiş, önünde Akşehir gölü olan, Afyonkarahisar il sınırlarında olmasına rağmen Konya iline daha yakın ve bereketli toprakları olan bir ilçedir. Burada ülkemizin en lezzetli kirazları yetiştirilir.

ULAŞIM

Sultandağı’nın diğer yörelere uzaklıkları şöyledir. Afyonkarahisar 68 km, Konya 20 km. Beyşehir 135 km. Isparta 163 km, Konya 158 km, Ankara 273 km. dir.

GENEL

İlçe, Ege bölgesi ve İç Anadolu bölgesinin kesişim noktasındadır. Göller bölgesi olarak adlandırılan alanın kuzeyinde, Eber-Akşehir gölleri ve Batı Torosların İç Anadolu’daki uzantısı olan Sultandağı’nın eteklerinde kuruluştur.

Denizden yükseklik 1020 metredir. İklim, kışlar soğuk ve karlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer. Sanayi ve el sanatları gelişmemiştir. Sulanabilir alanlarda meyvecilik yapılmaktadır.

Kiraz, vişne ve elma üretimi yapılır. Dört deresi Asmalı mevkiinde, orman sahasında geyik üretim merkezi bulunur.

Buradaki geyikler koruma altındadır. Akşehir ve Eber göllerinin bir kısmı Sultandağı sınırları içindedir ve bu göllerde turna ve sazan balığı avcılığı yapılır, kamış ve hasır otu biçilir.

İlçenin bulunduğu alan, depremler bakımından oldukça aktif bir alandır. Çevresindeki diğer merkezlerden kaynaklanan depremlerden etkilenmekle birlikte, 3 Şubat 2002 tarihinde Sultandağı merkezli 6.1 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir.

Bu deprem hem ilçeyi hem de çevredeki diğer yerleşimleri ciddi şekilde etkilemiştir. Kuzeyde alüvyal zemin üzerinde yer alan yerleşimlerde çok ciddi can ve mal kayıpları yaşanmıştır.

 

TARİHİ

Yörenin tarihi çok eskilere kadar gider. Ancak özellikle Bizans ve Selçuklu dönemlerinde doğu ile batı yolları arasında ulaşım noktası olmasıyla önem kazanmıştır.

Anadolu-Bağdat ipek yolunun, Sultandağı’ndan geçmesiyle ticari önem kazanmıştır.

Eski adı İshaklıdır. Çünkü Selçuklu döneminde uç beylerinden İshak bey tarafından kurulmuştur. İshak beyin mezarı çarşı camisinin güneyindedir ve 1989 yılında Belediye tarafından onarılmıştır.

Selçuklular ile Bizanslılar arasında Bolvadin savaşı sırasında, Selçuklu hükümdarı Melikşah, ordusu ile Sultandağı eteklerine çekilmiş ve buraya Sultandağı ismi verilmiştir.

Yöre 1958 yılına kadar Bolvadin’e bağlı iken, çevresindeki köylerle birlikte Sultandağı ilçesi olarak yeniden teşkilatlanmış ve ismi İshaklı değil Sultandağı olarak değişmiştir.

2002 yılında burada büyük bir deprem olur ve 15 kişi hayatını kaybeder.

 

NE SATIN ALINIR

Sultandağı’ndan mevsimi uygunsa kiraz alın, yoksa katmer ve bükme gibi hamur işlerinden satın alabilirsiniz.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Buralara yolunuz düşerse, özellikle haşhaş ezmesi ve tahin kullanılarak yapılan hamur işlerini (lokul, yağlıkuş, bükme, börek) yemeniz önerilir.

Bunlar geleneksel usullerle pişiriliyor. Ayrıca yine etli, peynirli ve tahinli pide önerebilirim. Özellikle tahinli pide.

Sultandağı Kirazı
 

 

SULTANDAĞI KİRAZI

Burada bir tür kiraz yetiştiriliyor ve “gılli” ile “karaballı” olarak isimlendirilen bu tür kirazlar: yenmesinin yanında genellikle kozmetik ve ilaç sanayiinde kullanılıyor.

Çünkü bu kirazlar, aroma, renk ve tat olarak diğer kiraz türlerine benzemiyor.

Kozmetik, kiraz nasıl kozmetikte kullanılır, özellikle bayanların kullandıkları rujların renklerinin elde edilmesinde Sultandağı’nın gilli isimli ufak tefek ama kullanışlı kiraz kullanılıyor.

İlaç sanayiinde ise, kirazın sapı ve çekirdeği kullanılıyor.

Bu kirazlara “Tadiki” ismiyle lisans alınmış ve büyük bölümü yurt dışına ihraç ediliyor. Hatta, bu kirazların İngiltere kraliçesine gittiği biliniyor.

Dünyaca ünlü bu kirazın geldiği yer, kıraç bir bölgenin ortasında kalan küçük bir alandır.

Çin ve Şili kirazlarının en güçlü rakibi Türk kirazı kirazların kraliçesi olarak biliniyor.

Sultandağı Meslek Yüksek Okulu
 

SULTANDAĞI MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlı okul, 1994-1995 yılında eğitim ve öğretime başlamıştır. 3 programla eğitime devam etmektedir. 

Bankacılık ve sigortacılık, otobüs kaptanlığı ve gıda teknolojisi programları vardır.

Gerek teknik ve gerekse sosyal programlarla, kamu ve özel kuruluşların ihtiyaç duyduğu ara eleman yetiştirilmektedir.

Son yıllarda yapılan inşaat ve iyileştirme çalışmalarıyla okul küçük bir kampüs haline gelmiştir. 3 blokta faaliyet gösteren okulda, 11 derslik, 1 konferans salonu, 1 bilgisayar laboratuvarı, 1 gıda laboratuvarı ve 1 kütüphane bulunmaktadır. 

Sultandağı
 

 

GEZİLECEK YERLER

Sultandağı ilçesinde gezilip görülmesi önerilen yerler şunlardır: İlçe merkezinde bulunan Kervansaray ve Taş hamam, Yeşilçiftlik beldesinde bulunan Deliklikaya ve Dereçine beldesinde bulunan Buzluk mağarası, Taş köprü ve Lale çeşmesidir.  

Sultandağı Çarşı Camii
 

ÇARŞI CAMİSİ

Günümüzde görülen cami 1912 yılında Hacı İsmail oğullarından Muzaffer Bey tarafından Akşehirli Agop kalfa ve arkadaşlarına yaptırılır.  

Daha önce yapılan eski camiden günümüze sadece minaresi kalmıştır.

Doğu kapısı üstündeki kitabeden, ilk caminin 1458 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey hükümdarlığı zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Sultandağı Çarşı Camii

Bu camide, kutsal emanetlerden “Sakal-ı Şerif” saklanmaktadır. 

Caminin orijinal minaresi, kesme taştan, üstü ise tuğladan yapılmıştır.

Şerefe altlarında tuğladan süsler bulunur.

Minare üstündeki kitabede, minarenin tamirinin 1814 yılında yapıldığı yazılırdır.

İkinci tamir ise, 1938 yılında Bolvadinli Seydi usta tarafından yapılmıştır.

Sultandağı Laleli Çeşme

LALELİ ÇEŞME

Çeşme kuzeye dönük, kesme taştan yapılmış ve mermerle kaplanmıştır.

Eni 3 metre, derinliği 2 metredir. 14 mermerle örtülmüştür.

İki su olukludur.

Tas yerinin her iki tarafında birer lale ve karanfil kabartmaları vardır.

Bu kale kabartmalarından dolayı, Laleli çeşme ismini almıştır.

Kitabe taşının yeri olmasına rağmen, taş yoktur, bu yüzden kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

Kitabe yerindeki süs ve yazı bu çeşmeye ait değildir.

Ancak Osmanlı mimarisi özellikleri görülür. Çeşmenin arkasına sonradan abdest almak için musluklar yapılmıştır.

Çünkü hemen yan tarafta bulunan camiye gelenler, buradan abdest alırlar. 1585 yılına ait bir yazılı belgede, bu bölgede Kervansaray, mektep ve Laleli çeşme gösterilmiştir.

Sultandağı Sahip Ata Kervansarayı
 

SAHİP ATA (İSHAKLI) KERVANSARAYI

İlçe merkezinde Çavuş Mahallesi Zübeyde Hanım Bulvarında Çarşı camisinin yanındadır.

Taç kapıların üzerindeki kitabelerden anlaşıldığına göre: 1249 yılında Selçuklu döneminde, II. İzzeddin Keykavus’un saltanatının ilk yıllarında, Vezir Sahib Ata adıyla tanınan Fahreddin Ali Bin El Hüseyin (Sahipata) tarafından yaptırılmıştır.

Sahip Ata, Selçuklu döneminde çok sayıda eser yaptırdığından dolayı “Ebül-hayrat” diye anılır.

Kervansaray, 1885 yılında Keskinzade Sadettin Efendi tarafından tamir ettirilmiş ve daha sonra 1925 yılına kadar ambar olarak kullanılmıştır.

Son olarak 1964 ile 1975 yılları arasında aralıklarla Vakıflar, binayı restore ettirmiştir.

Buranın en önemli özelliği, Afyonkarahisar’daki en büyük kervansaray olmasıdır. Çünkü ana yolun ana duraklarından biridir.

Sultandağı Sahip Ata Kervansarayı
 

 

Mimari planı

Yapı: kapalı bir kışlık bölüm ve onun önünde köşk mescitli avlusu bulunan, Sultan hanları tipinin önemli bir örneğidir.

Yapıyı kuşatan kalın duvarları ve bunların üstündeki dayanak kuleleriyle bir kale gibi görünür.

Kareye yakın ( 36 x 34 metre) planlı avlu kısmına, doğu yönündeki abidevi taç kapıdan girilir.

Ancak mukarnaslı taç kapının tepesi yıkık durumdadır.

Kapının nişinin köşe dolguları bir sıra rozetle süslenmiştir.

Portalın yani kapının yüksekliği 5.10 metredir. Genişliği ise 7.27 metredir.

Üç satırlık süslü kitabe, geniş kapı kemerinin arasına yerleştirilmiştir.

Avlunun zemini taşla kaplıdır. Üst örtüye çıkmak için, bazı hanlarda yer alan merdiven düzeni, burada yoktur.

Üst örtüye ulaşmak için taşınabilir merdiven kullanıldığı düşünülmektedir.

Kervansarayın kışlık kısmına, doğu cephesinde bulunan taç kapıdan girilir.

Kapı cepheden dışa taşkın ve oldukça sadedir.

Dışa doğru eğimli, yarım tonoz şeklindeki geniş kemer üzerinde altı satırlık kitabe bulunur.

Kapalı kısım, uzunlamasına tonozlarla örtülü 24 x 24 metre ölçülerindedir.

İçerisi oldukça loş olan bina, aydınlık kubbesi ve batı duvarlarında bulunan mazgal şeklindeki pencerelerden ışık alır.

Sultandağı Sahip Ata Kervansarayı
 

Köşk Mescit

Avlunun tam ortasında, küçük bir köşk mescit vardır.

Oldukça harap durumdaki köşk mescidin duvarları kesme taştan yapılmış olup, batı duvarının bazı bölümlerinde Roma-Bizans dönemi lahit parçaları kullanılmıştır.

Kemer ayarlar arasında kalan alanda, kesme taştan oluşan birinci kat zemin döşemesi, kısmen çökmüştür.

Bunun sebebinin, bölgede 2002 yılında olan deprem olduğu düşünülmektedir.

Ölçüleri dıştan dışa 7.06 x 7.06 metre, kare planlıdır. İçten ise 4.37 x 4.41 metre boyutlarındadır.

Kıbleye uyum sağlamak için, ana eksene çarpık konumda yerleştirilmiş, kıble yönüne doğru 20 derece kaydırılmıştır.

Bu özelliği yani avlu içinde ana eksene göre farklı konumlanan başka örnek yoktur.

İbadet mekanı, zeminden yükseltilmiştir.

Mescide, kuzey yöndeki merdivenle çıkılır. Mescidin dört köşesinde ve kemerlerinde, basit taş süslemeler vardır.

Sultandağı Sahip Ata Kervansarayı
 

Kervansaray günümüzde restoran ve kafeterya olarak turizme açılmıştır.

Sultandağı Çifte Hamam-Taş Ambar
 

 

ÇİFTE HAMAM-TAŞ AMBAR

İlçe merkezinde, Selçuklu Mahallesinde Çakırağa caddesinde Sahip Ata kervansarayının arkasındadır.

Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir.

Bir ara depo olarak kullanıldığı için halk arasında Taş Ambar olarak da bilinmektedir.

16’ncı yüzyılda Osmanlı döneminde yaptırılmıştır.

Ancak kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

Yapının temel inşa malzemesi, kaba yontu moloz taştır.

Beden duvarlarında, kesme taş da kullanılmıştır.

Kapı ve pencere sövelerinde mermer malzemeye rastlanır.

Hamam doğu-batı doğrultusunda çifte hamam olarak inşa edilmiştir.

Kuzeydoğu tarafından erkekler bölümü girişi, güneydoğusunda ise kadınlar bölümü girişi vardır.

Erkekler bölümü soyunmalık mekanının giriş taç kapısı, kuzeydoğudaki pencere ile dışarıya doğru çıkıntı oluşturur.

Taş kapı iki kısımlıdır.

Sivri kemerli taç kapının alt kısmı girintili olarak yapılan kitabe kısmı bulunur.

Kitabenin altında, kemerli giriş açıklığı bulunur.

Erkekler bölümünün aydınlatılması için taç kapının iki yanına, dikdörtgen planlı sivri kemerle geçilen, demi parmaklıklı pencereler bulunur.

Güneydoğu kadınlar bölümü giriş kapısı, sivri kemerden geçilen üst kısmı ile kemerli alt kısmı bulunur.

Batı cephesindeki külhan bölümü, yol seviyesinin yükselmesine bağlı olarak oldukça alçak seviyede kalmıştır.

Erkekler bölümündeki soyunmalık mekanı, kubbe örtülüdür.

Doğu ve batı kısmında ahşap malzemeden yapılmış soyunmalıklar bulunur.

Su deposu sıcaklık bölümünün batısındadır.

Kuzey güney doğrultulu üzeri beşik tonoz örtülüdür.

Erkekler bölümü soyunmalık kapısında kitabe yeri olmasına rağmen, kitabesi yoktur.

 

DELİKLİ KAYA

Yeşil Çiftlik kasabasındadır.

Burada bir kaya var.

Kaya hakkında anlatılan efsaneye göre, Yunanlılar Kurtuluş savaşında buraya geldiklerinde, bir anne ve bebeği bir kayanın içine saklanırlar.

Kaya, anne, bebek ve bebeğin beşiğini alabilecek büyüklüktedir ve anne ile bebeği, bu kayaya saklanarak Yunanlılardan kurtulurlar.

Bu kaya ziyaret edilebiliyor, ama ziyaret edenler, kayadan hala sallanan beşik ve bebek sesi geldiğini söylerler, siz de ziyaret ederseniz, dinleyin bakalım.

Sultandağı Buzluk Mağarası
 

BUZLUK MAĞARASI

1300’lü yıllarda, Bursa, Osmanlı devletinin başkenti olur.

Padişahın kızı hastalanır.

Hekimler, hastalığın tek çaresinin buz olduğunu söylerler.

Yazın ortasında buz bulmak sorundur.

O sırada, sarayla muhafız olarak bulunan Dereçineli yani Sultandağı’na bağlı bir kasabadan olan asker huzura çıkar ve buz bulabileceğini söyler.

Askerin emrine develer verilir ve asker yola çıkar.

Sultandağı’ndaki buz mağarasına gelir, istediği kadar buzu alır, samanların içine yerleştirir ve yaz sıcağında Bursa’ya götürür.

Padişah çok memnun olur ve askere “Dile benden ne dilersen” diye sorar.

Asker köyünde kendisine bir ev yaptırılmasını diler ve Padişahın emri ile askerin köyünde bir ev yapımına başlanır.

3 katlı olarak planlanan ev, 2 kat olunca durur, çünkü evin yapıldığı yer rüzgara açık olduğundan sadece 2 katı tamamlanabilir.

Evin kalıntıları, günümüzde de hala durmaktadır.

Sultandağı Buzluk Mağarası
 

Evet bu efsaneden sonra gelelim Buzluk Mağarasını anlatmaya:

Buzluk mağarası, Dereçine kasabasının güneyindedir.

Buraya ulaşmak için Afyon-Konya karayolu kullanılır.

Küçük Kirazlı Yaylasına gelmeniz gerekiyor.

Kalan yolu ise yürüyerek gideceksiniz ki, yaklaşık 4 saat yürümeniz gerekiyor.

Yani biraz zahmetli bir yolculuk ve özellikle oldukça yüksek, soğuk ve karlı bir bölgede bulunan mağaraya çıkmak için yaz dönemini tercih ediniz.

Sultandağı Buzluk Mağarası
 

Mağara girişi, sadece 1 kişinin sığabileceği büyüklüktedir.

Girişten 5 metre sonra buzlanma başlıyor ve aşağı inildikçe hava daha da soğumaya başlar ve bazı yerlerde görülen buzlanmalar ve buz sarkıtları, sıra dışı manzaralar sunuyor.  

Sultandağı Taş Köprü
 

 

TAŞ KÖPRÜ

Köprü Karapınar ile Sultandağı ilçelerini birbirine bağlayan yol üstündedir. Yani tarihi ipek yolu üzerindedir.

Köprü, Akşehir ve Eber gölü arasındaki su akıntısının üzerine yapılmıştır.

Bir zamanlar Eber gölü, bu köprüye kadar uzanıyormuş ve Eber gölü taştığında köprü de gölün suları altında kalıyormuş.

Bunun önlenmesi için 1968 yılında buraya beton borular ilave edilmiştir.

Ancak 1995 yılından bu yana gölün sularının çekilmesi ve derenin kuruması nedeniyle, köprü nehir yatağı üzerinde kalmıştır.

Köprü Kurtuluş savaşında Türk kuvvetleri tarafından yıkılmış, düşman gittikten sonra yeniden onarılmıştır. Şimdi yanına geçit için yeni köprü yapılmıştır.

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.