Finlandiya Helsinki

Finlandiya Helsinki

En başta şunu belirtmekte yarar var: Helsinki Dünyanın en yaşanılır şehirleri sıralamasında 8. seçilmiştir. Yani, rahat bir şehirdir.

Bu şık ve eski şehir “kuzeyin beyaz şehri” olarak anılmaya başlamıştır ve Neo-klasik stilde düzenlenerek, St Petersburg’u andıracak şekilde 1830’lu yıllarda yapılmıştır. Geniş banliyölere, köprüler, geçitler ve vapurlarla bağlanan bir yarımadanın üstüne kurulmuştur.

Neredeyse her köşeden deniz görülebilmektedir ve ağaçlar ile kayalar şehir manzarasının bir kısmını kaplamaktadır.

Helsinki Finlandiya’nın başkentidir ve 100 kilometre uzunluğundaki kıyı şeridi ve yaklaşık 300 ada ile Baltık denizi üzerinde yer almaktadır.

Şehir 2012 yılında “Dünya Tasarım Başkenti” seçilmiştir. Ülkenin refahının üçte birini bünyesinde barındıran zengin bir şehirdir. Ama ekonomik aktivitenin yüksek olmasına rağmen, ziyaretçiler için muhteşem bir nokta olarak keyifle gezilmektedir.

Kompakt, canlı bir şehirdir ve birçok açık hava aktivitesi için büyük olanaklar sunar, son derece kültürel ve inanılmaz rahatlatıcı bir şehirdir.

Şehrin nüfusu 560.500 kişidir. Arazi düşük ama engebelidir. % 70’den fazla ormanlık ve göllerle kaplıdır.

Şehrin başlıca özelliklerinden biri modern mimarisidir. 1900’lerin başlarından kalma Art Nouveau yapılardan, iptal edilen 1940 Olimpiyat Oyunları için inşa edilen spor merkezlerine, sevilen (veya nefret edilen) ünlü Finli mimar Avlar Aalto nun Finlandiya Salonu gibi işlerine örnekler verilebilir.

Kayaların içine inşa edilmiş ve cam kaplı kubbesiyle aydınlanan muhteşem Temppeliaukio Kilisesi mutlaka görülmelidir.

Öte yandan Finlandiya yaklaşık 100 yıl Rus imparatorluğunun bir parçası olarak kaldığı için Helsinki şehrinin birçok yerinde St Petersburg ve Moskova mimarisine benzer yapılar görülebilir.

Zaten, şehir doğu ve batı arasında bir konumda bulundu, çünkü bir süre de İsveç’in bir parçası olarak kaldı.

Finlandiya Helsinki

ŞEHRİN TARİHİ

19. yüzyıl başlarına kadar Helsinki şehri Vantaa nehrinin ağzının yakınlarındaki önemsiz bir Pazar şehriydi. Finlandiya o zamanlar İsveç ten Rusya ya geçmişti ve Çar I. Alexander, Helsinki’yi başkent yapmıştı.

Finlandiya 1918 yılına kadar Rus yönetiminde kaldı ve aynı yıl bağımsızlığını kazandı.
1940 yılında Rusya bir taarruza kalkıştı ama taburlar Mennheim sınırına kadar gidebildi. Yani Finliler dünya savaşı sırasında özgürlüklerini savunmak için Sovyetler Birliği ve Almanya istilalarını başarı ile savuşturdular.

 

ULAŞIM

İstanbul-Helsinki arasındaki uçuş, yaklaşık 3.5 saat sürüyor. Uluslar arası havaalanı Helsinki şehir merkezinin 15 km kuzeyindedir. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için en uygun yol: Finair denilen ve her 20 dakikada bir hareket eden otobüstür. 6 euro ücret ödediğinizde otobüs ile yaklaşık 20 dakikada şehir merkezine ulaşılır. Otobüs şehir merkezinde merkezi tren istasyonunda son durak kullanır.

Finlandiya Helsinki
Finlandiya Helsinki

 

TURİZM

Tarihi şehir her şeyden bir miktar sunmaktadır. Canlı atmosferiyle küçük ve cana yakın bir his yaratmaktadır. Muhteşem Lüteriyen Katedralinde görülebileceği merkezdeki “Senato Meydanı” bunlara bir örnektir.
Güney Limanı hareketli günlük pazarı, kafeleri ve gezi tekne turlarıyla görülmeye değer bir diğer yerdir.
Limandan, büyük Esplanaadikatu bulvarına yürünebilir. Burada çok güzel dükkanlar vardır ve tiyatroya, galerilere, müze ve konser salonlarına giriş sağlayan Mannerheimintie ye gidilmelidir.

 

TOPLU TAŞIMA

Şehirde tek bilet ile, tramvay, otobüs ve Soumenlinna metro hattı ve hatta feribota binmek mümkündür. Tek bileti bilet makinelerinden, sürücüden satın alabilirsiniz. “Daytickets” denilen kart ise 1-7 günlük toplu ulaşım araçlarında sınırsız kullanım sağlar.

Bu kartı: turist bilgi ofisi, merkez tren istasyonu veya bilit makinelerinden satın alabilirsiniz. Sürücülerde yalnız bir günlük bilet satılıyor. Tek binişlik bilet 2.70 eurodur. Biletsiz binerseniz yakalandığınızda ödemeniz gereken ceza 80 eurodur.

Toplu taşım araçlarında en yaygın olanı tramvaydır. Tramvay, şehir merkezinde geniş bir alanı kapsamaktadır.

Şehir merkezinin birçok yerinde bisiklet kiralamak mümkündür ki, bisikleti geri getirdiğinizde 2 euro ücret ödemeniz gerekir.

Finlandiya Helsinki

İKLİM

Dünyanın en soğuk başkentlerinden birisidir.
Şehirde ılıman kuzey iklimi hakimdir. Burada hava en kötü olayların başında geliyor. Eylül-Ekim döneminde soğuk yanında muhteşem nem oluyor ve bu da hani derler ya, iliklerinize kadar üşütüyor. Soğuk olması yanında, resimlerde de göreceğiniz gibi gökyüzü sürekli gri renkte ve bu da insanı sıkıyor.

Zaten ülkede insanlar arasındaki intihar eğiliminin yüksek olmasını havanın bu kasvetine bağlıyorlar. Gökyüzünün sürekli gri ve siyah olması, sanırım bu şehirde yaşayanlar için büyük sıkıntı olsa gerek. Evet ülke ve şehir yağmuru bol, bu yüzden yanınızda her daim şemsiye bulundurmakta veya yağmurluk bulundurmakta yarar olacaktır.

Finlandiya Helsinki Sauna

SAUNA

Hani ülkemizdeki ismiyle “Fin hamamı” bu ülkeye gitmişken mutlaka denenmesi gereken bir güzellik olarak düşünülmelidir. Fin hamamı yorgunluk almaktadır ve inanılmaz ucuzdur.

Erkekler ve bayanlar ayrı yerlere girerler ancak özellikle şunu unutmamak gerekir ki, Finliler, Fin hamamına tamamen çıplak girerler, yani Fin hamamına girerseniz, bu durumu göz önünde bulundurmanız gerekiyor.

 

İNSANLAR

Ülke nüfusu 5.400.000 kişidir. Etnik guruplar: Finliler, İsveçliler, Lapps, Sami, Roman ve Tatarlardır. Nüfusu az olduğundan, bütün insanlar kurallara bağlı yaşıyorlar ve kurallara herkes isteyerek uyuyor. İnsanlar genel anlamda medeniler ve saygılılar. Yardım istediğinizde mutlaka size yardımcı olacaklardır.

 

DİN

Ülkede yaşayanlar % 89 Lutheran ve % 1 Ortadokstur.

 

DİLLER

Ülkede resmi dil olarak Fince konuşulur (% 93) ve ayrıca yine resmi dil olarak İsveç’ce konuşulur.(% 6) Ama burada yaşayan bütün insanlar İngilizce biliyor ve konuşuyorlar.

 

PARA BİRİMİ

Euro kullanılmaktadır. Paranızı bozdurmak için şehirdeki “forex” denilen yerleri tercih etmelisiniz.

Finlandiya Helsinki

ALIŞVERİŞ

Helsinki’de hayat pahalıdır. Zaten İskandinav ülkelerinin diğerlerinde olduğu gibi, buraya da kısıtlı bütçe ile gidiyorsanız, kesinlikle alışveriş yapmamanız önerilir. Çünkü her şey en az 2 katı oranında pahalıdır. Zaten bu ülkede, bu şehirde buraya has bir hediyelik eşyaya rastlamadım belki hediyelik olarak buzdolabı magneti düşünülebilir, o kadar.

 

YEMEKLER

Fin mutfağı diye bir kavram yok, yani ülkede yemek kültürü pek gelişmemiştir. Özellikle: kızartmalar ve hazır yiyecekleri tercih ediyorlar. Ama fırında “geyik eti” kızartmasını mutlaka denemenizi öneririm.

Burada rutin bir şeyler yemek istediğinizde ortalama 20-25 euro civarında ödemek gerekiyor. Şehirde tanıdık bir yerde bir şeyler yemek isterseniz, Senato Meydanındaki “İl Siciliano” isimli pizzacıyı tercih etmenizi öneririm, garsonlar ve aşçısı Türk.

Yine Türk damak tadını tercih edenler için Kamppi yakınlarındaki “Türk Kebapçısı” bir tercih olabilir. Zaten Finliler bu tür kebaba bayılıyorlar ve gittiğinizde göreceğiniz üzere mekanı tıklım tıklım dolduruyorlar.

Diğer yöresel yemekleri arasında elbette balık başı çekiyor. Özellikle somon balığı tüketiyorlar ve diğer balıklarda yoğun tercih ediliyor. Liman yanındaki Pazar yerinde ayak üstü balık yiyebilirsiniz.

Böğürtlen sanırım burada çok yetiştiğinde en çok tercih edilen meyvedir.
Ayrıca şehrin birçok yerinde fast-food mağazalar zincirinin halkaları, örneğin McDonalts bulmak mümkündür.

Şehirde su içmek için pet şişelerde satılan sulardan satın almalısınız. Ama bizim ülkemizden farklı olarak bu pet şişeleri bitirdikten sonra atmayın, merkezlerin birçoğunda geri dönüşüm birimleri var, bu pet şişeleri geri verdiğinizde paranızın bir kısmını geri alabiliyorsunuz.

Evet, hani ne yenir ne içilir diyoruz ya, Helsinkililerin alkole aşırı düşkün olduklarını söylemem gerek. Alkole çok düşkünler ve her türlü içkinin teneke kutular içindeki benzerleri marketlerde satılıyor.

Finlandiya Helsinki

GECE HAYATI

Helsinki şehrinde yürüme mesafesinde birçok bar ve kulüp bulunmaktadır. Finliler, her ne kadar şehir sokaklarında sessiz ve sakin görünseler de onlar barlarda çığlınca eğlenmektedirler. Şehir sokaklarındaki barlar ve kulüplerde: kesinlikle yaş sınırına dikkat edilmekte ve içeriye girebilmek için 22 ve hatta 24 yaşından büyük olmak aranmaktadır.

Bu yüzden yanınızda kimlik taşımanız önerilir. Barlar için giriş ücretsizdir, ancak kulüplerin çoğu girişte ücret ödemenizi isterler. Bar ve gece kulüpleri özel durumlar hariç, saat: 02.00 ve hatta 04.00’e kadar açık kalıyorlar.

Şehirde özellikle “pub” kültürü çok gelişmiştir. Şehirde herhangi bir pub’a girdiğinizde loş bir ortam, derinden gelen kısık bir müzik sesi, iyi dekore edilmiş, loş ortam.

Şehirdeki gece hayatının bir diğer yönü ise: çeşitli gece kulüplerindeki sizin becerinize kalmıştır. Özellikle “Millioners” ve “Lady Moon” gibi kulüplerde; mutlaka şansınızı denemenizi öneririm.

Öte yandan, profesyonellerle tanışmak isterseniz “Club Soho” ya da “Alcatraz” denilen kulüpleri tercih etmelisiniz. Bunlar aynı zamanda “striptiz” kulübü olarak geçiyor. Her iki kulübe giriş 10 euro.

 

GEZİLECEK YERLER

Finlandiya Helsinki Lutheran Katedrali-Senato Binası
Finlandiya Helsinki Lutheran Katedrali-Senato Binası
Finlandiya Helsinki Lutheran Katedrali-Senato Binası

 

LUTHERAN KATEDRALİ-SENATO BİNASI

Senato Meydanında: yüksek bir konumda katedral ve Senato Binası bulunmaktadır. Meydan özellikle 1 Mayıs İşçi Bayramı etkinliklerinde kullanılmaktadır. Ayrıca özellikle yaz aylarında bu meydan turistler ve şehirlilerle dolup taşar.

Meydan yakınlarındaki sokaklarda çeşitli butikler ve hediyelik eşya satan yerler bulunur, bunlar biraz pahalıdır ama ilgi çekici yerlerdir.

Katedral yüksek bir konumda yapılmıştır ve liman binaları arasından, denizden kilometrelerce uzaktan dahi görülebilmektedir. Yanına gidildiğinde de sanki bir uçurumun yanında duruyormuş gibi dik bir yamaçtadır. Finlilerin büyük bölümü (% 89) Lutheran olduğundan bu yapı dini açıdan önemlidir.

1727 yılında Tuomiokirkko Ernst Lohrman tarafından devir alındığında: bu Lutheran katedralin inşasına başlanılmıştır ve 1830 yılında ölümüne kadar bitirilemeyince, burada küçük bir kilise inşa edilmiştir.

Ancak: bu küçük kilise üzerine, günümüzde görülen büyük yapı yapılmıştır.

Bugün görülen yapı: 1832-1852 yılları arasındaki yirmi yıllık süreçte yapılmıştır. Lohmann’ın tasarımına: çatı, çan kulesi ve 1815 yılında Helsinki’ye taşınan Alman Carl Ludvig Engels tasarımı bir yan şapelin üzerine 12 havari çinko heykelleri (bunların dünyanın en büyük çinko heykelleri olduğu söylenmektedir) eklenmiştir.

Engel: Helsinki üniversitesi, ulusal kütüphane, hükümet sarayı ve Senato Meydanı gibi yerleri tasarlamış ama katedrali yapmadan önce Rusya, Berlin, Tallinn ve St. Petersburg şehirlerinde çalışmıştır.

Zaten katedral, St Petersburg şehrindeki “Saint Isaac” katedraline benzemektedir.
İlk yapıldığında Rus Çarı I. Nicholos onuruna inşa edilmesi nedeniyle “St Nichlos” kilisesi ismi verilmiştir.

Çünkü: katedral, imparatora haraç olarak inşa edilmiş, o, özgün tasarımda birkaç önemli değişiklik yapılması konusunda ısrar etmiş, bu durumda bu son derece zorlu inşaatın yapımı 20 yıl sürmüştür. İmparator, son tasarım trentlerini yansıtmak için neredeyse kesinleşmiş ve hatta bitmiş binada bile, yeni değişiklikler yapılması siparişlerini vermiştir.

Ancak: Finlandiya 1917 yılında bağımsızlığını kazanınca ismi değiştirilmiştir.

Yapının neo klasik stili ilgi çekmektedir. Yunan haçı şeklinde yapılmıştır, dış cephesi beyaz ve parlaktır. Kubbesi yeşildir. Yeşil kubbenin üzerindeki çinko havari heykelleri, Helsinki şehri silüetine hakimdir. Yapıda: 1300 kişi aynı anda ibadet edebilir.

Yapının iç kısmı basitleştirilmiştir. Bir din adamı ve Fince kurucusu olan Mikail Agricola ve Almanya’da Lutheran ve Protestan reformunun önemli lideri Martin Luther gibi önde gelen Protestan reformcuların 3 heykeli bulunmaktadır.

Sunak: ilk başta Robert Ekman tarafından boyanmış, ancak Rus imparatoru tarafından beğenilmeyince Rus Sanatçı TK Von Neffin tarafından boyanmıştır. Bu: oldukça karanlık ve kasvetli bir tablodur ve Mesih’in çarmıhtan aşağıya atılışı gösterilmektedir.

Finlandiya Helsinki Kallio
Finlandiya Helsinki Kallio

 

KALLİO

Kallio sokaklarında “Kallio Blok Partisi” her yıl Ağustos ayında yapılır. Bu etkinlikte: müzik ve çeşitli performanslar gece geç saatlere kadar sürdürülür ve genç-yaşlı herkes eğlenir.
Eskiden işçi sınıfına ait olan bu mahalle, son yıllarda kendine has ve ruhu olan butikler, kafeler, restoranlar ve barlarla hareketlenmiştir.

Semtin en ilgi çeken yeri “Hakaniemi” denilen Pazar meydanıdır. Burada: sebze, balık ve taze pişmiş ekmek, takı ve giyim gibi birçok şey bulup satın alabilirsiniz. Pazar yerinde salon içine göz atın, burada Helsinki’nin en özgün mutfak kültürünü bulabilirsiniz.

Üst katta: ahşap oymalar, yemekler, takılar, yünlü giysiler ve Marimekko giysileri, el sanatları bulabilirsiniz.

Burada ayı heykeliyle işaretlenmiş “Karhupuisto” yani “Ayı Parkı” ilgi çekmektedir. Bu parka gitmek üzere yokuş yukarı yürürken küçük-büyük kafeteryalar, barlar ve vintage mağazalar bulmak mümkündür.

Torkelinmaki; Kallio bölgesinin en prestijli caddesidir. Bu cadde üzerinde güzel bahçeler içinde, renkli taşlarla yapılmış evler görülür. Son bir not: burada “Katiharju Sauna” denilen yerde fin hamamını denemelisiniz. (giriş 12 euro)

Ayrıca: Fleminginkatu, Helsinginkatu ve Vaasankatu ve Torkkelinmaki gibi küçük mahalle ve sokakları da keşfedebilirsiniz.

“Market Square” Helsinki şehir merkezinde genellikle turistlerin ziyaret ettiği bir açık Pazaryeridir. Pazar Hall öte yandan, kendi alışveriş seçeneklerine ek olarak “Soppakeittio” gibi lezzetli yemekler sunan bir restorana sahiptir.

Buraya yolunuz düşerse, alt katta “Lentava” denilen yerde “Lehma” peynirlerini mutlaka denemenizi öneririm.

Finlandiya Helsinki Soumenlinna Kale Kompleksi
Finlandiya Helsinki Soumen Linna Kale Kompleksi

 

SOUMENLİNNA KALE KOMPLEKSİ

Burası Finlandiya’nın en popüler yerlerinden birisidir ve Helsinki’den kısa bir feribot yolculuğu ile ulaşılabilir.

Finlandiya İsveç krallığının bir parçası iken, burası adalar filosu için bir deniz üssü olarak, burası 18. yüzyıl boyunca inşa edilmiştir. Çünkü İsveç, 1700’lü yılların ilk yarısında Rusya ile savaşlarda süper güç statüsünü ve önemli doğu kalelerini kaybetti ve bunun üzerine Finlandiya savunmasını takviye etmeye gerek gördü.

1747 yılında İsveç Parlamentosu Helsinki’de bir deniz üssü ve bir sınır kalesi inşa etmeye karar verdi. İnşaat faaliyetleri, bugünkü Suomenlinna denilen yerde Susiluodot adalarında 1748 yılında başladı. İşin başında aristokrat kökenli bir İsveçli topçu subayı Amiral Augustin Ehrensvard vardı.

İddialı tahkimat planları inşaat başladıktan sonra küçültüldü ve kaynaklar deniz kalesi inşa etmeye yönlendirildi. Deniz kale 1788-1790 Rus-İsveç savaşında bir deniz üssü olarak kullanıldı.

1808 yılında, Viapori kalesi yani burası Rus-İsveç savaşı sırasında Rus kuvvetleri tarafından kuşatıldı. Küçük çatışmalardan sonra kale komutanı teslim olmaya karar verdi ve neden teslim olduğu gizemini korumakla birlikte, teslim olmasının ardından kale Ruslar tarafından ele geçirildi ve yeni bir dönem başladı.

Ertesi yıl Finlandiya Rusya’nın özerk büyük dukalığı oldu ama Viapori Rus idaresi altında bir askeri üs olarak kaldı.

Rus döneminde burada: askerler için bir kışla inşa edildi, Konstantin Ton tarafından tasarlanan bir Ortodoks kilisesi yapıldı. 1800’lerin sonunda kalenin askeri önemi kalmadı. Fon eksikliği nedeniyle surların bakım ve onarımı yapılamadı ve Viapori çürümeye terk edildi.

1853-1856 yılları arasındaki Kırım Savaşında Anglo-Fransız filosu, Ağustos 1855 tarihinde iki gün süreyle Viapori kalesini bombardıman altına aldı ve kalede hasar oluştu. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Viapori tahkimatı tamir edildi, ancak Viapori’nin önemi azalmaya devam etti ve sonuçta sadece bir Rus kalesi olarak kaldı.

1906 yılının yaz döneminde, Rusya’da devrimci huzursuzluk başlayınca Viapori’de isyan patlak verdi, isyancılar dört günlük isyanın ardından yenildiler. I. Dünya savaşı sırasında Viapori, Rusya’nın başkenti St Petersburg’u korumak için tasarlanan hattın bir parçası oldu.

Rus devrimi ve Finlandiya’nın bağımsızlığının ardından, Viapori, 1918 yılında yeni kurulan Fin hükümeti tarafından devralındı ve Suomenlinna (Finlandiya Kalesi) olarak ismi değiştirildi.
1991 yılında burası UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Çünkü: askeri mimari tarihinde, genel tahkimat ilkeleri ve kendine özgü özellikleri olan seçkin bir örnektir. 18. yüzyılda İsveç’in en büyük projesi olarak tasarlanmıştır.

Şehrin gürültüsünden kaçmak ve muhteşem bir okyanus manzarası izlemek için burayı ziyaret etmelisiniz. Soumenlinna üzerinde birçok kafe ve restoran bulunmaktadır. Örneğin “Cafe Piper” 1928 yılından bu yana yaz aylarında açıktır.

Burası aslında tamamen turistik bir yer olarak kabul edilse de, yine burada 800’den fazla kalıcı sakin yaşamaktadır. Ada üzerindeki çevresiyle uyumlu evlerin çoğu devlete aittir. Burayı yürüyerek gezebilirsiniz.

 

Soumenlinna Müzesi

Müze 18. yüzyıl Soumenlinna deniz kalesinin tarihini açıklayan objelerle doludur. Sergide: deniz üssü kale ve eski yaşam binaları gösterilmektedir. Ayrıca, burada özel sergiler de düzenlenmektedir.

Finlandiya Helsinki Ehrensvard Müzesi

Ehrensvard Müzesi

Müze, Suomenlinna’nın en eski yapılarından birisidir. Burası 1850’li yıllarda ada komutanının eviydi. Bugün burada Elias Martin tarafından yapılan gemi resimler, portreler ve modellerin olduğu bir sergi vardır.

 

Askeri Müze

Finlandiya’nın savunma güçleri ve Fin askerlerinin yanı sıra 17. yüzyılda Finlandiya’nın katıldığı savaşlara ait objeler sunulmaktadır. Müzenin bulunduğu yapı 1881 yılında inşa edilmiş ve aslında Suomenlinna kalesinin topçularının deposu olarak kullanılmıştır.

Finlandiya Helsinki Denizaltı Vesikko

Denizaltı Vesikko

Askeri müzeye ait bu denizaltı 1933 yılında inşa edilmiş ve 1939-1944 yılları arasındaki savaşlarda Fin donanmasının bir parçası olarak hizmet vermiştir. 1973 yılındaki restorasyon çalışmalarının ardından günümüzde bir müze olarak ziyarete açıktır.

Finlandiya Helsinki Oyuncak Müzesi

Oyuncak Müzesi

Müze 1960 yılında açılmış olup, 19. yüzyılın başından itibaren çeşitli oyuncaklar sergilerde sunulmaktadır. Koleksiyonda bulunan oyuncaklar: Finlandiya ve Fin oyunları ve sosyal tarihini yansıtır. Müzede aynı zamanda bir kafe ve müze dükkanı bulunur.

Finlandiya Helsinki Linnanmaki Eğlence Parkı
Finlandiya Helsinki Linnanmaki Eğlence Parkı

 

LİNNANMAKİ EĞLENCE PARKI

Linnanmaki eğlence parkı: 1950 yılında açılmıştır. 1950 yılından bu yana park alanını 46 milyon kişinin ziyaret ettiği söyleniyor.

Helsinki şehrinde Tivolikuja denilen yerdedir. Parka giriş ücretsizdir. Ancak tüm gün parkta kalıp oyuncaklardan yararlanmak isterseniz, bir bileklik satın almanız gerekiyor. Bileklik bir gün boyunca aktiftir. Her bileklik bir yolculuk için kullanılır. Park her gün saat: 09.00-15.45 arasında açıktır.

Finlandiya Helsinki Vioristorata
Finlandiya Helsinki Vioristorata

Vuoristorata

1951 yılında yapılmıştır. Trenin hat uzunluğu 960 metredir ve bu süre yaklaşık 2 dakika 15 saniye sürer. En üst hız limiti 60 km/h dır. Kapasite saatte 1500 kişidir. İnişin uzunluğu 49 metredir ve bu uzunluk yaklaşık 3 saniye sürer.

Finlandiya Helsinki Rinkeli
Finlandiya Helsinki Rinkeli

 

Rinkeli-Finnair Sky Whell

2006 yılında yapılmıştır. 34 metre yüksekliğe çıkar. 144 koltuk kapasitelidir, her gondol 6 kişiliktir. Saatte 1700 kişi kapasitelidir. Dönüş hızı dakikada 1 turdur. Toplam yolculuk 12 dakika sürer ve biniş ücreti çocuklar için 8 euro, yetişkinler için 12 eurodur.

Kabinlerin penceresinden Kallio ilçesinin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz. Ancak havanın yağışlı ve sisli olmaması gerekir.

Finlandiya Helsinki Panaroma

Panaroma

Kule 53 metre yüksekliktedir ve parkın açılış saatlerinde ücretsiz olarak müşterilere açıktır. Yalnız dikkat edin küçük çocukların çıkmasına izin verilmiyor daha doğrusu 100 cm boy şartı var.

Kule 1987 yılında yapılmıştır. Saatte 400 kişi kapasitelidir ve 3 dakika 20 saniyelik sürede, 32 koltukluk gurup, yaklaşık 53 metre yüksekliğe çıkmaktadır.

Finlandiya Helsinki Kieppi

Kieppi

2003 yılında yapılmıştır. 17.5 metre çapında, 32 koltuk kapasiteli ve saatte 450 kişi binebilmektedir. Burada da boy şartı var, buna binmek isteyenlerin boylarının 140-195 cm arasında olması isteniyor.

Sea Life

Burada İskandinavya ve Helsinki bölgesinin deniz yaratıklarının bulunduğu bir akvaryum bulunmaktadır.

Finlandiya Helsinki Otel Torni

 

OTEL TORNİ-ATELJEE BAR

Torni otelin en üst katındaki Ateljee Bar’dan mutlaka gün batımı manzarasını izlemelisiniz. 70 metre yüksekliktedir. Açık teras hem doğuya hem de batıya bakmaktadır. Helsinki şehrinin muhteşem manzarası yanında, burada dinlenmek mümkündür. Öte yandan, burada bulunan tuvaletten muhteşem Helsinki şehir manzarasını izlemek gibi bir lüks yapmışlar.

Finlandiya Helsinki Olimpiyat Stadı ve Kulesi
Finlandiya Helsinki Olimpiyat Stadı ve Kulesi
Finlandiya Helsinki Olimpiyat Stadı ve Kulesi

 

OLİMPİYAT STADI VE KULESİ-OLYMPİASTADİON HELSİNKİ

Bu stadyum 1952 yaz olimpiyatları için inşa edilmiş ve 12 Haziran 1938 tarihinde inşa edilmiştir. Tamamlandığında dünyanın en güzel Olimpiyat Stadı olarak lanse edilmiştir. Stadyum binası 243 metre uzunluğunda ve 159 metre genişliğindedir. Yapıldığında 70 bin kişiyi ağırlamış, günümüzde ise 39.000 koltukludur.

Stadyumun içinde: Finlandiya’nın spor geçmişini tanımak için veya farklı sergiler görmek için ziyaret edebileceğiniz Finlandiya Spor Müzesi bulunmaktadır.
Stadyumun kulesi 72 metre yüksekliktedir ve şehrin en yüksek noktalarından birisidir.

Finlandiya Helsinki Kaivopuisto
Finlandiya Helsinki Kaivopuistu

 

KAİVOPUİSTO OBSERVATORİUM

Buradaki tepe 30 metre yüksekliktedir ve burada bulunan Kaivopuisto park: 1834 yılında inşa edilmiştir. Helsinki şehrinin en sevdiği yeşil yerlerden birisidir. Bu parkta gözlemevi bulunur ve liman ile denizin muhteşem manzarası izlenir.

Ziyaretçilerin kullanımı için 3 teleskop bulunmaktadır. Üye olmayanlar: yıldızlı gökyüzüne bakmak için sonbahar ve ilkbahar akşamlarında gözlemevini ziyaret edebilirler. Ücret 4 eurodur.
Buradan muhteşem deniz manzarasını izlemek mümkündür.

Finlandiya Helsinki Jean Sibelius Anıtı
Finlandiya Helsinki Jean Sibelius Antı

 

JEAN SİBELİUS ANITI

Sibelius parkta: dünyaca ünlü Finli besteci Jean Sibelius anıtı bulunmakta olup bu anıt Eila Hiltunen tarafından yapılmış ve 1967 yılında açılmıştır. Anıt: kaynaklı çelikten yapılan organ boruları ile ve bir tarafta bestecinin büstünden oluşmaktadır.

Anıt Helsinki şehrinin en popüler heykellerinden biri olup aynı zamanda en çok ziyaret edilen anıttır. Anıt yüksekliği 8.5 metredir genişliği ise 10.5 metredir. Derinlik 6.5 metredir. 600 üzerinde boru kullanılarak yapılan anıtın ağırlığı 24 tondur.

Anıttaki iniş-çıkışlar onun hayatının iniş-çıkışlarını temsil ediyormuş. Anıtta yıpranmış olan metaller ise, yine ünlü bestecinin hayatının zorluklarını temsil ediyormuş.

Sibelius anıtının daha küçük bir versiyonu, Paris şehrinde UNESCO genel merkezinde bulunmaktadır.

 

HELSİNKİ HAYVANAT BAHÇESİ

Anakaradan bir köprüyle ulaşılabilen kayalıklı bir adada kurulmuştur. Dünyanın en eski hayvanat bahçelerinden birisidir ve 1889 yılında kurulmuştur.
Burada 150 hayvana 1000 bitkiden oluşan doğal bir ortam yaratılmıştır. Bu biyoçeşitliliği korumak için hayvanat bahçesi nesli tükenmekte olan türleri koruma altına almıştır.

Finlandiya Helsinki Ulusal Müze
Finlandiya Helsinki Ulusal Müze

 

ULUSAL MÜZE

Müze günümüze kadar olan tarih öncesi çağlara ait Fince yaşamı sunmaktadır. Benzersiz sergilerde 10.000 yıllık bir süreç boyunca bölgedeki yaşam aktarılır. Müze daimi sergileri 4 katta 6 bölümde sergilenmektedir. Bu daimi koleksiyon içinde bulunanlar: paralar, madalyalar, dekorasyon, gümüş ve silah koleksiyonu bulunmaktadır.

 

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

 

SUMMERTOWN PORVOO

Burası Finlandiya ülkesinin en eski ikinci şehridir ve yaklaşık 800 yıllık geçmişe sahiptir. Helsinki şehrinin 50 km kuzeydoğusundadır. Yaz aylarında buraya vapurla ulaşılır. Burası tam bir kıyı kenti olmasa bile, Porvoo nehri üzerinden Finlandiya körfezine bağlanır.

Şehrin uzun tarihinin kanıtları, günümüzde de görülebilmektedir. Bunu özellikle büyüleyici sokaklarında gezinirken hissedebilirsiniz. Yüzyıllar boyunca şehir birçok Finli sanatçıya ilham kaynağı olmuş ve hizmet vermiştir.

Özellikle: kırmızı kıyı evleri, Porvoo nehrinin en tanınmış yerlerinden geçerek, şehrin içinden akar. Başlangıçta bu kıyı evleri İsveç kralı Gustav III onuruna kırmızı boyanmıştır. Bu sahil evleri: uzak diyarlardan gelen egzotik lezzetler gibi malların saklanması için kullanılmıştır.

18. yüzyılda inşa edilen eski Porvoo yerleşim alanı: Porvoonjoki tarafından bir tepenin üzerine kurulmuştur. Evler, mimarlık tarihi açısından ortaçağ imar ve mimari stillerine uygun inşa edilmiştir ve bunlar son derece önemlidir. Eski Porvoo: çok güzel restoranlar, kafeler, mağazalar ve müzelere ev sahipliği yapmaktadır.

Eski Porvoo şehrinin merkezinde özellikle “Porvoo Katedrali”ni görmenizi öneririm. Burası şehrin en tanınmış yapısıdır. 14. yüzyılın başında inşa edilen katedral, olağanüstü güzel yapılmasına rağmen beş kez yakılmaya çalışılmış, en son 2006 yılında kundaklanmış ve yapılan yenileme çalışmaları sonucunda 2008 yılında yeniden açılmıştır.

 

Lüksemburk

Lüksemburk

 

Şehrin, İngilizce ismi “Luxembourg” dur. İsminin kelime anlamı Işıklı ülkedir.
Dünya üzerinde, yaşam kalitesi açısından, dünya 4’ncüsüdür.

2005 yılında ise, dünya birincisidir. Milli gelir açısından ise, resmi rakamlara göre, dünyanın en zengin insanlarının yaşadığı bir ülke olarak öne çıkmaktadır.

Ancak, özellikle İstanbul’dan küçük bir ülke olması, İstanbul’dan buraya giden ziyaretçilerin, başlangıçta kabullenememelerine sebep olmaktadır.

Bunların yanında, şehir, iyi korunmuş, eski kaleleriyle, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Özellikle, 1000 yıllık evler, gerçekten korunması gereken yapılardır.

HAVAALANI

Ülkenin havaalanı ismi “Findel Havaalanı” dır. Buraya, havayolu ile ulaşmayı düşünürseniz, bindiğiniz uçakta kesinlikle, bankacı tipli, gerek kıyafetleri ve gerekse tavırlarıyla, bambaşka insanlarla karşılaşacaksınız.

Havaalanı, şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır. Alan ile şehir merkezi arasında, otobüs ile yaklaşık 30 dakika bir yolculuk yapmanız ve 1.5 Euro ödemeniz yeterlidir. Taksi düşünürseniz, bu kez, 20 Euro ödemeniz gerekir.

Şehirden, Avrupa’nın yakın diğer şehirlerine trenle yolculuk yapmak isterseniz: Brüksel 2.5 saat ve 30 Euro, Amsterdam 6 saat ve 50 Euro, Paris 4 saat ve 45 Euro’dur. Paris ile aradaki bağlantı için, son yıllarda yapıla hızlı tren, büyük kolaylık sağlamıştır. Ayrıca: 150 km. uzunluğundaki otoyol ile, şehir, komşu Belçika-Hollanda ülkelerine bağlanmıştır.

Son bir not, buranın havaalanına çok sayıda büyük uçak inip kalktığını görürseniz şaşırmayın, çünkü bu havaalanı, Avrupa’nın en büyük kargo havaalanıdır.

TARİH

Şehrin geçmişi, 1000 yıl öncesine kadar dayanmaktadır. Ülke hakkındaki ilk yazılı bilgiler: 963 yılında, Kont Siegfried zamanında, bölgede, Lüttenburg kalesinin kurulması ile başlar.

1354 yılında, kral Karl, şehri dukalığa dönüştürmüştür. Dukalık yönetimi: 1443 yılında, başkalarının egemenliğine girer. Ancak, 1600’lü yılların başında, evlilik bağları sonucu, bölgede İspanyol egemenliği hakim olur.

1685 yılında ise, bölge, Fransızlar tarafından ele geçirilir. 1815 yılına kadar Fransız hakimiyeti altında kalan ülke: Viyana kongresi sonucu bağımsız bir dukalık olarak, Hollanda’ya geçer.
1830 yılında ise, bu kez, Belçika hakimiyeti görülür.

Her iki dünya savaşında, tarafsızlık gösteren ülke: yine de, Alman işgaline uğramıştır.
1947 yılında ise, Hollanda ve Belçika ile birlikte “Benelüks” denilen gümrük birliği kurulmuştur.

Lüksemburk

GENEL

Şehir, 90 bin kişilik bir nüfusa sahiptir. Deniz kıyısında bulunmaması, ülkenin en büyük özelliklerinin başında gelmektedir. Avrupa’nın en küçük ülkelerinden birisidir.

Ülkenin genişliği en fazla 58-80 km. arasında değişmektedir ve Şehir: 1995 ve 2007 yıllarında “Avrupa Kültür Başkenti” seçilmiştir. Yani, Avrupa’da, başkaca iki kez, kültür başkenti seçilen şehir bulunmamaktadır.

Ülkenin kuzeyinde: Ardenler bulunur. Bu bölge, yoğun ormanlık yani yeşil alan ile kaplıdır. Buraya: Ösling ismi verilir. Burada, nüfus seyrekleşir.

Ülke: “Grandük” denilen bir kral tarafından yönetilir. Ama aynı zamanda, parlamenter temsili demokrasi sistemi geçerlidir. Ülkenin anayasası ise, ilk olarak “1868” yılında yapılmıştır. Hükümet Başkanı ve bakanlar, Grandük tarafından atanır ve onaylanır.

Ülkede: çevresindeki komşularının etkisiyle 3 dil konuşulmaktadır. Bunlar: Almanca, Fransızca ve Lüksemburgçadır. Lüksemburgça dili: tüm Lüksemburklular tarafından bilinir. Almanya sınırında Almancadan, Fransa sınırında ise, Fransızcadan yoğun olarak etkilenmiştir.

Eğitimde kullanılan dil: 3 dillidir. Bu 3 resmi dil dışında, İngilizce de zorunlu olarak öğretilmektedir. Ancak, sokaktaki yaşantıda, otellerde ve restoranlarda, İngilizce pek yaygın değil, bilginiz ola.

Yani, bir restorana gittiğinizde, önünüze gelen menü, büyük olasılıkla “Fransızca” olabilecektir. İngilizce istediğinizde ise, “hayır yok” denilecektir. Çünkü İngilizce sokaktaki insan tarafından pek bilinip kullanılan bir dil değildir. Dini yapılanmada ise, Katoliklik öne çıkar.

Şehir: birçok uluslar arası kuruluşun, genel merkezlerinin bulunduğu bir yer olarak önem kazanmaktadır. Özellikle: Avrupa Birliğinin birçok kurum ve kuruluşu, daire ve ofisi, burada bulunmaktadır.

Ülkede, para birimi olarak “Euro” kullanılmaktadır.

Ekonomi derseniz, ülke, dünya üzerinde en yüksek ekonomik gelire sahip insanların yaşadığı bir yer olarak önem kazanmaktadır. Kişi başına düşen milli gelir ortalaması bakımından: dünya birincisidir. Kişi başı gelir, bu ülkede, 82 bin dolar iken, ülkemizde 13.500 dolardır.

Yani, buradaki insan, ülkemiz insanından, 6 kat daha fazla gelir elde ediyor. İnsandan bahsetmişken, bu ülkede, gerçekten çok miktarda “Portekiz” göçmeni bulunduğunu hatırlatmam gerekir. İnsanlardan bahsetmişken, bu ülkede, muhteşem bir köpek varlığının bulunduğunu da söylemem gerek, şöyle ki, her 5 kişiden birinin köpeği bulunduğu söyleniyor.

Ülkede: enflasyon ve işsizlik oranı, neredeyse sıfırdır. Avrupa’nın en önde gelen sigorta şirketleri, burada konuşlanmıştır. Ayrıca: dünyanın en büyük ikinci yatırım fonu merkezi, buradadır.

Bunların yanında, bireysel bankacılık sistemi de oldukça gelişmiştir. Şehirde, 220 banka şubesi bulunmaktadır. Avrupa’nın birçok zengini, bu ülkede banka hesabı açtırmıştır ve ülkenin bankaları, mahkeme kararı bile olsa, bu hesaplar hakkında kimseye bilgi vermezler.

Burada, en dikkat çeken özellik:

İnsanların burada çalışıp, çevre ülke ve şehirlerde yaşıyor olmaları ve buraya her gün gidip geliyor olmalarıdır. Bunun sebebi: şehirdeki iş gücünün yüksek maaşlar alması, ama aynı zamanda şehirdeki yaşamın çok pahalı olmasıdır.

Bu yüzden, insanlar, burada çalışıyorlar ama burada yaşamayı pek tercih etmiyorlar, çünkü gerçekten pahalı bir şehirdir. Ama öte yandan bu durum nedeniyle, özellikle sabah ve akşam saatlerinde trafik çok sıkışır ve yarım saatlik yollar, ancak 1 saatte alınır hale gelir.

Bunun doğal bir sonucu olarak da: şehrin boşluğu gösterilebilir, insanlar hep şehir dışında yaşadıkları için, özellikle akşam saatlerinde, şehir sokakları bomboştur.

Özellikle, emlak fiyatlarının çok pahalı olması dikkat çekmektedir. 40 m. Karelik bir stüdyo dairenin kirasının, 800 Euro’dan yüksek olduğu söylenir.

İklim derseniz: ülkede “deniz iklimi” egemendir. Buna bağlı olarak, özellikle yaz aylarının son günlerinde, yoğun yağış görülür. Yani, genel anlamda, soğuk bir ülkedir ve bu ülkeyi gezmeye giderseniz, yaz günü bile olsa, yanınızda mutlaka mont bulundurmanızı öneririm. Avrupa’nın en yağışlı ülkesi denebilir. İklim ne kadar ılımlı olsa da, bu yağmurlara dikkat etmeniz gerekir.

Lüksemburk

TATİL GÜNLERİ

1 Ocak Yeni yıl kutlaması,
23 Şubat Karnaval kutlaması,
10 Nisan İyi Cuma kutlaması,
13 Mart Paskalya kutlaması,
1 Mayıs 1 Mayıs bayramı,
21 Mayıs Yükseliş günü,
1 Haziran Whif Pazartesi,
23 Haziran Milli gün
15 Ağustos Varsayım günü,
31 Ağustos Lüksemburg Fete
1 Kasım Tüm azizler günü
2 Kasım All Souls günü
25 Aralık Noel günü,
26 Aralık Aziz Stephen günü

Lüksemburk

GECE HAYATI

Şehirde, yoğun bir gece hayatı bulmak mümkün olmamaktadır. Çünkü, normalde, şehirde akşam saat 7’de hayat bitmektedir. Ama, size bir küçük ipucu: merkezi tren istasyonunun karşısındaki kulüpleri, eğlenmek için düşünebilirsiniz ve hatta bu kulüplerin bazıları, striptiz kulübüdür.

Lüksemburk

NE YENİR-NE İÇİLİR

Bu küçücük şehirde, yaklaşık 10 civarında, Türk kebapçı dükkanı bulunmaktadır. Özellikle, hemen tren istasyonunun karşısındaki dikkatinizi çekecektir. Bence, yerel lezzetler yanında, kendi damak tadımızı tatmak isterseniz, bunların bulunması büyük güzelliktir. Yine de, bu şehirde Türk sayısı çok azdır.

Yine de, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: “Judd mat Gaardebounen” yani “bakla ve domuz etinden yapılan bir tür yemek” denenebilir. Elbette, domuz eti olmaması gerektiğinde ise “Friture de la Moselle” yani “yağda kızartılmış nehir balığı” düşünülebilir. Sosis ve lahana turşusu yanında, bir şişe şarap ısmarlamak gerekebilir.

Tüm bunların yanında, şehirdeki birçok pastanede, bir dilim kek ve bir fincan kahve içmeyi düşünebilirsiniz.

Ülkede, ne içilir derseniz, buranın meşhur şarapları var. Bunların başında gelen markalar: “Pinot Gris” ve “Gewürztraminer” olabilir. Bira severseniz, bu kez, tercih etmenizi önereceğim markalar “Simon Dubbel Donkers” ve “Mousel” olabilir. Yani: bu ülkede, birkaç çeşit üzümden üretilen şaraplar ve içimi yumuşak şampanyalar ünlüdür.

Ayrıca, yine bu ülkeye has “Cremon” denilen içkiyi tatmak önerilir. Bu içki türü: şarap-şampanya karışımı bir içki türü olarak ilgi çekmektedir.

Ancak, zamanla, Fransızlar, bunların ürettiği şampanyaların daha fazla satıldığını görünce, şampanya kelimesinin kullanılmasını yasaklamışlardır. Bunun üzerine, burada üretilen şampanya türü içeceklere “Cremon” ismi verilmeye başlanmıştır.

Özellikle: Ağustos-Kasım ayları arasındaki sürede, çeşitli üzüm ve şarap festivalleri düzenlenmekte ve bunlara, rehberli turlarla katılım mümkün olmaktadır.

Lüksemburk

NE SATIN ALINIR

Burada, sigara ucuzdur, çünkü vergi azdır. Bunun sonucunda, bunu bilenler, buradan fazla miktarda sigara alırlar, ama, özellikle Fransa ülkesine trenle geçerken, gümrük görevlileri, çantalarda sigara araması yaparlar ve fazla sigaralara el koyarlar.

Bunun dışında, bu ülkeden alışveriş yapılmaz. Hatta, bir dilim karpuz bile, 2.5 Euro ücretle satılıyor dersem, bu ülkenin ne ölçüde pahalı olduğu konusunda bana hak verirsiniz. Ama bu arada, eğer araç kiralayıp yaptığınız bir gezi varsa, benzininizi bu ülkeden almanızı öneririm, çünkü vergi olmaması, burada benzinin fiyatının diğer komşulara göre daha düşük olmasını sağlıyor.

Yani, bu ülkede, benzin ve sigaradan alınan vergiler, diğer ülkelere nazaran çok düşüktür ve bu nedenle, sınıra yakın birçok benzinlikte, uzun kuyruklar görürseniz şaşırmayın. Ülkeden arabası ile geçen her kez, bir depo benzin ve bir karton sigarasını alarak geçer.

Bunun dışında, bu ülkede: yılın belli dönemlerinde, genellikle 4 kere, ucuz satış günleri düzenlenir. Bu ucuz satış günlerinde: özellikle tekstil ürünlerinde, uygun fiyatlar yaratılır. Bu dönemlerde, aynı zamanda, alkol ve gıda satışları da artar ve insanlar, trafiğe kapatılan bazı sokaklarda, çılgınca eğlenirler.

Alışveriş ile ilgili son bir not: şehirde, her ayın 2 ve 4’ncü cumartesi günleri kurulan, bit pazarını ziyaret etmenizi öneririm.

Lüksemburk

TURİZM

Şehirde, tüm gezmeniz önerilen yerler, yürüme mesafesindedir. Yani, şehri yürüyerek gezebilirsiniz. Ama, yine de toplu ulaşım araçlarını kullanmak isterseniz: tek binişlik otobüs biletlerinin, 1.5 Euro olduğunu bilmelisiniz. Bu şehri, bir günde rahatlıkla gezebilirsiniz.
Akşam saat 7 de, boşalan sokaklar, günün ilk ışıklarında, yani saat 6 da kalabalıklaşmaktadır. Özellikle, tren istasyonu, sabah saat 6 da, bayağı kalabalık oluyor.

Evet şehir gezinizde, şunu unutmamak gerekir. Şehri, 2 katlı bir şekilde düşünmek gerekir. Şehir merkezinden aşağıya inen dar ve kıvrımlı sokakları çok ilgi çeker. Sokaklarda bulunan dar ve renkli evler, sempati çeker.

1.Kat

Burası, şehri ikiye bölen vadidir. Grund ve Clausen semtleri, burada bulunmaktadır. Bu semtlerde: güzel kafeler, restoranlar görülür. Genelde, insanlar, buralara, hafta sonlarında yani tatil günlerinde giderler. Şehirdeki çeşitli festivaller burada yapılır.

Şehrin en güzel fotoğrafları, yine burada çekilebilir. Vadiden, yukarıya doğru uzanan duvarlar üzerinde, birkaç mağara görülmektedir. Evet, yazının en yukarısında belirttiğim gibi, bu bölge, UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.

2. Kat

Burada, özellikle “Kircberg” semti ilgi çekmektedir. Çünkü, Avrupa Birliği kurumları buradadır. Avrupa Birliğinin: Sayıştay, Adalet Divanı, çeşitli komisyonları ve Parlamentosu buradadır.

Lüksemburk

GEZİLECEK YERLER

Lüksemburk PLACE D’ARMES

PLACE D’ARMES

Kısa ismi olarak “Pless” kullanılır. Özellikle, yaz aylarında, yerli ve yabancı birçok kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Ama, başlangıçta, askeri bir tören alanı olarak kullanılmıştır.
Dizayn edilen alanda, 1554 yılında, büyük bir yangın çıkmıştır.

1671 yılında ise, İspanyol mühendis Jean Charles tarafından, aynı yerde, daha küçük bir meydan dizayn edilmiştir. Biraz önce söylediğim gibi, bunun yapılış amacı, askeri törenlerin icrasıdır. Alan, ıhlamur ağaçlarıyla çevrilidir.

Günümüzde, burası yaya bölgesi olarak kullanılır. Yaz aylarında: kaldırımlar, sayısız kafe ve restoranlar ile çevrelenir. Müzik gurupları, her yaz akşamı, burada konserler düzenlerler. Ayrıca, alışveriş bölümünde söz ettiğim gibi, her ayın 2 ve 4’ncu cumartesi günleri, burada “bit pazarı” düzenlenir. Aralık ayında ise, Noel pazarı düzenlenir.

Meydanın doğu ucunda: Cercle Belediyesi binası bulunur. Yapı, 1906 yılında tamamlanmıştır ve 1909 yılında iç çalışmaları bitirilmiştir. Cephesinde: Lüksemburglu sanatçı Federspiel tarafından yapılan bir heykel görülmektedir. Bina: 1969 yılına kadar, “Avrupa Adalet Divanı” olarak kullanılmıştır. Aynı tarihten sonra ise, Palais Belediyesi tarafından teslim alınmış ve çeşitli kutlamalar ve kültürel etkinlikler için kullanılmaktadır.

Meydanın batısında: “Dicks-Lentz Anıtı” isimli bir anıt görülüyor. Bu anıt: Pierre Federspiel tarafından yapılmıştır. Anıtta, iki ulusal şair (Dicks ve Michel Lentz) tarafından yazılmış milli marşın sözleri görülmektedir. Anıtın tepesindeki aslan, büyük dukalığı temsil eder. Genel olarak “demir-çelik” endüstrisini temsil eden anıt, Lüksemburglular olarak slogan olarak kabul edilen sözleri içermektedir.

Lüksemburk PLACE GUİLLAUME

PLACE GUİLLAUME

Şehrin güneyindeki bir kent meydanıdır.
Meydanın batısında: Lüksemburg City Hall bulunur. Güneybatısında ise, bir atlı heykel bulunur. Heykel: Büyük Dük II. William’ı temsil etmektedir.

Meydanın ismini etkileyen özelliği, meydanın doğusundadır. Meydan: özellikle heykel çevresinde daralır ve ağaçlarla çevrilir.

Meydan alanında, daha önce bir “Frensisken Manastırı” bulunduğu için, buraya halk dilinde “Knuedler” ismi verilir. 1797 yılında, Fransız askerleri, Fransız devrim savaşları sırasında, buradaki bu manastırı işgal etmişlerdir. 1804 yılında, Napolyon, şehri ziyaret ettiğinde, meydanı, Dük II. Guillaume’ye sunmuştur.

1829 yılında, meydan, Belçikalı mimar Justin Remont tarafından yeniden dizayn edilmiştir. 1838 yılında ilk kent konseyi tarafından kullanılan, Belediye Binası tamamlanmıştır. Bu bina: Grandük II William tarafından, 1844 yılında hizmete açılmıştır ve zaten, kendisinin bir heykeli de meydanda bulunmaktadır.

1991 yılından bu yana, her yıl, meydanda, açık hava müzik festivali düzenlenmektedir. The Rock um Kneudler konserleri olarak isimlendirilen bu konserler: 1991 yılından bu yana bu meydanda ücretsiz olarak yapılır ve halkın katılımı sağlanır ve binlerce kişi tarafından izlenir. 1995 yılından sonra, bu konserler uluslar arası düzeyde yapılmaya başlanmıştır.

MUSEE NATİONAL D’HİSTOİRE ET D’ART LUXEMBOURG-ULUSAL TARİH VE SANAT MÜZESİ

Şehirde: tarihi merkezde, Fish Market caddesi üzerindedir. Kısa adı: “MNHA” olarak bilinir.
Şehrin ve küçük ülkenin en büyük müzesidir.

Müzede: Roma ve Ortaçağ dönemlerine ait tarihi eserler bulunmaktadır. Ayrıca: sanat eserleri ve şehrin tarihine ait çeşitli objeler sergilenmektedir.

Bunların yanında: Lüksemburg’da hayat isimli bir bölüm var. Burada: süsleme sanatları ve halk sanatları ve gelenekleri sergileniyor. Ayrıca, çevre ülkelerin dekoratif sanatları da sergileniyor. Başka bir odada, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden temin edilmiş, cam üzerine resimler var.

Lüksemburk MUSEE D’HİSTORİE NATİONAL MİLİTAİRE-ASKERİ TARİH MÜZESİ

MUSEE D’HİSTORİE NATİONAL MİLİTAİRE-ASKERİ TARİH MÜZESİ

Kısa ismi “NMMH” olarak bilinir. Bamertal-Diekirch bölgesindedir. Savaş üzerine oluşturulmuş, büyük bir müzedir.

Müzede: askeri araçlar ve silahlar bulunmaktadır. Ayrıca, fotoğraf arşivi bulunmaktadır. Müzenin binası ise: 1944-1945 yılları arasında, şehirde kullanılan “eski bira fabrikası” dır.

Müzede özellikle: Amerikan askerlerinin, Dünya savaşı sırasında, askeri operasyonlarda kullandıkları malzemelerin teşhir edilmesidir. Özellikle, Amerikan 5. Piyade Tümeninin, nehir geçişinde kullandıkları gereçlerdir. Bunlar, manken askerler ile birlikte canlandırılmıştır.
Müzenin ikinci kısmı: Lüksemburg tarihine adanmıştır.

MUSEE D’ART MODERNE GRAND-DUC JEAN-GRANDÜK JEAN MODERN SANATLAR MÜZESİ

Müze: Dral Eechelen Park alanı içindedir.
Müzenin kısa ismi “MUDAM” dır. Yani, bu müze “MUDAM LUXEMBOURG” olarak biliniyor.

1999 yılında başlayan inşaat sonucu, 2006 yılında ziyarete açılan müzenin binası, mimar Çinli-Amerikalı M. Pei tarafından yapılmıştır. Ancak, doğal çevre ile mükemmel bir uyum söz konusudur. Yapı: 4500 m. Karelik bir alana kurulmuştur.

Müze, yoğun ziyaretçi almaktadır, ilginizi çekebilecek eserler b ulunmaktadır, ziyaret etmenizi öneririm. Koleksiyonlar içinde:; teknik ve estetik formlarda, çağdaş yaradılışın tanıklık ettiği, resim, desen, heykel, fotoğraf ve aynı zamanda tasarım, moda, grafik tasarım ürünleri görülebilmektedir.

Bu eserler, uluslar arası üne sahip, 100 den fazla sanatçı tarafından üretilmiş, 230 eserdir. Müzenin içinde, özellikle cam saray muhteşem.

Lüksemburk CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ 
Lüksemburk CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ 

CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ 

Burası, şehirde, çok keyifli bir yürüyüş yoludur. Ancak, Avrupa’nın en güzel balkonu olarak da değerlendirilmektedir. Bu doğal yürüyüş yolu, St.Esprit platosunda, Bock burnuna kadar gitmektedir. Bu yol; 17’nci yüzyılda İspanyollar ve Fransızlar tarafından inşa edilen surların, 1860 yılında tasfiye edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Burada, eski şehir duvarları boyunca, Alzette nehrinin kıyısında, dar bir vadi izlenir. Yol: Citadelle du St Esprit kalesi ve 1632 yılında inşa edilmiş olan şehir kapısı Grunder kapısı ile Bock burnunu birbirine bağlar.

Yürüyüş yolu: Saint Esprit nehrinin vadisi ve panoramik şehir manzarası sunmaktadır. Bunun yanında: Petrusse ve Alzette vadileri ve Grund bölgesinin muhteşem manzarasını görebilirsiniz. Ayrıca, Arnavut kaldırımlı sokakları ile insanların ilgisini çekmektedir.

Evet, burada, 100 dakikalık bir yürüyüş sırasında, 1000 yıllık bir geçmişi görebilirsiniz. Bu zengin yürüyüş yolu, sizi, şehrin en eski mahallelerine götürür.

Zaten, şehrin bu eski bölümleri, UNESCO tarafından, koruma altına alınmıştır. Kale köprüsü: kırmızı kumtaşından, 1735 yılında yapılmıştır. St.Ulric ise, şehrin en eski kilisesidir.

Lüksemburk WENZEL WALK MAHALLESİ

WENZEL WALK MAHALLESİ

Şehrin en eski mahallelerinden birisidir ve geçmişi, yaklaşık 1000 yıl öncesine kadar gider. Mahallenin: 1383-1419 yılları arasında, Lüksemburg Dükü II. Wenceslas’a vergi ödediği, kayıtlarda görülmektedir.

Burada, ilk yerleşim: 963 yılında, Kont Siegfried tarafından, Alzette nehrine bakan bir kayalık üzerinde kale inşa edilmesiyle yapılmıştır. Bu kale: diğer Avrupalı güçler tarafından sürekli ele geçirilmeye çalışılır.

Bunlar arasında: İspanyollar, Fransızlar, Avusturyalılar, Prusyalılar ve Almanlar sayılabilir. Çünkü: burası, Fransa ve Almanya arasında sıkışmış ve çevresine hakim, doğal bir oluşumdur. Bu yüzden, sürekli çalkantılı bir dönem geçirmiştir.

Bu mahallede, rehberli bir tur ile gezinmenizi öneririm. Bu gezinizde: gayet güzel ve yeterli tabelalarla, gezi istikameti belirtilmektedir.

Gezi parkurunda: 14’ncü yüzyıldan günümüze gelen: kale surları, tüneller, kuleler, köprüler, hareketli caddeler görebilirsiniz. Ayrıca, çevrenin panoramik manzarası da muhteşemdir.

Dar bir vadide ilerlerken

Çeşitli köprü ve viyadükler üzerinden geçeceksiniz. Başlangıç noktası: Bock Promontory denilen ve Lüksemburg kalesinden daha muhteşem bir yerden başlanılıyor.

Bu noktada: Jacob kulesinde, tarihi ve görsel-işitsel bir anlatım yapılıyor. Bock denilen bu bölgenin altında: şehrin farklı bölgelerine erişimi sağlayan, nemli tüneller uzanıyor.

Bu tüneller: farklı dönemlerde, buraya yapılmış ve özellikle II. Dünya savaşında, bombardımanlar sırasında sığınak olarak kullanılmıştır.

Tüneller günümüzde, küçük doğal açıklıkları, zayıf elektrik ışıkları, merdivenleri ile, ürkütücü bir görünüm sunuyor. Ama, bu muhteşem tahkimat: buranın, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmasını sağlamıştır.

Yürüyüş, Alzette nehrinin yeşil sularının kenarında, işgal etmek üzere bölgeye gelen kuvvetleri engellemek için yapılan su setinin yanında devam ediyor ve şehrin en eski kilisesi olan St. Ulric yakınlarında bitiyor.

Evet, 100 dakikalık bu yürüyüş sırasında, 1000 yıllık bir tarihi süreci yaşıyorsunuz. Kesinlikle, burayı görmenizi öneriyorum.

Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ 
Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ 
Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ 

 

MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ 

Müze: Saint-Esprit bölgesindedir. Yani, eski şehrin kalbindedir. Müzeye giriş ücretlidir: giriş ücreti, yetişkinler için 5 Euro’dur. Gençler için ise, 3 Euro’dur.

Bu müze, Lüksemburg şehrinin tarihi anlatmaktadır. 1996 yılında, Lüksemburglu mimar Conny Lentz tarafından yapılmıştır. Müze binasında: özellikle cam cephe ve katlar arasındaki geniş panoramik manzaralı asansörler de ilgi çekmektedir.

18 metre karelik bu asansör, dakikada 65 kişiye hizmet verebilmektedir. Düşük hızla ilerleyen bu asansörlere bindiğinizde: katlarda gömülü belirgin kayaları hayranlıkla izleyebilir ve Grund tepesinin panoramik manzarasını izleyebilirsiniz.

Müze, iki bölümden oluşmaktadır. Müzede, yerli ve yabancı halk kültürleri ve toplumsal konuları içeren geçici sergiler düzenlenmektedir. Geçici sergiler, 1.katta: 18-19’nolu odalarda görülüyor.

Ayrıca, yıl boyunca, çağdaş sanatçıların eserlerinin bulunduğu daimi koleksiyon sergilenmektedir. Diğer bölümlerde ise, 1839 yılından günümüze kadar olan süreçte, Lüksemburg’un evrimi, tarihi geçmişi anlatılmaktadır. Müzede, dokunmatik ekranlar var, bunlar ile şehrin kentsel gelişimi de görülebiliyor.

Lüksemburk PALAİS GRAND DUCAL

 

PALAİS GRAND DUCAL

1570’li yıllarda, İspanyollar döneminde yapılan yapının mimarı tarzı: Kuzey Afrika esintileri taşımaktadır. Aslında bir anlamda, kraliyet ailesine yaraşır bir saray denilse de, günümüzde, kraliyet ailesi bu sarayda yaşamıyor. Ama, başlangıçta, Lüksemburg Büyük Dükü’nün resmi konutu olarak yapılmıştır.

II. Dünya savaşında ise, yapı, Naziler tarafından konser salonu ve lokal olarak kullanılmıştır. Ancak, bu kullanım sırasında, saraya büyük hasarlar verilmiş, mobilyaları ve sanat koleksiyonu hırpalanmıştır.

1945 yılında, Büyük Düşes Charlotte ülkeye sürgünden dönünde, burada yaşamaya başlamıştır. Ancak, yapı 1960 yılında yeniden dekore edilmiş ve 1991-1996 yılları arasında ise, büyük restorasyona tabii tutulmuştur.

Evet, gelelim günümüze, Saray, günümüzde ziyarete açıktır. Burası, Grandük resmi ikametgahı olarak kullanılıyor ve Lüksemburg askerleri tarafından korunuyor. Ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet adamları, burada ağırlanıyor. Yıl boyunca, birçok resepsiyonlar veriliyor.

Lüksemburk CATHEDRALE NOTRE DAME

CATHEDRALE NOTRE DAME

Ülkenin: Meryem Ana’ya adanmış, en büyük dini yapısıdır.
Yapının ilk yapılışının, 1613 yılına kadar gittiği ve aynı yıl, burada bir Cizvit kilisesinin kurulduğu söylenmektedir.

Günümüzdeki yapının mimarisi, gotik mimari özellikleri göstermektedir. Kilise yapısı: 1870 yılında, Papa tarafından kutsanmış ve katedral haline gelmiştir. Yapı: 1935-1938 yılları arasında genişletilmiştir. Yapının merkezinde, ünlü Lüksemburklu heykeltıraş Lucien Wercollier tarafından yapılan bir bronz heykel bulunmaktadır.

PHİLARMONİE LUXEMBOURG GRANDE-DUCHESSE JOSEPHİNE-CHARLOTTE-LÜKSEMBOURG FİLARMONİ ORKESTRASI

Burası, şehir merkezinde bir konser salonudur.
2005 yılında açılmıştır. Salonun inşa edilmesi sebebi: Lüksemburg şehrinin, 1995 yılında, Avrupa Kültür Başkentliğine aday gösterilmesidir.

Bunun üzerine, Lüksemburg Parlamentosu, 1997 yılında, bu konser salonunun yapılmasına karar verir ve yapılan yarışma sonucunda seçilen proje uygulamaya konulur. Salonun inşaatı: 2002-2005 yılları arasında sürdürülür.

Yapının mimarı: Christian de Portzamparc’dır. Cephede: 823 tane, 3-4 sıra halinde düzenlenmiş, beyaz çelikten sütunlar görülmektedir. Yapı içindeki, üç salonun akustik düzeni: Çinli Albert Yanying tarafından yapılmıştır.

Sonuçta, konser merakınız olmasa da, salonun mimari görünümü mutlaka ilginizi çekecektir.

GRAND-DUC JEAN-MODERN SANAT MÜZESİ

Kirchberg bölgesindedir. Kısa ismi “Mudam” olarak bilinir.
Müze binası: Hritzker ödüllü mimar IM Pei tarafından yapılmış ve 2006 yılında ziyarete açılmıştır. Müzede, daimi koleksiyon için, 100 kadar sanatçının, 200 kadar eseri sergilenmektedir.

Lüksemburk

ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Lüksemburk ECTERNACH

ECTERNACH

Ülkenin en eski şehridir. 800’lü yıllarda kurulmuş şehirde, bir manastır ve manastırın küçük ve ilginç bir müzesi, görülmeye değerdir. Almanya sınırı yakınlarındadır.

Şehir, 698 yılında, Echternach Abbey tarafından kurulmuştur. Sauer nehri ise, Lüksemburg ile Almanya arasında sınırı oluşturur. Roma döneminde de, burada yerleşim görülür. Özellikle, 1975 yılında keşfedilen Roma villası ilgi çekmektedir. Hatta, bu Roma villasının, Alplerin ve Kuzeyin en büyük Roma dönemi yapısı olduğu söyleniyor.

Burada, ayrıca 2 kilise var. Bunlardan, St. Wilibrord, 8’nci yüzyıldan kalmadır ve kentin tarihi merkezindedir. Diğer kilise St. Peter ise, Paul bölgesindedir. Şehir merkezindeki, Prehistorya Müzesi ise, insanlık tarihinin bir milyon yıllık geçmişine dair izler taşımaktadır.

1975 yılından bu yana, şehirde, her yıl Mayıs ve Haziran aylarında “Uluslar arası Müzik Festivali” düzenlenmektedir.
Aynı zamanda, Lüksemburg şehrinde, buraya giderken, yine birkaç ilginç şato görebilirsiniz ki, bunları da gezmenizi öneririm.

Lüksemburk VİANDEN KASABASI

VİANDEN KASABASI

Ülkenin kuzeyindedir. Buranın en görülmesi gereken yapısı: Vianden kalesidir. Kale: Ortaçağ döneminde yapılmıştır ve çok yeni görülmesinin sebebi, 19’ncu yüzyılda restorasyona tabi tutulmasıdır.

Kaleye çıkan yollar ve patikalar, gayet ilgi çekicidir. Ama, aynı zamanda yükseklik korkusu olanlar için de olumsuzdur. Kalenin içinde bulunan küçük müze bölümünde: 11’nci yüzyıldan kalan goblenler, zırhlar, süslü mobilyalar görülebilmektedir.

Fransız yazar Victor Hugo: burada, bir süre sürgünde kalmıştır. Bölgede, kendisinin sürgünde iken yaşadığı ev, günümüzde “Victor Hugo House” olarak düzenlenmiş ve 1935 yılından bu yana müze olarak kullanılmaktadır. Burada, ünlü yazarın kişisel belgeleri, özgün eserleri ve mobilyaları görülebilir. Ayrıca, Rodin tarafından yapılan büstü görülüyor.

Lüksemburk SCHENGEN ŞEHRİ

SCHENGEN ŞEHRİ

Schengen anlaşmasının imzalandığı bir kasabadır. Küçük bir şarapçılık köyü olarak bilinirken, 14 Haziran 1985 tarihinde “Schengen Anlaşması” nın imzalanması ile, bütün dünyada, meşhur ve bilinir olmuştur.

Kasabanın bir köşesinde durup, muhtemelen 10-15 metre uzaklığa baktığınızda, Almanya-Fransa topraklarını görebilirsiniz. Yani, burası bir anlamda, üç ülkenin topraklarının birleştiği bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ayrıca: şehirde, 1390 yılı yapımlı bir kale görülmektedir. Kale, 19’ncu yüzyılda yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde, otel ve konferans salonu olarak kullanılmaktadır.

Şehirdeki diğer bir yapı ise, “Centre Europeen” olarak isimlendirilen Avrupa Müzesidir. Müze, 13 Haziran 2010 tarihinde, yani anlaşmanın imzalanmasının 25’nci yılında açılmıştır. Müzede, anlaşma ile ilgili olarak, tarihi fotoğraflar, video ve ses görüntüleri bulunmaktadır.

Yunanistan Mykonos Adası

mykonos.4
Yunanistan Mykonos Adası

Yunanistan Mykonos Adası; Dünyanın önde gelen gezi dergilerinden “Conde Nast Traveller”: dünyanın en güzel 22 adasını seçti.

Okuyucular tarafından yapılan listede: 1’nci sırada: Mykonos adası bulunuyor.

Evet: İngiliz kaynaklı bu dergi, gerçekten dünyanın en güzel adası olarak burayı seçtiğine göre: bu adanın mutlaka sıra dışı özellikleri ve güzellikleri olduğunu düşünmeye neden oluyor.

Bu düşünceler ile: Mykanos adasına gittik ve gördüklerimizi sizinle paylaşıyoruz.

Buyurun: bu dünyanın en güzel olduğu iddia edilen ve hatta Endonezya-Bali ve Karayip Adaları-Bermuda adasından bile daha ön plana çıkan Mykonos adası.

ULAŞIM

Evet: buraya gerek deniz yolu ile ve gerekse uçak ile gitmek mümkün. Deniz yolu ile gittiğinizde, vize gerekmiyor.

mykonos.5
Yunanistan Mykonos Adası Genel

GENEL

Ada: 1615 yılında kurulmuş. Takip eden tarihi süreçte, 400 yıla yakın bir süre, Osmanlı yönetiminde kalmış. Yüzölçümü: 85 km. kare. Daimi nüfusu: 5500 civarında.

Küçük ve kayalık bir ada. Ama bunun yanında, en çok ziyaret edilen ve en pahalı Yunan adası.

Özellikle: yaz sezonunda fiyatlar tavan yapıyor ve yerli turistler (Yunanlılar) adayı terk ediyorlar.

Sezon dışında, yerli turistler (büyük çoğunluğu genç nesil) sabahlara kadar, plaj partilerinde gönül eğlendiriyorlar. Eğlenceli ama yeşillikten nasibini almamış ve kupkuru bir ada. Evlerin bahçelerinde, yalnızca kaktüs ve türevleri yetiştiriliyor.

Tüm Ege denizindeki, en hareketli gece hayatının, yaz sezonu boyunca burada yaşandığı söyleniyor. Bende: gece hayatı her yerde hareketli ancak buradaki gece hayatında yaşananların öyle pek hareketle ilgisi yok, daha çok sanırım serbestlik üzerine kurulu bir düzen ve buraya gelen insanların bu özelliği nedeniyle burayı seçmesi ön plana çıkmış.

Evet: adanın asıl müdavimleri dünya jet sosyetesi.

Nispeten: bizim Bodrum’a benzemiyor değil. Ama bir farklılık var. Biraz önce de söylediğim gibi: bu farklılık, çılgın yaşantısı ve her türlü cinsel tercihe açık olan toleranslı yaklaşımları. Daha çok: homo seksüellerin tercih ettiği bir yer olarak ön plana çıkmış.

Yoksa, yazının sonunda bana hak vereceğiniz gibi: buradaki eğlence, buradaki tabiat, buradaki deniz, buradaki yemekler, plajlar ve diğer olanların hepsi: Ege kıyılarında gerek diğer Yunan adalarının birçoğunda ve gerekse bizim kıyılarımızdaki yerleşim yerlerin de de var.

Ama diğer yerlerde olmayan tek ve başlıca olay; hemen biraz önce söylediğim gibi; cinsel tercih ve fantezilerin yaşandığı ve bu yaşananların engellenmediği, serbestçe yaşandığı bir yer olması.

Ada: elbette yalnızca eğlenceleri ile öne çıkmıyor.

Daracık sokakları, beyaz evleri, yollara taşmış pembe ve beyaz çiçekleriyle, bir Ege klasiği. Yunanistan’ın en gösterişli adalarından biri.

Yazının başında belirttiğim gibi, Yunanlılar, buraya iyi satıyorlar. Ancak: eğer amacınız: deniz, kum ve güneş tatili ya da gece eğlencesi değil ve gezmek, görmek, kültürü tanımak ise: bu ada size göre değil, yanlış adrestesiniz.

Yok hayır, bu sınırsız ve serbest tür eğlencelere katılmak istiyorsanız, o başka, adresiniz doğru. Ama, bu arada, medya tarafından, çıplak kız kaynıyor misali yayınlar yapılan adada, bu durumun pek te gerçeği yansıttığı söylenemez. Çünkü: hiçbir kız, buraya yanında partneri olmadan gelmiyor.

Ufacık-tefecik olmasının yanında, gelişen turizm nedeniyle, orijinal olarak yalnızca boş sokaklar kalmış. Özellikle: adanın insanları son derece bozulmuş ve ticarileşmişler. Bir tabak makarna için çekinmeden 20 Euro hesap istiyorlar.

Ayrıca; restoranlarda, bazen hoş olmayan muameleler oluyor, yani servis pek güzel değil. Bunun yanında: sokaklarda dolaşmak için, yarım saat yetiyor. Zaten: sokaklarında dolaşırken, kesinlikle kısa sürede birçok Türk görmeniz mümkün.

mykonos.1
Yunanistan Mykonos Adası

Yine de, bu adayı küçük bir tatil için seçti iseniz: adanın güzellikleri hakkında önerilerim şöyle olacaktır.

En güzel plaj: kavli livadi.
En marjinal plaj: Paradise ve Super Paradise.
En güzel plaj mekanı: Parnassos.
En aşırı pahalı plaj mekanı: Nammos.
En güzel havuz: Cavo tagoo oteli. Bu arada: Central pool denilen bir havuz var. Yalnız, bu havuzda kimse giyinik değil, giderken bunu göze alarak gidin.
En güzel gün batımı izlenen yer: little Venice’de herhangi bir bar.
En güzel öğle yemeği yenebilecek yer: Hagia Sostis
En güzel akşam yemeği yenebilecek yer: Katherine’s
En gidilmeyecek yer: Sea saltine.
En güzel ciks yer: El Pecado.
En manjinal kulüp: Cavo Paradiso.

mykonos.7.güzel.
Yunanistan Mykonos Adası Kumsallar

KUMSALLAR

Mykonos plajları: bohem etkinlikler açısında, St. Tropez ile rekabet halindedir. Bu adada, sayıları 15’i bulan plajlar buranın bir tatil adası olduğunun göstergesidir. Kendinize göre bir yer bulabileceğiniz çok sayıda plaj ve koy var.

Bu kumsallar: güney kıyısında bulunuyor. Bu kumsallarda (beachlerde) kız ve erkek gurupları ayrı ayrı bulunuyorlar. Neden bir arada oturmuyorlar diye düşünmeyin, çünkü erkek gurubundakiler erkek değil.

Ben size, bütün kumsallar hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Gezi tercihinizi kendiniz yapabilirsiniz. Mykanos kasabasından 4 km. uzaklıktaki kumsal: Platis gialos.
Bunun yanında: bence en güzel kumsalı: Psarou ve elia.

Psarou’da: nammos isimli plaj restoranı var. Nammos’un önü: Bodrum-Türkbükünün Yunan versiyonu gibi. Armatör çocukları: öğleden sonra, yatlarından çıkıp buraya geliyorlar. Burada: çok fazla çıplak yok. Bu da; daha çok yerli turistin burayı tercih etmesinden dolayı. Aileler genellikle burayı tercih ediyorlar.

Ama, dediğim gibi çok kalabalık oluyor. Şezlong bulmanız imkansız gibi. Rezervasyon deniliyor ama armatör çocukları, daima öncelikli. Yemek istediğinizde restoranda pek fazla sorun yok, beklerseniz masa bulabiliyorsunuz.

Psarou’da: en güzel ve havalı Yunan kızları var. Ama dediğim gibi, partnerleri olmayanı bulmak gerek.

Buraya: fabrikadan (şehir merkezinde otobüslerin kalktığı yerden) pylati otobüsleri ile gidebilirsiniz.

Elia’da ise: elia isimli plaj restoranı bulunuyor. Plajın sonunda: çıplaklar var. Ama: burası, daha sessiz ve sakin. Ulaşım zor olduğundan, pek rağbet edilmiyor.

Evet: Paradise Beach. Burası gerçekten muhteşem. Kendinizi bir anda, barın üstünde dans ederken ve dans ettiğiniz sürece, bedava içkinizi yudumlarken bulabilirsiniz. Ancak: bu mekanda, birçok erkek pareoları ile ortalıkta dolaşıyorlar. Ancak: ikili guruplar halinde ve el ele dolaşıyorlar.

EĞLENCE

Evet, burası: geylerin adası olarak bilinse de, aynı zamanda, sınırsız bir eğlencelerin olduğu bir yer. Gün batımı: muhteşem bir güzellik sunuyor.

Gün batımı denize vururken, kumsal ile dalgaların birleştiği bir yere oturun. Bir çilekli margarita veya uzo içerek ve kekikli zeytin tadarak , gün batımını izlediğinizde, bambaşka dünyalara gitmeniz mümkün.

Adanın merkezinde asla zaman öldürmeyin. Plajlardaki parti olayları çok daha muhteşem ve eğlendirici.

mykonos.8.güzel.
Yunanistan Mykonos Adası Gezi Planı

GEZİ PLANI

En yukarıda belirttiğim gibi: buraya deniz ve hava yolu ile gelmek mümkün. İstanbul’dan özel bir havayolu şirketi, 2005 yılından bu yana, bu adaya, doğrudan uçuşlar gerçekleştiriyor ve yılda yaklaşık 2000 kişi, ülkemizden havayolu ile burayı ziyarete gidiyor.
Çok yakın olması avantaj. İstanbul’dan bindiğiniz uçak, yaklaşık 60 dakikalık bir uçuş sonunda, sizi oraya ulaştırıyor.

Bu adanın havaalanı da ilginç. Pist sanırım yetersiz, uçak inince, pistte ilerliyor, pist sonuna varıyor ve sonra geri dönerek, terminal binası önüne yanaşıyor.

Tam hani Yunan-Türk sıkıntılarını düşünerek, gümrük kontrol bölümüne giriyor ve yaşayacağınız sıkıntıları düşünüyorsunuz ki; bir bakıyorsunuz, hiçbir sorgu-sual olmadan, yalnızca vize sayfasına bakarak, sizi adaya kabul ediyorlar. Neyse: formalitelerin olmaması güzel elbette.

Eğer birkaç kişilik bir gurup halinde gitti iseniz, Havaalanında, mevcut şirketlerden birinden araç kiralayabilirsiniz. Yapacağınız sıkı bir pazarlık ile, guruptaki kişi sayısına uygun bir araç kiralayabilirsiniz. Kiralamanızı öneririm.

Çünkü: sıkı bir pazarlık sonucu, van tipi bir aracı: günlüğü: 140-150 Euro arasında kiralayabilirsiniz. İlave olarak: günlük benzin ücreti ödemeniz gerekiyor ki, bu da, günlük: 20-25 Euro arasına.

Yalnız bu fiyatlar, sezon durumuna göre elbette farklılık gösterebilir. Bu arada: adada ağustos böceğinden çok motosiklet olduğunu söylemem gerek. Bunun yanında, yalnızca 31 tane taksi bulunuyor. Motosiklet veya araba kiralamasanız, en iyi ulaşım aracı: otobüs.

Evet: kiraladığınız araç veya taksi ile, otelinize gidiyorsunuz.

Otel odaları pek konforlu sayılmaz. Aslında: bu tür fazla konforu olmayan odaların fiyatları da yüksek değil. Zaten; sabah saat: 09.00’da çıkıp, gece saat: 04.00’de döneceğiniz otelden, fazla bir konfor beklemek saçmalık. Zamanınızın büyük bölümü otel dışında geçecek. Otel çalışanları kibar ve yardımsever insanlar. Akşam gezmeleri ile ilgili, size bir sürü önerilerde bulunuyorlar.

Evet: otele yerleşme işlemleriniz bitince, kendinizi şehir merkezine atın. Aracınız varsa, yel değirmenlerinin arkasındaki otoparka aracınızı bırakabilirsiniz. Kasabanın kuzey sınırını çizen küçük koyda: denize nazır, Venedik tarzı balkonlar var. Burası: Alefkandra Mahallesi ya da Little Venice olarak isimlendirilmiş. Gerçekten de: Venedik’e benziyor. Akşam güneş batarken bir şeyler içmeye ya da deniz kenarında güzel bir yemek yemeğe gidebilirsiniz.

mykonos.6.büyükboy resim
Yunanistan Mykonos Adası

Evet, kasabanın merkezi, insan kaynıyor, anlatılır gibi değil. Özellikle: renkli, tüysüz ve frapan erkekler ve erkek kılığına girmiş kadınlar göreceksiniz. Mikynos, artık dünyanın gey başkenti olmuş. Erkek erkeğe ve kadın kadına, el ele ve sarmaş dolaş dolaşan insanlar görecek ve şaşıracaksınız.

mykonos.8.yel değirmenleri.güzel.
Yunanistan Mykonos Adası

Bu bölgede: Limanın yanındaki tepenin üstünde, eski yel değirmenleri var. Bu değirmenler: bu adanın tüm resimlerinde, sanki bir adanın simgesi gibi çıkıyor. Burada; küçük ve dar sokaklara girip dolaşabilirsiniz. Çok sempatik restoranlar, barlar ve kulüpler var.

Balıkçı limanından, kuzeye doğru yani ticari limana doğru yürüyün. Geleneksel Yunan ev eşyalarının sergilendiği, küçük “Halk Müzesi” ne ulaşacaksınız. Hemen yanında: güney otobüs istasyonunun bitişiğinde, ilgi çekici “Arkeoloji Müzesi” var. Müzede: sergilenen buluntuların yanı sıra Delos sakinlerinin gömüldüğü, Rineia’dan gelen defin heykelleri ve diğer parçalar da görülmeye değer güzellikte.

Mykonos’un iç kısımları

Kıraç ve tozlu. Tekdüze manzarayı bozan yegane binalar: yamaçlara dağılmış 300’den fazla küçük ve beyaz şapeldir. Adanın ibadet merkezi: 16’ncı yüzyıldan kalma çan kuleleriyle, kırmızı çatılı “Tourliani Manastırı” tır. Bu manastır: adanın iç kesimindeki “Ano Mera” köyünün merkezindedir. Köyün: huzurlu ve küçük meydanında, keyifli bir öğle yemeği yiyebilirsiniz.

Adanın merkez meydanında, eğer, buradaki gezi sırasında: yemek ihtiyacı hissederseniz:

Önerim: Niko’s isimli restoran olabilir. Burada: harika bir yemek yiyebilirsiniz. Izgara ahtapot muhteşem güzel yapılıyor. Ayrıca: önerilere ilave olarak: balık restoranı olan Kounelas’da düşünülebilir. Niko’s isimli restoranda: yemek, uzo ve şarap, muhtemelen kişi başı: 45-50 Euro civarında, hesap ödemeniz gerekebilir.

Evet: bulunduğunuz: Little Venice bölgesinden, otobüs duraklarının bulunduğu yer olan ve fabrika diye anılan bölgeye doğru yürüyün. Bu yolda ve sokaklara daldığınızda; kendinizi Bodrum’un biraz daha temiz bir versiyonunda hissedeceksiniz. Bu yolda: ucuz dükkanlar var. Liman istikametinde ise: marka satan lüks mağazalar, butikler var.

Daha sonra: Astra bölgesine doğru yürüyün. Astra ve üzerinde bulunduğu sokağın barları: güzel. Burası: tam bir piyasa caddesi. Astra büyük bir mekan ama yine de, anormal kalabalık. Oradan memnun kalmasanız: Agyra’ya girin. Evet: bu mekanlarda, içkinizi yudumladıktan sonra, gecenizi noktalayabilirsiniz.

mykonos.2
Yunanistan Mykonos Adası

Diğer yeni bir güne: bir kumsalda ve denize girerek başlayabilirsiniz. En güzel kumsal olarak: Psarou ve buranın Namnos isimli plaj restoranını önerebilirim. Ancak: kesinlikle önceden restoranda yer ayırtın. (otelden telefon açabilirsiniz) Mekana girmeden önce; aracınız varsa, adanın en sonundaki: Lia Beach bölümüne kadar gidin ve çevreyi gezin.

Koylara girip çıkın. Büyük olasılıkla, yanlış yollara sapacaksınız. Doğa olarak: taş ve denizden başka bir şey yok. Ama; daha önce söylediğim gibi, Yunanlılar bunları çok iyi pazarlayıp satıyorlar. Örneğin: Lia Beach; her ne kadar çok güzel olarak öne çıkarılsa da, gördüğünüzde, hiçbir numara olmadığını anlıyorsunuz.

Evet; dönüp dolaşıp: Psarou’ya geliyorsunuz.

Yalnız: unutmayın ki, adada hayat çok geç başlıyor. Yani: erken saatlerde, buralarda pek fazla hareket göremezsiniz. Burası: gerçekten muhteşem bir deniz olan yer. Koyda: harika tekneler var. Zenginlik ve şıklık bir arada görülüyor.

Plajda: şezlong bulmanız veya kafanıza uygun bir yerde şezlong bulmanız, biraz zor olacak. N’ammos restoranda ise; güzel bir masa bulmak için uğraşmanız gerekecek. Plaj çok güzel ama, biraz fazla gürültülü. Aile plajı olması nedeniyle, çoluk-çocuk bağrışıp duruyor. Büyük olasılıkla: kısa bir süre sonra, kendinizi bara atacaksınız.

Bar’da: rose şarabı ve yanında leziz somonlu kanepe. Saat: 15.00 gibi, N’amosa geçebilirsiniz. Daha önce inatla rezervasyon yaptırdığınız masanıza oturduğunuzda: muhteşem yemekler ve içkilerin tadına bakmaya başlayacaksınız. Özellikle; mezeler ön planda ve humus harika yapılıyor. Bunun yanında: cacıki, ketalaki (buranın köftesi) ve özellikle: greek salad. Tüm bunlar damak tadı. Hesap mı? Muhtemelen 100-150 Euro arasında.

Müzik ve ambiyans muhteşem. Ama, yinede, saat: 19.00 gibi buradan ayrılın. Güneşin batışını izlemeniz gerek. Üzerinize, uygun kıyafetler (özellikle akşam rüzgarlı olması nedeniyle, biraz serin oluyor) alarak: Caprise gidin.
Capris’te: gün batımını izlemek, gerçekten çok keyifli. Ama; mutlaka Caprice olması gerekmiyor, çünkü Caprice, küçük bir mekan ve her saat içeride, insanlar parti düzenliyorlar.

Burada: birçok yer var. Örneğin: Aqua Taverne, Galleraki, Kastro. Buralarda da oturarak güneşin batışını izleyebilirsiniz.

Akşam yemeği için: saat: 22.00 gibi, Sea Satin Market düşünülebilir. Bu aradaki süreyi; yani yemek saatine kadar olan süreyi: sokaklarda gezinerek geçirebilirsiniz.

Butikler filan çok keyifli. Saatiniz gelince, yani saat: 22.00 gibi, Sea Satin Market’e gidebilirsiniz. Burası: deniz kıyısında, oldukça büyük bir bahçe. Yalnız: açık olan deniz tarafı, fazlaca eser. Korunaksız yani bu esintiye karşı bir masaya oturmamalısınız.

Neyse, yerinizi ayarladıktan sonra: burada mevcut, Türk usulü mezelerden tadın ve daha sonra balık (örneğin: sinarit ) düşünülebilir. Finalde ise: tatlı düşünülebilir. Tatlı önerim: Lokmares. Yani: bildiğiniz İzmir lokması.

Ama, o kadar lezzetli yapıyorlar ki, parmaklarınızı yiyebilirsiniz. Buranın, yani Sea Satin’in diğer bir özelliği de: banttan yüksek sesle Yunan müziği çalıyor olması. İnsanlar, bağırış çağırış bu parçalara eşlik ediyorlar. Hızlı parçalarda, herkes masaların üzerine çıkıp oynuyor.

Evet, günü buradaki eğlenceye katılarak bitiriyoruz ve otelimize dönüyoruz.

mykonos.3
Yunanistan Mykonos Adası

Diğer bir gün

Evet, bugün: Parage Beach’deki Kalua’ya gideceğiz. Ama, buraya gitmeden önce: (çünkü saat daha erken, buralarda hareket sabah saatlerinde başlamıyor) Paradise Beach’deki Cavo Paradiso’yu görmeye gidin. Ama: burada da erken saatlerde herhangi bir hareket yok, size ve özellikle genç ziyaretçilere, burayı da, akşam saatlerinde mutlaka görmelerini öneriyorum.

Evet: dönüyoruz, Kalua’ya.

Mykanos adasına giden herkesin, mutlaka gidip görmesini önereceğim bir yer. Saat: 12.00 gibi girdiğimiz mekandan; her türlü içkinin tadına bakarak ve çılgınca dans ederek, dans edenleri izleyerek, saat: 20.00 gibi çıkıyoruz.

İnsanlar: bar masalarının üzerinde dans ediyorlar. Ülkemizden ithal birçok güzel şarkının Yunanca sözleri, insanları harekete geçiriyor ve çılgınca eğleniyorlar. Tüm öğlen ve akşam, burada yaşadığımız muhteşem bir eğlencenin maliyeti kişi başı, muhtemelen: 100-150 Euro arası tutuyor.

Saat: 20.00 gibi, buradan çıkıp, adada çok ünü olan: Süper Paradise Beach’deki partiye gidiyoruz. Orası iyice kopmuş durumda. Yaş ortalaması: 24-26 civarında olan insanlar: masaların üzerinde dans ediyorlar. Hiç içki filan almadan: burada, 10-15 dakika kalıp, günün geri kalan kısmını değerlendirmek üzere: La Maison de Catherine bölgesine gidiyoruz.

Bu sefer: arabanız var ise, liman bölgesindeki otoparka bırakabilirsiniz. Catherine: sempatik, şık ve oldukça eski bir yer. Ama bence gidilmesi çok da şart değil. Öncelikle: pahalı olması dezavantajdır. Buranın tüm personeli: gey. Yeterli sipariş vermeseniz, yemek sonunda kahve ve tatlı almazsanız bozuluyorlar. Ama: siz, tatlı ve kahveyi, merkezdeki meydanda, herhangi bir yerde alın. Maksat değişiklik olsun.

Kyriaki Meydanında: waffel yiyebilirsiniz, çok lezzetli yapıyorlar. Burada: oldukça çok sayıda: gey barı var. Hatta, bir tanesinde ki buranın eski gey barıymış “Pierro’s dragqueen show’ları vardı. Evet, bu meydanda zaman geçirerek, günü noktalayabilirsiniz.

mykonos.9.güzel.
Yunanistan Mykonos Adası

Diğer bir gün

Bugünü, denize girerek ve güneşlenerek geçirmek isterseniz: Panormos Beach’e gidebilirsiniz. Pek öyle ahım şahım güzel bir yer değil. Farklı bir yere gitmiş olmak için deneyebilirsiniz. Ve ya; Kalo Livadi Beach’i deneyebilirsiniz. Burada: deniz harika ve tertemizdir. Öğlen yemeğini: burada, Sol Mar’da yiyebilirsiniz. Buranın yemekleri muhteşem, tam bir damak tadır.

Squid with pesto (fesleğenli sübye) denemelisiniz. Evet, yemek olarak burası, adanın en güzel lokantalarından biri. Mutlaka gidin. Kalo Livari Beach bölgesi: adanın nispeten güzel yerlerinin başında geliyor. Buraya: uzun zaman ayırmanız gerek.

Bunun dışında: adada bulunduğunuz da uzun zamanınız olduğunda: diğer şehir olan Ano Mera’yı da gezinti için düşünebilirsiniz. Zaten iki şehir arasındaki uzaklık fazla değil, birbirlerine yakın, 20 dakika civarında.

mykonos.yel değirmenleri.1
Yunanistan Mykonos Adası Hora Kasabası

MYKONOS (HORA) KASABASI

Adadaki tek büyük yerleşim yeridir. Limanda balıkçı teknelerini görebilirsiniz. Limanın yanında ise: moda fotoğrafçılarının rağbet ettikleri bir arka plan olan: eski ama hoş, yuvarlak kubbeli “Paraportiani Kilisesi” var.

Limanın arkasında: dar sokaklardan oluşan bir labirentteki beyaz badanalı evlerin balkonları: saksılar ve begonvillerle dolu. Her köşede: sanat galerileri, mücevherciler ve moda restoranlar bulabilirsiniz.

Ama; sabahın erken saatlerinde sokaklar boş olur. Bu şekilde, özellikle söylediğim gibi, sabahın erken saatlerinde çıkarsanız: adanın mimarisini görebilirsiniz. Evlerin parlak boyalı kapılarının ardında: serin avlular var. Dar sokakların taş yolları beyaz boyanarak belirlenmiş.

FOLKLOR MÜZESİ

Müzenin binası, 1700 yıllarından kalma bir malikanedir. İçeride onarılmış bir 19’ncu yüzyıl mutfağı ve yatak odasının yanı sıra, yine bu yüzyıllara ait birçok antika eşyayı da seyretmek mümkün. Bir köşede duran ve Mikonos’lulara o hüzünlü geçmişi hatırlatan, içi doldurulmuş Pelikan Petros’un ise ilginç bir hikayesi var.

1950 yılı kışındaki büyük fırtınada; Ada’ya zorunlu iniş yapan pelikan Petros. Adalılar kuşu bağırlarına basar. Çünkü: Pelikan’ın gelişiyle beraber Ada’nın kaderi sakin bir balıkçı köyü olmaktan, dünyanın en ünlü eğlence merkezlerinden biri olmaya doğru bir değişim yaşamaya başlar. Ancak, 1985 yılında Pelikan Petros, bir arabanın altında kalarak can verir.

PARAPOTİANİ KİLİSESİ

Ada’ya tepeden bakan bu kilise, sayıları 500’ü geçen kiliseler içinde görsel bakımdan en dikkat çekici olanıdır. Bunun sebebi de, beş ayrı küçük kilisenin tek bina olarak birleştirilmesiyle ortaya çıkan ilginç asimetrik görüntüdür. Fotoğraf tutkunlarının görmesi gereken kilise Meryem Ana’ya adanmış.

ALIŞVERİŞ

Dünyanın en ünlü markalarının satıldığı mağazalar, Ada’da yoğundur. Ayrıca: keten ve dantel perdeler, Mikonos’ta en çok satılan eşyalardandır. Kuyumcularda eski Bizans takılarının kopyaları, galerilerde ise müzelerdeki antik objelerin kopyaları ve Antik Yunan Desen’i motifli halılar ilginç olabilir.

Yunan adaları hakkındaki genel bilgiler.

Yunan adaları gezi planı.