Lüksemburk

Lüksemburk

 

Şehrin, İngilizce ismi “Luxembourg” dur. İsminin kelime anlamı Işıklı ülkedir.
Dünya üzerinde, yaşam kalitesi açısından, dünya 4’ncüsüdür.

2005 yılında ise, dünya birincisidir. Milli gelir açısından ise, resmi rakamlara göre, dünyanın en zengin insanlarının yaşadığı bir ülke olarak öne çıkmaktadır.

Ancak, özellikle İstanbul’dan küçük bir ülke olması, İstanbul’dan buraya giden ziyaretçilerin, başlangıçta kabullenememelerine sebep olmaktadır.

Bunların yanında, şehir, iyi korunmuş, eski kaleleriyle, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Özellikle, 1000 yıllık evler, gerçekten korunması gereken yapılardır.

HAVAALANI

Ülkenin havaalanı ismi “Findel Havaalanı” dır. Buraya, havayolu ile ulaşmayı düşünürseniz, bindiğiniz uçakta kesinlikle, bankacı tipli, gerek kıyafetleri ve gerekse tavırlarıyla, bambaşka insanlarla karşılaşacaksınız.

Havaalanı, şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır. Alan ile şehir merkezi arasında, otobüs ile yaklaşık 30 dakika bir yolculuk yapmanız ve 1.5 Euro ödemeniz yeterlidir. Taksi düşünürseniz, bu kez, 20 Euro ödemeniz gerekir.

Şehirden, Avrupa’nın yakın diğer şehirlerine trenle yolculuk yapmak isterseniz: Brüksel 2.5 saat ve 30 Euro, Amsterdam 6 saat ve 50 Euro, Paris 4 saat ve 45 Euro’dur. Paris ile aradaki bağlantı için, son yıllarda yapıla hızlı tren, büyük kolaylık sağlamıştır. Ayrıca: 150 km. uzunluğundaki otoyol ile, şehir, komşu Belçika-Hollanda ülkelerine bağlanmıştır.

Son bir not, buranın havaalanına çok sayıda büyük uçak inip kalktığını görürseniz şaşırmayın, çünkü bu havaalanı, Avrupa’nın en büyük kargo havaalanıdır.

TARİH

Şehrin geçmişi, 1000 yıl öncesine kadar dayanmaktadır. Ülke hakkındaki ilk yazılı bilgiler: 963 yılında, Kont Siegfried zamanında, bölgede, Lüttenburg kalesinin kurulması ile başlar.

1354 yılında, kral Karl, şehri dukalığa dönüştürmüştür. Dukalık yönetimi: 1443 yılında, başkalarının egemenliğine girer. Ancak, 1600’lü yılların başında, evlilik bağları sonucu, bölgede İspanyol egemenliği hakim olur.

1685 yılında ise, bölge, Fransızlar tarafından ele geçirilir. 1815 yılına kadar Fransız hakimiyeti altında kalan ülke: Viyana kongresi sonucu bağımsız bir dukalık olarak, Hollanda’ya geçer.
1830 yılında ise, bu kez, Belçika hakimiyeti görülür.

Her iki dünya savaşında, tarafsızlık gösteren ülke: yine de, Alman işgaline uğramıştır.
1947 yılında ise, Hollanda ve Belçika ile birlikte “Benelüks” denilen gümrük birliği kurulmuştur.

Lüksemburk

GENEL

Şehir, 90 bin kişilik bir nüfusa sahiptir. Deniz kıyısında bulunmaması, ülkenin en büyük özelliklerinin başında gelmektedir. Avrupa’nın en küçük ülkelerinden birisidir.

Ülkenin genişliği en fazla 58-80 km. arasında değişmektedir ve Şehir: 1995 ve 2007 yıllarında “Avrupa Kültür Başkenti” seçilmiştir. Yani, Avrupa’da, başkaca iki kez, kültür başkenti seçilen şehir bulunmamaktadır.

Ülkenin kuzeyinde: Ardenler bulunur. Bu bölge, yoğun ormanlık yani yeşil alan ile kaplıdır. Buraya: Ösling ismi verilir. Burada, nüfus seyrekleşir.

Ülke: “Grandük” denilen bir kral tarafından yönetilir. Ama aynı zamanda, parlamenter temsili demokrasi sistemi geçerlidir. Ülkenin anayasası ise, ilk olarak “1868” yılında yapılmıştır. Hükümet Başkanı ve bakanlar, Grandük tarafından atanır ve onaylanır.

Ülkede: çevresindeki komşularının etkisiyle 3 dil konuşulmaktadır. Bunlar: Almanca, Fransızca ve Lüksemburgçadır. Lüksemburgça dili: tüm Lüksemburklular tarafından bilinir. Almanya sınırında Almancadan, Fransa sınırında ise, Fransızcadan yoğun olarak etkilenmiştir.

Eğitimde kullanılan dil: 3 dillidir. Bu 3 resmi dil dışında, İngilizce de zorunlu olarak öğretilmektedir. Ancak, sokaktaki yaşantıda, otellerde ve restoranlarda, İngilizce pek yaygın değil, bilginiz ola.

Yani, bir restorana gittiğinizde, önünüze gelen menü, büyük olasılıkla “Fransızca” olabilecektir. İngilizce istediğinizde ise, “hayır yok” denilecektir. Çünkü İngilizce sokaktaki insan tarafından pek bilinip kullanılan bir dil değildir. Dini yapılanmada ise, Katoliklik öne çıkar.

Şehir: birçok uluslar arası kuruluşun, genel merkezlerinin bulunduğu bir yer olarak önem kazanmaktadır. Özellikle: Avrupa Birliğinin birçok kurum ve kuruluşu, daire ve ofisi, burada bulunmaktadır.

Ülkede, para birimi olarak “Euro” kullanılmaktadır.

Ekonomi derseniz, ülke, dünya üzerinde en yüksek ekonomik gelire sahip insanların yaşadığı bir yer olarak önem kazanmaktadır. Kişi başına düşen milli gelir ortalaması bakımından: dünya birincisidir. Kişi başı gelir, bu ülkede, 82 bin dolar iken, ülkemizde 13.500 dolardır.

Yani, buradaki insan, ülkemiz insanından, 6 kat daha fazla gelir elde ediyor. İnsandan bahsetmişken, bu ülkede, gerçekten çok miktarda “Portekiz” göçmeni bulunduğunu hatırlatmam gerekir. İnsanlardan bahsetmişken, bu ülkede, muhteşem bir köpek varlığının bulunduğunu da söylemem gerek, şöyle ki, her 5 kişiden birinin köpeği bulunduğu söyleniyor.

Ülkede: enflasyon ve işsizlik oranı, neredeyse sıfırdır. Avrupa’nın en önde gelen sigorta şirketleri, burada konuşlanmıştır. Ayrıca: dünyanın en büyük ikinci yatırım fonu merkezi, buradadır.

Bunların yanında, bireysel bankacılık sistemi de oldukça gelişmiştir. Şehirde, 220 banka şubesi bulunmaktadır. Avrupa’nın birçok zengini, bu ülkede banka hesabı açtırmıştır ve ülkenin bankaları, mahkeme kararı bile olsa, bu hesaplar hakkında kimseye bilgi vermezler.

Burada, en dikkat çeken özellik:

İnsanların burada çalışıp, çevre ülke ve şehirlerde yaşıyor olmaları ve buraya her gün gidip geliyor olmalarıdır. Bunun sebebi: şehirdeki iş gücünün yüksek maaşlar alması, ama aynı zamanda şehirdeki yaşamın çok pahalı olmasıdır.

Bu yüzden, insanlar, burada çalışıyorlar ama burada yaşamayı pek tercih etmiyorlar, çünkü gerçekten pahalı bir şehirdir. Ama öte yandan bu durum nedeniyle, özellikle sabah ve akşam saatlerinde trafik çok sıkışır ve yarım saatlik yollar, ancak 1 saatte alınır hale gelir.

Bunun doğal bir sonucu olarak da: şehrin boşluğu gösterilebilir, insanlar hep şehir dışında yaşadıkları için, özellikle akşam saatlerinde, şehir sokakları bomboştur.

Özellikle, emlak fiyatlarının çok pahalı olması dikkat çekmektedir. 40 m. Karelik bir stüdyo dairenin kirasının, 800 Euro’dan yüksek olduğu söylenir.

İklim derseniz: ülkede “deniz iklimi” egemendir. Buna bağlı olarak, özellikle yaz aylarının son günlerinde, yoğun yağış görülür. Yani, genel anlamda, soğuk bir ülkedir ve bu ülkeyi gezmeye giderseniz, yaz günü bile olsa, yanınızda mutlaka mont bulundurmanızı öneririm. Avrupa’nın en yağışlı ülkesi denebilir. İklim ne kadar ılımlı olsa da, bu yağmurlara dikkat etmeniz gerekir.

Lüksemburk

TATİL GÜNLERİ

1 Ocak Yeni yıl kutlaması,
23 Şubat Karnaval kutlaması,
10 Nisan İyi Cuma kutlaması,
13 Mart Paskalya kutlaması,
1 Mayıs 1 Mayıs bayramı,
21 Mayıs Yükseliş günü,
1 Haziran Whif Pazartesi,
23 Haziran Milli gün
15 Ağustos Varsayım günü,
31 Ağustos Lüksemburg Fete
1 Kasım Tüm azizler günü
2 Kasım All Souls günü
25 Aralık Noel günü,
26 Aralık Aziz Stephen günü

Lüksemburk

GECE HAYATI

Şehirde, yoğun bir gece hayatı bulmak mümkün olmamaktadır. Çünkü, normalde, şehirde akşam saat 7’de hayat bitmektedir. Ama, size bir küçük ipucu: merkezi tren istasyonunun karşısındaki kulüpleri, eğlenmek için düşünebilirsiniz ve hatta bu kulüplerin bazıları, striptiz kulübüdür.

Lüksemburk

NE YENİR-NE İÇİLİR

Bu küçücük şehirde, yaklaşık 10 civarında, Türk kebapçı dükkanı bulunmaktadır. Özellikle, hemen tren istasyonunun karşısındaki dikkatinizi çekecektir. Bence, yerel lezzetler yanında, kendi damak tadımızı tatmak isterseniz, bunların bulunması büyük güzelliktir. Yine de, bu şehirde Türk sayısı çok azdır.

Yine de, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: “Judd mat Gaardebounen” yani “bakla ve domuz etinden yapılan bir tür yemek” denenebilir. Elbette, domuz eti olmaması gerektiğinde ise “Friture de la Moselle” yani “yağda kızartılmış nehir balığı” düşünülebilir. Sosis ve lahana turşusu yanında, bir şişe şarap ısmarlamak gerekebilir.

Tüm bunların yanında, şehirdeki birçok pastanede, bir dilim kek ve bir fincan kahve içmeyi düşünebilirsiniz.

Ülkede, ne içilir derseniz, buranın meşhur şarapları var. Bunların başında gelen markalar: “Pinot Gris” ve “Gewürztraminer” olabilir. Bira severseniz, bu kez, tercih etmenizi önereceğim markalar “Simon Dubbel Donkers” ve “Mousel” olabilir. Yani: bu ülkede, birkaç çeşit üzümden üretilen şaraplar ve içimi yumuşak şampanyalar ünlüdür.

Ayrıca, yine bu ülkeye has “Cremon” denilen içkiyi tatmak önerilir. Bu içki türü: şarap-şampanya karışımı bir içki türü olarak ilgi çekmektedir.

Ancak, zamanla, Fransızlar, bunların ürettiği şampanyaların daha fazla satıldığını görünce, şampanya kelimesinin kullanılmasını yasaklamışlardır. Bunun üzerine, burada üretilen şampanya türü içeceklere “Cremon” ismi verilmeye başlanmıştır.

Özellikle: Ağustos-Kasım ayları arasındaki sürede, çeşitli üzüm ve şarap festivalleri düzenlenmekte ve bunlara, rehberli turlarla katılım mümkün olmaktadır.

Lüksemburk

NE SATIN ALINIR

Burada, sigara ucuzdur, çünkü vergi azdır. Bunun sonucunda, bunu bilenler, buradan fazla miktarda sigara alırlar, ama, özellikle Fransa ülkesine trenle geçerken, gümrük görevlileri, çantalarda sigara araması yaparlar ve fazla sigaralara el koyarlar.

Bunun dışında, bu ülkeden alışveriş yapılmaz. Hatta, bir dilim karpuz bile, 2.5 Euro ücretle satılıyor dersem, bu ülkenin ne ölçüde pahalı olduğu konusunda bana hak verirsiniz. Ama bu arada, eğer araç kiralayıp yaptığınız bir gezi varsa, benzininizi bu ülkeden almanızı öneririm, çünkü vergi olmaması, burada benzinin fiyatının diğer komşulara göre daha düşük olmasını sağlıyor.

Yani, bu ülkede, benzin ve sigaradan alınan vergiler, diğer ülkelere nazaran çok düşüktür ve bu nedenle, sınıra yakın birçok benzinlikte, uzun kuyruklar görürseniz şaşırmayın. Ülkeden arabası ile geçen her kez, bir depo benzin ve bir karton sigarasını alarak geçer.

Bunun dışında, bu ülkede: yılın belli dönemlerinde, genellikle 4 kere, ucuz satış günleri düzenlenir. Bu ucuz satış günlerinde: özellikle tekstil ürünlerinde, uygun fiyatlar yaratılır. Bu dönemlerde, aynı zamanda, alkol ve gıda satışları da artar ve insanlar, trafiğe kapatılan bazı sokaklarda, çılgınca eğlenirler.

Alışveriş ile ilgili son bir not: şehirde, her ayın 2 ve 4’ncü cumartesi günleri kurulan, bit pazarını ziyaret etmenizi öneririm.

Lüksemburk

TURİZM

Şehirde, tüm gezmeniz önerilen yerler, yürüme mesafesindedir. Yani, şehri yürüyerek gezebilirsiniz. Ama, yine de toplu ulaşım araçlarını kullanmak isterseniz: tek binişlik otobüs biletlerinin, 1.5 Euro olduğunu bilmelisiniz. Bu şehri, bir günde rahatlıkla gezebilirsiniz.
Akşam saat 7 de, boşalan sokaklar, günün ilk ışıklarında, yani saat 6 da kalabalıklaşmaktadır. Özellikle, tren istasyonu, sabah saat 6 da, bayağı kalabalık oluyor.

Evet şehir gezinizde, şunu unutmamak gerekir. Şehri, 2 katlı bir şekilde düşünmek gerekir. Şehir merkezinden aşağıya inen dar ve kıvrımlı sokakları çok ilgi çeker. Sokaklarda bulunan dar ve renkli evler, sempati çeker.

1.Kat

Burası, şehri ikiye bölen vadidir. Grund ve Clausen semtleri, burada bulunmaktadır. Bu semtlerde: güzel kafeler, restoranlar görülür. Genelde, insanlar, buralara, hafta sonlarında yani tatil günlerinde giderler. Şehirdeki çeşitli festivaller burada yapılır.

Şehrin en güzel fotoğrafları, yine burada çekilebilir. Vadiden, yukarıya doğru uzanan duvarlar üzerinde, birkaç mağara görülmektedir. Evet, yazının en yukarısında belirttiğim gibi, bu bölge, UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.

2. Kat

Burada, özellikle “Kircberg” semti ilgi çekmektedir. Çünkü, Avrupa Birliği kurumları buradadır. Avrupa Birliğinin: Sayıştay, Adalet Divanı, çeşitli komisyonları ve Parlamentosu buradadır.

Lüksemburk

GEZİLECEK YERLER

Lüksemburk PLACE D’ARMES

PLACE D’ARMES

Kısa ismi olarak “Pless” kullanılır. Özellikle, yaz aylarında, yerli ve yabancı birçok kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Ama, başlangıçta, askeri bir tören alanı olarak kullanılmıştır.
Dizayn edilen alanda, 1554 yılında, büyük bir yangın çıkmıştır.

1671 yılında ise, İspanyol mühendis Jean Charles tarafından, aynı yerde, daha küçük bir meydan dizayn edilmiştir. Biraz önce söylediğim gibi, bunun yapılış amacı, askeri törenlerin icrasıdır. Alan, ıhlamur ağaçlarıyla çevrilidir.

Günümüzde, burası yaya bölgesi olarak kullanılır. Yaz aylarında: kaldırımlar, sayısız kafe ve restoranlar ile çevrelenir. Müzik gurupları, her yaz akşamı, burada konserler düzenlerler. Ayrıca, alışveriş bölümünde söz ettiğim gibi, her ayın 2 ve 4’ncu cumartesi günleri, burada “bit pazarı” düzenlenir. Aralık ayında ise, Noel pazarı düzenlenir.

Meydanın doğu ucunda: Cercle Belediyesi binası bulunur. Yapı, 1906 yılında tamamlanmıştır ve 1909 yılında iç çalışmaları bitirilmiştir. Cephesinde: Lüksemburglu sanatçı Federspiel tarafından yapılan bir heykel görülmektedir. Bina: 1969 yılına kadar, “Avrupa Adalet Divanı” olarak kullanılmıştır. Aynı tarihten sonra ise, Palais Belediyesi tarafından teslim alınmış ve çeşitli kutlamalar ve kültürel etkinlikler için kullanılmaktadır.

Meydanın batısında: “Dicks-Lentz Anıtı” isimli bir anıt görülüyor. Bu anıt: Pierre Federspiel tarafından yapılmıştır. Anıtta, iki ulusal şair (Dicks ve Michel Lentz) tarafından yazılmış milli marşın sözleri görülmektedir. Anıtın tepesindeki aslan, büyük dukalığı temsil eder. Genel olarak “demir-çelik” endüstrisini temsil eden anıt, Lüksemburglular olarak slogan olarak kabul edilen sözleri içermektedir.

Lüksemburk PLACE GUİLLAUME

PLACE GUİLLAUME

Şehrin güneyindeki bir kent meydanıdır.
Meydanın batısında: Lüksemburg City Hall bulunur. Güneybatısında ise, bir atlı heykel bulunur. Heykel: Büyük Dük II. William’ı temsil etmektedir.

Meydanın ismini etkileyen özelliği, meydanın doğusundadır. Meydan: özellikle heykel çevresinde daralır ve ağaçlarla çevrilir.

Meydan alanında, daha önce bir “Frensisken Manastırı” bulunduğu için, buraya halk dilinde “Knuedler” ismi verilir. 1797 yılında, Fransız askerleri, Fransız devrim savaşları sırasında, buradaki bu manastırı işgal etmişlerdir. 1804 yılında, Napolyon, şehri ziyaret ettiğinde, meydanı, Dük II. Guillaume’ye sunmuştur.

1829 yılında, meydan, Belçikalı mimar Justin Remont tarafından yeniden dizayn edilmiştir. 1838 yılında ilk kent konseyi tarafından kullanılan, Belediye Binası tamamlanmıştır. Bu bina: Grandük II William tarafından, 1844 yılında hizmete açılmıştır ve zaten, kendisinin bir heykeli de meydanda bulunmaktadır.

1991 yılından bu yana, her yıl, meydanda, açık hava müzik festivali düzenlenmektedir. The Rock um Kneudler konserleri olarak isimlendirilen bu konserler: 1991 yılından bu yana bu meydanda ücretsiz olarak yapılır ve halkın katılımı sağlanır ve binlerce kişi tarafından izlenir. 1995 yılından sonra, bu konserler uluslar arası düzeyde yapılmaya başlanmıştır.

MUSEE NATİONAL D’HİSTOİRE ET D’ART LUXEMBOURG-ULUSAL TARİH VE SANAT MÜZESİ

Şehirde: tarihi merkezde, Fish Market caddesi üzerindedir. Kısa adı: “MNHA” olarak bilinir.
Şehrin ve küçük ülkenin en büyük müzesidir.

Müzede: Roma ve Ortaçağ dönemlerine ait tarihi eserler bulunmaktadır. Ayrıca: sanat eserleri ve şehrin tarihine ait çeşitli objeler sergilenmektedir.

Bunların yanında: Lüksemburg’da hayat isimli bir bölüm var. Burada: süsleme sanatları ve halk sanatları ve gelenekleri sergileniyor. Ayrıca, çevre ülkelerin dekoratif sanatları da sergileniyor. Başka bir odada, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden temin edilmiş, cam üzerine resimler var.

Lüksemburk MUSEE D’HİSTORİE NATİONAL MİLİTAİRE-ASKERİ TARİH MÜZESİ

MUSEE D’HİSTORİE NATİONAL MİLİTAİRE-ASKERİ TARİH MÜZESİ

Kısa ismi “NMMH” olarak bilinir. Bamertal-Diekirch bölgesindedir. Savaş üzerine oluşturulmuş, büyük bir müzedir.

Müzede: askeri araçlar ve silahlar bulunmaktadır. Ayrıca, fotoğraf arşivi bulunmaktadır. Müzenin binası ise: 1944-1945 yılları arasında, şehirde kullanılan “eski bira fabrikası” dır.

Müzede özellikle: Amerikan askerlerinin, Dünya savaşı sırasında, askeri operasyonlarda kullandıkları malzemelerin teşhir edilmesidir. Özellikle, Amerikan 5. Piyade Tümeninin, nehir geçişinde kullandıkları gereçlerdir. Bunlar, manken askerler ile birlikte canlandırılmıştır.
Müzenin ikinci kısmı: Lüksemburg tarihine adanmıştır.

MUSEE D’ART MODERNE GRAND-DUC JEAN-GRANDÜK JEAN MODERN SANATLAR MÜZESİ

Müze: Dral Eechelen Park alanı içindedir.
Müzenin kısa ismi “MUDAM” dır. Yani, bu müze “MUDAM LUXEMBOURG” olarak biliniyor.

1999 yılında başlayan inşaat sonucu, 2006 yılında ziyarete açılan müzenin binası, mimar Çinli-Amerikalı M. Pei tarafından yapılmıştır. Ancak, doğal çevre ile mükemmel bir uyum söz konusudur. Yapı: 4500 m. Karelik bir alana kurulmuştur.

Müze, yoğun ziyaretçi almaktadır, ilginizi çekebilecek eserler b ulunmaktadır, ziyaret etmenizi öneririm. Koleksiyonlar içinde:; teknik ve estetik formlarda, çağdaş yaradılışın tanıklık ettiği, resim, desen, heykel, fotoğraf ve aynı zamanda tasarım, moda, grafik tasarım ürünleri görülebilmektedir.

Bu eserler, uluslar arası üne sahip, 100 den fazla sanatçı tarafından üretilmiş, 230 eserdir. Müzenin içinde, özellikle cam saray muhteşem.

Lüksemburk CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ 
Lüksemburk CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ 

CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ 

Burası, şehirde, çok keyifli bir yürüyüş yoludur. Ancak, Avrupa’nın en güzel balkonu olarak da değerlendirilmektedir. Bu doğal yürüyüş yolu, St.Esprit platosunda, Bock burnuna kadar gitmektedir. Bu yol; 17’nci yüzyılda İspanyollar ve Fransızlar tarafından inşa edilen surların, 1860 yılında tasfiye edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Burada, eski şehir duvarları boyunca, Alzette nehrinin kıyısında, dar bir vadi izlenir. Yol: Citadelle du St Esprit kalesi ve 1632 yılında inşa edilmiş olan şehir kapısı Grunder kapısı ile Bock burnunu birbirine bağlar.

Yürüyüş yolu: Saint Esprit nehrinin vadisi ve panoramik şehir manzarası sunmaktadır. Bunun yanında: Petrusse ve Alzette vadileri ve Grund bölgesinin muhteşem manzarasını görebilirsiniz. Ayrıca, Arnavut kaldırımlı sokakları ile insanların ilgisini çekmektedir.

Evet, burada, 100 dakikalık bir yürüyüş sırasında, 1000 yıllık bir geçmişi görebilirsiniz. Bu zengin yürüyüş yolu, sizi, şehrin en eski mahallelerine götürür.

Zaten, şehrin bu eski bölümleri, UNESCO tarafından, koruma altına alınmıştır. Kale köprüsü: kırmızı kumtaşından, 1735 yılında yapılmıştır. St.Ulric ise, şehrin en eski kilisesidir.

Lüksemburk WENZEL WALK MAHALLESİ

WENZEL WALK MAHALLESİ

Şehrin en eski mahallelerinden birisidir ve geçmişi, yaklaşık 1000 yıl öncesine kadar gider. Mahallenin: 1383-1419 yılları arasında, Lüksemburg Dükü II. Wenceslas’a vergi ödediği, kayıtlarda görülmektedir.

Burada, ilk yerleşim: 963 yılında, Kont Siegfried tarafından, Alzette nehrine bakan bir kayalık üzerinde kale inşa edilmesiyle yapılmıştır. Bu kale: diğer Avrupalı güçler tarafından sürekli ele geçirilmeye çalışılır.

Bunlar arasında: İspanyollar, Fransızlar, Avusturyalılar, Prusyalılar ve Almanlar sayılabilir. Çünkü: burası, Fransa ve Almanya arasında sıkışmış ve çevresine hakim, doğal bir oluşumdur. Bu yüzden, sürekli çalkantılı bir dönem geçirmiştir.

Bu mahallede, rehberli bir tur ile gezinmenizi öneririm. Bu gezinizde: gayet güzel ve yeterli tabelalarla, gezi istikameti belirtilmektedir.

Gezi parkurunda: 14’ncü yüzyıldan günümüze gelen: kale surları, tüneller, kuleler, köprüler, hareketli caddeler görebilirsiniz. Ayrıca, çevrenin panoramik manzarası da muhteşemdir.

Dar bir vadide ilerlerken

Çeşitli köprü ve viyadükler üzerinden geçeceksiniz. Başlangıç noktası: Bock Promontory denilen ve Lüksemburg kalesinden daha muhteşem bir yerden başlanılıyor.

Bu noktada: Jacob kulesinde, tarihi ve görsel-işitsel bir anlatım yapılıyor. Bock denilen bu bölgenin altında: şehrin farklı bölgelerine erişimi sağlayan, nemli tüneller uzanıyor.

Bu tüneller: farklı dönemlerde, buraya yapılmış ve özellikle II. Dünya savaşında, bombardımanlar sırasında sığınak olarak kullanılmıştır.

Tüneller günümüzde, küçük doğal açıklıkları, zayıf elektrik ışıkları, merdivenleri ile, ürkütücü bir görünüm sunuyor. Ama, bu muhteşem tahkimat: buranın, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmasını sağlamıştır.

Yürüyüş, Alzette nehrinin yeşil sularının kenarında, işgal etmek üzere bölgeye gelen kuvvetleri engellemek için yapılan su setinin yanında devam ediyor ve şehrin en eski kilisesi olan St. Ulric yakınlarında bitiyor.

Evet, 100 dakikalık bu yürüyüş sırasında, 1000 yıllık bir tarihi süreci yaşıyorsunuz. Kesinlikle, burayı görmenizi öneriyorum.

Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ 
Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ 
Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ 

 

MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ 

Müze: Saint-Esprit bölgesindedir. Yani, eski şehrin kalbindedir. Müzeye giriş ücretlidir: giriş ücreti, yetişkinler için 5 Euro’dur. Gençler için ise, 3 Euro’dur.

Bu müze, Lüksemburg şehrinin tarihi anlatmaktadır. 1996 yılında, Lüksemburglu mimar Conny Lentz tarafından yapılmıştır. Müze binasında: özellikle cam cephe ve katlar arasındaki geniş panoramik manzaralı asansörler de ilgi çekmektedir.

18 metre karelik bu asansör, dakikada 65 kişiye hizmet verebilmektedir. Düşük hızla ilerleyen bu asansörlere bindiğinizde: katlarda gömülü belirgin kayaları hayranlıkla izleyebilir ve Grund tepesinin panoramik manzarasını izleyebilirsiniz.

Müze, iki bölümden oluşmaktadır. Müzede, yerli ve yabancı halk kültürleri ve toplumsal konuları içeren geçici sergiler düzenlenmektedir. Geçici sergiler, 1.katta: 18-19’nolu odalarda görülüyor.

Ayrıca, yıl boyunca, çağdaş sanatçıların eserlerinin bulunduğu daimi koleksiyon sergilenmektedir. Diğer bölümlerde ise, 1839 yılından günümüze kadar olan süreçte, Lüksemburg’un evrimi, tarihi geçmişi anlatılmaktadır. Müzede, dokunmatik ekranlar var, bunlar ile şehrin kentsel gelişimi de görülebiliyor.

Lüksemburk PALAİS GRAND DUCAL

 

PALAİS GRAND DUCAL

1570’li yıllarda, İspanyollar döneminde yapılan yapının mimarı tarzı: Kuzey Afrika esintileri taşımaktadır. Aslında bir anlamda, kraliyet ailesine yaraşır bir saray denilse de, günümüzde, kraliyet ailesi bu sarayda yaşamıyor. Ama, başlangıçta, Lüksemburg Büyük Dükü’nün resmi konutu olarak yapılmıştır.

II. Dünya savaşında ise, yapı, Naziler tarafından konser salonu ve lokal olarak kullanılmıştır. Ancak, bu kullanım sırasında, saraya büyük hasarlar verilmiş, mobilyaları ve sanat koleksiyonu hırpalanmıştır.

1945 yılında, Büyük Düşes Charlotte ülkeye sürgünden dönünde, burada yaşamaya başlamıştır. Ancak, yapı 1960 yılında yeniden dekore edilmiş ve 1991-1996 yılları arasında ise, büyük restorasyona tabii tutulmuştur.

Evet, gelelim günümüze, Saray, günümüzde ziyarete açıktır. Burası, Grandük resmi ikametgahı olarak kullanılıyor ve Lüksemburg askerleri tarafından korunuyor. Ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet adamları, burada ağırlanıyor. Yıl boyunca, birçok resepsiyonlar veriliyor.

Lüksemburk CATHEDRALE NOTRE DAME

CATHEDRALE NOTRE DAME

Ülkenin: Meryem Ana’ya adanmış, en büyük dini yapısıdır.
Yapının ilk yapılışının, 1613 yılına kadar gittiği ve aynı yıl, burada bir Cizvit kilisesinin kurulduğu söylenmektedir.

Günümüzdeki yapının mimarisi, gotik mimari özellikleri göstermektedir. Kilise yapısı: 1870 yılında, Papa tarafından kutsanmış ve katedral haline gelmiştir. Yapı: 1935-1938 yılları arasında genişletilmiştir. Yapının merkezinde, ünlü Lüksemburklu heykeltıraş Lucien Wercollier tarafından yapılan bir bronz heykel bulunmaktadır.

PHİLARMONİE LUXEMBOURG GRANDE-DUCHESSE JOSEPHİNE-CHARLOTTE-LÜKSEMBOURG FİLARMONİ ORKESTRASI

Burası, şehir merkezinde bir konser salonudur.
2005 yılında açılmıştır. Salonun inşa edilmesi sebebi: Lüksemburg şehrinin, 1995 yılında, Avrupa Kültür Başkentliğine aday gösterilmesidir.

Bunun üzerine, Lüksemburg Parlamentosu, 1997 yılında, bu konser salonunun yapılmasına karar verir ve yapılan yarışma sonucunda seçilen proje uygulamaya konulur. Salonun inşaatı: 2002-2005 yılları arasında sürdürülür.

Yapının mimarı: Christian de Portzamparc’dır. Cephede: 823 tane, 3-4 sıra halinde düzenlenmiş, beyaz çelikten sütunlar görülmektedir. Yapı içindeki, üç salonun akustik düzeni: Çinli Albert Yanying tarafından yapılmıştır.

Sonuçta, konser merakınız olmasa da, salonun mimari görünümü mutlaka ilginizi çekecektir.

GRAND-DUC JEAN-MODERN SANAT MÜZESİ

Kirchberg bölgesindedir. Kısa ismi “Mudam” olarak bilinir.
Müze binası: Hritzker ödüllü mimar IM Pei tarafından yapılmış ve 2006 yılında ziyarete açılmıştır. Müzede, daimi koleksiyon için, 100 kadar sanatçının, 200 kadar eseri sergilenmektedir.

Lüksemburk

ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Lüksemburk ECTERNACH

ECTERNACH

Ülkenin en eski şehridir. 800’lü yıllarda kurulmuş şehirde, bir manastır ve manastırın küçük ve ilginç bir müzesi, görülmeye değerdir. Almanya sınırı yakınlarındadır.

Şehir, 698 yılında, Echternach Abbey tarafından kurulmuştur. Sauer nehri ise, Lüksemburg ile Almanya arasında sınırı oluşturur. Roma döneminde de, burada yerleşim görülür. Özellikle, 1975 yılında keşfedilen Roma villası ilgi çekmektedir. Hatta, bu Roma villasının, Alplerin ve Kuzeyin en büyük Roma dönemi yapısı olduğu söyleniyor.

Burada, ayrıca 2 kilise var. Bunlardan, St. Wilibrord, 8’nci yüzyıldan kalmadır ve kentin tarihi merkezindedir. Diğer kilise St. Peter ise, Paul bölgesindedir. Şehir merkezindeki, Prehistorya Müzesi ise, insanlık tarihinin bir milyon yıllık geçmişine dair izler taşımaktadır.

1975 yılından bu yana, şehirde, her yıl Mayıs ve Haziran aylarında “Uluslar arası Müzik Festivali” düzenlenmektedir.
Aynı zamanda, Lüksemburg şehrinde, buraya giderken, yine birkaç ilginç şato görebilirsiniz ki, bunları da gezmenizi öneririm.

Lüksemburk VİANDEN KASABASI

VİANDEN KASABASI

Ülkenin kuzeyindedir. Buranın en görülmesi gereken yapısı: Vianden kalesidir. Kale: Ortaçağ döneminde yapılmıştır ve çok yeni görülmesinin sebebi, 19’ncu yüzyılda restorasyona tabi tutulmasıdır.

Kaleye çıkan yollar ve patikalar, gayet ilgi çekicidir. Ama, aynı zamanda yükseklik korkusu olanlar için de olumsuzdur. Kalenin içinde bulunan küçük müze bölümünde: 11’nci yüzyıldan kalan goblenler, zırhlar, süslü mobilyalar görülebilmektedir.

Fransız yazar Victor Hugo: burada, bir süre sürgünde kalmıştır. Bölgede, kendisinin sürgünde iken yaşadığı ev, günümüzde “Victor Hugo House” olarak düzenlenmiş ve 1935 yılından bu yana müze olarak kullanılmaktadır. Burada, ünlü yazarın kişisel belgeleri, özgün eserleri ve mobilyaları görülebilir. Ayrıca, Rodin tarafından yapılan büstü görülüyor.

Lüksemburk SCHENGEN ŞEHRİ

SCHENGEN ŞEHRİ

Schengen anlaşmasının imzalandığı bir kasabadır. Küçük bir şarapçılık köyü olarak bilinirken, 14 Haziran 1985 tarihinde “Schengen Anlaşması” nın imzalanması ile, bütün dünyada, meşhur ve bilinir olmuştur.

Kasabanın bir köşesinde durup, muhtemelen 10-15 metre uzaklığa baktığınızda, Almanya-Fransa topraklarını görebilirsiniz. Yani, burası bir anlamda, üç ülkenin topraklarının birleştiği bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ayrıca: şehirde, 1390 yılı yapımlı bir kale görülmektedir. Kale, 19’ncu yüzyılda yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde, otel ve konferans salonu olarak kullanılmaktadır.

Şehirdeki diğer bir yapı ise, “Centre Europeen” olarak isimlendirilen Avrupa Müzesidir. Müze, 13 Haziran 2010 tarihinde, yani anlaşmanın imzalanmasının 25’nci yılında açılmıştır. Müzede, anlaşma ile ilgili olarak, tarihi fotoğraflar, video ve ses görüntüleri bulunmaktadır.